Eşpedal EGE Turu 3. Gün

8 Ağustos 2017 Salı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

Ayvalık – Küçükköy – Sarımsaklı – Ayvalık

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey.
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana.
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

Nazım Hikmet RAN

Artık yağmursuz yaz aylarında çadırda uyumanın anlamı kalmadı. Açık havada uyumanın verdiği rahatlıkla güzel bir uykunun ardından gün ağarınca uyanıyorum. Bisikletim KUZ ayak ucumdaki çam ağacına yaslanmış durumda. Mavi hamakta sadece ayaklarım görünüyor. Çam ağaçlarının yamuk yumuk dalları henüz maviye boyanmamış gök yüzünde beyaz bir örtüye nakış işlenmiş gibi.

20170808_070029_HDR

Henüz kimse uyanmamış, sabah kahvesini pişirmek için tek kişilik küçük cezvemi ocağa sürüyorum her sabah olduğu gibi. Beton piknik masasında kahve takımları, çuvalın içinde su şişesi, cezve, kahve değirmeni yatık durumda, kahve kutum, bir tane fincan ve rüzgarlık yuvarlak levhanın kapattığı ocak. Üstünde küçük cezvede kahve pişiyor. Bir de fırsat bulursam okumak için yanımda taşıdığım kitabım. Daha aşağıda iki çadır ve ağaca dayalı bisiklet ve çam ağaçları. Denize yakın iki ağaç gövdesine bağlı bir hamak daha var.

20170808_071627_HDR

Güneş doğup arkadaşlar uyanasıya kadar bir kaç sayfa okudum kitabımdan sessiz ortamda. Uyanan arkadaşlar yanıma gelince kitap okumanın anlamı kalmadığından kitabı kenara koyup kahve pişiriyorum. Elbette kahveyi öğütmek için değirmenin kolu dönmeye başladı. Beton piknik masasında 9 kişi oturmuşuz üstümüz çıplak olarak. Baytar Serkan Sezer de sabah kahvesini içmek için yanımıza geldi. Bir de akşam kendi başına tur yapan sevgili Esma’nın oğlu Mehmet dün gece yanımıza gelip çadır kurmuştu. Üzerimize yeni doğan güneşin ilk ışıkları vurmaya başladı.

20643130_1362834297118161_3801960859633535164_o

Kahve faslından sonra kahvaltı malzemelerini Ayvalık belediyesi getirdi. El birliği ile kahvaltıyı hazırlıyoruz. Salatalıklar, domatesler doğrandı piknik masasının üzerinde. Bunları yapan Elif, Gündüz ve Atilla ayakta. Pınar oturmuş yanlarına. Su işinden sorumlu Hasan buz dolabına koyduğumuz 5 Litrelik şişeyi masaya koyarken kağıt bardakları elinde tutuyor.

20170808_081904_HDR

Masa düzeni ve yerleştirmesi Cem ve Remila yapıyor. Elinde ekmek torbası, tek tek masalardaki tabakların yanına ekmek koyuyorlar.

20170808_081913_HDR

Kahvaltıyı hep birlikte yaptık, ortalığı toparladıktan sonra bisikletlerimize binip Sarımsaklı kumsalına doğru yola çıktık. İlk başlarda piknik alanında toprak yolda ormanın içinden gidiyoruz. Orman çam ağaçları ile kaplı.

20170808_093611_HDR

Asfalt yola çıkınca yancıların yolu kesmesi ile güvenli çıkış yaparak tek sıra halinde ilerliyoruz. Bazı dangalak sürücüler bisikletlileri önemsemeyip tehlikeli durum yaratınca çatık kaşlı liderimiz olaya müdahale etti. Neredeyse adamı dövecekti. Zar zor sakinleştirip yolumuza devam ederek Balkanlardan göç edip buraya yerleşen Boşnakların köyü olan Küçükköy’e geldik. Şirin köyün dar sokaklarında ilerliyoruz. Sokaklar Arnavut kaldırımı taş döşeli, tek katlı evler köyün güzelliğini ortaya çıkarmış.

20170808_095732_HDR

Küçükköy’ün tarihçesi;

Köyün, Küçükköy olmadan önceki ismi Yeniçahori’ymiş.

Fatih Sultan Mehmet Midilli’yi almaya karar verince 1462’de burada yeniçerilere oba kurdurtmuş. Adayı aldıktan sonra da isyanları bastırmak için bir müddet burada ikamet etmeye devam etmişler. Buranın bir yeniçeri yuvası olduğunu gören Rumlar da yerleşime “yeniçerilerin yeri” anlamına gelen Yeniçahori demiş.

Ayvalık’ın Osmanlı’dan özerklik alması ile hızla büyüyen bir Rum yerleşimi olan Ayvalık adalardan ve Yunanistan’dan göç almaya başlamış. Böylece 1800’lerde Rumlar Yeniçarohori’ye yerleşmişler. Köy eskiden bir Rum köyü olduğundan köydeki tüm evler tipik Rum mimarisi özelliklerini taşıyor.

Bugün ise Yeniçarohori bir Boşnak Köyü olarak biliniyor çünkü mübadele zamanı buradaki Rum nüfusu ayrılırken, Balkanların çeşitli yerlerinden, ama yoğunlukla Makedonya’dan gelen Boşnaklar buraya yerleştirilmiş. 1920’lerden 1980’lere kadar burada yaşayan Boşnaklar da daha sonra maddi sebeplerden ötürü evlerini terk edip, 1 kilometre uzaklıktaki sayfiye kasabası Sarımsaklı’ya taşınmaya başlamışlar. Köydeki evler terk edilmiş, tek tük yaşlılar kalmış. Geçim sıkıntısı güvenliğe uzanan sosyo-ekonomik sorunlar oluşturmuş. Köyünde dışarıdan gelenlerin başlattıkları değişim sayesinde bugün köylüler de köylerine geri gelmeye başlamışlar. Köye taze kan gelmiş.

https://www.bizevdeyokuz.com/kucukkoy-yenicarohori/

Eski kilisenin taş binalarından biri müze haline getirilmiş. Bina iki katlı, üst kata taş merdivenlerle çıkılıyor. Kenarında demir korkuluk var. Kapısında duvara sabitlenmiş demir bir boru 45 derecelik açı ile bayrak direği yapılmış. Direkte dalgalanan ay – yıldızlı Türk bayrağını görüp kapıdan geçmen gerek.

20170808_100003_HDR

Merkez camisinin avlusuna girip bisikletlerimizi park ediyoruz. Caminin girişinde kemerli sütunlar, sütunların sonunda tahta bir merdivenle üst kata çıkılıyor. Avluda bekleyen arkadaşlar dolanıyor.

20170808_100016_HDR

Merkez cami  Aya Athanasiu Kilisesi, mübadele öncesinden günümüze kadar varlığını sürdürmeyi başarmış tarihi yapılardan biri. 3 kilise ve 3 manastır olmak üzere toplam 6 bölümden meydana gelen Aya Athanasiu Kilisesi’nin, Sarımsaklı ve Ayvalık çevresinde yaşamış olan Rumlar tarafından Sarımsaklı’da inşa edildiği biliniyor.

Caminin giriş kısmı, sütunlu kemerler taş bloklardan düzgün yontularak ince işçilikle yapılmış. Taşlarda pürüz yok, köşe taşları, kemer taşları ve yuvarlak sütunlar. Üst kat kalın kalaslardan tavanı oluşturmuş, Tahta merdivenlerin alt kısmı tamamen görünüyor.

20170808_100026_HDR

Hepimiz bir arada olmasak ta çoğunu çekiyorum bir poz cami avlusunda. Aramızda burada oturan görme engelli gazeteci Namık Tuncer bizleri ağırlıyor köyde. 16 kişi ayakta, 5 kişi çömelmiş durumda.

20170808_100324_HDR

Müzeye giriyoruz, girişinde şeffaf mika levhaya siyah harflerle; “T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Ayvalık belediyesi Küçükköy Kent Müzesi” yazılı levhayı çekiyorum bir poz. Burası ile kim ilgileniyor anlayamadım, bakanlık mı, belediye mi?

20170808_100536_HDR

Müzenin girişinde yerdeki karo plakalar dikkat çekici desende. Gri çember içinde dört yanda çeyrek daire, ortada dört yapraklı çiçek kırmızı renkte. Karonun köşelerinde çiçeğin bir yaprağı konulmuş. Karolar yan yana dizilince çiçekler ve çeyrek daireler tamamlanmış duruma geliyor. Karolar yana 7 yukarı 3 olmak üzere21 karodan oluşmuş. Bunları çerçeveleyen kırmızı çizgili karo ile tamamlanmış bir dikdörtgen meydana getirilmiş. Çerçevenin dışında yuvarlak içinde çeyrek dört daire desenlenmiş. Dış karoların üst ve altında kırmızı çizgiler ve dalgalı sarı desenler var.

20170808_100544_HDR

Giriş kapısı iki kanatlı tahta bir kapı. Kapının yanlarını oluşturan taş blok kolon uzun iki taş ile yapılmış. Kapının üstünde cam çerçeve var. Kapı kanadının birisi açık.

20170808_100554_HDR

Yan tarafındaki dört pencere de kapıdaki kolon gibi tek parça taştan yapılmış. Pencereler ahşap, bej rengine boyanmış. Yaz olması dolayısı ile üç pencere tamamen açık, içerisi görünüyor.

20170808_100600_HDR

Müzenin içine girip sergilenen eşyalara bakıyorum. Dört tane desenli karo plaka eski bir binadan sökülüp burada sergileniyor. Elle döndürülen buğday öğütme taşları iki tane. Demir anahtar, içi altı köşe delik. Değirmenlerde kullanılan özel bir anahtara benziyor. Yanında da 1 kiloluk tahta saplı çekiç duruyor.

20170808_100628_HDR

Camekan içinde bir kama ve iki tabanca sergilenmiş.

20170808_100651_HDR

Eski bir duvar saati, kapağın kenarları oyma ahşap işçiliği ile süslenmiş. Saatte rakam yok, ilginç biçimde 7 – 11 ve 12 olan yerde iki ok içeriye dönük durumda. 8 Olan yerde iki ok içten dışarıya dönük. İlginç olan 5 olan yerde 0 rakamı kondurulmuş. Bunun bir anlamı olmalı. 3 ve 9 rakamlarının altında birer delik var, bunlardan soldaki delik saat başı vuran gong zembereğini kurma yeri. Sağdaki delik ise saati kurma zembereği. Biraz dikkatlice bakınca çizgilerin yanında Osmanlı rakamları olduğunu gördüm. 19. Yüzyıl sonları ve 20. Yüzyıl başlarında duvar saatlerini yapan ustalar kadranı Osmanlıca rakamlara uygun olarak yapmışlar. Kimi evlerde hala var olan ve kimi müzelerde sergilenmekte buna benzer duvar saatleri.

20170808_100658_HDR

Eski Osmanlı metal paraları, çeşitli boyutlarda. Onlarca bakır, gümüş paralar camekanın içinde sergilenmekte.

20170808_100708_HDR

Para kolleksiyoncuları tarafından biriktirilen Türkiye Cumhuriyeti merkez bankası baskılı kağıt ve demir paralar. Bir zamanların eflasyon canavarlarının yiyip bitirdiği paralar şu an tedavülden kalkmış, kullanılmamakta.

20170808_100720_HDR

Mahalle Bekçilerden birisinin eşyaları müzede sergileniyor. Bekçi vazife defteri, yıldız rozeti, kapı anahtarlarından bir yığın anahtar. Vesikalık bekçi fotoğrafı. İki koçan bilet, bekçi şapkası ve büyük bir olasılıkla emekli olduktan sonra başına taktığı hacı takkesi. ( Anlamadığım bekçi ile ne alakası var hacı takkesinin. )

20170808_100738_HDR

Tahta bir sandık kapağı açık, içi boş.

20170808_100745_HDR

Pirinçten yapılmış kahve değirmeni. Değirmen kolu demirden yapılmış. Kolun ucundaki tutamak pirinçten. Birisi kolu kaybetmiş anlşaşılan sonradan demirciye yaptırılmış. Demir kol paslanmış durumda. Pirinç gövde bir kaç darbe almış, içine küçük girintiler var.

20170808_100822_HDR

Başka bir kahve değirmeni daha sağlam ve kolu pirinçten olduğu görünüyor. Yanında da mutfakta kullanılan mutfak robotu. Kahve öğütmesi robottun haznesinde yapılıyor. Kahve öğütmenin eski ve yeni halini anlatmış.

20170808_100838_HDR

Tek kişilik kahve takımı, bakır cezve, sapsız kahve fincanı. Fincanın dış kısmı bakır kaplı. Küçük bir kahve kabı yada şekerlik olabilir. Üçü de bakır bir yuvarlak, içi işlemeli tepsiye konulmuş.

20170808_100849_HDR

Başka bir kahve takımı, pirinç yuvarlak bir tepside sergilenmiş. Tepsinin iki yanında kulpları var. İki mor fincan, dışında çiçek işlemeleri yapılmış. Biri şimdiki zamanda yapılmış bakır cezve, sapı pirinç. diğeri eski kahve cezvesi, dibi geniş ağzına doğru daralmakta. Sapı pirinç bir borudan yapılmış

20170808_100856_HDR

Pencerenin gözünde eski bir radyo, ses düğmesi yok. Kaybolmuş anlaşılan. Alttaki gözde ise iki radyo üst üste konulmuş

20170808_100907_HDR

Bakır kaplar, kalayları eski görünümünde. Üç kap birbirinden farklı yapıda.

20170808_100924_HDR

Eski sinema filimi gösteren makaralı 8 mm makine.

20170808_100954_HDR

Eski dikiş makinası koruma kapağı arkada. Makinanın işi bitince tozlanmasın diye kapağı ile örtülüyordu.

20170808_100959_HDR

Nalbantın kullandığı aletler. Atı tımar ederken kullanılan kaşağı, saplı çengel, bıçak, delik için bız ve iki tane nal.

20170808_101004_HDR

Eskiden giyilen kumaş kadın elbiseleri mankenlere giydirilmiş.

20170808_101017_HDR

Müzedeki tüm sergilenen eski eşyaları gördükten sonra dışarı çıkıyorum. Caminin diğer yanını, üst kata çıkan merdivenlerin kapısının olduğu yerin resmini çekiyorum. Burada da sütunlar ve üzerlerinde kemerler var. Önde park etmiş tandem bisikletler duruyor.

20170808_101141_HDR

Burası da caminin ön tarafının dıştan görünümü, sütun ve kemerler. Üst katın pencereleri demir parmaklıklı. Normalde camilerin minareleri eğer tek ise giriş bölümünün yani kuzeye bakan tarafın sağına yapılır. Ama daha önce Rum kilisesi olan yapı camiye dönüştürülünce minaresi sol tarafa yapılmış.

20170808_101156_HDR

Caminin duvarında sergilenen çocukların yaptıkları kuru kalem boyalı resimleri yakından çekiyorum. Resimde; “Verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı” yazısı kırmızı renkte yazılı. Alt kısımda da çiçekler ve yeşil yapraklarla süslenmiş.

20170808_101936_HDR

Buradaki resimde enine ve boyuna çizgili renkli balıklar. Biri kocaman, önde, diğerleri daha küçük yüzerken resmedilmiş.

20170808_101939_HDR

Bu resimde ise; “Korkma Sönmez bu Şafaklarda yüzen al sancak..” yazısı ve yapraklı renkli çiçekler.

20170808_101944_HDR

Barışı simgeleyen barış güvercinleri. Biri kırmızı diğeri sarı renkli boyanmış. Sarı renkli güvercinin gagasında zeytin dalı, kral tacı takmış kanadı açık kırmızı güvercine verirken.

20170808_102022_HDR

Bu köy Boşnak köyü olduğundan Boşnak böreği yapan işletmede börek yiyoruz tadımlık olarak. Börekçi dükkanını işleten kadın ve bizim grubu pankart ile birlikte resim çekiyorum. Pankartta yazan “LALA’nın börek evi”, kenarları güllerle süslenmiş. Kadının kucağında torunu ve Eşpedal grubu poz vermiş durumda.

20170808_111836_HDR

Bizi misafir eden Namık Tuncer ve eşi ile vedalaşıp hazırlıkları yaptıktan sonra yola çıkıyoruz bayır aşağıya doğru. Etrafta kurumuş otlar ve sol tarafta belediyenin yaptırdığı kaldırımın kenarında dut ağaçları dikilmiş. Elektrik telleri yol boyunca gidiyor Sarımsaklı sahiline doğru.

20170808_112837_HDR

Sarımsaklı sahiline gelip polis kamp yerine giriyoruz. Buradaki çardağın altına bir kaç masayı birleştirip yerleştik. Sonrasında deniz donumu giyerek doğruca sahile gelip hızlıca denize balıklama dalıyorum. Daha önceden Atilla Özakdağ’a beni denize dalarken çek diye tembihlemiştim. O da beni havada uçarken yakalıyor. Ayaklarım yerden kesilmiş, kollarım ileriye doğru uzatarak uçarken henüz denize değmeden havada duruyorum bir süre. Deniz mavi, hava mavi aynı renk tonunda. Ufuktaki çizgide deniz lacivert renginde olunca Gök ile deniz birbirinden ayırt ediliyor. Ufukta silik olarak görünen yer Midilli adası.

20170806_212423_HDR

Neyse hep birlikte denize girip eğleniyoruz. Bu arada çatık kaşlı Hakan da denize girdi. Onu suda iyice yumuşattık, Pelte gibi oldu pembiş pembiş. Adamın rengi açıldı resmen. Demek ki esmer görünümü kirden olabilir. Denizde yıkanınca kirler gitti gerçek yüzü ortaya çıktı. Kaşlar da birbirinde ayrılarak yüzü gülmeye başladı. Denizden çıkıp masaların olduğu yere, gölgeliğe geldik. Kurulandıktan sonra hadi tavla oynayalım dedik. Ben de “Üniversite tavlası oynayalım” dedim. “O nasıl ki ?” dediler. Ben de “Bir tavlada zar atılacak. Diğer tavladakiler atılan zar neyse kendi kafasına göre oynayacak pulları” dedim. İki tavla bulabildik, ikişer eşli oynamaya başladık. Ben Hakan ile, Baattin Atilla ile eş oldu. Tavlaya başlamadan önce kahve pişirdim kendimize dört tane. Kahveleri içerken oynamaya başladık. Denizde yıkanınca pelte gibi olan Hakan’ın yanında oturmaktan korkmuyorum artık. Hakan artık kaşları birbirinden ayrılmış, yüzü gülerek sevimli bir insana dönüşmüş durumda.

Dört kişi tavla oynarken kahveleri içiyoruz. Üzerimiz denizden çıktığımız gibi çıplak, altımızda sadece deniz donları var. Gerçi Baattin’in üzerinde o kadar çok kıl var ki üzerine tişört giymesine gerek yok. Kılları çıplaklığını göstermiyor. Gündüz ayakta bizi izliyor.

20170808_131228_HDR

Artık iyice gevşeyen gergin kaslar yerini gülme kasları devreye giriyor. Gülerek oyunumuzu oynuyoruz. Ben elimde Atilla’nın pulunu kırmış ona doğru uzatırken Baattin ve Hakan gülerek poz vermiş.

20170808_131259_HDR

İlk partiyi kazandık, ikinci partiye üçüncü tavla katıldı. Karşı rakipler; Atilla, Baattin, ve Deniz Kel.

20170808_142102_HDR

Bizim grup ise; Ben, Hakan ve küçük Şevket. Karşılıklı pulları al gülüm ver gülüm oynuyoruz birbirimizi kırarak. Başkan Saldıray Altındağ ise cep telefonundan sosyal medyayı dinliyor kulağı ile. Cep telefonundaki bir uygulama körler için geliştirilmiş. Ekran ışığı tamamen kapatılıp sadece ses komutları ve sesleri dinleyerek telefonu kullanabiliyorlar. Daha önce duyup ta görmemiştim bu uygulamayı. Bir de duydukları ses o kadar kızlı konuşuyor ki anlamak mümkün değil. Hoparlörden car cur sesler geliyor. Bizler anlamasak ta kullanan gayet iyi anlayıp dinleyebiliyor. Hem de bizim görüp te duyduklarımızdan daha hızlı biçimde okuyabiliyorlar yazılanları. Yeni bir şey daha öğrendim, Öğrenmenin yaşı yoktur ya ben de öğreniyorum hayatı. Bunun sonu yok.

20170808_142116_HDR

Dün akşam aramıza katılıp misafirimiz olan Mehmet yoluna devam edecek İzmir’e doğru. Mehmet sevgili masalcımız Esma Eser Açıkgöz, nam-ı diğer Esmavi nin oğlu. Tek başına Bursa’dan yola çıkmış İzmir’e kadar pedal çeviriyor. Yolu bizimle kesişti ve şimdi ayrılık zamanı. Beraber bir resim çekiliyorum Mehmet ile. Benim üzerimde Dünya kalp günü, Kalbin için pedalla yazılı tişört var. Mehmet te Yüzyıllık macera 2012 yazılı tişört var.

20170808_161831_HDR

Mehmet ile boylarımız hemen hemen aynı, benden biraz uzun. Ortamıza Baattin’i aldık. Bizden bir baş boyu kısa olan Baattin ile üçümüz birlikte poz veriyoruz kameraya.

20170808_161930_HDR

İyice yumuşayıp normal bir insana benzemeye başlayan Hakan çaktırmadan benim yandan yüzümü çekmiş uzaktan. Adamda sanatçı ruhu var ama haberim yok henüz. Bunu sonradan öğreniyorum. Biraz uzamış sakalım keçi sakalımla karışmış durumda. Uzun saçlarım iki yandan sarkıyor. Sağda kafasının bir kısmı arkadan görüntüye giren biri var ama kim olduğu belli değil. Yüzü ters tarafta. Solda tesisin demir parmaklıkları, yeşil çit ve arada uzamış zakkum ağacı. Benim yüzüme odaklandığından arka tarafta görünenler bulanık çıkmış.

20170808_190904

Akşam üzeri toparlanıp kamp yerine sorunsuzca geldik. Akşam yemeğini hep birlikte yedikten sonra denizde geçirdiğimiz zaman bizi yormuş. O yüzden fazla geç olmadan hamağa girip yatıyorum. Bu gün harika bir gün geçirdik, yeni yerler gördüm, yeni insanlarla tanıştım ve en önemlisi beraber zaman geçirdiğim görme engelli arkadaşlardan yeni şeyler öğrendim. Ve iyice kaynaştık birbirimize.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 16 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme