Antalya Manavgat – Mersin Bisiklet Festivali 9. Gün

9 Ekim 2015 Cuma

9. Gün

Mersin Bisiklet festivali 2. Gün

Adam Kayalar – Cennet Cehennem ve Narlıkuyu Astım Mağarası

 

İstese de kalamazdı vakti gelince

Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda

Yürek burkulması ve hüzün ve keder

Aralıksız doldururdu acıların bohçasını

Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği

İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi

Ay bile soğuktur o zaman

Bir buz parçasıdır

Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara

Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

Ahmet Telli

 

Pırıl pırıp bir güne daha merhaba dedim. Bu sabah ufukta güneş yine bulutların arasından çıkıyor ama bulutlar ufuk çizgisine yakın ve çok uzaktalar. Her sabah olduğu gibi kahvemi yudumlarken güneş doğuyor. Benim gibi erkenciler de var kahveyi seven. Birisi Gültekin Yıldız, Manavgat festival komitesinden. Geçtiğimiz günlerde beraber pedallamıştım. Diğeri de henüz yeni tanıştığım Halk sağlığı uzmanı, çevreci Doktor Umur Gürsoy. Facebooktan arkadaşız ama yeni tanıştık ve daha önceden yıllarca tanışıyormuş gibi samimi bir dost olduk. Fikirlerimiz ve zevklerimiz uyuşuyor. Beraber güneşin doğuşunu izliyoruz Gültekin Yıldız, Dr. Umur Gürsoy ve ben. Bu sabah ufukta alçak bir bulut tabakası var. O yüzden güneşi bu sabah ta denizin üzerinde göremedim.

İki tarafta birer ucu olan dalgakıran, ağzı geniş çıkışı olan bir gemilerin ve kayıkların sığınma limanı. Deniz hafif çalkantılı.

20151009_065153_HDR

Güneşin doğuşu belli bir süre, kahve keyfi bitiyor. Sıra geldi festival havalarına. Herkes hazır olunca keyifle tura başladık. Bir süre ana yoldan gittik, elbette sıkıcı ana yolda gitmek ama mecburen trafik gürültüsünde gitmek zorundayız. İlk durağımız Ayaş ta bulunan antik kent Kanlı Divane kalesi. Daha eski adıyla Elaiussa kalıntıları. Ana yola yakın olduğu için giriş yapıp geziyoruz antik kenti

Toprak bir yol, yolun solunda taş bina. Binanın giriş kapısı üç kalın mermer blok. Kapının içine kocaman taşla kapatılmış. Ama soyguncular kapının sol yan tarafı ve üst kısmı tavana kadar taşlar sökülü. Bu bina mezar anıt olarak yapılmış. Mezar soyguncuları talan etmiş tarih boyunca ve hala talan edilmekte. Taş mezar anıtın yanında normal boyutta taş mezar lahit. Yolun sonu, ufukta apartmanlar görünüyor.

20151009_094029_HDR

Antik kentin girişi Nekropol, yani mezar lahitleri karşımıza çıkıyor.

20151009_094035_HDR

Bozulmamış dev bir mezar bina. Yüksekliği 6 metre civarı, taş bloklar gayet düzgün yontulup örülmüş. Giriş kapısı geniş ve yüksek kemerli. Çatısı ise alın işlemeli taş kirişlerle kaplanmış. Çatının anlı üçgen taş blok. Toprak yolda bir bisikletçi kadraja girmiş.

20151009_095055_HDR

Kanlıdivane (Eski Yunanca: Κανυτελής;, günümüzde Mersin’in Erdemli ilçesinde yer alan antik kent. MÖ 3. yüzyılda kurulan ve MS 4. yüzyılda adı Neapolis olarak değişen kentin Elaiussa Sebaste’nin sur dışında yer alan uzantısı olduğu tahmin edilmektedir.

19. yüzyıl ortalarında Fransız gezgin Victor Langlois tarafından keşfedilen kent, 1970’li yıllarda yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Yöredeki ilk arkeolojik araştırmaları ise Semavi Eyice gerçekleştirmiştir.

Kent, doğal bir çökük olan 30 metre derinliğindeki geniş bir obruk etrafında kurulmuştur. Semavi Eyice’ye göre Kanlıdivane isminin kökeni hakkında iki ihtimal vardır. İlk ihtimal isimdeki “kanlı” kısmının kentin antik ismi olan Kanitellis’ten ya da obruğun içinde yağmur sularıyla toprak rengine bulanan kabartmaların kırmızıya çalan renginden, “divane” kısmının ise burada dağınık olarak yaşayan Türkmen topluluklarının zaman zaman divan adı verdikleri toplantılarından gelebileceğidir. İkinci ihtimal ise Roma döneminde suçluların obruğa atılıp vahşi hayvanlara yem edildiği için kente Kanlıdivane denildiğidir.

Kanlıdivane, akustiği çok iyi olduğu için günümüzde konserlere ev sahipliği yapmaktadır

Tarihçe Olba Krallığı’nın kutsal yerleşim yeri olan kentin tarihi MÖ 3. yüzyıla kadar gitmektedir. İlk kez Helenistik Dönem’de yerleşim gören kent Roma ve Geç antik dönemlerde en yoğun dönemini yaşamış ve MS 4. yüzyılda en parlak dönemini yaşamıştır. Ayrıca obruğun içerisinde yer alan merdivenler ve mağaralardan obruk içerisinin de yerleşim yeri olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Merdivenlerle inilen obruğun büyüklüğünden ötürü tanrısal olduğu düşünülmüş ve kent tarihi boyunca dinsel bir merkez olmuştur. Son olarak ise Bizans İmparatoru II. Theodosius burada kutsal bir Hristiyanlık merkezi kurmuştur.

Kentte gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında tespit edilen 15 atölye ile presler, pres yatakları, vida ağırlıkları, pres ağırlık taşları, kırma tekneleri ve kırma taşları gibi üretim araçları kentin özellikle geç antik dönemde önemli bir zeytinyağı üretimi merkezi olduğunu ortaya çıkarmıştır.

https://tr.wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvS2FubMSxZGl2YW5l

Antik kent girişine geldim. Kentin binalarının duvarları yıkık dökük. Tam karşımda kemerli bir duvar tek göz olarak kalmış.

20151009_095517_HDR

Aynı yerin biraz yukarıdan görüntüsü. Solda harabelerden çıkan taş bloklar sıralanmış. Diğer tarafta yıkık duvarlar.

20151009_095525_HDR

Amfi tiyatro seyirci oturma yerleri. Neredeyse tamamen kırılıp oturulamaz halde. Solda iki demir boru ve üç sıra dikenli tel çekilmiş, teller sarkıyor. Tiyatronun üst arkada evler görünüyor.

20151009_095617_HDR

Tiyatro sahnesi, taş duvar sahnenin önünde. Arka kısmında küçük kemerli, üzeri düz sahne altını oluşturmuş.

20151009_095630_HDR

Seyircilerin inip çıktığı merdivenler.

20151009_095658_HDR

Tiyatronun üst yandan görünüşü. Seyirci oturma yerleri yarım yuvarlak kademe kademe basamak şeklinde.

20151009_095731_HDR

Kimi yere beton dökülmüş, beton tarihi dokuyu bozmuş durumda.

20151009_095751_HDR

Tek kemerli duvarlı yapının tiyatrodan üstten görünümü. Bu yapı kilise kalıntıları. Sadece kıyıdaki duvarlar ve zemin taşlarının bir kısmı duruyor.

20151009_095802_HDR

Tiyatrodan manzara güzel. Aşağıda ambulans ve belediyenin bize verdiği minibüs ve kamyonet. Yolda bizi takip ediyor. Yol L biçiminde yıkıntıların arasında.

20151009_095807_HDR

Tiyatro seyirci bölümünün üst kısmında kanal diz boyunda. Oturma yerleri taşlık ve kırık dökük.

20151009_095856_HDR

Tiyatronun en tepesinden aşağıdaki sahne görüntüsü. Seyirci bölümünün sağ tarafı beton, merdiven şeklinde çirkin bir şekilde.

20151009_095933_HDR

Amfi tiyatronun en üst basamağında meyvesi olgunlaşmaya başlamış kaynana dili. Meyvesine de dikenli incir denmekte. Tadı nefis bir meyve ama dikkat etmek gerek, soyarken ellerinize dikenler batabilir. Ben de tadına bakıyorum bir kaç dikenli incirin.

20151009_100407_HDR

Üst basamaklarda ayrıca üstü kapalı tüneller de var.

20151009_100443_HDR

Tiyatronun yan tarafında kazıları tam olarak tamamlanmamış mozaikler görünüyor. Mozaikler Bizans dönemine ait.

20151009_100557_HDR

Mozaikler.

20151009_100608_HDR

Mozaikler, kazı bitmemiş hala devam ediyor. Mozaiklerin desenleri ilginç. 10 cm genişliğinde kenarları siyah mozaik taş, ortadaki mozaik taşlar beyaz renkte. Mozaikler hasır örgüsü gibi alt üst şeklinde çapraz desen yapılmış. Kıyıda 10 cm siyah mozaik taş şerit desenleri çerçevelemiş.

20151009_100631_HDR

Değişik motifler dikkatimi çekiyor. İki sıra siyah mozaik taş altıgen arı peteği gibi döşenmiş. Ortası beyaz mozaik taş döşeli.

20151009_100723_HDR

Her köşesi ayrı bir yapı, Resmen tarihin içindeyim. Gruptan  ayrı tek başıma tarihte yolculuk yapıyorum sanki. Tiyatro sahnesinin altı dar ve derin bir yer. Çıkış tarafı kemerli dar girişli taş duvar örülmüş.

20151009_100908_HDR

Taş döşeli antik yol. Kıyılarda yuvarlak kırık sütunlar sıralanmış. Yol tek basamaklı kademe kademe yükseliyor. Basamaklar geniş.

20151009_100915_HDR

Temelleri üstünde bir kaç sıra kalmış kalıntılar burada güçlü bir medeniyetin yaşadığını gösteriyor.

20151009_101026_HDR

Düzgün bir duvarın alt kısmında duvarın yıkılmasıyla yerde taş bloklar sıralanmış yatıyor. Arada bir tane sütun kalıntısı var.

20151009_101037_HDR

İlla da sanat çalışmaları yapılmış süs olarak. Kiriş bir blok taş, kabartma aslan başı.

20151009_101117_HDR

Bizans dönemine ait bazilika kalıntıları.

20151009_101230_HDR

Antik kent ziyaretimiz bitti, tekrar yola koyulduk. Bir süre daha ana yoldayız ama fazla sürmüyor. Sağa toprak yola saptık, önümüz yokuş. İşaretlemeler de yapılmış festivali düzenleyenler.

Solda 2 metre yüksekliğinde taş duvarda sprey yeşil boya ile bisiklet resmi yapılmış. Yanında da Merbisder yazısı.

20151009_102425_HDR

Yokuş başlayınca haliyle hızımız düşüyor.

20151009_102548_HDR

Karşımıza yine antik bir kent çıkıyor. Korykos antik kenti. Önümde kırık taş yığını, sol tarafta taş bina kalıntısı. Bir göz penceresi var binanın duvarında. tam ortada anıt gibi dikdörtgen bir sütun tek başına kalmış. Etrafta zeytin ağaçları.

20151009_102843_HDR

Kalenin sur duvarları olan bir yapı kalıntıları. Arazi kayalık ve çalı çırpıdan oluşmuş.

20151009_103103_HDR

Korykos Antik kenti

Hitit dönemiyle başlayıp, Helenistik, Roma, Bizans ve Ermeni dönemleriyle devam eden tarihsel süreç içinde Korykos, Akdeniz’deki önemli liman kentlerinden biri olmuştur. Helenistik dönemde başlayan kentleşme ile içinde bulunduğu coğrafyanın avantajı kullanılarak güvenli bir şehir yaratılmış ve bölgede başka bir örneği bulunmayan deniz ve kara kalesinden oluşan ikili bir savunma sistemi oluşturulmuştur. Stratejik konumu nedeniyle zamanla önem kazanan limanı sayesinde Roma döneminde 500 yıl boyunca zeytin üretiminde ve zeytinyağı ve şarap ticaretinde öne çıkan bir kent konumuna gelmiştir. Bugün ise Dağlık Kilikya’nın en iyi korunmuş antik kentlerinden biridir.
Korikos şehri, İ.Ö. 4.yy’larda, şimdi limon bahçelerinin bulunduğu yerde, Yunanistan’dan gelenler tarafından bir ticaret kolonisi olarak kurulmuş. Herodot ise,  şehri Gorgos adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Korikos, adını, o çağlarda bu yörede çok bulunan zagferan (safran) çiçeğinden almış ve zagferanın, Yunanca karşılığı korikosmuş. Korikos halkı daha fazla, “ticaret, yolcu ve habercilerin tanrısı Merkür”e (Yunanlılar’daki Hermes) taptıkları için “Merkür Şehri” de denmiştir. Korykos’ta Yapılı İn’de, ötekisi ise Çatıören’de iki tane Hermes tapınağı vardır. Hermes’in işareti Kerykeion (kanatlı pabuç)tur ve  çevredeki yıkıntıda bu sembol görülebilir.. Tapınakların kapısının üstünde ve yanında da Kerykeion (kanatlı babuç) bulunmaktadır.
Alana yayılmış 14 adet kilise bölgedeki mimari üsluplardan etkilenmiş olmalarının yanı sıra kendilerine özgü yerel bir karakter taşımaları; surların 10 km kuzeyinde yer alan ve yönetici sınıfın anıt mezarları niteliğindeki Adamkayalar ise dönemin günlük yaşantısına ışık tutan 11 adet rölyefi nedeniyle Korykos’u benzer nitelikli diğer antik kentlerden ayıran en önemli unsurlardır.
Taş bir binanın önünde çalılar, binanın duvarları yer yer yıkılmış. İki kemerli pencere görüntüsü arkadaki duvarda da aynı pencere görünüyor.

20151009_103230_HDR

Kız  kalesi buradan zar zor görünmekte.

20151009_104812_HDR

Büyük bir olasılıkla hazine arazisini çevirip ev ve cennet gibi bir bahçe yapmış vatandaşın biri.

Binanın bahçesinde mor begovil çiçek açmış. Evin damı toprak yol ile aynı seviyede. Arkada dik kayalıklar görünüyor.

20151009_105444_HDR

Yükseldikçe Kızkalesi daha iyi görünmekte. Taşlık arazi, iki ev, deniz kıyısına yakın yerlerde apartman blokları.

20151009_105454_HDR

Yakın zamanda yol kıyısındaki çalılık yanmış. Yanık dal parçaları siyah, uçları kömürleşmiş. Yandıktan sonra taze otlar bitişmiş, yeşillik ayrı bir renk katıp diğer yerlerden ayrı bir görünüm kazandırmış. Ölüm ve yaşam ardı ardına gelmiş.

20151009_110421_HDR

Yanık yerdeki yeşil otlar, solda az bir yol görüntüsü ve bisikletçiler bunun farkında olmadan bisiklet sürmeye çalışıyor.

20151009_110430_HDR

Tepeye çıktık, yol düzleşti. Etraf tipik Akdeniz bitki örtüsü, maki bitki örtüsüne sahip. Ağaç neredeyse hiç yok, sert granit kayalar ağaç yetişmesine fırsat vermiyor sanki.

20151009_111312_HDR

Adamkayalar tabelasını gördük, neredeyse vardık sayılır nasıl olsa tabelayı gördük.

20151009_113434_HDR

Önümüzde derin bir kanyon görüntüsü varmış hissine kapılıyorum dik kayaları görünce.

20151009_114333_HDR

Bisikletleri düzlük bir yere park ediyoruz.

20151009_114529_HDR

Adamkayalar kabartmalarını anlatan yazı.

20151009_114633_HDR

Adam kayalar kanyonun aşağılarında, yol yok. Patika gibi bir yerden dik kayaların arasından gitmek gerek.

20151009_114728_HDR

Yağmur sularının biriktirildiği sarnıçlar. Bu oyuklar doğal olarak oluşmuş, insanlar da bu doğal oyukları biraz oyarak kullanabilecekleri duruma getirip su deposu olarak kullanmışlar yıllar boyu.

20151009_114805_HDR

Bunu en iyi şekilde karşıdaki kayalıklardaki açıkta kalmış oyuklardan anlayabiliriz. Kayaların oluşumu sırasında yer yer duruma göre boşluklar kalmış. Kimisi tepede, kimisi tabanda görebiliriz. Bir de göremediğimiz boşluklar da var onları bilemeyiz nerede olduklarını.

20151009_114945_HDR

Henüz aşağıya inmedim, uçurumun kıyısında manzara eşliğinde resim çekilenler var. Ben de onları çekiyorum.

20151009_115011_HDR

Ben de derin kanyon manzaralı resim çekiyorum Devrim ile. Resim çekilirken de dikkat etmek gerek yoksa aşağı düştün mü parçan kalmaz.

20151009_115153_HDR

İnmeye başladım aşağı doğru, kayalar dik. Çıkıntılara tutunarak dikkatlice inmek gerek. Bazı yerler merdiven gibi basamak çıkıntıları yontulmuş ama her yerde yok. Ulaşılması güç bir yer ama merak insanları keçi gibi kayalarda sekerek gitmesini sağlıyor.

20151009_115439_HDR

İndikçe irili ufaklı oyuklar, mağaralar görüyorum.

20151009_115818_HDR

Dik kayalıkların alt bölümünde içeriye doğru girintiler oluşmuş.

20151009_115858_HDR

Kanyonun yukarı kısmı, tabanı görünmüyor bile. Gerçi derenin etrafını ağaçlar kaplamış. Çayın ismi Karyağdı deresi olarak geçiyor. Diğer bir adlandırma da Şeytan deresi halk tarafından isimlendirmiştir.

20151009_115902_HDR

Kanyonun aşağısı ise derin ve dik kayalıklarından oluşmuş. Burada bağırınca ses karşı kayalıklara çarpıp geri dönerek tekrar kayalara çarptıkça yankılanıyor. Kendi sesimi tekrar tekrar dinlemek harika bir olay. Bu olaya Yankı, diğer bir deyişle Yunanca EKO diyoruz. Mitolojide bunun hikayesi de var;

Baş tanrı Zeus çapkın birisi. Evli olmasına rağmen karısı Hera dan gizli kaçamaklar yapmaktan geri kalmazmış. Karısı Hera’yı oyalamak için çok geveze birisi olan nehir perisi Echo’yu gönderir. Echo da Hera’yı lafa tutarak oyalarmış saatlerce. Günlerden bir gün Zeus nehir perileri Nympalarla gönül eğlendirmeye gitmek için Echo’yu görevlendirir. Echo da Hera’nın yanına giderek konuşmaya başlamış. Echo o karar çok konuşmuş ki Hera sıkılıp ve bunda bir iş olduğunu anlamış. Çaktırmadan adamlarına Zeus’un nerede olduğunu bulmalarını söylemiş. Gelen haberler hiç te iyi değil. Echo’nun kendini Zeusun gönderdiğini anlayınca Echo’yu cezalandırır. Tekrar konuşamaması için karşısındaki ne konuşursa konuşsun aynısını tekrar etsin. Böylece Echo bu ceza ile gevezelik yapamamış. Günlerden bir gün Echo ormanda dolaşırken kendini beğenmiş Narcissus karşısına çıkıp güzel yüzünü görünce o anda aşık olmuş Narcissus’a. Ama aşkını söyleyememiş bir türlü. Hera’nın verdiği ceza yüzünden konuşamadığından öylece hayran aşık olarak Narcissus’a bakmaktaymış. Narcissus her kelimesini tekrar eden bu kıza kendini beğenmişliğinden yüz vermemiş. Aşkını söyleyememesi ve karşılık alamaması yüzünden Echo günden güne eriyip gitmiş. Zeus bunu görünce Echo’ya vefa borcu dolayısı ile acıyıp kayalara dönüştürmüş. Kim bağırırsa bağırsın kayalıklar sesleri tekrar eder olmuş. Sonrasında kendini beğenmiş Narcissus cezasız kalmaması için kendi yüzünü suda yansımasını göstermiş. Kendi yüzünü Gören Narcissus kendine aşık olunca o da kendine aşkından eriyip gitmiş. Aşk tanrıçası Afrodit buna dayanamayıp Narcissus’u Nergiz çiçeğine dönüştürerek ölümsüzleştirmiş. Böylece Mimas dağındaki nehirde bağıran bir kişi kayalıklardan yankılanan sesini dinlemeye başlamış. Nergiz çiçeği de bu yankılanan sesleri kendine aşık olan Echo dan geldiğini dinleyerek bu güne gelmiş.

Kayalık yüksek duvarlı kanyonun aşağıya bakan kısmı. Bir parça deniz görünüyor.

20151009_115905_HDR

Yine yerde bir sarnıç oyuğu görüyorum. İçi derin ve karanlık.

20151009_120135_HDR

Sonunda ine ine Adamkayalar denilen yere geldik. Buraya bu ismi vereni merak ediyorum. Adamkayalar nerden aklına gelmiş kim bilir. Kısaca tarihçesi şöyle;

Kızkalesi’nden Silifke’nin Hüseyinler Köyü’ne giden asfalt yolun 5. Km. sinde batıya ayrılan 2 Km. lik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır.
Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S II. yüzyıldan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması vardır. Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülür.
Stilistik incelemeler, kabartmaların M.Ö 4. yüzyıldan Roma’ya kadar uzanan zaman dilimi içinde yapılmış olduklarını göstermektedir. Kabartma sırasının ortasında 5 basamaktan oluşan oturma kademelerine sahip niş şeklinde bir sunak bulunmaktadır. Soldaki figür, bir elindeki testiden diğer elindeki kaseye sıvı dökerken betimlenmiştir. Bu tasvir anma törenleri için yapılmış olan bu mekanda, antik dönem gelenekleri arasında bulunan sıvı sunusunun yapıldığına işaret eden önemli bir ipucudur.

Adamkayalar hakkında fazla yazılı bir eser olmadığından isimlerden başka bir bilgi yok.

20151009_120219_HDR

Kabartmada yere döşeli bir şilteye yan yatmış birisi kolunu dirsekten bir yastığa dayamış olarak durmuş vaziyette.. Yüzü kırılarak tahrip edilmiş adamın.

20151009_120231_HDR

Bir eli önde atakta durmuş adam kabartması. Kabartmanın kenarları dikdörtgen sütun, üzeri üçgen çıkıntı ile tamamlanmış. Bütün kabartmalar anyı biçimde.

20151009_120237_HDR

Başka bir kabartmada döşeğe uzanmış bir kadın ve kucağında bebeği. Yanında da bir adam ayakta dinelmiş duruyor.

20151009_120255_HDR

Böyle bir kaç yazıdan başka bilgi yok. Belki de mezar soyguncularının yere batasıca zengin olma hırsı yüzünden önemli bilgileri yazan yazıtlar tahrip edilerek yok olmuş olabilir.

20151009_120503_HDR

Kayalara kazılmış yazıt Yunanca.

20151009_120507_HDR

Yazıların devamı.

20151009_120512_HDR

Bir çok oyuk, mağara etrafta görünmekte.

20151009_120534_HDR

Kimi yerde oyuklar yontularak kaya mezarları yapılmış.

20151009_120550_HDR

Yukarısı görünmüyor bile, kayalar dikine kesilmiş gibi.

20151009_120556_HDR

Bir mağara daha.

20151009_120611_HDR

Belli bir kısım oyulmuş, belli ki bir zamanlar buraya gelenler kalmış buralarda.

20151009_120617_HDR

Bir süre etrafı seyredip görülecek bir yer kalmayınca dönüş için tırmanmaya başladık. Dik yamaçlarda keçi boynuzu ağaçları görüyorum. Üzerinde bir kaç keçi boynuzu kalmış. Bir tanesini koparıp yiyorum, bu bana yukarıya çıkasıya kadar enerji verir.

20151009_121859_HDR

Yukarı çıktıkça kayalık kanyon manzarası değişiyor. Keçi boynuzu ağacının budanmış gövdesi sol tarafta.

20151009_122122_HDR

Acele etmeden çıkıyoruz, arada dinlenmek için oturup mola vermek iyi oluyor. Atalay Yumul ve Umur Gürsoy ile dinlenirken sohbet ediyorum.

Üçümüzü elçek ile çekiyorum bir poz.

20151009_123434_HDR

Tepeye çıktım sonunda, çıkanları da resim çekerek hoş geldiniz diyerek karşılamak güzel.

20151009_123745_HDR

Hala gelenler var.

20151009_123838_HDR

Herkes geldikten sonra yola çıktık. Bundan sonra iniş ama toprak yoldan ve taş ocaklarının arasından oluyor. İnerken dikkatli olmamız konusunda uyarıldık. Kaya kütlesi var önümde, aşağısı uzayıp giden toprak yol ve deniz kenarında binalar. Kıyıya yakın Kızkalesi küçücük görünmekte. Deniz mavi uçsuz bucaksız, havada bulut yok. Pırıl pırıl bir gökyüzü.

20151009_125344_HDR

Yolda gördüğüm en güzel izlerden birisi iki tekerleğin izleri. Bir tane de aynı, yüzlercesi de. Her bisikletin lastiği de değişik iz bırakmış. Kimisi dağ bisiklet lastiği, kimisi yol bisiklet lastiği, kimi düz, kimi traktör lastiği gibi.

Toprak yolda tozlaşmış toprakta bisiklet lastik izleri.

20151009_125450_HDR

Yol toprak ve taşlı, eğim de fazla olunca fren tutmuyor. İki tarafı kayalık bir geçitten inen yol. Bisikletim KUZ ve inen iki bisikletçi biraz aşağıda.

20151009_125706_HDR

Bazı yerlerde inmek için tecrübeli olmak gerek. Tecrübeli olmayanlar bisikletinden inmek zorunda kalıyor. Kayaların yanında açılmış yol ve çok dik. Çoğu elde iniyor yürüyerek. Kayalık geçit devam ediyor.

20151009_130008_HDR

Kayalar öyle bir şekil almış ki neredeyse kemer olmuş doğal olarak.

20151009_130013_HDR

İnenleri çekiyorum aşağıdan, ben böyle yerlere alışık olduğumdan kolayca ve dikkatlice indim.

20151009_130239_HDR

Bisikletim KUZ kadro üçgeninden inen iki kişinin resmini çekiyorum. Kadronun alt borusunda URİMBABA’CAN yazısı ve önde maşa borusunun anlında KUZ yazısı var. Suluk sarı renkte üstte bir kısmı görünüyor. Diğer suluğum ise 1.5 Litrelik pet şişe. Şişe kahverengi çuvalın içinde. Çuval güneş ışınlarından koruyor, aynı zamanda ıslatırsan sıcak havalarda su bir süre serin olarak kalıyor. Bu şişe kahve için daha çok kullanıyorum ve yedek suyum.

20151009_130411_HDR

Dik inişler bitti, daha az eğimli yolda gidiyoruz. Neredeyse kanyonun tabanına inmiş durumdayız.

20151009_130956_HDR

Düzlüğe ve asfalt yola gelince öğle yemeğini yiyoruz hep birlikte. Yemekten sonra kıyıya gelerek Kız kalesine bakmak için kumsala geldik. Kıyı geniş kumsal, denize giriyor kimisi. Kumyatağı ve güneşlikler görüyorum deniz kıyısında.

Mahallenin adını aldığı ve Deniz Kalesi olarak da anılan Kızkalesi, Mahalle sahilindeki küçük bir adacığın üzerinde kurulmuştur. Kıyıya uzaklığı bulunduğunuz yere göre değişmekle birlikte ortalama 600 m. kadardır. Burada bulunan bir yazıttan 1199 yılında I. Leon tarafından yaptırılmış olduğunu öğreniyoruz. 1361’de Kıbrıs Krallığı tarafından zapt edilmiştir. Strabon , Roma Dönemi’nde korsanların burasını barınak olarak kullandıklarından bahsetmektedir. Bu kalede Bizans ve Ermeniler tarafından karadaki kale kadar önemsenmiştir.

Hikayesi ;

Vaktiyle bir kral varmış. Çok sevdiği tek kızının geleceğini öğrenmek için bir falcıya danışmış. Kızının yılan tarafından sokularak öleceğini öğrenince , Prenses için bu kaleyi yaptırmış. Böylece onun can güvencesini sağladığını zanneden kral, bir gün kızına bir sepet üzüm göndermiş. Ne var ki sepette gizlenen yılan kızı sokarak öldürmüş. Nedense Kız kalesi yada kız kulesi yapılarda hepsinin aynı hikayesi olması ilginç. Hepsinde kızını koruyan kralların yaptırdığı korunaklı yerler ve hazin son olarak ta üzüm sepetinde gelen yılan tarafından sokulması. Gerçek midir yoksa başka bir hikaye bulamadıklarından duydukları benzer hikayeleri kendilerine mal etmişler mi bilinmez.

Geniş ve uzun bir kumsal, mavi deniz ve kara ile bağlantısı olmayan Kızkalesi’nin surları. Kumsalda bir kaç güneş şemsiyesi ve az sayıda insan var.

20151009_143742_HDR

Buranın kumsalı epey geniş, yaz tatillerinde iğne atsan yere düşmez. Yaz sezonu bittiği için pek kimse yok. Gerçi turist te yok ortalarda.

20151009_143754_HDR

Sıra geldi ünlü Cennet Cehennem ve Astım mağaralarına. Buraya gelmek için bir süre ana yolda pedal bastık. 2 Kilometre yolumuz ve 140 metre yüksekliğe çıkacağız.

Kahverengi tabelalarda Cennet – Cehennem, diğerinde Narlıkuyu Astım Mağarası, üçüncüsü daha küçük bir tabela Mancınıkkale yazısı var.

20151009_145815_HDR

Tırmanmaya başladık, tırmanırken de yol kıyısında Yürük Kadınlarının sattığı kaynana dili meyvesinin tadına da baktık. Uzun olmayan pazarlıkların ardından 1 Lira olan fiyatı 50 Kuruşa indirip sürümden kazanmasını sağladık. Kalabalık olunca satış çok olur. Kadınlar alışmış olacak meyveleri soyarken ellerine dikenleri batmıyor. Meyveler de buzdolabında soğutulmuş mayhoş tadı ile serin bir tat bıraktı damağımızda.

Kaynana dili dikenli yaprağı ve yaprağın uçlarında dikenli incir meyveleri 5 tane, pembeleşmiş. İplere bağlanmış keçi boynuzları da aşağılara kadar sarkıtılmış. Kaynana dili yaprağı arkasında ise bisikletiyle yeni gelen Devrim ve Doktor Umur bizleri görünce duruyorlar.

20151009_150641_HDR

Devrim bizi Yörük kadını ile elinde dikenli incir tepside poz veriyoruz. Önde bisikletler. Yörük kadını tezgahını koyu yeşil yapraklı keçiboynuzu ağacı altına kurmuş. Tezgahta bal, keçiboynuzu reçeli, zeytinyağı, zeytin tanesi ve dikenli incir satıyor.

12028629_10153803579872369_8134474475630140399_o

Meyve yerken zaman geçmiş farkında olmadan. Cennet Cehennem mağaralarını dolaşmaya fırsatım olamayacağından girmekten vaz geçtim. Bir dahaki sefere bıraktım. Benim niyetim Astım mağarasını görmek. Onun yerine dışarıda bulunan Antik ve Roma kalıntılarının resimlerini çekmeye başladım.

20151009_152253_HDR

Zeus tapınağının sadece bir duvarı ayakta kalmış öylece duruyor.

20151009_152313_HDR

Duvarın olduğu yer Zeus tapınağı, sonradan kiliseye dönüştürülmüş.

20151009_152455_HDR

Yakınında ise daha eski döneme ait Kral yada ünlü komutanlara ait olduğu anlaşılan saraydaki Poligonal ( Beşgen ) taş duvarı gördüm. Taşlar özel yontularak beşgen bicimde kıyıları düz biçimde örülmüş. Böyle duvarlar zenginliğin sanata yansıması olarak karşımıza çıkar.

20151009_152507_HDR

Binanın diğer duvarı az yandan görünüşü.

20151009_152518_HDR

Poligonal yani beşgen kenarlı taşların dizilişi yakından çekilmiş resmi. Kimisi altıgen. Her taşın boyutu farklı ve kenar ölçüleri de birbirini tutmuyor. Büyük bir olasılıkla duvarı ören usta her duvar taşını koyduktan sonra duruma göre yeni taşı ona göre yontup örmeye devam ediyor. Nakış işler gibi. Bu duvarda taşların üzeri siyah renk kaplanmış. Taşların orijinal rendi krem.

20151009_152528_HDR

Duvarda bulunan taş bloklar sağ tarafta, ortadaki taş 15 cm kadar içeride üst ve alt taşa göre. Duvarın ucu olduğu için resimde geri kalan arazi görünümü. Ağaçlar, çalılar ve sararmış otlarla kaplı.

20151009_152616_HDR

Harabenin ortasında 100 yıldan fazla olduğunu sandığım çitlembik ağacı gövdesi. Harabenin giriş kapısı 4 sıra blok taş kalın ve geniş tak parçalardan üst üste. Dikdörtgen kesitli blok taşların dış kısmında yana doğru çıkıntı bırakılarak pervaz olarak yontulmuş. Bu bloklardan sonra poligonal taş duvar başlamış. Duvar 5 metre sonra bitiyor, gerisi yok ve asfalt yol yapılmış.

20151009_152729_HDR

Zeus tapınağı ve tapınağın kiliseye dönüştürme hakkında pek bilgi yok. Paperon antik kenti kalıntıları olarak Zeus tapınağı görülmektedir. Arkeolojik çalışma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Kısa bir bilgi koca bir tabela için fazlaca yer tutmadığını resimde görebilirsiniz.

Tabelada yazanlar : Türkiye logosu kırmızı laleli.

“Zeus tapınağı ve kilise

Genç Helenistik çağdan kalma, dor nizamındaki bu zeus tapınağı 5. Yy’da kiliseye çevrilmiştir. Kuzey duvarının dar yüzüne Helenistik ve Roma Dönemlerinde hizmet etmiş 130 Din adamının isimleri yazılıdır.”

20151009_152834_HDR

Cennet mağarası nedense pek ilgimi çekmemişti, beni çeken 300 metre yakındaki Astım mağarası. Astım mağarasının olduğu yere kısa sürede vardık.

Astım Mağarası

Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet-Cehennem Çöküklerinin kuzey-batısındadır. İçine helezonik bir merdivenle inilen mağaranın oluşumu 3. jeolojik döneme kadar uzanır. Birbirine bağlantılı, 20 metre derinliği, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler silis minerallerinin birikmesiyle oluşmuş çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür. Mağara nem oranı yazın % 85, kışın % 95′ e kadar ulaşmaktadır.

Dik inen merdiven ve kenardaki kayalık resmi.

20151009_154013_HDR

Mağaranın girişi dar bir kuyu ağzı gibi, döner merdivenlerden 20 metre civarı iniş yapılıyor. İnmeye başladıktan sonra havadaki nemden ötürü nefes alışım rahatlıyor. Astım olmasam da havası iyi geldi.

Merdivenlerin sonu, altta ışık genişleyen kısmı aydınlatıyor.

20151009_154106_HDR

Tabana ulaştıktan sonra yatay olarak iniş ve çıkışlarla mağara devam ediyor.

20151009_154147_HDR

Mağara tavanı kimi yerde yüksek kimi yerde iyice alçak durumda.

20151009_154202_HDR

Binlerce yıldan beri yağmur suları mağaranın tavanından süzülürken damlalar sarkıtları oluşturmuş. Damladığı yer de ise dikitler. Zamanla sarkıtlar ve dikitler birleşerek sütun oluşturmuş durumda.

20151009_154212_HDR

Sarkıtlar tavandan aşağı doğru sarkmış.

20151009_154226_HDR

Mağara uzayıp gidiyor lambaların loş ışığı altında.

20151009_154234_HDR

Sarkıtlar, her biri değişik.

20151009_154247_HDR 20151009_154251_HDR 20151009_154259_HDR

Bazı yerlerde sarkıt uçları kırılıp alınmış nedense. Bunu anlamak zor benim için. Güzellikten, estetikten, sanat yoksunu dar kafalı beyinler bir parça kırılıp alınsa bir şey olmaz deyip kırıp dökmüşler binlerce yılda oluşmuş doğal sanat eserini.

20151009_154333_HDR 20151009_154345_HDR

Nereye baksam ayrı bir eser karşımda. Onun için bol bol resim çekiyorum. Telefonumun hafızası hepsini almaya yeter de artar bile.

20151009_154400_HDR

Kimi yerler dar bir geçit olarak kalmış doğal yapı olarak. Geçidin ucunda Devrim eğilerek bana poz veriyor.

20151009_154417_HDR

Hayranlıkla izliyorum her sarkıtı. Kimi yerler yosun tutup yeşillenmiş. O da içerisini aydınlatan lambaların ışığından oluşan bir durum. Işık olunca yosunlar damlayan suyun içinde kendine yaşam formu oluşturarak yer bulmuş.

20151009_154454_HDR 20151009_154506_HDR

Sarkıtların altında oluşan dikitlerin şekli değişmeye başladı birden bire. Sanki kafatası görünümünde, hayaleti andırır biçimde.

20151009_154532_HDR

Bir bakıma insan gövdesi gibi öylece taşlaşmış.

20151009_154543_HDR

Hani Cennet Cehennem çukurları vardı az önce bahsettiğim. Bu çukurları oluşturan yer altı nehri sanki Astım mağarası ile bir bağlantısı var gibi. Cennet Cehennem çukurları zamanla tavanı çöküp oluşmuş. Astım mağarası ise daha küçük boyutta olduğundan tavan sağlam durumda. Neyse bunların bağlantılarını mitolojik boyutlara taşıyacağım.

Yunan mitlerinden bildiğimiz kadarı ile Cennet Cehennem ve Astım mağaralarının içinden geçen Styx nehri bu dünya ile ölüler dünyasını ayıran bir nehir. Hadesin ülkesinin başladığı yer olarak ta bilinir. Hermes ölen kişiyi buraya getirerek nehrin kayıkçısı Charoon yada Kharoon’a teslim eder. İnsanlar öldükten sonra ağızlarına bir metelik bırakırlar. Kharon’a ölmüş kişi bu parayı verip kayıkla karşıya geçermiş. İyi olan kişiler Cennete giriş yaparlar. Eğer kötü kişiler yada ölmemiş kişiler girmeye kalkarlarsa 3 başlı köpek Cerberus engel olur içeri salmazmış. Yer altı ülkesi, ölülerin tanrısı Hades buralara hükmeder. Ölüler ülkesi üç kısımdan oluşur. Birinci kısım Cennet yani Elysium. İyi insanları Styx nehrinin kayıkçısı Kharon kayıkla Cennete getirip bırakırmış. Cennet obruğu Az ilerde 300 metre ötede. İkinci kısım İçinde bulunduğumuz Astım mağarası Asphodel. Buraya da ne iyi nede kötü insanları Kharon getirir bırakırmış. Üçüncü kısım ise Cehennem Tartarus. Cehennem obruğu şimdiki, haliyle girilip çıkılamayan yer. Kayıkçı Kharon kötü, katil insanlar ve tanrıları buraya getirip atarak sonsuza dek hapsedermiş.

Birbirleri ile bağlantılı yer altı mağaraları Styx nehri sağlıyor. Cennet ve Cehennem mağaralarını görmedim, sadece uzaktan resimlerini çektim. Astım mağarası daha cazibeli olduğunu söylemişlerdi. İyi ki buraya gelip gördüm.

Asphodel denilen yere getirilen ne iyi ne kötü insanların ruhları sanki taşlaşmış zamanla damlayan damlaların altında. Hapsolmuş ruhlar çığlık atıyormuş gibi korkunç görünümündeler.

20151009_154606_HDR

Bir çok yerde aynı oluşumlar meydana gelmiş. Buradakiler de gri renkte kayıp ruhları temsil ediyor.

20151009_154620_HDR

Kimi sarkıtlar yaprak gibi oluşmuş aşağıya kadar.

20151009_154628_HDR 20151009_154643_HDR 20151009_154656_HDR

Mağaralar zincirinde birbirine dar geçitler ile bağlanmış. Yer altında 20 metre dikine aşağı indikten sonra hafif engebeli 200 metre uzunluğundabir yerde o kadar sarkıt ve dikit oluşmuş ki insan hayret etmeden kendini alamıyor.

20151009_154709_HDR

Binlerce yılda her damlada bir miktar erimiş kireç mineralleri oluşturmuş. 20 metre kalınlıkta bu kadar kireçtaşı mineralleri ne kadar daha sarkıt oluşturacak acaba? Düşünmeden edemedim. Yağan yağmur suları sızarak bulunduğumuz mağaraya gelirken tavanın üst katmanlarında erittiği kireç mineralleri yukarılarda boşluklar oluşturduğu kesin. Belki ilerki zamanlarda eriyen kireç boşlukları o hale gelecek ki Cennet Cehennem obrukları gibi çökebilir. Kim bilir !

20151009_154723_HDR 20151009_154739_HDR 20151009_154753_HDR 20151009_154814_HDR 20151009_154832_HDR 20151009_155613_HDR 20151009_160110_HDR 20151009_160123_HDR

Sanki salonlardan oluşmuş kırk odalı bir evde gibi odalar birbirine geçitlerle bağlanmış.

20151009_160300_HDR

Bu geniş odalarda kayıp ruhlar taşlaşmış damlaların altında öylece ne kadar ceza aldığını bilmeden. Bu ruhlar dünyada hiç bir şey yapmamış ne iyi ne de kötü. Basit yaşamış insanlar buraya hapsedilmiş tekrar dünyaya geleceği günü beklemek zorunda. Kimseye iyilik yapmamış, zalimlere karşı gelmeden boyun eğmiş. Güçlülerin zorbalıklarına karşı sessiz kalmış kayıp ruhlar. Belki bir daha dünyaya gelirse cesaretle zorbalığa isyan edip dünyayı yaşanabilir kılar. Kayıp ruhlar için ikinci bir şans gerek.

20151009_160328_HDR 20151009_160338_HDR 20151009_160421_HDR 20151009_160451_HDR 20151009_160631_HDR 20151009_160635_HDR 20151009_160744_HDR

Kayıp ruhları kurtarmaya çalışan biri. Güzel şarkılar söyleyerek belki ikinci bir şans olabilir kayıp ruhlar için. Devrim bize kollarını iki yana açarak bir şarkı seslendiriyor güzel sesiyle.

20151009_160945_HDR

O da ne mağara adamı çıkageldi eski çağlardan. Yoksa Herakles bizi Hades ülkesinden almaya mı geldi. Yarı tanrı Herakles bizi kurtarmak için mağaranın tavanını omuzları ile kaldırarak geçit açıyor. Hades buna kızsa da bir şey diyemiyor. Herakles’in öfkesinden çekinmek gerek.  Hades biliyor ki bir süreliğine Atlas tan dünyayı omuzlarında taşıdığına şahit olmuştur. Herakles bize geçit açınca İlk önce Mersin bisiklet derneğinin başkanı Zerrin Aslantaş’ı kurtarıyor. Zerrin Aslantaş çıktıktan sonra teker teker geçitten geçiyoruz.

Ben yarı çıplak uzun saçlarımla mağaranın üst tavan taşını kollarımı iki yana açarak omuzlamış durumdayım. Zerrin de kollarını öne doğru hafifçe uzatmış çömelmiş haliyle.

11700942_10153803739537369_1618364036322903960_o

Nihayetinde hepimiz sağ salim kurtuluyoruz. Halk kahramanı Herakles’e minnet borcumuzu el sallayıp teşekkür ederek karşılık verdik. Artık yer yüzüne çıkabiliriz.

Arkamızda ince sarkıtlar fon oluşturmuş. Merdivende 9 kişi aşağıdan yukarı sıralanıp kolları yana açarak sevincimizi belirtiyoruz. Merdivenin metal korkuluğu da görüntüde.

11036640_10153803741357369_7730482985651963198_o

Kayıp ruhlar ülkesi Asphodel den kurtuluyoruz ve merdivenlerden yukarı çıkıyoruz.

20151009_161317_HDR

Astım mağarası gerçekten çok güzeldi ve iyi ki buraya gelip doyasıya binlerce yılda oluşup meydana gelmiş bu güzellikleri gördüm. İçeride sanki çok uzun zaman geçirmiş gibiyim. Zaman durdu sanki içeride. Belki de Hades bizi binlerce yıl hapsetti yer altı dünyasında kayıp ruhlar olarak. Herakles gelip bize ikinci bir şans verdi ve dünyaya geri döndük. Masmavi gökyüzü ve pırıl pırıl güneş ikinci şaşımızda bizi ilk önce karşılıyor. İkinci şansımızda iyi şeyler yapmalı, dünyayı zalimlerden kurtarıp yaşanabilir kılmalı.

Solda ağaç dalları ve karşıda uçsuz bucaksız Akdeniz. Kızkalesi kıyıya yakın demirlemiş bir gemi gibi. Ağaçlar ve binalar alt kısımda.

20151009_161726_HDR

Mor çiçek açmış bir bitkinin ardında manzara resmi. Elektrik direği ve sarkan telleri, zeytin ağaçları ve denize yakın yerlerde binalar. Bakçenin sonunda demir parmaklık, aşağısı yol ve diğer zeytinliğin kıyısında parmaklık var.

20151009_161755_HDR

Dışarıda köylüler yeşil zeytin toplamış çekiç zeytin kuruyorlardı. Bizlerden de iki kişi oturup kırmaya çalışıyor tahta tokmakla. Çiçekli pazen mintanı, donu ve baş örtüsü ile yaşlı nene elinde tokmakla tahtanın üzerinde yeşil zeytinleri kırmakta.

20151009_162729_HDR

Bizler de çekiç ile zeytinleri kırarak bir nebze olsun ilk iyiliğimizi yapıyoruz. Yaptığımız iyilik karşılıksız olmalı ikinci yaşamımızda.

12039013_10153803743507369_2551186628510918755_o

Zeytini kırdığımız çekiç odundan yapılmış. Yargıçların çekicine benziyor.

Elimde çekiç çömelmişim, dikdörtgen bir suntanın üzerinde yeşil zeytinler. Beyaz plastik kasa, içinde yeşil zeytin, dibinde az kalmış.

12027182_10153803743382369_748640221951820536_o

Yaşlı kadın ve oğlu tezgahlarını kurmuş önlerinde yere serdikleri naylon örtü üzerinde zeytin kasaları, yeşil zeytinler. Kırdıkları zeytinleri 5 Litrelik plastik su şişesine dolduruyor. Arkada sıralanmış su şişeleri zeytin dolu.

20151009_162914_HDR

Çekiç zeytin kuran köylülere bir süre yardım ettikten sonra Cennet Cehennem mağarasının olduğu yere geldik.

Cennet Mağarası

Bir yeraltı deresinin yolaçtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m. ve 110 m. olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m. uzunluğunda ve en derin noktası 135 m. olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır.

Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana’ya ithafen yaptırılmış olduğu yazılmaktadır. Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

Cehennem Mağarası

Cennet mağarasının az yukarısında Yaklaşık 110 m derinliğine sahip olan cehennem çukuru, Cennet Obruğu’nun oluşumuna yol açan bir karstik yeraltı akarsuyunun, yine açmış olduğu bir yeraltı mağara sistemi tavanını aşındırıp, çökmesi süreci sonucunda oluşmuştur. Obruğun tabanından, batıdaki Cennet Obruğu’nun altına yönelen bir yeraltı akarsuyu geçmektedir. Cehennem çukuru kenarları iç bükey olduğu için ve Cennet çöküğüne göre daha dar ve dik olmasından dolayı tabanına inmek mümkün değildir, özel dağcı ipi veya esnek merdivenle inilip çıkılabilir.

Mitolojide baş tanrı Zeus yüz başlı Typhon ile savaşırken Zeus yenilir. Typhon Zeus’u kolları ile hareketsiz bırakıp sinirlerini keserek alır. Kestiği bu sinirlerini bir ayı postuna  koyduktan sonra Cehennem çukuruna kardeşi Delphyne’ye veriyor.  Sinirleri olmayan Zeus hareketsiz kalınca diğer tanrılar endişeye kapılmış. Durum kötü olunca Hermes ve Pan Korykeion daki Cehennem mağarasına gelerek  Zeusu’u kurtarmaya çalışır. Pan flüt çalarak Delphyne’yi oyalarken Hermes göz açıp kapanasıya kadar hızlıca ayı postundaki sinirleri çalarak Zeus’a dikiyor. Böylece Zeus hareket etmeye başlar normal olarak. Daha sonra Typhon’u yenerek Etna yanardağına gömer.

Cennet çukurunun resmi, 50 metre boyunda dik kayalıklar derin bir çukurun duvarı. Dibi ve bulunduğum taraf çalı çırpı yeşillik.

20151009_163609_HDR

Cennet obruğuna iniş merdivenleri. Burayı henüz görmedim, ileriye bırakıyorum buranın gezmesini. Öyle değil midir ;

“En güzel yer henüz görmediğimiz yerdir!”

20151009_163612_HDR

Diğer arkadaşların olduğu yere geldik. Çoğunluğu Cennet mağarasını gezdi.

Daha önce gördüğüm Zeus tapınağının duvarı. Duvarın dibine kadar asfalt dökülerek yol yapılmış. Kaldırım yok, ileride bisikletliler toplanmış bizleri bekliyor hareket için.

20151009_164024_HDR

Hareket verildi, iniş çabuk oldu. Güneş batıya devrilmiş, gölgeler uzamaya başlamış bile.

Kendi gölgemi bisikletimle beraber hareket halinde çekiyorum.

20151009_164507_HDR

Narlıkuyu ya inince burada mola vereceğimizi söylediler 45 dakika civarı. Aldığımız duyumlara göre 2 koy ötede güzel bir deniz bizi bekliyormuş. Bir kaç kişi deniz sevdalısı olarak mola yerinde durmayıp gidiyoruz denize girmek için.

Küçük bir koy, önümde restoranların çatısı. Deniz ve karşı kıyı yakın, kıyıda prefabrik restoranlar parsellemiş. İki katlı bir kaç ev ve ağaçlar küçük tepeyi kaplamış.

20151009_164744_HDR

İşte Cennet koylardan birisi, soyunma kabinleri de var. Hemen mayoları, şortları giyip Akdeniz’in pek serin olmayan sularında günün yorgunluğunu atıyorum kulaçları atarak. İkinci şansımızda suda arınmalı yeni hayatımızda değil mi ? Aklanıp paklanıyorum.

Burası daha küçük bir koy ve daha çok kayalık bir burun görüntüsü. Ağaçlar çalı boyutunda, makilik.

20151009_170816_HDR

Dönüş yolunda Kız kalesi yakınında Kara kalesinin surlarını görüyorum. Burası aynı zamanda denize girilen geniş bir kumsal.

20151009_175843_HDR

Denizde aklanıp paklandıktan sonra kamp alanına dönüyoruz hep birlikte. Akşam yemeğini sohbet, muhabbet ile birlikte yapıyoruz. Dostum Feyyaz da bizi görmeye geleceğinden yerimizi bildiriyorum. Yanında da bir kaç kitap getirecek. Dostlarıma hediye vereceğim. Feyyaz geliyor kitapları ile birlikte. Kamp alanına gelirken Devrim ile karşılaşınca Devrim Feyyazı tanıyor, Feyyaz da Devrim’i. Karşılaştıklarında Devrim “Siz Feyyaz olmalısınız” deyince Feyyaz da “Tek yol Devrim” diyerek karşılık veriyor. Dostlar buluşunca çadırların olduğu yerde piknik odun masasında oturup sohbete başladık. Her zaman olduğu gibi kahve pişirmeye başladım. Feyyaz da kitaplarını imzalayıp veriyor. Bir tanesi de Devrim için. Devrim de  Ürgüp ten aldığı şarabı bu akşam bize açıyor. Şarap ta nefis, kahve fincanlarında içiyoruz. Devrim Feyyaz için bir türkü okuyor Karadeniz yöresinden güzel sesi ile.

Samistal Yaylasinun
Samistal Yaylasinun

Neden Erimez Karı
Neden Erimez Karı

Ben,Sevdum Alamadum
Sevdumda Alamadum
Böyledur Dünya Halı
Böyledur Dünya Halı

Ben,Sevdum Alamadum
Sevdumda Alamadum
Böyledur Dünya Halı
Böyledur Dünya Halı

Yüksek Dağların Karı
Yüksek Dağların Karı
Erimeden Akarmi?
Erimeden Akarmi?

Ben Yürekten Yanmışum
Yüreğimden Yanmışum
Ateş Beni Yakarmı?
Ben Yürekten Yanmışım
Yüreğimden Yanmışım
Ateş Beni Yakarmı?

Çamlihemşin Deresi
Pazar Hemşin Deresi
Yine Öyle Akarmi?
Yine Öyle Akarmi?

Akşamdan Doğan Aya
Akşamdan Doğan Aya
Nazlı Yarum Bakarmi?

Akşamdan Doğan Aya
Akşamdan Doğan Aya
Nazlı Yarum Bakarmi?

Yaşar Kurt

Devrim’e bu güzel türküyü seslendirdiği için teşekkür ediyoruz. Feyyaz bizimle vedalaşıp Mersin’e dönüyor. Biz de bisikletin manifestosunu yazan Aydan Çelik söyleşisine katılmak için yemek yediğimiz yere gelip dinlemeye başladık. Söyleşi sonunda yazdığı kitabı Bir Tur Versene imzalamaya başladı. Ben Manavgat ta alıp imzalatmıştım. Söyleşiden sonra Mersin üniversitesinden öğrencilerin yayınladığı radyo için söyleşi yaptık birer turcu olarak. Söyleşiyi radyodan dinleme şansım olmadı.

Söyleşi yapan Aydan Çelik ve ismini hatırlayamadığım birisi katlanır masa ardına oturmuş bizlere anlatıyor bir şeyler.

20151009_230609_HDR

Bu gün çok hareketli, çok yer, ve uzun bir günü yaşadık. Artık dinlenme zamanı diyerek çadırıma geçip mutlu bir insan olarak yaşadıklarımı, ikinci hayatımı düşünerek tatlı bir uykuya daldım.

Bu gün yaptığım yol 44 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme