Gökova Bisiklet Turu 15. Gün

30 Haziran 2013 Pazar

Üç Dengesizin Bisiklet Maceraları.

 

 

çok beton

yok insan

 

çok şehir

çok beton

hiç insan

 

Yitmiş günlerin bulanık sularında

Sadece elbiseler sürüklüyor ardında

 

Çoşkusuz , aşksız kaldık !

Kısacık temmuz akşamlarında ”

Yılmaz Odabaşı

300620133018

Sabah kalktığımızda güneşin ilk ışıklarını karşımızdaki adanın yıkıntılarına vururken buluyoruz. Harika bir güne güzel manzarada başlamak herhalde bizim şansımıza denk geliyor. Eşyalarımızı toparlayıp kahvaltıyı yolumuz üzerindeki kahvemizde yapacağız. Gölyaka köyünden kahvaltılık alışverişi yapıp kahveye geliyoruz. Burada bir güzel kahvaltımızı yaparak karnımızı doyuruyoruz. Demir atımın ardında at olunca resim çekeyim dedim.

300620133019

Yola çıktığımızda karşımıza bir merkep çıkıyor. Geçtiğimiz ayda Antik kentler keşif turunu Olcay Ormankıran ve Enes Demirci ( www.canavarkesifte.com ) ile İzmirin en yüksek dağı olan Nif dağına çıkarken zirveye yakın bir yerde merkep nalı bulmuştum. Bu nalı alıp bisikletimin alt suluğun altına takmıştım. Yokuş çıkarken pedala hızlı basınca nal demire vurmaya başlayıp ses çıkarıyor. Çevremdekiler de bu ses nerden geliyor diye sorunca ben de bisiklete 25. vites merkep vitesi taktırdım yokuşlarda otomatik merkep vitesine  geçerek yokuşta bana yardım ediyor diyorum. Resimde alt demire kırmızı kablo ile bağlı olarak görünüyor.

300620133020

Daha önce tarihi kalıntıları yol kenarında görmemiştik gelirken. Şimdi gözüme ilişince resmini çekiyorum. Büyük bir ihtimalle burası han olabilir.

300620133022

Daha önce dinnlendiğimiz göl manzaralı terasta oturup gölle vedalaşıyoruz. Terasta bir süre dinlenip yola devam ederek Ak Yeniköy kavşağında çay molası verip bir şeyler atıştırıp enerji depoluyoruz. Sökeye ana yoldan gitmeyip Akköyden Milet antik kentin yolundan gideceğiz. Hafif bir rampadan sonra Akköye varıp durmadan yola devam ederek tarihi Milet antik kentine varıyoruz.

300620133023

 

300620133025

Her yerde olduğu gibi Milet antik kentin dışında kaya mezarları görüyoruz. Mezar taşlarındaki işaretlerden mezarda yatanın kadın mı erkek mi olduğunu anlıyoruz. Erkeklerin yuvarlak, kadınların altı köşe kabartmaları taşa işleniyor. Tabi ki şu an içinde hiç bir şey kalmamış, boş.

300620133026 300620133027

Tıpkı Efes gibi, Milet de kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla
liman dolduğu için bugün denizden içeride bulunur. Kent çok iyi düzenlenmiş ızgara planıyla tanınır. Kentte bulunan yapılar arasında en ilgi çekenler, 15.000 kişilik kapasiteli, onarımı sürmekte olan Roma Çağı yapısı Tiyatro, M.S 1. yüzyılda inşa edilen Roma Hamamları, dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S 2. Yüzyıla ait İonik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, M.S 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164-196 m. Boyutlarındaki Güney Agora yapısı ve M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı’dır.

300620133028

 

300620133029 300620133030

Milet antik şehir görkemli bir kent, anfi tiyatrosu muazzam yapıda. Bir kaç resim çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Yol büyük menderes nehrinin oluşturduğu düz bir ova. Bafa gölünün önünü alüvyonla doldurup kapattığı yerden geçiyoruz. İp gibi yolda uzun bir süre pedal çevirdik. Etrafta pamuk tarlaları var, arada bataklık ve sazlık yerler de var.

300620133031 300620133033

Büyük menderes nehrinin köprüsünden geçerek karşımızda gördüğümüz dilek yarımadasının dağlarına ulaşmaya  çabalıyoruz. Bana uzun bir zaman geçmiş gibi geliyor, yol düz ve ip gibi olunca devamlı aynı tempoda gitmek psikolojik etki meydana getiriyor. Dağın dibine bir türlü varamıyoruz ama hemen hemen hiç araç geçmediğinden rahat bir şekilde gidiyoruz, bir bakmışız dağın dibine gelmişiz. Tuzburgazı  köyüne girip yiyecek bir şeyler bakıyoruz. Karışık birer tost ısmarlayıp kahvede gazozla yiyorum. Ardından  bir karpuz alıp kesiyorum, karpuzun hepsini yiyemiyoruz, kalanı kahveciye bırakıp yola devam ediyoruz.

300620133034

300620133035

300620133036 300620133037

300620133038

Priene antik kentinin yanından geçerken bir kaç sur kalıntısının resmini çekiyorum sadece kenti gezmiyoruz. Dağların dibinden gidiyoruz, rüzgara karşı biraz zorluyor ama yapacak bir şey yok. Yolun tenha oluşu işimize geldiğinden rüzgar da olsa katlanıyor insan bu bisiklet sevdasına. Köylerden geçerek Sökeye varıyoruz. Burada biraz dinleneceğiz, uygun bir yer ararken şehrin parkına gelince çimenlerin üzerinde birer kahve iyi gidiyor. Bu dinlenme iyi geldi zira rüzgar yordu açıkçası. Resimde görünen rüzgar türbinleri boşuna kurulmamış ovaya.

300620133039

300620133040

300620133041

Sökeden çıkarken ilginç bir yazıyı görünce resmini çekiyorum, yazıyı yazan vatandaş bizi görünce yolun karşısından yanımıza gelerek elindeki nar sularını satmaya çalışıyor. Haliyle bu mevsimde nar yok, nar olmadığından  nar konsantresinden yapılma çeşme suyunu almıyoruz, bir de pahallı geliyor bize. Yoldan geçenleri kaz zannediyor yol kenarındaki satıcılar. Bir de taze yazmaz mı?

300620133042

300620133043

Yola devam ediyoruz, hemen de yokuş başladı. Yokuş zorlamaya başladı beni, menderes ovasında açık alan da rüzgar yormuştu, bir de bu yokuş pilimi bitirdi. Yokuşun bir yerinde pistonlar durdu resmen, pedala basacak gücüm kalmadı. Hemen durup bisikleti sehpaya alıp yere oturdum, biraz su içtim fakat şekerim iyice düşmüş olacak ki üzerimde bir halsizlik olmaya başladı. Bacaklarım titriyor resmen. 15 gündür böyle olmamıştım. İrfan ile Yıldız önde olduklarından onları gözden de kaybettim. Neyse çantaları kurcalamaya başladım, yiyecek herhangi bir şey yok derken Akyaka dan Örene giderken ağaçlardan topladığım bir kaç tane keçi boynuzu aklıma geldi. Arayıp bir tane bulunca yemeğe başlıyorum ardından biraz daha su içiyorum. Böylece beş dakika yol kenarında oturup dinlendim. Yediğim keçi boynuzu şekerimi normale getirdikten sonra kalkıp bisiklete binerek yola devam ediyorum. İrfan gelmediğimi görünce telefonla arıyor, ben de yoldayım geliyorum diyerek onlara yetişiyorum. Beni yol kenarında bekliyorlardı. Durumu anlatıp yola devam ediyoruz. İlerde bir marketten cokonat gibi şeyler alıp onları yiyerek iyice kendime geliyorum. Yokuşu bitirip düzlüğe gelince daha önce gördüğümüz ceviz reçeli satan kişiden ertesi sabah kahvaltı için küçük bir kavanoz ceviz reçeli alıyoruz. Ceviz reçelini cevizler daha taze iken kabuklarıyla reçel yapıyorlar ilginç geldiğinden alıyoruz.

Artık iniş başlıyor, kendimizi yokuş aşağıya bırakıyoruz. Pedal çevirmediğimizden bir süre dinlenmiş oluyoruz. Soğucak kavşağına gelince trafik çilesi başlıyor bundan sonra, ne de olsa Kuşadası, kalabalık, yol kıyısından gitmemize rağmen bazı araçların tacizine uğruyoruz. Adamlar tepemizden geçmeye çalışıyorlar, haliyle sinirler geriliyor biraz. Daha fazla dayanamayıp önümüzdeki ilk kavşaktan sola dönerek ara sokaklardan şehir merkezine ulaşmaya çabalıyoruz.

300620133044

Kuşadasında marinanın karşısında kamping alanında kalmayı düşünüyoruz. Yıldız daha önce burada kalmış çadır için 10 lira ödüyorsun, duş tuvalet var. İçeriye girip çadırlarımızı kurduktan sonra İrfan makarna ve yiyecek bir şeyler almaya gidiyor. Yıldızın tanıdığı Londra da yaşayan tatilini bu kamping te çadırda yaz boyunca kalan Hayati abinin çadırının yanındayız ama kendisi henüz yok çarşıya inmiş. Makarnamızı pişirirken Hayati abi de geliyor, tanışıyoruz. Cana yakın bir insan, bizleri hoş karşılıyor, kampta görevli olarak her işi yapan Hasan da bir şişe şarapla yanımıza geliyor. İrfan da bir şişe şarap almış oldu iki şişe şarap, ortam güzel olunca  eh insanlar da güzel şarapla muhabbet ile dostluğumuzu yoğuruyoruz bir güzel. Böyle ortamlar her zaman olmuyor. Hasan kampingteki görevini bırakakacağını söylüyor bize, biraz üzülüyoruz ama daha güzel bir işte çalışmasını temenni ederek şerefine kadehleri kaldırıyoruz. Gecenin ilerleyen saaatlerinde yatıyoruz.

Bu günkü yaptığımız yol.

Daha Büyük Görüntüle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme