Bay-Kuş

Bay-Kuş

Annem çocukluğumda masal anlatırdı, güzel masallar. Anlamlı, ders verici öğütler barındıran masallar. Anlatırken sanki o masalın içinde yaşıyormuşuz gibi olur, dikkatlice dinlerdik.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde

Develer tellal iken

Pireler berber iken

Ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken

Az gittim uz gittim.

Dere tepe düz gittim.

Çayır çimen geçerek,

 Lâle sümbül biçerek;

soğuk sular içerek,

ayla ayla bir güz gittim.

Bir de dönüp ardıma baktım ki, ne göreyim?

Gide-gide bir arpa boyu gitmemiş miyim?

Anonim

Masalları ve masal anlatmasını babasından öğrenmişti Annem. Dedem Sıtkı bizlere karlı, soğuk kış gecelerinde uzun masallar anlatırdı. Masal dinlerken uyuyup kalırdık yatağımızda. İşte Annemin anlattığı masallardan birisi de BayKuş masalı;

Az ötede, buz ötede, bir arpa boyu yol ötede engin yeşillikleri olan orman varmış. Bu ormanda bir çok ağaç, bir çok hayvan yaşarmış. Ormanın içinden çay akar. Bu çaydan akan sular temiz, berrak bir o kadar soğuk olur. Çay ormana hayat verip ulaşırmış denize doğru. Ağaçların köklerine su sağlar durur, orman sürekli yeşil deniz gibi görünürmüş. Hayvanlar da su içerken yüzlerinin yansımasını görürlermiş. Ormanda yaşam olduğu gibi çayın suyunda da ayrı bir yaşam varmış. Balıklar, böcekler ve su bitkileri çayın bereketinden nasibini alırlarmış.

İşte bu ormanda bir Baykuş yaşarmış. Bu baykuş sürekli ormanı dolaşır yiyecek arar dururmuş. Sadece kendisi için değil, diğer hayvanlar içinde yiyecek bir şeyler arayıp dururmuş. Ormanda gördüğü her yiyeceği torbasına kor, akşama kadar biriktirir sonra da hayvanların yavrularına dağıtırmış yiyecekleri. Kendi yavrularınla beraber hepsinin karnını doyururmuş. Torbası da küçük görünse de o kadar çok yiyecek alırmış ki görenler şaşırırmış bu kadar yiyecek nasıl sığar bu torbaya. Torba bu ne yapsın ki ? İçine bir şeyler kondukça sanki konmamış gibi dururmuş. Torbayı her gün taşımak zor gelirmiş ama yavrular yiyecek bekler. Akşam yuvasına gelince tüm yavrular hep bir ağızdan “Karnım aç, karnım aç” diye avazı çıktığı kadar bağırır durularmış. BayKuş’un yüreği buna dayanmaz Böylece hayvanların yavruları aç kalmazmış ormanda.

Günlerden bir gün ormana bir haber gelir. Tüm kuşlar padişah Süleyman’ın sarayında toplanacak. Neymiş padişah Süleyman kuşların kemiğinden karısı Belkıs için saray yaptıracak. Emir büyük yerden, ne de olsa kuşların padişahı. Astığı astık, kestiği kestik. Ormandaki kuşlar emre uyarak saraya gitmişler. Bir tek BayKuş gitmemiş. Nasıl gitsin ki! yavruları kim doyuracak, o padişah mı? “Yok canım yavrular her gün aç, yiyecek bekler” diyerek gitmemiş. Padişah Süleyman bir defa daha çağırtmış Baykuş’u. Baykuş bakmış ki koca padişah çağırıyor, yoksa kelle gidecek. Mecburen yanına varmış.

Padişah; “Neden emrime uymazsın” demiş.

BayKuş ; “Yavrularım var, hem diğer hayvanların yavrularını kim doyuracak? Sen doyurabilir misin ki?”

Padişah bakmış BayKuş haklı ve çok akıllı. İçinden  “Kurnazlık yapayım, bir şekilde onu alt edeyim” diye düşünmüş.

Padişah BayKuş’a sormuş; “Söyle bakalım dünyada kadın mı çok, erkek mi çok? Bilemezsen kellen gider, kemiklerini de sarayda kullanırım.”

Baykuş cevap vermiş; “Kadın çoktur.”

“Neden kadın çoktur?” diye sormuş Padişah

“Senin gibi kadın sözüne gidenler de kadından sayıldığından kadınlar çoktur. Neden kuşların kemiklerinden saray yaptırıyorsun? Yazık değil mi bunca kuşun canına. Sen hiç Allahtan korkmaz mısın? Bütün kuşları bir kadın için telef edeceksin. Alacaksan bir canım var, alabilirsin ama unutma aç kalan yavruların günahı boynuna” diye cevap vermiş ve boynunu uzatmış.

Birden padişahın içine Allah korkusu girmiş. Aklına aç kalacak yavrular gelmiş. Utancından günlerce ağlamış, ağlamış. Göz yaşları yere düşünce yerde çimenler fışkırmış. O günden sonra Dünyayı yeşil çimenler kaplamış. Padişah Süleyman Baykuş’a teşekkür edip büyük bir hatayı düzelttiği için.

Tüm kuşlara “Evinize dönebilirsiniz diyerek” göndermiş. Sonra da Baykuş’a demiş ki; “Koca Kafa sana günde üç serçe pay veriyorum. Bu her gün senin ayağına gelecek. Böylece yavruların aç kalmasın” O günden bu güne her gün BayKuş’a kısmet olarak üç serçe gelir, o birini yer, diğer ikisini yavrularınla beraber diğer çocuklara pay ederek dağıtırmış. Böylece her gün yiyecek peşinden koşup yorulmasına gerek kalmamış.

Ah rahmetli anam nur içinde yat.

2010 Yılından beri tur yaparım yollarda. Bir çok yere bisikletimle, kendi gücümü kullanarak belirlediğim hedefe ulaştım. Yoruldum, terledim yokuşları çıkarken. Zirveye çıkınınca tüm yorgunluğum bir yudum su ile bitiyor. Zirveden manzarayı izleyince mutlu oluyorum. Yüzüme vuran rüzgar beni daha çok motive ediyor hayallerime ulaşmak için. Bazen en güzel yerde, en güzel manzarayı izleyerek geniş ufukları yaşıyorum bir kahve eşliğinde. Türkiye’nin bir çok yerine gittim bisikletimle. Bir çok yer gördüm. Giderken yolda yiyecek peşinde olan karıncayı bile görüyorum. Karıncayı ezmemek için gidonu çevirip yanından geçiyorum. Ne de olsa o da bir can.

Karıncayı görüyorum ya yolda giderken haliyle paralar da gözüme ilişiyor. Parayı alıp cebime koymuyorum. Neden derseniz parayı alıp cebime koyunca daha çok para kaybediyorum. O yüzden almadan geçiyorum paranın yanından. Geçmiş yıllarda Ferdimen ile tura çıktık, bayağı uzun bir tur. Mersin’e kadar yolumuz var. Turun daha ilk günlerinde yolda bir Lira görüyorum, arkadaşım Ferdi Kızıl, kahramanımız nam-ı diğer Ferdimen durup parayı alıyor yerden. Bana; “Niye almıyorsun?” diye soruyor. Ben de gereken cevabı veriyorum. Ferdimen parayı çantasından çıkardığı para kesesine koydu. Sonra dönüp bana dedi ki;

“Urimbaba yolda bulduğun parayı al, böyle bir keseye koy. Böylece paralar birikir. Köyün birinden geçerken mola verince başına meraklı çocuklar toplanır. İlk defa bisikletiyle tur yapan birini görmüşlerdir. Sana sorular sorarlar. Sen onlara usulca doğru cevaplar ver, merakta bırakma çocukları. Sonra çocukları bakkala götür. Ne isterlerse alabilirsiniz de çocuklara. Birer dondurma, gazoz, bisküvi, top. Ne kadar tutacak ki? Çocuklar istediklerini alıp çekilince keseyi çıkarıp yolda bulduğun paraları rahatça bakkal amcaya ver hesabı öde. Hem sen vicdanen mutlu olursun hem de çocuklar mutlu olur. Ben böyle yapıyorum.”

Düşündüm, iyi bir fikir, ben de bir kese alıp yolda bulduğum paraları alıp kesede biriktirebilirim. Sonra da çocuklara bir şeyler ısmarlarım. Çocukları sevindirmek güzel bir şey.

Suyun Kaynağına Yolculuk turu yapıyoruz, İlk turumuz bu konuda. Küçük Menderes nehri temiz aksın etkinliği. İlk gün akşamında Tire de konakladık. Ertesi gün meşhur Tire Salı pazarı kuruluyor. Pazarda dolaşırken keçe yapan bir dükkana girdik. Burada keçe yapımı yapılıyor hala. Dükkanda keçeden yapılmış keseyi görünce hemen alıyorum iki tane. Birini bana bu fikri aşılayan Ferdimen’e vereceğim. Kendime seçtiğim kesede BayKuş işlenmiş. Rafta BayKuş desenli olan keseyi görünce anamın anlattığı BayKuş masalı geldi aklıma. Büyük bir isabet oldu, tam aradığım bir şey. Artık yolda bulduğum paraları koyacak bir keseye sahibim.

Para kesesi, keçeden yapılmış. Ana renk mavi, BayKuş’un tüyleri yeşil. Kocaman gözleri mavi, beyaz üzerine geniş, yuvarlak göz bebekleri. İki yana sarkmış lacivert yanakları. BayKuş mavi çiçekli bir dala konmuş durumda.

IMG_20200628_113302

Babam uzun yıllar çalıştı, geç yaşta emekli olduktan sonra 5 vakit namaza başladı. Emekli olmadan önce namaz kıldığını, camiye gittiğini görmemiştim. Vakit namazlarını kaçırmazdı. Cami ile evimizin arası 300 metre kadar ya var ya yok. Sokağımız hafif eğimli, dik olmayan bir yokuşu var. Hani arabayı birinci vitese alır ağır ağır çıkarsın ya. Bu biraz daha hafifi. Yaz, kış, soğuk sıcak demeden her gün camiye gider gelirdi. Babam yaşamı boyunca çok çile çekti. Bunu bize hissettirmeden çalıştı, çabaladı durdu.

Yugoslavya zamanında, iyi bir işe, iyi bir gelire sahip olmasına rağmen haksızlığa uğradığı bir olay yüzünden Türkiye’ye göç etme kararı aldı. 7 kişilik tüm aileyi ve annemin baktığı 100 yaşını geçmiş annemin anneannesi ile birlikte 8 kişi eşyalarla birlikte göç ettik. 69 yılı Yugoslavya’nın Tito zamanındaki altın çağını yaşıyordu.

Sosyalist Yugoslavya da herkesin bir işi, evi ve ailesi vardı. Ekonomi olarak iyi durumdaydı. Televizyondan buzdolabına kadar her şey vardı evimizde. Babamın işi hastanede sağlık memuru olarak görevini yapıyordu. Türkiye’ye göç ettikten sonra bir şekilde diploması kayboldu ve hademe olarak düşük maaşla çalıştı. Daha ilk sene içinde evimizi yaptı. 1 Yıl boyunca kira ödemedik ama bir televizyona mal olmuştu. Borç, harç içinde emekli olasıya kadar çalıştı durdu. 65 yaşını geçtiği halde bir arkadaşı emekli olabileceğini söyleyince emekli oldu. Zaten borçlarını da bitirmişti ve aldığı az da olsa emekli ikramiyesi onu rahatlattırmıştı.

Camiye gidip gelirken bakkalın başında eksik olmayan çocukları sever, eli ile çocuğun kolunu havaya kaldırıp “Şampiyon şampiyon” diyerek cebinden çıkardığı şekeri ona verir mutlu ederdi. Bu zamanla tüm çocukların babamı camiden dönmesini bekleme oyununa dönmüştü. Ne de olsa ucunda şeker yada çikolata vardı. Emekli maaşını aldımı çikolata ile ödüllendirirdi çocukları. Diğer günlerde şeker, sakız ile idare ederdi.

Babam çocukları severdi ve mutlu etmesini bilirdi. O yüzden cebinde mutlaka şeker yada sakız taşırdı. Nedense ben hiç hatırlamam beni kucağına alıp sevdiğini yada öptüğünü. Sevgisini belli etmezdi hiç bir zaman. Ben artık büyüdüm ve çoluk çocuğa karıştım. Benim sevilip öpülme çağım çoktan geçmişti. Bu sevgiyi oğluma yapmıştı. Dede – torun iyi anlaşırdı ve biz sakıncalı bulduğumuz şeylerden alır, Kemal Sunal filmleri izlerlerdi birlikte.

Emekli olduktan sonra rahata ulaştı babam ile annem ama annem fazla rahatlık görmeden bu dünyadan göçüp gitti. Babam ise 5 yıl aynı evde yalnız olarak birlikte yaşadık. O da eşine kavuşup huzura erdi. Mekanları cennet olsun. Babamdan bana kalan miras ise çocuklar. Çocukları sevmek ve onları mutlu etmek. Ve çocukluğumu kaybetmemek. Ben de babamdan kalan bu mirası en iyi şekilde değerlendiriyorum. Elimden geldiği kadar onları sevindirmeye çalışıyorum.

Babam “Çocuklar geleceğimizdir, onları sevgiyle ve mutlu ederek hayata başlatmalıyız. Mutsuz bir çocuk kavgacı olur, Dünyaya faydalı olamaz” derdi.

Büyük şair Nazım Hikmet ressam Abidin Dino’ya sorardı şiirinde;

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye.

Koskoca ressam Abidin Dino “Mutluluğun Resmini” yamamadığına göre elbette ben de yapamazdım. Sadece “Mutluluğu Yaşayan” birisi olabilirdim bir resmin içinde, çocuklarla beraber.

Suyun Kaynağına Yolculuk Bakırçay bisiklet turundan sonra Bursa’ya giderken bir köyde mola vermiştik. Meraklı çocuklar bisikletle tur yapan bizleri görünce etrafımıza toplanmışlardı. Ben de hazır bu kadar çocuk toplandı BayKuş kesemden çocuklara yaz sıcağında birer dondurma ısmarlayayım dedim. Kesede para çok, toplam 14 çocuğa çikolatalı dondurma aldım. Hem de en pahalısından. Ne yapayım Tanrı yolda önüme para çıkarıyor. Ben de onları alıp keseme koyuyorum. Böylece çocukları sevindirmiş oldum. Ne yapayım babamdan bana kalan miras.

Aşağıdaki resimde 14 çocuk ve aralarında ben. Çocukların elinde çikolatalı dondurma, bir duvarın üstünde poz vermişiz çok mu?

20170507_170911_HDR

Yine bir Suyun Kaynağına Yolculuk bisiklet turunda bir köyde mola verdik. Etrafımıza meraklı çocuklar toplanınca hemen bakkala birlikte gidiyoruz. Çocuklara;

“Ne istiyorsanız, canınız ne çekiyorsa alın” dedim.

Çocuklar da istedikleri şeyleri aldılar. BayKuş kesemden hesabı ödedim. Çocuklarla birlikte ben de mutlu oluyorum. Hani çok bilmiş büyükler çocuklara sorarlar ya;

“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye.

Çocukların hemen hemen hepsi doktor, mühendis, mimar gibi cevaplar verirler her zaman. Hiçbirisi ben çöpçü, işçi, amele, garson, muhasebeci olacağım demez. Aslında cevaplarının;

“Mutlu olmak istiyorum” olmasını dilerdim ama çok bilmiş büyükler hep çocuklarına

“Sen büyüyünce doktor, mühendis olacaksın” telkinleri ile şartlandırıyorlar. Hayatları boyunca Mutlu olamamış kişiler çocuklarının doktor yada mühendis olup mutlu olacağını sanıyorlar. Aslında Mutlu olunca her şeye sahip olacağını bilmeden yaşayıp gidiyorlar bu Dünyadan.

Aşağıda 5 çocuk ve üç bisikletçi resim çekiliyoruz. Resim çeken ise kahramanımız Ferdimen.

20180426_154033_HDR

Böylece BayKuş kesemde epey bir para birikti. Yolda gördüğüm tüm paraları alıp keseme koyuyorum. 1 kuruş dahi olsa üşenmeden durup yerden alıyorum. Antalya’da denizin içinde 1 Euro metal para bile buldum. Henüz bozdurmadım, paranın değeri hiç düşmüyor. Gerektiğinde kullanırım. Belli mi olur, yurt dışında bir çocuğu sevindirebilirim. Neden olmasın ki? Yolda sadece demir para bulmadım, kağıt para da buldum. Ayrıca yanımda olan birisi parayı bulunca BayKuş kesemi ve çocukları sevindirdiğimi anlatınca hemen veriyorlar ve kesede yerini alıyor. Bir gün biri 50 Lira buldu yerde, durumu anlatınca çekinmeden bana verdi ve birlikte BayKuş keseye koyduk.

Artık turlarda mutlaka önüme bir köy ve çocuklar çıkıyor. Çocukları sevindirecek kadar zenginim artık. 100 Çocuktan fazla dondurma para birikti kesede.

Aşağıda BaykKuş kese ve bir kısmı metal para, bir kısmı kağıt para. Tedavülde olan tüm metal paralar var. 1 kuruş, 10 kuruş, 25 kuruş, 50 kuruş 1 Lira. Kağıt paralardan ise 5 Lira, 10 Lira ve 20 Liralık var sadece. Tedavülden kalkmış 50.000 Liralık sadece bir metal para var. Bir de 1 Euro.

IMG_20200628_113524

Memleketim olan Kosova da henüz Türkiye’ye göç etmeden önce çocuklarla birlikte oynadığımız bir oyun vardı. Çocuklar el ele tutuşur, bir daire olurduk. Avazımız çıktığı kadar bağırırdık;

“Yarın öbürgün

Biz çiçeğe giderdik

Haydi be Urim

Bizimle beraber”

Çocuk olmak güzeldi, hala öyle. İş çocuk kalmakta

The Author

urimbaba

1 Comment

Add a Comment
  1. Mükemmelsin enişte bence bir kitap yazmalısın ağzına yüreğine sağlık senin gibiler hep var olmalı bu hayatta.TEŞEKKÜRLER

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme