Kategori arşivi: Genel

Yazı Masası

Yazı masası yapımı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir şiir yazsam

Şiir yazmak

Şiir nasıl yazılır?

Yazmak şiiri

İlk önce aşık olmalı

Sonra şair olmalı, şair

Şiir yazmak için aşk gerek

Aşkı bilmeyen nasıl şiir yazar?

Şair olmak için daktilo olmalı

İlham perileri herkese gelir

Kulağa fısıldar yazması için

Bu fısıltıları yalnız 

şairler duyar

Şair oturdu mu daktilonun başına

Kulağındaki fısıltılar kelimelere dökülür.

Urim Baba’CAN Şubat 2022

Öne çıkmış olan görsel, yazı masası, üstünde daktilo, demir kalemlik, içinde kurşun kalem. köpüklü kahve fincanı, defter, kalem. Koltukta Urim Baba’nın logolu yastığı.

DSCN3685

Şu sıralar ilham perileri sık sık gelmeye başladı. Kulağıma sürekli fısıldıyorlar tatlı sözleri bir şiir gibi. Bir de yaz diyorlar bana. Tembelliğimden olacak her fısıldanan şiirleri yazmıyorum, sadece bir kaç kez oturup kulağıma fısıldanan şiirleri yazıya döktüm kalem ile. Bazen de roman konusunu fısıldıyorlar. Böylece birikti yazmam gereken şiirler, romanlar. El ile deftere şiirlerimi yazmaya başladım ama oturmak gerek masaya. Gerçi yazı masam yok ki! Neyse aklımda yazı masası yapmak var ama daha uygulamaya geçmedim

Uzun zamandır gitmediğim bit pazarına gideyim dedim bir Pazar günü. Bacanağım ile sözleştik bit pazarına gitmek için. İzmir’de Ege mahallesinde kurulduğunu biliyordum ama neresinde olduğunu, yolu bilmiyordum. Hilal metro istasyonunda bacanağım ile buluştuk. O yolu biliyor. İki üst geçidi aşıp Yeşildere kıyısından bit pazarına ulaştık. Bit pazarı Roman mahallesi içinde kalan bir yer. İki katlı eski bir bina içine her pazar kuruluyor. Herkes kendi yerindeki alana eski püskü aletleri, eşyaları sermiş satmaya uğraşıyor. Fiyatlar pahalı geldi bana. Hem eski, hem garantisi yok, üstelik yüksek fiyattan kapıyı açıyorlar. Nedense tok satıcılar. Ekonomi bozuk bu aralar, dolar almış başını gidiyor. Satıcılar da sanki eski eşyaları dolarla almış gibi pahalı satmaya çalışıyorlar. Kendime küçük bir balta alayım dedim, o da sapsız. Kaç para dersiniz 60 -70 Lira fiyat biçtiler. Haliyle almadım.

Neyse tezgahları dolaşmaya başladık. Tezgahın birinde bir daktilo gözüme ilişti. Daktiloyu görür görmez bana fısıldayan ilham perileri kulağıma; “Bu daktiloyu almalısın” dedi. Zaten içimde vardı bir daktilo almak ama şimdiye kadar niyetlenmemiştim almak için. Daktiloyu incelemeye başladım, görünüşü temiz, tuşların hepsi çalışıyor. Sağlam bir makine. Satıcıya “Kaç para bu daktilo?” diye sordum. O da “250 Lira” deyince dur bakalım bu kadar eder mi diye dostum Feyyaz Alaçam aklıma geldi. O bu konuda bilgili. Çünkü daktilosu olduğunu biliyorum ve yazılarını daktilo ile yazıyor.  Daktilonun resmini çekiyorum. Şair ve yazar dostum Feyyaz Alaçam bana bu konuda yardım eder diyerek resmi yolladım kendisine. Arkasından telefon ile arayıp daktiloyu sordum, gönderdiğim resme bak bakalım 250 Lira eder mi? Sağ olsun dostum Feyyaz kısa süre telefonla aradı. “İyi bir Alman markası olduğunu, biraz indirim iste satıcıdan, sadece kağıt koyup biraz yaz ve dene” dedi. Ben de kağıt koydurup yazdırdım. Biraz silik olsa da fena değil. Satıcıdan 200 Lira vereyim dedim ama pek oralı olmadı ve son fiyat deyince artık bir daha belki bulamam aynı fiyata diyerek 250 Lirayı sayıp daktiloyu aldım. Hani Atalarımız der “Bit pazarına nur yağmış” diye. Bit pazarına nur değil zam yağmış sanki. Aşağıdaki resimde tezgahta gördüğüm daktilonun ilk hali. Markası Olimpia. Daktilo F klavye, tam da Türkçe tuşlu.

IMG_20211114_132646

Daktilonun taşıma çantası da var. Daktilo çantasının sapından tutup eve geldim. Şimdilik dolabın bir köşesinde duracak. Çünkü yazı masası yok henüz ortada.

IMG_20220211_095105

Yazı masası yok dedim ya az önce. Aslında var ama henüz yapılmamış halde. Yıllar önce çocukluk arkadaşım bana elindeki fazlalık tahtalardan vermişti. Marangoz atölyesinde çalışırken başka bir marangoz arkadaş ta bana palet tahtalarından kesip düzelttiği dört tane ayak vermişti. Kare kesim, üstü geniş, altı daralıyor. Tam istediğim ayaklar. Bunlar çatıda bekledi yıllarca. Tozlanmış tahtaları çıkarıp marangoz atölyesine getirdim. Marangoz arkadaşın dediğine göre tahtalar tik ağacının bir çeşidi olan ireko ağacından kesilmiş. Bu tahtalar yatlarda kullanılıyor. Pahalı bir ağaç olduğunu söyledi. Neyse tahta parçalarını seriyorum tezgaha. Tahtalar 2 X 10 X 50 santim boylarında 15 parça. Dört ayak 5 X 70 boyunda.

IMG_20211119_105406

Elimdeki tahta boylarına göre 45 X 70 boyutunda tabla olacak. Tahta kıyıları oval olduğundan o kısımları kesiyorum yatar makinede. Birleşme yerlerine kanal açıyorum 3 milimetre. 3 milimetre şerit kesiyorum çıta ve sıvı çivi sürüyorum kanalın içine. 3 milim şerit çıta kanalın içine yerleştiriyorum. Bu işlemi kısa sürede yapmak gerek çünkü sıvı çivi hava ile temasa geçince reaksiyona başlıyor. Hem şişiyor hem de sertleşmeye başlıyor. Sıvı çiviyi sürdükten sonra uzun iki işkence ile uzunlamasına sıkıyorum. Yanlara da takoz destekli işkencelerle düz olmasını sağlıyorum. Yoksa işkence tablayı eğriltebilir. Tezgah üzerinde işkencelerle sıkıştırılmış tabla görünüyor.

IMG_20211119_172145

Tahtalar kısa sürede birleşip dondu. Sıkışırken aradan taşan beyaz renkli, donmuş sıvı çivi görünüyor. Tahta boyları değişik olduğu için kıyılarda kimi uzun, kimi kısa kalmış. İstenen ölçüden biraz fazla oldu tabla.

IMG_20211120_084907

Tablanın alt kıyılara 4 santim eninde çıtalar için sıvı çivi ile yapıştırıyorum. Elde uzun tahta yok. İşkence ile sıkıştırılmış tahtalar.

IMG_20211123_094150

Tablanın kenarlarını düzgün biçimde kesiyorum ve zımpara makinesi ile siliyorum. Ağaç sert olunca uzun sürüyor silinmesi.

IMG_20211125_112853

Kenar çıtalarını da uçlarını gönyeli kesip alt kısma sıvı çivi sürerek yapıştırıyorum. Bu işlem yine işkenceler sayesinde oluyor. Tablanın kıyısında 14 tane işkence çıtayı sıkıştırmış.

IMG_20211126_151313

Ayaklar biraz kalın geldiğinden yarım santim kesiyorum. Planya ile düzeltip zımpara yaptım. Kıyılarını makinede oval tıraşladım. Dört ayak ters yatırılmış tabla üzerine koydum, kenar destek tahtalarını da ona göre kesiyorum uçları gönyeli. Masa nalları dikmiş durumda tezgahın üzerinde.

IMG_20211229_151937

Ayakları ve yan tahtaları yapıştırdım. Çekmece için iç kısma da kenar tahtası koyunca masa dört ayak üzerinde zımparalanmış olarak hazır. Sıra geldi çekmeceyi yapmaya.

IMG_20211229_160809

Çekmeceyi de masanın ölçülerine göre kesip yaptım. Çekmecenin altına da 6 milimetre marin kontraplak kesiyorum. Marin kontraplak suya dayanıklı bir malzeme, tahtalar da suya dayanıklı. Sadece ayaklar normal ağaçtan. Çekmece masaya taktım açık durumda. Önüne de tahta bir sandalye koyunca masa bitmiş oluyor.

IMG_20211230_165856

Masa bitince bir yorgunluk çayını hak ettiğimi düşünüyorum. Çayı demleyip bardağa koydum ve masaya oturmuş halde keyifle çayı içiyorum. Marangoz Özcan da beni çekiyor çay içerken.

IMG_20211230_170025

Sıra geldi yakma işlemine. Masa öyle bildiğiniz masa olmayacak. Yazı masası anlamlı olmalı. Yazacağım yazıları dik olarak hazırlayıp kağıda bastırıyorum. Karbon kağıdı ile ayaklara çiziyorum yazıları. Sonrası yakma işi. Yakma makinesi ile yakarken kendimi çekiyorum otomatik.

IMG_20211231_124223

Masanın dört ayağı var, hepsinin bir ismi olmalı. Madem yazı masası olacak isimler de ona göre anlam katacak masaya. Yıllar önce Selçuk’taki  Efes antik kentini dolaşmıştım. Burada bir kütüphane var. Adı da Celcus kütüphanesi. Bu kütüphaneyi MS 110 – 135 yılları arasında Celsus onuruna oğlu Gaius Julius Aquila tarafından yaptırılmıştır. İşte bu kütüphanenin ön tarafında dört tane heykel koydurmuş Gaius Julius Aguila tarafından. Bu dört heykelin ismi de;

APETH KEΛΣOY (ARETE = Erdem ve karakter)

ENNOIA ΦIAIΠΠOY (ANNOİA = Kader ve muhakeme)

EΠIΣTHMH KEΛΣOY (EPİSTEME = İlim ve bilim)

ΣOΦIA KEΛΣOY (SOPHİA = Bilgelik ve Akıl)

Bu isimler yazı masasında yazacağım şiirler, romanlar ve yazılar bu karakterleri taşıyacak. Geleceğe güzel bir miras bırakmalı. Edebiyat budur, güzelliği dışa yansıtmak. O yüzden aklımda olan bu isimlerin orijinali olan Yunanca harfler olarak iki yüzeye yakıyorum. Diğer iki yüze de Türkçe anlamları yakıyorum. Masanın dört ayağını çekiyorum alttan, Yunanca ve Türkçe yazılar yakılmış durumda. Nereden bakarsan bak iki dilde yazdığım yazı görünüyor.

IMG_20220102_001925

Masa odanın ortasında komple görünür biçimde. Yanında da koltuk. Koltukta Urim Baba’nın Kahvesi logo baskılı yastık var. Arka fonda çekyat, kömür sobası ve televizyon.

IMG_20220102_141454

Masa bitti, sıra geldi cila işine. Ama ilk önce zımpara yapmalı. Zımpara önemli! Zımpara yaparken toz çıkacağından masayı bahçeye çıkardım. Zımpara çok ince, 300 numara. O yüzden saatlerce zımpara yaptım ama pürüzsüz bir duruma geldi. Zaten sert bir ağacı zımpara yapıyorum. Neyse her tarafını en ince ayrıntılarını zımparaladı bir güzel. Bir taraftan da elimle kontrol ediyorum.

IMG_20220103_133926

Zımpara işi bitince sıra geldi cila işine. Özcan marangoza bana vernik almasını söyledim. O da sağ olsun almamış. Dükkana gidince bana neden vernik almadığını anlattı. Masayı yaptığım ağaç Teak cinsi İreko ağacı. Değerli bir ağaç. “Ağacın rengini, desenlerini orijinal göstermesi için tik yağı ile yağlamalısın” dedi. Elinde de bir miktar kalmış teneke kutuda. Tik yağını nasıl uygulayacağımı da anlattı. Küçük bir miktar tik yağını kaba koydum. Küçük bir fırça ile uygulayacağım yere iyice yediriyorum. Sonrasında bez ile sildikten sonra sanki kurumuş gibi oluyor ve akıntılar, fırça izi yok oluyor. Böylece dört kat vuruyorum. Her kat vurduktan sonra 24 saat beklemek gerek yağın iyice kuruması için. Tik yağı uygulama işi 4 gün sürdü. Tik yağını fırça ile masaya uygularken otomatik çekiyorum kendimi. Arkada motor ve bisiklet var. Limon ağacı da görünüyor.

IMG_20220105_134032

Tik yağı iyice kuruyunca masayı odaya aldım. çekmecenin soluna mavi nazar boncuğu yapıştırıyorum. Alttan masanın görünümü, dört ayak, çekmece ve nazar boncuğu. Çekmece kulpsuz. Nazar boncuğunu koymamın nedeni; Nazara inanırım. Bir kaç kez kem gözlerin, kıskançların kötü bakması sonucu eşyaların çatlayıp patladığını, başıma da kötü olayların geldiğine şahit oldum ve yaşadım. Böyle bir masayı görenler mutlaka beğenecek. Aralarında kıskananlar, sahip olmak isteyenler olacak. Özellikle mavi gözlü insanların nazarı kötü oluyor. Masanın başına kötü şeyler gelmemesi için bir tane mavi nazarlık olsun ki kötü bakışlardan korusun. Nazardan korunmak için başka bir çaresi de yok maalesef.

DSCN3683

Masayı duvar dibine yerleştirdim. Daktiloyu da üzerine koyunca kendini gösterdi. Demir çelik fabrikasında çalıştığım zamanlarda çektiğimiz demirlerin en kalını olan 50 milimetre kalınlığındaki nervürlü demirden kendime kalemlik yapmıştım. Kaplamacılarla iş yaptıran bacanağım Vural Civan kalemliği çinko ile kaplattırdı. Nervürlü demir olan kalemlikte 18 yıl çalıştığım İzmir demir çelik harfleri kabartma olarak basılı. İki nervür arasında bir harf gelecek şekilde İ D Ç yazılı. Yıllarını verdiğim fabrikanın ismi yazılı kalemlik benim için anlamlı.

Masa üzerinde daktilo, yazmaya hazır kağıt takılı. Yanında kalemlik, içinde kurşun kalem. Biraz önünde yeni yaptığım köpüklü Türk kahvesi. Kahve içilmeye hazır. Fincandaki logonun yansıması tabakta tersine görünüyor. Masanın sağıda şiir ve solda yazı masası yakılmış durumda.

DSCN3687

Masanın üzerine tik yağı vurmadan önce yazdığım ilk şiiri yaktım.

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

Şiirle ilgili çizdiğim görsel olan kanoyu da iki kişi binmiş, denizde yelken açmış olarak giderken yakıyorum en üstte.

DSCN3680

Masayı yandan çekiyorum koltukla beraber. Koltukta logolu yastık var. Masanın üzerinde daktilo, kalemlik, defter ve içilmeye hazır kahve var. Masanın sol alt tarafına da “Yazı Masası” olarak yakılı.

DSCN3685

Tam istediğim bir masa oldu mavi nazarlıklı yazı masası. Arkadaşım da sanki biliyormuş gibi tam bir masa yapacak kadar tahta verdi. Ayrıca dört ayak ta tesadüf değil, sanki bilerek bana geldi. İş sadece yapmaya geldi. Elimden de geliyor marangozluk işleri. Hem yaptıkça daha çok öğreniyorum. Artık şiirler, masallar, romanlar, yazılar yazılacak. Hatta şu anda okuduğunuz bu yazıyı bile bu masada yazdım bilgisayarda. Şimdiye kadar hep iyi şeyleri, güzel şeyleri diledim. Hepsi de bir şekilde beni buldu ve dileklerim gerçeğe dönüştü. Her şey de birden bire olmuyor. Zamanı gelince kendiliğinden ortaya çıkıyor. Tıpkı “Yazı Masası” gibi. Ben de ilham perilerinin kulağıma fısıldadığı kelimeleri yazıya dönüştüreceğim. Ama kalemle, ama daktilo ile. Mutlaka iyi şeyler yazacağıma inanıyorum. Biz gelecekteydik, geleceğe iyi şeyler bırakacağız. Yarınlar güzel olacak, Güneşli günler göreceğiz.

Şair ne demiş; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey”

En son olarak ta ben şöyle diyorum; “Bu günü yazmazsan yarınlar olmayacak”

Otizm Gönüllüleri

Otizm Gönüllüleri Bisiklet Eğitimi

(Kör arkadaşlar için resimlerde betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Mehmet Emiral’a aittir.)

Öne çıkmış olan görsel, resimde eğiticiler ve çocuklar el ele tutuşmuş koşturuyorlar.

DSC_3771

OTİZM NEDİR ?

Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yeni doğan bebeğin 18 ayından sonra ortaya çıkar. Otizmli çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otizmli çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otizmli çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otizmli çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler. Kelimelerin ikinci üçüncü anlamlarını anlamakta güçlük çekerler. Soyut kavramlardan çok somut kavramları daha kolay anlarlar. Otizmli bireylerle çalışırken karmaşık yapıda ve uzun cümlelerden kaçınmalı, iki-üç kelimelik basit cümleler kurulmalıdır.

Bugün, otizm spektrum bozukluğuna neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular vardır. Ancak hangi gen ya da genlerin sorumlu olduğu henüz bilinmemektedir. Çevresel faktörlerin de otizme yol açabildiğine ilişkin görüşler vardır. Hem genetik temellerin hem de çevresel faktörlerin etkileri üzerine çok sayıda araştırma yapılmaktadır.

Otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir ilişkisi yoktur; bu nedenle otizm spektrum bozukluğunu her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır.

Üç yaşından önce belirtileri ile kendini gösteren otizm, en yaygın görülen rahatsızlıklar arasındadır. Yapılan araştırmalara göre dünyada her 59 çocuktan biri otizm rahatsızlığına sahiptir. Türkiye’de ise otizmli kişi sayısı ortalama 550.000 civarındadır. Otizm daha çok erkeklerde görülen bir rahatsızlıktır ve her 54 erkekten biri otizmlidir.

Kısaca çeşitli kaynaklardan derlediğim Otizm hakkındaki kısa bilgilerden konu hakkında daha geniş bilgilere internetten kolayca ulaşabilirsiniz. Otizm giderek daha sıklıkla görülmeye başlaması ve tedavisinin bilinmemesine rağmen erken tanı ve otizmli çocuklara gerekli eğitimi bilinçli olarak vermek bizlere düşen önemli görevlerden birisidir. Nasıl ki insanların bebeklerine ve yaşlılara özenerek davranıyorsak otizmli çocuklara daha çok özen ve sabır göstermeliyiz.

Bisiklet camiasından daha önce tanıdığım Öğretmen Aydın Kan çalıştığı İzmir Konak Moris Bencuya Otistik Çocuklar Özel Eğitim Uygulama Merkezi olan okulda otizmli çocuklara resim dersi veriyor. Okul en ağır otizmli çocuklar ilkokul bir den lise sona kadar Milli eğitime bağlı olarak eğitim veriyor. Kendisi de sporcu ve bisikletçi olması nedeni ile okulda teneffüs aralarında bisiklete binen otizmli bir çocuğun bisikleti rahatça binmesini görünce okuldaki öğretmenlere sınıfınızdaki çocuklara da bisiklete bindirebilirsiniz diye söylemiş ama diğer öğretmenler pek ilgilenmemişler. Bu konuda araştırmalarına devam ettirmiş. Günlerden bir gün sağlık ocağındaki hekiminde dikişlerini aldırırken aile hekimi olan Doktor Serhat Ferahi Değimli’ye düşüncelerini açmış. Okulda otizmli çocuklara bisiklet eğitimini nasıl verebiliriz? Diye. Bisiklet gruplarınla konuşalım, bize yardımcı olabilirler mi? diye sormuş. Doktor Serhat ta ilk başta pek düşünememiş olmalı ki Aydın Kan tam çıkarken durdurup bu işi yapabiliriz demiş. Bizim ABAK (Az bilinen antik kentler bisiklet turu) gönüllüleri ile pekala yapabiliriz deyince Aydın Öğretmeninin fikri hayata geçmiş oldu.

Otizmli Çocuklara Bisiklet Eğitimini Moris Bencuya okulunda yapacağız. Okul Milli eğitim bakanlığına bağlı. İzmir’in tanınmış işadamlarından Moris Bencuya okula maddi desteğini esirgememiş ve masrafları karşılıyor devamlı olarak. Bundan 10 yıl önce iş adamı Moris Bencuya atıl durumdaki okul binasını onarıp sağlamlaştırıyor. Gerekli ihtiyaçları karşılayıp sadece otizmli çocukların eğitimine kazandırıyor okulu.

Aşağıdaki resimde Otizmli Çocuklara Bisiklet Eğitimi fikrini ortaya atan Resim Öğretmeni Aydın Kan Okulun arka bahçesindeki kapıda poz vermiş. Kapı önündeki sundurmada okulun tabelasında yazanlar; İzmir Konak Moris Bencuya otistik çocuklar özel eğitim uygulama merkezi. Tabela mavi boyalı. Okul duvarı açık pembe ve alt kısmı koyu pembe renkli. Bahçe çimen ekili ve Atatürk büstü kaidede duruyor.

1

Okul Müdürü Ercan Mermer. Otizmli çocukların okuduğu okullarda eğitim vererek belirli bir seviyeye gelerek otizmi kavramış ve çocuklara nasıl eğitim verileceğini bilerek yeni fikirlerle eğitim vermiş ve yeni fikirlere açık birisi. Doktor Serhat ABAK gönüllülerine otizmli çocuklara bisiklet eğitimi fikrini söyledi. ABAK (Az bilinen antik kentler bisiklet turu kısaltması) gönüllüleri olarak bisiklet eğitimini başlatalım. İlk iş olarak Aydın Öğretmenin yardımı ile okula gelip okul müdürü Ercan Mermer ile tanıştık. Bu eğitimi nasıl yapabiliriz okulda diye fikir alış verişi yaptık kahvelerimizi yudumlarken. Müdür Ercan Mermer de bu fikre çok sıcak baktı. Gözleri ışıl ışıl oldu bu işe başladığımızda. Biz gönüllü olarak eğitim vereceğiz hiç bir karşılık beklemeden. Sağdan soldan da izin almaya gerek görmedik.

Yaptığımız toplantıda nasıl eğitim vereceğiz, hangi saatler uygun ve bisikletleri nasıl bulacağız, eğitim programı nasıl olacak gibi konuları belirledik. Okul Müdürü Ercan Mermer bizlere gerekli kolaylığı ve yardımı yapacağını belirtti. Çarşamba günleri eğitim vereceğiz. Öğle saati 13:00 ile 15:00 arası. Ben teknik olarak bisikletlerin bakım ve onarımından sorumlu olacağım. Ayrıca her hafta sosyal medyada etkinlik açıp bisikletlerle okula geleceğiz her hafta. Saat 11:30 da Göztepe iskelede buluşup Konak iskeleye, Konak iskeleden de 12:10 da hareket edip Yenişehir’deki okula birlikte gideceğiz.

Okul Müdürü Ercan Mermer açık alınlı, açık renkli kısa kollu gömleği, siyah kravatı ve gözlükleri ile gülerek poz vermiş.

DSC_2008

ABAK bisiklet gönüllülerinin baş mimarı sevgili Halil Olcay Ormankıran, Doktor Serhat Ferahi Değimli kauçuk lastik artıklarından yapılmış okul bahçesinde konuşuyorlar yapılacakları. İlk başta İzmir büyükşehir belediyesi okul bahçesini lastik atıklarından tartan pist ile kapladı. Tartan pist kırmızı renkte. Okulda eğitime 2016 yılının Ocak ayında başladık ufaktan. Sosyal medyada elinde kullanılmayan bisikletleri okula bağışlanması ile işe başladık. İlk etkinliği açıp Otizm Gönüllüleri olarak katılan arkadaşlarla bisikletleri trafikte sürüp okula geldik. Hepimiz heyecanlıydık, ne yapacağımızı, çocuklara nasıl davranacağımızı tam olarak bilmiyoruz. Pskiyatri Doktor arkadaşlar bizlere otizmi, otizmli çocuklara nasıl davranacağımızı anlattılar. İlk derste Doktorların verdiği bilgilere göre çocuklara bisiklet bindirmeye başladık.

Halil Olcay Ormankıran ve Doktor Serhat Ferahi Değimli tartan kaplı bahçede konuşurlarken.

2

NEDEN OTİZMLİ ÇOCUKLARA BİSİKLET ÖĞRETİYORUZ?

Denge becerilerini geliştirmek için.

PEKİ DENGE BECERİLERİNİN GELİŞMESİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Denge; vücudun sabit bir pozisyonda kalma yeteneği. Otizmde denge bozuklukları en çok rastlanan ve yaşam becerilerini kısıtlayan unsurdur. Bu unsur otizmli çocuklarda yaşanan koordine olmayan ve kontrol edilemeyen hareketleri doğurur. İyi bir denge becerisine sahip otizmli çocuğun, motor becerilerinde daha başarılı olduğu gözlenmiştir. Kazanılan iyi denge becerisi otizmli çocuğun sabit kalma süresini uzatmaktadır. Dengenin sadece ayakta değil, otururken de sağlanması gerektiğini unutmayalım. Örneğin, yemek masasında oturuş pozisyonu ve sabit kalma süresinde bunu gözlemleyebiliriz. Erken yaşta başlanan denge egzersizleri gelişim sürecine büyük destek sağlamaktadır. Mesela oturuş dengesi, ileri yıllarda okul yaşamında ihtiyaç duyulacak en önemli unsurdur. Masa başı çalışmalarında üst ekstremite dengesi ve koordinasyonuyla kendisini gösterecektir. Özetle, denge ömür boyu ihtiyaç duyulan bir beceridir. Otizmli çocukların durağan ve dinamik dengelerini en üst seviyeye taşıyarak onların yaşam içerisinde karşılaşacağı zorlukların üstesinden gelmeleri adına bu beceriyi en üst seviyeye getirmeliyiz.

Denge egzersizleri • Pilates topu egzersizleri • Denge tahtası egzersizleri • Fitness çalışmaları (Bacak kuvveti) • Trambolin çalışması • Koşu bandı çalışması (Uzun süreli yürüyüş ve jogging)

Denge becerisini üst düzeye taşıyan başlıca spor branşları • Temel jimnastik • Bisiklet • Paten • Kayak • Bowling Denge becerilerini geliştirmek için.

İYİ HOŞ DA OTİZMLİ ÇOCUĞA BİSİKLETİ NASIL ÖĞRETECEĞİZ PEKİ ?

Güzel soru.. Eğitim (denge) tekerlekli bisiklet denge becerileri kazandırmaz. O yüzden pedalı, zinciri, dişlisi olmayan “denge” bisikleti ile eğitim verin deniyor. Bizim Mustafa Karakuş’un ürettiği Tay Tay’ı kast ediyor uzmanlar. Bu zaten tüm çocuklar için geçerli. Mesela benim yeğenim 2 senedir denge tekerlekli bisiklete biniyor. Bıraksan ömür boyu binecek . Denge geliştirdi mi? Hayır. Ama bizim çocukların Tay Tay yaşı geçti. Ne yapalım? Yabancı literatür, çocuğunuz daha büyükse; bir iki boy küçük bisikletin pedalları sökün diyor. Bisiklet çocuğun ayakları yere değecek kadar küçük olmalı diyor. Uzmanlar; Çocuk öğrenmezse üzülmeyin. Kask taksın Trafiğe kapalı olsun. Yumuşak zemin olsun diyor. Sabırlı olun diyor. Sonuç itibarıyla önce denge becerileri, sonra pedal basma ve gidon kontrolü gibi bir protokol oluşturmak daha akıllıca. Bir de okulumuzdaki uzmanlar der ki, her çocuk bir değil. Her çocuğu kendi koşullarında değerlendirip; becerilerine göre eğitim verilmeli. Yine okulumuz uzmanları der ki; mümkün olduğunca aynı kişiler aynı çocuklara eşlik etsin. Yani eğitimci ve eşlikçilerin aynı olması çocuğun uyumunu ve öğrenmesini kolaylaştırıyor.

                                                                                                              28.09.2016

MORİS BENCUYA OTİZMLİ ÇOCUKLAR MERKEZİ  – 2016-2017 EĞİTİM YILI BİSİKLET EĞİTİM PROGRAMI

  1. Eğitici eğitimi için planlama yapılarak eğitim programı hazırlanacak.
  2. Okul idaresi tarafından eski ve yeni öğrenci listesi belirlenip, eğitim verilecek kesin öğrenci listesi gönüllülerce beraber oluşturulacaktır.
  3. Kesin öğrenci eğitim sayısı 20 ile sınırlandırılacaktır.
  4. Eğitim alacak öğrenciler için (kesin liste), bilgi ve beceri seviyeleri eski notlara göre incelenerek, yeni sınıflar oluşturulacaktır.
  5. Yeni gönüllü eğitmen ihtiyacı için sosyal medya üzerinden çağrı yapılacak (Urim Babacan).
  6. 2016-17 sezonunda da, önceki sene olduğu gibi gönüllülük esaslı çalışma sürdürülecektir. Sponsorluk taleplerine sadece ihtiyaçların karşılanması, eksiklerin giderilmesi şeklinde olması durumunda sıcak olarak bakılacaktır.
  7. Yeni gelen 10 adet bisiklet, kontrol edilebilmesi açısından numaralandırılacaktır .
  8. Malzeme ve bakım amaçlı oluşturulacak listenin öncelikle yakın çevremizden ve bisiklet firmalarından temini yoluna gidilecektir.
  9. Eğitim faaliyetlerimiz, geçen sene de olduğu gibi her Çarşamba günü 13:00-15:00 arasında gerçekleştirilecektir.
  10. Yeni gelen bisikletlerin 5 adedi ihtiyaç halinde kullanılmak üzere depoya kaldırılacaktır.
  11. Geçen sene kullanılan bisikletlerden 2 adedi eğitim için uygun olmadığı gerekçesiyle ayrılmıştır. 6 adet eski, 5 adet yeni bisiklet olmak üzere 11 adet bisikletimiz eğitim sırasında kullanılacaktır.

Doktor Serhat Ferahi Değimli not olarak hazırladığı bilgiler. Ocak 2016 tarihinde eğitime başlayıp dönemi bitirdik. Edindiğimiz tecrübelerle 2016 – 2017 eğitim yılının başlangıcında yaptığımız toplantıda alınan sonuçlar.

8 Tane bisiklet topladık yardım olarak. Bisikletlerin bakımını yapıp kullanıma hazırladık. Her bisikletin tek tek resmi aşağıda.

26 İnçlik amortisörlü dağ bisikleti. Beyaz – siyah boyalı.

3

12 inçlik pembe boyalı çocuk bisikleti. Ön lastik beyaz, arka lastik siyah renkli.

4

26 inçlik kırmızı boyalı bisiklet.

5

Kırmızı – beyaz boyalı, 26 inçlik bisiklet.

6

20 inçlik, önü siyah, arka kısmı kırmızı boyalı çocuk bisikleti

7

26 inçlik siyah, amortisörlü dağ bisikleti.

8

20 inçlik yeşil boyalı çocuk bisikleti.

9

Pembe boyalı 24 inçlik kız bisikleti.

10

Bisiklet eğitimi başlayınca resim Öğretmeni Aydın Kan derste çocuklara bisiklete binen çocuk resmi çizmelerini istemiş. Öğrencilerden Mehmet Ali Güldalı adlı öğrenci kırmızı boyalı bisiklete binmiş, mavi pantolonu ve sarı kazağı ile birini çizmiş. Şapkası ve ayakkabıları yeşil renkte. Resime 16. 01. 2016 tarihi yazılmış.

11

Okulda eğitim vermeye başladıktan sonra eksiklerimizi görüp ona göre daha iyi eğitim vermeye başladık. Okuldaki eğitimi Çarşamba günleri vereceğiz sadece. Giderek otizmli çocukları daha yakından tanıyoruz, onların dünyasında yeni şeyler öğrenip tecrübelerimiz artıyor. Okulun geniş bahçesi kırmızı renkli kauçuk lastik döşenmiş. Çocuklar düşse bile zemin yumuşak olunca yaralanmaların önüne geçilmiş. Bahçede basket potası var normal boyutta. Çocuklar basket oynuyor ara sıra. Bahçede eğitim veren bisiklet gönüllüleri ve bisiklete binen çocuklar

12

Okulda bisiklete kendi başına binen çocuklarla birlikte hiç binemeyen ve binmeye istekli çocukları gruplara ayırarak eğitim vermeye başlandı. Eğitim öğlen 13:00 te başlatıp 30 dakikalık zamanda 4 ders verecek şekilde ayarladık. Derslere katılacakları çizelgede listeleyip saati gelenlere bisiklete bindirmeye başladık. Bu işi takip edecek yazıcı bir gönüllü üstleniyor. Her öğrenci için o günkü performansı çizelgeye not ediliyor. Böylece çocukların öğrenme becerisini takip etmiş oluyoruz. Bisiklete binmesini binenlere bisikletleri verip serbest olarak bindiriyoruz. Onlar ders boyunca okul bahçesinde tur atıyorlar. Bisiklete hiç binmesini binmeyenlere ilk önce dengede durmasını öğretiyoruz. Bunun için pedalları söküp ayakları yere değecek şekilde LEYLEKLEME dediğimiz yöntemle başlıyoruz. Her öğrenciyle bir yada iki kişi ensesinden yada sırtından destek olarak LEYLEKLEME ile eğitimi veriyoruz bir süre. Çocuklar kolayca dengede gitmeyi öğreniyorlar. Dengede durmayı öğrendikten sonra pedalları takıp bu kez pedal çevirmelerini öğretiyoruz sabırla. En son olarak frene basmayı ve durmasını öğretiyoruz. Hiç bisiklete binmesini bilmeyen öğrenciye üç aşamada bisiklete binmeyi öğretmiş oluyoruz. Bu iş sabır gerektirir, sabırlı olursak çocuğun bir süre sonra eğitim verene güven duyup çabucak öğreniyor.

Gönüllülerimizden Zeynep Nuray Oymak ve Elsa Özgür Özbek elinde defter çocukları takip edip notlar alıyor. Solda Abdurrahman Önal takip ediyor bisiklete binen çocukları. Binanın önünde yarısı çimli bahçe ve iki dut ağacı budanmış.

13

Otizmli bir çocuk kafasında kask takılı, küçük pembe bisiklete binmiş, yanında da otizm gönüllülerinden Hakan Gürler ders veriyor. Arkadaşımız Baattin Şimşek’in torunu denge bisikleti tay – tay’a binmiş.

14

Birol Önal tek başına otizmli çocuğun ensesinden ve gidondan tutup bisiklet sürmesine yardımcı oluyor.

15

Okulun bahçesinde tüm öğrenciler bisikletleri ile bir araya gelip gazeteci arkadaşımız Emin Mengüaslan resim çekecek. Otizm gönüllüleri, okul müdürü Ercan Mermer ve Aydın Kan sıralanırken çekiyorum bir poz.

16

Lise çağlarında olan Özgür bisiklete kendi başına biniyor. Herhangi bir desteğe ihtiyacı yok. Başında şapkası ile zevkle bisiklet sürüyor. Her turda yanımızda durup selam veriyor. Biz de onu alkışlayıp selamına karşılık veriyoruz. Özgür liseyi bitirince eğitimi de bitmiş olacak. Okulda bir süre zaman geçiriyor, oyalanıyor. Bu her otizmli çocuk için geçerli. Kimi çocuk yetimhaneden buraya geliyor, yani bir ailesi yok. Ama ailesi olan çocuklar için yaşam biraz zor. Sürekli bakım ve ilgi istiyorlar. Okul bitince artık evde aileleri ile birlikte zaman geçiriyorlar. Otizmli çocuk sahibi olan aileler yetişkin olan çocuklara nasıl bakacaklar. Çok zor. Bu konuda çeşitli faaliyetler yapan yerler olmalı. Spor salonları, bisiklet eğitimleri, resim, tiyatro, sinema gibi alanlarda çocuklar zaman geçirecekleri yerler yapılması uygun olur. Hem çocuklar için hem de ailelerine biraz destek olmak için.

18

Otizm gönüllülerinden Baattin şimşek destek vererek bir çocuğa bisiklet sürmesini öğretiyor.

19

Otizm gönüllüleri olarak okulda verdiğimiz dersleri severek yaptığımız için yorulmuyoruz bile. Hepimizin yüzü gülüyor. Derslerin bitiminde evlerimize dönmeye hazırlanırken okulun girişinde resim çekiliyoruz bisikletlerimiz ile birlikte. Okul müdürü de bizi kapıya kadar gelip uğurluyor. Toplam 12 kişiyiz okul müdürü ile birlikte.

21

Çocuklara gerekli sevgiyi vermeye çalışıyoruz. Çocuklar da buna karşılık veriyor ve kendilerini sevdiriyorlar. Otizm gönüllüsü Sevil Gülgün Mertcan ile birlikte sevgi yumağı olmuş şekilde poz veriyorlar.

22

Doktor Serhat Ferahi Değimli örnek olarak pedalları sökülmüş olarak LEYLEKLEME hareketini bizzat bisiklet üstünde gösteriyor.

23

Yüksel Baytekin bir çocuğa destek olup LEYLEKLEME öğretirken Şafak Omaç ta onlara bisiklete binmiş olarak cesaret veriyor psikolojik olarak.

25

Hakan LEYLEKLEME olarak bisiklet sürmeye çalışan bir çocuğa kendinden hayli küçük tay tay bisiklet ile yardımcı olmaya çalışıyor.

26

İki kişi bir öğrenciye iki yandan destek olup bisikleti sürmesini sağlıyor. Onlardan birisi Öğretmen Ayşe Kuş. Okulundaki boş derslerinde aramıza katılıyor gönüllü olarak.

33

Bisiklet eğitimi yanında fotoğraftan anlayan arkadaşımız İlkay Özvardar fotoğraf eğitimi veriyor çocuklara. İlkay Özvardar profesyonel makine ile resim çekerken karşısındaki çocuk ta normal makine ile onu çekiyor. Yanında da bir çocuk fotoğraf makinesinin ekranına bakıyor merakla. Otizmli çocuklar karşısındaki nesnelere bakmaktan çok ekranlardaki nesnelere daha dikkatlice baktıklarını öğreniyoruz.

39

Dokuz Eylül üniversitesinde bir mimar bizim için okul bahçesine bisiklet yolu, ve çocukların dikkatini çekeceği oyun alanları çizdi. ABAK gönüllülerinden olan Uluğ Cem Balkanlı okul zeminlerine çeşitli grafik şekillerle oyun alanlarını boyuyor. Şirketi bize boya desteği verdi sağ olsun. Bir gün arabam ile gidip boyaları alarak okula getirdik. Herkesin katılacağı bir Pazar günü sosyal medyada etkinlik açıp okul bahçesini boyayacağız. Mayıs ayının sıcak ve güneşli bir gününde okula geldik. Boya tenekelerini köşe bir yere getirerek altına naylonumuzu da serdikten sonra boya işinde uzman olan Uluğ Cem Balkanlı boya tenekelerini açtı. İlk renk bisiklet yollarında kullanacağımız mavi renk olacak.

Doktor Serhat ve Cem poz veriyor boya tenekelerinin başında.

43

Boyamaya başlamadan önce projeye göre ip gerip tebeşir ile çizgileri çiziyoruz. İzlere göre kağıt bant yapıştırıyoruz yere. Boya taşmasın ve düzgün boyayalım diye.

44

Boyanacak yerin kenarları bantlandı, yerde; metre, tebeşir ve iki kağıt bant var.

45

Boya ustası Cem mavi renkli boyayı rulo ile sürerek bize nasıl boyayacağımızı gösteriyor.

47

Okul müdürü Ercan bey de elinde rulo mavi boyayı sürerken Cem de ona gösteriyor nasıl sürüleceğini.

48

Ercan bey ve Olcay ellerinde sopaya takılmış rulo fırça ile köşeyi boyuyor. Bitirmek üzereler.

49

El birliği ile bir kaç yerden rulo fırça ile bisiklet yolunu maviye boyadık kısa sürede. İkişer kişi ayrı yerlerde boya yaparken.

50

Bisiklet yolu bitti, sıra geldi diğer renklerle boyanacak yerlere. Renk konusu Cem’e ait. Cem çeşitli renkleri karıştırarak istediğimiz renk tonuna ulaşmaya çalışıyor. Başında da yardımcıları var, Zeze (Zeynep) ve Huysuz ihtiyar Şerif Kılavuz sadece izliyor kenarda. Doktor Serhat ta tenekedeki boyayı karıştırıyor çubuk ile.

51

Cem boyaları hazırlarken arkadaşlardan Cem Tabanlı, Zeze (Zeynep), Doktor Serhat, Şerif Kılavuz ve Hakan Gürler onu  dikkatlice izliyorlar.

52

Bir çok boyanın karışımından elde edilen acayip tonda pembe rengi orta alandaki belirli yeri boyamaya başladım. Ben sopanın ucundaki rulo ile yeri boyarken bisikletim KUZ duvar dibinde gölgede dinleniyor.

53

İki yanlamasına, üç tane uzunlamasına mavi bisiklet yolunu tamamen kareye sığacak şekilde çekiyorum. Bahçenin sonunda çocuk oyuncakları, bahçe dışında palmiye ağaçları ve Tepecik hastane binası.

54

İki koldan orta alan pembeye boyanıyor.

55

Pembe boyalı alanın dış kısmına yürüme yolu olarak daha koyu renkte pembeye boyanıyor.

56

Orta alanın boyası bitmek üzere, diğer taraftan yürüme yolu bir kare dolu bir kare boş kalacak şekilde boya vuruluyor. Ayakta duran Merve Akdağ Ören elinde boya kutusu, Olcay arkası dönük, çömelmiş boya yaparken başını çeviriyor kameraya doğru. Zeze (Zeynep)  ile ben karşılıklı bir kare üzerinde çalışırken poz veriyoruz.

57

Mayısın sıcağında, Güneş altında boya yapmak hem yordu, hem acıktırdı. Okul müdürü Ercan bey öğle yemeği olarak bize börek getirdi. Sıcaktan terledik aynı zamanda, dut ağacının gölgesinde yere oturmuş börekleri yiyor arkadaşlar.

58

Ardından Ercan bey kendi elleri ile çay servisi yapıyor. Çay tepsisinde 12 bardak çay ve şekerlik var. Çay içerek öğle arası hem dinleniyoruz hem de yorgunluğu atmaya çalışıyoruz. Doktor Serhat elinde çay bardağı, bankta oturmuş gülümsüyor.

59

Orta alan ve yürüme yolu bitti. Orta alan açık pembe, yürüme yolu yeşil ve koyu pembe renge boyandı.

60

Sıra geldi iç kısma, geniş alanda sek sek karelerini ve yuvarlaklarını boyamaya. Cem Balkanlıda kalıp şablonlar sayesinde tebeşir ile şekilleri çizmeye başladık.

61

Bir yandan yuvarlak şablon ile direk kırmızı boyayı sürüyor arkadaşlar.

62

Başka bir yere sarı renkte yuvarlak olarak boyanıyor.

63

Sek sek kareleri de kimi yer sarı boyanıyor. Sarı boya kutusu olan sadece sarıya boyanacak yerleri şablon yardımı ile boyuyor, kırmızı, yeşil, mavi de aynı taktik uygulanıyor. Sarı renk kutusunu Dilek Kurt kullanıyor.

64

Düz bir çizginin sağı solu yarım daire biçiminde yeşil, sarı, kırmızı ve mavi renge boyanmış halde. Sanki yılan şekli gibi oldu.

65

Sek sek kareleri de aynı renklerden karışık olarak boyandı.

66

Boya işleri neredeyse bitmek üzere, Fatih siyah renkli bahçe yanını artan yeşil boya ile boyarken dut ağacının dibine oturmuş huysuz ihtiyar Şerif ağanın eline kahve değirmenini veriyorum. Kahve takımlarını da çıkardım çimenlik alana. Zeze (Zeynep) benim kahve ocağımı ve takımlarının resmini yakından çekiyor.

67

Taze kahve değirmende çekildikten sonra sıra geldi kahve içmeye. Okul duvarının gölgesindeki bankta oturdum. Kahve cezvesini ocağa sürüyorum, başlıyorum kahve pişirmeye. Yanımda Şerif Kılavuz oturuyor. Ayakta da Hakan Gürler pencerenin parmaklığına dayanmış duruyor. Parmaklığa da halıdan dokunmuş Urim Baba’nın kahvesinin kalpaklı Atatürk portresi ve tabelam asılı. Yani anlayacağınız ben nerede isem Urim Baba’nın kahvesi orda.

68

Boyama işleri bitti sayılır, sadece dört kenarda, bir ortada yuvarlakları siyah renkli şerit ile birleştirmeye. Burası köşe kapmaca oyun yeri.

69

Okul binasının giriş tarafına uzun düz bir şerit daha sarı renkte boyuyor Ercan bey. Bu çizgi tören çizgisi olacak.

70

Okul binasının 1. katına çıkıp pencereden boyadığımız alanı yüksekten çekiyorum. Boyamaya gelen gönüllü arkadaşlar köşe kapmaca oyun yerinde duruyorlar.

72

Yürüme yolunun bir köşesine Otizmli Çocuklar Bisiklet Gönüllüleri yazısını yazıyoruz. Mayıs ayının sıcak bir Pazar gününde gönüllüler ile el birliği ile okul bahçesini boyadık. Otizmli çocuklar burada bisiklet sürecek, oyunlar oynayacaklar. Renkleri sevdiklerini biliyoruz otizmli çocukların. boyama işi bitti ve tatlı bir yorgunlukla mutlu bir şekilde yaptığımız eserimize bakıyoruz.

73

Okulun bahçesini boyadık bir güzel, merak ediyorum, acaba çocuklar nasıl tepki verecek yerdeki renkli şekillere. Pazartesi günü sabah erkenden okula geldim. Bahçeye çıkıp ilk teneffüsü bekledim bir süre. Teneffüs zili çaldı, çocuklar birer ikişer bahçeye geldi. Yeni boyanmış şekillere dikkatlice bakıyorlar sessizce. Anlamaya çalıştıklarını zannediyorum. Renkli şekillere dönüp dönüp bakıyorlar. Mavi boyalı bisiklet yolu daha çok dikkati çekiyor ve yolu takip ederek üzerinde yürümeye başladılar.

74

Kimisi yürüme yolundaki yeşil, pembe renklere dikkatli bakıp yürüyorlar.

77

Yürüme işini oyun haline getirenler var. Önde kız çocuğu, arkasında iki erkek tek sıra yürüyüş yolunda tur atıyorlar sürekli olarak.

79

Arkadaşımız Emre Kanat dron kamera ile okulun bahçesini yükseklerden kuş bakışı çekiyor bir poz. Bahçe iki bina ortasında kapalı bir alan, dışarısı ile bağlantısı yok. Uzunlamasına üç, enlemesine iki mavi boyalı bisiklet yolu. Dar kısımda oyun alanında çevresi yürüme yolu, zig – zag, yılan, sek – sek ve köşe kapmaca oyun yeri. Sol kısım boş, sadece tören çizgisi var. Zemin kırmızı renkte.

75

Böylece daha iyi bir eğitim vermeye çalışacağız çocuklara. Günler geçtikçe tecrübelerimiz de artıyor. Ders sonu Öğretmenler odasında oturup börek ve çay ikramıyla toplantı yapıyoruz masalara oturmuş olarak. Çocukların genel durumunu, bisiklete binme becerilerini dosyadaki çizelgeye devamlı işliyor Cem Tabanlı. Bu konuda uzmanlaştı sayılır. Bizi yalnız bırakmayan Aydın Kan da toplantılarımıza katılıyor.

81

Genellikle eğitim verirken her çocuğa aynı kişinin eğitim vermesine dikkat ediyoruz. Otizm gönüllülerinden Zeynep Nuray Oymak bir çocuğa destek vererek bisiklet eğitimi veriyor.

82

Arkadaşımız Baattin Şimşek çocuklara daha özen gösteriyor ve bisiklet eğitiminden sonra çocukla çak yaparak ellerini çakıyorlar havada.

84

Ben daha çok ortamı organize ve teknik destek olarak yardımcı oluyorum. Elimdeki aletlerle bisikletleri tamir edip patlayan lastikleri yama yaparak şişiriyorum pompam ile. Pompam küçük olduğu işin lastik şişirmesi uzun sürüyor. O yüzden büyük bir pompaya gereksinimiz var. Bir çarşamba günü okula gelirken Çankaya da Sundu bisiklet dükkanına uğradım. Dükkan sahibi olan Hüsnü Sundu ile sohbetimiz var. Kendisinden otizm okulunda kullanılmak üzere büyük bir pompa istedim. O da elemanlarına hemen pompa vermelerini söyledi. Böylece okulumuza bir pompa kazandırdık. Sağ olsun Hüsnü Sundu okul için ne istedimse sorgusuz, sualsiz hemen verdi. Sundu bisiklete ve Hüsnü Sundu’ya çok teşekkürler. Resimde büyük boy lastik şişirme pompası siyah renkte.

86

Yine bir Çarşamba günü Sundu bisiklete uğradık. Sevgili Aysel Ataş Hüsnü Sundu’dan kask istedi çocuklar için. Hüsnü Sundu da hemen verdi bir kask. Hüsnü Sundu kaskı Aysel Ataş’a verirken dükkanın içinde.

87

İstanbul’da Avrasya maratonuna katılmıştım. Dönüşte bisikletimin ön tekerleğini sökmek için arkadaşım Dilek Koçyiğit bana 14 – 15 açık ağızlı anahtar vermişti. İzmir’e döndükten sonra anahtarı geri istemedi. Ben de okulda kullanılmak üzere bıraktım. 14 – 15 anahtar çok gerekli bir alet. Hem tekerlekleri sökmek için hem de pedalları söküp takmak için 15 anahtar gerekli. Parmaklarımın ucunda anahtar olduğu halde okul tabelası ile resmini çekiyorum. Sağ ol Dilek Koçyiğit.

88

Bir gün anahtarı veren Dilek Koçyiğit İzmir’e geldi. Çarşamba günü okula gelerek bizlere yardım ederek gönüllerimizi kazandı. Öğretmen odasındaki masada oturmuşuz poz verdik gülerek. Dilek Koçyiğit iki arkadaşıyla, Atilla Özakdağ, ben, Baattin Şimşek ve Huysuz ihtiyar Şerif Kılavuz

89

Sağlık bakanlığından okul için bisiklet talep ettik. Sağlık bakanlığı İzmir il sağlık müdürlüğünde çalışan arkadaşımız İsmet Biçen bu konuda bize yardım ederek 10 tane bisiklet okula geldi. Bisikletlere numara verelim deyince yapışan numara etiketi alarak bisikletlere yapıştırmaya başladı.

90

Etiketleri bisikletlere yapıştırdık, gönüllülerimizden Özgür Elsa Özbek okulda öğretmen olarak çalışmaya başladı. Çarşamba günleri bizler gelince elinden geldiği kadar yardım ediyor. Etiketleme işinde yanımızdaydı. Sağlık bakanlığının verdiği beyaz bisiklete Aysel Atas ve Özgür Elsa Özbek, yanlarında Cem Tabanlı. Cem Tabanlı başını yukarı aşağı hızlı salladığı için yüzü silik çıkmış resimde. Arkada Şerif Kılavuz duruyor.

91

Bahçenin bir köşesinde bisikletleri dayıyoruz duvara. Burası bakım yeri aynı zamanda. Bisikletlere numara vermemizin nedeni sağlık bakanlığının verdiği yeni bisikletlerin yarısını depoda tutup diğer yarısını kullanmak. 6 Tane beyaz bisiklet duvara dayalı olarak duruyor.

92

Bisikletlerin arka vites ve ön vites ayarını düşürüyoruz. Yoksa çocuklar hızlı gidiyor ve çarpışma tehlikesi olasılığını ortadan kaldırmak gerek. Cem Balkanlı bana yardım ediyor ve tüm bisikletlerin ayarladık.

93

Okulda aynı zamanda başka etkinlikler de yapılıyor. Resim Öğretmeni olan Aydın Kan zaten resim çizdiriyor çocuklara. Bunun yanında fotoğraf makinesi ile resim çekme etkinliğinin yanı sıra halk dansları eğitimini de veriyor gönüllü arkadaşlar. Eğitimi veren Burhan Öner ve Mehmet Erdoğan Erten öğrettiği Çayda çıra oyununu oynamak ve resim sergisi için Narlıdere belediyesinin daveti ile Narlıdere kültür evinde gösteriye gittik. Merdivenlerin başında çekilen ve çizilen resimleri panolara yerleştirip sergiledik.

95

Gösteri sahnesinde çocuklar sahneye çıkıp Çayda Çıra oyununu yöresel kıyafetlerle çıkıp bir güzel oynadılar. Onlar alkışlanmayı hak ediyorlar.  6 kız, 5 Erkek çocuk sahnede alkışlayanları selamlıyorlar. Burada bir durumu anlatmak isterim. Çocuklar sahneye çıkmadan önce bir çok konuşmacı sahnede boş boş konuştu. Çocuklar zaman geçtikçe sabırsızlanmaya başladılar. Bu kadar uzun oturmaya alışkın değiller ve gezinmek, hareket etmek istiyorlar. Boş konuşanları dinlemiyorlar bile, zaten ne konuştukları çocukları ilgilendirmiyor. Bu duruma daha fazla dayanamayıp sahnedekilere çocukların daha fazla dayanamadığını, bir an önce sahneye davet edip oynamalarını söyledim. Böylece güç bela sahnede gösterilerini yaptılar. Otizmli çocukların psikolojik durumlarını bilmeyen sorumsuz organizatörler sayesinde çocuklar çok gerilmişti. Ben ve Öğretmen arkadaşlar çocukları zapt etmek için epey ter döktük sayılır. ( Böyle organizasyon yapanlar için yazının ilk başlarında “Neden Otizmli Çocuklara Bisiklet Eğitimi veriyoruz” yazısını bir daha okumalarını öneririm. )

96

Bir arkadaşım bana Doruk bisiklette iki tane bisiklet vereceklerini haber verdi. Ben de Doruk bisiklete giderek Mustafa’nın vereceği bisikletleri inceledim. Okul için temiz, bakımlı ve yeni sayılabilecek kadar iyi durumda olduğunu görünce kendisine teşekkürlerimi ilettim okul adına. Doruk bisiklet dükkanının önünde Mustafa ile resim çekiliyoruz. Önde hediye olarak verdiği çocuk bisikleti var. İki yanda satıştaki bisikletler sıralanmış.

97

Bisikletleri taşımak için römorkum olan kıytırık KUZ’un arkasına takılı durumda. Bisikletleri de kıytırık’a yükleyip bir güzel bağladım. Bisikletler 20 inç 2 tane çocuk bisikletleri.

98

Doruk bisikletin sahiplerinden olan Mustafa’nın verdiği bisikletlerden birisi mavi renkte amortisörlü.

99

Diğeri turuncu, beyaz renk karışımlı.

100

Bisikletlerin tamiri gerekiyor bazen ben de tamir ederek eğitime katkı sağlıyorum. Bisiklet park köşesi ve tamir yeri, bisikletler duvara dayalı. Yeşil renkli bisiklet ters çevrilmiş durumda, ön tekerleği tamir ederken.

101

Öğrencilerin boyuna göre bisiklet veriyoruz. Büyük olanlara 26 inçlik bisiklet, küçük olanlara 16 ya da 20 inçlik bisikleti veriyoruz. Bazıları yeni başlıyor ikişer kişi destek olarak bisiklet eğitimi veriyorlar. İki bisikletçiye ikişer kişiden dört kişi bisiklet eğitimi verirken bisiklete binmesini bilen serbestçe dolaşıyor.

104

Otizmli çocuklara bisiklet eğitimini verdiğimizi tüm bisikletçiler takip ediyor sanırım. Bunlardan birisi de Edirne’den İlhan Balkan. O da bir Çarşamba günü aramıza katılıp destek verdi. Bisikletin lastiğini yamadıktan sonra pompa ile şişirirken İlhan Balkan da bana yardım ediyor.

105

Bir çocuğun güldüğünü görmek sizde ne gibi duygular meydana getirir? Örneğin Boran’ın gülüşü. Sizi bilmem ama bizlerde bir çocuğa bisiklete binmeyi öğretmenin sevinci oluşur. Herkes bisiklete binmeyi öğrenebilir. Ama Otizmli bir çocuğun bisiklete binmeyi öğrenmesi, kendi başına pedal basabilmesi ve bizlere güven duyması bizlerde anlatılamaz bir duygu oluşturduğu kesin. Tıpkı bu çocuğun gülmesi gibi.

106

Ders arasında bazen bizler de çocukluğumuza dönüyoruz. Tıpkı Aysel ve Cem’in 12 inçlik çocuk bisikletine binmesi gibi. Aysel küçük olan bisiklete oturabilmek için ayaklarını yana iyice açmış. Cem de arka tekerleğin göbek civatasına ayaklarını basarak dimdik ayakta duruyor. Cem bir elinde eğitim dosyasını tutuyor.

107

Resim Öğretmeni Aydın hoca derslerinde boş durmuyor. Çocuklara bisiklete binenlerin resimlerini çizdirmeye devam ediyor. Otizmli Mehmet Ali de mavi, pembe, kırmızı, turuncu ve tekerleklerde siyah renklerle bezemiş. Bisikleti binenin de kendisini resmetmesi olduğunu tahmin ediyorum.

108

Okulda öğretmenliğe başlayan Özgür Elsa Özbek yağmurlu ve eğitimin olmadığı bir günde Cem Tabanlı ve ben sınıfına girdik. Sınıflar iki Öğretmen, dört öğrenci olacak sayıda yapmışlar. Henüz ilkokul çağında olan çocukları eğitmek, onlarla tek tek ilgilenmek gerçekten zor bir iş. Otizmli çocuklar ile iletişime geçmek için bire bir ilgilenmek ister. Sınıfta çocukların eğitimi yanı sıra bakım, temizlik ve yeme işlerini de yerine getiriyorlar. Sınıfta kara tahta dediğimiz, artık beyaz olmuş plastik tahta duvardaki dev ekranın kapağı gibi sürgülü yapılmış. Yazı ve çizim olduğu zaman tahta sürülüyor. Diğer zamanlarda çocukların ilgisini çekebilecek çizgi filimler izlettiriyorlar çocuklara. Cem sandalyede oturmuş, önünde bir çocuk, ikinci Öğretmenin önünde de bir çocuk, Elsa’nın önünde iki çocuk bana poz veriyorlar. Ben de onları çekiyorum sınıfın içinde. Dev ekranda çizgi filim oynuyor.

109

Otizmli çocukların içinde en iri olan Ömer bisiklete binerken. İri derken biraz da şişman sayılır. Bu kadar kilolu bisiklete binmesi bizi şaşırtıyor ama biniyor işte.

110

Her gönüllü arkadaşımız sürekli aynı kişiye eğitim vermesi daha uygun. Çocuklar göre göre eğitim veren kişiye alışıyor ve ona güven duyarak daha iyi öğreniyor ve başarıyor. Otizmli gönüllülerimizden Ferhan Tokul da iyi bir öğretmen. Çocuklara gereken özeni en yüksek derecede vermeye çalışıyor. Yanında eğitim verdiği Boran ile beraber gülümseyerek poz veriyor kameraya.

112

İki kişi bir çocuğa destek vererek bisikleti sürmesine yardımcı oluyorlar. Önlerinde de küçük bir kız çocuğu tay tay bisiklete binerken kareye giriyor.

113

Mertcan en uysal öğrencilerden birisi, bizlerle çok iyi iletişime geçiyor. Zaten sevimli birisi. Bizler de onu çok sevdik. Mertcan yaptığı sosyal faaliyetlerden ve bisiklet eğitiminden dolayı gelişti ve normal okula başladı. Aramızdan ayrılışına üzülmedik, daha da sevinçliyiz ve mutluyuz. Başında siyah beresi, üzerindeki mavi montu ile gülerek poz veriyor Mertcan

114

Eğitim bitiminde çocukların bisiklet üzerindeki gelişimini takip eden Cem notlarını çizelgeye yazarken Elsa da onla beraber çalışıyor.

115

Resimler okulun panosuna asılmaya devam ediyor. Kuru boya kalem ile güneşli bir havada bisiklete binen bir çocuk çizmiş rengarenk. Mavi kazak, kahverengi pantolon, kırmızı kadrolu bisiklet. Güneş kırmızı renkte. Zemin sarı renge boyanmış. Havada da uçan bir kuş çizmiş. Gövdesi siyah, kanatları yeşil, kafası sarı renkte.

116

Eğitim veren gönüllüler ve öğretmenlerin bazıları aramıza katılarak poz veriyoruz kameraya.

117

Kendi başına bisiklete binen Hasan bisiklete binmediği zamanlarda eğitim dosyasını ele geçirip eline kalemi alarak bizi taklit ediyor. Bu hareketi hoşumuza gittiğinden dosyayı hemen eline tutuşturuyoruz. O da ciddi bir eda ile kalemle bir şeyler yapıyor. Yanında da Elsa var.

118

Ege üniversitesinde tıp fakültesinde okuyan öğrenciler de aramıza katılıyor belirli dönemlerde. Öğrencilerden bir kız otizmli bir çocuğa bisiklete binmesine yardımcı oluyor. Arkada okul öğretmenlerinden bir kadın kendi öğrencisine bisiklet sürmesini sağlıyor.

119

Otizm gönüllülerinden Zeynep Nuray Oymak ve Şerif Kılavuz yan yana poz veriyor. Zeynep ayakta, Şerif ise plastik koltuğa oturmuş.

120

Havalar her zaman güneşli olmuyor, bazen yağmurlu oluyor ama bu bizi pek etkilemiyor. Her çarşamba günü bisikletlerimize binip yağmur, çamur demeden okula gelip eğitimi aksatmamaya çalışıyoruz. Ana caddede Cem ve Dilek bisiklete binerken çekiyorum. Yerler ıslak ve su birikintileri var.

121

İşte yağmurlu bir havada okula gelen Ferhan Tokul. İki tane siyah poşeti ayaklarına geçirip paçalarını bantlayıp ayakkabılarının ıslanmamasını sağlamış. Kız pratik zekalı, yağmur çamur dinlemeden okula gelmiş. Ne de olsa buraya gelmeyi çok seviyor ve işini canla başla yapmaya çalışıyor. Üzerinde Sarı, fosforlu yeleği ile elini açmış ne yapayım yani diyerek poz veriyor.

122

Otizm gönüllülerinde olan Birol Önal bir kız çocuğunu bisiklete bindirirken aynı zamanda tıp öğrencilerine de yaptığı eğitimi gösteriyor. Cem Tabanlı da dosyası elinde notlar alıyor kağıda.

124

Ege üniversitesinde okuyan tıp öğrenciler ve öğretim görevlisi  Prof. Dr. Dilek Yeşim Metin ile otizm gönüllüleri bir arada topluca resim çekiyorum hazır bir araya gelmişken.

126

Almanya’dan gelmiş olan Mesut bizlere yardımcı oluyor. Mesut ve bir kız öğrenci bir çocuğa destek olurken Doktor Serhat biraz haşarı olan İbrahim’e bisikleti daha yavaş sürmesini istiyor.

127

Son zamanlarda aramıza katılan Nejat Türker bir çocuğa destek olurken.

128

Okulun güzel Öğretmenlerinden Melek işini severek yapan birisi. Kendi öğrencisine bisiklete bindirirken çekiyorum. Arkada kareye giren Özlem Özarslan da var.

129

Özgürce bisiklete binen otizmli Emir. Yüzünden gülümseme hiç eksik olmuyor.

131

Artık aramızda profesyonel makinesi olan amatör fotoğrafçı var. Amatör dediğime bakmayın çok güzel pozlar çekiyor Mehmet Emiral. Bahçede yere çömelmiş dikkatlice resim çekerken ben de onu çekiyorum.

133

Cengiz Çakracı aramıza geç katılanlardan birisi, bir çocuğa çömelerek eli ile pedalı çevirmesine yardım ederken başka biri de çocuğu arkadan kavramış.

DSC_3294

Okulun Öğretmenlerinden Kübra Özen idealist biri. İşini severek yapan ender Öğretmenler arasına girmiş. Okulun en iri, en ağır olan öğrencilerden Ömer’in öğretmeni. Ömer’in huyuna göre davranarak kendisini dinlemeyi öğretmiş. Kübra ile karşılıklı derin sohbetlere daldığımız anlardan bir anı Mehmet Emiral yakalamış.

DSC_3200

Bazen topluca resim çekiliyoruz, ben de hazır toplanmışlarken hepsini bir arada çekiyorum. Bisiklete binmiş durumda otizmli öğrenciler. Eğitim veren gönüllüler ayakta arkalarında duruyor. Arkada okul binası, Atatürk büstü ve direkte Türk bayrağı.

143

Selen Almanya’da doğup büyümüş otizmli kız öğrenci, kendi başına bisiklete binenlerden birisi. Konuşması, hareketleri çok kibar, yumuşak ve terbiyeli. Bunların yanı sıra kendinden küçük çocukları koruyup gözetiyor ve ilgileniyor. Aynı zamanda bizlerle beraber çocukları bisiklete binmelerine de yardımcı oluyor. Tıpkı kibar bir Öğretmen gibi.

134

En küçük bisiklet olan pembe çocuk bisikletine ara sıra çocuklaşan Aysel biniyor. Bacanağım olan Selahattin Kelmen de ona destek oluyor sırtından tutarak. Pembe bisiklete uygun olarak pembe üstlük giymiş olan Aysel kafasına da pembe buuf takmış tam takım oluşturmuş.

137

Ferhan Tokul her öğrenciye gereken ilgiyi esirgemiyor. Küçük çocuklardan birisine kaskını giydirmiş, ellerine de eldiveni giydiriyor. Kask demişken elimizde yeterince kask var. Bazı çocuklar giyebiliyor sakince ama kimi çocuk kafasına kaskı taktırmak istemiyor. Takarken huzursuz oluyorlar ve taktırmak istemiyorlar. Biz de bu konuda ısrar etmiyoruz. Zaten her çocuğu takip ediyoruz bisiklete binerken. Bisikletten düşse bile zemin yumuşak lastik döşeli olduğundan pek zarar görmeyeceğini öngörüyoruz.

138

Henüz daha ilkokul 1. sınıfta olan bir çocuk en küçük bisiklete bindirmeye çalışıyor Birol Önal. Birol yere çömelmiş nasıl pedal basacağını öğretiyor.

DSC_3137

Ege üniversitesinde öğretim görevlisi Prof. Dr. Dilek Yeşim Metin her Çarşamba öğrencileri ile birlikte okula gelerek bize destek oluyorlar. Doktor Serhat’ın sınıf arkadaşı oluyor aynı zamanda. Prof. Dr. Dilek uzmanlık alanı otizmli çocuklarla ilgili. Tıp Öğrencilerinin eğitiminde pratik olarak burada hem bizlere destek oluyorlar hem de hocalarından ders görüyorlar. Bir taşla iki kuş. Doktor Serhat, Prof. Dr. Dilek Yeşim Metin ve üç kız öğrenci ayak üstü ders alırlarken.

DSC_2818

Ege Üniversitesinden gelen öğrencilere Doktor Serhat ve okul müdürü Ercan Mermer eğitime katkılarından dolayı sertifika veriyor. 8 Öğrenci ellerinde sertifikalar, hocaları Prof. Dr. Dilek ve otizm gönüllüleri ile birlikte kameraya poz vermişler.

DSC_2864

Otizmli kız öğrenci Zeliha az destek, çoğu zaman kendi başına bisiklete biniyor. Yine de onu takip eden Birol var. Yanımızdan geçerken ona destek olmak için “Zeliha, Zeliha” diye seslenerek cesaretlendiriyoruz. Biz ona seslenirken o da bizleri duyduğundan karşılık olarak sürekli mutlu bir şekilde gülüyor.

DSC_2949

Bazen bir arkadaşımızın doğum günü oluyor. Hep birlikte pastayı alarak mumları dikip yaş gününü kutluyoruz. Bu gün epey kalabalık sayılırız, toplam 18 otizm gönüllüsü bir arada. Normal insanlarda baba ile oğul anlaşamaz. Bu durum otizmli olan çocuklarda da gözleniyor. Eğitim gönüllülerimizden Cengiz Çakracı’nı oğlu da hafif otizmli. Bazen okula getirip bisiklete binmesini sağlıyor ama kendisi bindiremiyor. Arkadaşlardan birisi bindirebiliyor. Çocuk babası ile anlaşamıyor nedense. İlla ki başkası ile bisiklete binecek.

DSC_0150

Otizmli çocuklar gördükleri şeyleri taklit etmeyi seviyorlar. Tıpkı bir Öğretmen gibi davranan küçük kız çocuğu gibi. Küçük bisiklete binmiş Hünkar Keleş bisiklet sürerken arkasından destek olan kız çocuğu eğitim veriyor.

DSC_2548

Sonra durdurup karşısına geçerek bisiklete nasıl bineceğini bir Öğretmen edası ile anlatıyor.

DSC_2553

Bazı çocuklar pedala basmasını bilmiyor. 4 kişi bir çocuğa pedal basmasını öğretmeye çalışırlarken. Erkek olan bisikletin arka tekerleğini havaya çocukla birlikte kaldırmış. Diğer üç kadından birisi yere çömelerek çocuğun ayağını pedalda tutmaya çalışırken bir diğeri de bisikleti  önden tutuyor.

DSC_1928

Her çocuğa sürebileceği bisikleti vermeye çalışıyoruz. Boyuna göre de sele ayarını yapmaktayız. Bir bisikletin sele ayarını 13 anahtarla yaparken.

DSC_1926

Otizmli gönüllülerinden Hünkar Keleş bir çocuğu ensesinden tutmuş bisiklete bindiriyor.

DSC_1335

Okulda eğitim vermeye başladığımızdan beri kendisi bisiklete binen öğrencilerden olan Eren sessiz ve sakin olarak yanımıza gelince bisikleti veriyoruz hemen. O da kimseye çarpmadan sürekli tur atıyor bahçede. Bisikleti sürmek ona mutluluk veriyor, gülümsemesinden belli.

DSC_1279

Hasan sürekli aynı bisikleti istiyor, yeşil bisikleti. Bazen kafasına kask takıyor, bazen takmıyor. Kafasına göre, bu gün kaskı takmış bisiklete binerken Mehmet Emiral çekiyor bir poz. Yanında da daha çok sarı ve sarı tonları giymiş bir çocuk sarı bisiklete binerken kareye girmiş.

DSC_0218

Cengiz Çakracı’nın oğlu arada bisiklete bindiriyoruz. Eğitimini de Birol Önal veriyor. Kareye girmiş olan resim Öğretmeni Aydın Kan da bazen çocukları bisiklete bindirmeye teşvik ediyor. Bisiklete binmeye pek hevesli olmayan çocuk seleye rahatça oturmuş, ayaklarını da kadro demirine koyarak pedal çevirmeden bisiklete biniyor. Aydın da bir eli ile ensesinden, bir eli ile de gidondan tutup bisikleti kendisi götürüyor çocukla beraber.

DSC_0173

Okulun güzel Öğretmenleri ile muhabbet ederken Mehmet Emiral’a poz veriyoruz. Solda Kübra Öğretmen, sağda Melek Öğretmen. İkisinde de güneş gözlüğü var.

IMG-20201209-WA0000

Bacanağım Selahattin Kelmen en sonunda çalışmayı bıraktı, artık boş zamanı var ve bizlere yardımcı olmak için okula geliyor. Çocukların bisiklete binmelerine yardımcı oluyor.

DSC_3140

Seramik atölyesinde çalışan seramik sanatçısı Özlem Özarslan her Çarşamba okula gelip bizlere destek olmaya çalışıyor. Yüzünden gülümsemesi hiç eksik olmadan çocuklara bisiklet eğitimi veriyor.

140

Meraklı öğrenciler Mehmet Emiral’ın fotoğraf makinesini istiyor. O da çocukları kırmayıp veriyor resim çekmeleri için. Profesyonel ve pahalı makinesini hiç düşünmeden veren Mehmet Emiral hiç endişe duymuyor kıracaklar,  bozacaklar  diye. ” Ne olacak ki kırıp dökseler! onlardan kıymetli mi?” diyor. Üzerinde siyah mont olan öğrenci fotoğraf makinesinin vizörünü gözüne dayamış resim çekerken.

141

İyi bir zeybek oyuncusu olan Doktor Serhat bazen coşuyor ve harmandalı oynuyor Aygün ile. Aysel de yanlarında kollarını kaldırmış oynarken Özlem Özarslan da korkuluklara dayanmış alkış tutarak tempo veriyor oynayanlara.

DSC_3336

Okuldaki eğitimlerden birisi de pastacılık. Otizmli çocuklara mutfakta kuru pasta yapıp pişirerek bizlere ikram ediyorlar. Bizler de afiyetle yiyeceğiz. Elindeki tepside dolu olan kurabiyeleri ikram eden İbrahim, önlüğü giymiş, başında da aşçı şapkası var.

145

Sabri tam bir aşçı, sinema sanatçısı merhum Necdet Tosun sanki. İri ve şişman olan aşçı beyaz önlük takmış, başında da aşçı şapkası ile elindeki plastik çanakta kurabiye ikram ediyor bizlere.

DSC_3359

Semra başına bordo renkli yemeni bağlamış irice bir kız çocuğu, elindeki tas ile birlikte poz veriyor.

DSC_3361

Otizmli çocukların kurabiye pişirme etkinliğini hep birlikte kurabiyeleri yiyerek kutladık. Sonra hep birlikte topluca resim çekiliyoruz. Önde yeşil çocuk bisikleti.

DSC_3370

Bazen de çocuklar gibi el ele tutuşarak koşturuyoruz çocuklarla birlikte. Koşarken de sevinçle bağırarak neşeyi artırıyoruz. Çocuklar mutlu, biz mutlu, hayat ne olursa olsun yaşamaya değer. Resimde Nejat, Özlem ve dört öğrenci var, koşturuyorlar ve saçları rüzgarlarından dalgalanıyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak çekiyorum.

DSC_3771

Yaklaşık 4 yıl boyunca otizmli çocuklara bisiklet eğitimine başından beri katıldım. Eğitim salgına kadar 6 yıl sürdü. İzmir’de olduğum sürece her Çarşamba etkinlik açıp bisikletlerimizle okula yağmur çamur, kar kış demeden gelmeye çalıştım. Çocukların bindiği bisikletlerin bakımını, lastik tamirini yaptım. Otizm gönüllüleri olarak bir şeyler yapmaya çalıştık, bisiklete binmesini öğrettik. Öğretmenin yanında bizler de otizmli çocuklardan bir şeyler öğrendik. Onların da bir birey olduğunu; ilgiyi, sabır etmeyi, dinlemeyi, umudu, yaşama daha sıkı, hep birlikte sarılmayı öğrendik. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet Ran şiirinde dediği gibi “Hiç kimseden hiç bir şey beklemeksizin” bu işe başladık ve sürdürdük. Toplumda bir farkındalık ortaya çıkardığımıza eminim. Türkiye’de, hatta Dünya’da bir örneği olmayan bir çalışma ve eğitim yaptık. Mutluyum ve mutluyuz yaptıklarımızdan. İnsan mutlu olmak için daha ne ister ki? İşte örneği!

Okul müdürü Ercan Mermer den aldığım bilgiye göre bizlerin gönüllü olarak bisiklet eğitimde öğrencilerin kazandığı motor becerilerinden sonraki gelişmeleri anlattı;

“6 yıllık bisiklet eğitiminde okuldaki çocukların % 90 ı katıldı ve okulun eğitim seviyesi yükseldi. Öğrencilerin sosyal becerileri arttı, derslere daha çok ilgi gösteriyorlar. Anne, baba ve Öğretmenlerinden başka kişilerle pek iletişim kuramıyorlardı. Eğitimden sonra artık diğer kişilere güvenmeyi ve iletişime geçtikleri gözlendi. Agresif tutumları azaldı, artık daha sakin ve karşısındakini dinlemeyi öğrendiler. Becerileri arttı, yeni bir şeye ilgileri ve merakı arttı. Bir yerde daha uzun oturmayı öğrendiler. Bu hem anne babayı biraz rahatlattı, hem de öğretmenlerin daha iyi eğitim vermelerine yardımcı oldu.  Geçen yıl 30 Ekim’de İzmir de olan depremde ana bina hasarlı duruma geldi ve eğitime kapandı. Yan binada dar alanda eğitim veriyoruz. Bisiklet eğitim pistini de kullanamadığımızdan çocukları bisiklete bindiremiyoruz. Ayrıca salgın yüzünden çeşitli önlemlerle eğitime davam ediyoruz. Okulun yıkılıp yeniden yapılmasına katkı sağlayacağını iş adamı Moris Bencuya bildirdi. Bu çok sevindirici bir haber.”

Otizm Gönüllüleri olarak katkı verenlerin bazılarının ismini yazdım. Bazılarını da ismini bilmediğimden yazamadım. Bir çok kişi gelip gönüllü olarak katkıda bulundu. Onların da resimleri yok, isimleri yazılmadı ama onlar sessiz kahramanlarımız. En ufak bir katkı koyan tüm arkadaşlara kendi adıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

Eğitim boyunca çocuklar bazen bisikletten düştü, bazen çarpışma oldu ama hiç birisi yaralanmadı ve önemli bir şey olmadığını belirtirim.

Sevgili arkadaşımız Emre Kanat tarafından dron kamera ve cep telefonu ile çekilmiş eğitim görüntülerinin linki aşağıda, izleyebilirsiniz

https://www.youtube.com/watch?v=yDFgAvVqwOI
Her Çarşamba yaptığımız yolun haritası aşağıda. Yaklaşık 8.31 Kilometre civarı sadece gidiş. Göztepe iskeleden Tepecik arası.

Powered by Wikiloc

Hakkımda

Hakkımda

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam…
Kalem yoktu o zamanlar ve kağıt da.
Kalemi tutan el de yoktu
ve emektar bir bisikletin tekeri altında
aşkla ezilmemişti daha toprak.
Yaz ! Dedi uzun saçlı adam
Ocağa sürülürken kahve cezvesi…

Emine Gözde Özgürel

 

Öne çıkmış olan görsel, Bağdaş kurmuş halde, önümde kahve takımları. Arkamda çalılık yamaç.

39

Ben: Urim BABACAN

Şubat 1961 Kosova’nın Prizren kentinde dünyaya gelmişim. 1969 yılının Aralık ayında henüz 9 yaşına ramak kala ailemle birlikte Türkiye,  İzmir’e göç ettik.

İlk okula Prizren de Türkçe eğitime başladım, Türkiye’ye göç edince eğitimim kaldığı yerden İzmir de devam etti.

İlk okul 2. sınıfta çekilen bir resim. Ben alt sırada ortada çömelmiş olarak duruyorum. Yanımda kız ve erkek öğrenciler. Üstte iki sıra basamaklarda ayakta. Tam ortada genç Öğretmenimiz Mürvet Karahoda duruyor.

Ben küçükken 8 yaşındaydım…

1

Meslek Lisesini Elektrikçi olarak bitirdim. Demir çelik fabrikasında Elektrikçi olarak çalışarak Emekli oldum.

Emekli olduktan sonra bisiklet dünyasına girince hayatım ve yaşantım değişti. Bisiklet dünyasına internetten İzmir Bisiklet Derneği’ni bulup takip etmekle başladı. Daha sonra hafta sonu turlara katılarak dernek içinde aktif olarak görev almaya başladım. Sonrasında yönetimde yedek üye sıfatı ile destek olmaya devam ettim. Hala da dernekteyim.

http://izmirbisiklet.org/

Kahve ile birlikle başlayan turlarım bir çok yeri kendi gücümle görüp tanıma, yeni dostlarla tanışma fırsatı oldu.

Hep insanları dinlerim, kendilerine göre hikayeleri vardır ve biri ile paylaşmak ister. Ben de bu hikayeleri dinlerim.

Turlarda hep arkadan gelirim, arkada kalma nedenim doğayı, ormanın sesini dinlemek. Sonra yaşadığım, gördüğüm hikayeleri yazmak için resim çekerim. Resim not tutmaktan daha iyi gelir benim için. Aradan zaman geçse de resim her şeyi anlatır bana. Önemli olan görmek, görebilmek.

Hep arkada kaldığımdan bisiklet turlarında artçı olarak görev alırım. Kurt sürüsü tek sıra gider, en arkada en güçlü olan sürünün lideri olur. En önde de en zayıf olanlardır. Herhangi bir saldırıda sürünün korumasını yapar böylece. Turlarda da en arkada herhangi bir sorunla karşılaşana yardım eder, yolda bırakmam kimseyi.

Kendi web sitemde bisiklet turlarımı ve deneyimlerimi paylaşırım.

http://www.urimbaba.net

http://www.urimbaba.com

Güneşin doğuşunu seyretmeyi severim. Güneş doğmadan kalkar, kahvemi pişirir güneşin ilk ışıklarını beklemeye başlarım. Güneş yavaş yavaş doğar, içimi ısıtır, Dünyaya olduğu gibi bana da hayat verir. Hep Tanrıya şükrederim bu güzellikleri gördüğüm için. Manavgat nehrinin kıyısında, Güneş henüz ilk ışıklarını saçarken saçlarım salınık kahvemi içiyorum.

24

Hafta sonu bisiklet turlarına başladığım zamanlarda Bisikletçi arkadaşım Kutlu Özütemiz benim öyle bir resmimi çekti ki o zamandan beri profil resmi olarak kullanıyorum. Saçlarım daha yeni uzamaya başlamış bir durumdayım. Önde semaverde çaydanlık, arkada ben.

2

Bisiklete başladıktan sonra günü birlik turlar yetmemeye başladığından uzun turlara başladım. Tura uygun donanımlar olan çadır, uyku tulumu, mat, tencere – tava ocak gibi malzemeleri elde ederek başladım. Her turda yeni bir yer keşfettim, yeni dostlar ile tanıştım. Elbette deneyimlerim de giderek arttı bu turlarda.

Bir turda dostum Şafak Omaç benim yolda giderken resmimi çekti. Resim siyah – beyaz. Solda ağaçlar, bisiklet yolunda gidiyorum.

3

Her zaman tur da olmuyor, İzmir de Süslü Kadınlar Bisiklet Turunu başlatan Sema Gür kadınların da bisiklete süslü kıyafetleriyle binebileceğini gösterdi. Erkekler olarak bizler de tura destek vererek bir farkındalık oluşturduk. Takım elbiseli ve kravatlı resmim. Uzun saçların ve güneş gözlüğü gözümde.

4

Bisiklete binmenin en büyük etkenlerinden biri de kuşkusuz Perşembe Akşamı Bisikletçileri, kısaca PAB. Artık sadece bisiklete gündüz değil gece de bisiklete binebiliyoruz. PAB turlarını İzmir de başlatan dostumuz Muhlis Dilmaç tüm Türkiye’ye yaygınlaşmasına neden oldu.

Ay ışığı altında bisiklete binmek dünyada bir ayrıcalık olmalı. Yakınlaştırılmış dolunay, altta bisiklet süren bisikletçi.

5

Turlarda her zaman dostlarım vardır, onlarla tur yapmak beni her zaman mutlu etmiştir. Üç işi yüklü bisikletlerle asfalt yolda kameraya gelirken.

6

Evim evim güzel evim, dört duvarı olmayan evim. Kaplumbağa misali sırtımda taşıdığım evim. Mavi çadırımın kapısında sadece uzun saçlarımla başım görünüyor.

7

Denize dalmayı severim, nerde olursa olsun. Heyecan verici olan da havada bir an asılı kalmak. Bunu yakalayan bilir. Deniz üstünde balıklama uçarken.

8

Kahve içmeyi severim, pişirmesini de, en önemlisi taze olmalı benim için. Kahve değirmeni hep baş ucumda. Kahve bitti mi hemen çekerim taze taze, ezilen kahve çekirdeğinden çıkan kahve kokusu beni mest eder.

Kahve önemlidir, öyle aceleye gelmez. Değirmende ağır ağır çekeceksin, çekirdekleri yakmadan. Sonrasında cezveyi ocağa sürünce ocağın ateşi az olacak, yavaş yavaş pişireceksin. Kahve sabır ister. Bana sabrın ne olduğunu öğretir kahve. Pirinç kahve değirmeni ve kahve takımım.

9

Mesela kahveyi ulu orta içmeyeceksin, kahve güzel insanlarla güzel yerde içilmeli. İçilirken kahve dostluğu pekiştirir Ege denizinde, Dilek yarımadası, Samson dağında. Dengesiz İrfan ile sırtımız dönük oturmuşuz karşımızdaki Sisam adasına bakıyoruz. Ocakta kahve pişiyor.

10

Mutluluğu paylaştıktan sonra yakalarım, hele bir de çocuklar olunca mutluluk kat be kat artar. Az bilinen antik kentler bisiklet turunda, Yunt dağı Köseler köyünde 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamalarında. Ben ortada, solda Şafak Omaç, sağda Olcay Ormankıran. Arkamızda köylü kadınları ve bisikletçi arkadaşlar.

11

Bazen kırmızı başlıklı kız gibi olurum. Başımda kırmızı buff.

12

Akan su gördüm mü dayanamam, nerede olursa olsun, su soğukmuş aldırmam. Kılcal damarlarım bile harekete geçer, gençleştiğimi hissederim damarlarımda dolaşan kandan. Kaz dağlarında, Ayazma şelalesinde buz gibi su üzerimden köpürerek akarken.

13

Kitap okumayı severim, sessiz, sakin, dingin. Yaprak bile düşmez dalından. Elbette kahve de olmalı kitabın yanında. Okuduğun hikayelere tat vermeli. Masa üzerinde kahve fincanı, kitap ve saksı, önde ağaçlar ve yeşil çimenler.

14

Bir göl kenarı düşünün, çevresi beyaz mı beyaz kumlarla çevrili olsun. Turkuaz renkli kıyılarda kahve pişer, şanslı olan üç kişi vardır yanımda. Zaten onlar dostlarımdır. Kahvemi paylaşırım karşılık beklemeden. Salda gölü kıyısında, beyaz kumsalda kahve cezvesi ocağın üstünde.

15

Hamama giren terler ama ben terlemeden girerim hamama. Roma hamamı havuzunda sırt üstü su içindeyim.

16

Soğuk bir kış günü olsa da ateşin alevi ısıtır içimi. Çoban ateşi keyfime keyif katar. Sohbet etmeyi severim ateşin başında bir dost ile. Kızıl alevler arkasında bisikletim KUZ.

17

Uzun turlarda yeni insanlarla tanışırım, kahve içerim. Kahvenin hatırı o kadar olur ki yüz kilometre daha pedal basar bir daha kahve içmek için. İşte özgürlük bu benim için. Bisikletim KUZ, römorkum kıytırık, ben nereye gidersem onlar da beni taşır eşyalarımla birlikte. Kısaca evimi taşırlar.

18

Uçmayı severim, hem de denizin üstünde. Kısa sürse de uçmak gibisi yok.

19

Yağmur yağsa da bardaktan boşanırcasına bisiklete binmekten zevk alırım. Üzerimde sarı yağmurluk, pantolon ve çizmelerle bisiklet sürüyorum yağmur altında.

20

Başkasının gözünden görmeye çalışırım dünyayı. Prizren kalesinde kahve içen Muhlis Dilmaç, gözünde sarımtırak gözlükte yansıyan kahve fincanı.

21

Urim Baba’nın kahvesi her yerde. Kahve tabelam gidonda asılı, çimenlerde oturmuş kahve pişiriyorum.

23

İçimde hep bir kahve açmak istemişimdir, sonunda istediğim bir kahve açtım. Kahvenin duvarları yok, tavanı da yok. Boya – badana, kira, elektrik, su derdi yok. Zaten kahve bedava, para ile satmıyorum. Bazen para çıkarıp vermek isteyen oluyor. İşte orda dur diyorum, benim kahvem satılık değildir, parayla içemezsin ki. Dört tabure, bir sehpa, üzerinde kahve takımı. Arkada bisikletim KUZ ve arkasında römorkum kıytırık. Kahve yaptığım yer deniz kıyısı.

25

Her daim dalarım denize, uçmak bir harika. Havada asılı kalmış haldeyim.

26

Yüzümdeki çizgiler derindir, kolay çizilmemiştir. Silinmezler de.

27

Su damlaları kar tanelerinden suya dönüşüp üzerimden aksa da içimi ısıtır. Üşümem hiç bir zaman, su damlacıklarını düşünürüm. Durmaksızın, devinim içinde. Göllerde, denizde buhar olur. Bulut bırakır su damlacıklarını. Bazen de her biri benzersiz kristal tanelerine dönüşür. Dağlara yağar, birikir. Yaz güneşi yavaşça eritir kar tanelerini. Tekrar göle, denize kavuşmak için usulca akmaya başlar, bazen coşar. Coşkun zamanında üzerimden akıp gider. Ve beni her damla saflaştırıp arındırır.

29

Kitap okumak sessizlik ister. Sadece deniz sesi ve martıların çığlığı rahatsız etmez. Onlar doğanın müziğidir. Ruhumun derinliklerine işler. Taburede oturmuş, sırtım ağaca dayalı kitap okurken.

30

Acelem yok, henüz kışa girmeye başlasak ta güneşli bir günde sanki kış olmadan bahara girmiş gibi günün tadını çıkarırım. Kahve cezvesi ocağa sürülür. Yerde bağdaş kurmuş, önümde kahve takımı, cezvede kahve pişiriyorum. Güneş ışınları başımın üstünden yere doğru hüzme şeklinde vuruyor.

31

Herkes hatıra resmini çektirir cinatı hatırasında. Belki cinatı çarpmıştır. Sırtım yerde, yukarıda bisikletimi sürer halde. Duvarda “cinatı hatırası” yazılı.

32

Kar taneleri düşerken çocukluğumda, düş görür gibi sokaklarda yürür, çocukluğumu ararım. Hamam çatıları kar kaplamış, tıpkı başımdaki bereye biriken kar taneleri gibi.

33

Saçlarımı suda tararım, hiç bir tarak su gibi taramaz. Saçlarımı ipek gibi tel tel, yumuşacık yapar. Berrak dere içinde, üzerimden sular geçiyor.

34

Akdeniz’in ufkuna bakarak kahve içerim. Teknenin güvertesinde kahve içiyorum. Başımda mavi buff var.

35

Bisikletim KUZ ile dünyaları sırtımda taşırım Titan Atlas gibi. Sırtım yerde, bisiklet üstte ters haldeyim.

36

Kalenin dibinde bir taş olaydım

Gelene geçene yoldaş olaydım

Yoğurtçu kalesi ve öndeki taş üstünde kahve fincanı.

37

Dağlar benim meskenimdir, ruhum tazelenir dağlarda. Yerde bağdaş kurmuş kahve pişirirken.

38

Yolda giderken yoldaşımın canı kahve istedi mi hiç üşenmeden oturup kahve pişiririm. Söz ağızdan bir kere çıkar, buna dikkat ederim. Bağdaş kurmuş halde önümde kahve takımı. Kahve pişiriyorum. Arkadaki yamaçta çalılar var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

39

Gönlümde, yüreğimde her zaman yeri vardır. İmzasını bir kere atmıştır. K. Atatürk imzalı  üç fincan ve bakır kahve cezvesi.

40

Benim, yani Urim Baba’nın kahvesini herkes içebilir. Yeter ki isteyin, üşenmem hiç bir zaman. Maksat Muhabbet. Arkadaşım Olcay Ormankıran’ın yaptığı tabela. Üzerinde bağdaş kurmuş halde kahve pişirirken çekilmiş resmim. Yazı ile; Urim Baba’nın kahvesi, maksat muhabbet. Solda Atatürk portresi.

41

Güneşin batışını da kaçırmam, kalbim ışığını her zaman saklar. Güneş batarken durup batmasını seyrederim, bilirim yarın tekrar doğacak.

270920134087

Yazdı ! Uzun saçlı adam…
Kalem vardı elinde beyaz bir kağıt ta.
Eli kalemi tuttu
ve emektar bisikletine bindi iki tekeri altında

toprağı aşkla ezdi.
Yazdı !  Uzun saçlı adam…
Ocağa sürülürken kahve cezvesi…

Sevgili sinemacı arkadaşım Uğur Cuya benden habersiz belgesel niteliğinde video hazırlamış. Ellerine sağlık Uğur Cuya. Videosu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Bu video da belgeselimi çeken Adem Giliz eseri, video linki aşağıda

https://youtu.be/8nHDzmCZk5o

İşte ben buyum….

Böyle mi Olur Bisikletçinin Düğünü Berna ve Ahmet Evleniyor

Berna ve Ahmet Düğünümüz var.

14 – 15 Haziran 2014 Cumartesi – Pazar

Göztepe – Urla – Demircili koyu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Öne çıkmış olan görsel,

 

Ahmet Yıldırım Cinatı kafe barın sahibi. Tüm bisikletçilerin ortak buluşma yeri olarak kullandığımız bir mekan. Her akşam müzik yapan grupların gelip çaldığı ve bisiklet ile ilgili konularda toplantı yaptığımız, dostların buluşup sohbet ettiği sıcak ortam. Az bilinen antik kentler turu için mekanı bizlere açan ve destek veren Ahmet Yıldırım durduk yerde biricik aşkı Berna ile evlenmeye karar verince bize de yapacak bir şey kalmıyor. Eh ne olacak bari düğünü yapalım diye karar verdik. İzmir de daha önce bisikletçi düğünü yapılmıştı. Bu ilk değil hatta ikincisi bile değildi. İlk bisikletçi düğünü 2011 yılında 1 Temmuz günü yapmıştık. Bir bisiklet festivalinde tanışıp birbirlerine aşık olan Dr Sema ve Dr İlker Evlenmeye karar verince bisikletçi düğünü yapmıştık. Türkiye de ilk defa yapılan bu bisikletçi düğünü İzmirlilerin şaşkın bakışları arasında Gelin ve Damat bisiklet üzerinde Gelinin bisikletine bağladığımız teneke kutularının çıkardığı tangur tungur seslerin arkasına bisikletçiler eşlik ederek güzel bir kortej oluşturmuştuk. Yolda arabalar kornaları ile korteji selamlıyor, kaldırımdaki yayalar ise alkışlarla gelin ve damadı kutluyorlardı. Sema ve İlker’in düğün kortej videosu.

Sema-İlker paylaşan: urimbaba

İkinci bisikletçi düğünü Zehra ve Gürdal evlenirken yapmıştık. Gelin arabası yerine önde sepeti olan 3 tekerlekli bisikleti süsleyip Gelini sepetin içinde, sürücüsü damat pedala basıp kortej eşliğinde Fuara kadar gittik. Yine Gelin ve Damadı görenler korteje alkış ve kornaları ile destek oldular. Zehra ve Gürdal’ın düğün kortej videosu.

Bisikletçilerin Düğünü Zehra-Gürdal paylaşan: urimbaba

Berna ve Ahmet’in düğünü bir başka olacaktı. İlk önce facebookta etkinlik sayfası açıldı, Ardından bisikletçi dostlar davet edildi. Düğün tarihi 14 15  Haziran günlerinde Urla’nın Demircili koyunda Muhtarın yeri olarak bilinen yerde çadır konaklamalı olarak yapılacaktı. Müzik Şugar Muzika adlı bir grup yapacaktı. Davetlilerin kimisi bisikletleri ile çadırları heybeleri ile Demircili koyuna pedal basacaktı. Kimisi de araçları ile gelecekti. Ben bisikletimle pedal basacaktım. Etkinlik sayfasında 14 Haziran Cumartesi saat 11:00 de Göztepe iskelesinde buluşup Demircili koyuna pedal basacağımı yazdım. Eşyalarımı, çadır ve uyku tulumunu bisiklete yükleyip hazırladım. 14 Haziran sabah kahvaltımı bir güzel yedikten sonra Göztepe iskelesine doğru yola çıktım.

140620147350

İzmir de boğaz olmasa da bir asma köprümüz var. Göztepe mahallesinde sahil yolu üzerine yaya asma köprüsü yürüme ve bisiklet yolu olan deniz kıyısına bağlantı sağlıyor. Aynı zamanda Göztepe vapur iskelesi ile yayaların kullandığı üst geçit. Göztepe spor takımının renkleri olan sarı – kırmızı olarak boyanmış.

140620147351

Göztepe vapur iskelesi sahil de olması, vapur bağlantısı Karşıyaka ve bostanlıdan olması bisikletçilerin kolayca ulaşıp buluştukları bir yer. Aynı zamanda her Perşembe akşam saat 20:00 de buluşup birlikte pedal bastığımız yer. Tüm Türkiye ye yayılan Perşembe akşamı bisikletçilerinin doğduğu yer de burası. Hayatını bisiklete adamış ve işi bisiklet olan Muhlis Dilmaç her perşembe akşamı saat 20:00 de 3 kişi ile başlayıp gittikçe çoğalan bisikletlilerle güzel dostluklar ve çeşitli bisiklet gruplarının oluşmasını sağlamış oldu. Saat 11:00 ‘ gelmeden Göztepe iskelesine varıyorum. Sadece Caner Çetinkaya bekliyordu. Selamlaşıyorum Caner ile. Kimler gelecek bilmiyorum henüz. Caner Tolga Tunalı ve İlknur Erdoğan’ın geleceğini söylüyor. Tolga arabalı vapurda, İlknur da Narlıdere den bize katılacakmış. Saat 11:00 oluncaya kadar bekliyoruz gelen olur diye. Kimse gelmeyince Caner ile Üçkuyular vapur iskelesine doğru hareket ediyoruz. Tolga araba ile gelmiş, park yerinde bisikletini indirip çantalarını yerleştirirken buluyoruz. Tolga’ya günaydın diyerek selamlaşıyoruz. Tolga hazır olunca Çeşme otobanının yan yolundan yola çıkıyoruz. İlknur yola çıkmış Güzelbahçe de buluşuruz diye telefonlaşıyoruz.

140620147352

Caner de beni çekiyor yeni formamla Kuz ile birlikte. Keşanlı dostum Hakan Eşme bana özel olarak yolladı DOÇEK forması. Yel değirmeni ile  harika bir forma tasarımı.

140620147353

Fazla kalabalık olmadığımızdan hızla yol alıyoruz. Sıcağa kalmadan bir an önce varmalıyız Demircili koyuna. Caner’in resmini çekiyorum.

140620147355

Ardından Tolga’nın da resmini çekiyorum bisiklet üzerinde.

140620147356

Ben Tolga’nın resmini çekerken Caner bizi kadraja alıyor.

10259967_10152487111570859_6486917190505094849_n

Güzelbahçe ye varmadan İlknur’a yetişip beraber pedallamaya başladık. Güzelbahçe de her zaman durduğumuz börekçide kahvaltı için duruyoruz. Ben hariç diğerleri kahvaltı yapmamış. Börek ve çay ile kahvaltılarını yapıyorlar. Ben sadece çay içiyorum. Kahvaltı yaparken 3 bisikletçi geliyor yanımıza, Eskişehir den Esra Yıldırım, İzmir den Sencer Kan ve ismini hatırlayamadığım bir kişi. Selamlaşıyoruz, Esra kalan börek parçalarını yiyor. Diğerleri çay içiyorlar. Hal hatır sorduktan sonra çaylar bitince yola çıkıyoruz. Biz diğer gelenlerle gitmiyoruz, onlar kendi başlarına gideceklerini söyleyip bizden ayrılıyorlar. İlknur’un resmini çekiyorum bisiklet üstünde.

140620147357

Yol kaymak gibi olunca hızımız gayet iyi, yol hızla altımızdan kayıp gidiyor. Caner elçek ile dördümüzü de çekiyor cep telefonunla.

1546191_10152487110885859_8560166978756673384_n

Ardından ben de çekiyorum elçek ile dördümüzü.

140620147358

Çeşmealtı – Urla kavşağına varıyoruz. Sağa Çeşmealtı yolu, biz sola Urla merkeze gideceğiz. Demircili yolu merkezden geçiyor.

140620147359

Yeni kahvaltı yapınca Urla’da durmayıp Demircili köyüne doğru yola devam ediyoruz. Urla dan Demircili köyü 13 km, ilk önce Kuşçular köyünden geçeceğiz. İleride şok marketi varmış içecekleri oradan alırız diye karar veriyoruz. Yön tabelalarında düz; Kuşçular 4, Demircili 13, sağa doğru; Yağcılar 15, Ovakale 7, sola doğru; ovacık 4, Bademler 8 olarak belirtilmiş.

140620147360

Urla’nın son evlerini çıktıktan sonra köy yollarında sakince ilerliyoruz. Urla ya kadar trafik gürültüsü insanı gerçekten yoruyor. İnsanların yarattığı gürültüden ayrıldıktan sonra bahçeler arasında insan huzur buluyor. Buraya kadar başka yol olmadığı için mecbur trafiğin içinden geliyoruz.

140620147361

Kuşçular köyüne hemen varıyoruz ama burada durmadan yola devam ediyoruz. Hava sıcak olmasına rağmen köy yolları sanki daha serin geliyor bana. Köy kahvesinde bir grup bisikletçi bize sesleniyor. Biz de birer çay içmek için duruyoruz. Burada Yıldız Uyulgan ve arkadaşlarınla karşılaşıyoruz. Çay ve sodaları sohbet eşliğinde içerek gölgede dinlenerek zaman geçiriyoruz. Güneş iyice tepemize çıktı, hava sıcaklığı iyice artmaya başlamıştı. Çaylar içildikten sonra yola devam ediyoruz. Az ilerde şok marketi görünce içeriye dalıyoruz. Klima içerisini bayağı serinletmiş. Isı farkı dışarısı ile bayağı farklı. Markette alkol satışı yapılmıyormuş bunu öğrendik. Bir şey almadan yola devam ediyoruz. Koyda zaten her şey varmış, ama biraz pahalı. Artık bundan sonra yapacak bir şey yok. Geri de dönemeyiz. Tarla fıskiye ile sulanıyor.

140620147362

Çam ormanı içinde çam kokularını içimize çekerek bisikletle yol almak harika. Çam yapraklarının ürettiği taze oksijen hem havayı serinletiyor hem de ciğerlerimizde bulunan arabaların egzozlarından soluduğumuz zehirli gazları yavaş yavaş ciğerlerimizden atıyoruz.

140620147363

Uzaktan yağcılar köyü görünüyor. Köye uğramıyoruz çünkü yoldan bayağı uzar. Sadece görebildiğim kadarıyla bir selam yolluyorum köye. Başka bir zamanda Yağcılar köyüne uğramalı.

140620147366

Bu yoldan ilk defa geldiğim için yolu bilmiyorum. Yol ayırımında bir çeşme var, bizimkiler soldaki yola sapmış. Tolga beni bekliyordu  yolun başında. Daha önce haritada gördüğüm kadarıyla doğru yoldayız diye düşünüyorum. Tolga ile beraber iniş olan yolda kendimizi bırakıyoruz.

140620147368

İleride evler görünce Demircili köyüne geldik galiba diyerek ilerliyoruz. Köyün muhtarı iyi çalışmış kaldırım taşları düzgün ve boyanmış diye düşünmeden kendimi alamadım. Yolun sonuna gelince yanlış yere geldiğimizi anlıyoruz. Burası site ve öyle düğün yapılacak bir yere de benzemiyor. Eh ne yapalım mecburen geri dönüyoruz. Epey de inmiştik, tekrar aynı yeri çıkmak zorundayız.

140620147371

Sitenin kapısında güvenlik görevlileri ağacın gölgesinde oturmuşlar. Bize soğuk su içer misiniz diye sorunca duruyoruz. Zaten yokuş çıkacağız bari biraz serinleyelim değil mi? İlknur da Urimbaba kahve içelim deyince bu fikir cazip geliyor. Hemen kahve takımını, ocağı çıkarıp kahve pişiriyorum. Kahve keyfini ağacın gölgesinde çıkarıyoruz. Bir de soğuk su olunca, daha ne isteyelim.

10303875_10152487111750859_8904832916581826166_n

Caner kaldırımda bizi kahve pişirirken çekiyor. Ben, İlknur ve Tolga.

140620147373

Kahve keyfinden sonra indiğimiz yolu tekrar çıkıp çeşmesi olan yol ayrımına gelerek çeşmeden sularımı tazeliyorum. Ardından doğru yolda ilerliyoruz. Yolun sağında piknik alanı gibi bir yer görüyorum. Çınar ağaçlarını görünce burada bir dere olduğunu anlıyorum. Büyük bir ihtimalle ücretli bir yere benziyor, bana öyle geldi. Epey araba var park yerinde ve kalabalık piknik alanı.

140620147374

Küçük tepeleri aşarak zirveye ulaştıktan sonra inişe başlıyoruz. Durum öyle gösteriyor.

140620147375

Demircili köyüne varıyoruz, köyün girişinde çeşme ve köy tabelasını görüyorum. Köy biraz içeride, karnım iyice acıktı. Bir an önce sahildeki yere gidip karnımı doyurmam gerek diyerek yoluma devam ediyorum.

140620147376

İşte Demircili koyu, deniz bir harika görünüyor. Havada sis gibi bulut var.

140620147377

Yol yine ikiye ayrılıyor ama tabela konulmuş. Biz Demircili plajına gideceğiz, Muhtarın yerine.

140620147378

Gerçekten de koy ve plaj harika görünüyor yukarıdan. Durup bir resmini çekiyorum. Bir an önce varıp karnımı doyurduktan sonra denize dalmalı. Zaten öğle sıcağı, bir de bisiklet ısıtıyor iyice vücudumu. Pistonlar da iyice ısındı, yanlış yola girdiğimizden fazladan 8 km yol yaptık. Pistonları bir an önce soğutmalı.

140620147379

Kamp yerine varıyoruz. Bizden önce gelenler karşılıyor bizleri. Ortalık hoş geldin sesleri bir an kaplıyor kamp alanını. Bize yaptıklarını her gelene yapılıyor hoş geldin töreni.

Gelirken yaptığım yol yaklaşık olarak 56 Kilometre civarı

Demircili köyüne geliş haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Daha önce  gelenler balonlarla süslemişler kamp alanını. Şişelere bakılırsa balonların içi alkol dolu, ateşle yaklaşmak tehlikeli olabilir. Üç tane balon içindeki alkol insanı sarhoş etmeye yeter bile. Kamp alanı bu gece bize ait. Üstü kargı ile kaplı uzun çardak altında renkli balonlar, piknik masaları. Masalarda arkadaşlar oturuyor gölgede.

10371689_10152487113085859_9017380443288736384_n

Çadırımı sundurmanın altına kuruyorum çabucacık. Ardından yarım ekmek köfte ısmarlayıp soğuk bir birayla karnımı doyuruyorum ilk önce. Daha sonra şortumu giyerek pistonları soğutmak için deniz kıyısına gidiyorum.

140620147381

Balıkesir den arkadaşım Doktor Kayhan Özoğul güzel resim çeker. Beni çekmesini söylüyorum denize dalarken. O da beni kırmayıp denklanşöre basıyor ardı ardına. Harika bir denize dalma sahnesi oluyor böylece. 7 karede benim dalışım böyle oluyor. Aynı anda da arkadaşım fotoğraf sanatçısı Cem Yatman profesyonel olarak beni çekmeye çalışıyor. Kumsalda koşuyorum denize doğru, karşıda kayalık tepe var.

1.1

Şöyle bir zıplıyorum iki ayağım üzerinde ileri doğru.

1.2

Bir adım ileride tekrar denizde iki ayak üzerine basım zıplıyorum.

1.3

Yerden aldığım kuvvetle yukarı ve ileri doğru süzülmeye başladım. Kollarım ileride birleşti.

1.4

Sonra havada uçuyorum kuşlar gibi adeta. Hani rüzgarda martılar kanatlarını açıp süzülür ya kanat çırpmadan işte öyle süzülüyorum denize paralel olarak.

1.5

Bir süre uçtuktan sonra denize dalmaya başladım. Belime kadar suyun içindeyim.

1.6

Suyun içine tamamen girdim. Ayaklarımın ardından sular havaya sıçrıyor.

1.7

Cem Yatman bir kaç atlayıştan sonra beni en güzel pozda yakalıyor. Ellerine sağlık Üstat. Resim çekilme olayından sonra biraz yüzerek serinliyorum. Su serin ama ben daha soğuk sularda girdiğim için bana vız geliyor. Serin sularda pistonlarım soğuyor böylece. Denize paralel havada süzülüyorum.

10403050_10152403843913046_4619096491612941216_n

Eskişehir den gelenler bir arada. Serdar Acar ve Esra Alkan. Esra ile Güzelbahçe de karşılaşmıştık. İzmir den buraya kadar güneş altında pedallarken sırtında ilginç bir amele yanığı oluşmuş durumda. Ben de bunu görünce Resmini çekiyorum.

140620147380

Arkadaşlar sahilde toplanmaya başlıyor. Ben de o yöne gidiyorum ne oluyor diye.

140620147382

Herkes gökyüzüne bakıyor, sanki bir şey olacakmış gibi. Derken ufukta küçük bir uçak beliriyor. Anlıyoruz ki gökyüzünden bulunduğumuz yeri ve bizim resmimizi çekecek. Günün süprizi bu olsa gerek.

140620147382

İşte uçak helikopter karışımı bir alet ama güzel uçuyor doğrusu.

140620147386

Cem Yatman üstattan yakından uçağı çekmiş. Düğün için özel olarak gelmiş yukarıdan resim çekmeye.

1

Alaçatı’dan gelerek havadan çekim yapan Hakan Çetinkaya kuş bakışı bir kaç poz çekiyor. Koyun ve denizin muhteşem güzelliği havadan bir başka görünüyor. Ellerine sağlık Hakan Çetinkaya, Berna ve Ahmet’e güzel bir düğün armağanı sundun. Yükseklerden Demircili sahili, deniz ve kamp yeri.

2

Uçak alçalıp kumsalda kendisini izleyenleri çekmiş havadan. Yaklaşık 50 – 60 kişi var.

3

Uçak iyice alçalıp deniz üzerinden bizleri karşıdan çekiyor. Ben deniz kıyısındayım. Denizde iki kişi kano kullanıyor.

4

Optik zoom ile tam karşıdan seyircileri yakınlaştırıp çekiyor.

5

Biz uçağa bakarken Cem Yatman da çaktırmadan resmimi çekmiş. Tam kollarımı açmışken. Bu resim siyah – beyaz renkte.

7

Bu da aynı resim renkli.

8

Herkes uçağın getirdiği neşe ile sevinçten kıpır kıpır oynuyor daha düğün başlamadan. Berna ile Ahmet dans ediyor.

140620147388

Uçak resimlerini çekti, gösterisini üzerimize pike yaparak bitirdi. Uçağı uğurladık hep birlikte, düğüne ayrı bir renk kattı doğrusu. Uçağa bakanları kıyıdan çekiyorum.

140620147390

Uçak gittikten sonra sundurmanın altına masalara oturduk hep birlikte.

140620147391

Akşamki eğlence için enerji toplamak gerek. O yüzden biraz kestirmek iyi olur. Bir kişi sandalyeyi yere yatırıp matı sererek yatmış. Ben de çadırıma girip bir süre uyudum.

140620147392

Deniz kıyısında yassı rengarenk bir sepet taş toplanmış. Her davetli taşın üzerine içinden geçenleri yazarak bir anı taş koleksiyonu oluşturmuşlar. Bu taşlar Berna Ahmet için.

140620147393

Bir sepet taş ve keçeli kalemi tutuşturmuşlar Mehmet Yarkın kardeşimize o da ne yapsın önüne gelene yazdırıyor. Sanki taş devrindeyiz. Ama yazı bulunduğu için yazı yazmakta zorlanmıyoruz taşların üzerine.

140620147394

Resimde görünen yere askı lambaları çekip bağlantılarını yapıyorum. Ne de olsa elektrikçiyim. Ampulleri takıp test ediyorum, hepsi yanar durumda olduğunu görünce görevimi tamamlıyorum böylece. Dans alanını da renkli balonlarla süslüyoruz. Akşam için hazırız.

140620147395

Yatacak yerler de tamam gece için bütün işler tamamlandı. Çadırımı çardağın altına aldım bu ara.

140620147396

Düğün pastamız da hazır.

140620147397

Meşaleler yakıldı, çiftler karşılıklı olarak denize doğru bir koridor oluşturuldu. Gelin ve Damat buradan geçerek nikah kıyılmasını deniz kıyısında gerçekleştireceğiz. Çok değişik bir nikah töreni olacak.

140620147398

Gelin ve damat alkışlarla meşalelerden oluşmuş koridordan denize doğru yürümeye başladılar.

140620147399

Berna ile Ahmet el ele tutuşmuş halde meşalelerin arasından yürürken.

140620147400

Berna ile Ahmet meşalelerin arasından geçtikten sonra meşaleyi tutanlar da peşlerinden deniz kıyısına gitmeye başladılar.

140620147401

İzleyiciler kıyıda nikah kıyılmasını izlemek için yanaştılar. Kiminin elinde meşaleler hala yanıyor.

10

Denizde kıyılacak olan nikahı Kaptan Dr Serhat Ferahi Değimli tarafından kıyılacak. Kaptan kıyıda bekliyor gelin ile damadı.

10-1

Gelin ve Damat Kaptan Serhat’ın yanına geliyor. Hava kararmaya başladığı için bir ışıkçı Kaptan Serhat’a ışık tutuyor.

10-2

Kaptan Serhat Herkese susmasını söyleyerek nikah törenine başlıyor.

140620147403

“İyi günde kötü günde, ömür boyu sürecek birlikteliğinizle ” diye başlıyor söze Kaptan Serhat.

140620147406

Ardından Geline soruyor ;

“Sayın Berna Külahçı hiç bir etki altında kalmadan Ahmet Yıldırım’la evlenmeyi kabul ediyor musun?” diye soruyor.

Gelin de heyecanla tüm sesinle

“Eeeeevveeeeettt” diye haykırıyor

Evetin ardından herkes alkışlarla kutluyor gelini.

Daha sonra Damada soruyor ;

“Sayın Ahmet Yıldırım hiç bir etki altında kalmadan Berna Külahçı hamfendi ile evlenmeyi kabul ediyor musun?” diye soruyor.

“Eeeevvvvveeeetttt “diye gürlüyor Damat.

Ardından Kaptan nikahı kıyıyor

“Şahitlerin huzurunda sizleri Karı Koca ilan ediyorum”

“Pruvanız Neta, rüzgarınız kolayına olsun”

140620147407

Nikahı kıydıktan sonra “Gelini öpebilirsin!” diyerek sözünü bitiriyor.

140620147408

Damat ta gelini öpüyor.

140620147409

Jurnal defterini ilk önce Geline imzalatıyor Kaptan.

140620147410

Ardından Damat’ta imzalıyor.

140620147411

Davetlilerin alkışları arasında nikah töreni bitiyor. Gelin ve Damat bizleri selamlıyorlar birlikte.

140620147412

Kadınlar sol tarafta toplanmış.

140620147413

Erkekler da sağ tarafta. Sanki haremlik – seranlık gibi oldu.

140620147414

Gelin, Damat, Kaptan ve nikah şahitleri birlikte poz veriyorlar.

140620147415

Daha sonra meşaleliler ile birlikte resim çekiyoruz Gelin ve Damadı.

140620147417

Berna ve Ahmet Yıldırım ömür boyu mutluluklar dilerim. Yakışıyorsunuz birbirinize.

15-1

Ve böylece nikah töreni bitiyor.

14

Nikahtan sonra mangallar yakılıyor, köfteler, tavuklar pişiriliyor. Ardından yemeğimizi yiyoruz hep birlikte. Yemeği yedikten sonra hava kararıyor. Herkes kıyafetlerini giyip dans alanına gelerek düğünün başlamasını beklemeye başlıyoruz. Işıkları yakarak ortalığı aydınlatıyorum.

140620147418

Rengarenk balonların altında Şugar Muzika başlıyor çalmaya. Ortam birden değişiyor, Demircili plajın havası neşeli gülüşlerle insanların içinde duran enerji birden açığa çıkıyor. Kardeşlik havasında türkülerin bağrında ahenkli oyunlar başlıyor. Cem Yatman’ın getirdiği şarap nefis ve etkisini göstermeye başladı müzik ile birlikte.

140620147419

Gelin çıkıyor alana, başlıyor oynamaya. Bizler de etrafında Geline eşlik ediyoruz hep birlikte. Kaldırıyoruz kolları havaya, göbekler hop hop bir o yana bir bu yana. Kalçalar şıkıdım şıkıdak, oooh yandan, amanın yandan biz korkmayız jandarmadan.

17

Damat ta aramıza katılarak coşku daha da artarak müziğin ritminle göbek atmaya devam ediyoruz.

18

Kollar havada, göbekler atmakta.

19

Oh oh yandan, gerdanlar ve göbekler şıkıdım. Resim siyah – beyaz.

20

Kolları kaldırmış göbek atıyorum arkadaşlarla birlikte.

22

Tolga ve ben uzun saçları salmışız çılgınlar gibi dans ediyoruz. Kollarımız havada.

23

Gelin ve arkadaşları piste çıkıp bizlere harika bir dans grubu gösterisi sunuyorlar. Bizler de etraflarında çember oluşturarak danslarına alkışlarla tempo tutarak eşlik ediyoruz. Gelinin geniş eteklerinin ucundan kızlar tutmuş elleri ile germişler. Resim siyah – beyaz.

25.1

Gelin ve arkadaşları sahnede figürlerle dans ediyorlar.

25

Gece ilerledikçe alkol oranınla birlikte ritim artarak devam ediyor. Başlıyoruz halay çekmeye hep birlikte. Oynamanın sınırı yok, hepimiz en güzel oyunlarımızı oynamaya çalışıyoruz. İçimizde biriken kurtları dökmenin tam zamanı. Her zaman böyle ortam bulunmuyor doğrusu.

28

O kadar eğleniyoruz ki terden sırılsıklam olmuş gömleğimi fark bile etmiyorum. Oynamaya devam, müzik olunca insan yerinde duramıyor.

29

Gecenin ilerleyen saatlerinde Gelin mikrofonu eline alıp bir şarkı söylemeye başlıyor.

140620147421

Ardından Damat Geline eşlik ederek beraber şarkılar söylemeye başlayınca bizler de onları mutlulukla dinliyoruz.

30

Bülent Ortaçgil’in Değirmenler şarkısını söylüyorlar. Şarkının videosu aşağıda

Değirmenler – Bülent Ortaçgil paylaşan: Grameradam

Ardından Sema arkadaşımız sahneye çıkarak harika sesiyle bizleri şarkılarıyla mest ediyor.

31

Damat ta güzel göbek atıyor doğrusu. Roman havalarında karşılıklı göbekler gece boyunca hiç durmadı.

33

Göbek olunca, hele roman havası insanı oynatıyor. Cem Yatman beni çekiyor.

32

Gelin ile damat el ele tutuşmuş ortada oynarken, diğerleri etraflarında halay çekiyorlar.

35

Cem yatman beni roman havası oynarken siyah – beyaz olarak çekiyor. Kollarımı açmış durumdayım.

36

Demircili koyunda yerleşim yeri olmadığı için bizi rahatsız eden yok. Eğlence gırla gidiyor. Ter içinde kalıyorum oynamaktan. Göğsümden yukarısı gömleğim sırılsıklam.

39

Ay kocaman, koyu, denizi ve bizleri pırıltılarıyla aydınlatıyor. Düğünümüze ay da ortak oluyor gecenin ilerleyen karanlığında. Saat 02:00 ye kadar eğlence, oynama, müzik devam ediyor. Artık yeter diyerek şortumu giyerek doğru terden sucuk olmuş gövdemi gecenin ortasında serin deniz suyuna bırakıyorum. Oynamaktan ısınmış olan gövdemi biraz olsun serinletiyorum. Bu bana iyi geliyor. Bir süre daha deniz şortuyla oynamaya devam ederek kurulanıyorum. Hava sıcak mı sıcak.

140620147426

Artık enerjim tükenince çadırıma girip yatıyorum. Yorgunluktan hemen dalmışım. Sabaha kadar deliksiz uyuyorum. Saat 07:30 da uyanıyorum, uykumu almış durumda. Tekrar şortumu giyip denize giriyorum. Deniz bir harika oluyor sabahın köründe. Denizden çıkıp sandalyede Güneşleniyorum.

10454525_10152401148993046_2528212639755359446_n

Bizim Tolga çadır kurmamış sahilde  şezlongta uyumuş. Sabah güneşi vurmaya başlamış yüzüne ama uyumaya devam ediyor.

10464090_10152487113500859_2973596283919812130_n

Sabah kahvaltısını yapıyoruz hep birlikte. Öğlene doğru bir kez daha denize girerek serinliyorum. Ardından çadırımı, eşyaları toplayıp bisiklete yükleyerek yola çıkmaya hazır hale geliyorum. Yılmaz biraz önce yola çıkmıştı, bana yolda yetişirsin demişti. Arkadaşlarla vedalaşarak yola çıkıyorum tek başıma. Çünkü akşama başka bir düğüne gitmek zorundayım. Yılmaz’ı yakalamıyorum yolda ama tek başına bisiklet sürmek gerek bazen. İnsan yolda kendini dinlemeli bazen. Kendi düşüncelerimle baş başa eve kadar gidiyorum.

Resimlerin bir kısmı Cem Yatman, Kayhan Özoğul, Gülden Acar Karacabey, Caner Çetinkaya. Havadan çekilen resimler Hakan Çetinkaya’ya aittir.

Dönüş yolu Yaklaşık olarak 47 Kilometre civarı. Toplam 103 Kilometre yapmışım

Dönüş yolu haritası aşağıda

Powered by Wikiloc