3. Keşan Dağ Bisiklet Festivali 12. Gün

12 Eylül 2014 Perşembe

12. Gün

 

Geriye Kalan

 

Bir anahtar verdindi bana

Kabaran yüreğimi bilerek.

Kullanıp durdum onu gönlümce,

Aşkıma kenar süsü diyerek;

Aşındırdım dişlerini zamanla.

 

Geriye ben kaldım işte.

 

Yalan olur sevmedim dersem;

Ama yolcu yolunda gerek.

Ey ömrümün uğuldayan durağı;

Yanlış hesaptan dönerek,

Benli günlerini sil istersen.

Geriye sen kaldın işte.

Metin Altıok

 

Günün ilk ışıkları çadırıma vurunca uyanıyorum. Güneş henüz doğmakta ve ben her sabah olduğu gibi güneşin doğuşunu seyrederek güne başlıyorum. Gece bisiklet sürmenin verdiği zorluk biraz yormuştu ama uyku hepsini hallediyor. Bir süre çadırımda güneşi, denizi seyrediyorum. Neredeyse 2 haftadır yollardayım bisiklet üstünde. Eve yaklaşmanın sevinci ve hüznü aynı anda içimi kaplıyor. Bir tarafta evi, evdekileri, ailemi, arkadaşları özlemişim. Herhangi bir aksilik olmazsa yarın akşam evdeyim. Bir tarafta tur bitiyor, tur heyecanı da sona erecek. İşin en önemli kısmı da sonbahar ve kışa girmekteyiz. Turlar ve festivaller bahara kadar yok. İzmir de günü birlik turlarla yetineceğim artık.

110920148331

Diğer arkadaşlar da uyandı, yavaş yavaş toparlanmaya başladık. Kahvaltıyı ilerde uygun bir yerde yapacağız.

110920148333

Altınoluk ta bakkalın birinden kahvaltılık malzeme alarak yol kıyısında gölgelik bir yere çöreklendik. Yumurta kaynat, çayı demle hem de tek ocakla. Biraz uzun sürüyor tabi ki. Sonrasında harika bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı faslı biraz hayli uzun sürdü. Gerçi kahvaltıyı iyi ve besleyici yapacaksın yola çıkmadan önce. Bu kahvaltı seni kuvvetli yapacak ki yol alasın.

110920148334

Kahvaltının ardından yola çıkıyoruz. İlk önce Akçay’a vardık,  sahil yolundan Burhaniye’ye çıktık. Burhaniye içine girmeden girişindeki Kurtuluş savaş kahramanlarının orada bir kısa mola verdik. bir kaç resim de çekiliyoruz hazır durmuşken. Şafak çoktan yola çıkmış, sadece nerede olduğunu telefonla arayıp öğreniyorum. Şafak bu akşam Çandarlı da yazlığına varır. Bizim ise Ayvalık ta bir yerde kamp atmamız gerekecek. İlk önce İlkay ile resim çekiliyorum.

110920148335

Ardından Yaşar ile.

110920148336

Bu kez tayyare önünde resim çekildik, İlk önce İlkay ile.

110920148337

Ardından Yaşar ile.

110920148338

Artık Çanakkale – İzmir ana yoldayız, pedallara basmamız gerek deyip basıyoruz. Hava sıcak, pek rüzgar da yok. Günlerdir yollarda olduğumuz için çabuk yoruluyoruz. Yol kıyısında benzin istasyonunda birer dondurma ile serinlemeye çalıştık. Pistonlar da iyice ısındı, pistonları soğutmak gerek. Benzinciye cep telefonu vererek resmimizi çektiriyoruz.

110920148339

Bir süre dinlendik ve dondurmanın verdiği serinlik ile enerji bize yetiyor. Yola çıktık tekrar. Bazı yerler araç trafiğine kapatılmış, yeni asfalt dökülüyor. Haliyle kapatılmış yola girerek rahat bisiklet sürmek iyi oluyor. Böyle yol yapım çalışmaları 5 Kilometre. Bittikten sonra trafiğe açılıp devamında tekrar 5 Kilometre yol kapatılıyor.

110920148340

Gömeç te bulunan Atatürk manzaralı dağlara geldik. Atatürk’ün yüzü yere yatmış durumda dağın doğal yapısında tıpa tıp benziyor.

110920148341

İşte daha yeni atılmış bir pet su şişesi. Şişeden yeni dökülmüş su asfaltta akmaya başlamış. Arabada suyu içen elindeki şişeyi daha bitmeden dışarı atıyor. Bir taraftan para ile alınan su şişesi içinde su bitmediğinden israf ediliyor. Bir taraftan da çevreyi kirlettiğinin farkında bile değil. Zaten böyleleri için çevrenin hiç önemi yok, umurlarında da değil.

110920148342

Yol kıyısında hep aynı manzara ile karşılaşıyorum. Suyunu içen şişesini hop dışarı, bana ne dışarısı ne olursa olsun arabam kirlenmesi gerisi önemli değil zihniyetindeler. İşin üzücü tarafı da kendilerine hak olduğunu zannediyorlar.

110920148343

Bu pislikler arabalardan görünmediği için kimsenin de umurunda değil. Ama ben bisikletle geçerken hepsini görüyorum ve resmini çekmekle yetiniyorum sadece.

110920148344

Ayvalık’a geldik, nasıl geldik farkında bile değilim. Ayvalık içine gireceğiz.

110920148345

Ayvalık içinden geçip deniz kıyısından güzel manzarada ilerliyoruz. Adalar, tekneler, deniz kokusu daha ne isteyelim ki. Yolun bize gösterdiğini seyrederek tadını çıkarmaya çalışıyorum her anı. İnsanların buna ihtiyacı var ama kimse farkında değil. Yoğun iş, stres, şehrin gürültüsü, yaşam kaygısı, zaman kısalığı insanları o kadar sarmış ki bundan kurtulamıyor bir türlü. Ara sıra böyle yerlerde her şeyi unutup yaşamanın tadına varmalılar.

110920148346

Deniz manzaralı evler Ayvalık taş evleri gibi yapılıyor. Ev ve bahçesi zengin ve gösterişli Adam geniş bir alanı kapatmış sadece kendine yazlık yapıyor. Bize kalan deniz kıyısı ve yol. Allahtan deniz kıyısını kapatmamış.

110920148347

Güneş ufka yaklaşmış, tam da şeytan sofrası dedikleri tepenin üstünde.

110920148348

Şeytan sofrası karşımızda, daha önce gidip görmüştüm bir kaç kez ama araç ile gelmiştim. Gerçi bu gün uğramaya niyetim yok ama bir gün bisikletimle mutlaka geleceğim.

110920148349

Deniz kıyısı sahil yolu kıyıyı takip ederek ta Sarımsaklı kumsalına kadar gidiyor. Oradan Altınova’ya gitmekte. Hiç te engebe görünmüyor, ağır tempoda ilerliyoruz.

110920148350

Şeytan sofrasına giderken tepenin üstüne baz istasyonu çevreye iletişimi sağlamaya çalışıyor. Çirkin görünse de şimdilik böyle manzaralar görmek zorundayız. Cep telefonları hayatımıza o kadar girdi ki sanki vazgeçilmez. Hal böyle olunca sinyal almak için tepelerin üstüne baz istasyonu kuruluyor ve bizler de telefonla sinyal yakalayıp iletişime geçiyoruz. İşin içinde cep telefonlarında artık internet te var.

110920148351

Şeytan sofrasına giden yola yaklaştık, yazlıklar yolu kaplamış durumda. Uzaktan sanki bir şehre gelmişim gibi bir algı oluşuyor. Evler 4 – 5 katlı ve çoklar. Tüm kıyıyı kaplamış durumda, işte insanların ölü yatırımı. Yılda sadece en fazla bir ay yaşayacakları yere dünyanın parasını bağlıyorlar. Böyle istek olunca emlakçılar, inşaat şirketleri kıyıları talan etmekte para kazanacağım diye.

110920148352

Sahilde giderken birden bire solumuzda bir uçak görüyorum. Uçak nerden, nasıl gelmiş buraya belli değil. Ormanın içinde bakımsızlıktan neredeyse parçalanmış durumda. Aklıma Dostum Doktor Umur Gürsoy’un paylaştığı Kırık Cam teorisi geliyor.

Kırık Cam Kuralı

“Olumsuzluklarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna N.Y. Valisi Guiliani’nin cevabı:
“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar.
Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim.
Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”
Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor. Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.
Polis bu kararlılığıyla “Küçük müçük, bizim için hiç fark etmez; bu sokağın, metro istasyonunun veya mahallenin suç üreten bir bölge olmasına izin vermeyeceğiz. ” demiş.
‘Kırık Cam Teorisi’
ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo’nun 1969’da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti.
Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı.
Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi.
Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı. Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da
olaya dahil oldu.
Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.
“Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.

Anlaşılıyor, herhalde…İşe ilk kırılan camdan başlamak lazım.

110920148353

Ünlü Sarımsaklı plajına geldik. Buranın kumsalı neredeyse kuzey Ege kıyılarında benzersiz bir güzelliğe sahip. Yerli turistlerin yanında yabancı turistler de Sarımsaklı kumsalına gelip hem denizi hem de kumun tadını çıkarıyor. Eskiden sadece kumsalı olan Sarımsaklı yazlıkçıların ilgisi üzerine emlakçılar parsel parsel yağmalayıp satmışlar ve ortaya büyük bir kasaba çıkmış. Tüm kıyı neredeyse binalarla kaplanmış durumda. Burada yaz kış oturan var ve kalabalık.

110920148354

Biz Sarımsaklı da kalmayacağız, daha önce kaldığımız Altınova kıyısında bir işletme. Güneş batarken  durup batışını izliyorum bir süre.

110920148355

Henüz deniz kıyısında değiliz ama güneşin batışını kaçırmadan, nerede olursam olayım tadını çıkarırım. Kalacağımız yere biraz daha pedal basmamız gerek.

110920148358

Hava kararmadan kamp atacağımız Yasemin Kafe’ye geldik. Artık üçüncü defa kamp attığımızdan işletme sahibi Hasan ile iyice tanış olduk. Kumsala çadırları kuruyoruz ve denize şöyle bir girip terden arınıyorum. Kurulandıktan sonra üzerimi giyip işletmenin restoranında akşam yemeği için siparişleri verdik. İşletme sahibi Hasan da her akşam olduğu gibi köşesinde şişeyi açmış demleniyor. Biz de birer bira ile yetiniyoruz yemekten önce. Yatasıya kadar restoranda oturup sohbet ediyoruz. Yaz tatili bittiğinden pek müşteri de yok bizden başka. Cep telefonlarının biten şarjını da dolduruyoruz bu arada. Uykumuz gelince çadırlara girip yatıyoruz. İlkay çadır kurmuyor, şezlonga uyku tulumuna girip uyuyor.

Bu gün yaptığımız yol 90 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme