Keşan Bisiklet Turu 2. Gün

2. Gün 3 Eylül Salı

“Deniz diye bir şey vardır insan

kardeşlerim”

Kara-2 suyun üzerinde 5 metrelik bir

takada, hüznümdeki yerini buldu yüzüm…

 

Feyyaz Alaçam

 

 

Bisiklet turlarında çadırda uyumak bir başka oluyor, artık mat, uyku tulumu ve sert zeminde vücudum alıştı. Bununla birlikte cep telefonumun alarmını saat 07:00 ‘ ye ayarlamama rağmen 7 den önce uyanıp kalkıyorum. Çadır konforuna alıştım gayri ne diyeyim. Hemen hemen 2 aydır doğru dürüst bisiklete binmedim, ilk gün fazla zorlanmadan 91 km yapmama rağmen güzel bir uykuyla sabah dinlenmiş bir halde kalktıktan sonra çadırımın fermuarını açınca Çağrı ile yüz yüze geliyorum.

2-1

Adnan da uyanıp günaydın seramonisine katılıyor.

2-2

Çadırlarımızı kurduğumuz yer ve bisikletlerimiz bizim biran önce yola çıkmamızı sabırsızlıkla beklerken.

2-3

Çadırdan çıkıp diğer arkadaşlara günaydın diyerek güne, güneşin doğuşunu seyretmeye hazırlanıyorum. Akşam güneşin batışını sevdiğim gibi ertesi sabah güneşin doğuşunu seyretmek ve parlak ışıklarının ilk pırıltılarılya güne başlamak beni her gün sevince boğuyor.

2-4

Bu gün turumun ilk sabahı ve güneşin doğuşunu izleyerek çantalarıma güneşin ilk ışıltılarını bir güzel dolduruyorum. Bu çok önemli dostlar, Başmakçıdan güzel insan Esma Eser Açıkgöz’ ün dediği “kutsal hazinemin” ilk parçası güneşin ilk ışıkları ve çantam tıka basa ışıkla doluyor, yolumu her daim aydınlatsın diye. Ayrıca yolda arkadaşlarımla da paylaşınca kutsal hazinem gittikçe çoğalıyor. Güneşin doğuşunu büyük bir hazla seyrettikten sonra çadırları ve eşyalarımızı toplamaya başlıyoruz.Toplanıp bisikletlere eşyalarımızı yükledikten sonra sıra geldi deniz sefasına. Dün akşam üşengeçlik ve aç olmamızdan dolayı denize bakmamıştık bile. Şimdi yüzme zamanı, şortumu giyip havlumu aldıktan sonra hemen deniz kıyısına varıyorum.

2-5

Adnan ve Çağrı’ ya diyorum ki ben denize atlarken beni havada yakalayabilecek misiniz, bakalım parmaklarınız ne kadar hızlı, sizi test edeceğim. Onlara nerede duracaklarını söyleyip fotoğraf makinaları ile yerlerine geçip hazır hale gelince denize dalma hazırlığı yapıp kıyıdaki derinliği bakıp atlanacak derinlikte olduğunu gördükten sonra geriliyorum birazcık.

2-6

Ve koşarak zıplayıp denize balıklama atlıyorum. Yarışmayı Çağrı kazanıyor, resimde gördüğünüz gibi beni havada yakalayıp donduruyor adeta.

2-7

Maalesef Adnan ikinci oluyor, Adnan beni suya daldıktan sonra anca yakalayabiliyor. Ne yapalım biraz daha çalışması gerekiyor bu konuda, ben her zaman poz vermeye hazırım nasılsa. Böyle denize dalmayı çok seviyorum ve iyi de oluyor benim için.

2-8

Benim ardımdan Burcu, Can ve Adnan da dayanamayıp sabah seherinde denize giriyorlar ama benim gibi dalamıyorlar. Benim dalışım özel stil, bilmeyenler denemesin sakın, derinliği ve vücudunuzu iyi ayarlayamazsanız başınızı kuma çarpabilirsiniz yada göğsünüzü kuma zımpara gibi sürünüp yaralanmaya neden olabilirsiniz, deniz taşlıkta olabilir, aman ha ! Gözünüzü seveyim… Sabah banyomuzu denizde aldıktan sonra Cafenin duşunda durulanıp kurulanmaya başlıyoruz. Üzerimi tuvalette değişip giyinerek Cafe sahibi Hasan ile vedalaşıyoruz. Cafenin ilginç süslemeleri, deniz kabukları, deniz feneri ve yengeçler.

2-9

2-10

Ayrılmadan önce Can poz veriyor samimiyetinle.

2-12

Adnan ı da İlknur Cafenin sahibi Hasan ile resmini çekiyorum. Hasan bize her zaman gelip burada kamp yapabilirsiniz diye kapısını açık bırakıyor, ardımızda açık bir kapı bırakarak vedalaşıyoruz Hasanla.

2-11

Kahvaltıyı Altın ova beldesinde çarşıda bir kahvede yapacağımızdan Altın ovaya pedal çevirmeye başlıyoruz. Buradan Altınova 10 km, sabah antreman niyetiyle düz yolda giderken bizden yaşlı iki bisikletçi ile rastlaşıyoruz, biraz muhabbetten sonra bize çay ısmarlamak için kahveye davet ediyor. Adı Ayhan Arslancan.

2-13

Biz de kahvaltımı yapacağız zaten diyerek teklifini kabul edip onları takip ederek belde merkezinde kahveye geliyoruz. Kendimize bir masa ayarlayıp oturduktan sonra, fırından gevrek, ekmek ve bakkaldan biraz peynir alıp bendeki zeytin, bal ve acı biber salçası ile sabah kahvaltısını duble çaylarımızı söyleyerek yapıyoruz. Bizi davet eden Ayhan beyle sohbet ederek bir güzel karnımızı doyurduktan sonra Ayhan beye çaylar için teşekkür edip yola çıkıyoruz.

2-14

2-15

Seyhat ederken yaşann bazı önemli olayları yazımı yazarken hatırlamak için kırtasiyeden kırmızı kaplı bir not defteri alıyorum kendime. İyi de oluyor tur boyunca devamlı not tutuyorum, böylece yaşadıklarımı unutmayacağım.

071020134225

Altın ova dan ana yola İzmir – Çanakkale yoluna çıkınca sağımızda tuz havuzlarını görüyoruz. Burada havuzları deniz suyu ile doldurup güneşin ısıttığı su buharlaştıktan sonra tuzları toplayıp işleyerek satışa sunuyorlar. Aynı zaman da deniz kuşları da buradan besleniyor, bilahsa filamingo kuşlarını görünce resimlerini çekiyorum.

2-16

Her ne kadar havuzlarda tuz üretimi yapıyorlarsa da su olunca doğal bir yaşam oluşmuş. Burcu bu doğal yaşam ve tuzladan geçerken şöyle diyor:

” Üzüldüm yoldan geçerken. Bir de etrafındaki yerleşim alanlarının arasına sıkışıp kalmış.. Oradan geçerken flamingolar seneye geldiklerinde de burayı bulsalar bari ”

” Burası tuzla tuz üretimi yapılıyor. Merak etme Burcu her sene gelirler buraya, seneye de gelirler. ”

” İşte, insanlar buraya da bina yapalım diye karar vermezler umarım! ”

” Temeller tuzlu ,olur yapamazlar. ”

” Aman tuzlu olsun, tuzlu kalsın ”

” bence de… ” diye muhabbet edip filamingo kuşlarını seyrederek yolumuza devam ediyoruz. Çağrı ve Burcu’ nun resmini çekiyorum filamingo kuşlarıyla beraber.

2-17

Çağrı pozunu veriyor.

2-18

Çağrı da benim resmimi çekiyor, böylece ödeşiyoruz.

2-19

Ayvalığa uğramadan yola devam ederek fazla zaman geçirmiyoruz, bu gün yolumuz biraz uzun olacak. Denizi görünce aklıma deniz şortum geliyor, İlknur Cafenin tuvaletinde unutmuşum. Her turda bazı eşyalarımı böyle unutup bırakıyorum maalesef kötü bir huy.

2-20

Mısır tarlalarının yanından geçerken Çağrı resmimizi çekiyor. Hava güzel olunca yeşil tarlalar, masmavi gökyüzü, güneş ışınlarını bolca üzerimize serpiyor. Asfalt kaymak gibi, bisikletlerimiz ses çıkarmadan süzülerek hızla gidiyor, daha ne ister ki insan.

2-21

İnek te bizi katar halinde önünden geçince trene benzetti. Ama bacamız olmadığı için biraz şaşkınca bakıyordu.

2-22

Uzakta otlayan inekler de aynı durumda bizleri tren gibi görüyorlar herhalde.

2-23

Bazı yerlerde yol asfalt çalışmaları yapılınca tabi ki hemen kapalı tarafa geçip rahat bir halde bisikletlerimizi sürüyoruz.

2-24

2-25

2-26

2-27

Beş bisikletçi yola yayılıyoruz.

2-28

2-29

Adnan bu duruma çok seviniyor, böyle yerde pedallere basmak ve bizlerle beraber olunca sevinci bir kat daha artıyor. “Oh be dünya varmış urimbaba ile pedallemek çok güzel, başka ne olsun.”

2-30

Tam Gömeç köyüne girişte Burcu’ nun lastiği patlıyor, turumuzun ilk lastik patlağı Burcu’ ya çıkıyor. Eh ne yapalım şanslı kız.

2-31

Hemen lastiği onarmaya başlayınca diyorum ki bırakın Burcu kendi lastiğini onarsın, hem öğrensin yama nasıl yapılır hem de eli pratikleşsin diye. Asıl amacım da nasılsa duruyoruz bari gölgelikte bir Türk kahvesi yapıp içmek. Canım da öyle bir kahve istedi ki sormayın…

2-32

Hemen ocağı, cezve ve fincan takımını çıkarıp ocağa ispirto doldurup yakıyorum. Bir süre sonra ispirto ocağım tam yanmağa başlayınca cezveye kahve, şeker ve suyu koyup biraz kaşıkla karıştırdıktan sonra cezveyi ocağa sürüp pişiriyorum. Cezvem 4 kişilik biz 5 kişiyiz, Adnan ben kahve içmiyorum diyerek aradan gönüllü olarak çekilince  ben , Burcu, Can ve Çağrı ile 4 kişi afiyetle kahvelerimizi keyifle içiyoruz.

2-33

Kahveyi pişirirken resmimi çekiyor arkadaşlar, bu poz kaçmaz diyerek. Ne de olsa kahve pişirip arkadaşlarımla paylaşarak içmeyi seviyorum.

2-34

Burcu lastiği yamadıktan sonra gidecek kadar pompa ile şişirip yola devam ederek bir benzin istasyonunda hava basıp lastiğin normal basıncına getiriyoruz.

2-35

Can  Küçükler bize Gömeçte Atatürk kayalığı var orada resim çekilelim diyerek bizi o noktaya götürüyor. Doğu tarafında dağların siuleti Atatürk’ün yüzünü yatık durumda görüyoruz.

2-36

Fotoğraf makinemde optik zoom olmadığı için digital olarak yaklaştırıp çekmeye çalışıyorum. Bir gün bu tepelere çıkıp iyice dağları yakından inceleyeceğim.

2-37

Şimdi geldi optik zoomu olan makine ile topluca beşimiz birden resim çekmeye. Bizi çekecek kimse de yok, kendi kendimize çekebilmeliyiz. Benim bisikletin gidonunda tripod var, hemen araçları kontrol ederek sol şeridin karşısına geçip bisikletimi kaldırıma dayıyorum. Çağrının fotoğraf makinasını tripoda bağlıyorum, ardından optik zoomu yakınlaştırıp Dağlardaki Atatür siuleti ile arkadaşların durumuna göre makinanın otomatik 10 saniyesini de ayarladıktan sonra araçların olmadığı bir zamana denk getirip denklanşöre basıp hemen karşı tarafa geçip arkadaşlarımın yanında pozumu verdikten sonra makine bizi harika bir pozla resmimizi ölümsüzleştiriyor. Biraz uzun ve zahmetli oldu ama böyle resim çekmek te bir başka oluyor.

DSC05428

Resmimizi çektikten sonra yola devam edip Burhaniye girişine gelip Burhaniye merkeze uğramadan yola devam ediyoruz.

2-39

Yol kenarında incir ağacını görünce dayanamayıp bir kaç incir koparıp yiyoruz, tabi ki sahibinden izin alarak. Bu incirler baldan tatlı oluyor Eylül ayında. Pedal basarak harcadığımız enerjilerin bir kısmını incir yiyerek tamamlamaya çalışıyorum. Tabi ki İzmir de pazardan fındık, ceviz, kuru üzüm, kuru kayası gibi enerji verecek atıştırmalık birer parça yiyorum.

2-40

Burhaniye tabelasının resmini çekerek yoluma devam ediyorum.

 

2-42

2-43

2-45

İki pervaneli uçağın önünde resim çektiriyorum, kim bilir ne kadar uçmuştur. Kuşlar gibi uçmak bambaşka olsa gerek.

2-46

Yine benim bisikletimdeki tripodu ayarlatıp topluca Kurtuluş savaşında Yunanlılarla çarpışan Kuvvayı – Milliyeci askerlerin heykelleri önünde Burhaniye hatıra resmi çekiyoruz.

2-48

Uygun bir kahve arayıp bularak biraz dinlenmemiz gerek, tabi ki çay içerek dinlenmeye ve kendimizi toparlanmaya çalışıyoruz. Turlarda ekseriya 20 kilometrede bir çay ve dinlenme molası gerek. Kendimizi fazla zorlamaya gerek yok, sonuçta makine değiliz, acelemiz de yok. İlla hız yapıcam, bir an önce varayım telaşını da yapmıyoruz, nereye kadar gidebilirsek gideceğiz. Ama belirli yerlerde konaklayacağız, bu gün ki kalacağımız yer Ayvacık olarak planlamıştım. Küçükkuyu – Ayvacık arasında ki yol tek şerit ve trafiği yoğun olduğundan değişik yoldan gideceğiz. Varabilirsek Ayvacığa kadar gideceğiz, olmazsa Kayalar köyünde konaklayabiliriz. Can Küçükler ile daha önce Çanakkale den dönerken bu köyde kalmıştık.

2-49

Burhaniye şehir merkezine varmadan sola Ören – Akçay yoluna saparak yolu kısaltıp yoğun ana yol trafiğinden de kurtulmuş olacağız. Daha önceki turumda buradan geçerken dinamodan cep telefonumu şarj edeceğim diyerekten kavşağı kaçırıp ta Edremit te durmuştum,. haliyle yolu 15 – 20 km civarı uzatmıştım.

2-50

2-51

Burhaniye – Akçay arası kıyı şeridi komple yazlık ev ve sitelerden oluşmuş, haliyle bütün kıyı kocaman mahallelere dönüşmüş. Bir kısım yer bataklık olduğu için arsa simsarları bataklığı kurutup parselleyememişler. Doğa yağmacılara izin vermemiş, kuvvetli yağmurlarda büyük taşkınlarla bataklığı bir şekilde koruyor,  Doğayı seviyorum ve doğaya zarar vermeden bisiklete binebiliyorum ya bu bana yaşam katıyor. Yolda doğayı gözlemleyerek giderken, insanların yaptığı çirkin yerleşim yerleri ile kıyaslamaya çalışıyorum. İnsanlar ne yaparsa yapsın doğadaki yaşam gücü her zaman galip geleceğine inanıyorum. Yani her şey doğanın bir parçası olduğuna göre… 4 tane dereden geçiyoruz, bayağı geniş dereler. Aynı zamanda küçük kayıklar için doğal bir barınak olarak kullanılıyor. Tabi ki  aşırı yağmurlarda dere yatakları yetmeyip su taşkınlarına neden oluyor ara sıra. Mart ayında buralardan geçerken yakın zamanda meydana gelen sel izlerini görmüştüm.

2-52

2-53

2-54

 

Akçaya varmadan Zeytinli mahallesinde öğle yemeği için mola veriyoruz. 50 kilometreyi geçti ve bayağı acıktık. Ben  karpuz peynir ekmek yiyelim diye bir öneri getirdim arkadaşlara, onlar da olur deyince karpuzcudan bir karpuz alıyorum, Adnanın canı kavun istiyor yeriz diye onu da alıyorum, bakkaldan peynir ve ekmek alıp kahvenin birine oturuyoruz. Kahveci masaya eski gazete serip karpuzu beşe bölerek herkese birer dilim veriyorum. Karpuz miğde de şişkinlik  yapıyor ve kavuna sıra gelmiyor. Karnımız doyunca çay ve soda içerek molamızı sonlandırıyoruz. Kavunu taşımak Can’ a düşüyor, çünkü kavun yuvarlak olunca lastikli kancalı file Can da var, o alıyor bagajına kavunu. Akçay dan ana yola tekrar çıkıyoruz, yine yoğun araç trafiği bizleri rahatsız ediyor ama yapacak bir şey yok, mecburen bu yolu kullanmamız gerek. Akçay dan Behramkale yol sapağına kadar böyle gideceğiz. Bazı yerlerde yol yapım çalışmaları var, biz de trafiğe kapalı yerlerden geçiyoruz. Altınoluk ve Küçükkuyuyu çabucak geçip Behramkale yoluna sola giriyoruz. Çanakkale il sınırını geçmiş oluyoruz böylece.

2-56

Büfenin önünde kavunu yemek istiyoruz ama büfe sahibi öyle şiddetle karşı çıkıyor ki anlayamadık. Adama tamam yemicez diyoruz ama adam hala yemememiz konusunda ısrarını sürdürüyor, ne derdi varsa. Kalacağımız Kayalar köyünde kahveci Recep abi ile telefonda konuşup bakkalda bira var mı diye sorunca bira olmadığını söylüyor. Biz de her ihtimale karşı bu büfeden biraları alıp yola devam ediyoruz. Zaten gün devrildi birazdan güneş batacak.

2-57

Behramkale yolu sakin olunca keyifle bisikletlerimizi sürmeye başladık. Burcu Kayalar köyünde kalacağımızı kararlaştırınca duş konusunda sıkıntıya düşerim diye endişeye kapılıyor. Yolumuzun üzerinde çeşitli çadır kurulacak kamping alanları var, birisine soruyoruz Burcu rahatlasın diye çadır başı 25 lira olduğunu duyunca köyde kalırım deyip bir parça rahatlıyor ama hala endişeli olduğunun farkındayım. Neyse gidince nasıl olsa  köyü, ortamı görecek, böyle yerlere alışması gerek. Sahil şeridinden gidiyoruz ama arazinin yapısı gereği yol kısa inişli çıkışlı. Yol kenarında aniden bir köpeğin bize fırladığını görünce korkuyorum, fakat köpek ağaca bağlı olduğundan bize bir şey yapamıyor. Çağrı bizden biraz geride kalıyor ve onu beklemeye başladık, bir süre sonra köpek havlamasını duyunca Çağrının köpeğin yanından geçtiğini anlıyorum. Bu arada hava iyice karardığından ön ve arka aydınlatmalarımızı açıp ardından Çağrı da gelince yolumuza devam ediyoruz. Karanlıkta Kayalar yolu sapağına gelip orada bakkal olduğunu görünce o büfeden biraları aldığımıza pişman oluyoruz ama yapacak bir şey yok. Bundan sonra 4 kilometre tırmanacağız Kayalar köyüne kadar. Daha önce bu yokuşu çok zevkli ve çabuk inmiştik. Viteslerimizi iyice düşürerek yavaş yavaş tırmanmaya başladık, günün sonu olduğundan yokuş çıkmak biraz zorlamaya başlıyor. Havanın karanlık olması etkilemiyor ama eğim giderek daha da dikleştikçe sık sık mola verip nefesimiz ve nabzımızı normale getiriyoruz, yoksa düşüp kalacağız. Can, Adnan ve Çağrı önden gidiyorlar, gözden de kayboldular, ışıklarını bile göremiyorum. Burcu ile birlikte rampayı 1. vitesle çıkıyoruz sık molalarla.  Burcu’ ya köyü, kahveyi ve Recep abiyi anlatıyorum ki fazla tedirgin olmasın. Böylece iyice rahatlıyor kalacağı yeri öğrenince. Gece o kadar karanlık ki gökyüzündeki tüm yıldızlar muhteşem uzaydan bizlere tüm parlaklığınla ışıldıyorlar. Samanyolu da gökyüzüne serpilmiş bize gideceğimiz yöne doğru yol gösterir gibi harika manzarasını bizlerden esirgemiyor. Böyle muhteşem manzarada Kaz dağlarına çıkarken Burcunun arka lastiği iniyor, pompa ile şişirerek tırmanmaya devam ediyoruz. Lastiğindeki kaçak küçük hemen inmiyor, böylece şişire şişire köye kadar gitmeyi düşündük. Lastiğin havası iyice inince duruyoruz, bu arada bir traktör aşağıdan gelerek yanımızda duruyor. Traktördeki köylü yardıma ihtiyacınız var mı diye sorunca, lastiğin patladığını söylüyorum. Bu arada köylü arkadaş beni tanıdı, Mart ayında Kayalar köyünde kaldığımızda kahvede sohbet etmiştik. Son 2 kilometre kalmıştı köye, lastikte patlak, saat gecenin 10 u olunca bisikletleri traktörün kasasına atarak köye varıyoruz. Diğer arkadaşlar varmışlar köye bizi merak etmişler. Traktörün kasasından bisikletleri indirip köylü arkadaşa teşekkür ederek kahveye giriyoruz. Kahveci Recep abi ile 40 yıllık dost gibi kucaklaşıyorum, özlemişim Recep abiyi 6 ayda. Adam bize kahvesini açıp sizindir diyerek rahatça evinde endişe etmeden uyuyabiliyorsa ne mutlu bize dostluğunu kazanmışız. O da bizden memnun kalmış ki hasretle kucaklaştık birbirimizi görünce. Hoş beşten ve hal hatır sorduktan sonra köyün bakkalından makarna, ton balığı, helva, yoğurt alıp makarna pişiriyoruz, makarnanın içine ton balığını boca edip yağınla beraber karıştırınca nefis oluyor. Ekmeği de kahvede Recep abi satıyor, ondan da ekmeği alıyoruz. Akşam yemeğini geç te olsa yiyerek karnımızı bir güzel doyuruyoruz.

2-58

2-59

Saat te gecenin 11’i, yemeğin ardından  Zeytinlerde aldığımız kavunu kesip meyve faslını da geçiştiriyoruz. Sağ olasın dostum Can Küçükler kavunu Zeytinliden Kayalar köyüne kadar taşıdığın için.

2-60

Kahvedekiler evlerine gittikten sonra sıra geldi biralara, onları da içince yorgunluğumuz bitiyor. Kahvenin altındaki tuvalette elimizi, yüzümüzü, ayaklarımızı yıkayıp dişlerimizi fırçalıyoruz. Uyku tulumu ve matlarımızı bagajlarımızdan alıyoruz sadece ve kahvenin içinde herkes kendi yatacak yerini hazırlıyor. Burcu aramızda tek bayan olduğu için divanı ona bırakıyoruz, diğerlerimiz kimimiz masaları birleştirip, kimimiz de tahta sandalyeleri birleştirip matları seriyoruz. Haliyle kahvede olduğumuzdan bol bol çay da içiyoruz.

2-61

Herkes uyku tulumuna girerek yatıyor. Köylerde gecelemek bir başka, direklerdeki lambaların ışıkları köyün meydanını sabaha kadar aydınlatarak herkesin köşesine çekilip gecenin yıldızlı karanlık yorganının altında sakin bir geceye başlıyoruz.

Bu günkü yolumuz genelde düz olmakla beraber son 4 km bizi zorladı. Altınovadan Kayalar köyüne kadar 119 km yol yapmışız. Sabah 10:00 da Altınovadan çıktık akşam 22:00 de kayalar köyüne ulaştık. 12 saat yolda geçen toplam süre ama biz bu turda keyfimizce yol aldığımızdan bu kadar sürdü, eh ne yapalım bizim turumuz böyle dostlar, insan varacağı yere varıyor sonunda.  Ama erken ama geç, önemli olan yolda olmaktır.

Bu yazıda kimi resimler Burcu , Çağrı ve Adnan’a aittir, resimlerini kullandım, kendilerine resimleri için teşekkür ederim

Bu gün yaptığımız yol Altınova – Kayalar köyü 119 km


Daha Büyük Görüntüle

4 Comments

Add a Comment
  1. Atatürk Kayalıkları’ndaki pozun çekimi sırasında nasıl korktuğumu hatırladım şimdi..

  2. Urim baba ile yolculuk harika süper harika haz aldım İnşallah daha nasipse bir çok turda pedalleriz. İyi varsın urim baba en sakin en keyifi turcusun. Sağlıklı pedaller dilerim.

  3. Bir dahaki sefere, denize balıklama dalışınızın videosunu çektirebilir misiniz Urim Bey, nasıl yapıyorsunuz çok merak ettim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme