3. Keşan Dağ Bisiklet Festivali 8. Gün

7 Eylül 2014 Pazar

8. Gün

 

Yeni umutlar,

Uzayıp giden sonsuz yollar.

Bir sevda gibidir uzağı yakın eder,

Belirsizliğin üstüne gitmek var.

Bir çeşmenin başında, bir pınarın,

Dere kenarı da olur,

Ağacın gölgesinde dostlar da düşünde.

Cezveyi süresin ateşe

Kahve tadında anarsın

Kırk yılın hatırı olmadan

Urimbaba

 

Bu gün acelemiz yok ama erkenden uyanıyorum. Çadırda tembellik yapmanın olanağı yok, sonra gün ağardı mı doğaya uyum sağlamış olarak erkenden uyanmak artık kaçınılmaz. Kimi kalkmış eşyalarını çadırını toplamakta, son gün havası ile. Ertesi gün işe başlayacak çoğu, daha şimdiden strese girmiş durumda. Pazartesi sendromunu bir gün önce yaşıyorlar. Bizde öylemi ya, acele etmeden eşyaları ve çadırı söküp topladım. Çadır, uyku tulumu, mat ve bagaj üst çantamı araca verdim. Sadece gerekli hazinem yanımda bagaj çantaların içinde.

Kahvaltının ardından sıra geldi kahve keyfine.

1523736_10152509416904681_2144067924877375986_o

Hemen ocağı ve kahve takımını çıkarıp kahveyi sürüyorum cezveye. Yola çıkma zamanına epey var. Bu fırsattan yararlanmak gerek.

1890647_10152509416494681_3250760106990444618_o

Kahve severler etrafıma toplanmaya başladı. Ne de olsa kokusu etrafa yayılmaya başladı.

10580201_10203439000430592_8751995571549543342_n

Sevgili GülAyşe, DOÇEK’in civcivi, her yere yetişiyor, herkesle ilgileniyor. Enerjisi bizlere yansıdı tur buyunca. Son gün olmasına rağmen hala enerjik, hala koşturmacanın içinde. Bu arada kahvesini içirmeden olmaz.

Telefon Telleri

Uzun uzun bir daha baktım, mavi güzeldi, güneşin sarısı sıcacık yapmıştı içimi ve bir an telefon direği çarptı gözüme, kenarda kalmış, şiddetli lodosa rağmen dimdik duruyor, sizi bilmem ama bana çok fazla şey hatırlattı…

Çok basit gelir herkese, bir direk dört beş tane tel. Yanından geçip gideriz, bazen farkında bile olmayız.

“Uzakları yakın eden teller!”

Telefonun ahizesini kaldırıp numaraları çevirdikten birkaç saniye sonra taaa uzaklardan gelen “Alo” sesidir!

“Uzaklardakilerin yüreklerini sıcacık eden teller!”

Yari uzakta olan bir sevgili için ne çok şey ifade eder değil mi? “Nasılsın, iyi misin?” soruları bittikten bir an sonra sessizlik çöker ve işte o sözler dökülür yavaşça “Seni seviyorum” ruhundaki bütün sıcaklığı o tellerden diğer uca göndermiştir ve hatta hissettirmiştir!

“Anaların yüreklerini ferahlatan teller!”

Eskiden, ne kadar büyüse de anasının dibinde dururdu çocukları … Şimdi ise aile fertleri dört bir yana ayrılır, buna sebep elbette işler, güçler, okullar ya da çocuklardır. Teller ahh o telefon telleri imdada koşar hemen, bir dede torununun birinciliğini kutlayıp heyecanını ancak o şekilde paylaşabilir, bir teyze yeğeniyle birlikte kardan adam yapamayabilir ama o telefon telleri sayesinde kardan adamın kendi boyu kadar olduğunu, burnuna havuç yerine tahta koyduğunu, ellerinin buz gibi, burnunun kıpkırmızı olduğunu anlatıp seni mutlu edebilir…

“Ellerine sağlık elektrikçi abi!”

Telefon direklerini evlerimizin yanlarına kadar getirip onları yerleştirip takanları da unutmamak gerek elbette… Uzun zaman önce izlediğim bir film getirdi bunları aklıma, telefon tellerini bizim gördüğümüz son haline getiren, çocuklarından uzak bir babayı… Yaptığı çok önemli bir şey görünmese de onları bütünleştiren o tellerdi ve nereye giderse gitsin gözü onlara takılıyordu, bizlerin hiç önemsemediği o tellere…

Hayat ne garip, bir zamanlar çığır açmış bazı ihtiyaçlar ama biz görmemişiz ve tabi sonrasında çok kolay gelmiş, acaba olmasaydı ne olurdu demiyoruz şimdilerde, biz yeni nesil bazı şeylerin yokluğunu hiç görmedik ondan… “Eskiler” ne çok kıymetini biliyordur elektriğin, evdeki musluktan akan suyun…

Her şeyin değerini kaybedince anlıyor insan ne yazık…

İnsanlar yüreğimizde, eşyalar elimizde, büyüklerimiz hayatta iken, doğa ayaklarımızın altındayken, hayvanlar çevremizde dolaşırken hepsinin kıymetini bilerek geçirelim her saniyemizi…!

Ayşegül GÖKALP

10653574_10152509463489681_8935800627595277852_n

DOÇEK’in resmi gönüllü fotoğrafçısı Ergun Oskay bizi, kendisi ile elçek yaparken onu da kareye alanlar var.

10688414_10152509415874681_2811598016269251902_o

Sabah sabah işi gücü yokmuş gibi saçlarımı örüyor GülAyşe. Biraz da böyle olsun saçlarım, değişik, örgülü.

10659009_10152509416729681_119166963621907871_o

Kahve faslı bittikten sonra hazırlıkları tamamlayıp hareket edeceğimiz yerde toplanmaya başladık. Birazdan yola çıkacağız.

070920148226

Gelebilen geldi ve topluca resim çekildik Saroz körfezinin kıyısında. Resim çekilirken veriyoruz coşkuyu. Resim çekiminden sonra yola çıkıyoruz topluca.

10613017_10203437878482544_5686004844526327924_n

Köye kadar, köyden sonra biraz daha yokuş çıktıktan sonra yol düzleşiyor. Rahat tempoda ilerliyoruz. Her yerde gördüğüm kırmızı çerçeveli üçgen tabelası burada da karşıma çıkıyor. Şimdiye kadar ceylan görmüş değilim ama var olduklarını hissediyorum. Ceylanlar ürkek oldukları için insanları görünce olabildikleri kadar uzağa kaçıyor. Kendilerini göstermeye fırsat vermediler daha. Bakalım ne zaman göreceğim ceylanları.

070920148227

Aramızda tandem kullanan bir çift var. Arada görüyorum onları, sonunda resimlerini çekebildim. Arkada oturan kız biraz tembel olunca zavallı erkek tüm yükü çekmek zorunda.

070920148229

Aslında önde olması gereken Hakan Eşme geç çıkmış kamptan. yanımıza gelince gidonunda Goran Bregoviç’in Gas Gas adlı parçası çalarken bulduk. Öyle tempolu bir müziği var ki biz de gaza gelerek tempomuzu arttırdık. Var gücümüzle pedala basmaya başladık Hakan Eşme, ben ve İlkay. Müzik bizi iyice coşturdu ve parça bitesiye kadar son sürat gittik bir süre. Bu arada Kosovalı Yaşar Curci cep telefonu ile videomuzu çekmiş farkında olmadan. İyi bir çekim de olmuş. You tube de titreşimleri düzeltti. Altta yazdığım yazılar video düzleşince yukarı aşağı hareket o yüzden oldu.

Bazen farkında olmadan resmimizi çekenler oluyor. Sevinç Aksüt çaktırmadan çekmiş, ama güzel çekmiş. Kimi resimler ona ait, teşekkürler Sevinç, ellerin dert görmesin.

10658906_10152509419089681_1424682935298335826_o

Asfalt yol bitiyor, toprak yola girmeye başlarken gideceğimiz yön işaretleri bize yolu göstermekte.

070920148230

Eh toprak yol demişken resmen ormanın içine girdik. Yangın yoluna çam fidanları filizlenmiş, büyümekte. Ormancılar ne kadar arayı açmaya çalışsa da orman kendi açığını kapatmakla meşgul devamlı. Doğa boş durmuyor. Ormana iyice dalıp kaybolmadan su takviyesi yapılıyor. Önümüzde çeşme gibi su kaynağı yok. Suyu idareli kullanacağız.

070920148231

Buraya ne eli değmiş belli oluyor, İnsan Eli Değmiş gibi. Etrafta çöp görünmüyor, her şey doğal görünümünde.

070920148233

Bir süre bisikletlerimizle neredeyse orman kaplamak üzere olan yoldan gidiyoruz. Bir yerde bekleyen görevli arkadaş dereye inen patikanın başında bizi yönlendiriyor. Dereye kadar patikadan bisikletleri elde taşıyıp karşı tarafta olan toprak yola gireceğiz. Dikkat şerit bantları ile gideceğimiz yeri işaretlemişler. Bisikletler elde patikadan inmeye başladık tek sıra.

070920148234

Derenin karşı tarafına bisikletleri taşıyıp geçiyoruz. Hep bisiklete binecek değiliz ya. Biraz da biz bisikletimizi taşıyalım değil mi? Zaten değişik işaretler değişik yerlerde karşımıza çıktı. Her çeşit materyalden faydanılmış ; taş, odun, kaya, toprak.

070920148235

Ormanın içinde, dere kenarında inişteyiz bir süre ve ormanın içinde kaybolmuşken canım hep kahve ister. Eh canımın isteği yerine gelmeli diyerek yol kıyısında uygun bir düzlük bulunca hemen hazinemi çıkardım. Hazinem de kahve olunca içenler de oluyor. Ormanda kahve nerde bulunur ? Cezveme kahve ve şekeri koyup sürüyorum ocağa.

070920148236

Kahve piştikçe kalabalık çoğaldı, üç kez cezveyi ocağa sürdüm. Kahve bahane sohbet şahane diyerek kahveleri içiyoruz sohbet ederek.

 

Rüzgar itti beni ardımdan gelip önüme doğru. Yaz güneşi altında alnımdan akan terler döküldü  şakaklarıma. Serin bir ürperti, incecik keskin bir ıslık.

Bisikletçiye rüzgar hep karşıdan vurur, kaçınılmazdır bu fakat bu kez ardımdan gelip öne doğru süzüldü, kulağıma kendi dilinde fısıltılar bıraktı; hepsini tek tek anımsamam mümkün değil, son sözü hayal meyal şöyleydi: “Anladın mı?”

“Anladım elbet” dedim. Böylesi içime dolan bir soluğu nasıl anlamazdım.

“Bir sürü şey söyledim sen çevirirken pedalları, nedir peki anladığın?” dedi

“İşaret ettiğin gibi, pedallarımı çevirmeliyim, budur anladığım” dedim.

Bir ıslık oldu yeniden, bir türkü katıverdim ıslığına ve saçlarımın arasından süzülüşünü hissettim.

“Doğru anlamışsın” dedi

“Çevir pedallarını öyleyse, arkandayım, karşından gelsem bile, yolun açık olsun…”

 

Hakan EŞME / Korudağlar

10006938_10203439153714424_1516695482978409287_n

Kahvesini içen yola koyuldu, son kez kahveyi pişirip içiyoruz bekleyenlere. Grubun sonundayız neredeyse, artık gelen yok. Fincanları yıkayıp kutuya koyarak ocağı çantama yerleştirip biz de yola çıkıyoruz.

070920148237

Son geçenlerin epey gerisindeyiz, yağmur yağmaya başladı. Toprakta geçen bisikletçilerin izleri henüz taze. Fazla uzakta değiller demek ki.

070920148238

Derken bir süre sonra yağmur iyice indirdi, yerde su birikintileri oluştu. Demek toprak iyice doydu yağmur suyuna.

070920148240

Yol iyice çamur deryasına döndü ve lastiğe yapışan çamurlar bir süre sonra maşa ve fren papuçlarının olduğu yerler çamurla doldu. Bisikletler gitmiyor. çamurları çomakla temizleyip öyle gidiyoruz bir süre. Ama fazla sürmeden tekrar çamur doluyor.

070920148241

Yol kıyısında otların içinden bisikletler elde bir yere kadar giderek balçık gibi çamurdan kurtulmaya çalışıyoruz ama nafile. Bazı yerlerde mecburen yola girip çamura batıyoruz.

070920148242

Bisikletler elimizde kah iterek kah kaldırıp yürüyerek ilerlemeye çabalamakla geçiyor. Yağmur tüm hızıyla devam ediyor.

070920148243

Çamur o kadar yapışkan bir halde ki çanak çömlek yapabilirsin. Hatta testi bile yapmaya uygun. Çamura saplandık resmen, bisikleti taşımak, iteklemek yormaya başladı bir süre sonra. Enerjimiz tükenmeye yüz tuttu.

070920148244

Her ne kadar çamura saplansak da gülümseme eksik değil yüzümüzde.

070920148245

Son olarak geride kalan Kosova dan katılan Ergin, Yaşar ve ben. Geridekileri toparlamakla görevli Harun Akalın ve ismini bilmediğim bir arkadaşla beraber toplam beş kişi çamurlu yolda savaş halindeyiz perişan bir halde. Henüz yılmadık, ayaktayız gülümseyerek.

070920148246

Kosovalı Yaşar pançosunu giymiş çamurda gitmeye çalışıyor ama nafile. Bir süre sonra çamur dolmuş maşaları temizlemek zorunda kalıyor.

070920148247

Artık gitmenin olanağı yok, neredeyse gücümüz tükenmek üzere ve neşemiz henüz kaybetmeden resim çekilirken bile veriyoruz coşkuyu. Harun Akalın Hakan eşmeyi telefonla arayıp durumumuzu anlatıyor. Gidecek durumda değiliz, yağmur altında gelecek yardımı beklemeye başladık. Hakan Eşme köyden bir traktör yollamış onu bekliyoruz artık.

070920148248

Traktör bir süre sonra geldi, aslında köy fazla uzakta değil ama çamur bizi bırakmıyor ki gidelim. Traktör uygun bir yerde geri dönerek yanımıza gelerek durdu. Yağmur tüm şiddeti ile yağmaya devam ederken bisikletleri traktörün kasasına çıkarıyoruz. Ardından biz de traktörün kasasında yerimizi alıp yola koyulduk. Kasanın kapaklarına sıkıca tutunarak ilerliyoruz. Traktör bile doğru düzgün gidemiyor ve sağa sola kayıp duruyor sürekli olarak. Sıkı tutunmasak bizi kasanın dışına fırlatacak. O derece hareketli anlar yaşadık traktörün kasasında. Bisikletler de kasanın içinde yatık olmalarına rağmen hareket halinde. Bisikletleri de sıkıca tutuyoruz zarar görmesin. Bir elimiz kasanın kenarında bir elimiz bisiklette sıkıca tutuyoruz, tutunuyoruz. Böyle bir süre gidiyoruz çamur deryasında. Neyse toprak yol bitiyor köye yakın bir yerlerde. Asfalt yola çıkınca traktör de biz de rahatlıyoruz. Yağmur yağmaya devam ediyor, artık donumuza kadar ıslandığımı hissediyorum. Biraz üşümeye başladım, derken traktörün kabin arka camı patlıyor. Ne oldu nasıl oldu anlamadan koca cam tuz buz oldu. Traktörü süren köylü arkadaş duruyor, öyle bir bakınıyoruz ama anlamadık neden camın patladığını. Fazla oyalanmadan tekrar köye doğru yola çıktık. Bir süre sonra köye vardık. Bisikletleri indirip bitkin bir durumda yemeğin son kalanını oturup yedik. Kurt gibi acıkmışız, bir çırpıda yemeği yiyoruz. Bu arada köylü kadının birisi bana kuru bir tişört verdi. Üzerimdekileri çıkarıp tişörtü giydim.

Bizden önce gelenler hızlı hareket ettiklerinden çamura saplanmadan asfalt yola geldiklerinden fazla etkilenmemişler bizim gibi. Sadece arka tekerlekten sıçrayan bir kaç damla çamur var tişörtünde. Yüzüne de savaşçılar gibi çamur sürmüş. Şirin bir çamur savaşçısı.

10295240_10152509444169681_2874349498990009119_o

Yemekten sonra köyün kahvesine gelip yanan sobada biraz ısınmaya çalışıyorum çay ile birlikte. Bu arada bisikletimi İlkay hortum ile bisikletin çamurlarını yıkayıp temizliyor, Teşekkürler yoldaşım, ellerine sağlık. Çay ile içimi, soba ile dışımı ısıttım. Artık yola çıkabilirim. Enerjimi depoladım iyice.  Son kalanlarla beraber yola çıkarak Keşan’a doğru yola çıktık. Yağmur Köydeyken dinmişti. Keşan’a kadar hızlı pedal basarak kısa sürede vardık. Kamp kurduğumuz parka vardıktan sonra kamyona verdiğimiz eşyaları ıslanmış olarak aldım. Bu gece bir arkadaşta kalacaktık misafir olarak. Ama o arkadaş defalarca aramama rağmen telefonu açmadı bile, olsun ne yapalım zorla güzellik olmaz. Halbuki kendisi teklif etmişti bu gece bende kalabilirsiniz diye. Bunu kendime dert etmedim. Çadırım var kurar yatarım mis gibi kimseye muhtaç olmadan. Kosova dan gelen Ergin ben İstanbul’a gideceğim diye tutturdu. Eh ne yapalım diyerek vedalaştık. Ertesi gün Kosova’ya gitmeyi düşünüyor. Yağmur ve çamura saplanmamız biraz yormuş ve yıldırmış anlaşılan. Biran önce evine dönmek istemesi normal. Yaşar benimle İzmir’e kadar bisikletle gelecek.

Köylü kadının verdiği pembe tişört yakıştı doğrusu. Ayakkabılarım fileli bezden ve 2 yıldır kullanıyorum turlarda. Hafif, hava alan, taban lastiği iyi tutunan gayet kullanışlı bir ayakkabı. Artık iyice eskimişti ve çamurda iyice parçalanmıştı. Parkın dışında ayakkabı satan dükkanda arkadaşımın birisi bez ayakkabı almış. Ben de gidip bir tane alıyorum ve eskimiş, parçalanmış ayakkabıları çöpe attım. Bakalım öyle bir ayakkabı bulabilecek miyim ?

Bahçe hortumu ile duşumu alıp çamura bulaşmış çamaşırları yıkadıktan sonra kurulanıp giyiniyorum. Duş iyi geldi doğrusu.

070920148249

Festivale katılanlar çil yavrusu gibi dağılmış, herkes gitmiş, parkta sadece DOÇEK ekibi ve Edirneli Selim, Emre ve arkadaşları kaldı. Onların da arabaları var. Aceleleri yok anlaşılan bizimle beraber oturuyorlar parkın içinde. Kahve içelim deyince arkadaşlardan biri bakkaldan 100 gram paket kahve alıp geliyor. Orada bulunan herkese sırasıyla kahve pişirip ikram ediyorum.

10616289_10203439192595396_3497311562591362099_n

Kahve faslından sona Selim ve arkadaşları arabalarına bisikletlerini yükledikten sonra vedalaşarak yolcu ediyoruz. Onlar gittikten sonra çadırı kurup eşyaları içine yerleştiriyorum . Islak olanları ipe dizip kurumaya bıraktım. Akşam yemeği için GülAyşe parka gelerek bizleri şehrin merkezine götürüyor. Bu arada akşam oldu, hava karardı. Şehrin meydanında dururken ilginç bir olayla karşılaşıyoruz. Orta yaşın biraz üzerinde biri Rahman Karataş’ın yanına gelerek bisikletçi birini soruyor. Adamın dediğine göre İstanbul dan gelmiş aradığı kişi. İlk anda kimi arıyor acaba diyerek şaşkınlıkla karşılıyoruz. Sonra adam aradığı kişinin gayrı Müslüm olduğunu söyledi. Rahman İstanbullu, düşünüp duruyor kim acaba diye. Adam aradığı kişinin adı aklına gelince Rahman diyor. Rahman karanlıkta tanıyamadığı adamı hatırlıyor ve aradığın kişi benim diyerek adamla kucaklaşıyor birden bire. İstanbul dan otobüsle gelirken yan yana oturmuşlar. Oradan birbirleri ile tanışmışlar. İkisi de Keşan’a gelmişler otobüsle. Rahman adama dini inancım yok demiş sohbet ederken. Adamın aklında kalan gayrı Müslüm biri olarak kalmış bizim Rahman. İşin ilginç yanı Keşan da aradığı kişiyi sora sora Rahmana sorması oldu. Bu duruma epey güldük doğrusu. Hep birlikte bir resim çekildik böylece.

10341719_10152673756003559_5798562603024900614_n

 

Biz adamla sohbet ederken yanımıza İzmir den arkadaşlar gelerek aramıza katılıyor. Can, Adem, Didar ve Selçuk’lu Özer. Hep birlikte tekrar bir resim daha çekildik.

10314766_10152673756413559_8267738260480345097_n

Daha sonra hep beraber bir pideciye giderek pideleri afiyetle yiyoruz. Yemekten sonra Rahman pidecide kemençesini çıkarak Çanakkale türküsünü çalıyor, kulaklarımızın pasını siliyor adeta. Pideciden çıktıktan sonra bisikletlere binerek çay içebileceğimiz bir yere gittik. Çaylar içildi sohbet uzadı derken hadi kamp alanına gidip yatalım diyerek arkadaşlar ile vedalaşıp ayrılıyoruz. GülAyşe ertesi sabah parka gelerek kahvaltıyı birlikte yapacağımızı söyleyerek evine uğurladıktan sonra parka gelerek çadırlara girip yatıyoruz.

Bu gün yaptığımız yol 41 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

3 Comments

Add a Comment
  1. bir zamanlar sadece uzaktan seyredebildiğim, konuşmayı bırak tanışmayı bile hayal edemediğim (izmir de tren garında yanına sokulup çekine çekine “neden size baba diyorlar” diye sorma cesaretimi hatırlarsın) nice güzel insanlar, anılarınıza aldığınız için çok teşekkür ederim, hepinizi çok seviyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme