Mysia Yolları 3. Gün

9 Mayıs 2017 Salı

Çaldere köyü – Kepsut – Recepköy – Susurluk

 

yüzümü senin için yıkarım

gömleğimi senin için geçiririm

ama sen bilmezsin bunu niçin

gömleğimi senin için geçiririm

yüzümü senin için yıkarım niçin ben

bilmem bunu âşk aşkür

ölüm o Ölüm

ateş ateştir a iki gözüm

neden bütün bunlar böyledir ve madem ki böyledir

neden böyle olmalıdır

işte kimse bilmez bunu

Agim Rıfat Yeşeren

 

Çalderenin şırıltıları ile güzel bir uyku çektikten sonra doğa kendisi uyandırıyor erkenden. Erkenden uyanmanın nedeni temiz havada, bol oksijen solumanın getirdiği dinlenme insana yetiyor. Güneş henüz doğmamış ama kuşlar erkenden kalkmış güzel şarkılarını çayın söğüt dallarında söylüyor. Adeta çayın sesine ayak uyduruyor kuşlar. Çadırımın kapısını açınca çayın olduğu yerdeki ağaçları görüyorum.

20170509_063507_HDR

Tam güneşin doğduğu sırada kahve cezvem ocağın üstünde pişmeye başladı. Güneşin doğuşunu kahve içerek kutlamak gibisi yok. Köpüklü kahve cezvesi ile tepede doğan Güneşin doğuş anını çekiyorum bir poz. Cezvenin sapı Güneşin doğduğu yere doğru duruyor. İleride Vedat’ın tripod, altında yağ şişesi ve portatif yemek masası. Masanın üzerinde su şişesi ve tencere, tava konulmuş.

20170509_071710_HDR

Ben cezve ile Güneşin doğduğu anı çekerken yere uzanmış durumda Vedat ta benim resmimi çekiyor. Mata yatarak resim çekerken, ocakta cezve köpüklü, dört fincan. Kahve kutusu, ocak kabı turuncu plastik. Yeşil fincan kutusu ayağımın dibinde. Arkada tuvalet binası, betonunun üzerinde naylon poşetler, çaydanlık, kavurma sacı ve semaver.

18588785_10155300127362556_6585283929362245181_o

Bulunduğumuz yerde parlak kırmızı renkleri ve artı biçiminde siyah parlak renkli taç yapraklarını açmış gelincik muhteşem görünüyor. Bu tip gelincik çiçekleri her yerde olmuyor, buralara özgü bir yapıya sahip. Vedat yakından tek olarak çekmiş gelincik çiçeğini.

18451531_10155300130377556_3341030719735342619_o

Yamaçta bunun gibi birçok gelincik çiçeği daha var. Ben de çiçeklerin resmini çekiyorum. Gelincik çiçeklerinin arasında bir kaç tane sarı çiçek daha var. Siyah – kırmızı ve sarı çiçekler yeşil otların arasında uyumlu , doğal bir desen oluşturmuş. Seyretmeye doyum olmuyor bu güzelliği.

20170509_083101_HDR

Çeşmenin yanında kurulu çadırlar arazide, bisikletler de çadırların yanında. Çayı kaplayan söğüt ağaçlarının yakınındayız. Güneş te doğuyor tepenin üzerinde. Resmi Vedat çekiyor. Sağ üst tarafta bor madeninin olduğu yer belli oluyor beyaz toprakları ile.

18556819_10155300125747556_6211812603149581746_o

Ocağımızda ateş var ve bu ateşte sabah kahvaltısı için sucuklu yumurta ve köyde verilen peyniri de içine katarak güzelce pişiriyor Mehmet Ali. Sonra portatif masada tavanın etrafında toplanıp çalakaşık yemeye başladık. Zeytinimiz de bol, ekmek ve pişiler gani gani. Bolca da taze soğan. Semaverde odun ateşinde pişen çayın tadı da bir başka oluyor. Vedat tripod ile otomatik çekiyor kahvaltı masasının etrafında ayakta kahvaltı yapan altı kişi.

18518080_10155300130387556_1240026451599176080_o

Kahvaltının ardında bulaşıkları yıkayıp toparlanıyoruz. Yükleri bisikletlere yükleyip yola çıktık. Köy yollarında fazla araç olmaması işimize geliyor. Ne güzel sakin sakin gidiyoruz. Ormanın içinden geçen yolda arkadaşlar durmuş. Ben de resmini çekiyorum.

20170509_104245_HDR

Çaldere’nin aktığı yöne gitsek te yol nedense tırmanışla tepeye doğru gidiyor. Yani yol düz gideceğine belli bir eğimle yukarıya doğru yapılmış. Hal böyle olunca kaçınılmaz olarak yokuşu ağır tempoda çıkmaya başladık. Önümde giden arkadaşlarımın resmini çekiyorum. Sol tarafta yamaç, ilerde yolun gittiği tepeler. Sağ tarafta ise derenin vadisi.

20170509_105021_HDR

Yokuş sürdükçe yola yeni çıkmış olarak yoruluyoruz az biraz. Bunu yol kenarında biraz dinlenerek nefesleri ayarlıyoruz. İleride biri düz, biri tepeye doğru giden iki yol var. Bakalım hangi yoldan gideceğiz.

20170509_105126_HDR

Neyse ki tepeye giden yol toprak. Düz giden yola saptık ve yokuş ta bitti böylece. Ama Bursa’ya kadar düz gideceğiz demek değil. Yine başka yokuşlar önümüze çıkacak. Yolun sağında geniş bir çayır görüyorum. Çayırın bitiminde çaldere çayı. Bir de yolun kıyısında işlemeli güzel bir çeşme yapılmış. Çeşme tamamen taş bir bloktan işlenmiş. Çayırın solunda iki sarı bina duruyor. Biri çatılı, diğerinde çatı yok. Çeşmenin devamında ağaç fidanları dikilmiş sıralı. Fidanlara zarar gelmesin diye tahtalar ile koruma altına alınmış.

20170509_105516_HDR

Çaldere çayı ile beraber hafif bir eğimle iniyoruz yukarıdan aşağı. Bazen çayın yatağına iyice yaklaşıyoruz. Çayın yakınından geçerken gözüme ölmüş bir ağacın gövdesi görünüyor. Her şeyin bir ömrü var, insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve doğadaki her şey bir döngünün içinde. İşte bu döngüsünü tamamlamış söğüt ağacı ömrünü tamamlayıp değişime başlamış. Kökleri toprakla bağı çözülünce kuruyup çürümeye başlamış. Ağacı çayın yatağından traktörle çekerek ekili olmayan tarlanın kenarına çekilmiş. Kalın gövdeli ağaç üç dallı. İkisi yerde, biri yukarı doğru. Belki de köylünün biri kışlık odun için çaydan çıkarıp kesecek. İşte dönüşümde olacaklar; Bir kısmı çürüyüp toprağa karışıyor. Kesilirse odun olarak sobada yanarak küle dönüşecek. Yanarken çıkardığı karbondioksit ve diğer gazlar da fotosentez yapan diğer bitkiler özümseyip karbonu depolayacaklar gövdelerinde.

Solda yolda giden bisikletçi arkadaşlar. 30 km hız ile gidileceğini gösterir trafik levhası, üstünde ünlem işareti dikkati çeken levha. Gidonumdaki tüylerin bir kısmı ve çayın söğüt ağaçlarının yanındaki tarlada ölü ağaç gövdesi.

20170509_105654_HDR

Mayıs ayının en güzel çiçeklerinden birisi olan sarı çiçek açmış uzun iğne yapraklı çalı. Baharın ilk günlerinde değil de havalar iyice ısındıktan sonra açar. Sarı çiçekler açan bu çalıya halk dilinde “Katır Tırnağı” deniyor. Akdeniz bitki örtüsünde ait olan katır tırnağı çiçekleri koparılıp vazolara konulsa da bence yerinde daha güzel görünüyor.

Yol kıyısında uzun iğne yapraklarının uçlarında sarı çiçekler açmış. Yeşil yapraklı bitkide sarı çiçekler daha baskın görünüyor. Sağda gidonumdaki tüyler le birlikte katır tırnağı çiçekleri.

20170509_112417_HDR

Nusret köyüne geldik. Bu köyden tren demiryolu geçiyor. Raylar ve eski köy evlerinin resmini çekiyorum

20170509_113221_HDR

Bu raylardan bir kaç kez geçtim, Ankara’ya, Eskişehir’e, Kütahya’ya. Her trene binişimde uzakları yakın eden bir hal alıyor bende. Tren ile yolculuk yapmanın zevki başka oluyor. Tren raylarını görünce aklıma Nazım Hikmet’in şiiri gelir hep. 12 Eylülden önce, Ortaokul ve Lise yıllarımda Edip Akbayram’dan dinlediğimiz bu türkü ağzımızdan düşmezdi.

Gidenlerin Türküsü

Camların arkasında gece ve kar
Beyaz karanlıkta parlayan raylar
Umutsuz çaresiz sallanan eller
Kavuşulmamayı anlatıyorlar

Üçüncü mevkii bekleme salonu
Çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor
Gece ve kar yine pencerelerde
Acı türküsünü mırıldanıyor

Bir türkü söylüyorlardı içerde
Bu giden kardeşimin türküsüydü
Arkadaşlar bakmayın gözlerime
Bu milyonların gerçek öyküsüydü

Nazım Hikmet Ran

Rayların hizasında raylar ve iki yanda köy evleri. Raylarla birlikte demir direkler dikilmiş. Elektrikli trenler için ama henüz teller çekilmemiş. Raylar traverslerin üzerinde hafif sola doğru dönüyor. Traversler iri çakıl taşlarından oluşan zemin üzerine döşenmiş

20170509_113237_HDR

Köyün kahvesinde mola veriyoruz. Eldeki pişileri çayla birlikte yiyoruz. Ne bereketli ve çok pişi varmış, bitmek bilmiyor bir türlü. Yedikçe sanki çoğalıyor. Kahvenin üstünde köyün muhtarlık binası var.

20170509_113704_HDR

Biz pişileri yerken yanımıza köyün delisi geliyor. Köyün delisi de yaşlı bir kadın. Bizi görünce sohbete başlıyor, yolcu olduğumuzu görünce yolcuyu gözeten melek gibi etrafımızda fır dönüyor. Çevredeki çöpleri süpürüp temizliyor. Sürekli konuşup bir şeyler anlatıyor. Kahvedeki köylüler deli kadına bizleri rahatsız etmemesi için uyarmalarına rağmen hiç te rahatsız edici bir yanı yok. Aksine sohbetimiz gayet iyi. Deli kadına bir çay ısmarlıyoruz, kahveci çayı verip içerken çaktırmadan resmini çekiyorum. Cem’i önde, kadını da Cem’in arkasında sandalyede otururken çekiyorum bir poz. Kadın sürekli hareket halinde, devamlı sağa sola başını döndürerek her yanı görmeye çalışıyor. Çayını çabucak içip söylenerek bir o yana, bir bu yana fır dönmeye başladı. Deli kadını çok sevdim, bana daha çok yolcuları kollayan bir melek gibi geldi. Görünüşü sevimli ihtiyar, yüzünün kırışıklıkları ve üzerine giydiği uzun kollu siyah çiçekli elbisesi, aynı desende baş örtüsü başına bağlamış ve üzerinde yeşil renkli örgü yeleği. Masamızın üzerinde bir boş çay bardağı ve bir dolu çay bardağı var.

20170509_114606_HDR

Molamız bitti ve köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında kerpiç bir ev terkedilmiş olarak bahçenin bitkileri sarmalamış durumda çekiyorum.

20170509_115832_HDR

Yola çıkan arkadaşları arkalarından resimlerini çekiyorum. Solda yeni sürülmüş tarlada toprak rengi ortaya çıkmış. Tarladan sonra ağaçlar devam ediyor.

20170509_120130_HDR

Mola verdiğimiz Nusret köyü arkamızda kaldı. Köyü uzaktan komple çekiyorum. Önümde ekin tarlası yemyeşil, tarlanın sınırında ağaçlar.

20170509_120341_HDR

Tarlanın birisi ekilmek için sürülmüş ama paralel sürülmüş çizgileri bazı yerlerde eğri büğrü sürülerek ilginç bir desen oluşturmuş. Tarlayı tüylerimle birlikte çekiyorum. Martı tüyü iki tane, kartal tüyünün yarısı boyutlarında.

20170509_121043_HDR

Yol kıyısında erik ağaçları görünce yeşil eriklerden biraz koparıp yolda yemek için ceplerimize koyuyoruz.

20170509_122656_HDR

Yol kavşaklarında konulmuş birbirine yakın köylere olan mesafeleri tabelalara yazılmış. En üstte en yakın köyden başlayarak en uzak olan Bigadiç kasabasına kadar yazılı. Nusret 9 Km, Osmaniye 10 Km, Dedekaşı 11 Km, Mahmuiye 12 Km, Ovacık 14 Km, Dombaydere 16 Km, İskele 28 Km, Bigadiç 38 Km olarak belirtilmiş. Hepsi de aynı yönde, geldiğimiz yoldaki yerler.

20170509_123621_HDR

Aynı kavşakta, karşıda ise yakında olan Kepsut 1 Km sağda. Solu gösteren tabelada ise Balıkesir 24 Km. Kepsut’un dış mahallesindeki köy evleri ve damlar görünüyor.

20170509_123650_HDR

Kepsut yakında olmasına karşın buraya girmeyeceğiz. Karşıda pek yüksek binaları olmayan Kepsut ilçesi görünüyor

20170509_123653_HDR

Kepsut yakınlarında Çaldere çayı Simav çayı ile birleşiyor. Simav çayının karşısına geçiyoruz köprüden ve bir kavşak daha karşımıza çıkıyor. Eyvah yine kaybolduk. Avucumun içi Vedat kavşakta durmuş, bir tabelalara, bir elindeki notlara, bir de haritasına bakıyor. Ne yöne gideceğimizi bulmaya çalışıyor. Durduğumuz yer Köprübaşı Orman Emvalleri Deposu önü. Burada ormanlardan elde edilen mallar, ürünler, Arapçası olarak emvaller adı altında toplanan yer. Deponun önünde demir parmaklıklı sürgülü kapısı açık durumda.

20170509_123708_HDR

Nasıl karıştırmasın, iki kavşakta bir sürü tabela görünce aklı karıştı ve kaybolma endişesi içinde yolu bulmaya çalışıyor. Ne de olsa buraları avucununiçi gibi bilse de kaybolmamak elde değil. Vedat’ın dediğine göre karısının sülalesi bu yöreden imiş.

Üç tabelada yazan ; Recepköy Mah. 4 Km, Karacaören Mah. 8 Km, Armutlu Mah. 10 Km – Servet Mah. 5 Km, Tekke Mah. 6 Km, Eşeler Mah. 9 Km – Bektaşlar Mah. 11 Km, Susurluk 34 Km olarak belirtilmiş. Her ne kadar köylerin ismi Mahalle olarak adı geçse de tabelada köyleri bir türlü silemiyorlar. Örneği de aşağıdaki tabelada var Recepköy Mahallesi yazan tabelada var. Yazıldığı gibi Recepköy.

Vedat sonunda gideceğimiz yolu buldu; Recepköy tarafına doğru gideceğiz.

20170509_125048_HDR

Bir kilometre sonra yol yine ikiye ayrılsa da artık doğru yolu bulduğumuzdan Recepköy tarafına, sağ taraftaki yola doğru gideceğiz.

20170509_125437_HDR

Ekin tarlasında buğdaylar başak vermiş, önümde de gelincik çiçeklerinin muhteşem kırmızı rengi.

20170509_125824_HDR

Recepköy ismini yakınındaki dereye vermiş. köprüde öyle yazılmış. Köprünün korkuluk demirleri sarı boyalı, önünde kırmızı, beyaz enine yan şeritli reflektörlü uyarı dik tabela konulmuş.

20170509_130420_HDR

Recepköy karşımda duruyor. Resmini çekiyorum bu şirin köyü. Tek katlı, kırmızı kiremitli çatıları ve camisi ile çok şirin görünüyor. Köy yoldan içeride kaldığı için girmiyoruz. Tepelerin üzerinde rüzgar türbinleri konulmuş dönüp duruyorlar.

20170509_131525_HDR

Recep köy yamacın başlangıcında kurulmuş. köyden sonra sert bir yokuş bizi bekliyordu. Tepelerde görünen rüzgar türbinlerine kadar çıkacağız. Ağır tempoda çıkmağa başladık. Ağır tempoda çıkarken bisikletimden vırç vırç sesini duymaya başladım. Henüz inmeden bisikleti ve lastiklere bakıyorum. Ama sesin nereden geldiğini göremedim. Bisikletten inip lastiklere bakarken arka tekerleğin lastiğinde iki balon gördüm. Tekerlek her tur dönüşünde arka alt maşa demirine balon olmuş yanak lastiği değip vırç sesini çıkardığını fark ettim. Durup bisikleti ayakları üzerine park edip yakından bakıyorum. Lastiğin sağ yanağında iki balon şişik durumda görünce eyvah dedim ne olacak şimdi. Neyse ki arkadaşlar fazla uzakta değiller, onlara haber verdim durumu.

Lastik yanaklarında iki balon görünmekte.

20170509_132253_HDR

Artık dış lastik fazla zarar görmesin diye yürümeye başladım. Yol kıyısında uygun bir yere kadar yürüdüm. Düzlüğe gelince bagajdaki çantaları indirip arka tekerleği söküyorum. Elimde tekerlek ve yerde çantalar dağılmış durumda.

20170509_152732_HDR

Mehmet Ali yanıma gelerek lastiği söküyoruz janttan. Dış lastiğin balon yapan yerleri kontrol ediyoruz ama öyle yarılma gibi bir durum yok. İğne deliği kadar bir delik var sanki ama görünmüyor.

20170509_152757_HDR

İç lastiği kontrol ediyorum, küçük delikler var. Onları yama ile kapatıp lastiği takıp şişiriyoruz, yine baloncuklar çıkmaya başlayınca lastiğin havasını indiriyoruz baloncuklar sönesiye kadar.

20170509_152831_HDR

Dün Vedat’ın lastiğini yaparken kestiğimiz iç lastik şeritleri bu kez benim lastiğimiz dışına sarıyoruz sıkıca. Bir baloncuğu Mehmet Ali, bir baloncuğu da ben lastik ile sarıyorum güzelce. Sonra lastiği normal şişirip duruma baktık. Baloncuklar oluşmadı, bu iyi, idare eder. Fren pabuçlarını açıp iptal ediyorum arka freni.

20170509_153536_HDR

Tekerleği yerine takıp çantaları bagaja yükleyip yola çıkıyoruz. Daha ileride bekleyen arkadaşlarla buluştuğumuz yerde ağaçların altında kahve ve çay pişirip yorgunluğumu alıyorum. Lastik tamir işi epey yordu ama sonunda hallettik. Hem iç lastik hem de yedek lastikler de patlak olduğundan yama yapmıştık. Bu kadar işten sonra yorgunluk kahvesi içmek farz oldu. Kahveleri içesiye kadar çaydanlıkta da çay demleyip bir de üstüne çay içmek ilaç gibi geldi. Enerjimizi topladık diyerek yola çıkıyoruz. Tepeye yaklaştık sayılır. Rüzgar türbinleri fazla uzakta değil.

20170509_155622_HDR

Az sonra tepeye varacağız, yol kıvrılarak yukarı, yakındaki türbinlere doğru gidiyor.

20170509_155628_HDR

Sonunda zirvedeyiz, rüzgar türbinlerinin hizasına geldik. Tepelerin sırtında türbinler sıralanmış dönüp duruyor. Zirvede olduğumuzdan küçük kaya parçaları fışkırmış sanki topraktan.

20170509_161903_HDR

Yolun aşağısında rüzgar türbinlerinde üretilen elektrik enerjisinin toplandığı şalt sahası. Burada toplanan elektrik trafo ile voltajı yükseltilip enterkonnekte enerji sistemine bağlanıyor. Trafodan çıkan enerji telleri direklerle taşınıyor.

20170509_161923_HDR

Yolda giderken bir yılan gördük yerde kıvranırken. Yılan görünüşü sağlam olmasına karşın pek hareket edemiyordu. Sanırım üzerinden araba geçmiş, o yüzden sersem durumda. Yılanı alıp kenara götürüyoruz. Artık doğa gereğini yapar.

20170509_164239_HDR

Zirveye çıkmak bizi zorlasa da ulaşmanın zevkini inerken yaşıyoruz. Uzun bir iniş bizi bekliyor. Kendimizi salıyoruz yokuş aşağıya pedal çevirmeden. Gerçi benim sadece ön frenlerim devrede. O yüzden kontrollü iniyorum fazla hız kazanmadan. Ön frenle yaklaşık 12 kilometre civarı iniş yaptık. Bisikletimdeki tüylerin ardında yokuş aşağısı görünüyor. Yolun iki tarafında ağaçlar var.

20170509_165638_HDR

İnişte küçük bir köyden geçerken Vedat benim resmimi çekiyor. Köy evleri ve kısa minareli cami ile birlikte güzel bir an yakalamış Vedat.

18620591_10155307459247556_8609212180573123201_o

Düzlüğe inince ana yola çıkmış olduk. Yoğun araç trafiği eşliğinde bir süre gittik. Susurluk girişinde benzinlikte mola verdik bir süre. Benzinlikte çalışanlara buralarda nerede kamp atılabilir diye sorunca benzinci yaklaşık 3 kilometre içeride Çaylak mesire alanını tarif etti. “Burada kalabilirsiniz, çeşme ve tuvalet var.” Günlük alışverişi yapıyoruz akşam yemeği için. Ardından hiç oyalanmadan tarif edilen yere doğru gitmeye başladık. Tabelalar da koymuşlar direklere Çaylak diye. Ağaçların arasından hafif bir çıkışla gidiyoruz.

20170509_185622_HDR

Sonunda hedefe vardık, Çaylak piknik ve mesire alanındayız. Burada kütüklerden kesilen kalın kalaslardan piknik masaları yapılmış. Masalar ve oturma yerleri sabit. Piknik alanı çınar ağaçları ile kaplı, sık dikilmiş, her taraf gölgede kalmış durumda. Piknik masaları ve çınar ağaçlarının uzun gövdeleri birbirine çok yakın.

20170509_185845_HDR

Çay kenarında olan Çaylak piknik alanı kamp yeri olarak uygun bir yer. Çay çınar ağaçlarının altında sakince akıyor. Çayın akan suyu bana pek temiz gelmediğinden duş almaktan vaz geçtim.

20170509_185903_HDR

Hava kararmasına daha epey zaman var. Çadırları kurup yerleşiyoruz. Ardından zaman geçirmeden yemek işine giriştik. Salata işi Cem de, Çorbayı Nafiz yapmaya başladı. Ana yemek işi Mehmet Ali de. Geri kalan onlara yardımcı oluyor. Ben sadece kahve pişirme işi ile uğraşıyorum. Bir piknik masası etrafına toplanıp yiyecek torbaları, tencere, kaplar harıl harıl çalışıyor arkadaşlar. Çadırlar da çınar ağaçlarının gölgesinde kurulu. Yemeği çevreden topladığımız odunlarla pişiriyoruz mangal yapılan bölümde.

20170509_202116_HDR

Yemek pişirme işi bitince soğutmadan ilk önce sıcak çorbaları içiyoruz, ardından yemeği bir çırpıda bitirdikten sonra bulaşıkları Vedat yıkıyor. Bizler de durulamada ona yardım etik. Yemeğin üstüne kahve iyi gider diyerek kahve pişiriyorum. Sonrası semaverde bolca çay. Şakalaşmalar, muhabbet, bu gün yaşadıklarımız, benim lastiğin halleri ve yarın yapacaklarımızı konuşuyoruz. Benim teklifim yarın oyalanmadan bisikletçi bulup lastiği değiştirdikten sonra ana yoldan Gölyazı’ya gitmek. Mysia festivalinden bir gün önce oraya varıp kamp attıktan sonra boş zaman geçirmek. Gölyazı’yı gezip balık yemek. Bu fikir arkadaşlara iyi geldi. Yarın ola hayrola diyerek gecenin bir zamanında çadırlara girip yattık.

Bir çok kere, hem otobüs ile, hem de kendi arabam ile Susurluk’tan geçtim. Her seferinde molayı otobüs tesislerinde kalitesiz çay ve yemek yiyerek geçirdik. Bu yiyip içtiklerimiz de kazık marka ve fiyatlarla soyulduk her zaman. Susurluk’ta böyle bir yerin olacağı hiç aklıma gelmezdi. Belki de daha bir çok yer vardır, bilmiyoruz. Bizleri alışveriş merkezleri, otobüs firmalarının mola yerlerine yönlendirmeleri sonucunda böyle güzel yerleri kaçırmışız şimdiye kadar. Bisikleti yararları burada ortaya çıkıyor. Her yeri görüp keşfedebiliyoruz. İyi ki bisiklet var, özgürlüğü doyasıya tadıyorum.

Bu gün yaklaşık 55 Kilometre civarı yol yaptık.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme