Kategori arşivi: Keşan Turu

Keşan Trakya Bisiklet Turu 18. Gün

19 Eylül 2013 Perşembe

Bergama – Aliağa – Menemen – Bostanlı- Balçova

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Telli Turna

Telli telli telli su telli turna
Sanma ki yaralı uçmaz bir daha
Takılmış kanadı göçmen buluta
Anlatır eski beni simdi ki bana 

Sakin çıkma patika yollara 
O dağlara kırlara o karlı ovaya
Yenik düşüyor her şey zamana        
Biz büyüdük ve kirlendi dünya

Telli telli telli su telli turna
Sanma ki yaralı uçmaz bir daha
Takılmış kanadı göçmen buluta
Döner gelir bir gün konar yurduna

Telli telli telli su telli turna
Ne kalmış buralı göklerden başka             
Ne kalır yarına bizden sonraya
Her şey binip gitmiş uçurtmalara

Murathan Mungan

Öne çıkmış olan görsel, bisikletimin gidonuna takılı aynada, arkadan gelen kamyon yansıyor.

190920133977

Harika bir uykunun ardından uyanıyorum. Çamlarda yaşayan binlerce serçenin cıvıltıları ve kumruların gugukları ortalığı kaplamış. Parkın içinde bu kadar kuşun barınması ve hep bir ağızdan kendi şarkılarını söylemesi insanı rahatsız edecek kadar bir gürültü seviyesine ulaşıyor. Nisan ayında burada iki gece kalmıştım o yüzden kuşların bu sabah telaşlarını bildiğimden alışığım. Gece hepsi uyuyor, sadece bir tane guguk kuşu var ve bütün gece 10 saniyede bir hiç durmadan guguk – guguk diyerek sabaha kadar onun sesi hakim. Buranın güvenlik görevlisi guguk kuşundan rahatsız olduğunu söylemişti, göremiyorum çamların arasında yoksa yakalasam  vuracağım diye dert yanmıştı. Saat 05:00 sırlarında kuşların hepsi birden uyanıyor henüz gün ağarmadan. Başlıyorlar cıvıl cıvıl konuşmaya, ilk önce her kuş diğer kuşa günaydın, hayırlı sabahlar diyor tek tek. Haliyle binlerce kuş birbirine günaydın demesi uzun sürüyor. Ardından sıra geliyor sen ne tarafta yem bulacaksın, ben bu gün şu tarafa gideceğim muhabbeti başlıyor. Herkes gideceği yönü belirledikten sonra gruplar halinde çeşitli yönlere doğru uçup gidiyorlar. Saat 07:30 gibi tüm kuşlar gitmiş oluyor, çam koruluğunda ses kalmıyor böylece. Birden bire ortalık sessizliğe bürünüyor, sanki Dünya varmış gibi.

Sabah güneş kendini gösteriyor tüm ışıltılarıyla çamların arasından. Güneşin parlaklığı bu günün açık ve güzel olacağına işaret.

190920133932

Bu gün daha da sevinçliyim, ev özlemi iyice arttı doğrusu. 18 gündür yollardayım, ilk defa bu kadar uzun süre bisiklet üzerindeyim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kahvaltı için hazırlıklara başlıyorum. Can henüz kalkmış her zaman olduğu gibi eşyalarını yağmur geçirmez ama kullanışsız, cebi olmayan çantalarına eşyalarını tek tek yerleştirmeye çalışıyor. Haliyle uzun sürüyor toplanması. Kahvaltı etmeden yola çıkacak, Aliağa’da izban metroya yetişmesi gerek 11:30’a kadar. Yoksa 60 km daha pedallaması gerek. Benim acelem yok, akşam 20:00 de izban metroya bineceğim. Can hazırlandıktan sonra vedalaşıp yola çıkıyor. Ben yalnız kalıyorum son günümde. Olsun artık ne yapalım bu gün de böyle olacak. Sabahın seherinde çadırım ve ağaçlar alaca karanlıkta.

190920133933

“Yemek yeme üstüne bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı”

diyen  Cemal Süreya haklı bence. İnsan kahvaltısını elinden geldiği karar çeşidi bol ve zengin bir kahvaltı hazırlamalı kendisine. Çantamda kalan son kahvaltılıkları çıkarıp soframı hazırlıyorum. Bir güzel de çayımı demliyorum tavşan kanı gibi. Ekmeği de Danişment köyünden almıştık, hala duruyor. Elçek ile kendimi ve kahvaltı soframı diğer çardaklarla birlikte çekiyorum.

190920133935

Son kalan acı biber salçası, bal, zeytin ne varsa masamı süslüyor. Bir güzel kahvaltımı yapıyorum parkın sessizliğinde. Henüz sabahın erken saatleri, sadece bir iki kişi sabah yürüyüşü yapıyor parkın içinde. Günaydın diyerek birbirimizin gününü kutluyoruz karşılıklı. Masada; cezve, şeker şişesi, çaydanlık, etrafı koruyucu ile çevrili, sarı su matarası, ekmek, çay bardağı, salça kutusu, içinde sarı saplı bıçak, zeytin kutusu, Trakya’da satıcının verdiği zeytinler hala bitmedi. Çok bereketliymiş. Bal kutusu, salça sürülmüş ekmek dilimi, bir parçası ısırılmış, zeytin çekirdekleri. Bunların hepsi beyaz havlu peçetenin üzerinde. Peçete çok geniş.

190920133936

Kahvaltı yaparken bir misafirim geliyor yanıma miyavlayıp yalanıyor. Kediye ekmekten başka verecek yiyeceğim yok doğrusu. Bir kaç lokma veriyorum kuru ekmek sadece. Sanırım aç hayvan ekmeği yemeğe başlıyor. Ekmeği yerken de az ilerde kumruları da kesiyor bir taraftan. Ama kumrulara doğru hamle yapmaya niyeti yok gibi. Sadece arada bir kumrulara doğru bakıyor. Sanki avcılık yeteneğini yitirmiş gibi öylece kuru ekmeği yemeye çalışıyor.

Aklıma Aşık Mahzuni Şerif türküsü geliyor

Bilmem ağlasam mı

Mevlam gül diyerek iki göz vermiş

Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı

Dura dura bir sel oldum erenler

Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı

 

Yoksulun sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi söylemesem mi

 

Mahsuni Şerifim dindir acını

Bazı acılardan al ilacını

Pir sultanlar gibi dar ağacını

Bilmem boylasam mı boylamasam mı

Aşık Mahzuni Şerif

“Yiğit muhtaç olmuş kuru ekmeğe…” Kedi ekmek yerken çekiyorum bir poz.

190920133937

10 metre ileride iki tane kumru kedinin bir şey yapamayacağını sanki biliyormuş gibi rahatça dünden kalmış kırıntıları yiyorlar çimenlerin üzerinde.

190920133938

Eh kahve altını yaptık sıra geldi kahve içmeye. Cezveme tek kişilik kahve hazırlıyorum, etrafta kimse yok. Şanslı 3 kişi olsaydı onlar da içebilirdi kahvemden. Cezve ocağın üzerinde, yanında fincan, çay kaşığı ve çakmak.

190920133939

Kahve pişiyor bol köpüklü fincanın içinde. Cezve ve ispirto ocağı.

190920133940

Elçek ile kahve keyfimi çekiyorum. Saçlar değil de sakallar birbirine karışmış durumda ama gayet memnunum bu durumdan. Cildim biraz dinlenmiş oluyor 18 gün boyunca.

190920133941

Kahvaltının ardından toplanıp bisikletime yüklüyorum eşyalarımı. Yola çıkıyorum yavaş yavaş. Gece girdiğimizde Bergama tabelasını çekememiştim. Karşıya geçip resmini çekiyorum. Tabelada; Bergama, Nüfus: 81400 yazıyor.

190920133942

Ve Bergama dan ayrılmış oluyorum böylece. Bergama çıkış tabelasına çapraz kırmızı şerit çekilmiş.

190920133944

İzmir 103 km diyor ama ben Aliağa ya kadar gideceğim aheste aheste. 50 km civarı. Tabelada D240, İzmir 103, Çanakkale 238 yazılmış. Bisikletim KUZ solda park halinde.

190920133943

Keşan’a giderken karşıda görünen tepelerin ardından gitmiştik. O yol daha kestirme, Bergama dağın dibinde kurulduğundan ana yol Bergama’ya yakın yere kadar girip tekrar sola dönüyor. Haliyle yol uzamış oluyor böylece.

190920133945

Ana yol, Çanakkale – İzmir kara yolu. Asfalt düzgün olduğu için bisiklet akıp gidiyor. Karşıda sivri bir tepe var.

190920133946

Mısır tarlası, hayvanlara yem olsun diye yetiştiriliyor. Henüz biçilmemiş, öyle bir sarı rengi var ki insan bakmaya doyamıyor doğrusu.

190920133947

Kimi tarla da yemyeşil, kimi sürülmüş, kimi sapsarı. Bakır çayın suladığı bu bereketli ova binlerce yıldır burada insanlar yiyecek besinini yetiştiriyor.

190920133948

Mısır tarlaları düzenli sıra halinde ekilmiş, henüz sararmaya başlamış.

190920133949

Bakırçay  köprüsünden geçiyorum, su var ama burnuma pis kokular geliyor. Köprü korkuluğu, Bakırçay tabelası ve akan nehir.

190920133950

Pis kokuların sebebi sanayi artıkları ve lağım arıtılmadan direk Bakırçay’a bırakıyorlar sularını. Belki de kanalizasyon da bırakılıyordur çaya. Cezalar caydırıcı değil, yetkililer denetlemiyorlar, fabrika sahipleri paralı, istediği şeyi yapıyorlar göz göre göre. Bakalım nereye kadar kirletecekler dünyayı. Elbet kendine zararı olacak ama onlar bunun farkında değiller. Sadece daha çok kazanayım telaşındalar. Geleceğe temiz bir dünya bırakma niyetinde değiller. Gördüğümüz tarlalar buralardan sulanıyor ve bu kirli sular besinlere bir şekilde geçmiş oluyor. İnsanlar da doğal besleniyorum zannediyorlar.

” Biz büyüdük ve kirlendi dünya”

190920133951

Yol iyi güzel de tarlasını sürüp işi bittikten sonra çamurlu tarladan ana yola çıkarak yolu lastiklerinden bıraktığı çamurlarla berbat etmeleri yok mu. Bu da ayrı bir sorun, traktörleri ana yola çıkarmadan yan yollarda hareket etmelerini sağlamak gerek. Dün yağmur yağmış ve tarlasından çıkan bir traktör bu hale getirmiş kara yolunu. Tabi ki bisikletle emniyet şeridinde biz gidiyoruz.

190920133952

Nihayet denizi görüyorum zeytin ağaçların arasından, Yenişakran’a gelmek üzereyim.

190920133953

Yol hızla altımdan kayıp gidiyor sanki. İnsan farkında olmuyor ama saat henüz erken ve ben Yenişakran’ı geçtim bile. Aliağa’ya az bir yolum kaldı. Kendimi elçek ile çekiyorum, başımda sarı kask, sarı gözlük var.

190920133955

Burası hacı Ömerli köyü, Esas köy yukarılarda ama köy terkedilip ana yolun dibine taşınmış. Burada liseden arkadaşımın ailesinin evi vardı. 1980 öncesi gelip burada zıpkınla balık avlar denize girip yüzerdik. Denizin içinde tarihi sütunlar görmüştüm o zamanlar. Bir zamanlar burada medeniyetler kurulmuş. Ama deniz altında kalmış antik yıkıntılar. Ne kazı yapan, ne de araştıran. Deniz kıyısını çekiyorum.

190920133958

Karayolları bir tabela koymuş yolun kıyısına ” Karayolumuzu temiz tutalım” diye de yazı yazmışlar. Fakat öyle pek temiz tutan yok, sadece yazıda kalıyor. İnsanlar her şeyi arabadan dışarı atmaya devam ediyor düşüncesizce.

190920133959

Şimdiye kadar gördüğüm en güzel köprülerden bir tanesi. Daha önce geçtiğim köprülerin hepsi dardı ve mesafe olmadığı için emniyet şeridi yoktu. Bisikletle köprü geçişlerinde dikkatli geçmezsen tehlikeli oluyordu. Bu köprüde görüldüğü üzere emniyet şeridi genişliğinde köprü geniş yapılmış. Duble yol yapımları yeni yapılıyor ve yeni köprüleri inşa ediyorlar. Herhalde köprüyü yapan müteahit diğer köprüleri dar yaparak malzemeden çalıyorlar büyük ihtimalle. Karayolları denetçileri de buna göz yummuş şimdiye kadar. Bu köprüde çalınmadan tam yapılmış.

190920133960

Henüz saat 11:00 erken vardım Aliağa’ya. Yol güzel olunca çabuk geldim doğrusu. Biraz daha erken davransaydım izban metro saatine yetişebilirdim sanırım. Akşam 20:00 de almaya başlıyorlar metroya bisikletleri. Bakalım ne olacak. Tabelada; Aliağa, Nüfus: 53600 yazıyor.

190920133961

Aliağa girişinde sahil yolu bisiklet yoluna giriyorum. Girmemle birlikte lastiğim de patlıyor. Lastiği söküp yama yaparak tamir ediyorum. Ön tekerlekte dinamo var ve kabloları sökmem gerektiğinden sökmeden yama yapıyorum lastiğe. Lastiği şişirip devam ediyorum, bir süre gittikten sonra tekrar lastik iniyor. Artık yamayla uğraşmıyorum, ileride balıkçı barınağı var, orada tekrar bakarım diyerek yola devam ediyorum lastiği şişire şişire. Katlanır tabure, KUZ ve iç lastiği dışarda ön tekerlek.

190920133962

Balıkçı barınağına varıyorum, karnım da acıkmıştı. hemen balık ekmek söyleyip karnımı ilk önce doyuruyorum bir güzel. Aç ayı oynamaz hesabı, lastik iyice indi çünkü. Karnım doyduktan sonra ön tekerleği söküp lastiği yedek lastik ile ilk önce değiştiriyorum. Daha sonra yedekleri iyice patlaklarını tespit edip yama yaparak yedeğe alıyorum. İşim bitince balıkçıya veda edip yola koyuldum. Ana yola çıkmadan  şehir merkezine kadar giderek oradan ana yola çıkacağım. Brandadan çadırda balık pişiriyor. Adı da; İskele Çakıcı balıkçılık. Köşeleri ve üstü beyaz, diğer tarafları kırmızı renkte.. Penceresine enine, mavi – beyaz şeritli çarşaf ile kapatılmış.

190920133963

Bir süre sonra Aliağa metronun olduğu yerden çıkıyorum, metro saatini beklemeye gerek yok. Aklıma Eski Foça – Menemen arası yolun nasıl olduğunu sizlere göstermek. Bu yolda bisiklete binmek istemezsiniz. Aliağa belediyesi her gün tarih değiştirerek iyi yolculuklar dileklerini belirtiyor. Bu gün 19 . 09 . 2013 tarihi yazılmış. Küçük bir yamaca tarih ve Aliağa belediyesi iyi yolculuklar diler yazısı yazılmış. Yeşil zemin üzerine beyaz harflerle.

190920133964

Aliağa ağır sanayi bölgesi, burada Türkiye’nin en büyük rafinerisi, petrokimya tesisleri, ark fırınlı demir – çelik fabrikaları, haddehaneler, hurda sahaları ve bunlara ait onlarca büyük iskele bulunuyor. 18 Yıl bu bölgede Demir çelik fabrikasında çalıştım vardiyalı olarak. O yüzden bilirim buraları. Elektrik üretimi özelleşip üretimi kendileri yapınca fabrikalar kendilerine rüzgar türbini kurmuş, kimisi de kuruyor.

190920133965

Burada doğal gaz çevrim santrali bulunmaktadır. Ağır sanayi fabrikalarına yetmeyecek kapasitede ama biraz olsun temiz doğal gaz yakarak elektrik enerjisi üretiliyor. Toplam kurulu gücü 270 MW olan santralin yıllık üretim kapasitesi 2,15 milyar KWh. Dört bacalı elektrik santrali ve elektrik iletim hatları direklerle taşınıyor şebekeye.

190920133966

İşte bir demir çelik fabrikası, her ne kadar toz toplama ünitesi olsa da zehirli ve kirli dumanlarını havaya saçarak çevreyi kirletiyorlar. Buradan geçerken nefes bile alamazsınız, genziniz yanar, zehir solursunuz.

190920133967

İşte bir demir çelik fabrikası, her ne kadar toz toplama ünitesi olsa da zehirli ve kirli dumanlarını havaya saçarak çevreyi kirletiyorlar. Buradan geçerken nefes bile alamazsınız, genziniz yanar, zehir solursunuz.

190920133968

İşte size bahsettiğim tehlikeli yol bölümü; Yeni Foça kavşağından başlıyor Buruncuk köyü, Gediz nehri köprüsüne kadar emniyet şeridi yok. Aliağa bölgesi ağır sanayi fabrikaları barındırması kamyon, tır, tanker araçlarının bol olması demek. Haliyle trafik te yoğun oluyor bu bölgede. Ayrıca bir çok büyük iskele olması da dışalım – dışsatım yapılıyor bir taraftan. Onların araçları da eklenince yolda tır, kamyon çok oluyor. Önümde iki tır kamyon ve dar emniyet şeridi. Tabelada burada 90 Km hız sınırını belirtmiş.

190920133969

Hele yolun bazı bölümleri o kadar dar ki hiç emniyet şeridi yok denecek kadar. Ben de sürekli olarak dikiz aynamdan arkamı kontrol ediyorum. Yolun asfalt olmayan kısmında toprak berbat ve bisikletle gidilebilecek durumda değil. Beni gören kimi sürücüler yolun hafif solundan bana zarar vermemeye çalışarak geçiyorlar. Tır olsun kamyon olsun çoğu bana dikkat ederek geçiyorlar. Sadece petrol tankerleri dibimden, bana aldırmadan geçiyor tehlikeli bir biçimde. Bu tehlikeli durumu bir kaç kez yaşadım yol boyunca. Alternatif yol da yok tehlikesiz gidilebilecek. Mecbur bu yoldan geçmek gerek.

190920133970

İşte beni geçen kamyon ne kadar açıktan geçiyor beni düşünerek. Kamyon ile düz beyaz çizgi arası mesafe ne kadar. Tabelada düz olarak; Menemen, İzmir, sağa Foça yazılmış.

190920133972

Buruncuk köyüne geliyorum, burası küçük şirin bir yol kasabası. Kamyonlar burada her zaman mola verirler. Yemek yiyip çay içerler kahveden, her zaman tazedir. Bir de yukarıdaki dağ köylerinde ekşi maya ekmek getirip bakkalda satarlar. Buradan ekşi maya ekmeği alacağım. Ekmek te 20 ekmek ağırlığında, kocaman bir ekmek. Fabrikada çalışırken bir iş arkadaşım anlatırdı,  “Sabahları sadece 1 dilim ekmek yiyorum artık perhiz yapıyorum” bizde “hadi ya nasıl oluyor” diye sorunca o da “Buruncuk’tan aldığım kocaman ekmeğin ortasındaki dilimi yiyorum “diyerek bizleri güldürürdü. O dilim 2 ekmek civarındaydı. 18 yıl buradan her gün geçtim izin günleri hariç. Ama burada bir antik  kentin olduğunu bilmeden. Gördüğünüz tepenin üzerinde Larissa antik kenti kalıntıları bulunmakta. Bu yıl Nisan ayında düzenlediğimiz Az Bilinen Antik Kentler Turunda öğrenmiştim. Rotamız buradan geçmişti.

190920133973

Buruncuk köyünün kavşağında sol şeritte daha çok emniyet şeridi var gördüğünüz gibi. Burada sol tarafa geçip bakkaldan ekşi maya ekmeği alıyorum bir tane. Öğleden sonra kalmıyor ekmek, bilenler durup alıyor bu ekmeği. Ayrıca kahveler de sol tarafta, bir çay içmek gerek hem de duble. Ardından soğuk bir soda iyi geliyor. Orta şeritte durumu çekiyorum, arabalar vızır vızır geçiyor sürekli olarak.

190920133974

İşte Gediz nehri ve köprüsü, köprü üzeri emniyet şeridi ne kadar dar değil mi?

190920133975

İşte kamyonun biri dibimden geçmek üzere, hiç te beni dikkate almadan geliyor. Allahtan durup çekmiştim bu resmi yoksa dibimden geçecekti. İşte size bu anlattıklarım ve resimlerde gördüğünüz kadarı ile bu yol çok tehlikeli bir bisikletli için. Bu yüzden bu tehlikeli yoldan geçmemek için metroya binip Aliağa’ya kadar gidip oradan yola çıkıyoruz. Aynı yol tehlikesi de İzmir’in diğer çıkışı olan Aydın yolu üzerinde Karabağlar – Gaziemir trafiği berbat. Orada küçük sanayi ve atölyeler, mobilyacılar var. Oradaki trafik yoğunluğuna dolmuş şöferleri ve taksi şöferleri de karışınca tehlike bir kat da artıyor. Çünkü Taksi ve dolmuş şöferlerinin ne yapacakları belli değil. Onların gözleri müşterilerde, diğer araçlar ve bisikletliler onlar için önemli değil. Aniden direksiyonu üzerimize kırıyorlar, bizleri zor durumda bırakıyorlar. Gidonuma takılı dikiz aynamdan yansıyan kamyonu çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

190920133977

Gediz nehrinin suladığı bereketli menemen ovası, pamuk, üzüm, mısır, buğday tarlaları. Bir aralar çeltik tarlaları vardı ama şimdi ekim yapılmıyor. Tarlalar yemyeşil.

190920133978

Menemen’in pişmiş toprak ürünleri meşhurdur. Yol kıyısında satıyorlar testi, çanak, çömlek gibi şeyleri.

190920133979

Menemen’e giriş yapıyorum. Bayağı büyük bir kasaba, buradakilerin çoğu Aliağa sanayi bölgesinde çalışıyorlar. Aynı zamanda İzmir – Çanakkale yolu buradan geçiyor. Bir de burası tarım bölgesi, çiftçilik te yapılıyor. Tabelada; Menemen, Nüfus: 119000 yazıyor.

190920133980

Menemen’in en meşhur nesnesi Menemen testisi. Yolun ortasında kocaman bir testi yapmışlar. Ayrıca bir deyim de vardır bununla ilgili ;

” Menemen testisi gibi dizilmek”

Bu deyim her yerde rahatlıkla kullanılabilir. Menemenin diğer ünlüsü de develeri bol olması. Menemen de her yıl deve güreşleri düzenlenir. Menemen’de devrim şehidimiz Kubilay’ın yobazlar tarafından vahşice katledilmesi ile her yıl 23 Aralıkta şehitlikte anılır.

190920133981

Menemen’den sonra hızla Bostanlı vapur iskelesine geliyorum. Arada resim çekilecek önemli bir şey olmadığından, yoğun trafik içinde bir an önce Bostanlı’ya ulaşmak için hızlı bir şekilde Bostanlı’ya ulaşarak arabalı vapura biniyorum. Vapura binince rahat bir nefes alıyorum. Aliağa dan buraya kadar olan yol beni fazlası ile yordu doğrusu. Geminin arkasındayım, Direkte Türk bayrağı dalgalanıyor. Arkada Bostanlı ve Yamanlar dağı.

190920133982

Hepsi ayrı güzel olan martılar nazlanmadan bana poz verip rüzgarda süzülerek yanımdan uçarak geçiyorlar birer birer. Bu deniz kuşlarını ayrı seviyorum, bana özgürlüğü hatırlatıyorlar. İnanın onlar gibi uçmak isterdim uçsuz bucaksız denizlerde, rüzgara karşı süzülmek isterdim, kanatlarımı çırpmadan. Bir balık gördüm mü bir anda denizden balığı yakalamak isterdim maviliklerde. Her vapurun müdavimleri martılar yine vapurun etrafında uçuyorlar. Bir martı üzerimde uçuyor.

190920133983

Diğer bir martıyı kanatları açılmış durumda süzülürken çektim. Sağ kanadının ucunda yükseklerde uçan uçağın beyaz dumanı kanadın ucuna denk gelmiş.

190920133996

Bagajımda 4 dilim ekmek kalmıştı yiyemediğim. Ekmekleri lokma lokma martılara atmaya başladım. Bütün martılar bir lokma ekmek kapmak için etrafımda dönmeye başladılar. Ben her lokmayı attıkça çığlık atarak havada kapmaya çalışıyorlar her biri. Vapura binince hep yanıma ekmek alıp martılara atarım bu güzel anları resim çekerek yakalamaya çalışırım değişik pozlarda. Martı havadaki ekmek lokmasını kapmak için yan dönerek kanatları açık biçimde poz veriyor. Arkasındaki martı normal pozisyonunda. Diğer martılar az aşağıda vapur hızında uçuyorlar.

318488_256834434366723_1166214873_n

Karşımda Narlıdere ve dağları, çatal kaya Balçova ve Teleferik. İzmir’in en güzel yeri.

190920134001

Solda çatal kaya dağı, İzmir körfezi ve akşam güneşi batıda alçalmaya başladı. Güneş parlak ışıklarını saçıyor. Deniz seviyesinde olan ağaçlık İnciraltı kent ormanı.

190920134002

Memleket isterim

 Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

 Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

 

 Memleket isterim

 Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;

 Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

 

 Memleket isterim

 Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

 Kış günü herkesin evi barkı olsun.

 

 Memleket isterim

 Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

 Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı Tarancı

Üçkuyular arabalı vapur iskelesine yaklaşıyoruz. Tam karşımda taşlı tepe, üzerinde şehitlik anıtı ve eteğinde güzel evim, özledim doğrusu.

190920134003

Arabalı vapur iskeleye yanaşmadan aşağı bisikletimin yanına iniyorum. Ben ve bisikletim KUZ sakince vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyoruz. Yarım saat vapurda dinlenme iyi geldi ikimize doğrusu.

190920134004

Vapurdan inerek sahilden doğru Üçkuyular’daki çarşıya gelerek yılların bisikletçi ustası Mevlüt ustamın dükkanına yanaşıyorum. Beni görünce “Hoş geldin bilader” diyerek kucaklaşıyoruz. Hemen komşum olan Mehmet’te seslenerek çayları söylüyor. Mehmet te çayları getirince “Hoş geldin komşu” diyerek onunla da kucaklaşıyorum. Başlıyor Mevlüt usta sorular sormaya, “Anlat bakalım nasıl geçti turun?”  Ben de kısaca yaşadıklarımı, turu, edindiğim dostlukları anlatıyorum. Bu arada ikinci çaylar geliyor. Komşum Mehmet bu da benden diyerek çayları tazeliyor. İkinci çayları içerken bu turda edindiğim dostlukları anlatınca Mevlüt usta başladı bir hikaye anlatmaya ;

“ Zamanın birinde bir padişah yaşarmış memleketin birinde.

Padişahın bir oğlu varmış, sarayda bir dediğini iki etmezlermiş.

Padişah bakmış oğlunun yapacağı hiçbir şey yok şunu ülkenin dört

bir tarafına göndereyim de ders alsın biraz, yol yordam öğrensin,

tecrübe kazansın ve en önemlisi dost edinsin diye düşünmüş.

Oğlunu yanına çağırtmış. Oğlu yanına gelince

–          Buyur babacığım beni emretmişsiniz

demiş. Babası da ;

–          Oğlum bu ülke yarın bir gün sana kalacak, ülkeyi sen yöneteceksin.

Ülkenin dört bir tarafını dolaş, her il’de kendine bir ev al, gittiğinde oralarda

her zaman bir kapın olsun

diyerek oğlunu yolcu etmiş  ülkenin dört bir tarafına. Padişahın oğlu da

yola çıkıp ilk il’e gelince yanındaki adamlarına emrederek  o il’in en güzel evini

almalarını söylemiş. Adamları da en güzel evi almışlar, bir güzel dayayıp döşemişler.

Birkaç gün evde oturup eğlendikten sonra  evin anahtarla kilitleyip anahtarı cebine

Koymuş, diğer il’e doğru yola çıkmışlar. Diğer il’de de aynı şekilde en güzel evi satın

almışlar. Nasıl olsa para bol, padişahın oğlu ne de olsa. Böyle geze geze ülkenin bütün

il’lerinde Bir er ev almışlar. Her evin anahtarı cebinde 40 tane ev almış olarak saraya

dönmüşler.

Saraya döndükten sonra babasının huzuruna çıkarak;

–          Babacığım söylediğiniz gibi ülkenin dört bir tarafını dolaştım. Kendime en güzel

Evleri satın aldım, dayadım döşedim. Tam 40 tane evim oldu, artık ülkenin dört bir

tarafında Kapım var artık, işte 40 evin anahtarları.

Diyerek 40 anahtarı babasına uzatmış. Padişah ta 40 anahtarı görünce şaşırmış.

Oğluna;

–          A benim akılsız oğlum, sana ülkenin dört bir tarafında bir evin her il’de bir kapın

olsun dediğimde sen gidip satın mı aldın 40 tane ev. Ben sana her ili dolaş, insanlarla

tanış onlarla sohbet et, dost ol. Her gittiğinde bir kapın olsun dediğim buydu ey akılsız

oğlum.  dostun olursa her yerde kapın olur diyerek oğluna  iyi bir ders vermiş.”

diyerek herkese ders olacak hikayeyi bitiriyor. Anlattığı hikayede geçen konuyu ben bu 18 günlük turumda bizzat yaşadım. Keşan dağ bisiklet festivalinde bir çok dost edinim, her biri ayrı ayrı illerden gelmişlerdi. Edindiğim dostluklar sayesinde her yerde bana yardımcı oldular sağ olsunlar. Hepsinin ayrı bir dostluğu oldu benim için. Bir çok yerde hikayede geçen kapım oldu bu turda. Dostlarımın da bir kapısı var artık İzmir de. Mevlüt usta gün görmüş, yaşamış ve iyi bir bisikletçi ustası. 45 yıldır bisiklet tamirciliği yapmış kendi dükkanında. Çıraklar ustalar yetiştirmiş, artık yeter diyerek bisiklet tamirciliğini bıraktıktan sonra dükkanında sadece arkadaşlarıyla sohbet etmek için açıyor. Her gün çay içerek, arada ufak tefek bisiklet tamiri oyalanmak için yapıyoruz birlikte. Bisikletim KUZ üzerinde, yanımda Mevlüt usta, bir poz çekiliyoruz.

190920134005

Çayların ardından çarşının berberi Nihat’ın berber koltuğuna oturarak sakal tıraşı oluyorum. Berber Nihat ta sinekkaydı tıraş yaparak 18 gündür kesmediğim sakallarımı kesiyor. Yüzüm rahatlıyor, aslında şöyle ustura ile olmak vardı sakal tıraşını ama şimdiki berberlerde ustura yok maalesef. Usturaya benzer bir alet var ona bildiğimiz jilet takarak tıraş yapıyorlar. Esas ustura ile sakallar kesilirken çıkardığı sesleri kulağının dibinde duyardım bir zamanlar ve tıraştan sonra yüzümde masaj yapılmış hissederdim. Elçek ile kendimi ve Berber Nihat’ı çekiyorum berber koltuğunda. Yüzüm tıraş sabunu sürülmüş halde.

190920134006

Tıraşımı olduktan sonra güzel evime gelerek turu burada noktalıyorum. Erguvanım sonbahar da açıyor, bahçemde yediveren limon ağacım her mevsim çiçek açıyor. Melisa ise akşam üzeri güzel kokular saçmaya başladı. Ihlamur ağacım ise henüz çiçek açmadı daha 3 yılı var çiçek açmasına. Aşağıda sardunya çiçeklerim her daim çiçek açmakla meşgul. İki katlı evim kırmızı renk boyalı, Üst balkonlu olan evde oturuyorum. Evimin bahçesine kendi yaptığım doğal taş döşeli kemer kapı. Kemerin üzerinde Kara kartal. Kemerin solunda posta kutusu ve zil düğmesi. Bisikletim KUZ önde park etmiş durumda.

120420146649

Bu turda yaptığım toplan yol 18 günde 1309 Kilometre civarı olmuş

Bir turun sonuna geldik, yazılarımı okuyup takip eden dostlarım hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim yazdıklarımı okuduğunuz için. Gezdim, gördüm ve yaşadıklarımı sizlerle paylaştım. Paylaşmak her zaman güzeldir, paylaştıkça değeri arttığına inanarak yazıyorum.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 91 + 8 toplam 101 Kilometre civarı. 8 Kilometre vapurla geçtiğim yer.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 17. Gün

18 Eylül 2013 Çarşamba

Danişment – Balya – İvrinde – Büyükyenice – Bergama

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Maden ocağının dibinde

Hava yok ışık yok

Maden ocağının dibinde

Besin yok karın yok

Maden ocağının dibinde

Oğlun bile yok

Maden ocağının dibinde

Bir sen varsın, direnen

Maden ocağının dibinde

Işık yok hava yok

Maden ocağının dibinde

Besin yok karın yok

Maden ocağının dibinde

Oğlun bile yok

Bir sen varsın, direnen

Maden ocağının dibinde

 

Ayırdılar seni dünyadan

Aldılar elinden ışığını, havanı, besinini

Sevdiğin kadını taptığın oğlunu aldılar elinden

Ayırdılar seni dünyadan

Cem Karaca

 

Öne çıkmış olan görsel, solda çeşme, yanında kocaman çınar ağacı. Bisikletim KUZ çınarın dibinde park etmiş. Çeşmeden taşan sular küçük bir dere oluşturmuş.

180920133865

Bazen yatakta yatmak güzel oluyor, ara sıra yumuşak yatakta yatmalı. Çadırın içinde, incecik bir matın üzerinde uyumak her ne kadar rahat olmasa da 5 – 10 günde bir gövdeyi dinlendirmeli. Gerçi sert zeminde yatmak bel ağrılarını iyi geldiğinden ben gayet memnunum sert zeminde yatmaktan. Zaten alıştım artık. İnsan yerini değiştirince yattığı yeri yadırgıyor. Bu gece de aynısı oldu, pek rahat uyuyamadım, sürekli uyanarak uyku bölündüğü için deliksiz olmadı bu gece. Sabah her gün olduğu gibi 07:00 de uyanıp eşyalarımı toplamaya başladım. Köy odasında ilk defa uyudum. Cep telefonumu bütün gece şarjda tamamen dolmuş vaziyette fişini çıkarıyorum. Sadece çadır kurmadık, geri kalan eşyalar aynı. Eşyaları topladıktan sonra aşağı inerek bagaja yükleyip hazır hale geliyorum. Demir ranza, üstü eşya dolu, ben altta yattım. Yatakta battaniye serili, uyku tulumu toplanıp torbasında sıkıştırılmış durumda yatağın üzerinde. Sandalyede cep telefonum ve şarjlı fenerim şarj oluyor. Prize uzatma kablosu takılı.

180920133847

Köyün fırınından taze sıcak köy ekmeği alarak kahvede sabah kahvaltısını yapıyoruz Can ile birlikte. Kahvenin ortasında kare prizma soba duruyor. Soba uzun. Havalar sıcak olduğundan henüz soba yanmıyor. Ama buralarda kış erken geliyor, sobanın yanmasına az zaman var sanki. Duvar kenarında soda, gazoz şişeleri var.

180920133849

Kahvaltının ardından köyün meydanına çıkarak bir kaç resim çekiyorum. Danişment köyü çok temiz geldi bana, her taraf düzenli ve bakımlı. Köyün meydanında park, çay bahçesi, insanların oturup sohbet edeceği banklar var. Tören alanı yapılıp Atatürk büstü ve bayrak direği ile Cumhuriyet köyünün en güzel örneğini oluşturmuş. Tabi ki bunları yapan köyün muhtarı Ertuğrul Danışan. Epey emek vermiş yaşadığı köye. Köy Biraz yüksekte kurulmuş, haliyle köy yolları yapılırken yolu daha aşağıdan yapmak istemiş köy hizmetleri. Köylüler de yol aşağıdan geçerse köy önemini yitirir diye yolu yapan iş makinalarının çalışmasını engelleyerek yolu köyden geçmesini sağlamışlar. Bütün köylüler atlarına binip direnmişler ve kazanmışlar. Muhtar dün gece bunları anlatmıştı. Köyün güzelliğini gündüz görünce anladım köyün yiğit ve çalışkan olduğunu. Tabelada köylerin kaç km olduğunu görüyorum, birbirlerine yakın köyler. Aslında sadece köyleri dolaşmak vardı tek tek her birinde kalıp köylülerle yaşamak. İnanın bu çok güzel olurdu. Bir gün mutlaka yapacağım bunu. Solda Balya tabelası, sağda ise köy hizmetleri yazan tabelada; Uzunçınar 6, Göloba 8, Mancılık 12, Karadağ 13, K.mustafalar 16 kilometre mesafe olduğu yazılmış.

180920133848

Bu büyük küpleri tarlayı süren bir köylü bulmuş. Tarlayı sürerken sabanın bıçağına takılınca bir bakmış koca bir küp, daha sonra bir başka küp daha bulmuş. Köylü de bu küpleri ne yapacağım diye düşünürken Muhtar küpleri alıp köyün meydanına getirerek parka koymuş. Parka ayrı bir dekor oluşturmuş bu küpler. İki tane küp boyanıp ağzı galvanizli saç ile kapatılmış.

180920133850

Köydeki tören alanı ve Atatürk büstü, yanında iki direkte Türk bayrağı. Arkada değirmen taşları dizilmiş yan yana. Artık değirmenlerde kullanılmayan değirmen taşları Muhtar değerlendirip dekor olarak kullanmış burada.

180920133851

Köy zirvede olduğu için dere yok, insanlar illa bir su kenarı arıyor. Muhtar da parkın içine bir havuz yaptırarak insanların su kenarında oturma ihtiyaçlarını karşılamış. Muhtar insanlar için en iyisini, en güzelini düşünüp ona göre yapıp düzenlemiş köyün meydanını. Kendisini tebrik ederim.

180920133854

Köyün çeşmesi gayet güzel yapılmış, sularımı dolduruyorum. Köyün muhtarı sabahtan Balıkesir il merkezine gittiğinden onunla vedalaşamıyorum ama cep telefonundan arayıp köyde bizi misafir ettiğinden teşekkürlerimi bildiriyorum.

180920133856

Bahçelerdeki elmalar da olmak üzere, harika görünüyorlar dallarında, taze kütür kütür. Bir tane koparıp yiyorum oracıkta.

180920133857

Köyün meyanı ve parkı, bir de köy muhtarı afiş yaptırmış. Balıkesir spora 2. ligde başarılarını belirtmiş Danişment köyü adına. Ertesi yıl Balıkesir spor bir sezonda 1. lige çıkarak büyük bir başarı elde etti.

180920133858

Yola çıkma zamanı diyerek pistonlar hareket edip pedallar dönmeye başladı. Dün köye girerken köyün tabelasını çekememiştim. Köyden çıkarken köy ile beraber bir resmini çekerek yoluma devam ediyorum. Gördüğüm en güzel köydü benim için.

180920133859

Yolumuz Balya – İvrindi yolu ama yol sakin, pek araç geçmiyor. Çünkü  işlek bir yol değil ve bisiklet sürmek zevkli bu yolda. Önümde dönemeç var ağaçların arasına giren.

180920133861

Yol kıyısında yalağı büyük bir çeşmenin yanında mola veriyoruz. Hem insanların susuzluğunu gidermesi için hem de hayvanların su içmesi için yapılmış. Ve gölge yapsın diye bir de çınar dikilmiş çeşmenin başına. Su borudan bolca akıyor, kaynağı kuvvetli. Sularımı tazeliyorum akan sudan. Burada rahatça kamp atılabilir. Beni su içerken Can çekiyor bir poz. Bisikletim KUZ park etmiş. Arkada koca çınar ağacı çeşmeyi komple gölgede bırakmış durumda.

180920133862

Bu kez ben Can’ı su içerken çekiyorum aynı yerden.

180920133864

Çeşme aynası kalın taş bloklardan örülmüş. Beton yalağı dört kademe olarak yapılmış. En üstte borudan su devamlı akıyor, Akan su bölmeli yalaklardan kademe kademe bir aşağı akıyor. Birazcık yosun tutmuş ayna taşlarında.

180920133866

Çeşmeden o kadar bol su akıyor ki yalaktan sonra küçük bir dere olmuş şırıl şırıl akıp duruyor. Büyük bir olasılıkla gece buraya bütün hayvanlar su içmeye geliyordur. Kamp kurulacaksa böyle bir yere çeşmenin biraz uzağına kurulmalı. Yoksa gece hayvanlar sizi rahatsız edebilir. Resmi akan suyun üzerinden, iyice yere yakın yerden çekiyorum. Solda çeşme, bisikletim KUZ, ve dibinde çınar ağacı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

180920133865

Yol boyunca çeşmeler eksik değil ve her çeşmede kocaman bir çınar gölge yapıyor çeşmenin başında. Çeşme yamacın başlangıcında, ağaç dalları iyice kapatmış çeşmeyi, neredeyse tamamen örtecek.

180920133867

Sanki İstanbul’a geldim Kadıköy tabelasını görünce. Ama burası cennet gibi bir yer, öyle beton yığınına dönüşmüş İstanbul Kadıköy’ü gibi korkunç trafiği olan gürültülü ve kalabalık bir yer değil. Sessiz, sadece kuş seslerini dinleyeceğimiz bir yer burası. Buradan akan büyük bir çay var. Kuş cenneti Manyas gölünü besliyor. Kadıköy tabelası ve ağaç gövdeleri.

180920133876

Köyün şirin, pembe boyalı iki evi. Yollar toprak bu köyde.

180920133868

Köyün girişinde musalla taşı görüyorum. Burada köyde ölen kişilerin cenaze namazı kılınıp mezarlığa götürüyorlar. Ayrıca tepsi gibi düz büyük bir taş ta bulunuyor. Burada köylüler hasat zamanında ürünlerini kış için hazırlıyorlar.

180920133870

Koca çayı köprüsünden çay yatağını çekiyorum. Kıyılarda söğüt ağaçları var.

180920133871

Köprünün hemen yanında çay bahçesine iniyoruz. Çay bahçesinde yaşlı bir köylü yanına buyur edip çayları ısmarlıyor. İsmi Tahir Özen amcanın, sohbet ederek yeşillikler içinde, çay kenarında çayları içiyoruz afiyetle. Elçek ile yaşlı amca ile birlikte çaktırmadan resmimizi çekiyorum.

180920133874

Su bol olunca kazlar da ortalıkta dolanıyor.

180920133875

Bir süre dinlendikten sonra çaylar için Tahir amcaya teşekkür edip yola koyuluyoruz. Dediğim gibi yolun kıyısında bolca çeşme yapılmış ve hepsinden hem suyunu içiyorum hem de sularımı tazeliyorum. Böylece devamlı olarak taze suyum oluyor. Çeşmenin yanında çınar ağacı var.

180920133878

Balya’ya yaklaşıyoruz, burada bir maden işletmesi var, çinko ve kurşun üretilmiş. Bir ara kapanmış ama özelleştirince tekrar madende çalışmalara başlamışlar. Ayrıca burada maden işletmeciliği bayağı eskiye dayanıyor. Osmanlı döneminde kurşun buradan çıkarılıyormuş. Maden ocağının çevresi her zaman çirkin görüntüler meydana getiriyor. İnsanlara iş olanağı sağlıyor ama madende çalışmak her zaman riskli ve sağlığı etkiliyor.  Aklıma nedense Soma geliyor, çalışırken Somada 1 ay boyunca eğitim aldım, Teiaş ta elektrik üzerine. Her taraf kömür kokuyordu kasabanın. Tüm dağları linyit kömürü ocakları ile kaplıydı. Zengin kömür yatakları sanayi için bulunmaz bir nimet ama çevreye verdiği zararlar çok fazla. Somada çıkan kömürün çoğu termik santralda yakıt olarak kullanılıyor. Binlerce işçi kömür ocaklarında gece gündüz, sağlıksız ortamda, iş güvencesi olmadan köle gibi çalışıyorlar. İşleri gerçekten zor, vardiyalı, kömür tozu içinde ve kömürlerin yaydığı zehirli gazların içinde çoluk çocuğun rızkını kazanmak için çalışıyorlar. Kömür ocaklarını işletenler de daha çok kazanacağım diye güvenli çalışma şartlarına fazla uymadan sürdürüyorlar. Haliyle her zaman iş kazası oluyor ve iş başındaki hükümetler gerekli denetimleri fazla yapmadan işletme sahiplerine göz yumuyor. Madenden çıkan toprak yığınları.

180920133879

Yol kıyısında küçük, şirin bir ev görüyorum ağaçların arasında. Güzel görünmesine güzel de ormanın içine yapılması hoş olmamış, Hiç olmazsa ahşap yapılsa idi daha uyum sağlardı ormana. Bahçe sınırları da yolun hemen kıyısında, tel çekilmiş direklerle.

180920133880

Balya ilçesine geliyoruz, burası bir maden kasabası. Zamanında maden çalışırken nüfuz bayağı çokmuş, maden kapanınca iş olmadığından nüfuz epey azalmış. Küçük şirin bir kasaba olmuş. Tabelada yazan; Balya, Nüfus: 1900.

180920133881

Çeşme iyi güzel hoş ama aslanın ağzında ki çeşme olmamış, hiç uyum sağlamamış. Sanatın, görselliğin içine etmişler doğrusu. Şöyle aslanın ağzından su akacak şarıl şarıl ki çeşmeye benzesin. Çeşme krom renginde parlak olarak aslanın ağzında sırıtıyor. Çeşmeyi Fevzi ve Sadiye Akçam anısına 2000 yılında yaptırılmış.

180920133882

Balya şirin bir madenci kasabası, kasaba yüksekte kurulmuş. Düzlük olan yerler tarla, bahçe olarak değerlendirilmiş. Evler, binalar tarıma uygun olmayan engebeli yerlerde yapılması gayet güzel. Kimi yerlerde düz ovaya, tarlaların içine binaları dikiyorlar, tarım yapılmadığı için o yerde ekonomi olarak hiç bir katkısı olmuyor. Köyün diğer tarafı maden yeri, oralarda ev yok.

180920133883 (1)

İşte burası maden bölgesi, yeniden üretime geçmiş. Şantiye binaları, madenden çıkan toprak yığınları sürekli artıyor.

180920133884

Akbaş köyüne çabucak varıyoruz. Balya epey yüksekte olduğundan iniş olunca hemencecik düze ulaşıyoruz. Pembe boyalı şirin bir ilkokul. Can bisikletin üzerinde köy tabelası ve köy ilkokulunun yanında geçerken çekiyorum.

180920133885

Köyün içinde ahşap bir konak görüyorum, durup resmini çekmem gerek. Büyük bir ihtimalle varlıklı birisine ait, geniş avlusu, iki katlı büyük ahşap bir ev. Bahçe kapısı tahta bir çit olarak yapılmış.

180920133886

Köylerde eşekler hala yük taşıma amacıyla kullanılıyor. Eşek yanında sıpası ile başı boş bırakılmış kendi halinde otlayıp duruyorlar.

180920133887

Akbaş köyünde etnografya müzesini gösterir tabela, ilginç diyerek müzeye doğru gidiyoruz.

180920133888

Etnografya müzesi gayet düzgün yapılmış tek katlı taş bir binanın içinde. Şansımıza kapalı imiş, kimseler yok. İçerisini görmek isterdim doğrusu. Elimiz boş dönüyoruz. Binanın önünde direkte dalgalanan Türk bayrağı.

180920133889

Akbaş köyünden sonra sağa sapıp kestirmeden gideceğiz. Yol toprak ama hiç araç geçmiyor. Bizim için gayet iyi bir yol, buradan gidersek Balıkesir – Edremit yolundan az gitmiş olacağız. Sadece az kısımdan geçip İvrindi’ye sapacağız. İniş hala devam ediyor. Toprak yol çam ağaçları arasından gidiyor.

180920133890

Çamlar henüz küçük, orman genç daha, yol genç ormanın içinden gidiyor, harika. Yol toprak olsa da umurumuzda değil. Elçek ile kendimi ve arkada gelen Can’ı çekiyorum bir poz.

180920133891

Yol kıyısında göletler hayvanlar su içsin diye yapılmış. Yakınlarda Kocaeli köyü var, nedense google haritada İzmit diye yazılmış. Köyün tabelasında Kocaeli diye yazıyor halbuki.

180920133892

Buralarda mermer ocakları da var, blok halinde mermer taşlarını kesmişler, işlemek üzere mermer atölyelerine götürülmeyi bekliyorlar.

180920133893

Havada bulutlar iyice toplanmaya başladı, hadi hayırlısı.

180920133894

İnsanlar hayır yapmak için bir biriye sürekli yarışıyorlar. En güzel çeşmeyi ben yaptım, en süslüsünü, en kocamanını.. İyi ki de yapmışlar, yolda insanlar ve hayvanlar susadıklarında çeşmeden sularını içerek susuzluğunu gideriyorlar. Yapanlardan Allah razı olsun demek kalıyor bizlere. Çeşmenin başında iki tane aslan çeşmeyi koruyorlar. Hadi insanlar aslanları taştan yapıldığını biliyor, hayvanlar ne anlıyorlar acaba bu aslan heykellerinden. Korkuyorlar mıdır bu çeşmenin başına konulmuş aslan heykellerinden. Bu çeşmenin ağacı yok gölge yapacak. Çeşmenin aynasındaki duvar yapma dekor taş ile kaplanmış.

180920133895

Ama bu çeşmenin gölgelik ağaçları var. Her çeşmede durup resim çekerek hem dinleniyorum hem de su içip elimi yüzümü yıkıyorum.

180920133896

İvrindi ye geldik sayılır. Bir süreliğine ama kısa bir ara Balıkesir – Edremit kara yoluna çıkıyoruz. Daha sonra İvrindi kasabasına dönerek ana yoldan çıkıyoruz böylece. İvrindi – Bergama sağ tarafı gösterir tabelanın resmini çekiyorum.

180920133897

İvrindi yoluna sapınca, kasabanın girişinde toprak kazılmış.  İlginç bir toprak kesiti görüyorum. Bej renginde kil tabakası arasında siyah renkte bir tabaka kalmış. Katmanlar da yerin hareketine göre şekilleri düzgün değil, dalgalı bir şekil almış.

180920133898

Bir binaya kamam tabelasını görünce resmini çekiyorum. Aslında hamama girip şöyle iyice bir yıkanmalı. Ama bu gün Bergama ya varmamız gerek. İvrindi de öğle yemeği yedik, karnımız da acıkmıştı hani.

180920133899

İyi ki bu yoldan gidiyoruz, yolda neredeyse araç yok ve ormanın içinde gidiyoruz. Ormanda sık olmasa da meşe ağaçları var. Istranca dağlarında gördüğümüz 10 – 15 metre boyunda değil buradaki ağaçlar. Anadolu’nun bu kesimleri Akdeniz iklimi etkisi altında kalmış, ağaçlar daha kısa, çalılar maki. Tipik Akdeniz iklimi.

180920133900

Bir süre gittikten sonra yağmur yağmaya başladı, üst yağmurluğumu giyiyorum. Ardından bagaj çantalarını çöp naylonları ile kaplayıp yola öyle devam ediyorum. Yağmur kısa sürünce durup yağmurluğu çıkarıyorum, yoksa terden sırılsıklam olacağım. Yağmurluk çok terletiyor insanı, bir de hava sıcak ise. Elçek ile kendimi yağmur yağarken çekiyorum. Başımda sarı kask ve sarı güneş gözlüğüm var. Yağmurluğumun rengi de sarı. Yani tamamen sarı renk içindeyim.

180920133901

Karşı da ki dağları aşacağız, dağların ardı Bergama. Havada parçalı bulutlar dolaşıyor. Yol dümdüz, ip gibi yapılmış.

180920133902

Çeşmeler devamlı olarak yol boyunca karşımıza çıkıyor. Bazı kendini bilmezler yazılar yazıyor ya, çeşmenin güzelliğini bozuyor bu yazılar. Çeşmeyi yapan düzgün yontulmuş taşlardan çeşmenin duvarını yapmış, yan taraftaki taşları her kim koyduysa hiç sanatla alakası olmadan öylesine taş duvarı taşları üst üste gelişi güzel bir duvar yapmış.

180920133903

Yolun sol tarafında yanmış, kararmış, öbek öbek ocaklar görüyorum. Burada kireç taşı bol, gördüğümüz ocaklarda kireç elde ediliyormuş. Taş bitince çevrede ocaklarda terk edilmiş. Şu an üretim yok ama kireç ocaklarını öylece bırakmışlar. Çirkin bir görüntü oluşmuş, insan başladığı biçimde bırakmalıydı. Ocakları dağıtıp üzeri toprakla örtüldükten sonra ağaç dikerek yeşillendirilebilirdi. Ama çevreyi düşünen kim, sadece kazanacağı parayı hesaplıyorlar. Çevre için harcayacağı 5 kuruş canından bir paça koparılmış sayıyor iş adamları.

180920133904

Külleri kalmış kireç taşı ocakları doğada çirkin bir görüntü oluşturuyor.

180920133905

Yol kıyısında geniş bir alanda, kıyıları ağaçlar olan çeşmede mola veriyoruz. Çeşmenin başında bir çobana rastlıyoruz. Çobanın tayı var ama tayın boyu küçük, çoban tayın üstüne binince ayakları yere değdi. Zavallı tay hem sırtında semer hem de onun üstünde iri yarı bir adam, ikisini de taşımaya çabalıyor. Tayın haline üzülüyorum, sahibine de bir şey diyemiyorum.

180920133906

Çeşmeler o kadar çok ki adım başı çeşme görüyorum. Şanslıyım ki çeşmeler sürekli karşıma çıkıyor. İleride bu çeşmeleri zor görürüz diye düşünmeden kendimi alamadım.

180920133908

Mallıca köyünde durup kahvenin birine oturuyoruz, selam verdik almadılar doğru dürüst. Birer soda içerek fazla oyalanmadan buradan gitmek gerek. Yoksa mal mal bakmaya başladı köylüler. Garip geldi, ilk defa bir köyde bu durumla karşılaşıyoruz. Zaten adı üstünde Mallıca, pek te yakıştı ismi doğrusu. Köy yerine bizlere su sağlayan çeşmenin resmini çekerim daha iyi.

180920133909

Yavaş yavaş dağlara tırmanıp onları aşmaya çalışıyoruz.

180920133910

Aaaa Manisa il sınırlarına giriyoruz çaktırmadan. Tabelada öyle yazıyor.

180920133919

Tabelada yazdığına göre Duğla köyüne giriş yaptık. Tek tük evler görülüyor.

180920133911

Duğla köyünde mola veriyoruz, köyün kahvesinde oturup duble çayları içerek dinleniyoruz azıcık. Köyün ihtiyarları kahvede oturmuş sohbet ediyorlar. Biz de kahveye gelince başladılar bizimle sohbet etmeye. Nereden gelip nereye yolculuk ettiğimizi sorup öğrendikten sonra 80 yaşlarını aşmış yaşlı amca Bergama da hakimin katibi imiş. Amca başladı kendi başından geçmiş bir olayı anlatmaya ;

“Evveli zamanında Bergama da hakimin katipliğini yaparken Dikili’nin köylerinden Bademli köyünde bir olay olmuş.

Ben, Hakim bey ve arabanın şöferi düştük yola, olayın zaptını yerinde tutacağız. O zamanlarda yol yok araba yok şimdiki gibi.

Yol da anca bir araba sığabiliyor. Ara yerlerde arabaların birbirine yol vermesi için geniş yerler vardı.

Yoksa imkanı yok geçmeye, neyse fazla lafı uzatmayayım yolda tıngır mıngır gidiyoruz. Hakim bey şöfere işimiz acele biraz hızlan dedi.

Şöfer de bastı gaza, hızlandık. Önümüze bir araba çıktı, şöfer de yolun belirli yerlerindeki o geniş yerde önündeki arabayı sollayıp geçti.

Arabanın sahibi de oranın zengin toprak sahiplerinden biriymiş nerden bilelim.

Arabadaki de vay beni nasıl geçersin diyerek bastı gaza.

Bizi geçmeye çalışıyor ama yol dar nereye geçiyon. Şöfer de hakim bey emir verdi nasıl olsa, basıyor gaza.

Bir süre böyle gittik. Arkadaki adam kudurmuş geçemedim diye.

Adam öndeki arabayı madem geçemiyom üstünden geçeyim diye gazı köklemiş.

Ana bir cayırtı koptu sorma gitsin. Paldır küldür üzerimizden araba geçti.

Arabanın tavanı da haşat oldu. Amerikan arabaları Allahtan sağlam yoksa şimdiki arabalar olsa haşatımız çıkmıştı.

Neyse araba üstümüzden geçtikten sonra durduk.

Bizim arabanın camları kırıldı, tavanda biraz göçme oldu, ön kaportanın haşatı çıktı.

Allahtan bizlere bir şey olmadı şükür.

Hemen arabadan indik, üstümüzden geçen arabanın motoru dağılmış burun üstü çakılınca.

Hakim bey kızgınlıkla üstümüzden geçen arabaya gidip  şöfere adam sen ne yaptın diye bağırarak fırça atarken şöferi görünce tanımış adamı.

Köyün zenginlerinden. Artık adama bir şey de diyemedi hakim bey.

Köylülerden yardım isteyerek bir at arabasıyla yolumuza devam ettik”

diyerek hikayesini bitirdi. Güzel bir anıydı, yaşlı amca güzel Türkçesi ile anlattı bize. Hafızası da duru ve kuvvetliydi. Can kulağı ile anıyı dinleyip çayları içerek böylece dinlenmiş olduk bir süreliğine de olsa.

Kahvedekilerden ve yaşlı amcadan izin isteyip yola çıktık. Çeşmeler bol olunca sık sık mola veriyoruz. Nasıl olsa yol da bitmek bilmiyor. Ama bir şey var ki o da yorulmak bilmeyen demir atım KUZ. Hiç nazlanmadan buralara kadar sorun olmadan geldi, sadece bir kaç kez lastik patladı. Edirne de ki pıtrak dikenli yoldaki patlaklar hariç. İç lastikleri atmıştım zaten. Demir atım KUZ, yol ve manzarayı çekiyorum. O bunu hak ediyor.

180920133912

Çeşmenin başında top olmuş söğüt ağacını çekiyorum.

180920133913

Çeşmeden sularımı doldururken ber de ne göreyim? Çeşmenin yalağında kurbağa yaşıyor. Hani çocuk şarkısı vardır ;

“Küçük kurbağa küçük kurbağa kuyruğun nerede.

Kuyruğum yok kuyruğum yok yüzerim derede.”

Bu kurbağa dere bulamamış yalakta kendine yaşam oluşturmuş.

180920133914

Başka bir çeşme, önündeki alana beton dökülmüş.

180920133915

Önümüzde son dağlık görünüyor, dağların tepelerinde yol alıyoruz. Havada bulutlar fıldır fıldır dolaşıyor.

180920133916

Güneş bulutların arasından son ışıklarını saçarak batmaya başladı. Karanlığa kalacağız gibi. Bakalım ne olacak, pedallamaya devam.

180920133918

Öyle bir yerden geçtik ki bir gün içinde, hatta bir saatte üç il topraklarında pedal bastık diyebilirim. Üç ilin birleştiği sınır bölgesindeyiz, Balıkesir il sınırından 1 saat önce Manisa il sınırına girdik Yaklaşık 6 km Manisa il sınırların da pedalladıktan sonra İzmir il sınırına geldik. Manisa’nın Duğla köyünü gördük sadece, orada da çay molası verdik. İzmir il sınırını yazan tabelanın önündeyim.

180920133920

Nihayet dağın sırtına çıktık, bundan sonra iniş başlayacak tahminime göre. Hani deriz ya son yokuş, işte öyle bir yere geldik.

180920133921

İşte o meşhur “Son Yokuş” denilen yer. Solda inekler otluyor.

180920133923

Şifalı Menteşe kaplıcaları  tabelasını görünce resmini çekiyorum. Bir gün mutlaka uğrayacağım bu kaplıcalara.

180920133924

Artık inişe başlayabiliriz. Yol öyle gösteriyor, Can önde gidiyor kendi halinde.

180920133926

Ay tepsi gibi doğuyor, tam dolunay, ayın on dördü gibi. Demek ki fazla karanlıkta olmayacak bu gece. Ay yolumuzu aydınlatacak. Hava aydınlık olsa da ay çıplak gözle görülüyor dağların üstünde.

180920133927

Ve akşam oldu, hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Köylerden gece karanlığında geçip gidiyoruz fazla oyalanmadan. Zaten dağlardan aşağıya inişteyiz, fazla pedal çevirmeden hızla iniyoruz. Hava kararırken ışıklarımızı yaktık. İneşir köy tabelasını çekiyorum alaca karanlıkta.

180920133928

Hava iyice karardı, ay tüm güzelliği ile tepemizde yolumuzu aydınlatıyor. Zülfü Livaneli’nin Süvarinin türküsünü mırıldanmaya başlıyorum

Süvarinin Türküsü

“….

ay kocaman at kara

torbamda zeytin kara

bilirimde yolları

varamam kardoba’ ya

 

ova geçtim yel geçtim

ay kırmızı at kara

ölüm gözler yolumu

kardoba surlarında

 

yola baktım yol uzun

aman atım canım atım

etme eyleme ölüm

varmadan kardobaya

…”

Federico Garcia Lorca şiiri ve Zülfü Livaneli bestesi…

Hava zifiri karanlıkta gök yüzünde parlayan ay resmini çekiyorum.

180920133930

Süvarinin türküsünü söyleye söyleye Bakırçay ovasına iniyoruz. Yaklaşık 22 km kadar uzun bir iniş oldu gecenin karanlığında. Ana yolda trafik yoğun, araba gürültüleri çoğaldı. İki gündür sakin sakin doğanın içinde pedal bastık. Çok rahatsız oldum bu gürültüde ama yapacak bir şey yok, mecburen gideceğiz. Bergama’ya varıyoruz saat 22:30 civarında. Çadır kurabileceğimiz bir yer bakınıyorum. Daha önce belediyenin işlettiği ılıca park kafeterya da çadır kurmuştuk Az bilinen antik kentler turunda. Gece olunca aradığım yeri bulamıyorum bir türlü. Baktık Bergama’dan çıkmışız tekrar geri dönerek kalacağımız yeri bakınarak merkeze doğru yol alıyoruz. Gözüme arabaların park ettiği bir alan ilişiyor. Can’a burada çadır kuralım diyorum, o da burada kurulur mu diyerek önerimi kabul etmiyor. Benzin istasyonunda kalalım diye kararlaştırıyoruz. Yine geri dönerek Benzin istasyonu aramaya başladık. Tam şehir biterken sağ tarafta bol ışıklı bir park görünce aradığım yer burası diye tahmin edip oraya doğru gidiyorum. Can da ardımdan mecburen geliyor. Parkı görünce hatırlıyorum burayı diyerek parkın içine giriyorum. Kafeteryanın önünde durup şef garsondan burada çadır kurabilir miyiz diye izin istiyorum. Şef garson da pek yetkili değil anlaşılan, bir sorayım diye kaçamak cevap veriyor. Derken o sıralarda kafeteryada bulunan belediye başkanı misafirleriyle tam çıkmak üzereydi. Şef garson belediye başkanına giderek durumu izah ediyor. Belediye başkanı yanımıza gelerek bizimle tanışıyor. Kendisine Nisan ayında Az bilinen antik kentler turunda burada çadır kurmuştuk diyerek kendisinden çadır kurmamız için izin istiyorum. Belediye başkanı da tabi ki burada çadır kurabilirsiniz diyerek izin veriyor. Kendisine teşekkürlerimizi sunarak çadır kuracağımız tuvaletlere yakın bir yere gidiyoruz. Çimenlerin üzerine çadırları kurarak eşyaları yerleştiriyoruz. Ardından kafeteryada birer bira içerek bu günkü yaptığımız yolculuğu kutluyoruz Can ile birlikte. Yorgunluğun üstüne de soğuk bira çok iyi gidiyor doğrusu. Birayı içtikten sonra çadırlara gelerek yatma hazırlıklarına başlıyorum. Tuvalet çeşmelerinde elimi ayağımı yıkayıp dişlerimi fırçalıyorum. Geri dönünce bir bakıyorum Can piknik masasının oturma yerine uzanmış uykuya dalmış bile. Canım arkadaşım bu gün hakikaten çok yoruldu. Sabahtan beri dağları aşarak gecenin bir vakitlerinde nerede kalacağımızı bilmede pedalladık. Ama güzel bir yer bulunca gece serin olmasına rağmen böyle bir yerde gevşeyip hemen uykuya daldı. Can’ı uyandırıp yerine yatmasını söylüyorum. Can bankın üzerinde uyurken resmini çekiyorum, üzerine sarı montu örtmüş.

180920133931

Artık uyuma vakti, bu gün  fazlası ile yol yaptık. Can sabah erkenden kalkıp Aliağa’ya gidip metroya binecek. Bankada halletmesi gereken işleri var. Benim acelem yok, sabah kahvaltımı yapıp yavaş yavaş yoluma devam ederim diye kararlaştırıyoruz. Çadırlarımıza girip yatıyoruz böylece.

Bu gün yaptığımız yol 126 km olmuş. diğer günlerden biraz fazla oldu.
Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 16. Gün

17 Eylül 2013 Salı

Erdek – Gönen – Danışment

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

“Ve o yaşlardaydı…

Geldi ardım sıra şiir.

Bilmiyorum, bilmiyorum nereden geldiğini.

Kıştan mı, bir ırmaktan mı yoksa.

Bilmiyorum nasıl ya da ne zaman,

hayır ses değildi, ne sözcük

ne de sessizlik.

Ama çağrıldım bir sokaktan,

dallarından gecenin,

ansızın ötekilerin arasından,

kuşatılmış şiddetli alevlerle

ya da bir başına dönerken,

oradaydım yüzünden yoksun,

ve dokunuverdi bana…”

Pablo Neruda

 

Öne çıkmış olan görsel, cumbalı evler, dar sokak. Biri sıvalı ve pembe renk badanalı yeni bina, yanındaki binalar kerpiç, tahta cumbalı evler. Tahtalar yıpranmış, eski.

170920133821

Yağmur bütün gece yağdı usul usul. Sundurmanın altında olduğumuz için ıslanmadı çadırım. Yağmurun sesi o kadar güzeldi ki güzel bir uyku uyumama neden oldu. Sabaha kadar deliksiz uyudum. Sabah uykumu almış olarak saat 07:00 de uyanıyorum her sabah olduğu gibi. Şortumu giyerek denizde yüzüp sabah duşumu aldım ve güne başlıyorum. Ardından sıcak bir duş mükemmel oluyor. Duşun ardından eşyalarımı, çadırı topluyorum. Bisiklete tam yükleyeceğim bir baktım arka lastik patlamış. Eh ne yapalım hemen lastiği söküp yama yaparak şişiriyorum. Tekerleği yerine takıp eşyaları bagaja yükleyerek hazır hale geliyorum. Can da bu arada anca toplanıyor, çünkü eşyaları toplaması ve yerine yerleştirmesi biraz uzun oluyor. Lastiğimin patlamasıyla aradaki farkı kapatarak aynı anda hazır oluyoruz. Kamp ücretini ödeyerek kahvaltı yapmak için merkeze doğru yola çıktık. Yerde arka tekerlek, iç lastik dışarıda, yanında plastik levyeler ve küçük pompa.

170920133799

Çay bahçesinde masanın birinde taze börek alarak kahvaltıyı yaptık. Kahvaltıdan sonra cep telefonum çalıyor, telefonda ablam müjdeyi hemen vererek yeğenimin doğum yaptığını bildiriyor. Acalog (büyük amca ) oldum böylece. Duru bebek dünyaya gelmiş beni sevince boğmuştu bu sabah. Hemen yeğenimi arayıp onu kutluyorum Duru bebek için. O kadar heyecanlıyım ki içim içime sığmıyor. İçimden İstanbul’a gidip Ada bebeği görüp koklamak geçti bir an. Neşe içinde yola çıkıyoruz. Gece yağan yağmurun ardından hava masmavi, Güneş yıkanmış, tüm ışıklarını dünyaya saçıyor kimseyi ayırt etmeden. Marmara denizi ve Erdek ardımızda kalıyor giderek. Elçek ile kendimi çekiyorum, başımda kask yok, sarı renkli güneş gözlüğü gözümde, saçlarım omuzlarımdan aşağı salınık.

170920133802

Yarımada ardımızda kalıyor,  gittikçe manzara değişiyor, ilk yerleşim yeri Edincik kasabası. Yeni yerleri görmenin heyecanı var içimde. Zaten Duru bebek yeterince heyecanlandırmıştı. Ağaçlık ve Marmara denizi, denizin ardında dağlar sıralanıyor.

170920133803

Yol pek işlek değil, arada bir araç geçiyor sadece. Karşımızda dağların tepesinde rüzgar türbinlerini görüyorum. Türkiye’de bayağı çoğaldı rüzgar türbinleri, rüzgar olan yerlerde kurulması olanaklı. Hem temiz enerji. Kavak ağaçları göğe doğru uzamış.

170920133806

Rüzgar türbinlerinin sağında değişik yapılar görüyorum. Uzaktan ne olduğunu tam olarak çıkartamadım. Binalara benziyor ama dağın başında böyle bir şey yapacaklarına aklım kesmiyor doğrusu. Ne olursa olsun çirkin bir manzara olduğu kesin, doğaya hiç uygun değil.

170920133807

Bandırma – Edincik yol ayrımına geliyoruz bir süre sonra. Biz Edincik tarafına doğru sapıyoruz tabi ki. Bir süre daha Marmara denizinin kıyısında yol alarak gideceğiz.

170920133808

Deniz kıyısı temiz ve berrak, sabah girmeseydim denize burada girebilirdim kesinlikle. Kumsalı yok sadece, kıyılar büyük taşlarla kaplanmış.

170920133809

Bir süre sonra deniz kıyısından yol sola dönüp tırmanma eğiliminde. Artık Marmara denizine hoşça kal diyorum. Önümüzde iki tane sıradağ var. Şimdi birinci sıradağları tırmanıyoruz. İkincisi Edremit – Balıkesir kara yolundan sonra başlıyor.  Sıradağlar epey uzun ve bol tırmanma gerektiriyor. Bu tur bana  o kadar iyi geldi ki sıradağları aşmak kolay geliyor bana. Zeytin ağaçları arasında gidiyoruz.

170920133811

Yol kıyısında çeşme çıkıyor karşıma. Çeşmenin yanı başında bir havuz yapılmış, gayet güzel. İşte burada önemli bir durum olduğunu görerek resim çekiyorum. Havuzun taşları gayet düzgün yontulmuş, biraz dikkatli bakınca yontulmuş taşların tarihi eserlerden sökülüp buraya getirilerek havuzda kullandıklarını anlıyorum. Üzüldüğüm nokta şu; tarihi eserleri doğru dürüst koruyamıyoruz. Ne devlet ne de halk, tarihi eserlere gereken ilgi ve önemi göstermiyoruz maalesef. Medeniyetler binlerce yıl önce gayet güzel eserler yapmışlar. Zamanımızda hazır varken yeni eserler de ben yapayım demeden antik yapılardan yontulmuş taşları sökerek kendi yapılarında kullanıyorlar. Bir de tarihi eser yağmacıları var, şimdiye kadar ne var ne yok en değerlilerini çalmışlar. Çok ama çok üzücü bir durum. O kadar tarihi eserleri tahrip etmelerine rağmen yine de ayakta duran eserler var. Yakınlarda mutlaka bir antik kent olmalı diye düşünüyorum. Çeşmede borudan su akıyor devamlı, yanında havuz ve bisikletim KUZ park etmiş durumda.

170920133812

Güzel bir yol kenarı dinlenme yeri, Okullar açık olduğu için ortalıkta kimseler yok. Burada biraz dinlenerek kendimize geliyoruz. Devamlı yokuş yukarı gidince insan ister istemez böyle güzel yerleri kaçırmadan mola vererek yolun keyfini çıkara çıkara gitmek gerek. Duvar dibinde Can’ın bisikleti dayalı, duvarın üstünde oturma yerleri ve piknik masaları. Daha yukarıda çınar ağaçları. Alt duvar yeşil, üst duvar beyaz badanalı.

170920133813

Tarihi bir çeşme, kim bilir kim yaptırmış, ama güzel yaptırmış. Böyle çeşmeler olmazsa işimiz zor. Sadece şu yazıları yazmasalar çeşmenin taşlarına iyi olacak. Çok çirkin bir resim çekmek zorunda kalıyorum, yazık, çok yazık. Anıtsal çeşme olarak anılıyor. Roma imparatoru Hadrian dönemine ait ( MS 117 – 139 ) Çeşmenin taşında bu bilgiler yazıyordu.

170920133814

Epey yükselmişiz, Marmara denizi güzelliği ile karşımda masmavi görünüyor. Karşıda Kapıdağı yarımadası.

170920133815

Edincik girişindeki mezarlıktaki servi ağacı gösteriyor ki köy epey eski. Servi ağacı yüzlerce yıllık, kimi yerleri kurumuş ama yeni sürgünlerle yaşama devam ediyor.

170920133816

Yol kıyısındaki düzgün yontulmuş taşlar burada antik dönemlerin yaşandığını gösteriyor. Edincik´in kuruluşu MÖ 4000 2500 yıllarına dayanmaktadır. MÖ 1073 800 dönemlerinde Persler, Makedonlar ve Roma Bizans hâkimiyetinde kalan şehrin adı Adrestia olarak geçmektedir. 1076 yılında Kutalmışoğlu Süleyman Bey tarafından fethedilerek 30 yıl Türklerin egemenliğine girdikten sonra Sultan Kılıçaslan’ın ölümünden sonra 1106 yılında tekrar Bizanslıların egemenliği altına girmiştir. 1329 yılına kadar Bizans egemenliğinde kalan Edincik bu tarihte Orhan Bey tarafından fethedilerek tekrar Türklerin egemenliğine girmiştir. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Edincik´in isminin “Aydıncık Kadılığı” olarak geçtiği ve burada ipek böcekçiliği yapıldığı, tabakhaneleri ve tersanelerinin meşhur olduğu ifade edilmektedir. Edincik´te Osmanlı Devletinin kuruluş dönemine ait Ulu Cami (1368), Kümbet Cami (1470), gibi önemli eserler bulunmaktadır. Edincik’in kısaca tarihi böyle. Yol kıyısındaki taşlar belli ediyor tarihinin eski olduğunu. ( Kaynak Vikipedi )

170920133817

Burası köyden büyük bir yer. Belediyesi var. Burasını çok beğendim, şirin bir görünümü var kasabanın. Öyle yüksek yapıları yok, tek tük fazla kat çıkmış bazı binalar. Kahvede oturup soda ve çay içerek bir süre dinleniyoruz. Kahvede masalarda oturanlarla sohbete başlıyoruz. Nereden gelip nereye gidiyorsunuz gibi olağan soru cevapların ardından sohbet döndü günde kaç km yol yaparsın yapamazsın meselesine. Biz 89 – 100 km civarı, duruma göre yapıyoruz deyince kahvede bulunan iki kişi başladılar tartışmaya. Birisi yapamazlar bu kadar km diyor, diğeri adamlar buraya kadar nasıl geldi diyerek ağız dalaşına girdiler. Büyük olasılıkla bunlar emekli vatandaşlar. Kasabada kendilerine yapacak iş bulamadıklarından bütün gün kahvede  zaman geçiriyorlar. Bütün gün kağıt, tavla yada okey oynuyorlar. Yemek için bile evlerine gitmeyip kahvede köfte ekmek gibi yiyecekler yiyerek karnını doyuruyorlar. Kahveye bizim gibi zor gelen bisikletçileri zor gördüklerinden değişiklik oldu kahvede. Tartışmaya başlayan iki kişi giderek tartışmayı uzatınca, araya girip bizim yüzümüzden tartışmayın diyerek kahveden ayrılıyoruz. Adamların işi yok neredeyse birbirine girecekler bir hiç yüzünden. Kahveden çıkıp kasabanın eski evlerinin resimlerini çekmeye başlıyorum. En güzeli bu bence.

170920133819

Kasaba da su bol, öyle ki tarihi evin duvarında devamlı akan bir çeşme var. Su borudan direk akıyor, bu ayda akması da su kaynağının bereketli olduğunu gösteriyor. Henüz sonbahar yağmurları da başlamadı. Beyaz badanalı evin duvarına girinti yapılarak boru takılmış. Su devamlı akıyor.

1709201338201

Kasabanın ahşap tarihi cumbalı evleri insanı geçmişe götürüyor. Sokağa ayrı bir hava vermiş. Kim bilir ne yaşanmışlıklar olmuştur ve ne aşıklar pencerenin altında, sevdiceği kızı pencerenin önünde görebilme umudunu asla yitirmeyen genç delikanlılar, sürekli dolaşmışlardır cumbanın altında. Biri sıvalı, badanalı yeni ev. Yanındakiler eski, tahtaları yıpranmış kerpiç evler. Sokak dar, evler birbirine neredeyse değecek. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

170920133821

Tarihi Ulu cami, Beyaz minaresi uzun, bahçe duvarından görülmüyor ama servilerden anlaşılacağı gibi bahçede mezarlık olması büyük olasılık. Hem de büyük din adamları yatıyor burada. Kim bilir kazı yapılsa Roma dönemine ait  hatta büyük İskender’in ünlü komutanlarının mezarları bile vardır.

170920133822

Daha önce deniz kıyısından ufukta dağların sırtında ki rüzgar türbinlerinin yakınına geliyoruz. Ne güzel bacasız temiz enerji üretiyor.

170920133823

Rüzgar Türbinlerinin daha da yakınına gelerek dağın zirvesine çıkmış oluyoruz, bundan sonra yükseklerde, dağlarda gideceğiz. Uzaktan gördüğümüz yapılar da burada. Hani manzarayı bozan cinsten yapılar. Buraya büyük, çok katlı apartmanlar yapılmış. Dağın bir kısmını betonarmeye çevirmişler. Bu çirkinliğin resmini çekmiyorum.

170920133824

Yol güzel görünüyor da bulutlar yine toplanmaya başladı. Yağar mı yağar, belli değil yağıp yağmaması. Hava lodos esmeye devam ediyor, lodos eserse yağmur bir ara yağabilir. Can önde aheste aheste gidiyor, ben de ona ayak uyduruyorum.

170920133825

Bir ara Marmara denizini tekrar görünce resmini çekiyorum. Marmara denizi de aynı Karadeniz gibi peşimizi bırakmayıp bizden bir türlü ayrılmak istemiyor. Marmara denizi sevdi bizi, biz de onu sevdik, birbirimizden ayrılamıyoruz. Önümde biçilmiş tarla sarı renkte, sürülmeyi bekliyor.

170920133827

Gittiğimiz yol duble bir yol, ta Çanakkale’ye kadar gidiyor. Bir gün bu yoldan gideceğim elbet. Biz sola Gönen’e doğru pedal çevireceğiz, yolumuz oradan geçecek. Yol üstündeki tabelada; sola doğru Gönen, düz olarak Biga – Çanakkale yazılmış.

170920133828

Yol kıyısında yine plastik şişeler atılmış öyle duruyor. Şehirlerde belediyenin çöp tenekeleri, çöpçüleri devamlı şehirleri süpürüp temizliyorlar. Peki şehir dışında ki çöpleri kim, nasıl temizleyecek? Böyle görünce üzülüyorum. Yeni sürülmüş tarlada toprak rengi ortaya çıkmış.

170920133829

Tarlanın birinde sarnıç görünce durup resmini çekiyorum. Böyle kuyular zamanımızda pek görünmüyor. Bu kuyular sulama amaçlı değil, daha çok hayvanlara su vermek için kullanılıyor. Yolda görmediğim şeyleri görüyorum, bakalım daha neler göreceğim. Yollar süprizlerle dolu. Destek direği köşebent demir ile örülmüş. Destek üzerinde uzun bir boru, alt kısmı kısa, üst kısmı uzun olarak kondurulmuş. Alt kısmında ağırlık olduğu üçün ön tarafı yukarıda. Ucunda ip ve kova bağlı.

170920133830

Bulutlar iyice çoğalmaya başladı.

170920133831

Ana yol bitiyor nihayet, bundan sonra ara yollardan, köy yollarından devam edeceğiz. Gönen’e varıyoruz, marketin birinden alışveriş yapıyoruz. Bazı şeyler almamız gerekti. Marketin içinde ucuz fiyatı olan çelik termos görünce hemen alıyorum. Biraz vuruktu dış kısmı, benim için önemli değildi. Yiyecek bir şeyler aldıktan sonra kahvenin birinde yemeğimizi yiyoruz. Tabelada; Sola Manyas, sağa Biga – Çanakkale, Düz Şehir merkezini belirtiyor.

170920133832

Daha sonra yolumuza devam ederek önümüze çıkan ilk köye varıyoruz; Hacıvelioba. Köy yollarından gitme daha eğlenceli benim için. Yollar genellikle eski patikalardan giden yollar sadece biraz genişletilmiş ve asfalt dökülerek yol yapılmış. Yeni yapılan yollar daha düz olduklarından insana sıkıcı geliyor. Köy yollarında ise 300 yada 500 metre sonra yol döndüğü için yolun nereye gittiğini bilmeden pedal çevirmek daha heyecanlı geliyor. Dönemece gelince yeni manzaralar eşliğinde yol yine kıvrılınca değişiklikler böylece devam edip gidiyor.

170920133833

Ova bitti, şimdi tırmanma zamanı. Vitesleri giderek düşmeye başladı birer birer. Bulutlar giderek çoğalıyor, güneş bulutların arasında kendini göstermekle zorlanıyor. Ara sıra ışık hüzmeleri bulutların arasından kendini şöyle bir gösterip hemen kayboluyor.

170920133834

Yükseldikçe manzara da giderek güzelleşiyor. Güzellikleri seyretmekte bana düşüyor ve ben bundan mutluluk duyuyorum. Yokuşu çıkmak daha da zevkli oluyor böylece.

170920133835

Önümdeki dönemeçli yol biraz dik olsa da önemli değil. Dönemeç bilinmeze götürecek beni.

170920133836

Yol kıyısında dağ çilekleri görüyorum, henüz yeni kızarmaya başlamışlar. Daha olgunlaşmamışlar yalnızca. Pembeleşmeye başlamışlar, yakında olgunlaşacaklar. Kimisi de sararmış halde.

170920133837

Güzel manzarayı yol kıyısında insanlar tarafından arabalardan atılmış çöpler bozuyor.

170920133838

Tırmanış devam ediyor hala.

170920133839

Dağların zirvesine ulaştık sayılır, rakım 470 metrelerde. Bundan sonra iniş zevkli olacak gibi görünüyor.

170920133840

Yükseklerden inmek çok çabuk sürüyor, bir anda aşağıya iniyorum. Ama iniş keyifli oluyor. Dağların zirvesine çıkarken zahmetli oluyor, terliyorum fazla enerji harcarken. Zirveye çıktıktan sonra inişte rüzgarlığımı mutlaka giyiyorum. Yoksa terli olarak rüzgar alırsan vücut rüzgarın etkisi ile hızla soğuyacağından ısı dengesinden dolayı hasta oluruz. Terli olmak önemli değil sadece rüzgar almayacaksın o kadarcık.

170920133842

Düzlüğe indikten sonra Koyuneri köyüne yakın bir yerde arka lastiğim patlıyor. Bu gün ikinci sefer patlıyor aynı lastiğim. Tam da yokuşun başında, Can bayağı önlerde, göremiyorum onu. Arka bagajdaki eşyaları indiriyorum, yoksa tekerleği çıkaramam. Bisikletin ayaklı sehpası olunca yere yatırmama gerek kalmıyor, ayaklık çok işe yaradı. Arka tekerleği söktükten sonra iç lastiği çıkarıp patlağı buluyorum. Bunları yaparken traktörden köylü yardım gerekli mi diye soruyor bana. Ben de kendim hallederim diyerek cevap veriyorum. Dış lastiği kontrol edip dikeni çıkararak bir daha patlamasını önlüyorum. Ardından iç lastiğin delik olan yerini bulup yama yapıyorum. Daha sonra iç lastiği takarak şişirmeye başlıyorum. Tam bu arada Can geliyor, merak edip geri dönmüş. Lastiğimin patlak olduğunu görünce yardım ederek tekerleği yerine beraberce takarak hallediyoruz birlikte.  Büyük künklerin yanında KUZ par edilmiş, arka tekerlek sökülü. Tekerlek künke dayalı, iç lastik künkün üstünde.

170920133843

Eşyaları bagaja yükleyip hareket ediyoruz. Önümüzde yokuş var, aheste aheste çıkıyorum. Can ikinci kez çıkıyor bu yokuşu. Bu günkü hedefimiz Balya idi ama bu gidişle varamayacağız gibi. Güneş batmak üzere, Güneş  ufukta batmadan önce resmini çekiyorum. Gökyüzünde bir tane uzun bulut var.

170920133844

Güneş battıktan sonra hava kararmadan Danışment köyüne vardık. Köyün girişinde bir bakkaldan soda içmek için durduk. Sodayı içerken bir bayan geliyor bebek arabası ile bakkala. Bebek çok sevimli, bu sabah yeğenim doğum yapmıştı. Bayana bebeğin ismini soruyorum ?  ” Duru ” deyince daha da heyecanlanıyorum. Yeğenimin bebeğine de Duru ismini takmışlardı. Daha yeni doğmuş bebeğimizi görmeden aynı isimde başka bir Duru bebeği görmek büyük bir tesadüf olsa gerek. Çok sevinçliyim doğrusu, Duru bebeği seviyorum doyasıya.

Sodayı içtikten sonra köyün kahvesine gidiyoruz. Merhaba diyerek masanın birine oturarak çayları ısmarladık. Köylülerle sohbet etmeye başladık, içlerinde muhtar azası vardı. İkinci çayları ısmarladı Aza İbrahim Ödül. Hava kararmaya başladı, kalacak yer muhabbeti ederken Muhtar Ertuğrul Danışan geliyor kahveye. O da birer çay ısmarlıyor. Kalacak yeri konuşuyoruz muhtarla, çadır kurabileceğimiz bir yer göstermesini istiyoruz. Muhtar Ertuğrul da bize köy odasında kalabilirsiniz diyerek bizi sevindiriyor. Muhtar Ertuğrul ile azaları ile muhtarlığa giderek biraz da orada oturup sohbet ediyoruz bir süre. Muhtar masasına oturmuş, yanında muhtarlık azaları.

170920133845

Muhtarlıkta köyde daha önce muhtarlık yapmış olan bütün kişilerin fotoğrafları bir köşede sergilemiş muhtar Ertuğrul. Muhtarların çoğu akraba, aynı soyadı taşıyor Ertuğrul Danışan ile. Bu arada muhtarlıkta bulunan bilgisayardan internete girip gideceğimiz yolu daha yakından görüp yolumuz üzerindeki köylerin isimlerini yazıp not alıyorum. Elimizde detaylı köy yollarını gösteren harita yok. Not almam iyi oldu, hiç olmazsa Bergama’ya kadar olan yolu öğrenmiş oluyoruz böylece. İlan panosunda bir yazı dikkatimi çekiyor

” Babacığım lütfen hızlı gitme, sensiz bir dünya istemiyorum”

Trafikte her yere yapıştırılması gereken bir uyarı olmalı bence.

170920133846

Daha sonra bisikletleri öylece kahve önünde bıraktığımız yere gelerek eşyalarımızı köy odasına götürüp yerleşiyoruz. Bakkaldan yiyecek bir şeyler alıp kahvede atıştırıp karnımızı doyuruyoruz. Odamıza gelip  telefonu şarja bağlıyorum. Ardından uykum gelince yatıyorum. Hava lodos olduğu için yağmur yağma olasılığı vardı. Köyün odasında kalmamız iyi oldu.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 82 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 15. Gün

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ahmetbey – Tekirdağ Barbaros – Erdek

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

O akşam

Ceviz kırıyorlar, bakıyorum ;

Kabuğunu kırıyorlar cevizin.

Ceviz çıkıyor..

Sonra oyunlarına dalıyor çocuklar.

 

Ben de bir ceviz alıyorum

Cevizlerin içinden.

Deniz çıkıyor benim cevizimden.

Açılıyorum.

Özdemir Asaf

Öne çıkmış olan görsel, arabalı vapurun yanındaki platformun ucunda, demir korkuluklara tutunmuş durumdayım. Arkamda limanın mendireği ve kırmızı boyalı bir gemi bağlı.

160920133796

İnsan güne uyanmadan başlayamıyor. Cep telefonumun alarmı çalmadan uyanıyorum. Demek ki biyolojik saatim iyi çalışıyor. Uyanır uyanmaz kalkıp benzinlik görevlisine günaydın diyerek lavaboya giriyorum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra hazır sıcak su ile bir neskafe içerek Güzel bir güne başlangıç yapıyorum. Can da uyanıyor, onun hazırlanması biraz uzun sürdüğü için acele etmeden toplanmaya başlıyorum. Çadır kurmadığımızdan daha kısa sürede toplanıp bisiklete yükleniyoruz bu sabah. Kahvaltıyı köyün kahvesinde yapacağız. Benzinlikte çalışanlara teşekkür edip köye doğru yola çıkıp bir kahveye oturup kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltıdan sonra yola düzüldük dümdüz bir yolda, hedefimiz Tekirdağ. Can önümde gidiyor, yolda hiç araç yok, bomboş.

160920133759

Yol düz ve tenha olunca rahatça pedal basıyorum. Henüz erken saatlerdeyiz, fazla araç yok yolda. Bir de burası ana yol değil, uzun bir süre yol düz olarak devam ediyor. Can ile kendimi elçek ile .ekiyorum bisiklet sürerken.

160920133760

Köylerden geçiyoruz, herkes işinde gücünde. Hal böyle olunca köylerde durmadan yolumuza devam ederek çarçabuk geçiyoruz. Orman olmayınca tarlalarda pek zevkli olmuyor bisiklet sürmek. Bir de yol düz olunca, insana sıkıcı geliyor. İki minareli cami yolun solunda.

160920133761

Buralarda piknik alanı olmadığı için insanlar piknik yapmıyor. Piknik yapmasa da yol kıyısına arabalardan atılan bu plastik şişeler hem yolu hem de tarlaları kirletiyor. İnsanların arabadan elinde olan her şeyi dışarı atmak zorunda mı? Çok kötü bir alışkanlık, bakalım nasıl düzelecek bu kötü alışkanlık. Sararmış otların arasında bir çok pet şişe.

160920133762

Sonbaharda tarlaların rengi sapsarı. Ekinler biçilmiş, ürünler toplanmış köylüler yağmurların yağmasını bekliyorlar. Daha sonra tarlaları sürecekler ve yeni yıla yeni ürünlerini ekecekler.

160920133763

Küçükkarıştıran köyüne geliyoruz, köyün ismi değişik geldi bana. Burası küçük, bir de büyüğü var karıştıranın; Büyükkarıştıran oradan da geçeceğiz

160920133764

Tarlalar sarı ve alabildiğine uçsuz bucaksız. Trakya’nın buğday ambarı. Kimi tarla yağmurları beklemeden sürülmüş. Dünyanın en pahalı akaryakıtı bizde. Akaryakıt pahalılığı daha çok hükümetin aşırı vergi almasından kaynaklanıyor. Çiftçimiz de bu pahalı akaryakıttan şikayetçi. Çünkü tarlasını sürmek için mazota ihtiyaç duyuyor. Eskiden olsa iki tane beygir bir saban tarlayı rahatça sürüyordu. Şimdi traktörlerle sürülüyor. Traktörde yüzlerce beygir var. Bu beygirler de arpa yemiyor. Mazot ta almış başını gitmiş.  Diğer masraflarla beraber toplanınca elde ettiği ürünün kazancı anca yetiyor. Hal böyle olunca mazot parasını bile ödeyemez hale gelince borçlanıyor çiftçi. Bankalar da hazırda bekleyip kredi ile iyice borçlandırıyor. Bir süre sonra borçlarını ödeyemez hale gelince tarlasını satmak zorunda kalıyor. Zaten tüccarlar da fiyatı belirlediğinden ürünü ucuza kaptırıyorlar. Durumlar pek iç açıcı değil anlayacağınız. Bir de köylüyü sömürenlerde bar pavyon türü işletmelerin kırsalı peydah oluyor köylünün başına. İçki, kadın, eğlence derken biraz kazandığı paraları bunlara kaptırıyor.

0 – 0 =  -1  Bu nasıl matematik işlemi anlaşılır gibi değil?

160920133765

Yüksek gerilim enerji iletişim hatları tüm Türkiye’yi dolaşıyor. Her ne kadar manzarayı bozsa da enerjiye ihtiyacımız var. Ufukta iki yüksek gerilim hat direkleri görünüyor. Tarlalar uçsuz bucaksız.

160920133766

Yol cetvelle çizilmiş, sağdaki tarlanın bir bölümü yola paralel sürülmüş. Siyaha yakın rengi var.

160920133767

Ova uçsuz bucaksız, kimi yerde fabrikalar kurulmuş. Türkiye’nin en büyük şişe cam fabrikası burada. Ufukta yüksek bacaları ile bir fabrika görünüyor.

160920133768

Ne yazık ki akan dereler dere değil kanalizasyon. Öylede pis kokuyor ki resim çekmek için durunca nefes almakla zorlanıyorum. Arıtma tesisi kurulmayınca dereler bu hale geliyor. İnsan bu manzarayı görünce üzülüyor doğrusu. Ergene nehri içler acısı ve ileride intikamı korkunç olacağa benziyor böyle giderse.

160920133769

Yolda bazen durmak gerek diyerek köyün birinde mola veriyoruz. Cami tuvaletini kullanıyoruz bu arada. Cami avlusunda çok güzel renkli kızıl bir horoz var. Nazlı da, resim çektirmek istemiyor. Zar zor kovalamacanın ardından anca bir poz yakalayabiliyorum.

160920133770

Tarihi taş köprüleri buralarda görmek olağan, dereler çok olunca Osmanlı yapmış zamanında. Hala kullanılıyor.

160920133771

Kavşaklarda yol tabelaları yolumuzun nereye gideceğini gösteriyor. Bundan sonra yol biraz daha kalabalıklaşıyor. Muratlı büyük bir ilçe ve ardında Tekirdağ ili. Tabelada düz olarak Çorlu – İstanbul, sağa doğru ise; Muratlı – Tekirdağ yönünü işaret etmiş.

160920133773

Biz Muratlı – Tekirdağ yönüne saptık. Tabelada; Muratlı 14, Tekirdağ 35 Kilometre kaldığını belirtiyor.

160920133774

Ülkemizin en büyük ve tek olan şişe cam fabrikası, çok geniş bir alana yayılmış. Cam ile ilgili eşya ne varsa burada üretiliyor. İki büyük, bir küçük bacası var.

160920133775

Muratlı’ya yaklaşırken araç trafiği artmaya başlıyor, daha çok kamyonlar. Şişe cam fabrikası olunca haliyle cam eşyalar kamyonlarla Türkiye’nin dört bir tarafına taşınıyor.

160920133776

Muratlı ilçesine varıyoruz, burası küçük bir kasaba. Sultan I. Murat buranın ismini Murat eli olarak anılmasını istemiş, zamanla Muratlı olarak değişmiş. Düz ovada kurulu olduğu için tarım ve hayvancılık ile en önemli uğraşları. Bir de Türkiye’nin tek şişe cam fabrikası kurulunca önemi artmış. Kasabanın girişinde tabelasını çekiyorum. Tabelada; Muratlı, Nüfus: 20100 yazılmış.

160920133777

Kasabanın ana caddesinden geçiyoruz, geniş caddenin etrafı apartmanlar, altlarında iş yerleri.

160920133778

Askerde komutan eğitim verirken askerlerine memleketlerini soruyormuş. Sinop, Kastamonu, Erzurum, İzmir diye askerler geldikleri ilin saymaya başlamış. Bir askere sıra gelince asker de Hayrabolu’yu Tekirdağ’a bağlı olduğunu bilmediğinden doğup büyüdüğü kasabayı biliyormuş sadece. Birden de aklına gelmemiş kasabasının ismi.

” Komutanım A ile başlıyor ”

“Ankara mı”

“Değil komutanım”

“Artvin mi ”

“Değil komutanım” demiş. Komutan A ile başlayan bütün illeri saymış tek tek. Değil cevabını alınca biraz sinirli;

” Asker hemen memleketini söyle!” diyerek askere kızmış. Askerde

“Tamam şimdi hatırladım komutanım Ayrabolu beeaaa” diyerek cevabı verince tüm askerler gülmekten yerlere yatmışlar.

İşte o Ayrabolu ilçesini gösteren yol tabelası. Ama yolumuz oradan geçmiyor, başka bir tura diyerek geleceğe bırakıp Tekirdağ’a doğru pedal çevirmeye devam ediyoruz.

160920133779

Bayrağımız nazlı, göklerde dalgalanıyor. Direkte dalgalanan Türk bayrağı.

160920133780

Ayçiçeği tohumu traktörden düşmüş yol kenarına, ne dibini çapalayan var, nede sulayan. Kendiliğinden, yaşama sıkıca sarılmış yol kenarında gelen geçene bakarak var olmaya çalışıyor. Ben varım, tek başıma, özgürce. Boyu kısa olmasına rağmen sapsarı taç yaprakları parıldıyor Güneşe bakarak.

160920133781

Bu da beş kardeş, nasıl bu kadar başlı olabilmiş, hayret verici. Güneşe her yönden aynı zamanda bakıyor Ayçiçeği. İnadına yaşamak derim ben buna ve inadına, kardeşcesine. Gece olunca da Ay doğduğunda ilk gören o gecenin güzeli oluyor. Bunun gibi yol kıyısında düşen Ayçiçeği tohumlarından bir çok görmek mümkün. Yalnız yol kıyısındaki Ayçiçekleri sadece yağmur suyu ve havadaki nem ile sulandıklarından doğal olarak geç çıkıp geç olgunlaşıyorlar. Boyları da kısa oluyor. Tarladakiler gibi bol toprak ve su olmadığı için biraz cılız oluyorlar. Yol kıyısındaki Ayçiçekleri ilaçlanmadıkları için doğal olarak zararlı böceklerle kendileri mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Hepsi ayrı güzeller, sadece resimlerini çekiyorum, hiç birini ellemeden doğal yaşamlarına, yaşam mücadelesine hayranlıkla yoluma devam ediyorum.

160920133782

Yol kıyısında bir çok Ayçiçeği gelen, geçen arabalara bakıyor.

160920133783

Biraz dinlenmek amacıyla duruyorum, durunca da yolun kıvrımı beni cezbedince resmini çekiyorum. Yol hiç te nazlanmadan pozunu veriyor. Yol insana yaşamı öğretiyor, iyi ki yoldayım. Yolda olmak çok güzel ve insan yolda olmalı… Yol güzel insanlarla karşılaşmana neden oluyor. Kayalar köyünde Recep dayı bize kahvesini verdi, Uzunköprü de Güray İşbaşaran benzinlik sizin dedi, Edirne de Emrah Tokdemir, Selim Karagözler, Emre Ata bize evlerini açıp misafir ettiler, Kofçaz da emekli öğretmen Fevzi Ali, köylerdeki köylüler, İğneada da çapulcu Mehmet. Böyle güzel insanlarla karşılaşıyoruz, daha ne olsun ve daha kimlerle karşılaşacağız, kim bilir.

160920133784

Arada kendimi elçek ile çekiyorum. Başımda sarı kaskım, gözümde siyah Güneş gözlüğü.

160920133787

Marmara denizi güzel yüzünü bize gösterdi. Marmara denizini daha çok uçaktan kuş bakışı seyrettim. İlk defa bu kadar yakınına geldim. Mutlaka Marmara denizine gireceğim. Bu turda Ege denizine, Karadeniz’e girip yüzdüm. Marmara denizinin neyi eksik? Girmezsek alınabilir! Can benim bir resmimi çekiyor ufukta Marmara denizi ile birlikte. Elbette resimde Tekirdağ da var, Tekirdağ’a da ilk defa geliyorum. Bakalım nasıl bir yermiş, heyecanlanıyorum, içim kıpır kıpır. Bisikletim KUZ ve Marmara denizi manzaralı. Gerçi çok az bir kısmı görünse de bana yetiyor uzaktan görmek.

160920133788

Tekirdağ’a gelmeden önce yol kıyısında üzüm bağları görünce dayanamayıp biraz üzüm yiyorum. Üzümlerde tam şaraplık üzümler hani. İyice olgunlaşmış, şerbet gibi tadı vardı. Üzüm suyu koyu kırmızı renkte ve insanın ellerini boyuyordu. Bu cins üzümü ilk defa gördüm. Üzüm şekerimin yükselmesine neden oldu, artık beni kimse tutamaz. Acayip enerji doldum. Siyah üzüm salkımlarını dalında, yakından çekiyorum.

160920133790

Bir salkım koparıp yemeğe başladım, Can beni üzüm yerken çekiyor bisikletim KUZ ile.

160920133789

Ve Tekirdağ, nüfusu biraz azmış, tabelada bir resim çektikten sonra şehir merkezine doğru hızla yol alıyoruz. Biraz yüksekten deniz seviyesine iniş olunca hızlı gitmek kaçınılmaz oluyor. Tabelada; Tekirdağ, Nüfus: 150000, Rakım: 10 yazıyor.

160920133791

Şehir merkezinde Can bankasını arıyor, sora sora buluyoruz bankayı. Bankada halletmesi gereken işleri var. Biraz yol yorgunluğu var üzerimde. Can önde ben arkada bankaya gidiyoruz. Ana caddede araçlar park etmiş, bir de motor vardı araçlarına arasında. Can önden araya girip bankaya yöneldi. Ben de arkasından araya gireyim diye motora sadece ufak bir dokunmam yetti. Motor lap diye yana devrildi, kendi ağırlığıyla aynası ve arkada oturanın ayaklığı kırıldı. Hayda olacak iş mi tam duracakken! Motor sahibi de motorun düştüğünü görünce hemen geldi. Motoru kaldırdı, kırılan parçalara baktı. Daha sonra bana dönünce kabahat benim deyip zararını ödeyeceğimi söyledim. Üç aşağı beş yukarı anlaşıp parasını verdim. Adamla helalleştim. Artık yolun sadakası, başka bela olmasın diye içimi ferahlatmaya çalıştım. Adama parayı verince bende nakit azaldı. Can da yanımıza gelip ne olduğunu anlamaya çalışamadan ben de bankaya gidip para çekmem gerek diyerek yanından ayrılıyorum. Bankamatik görmüştüm ama epey uzakta imiş. Neyse bir miktar para çekip Can’ın yanına gelerek feribot iskelesine doğru gitmeye başladık. Can’ın anlattığına göre adam motoru çalıştıramamış iterek götürmüş. Debriyaj elciği de kırılmış. Artık yapacak bir şeyim olmadığını düşündüm. Nasıl olsa helalleşmiştik. Neyse hem akşam yemeğini yemek için hem de feribotların kaçta kalktığını öğrenmek için sahile iniyoruz. Erdek tarafına gidecek feribotu sorup öğreniyoruz. Tekirdağ’dan Erdek’e feribot yokmuş. 7 km ilerde Barbaros tarafından kalkıyormuş feribot. Yemek yemekten vaz geçip Barbaros iskelesine pedal çevirmeye başladık. Belki Barbaros’ta yeriz bir şeyler. Bisikletlerimiz park etmiş, arkada Tekirdağ limanı ve bağlı olan balıkçı trol tekneleri.

160920133792

Feribotun akşam 19:00 da kalktığını bildiğimizden normal yol alıyoruz. Barbaros’a vardık, iskelede bir feribot duruyor. Gişeye ne zaman kalkacağını sormak için yanaşınca kimsenin olmadığını görüyorum. Soracak bir eleman aranırken feribotun önünde birisi bize acele edin, binin gemiye diye bizi çağırıyor. Apar topar gemiye biniyoruz. Gemi tırlar ve kamyonlarla dolmuş kalkmaya hazırlanıyordu. Biner binmez de kalktık, zaten, gemide yer de kalmamıştı. Kamyonların arasından güç bela  güvenli olan kenar tarafına bisikletleri yerleştiriyoruz. Yanımızda yiyecek olarak sadece bisküvi vardı. Suyumu ve bisküvileri alıp yukarıya kapalı oturma yerlerine çıkıyoruz. Üst güverteye çıkınca iskeleden ayrılmış halini çekiyorum.

160920133793

Feribot iskeleden yavaş yavaş ayrılıyor, yaklaşık 4 saat sürüyormuş Erdek’e varmamız. İskeleye bağlı gemileri çekiyorum. Liman önünde mendirek olunca yavaşça manevra yapıyor gemimiz.

160920133794

Liman önündeki mendirek taşlardan yapılmış. Marmara denizinin hırçın dalgalarından koruyor tekneleri ve gemileri.

160920133795

Biz daha yeni yukarı çıkarken gemi acelesi varmış gibi yol almaya başlıyor. Zaten saatinden önce kalktı. Kılı kılına yetiştik, ne olduğunu anlamadan iskeleden açıldık. Yukarı çıkarken birer resmimizi sırasıyla çekiyoruz Can ile birlikte. Geminin yan duvarının üzerindeki platformdayım. Ucunda durarak resim çekiliyorum parmaklıklara tutunarak. Çünkü gemi hareket halinde limandan çıkmaya çalışıyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

160920133796

Can yerime geçip onun resmini çekiyorum aynı yerde. Bu anda limandan da çıkmış olduk böylece.

160920133797

Yukarıda oturma yerleri uzun divanlar  ve masaları olan kapalı bir yer. Kapalı bölmenin içinde mutfak şeklinde bankolu yer yapmışlar. Burada elemanın biri sandviç yapıyor, hemen 2 tane ısmarlıyorum. Bir şey yemeden gemiye son dakikada binice. Sandviçler olasıya kadar dışarıya çıkıp hava kararmadan Marmara denizinin bir resmini çekiyorum. Hava bulutlu, deniz sakin.

160920133798

Sandviçler olunca bisküvi ile birlikte yiyip karnımızı biraz doyuruyoruz. Hava karardı, içerisi pek kalabalık değil. Görevli yanımıza gelip bilet ücretlerini istiyor bizden, Adam başı 25 Lira. Ücreti verip fişi kesiyor görevli. Can bataryasını prize takıp şarj ediyor. Karnım doyunca üzerime bir ağırlık çöküveriyor birden bire. Oturaklarda uzanmak için uygun olunca şöyle bir uzanıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum, 3 saat kadar uyumuşum. Uyanınca susamışım hemen su içiyorum. Çayı bitirmişler, sadece sıcak su var yedekte. Neyse ki yanımızda poşet çay var. İkişer bardak çay içip anca uyku sersemliğinden kurtuluyorum. Bu uyku iyi geliyor doğrusu. Erdek’e yaklaşmışız, bir süre sonra iskeleye yanaşıyor feribot. Ama biz en son iniyoruz, kamyon ve tırları öyle bir yerleştirmişler ki bisikletle dahi aralarından geçemedik. Feribot boşalınca anca yer bulup iniyoruz. İskeleden ayrılıp karnımızı doyuracağımız bir lokanta arıyorum Can ile. İnsanlar dışarıda akşam gezintisine çıkmış, ortalık kalabalık. Burası sayfiyelik, yazlıkların bol olduğu bir yer. Neyse çarşıda bir tur attıktan sonra lokantanın birine oturuyoruz. kendime şöyle etli kuru fasulye, pilav ve cacık ısmarlıyorum.

“Turlarda her türlü yiyeceği yiyorum. Bisikletçiye daha çok karbonhidrat türü yiyecekler gerekli. En pratik yemek olarak makarna oluyor, içine de bir tane yon balığı atınca hem doyurucu hem de enerji veren karbonhidrat alıyoruz. Aynı zamanda protein ihtiyacını da karşılıyoruz. Bir de içinde balık olunca bir insana yetiyor. En önemlisi kahvaltı, kahvaltıyı sıkı yapacaksın, öyle iki poğaça, bir gevrekle olmaz. Zeytin, peynir, bal, acı biber salçası, yumurta, icabında sucuk ilave olabilir. Bunlar mutlaka olmalı sabah kahvaltısında. Güne başlarken mutlu olmalısın. Zaten Cemal Süreya ne demiş ;

” Yemek yeme üstüne bir şey diyemem ama kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı “

Daha sonra yaklaşık 20 km de bir mola vermeli. Yanımızda kuru yemiş, badem, fındık, kuru üzüm, fıstık, ceviz ve kuru incir olmalı. Ara sıra atıştıracaksın kuru yemişlerden. Çay, soda, ayran gibi içecek, yanında bisküvi atıştırmalık olarak alınabilir. Yolda giderken mutlaka sık sık su içmeliyiz ve her çeşmenin başında hem su içip hem de sulukların suyunu tazelemeliyiz. Öğle yemeğinde hazır çorba, makarna ton balıklı yiyebiliriz. Akşama da hazır çorba, melemen türü yemek pişirip yenebilir. Duruma göre pide yada sulu yemek te yiyebiliriz. Beslenmemize çok dikkat etmeliyiz, yoksa bir yerde enerjiniz bitebilir. Öyle enerji verici içeceklerden kaçınmalıyız. Sadece iyice tükendiğinizi hissederseniz bir kola yada gazoz yeter vücudun toplanmasına. Tabi ki her zaman değil. Köylerden geçerken bakkaldan mutlaka gazoz için derim. Günde bir tane soda içerek kaybettiğimiz mineralleri almamıza yeter. Sodayı akşama doğru içerseniz daha iyi olur. Soda midenizdeki yiyecekleri çabuk parçalar ve hemen acıkırsınız. Meyve olarak daha çok elma, mevsime göre diğer meyveler yenmeli. Arada  potasyum içeren besleyici olarak muz yemek gerek. Yolda giderken meyve ağaçlarından taze meyve yenmeli, aşırıya kaçmadan. Günde bir yada iki tane çikolata yemeliyiz. Bir de yanınızda mutlaka olması gereken iki şeyden bahsedeceğim; birincisi şeker, ikincisi tuz. Yolda giderken birden bire kandaki şeker oranı hızla düşünce bacaklarda derman kalmıyor ve titremeye başlıyoruz, hemen ağzımıza biraz şeker atarak şeker komasına girmeden durumu atlatabiliriz. Diğeri de tansiyon düşüp gözlerimiz kararınca bir miktar tuz almalıyız. Bu ikisi çok önemli ve bisiklet turlarında insanın başına daha çok bu durumlar meydana geliyor. Şeker ve tansiyon düşmesi. Kısaca her türlü, her çeşit besin tüketmeliyiz. Merak etmeyin kilo almazsınız, nasıl olsa bisikletle harcadığınız enerjiyi anca yiyerek geri alabiliriz.”

Yemeğimizi yerken yağmur atıştırmaya başladı, hadi hayırlısı. Daha çadır kuracak yer bulamadık. Karnımızı doyurduktan sonra yağmurluğumu giyip çadır kurabileceğimiz yer bakmaya başladık. 4 km ilerde bir kamp yeri olduğunu söylemişti lokanta sahibi. Oraya doğru gidiyoruz. Az da olsa yağmur yağmaya devam ediyor. Sahilden bakınarak gidiyoruz, kumsalda çardaklar var. Burada kalabiliriz diye kafama not alıyorum. Daha ilerde bir kurumun tesisinde sundurma görünce Can’a burada kalalım diyorum. Can beğenmiyor burayı, aramaya devam. Kamp alanına geliyoruz, sahibi ile pazarlık yapıp adam başı 10 liraya anlaşıyoruz. Sıcak su var, artık daha fazla gitmenin anlamı yok. Çadırları üstü kapalı bir sundurmanın altına kuruyoruz. Yağmur yağmaya devam ediyor. Can ile kamp yerinin restoranında birer bira içerek günün yorgunluğunu aldıktan sonra çadırıma girip yatıyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık karada 71 + denizde 80 toplam 151 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 14. Gün

15 Eylül 2013 Pazar

İğneada – Demirköy – Ahmetbey

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Hadi

Ne duruyorsun ?

Sen de bir yıldız olmaya çalış

Yıldızları sayacak yerde

Yıldızlara karış

 

Agim Rıfat Yeşeren ( Işıktan Bir Saray mıdır Ay adlı şiir kitabından )

 

Öne çıkmış olan görsel, akşamüstü, Can ve benim biçilmiş tarlaya vuran gölgelerimiz. Bisikletlerin gölgesi üç tekerlekli.

150920133756

Tembellikten doğan hakkımızı gecenin tatlı uykusuyla pekiştirdik. Sabah 07:00 de uyanıyorum. Vücudum iyice dinlenmiş halde kalkıp hazırlanmaya başlıyorum. Artık İzmir’e dönüş başlıyor, yolumuz birazcık uzun. Eşyaları ve çadırı toplayıp bisikletin bagajına bağlıyorum. Sabah kahvaltısını kampingi işleten çapulcu Mehmet’in lokantasında  yapmaya karar verdik. Kahvaltıda yumurta kaynatırken çapulcu Mehmet biraz bozuldu yumurtaya ama yumurta bunu anlamadı. Zaten pişmek üzereydi. Kahvaltıdan sonra İzmir’e dönüşe başlıyoruz hayırlısıyla. 14 gündür evden uzaktayım hem de en uzak noktada. Demirköy’e aynı yoldan dönüyoruz, Demirköy’den sonra Pınarhisar yönüne sapacağız. İğneada çıkışında, Longoz ormanları içine gireceğiz.

150920133716

İğneada’ya özgü doğal oluşmuş Longoz ormanları milli parkı tabelasında göllerinin yönlerini gösterir tabela. Bu göllerin hepsine uğramak vardı ama başka tura artık, sadece Longoz ormanlarında yapılması çok güzel olur düşüncesindeyim. Her yola girip, her gölde konaklamayı, doğa ile iç içe yaşamalı bir süre burada. Tadına doya doya bisiklet sürülmeli.

Longoz Ormanları bilgi edinmek için şu siteye bakabilirsiniz.

http://www.longozukoru.org/longoz/detay/LONGOZ/13/6/0

Tabelada; İğneada Longoz ormanları milli parkı, Mert gölü 3,4 km, Pedina gölü 6,0 km, Hamam gölü 8,5 km, Saka gölü 17,3 km mesafede olduğunu sağa doğru ok işareti gösterilmiş.

150920133717

Deniz seviyesinden yavaş yavaş yükseliyoruz, arada yokuş iyice dikleşiyor. Yavaş gitsem de yokuşun sonunda iniş var nasıl olsa. Ara sıra hem dinleniyorum dik yokuşlarda hem de KUZ bana resim çekme fırsat veriyor. Onu kırmamak lazım, nazlanmadan beni ve 30 kg civarında yükümü taşıyor. Demir atım benim. Demir atım KUZ orman kıyısında.

150920133718

Buradan İğneada’ya inerken hiç pedal çevirmemiştim. Şimdi pedal çevirme zamanı. Can biraz önümde gidiyor, arkasından yetişecem diye bir sorunum yok. 1 viteste eşek nalınım ara sıra alttan vura vura yokuşta bana ses vererek yardım ediyor.

150920133719

Yol kıyısında yine plastik şişeleri karşıma çıkıyor. Durup alıyorum doğanın ahengini bozmadan, bagajıma koyup yoluma devam ediyorum. Hazinem giderek çoğalıyor çöp tenekesine kadar bu devam edecek.

150920133722

Uzun çam ağaçları içinden giden yoldayız.

150920133723

Yılmadan hazinemi topluyorum, orman değerli benim için. Temiz bırakmak gerek, çocuklara kalsın bu güzelim ormanlar. Yol kıyısında pet şişe.

150920133722

Orman ve kayın ağaçları güzelliğini bana gösteriyor uzun gövdeleri ile.

150920133725

Oha diyorum bu 19 litrelik damacanayı atana. Bu nasıl iştir, nasıl attın pencereden bu damacanayı. Hiç mi utanmadın atarken, ya da bıraktığında! Bir gün önce olan fırtına ve yağmur damacanayı nasıl yok edecek ormanın kıyısında. Akıl alır gibi değil. Acaba damacanayı atan mı kabahatli yoksa ona eğitim vermeyen annesi ve babası mı kabahatli. Gel çık işin içinden çıkabilirsen.

150920133724

Demirciliye kadar böyle gideceğim anlaşılan. Bitki örtüsü sık sık değişiyor, bir kayın ağaçları, bir çam ağaçları. Şimdi çam ağaçları içinde yol alıyoruz. Her ikisinde de temiz ve saf oksijeni ciğerlerime çekip yol alıyorum.

150920133726

Ağaç bir sehpaya tutturulmuş üst üste bağlanmış üç huni, en altta bir kapalı kap var. Ne olduğunu anlayamadığım bir alet gördüm. Durup yakından inceledim, ne olduğunu neye yaradığını ve ne işe yarayacak anlamadım. Etrafta insan olmadığı için soramadım da. Ormancıya sormak gerek bu aletin neden konduğunu. Neyse ormancıları tanıyan arkadaşım Gürcan Yılmaz’dan bilgi alıyorum, bunları böcekler ormana zarar vermesin diye karşı cins kokusu ile böcekleri toplayıp ormanları koruma amacına yaradığını öğreniyorum. Detaylı bilgi aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

http://web.ogm.gov.tr/birimler/bolgemudurlukleri/eskisehir/Haberler/HaberGoruntule.aspx?List=5d2bbd8d%2D1548%2D4e1f%2D85b4%2Ddd91b6373b3b&ID=179

150920133727

Demirköy’ü geçince önümüzde rampalar beliriveriyor. Hem de kıvrıla kıvrıla tepelere doğru gittiğini aşağıdan görüyorum.

150920133728

Pınarhisar’a 42 km kalmış, fazla değil ama dağları aşacağız. Bu turda Kırklareli’ne uğramak isterdim. Trakya da topu topu 3 tane il var. Edirne’ de konakladık, gezdik gördük. En ünlüsü ciğer tavanın tadına doyamadık. Badem ezmesi ve Edirne kurabiyesini tadamadım. Artık ne zaman gelirsem bunları mutlaka tadacağım. Tekirdağ’a da uğrayacağız ama orada kalır mıyız kalamaz mıyız henüz bilmiyorum. Tekirdağ köftesi en ünlüsü, bakalım yiyebilecek miyim. Üzümü ve peynir helvası ünlüymüş, kısmet. Kırklareli ortada kaldığı için uğrama şansımız yok. Elbette bir gün uğrayıp gezmeyi isterim. Her zaman her yeri gezip görmemek gerek. Bazı yerleri bırakıp yeniden geldiğin zaman görmeli. Arkanda bir tat bırakmalı. Kırklareli’nin ünlüsü Hardaliye, peynir ve pancar pekmezi. Yemek üstüne öyle belirli bir çeşidi yok. Tabelada; Pınarhisar 42, Kırklareli 73 Kilometre mesafe kaldığını belirtiyor.

150920133729

Demirköy – Pınarhisar yolunu genişletip yeni asfalt yapmışlar. Haliyle mıcırlar daha tam ezilmemiş, gidişimizi az biraz etkiliyor. Eski yol dar ve bozuk imiş, şimdi yol genişleyince bisiklet için rahat gidile bilir olmuş. Eh biraz dik ama ne yapalım iki pistona kuvvet. Yol kıyısında ineğin biri yayılmış geviş getirirken görüyorum. Otlamaktan mı yoksa dağ bayır gezmekten mi yoruldu bilemiyorum öylece bir ayağı önde keyif çatıyor.

150920133730

Çıktıkça çıkıyoruz, bitmiyor yokuş. Elbette bitecek ama görünürde bitme belirtisi görünmüyor. Istranca dağları devam ediyor. Ağaçlar uzun, orman yine harika görünüyor. Yeni yapılan yol pek hoşuma gitmedi. Genişliğinden dolayı fazlasıyla ağaçlar kesilmiş. Kendimi ormanın içinde hissetmiyorum. Belki de yol yeni yapıldığından bana öyle geldi. Edirne’den İğneada’ya kadar köy yolları harika gelmişti. Ormanın sesini duyabiliyordum, rüzgarın fısıltısını, kuşların en güzel mevsim şarkıları ta içime kadar işliyordu. Bu yolda araç trafiği yoğun, araçların çıkardığı motor gürültüleri ormanın sesini bastırıyor. Elden geldiği kadar böyle kalabalık yollardan kaçınmak gerek. Daha çok köy yollarında yol almalıyız. Hem yol yeni yapıldığından çeşmeler de yok olmuş sanki. Suyumuz bitse susuz kalacağımız kesin. Sevmedim bu yolu.

Ormanlık bir alandan geçen yolun bazı bölümlerinde çok keskin dönemeçler var, öyle ki ormanın içinde ilerlerken dönemeçlerin keskinliğinden yolunuzun bittiğini zannettiğiniz anlar oluyor. 180 derece dönen yol yeniden yapılsa da aynı dönemeçler hala var. Çünkü dağa çıkışta başka yer olmadığından böyle yapılmış mecburen.  Her ne kadar yapım çalışmaları ile yollar düzeltilmiş ise de dönemeci çok olan bu yollarla ilgili buralarda söylenen “ Yol bitti, komutanım “ sözü varmış. Söylentiye göre yıllar önce Demirköy’e askerliğini yapmak için gelmiş olan bir asker gece komutanlarla beraber askeri araçla buradan geçiyorlarmış. Asker ilk defa geçtiği bu yolları bilmediğinden bir dönemece gelince yolun bittiğini sanarak komutanına ” yol bitti komutanım” diyerek durmuşlar. Asker dönemeci fark edememiş, yol da o kadar darmış ki anca bir araç geçebiliyormuş. Haliyle geriye de dönememişler sabaha kadar aracın içinde beklemişler. Sabah gün ağarıp etrafı araştırınca dönemeci fark etmişler ve yollarına devam etmişler.  O gün bu gündür bu dönemeç “yol bitti komutanım” olarak anılır olmuş.

150920133731

Aşağıda Demirköy görünüyor, dağa çıktığımızdan yavaş gidiyoruz. Haliyle fazla yol da alamıyoruz.

150920133732

Epey yüksekteyim, ufukta Karadeniz görünüyor. Kendimi elçek çekiyorum Karadeniz’i ve aşağıdaki tepeleri. Yol kıyısında odunlar kesilip istif halinde sıralanmış.

150920133733

Yol arkadaşım Can kendi temposunda çıkıyor yokuşu. Arkadaki manzara gösteriyor ki yol yapımında gereğinden fazla ağaç kesilmiş. Böyle açıklık olunca ormandan uzakta gidiyormuşum gibi geliyor bana, bilmem anlatabildim mi. Belki de Yapılması bazen gündeme gele şu nükleer santral için yol hazır hale geliyor olabilir. Can bisikletinin üzerinde, solda kayalık yamaç yeni kırılmış.

150920133734

Yükseldikçe yükseliyoruz dağlarda, Karadeniz ufukta görünmeye devam ediyor. Hazır Karadeniz bize son kez yüzünü gösterirken birer resim çekilelim değil mi ? Bakalım bir daha ne zaman Karadeniz yüzünü gösterecek. Can bisikleti ile yol kıyısında Karadeniz manzarası ile bir poz çekiyorum.

150920133735

Can ile birlikte elçek resim çekiliyoruz aynı manzarada.

150920133737

Can bu kez beni çekiyor. Böylece bir süre dinleniyoruz resim çekilirken.

150920133738

“Niye dağlara çıkıyorsunuz?” diye sorulduğunda John Mallory o tarihe geçen ünlü yanıtını vermiş sorana: “Çünkü onlar orada…”

Peki, “Biz niye bineriz bisiklete?”

Bir çok yanıtı olsa ve hepsi birbiri içinde farklı anlamlar taşısa da, bunun -bence- tek yanıtı var: “Çünkü üzerine binince, tekerleri döndürüyor ve gidiyorsun…”

Sondaki üç noktaya kişi kendi düşüncesini, dünya görüşünü, kültürünü, politiğini ekleyebilir.

Üç noktadan sonra her şey serbest.

“Yolun çağrısı, rüzgarın esintisi, ulaşmak, oyuncak, gitmek, özgürlük, aşk…”

Hepsi dengede durup tekerlerin dönüşüne bağlı.

Biniyor, çeviriyor ve gidiyorsun.

Yüreğinin, pedallarının, soluğunun götürdüğü yere.

Hepsi bu, sadece bu.

Durma öyleyse, bin ve bas pedalına; gerisi üç nokta…

Yazı: Hakan EŞME

Ağaçlar sık ormanın başladığını gösteriyor.

150920133740

Çık çıkabildiğin kadar, nereye çıkacaksın derken dağın zirvesine varmışız. Kadın kule 640 metre yükseklik. İyi çıktık, bisikletim KUZ’u tebrik ederim. Dağ zirve demeden tırmanıyor, yeter ki pedala bas. Rakımı gösteren  tabelada biraz nefes almak için kısa mola vererek hatıra resmi çekip dinleniyoruz. Tabelada; Kadın Kule, Rakım 640. Ben bisikletim KUZ ile resim çekiliyorum.

150920133741

Yine bir damacana yol kıyısında öylece duruyor. Biraz durumu iyi olan birisi araba alıyor. Araba olunca ailesini pikniğe götürmek için aile çoluk çocuk hepsi biniyor cümbür cemaat. Geliyorlar buralara, mangal vazgeçilmezi piknik yapmanın. Çeşme olsun olmasın su gerek, yanına damacanalarla ve plastik şişelerle su alıp arabanın bagajına diğer eşyalarla birlikte yüklüyorlar. Nasıl olsa sırtında taşımıyorlar! Araba olmazsa piknik yapacakları da yok. Kendilerince güle oynaya yiyip, içip piknik yapıyorlar. Piknikten sonra bazı getirdikleri malzemeleri bunları da taşımayalım diyerek ya piknik alanında, yada yolda giderken arabadan dışarı atıyorlar.

Şimdi önemli olan nokta burada başlıyor; Arabada bulunan çocuklar anne ve babalarının yaptıkları bu hareketleri görerek büyüdüklerinden onlar da aynı davranışları bilinç altına yerleştirdikleri için alışkanlık edinerek arabadan her türlü çöpü dışarıya hiç te utanmadan atıyorlar. En tehlikelisi de yazın kuru otların olduğu zaman meydana geliyor. Arabasında kül tablası olmasına rağmen kötü alışkanlıkla yanık sigarasını pencereden dışarı atınca kuru otların içine düşen sigara izmariti otları tutuşturarak ormanlarımızın yanmasına sebep oluyorlar.

İşte anne ve babasından gördüğü hareketleri uygulayan çocuklar nasıl eğitilecek? Okulda Öğretmenler istediği kadar çevre bilincini aşılamaya çalışsın, çocuklar daha çok anne babasının yaptığını yapıyor ve peşinden gidiyor, üzücü bir durum. Yazık!

150920133742

Dağın zirvesine çıktığımı zannediyordum ama yanılmışım, hala çıkıyoruz. Ve hala Karadeniz bize yüzünü gösteriyor. Karadeniz’i yeniden görmenin heyecanı kaplıyor içimi. Gerçi fazla sürmedi ayrılmamız ama Karadeniz bir başka. Elçek ile resmimi çekiyorum Can ile birlikte. Aslında bisiklete telefon için bir aparat yapmam gerek. 10 saniyelik otomatik çekim modu var, kendimizi rahatça çekebiliriz böylece.

150920133743

Ufukta Karadeniz hayal mayal azıcık ta olsa kendini göstermeye devam ederek çıkıyoruz zirveye doğru. Daha ne kadar çıkacaksak. En güzel tarafı da ormanın oluşturduğu yeşil deniz hoşuma gidiyor. Yeşil deniz uçsuz bucaksız göz alabildiğine uzanıyor. Elbette ki böyle bir manzarayı görmek için epey çıkmak gerekiyor zirveye doğru. Biraz yoruluyorsun ama çıktığına değiyor doğrusu. Yükseklerde olma duygusu bambaşka oluyor. Çevreyi seyretmek, yukarıdan ve rüzgarını hissetmek zirvenin insana uçma hissini veriyor. Hani kuşlarda olan hava kesecikleri bizde de olsaydı kanatları açıp kendimi rüzgara bırakarak ormanın üstünde şöyle bir dolaşmayı çok isterdim. Bu uçma isteğini zirvelere çıktıktan sonra bisikletle yokuş aşağı kendimi bırakarak 50 -60- 70 km hıza ulaşınca hissediyorum. Yalnız yol güvenli olunca bunu yapıyorum. Diğer durumlarda kontrollü iniyorum kendimi tehlikeye atmadan. Siz siz olun kendinize güvenmeden fazla hız yapıp kendinizi tehlikeye atmayın. Yolun sağında kayın ormanı sık ağaçlar kendini gösteriyor.

150920133744

Nihayet demiyorum ama bir zirve tabelası daha görüyorum. Neme lazım daha önce yanıldım zirveye çıktım diye. Bu gün ikinci zirve. Buralarda da amma kule varmış, her zirvede bir kule. Jandarma kule 810 metre rakımı gösteriyor, bayağı iyi çıkmışız. Birer anı olarak resmimizi çekiyoruz sırası ile. Gerçi yolun zirvesindeyiz, dağın zirvesi daha yükseklerde. Bulunduğumuz yerde buz gibi akan çeşmede sularımı tazeleyip kana kana su içiyorum. Daha önce bahsettiğim gibi buraya kadar hiç çeşme yok. Buradan bisikletle geçecekler için suyu yanınızda bol miktarda taşımanızı öneririm. Yoksa susuz kalmanız içten bile değil. Tabelada; Jandarma Kule, Rakım: 810. İlk önce ben çekiliyorum bisikletim KUZ ile.

150920133747

Ardından Can’ı çekiyorum tabela önünde bisikleti ile. Can henüz bisikletine isim takmamış, adı sanı yok.

150920133749

Zirveden sonra iniş başlıyor. İnmeden önce Trakya’nın düzlüklerinin resmini çekmeden geçmek olmazdı. Önümüzde dağ tepe yok, düzlükte gideceğiz bundan sonra.

150920133751

İnişte bisikletimi tamamen salıyorum. Kendi ağırlığımla pedal çevirmeden zaman zaman 60 km/hızı geçiyorum. Tabi ki araçların olmadığı zamanlarda tehlike yaratmadan bu hıza ulaşıyorum. İyice aşağılarda, Yenice köyüne gelmeden az yukarılarda resimde gördüğünüz hafif eğimli yolda ilginç bir olay yaşanıldığını Can bana söylüyor. Hafif rampa olan yer manyetik yokuş olarak adlandırılmış. Can kendisi bu bölgede çalıştığı için burayı duyduğunda test yapmış arabasıyla. Resmin sağ tarafında yokuşun alt kısmında aracın motorunu durdurarak vites boşta, araç geri durumda yokuş yukarı kendi kendine geriye çıktığını yaşamış. Tabi burada bisikletle denedim ama öyle bir şey yaşamadım doğrusu. Bunu araçla denemek gerek, inanılması zor bir olay.

150920133753

İki tepe geçtik, biri 640 metre rakımlı biri 810 metre rakımlı. Eh bu kadar yükseğe çıkınca inişi gayet güzel oldu. İnişte pedal çevirmediğimizden pistonlar biraz dinlendi. Yenice köyünde yemek molası vererek karnımızı doyurduk. Yemek dediğimiz bakkaldan sucuk, yumurta ekmek alarak yumurtalı sucuk yaptık çabucak. Kahvemizi de pişirip  keyfimizi de yaptıktan sonra yolumuza devam ettik. Düz yola çıkınca hızımız arttı, fazla oyalanmadan Pınarhisar’ın yakınlarından teğet geçip Ahmetbey köyüne doğru hızla yol alıyoruz. Arada resim çekmek gerek diyerek resim çekiyorum. Köyleri birer birer geçip gidiyoruz son sürat. Nedense eve dönüş yolu daha hızlı oluyor. Tabelada yazdığına göre Tozaklı köyünden geçeceğiz.

150920133754

Güneş batıda alçalmaya başlayınca gölgelerimiz uzuyor. Ben de bir kaç resim çekmeden edemiyorum. Can ve benim gölgemi çekiyorum bisiklet üstünde.

150920133755

Gölgelerin gücü adına öyle bir an yakalıyorum ki iki kişilik bir bisiklet ama üç tekerlekli. Gölgelerimiz hasadı yapılmış Ayçiçeği tarlasına vuruyor.

150920133756

Hafif bir yokuşu çıkarken yamaca vuran gölgemi çekiyorum. Güneş yol hizasında.

150920133757

Gölgeler uzayınca çevrede koyun sürüleri otlaya otlaya ağıllarına doğru gidiyorlar.  Memelerini süt dolmuş ağırlığını zor taşıyor. Tabi ki sürüde çoban köpeği de var. Şimdiye kadar öyle saldıran olmadı. Ahmetbey köyüne yakın koyun sürüsünün köpeği saldırdı. Ben de o kadar bağırmama rağmen bir türlü peşimi bırakmadı. Baktım papuç  pahalı bastım pedala köpek yetişemedi. Köpekten korkmam ama bu biraz vahşiydi ve durmadım, durmayınca korkum köpeğin dengemi kaybettirip beni düşürmesiydi. Her zaman durmayı tercih etmişimdir. Durunca köpekte saldırısını durduruyor. Eh arada bazen olur böyle şeyler. Neyse yolumuza devam ettik. Hava karardıktan sonra Ahmetbey köyüne vardık. Köyün girişinde benzin istasyonunu gözüme kestirince hemen istasyonun bir köşesinde çadır kurabilir miyiz diye izin istiyorum. Görevli de elbette kurabilir siniz hatta dükkan gibi kapalı kullanılmayan yapıda kalabilirsiniz diyerek içimizi ferahlattı. Görevliye köyde karnımızı doyurup geliriz diye izin isteyerek yanından ayrılıp köyün merkezine gidiyoruz Can ile birlikte. Buranın da kasap köftesi ünlü, yemeden olmaz diyerek kendimizi de ödüllendiriyoruz böylece. Köfteleri ısmarlayıp beklemeye başladık. Lokanta da kalabalık, sıra anca geliyor. Her şey yerinde  olunca tadı da bir başka oluyor. Şimdiye kadar yediğim en lezzetli köfte diyebilirim. Bu arada ocakta çalışan emekçinin resmini çekiyorum. Bütün gün ateşin başında, dumanı bir taraftan, sıcağı kavuruyor, kokusu ayrı. En zor iş onda. Bakır renginde ocak, ızgarada köfteler ve yarım ekmekler ısıtıyor pişirici. Gülerek bana poz veriyor tüm sevimliliği ile.

150920133758

Bu günkü ödülümüzü tıka basa midemize indirdikten sonra kahvelerimizi de içerek tat katsayımızı yükseltiyoruz. Ardından benzin istasyonuna geri dönerek yatmak için dükkanın birine eşyaları yerleştirerek hazırlığı yapıyorum. Mat uyku tulumu yeter uyumak için. Kapalı yerdeyiz. El yüz ayaklar yıkandıktan sonra uyku tulumuna girerek günün yorgunluğunu uzanıp dinlenerek değerlendiriyorum. Haliyle vücut gevşeyince uyku da kapı arkasına gelip hemen içime giriyor ve tatlı bir uykuya dalıyorum.

Bu gün çok güzel geçti, iki tane zirve, ormanlar  ve düz ova. Yol da harika idi, daha ne olsun.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 87 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc