Keşan Turu 6. Gün

Keşan Turu 6. Gün

Keşan Dağ Bisiklet Festivali 2. Gün

7 Eylül 2013 Cumartesi

“Gece çiçeği ;

sabah kendisini öptüğü zaman

geç kalmıştı.

Titredi, iç  çekti ve toprağa düştü.”

Tagore…

Yaşanılası sabahlar….

Güneş ilk ışıklarını ağaçların arasından kampımıza vuruyor. Sabah erkenden kalkıp kahvaltı etmeden dalış grubu olarak sabah 08:00 de toplanıyoruz. Kamptakiler daha yeni uyanmış kahvaltı henüz hazır değil. 6-1 6-2 Dalma grubu 16 kişi ve rehberimiz ile birlikte yola çıkıyoruz hep birlikte. 1 Sabahın erken saatlerinde, kahvaltı yapmadan bisiklete binmek fazla rahatsız etmiyor bizleri. Yolumuz 10 km deniyor İbrice limanı dalış merkezine. 3.5 km civarında yol alınca solumda bir kap alanını görüyorum. İnsanlar kahvaltıya, masalara oturmuş kahvaltısını yapıyor. 6-6 Buraları tanımadığım için yakınlarda başka bir kamp alanı var diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Herhalde Saroz körfezinde bayağı kamp alanı var, biz sadece birinde kamp yapıyoruz. Bunları düşünürken kamp alanının çadırlarını görerek, bunlar da bizim gibi çadır kamp yapıyor derken kendi çadırımı görünce şaşkınlığım biraz kızgınlığa dönüşüyor birden bire. Hem de çadırım ile yol arası 15 metre. Hayretler içindeyim, biz 3.5 km yol yapıyoruz fakat geldiğimiz yol bir arpa boyu. Arkadaş bu nedir beea, cık cık cık. 6-3 Neyse yolumuza devam ediyoruz yapacak bir şey yok. Kamp yaptığımız koydan uzaklaşıyoruz. Denizden epey yükseliyoruz. Yol toprak ve taşlı o yüzden biraz daha yavaş sürüyorum. Ön bagajı ve o gün kulanmayacağım eşyalarımı çadırın için bırakımıştım, nasıl olsa akşam kampa döneceğiz. 6-4 Yol deniz kıyısı ama orman yolu ve ormancılar burada da çamları kesip tomrukları yol kıyısına dizmişler. 6-5 İbrice limanının üst tarafında taş ocağı ortamı çirkinleştirmiş. Liman için taşları bu ocaktan temin etmişler. 6-8

Oturdum sırtın üstüne
Geçmiş günleri düşündüm
Askerdim, Adilhan köyündeydim;
Böyle bir akşamdı yine;
İçimde yine İstanbul hasreti,
Dalmış düşünmüştüm;
“Bu dağlar Koru Dağları değil,
Bu köy Adilhan Köyü değil;
Ne şu değirmen Ferhat Ağanın,
Ne de bu türkü hazin;
Ne açım, ne susuz,
Ne de gurbet elde yalnız
Hele güneş bir çekilsin;
Gideceğim bir ahçı dükkanına
Bu akşam da orada içeceğim
Hele şu Haliç vapuru
İskeleye yanaşsın
Yolcular çıksın hele;
En güzel saati şimdi Eyüp’ün”
Hadi yavrum, yolcu yolunda gerek
Nihayet göründü İbricik Köyü…

***

Çadırımın üstüne yağmur yağıyor,
Saros körfezinden rüzgâr esiyordu,
Ve ben, bir roman kahramanı,
Ot yatağın içinde,
İkinci dünya harbinde
Başucumda zeytinyağı yakarak
Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum
Bu şehirde Başlayıp
Kimbilir nerde,
Kimbilir ne gün bitecek mevzuumu…

(Orhan Veli)

Ve İbricik limanı, Saroz körfezinin kuzeyinde küçük bir liman. Balıkçıların kayıkları burada barınıyor. Aynı zamanda denizin kıyısı dalmaya uygun bir yapıda olduğu için önemli bir dalış merkezi. Ve burada yeni başlayanlar için dalış okulları var. 6-7 Dalış öğretmenleri öğrencilere dalış eğitimi vererek sertifika veriyorlar. Denizi iyi bilmek gerek yoksa şakası yoktur. Ne kadar güzel olursa olsun bu güzelliği görebilmek için denizin kurallarına uyacaksın. 2 Bizleri ikişerli olarak ayırdılar ve dalış öğretmenimiz Buğra. Buğra öğretmen biraz gecikiyor. Nihayet gelip bize dalış hakkında bilgiler vererek deniz altında yaşayabileceğimiz sorunları nasıl alt edeceğimizi anlatıyor. Dalış alet ve edevatlarını tanıtıp nasıl kullanacağımızı anlatıyor. Ben daha önce gözlük palet denizde kullanmıştım ama ilk defa tüplü dalış yapacağım,  biraz heyecan var. Vücuduma uygun dalış elbiselerini giyiyorum. Elbise üzerime cuk oturuyor.6-10 6-12 Arkadaşlarla hatıra resmi çektiriyoruz. 6-12-1Tüp ve paletleri alıp dalacağımız yere götürüyoruz hep birlikte. 6-12-2 Cep telefonumu ve kameramı  Fırat Okutucu’ya veriyorum resim ve video çeksin diye. O da bol bol resim çekiyor, nasıl olsa bedava diye. Ben de ona poz veriyorum. Saçlar, bıyık ve sakal, bakalım nasıl dalacağım diye biraz alıştırma yapmak için kendimi serin sulara bırakıyorum. Biraz da deniz elbisesi güneş altında iyice yakmaya başladı. Suya girince sanki deniz yatağına binmişim gibi geliyor. İlk defa elbise ile yüzüyorum ama çabuk alışıyorum. Bir de paletleri de takınca  beni kimse tutamaz. Gözlüğün içine ara sıra su giriyor ama hocanın öğrettiği şekilde, gözlüğün üst kısmıyla parmaklarımla bastırıp burnumdan nefes vererek suyu boşaltıyorum. 6-13 Asuman Şen ile hatıra resmi çekiliyorum. 6-15 Dalıştaki diğer arkadaşların hepsi daldılar, benim grupta bir dalış öğretmeni olduğu için  tek tek dalıyoruz. Ben ikinci dalacağım o yüzden habire denize girip çıkarak hem antreman hem de serinlemeye çalışıyorum. 6-16 Burcu dalışını yapmış mutlu bir şekilde denizden çıkıyor. Ben hala uslu çocuklar gibi sıramı bekliyorum. 6-14 6-11 Nihayet sıra bana geliyor, dalış hocası ile beraber oksijen tüpünü giyiyorum. Gerekli ayarlamaları yaparak beni dalışa hazırladı. 6-17 6-18 6-20 6-25 6-19 6-23 6-26 Hoca yavaş yavaş beni batırıyor denizin içine. Kurşun ağırlıkların olmasına rağmen elbise yine de beni kaldırıyor. İlk defa dalanlar biraz zorladığı için yavaş yavaş batırıyor.

Ve uslu bir çocuk olarak bu kadar beklememin mükafatını alıyorum. Denizin içi gerçekten mükemmel, başka bir dünyaya girmişin gibi.  Bir de İbrice limanı dalışa uygun bir yer. Etrafımda renkli ve çeşitli balıklar bizimle beraber hareket ederek bana değişik bir haz veriyor. İşte burada fotoğraf makinesi gerekiyor ama maalesef gördüğüm ne varsa hiç birisinin resmini çekemiyorum. Neyse biz dalışımıza dönelim. Etrafımda karagözler, barbunlar, lidaki ve çipuralar, ısparoz balıkları, çeşitli kaya ve ot balıkları,irili ufaklı etrafımda sakin sakin süzülerek yüzüyorlar.

Su altı resimleri için Gürkan Açıkel’e teşekkür ederim.

 

1174953_10151699312393580_635281205_n

1526849_10151947213953580_187601142_n

İlk defa ahtapotu kendi yuvasında görüyorum. Ahtapot beni görünce yuvasının ağzında merakla beni izliyor. Ben de onu rahatsız etmeden uzaktan bana sunduğu bu güzelliğe hayranlıkla izleyerek deniz altında diğer güzellikleri seyretmeye devam ediyorum. Dalgıç hocam beni eliyle yönlendirerek ilerliyorum. Artık deniz altında iyice alışarak bir yukarı bir aşağı serbestçe yüzüyorum. İndiğimiz derinlik 6 metre. Deniz tabanında bir deniz kabuğu buluyorum, kabuğu elime alarak yüzmeye devam ederken birden şirinleri görüyorum. 30 40 kadar miniminnacık küçük balıklar, boyları 10 mm civarında, cam mavisi, laciverte yakın şirin balıklar. Hepsi bir arada sürü halinde deniz tabanında topluca çok güzel bir görsel şölen sunuyorlar. Herhalde uslu bir çocuk gibi beklediğimden bana ödül olarak şirinleri görmeme neden oldu. Su altı fotoğraf makinamın olmaması iyi mi oldu, yoksa kötü mü oldu bilemiyorum. Belki de küçük şirin balıkları görüntülememek gerek, kim bilir. Kendimi şanslı hissettim nedense.  Balıklar bizi takip etmeye devam ediyor sakince. Derken karşıma çok iri bir karagöz çıkıyor. Balık o kadar iri ki benden ürkmüyor ve kocaman gözlerini bana dikmiş merakla bana bakıyor. Ben de şaşırıyorum böyle büyük bir balığı karşımda görünce. Bir süre karşılıklı birbirimize bakıştık. Balığın boyu 50 cm’den fazla olduğunu söyleyebilirim. Gözlerinin etrafındaki siyah halka kocaman gözlerini daha da büyütüyor sanki. Pulları da baş parmağımın tırnağından daha büyük ve gümüş renginde. Öyle yavaş yüzüyor ki sanki elimi uzatsam dokunacakmışım gibi geliyor bana. Bir süre birbirimizi izledikten sonra balık yavaşça arkasını dönüp koca kuyruğunu sağa sola hareket ettirerek denizin koyu lacivert karanlığa doğru gitmeye başladı. Sanki beni de çağırmış gibi onu takip etmeye başladım. Lacivert derinlik insanı daha çok derinlere çekiyor sanki. Yanımda dalış hocam olmasa balığın peşinden kaybolabilirdim denizin derinliklerinde. Hocam beni uyararak daha fazla derine dalmadan yukarı doğru yavaşça çıkarmaya başlıyor. 6 metreden fazla dalmışım herhalde vurgun yememek için kademe kademe çıkıyoruz yukarıya doğru. Ben hala gördüklerimin sarhoşluğundayım. Su altında 25 dakika kadar kalıyoruz. Kıyıya yanaşınca yardımcı sırtımdan tüpü çıkarıp rahatlatıyor beni.   6-28 6-29 6-30 6-31 Böylece kısa dalış maceram harika bir şekilde sona eriyor. Yavaşça sudan çıkıyorum, Ama hala denizin atlındaymışım gibi geliyor ve hiç bitmesin istiyorum. Hala büyülüyüm. Burada denizden herhangi bir nesne almak yasak bilgilerinize dostlar. Denizde bulduğum kabuğu gözlüğümün içinde karaya çıkarıp çantama koyuyorum kimseye çaktırmadan. 6-32 6-33 Dalgıç elbiselerini çıkarıp teslim ederek kuru pasta ve soda ile mükemmel kahvaltımı yapıyorum. Bisikletçilerin çoğu gitti bir ben ve bir kaç kişi kaldık. Toparlanıp son kalan artçılarla birlikte yola koyuluyoruz. Hala kendimi deniz altında balıklarla gidiyormuşum gibi geliyor. 6-34 6-35 Bir süre asfalt yolda ilerliyorum, önden gidenlere yetişmem imkansız gibi ama yetişebilirim. Zaten benim de yetişmeye niyetim yok. kendi tempomda ilerliyorum. Asfalt yoldan toprak yola girerek yine doğanın içinde ilerlemeye başlıyoruz. Karşıma ulu bir meşe ağacı çıkıyor. Ağacı komple alabilmem için geri dönüp kadraja anca sığdırıyorum. Ağacın oralarda öndekilere yetişip onları geçiyorum üçer beşer. 6-36 DOÇEK öyle yollar seçmiş ki yol da denmez çünkü yol bitiyor. Normal düz bir arazide gitmeye başladık. Yani o kadar güzelliklerde pedal çeviriyoruz anlayın. 6-37

Güçmen kızı Mavie’nin hikayesi

II

Uzak memleçetlerden gelen 200 demiratlı, Kumandan Aakan, Kurmayları Nail, Faruk, Ayşe, Haluk, Ayhan, Selda, Aykut, kızçe Gülayşe Mert ve Mahmut aazır ve nazır kurdular çadırlarını.
Kosovali Urim yolun bilgesi, uzun saçlarını umuzlarına dükerek oturur çadırının ününe.
Bir terslik sezdi uzun uzun karanlıga bakarak.
Gözü ilişti kılavuz oduncu Sencer’in huzursuzluguna.
“Olacak bir hangi olaylar issederim” diye süylenir.
Sabah toplanır yük, sırtlanır çeyiz, Komutan Aakan, Klavuz Sencer önde yol alır,
kurmaylar aralara dağılır uzak memleçetlerden celen yolu bilmeyen aşk gönüllüsü demir atlıları kolaçan eder. Kosovali Urim Baba en sondan takipler kervanı.
Gelin Mavie koronakli demir atında sürerken yolunu yanık türküsünü söyler:

“Bir yigide bir sözüm var
Nasıl deyem ben turnalar
Güremedim aylar oldi
Güzlerim hep aglar oldi
Aramızda koca daglar
Manimiz oldi
Üremedim saclarimi
Belimi buldi
Keşan’a çıkamadım
Saroz’a atlayamadım
Dündüm durdum yar yolunda
Sana doymadım
Turnalari güğe saldim
Sana yolladım”

 

mavie1 ile urimbaba

Mavie’nın yanık sesi kılavuz Oduncu Sencer’e kadar gider. Sencer dertli derli geriye esen yele

“Bir cüzele bir süzüm var
Nasıl deyem ben turnalar
Saçlarının tellerinden
İnce beline dolaşam
İstey misın daglar aşam
Sana ulaşam
Alam seni yarim yapam
De bana paşam
Keşan’a çıkamadım
Saroz’a atlayamadım
Dündüm durdum yar yolunda
Sana doymadım
Turnalari güğe saldim
Sana yolladım”

mavie2 ile urimbaba

Zengin çeyizi taşıyan, dertli göçmen gelini koruyan 200 Demir Atli daglari dolanır
Saroz’un serin akşamına kurarlar çadırlarını.
Kılavuz Sencer dagları bilir avucunun içi gibi amma elleriyle sevdicegini teslim edemez zalim kasapa. Derdini diyemez demir atlı kervana.
Üç gün üç gece dolandırır durur koca kervanı.
Bir yolunu bulup kaçıracaktır Mavie’sını.

Esma Eser Açıkgöz

( Hikayenin devamı var )

 

 

6-38 Bazı yerlere gideceğimiz yolu gösteren şirin işaretler görerek DOÇEk’in nasıl iyi organize olduklarını daha da iyi anlıyorum. 3 6- Artık patikalarda ilerliyoruz resmen. Şu telefonlar yok mu, buralarda bile rahat yok, illa bakılacak. İzmir’den Yeşim Koşay. 6-38-1 Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, bir de baktık ki yol bitmiş. Ne yapcez önümüz dere yatağı, karşısı dağ ve yol yok. Mecburen bisikletlerimizi sırtlayıp dereden karşıya geçiyoruz. Timuka’nın dediği gibi yerlerden geçiyorum ama beni hiç zorlamıyor, dikkatli bir şekilde yavaşça dere yatağını sorunsuz geçiyorum. Yalnız karşıda görünen bisiklet konvoyu pek iç açıcı bir yol olduğunu göstermiyor. Yol da değil ve bisikletleri iterek çıkıyorlar. 6-39 Elbette ki bisikletimi sırtlamıyorum diğerleri gibi. Benim bagajım yüklü ve sırtlamama gerek duymuyorum. 6-40 Burası küçük bir dere yatağı, biraz dik. Bisiklete binemiyorsun, çünkü 200 bisikletli elinde patikadan bisikletini iktirerek çıkıyor. 6-41 Bisikleti yokuş yukarı ittirmek bizleri zorluyor, ara sıra nefeslerimizin normale döndürmek için kısa molalar vererek tırmanmaya devam ediyoruz. İzmit mi desem, Kocaeli mi desem ne desem Şehnaz Başaran Karabulut nefes nefese kalmış. Anlaşılan nabız biraz yüksek yüzündeki kızarıklıktan belli. 6-42 Gördüğünüz gibi saç baş dağılmış bir vaziyette tırmanıyorum inatçı keçiler gibi. Kan ter içinde kalsam bile yılmak yok. Her zaman bisiklet beni taşımayacak, ara sıra ben onu taşıyorum. Bunu severek yapıyorum, yaparken de düşünmeden edemiyorum bunları. 6-43 Ve nihayet dik patika biterek dağın zirvesine varıyoruz. Yolun en zor kısmını atlattık. Artık zirvede olduğumdan buradan sonra rahatça kamp yerine kadar gidebilirim. Düzlüğe çıkınca bisikletime binerek az ilerdeki yangın kulesine doğru gidiyorum. 6-43-1 Burası dağın zirvesi, zirvede yangın gözetleme kulesi var. Dört bir tarafı rahatça görebiliyoruz. Doçek  ekibi bize sürpriz hazırlamış.Soda, soğuk nescafe ve çokonat zorlu tırmanışımızda kaybettiğimiz enerjiyi bize geri veriyor. Yangın  kulesi bisikletliler tarafından işgal edilmiş durumda. 6-44 Coşkun Öztürk arkadaşımız resmimi çekiyor. Zirveye çıkmamın verdiği mutluluk bir başka oluyor benim için. Bir de bisikletle olunca daha da fazla oluyor. 6-45 Karaman’dan Melih Aslan, birlikte bir hatıra resmi çekiliyoruz beraber. Burcu da bağdaş kurmuş soğuk nescafesini, çokonatını ve sodayı bir an önce miğdesine indirmeye çalışıyor. Ne de olsa bisikletini iterek buraya kadar tırmandı, enerjisi bitmiş bir vaziyette atıştırmaya başlıyor. 6-46 Bandırmadan Prizrenli hemşerim Aykut ile resim çekiliyorum. Güçlü kuvvetli oluşu festivale katılan bisikletçilere güven duygusu veriyor. Yolda kalanlara yardım ederek, ite – kaka bir şekilde yolda bırakmadan ekibi götürüyor. Aynı zamanda konvoyun bıçkın delikanlisi. 6-47 Komutan Aakan ve bizler birer resim çekilelim dedik, böyle bir poz verdik. Hakan Eşme DOÇEK derneğinin başkanı, iyi bir bisiklet sever. Keşan Dağ Bisiklet Festivalini DOÇEK ekibi ile beraber düzenliyorlar. Harika bir organizasyon yapmışlar, DOÇEK ekibini yürekten kutlarım. Yalnız yel değirmeni formam olmadı ona yanarım. Geçen yıl katılamamıştım tura, Sağlık olsun. 6-48 Şu kızçe varya şu kızçe, ortadaki bıcırık, ayın ondördü gibi olan. Hani Trakya güzeli. Çok güzel resim çeker, marifetlidir. Denklanşöre ne zaman basacağını bilir. ( Ona ben ügretmişimdir, az bilinen antik kentler turunda fırtınalı havada denize atlarken nerden resim çekilir, beni havada atlarken ne zaman nerde yakalayacaksın hepsini ügretmiştim o zaman. ) Bir de tatlı gülüşü festival boyunca hiç eksik olmadı. Bizlere hep gülümseyerek bakar, konuşur ve dinler. Bakın ondada değirmenli forma var. Biz Saros körfezinin ofroz balığına kandık. 6-49 Bizlerin resim çektirdiğimizi gören gelerek hep beraber resim çektiriyoruz. Resim çekerken birde veriyoruz coşkuyu. DOÇEK selamı ile birlikte. 6-50 Bu resmide Kızçe Ayşegül çekiyor, demiştim güzel çeker diye. 6-51 Hava kararmadan erkenden kamp yerine dönüyoruz. Ama kamp giriş yeri çok uzak 3.5 km kadar olunca kapalı olan yerden girmeye çalışıyoruz. Orada duran bir kişi de bize engel olmaya çalışınca biraz tartışarak giriyoruz. Adam yasak hemşerim demekten helak olunca dayanacak gücü kalmıyor karşımızda. Neyse içeri girerek çadırların yanına vararak biraz dinleniyoruz. Yemek yememize daha var, bu gün de hiç kahve içmemiştim. İspirto ocağımı, cezve ve fincan takımını çıkararak kahve pişiriyorum. Günün yorgunluğunu böylece gidiyor üzerimden. Kahvenin ardından denize girip üzerimdeki tozu toprağı bırakarak iyice rahatlıyorum. Benim için harika bir tatile dönüşüyor bu festival. 6-52 Melih Aslan ile resim çekiliyorum. 6-54 Hep o beni çekecek değil ya ben de kızçeyi çekiyorum bir poz olsa da. 6-55 Ve aldı sazı pardon makinasını eline kızçe benim bir kaç resmimi çekiyor. İlk önce veriyorum coşkuyu Saroz körfezine doğru. Hakan Eşme coşkusu oluyor bu. 6-56 Ardından kendi selamımı veriyorum, urimbaba selamı ; selam kalbimdekiler… 6-57 Hani bu da profil resmi olur ya öyle çekiyor bu kızçe. En güzel pozumu yakalıyor böylece. Sağol kızçe Ayşegül. 6-58 Yemekten sonra muhabbetler başlıyor. Yeni arkadaşlarla tanışıyorum. Edirne de öğrenci Emre Ata, Selim Karagözler, Emrah Güçlü. Bu arkadaşlarla Edirne de buluşup kalacak yer ayarlayacaklar. Telefonlarını alıp irtibata geçeceğim. İzmir Menemenli Didar Akyıldız la tanışıyorum. Haliyle bunları ara sıra not defterime yazıyorum. İsimleri aklımda tutamıyorum çünkü. 6-60 Festivallerin gülleri Timukan, Esma ve Gülhan. Hepside harika dostlar, birlikte resim çekiliyoruz Saroz körfezine doğru. Akşam karanlığı çökmeye başladı, yemeği de yedik. Eee bundan sonrası ne olur ?6-59 Tabi ki eğlence, davul, klarnet ve keman gelerek bizlere veriyor coşkuyu, veriyor neşeyi. 9\8 ‘lik coşku herkesin kanını kaynatıyor. Oynamayan kalmadı, ortam gayet neşeli. 6-60-1 Ne kadar kurt varsa hepsini döküyoruz bu gece. Kızçe ile karşılıklı gübek atayz beeaa. 6-61 Neşe, eğlence gecenin ilerleyen saatlerine kadar gırla devam ediyor. Ben ortamı gençlere bırakarak çadırıma çekilip tatlı uykuya dalıyorum. Eğlencenin olduğu yerden epey uzakta olduğumdan gürültü duymuyorum.

Bu gün yaptığımız mesafe 32 km. Mesafe kısa olmasına karşı bazı yerlerde yürüyerek gitmemiz biraz yordu bizleri. Ama kamp alanına erken dönüp deniz ve duş yorgunluğu alıyor.

Aşağıda görünen harita DOÇEK’in resim olarak hazırladığı haritadır. Gittiğimiz yol Google maps standartlarına uymadığı için bu resmi kullandım.

Yazıdaki resimlerin bazıları festivalde paylaşılan resimlerdir, arkadaşlara resimler için teşekkür ederim.

 

1479727_735809973115557_1901973355_n[1]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme