Kategori arşivi: 3.Azbilinen Antik Kentler Turu

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 7. Gün

11 Mayıs 2014 Pazar

Köseler köyü – İsmailler köyü – Yenişakran – Aliağa- Alsancak – Üçkuyular

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Sevmek
Nokta almaz
Çocuklar.

Sevmeye nokta koyan
Sınıfta kalır.

Onun,
Virgülleri vardır
Çocuklar.

Sevmek noktalanmaz;
O, noktadır.

Özdemir Asaf

Öne çıkmış olan görsel, Öğrenciler, Öğretmen ve bisikletçiler ABAK pankartı açmış olarak poz vermişiz.

110520147193

Horlamalı güzel bir uykunun ardından saat 07 gibi uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp giyiniyorum. Hava hala kapalı, gece yağmur yağmış. Yunt dağlarının sırtında olduğumuzdan yağıştan sonra kimi yerlerde sis kalmış. Saat 08 sıralarında Osman Duman sabah kahvaltısını getiriyor okulun bahçesine. Kahvaltıdan sonra hazırlıklara başlıyoruz. Küçük bir ağacın yaprakları ardında Yunt dağları ve sis.

110520147185

 

Önce bisikletime eşyalarımı yüklüyorum, hediye paketim de hazır. KUZ yükseklerden gururla bakıyor aşağılara. Buraya 3. gelişim ve daha da geleceğim.

110520147184

Hediye paketimi kontrol ediyorum, yağmurdan ıslanmamış. Hediyem çocuk kitapları onlarca. Kitaplar elimde resmini çekiyorum.

110520147178

Köyün ilk okulu tek sınıflı, çocuklar burada ders yapıyor. Okulun genç öğretmeni Hatice Öğretmen çocuklarla güzel bir hazırlık yapmışlar bizlere. Küçük bayraklar asmışlar. Bir kaç balon da bizlerden deyip sınıfı süslüyoruz. Ders sıralarının üstü bez örtü ile örtülmüş.

110520147179

Artık sınıflarda kara tahta yok, beyaza bürünmüş. Tebeşir de yok, tebeşir tosu da. Beyaz naylon tahtaya keçeli kalem ile renkli yazılar yazılıyor artık. Buralar yüksekte olduğundan soba kurulmuş sınıfın ortasına. Öğrenciler bu sobanın ısısı ile ısınıyorlar.

110520147180

Arkadaşım Nilgün Gener ile sıralara oturup çocukluğuma dönüyorum. Anılarımdan silinip gitmiş olan anlara. Yılbaşında memleketim olan Kosova Prizren de idim. İlk okul 3. sınıfın ilk dönemine kadar Prizren de Mustafa Baki ilk okulunda Türkçe okudum. 1969 yılının Aralık ayında Türkiye’ye göç ettik ailecek. Prizren de olduğum zaman İlk okul arkadaşlarımın nerede olduğunu, isimlerini hiç mi hiç hatırlamıyordum. Sadece İlk okul öğretmenimin ismini hatırlayabiliyordum; Mürvet Karahoda. Nerde olduğunu yengem sayesinde bulup yanına gittim. 44 yıl sonra ilk defa gördüm Öğretmenimi. 70 yaşında olmasına rağmen hiç değişmemiş, gençliğinde ki gibi güzelliğini saklamış. Beni görünce hatırladı, elini öptüm, kucaklaştık. 69 yılının Nisan ayında 2. sınıfta okulun merdivenlerinde çekilmiş resmimizi getirdi. Anılar canlanmaya başladı birden ama isimler hala yoktu. Sanki ilk okulda yeniden okuma – yazmaya başlamış gibi elimde not defteri öğretmenim resimdekilerin ismini tek tek yazdırdı bana. Sadece 3 kişinin ismini hatırlayamadı. Sınıf arkadaşlarımdan kimisi ölmüş, kimisi başka ülkelere çalışmaya gitmiş, kimi de hala Prizren’de. Böylece sınıf arkadaşlarımı aramaya başladım. 6 arkadaşı Prizren de buldum. Arkadaşların isimleri olanlara da facebook sayfasında mesaj attım. Sadece birisi cevap yazdı, beni hatırlamış. Bana sınıfta aynı sırada oturduğumuzu söyledi. Sıra arkadaşımın ismi Şehriban, o zamanlarda kız erkek karışık otururduk. İnternetten mesajlaştık sıra arkadaşımla. Beraber aynı sırada oturuyormuşuz, benim Türkiye ye göç ettiğim sırada bana hediyeler almışlar. Babam gelip beni sınıftan almış ve sınıftan ayrılmak istememişim, çok ağlamışım. Bunları bana anlatıyor ama ben hiç birini hatırlamıyorum. Sınıftan ayrılışımın gününde ki yaşadığım o travma tüm anılarımı silmiş olmalı. Prizren de ki arkadaşlar da bana aynısını anlatıyorlar ama anılar silinmiş gitmiş, hiç bir şey hatırlamıyorum.

Yıl 1969 Nisan ayı. Okulun merdivenlerinde toplanmışız. İki sıra ayakta, bir sıra merdivene oturmuşuz. Öğretmenimiz ile birlikte resim çekilmişiz. En üst sırada 7 erkek öğrenci ve Öğretmenimiz. Altındaki sırada 8 kız öğrenci. Oturanlar kız ve erkek öğrenciler karışık, 5 kız öğrenci, 3 erkek öğrenci. En ortada ben varım. Öğretmenimiz ile birlikte 24 kişiyiz. Resim siyah – beyaz olarak çekilmiş.

1014065_695397837177045_1138479313_n

Şimdi yanımda sıra arkadaşım Nilgün ile sıraya oturmuşuz öğrenciler gibi, yine ilk okul günlerini yaşıyoruz.

110520147182

 

Hatice Öğretmeniz henüz gelmediğinden bekliyoruz. Birisi bağırıyor okulun bahçesinde “duvarın üstünde beyaz bir yılan var” diye. Koşup bakıyoruz yılana ama yılan hareketsiz öylece duruyor. Yakından bakınca yılan olmadığını görüyorum. Uzun, beyaz kılları olan tırtıl. İlk defa böyle tırtıllar görüyorum. 40 civarında tırtıl tren vagonları gibi art arda sıralanmış, bir ağaçtan diğerine doğru tek sıra sürü halinde giderken resmini çekiyorum. Dikkatli bakmayınca tırtıl olduğu anlaşılmıyor.

110520147183

 

Tekrar sınıfa girerek oyun oynayan kız öğrencileri izlemeye başlıyorum. Fasulye oyununu oynuyorlar. Öyle çabuk ve güzel oynuyorlar ki izlemeye doyamazsınız. Bir zaman eski cep telefonumda vardı fasulye oyunu. İşe giderken serviste kitap okumadığım zaman bu oyunu oynardım. Tam olarak kaç taşla oynandığını hatırlamıyorum. 1. bölmede 1 fasulye, 2 bölmede 2 fasulye, böyle 5 bölme var sağda ve solda. Bir de oyuncuların önünde birer bölme toplam 12 bölme. Sıra ile bir bölmeden fasulyeleri alıp diğer bölmelere koyarak kendi bölmende ne kadar fasulye biriktirirsen kazanıyorsun. Güzel bir oyun, seyretmesi de hoş. Böylece zaman geçiriyoruz Hatice Öğretmen gelesiye kadar.

110520147187

 

Hatice Öğretmenimiz bizleri kırmayıp tatil gününde köye gelerek aramıza katılıyor. Bu okulun bizlerde ayrı bir önemi var. Geçen yıl yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler turunda 23 Nisan Çocuk bayramını bu ilkokulda kutlamıştık. Ömrümüzde ilk defa bir köy ilkokulunda, köy çocukları ile beraber en güzel 23 Nisan kutlamalarını yaşamıştık gözlerimiz yaşlı. Köyün genç Öğretmeni de çocuklarla beraber bizlere şiirler, çocuk oyunları ile çok güzel anlar yaşatmışlardı. Çocuklara verdiğimiz hediyeleri dağıtınca çocukların gözlerindeki ışıltılar bizleri çok duygulandırmıştı. Köylüler ilk başlarda garip garip bakmışlardı bizlere. 120 kişi kızlı erkekli ve de taytlı, kısa donlu. Hiç böylesini görmemişlerdi. Köylüler bizim sıcaklığımızı ve samimiyetimizi görünce kanımız kaynadı böylece. Aşağıda geçen yıldaki Az Bilinen Antik Kentler turuna ait video ve bir kaç resim. Videoyu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

2. Azbilinen Antik Kentler Turu Nisan 2013 paylaşan: urimbaba

Geçtiğimiz yıl okulda yaptığımız 23 Nisan çocuk bayramında yaptığımız kutlamalardan üç resim paylaşıyorum. Öğrenciler ve kadın bisikletçiler birlikte elleri ile alkış tutarak müzik eşliğinde oynuyorlar. Öğrencilerin üzerinde kırmızı kıyafet var.

919338_255865244559166_610356189_o

Okulun bahçesinde harmandalı oynuyoruz tüm bisikletçiler ve öğrenciler.

60503_10151501158694792_1661205422_n

Üç kişi yerde oturmuş alkış tutuyoruz oynayan öğrencilere yüzümüz gülerek. Solda Şafak Omaç, ortada ben ve sağda Olcay Ormankıran. Arkamızda sandalyelere oturmuş köylü kadınlar. arkada bisikletçiler ayakta. Hepsi de alkışla tempo tutuyor oynayanlara. Herkesin yüzünde bir sevinç ve gülümseme

44378_10151501155374792_1070792189_n

 

 

 

Öğretmenimiz Hatice Toprak’a hediyelerimizi sunuyoruz. Laptop ve projeksiyon cihazı. Hatice öğretmen de grubumuza elleriyle yaptığı harika hediyelerini veriyor. Olcay, Serhat ve Hatice öğretmen hediyesini verirken. Duvardaki saat 11:30 olarak zamanı gösteriyor.

110520147188

 

Minik bir kız öğrenci bizler için hazırladığı şiiri ve yazıyı heyecanla okuyor karşımızda. Yerde dört ay yıldızlı kırmızı balon var.

 

110520147189

Hatice Öğretmen öğrencilerle birlikte bizler için çam kozalaklarından minik elleri ile yaptıkları bebekleri bizlere hediye ediyorlar. Bu hediyeler bizler için sürpriz oldu gerçekten. Hepimiz çok duygulandık hediyeleri minik ellerinden aldığımızda. Ömrümde aldığım en güzel hediyelerden biri. O anları anlatamıyorum doğrusu, çok duygulanmıştım. Bu hediyeleri ömrüm boyunca saklayacağım. İşte bu köyü sevmemizin nedeni bu. Öyle sıcak, öyle içten davranıyorlar ki sanki binlerce yıldır aynı yerde yaşıyormuşuz gibi. Ben o duygular içinde cebelleşirken hala hediyemi vermediğimin farkında değildim. Biraz kendime gelince kalkıp hediyemi Hatice Öğretmene veriyorum. Yanımda iki kız öğrenci, elimde verdikleri çam kozalakları ile poz veriyoruz. Önümde naylon torbada vereceğim kitaplar duruyor.

110520147190

 

Hatice öğretmene bu yıl ki Az Bilinen Antik Kentler turunun buufunu bir anı olarak veriyoruz. Serhat, Hatice Öğretmen ve Olcay.

110520147191

 

Hepimiz mutluyuz, hepimiz gülümsüyoruz, 23 Nisan bayramını bu yıl burada kutlayamamıştık ama 2 hafa sonra köye gelip kutlamıştık Öğrencilerle ve Öğretmenle. Projeksiyon cihazını kurup laptopa yüklediğimiz videoları seyrediyoruz hep beraber. Doktor Bülent’in havadan çektiği görüntüler harika olmuş. Öğrenciler ilk defa köylerini havadan görüyorlar. Hatice Öğretmene projeksiyon cihazının nasıl çalıştığını anlatıyor Olcay. Videolar bittikten sonra laptopu Öğretmene teslim ediyoruz. Kızlarla beraber elçek ile kendimizi çekiyorum bir poz. Yanımda iki sevimli kız öğrenci.

110520147192

İlk okul sınıfındaki işimiz bitince bahçeye çıkıp pankartımız ile birlikte öğrencilerle resim çekiliyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

110520147193

 

Resim çekildikten sonra okulun bahçesinde futbol oyununu oynamaya başlıyoruz. Hemen taştan kaleleri kurup iki takıma ayrılıyoruz. Epeydir futbol oynamamıştım, çocuklarla oynama bir başka oldu benim için. Yetişkin olarak sadece ben oynuyorum, diğerleri seyretmekle kaldılar. Top patlak, meşin bir top ama oynanacak kadar idare ediyor. Çocuklara sakatlık çıkarmamak için hızlı oynamıyorum ve beni geçmelerine çaktırmadan izin veriyorum. Beni çalımlayıp gollerini atıyorlar, ardından gol sevinci. Bizim takıma moral veriyorum onları yenecez diye. Bir o kaleye bir bu kaleye goller arka arkaya atılıyor. Hepimiz nefes nefese mücadele devam ediyor. Köyün erkek öğrencileriyle futbol oynamak çok eğlenceli oldu Çocukların coşkuya ihtiyacı varmış. Öyle coşkulu oynuyoruz ki sonuçta yeniliyoruz tabi ki. Yenmek te var yenilmekte, sadece spor olsun diye oynuyoruz futbolu. Futbol oyununu bitirdikten sonra Olcay ve Serhat Hatice Öğretmene plaketimizi veriyor. Yunt dağı Köseler köyü ilk okulunu bisiklet dostu ilan ediyoruz böylece.

110520147194

 

Doktor Bülent paramotor ile havadan bizi takip ederek İsmailler köyüne kadar gelecek. Paraşütü açıp havalanmaya çalışırken motorun pervanesi paraşütün ipine takılıp çat diye ses çıkartıp motor stop ediyor. Kontrol ediyoruz, pervane ipin birini kopartmış. Pervanede ipin izi kalmış, küçük bir çentik açmış. Paraşütü yerde tamamen açıp kopan ipi bularak düzgünce ipe ek yapıyor Bülent. Paramotorla gelmemesini, araba ile gelmesini söylüyoruz. Artık gitme zamanı yaklaşıyor, hazırlıklarımızı bitirip Hatice Öğretmen, Öğrenciler ve köylülerle vedalaşıp yola çıkıyoruz. İçimizde tatlı bir sevinç ile Osman Duman’ın köyü olan İsmailler köyüne doğru pedal basmaya başladık. Köyün dar sokağında giden bisikletçiler.

110520147195

 

Kavşakta Manisalı bisikletçilerle karşılaşıyoruz. Manisa dan bize katılacaklardı ama geç kaldılar. Köyden çıktığımızı öğrenince kavşakta beklemişler. Merhabalaştıktan sonra İsmailler köyüne doğru beraber pedal çevirmeye başladık.

110520147196

 

Bir bakıyoruz ki Bülent paramotorla havalanmış  üzerimizde uçuyor. Artık yapacak bir şey yok, Doktor Bülent havadan, biz yerden ilerliyoruz yavaş yavaş. Gökteki beyaz bulutlar altında süzülen paramotor.

110520147197

Seklik köyüne geldik, yol daha çok inişli çıkışlı. Yunt dağlarının sırtlarında kuzeye, Bergama’ya doğru yol alıyoruz.

110520147198

Köye gelirken ön lastiğimin havası inmeye başlıyor. Pompa ile şişiriyorum biraz, köyde bakarım artık. Tam hareket ettim ki paramotorun sesi kesildi birden bire. Köyün üstünde Doktor Bülent’in süzüldüğünü, motorun pervanesinin durduğunu gördüm. Süzüle süzüle köy evlerinin arasında gözden kayboldu. Var gücümle pedala basmaya başladım. Acaba ne oldu, nereye indi merakıyla köye vardım. Olcay da indiğini görmüş. Köyün içinde indiği yöne doğru deli gibi gidiyoruz Olcay’la. Köylüler de görmüş indiği yeri. Bize indiği yeri göstererek oraya doğru gidiyoruz. Doktor Bülent’i paraşütünü toplamış görünce seviniyorum birden bire. Daha önce Bülent söylemişti “Havada her zaman ineceğim yeri önceden kestirip öyle gidiyorum. Acil bir durumda o yere paraşütle iniş yapıyorum” . İyi olduğunu görünce içime su serpildi doğrusu, epey endişelenmiştim. Doktor Bülent bize daha önce başına gelen bir olayı anlatmıştı. Köyün birinde yine paraşüt ile uçuş yaparken mezarlıkta servi ağacına takılmış. Köylülerle beraber koşup yanına gelince servinin tepesine takılan paraşütte askıda kalmış. Paraşütle beraber indirmişler aşağıya. Daha sonraki yıllarda aynı köye gelince köylüler serviye takılan adam gelmiş diye hatırlamışlar. Depoda benzin bitince tarlaya iniş yapmış doktor Bülent. Pervanesinde çentik oluşmuştu bu sabah Köseler köyünde. Acaba pervaneden mi sorun yaşadı. Neyse ki pervanede ki çentik aynı duruyor. Paramotor köyün camisinin minaresinin sağıda kırmızı olarak görünüyor. Motor durmuş, köyün tarlasına süzülüyor sessizce.

110520147199

Diğer arkadaşlar köyün kahvesinde oturmuş çay içiyorlardı.  Bülent’in indiği yerden kahveye gelesiye kadar lastiğim iyice iniyor. Ön tekerleği söküp yama takımı ve pompayı da yanıma alarak kahveye gelip lastiğimin patlağını yapmaya başlıyorum. Arkadaşlar da bana bir çay ısmarlıyor. Lastiğin patlağını yapıştırıp şişirerek çayımı bitiriyorum. Arkadaşlar yola çıkarken tekerleği takıp ben de peşlerinden yola çıkıyorum. İç ve dış lastik tamamen janttan çıkmış. İç lastiğe yama yaparken beni çekiyorlar.

110520147200

 

İki tane ahlat ağacı, ölüm ile yaşam yan yana. Ağaçlardan biri kurumuş, diğeri canlı ve yemyeşil.

110520147201

 

Yolumuz 11 km olduğundan İsmailler köyüne çabucak varıyoruz. İsmailler köyü göründü önümde. Bu köy Osman Duman’ın köyü. Öğle yemeğini burada yiyeceğiz. Bize oğlak pişirecek. Osman burada yemek şirketi kurmuş, fabrikalara yemek pişiriyor. Ailesi ile birlikte mutfakta yemekleri hazırlayıp pişiriyorlar. Osman’ı tanımamız şöyle oldu ;

2012 yılının Ekim ayında dünya turuna çıkan arkadaşım Gürkan Genç ile İzmir’den birlikte Yunt dağı Köseler köyüne gelip kamp kurmuştuk. Köyün ilk okulunda Aigai antik kentinin kazı ekibi ile tanışıp antik kenti dolaşmıştık. Henüz öğretmeni yoktu o zaman ilk okulunun. Köyün çocuklarını tanıyıp sevmiştik. Hatice öğretmen 3 gün sonra okulda göreve başlamıştı. O yılda Canavar velespitçi Enes Şensoy, Özlem ve Ankaradan Onur Torun ile beraber gelmiştik. Onur Köseler köyüne gelmeden izini bittiğinden Bergama’ya geri döndü. Ben de ertesi gün Köseler köyünden İzmir’e dönmüştüm. Gürkan, Enes ve Özlem  köylerden Bergama’ya doğru giderken İsmailler köyünde mola vermişler. Osman Duman’ın yemek evinde öğle yemeğini yerken tanışmışlar. Çok lezzetli ev yemekleri pişirdiğinden tadı damağında kalmış. Geçen yıl yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler bisiklet turunun rotası Köseler köyü Aigai antik kenti idi. 23 Nisanı köyün ilk okulunda Hatice Öğretmenin yardımıyla öğrenciler ve köylülerle beraber kutlamıştık. Geçen yıl ki tur için yemek için Osman Duman ile anlaşıp bize 4 gün boyunca Sabah, öğlen ve akşam yemeklerini arabası ile bizlerin lezzetli yemekleriyle doyurmuştu. Bu yıl da mesafenin uzak olmasına rağmen ta Özdere’ye kadar yemek getirmişti severek. Osman Duman mükemmel bir insan, ailesi de öyle. Artık dost olmuştuk, o bizleri sevdi biz de onu çok sevdik. Yokuş çıkarken, önümde bir kişi bisiklet sürüyor. Az ileride köy görünüyor.

110520147202

 

Osman Duman’ın hazırladığı nefis oğlak yemeği ile karnımızı bir güzel doyuruyoruz. Geldiğimize çok sevinmişti. Osman’a verdiğimiz bisiklet dostu plaketimizi yazıhanesinin duvarına asmıştı çoktan. Olcay, Serhat ve Osman duvarda asılı hediyemizi işaret ediyorlar parmakları ile.

110520147204

 

Köyün meydanında pankartımız ile resim çekiliyoruz hep beraber. Manisa’dan gelen arkadaşlarla bayağı kalabalık olduk doğrusu. Resim çekildikten sonra Manisa’dan gelenlerle vedalaşıyoruz. Manisalıları uğurladıktan sonra Osman Duman ile vedalaşarak yola çıkıyoruz.

110520147205

 

Rüzgar türbinlerinin olduğu yerden geçip Yenişakran’a ineceğiz. Yol çok ıssız, araç yok. Haliyle ilk önce tırmanma var bir süre. Tepede rüzgar türbinleri.

110520147206

Rüzgar türbinlerine doğru çıkıyoruz.

110520147208

Son yokuşu çıkmak üzereyim, rüzgar türbinlerine iyice yaklaştık. Pervanelerin dönerken çıkardıkları sesler kulağıma geliyor.

 

110520147210

 

Birkaç tavuk ve bir horoz yolun kıyısında eşeleniyorlar. Resim çekmek için durduğumda horoz bura benim çöplüğüm der gibi horozlanıyor. Horoz tahta parçalarının üstünde duruyor. Tepede rüzgar türbinleri.

110520147212

Eşekler de var köyde, serbest bırakılmış, bakımsız bir eşek. Ne bulursa onu yiyor.

110520147213

 

Yokuşlar bizi yıldıramaz, yel değirmenlerinle savaşmaya gidiyoruz sanki. Tek tek çıkıyoruz yokuşları Don Kişot gibi. Tepede rüzgar türbini, tepeye doğru kıvrılarak çıkan yolda bisikletçiler tırmanıyor yokuşu.

110520147214

 

Dünkü yağmurlu havadan eser yok, parçalı bulutlu bir gökyüzü. Bizler dağların sırtında tertemiz havada, yeşilliklerin arasında bisiklet sürerek günü yaşıyoruz. Küme halinde toplanmış taşlar arazide.

110520147215

 

Ağır ama yılmadan yokuşları çıkıyoruz. Bisikletimin ön tekerleği ve yokuşu çıkan Nilgün ile Olcay.

110520147216

 

Dağın zirvesinde yılkı atları ve yılkı eşekleri beraber görünce resimlerini çekiyorum meşe ağaçlarının altında.

110520147217

Burada epey eşek görüyorum başıboş dolaşan.

110520147218

 

Rüzgar türbinlerinin ürettiği elektrik enerjinin toplanıp gerilimi yükseltilerek enterkonnekte şebeke sistemine bağlandığı trafo merkezi. Önünde de hayvanlar için yağmur sularının biriktirildiği gölet.

110520147219

 

Artık zirvedeyiz, Yunt dağlarının sırtında. Tam buralara türbinleri kurmuşlar. Batıya paralel dağ sırası olduğundan kuzey ve güney rüzgarlarını tamamen alıyorlar. Buraların da rüzgarı hiç eksik olmaz yıl boyunca.

110520147220

 

Zirveden sonra iniş başlıyor, kısa sürede türbinlerden epey uzaklaştık.

110520147222

 

Ve deniz göründü, epey yüksekteyiz.

110520147223

 

Rüzgar türbinleri bitmiyor, yenilerini görüyorum.

110520147224

 

Dağın tepesinden uzaklara bakmak alabildiğine mavi, hem gök yüzü hem de deniz. Olcay yel değirmenleriyle olan savaşı kazanmış, ufukta başka yel değirmeni arayan Don Kişot gibi. Formasında koca dişli, geniş ağızlı dişlerini gösterir biçimde basılmış.

110520147225

 

İniş gayet güzel oluyor doğrusu, pedal çevirmeden oh ne güzel.

110520147226

 

Bahar ayının en güzel zamanı, her yer yeşil, her yer çiçek. Mor çiçekleri yakından çekiyorum.

110520147227

 

Yüksek olan köyden inen arkadaşların bir kısmının resmini çekiyorum.

110520147228

Nilgün siyah rüzgarlığını giymiş el sallıyor bana.

110520147229

Utku bacaklarını açmış bana doğru geliyor.

110520147230

 

İnişimiz çabuk oluyor  Çanakkale yoluna. Çanakkale – İzmir yolu da kaymak gibi asfalt olunca 15 km yol çabuk bitiyor. Aliağa girişinde bisiklet yoluna iniyoruz. Böylece araç trafiğinden kurtulmuş olduk. Metro ile Aliağa dan gideceğimizden dolayı saat 20:00 ye kadar buradayız. Balıkçı barınağında mola vereceğiz. Olcay’ı yoldan saparken çekiyorum.

110520147231

İki kişi daha dönerken çekiyorum.

110520147232

 

Aliağa’nın sahilinde belediyenin yaptığı sahil bisiklet ve yürüme yolunda sakince gidiyoruz. Etraf yeşil çimen ekili, tartan yol kırmızı renkte ve deniz mavi. Önde giden Nilgün bisiklet sürüyor.

110520147234

 

Balıkçı barınağında oturup dinleniyoruz akşama kadar. Acıkanlar balık ekmek yiyor. Birer bira içerek sohbet ediyoruz yaşadıklarımızı. Harika 2 gün geçirdik doğrusu. Toplam 12 kişiyiz, akşam kahvesini pişiriyorum arkadaşlara. Cezvem 4 fincanlık ve 4 tane fincanım olduğuna göre 3 kez kahve pişiriyorum. Dörder dörder içiliyor nefis Tür kahvesi. Masada oturmuş halde resim çekiliyoruz.

110520147236

 

İki tane martı doymuş olacaklar ki aydınlatma direğinin tepesinde biri bir lambanın üstünde, diğeri bir lambanın üstünde. Sanki terazini kefelerine oturmuşlar, yada tahtırıvalliye binmişler gibi.

110520147237

 

İyice dinlendikten sonra 19:00 civarında metro istasyonuna doğru yola çıkıyoruz. Ana yola çıkmadan sahilden, şehir merkezinden ara yollardan metro istasyonuna varıyoruz. Doktor Serhat arabayı buraya park etmişti, Doktor Bülent ve İnci ile vedalaşıyoruz. Onlar Balıkesir İvrindi’ye gidecekler. Serhat ta Semra ile arabayla İzmir’e gideceğinden vedalaşıp uğurluyoruz. Bisikleti alma saatini bekleyip 20:00 de metroya biniyoruz hep birlikte. İlk durak olduğu için yerler boş, iki gruba ayrılarak ön ve arka vagonlara biniyoruz. Nilgün, Olcay ve ben oturmuş halde, bir elimizle de bisikletleri tutuyoruz.

110520147239

 

1 saat 5 dakikada Alsancak garına vararak iniyoruz metrodan. Herkesle vedalaşıp evime doğru sahildeki bisiklet yolundan sanki akşam turuna çıkmış gibi gidiyorum. Sahil yolunda yanlarından geçtiğim insanlar hiç bilmeyecek yaşadığım 2 günü.

Böylece III. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunu tamamlamış oluyoruz. Gelecek yıl yapılacak olan Az Bilinen Antik Ketler Bisiklet Turunda görüşmek üzere..

Sağlıcakla….

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak toplam 63 Kilometre civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritaları

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 6. Gün

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Aliağa – Yenişakran – Yuntdağı Köseler köyü

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

“Gerçi taş baskısı kitaplar

İşportaya düştükten bu yana

Hüzünden epey uzaklaştık

Ama gurbet yine de vardır”

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, çocuklar önde, paraşütü elleri ile havada tutuyorlar.  Önlerinde paramotor var

10298457_817024704989382_3878709490058211091_o

III. Az Bilinen Antik Kentler Turu başarı ile bitmişti ve önemli bir kaza yada olay olmaması bizleri daha da sevindirmişti. 5 gün boyunca turda yaşadıklarımızı andık, resimlere bakıp grup sayfasında paylaşarak anılarımızı tazeledik. Onlarca, yüzlerce hatta binlerce resim olmuştu.

Ama bizler için daha tur bitmemişti, geçen yıl ilkini yaptığımız 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları hala aklımızdan çıkmamıştı. Yunt dağı köseler köyü ilk okulunda hayatımda çocuklarla beraber yaşadığım en güzel 23 Nisan Çocuk Bayramını kutlamıştık gözlerimiz sevinçten yaşları ile birlikte. Sadece ben değil turdaki 120 kişi de aynı duyguları yaşamıştı. Bunu unutmamıştık. Bu yıl rotamız başka yerde olduğu için 23 Nisan Çocuk Bayramını Özdere de Oğan Timinci İlk okulunda kutlamıştık.

Turdan sonra ABAK çalışma grubu olarak Yunt dağı Köseler köyü ilk okuluna bir tur yapalım diye karar aldık. Turdan kalan bir miktar paranın üzerine para toplayıp bir lap top bir projeksiyon cihazı aldık. Ben de kitaplığımda bulunan tüm çocuk kitaplarını paketleyip çocuklara vermek üzere hazırladım. Köyün genç  Öğretmeni Hatice ile iletişime geçerek geleceğimizi bildirdik. 2 Haftalık bir dinlenmenin ardından Etkinlik açarak tura katılmış olanları, gelmek isteyenleri davet ettik. 10 – 11 Mayıs 2014 günü Metro ile Aliağa’ya gidip tura oradan başlamayı kararlaştırdık.

Turumuzla ilgili videoyu H. Olcay ORMANKIRAN hazırlayıp yayınladı

Akşamdan bisikletimi hazırladım. Yemek işini Ketring Osman yapacağından sadece kahve takımı ve ocağımı yanıma aldım. Hava yağışlı olacağından eşyalarımı naylonla sarıp çantama öyle yerleştirdim. Yağmurluğu da almaya karar verdim. 10 mayıs Cumartesi sabah erkenden kalkıp kahvaltımı yaptıktan sonra yola çıktım. Yağmur usulca yağdığından terliklerle bisikleti sürdüm. Ayakkabı ve çorapları naylon torbaya sarıp çantama koydum ıslanmasın diye. Buluşma yerimiz Karşıyaka iskelesi idi. Göztepe iskelesinden vapura binerek Karşıyaka’ya vardım. Henüz kimse yoktu, metro 09:30 dan itibaren bisikletlileri aldığından henüz erkendi. Benden sonra Konak vapuru ile Utku Balkan geldi. Hava yağmurlu olduğundan ayakkabılarımı poşete sararak çantama, terlikleri giyerek buraya kadar gelmiştim. Utku böyle bir resmimi çekiyor Karşıyaka iskelesinde. Başımda turkuaz mavi buuf, üzerimde sarı renkli yağmurluk, Altımda kısa pantolon, ayağımda terlik var. Bisikletim KUZ, bagajda çantalar yüklü. Hava kapalı ve yağmurlu olduğundan gökyüzü mavisi deniz üzerinde yok. Deniz süt gibi beyaz, bulut renginde.

100520147071

Yağmur yağdığından pek gelen olmuyor buluşma yerine. kimisi metroya binip Aliağa’ya direk gidecek. Diğer vapurdan sadece Olcay geliyor, Nilgün hanım Karşıyaka da oturduğu için karadan geldi. Gelen olur diye 09:30 a kadar bekliyoruz. Olcay, Nilgün ve Utku izban istasyonunda bisikletle beklerken çekiyorum.

100520147072

Metro saati gelince iskeleden metro istasyonuna hareket ediyoruz. İstasyondan kent kartları 2 kez basıp içeri giriyoruz. Dünyada sadece İzmir de bisiklet için ayrıca para alıyorlar nedense… Aliağa’ya kadar yoğun kamyon tır trafiğinden kurtulmuş oluyoruz böylece.

100520147075

Doktor Serhat ve Semra hava yağışlı diye arabayla geldiler. Hediyelerin ıslanmaması gerek. Serhat’ın  arkadaşı Doktor Bülent ve İnci de Balıkesir’den gelerek aramıza katıldılar. Doktor Bülent Paraşütçü, Paramotor ile tepemizde uçup resim ve video çekimi yapacak. Yola çıkmadan önce resim çekiliyoruz hep birlikte. Resimde 10 kişi var, bisikletler yüklü olarak önce park halinde.

100520147076

Hareket saatimiz gelince yola çıkıyoruz, hava hafif yağışlı. Yağmurluklarımızı giydik ama öyle ıslatacak kadar yağmıyor. İstasyondan ayrılıp  İzmir – Çanakkale yolundan bir süre gideceğiz Yenişakran’a kadar. İstasyondan çıkış halimiz.

100520147077

Çanakkale yolunda hızlı gidiyoruz. 15 km ana yolda pedal basacağız. Bir an önce Yenişakran’a ulaşıp köy yoluna sapmak gerek. Bisikletler yolun sağından gidiyorlar.

100520147078

Yol eğimi az olunca 15 km çabuk bitiyor. Yenişakran da çay molası veriyoruz. Biraz da acıkınca otlu, peynirli pide atıştırarak karnımızı az da olsa doyuruyoruz. Önümüzde 15 km tırmanış var Yunt dağlarına doğru. Enerji gerek değil mi? Kahveciden hoşuma giden çay içtiğim nazar boncuklu su bardağını ücretini vererek alıyorum. Çay, su içerken gerekli. Önümüzde kapalı ceza evi var. Yol buraya kadar duble ve iyi asfalt döşenmiş. Yeni Şakran’dan sonra hemen yokuş başladı zaten.

100520147080

Kendimi ve arkadan gelenleri elçek resim çekiyorum. Başımda kask, buuf ve gözümde Güneş gözlüğü var.

100520147081

Cezaevi düzlüğüne geldik, sağ tarafta küçük bir gölet var. Yağmur suları burada birikiyor.

100520147082

Ceza evinden sonra yol mıcırlı asfalta dönüşüyor. Biraz daha dikleşiyor eğim. Fakat bu bizi etkilemiyor doğrusu. Ağır ağır çıkıyoruz, dinlenerek, resim çekerek. Yağmur çok az serpiştiriyor. Yağmurluklar hava almadığı için terletiyor, yoksa terlemeden çıkardık bu yokuşları. Arabalar tek tük geçiyor, arada motorlu gençler şaşkın bakışlarla bizlere bakıyorlar.

100520147083

Henüz bahar ayındayız ve yağmur serinliğinde çeşit ot ve çiçek kokusu burnumuza kadar geliyor, ortalık yemyeşil. Yunt dağlarının tepelerinde rüzgar türbinleri sıralanmış usulca dönerek enerji üretiyorlar.

100520147085

Nilgün yükü ile ağır ağır çıkıyor yokuşları. Kendisi iyi bir turcudur, bu yokuşlar ona vız gelir tırıs gider. Çantaları sarı yağmurlukla örtmüş. ıslanmıyor yağmurdan.

100520147086

Yağmurun bereketi ortalığı yeşil otlarla zenginleştirmiş.

100520147087

Yunt dağlarında ilk köye varıyoruz Kapıkaya köyü. Yunt dağlarında kayalık arazi olması nedeni ile daha çok hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Hayvanların su ihtiyacı için çukur yerlere gölet yaparak yağmur sularını biriktirip hayvanları suluyorlar. Zemin kayalık olduğu için su kaçağı da olmuyor göletlerde.

100520147088

Tırmanışımız biraz yavaş oluyor, ne de olsa bagajlarımız yüklü. Yolun eğimi zaman zaman %15 i geçiyor. Yol kıyısında tek olarak zeytin ağacı var.

100520147092

Olcay önümde giderken dönüp bana poz veriyor. Üzerinde mavi yağmurluk var.

100520147093

Yol kıyısında koca bir çitlembik ağacı karşıma çıkıyor. Çitlembik ağacı yüz yaşını geçmiş durumda. Kim bilir kaç kişi ve kimler gelip geçti önünden, sayısı belli değil. Gölgesinde kimler dinlenmiştir. Kuşlar yuva yapıp her baharda yavrularını bu ağaçta büyütmüştür. Soğuk sıcak, kar kış demeden gövdesiyle, dallarıyla, yapraklarıyla hayvanları korumuştur bu ulu ağaç. Benim bu ağacın önünden 4. geçişim oluyor 2012 yılından beri.

100520147094

2. köye geliyoruz Karaahmetli köyü. buraya kadar olan tırmanmamız bitti. Bundan sonra iniş ve çıkışlar var. Karaahmetli tabelasının resmini çekiyorum köy girişinde.

100520147095

Köyün çocukları toplanmış bizlere el sallıyorlardı. Ben de yanlarında durup merhaba dedim. Koca Çitlembik ağacını sordum kaç yaşında diye, bilemediler ağacın kaç yaşında olduğunu. Babaları hatta dedeleri bilemezdi ağacın yaşını. Ağacın yarısı kurumuş, diğer yarısı canlı, yaşam veriyor. Bir süre dinlenip çocuklarla sohbet ediyorum. Çocuklar her yerde harikalar. Üç kız, üç erkek çocuk ve yaşlı çitlembik ağacı.

100520147096

Yanımızda İnci ve doktor Bülent, hem bizlerin resimlerini çekiyor hem de arabaları ile takip ederken bizim hızımıza ayak uydurmaya çalışıyorlar. Duvar dibinde çekiyorum ikisini bir arada.

100520147097

En yüksek noktadayız, Antik kentin kurulu olduğu tepe göründü karşımızda. Solunda da Köseler köyü, yolumuz az kaldı.

100520147098

Çınarlı meslek Lisesinden arkadaşım Metin Sadıç. Bisiklete yeni başlamasına rağmen iyi bir bisikletçi oldu. Beraber Nisanda Çanakkale’ye kadar pedalladık. Ağzını açmış gülerek poz veriyor bana.

100520147099

Metin bana selam verdikten sonra son yokuşu tırmanmaya başladı, Gerçekten de son yokuştu, o da kısa.

100520147100

Bu da kahramanımız Olcay bana doğru geliyor.

100520147101

Yusuf Ünlü, Az Bilinen Antik Kentler turunda tanışmıştım. İyi türkü söyler. Bize sonradan yetişti.

100520147102

Nilgün Gener, iyi bir turcudur. Uluslararası turları yapmıştır. Yağmur yağdığından Eşi Halit abi gelmedi. Bana el sallayıp geçiyor yanımdan. Arabadakiler de doktorlarımız, bizi takip ediyorlar.

100520147103

Köyün koyunları taze otları yemek için yayılmışlar. Akşama kadar otlayıp taze mis gibi sütü sahibine verecek, köylünün geçim kaynağı. Biraz da kendine katık olacak peyniri buradan karşılıyor. Doğa insana her şeyi veriyor hiç bir şey beklemeden.

100520147104

 Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesek te varmasak ta

O köy bizim köyümüzdür.

Köseler köyü aşağıda göründü.

100520147105

Karşımızda görünen tepe Aigai antik kenti. Antik kenti ziyaret edeceğiz. Kazı ekibinden Hocalar da gelip bizlere eşlik edecekler.

100520147106

Nihayet köye varıyoruz, köyün hane sayısı ve nüfusu az ama ilk okulu var. İlk okulun Hatice öğretmeni 2 yıldır burada. 2012 yılında dünya gezgini Gürkan Genç ile ilk defa köye geldiğimizde henüz öğretmeni yoktu.  Öğrenciler bize Pazartesi başlayacağını söyletince çok sevinmiştik. Bizim gitmemizin ertesi günü göreve başlamıştı Hatice öğretmen. Köyün girişinde tabela ile köyü çekiyorum.

100520147108

Köyün kendi yaptırdığı tabela paslanmış, boyası dökülmeye başlamış. Tabelada yazan; Köseler, Hane 60, Nüfus 270

100520147109

Köyün çocukları bizi karşılıyorlar ilk okulun bahçesinde. Bu hafta sonu onlar için değişik ve heyecanlı olacak. Bunu hissetmiş olacaklar ki meraklı gözlerle bakıyorlar bizlere.

100520147110

Çocuklarla hoş geldin resmi çekiliyoruz hep birlikte.

100520147113

Çocuklarla birlikte arabadan Doktor Bülent’in paramotorunu taşıyoruz. Yağmur yağışı yok, hava uçmaya uygun. Çocuklar ilk defa paramotoru görüyorlar. Merakla ne olacak diye heyecanla paramotoru çantasından çıkarmaya başlıyorlar.

100520147114

Doktor Bülent paramotorun parçalarını en ince ayrıntısına kadar usulca, tek tek, kontrol ederek birleştiriyor. Bunu yaparken de çocuklar ve ben merakla izliyoruz. Daha önce paramotor ile uçanları görmüştüm havada ama ilk defa yakından gördüm ve  parçalarının bir kısmını da kendim yerine yerleştirdim. Paramotor, motorun etrafında pervane kadar geniş demir boru ile çevrelenmiş. Motor bu çemberin ortasında borularla bağlı. Arka kısımda, sırt tarafının geleceği yerde file gerili. Pervane kırılırsa parçalar kullanan kişiye gelmemesi için. Motor miline bağlı yaklaşık 120 santim boyunda pervane var. Pervane sert ağaçtan yapılmış. Doktor Bülent eğilmiş parçaları bağlıyor birbirine.

100520147115

Son parçaları da birleştirip hazır hale geliyor. Tolga Ayzıt yardım ediyor.

100520147116

Köyün tüm çocukları ile beraber resim çektiriyoruz pankartımız ile beraber. Gördüğünüz bina Aigai antik kentinde kazı yapan ekibin ait. İlk okulun bahçesinde ayrı olarak taş bina yapılmış. Kazıda çıkan değerli parçaları burada topluyorlar ilk önce. Arka kışında yatakhaneleri var. Hem kazı ekibi hem de kazıda görev alan öğrenciler burada yatıyor. Çocuklar duvarın üstünde pankartı tutuyorlar, solda Serhat, sağda Olcay duruyor.

100520147117

Paramotor hazırlandıktan sonra geniş olan yola çıkarıp paraşütü açıyoruz. Çocukların yardımıyla paraşüt açık ve uçmaya hazır.

100520147120

Sağ tarata kız çocukları sıralanıyor. Kızların hepsinde başörtüsü var.

100520147121

Sol tarafa da erkekler. Çocuklarla beraber elçek resim çekiliyoruz yandan.

100520147122

İlk önce bir deneme yapıyor Doktor Bülent. Her şey tam olarak hazır, sadece biraz beklemek gerek çünkü rüzgar bazen esmiyor. Aslında Yunt dağlarının tam sırtındayız. Manisa ve İzmir illerinin sınırında bulunuyoruz. Burada hiç rüzgar eksik olmaz ama hava bu gün pek durgun. Bülent önde, sırtında paramotor, arkasında açık durumda paraşüt. Paraşütü çocuklar elleriyle kaldırmış, hazır bekliyorlar.

100520147123

Rüzgar olmadığı için beklemeye başladık. Doktor Bülent paramotoru sırtından çıkardı. Rüzgarı beklerken köylülerle sohbet edip resim çekiyorum. Doktor gülerek poz veriyor.

100520147124

Çocuklar merakla paramotorun uçmasını bekliyorlar. Paramotor yerde öylece duruyor.

100520147125

Sonunda biraz esmeye başladı. Doktor Bülent paramotoru sırtına alıp kuşanıyor. Doktor Serhat’a son talimatları veriyor Doktor Bülent. Paramotor ile havadan köyü, bizleri ve Antik kent Aigai’yi video çekimi yapacak. Biz de bisikletlerle antik kentte gideceğiz, yaklaşık 2 km bir yokuş bizi bekliyor. Arkada çocuklar yine paraşütü elleri ile havaya kaldırmış hazır bekliyorlar.

100520147126

Paraşütü tekrar çocukların eline veriyoruz. Aslında tutmalarına gerek yok ama bir işin elinden tutmak, yardımlaşmayı, heyecanı yaşamalarını istedik. Çocuklar da büyük coşkuyla paraşütün ucundan tuttular. Çocuklara paraşüt gidince geriye doğru koşmalarını söylüyoruz. Çünkü pervanenin yerdeki mıcır taşlarını fırlatma olasılığı var. Onun için bir kaç kez uyarı yapıyoruz ki bir yaralanma olmasın diye. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

10298457_817024704989382_3878709490058211091_o

Pervanenin meydana getirdiği hava akımı ile paraşütün içi hava dolarak şişiyor. Paraşüt şiştikten sonra Doktor Bülent ileriye doğru koşmaya başlayıp paraşüte dolan havanın kaldırma gücü ve pervanenin meydana getirdiği rüzgar kuvveti ile paraşüt hava dolup yükselmeye başlıyor yerden

100520147127

Ve motorun gücü ile iyice havalanıyor, bir kuş gibi süzülerek üzerimizde dolaşmaya başlıyor. Sadece Doktor Bülent paramotor ile uçmasına rağmen sanki paraşütle biz uçuyormuş gibi heyecanla uçuşu takip ediyoruz. Paraşüt havalandıktan sonra biz de bisikletlerimize binip Aigai antik kentine doğru pedallamaya başlıyoruz. Bütün yükümüzü okulun bahçesine bıraktık. Onca yokuşu yüklü tırmanmamızın ardından yüksüz bisiklet tüy gibi, sanki altımızdan uçuverecek gibi. Paraşüt biraz yukarıda, yolda giden bisikletçiler. Aigai tepesi karşıda.

100520147128

Aigai antik kente tırmanırken yol kıyısında Antep fıstığı ağaçlarını görerek duruyorum. Antep fıstığı ne arıyor dağın başında demeyin. Fıstıklar henüz olgunlaşmamış daha, taze. Henüz yenecek durumda değil. Ege bölgesinde Çitlembik ağaçları var bol miktarda. Her yerde yetişiyor, doğal olarak. Pek öyle yenecek bir yemişi de yok. Yemişlerinin tadı insanın ağzını buruşturacak kadar acımtırak. Sadece kuşlar yiyor Çitlembik ağacının yemişlerini, ama yağlı bir yemiş. Göçmen kuşlar göç öncesi bu yemişlerden yiyerek vücutlarında yağ depolayıp göç sırasında havada bu yağları yakıyorlar. Bu Antep fıstığı işini kim başlattı bilemiyorum ama nasıl yapıldığını öğrendim. Doğada kuşların bıraktığı tohumlardan yetişen Çitlembik ağacı 30 – 40 yaşlarında gövdesi 50 cm çapında olunca dalların başladığı yerin altından gövdeyi kesiyorlar. Ağaç ertesi yıl yeni filizler veriyor. Filizler yıl sonunda büyüyünce aşı zamanında Antep’ten getirilen çubukları gövdeden çıkan çubuklara kalem aşısı yaparak Çitlembik ağacı Antep fıstığı ağacına dönüyor. Çitlembik ağacının yaprakları Zeytin yaprakları kadar 4 cm uzunluğunda 1 cm genişliğinde oluyor. Antep fıstığı ağacının yaprakları daha çok Kayısı ağacının yapraklarına benziyor. Yapraklar geniş, oval biçimde. Fıstık yağlı oluyor böylece. Bütün ege bölgesinde Çitlembik ağaçlarının çoğunu böyle aşılayıp Antep fıstığı ağacına dönüştürerek köylüler gelir elde ediyor. Antep fıstığı ile aşılı Antep fıstığı arasındaki fark Antep’te nem az, sıcaklık fazla olunca yemişler daha küçük ama daha yağlı oluyor. Aşılı fıstık yemişi daha iri ve nemden olacak az yağlı. Antep fıstığı fiyatı pahalı aşı Antep’e göre. Antep fıstıklarının kabukları az kızarmış durumda. Fıstık taneleri salkım benzeri kümeler halinde.

100520147129

Biraz dik bir rampa, yüksüz olduğum için rahat çıkıyorum. Kendimi ve arkamdakileri çekiyorum yokuşu çıkarken.

100520147131

Kazı yapan ekibin hocaları Doktor Mesut Eroğlu ve Doktor Ervin İnkaya bizleri kırmayıp kazı alanına gelip bizlere kazı hakkında bilgi veriyorlar. Ege’ye ismini veren Aigai antik kentini gezdirecekler. Hepimiz toplandıktan sonra başlıyorlar antik kenti anlatmaya. Mesut ve Ervin yan yana.

100520147132

Aigai Kısa Tarihçesi: Aigai Kenti Mysia sınırlarına denk gelmesine rağmen Aiol’ların kurduğu 12 kentten birisidir. Temnos Antik Kenti ile birlikte içeride kalan kentlerden biridir, diğer kentlerin tamamı Ege denizi kıyısında konumlanmıştır. MÖ.1100 yıllarında kurulduğu kabul edilmektedir. Aiol’lar Batı Anadolu’da kıyı kesimlerinde yerleşimler kurmalarına rağmen Aigai’yi denize uzak ve dağlık bir kesimde kurmuşlardır. Bulunduğu coğrafya itibarıyla savaşların ve istilaların uzağında kaldığı için kuşatmalara ve yıkıma maruz kalmamıştır.

Aigai Kenti Bergama Krallığının hakimiyetinde önemi artmış olduğu düşünülmektedir. Ege Bölgesinde MS.17 yılında meydana gelen büyük depremde kent büyük ölçüde tahrip olmuştur. Tiberius tarafından bölgedeki birçok kentte yapılan yardım buraya da yapılmış ve kent onarılıp yeniden inşa edilmiştir.

Aigai halkı özellikle hayvancılık ve tarım konularında faaliyet gösteriyorlardı. Ayrıca dokumacılık da önemli geçim kaynağıydı. Anlaşma imzaladıkları müşterilerine, komşu şehirlerden mal almamalarını şart koşarlardı.
Aigai’de Gladyatör Dövüşleri de yapılmaktaydı. Altertumer’de de anılan yazıtta bir yapının onarımı için kentte üç kez gladyatör dövüşleri düzenlenmiştir. Hatta bu dövüşleri kazanıp özgürlüklerini kazanan köleler, daha sonraları para kazanmak amacıyla da gladyatörlüğe devam ederler.

Aigai Kazı ve Araştırma Sonuçları: Aigai kentinde ilk araştırma Bergama Kazısını yürüten Alman Arkeologlar tarafından 1885,1886 yıllarında yapılmış ve 1889 yılında “Altertümer von Aigai” adı altında yayınlanmıştır. Richard Born ve Carl Schuchhardt’ın ortak çalışması olan bu yapıt 2004 yılında arkeolog Sayın O.Kürşat Serttürk ve M.Hamdi Kan tarafından Türkçe olarak yayınlanmıştır. Bu önemli yapıtı internet ortamında elde etmeden ve okumadan Aigai Kenti gezinizin eksik olacağını söyleyebiliriz.

Yine Sayın Şükrü Tül’ün Ege Yayınları tarafından 1995 yılında basılan  “Aigai – Aiolis’te Bir Dağ Kenti” kitapçığı bu kenti dolaşırken ve tanırken size yardımcı olacağını düşündüğümüz nefis bir gezi kitapçığıdır. Şükrü Tül hocamızdan yeni kazılar ışığında ortaya çıkanlara göre daha kapsamlı bir kitap beklediğimizi belirtelim.

Sayın Prof.Dr. Hasan Malay, “Manisa ve Denizli İllerinde Epigrafik Araştırmalar” yazısında 1981 yılında Maldan Köyünde bulunan ve Manisa Müzesine getirilen yazıtlı bir bloktan söz etmektedir. Yazıt Helenistik Döneme ait ve yörede hakimiyet kuran kişilerin “Kraliyet Hazinesi” olarak almış oldukları vergilerin oranlarını belirtmektedir. MÖ.300’lü yıllara ait olduğu düşünülen bu yazıt, o dönemde yöre halkından topraklarının ve çiftliklerinin önce ellerinden alındığı sonra da geri verildiği anlaşılmaktadır.

Menemen ilçesi üzerine yapmış olduğu çalışması ile adını çok sık olarak andığımız değerli hocamız Sayın Prof.Dr Ersin Doğer tarafından Aigai Kenti kazıları 2004 yılında başlatılmış ve günümüzde de sürdürülmektedir.

Doktor Bülent tepemizde dolanmaya devam ediyor bu ara. Can Çıtak ve paraşüt aynı karede.

100520147133

Hocalar anlata anlata yukarıya doğru tırmanmamız devam ediyor. Antik kentin giriş yolu, tabanı düzgün kesimli taş döşeli. Bu yol komple toprak altındaymış, kazılarak gün yüzüne çıkarılarak bu hale gelmiş kentin giriş yolu.

100520147134

Arkeologlar anlatıyor, bizlerde dinliyoruz pür dikkat duvarın dibinde. Duvar düzgün yaşlar yontularak örülmüş, yaklaşık üç metre yüksekliğinde.

100520147135

Bahar ayında olmamızdan dolayı taşlar yosun tutmuş. Yosunlar daha çok kuzey tarafında. Ağaçlarda daha da belirgin. İlk okulda öğrettikleri gibi ağaç gövdelerinde yosunlar daima kuzeyi gösterir. Bu gerçeği burada görüyorum.

100520147136

Antik kenti yüksek bir tepeye kumuşlar, çıktıkça manzara artıyor. Yontulmuş taşın üzeri yosun kaplanmış. Bu durum sadece 1 yılda meydana gelmiş, düşünün 50 yılda ne hale gelir. Aigai antik kenti tamamen toprak ile örtülü ve 2004yılından beri yapılan kazılarda kentin giriş yolu ve girişindeki binaların bir kısmı kazılmış. Daha kazılacak çok yer var. Aşağısı derin bir vadi.

100520147137

Şehrin giriş kapısındayız. İsa’dan sonra 17 yılda büyük depremde yıkılan kenti onarmasına yardım eden Roma imparatoru Tiberius adına kapı ismi konulmuş. Bunu yazan tabela konmuş girişe.

100520147138

Giriş kapısına tel kapı kanatları yapılmış ve kapı nasıl tutturulmuş. Çatal iki dal taşın altında sabitlenerek yuvarlak odunu tutuyor. Kapıyı da menteşelerle sabit oduna tutturmuşlar. Çok basit bir yöntem. Kapı inekler girmesin diye yapılmış. İnsanlar zaten kilit koysan da girebildiklerine göre sadece hayvanlar için.

100520147169

Alt kısma da aynı çatal ile odun sabitlenmiş. Çatal taş arasında sıkıştığından ağırlık nedeni ile sabit duruyor.

100520147168

Giriş kapısı böylece ayakta duruyor.

100520147139

Yamaç dik olunca istinat duvarları yapılmış yer yer. Burada doğal kaya ile birlikte örülmüş taş duvar.

100520147140

Şehrin girişindeki ilk yapı hemen solda Yol Tanrısı Hermes’in tapınağı var. Yoldan gelenler ilk önce buraya ulaştıkları için kurban ve adaklarını burada adayıp içeri giriyorlar.

Yunan Mitolojisi’nde Hermes rüyaların ve ruhların rehberi, tanrıların habercisi, Zeus’un güvenilir elçisi, lirin mucididir. Ayrıca yolların, çobanların, hayvanların, sosyal ilişkilerin, ticaretin, şansın, etkili konuşma becerisinin ve hırsızların da tanrısıdır. Gece ile gündüz, rüya ile gerçek, bilinçle bilinçdışı, bilinenle bilinmeyen, ölümle yaşam, tanrılarla insanlar arasında duran eşikleri ve geçişleri; kısacası varoluşun tümünü kapsadığı için yol ve tarla kenarlarında onu simgeleyen sınır taşları dikilirdi. Hermes heykellerinin üst kısmı büst veya yarım gövdeli, alt kısmı ise genellikle kare kaidedir. Sınır taşları tapınak, kütüphane, gymnasium gibi yapıların önlerine; evlerin girişlerine; halka açık alanlara, mezarlara yakın ve şehir sınırlarına da yerleştirilirdi. İşaret taşı olarak da kullanılan bu kutsal heykellere adaklar bırakılırdı.

Tapınağın giriş kapısı, duvarlar 1 metre yüksekliğinde.

100520147141

Kazı 2004 yılında başladığı için şehrin girişinde 4 – 5 bina henüz kazılmış ve arkeologların dediğine göre 10.000 de 1’i kazılmış durumda. Kabaca böyle kazılırsa 3 kuşak devam edeceğini söylüyor bize. Antik kent çok büyük ve toprak altında. Toprak üstünde kalan yerleri dolaşmaya başlıyoruz. Binalar yan yana, temel duvarları ile bir çok yapı görünüyor. Duvarlar 1 metre kadar yükseklikte.

100520147142

Duvarların iç kısımları derin, bir insan boyunda. İçeride kısa sütunlar var.

100520147143

Tuvalet olduğu deliklerden belli olan taş blok. İki tane ucu dışarı açık yuvarlak delik. Alt kısmı boşluk.

100520147144

Bitişik odalar, giriş kapı boşluğu. Odalara giriş kapıları yapılmış.

100520147145

Altında delik olan, üzerinde küp şeklinde blok taş, iç kısmı oyulmuş. Büyük bir olasılıkla dibek taşına benziyor.

100520147146

Duvar dibinde iki sütun ayağı.

100520147147

Düzgün yontulmuş blok taşlarla yapılmış bina duvarları. Kimi taşlar dikine konmuş duvar içine.

100520147148

Ön kısımlarda düzgün duvar taşları, arka kısımda doğal taşlarla gelişi güzel örülmüş. Taşların üstü papatya çiçekleri açmış.

100520147149

Tabelada yazdığına göre burası Bouleuterion (Kent Meclisi) City Council. Duvar blok taşları yıkılmış durumda.

100520147150

Kent meclisinin yıkıntı taşları irili, ufaklı dağınık durumda.

100520147151

Bina duvarında blok taşları, kapı için dikine konmuş blok taş.

100520147152

düz yivli sütun parçaları duvar taşları arasında görünüyor. Buradaki yontulmuş tüm taşlar bu bölgeye ait kahverengi granit taşlardan yapılmış. Şimdiye kadar beyaz mermer olarak hiç gözüme çarpmadı. Yıkıntılar arasında ağaçlar çıkmış.

100520147153

Düz ve yivli sütun parçaları.

100520147154

Sütun ayakları dairesel yontulmuş.

100520147155

Burasının önemli bir kent olduğunu agora binasından anlıyoruz. Agora binası 3 katlı, düzgün yontulmuş taşlardan yapılmış. Doğuya bakan yüzündeki ön duvar hala ayakta. Onlarca dükkan bulunmakta.

100520147157

Burada balık satışı yapılıyormuş, denizden ve nehirden yakalanan balıklar burada satılırmış. Tabanı su geçirmez bir biçimde yapılıp balıklar canlı canlı satılırmış mezat yerinde. Mezat yeri 5 metre çapında, tamamen yuvarlak bir zeminde. Çevrelenmiş 3 basamak var oturma yeri olarak.

100520147158

Agora binasının dükkanları. Giriş kapısı ve yanında pencereleri, sıralı ve düzgün olarak yapılmış. Yatay blok taşlar düzgün olarak üst üste konulmuş. Kapı ve pencere yanlarına dik olarak konmuş blok taşlar.

100520147159

Aigai antik kenti tam olarak bir tepenin üzerine kurulmuş. Etrafı derin uçurum olarak çevreli olunca korunaklı bir kent olmuş. Arka kısımda derin uçurum var, dibi görünmüyor.

100520147160

Agora binasının ön duvarı ne kadar yüksek olduğunu görüyorsunuz. Muhteşem bir yapı ve Aigai’nin zengin olduğunun göstergesi. Duvarın yüksekliği on metre kadar. Eni de yaklaşık 20 metre kadar var.

100520147161

Duvardaki dükkan kapısından iç kısmını çekiyorum. İçeride depo odaları yapılmış ayrıca.

100520147162

Güzelhisar barajını besleyen çay. Kentin doğusunda çok dik yamaç bulunmakta. Aşağısını çekmek için biraz aşağıya inmek zorunda kalıyorum. Ağaçlardan dolayı iyi resim alamadım. Kent dik yamaçlarla çevrili olması doğal bir koruma sağlamış.

100520147163

Aşağıdan kentin duvarını çekiyorum. Duvarda çıkıntı sütun olarak güçlendirilmiş. Bu duvarın üstünde balık mezat yeri var.

100520147165

İsa’dan sonra kentin doğusuna kiliseyi yapmışlar. Henüz kazılmamış buraları. Tabelada Doğu Şapel / East Chapel olarak yazılmış.

100520147166

Papatyalar etrafı sarmış, yağmurlardan dolayı ortalık yeşil ve ıslak. Ayakkabılarımız ıslanmış durumda otların yüzünden. Papatyalar arasında az miktarda blok taşlar görünüyor.

100520147167

Antik kent gezimiz bitti, giriş yerine geldik Girişte taş basamaklarda Utku üşüdü ve başladı kültür fizik ısınma hareketlerine. Şinav çekiyor kırmızı renkli yağmurluğu ile.

100520147170

Antik kent turumuzu bitirip köye doğru inişe geçiyoruz hep birlikte. Buralarda tarımdan çok hayvancılık yapılıyor. Köylü amcam da bütün gün otlayıp gelen koyunların süt dolu memelerini sağmaya başlamış bile. Selam veriyoruz ağıldaki köylüye.

100520147171

Arkeolog hocaları bizleri kırmayıp tatil gününde gelerek antik kenti dolaştırmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz. Olcay Serhat ve arkeolog hocaları ile resmini çekiyorum.

100520147172

Normalde çadırlarda kalmayı planlamıştık. Çadırları buraya kadar taşıdık ama Arkeologlar bize yatakhanede  kalabilirsiniz diyerek anahtarlarını bize bırakıyor. Çadırları kurmayacağız, hava da yağabilir. Bu iyi oldu bizler için. Köyün çocuklarına çadırı nasıl kuruyoruz onu göstermek için çadırı açıp çocuklarla birlikte kuruyoruz. Çok hoşlarına gitti, ilk defa çadır kuruyorlar. Güle oynaya çadırı kuruyoruz. Etrafımda çocuklar, çadırı kuruyorum.

10334387_310265592456244_7262093963422243629_n

Çadırı kurduktan sonra ilk önce erkek çocuklar ile çadırın içinde resim çekiyorum. Olcay ve 5 çocuk çadırın içinde. Olcay sırt üstü yatmış durumda. Çadırın içinde olma duygusunu çocuklar gülerek yaşıyorlar.

100520147174

Ardından kızlar çadırın içine giriyorlar. Semra ve üç kız çadırın içinde.

100520147175

Kızlar çadırımı işgal etmiş durumda, erkekler dışarıda kalmış, ama çocukların mutluluğu yüzlerinden okunuyor.

100520147176

Çadırı toplayıp sadece uyku tulumlarını alarak yatacağımız yatakhanelere bırakıyorum. Ardından Ketring Osman yemekleri ile birlikte gelerek leziz yemeklerinle karnımızı doyuruyoruz. Köyün genç muhtarı da bir kaç kuru odun getirerek el arabası içinde ateşi yakıp etrafında toplanıyoruz. Ateşin büyülü kızıl rengi yüzlerimize vurarak muhabbet edip türküler söylüyoruz. Yarın daha da güzel olacak, çocuklara getirdiğimiz hediyeleri vereceğiz.

100520147177

Ateşin karşısında kahve pişiriyorum herkese. Sırayla dörder dörder kahve pişiriyorum. Ocak, üstünde cezve, kahve kabarmak üzere, fincanlar, kahve kutusu, şeker ve termos.

10270294_310265792456224_4767387713385700450_n

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak yol 30 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 5. Gün

23 Nisan 2014 Çarşamba

Özdere – Klaros – Menderes- Alsancak

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Ah kavaklar, kavaklar…

Bedenim üşür, yüreğim sızlar.

Beni hoyrat bir makasla

Eski bir fotoğraftan oydular.

Orda kaldı yanağımın yarısı,

Kendini boşlukla tamamlar.

Omzumda bir kesik el,

Ki durmadan kanar.

Ah kavaklar, kavaklar…

Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar.

____ Metin ALTIOK

 

Güzel bir uykunun ardından harika bir manzara önünde uyanıyorum.  Gökyüzü maviye boyanmamış, deniz beyaz, kumsal ve adacık. Küçük bir koya tepeden bakarak uyanmak. Güne her gün böyle başlayamıyorum. Çadırımın içinden bu güzel manzarayı seyrederek zaman geçiriyorum bir süre. Bütün kuşlar çoktan uyanmış sabah türkülerini cıvıldaşıyorlar. Uzaktan teknenin pancar motorunun sesi geliyor.

230420146923

Sabahın erken saatlerinde balıkçı motoru kısmetini avlamaya gidiyor. Tekneye rastgele diyorum uzaktan elimi saylayıp. Bir süre teknenin motoru sabahın sessizliğini bozuyor. Tekne gittikten sonra tuvalete elimi yüzümü yıkamaya gidiyorum. Kimi arkadaş uyanmış, onlara günaydın diyorum. Daha sonra Elektriği kesmeden önce şarjda olan telefonları çıkarıp panodan kablo bağlantılarını sökerek kabloları topluyorum. Tuvaletlere çektiğim aydınlatma lambalarını sökerek kabloları topluyorum. Böylece bana düşen görevi erkenden bitiriyorum. Canavar Enes te megafonu eline alarak Hababam sınıfı filminin izci kampındaki müziği telefonda çalarak uyuyanları uyandırıyor.

Kırmızı gelincik çiçeği açmış otların arasında tek başına. Çarşaf gibi denizde giden tekne beyazlıklarda kaybolmak için gidiyor.

230420146926

Sevgili Osman bize sabah kahvaltısını hazırlıyor buruk bir sevinçle. Bu gün son günü, 5 gün boyunca bize o kadar alıştı ki bitmesini istemiyor bir türlü bu turu. Ama önümüzdeki günlerde İsmailler köyüne mutlaka gideceğimizi söylüyorum kendisine. Canla başla bizlere güzel yemekler sundu, sen harika bir insansın Osman Duman ve eşin. Sizlere sonsuz teşekkürler. En kısa sürede buluşma dileği ile. Osman ile birlikte resim çekiliyoruz arabasının arkasında.

230420146925

Arkadaşların toplanmasını beklerken dört bisikletçi kayada oturmuş muhabbet ederken resmimizi çekiyorlar. Antalya Manavgat’tan Mustafa Sayan ve İzmir’den İrfan bu gün bizden Ahmetbeyli Claros antik kentinden ayrılıp Antalya’ya doğru pedal çevirecekler. Şafak Omaç bizle gelecek Menderes’e kadar.

0-2

Kamp alanında pankartımız iki okaliptus ağacına bağlı. Önde iki bisiklet var.

230420146924

Kampta bulunan tüm bisikletçiler çadırlarını topladıktan sonra bisikletlere takılmak üzere balon ve bayrak dağıtıyoruz. Balonlar şişirilip bisiklete bağlanıyor. Bayraklarla gidonları süslüyoruz. Bu gün 23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı. Özdere de bulunan Oğan Timinci İlk okunda öğrencilerle birlikte bayramı kutlayacağız. Tüm bisikletçiler hazır olduktan sonra hatıra resmi çektiriyoruz hep birlikte. Resim çekildikten sonra yola çıkıyoruz. Bayram için kortej yürüyüşü yapılacak ona bisikletlerimizle katılacağız.

0-0

Kamptan ayrılıyoruz, işte videosu. Çam ormanındaki kamptan ayrılan bisikletçiler önümden geçiyor.

abak3 paylaşan: urimbaba

Kortej ana yolda olacağından jandarma yolu bir süreliğine trafiğe kapatmış. Kortej yerine gelince beklemeye başlıyoruz. İlk önce öğrenciler bayrakla yürümeye başlıyor. Kortejin önünde bayraktar U dönüşü ile önümüzde gitmeye başladılar

230420146930

Bisikletlerle oluşturduğumuz kortejin önünde kadınlar sırasına geçiyorlar.

230420146931

Arkadaki kadınlar, kortej dörderli olunca sıra sıra resim çekerek arkalara doğru gidiyorum.

230420146933

Kadın korteji devam ediyor.

230420146934

Kadınların sonundayım, bundan sonra erkekler başlıyor.

230420146935

Erkeklerin başında Olcay ön sırada.

230420146936

Erkek kortejini bölüm bölüm çekiyorum.

230420146937

Erkekler devam ediyor.

230420146938

Erkekler devam ediyor.

230420146940

Erkekler devam ediyor.

230420146941

En arkaya geldim, Manavgatlı Mustafa Sayan Güneş gözlüklerini düzeltiyor.

230420146942

Kortejin en arkasında yine ben varım. Sevgili arkadaşım dengesiz İrfan Sorumsuz biçimde beni yalnız bırakmıyor. Onun arkasında  bisikletim KUZ park halinde sehpasında.

230420146943

Okula varıp bisikletlerimizi park ediyoruz bahçeye. Ardından törenin yapıldığı alana geçiyoruz. Töreni sunan iki öğrenci, biri kız, biri erkek çocuk güzel sesleri ile töreni başlatıyor.

230420146947

İstiklal Marşının ardından öğrencilerin hazırladığı oyunlarla bayram başlıyor. 23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramı. Okulun üst katından bahçede toplanmış öğrenciler, bisikletçiler ilk olarak ana sınıfı öğrencilerin oyunlarını izliyorlar.

1-2

Öğretmenleri başında ana sınıfının minik öğrencileri oyunlarını oynuyorlar. Okul bahçesi Atatürk ve Türk bayrakları ile donatılmış.

230420146945

Minik öğrenciler oyun gereği erkekler yere çömelmiş durumda, kızlar ayakta.

230420146950

Minik öğrencilerin hareketleri, oynadıkları oyun büyüleyici. İzlemeye doyamıyorum.

230420146951

Minik ana sınıfı öğrencilerinin hazırladığı oyun videosu. Harika çocuklar.

abak4 paylaşan: urimbaba

Öğrencilerle birlikte Azeri Atabarı oyununu hep birlikte müzik eşliğinde neşe içinde oynuyoruz.

1-1

Öğrencilerle karışık oynamaya devam, kolları açmış zıplıyoruz müzik ritmine göre.

1-4

Durmak yok, oynadıkça coşuyoruz, bir o yana bir bu yana.

1-5

Güzel kızlar poz veriyor kameralara Devrim ile birlikte.

1-33

Sahneye Efeler çıkarak Zeybek oyununu oynuyorlar.

abak5 paylaşan: urimbaba

Doktor Serhat Ferahi Değimli ve İlkay Özvardar  Bizlere Ege bölgesinin Zeybek oyununu Efe kıyafetleri ile oynuyorlar. Ardından Serhat tek başına oynamaya başlıyor. Seyredenleri adeta büyülüyor  davul ve zurnanın ritmi ile yaptığı hareketler. Ben de yerde oturmuş cep telefonu ile resim çekiyorum.

Hayda bre Efelerrr.

1-6

Efeler art arda yürüyor kollarını sallaya sallaya. Sanki buraların efesiymiş gibi. Ama öyle, onlar buraların gerçek efesi.

230420146952

İlkay öylece duruyor, Serhat kollarını kaldırmış havaya tek ayağı üzerinde.

230420146953

Serhat tek başına Arap zeybeği oynuyor. Oyun hareketleri çok ağır ve sabır istiyor.

230420146955

Ağır hareketlerle ayaklar davulun ritmine göre bir iniyor, bir kalkıyor.

230420146956

Bazen de dizler kırılıp çömeliyor.

230420146957

Ritim o kadar ağır ki bir ayağını havaya kaldırıp indiresiye kadar uzun zaman geçiyor.

230420146958

Oyunlar bitince ortalık boş kalmasın diye alanda resim çekiliyoruz, herkes mutlu. Resimde 7 kişi varız.

1-7

Oyunların ardından Okul müdürü ve yönetimi bizlere plaket ve çiçek vererek bayrama katıldığımız için teşekkürlerin bildiriyorlar.

230420146959

Serhat, Olcay ve İlkay, ellerinde seramik tabak ve çiçekler var.

230420146962

10 Kişi resim çekiliyoruz, Olcay’ın elinde çiçeklerle birlikte.

1-8

İçimizdeki sevinç o kadar çoğaldı ki içimiz içimize sığmıyor. Müzik eşliğinde oyunlar oynuyoruz durduğumuz yerde.

1-9

Olcay elindeki çiçekleri masalcı Esma’ya veriyor.

230420146963

Az Bilinen Antik Turu adına kendimizce hazırladığımız hediyeleri vermek için okulun içine giriyoruz. Bu hediyeler ulu orta verilmeyeceği için sınıflardan birinde hazırlanıyoruz. Okulun giriş kapısında çocuklar ve velileri. Kapı üstündeki tabelada İzmir Menderes Özdere Oğan Timinci İlkokulu, yanında da Özdere Oğan Timinci ortaokulu yazılmış.

230420146964

Az Bilinen Antik Kentler Turu için topladığımız ücretlerden bir kısmını okulun fakir öğrencilerine alış veriş fişi hazırladık. Daha önce fakir öğrencilerini belirlemiştik öğretmenlerle birlikte. Kimsenin görmemesi için sınıflardan birinde öğrencileri topladık.  Alış veriş fişlerini vermek üzere bisikletçi kadın arkadaşları da sınıfa topladık. Ardından her bir kadın arkadaşımız bir öğrenciye fişlerini tek tek verecek. Çok güzel, duygu yüklü anlardı.

230420146965

İlk önce en yaşlı kadın olan Antalya’dan katılan Meral Kurşungeçmez, yani Meral ablamız hediye çekini veriyor bir kız öğrenciye.

230420146966

Arkadan bir kadın arkadaşımız da kız öğrenciye veriyor hediye çekini.

230420146967

Esra Alkan da veriyor erkek öğrenciye hediye çekini.

230420146968

Ebru Umuç hediye çekini kız öğrenciye veriyor.

230420146969

Antalya’dan katılan Işıl Dirlik Tutucu hediye çekini kız öğrenciye verirken.

230420146970

Devrim erkek öğrenciye hediye çekini vermiş, yan yana çekiyorum bir poz.

230420146972

Doktorumuz Burcu Koçay ve bisikletçi arkadaşla birlikte erkek öğrenciyle birlikte resim çekiyorum.

230420146973

Antalya’dan Emel Topaloğlu da veriyor hediye çekini erkek öğrenciye.

230420146975

Muğla Köyceğiz’den aramıza katılan Nur Koray Yılmaz da hediye çekini kız öğrenciye veriyor. Yanlarında Olcay da poz veriyor.

230420146976

Sevgili Gözde Emine hediye çekini verip resim çekiliyor kız öğrenci ile.

230420146977

Hediye töreni ardından he beraber resimlerini çekiyorum öğrencileri  kadınlarla birlikte. Buradaki ortam anlatılmaz, sadece yaşandı.

230420146980

Mustafa Kemal Atatürk, sayende bu güzel günleri görerek öğrencilerle beraber çocuklara armağan ettiğin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutladık. Sana sonsuz teşekkürler, geleceğimiz olan çocuklar bizlere emanet. Mustafa Kemal Atatürk portresi halıya dokunmuş. Başında kalpak var.

10291297_10152344724103011_2661212956916031185_n

Çocuklar, geleceğimiz. Hepsi ayrı ayrı güzel, pırıl pırıl yüzleri içimizi aydınlatıyor. Selahattin Tavkaya küçük kız öğrenci ile poz veriyor kameraya.

1972367_10152344724633011_2884552329770339149_n

Masalcı Esma kız öğrenciyi yanağından öperken.

10270435_10152128634165888_4725384354038309258_n

Gözde Emine de yakışıklı erkek öğrenciyi yanına almış birlikte poz vermişler. Öğrencinin gözünde Güneş gözlüğü var.

10270720_10152128634040888_3115256951858865168_n

Esra Alkan da iki arkadaşla birlikte kız öğrenci ile pz veriyorlar. Esra kaskını kızın başına takmış.

10345748_10152128633600888_15401928888999108_n

Minik yüreklerinde hepsine ayrı bir renk dışa vurmuş. Yüzlerinde gülücükler eksik olmasın. Yüzleri renklerle boyanmış kız öğrencileri.

1-12

Çocukların neşesi, gülücükleri ve sevgileri bizim canavarı ne hale getirmiş görüyorsunuz değil mi ? Ağzı kulaklarına varıyor, resmen canavar değişime uğradı. Sevimli bir canavara dönüştü. Zaten çocukları korkutamamıştı.

10275948_10152128636090888_3559439702959268649_n

Okulun kalabalık olması bayram havasını kat be kat artırdı. Benim de neşem sonsuz, harika bir çocuk bayramında bulunuyorum. Kalabalık içinde Devrim beni çekiyor. Başımda mavi buuf, boynumda kırmızı buuf var.

10336830_10152408666912661_5036199449010126043_n

Pankartımızı çocuklara vererek resim çekiyoruz, bayram çocuklar için. Çocuklar elleri ile pankartı tutmuş, hepsi de neşe içinde.

10321717_10152119517910888_8336039902436820872_o

Sonra biz de aralarına girdik çocukların, kimimiz yere oturdu. Pankartla çekildik.

10269276_10152119518355888_5579330649270282202_o

Coşkular bir türlü bitmek bilmiyor. Biz de bir grup coşkulu poz veriyoruz kameraya.

10247442_10152128633485888_7127497269320558980_n

Okulun öğrenci sayısı 550 civarında, ilk önce hepsine hediye vermek bizim için biraz zordu. Ama Olcay ve Serhat hocanın gayreti ile İzmir Büyük Şehir Belediyesinden tüm çocuklara vermek için hediye çantalarını kopartmayı başardı. Az da olsa öğrencilere hediye vermek çok güzeldi. Hazırladığımız hediye çantalarını tüm öğrencilere vererek bayramı şölen havasına dönmesine neden oldu. Fakir öğrencilere verdiğimiz alış veriş fişleri ayrı bir özelliği vardı ama hediye çantaları bambaşka bir boyuta ulaştık sanki. Hediyesini alan küçük öğrenci teşekkür ederek yanımızdan ayrılırken sevincimiz bir kat daha artıyordu. Gönüllü arkadaşlar çantaları arabadan kucak kucak alıp bizlere veriyorlar. Gönüllülerden birisi Antalya’dan Ümit Kurşungeçmez. Kucağında çantalar poz vermiş.

1-13

Hediye çantasını alan öğrencilerle birlikte poz veriyoruz kameralara. Kamera yere yakın.

1-10

Kimimiz merdiven basamaklarına oturduk öğrencilerle. Ellerinde çantalar, yüzlerindeki mutluluk okunuyor.

1422618_10152128632455888_8836450343018931595_n

Çocukları sevindirmek gerek değil mi! Utku bisikletine bir çocuk almış tur attırıyor. Gerçi çocuklar kendileri binmek istiyorlardı ama tek başına binecek kadar büyük olmadıklarından izin vermedik. Bir de bisikletlerimiz yüklü ve ağır olduğundan kontrol edemezlerdi. Erkek öğrenci, kadro borusuna oturmuş, Utku renkli atlet giymiş, başında siperli şapka takılı olarak bisiklet sürerek öğrenciyi gezdiriyor.

1-14

Yolcu yolunda gerek, en güzel bir çocuk bayramını yaşadık hep birlikte. Bu güzel günü hiç birimiz unutmayacağız. Herkesi toparlayıp yola çıkarmaya başladım. Bahçede bisikletçi kalmayınca be de tam çıkacakken bir kız çocuğu yanıma geldi. 8 – 9 yaşlarında, renkli bayramlık eteğinle karşımda durarak

” Amca okulumuza bisikletlerle gelip bayramımıza katılarak birlikte 23 Nisan Çocuk Bayramımıza renk kattınız. Bizleri çok sevindirdiniz, hepinize çok teşekkür ederim ”

dedi. Küçük kızın minik yüreğinden gelen bu sözler beni çok duygulandırdı. Bisikletimden inerek minik kızın yanaklarından öperek teşekkür ettim. Ömrümde aldığım en güzel hediye. Başka söyleyecek söz bulamadım, hoşça kal diyerek yanından ayrılıp yola çıktım. Bazı anlar vardır resmi çekilmez. İşte o anları yaşadım. Çektiğim resim ise bisikletim KUZ. Gidonda iki Türk bayrağı takılı, kırmızı – pembe renkli sardunya çiçekleri arasında park etmiş beni bekliyor.

1-11

Hedefimiz Ahmetbeyli, yol inişli çıkışlı. Yokuşlarda su molası vererek susuzluğumuzu giderip biraz nefesleniyoruz. Grup iyi gidiyor, artçı olarak yanımda yine pedal sesi korosu ile birlikte türküler söyle söyleye gidiyoruz. Neşemiz yerinde doğrusu. Arkamızda çam ağacı, beş kişi poz veriyoruz kameraya.

3-0

Bir süre sonra Ahmetbeyli tabelasını görüyorum. Burada çay molası vereceğiz. Önümde bir kişi gidiyor bisikleti ile.

230420146981

Ahmetbeyli kavşağına geliyoruz, sevimli canavarımız kavşakta bizleri bekliyordu. Bize gideceğimiz yönü gösteriyor. Antik kent Claros burada ama daha öncesinde çay molası vereceğiz. Enes motorun üzerinde bizlere gideceğimiz yönü eli ile işaret ediyor.

3-1

Grubun hepsi gelip yerleşmiş bile. Yolda bisikletler par etmiş, Selahattin usta kollarını açmış beni bekliyor.

3-1-4

Kırlangıçlar müthiş kuşlar, her yıl ilkbaharda gelip son baharda  gidiyorlar. 6 Ay gibi bir sürede üreyip yeni yavrularına çamurdan yuva yapıyorlar.  Ertesi yıl tekrar aynı yuvasına gelip döngüye devam ediyorlar. Kafeteryanın tavanında kırlangıçlar öyle bir yuva yapmış ki floresan lambada bir arıza olsa nasıl tamir olacak diye düşünmeden edemedim. Çatının altında demirlere iki kırlangıç konmuş.

230420146982

Bu gün güzel bir gün geçirdik, fazla yorulmadık ama son günümüzde sohbet ederek çay içmek iyi geliyor doğrusu. Burada aynı zamanda öğle yemeği olarak meşhur kumanya yiyoruz. Peynir, salam ve maruldan soğuk sandviç, meyve suyu, yarım litre su ve çikolatalı gofret. Adnan Barım ve müritleri Kadir Yıldırım, Onur Pınar bizleri karşılamaya gelmişler Selçuk’tan. Kuşadası’ndan Kenan da gelmiş. Onlarla beraber Çanakkale’ye beraber pedallamıştık. Selamlaşıp hasret gideriyoruz hep birlikte.

3-1-2

Adnan Barım, Olcay ve Serhat ile birlikte resim çekiliyor. Masada Eskişehir’den Serdar acar da var.

3-1-3

Adnan Serkan Taşdelen ve Nil Koray Yılmaz ile resim çekiliyor.

3-1-6

Adnan ve müritleri ile birlikte bir resim çekiliyoruz. Resimde Kadir, Adnan, ben Onur, Kenan ve Selahattin usta var.

230420146984

Sevgili dengesiz ve sorumsuz arkadaşım İrfan. Bir yıldır beraber harika bisiklet turları yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Claros antik kentini dolaştıktan sonra bizden ayrılıp Kuşadası’na devam edecek. Manavgat’tan gelen İrfan Sayan ile birlikte Manavgat’a kadar pedal çevirecekler, yolunuz açık olsun dostum. Tüm grubu yola çıkardıktan sonra en son kalan İrfan ile birlikte hareket ediyoruz Claros antik kentine doğru. İrfan bisikleti ile poz veriyor.

3-1-7

Claros antik kenti mola verdiğimiz yere yakın. Yola çıktıktan kısa bir süre sonra tabelada sağa doğru döneceğimizi işaret etmiş. Düz İzmir ve Menderes tarafına gidiyor.

230420146985

Claros antik kent yoldan biraz içeride. Tabelası da gideceğimiz yönü belirtiyor. Gönüllü bir kişi gelenleri sağa doğru giden yola sokuyor. Ben gelince o da son olduğunu anlayıp o da giriyor benimle birlikte.

230420146986

Bisikletleri park edip hep birlikte Claros antik kentinin yıkık yapılarını dolaşmaya başlıyoruz. Yeşil otlar arasında bir grup Olcay’ı dinliyor.

230420146987

Olcay eliyle işaret ederek yapıların yerini tarihsel olarak anlatıyor.

230420146988

Claros antik kenti ile ilgili bilgileri Olcay bize rehberlik ederek anlatıyor.

Klaros, Kahin Tanrı Apollon’un Anadolu’daki 2 önemli kehanet merkezinden birisidir. İzmir, Menderes İlçesi’nde, Ahmetbeyli (Ales) Vadisinin taban düzlüğünde, kuzeyindeki Kolophon’a (Değirmendere) 13 km, güneyindeki Notion’a ise 2 km mesafededir.

MÖ 13. yüzyıl sonu ile 12. yüzyıl başlarında bu bölgeye göç eden Akhalar Karyalıları kurmuş olduğu Kolophon kentine yerleşmişlerdir. İlk göçmen grubun oikistes  (önder, kurucu) olan Rhaikos daha sonra Thebai’den gelen bir göçmen grubundaki Manto ile evlenir.

Klaros Kehanet Merkezinin Manto’nun gözyaşlarından oluştuğu anlatılır.

Klaros’un ün kazanması Manto ile Rhaikos’un oğulları Mopsos zamanında olmuştur. Troia Savaşı’nın ünlü kahin’i Kalkhas, Klaros’a gelerek Mopsos ile bir yarışmada karşılaşır.

Bu yarışmayı kaybeden Kalkhas kahrından ölür. Bir başka versiyona göre ise burada ölmez. Güneye doğru ilerleyerek Perge kentini kurar. Strabon’a göre de Kalkhas Pisidya Bölgesindeki Selge kantinin ktistesleri (kurucu) arasındadır.

Klaros’da ilk bilicinin bir kadın olmasına rağmen daha sonraki dönemlerde biliciler her zaman için erkeklerden seçilmişlerdir.

Önceleri sadece kent delegelerinin başvurusuna açık olan Klaros Büyük İskender’in (V. Alexander) Klaros’a kişisel bir başvuru yapması ile kişisel başvuruları da kabul etmeye başlamıştır. Bu olaydan sonra oldukça ünlenen Klaros, Barbarları da (Yunan olmayan halkları) kabul eden bir Apollon kehanet merkezidir.

MS 4. yüzyılda Hıristiyanlığın yayılması ile birlikte Klaros terkedilmiştir.

Kutsal Alanda ele geçen en eski buluntular Geometrik Döneme kadar gitmektedir. Şu anda alanda Hellenistik Döneme ait Apollon Tapınağı ve Sunağı, Roma Dönemine ait Artemis Tapınağı ve Sunağı, Propylon (Alana Giriş Binası) ve çeşitli onur anıtları görülebilmektedir.

Olcay elinden geldiği kadar bildiklerini anlatıyor, bizler de dinliyoruz pür dikkat.

230420146989

Gördüğümüz heykeller orijinallerinden kopyalanıp burada sergilenmektedirler. Dayanıklı ve hafif olması için polyesterden yapılmışlar. Orijinalleri İzmir arkeoloji müzesinde sergilenmektedirler. Orijinalleri olsa çoktan çalınmıştı bile. Heykellerin kafaları, kolları, bacakları yok, kimisi kırık.

230420146990

Kemerleri görünen bir yapı çoğu kısmı su içinde, oraya doğru gidiyorum.

230420146992

Apollon tapınağına ait sütunlar devasa boyutta ağır taşlardan yapılmış. Yıkıldıkları yerde öylece duruyorlar kim bilir ne zamandan beri. Sütunlar blok halinde yerde.

230420146993

Claros kenti önemli fal ve bilicilik merkezi olmasından dolayı tanrı heykellerini de devasa boyutlarında yapmışlar. Bu bana biraz da fal bakmaya gelenleri etki altına almak için görülmemiş büyüklükte heykellerle korku salıp insanları kendilerine muhtaç etmesine neden oluyor diye düşünüyorum. Çünkü insanlar korktukları şeylerden kendilerine zarar gelmesin diye onlara adaklar adayıp def etmeye çalışırlar. Çaresiz olunca böyle yerlerde çare arıyorlar. Bulunan parçalar demir çubuklarla birbirine bağlanıp ayağa dikilmiş dev heykeller. Heykellerin kimi parçaları yok, boşluk olarak duruyor.

230420146994

III

Yolcuydu genç adam, bir garip yolcu, hani bağlasan durmaz. Başka diyarlara gider görür, nefes eder, parça yüreğini bırakır gelirdi. Dönerdi lakin. Hiç aksatmazdı dönüşlerini. Hele bekleyeni olduktan sonra ne yardan geçti ne serden. Hem gitti hem döndü. Gitmek için döndü hep. Döndüğünde anlattı uzun uzun dizinin dibindeki sevdiğine. Genç kız, sevdiği anlatırken hep kara gözlerini seyrederdi. Anlattıkları orada can alır sahnelenirdi. Sevdiğinin saçına zeytin yaprağının tacını getirirdi hep dönerken. Elleriyle takar parmaklarıyla taradı. “Bir gün” dedi “bir gün birlikte çıkacağız bu yollara. Gene döneceğiz, tek göz bir evimiz olacak kapısında zeytin ağacı olan. Çatısında camı olacak göğü seyredeceğiz, yağmur yağacak, kar düşecek evimize. Soframızı kuracağız gözlerinin yeşili zeytin olacak, parmaklarınla ezdiğin hamurundan ekmeğin kokusu saracak.”

“Çayı demleyeceğiz kara gözlerinin koyu çayını içeceğiz.” Dedi kızcağız heyecanla.

 zeytinev

Küçük küçücük zeytinin çekirdeği kadar

 Zeytin kokan ev

İki kişilik

 Huzur veren iki keşiş iki sultan

 Sultan kokusu zeytin kokusu

 Sultan birbirine sultan

 Görünmez yollarda bilinmez uçlarda

 

İki kişilik düşler,

İki kişilik minder yorgan

 Yanan ateş

 İçilen şarap

 Isınan ekmek

 Radyoda yanık türkü iki kişilik

 

Yamaca kurulmuş zeytin ev

 Arınıp içeride

 Çıkarıp bütün etiketleri

 Yarmadan, yargılamadan

 Sığınmak en kuytuna

 

Ey zeytin ev!

 Al beni içerine

 Geçir kapılarının sürgülerini

 Sar kollarına bas bağrına

 Sarsın çiğerime kokun

 

Yudum yudum içerek şarabını

Döndür başımı dansetsin çatal bardak

 Çıtırdasın sobada odun

 Aşkla yansın aşkla yaksın

 Isıtsın elimi ayağımı

Uyutsun masallarıyla

 Varlığın uyutsun hoşça kal demeden

 

Ey zeytin ev

 Dışarıda yağmur fırtına

İçerine al sar

 Üşümesin artık içim

 Sev beni kimseler bilmeden

 

Bitme tükenme…

 

***

 

Koştu kan kardeşine genç adam. Hiç ayrılmamışlardı, gücenmemişlerdi göbeklerinin bir kesildiği günden beri. Asmaya vurgundu kankardeşi. Bağları olsun isterdi hep boylu boyunca. Kocaman iki katlı evi olsun, cumbasında asması sallansın, verandasında üzümler parmak parmak ışıldasın isterdi. Kocaman evinin bahçesinde çocukları koşuşsun bağ bozumunda hep dönsün yolundan kankardeşi bayram olsun isterdi. “bu meret dermiş ki el ver göğe tırmanem. Tırmanır bizimoolan tırmanır. Verdiğin emeğe iki kat döner. Bu dünyada bi sen, bi asma, bi dee ….” Dedi sözünü kesti Zelos “ Bir kıza vurgunum uzun zamandır Algos. Gittiğim yerden umutluyum artırırsam üç beş, istedecem. Zamanı geldi geçiyor tekdim, sevdiğimle yek olacam gayrı kalan ömrümde.”

 ***

 Döndü yolundan, biraz uzundu bu sefer, ihtiyaçtı. Sözüne yetişemese de nişanına yetişti kankardeşinin. Haberini aldı uzak yollardan. Pamuğa ıslatılmış nisan kokusunu sürünüp gül lokumunu yemek nasip olacak kendine de bulaşacaktı. Belki çifte düğün çifte gelin inecekti gönül tahtlarına…

Ama Karya tekti… Karya’nın verecek gönlü tekti. Açıldı anasına açıldıkça yeşerdi gözleri. Tutamadı gönül sırrını, söyleyverdi. “Zelos!” dedi, işitmedi anası. Dört parmağı ile kapattı ağzını. Yerin kulağını tıkadı. Gözünün yaşını bağrında sildi. “Algos!” dedi. “Mümkünü Algos’tur. Bağlarında yeşerir gözlerin, dallanıp budaklanır asma kolları gibi göğe gölgen koyu olur. Algos’tur istikbalin.”

“Ana!” dedirtmedi genç yaşlanan kadın. “Duymayacak ağaların! Mümkünü yoktur Zelos’un. O bir garip yolcu. Ne verir ki sana ayağıyla getirdiği yolun tozundan başka. Yol gözlemek kolay mı sanırısın. Gözünün yeşili sararır, saçının sarısı ağarır gene de beklemek bitmez.”

Algos’un toprağa ektiği her tohum Kayra ile yeşerecekti. Algos’un budaklandırdığını Kayra dallandıracaktı. Karya yüreğinin en yeşil sevdasıydı Algos’un.

Yetişti Zelos nişana… döküldü eli kolu. Yol yorgunluğuna benzer miydi gönül yorgunluğu. Revamıydı kanattığı kardeşinin elinden aldığı.

Tuttu elinden Karya’nın, tuttu dünya ağalar durdu önüne. “Vazgeçmem” dedi Zelos. “Vazgeçmedim” dedi Karya.  Yağlı kurşunlara sırtını dönüp tutuştu elleri.

Önüne geçti kurşunların Algos, “Vebal-dir yükün Zelos taşıyabilecek misin? Ah ederim kanın çeker. Nişan ettim Karya’ya. Nasıl uyuyacaksın helal etmeden yanında.”

“Karya ile yüreğimiz yektir. Sen ise ihanet ettin kardeşliğimize. Sevdiğime gözünü koydun. Elli nişan etsen ne yazar, korkmadığımı bilmez misin setlerden!”

“Ben dizi çöktüm, bini döktüm rıza aldım, nişanımı ilan ettim Zelos! Göz değil gönül koydum. Duyurmadın bildirmedin açmadın gönül sırrını. Gönlüme günah yükleme, ihanet bilmeden edilmez. Ya sen bile bile çatlatacaksın nişanı. Vebali büyük, helal etmeden hakkımı dizlerine derman gidecek mi. Demezler mi ihanetin diğer adı Zelos’tur. Hiç düşünmez misin eli-günü ne der.”

 

El-gün ne der!

 

Esma Eser Açıkgöz

Masalcı Esma’nın masalı burada bitiyor. Antik kenti dolaşmaya devam ediyoruz. Daha çok temel taşları ve bir kaç sütun ayakta duruyor.

230420146995

Sevgili Olcay Claros’u anlata anlata bitiremiyor. Karşısında da dinleyiciler, kimisi yere oturmuş, kimisi ayakta.

230420146996

Ben de yere oturmuş, saçlar salınık Olcay’ın anlattıklarını dinliyorum. Bizi arkadan çekmiş Devrim.

3-3

Kehanette anlatıldığı gibi Clarostaki kutsal su kaynağı Manto’nun gözyaşlarından oluşup, Antik kentin bir çok bölümü sular altında kalmıştır. Zamanla kent alçakta kaldığı için su denize ulaşamadığından gölete dönüşmüş. İçinde su kaplumbağası, su yılanı, su kurbağası ve çeşitli suda yaşayan böcekleri görmek mümkün. Su berrak olduğu için su altındaki taş yapıları da görüyoruz. Bence esas yapılar suyun altında, onları göremiyoruz.

230420146997

Gezmeye devam, Gözde Emine elçek yapıyor. Arkasında dev sütun ve ben. Boynumda telsiz asılı.

3-2

Sıralı taş kemerler buranın bir koridor olduğunu belirtiyor. Koridorun tavanı su üstünde biraz boşluk kalmış. Sırayla poz vererek resim çekiliyoruz. Güzel bir görüntü doğrusu, taş kemerlerin yapısı suya vuran gölgelerimiz, ışığın suda yansıması çok ilginç. Ben Gözdeyi çekiyorum kemerlerin ötesinde. Gözde yere yan olarak uzanmış, yüzü bana doğru. Yansıması suya vurmuş, tıpkı kemerler gibi.

230420147000

Gözde de Devrim ile beni çekiyor. Yere uzanmış, baçlarımız değiyor birbirine, ayaklar diğer yanlarda.

3-5

Gözde beni tek olarak çekiyor kemerlerin ucunda.

3-6

Beni resim çekerken ve çekilirken yatmış durumda çekiyorlar. Farkında olmadan azıcık şortum ıslanmış.

3-4

Antik kentte ne yapılır? Bolca resim çekilir. Ama biz antik heykeller gibi değişik pozlarda resim çekilmeden edemedik doğrusu. Devasa sütun bol, her birimiz bir sütün parçasında şekilden şekle girerek çılgınca eğleniyoruz. Ne de olsa artçı pedal sesi korosuyuz. Resimleri çeken arkadaşlara teşekkürler. Kol yukarıda, aşağıda, yanda, kırık şekilde, ben yere çömelmiş “Düşünen adam” pozu vermiş durumdayım. Her sütun parçasında bir kişi var. Toplam 10 kişiyiz.

3-8

Bu kez yer değiştirip şekilli poz verdik kameraya.

3-9

Ben oturmuş halde, Devrim bir kolu yukarıda, bir kolu aşağıda. İki kişi öne doğru eğilmiş alttan bakıyorlar. İlkay iki kolunu yukarı kaldırmış olarak çekiliyoruz.

3-10

Ve finali havaya zıplama pozu ile bitiriyoruz, bakalım en çok kim havada duracak. Olduğumuz yere çömelmiş halde güç toplarken arkadakiler zıplamaya başlamış bile, haylazlar.

3-11

Ve havaya zıplıyoruz hep birlikte. ayaklarımız yerden kesiliyor. Ben havaya zıpladığımda ayaklarımı da çekince  en yükseğe zıplamış oldum. Uzun saçlarım da hareketten dolayı karışmış durumda

3-12

Az Bilinen Antik Kentler  Turu için özel kendi yaptırdığım tişört. 5 Gün boyunca giydim. Saçlarım salınık, gözümde Güneş gözlüğü, boynumda telsiz. Boynumda turkuaz mavi ve kırmızı buuf var.

3-13

Claros antik kent gezmesi bitince hep beraber yola çıkıyoruz. Yolumuz tek şerit gidiş – geliş olmasına rağmen geniş. Menderes’e kadar hafif bir çıkış yapacağız. Ahmetbeyli den sonra ilk köy Çile. Köye uğramadan direk geçiyoruz.

230420147001

Yol hafif rampa ama zorlanmadan çıkıyoruz. Benzinliğin birinde bir kaç kişiyi görünce yanlarına giderek yola çıkmalarını söylüyorum. Biraz ilerde Ataköy de mola vereceğiz. Dondurmalarını yiyip yola çıkasıya kadar zaman geçiyor tabi ki. Olcay ile telefonla konuşup ne durumda olduklarını öğreniyorum. Mola bitmek üzere olduğunu öğrenince Ataköy’e girmeden düz yola devam edeceğiz. Yolda bizi yakalarsınız diye anlaşıyorum ekiple. Tabelada Menderes, İzmir yolu düz, Ataköy sola işaret edilmiş.

230420147002

Ataköy biraz içerde kalıyor, yeni yapılan yol köyün içinden geçmediğinden herhangi bir ev görünmüyor.. Sadece köyün tabelası var.

230420147003

Ataköy bitiyor, Çamönü köyü başlıyor tabelalara göre.

230420147004

Bu gün 23 Nisan çocuk bayramına katılmamızdan dolayı zaman geçti. Claros antik kenti muhteşemdi, orada da epey zaman geçti. Turun son günü olması nedeni ile katılımcılar evlerine döneceklerinden Kolophon antik kentine uğramadan geçiyoruz. Umarım başka bir turda Kolophon antik kentini gezeriz. Tabelada Değirmendere ve antik kent (Kolophon) solda olduğunu belirtmiş.

230420147006

Bir süre gittikten sonra grubun geldiğini dikiz aynamda görünce bisikleti park ediyorum. Baştan başlayıp resimlerini çekiyorum yakalayabildiklerimi. Kadro üçgeni içinde gelen bisikletçilerin öncüleri. Önde Serhat var, grubu o çekiyor.

230420147007

Mustafa Güven’i tek olarak çekiyorum.

230420147008

Ön tekerlek üzerinden gelenleri çekmeye devam ediyorum.

230420147009

Çekmeye devam.

230420147010

Jant telleri arasından çekiyorum iki kişiyi.

230420147011

Jant telleri arasından çekmeye devam.

230420147013

Ön lastik üzerinden gelenleri çekerken yangın uçağı da kadraja giriyor.

230420147015

Arkadaşın biri kollarını açmış geliyor.

230420147019

Bisikletçiler bitmiyor, iki kişi da jant telleri arkasında. Birisi Gözde Emine.

230420147020

Çekmeye devam.

230420147021

Masalcı Esma da kadraja girdi.

230420147022

Resimleri çekerken yangın gözetleme uçağı tepemizde dolaşmaya başladı.

230420147016

Yangın söndürme uçağını digital zoom ile yakınlaştırıp çekiyorum.

230420147017

Tahtalı barajı, İzmir’in en büyük içme suyu havzası. İzmir’in büyük bir bölümünün içme suyunu karşılıyor. Yağmurun yağmadığı yaz aylarının sonunda su iyice alçalınca çeşmelerden akan su resmen çamur kokuyor. İnsanların çoğu damacana suyu içtiklerinden çeşmeden gelen suyu diğer ihtiyaçlar için kullanılıyor.

230420147023

Normalde 20 kilometrede bir mola vermek gerek. Grup Çamönü köyünde mola verip dinlenmişti. Ben ve benzinliktekiler köye girmeden yola devam ettiğimiz için dinlenememiştik. Grup bizi yolda yakalayıp geçtikten sonra görevim gereği en arkada süpürücü olarak ilerliyorum. Bir de arkadaşın birisinin lastiği patlamış, ona yardım edince iyice geride kaldım. Öndekilere yetişeceğim diye bastırınca bende yorgunluk baş göstermeye başladı. Git git yol bitmiyor, yanımda bulunan kuru yemişlerden atıştırıyorum ama onlar bana enerji vermiyor artık. Oturup dinlenmem gerek, onu da yapamıyorum. Menderes’e 9 km kaldı, son gayretle yoluma devam ediyorum. Tabelada Menderes 9, İzmir 30 Kilometre olduğunu belirtiyor.

230420147024

Nihayet Menderes’e varıyorum ama bende takat kalmadı. Grubun hepsi Menderes Belediyesinin meydanında çoktandır oturup çay kahve içiyorlardı. Bende son gayretle bisikleti park edip hemen bir çay ve soda söylüyorum kahveciye. Tabelada Menderes nüfus 59500 olarak yazılı.

230420147025

Ardından Menderes Belediyesinin hazırlayıp dağıttığı kumanyayı yiyerek anca kendime geliyorum. Menderes Belediye Başkanı Bülent SOYLU’ya plaketimizi sunuyoruz. Başkan da hepimize birer hediye torbası hazırlatmış, içinde Menderes köylerinden Boncuk köyde yapılan nazar boncuklu at nalı hediye ediyor. Olcay, belediye başkanı ve Serhat hediye kesesi ile poz vermiş.

230420147026

Güzel bir hediye, Başkan Bülent SOYLU ya teşekkürler. Küçük at nalı ve keten iplerle bağlı nazar boncukları.

190820147764

Kırmızı renkli bisikletçi dede bu kadar bisikletçiyi bir arada görünce meraklı bakışlarla bizlere bakarak aramızdan geçiyor. Uzun zamandır bisiklete biniyor anlaşılan dede.

230420147027

Belediyenin önündeki çay bahçesinde iyice dinleniyoruz. Az Bilinen Antik Kentler Turu burada bitiyor. Akşam 20:00 den sonra İzban Metro bisikletlileri alıyor. Kimi şehir dışından arabası ile geldiğinden onları uğurluyoruz. Kimisi biz pedallarız deyip yollarına devam ediyorlar. Kimisi de Belediyenin gösterdiği yerde bu gece kalacak. Biz de Metro ile Alsancak’a kadar gideceğiz. O yüzden saatin gelmesini bekliyoruz kahve içerek. Antalya dan gelen grup ile Şafak Omaç burada Belediyenin spor tesislerinde çadır kurup kalacaklar. Kahve içerken yanımda Masalcı Esma ve Gözde Emine oturuyor.

1012568_10152344736363011_4580531705249429459_n

Metro istasyonuna erken varıyoruz, biraz beklememiz gerek. Güvenlik görevlileri almıyor içeri. Saat 20:00 de gelin diyor. Biz de bisikletleri park ediyoruz merdiven duvarının dibine.

230420147028

Beklerken boş durmayıp resim çekiliyoruz metroya binecek olanlar. On kişi ayakta, altı kişi yere oturmuş durumda.

4-3

Duvara dayanmış olarak ben, Serhat Selahattin usta, Olcay, Gözde Emine ve Devrim duruyoruz kamera önünde.

4-2

Gözde Emine ile birlikte resim çekiliyoruz parmaklıklar önünde.

4-1

Saat 20:00 olunca metroya biniyoruz. Burası ilk durak olunca ilk vagon ve son vagona yerleşiyoruz rahatlıkla.

4-4

Ayakta bisikletleri tutuyorum devrilmesin diye.

230420147033

Alsancak istasyonuna 30 dakikada varıyoruz. Akşam saati Karabağlar ve Gaziemir yol trafiği çekilmez doğrusu. Arabaların yoğunluğu nedeni ile tehlikeli bir trafiğin içinde yol almaktansa metro ile gelmek daha mantıklı. Alsancak istasyonuna vardığımızda bir kaç kişinin binemediğini öğrenince onları beklemeye karar veriyoruz. Garın önünde çimenlere yayılıyoruz.

5-2

Alsancak Garının önünde Mustafa Kemal ATATÜRK’ün gezilerinde kullandığı vagon burada sergileniyor. Müze olarak hazırlanıp çalışma saatlerinde gelip içini görebilirsiniz. Etrafını da Belediye güzel çiçeklerle donatmış.

5-1

Diğerleri de gelince hep birlikte Ahmet Yıldırım’ın işlettiği Cinatı’na geliyoruz.

Cinatı fikrinin sahibi Öğretmenim Yılmaz Murat Bilican bizi bekliyordu Cinatında. Yılmaz’ın başı kel, benim uzun saçlarım tezat oluşmuş durumda. Ama kimse gocunmuyor bu duruma. Ellerimizi birbirimizin omuzuna atarak resim çekiliyoruz.

6-1

Bu kez başımıza birer fötr şapka takarak resim çekildik.

6-3

Daha sonra hep birlikte biralarımızı alarak çimbara giderek çimlerin üzerinde sohbet eşliğinde biralarımızı yudumluyoruz. Arkadaşlarımız Semra ve Şerif Çetindağ, Tuğba Laçiner aramıza katıldılar.  5 Günün yorgunluğunu alıyoruz böylece. Çimenlerde 7 kişiyiz.

6-4

Turu bitirmenin verdiği tatlı yorgunlukla gecenin sessizliğinde mutlu gülümsemelerimiz eksik olmuyor. Bir kaç patlak lastiğin dışında tur boyunca herhangi bir şey olmadı. Yanımda taşıdığım bisiklet yedek malzemelerinden sadece 4 iç lastik kullandım. Sağlık malzemelerinden hiç kullanmadım. Yanımda birlikte pedal basan Doktor Burcu’ya hiç iş düşmedi. En çok ta buna sevindim. Türkiye de ilk defa katılımcıların kendi eşyaları ile turu sorunsuz tamamlamaları bizleri ayrı sevindirdi. Tura katılan tün arkadaşlara teşekkür ederim. Tur boyunca sorunsuz, kamp yerlerinde paylaşarak kamp alanını düzenli bir biçimde kurarak yardımcı oldular. Hep beraber yedik, içtik bisiklete bindik. Kamptan ayrılmadan önce çöplerimizi toplatıp bulduğumuz gibi tertemiz bırakıyoruz. Yeni dostluklar kuruldu birbirimizi tanıyarak. Turun bir yarış değil gezip göreceğimiz, kendi eşyalarımızı taşıyıp kendi ihtiyaçlarımızı karşıladık. Tur boyunca güle oynaya bisiklet sürdük, akşamları kamp ateşi etrafında şarkılar, türküler söyleyerek hep beraber eğlendik, sohbet ettik. Açıkçası Memleketi kurtarmadık, Memleketi yaşadık doyasıya. Tarih ve kültürümüz biraz olsun artmış oldu. Yeni yerler, yeni insanlar, bahar çiçekleri ve kuşları ile birlikte doğanın içinde Antik kentleri dolaştık tur boyunca.

İyi ki Bisiklet var.

Çimenlere 9 kişi yarım daire şeklinde oturmuşuz.

6-5

Tur ertesinde Gazetelere bile haber olduk daha ne olsun. Merdivenlerde müzik ritmine göre oynarken kalabalık grup olarak çekilip gazeteye basılmış resmimiz. Altına da başlık olarak ” Antik kentlere bisiklet yolculuğu yazıyor.

7-1

Son kalan bir kaç arkadaşla çim barda bir süre sohbet edip biralarımızı yudumluyoruz. Biraz uzun oturup dinlenmem iyi oldu. Yorgunluğum geçince Arkadaşlarla vedalaşıp evime doğru pedal çevirmeye başladım.

Benim çektiğim resimlerde urimbaba.com yazıyor, diğerlerini arkadaşlardan alıp yazıda kullandım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak Toplam 66 Kilometre civarında.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Alsancak Üçkuyular haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 4. Gün

22 Nisan 2014 Salı

Akkum – Sığacık – Seferihisar – Gümüldür – Kalemlik

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi

Bir renk değildir mavi huydur bende

 Ve benim yetinmezliğimdir

 Ve herkesin yetinmezliğidir belki

 Denecektir ki bir süre

 Ve denecektir

 Bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten

 Başka nedir ki

Edip Cansever

 

Öne çıkmış olan görsel, küçük bir iskele ve barınakta bağlı kayıklar. Tavşan asası karşıda, deniz çarşaf gibi.

220420146853

Geç yatmama rağmen saat 07:00 de uyanıyorum. Gece iyi uyumuşum, dinlenmiş durumda kalkıyorum. Temiz havanın etkisi olsa gerek. Eşyalarımı ve çadırı toplayıp bisikletime yükleyerek hazır duruma getiriyorum. Daha sonra sabah kahvaltısını hep beraber neşe içinde yapıyoruz.

Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı değil mi ? Şairin dediği gibi. 6 kişi masada oturmuş kahvaltı yaparken. Olcay, Serhat, Şafak Omaç, Ben ve iki kişi yanımızda.

220420146848

Kahvaltıyı yaptıktan sonra çöplerimizi hep beraber toplayıp bulduğumuz gibi bırakıyoruz kumsalı. El arabasının içinde hala köz var, duşun altında söndürerek arabayı boşaltıp aldığımız yere bırakıyoruz. Bir süre sonra arabanın sahibi gelerek serzenişte bulunuyor ama yapacak bir şey olmadığını söyleyip özür diliyoruz kendisinden. Hava açık, bulut yok. Turun 4. günü iyi başlıyor. Herkes toplandıktan sonra  yola çıkıyoruz. Dün arıza çıkaran iki kişi bizimle gelmiyor. Onları kamp alanında bırakarak yola çıkıyoruz. İlk metreler yokuş biraz zorluyor bizi, henüz ısınmadık. Ağır ağır çıkıyoruz yokuşu. Arkada körfez manzarası ve dağlar.

1-1

Sığacık köyüne tabelası yanında tepeden bir bakış.

220420146849

En arkada kalanı bekledikten sonra çıktığımız yokuşun inişine başlayabiliriz. Figen Gülgör en arkadan geldi, inişe başlarken.

220420146850

Normal yoldan gitmiyoruz, ara yoldan Akarca üzerinden Haritacılar sitesine kadar deniz kıyısından gideceğiz. Denize sıfır yol, hava sakin, küçük bir balıkçı barınağı. Tekneler bağlanmış sakince bekliyorlar. Denize uzanmış demir iskele, karşıda ada. Karşıda görünen adaya yürüyerek geçebiliriz. Karaya yakın olan yerinde daha önceden yol yapılmış. Zamanla kullanılmadığından dalgalar yolu bozmuş. Fakat derinliği bele kadar olduğundan yürüyerek geçebiliriz. Yalnız deniz kestaneleri batma olasılığı yüksek. Adada sadece tavşan yaşıyor ve çok sayıdalar. Kıyı tarafında siteler, bir de Açıkhava düğün yeri var. Geçen yıl yaz ayında otların kuru olduğu zamanda akşam yapılan bir düğünde hiç sevmediğim havai fişekleri atılmaya başlanmış. Rengarenk ışıklar saçarak görsel şölen yaratıyorlar ama hayvanlara verdiği zararı hiç düşünmüyorlar düğün sahipleri. Gerçi ülkemizde düğünlerde silahla pisi pisine vurularak ölen yüzlerce kişi var ama havai fişekleri hayvanları gece uykusundan kaldırıp rahatsız etmekle beraber ölümüne de neden oluyorlar. Kuşlar seslerden ürküp havalanıyorlar. Havada uçarken bir de havai fişek saldırısına yakalanarak ölümlerine neden oluyorlar. Buna üzülüyorum her seferinde. İşte düğünün yapıldığı o gece havanın sert poyraz rüzgarı olmasından dolayı atılan havai fişeği adaya kadar ulaşarak adadaki otların tutuşmasına neden oluyor. Ada tamamen yanarak tavşanların çoğunun canlı yanmasına neden olarak çevre felaketine neden oldu. Havanın sert rüzgarlı oluşu, kara ile araç bağlantısının olmaması ada yanarken sadece seyirci kalmış orada yaşayanlar. Kimse yangını söndürmek için bir şey yapamamış. Yiyecek hiç bir ot kalmadığından sağ kalan tavşanlara orada bulunan bir kaç doğa severin götürüp bıraktığı sebze artıkları ile yaşamlarını sürdürmüş bir süre. Bunu duyunca çok üzülmüştüm doğrusu. Ülkemizde insan hayatı da dahil doğa ve doğada yaşayan canlıların hayatı çok ucuz.

Denize uzanmış küçük bir iskele, İskeleye bağlı kayık. Arkasında küçük bir balıkçı barınağı var. Burada bir çok kayık bağlı duruyor. Deniz çarşaf gibi, Tavşan adası görünüyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

220420146853

Ara yoldan, sitelerin arasından gitmeye devam ediyoruz. Önümde bir kaç bisikletçi gidiyor, ortalık yemyeşil.

220420146854

Nisan ayı baharın en coşkulu ayı. Doğa tamamen uyanmış, ağaçlar ve otlar yemyeşil. Kuşlar, böcekler ve diğer hayvanlar neslini devam ettirmek için yeni yavrularını doğurmuş, bereketli ortamda yavrularını besleme telaşındalar. Bu hareketlilik Mayıs sonuna kadar devam ediyor. O zamana kadar yeni doğanlar yetişip kendi başlarının çaresine bakacak duruma geliyor. Ondan sonra normal düzene giriyor ortalık. Yaz aylarının sıcak ortamında otlar kuruyup sararıyor, yiyecekler tükenince değişik yerlere göç ediyor çoğu canlı. Herhalde bizde de bu genlerden var ki bisikletlerimizle ordan oraya habire gidiyoruz, durmaksızın. Yeşil otların ardı deniz.

220420146855

Bir süre sonra ara yollar bitiyor. Canavar yere işaret bırakmış, sağa döneceksiniz diye Naş yazmış. Bundan sonra ana yolda gideceğiz, az da olsa araç trafiği var. Biraz da yokuş ve iniş başlamış oluyor.

220420146856

İlk yokuştan çıkarak yokuşun başında duruyorum. geride kalanların resmini çekmeye başlıyorum teker teker. Artçı olduğum için arkada kalan az olunca anca bu kadar kişiyi çekebildim. İlk kişi geçiyor önümden, Figen Gülgör.

220420146857

İkinci kişi.

220420146858

Üçüncü kişi.

220420146859

Dördüncü kişi Ahmet Mumcu.

220420146860

Beşinci kişi doktorumuz Burcu Koçak

220420146861

Altıncı kişi.

220420146862

Yedinci kişi.

220420146863

Arkadaşımızın lastiği patlıyor, beraber yama yaparak hallediyoruz. Römorku bisiklet yere yatırılmış, ön tekerlek sökük. Burada da market varmış, yokuşta zorlananlar burada soğuk soda içerek biraz serinlemeye çalışıyorlar.

220420146864

Doğanbey köyüne varıyoruz, köy yoldan yukarıda olduğu için köye çıkmıyoruz. Doğan bey kıyılarında her yıl Deniz kurdu askeri tatbikatı yapılıyor. Tatbikat yapılırken yol araç trafiğine tamamen kapatılıyor, çünkü gerçek mermiler kullanılıyor. İç taraftan giden bir yoldan araçlar gidip geliyorlar tatbikat boyunca.

220420146865

Solda Karakoç kaplıcaları var, ama öyle turistlik bir tesis yok. Kaplıcalarda yeni kuyular açılıyor, çıkan suyun sıcaklığı 160 °C Burada açılan kuyulardan buhar santralinden elektrik elde etmeyi, konut ısıtma ve seracılıkta kullanılmayı düşünüyorlar. Tabelada kahverengi zemine Karakoç kaplıcaları 10 yazılmış sola ok işareti ile. Düz olarak ok işareti ile Selçuk, Kuşadası yazılı.

220420146866

Bu da Karakoç deresi, kaplıcalardan ve yağmur sularından dere oluşmuş. Haliyle köprü yapılmış dere üzerine, yoksa nasıl geçeceğiz dereden karşıya.

220420146867

Artçı grubumuz bir süre toplanamadı. Serhat hoca çok oyalanıyorsunuz geride, sizleri önlerde görmek istiyorum diyerek fırça atınca bir süre arkada şarkı türkü söylenmiyor. Zaman geçtikçe grup yine toplanıyor. Turda en neşeli artçı grubu oluyor, sohbet, şarkı, türkü, bol resim çekme artçılarda oluyor. Zaten buralara ilk defa gelmiş birisi doğal güzellikleri görünce durup resim çekiyor ve manzarayı bir süre seyrediyor. Her zaman görebilecekleri manzara değil. Haliyle durunca grubun arkasında kalıyorlar. Ben de süpürücü olduğum için onları bekliyorum. Hem bana destek oluyorlar hem de şarkılarla neşemize neşe katıyorlar. Benim yükümü hafifletmiş oluyor bir nebze olsun geride kalmaları. Artçı grubu birlikte poz veriyoruz kameraya. 8 Kişi varız.

1-2

Grup yolun kıyısından kendi hızında gidiyor. Burası askeri tatbikatın yapıldığı yer. Sağda deniz kıyısı, yol indikten sonra sağa kıvrılıp tepeye çıkıyor. Yolda onlarca bisikletçi bisiklet sürüyor.

1-3

Burada sınırlar birbirine girmiş durumda, Doğanbey bitiyor Ürkmez başlıyor aynı yerde. Ürkmez de yemek ve deniz molası vereceğiz. Yemekte kumanya, içinde salamlı peynirli soğuk sandviç, meyve suyu, yarım litre su ve bir tane çikolatalı gofret. Daha ne olsun öğünü böyle nefis yiyeceklerle geçiştireceğiz.

220420146868

Minik bir bisikletçi bizleri karşılıyor, kendisine korna çalarak selam veriyorum. Geleceğin bisikletçisi şimdiden yetişiyor. Umarım ona iyi bir gelecek bırakabiliriz, bisiklet yolları, bisikletle ulaşım ve trafikte bisiklete saygı. Çabalarımız bisiklet üzerine.

220420146869

Ürkmez sahili, sahilde yürüme ve bisiklet yolu, yanı başında kumsal ve deniz. Burada  öğlen yemeği yiyoruz. Yemekten sonra karşıda görünen yarım adada bulunan Lebedos antik kentini gezeceğiz. Bazı tekneler ters çevrili kumsalın üzerinde.

220420146870

Mola zamanımız bol, burada denize gireceğiz. Yemekten sonra su donumu giyip deniz kıyısına gelerek dalmaya hazırım. Devrim’e resmimi çekmesini söylüyorum. O da denize atlarken resmimi çekiyor. Denize coz diye dalarak kendimi serin sulara bırakıyorum. Yüzmek gibisi yok doğrusu, insanın yüzerken yaptığı hareketler en iyi spor hareketleri. Yüzerken bütün kasları hareket ediyor. Havaya zıplamış durumdayım.

1-5

Yerden zıplayıp ileriye doğru kollarımı uzatıp uçmaya başladım. Uçmak gibisi yok, tıpkı kuşlar gibiyim. Özgürlük uçmakla başlıyor. Havada süzüldüğümden henüz ıslanmadım.

1-6

Yemekten ve dinlenmeden sonra toparlanıp az ilerideki yarım adada bulunan Lebedos antik kentine doğru yola çıkıyoruz. Bisikletlerimizi park edip Lebedos antik kentini geziyoruz. Burada sadece deniz kıyısında kayalık üzerinde bir duvar var, başka da antik bir yapı görünmüyor Herkes kıyıda durmuş sahilde burayı anlatan Olcay’ı dinliyorlar.

220420146871

LEBEDOS

1. Antik çağda İon birliğini oluşturan on iki Yunan şehir devletinden biri olan Lebedos’un kuruluş tarihi MÖ 7. yüzyıl olarak tahmin edilmektedir. Ancak 2004 yılında sur duvarlarının bulunduğu yarım ada üzerinde yapılan bazı yüzey araştırmalarında, işlenmiş küçük bir obsidyen yonganın bulunmuş olması buranın Koloniler Öncesi döneme ait ve muhtemelen Neolitik Çağda yerleşilmiş bir yer olduğunu akla getirmektedir. Önümüzdeki yıllarda bu şehirde yapılacak kapsamlı bir araştırma ile bütün bu soruların cevaplanacağı aşikardır..

2. İonia bölgesi antik kentlerinden Lebedos, bugün Seferihisar ile Selçuk arasındaki kıyıda Ürkmez Köyü’nün (Kısık Köyü) yanı başındaki küçük bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kolophon’un kuzeyinde, Kral Kodros’un oğullarından Andropompos tarafından kurulan Lebedos, İon göçü sırasında Helenlerin eline geçen ilk Anadolu kentlerindendir. İonia Birliği’nin on iki üyesinden biri olmasına karşılık komşusu Myus ile birlikte diğerlerinden sönük kalmıştır.

Lebedos antik kenti 175 m uzunluğunda, alçak ve kayalık bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Burası 201 m genişliğindeki bir kara parçası ile ana karaya bağlanmıştır. Akropol 61 m yüksekliğindeki bir tepededir. Kentin coğrafi konumu, iyi bir limanı olmayışı, çevresinde Kolophon ve Teos gibi gelişmiş kentlerin oluşu Lebedos’u engellemiştir. Bu yüzden deniz ticaretinden pay alamamış, diğer İon kentlerinin yaptığı gibi dış topraklarda koloni kuramamış, sanatçı ve bilim adamı yetiştirememiştir. MÖ 5. yüzyılda Atina delos Deniz Birliği’ne önceleri üç talent vergi ödemiş, sonra da bu vergi bir talente düşürülmüştür.

Horatius’un “Tekedilmiş Köy” olarak tanımladığı Lebedos, Klasik dönemde sikke basmayan tek İon kenti olmuştur. Helenistik dönemde isminden hiç söz edilmemiş, Kral Antigonos bu kenti Teos topraklarına katmayı düşünmüştür. Lysimakhos’un buradaki halkı Ephesos’a yerleştirdiği ve lebedos’u tamamen ortadan kaldırdığından söz etmiştir. Buna rağmen kent varlığını sürdürmüş, MÖ 226’da Mısır kralı II. Ptolomaios’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı da 60 yıllık bir süre “Ptolemais” ismi ile anılmıştır. MÖ 2. yüzyılda Teos, Ephesos ve Myonnesos’dan kovulan dionysos sanatçıları buraya yerleşmiş ve kentin kalkınmasında biraz da olsa katkıları olmuştur.

Lebedos’ta arkeolojik araştırma yapılmadığından geçmiş tarihi ile ilgili bilgi oldukça yetersizdir. Günümüze ulaşabilen kalıntıları yok denecek kadar azdır. Yalnızca yarımadayı çepeçevre kuşatan surların kalıntıları günümüze gelebilmiştir.

Lebedos’un karşısındaki ana karanın yamaçlarında, yüzeyde çok sayıda çanak çömlek parçaları ve duvar izlerine rastlanmıştır. Ayrıca buradaki düz bir tepenin üzerinde de oldukça büyük bir yapının temellerine rastlanmıştır.

Olcay anlatıyor, antik duvarda dinleyiciler pankart açmış dinliyorlar.

220420146873

İşte burada yeterli kazı yapılmadığından ve tarihte pek önemli bir İon kenti olmadığından Az bilinen antik kent sınıfına tamamen giriyor. İşin bir de şu yönü var, burası özel arazi. Özel bir şirkete satılmış nedense. Biz izin alarak giriyoruz, yoksa elini kolunu sallayarak giremiyorsun buraya. Ne garip değil mi ? Henüz kazılmamış antik kenti komple yarımadayı sat. Umarım Lebedos kentinin kaderi gibi olur burayı alan şirketin, hiç bir şey yapamasın buraya. İki sıra blok taş örülü duvar kalıntısını yandan çekiyorum.

220420146877

Enes Çalışkan tarafından çekilen resim, Devrim bir insanın oturacağı kadar boşluk olan yere oturmuş duvarda poz vermiş.

1959394_10152425329157369_8220481750008462286_n

Enes elçek ile pankartı ve duvarda oturanları çekiyor.

10175036_637627122998617_1299278508057459329_n

Lebedos antik kent ziyaretimiz bitince bisikletlerimize doğru gidiyoruz. Yarımadadan Ürkmez kumsalı.

220420146879

Sokak aralarında gençler bisiklete binerken selam veriyorum. Bizleri görünce hayretle baktıklarını görüyorum. Hiç bu kadar çok bisikletçi görmediklerinden öyle baka kalıyorlar. Bu turlar onlar için iyi bir anı ve gelecek olacak.

220420146880

Hava iyice ısınmaya başladı, güneş tepemizde. Dinlenmenin ardından bisiklet sürmek biraz zor geliyor. Ağır aksak yola devam ediyoruz. Gümüldür kavşağına geliyoruz, soldan Menderes’e yol gidiyor ama dağlık ve yokuşu bol olan bir yol. Biz Kuşadası yönüne gideceğiz.

220420146881

Özdere’ye varıyoruz, burada kamp yerimiz. Arkada kalanları toplaya toplaya gidiyorum.

220420146882

Sevimli canavarımız sevimli işaretler bırakmaya devam ederek ilerliyor. Kırmızı renkli ok işareti yerde.

220420146884

Nihayet kamp yapacağımız Kalemlik mesire yerine varıyoruz. İşaretler buraya kadar güzel, bundan sonra işaret bırakmamış bizim canavar. Tabelaya Kalemlik mesire yeri, market, piknik, duş, wc, manav, mangal, müzik, kafeterya, plaj, eğlence olarak yazılmış.

220420146885

Buraya ilk defa geliyorum, kamp alanı nerede bilemiyorum. Devrim önümdeydi, en arkada ben varım. Telefonla Olcay’ı arayıp ne tarafa geleceğimi soruyorum. Çam ormanında ağaçlardan hiç bir yer görünmüyor. Yerde de işaret yok, yol ayrımında yol sağa aşağıya gidiyor. Kamp yeri düz olan yerde imiş. Ben yolu öğreniyorum ama önümde giden bir kaç kişi aşağıya inmişler, Devrim de aralarında, o da yolu kaybetmiş. Benden sonra kamp alanına gelince yanlış yola saptığını öğreniyorum. Orman çok güzelmiş, beğendim burayı. Çam ağaçları ile kaplı.

220420146886

Kamp alanı çamların altında gölgelik bir yer. İşletmecisi ile daha önceden anlaşmıştık, Özgen ve Ahmet.  Burası için ücret almayacak sadece büfesinden alış veriş yapacaktık. Büfede Süleyman abi  var. Kamp alanına gelir gelmez ilk önce elektrik işini halletmemiz gerekiyor. Büfede elektrik yok, yan taraftaki kampingten elektrik çekeceğiz. 100 metre arası var elektrik panosuna. Takımlarımı, kabloları alıp panonun başına geliyoruz Ahmet Yıldırım, Olcay ve ben. Panoyu iple çam ağacına bağlamışlar. Kablo iki parça, ilk önce onları ekleyip bantlıyorum. Ucuna prizli kablo bağlayıp bantlayıp kabloyu çekiyoruz. Daha sonra sigortalardan bağlayıp enerji vererek kontrol ediyorum. Normal olması üzerine bir kaç çoklu priz grubunu ana prize takıp hazırlıyorum. Ardından tuvaletlere de aydınlatma için kablo çekip ampulleri takıp test ederek işimi bitiriyorum. Akıllı telefonu olanlar hazır bekliyorlar bu işleri yaparken. Çoğunun telefonu şarjı bitmiş, elektrik bekliyorlardı. Elektriği verince hücum ettiler prizlere. Aşağıda resimde bir servet şarj oluyor, hani satsan zengin olursun. İşim bittikten sonra elektronikçi Utku Balkan telefonları şarjda görünce bana ” elektriği nasıl buldun ” diye soruyor. Ben de ” valla ben bulmadım, hazır vardı ” diye cevap veriyorum espri olsun diye. Hep beraber gülüyoruz buna.

1-7

Daha sonra çadırımı kurup uyku tulumu, matımı ve eşyalarımı çadırın içine yerleştiriyorum. Bulunduğumuz yer denizden 10 metre civarında yüksek. Çadırın kapısını denize bakacak şekilde kuruyorum. Sabah uyandığımda ilk önce denizi göreyim. Su donumu giyip denize girmeye hazırlanıyorum. Gözde Emine yanıma gelerek beraber girelim diyor. Aşağı deniz kıyısına inip kumsal olan yere kadar yürüyoruz. Kumsal olan yer yandaki kampinge ait ama kimseler yok. Kumsalda havluları, terlikleri bırakıp denize giriyoruz. Doktor Serhat o arada denizden çıkıyordu. Deniz gözlüğünü bize bırakmasını söylüyor Gözde. Serhat denizden çıkardığı iki deniz kabuğunu bize bırakıyor. Denizin içi mükemmel, gözlükle bakarak yüzüyoruz. Yüzerek kıyıya çok yakın küçük adacığa çıktık. Ada safi kayalık, sadece denizden biraz yüksek. Henüz Nisan ayındayız, deniz mevsimi açılmadı daha. Ada üzerinde kayaların üzerine oturup güneşleniyoruz güzel sohbet ederek. Epey sohbetten sonra dikkatlice suya giriyoruz, çünkü kayalar hem sivri hem de deniz kestaneleri dolu. Yüzerek kumsala çıkıp havlu ile kurulanarak tekrar güneşleniyoruz. Deniz soğuk olduğundan biraz üşüdüm. Bir süre güneşlendikten sonra çadırların yanına geliyoruz. Islak olan şortumu çıkarıp elbiseleri giyerek yemek  zamanını beklemeye başlıyoruz. Ketring Osman eşi ile birlikte ta Bergama’nın İsmailler köyünden çıkıp geliyor kamp alanına. Sıcak yemeğimizi yiyoruz. Yemekten sonra çaylarımızı yudumlarken ödül töreni yapıyoruz. İlk önce Ketring Osman Duman ve eşine bisikletçi dostu olduğunu belirten el yapını tahta bisikletleri veriyoruz. Bu gün 180 km civarında yoldan yemek getirip, çok az bir para karşılığında, hiç bir şey istemeden bir dost gibi turumuzdaki 95 kişiyi akşam yemeği ve sabah kahvaltısı ile 5 gün boyunca doyurdu. Emeğine, yüreğine, dostluğuna sağlık Osman DUMAN. Serhat, Osman Duman, Eşi Ayşe ve Olcay.

220420146887

Bu turda her ne kadar araç desteği olmadığını söylesek te aracını bize veren Bekir Kocamaz’a ve aracı 5 gün sürerek turda kullandığımız eşyaları taşıyıp her gün kumanyaları İzmir Büyük Şehir Belediyesinden getirerek bizlere ara öğün olarak dağıtan CİNATI mekanını bizlere açan Ahmet YILDIRIM ve biricik aşkı Berna KÜLAHÇI’ya tahta bisikleti sunuyoruz. Berna ve Ahmet çiftine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

220420146888

Turda yol kesen, yancılık yaparak grubun güvenli gitmesini sağlamak için elinden geleni sağlayan Eskişehir bisiklet derneği başkanı Serdar Acar ve Esra Alkan, Balıkkesir spor müdürü Erdun Mutlu, Ebit başkanı Oktay Balaban, İlkay Özvardar ve Mert Ardar, sağ olun var olun güçlü arkadaşlar.

220420146891

Az Bilinen Antik Kentler Turcuları Doktor Serhat ben ve Olcay elçek resim çekiliyoruz.

220420146892

Ve artçı grubu, teknik eleman gezgin Ahmet Mumcu, Doktor civanım Burcu Koçay ve süpürücü olarak ben. Birkaç patlak lastik dışında önemli bir arıza olmadı. Doktora gerek duyulmadı, buna çok sevindim. Ama yanımızda olması bize güven verdi. Burcu ve Ahmet iyi ki varsınız.

220420146893

Kahramanımız Olcay, Simpleman Thelasthero, elinde mikrofon konuşuyor.

220420146895

Motorize ekibimiz, önden giderek yolda sevimli işaretler bırakarak kaybolmamızı önleyen, gerekli yerlerde yolu keserek geçmemizi sağladılar. Sevimli canavar-ül velosipet Enes Çalışkan ve foto muhabirimiz Emin Mengüaslan. İyi ki varsınız.

220420146897

Yemek dağıtımında üstün başarı göstererek her gün sabırla bizlere bol kepçe yemek veren, yemek düzeni ve sorumlusu Selahattin Tavkaya. Ketring Osman’ın baş yardımcısı. Her halde bu gidişle turdan sonra bir lokanta açar Selahattin usta. Gönüllü olarak yemek dağıtımında yardımcı olan Antalya dan Meral Kurşungeçmez hanım. Bir ananın çocuklarını besler gibi hepimizi doyurdu, ellerine sağlık. En önemli görevi de genç arkadaşımız Anıl Baş üstlendi. Sabah akşam sıradakilerin önce fiş sonra yemek kuralını hiç bozmadan yerine getirdi. Öyle ben Serhat’ın dayısının oğlu, yok Olcay’ın teyzesi, yok Urim Baba’nın yakini diye yalvaranların gözünün yaşına bile bakmadı. Çünkü biliyordu ki Ketring Osman ta nerelerden yemekleri getirip bize bolca ve nefis yemeklerin karşılığı anca fiş sayısı ile belirleniyordu. Bir eksik fiş Osman’ın emeğini çalmak demekti. O da çaldırmadı, gerçi biz fazlasını verdik Osman’a

220420146898

Serdar Aydıngüler, Buufların yapımında ve çalıştığı ilaç şirketinden sağladığı diş macunu ve diş fırçalarını alarak çocukları sevindirmemizi sağladı. Ayrıca çok güzel kıro şarkıları söyleyerek her gece ateş başında ayrı bir renk kattı. Biraz da Arapça şarkı söyledi ama biz anlamadık!

220420146899

ABAK çalışma grubu. Yani Az Bilinen Antik Kentler Turunun beyin takımı. Bu turu düzenleyip organize ederek tura katılanları en üst derecede hoşnut kalacak biçimde yapmayı sağlayan ekip. Her birey kendi yeteneğine göre turun hazırlanmasında, turda görev alarak canla başla üstüne düşen görevi yerine getirerek başarı sağlamıştır. Serdar Aydıngüler sponsorumuz, öğrencilere vereceğimiz hediyelere katkı sağladı. Emin Mengüaslan, gazeteci, foto muhabir olduğu için güzel resimler çekti. En önemli görevi de motoru ile önden giderek yolda işaretlemeler yapıp grup gelince yolu keserek güvenli geçmemizi sağladı. Grubun öncüsü ile artçısı arasında gidip gelerek iletişimi de sağladı aynı zamanda. Ahmet Yıldırım, çalışma grubunun toplantılarını Cinatında yapmamızı sağladı. Hiç karşılık beklemeden. Araç ile gizli destek sağladı tur boyunca. Doktor Serhat Ferahi Değimli, çalışma grubumuzun en çalışkan elemanı. Bürokrası ve bağlantı işlerini yoğun telefon ve görüşme trafiği içinde, ikna kabiliyetini de kullanarak turda geçeceğimiz yerler ve konaklayacağımız yerleri ayarlayıp katkısının büyük olmasına neden oldu. En büyük katkısı da yarın olacak. İlk okulda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine katılacağız. 23 Nisan gününde denk gelen ilkokul yönetici ve öğretmenleri ile yüz yüze görüşerek tören ve kutlamalarda programlar yaparak Çocuk bayramında katkısı inanılmazdı. Ege Üniversitesinde okuyan Mert Ardar, EBİT eski başkanı. Turun çalışmalarında ve keşif grubunda çok yardımcı oldu. Tur boyunca yol kesme ve yancı olarak güvenli bir şekilde turu yapmamızda büyük katkısı oldu. Ben de süpürücü görevini üstlendim. Sevimli canavarımız Enes Şensoy. Afrikanın tozuyla gelip turda motoruyla Emin ile beraber yoldaki sevimli işaretleri yapan şahıs. Aynı zamanda haritacı olması gideceğimiz yolları en iyi şekilde analiz edip önden giderek işaretlerle bizlere yön verdi. Olcay Ormankıran, baş kahramanımız. ABAK turunu düşünen, yapan ve beraberce en güzel bir şekilde yapmamızı sağlayan başkanımız. Güzel fikir ve düşünceleri sayesinde bu tur oluşup bu güne kadar geldi. Hep beraber neşe içinde çalışarak sorunsuzca bu turu birlikte yapmayı başardık. Ayrıca resimde olmayan arkadaşlarımız da var. Muhlis Dilmaç, Yılmaz Murat Bilican, her turda aracını bize vererek destek olan Bekir Kocamaz ve onun bu yıl anısına  düzenlediğiniz, aramızdan istemediğimiz bir şekilde ayrılan rahmetli Alper Güngör…

1-8

Ankara dan turumuza katılan Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi edebiyatçı Gözde Emine bizlere turda ünlü edebiyatçılarımız hakkında bilgi vererek katkı sağladı, yüreğine sağlık.

220420146902

Bisiklette biraz acemi olduğundan bisiklete fazla binemedi, ama arabasıyla bizleri yalnız bırakmadı. Bu gece için müzik grubunu İzmir den  alıp buraya getirdi. Hem de tek başına, teşekkürler Ezgi Saydam.

220420146903

Afyon Başmakçı dan katılan ünlü masalcımız Esma Eser Açıkgöz. Yazdığı masallarla gönlümüzde taht kuran masalcı Esma aynı zamanda kadife sesiyle bizlere şarkılar, türküler söyledi. Ayrıca yüklü olduğu için yavaş giderek en arkada, yanımda artçı pedal sesi korosunda eleman olarak görev yapmaya başladı.

220420146908

Ebit başkanı Oktay Balaban ve Ege üniversitesi öğrenci arkadaşları ile her yıl bizlere destek oldu Ebit’e ve ekibine teşekkürler.

220420146909

Antalya dan katılan Işıl Dirlik Tutucu, her bisiklet turuna katılan biri olarak aramızda bulundu. Yalnız bu sefer araca bindirmedik, biraz mırın kırın etmesine rağmen yüküyle turu tamamlamayı başardı.

220420146911

Eskişehir den Eskişehir Bisiklet Derneği başkanı Serdar Acar. Alçak gönüllü ve dost olarak turumuzda güçlü performansıyla öne geçerek yol kesiciliği yaptı. İlk defa Eskişehir de bisiklet festivali düzenleyeceklerdi. Benim o tarihlerde başka bir turda olmam nedeniyle tura katılamadım.

220420146913

İşletmenin sahibi Özgen, bizlere kamp alanının kapılarını açarak burada kalmamızı sağladı. Kalemlik kamp alanını bisikletçi dostu olarak plaket vererek ilan ediyoruz.

220420146914

Soner ve Welat  ile bizim için ta İzmir den gelerek hep beraber çalıp söyleme işini bu gece doyasıya bizlere sunacaklar.

220420146915

Tören merasiminin ardından kamp alanının meydanında ateşi yakıyoruz. Etrafta kesilmiş kuru çam dalları var onları toplayıp ateşin yanına yığıyoruz. İzmir den gelen sanatçı arkadaşlarımız Welat vurmalı çalgı, Soner de gitarı ile başlıyorlar çalmaya. Ateşin etrafında çember yaparak oturuyoruz.

1-9

Ateş azaldıkça kuru çam dallarıyla besliyoruz. Bu gece ateş çok aç, habire odun yiyor. Sanki binlerce yıldır aç kalmış gibi, odunların yaş mı kuru mu olduğuna bakmadan kırmızıya çalan yalımlarıyla önce yalayıp kısa sürede yutuyor. Hani bıraksan koca ormanı yiyecekmiş gibi. Ateş kontrolümüz altında. Dışarı çıkmasına izin vermiyoruz. Devamlı besliyoruz aç kalmış ateşi. Bizimle beraber kalmasını sağlıyoruz sıcaklığı ile beraber. Herhalde şarkıların gece karanlığına karışan gitarın notaları iştahını kabartıyor ateşin. Her daldan şarkılar söylüyoruz gitarın tıngırtısıyla, her şarkıda alkış ile tempo tutuyoruz vurmalı çalgının ritmine. Ateşi odunla besliyorum.

1-10

Yanan odunların ısısı şarap ve biraların yardımıyla müzik eşliğinde ortam iyice ısınıyor. Hep beraber müzisyenlerin şarkılarına eşlik ediyoruz. Bu gece eğleneceğiz hep beraber, hakkettik doğrusu. Ruhumuzun gıdasını şarabın besleyici özelliği ile yudum yudum  birlikte alıyoruz. Yanan ateşi yakından çekiyorum.

220420146916

Kafalar iyice dumanlandıkça şarkılar da o kadar coşkulu oluyor. Müziğin ahengine kendimizi kaptırdık bir kere. Soner ve Welat kaptırmışlar kendini ateş başında

220420146918

Etrafta yerleşim yeri olmadığından müziğimizden kimse rahatsız olmuyor. Böylece gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlencemiz devam ediyor Kamp alanı geniş olduğundan çadırlar da geniş alana yayıldı. Kimisi çadırına erkenden girip yatıyor.

Bu gecenin diğer bir süprizi de Esma Eser Açıkgöz’ün doğum günü olmasıydı. Küçük bir pasta, bir kaç mum yetti doğum gününü kutlamaya. İyi ki doğdun Esma, masalcı, seni çok seviyoruz. Nice güzel yaşlara dedik hep beraber. Serhat, Serdar, Emine ayakta. Esma ile ben sandalyeye oturmuşuz. Elimde küçük bir pastada mumlar yanıyor.

1

Gecenin finalini Alkım Arı yapıyor. Zincirlerin ucunda alkollü bez yakarak gecenin karanlığında alev topları ile hareketler yaparak harika bir gösteri sunuyor bizlere. Gecenin karanlığında sadece alevler görünüyor dönerken. Zincir ucunda birer alev topu karanlıkta ışık izi yapmış.

230420146919

Saat 01:00 olunca uyku ağırlığı basmaya başlıyor.  Ateşin başında oturanlara iyi geceler deyip çadırıma yatmaya gidiyorum. Dinlenmek gerek, günün yorgunluğunu anca uyku paklar.

Resimlerin bir kısmı Devrim Dağ’a aittir.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 46 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 3. Gün

21 Nisan 2014 Pazartesi

Malkoç – Azmak – Seferihisar – Teos

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

GİTME ZAMANI

Üç kez çalmıyor artık postacı kapıyı

Bir toz duman da varoşlardan yükselen

Son çiçekçi de terk etti bu kenti

Sen durmadan bir hıçkırığa tutunuyorsun

Gözyaşınla suluyorsun içindeki kaktüsü

İçi patlamış bu kentin

Hançerlenmiş bağırsak gibi kokuyor

 

Duyuyorum,  ağır ağır atıyor adımını

Evet gelen o sevgilim, gelen, gitme zamanı

 

Ya deniz kokuyor damlalar, ya dağlar 

Artık yağmur düşmüyor bu kente

Çeviren yok umut sokağında kum saatini

İnanmıyorum mevsimlerin tükendiğine

Hepsi dönüp dönüp  geliyor geri de

Tükenen biziz oysa zamanın kollarında

 

Sarıyor bizi hüzne açılan kucağı

Sarıyor bizi sevgilim, gitme zamanı

 

Ali Rıza Kars

Öne çıkmış olan görsel, Devrim havada zıplamış, iki kolu yanlara açık durumda. Arkada Teos antik kent harabeleri.

5-1

Gece yine yağmur yağdı bir süre. Sabah erkenden uyanıyorum, yağmur yağmış, kumsal ıslak. Çadırdaki ıslak eşyaları çıkarıp kurumaya bırakıyorum hareket edesiye kadar. Çadırlar ve gri renkli deniz sakin görünüyor, çarşaf gibi.

210420146821

Az bilinen antik kentler turunun Kahramanı Olcay OMANKIRAN. Hayallerindeki bisiklet turunu yapmanın heyecanı içinde. Bu turu düşünen, ortaya çıkaran ve bizlerin yardımı ile bu yıl üçüncüsünü yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler Turunun yaratıcısı. En büyük emek Olcay’ın, alçakgönüllülüğü ile herkesin sorularına bıkmadan cevap veren sabırlı ve herkesin bisiklete binmesini isteyen. İnsanlar bisiklete binerken de kültürü gelişsin diye Antik kentleri yılmadan anlatan ve bundan büyük mutluluk duyan Kahramanımız, Yoldaşımız, Arkadaşımız Halil Olcay ORMANKIRAN. Olcay’ın başında kırmızı renkli buff var, sakalları uzamış.

1-1

Az Bilinen Antik Kentler Turunun süprizlerle gelişmesini sağlayan mütevazi, bisikletle birlikte paylaşmayı seven Doktor Serhat Ferahi Değimli. Liderlik özelliği ve bu turda bürokratlarla olan iyi diyaloğu sayesinde, ikna kabiliyetini de kullanarak, kamp yerlerimizi ayarlayan, Belediyelerden turumuza destek alarak katkılar sağlamıştır. Grubun öncülüğünü yaparak trafikte güvenli bir şekilde yol almamızı her zaman düşünmüştür. Öncümüz, Liderimiz, Doktorumuz Serhat Ferahi DEĞİMLİ.

1-2

Bu da ben, Artçı, Süpürücü, İlkyardımcı, Elektrikçi, Kahveci, yalnız cezvem 4 kişiliktir. Şanslı olan 3 kişi yanımda kahve içebilir. Başımda mavi renkli buff var.

1-3

Bisikletçi dostumuz Ahmet Yıldırım. Bisiklete olan aşkıyla bisikletçilere özel Cinatı cafe bar mekanını açtı. Her zaman bisikletçilerin uğrak yeri olarak gittiğimiz Cinatın da bizlere her zaman kapısını açarak bisiklete olan sevgisini ortaya mangal gibi yüreği ile koymuştur. Az bilinen antik kentler turu için çalışma toplantılarını Cinatın da severek bize yer göstermiştir. Ahmet biricik sevdiceği Berna ile bize gizli araç desteği ile destek verdi. 5 Gün boyunca Belediyenin verdiği kumanyaları almak için her gün İzmir’e gidip kumanyaları alıp ara öğün olarak bizleri aç bırakmadı. Mangal yürekli, dost kısaca Cinatı Ahmet YILDIRIM. Başında kurukafalar beyaz, diğer yerleri siyah olan buff giymiş. Gözünde Güneş gözlüğü var.

257735_10150213441195886_1403937_o

Hem bisikletçi hem de fotoğrafçı, bir de gazeteci. Sessiz sakin ve elinden gelen her türlü olanakla tura desteğini ortaya koyan Emin MENGÜASLAN. Turda motoru ile destek vererek Öncü ile Artçı arasında sağlıklı haberleşmeyi sağladı. Aynı zamanda sessizce çektiği güzel fotoğraflar da birbirinden değerli. Bir kahveyi hakketti doğrusu. Aslan yürekli, motorize dost Emin MENGÜASLAN.

1-4

Sevimli canavarımız, mesleği haritacılık olan arkadaşımız Enes ŞENSOY Afrika dan henüz gelmesine rağmen dinlenmeden tura motoruyla katılarak önden yol tespit çalışmalarını yapıp işaretleri ile yollarda kaybolmayalım diye doğru yolu bulmamızı sağladı. Gerçi yediği Un Kurabiyeleri çizgilerini yamuk çizmesine neden olsa da o bir kurabiye canavarı olduğunu bize gösterdi. Canavar-ül-velosipet, kurabiye canavarı harika insan.

1-5

Ketring Osman’ın nefis besleyici kahvaltısının ardından toplanıp yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Çadır ve eşyalar kurumuş bu arada. Eşyalarımı bisiklete yükleyip hazır hale geliyorum. Tam çıkacakken bir arkadaşımızın lastiği patlamış. Lastiği yamayıp yola çıkarıyorum Ahmet Mumcu ile. Henüz çadırını toplamamış bir kaç kişi görüyorum. Ne olduğunu sordum, bizimle gelmeyeceğini bildirince diğerlerinin çadırlarını toplamasına yardım ederek onları da yola çıkarıyorum. Bisikletim KUZ park halinde, çantaları bağlıyorum bagaja.

1-6

Ana yola çıkmadan ara yollardan Seferihisar Sığacığa gideceğiz. Bu gün yolumuz az, fazla zorlanmadan aheste gideceğiz. Önümde iki kişi yeşil tarlalar arasında gidiyoruz.

210420146822

Artçı ekibimi gayet sağlam, dünyayı bir kaç kez dolaşmış Ahmet Mumcu ve Doktor civanım Burcu Koçay. Grubun en arkasından süpürerek grubu götürüyoruz emin bir şekilde.

210420146823

Yolun bu bölümü toprak yol. Her zaman asfaltta gidecek değiliz ya, biraz da toprak yol olsun. Zaten tarlaların arasından baharda yeşil elbisesini giymiş doğanın içinde bisiklet sürüyoruz. Tüm ağaçlar yeşillenmiş, tarlalar bereketini sunmaya hazır, rengarenk çiçeklerle kuşların cıvıltıları arasında yolun toprak olmasından daha doğal ne olabilir. Toprakta tekerleğin izi olmadan gitmenin anlamı olmuyor böyle yerde. Önümde giden bisikletçiler.

210420146824

Yolda yavaş yazısını görünce yavaşlıyoruz. Zaten yavaş gidiyoruz ama olsun işaretlere uymak gerek. Az ileride inek çiftliği var ve inekler kendi kafalarına göre otluyorlar. İneklere çarpmamak için yavaş yazısı yazılmış.

210420146825

İneği ağıla sokmaya çalışan nineyi bekliyoruz dar yolda. İnek bizden ürkmesin diye. Neneye selam veriyoruz, gülerek o da selam veriyor bize.

210420146826

Böyle bir tur ilk defa oluyor. Herkes kendi eşyasını kendi taşıyor. Kimse de şikayetçi değil. Zaten turun duyurusunu yaparken belirtmiştik herkes kendi eşyasını taşıyacak diye. Daha önceki turlarda eşyaları taşıyan bir araç mutlaka olurdu. Katılımcılar eşyalarını araca verip boş bisikletlerle tur yapıyorlardı. Bisiklet hafif olunca hızlı gittiklerinden etrafı doğru dürüst görmeden kamp alanına varıyorlardı. Kamp alanında bir karmaşa yaşanıyordu her zaman. Kendi eşyalarını her zaman bulamıyorlardı, beklemek zorunda kalıyorlardı. Ben hiç bir zaman eşyamı araca vermezdim. Kendim taşırım diyerek yüklü bisikletimle dağ taş, dere tepe yol almıştım. Diğerlerine göre biraz daha yavaş gidiyordum ama gün içinde pek fark etmiyordu benim için. Herkes hayret ediyordu bu kadar yükle nasıl tur yapıyorsun diye. Aslında kendileri farkında değillerdi, kendi yüklerini taşıyabilirlerdi ama denememişlerdi. Nasıl olsa araç vardı, ne gerek var taşımaya diye düşünüyorlardı. Bu turda herkes anladı ki kendi eşyasını taşıyabiliyormuş. Öyle fazla zorlana da olmadı yol boyunca. Önde giden bir grup bisikletçi.

2-1

Azmak koyuna varıyoruz, burada kumanyaları alıp deniz kıyısında afiyetle yiyoruz. Kimileri denize giriyor, benim girmeye niyetim yok henüz.

210420146827

Papatyalar güzellere ne de güzel yakışıyor. Önde papatyalar ve iki güzel kız beyaz tişört ve şapka giymiş.

3-1

Beyaz t-şort ve beyaz şapka ile çok ilginç pozlar vererek değişik resimler çekiliyor kumsalda.

3-2

Arka arkaya seri pozlarla değişik bir çalışma yapılıyor.

3-3

Bunlar da soğuk sandviç canavarları, bunlara da dikkat etmek gerek, ıssız yerlerde bir arada olmamalı. Bir sandviçe üç kişi ağzını açmış. Ortadaki Olcay’ın başında kese kağıdı var.

3-4

Kumsalda bir süre dinlendik uzanarak. Daha sonra yeni kurulan artçı grubuna yeni üyeler alıyorum. Bunlar benimle beraber şarkı, türkü söyleyerek en arkayı süpüreceğiz. Pedal sesi korosu. Abdurrahman Yurduseven, Gözde Emine, Esma Eser Açıkgöz ve Devrim Dağ . Koromuz beş kişiden oluştu.

3-5

Azmak koyunda kumanyalar yendi, denize girildi, kimimiz kumsalda uzanarak dinlendi. Mola sonunda kalanları yola çıkmalarını söylüyorum. En son kalan da çıktıktan sonra ortalığı şöyle bir kolaçan ediyorum bir şeyler unutulmuş mu diye. Çalıların üzerinde mavi renkli bir çadır kurusun diye serilmiş ama öylece toplanmadan duruyor. Çadırı toplayıp römorku olan arkadaşa veriyorum, nasıl olsa kamp alanında çadırını unutan arayacak. Kimse kalmadıktan sonra ben de yola çıkıyorum, bir süre gidiyoruz. Yolun kıyısında iki kişi oturmuşlar  dinleniyorlar sanırım. Bunlar kamp alanında en son kalanlardan. Yanlarından geçiyoruz, geçtikten bir süre sonra Devrim yanıma gelerek yolda oturan birisi yılan diye pantolon kemerini Devrim’in önüne atarak korkuttuğunu söyledi. İstanbul dan katılan bu kişilere gerekli uyarıları yapıyoruz. Böyle pis şakalar olmaz, hele bayanlara yapılınca. Neyse yolumuza devam ediyoruz hep birlikte. Yolda canavarın işaretlerini görüyoruz; Bisiklete Özgürlük… Yerde bir bisilket ve şablonla boyalı bisiklet ve Bisiklete Özgürlük yazısı.

3-6

Pedal Sesi Bisiklet Korosu. Esma başlıyor Selanik türküsüne ; aşağıda videosu.

Devrim kamerası ile elçek resim çekiyor. Gözde, Devrim, Abdullah ve ben çıkmışız, diğerlerinin yüzü görünmüyor.

3-7

Artçı grubu artık iyice şarkılarla, türkülerle şen şakrak pekişti. Doğanın en canlı mevsiminde güzel insanların bir araya gelerek şarkılarla yaşama daha çok sarılmamıza neden oluyor. Sık sık durarak çiçeklerle resim çekiyoruz kollarımızı açarak.

3-8

Esma başlıyor bir Rumeli türküsüne ;

Manastır’ın ortasında var bir havuz

Aman havuz canım havuz

Dimetoka kızları hepsi de yavuz

Biz çalar oynarız

Aşağıda videosu.

DEM BU DEM KORO-Manastır’ın Ortasında Var Bir… paylaşan: NafiTuncer

Video açmıyorsa tam ekran izleyin.

Gelincikler kırmızı renkleriyle yolun kıyısını bezemişler çam ağaçlarınla beraber.

210420146828

Yolun kıyısında bir restoran, çay bahçesine geliyoruz. Burada mola vermişler kalan bir kaç kişi çay içiyordu. Biz de tuvalet molası veriyoruz burada, kalanlara da hemen yola çıkmalarını söylüyorum. Tuvaletlerin yanında büyük bir kayada pembe çiçekler bulduğu bir parça toprakta yaşama çiçekler açarak doğaya güzellik  katmaya çalışıyor.

210420146829

 

Tatlı bir inişin ardından Seferihisar’ın Sığacık mahallesine geliyoruz. Küçük bir derenin üstüne taş köprü zamanında yapılmış hala ayakta duruyor. Köprü tek kemerli, köprüyü bozmamışlar. Yanına yol yaparak ulaşımı oradan sağlıyorlar. Köprü sadece bir at arabasının geçeceği kadar genişlikte.

 

210420146831

Taş köprüde hatıra resmi çekiliyoruz. 7 Kişi bisikletlerle taş köprü üstündeyiz.

4-1

İşte Sığacık denizi, buralar çok sığ. Derinlik 1.5 metreden fazla değil. Sadece limanın ağzı biraz derin. Her türlü rüzgara karşı korunaklı doğal bir liman. Tekneler, balıkçı kayıkları burada bağlanmış.

4-2

Sığacık kalesi, şimdiye kadar fazla bozulmadan günümüze gelmiş. Osmanlı zamanında önemli bir donanma yeri olarak kullanılmış Doğal liman olarak ve açık saldırılara karşı uygun olduğundan yakın zamana kadar kale ve liman kullanılmış.  Deniz seferlerine buradan çıkılırmış. En son Kore savaşına gönderdiğimiz askerler burada toplanıp gemilerle Kore’ye sefere buradan hareket edilmiş. Kale Selçuklular zamanında yapılmış zamanla depremlerden hasar görerek Teos antik kentten getirilen taşlara onarılarak günümüze kadar bu şekilde gelmiş. Bu arada telsizden Olcay beni arıyor ;

“Urim baba neredesin” diye anons ediyor;

“Kalenin dibinde bir taş olaydım” diyerek cevap veriyorum. Olcay da ;

“Gelene geçene, geçene yoldaş olaydım” diye cevap veriyor. Türkü biter mi, bitmez ;

” Bacısı güzele kardaş olaydım” diyor,

“Kalk gidek çayhanaya da meyhanaya da baba gönlüm eğlensin” diye söylüyorum.

“Yarin hakkın divanında doğru da söylesin” diye karşılık veriyor Olcay

Aşağıda bu türkünün videosunu izleyebilirsiniz.

Seferihisar, Sığacık kalesi önünde beni Devrim çekiyor. Arkamda surlar ve kemerli giriş kapısı, yanımda iki bisiklet. Devrim’in bisikletinin ayaklığı yok, benim bisiklete dayalı duruyor.

4-4

Burası iç kale, askerlerin kışlası olarak kullanılmış. Şimdi ise Pazar günleri Seferihisar da köylülerin ürettiği doğal sebze meyve pazarı olarak kullanılıyor. Kalenin dışında ise sokak aralarında halkın yaptığı çeşitli yemek, börek, yaprak sarması, baklava ve tatlıların satıldığı pazar yeri olarak kuruluyor. Yiyeceklerin yanında el işi örme eşyalar da görmek olası. Kale içinde bisikletlerle beni çekiyor Devrim.

4-5

Antalya Manavgat’lı dostumuz Mustafa Evini sırtlamış, bisikleti ile gidiyor. Arkada kale surları, etrafta dükkanlar var.

4-3

Burası da liman dışı, balıkçıların limanı. Arka tarafta özelleştirilmiş marina bulunmakta. Yelkenli tekneler burada barınıyor, içeriye girmek biraz zor oluyor, herkesi almıyorlar.

210420146833

Burada kıyıya bağlı uzun direkli yelkenliler.

210420146834

Sığacık’ta bir süre dinleniyoruz, bu arada birer dondurma yiyoruz, Devrim ısmarlıyor. Biraz dinlendikten sonra Sığacık sokaklarını dolaşıyoruz. Evler iki katlı, bahçeli, beyaz badanalı şirin mi şirin. Balkonlarda, pencerelerde rengarenk çiçeklerle süslemişler evleri. Daracık sokakları ayrı bir hava katıyor, sanki zaman duruyor sokaklarda dolaşırken.

210420146835

Karşıda görünen mavi kapılı evde Kavak Yelleri dizisi çekilmişti. Dizi çekilirken ve çekildikten sonra insanların bu evi görmek istemeleri Sığacık’ı ünlü yaptı ve tanınmasını sağladı. Seferihisar’ın Sığacık köyü Türkiye de ilk Yavaş Şehir ( Cittaslow) ünvanını almasıyla iç turizm patlaması yaşadı. Hafta sonları arabayı park edecek yer bulamazsınız. Bu sokaklarda kurulan satış tezgahları kalabalık ziyaretçilerle dolup taşıyor. Ayrıca balık lokantalarında lezzetli balıklarla pişirilmesi damak tadı olanların akınına uğruyor her hafta. Dış kalenin surları burada bitiyor. Kapının adı Kuşadası kapısı. Kalenin dışında bir sürü site ve ile ev dolmuş durumda ve devamlı yeni binalar yapılmakta. Fazla sürmez Yavaş Şehirlikten eser kalmayacak, müteahit ve emlakçıların rant kapısı olmaktan kurtulamayacak. Buna üzülürüm…

210420146836

Kalenin dış surları ve Kuşadası kapısı. Kapının üstü tuğladan kemer yapılmış. Evlerin duvarlarını anladım beyaz badana yapılması ama kapının duvar taşları niye boyanmış anlayamadım. Tarihi eserlerin değerini hiç bir zaman anlayamayan  düşüncede olan işgüzarlar tarafından boyanmış kapı taşları.

210420146837

Bizim canavar yolda doğru gidelim diye işaret bırakmaya devam ediyor. Kamp yerimiz Akkum sahili, yol düz gidiyor ama ilk önce Teos antik kentini göreceğiz, o nedenle sola kıvrılıyor yolumuz. Solu gösterir ok işareti ve bisiklet figürü yerde boyalı kırmızı renkte.

210420146838

Toprak yollardan, mandolin bahçelerinin aralarından Teos antik kentine varıyoruz. TEOS İzmir’in Seferihisar İlçesi’ne 5 kilometre uzaklıktaki Sığacık Köyü’nün bir kilometre güneyinde deniz kenarında. Teos’un M.Ö. 1000 yıllarında İon kolonisi olarak kurulmuştur. Kurucusu Dionysos’un oğlu Athames olarak bilinir.  Teos önce Pers yönetiminde kalmış, sonra Lidyalıların, ardından yine Pers yönetimine geçmiştir. İonlarla birlikte Teos bağımsızlığını kazanmış ve mimari alan ile ticarette önemli bir yer haline gelmiştir. Kentinin en önemlileri olan Teos’ta Hellenistik ve Roma dönemi kalıntıları bulunmaktadır. Ziyarete açık olan Teos’ta en önemli antik eser olarak bilinen, antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağıdır. Diğer önemli kalıntılar ise Agora, tiyatro, odeon, surlar ve liman kalıntılarıdır. Tarihi ve doğal çevre zenginliği Teos’un değerini artırmaktadır. Tarihi yıkıntılarda bir grup toplanmış anlatılanları dinliyorlar.

210420146839

Bir kaç denemeden sonra Devrim’i harabelerin üstünde havada yakalayabiliyorum. Kollarını iki yana açmış sanki yoga yapar gibi trans halinde geçmişte burada yaşanmışları görmeye çalışır gibi. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

5-1

Hep beraber anı resmi çekiliyoruz. Teos antik kenti daha geniş bir alana yayılmış. Buranın arkasında antik tiyatro, devamında deniz kıyısında Antik liman var. İşte buradan taşlar alınarak Sığacık kalesinde ve evlerde kullanılmış. Hiç bir kimse, kurum yada devlet niye alıyorsun dememiş. Tarih şimdiye kadar korunmadan anca bu kadar kalabilmiş.

5-2

 

II

Gitmek mi zordur kalmak mı?” dedi işaret parmağını havaya dikerek, titrek sesini yükselten yaşlı adam.

 

“Beklemek mi kutsal, bekleyene adım adım yaklaşmak mı?”

 

“Kavuşmak mı yoksa kavuşma yolunda iki hayat harcamak mı ?”

 

Bu kadar antik şehri gezdiniz, Claros’ta bilicilerin şehrine gittiniz görür mü diye, Lebedos’ta şansınızı denediniz, Teos’ta hayatın sahnesinde seyretmek istediniz.

 

Anında döndü peşindeki kalabalığa “Yola çıktınız bunca baş, bunca fikir, bunca yürek !.. Eliniz boş dönmek de var bu yolda, aradığını bulamamak”

 

“Önemli olan yolda olmak” dedi Serkan.

 

Sana göre öyle evlat benim vuslatım yol değil yolunda ömrüm…

 

-Evlerin bir ırkı olduğunu bilirim- der Yorgo Seferis diye söz aldı Gözde Emine,

 

“Yanlış bilmiş evine duygu kattıysan duygunun ırkı yoktur. İş te o katıksız duygu feda edeceğin her şeye değer.”

 

“Gidecek yerin var mı, o zaman durmayacaksın. Umut en değerli hazinemizdir.”

 

Anlatmıyorsun hikayeni.” dedi Enes “Çok merak ediyorum, zaten merak beni yollara düşüren. Her gördüğümün fotoğrafını çekiyorum, çektiğimi paylaşıyorum. Sen de paylaş senin anlamın nedir?”

 

“Acelecisin çocuk, hem acele hem bisiklet. Henüz havadasın, oturmamış sende, toysun çocuk. Bu yollar pişirecek seni.”

 

“Rahat ol dayı, ne zaman istersen o zaman anlat bakma bunlara sen, ben sabrın eşiğini geçtim ama bilmezler rahat adam derler bana. Ben beklerim valla, her sözünden damıtırım seni. “ dedi Abdurrahman.

 

***

 

Yaşlı adam asma dalını budayan akranının yanında bir kütüğe oturdu. “Artık bitti Zelos, borcun bitti, git.”

 

Zelos elindeki makası düşürdü, döndü koca kara gözlerine yaş hücum etti kekeledi. “ Ne dersin. İşitir misin sen dediklerini Algos?”

 

“Bitti dedim, bitti ızdırabın. Artık hürsün hakkım helal, vebal yok.”

 

Sağına soluna baktı Zelos prangaları hiç ummadığı bir anda birden çözülmüş, düşmemek için sendelemişti. Saçını karıştırdı, az ötede duvar dibinde çeşmeye gitti yüzünü yıkadı. Yetmedi, kafasını çeşmeye soktu, Saçlarını savurdu etrafa damlalar saçıldı. Ceketini bile almadan yola düştü, yürümeyi öğrenen çocuklar gibi çözüldü dizleri. Durdu ardına bakmadan “ Neden şimdi Algos, ne oldu, nerden geldin? Ne oldu da taş yüreğin hamur oldu?”

 

“Öğrendim ki hastayım Zelos, sayılı günlerim dedi doktor. Öğrendim ki değmedi bunca öfkem. Hesaplı nefes Zelos çelik anlıma idi. Bildim ki öfkem kendime idi. Ama seni senden iyi bilirdim, bırakmayacağını bilirdim. Ondan zincirledim vijdanından. Sevmen insanlığından, sevmem insanlığımdan. İkinizden birinden vaz geçmem gerekti. Seni, kankardeşimi daha çok sevmişim, vazgeçtim Karya’dan. Yıllarca ızdırabımı çektin hiç konuşmadın benle, umudunu kaybetmedin. Sen böyle çırpındıkça ben tükendim, lakin vazgeçemedim senden. Ben hükmettikçe sen yükseldin. Sen itaat ettikçe ben ezildim. Ben ezildikçe öfkem hudut bilmedi Zelos. Şimdi sayılı zamanda göçeceğim bu dünyadan, göçmeden terk et beni. Bilesin ki Karya’nın elinden tutup giderken daha acizdim şimdiki marazlı hallerimden.”

 

Zelos günlerce yürüdü, ayakları patladı, dudakları kavruldu varmak için sevdiğine. Az uyudu çok yürüdü.

 

Biliyordu, bekliyordu Barbaros Köyü’nün tek göz taş evinde Karya’sı. Biliyordu vazgeçmezdi beklemekten, güveniyordu çünkü güven ekmişti.

 

***

 

devam edecek…

 

Esma Eser Açıkgöz

Devrim beni çekiyor harabedeki taşların önünde. Arkada taşlara oturmuşlar dinleniyor bisikletçiler.

5-3

Teos harabelerinde kısa bilgilendirmeden sonra antik kentin diğer yerlerini gezmiyoruz. Hava durumu yağmur gösterdiğinden bir an önce kamp alanına gidip çadırları kurmak üzere yola çıkıyoruz. Biraz yokuş çıkacağız gibi görünüyor. Herkesi yola çıkarıp ben de peşlerine düşüyorum. Yeşillikler arasında yokuş çıkan bisikletçiler.

210420146840

Biraz yokuş çıktıktan sonra çam ağaçlarının arasında yol alıyoruz. Fazla sürmeden kamp yapacağımız Akkum kumsalına tepeden bakan bir yere geliyoruz. Burada durup resim çekiyoruz, manzara harika. Deniz önümüzde, daha ileride Çeşme yarımadası. Devrim manzarayı seyrederken çekiyorum bir poz.

6-5

Akkum koyu doğal güzellikte bir koy. Kumsalı mavi bayraklı, temiz. Kumsala belediye bakıyor, yazın girişte insanlardan ve arabalardan ücret kesiyorlar. Tam burunda rüzgar sörfünün iskelesi bulunuyor. Her yönden esen rüzgarlara açık olması, burada sörf yapılmasını sağlıyor. Daha çok poyraz rüzgarı sert esiyor. Diğer tarafta Fransız tatil köyü oteli bulunmakta. Devamlı rüzgar olması sörf yapmak için yurt dışından turist akınına uğruyor devamlı. Burnun dışında dalga devamlı var, koyun içinde ise sakin ve dalga olmaması ayrı bir özellik katıyor. Buralara yeni otellerin yapılması, plajları özel şirketlere kiralanması insanların denize serbestçe girmesine neredeyse imkansız hale getiriyorlar. Sadece belediye plajına girebiliyoruz denize o da yazın ücretli. ileride buraya da giremeyebiliriz, kim bilir rantçılar halkın elinden en güzel yerleri kapıyor yavaş yavaş. Politikacıların soygunları devam ediyor. İstediği yasayı çıkarıp birilerine peşkeş çekiyor. Halk umurlarında değil, sadece kasası dolsun da boğulsun çaldıkları paralarla.

6-3

Akkuma inerken durduk, Devrim beni ve bisikletleri çekiyor koy manzaralı.

6-4

Henüz deniz mevsimi açılmadığından plajı işgal ediyoruz. Pankartımızı asarak buranın bize ait olduğunu ilan ediyoruz. Plaja giriş kapısına da şerit bant çekerek başka  girmesini engelliyoruz böylece. Plajda iğde ağaçlarının altına çadırlarımızı kuruyoruz. Devrim pankartın önünde poz veriyor bana.

7-1

Küçük sarışın bir kız topu ile meraklı bakışlarla bu kadar bisikletçiyi süzüyor. İlk defa da çadır kampını görmüş oluyor. Devrim de fotoğraf makinası elinde gezerken küçük sarışın kızın resmini çekiyor.

7-2

Bu gün az km yol yaptık, enerjimiz hala bitmediğinden kimi arkadaş güreş tutuyor. Kıspetleri olmasa da taytları yetiyor güreş tutmalarına, yerler de çimen olunca. Hayda bre pehlivan, iki yiğit çıktı meydane, İkisi de birbirinden merdane, hayda bre..

7-3

Çadırlar kuruldu, Ketring Osman henüz gelmedi akşam yemeği ile. Yolu da bir hayli uzun, ta Bergama’nın İsmailler köyünden gelecek. Devrim de boş durmuyor, habire resim çekiyor etrafta. Bir ara yanıma gelerek Urim baba bak çektiğim resme diyerek fotoğraf makinasındaki resmi gösteriyor. Çok güzel bir resim çekmiş. Çadırın dışından sineklik kapalı diğer yerleri açık olan kısımdan denizi ve palmiye ağacına dayanmış bisikleti. Sanatçılık bu olsa gerek, güzel anlar yakalamak gerek. Yerde papatyalar çiçek açmış

7-4

Denize girmem gerek, şortumu giyerek deniz kıyısına geliyorum. Go pro kamerası olan Enes Çalışkan’a benim videomu çeker misin diyorum, o da olur çekerim diyerek isteğimi kırmıyor. Enes’e nereden çekim yapacağını gösterdikten sonra bir kaç kez denize atlayıp çekimleri tamamlıyoruz. Ellerine sağlık Enes. Aşağıda denize atlarken dışarıda ve deniz içinde çekilmiş görüntülerin videosu

uydenuzedalayummi paylaşan: urimbaba

Video açmıyorsa tam ekran izleyin.

Nihayet Ketring Osman gelerek tezgahını kuruyor. Aç olanlar hemen kuyruğa giriyor fişleri elinde. Yemekler için her katılımcıya bizler dahil fiş dağıttık. Yemek alırken fişi verip öyle alıyoruz. Fiş sayısına göre Osman’a yemek ücretini veriyor Olcay. Yemeği piknik masaları olan park yerinde dağıtıp yiyoruz.

210420146844

Kuyrukta bekleyenleri çekiyorum.210420146845

Yemeği Osman, eşi, yemekten sorumlu Selahattin Tavkaya ve yardımcı Emin dağıtıyor. Herkes sırayla fişini verip yemeğini alıyor.

210420146846

Bu akşam kutlamamız motorize ekip olarak Emin Mengüaslan ve canavar-ül velosipetçi Enes Şensoy. Grubun önünde motorları ile bizlere nereye gideceğimizi gösteren işaretleri yaparak bu kutlamayı hak ettiler. Motorize ekip çok yaşa! Rakı kadehlerini tokuşturuyoruz. Olcay, Ahmet, Emin, Enes, ben, Serhat ve Balıkesir’den bir arkadaş.

10250217_10152409536792369_4383405777287360882_n

Yemeğin ardından kahve gider, benimle beraber 3 kişi daha kahve içiyor. Kahve cezvesinin içinde kahve köpürmeye başlamış.

210420146847

Hava karardıktan sonra gençleri odun toplamaya gönderiyoruz. Çevrede öyle odun olmadığı için topladıkları odun miktarı az olunca odun almak için bir araç gönderip bir çuval meşe odunu getiriyorlar. Ateşi de kumda yakmak istemedik, bir çöp varili aradık ama bulamadık. Onun yerine bir el arabası buluyor bir arkadaşımız. El arabasının içinde ateşimizi yakıyoruz kumsalda. Ateşin etrafında toplanıp şarkılar türküler söylemeye başladık yine. Herkes kendi içkisini alarak neşeli türküler eşiğinde kumsalda, gecenin karanlığında güzel zaman geçiriyoruz. Bu gece de karşılıklı iki grup atışmalı türküler söyleyerek gecenin ortasına kadar sürdü. Saat 02:00 civarında artık  yeter deyip iyi geceler diyerek yatmaya gidiyorum.

Resimlerin bir kısmı Devrim Dağ’a aittir.

Bu günkü yaptığımız yol yaklaşık 33 Kilometre civarında.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc