Aylık arşivler: Ağustos 2016

Eymir de Kahve Sohbet Şahane

14 Ağustos 2016

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

SESSİZ KIYIDA

Şiirle biter bir gün

denizkestaneleri kalır ahtapotlar

fesleğenler camların ardında

 

umutlar biter bir gün

bir at arabası gölgede

kısrak tayını emzirir

 

bütün bunları gördüm ben

kısrağı da kahveyi de asmayı da

 

sen kısa entarinin

anlaşılmasından habersiz

bana bakıyordun

bense yetişilmez hızla

başlanmış geceyi biçiyordum ikiye

 

baktım denizler bitmiş

kumsal kan içinde

kapılar gıcırtılı

yollar ince yollar çakıllı yollar

cansız parmakları gibi bir ölü elinin

 

gözümle gördüm bunları

sessiz kıyıda mavi

martı sesleri düşerken üstüme

Oktay Rifat

 

Öne çıkan görsel, önde kahve fincanları dört tane K. Atatürk imzalı. Arkada kahve değirmeni, ocak üstünde kahve cezvesi, kahve cam kavanoz. Ben ve arkamda göl manzarası.

13920314_1070325783043547_5940805610859270832_o

Merhaba sevgili kahve dostları, Urimbaba’nın kahvesi neredeyse yılın 3. çeyreğini doldurdu Kahve içilirken yapılan muhabbetin hiç bir muhabbete benzemediğini içenler farkına vardıktan sonra İzmir de olduğum sürece hemen hemen her hafta İnciraltı Kent Ormanı, Çakalburnu’nda kahve pişti. Soğuk kış günlerde, yağmurlu günlerde, kimi gün bol rüzgarlı. Her hafta yeni dostların katılımı ile Urimbaba’nın kahvesi iyice tanındı ve facebook grubunda çoğaldı. Kahve içmeye gelenler çam sakızı çoban armağanı bir şeyler getirdi. Daha çok pişmiş kahve çekirdeği getirilenler arasında. Her daim el değirmeninde çekilen kahve kokusu, içlerinde tatlı bir anı bırakıyor. Kimisi hiç el değirmeni görmemiş, kimisi de Anneannesinde en son 30 40 yıl önce çektiğini hatırlıyor.

Urimbaba’nın kahvesi hep aynı yerde, İnciraltı Kent Ormanı, Çakalburnu deniz kıyısında gerçekleşiyor. Kış aylarında Gaziemir den arkadaşım Salih Akbaba kahve etkinliğine geldiğinde bana;

“Gaziemir de bir hafta sonu kahve etkinliği yapalım. İzmir trafiği belli herkes gelemiyor.” dedi, ben de;

“Neden olmasın Pazar günü yapabiliriz.” deyince 24 Ocak 2016 Pazar günü dışarıda ilk kahve etkinliği yaptık. Sevgili Salih bana sürpriz hazırlamış. Atamızın kalpaklı halıya dokunmuş bir portresini hediye ediyor. Hediyeyi verirken çok duygulanmıştım. Bu değerli hediye Urimbaba’nın kahvesinin demir başı olmuştu. Her hafta kahvede bisikletimin üzerine asarak Ulu önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK yanımızdaydı.

Salih Akbaba Atatürk halısını hediye verirken, Resimde dört kişiyiz.

12376400_10208757401716162_1014331488365061393_n

Derken haftaların birinde sevgili Öğretmenim Bahar Sungu da Atatürk’ün imzalı fincanları ile çıka geldi. Bu da en değerli hediyelerden biri oldu benim için. Artık her hafta Atatürk imzalı fincanlarda kahvemizi içiyoruz. Bahar Elinde Atatürk imzalı fincanı tutarken ikimizi çekiyorlar.

13131028_10208276365058596_9161465017231883676_o

Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunda tanıştığım türkü dostu Talat Yalçın da büyük sürpriz yaparak sazlarından birini getirerek hediye etti, artık ne diyeceğimi bilemedim. Hediyelerim ile birlikte hazinem de çoğalıyordu gün geçtikçe. Yürekten verilen bu hediyeler sadece bana değil tüm dostlarıma verildiğine inanıyorum. Arada bir sazın tellerine tıngırdatmak gerek türkülerle. Talat Yalçın sazı verirken.

20160430_134231_HDR

Soğuk kış günlerinde İzmir’e kar yağmasa da kuzey bölgelere yağan karın soğuğu iliklerime işlese bile uzaklardan, epey uzaklardan gelen, hem de uzun yıllardır gelmeyen Mektup. Okurken içimi ısıtan satırlar. Elbette böyle değerli mektup yerinde okunmalı.

7 Ocak Perşembe

2016

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam… Balkanlarda bir yerde

– Bence bir dağ kasabası olmalı orası –

ocağa sürülürken kahve cezvesi….

O zamanlar İzmir’de boyozcular kaynamış yumurtaları kiremit rengine boyarlardı..

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam, kalem yoktu o zamanlar ve kağıt da.

Kalemi tutan el de yoktu ve emektar bir bisikletin tekeri altında

Aşkla ezilmemişti daha toprak. Olasılıklar içinde vaatkar ; fakat ham bir meyveydi Dünya…

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam, görüyorsun ya, gün doğmadan fabrikanın yollarına düşüyorum.

Balinanın karnına yolculuktu bu. Ömür veriyorum yeniden doğmaya.

Ve makinaların homurtuları arasında,

ahh Kafka! bir ipek böceği gibi Samsa’ya göre değil bu iş ha! –

hayallerimden örüp duruyorum kozamı. Biliyorsun…    

– gerçi yoksun henüz –

Kalemin kağıda değişi yok henüz ve hışırtısıda.

Duyamazsın…

Fakat zihnimde

– noktalı virgülleri hiç de sevmem –

bir çıkrık gibi yolları eğirip duruyor ötelerde, o

– üçüncü tekil şahıs zamiri çok moda şu sıralar oysa ben Umberto Eco demeyi tercih ederdim ona-

olmayan bisikletimin zincir sesi.

Bak gözlerime ! Var ya hani o küf kokan tozlu depodaki bisiklet iskeleti !

O bisiklet iskeletini alacağım ve ince parlak bakır bir tel gibi çekeceğim çocukluğumu geçmişimden, onu kızıla boyamadan önce !

Ve lastiklerine gepegenç bir Balkan türküsü üfleyeceğim, şüphesiz…

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam, evden fabrikaya giden o yol var ya, hani sarkacında pir olduğum !

Ötesine geçeceğim o yolun. Bisikletime atlayacak, başımı da

– kırmış saçlarım falan –

rüzgara vereceğim yirmi bilmem kaçıncı vitesin ‘tak tak’ larında !…

Yaz ! Dedi uzun saçlı adam, İzmir tulumu sevdiğimi, taze

Demlenmiş çayı ve kahveyi de elbette unutmayasın !

Ey zâhid ! Sorma aşkabdâlınun râzın helâk eyler seni, bunların esrârı katı kattal olur metinler arasında…

Söylemedi demeyesin !

Bisikletimin gölgesi düşerken sağdan sola

– hapislikmiş diyorlar bu tâbir, tabii ben bebekmişim bilmem…;…  zaten de sadece nakış işlemektedir gözüm, zamanım da yok… ama önce dağa kaçan keçileri toplamalıyım –

kamp ocağımın ateşine sürdüğüm kahve cezvesine dost başları usulca eğilir.

O vakit dava, ne hürriyet ne karım ve hatta bir Pazar gün ne de güneşe ilk çıkışım !

Boş geç bre ! Unut gitsin ; fakat ne de severim dost omuz başlarının

– umutla, aşkla, hevesle – 

yanyana fincanlar gibi dizilişini… Maviyi sevdiğim kadar. Hani odanın duvarlarını boyadığım ve hani

– dalgacı Mahmut’un  adını hep küçük harflerle yazardı o aposttrof da kullanmazdı –

diktiği denizin rengi olan o maviyi !…

Ben .. Hani Oyum.. Kayıp bir kasideyi yeniden üretir gibi

mısralarda, kahve çekirdeklerinden öğüttüğüm eski sevdaları,

Dünyayı tersine kurgulamanın kırılgan değirmeninde. Söylemedi

demeyesin, balıkların kaygan, parlak pullu sırtlarındadır ayaklarım.

Goethe, talihsiz Einstein’in keman dinletisinden çıkıp,

atının başını Hindu şair Kalidasa’nınkiyle yan yana sürerken, onun mırıldanışını

pür dikkat dinlemişti.. Demişti ki Kalidasa, eğer eski yılların

çiçek açmasını ve sonrakilerin meyve vermesini istiyorsan,

beslemenin ve doyurmanın yanında, çekici ve heyecanlandırıcı olanı da iste !

Şakuntala ! Kavur kahveyi !… Rom mu ? Katma içine.

Dururken aşk,

ıIık ve tatlı.

Gök ve yeri tek adla yakalamaya çalış. Ben senin için

buna ‘sür cezveyi ateşe ! ’ diyorum. Ve her şey denmiş oluyor ! şüphesiz…

Goethe böyle mi duymuştu Kalidasa’dan ? Onu bilmem.. Fakat ben böyle

duymuştum Goethe’yi. asırları (a küçük) koşmuş atımın terli sırtında

kırbacımeraktan (birleşik isim) bir çocuğum, ne duyduğumun sırrı sorulmaz

– Sunbati hatta, insanların yüreklerinde fısıldayan şeytanların şerrinden Allah’a sığınmış da cehennem ateşini cezvenin altına sürüyormuş diyorlar şimdilerde, kahveyi sade severmiş –

Ah eski hikayeler! Tıkırdasın fincanlar heybede… Şimdinin müziği bu.

Dostlar yudumlasın aşkla ayılsınlar… “sür kahveyi ateşe ! “

Ey Urimî, mey nûş idüp, umuttur eski gamları,

Komaz kahve hâtır-ı nâzikde infiâl

eminegözdeözgürel

coşansevgilermuhabbetlerhep. (ünlem, üç nokta)

Yukarıdaki mektup gelir gelmez, hemen İnciraltı kent ormanına gelip kahve yaptığım ılgın ağacının dibinde açıp okumaya başladım kahvemi içerken. Sevgili arkadaşım Edebiyatçı Gözde Emine ne de güzel yazmış….

20160114_140144_HDR

Kahve kokusu yayılmaya başladıktan sonra Batı Ankara Bisiklet Grubu kahvenin tadını önceden almıştı. Sevgili Güzin Arıcı, namı diğer Güzin abla ile beraber hadi kahve etkinliğini Ankara da yapalım diye kararlaştırdık. Neden olmasın ki! Hep resimlerde gördüğüm Ankara’nın nefes alabildiği ODTÜ sınırları içinde olan Eymir gölüne hayran kalmıştım. Mektubu yazanı da görmeli bu arada. Güzin Abla’ya kahve etkinliğini Eymir gölünde yapalım deyince tarihini de belirledikten sonra 28 Ağustos ayının Pazar gününde yapmaya karar verdik. İlerleyen günlerde Güzin Abla’nın 28 Ağustosta başka bir etkinliği çıkınca 14 Ağustos gününe karar kıldık. Facebook ta etkinlik açarak Ankara da bulunan bisiklet dostlarına duyuru yapıldı.

Günler su gibi akıp gitti, Ankara’ya Kamil Koç firmasından biletimi aldım. Kamil Koç şimdiye kadar bisikletçilere sorun çıkarmamıştı. Ben de bisikletle gideceksem uzak yerlere Kamil Koç firmasını tercih ediyorum. Biletimi Cumartesi akşam 11 de aldım. Sabah saat 7 de Ankara’ya varıyor. Dönüş bileti de yine Pazar akşamı saat 11 de Sabah 7 de İzmir deyim. Gidiş – dönüş koltuk numarası aynı 22 numaralı koridor koltuğu. Artık uyku yolda uyuyabildiğim kadar. Zaten otobüste uyumaya alışkınım.

Gün geldi çattı, Cumartesi kahve etkinliğini her zamanki yerde İnciraltı Kent ormanı, Çakalburnunda arkadaşlara kahve pişirdim bol sohbet eşliğinde. Akşam eve varınca bisikletim KUZ’a gerekli eşyaları yükledim. Kahve takımı her zaman çantamda. Sadece LPG kartuşa 2 tüp gaz bastım. Akşamı da duşumu alıp yemeğimi yedikten sonra saat 9 gibi evden çıkıp metro ile Halkapınar’a kadar geldim. Halkapınar dan otobüs garajına kadar (bunaltıcı İzmir akşamlarından eser yoktu) bisiklet sürdüm. O akşam gündoğusu rüzgar serin esiyordu. Serinliğin etkisi terlemeden gitmeme neden oldu. Garaja erken vardım ne olur ne olmaz diye. O akşam da süper kupa maçı vardı BJK ile GS arasında. Maçın son bölümünü seyrettikten sonra perona gelerek bisikletin ön tekerleğini ve çantayı çıkarıp otobüsün gelmesini bekledim bir süre. Otobüs geldi ama bagaja sığmadı bisikletim, anca yan yatırıp altına bagaj çantamı destek yaparak yerleştirebildim. Otobüs koltukları 2 + 1 , fazla yolcu olmayınca bagajda yer vardı. Otobüs saat 11 de hareket edince koltuk arkalarındaki televizyondan maçın uzatmalarını seyrettim. GS bir gol attı, ardından BJK maç berabere sonlanınca penaltılara geldi. BJK daha çok pozisyona girmesine  rağmen çok gol kaçırdı. Eh ne yapalım gönlümüz KARA KARTALLAR dan yana olsa da atan galip oluyor. Kara kartallar 3 penaltıyı da atamayınca kupayı GS aldı. Maçın ardından koltuğu yatırarak uyumaya başladım. Yolda sadece tuvalet molası için durduğunda tuvalete gidip işimi hallettikten sonra tekrar yatışa geçtim. Polatlı yakınlarına gelip gözlerimi şöyle bir açınca yerlerin ıslak olduğunu gördüm. Umarım kahve yaparken yağmur yağmaz. Ankara’ya giriş yapıyoruz, yağmur yağmaya başladı. Otobüs garajına gelince yağmur dindi. İndirme peronunda bagajdan bisikletimi indirdikten sonra ön tekerleği takıp iç kısma, bekleme salonuna geçerek beni karşılamaya gelece gönüllüleri beklemeye başladım. Saat sabahın 7:15 i, arkadaşım Cem Koç telefon ile aradı neredesin diye. Garajdayım deyince birazdan orda olurum diyerek telefonu kapattım. Henüz sabah kahvaltısı yapmamıştım. Hazır çorbacının önündeyim, şöyle bir sıcak mercimek çorbası iyi gider. Çorbayı içerken Cem Koç geldi, sarmaş dolaş kucaklaştıktan sonra o da kendine bir çorba ısmarlayıp beraber çorbamızı içmeye başladık. Cem Koç ile Büyük taarruz bisiklet turunda tanışıp dost olmuştuk. Daha sonra Suyun kaynağına yolculuk turuna da gelerek güzel ekinlikte beraberdik.

Çorbalar bittikten sonra üstüne birer çay da iyi gitti doğrusu. Çayı içerken beni karşılamaya gelecek olan Batı Ankara bisikletçilerinde gönüllü grupta olan Volkan Keleş aradı. Yerimi bildirdikten bir süre sonra yanımıza geldiler. Selamlaşıp tanıştıktan sonra dışarıya çıkıp bir resim çekilelim diyerek ilk önce Cem ile çekildim. Bisikletler önde biz arkada.

20160814_081146_HDR

Karşılamacılar ile bir resim çekiliyoruz hep beraber. Bizi çeken Volkan Keleş, diğerleri de Yılmaz Eke, Önder Özçelik, Gürbüz Keleş.

20160814_081729_HDR

Zaman geçirmeden yola çıkıyoruz. İlk defa Ankara da bisiklete binmenin heyecanı içindeyim. Yol 4 şeritli olmasına rağmen trafik yoğun, araç gürültüleri rahatsız etmeye başladı. Ankaralı sürücülerin biraz kaba olduklarını duymuştum. Umarım bize denk gelmez. Yolun sağındaki emniyet şeridinde gidiyoruz. Önümde üç kişi var.

20160814_082815_HDR

Ankara taşra kasabası, başkent olunca bürokratlar  ve göç nedeniyle Türkiye’nin İstanbul dan sonra ikinci büyük şehri. O yüzden tarihi eser yok geçmişten kalan. İstanbul da tarihi dokuyu bozan gökdelenler Ankara da sadece göğü delmekte. O yüzden pek bir şey kaybetmese de gökyüzü küçülüyor. Elçek ile kendimi ve arkadaki arkadaşları çekiyorum.

20160814_082843_HDR

Ankara’nın tarihi eksikliği olsa gerek bu boşluğu doldurmak için şehrin 5 girişine de devasa kapılar yapılmış. Geçmiş tarihi eskiye dayanan şehirlere yapılan zafer takları benzeri olmuş ama betonarme! Tarih kokmuyor anlayacağınız. Eğer ayırt edebiliyorsanız beton kokuyor… Tak altında iki yönlü, dörder şeritli yol.

20160814_084727_HDR

Volkan Keleş Batı Ankara grubunun fotoğrafçısı. Üst geçide çıkıp resimlerimizi çekiyor optik zoomlu kamerası ile. Resimde iki kişiyiz.

13975375_1070324723043653_5484265608421863843_o

Gittiğimiz yol büyük tartışmalara neden olan, eylemlerin yapıldığı ve bir gecede kimsenin haberi olmadan kalleşçe ormanı yok edip açılan yol. Oldu bitti ile açılışını şatafatlı yapan yetkililer sanki büyük bir iş yapmış gibi övünüyorlar. 4 gidiş 4 dönüş toplam 8 şeritten yapıldığına göre ileride daha çok araba trafiğe çıkacak demektir. Sadece otomobil için üretilen politikaların sonucu yolun geçtiği ODTÜ ormanının zamanla yok olmasına neden olacağı kuşkusuz. Oysa otoyol yerine bisiklet yolu yapılsaydı bir çok yaşam ormanda yaşamını sürdürebilir. Yazık ki çok yazık.

Neredeyse 1200 metrelik rakıma ulaştıktan sonra inişe geçmeden önce rüzgarlıkları giymek gerektiğinden hemen giyiyorum. Eğim fazla olmasa da 8 Kilometre tırmanış epey terletti. İnişte rüzgar ter ile buluşmamalı. Çıkış uzun sürse de iniş kısa ve çabuk oldu. Ankara’nın Gölbaşı ilçesine girdik. Tabelada Gölbaşı, Nüfus: 123000 yazılmış.

20160814_091809_HDR

Ben ve Cem sabah çorbaları içtik ama diğer arkadaşlar henüz kahvaltı yapmamışlardı. O yüzden marketten kahvaltılık bir şeyler aldılar. Yoldan geçen birine resmimizi de çektiriyoruz. Toplam altı kişiyiz.

20160814_092111_HDR

İstinat duvarı Gölbaşı ilçesinde olduğumuzu belirtiyor. Bisikletim KUZ park etmiş.

20160814_094357_HDR

Gölbaşı Mogan gölü az üstünde Eymir gölü ile İmrahor deresinden besleniyor. Gölbaşı girişinden sola, Eymir gölüne sapıyoruz. Göle belli saatlerin dışında, gündüz araç girişi yok. Sadece belediye otobüsleri servis yapıyor buraya gidip gelenleri ve yorulanları.

20160814_095211_HDR

Ankara’nın betonarme devasa binalarından kurtulduk. Yemyeşil Cennete geldik sanki. Orman içindeyiz, yol sağa dönemeçli.

20160814_095338_HDR

Burada nefes alışımız değişiyor, yürüyüş yapanlar, koşu yapanlar, bisiklet sürenler sürekli gidip gelmekte. Buraya gelmek için uzun bir yol yapmak gerektiğinden arabası ile bisikletini getirip dışarı park ettikten sonra bisikleti ile gölün harika manzarası eşliğinde etrafını dolaşıyorlar. Gölün etrafı 10 Kilometre. Bisikletlerin çoğunluğu katlanır olması arabanın bagajında rahat getirmelerine sağlıyor. Yol sola dönüyor çam ormanı içinde.

20160814_095354_HDR

Girişte göl pek görünmüyor, ilk gördüğüm yerde KUZ ile bir göl manzarasını çekmem gerek. Ve çekiyorum.

20160814_095708_HDR

Kahve etkinliğini yapacağımız alana geldik. Bisikleti sehpasına park edip yerleştikten sonra kürekçilerin sabah antrenmanından bir görüntü yakalıyorum. Kürek çekmeyi severim, çekenlerin de resmini çekmeyi. İşte doğayı, manzarayı ve çevreyi bozan etkenler ağır adımlarla Eymir gölüne doğru adımlarını atmaya başlamış. Şimdilik dağın ardında 6 tane binanın betonarme tepesi gözüküyor. İleriki yıllarda durumun daha da vahimleşeceğine inanıyorum. İnsanoğlunun para kazanma hırsı kendini yok etmeye yol açacaktır. İnsanların stresli geçen yoğun çalışma temposundan kurtulmak için doğada huzur bulmaya çalışması böyle görüntü kirliliğinde ne olacak. Huzura erecek mi? stresini atacak mı? Zaten betonarmelerde hayatı geçiyor. Bu gölün güzelliğini bozan manzara hiç hoşuma gitmedi. Bisikletin kadro üçgeni içinde göl, tepe ve tepede görünen beton binalar.

20160814_100434_HDR

Çam ağaçları kalem gibi düzgün ve sık dikilmiş.

“Bir ağaç gibi hür ve orman gibi kardeşçesine”

20160814_100633_HDR

Arkadaşlar kahvaltı hazırlıklarına başladı bile. Getirdikleri ocakla çay demliyorlar. Bisikletler beton platformda park etmiş.

20160814_100643_HDR

Göl kıyısında kurumuş söğüt ağacı dibinden kesilmiş, kökü kurumamış yeniden sürgün vermeye başlamış. İşte doğanın yaşam savaşı her zaman yaşamı devam ettirme üzerine.

20160814_100820_HDR

Yoldan sürekli bisikletliler geçmekte. Herkes kendine göre sporunu yapıyor.

20160814_100832_HDR

Çay demlenirken etrafta bir kaç resim çektikten sonra kahve takımlarımı çıkarıp hazır hale getiriyorum. Batı Ankara grubu gelmeden ilk kahveyi hali hazırda bulunanlara yapıyorum. Fincanlar, kahve bakır cezvede pişiyor. Cam kavanozda kahve çekirdekleri ve kahve değirmeni.

20160814_102712_HDR

Tabelamı da bisikletin gidonuna astım, kahvenin adı belli olsun değil mi? Tabelada Urim Baba’nın kahvesi, maksat muhabbet ve bağdaş kurmuş olarak kahve taptığım resim basılı.

13987502_1070326083043517_7774404188941731884_o

Bakalım Eymir gölünün kıyısında kahvenin tadı nasıl olacak. Hem kahve taze olmalı değil mi. Kahve değirmenine çekirdek doldurup ilk hareketi verdikten sonra arkadaşlara çekmeleri için veriyorum. Onlar da hiç görmemiş kahve değirmeni, merakla hangi yöne çevireceklerini bilmeden eline alıyorlar. Basit olan el değirmeni sadece saat yönünde kolu çevirmelisiniz diyerek kahve çekilmeye başlandı. Daha önce buralarda kahve pişmiştir, buna eminim ama orman ve göl ilk defa kahve çekirdeğinin ezilmesinden ortaya çıkan kahvenin nefis aroması ortalığa yayılıyor.

13920110_1070325959710196_5266412897236164626_o

Aaa bir baktık bizim Apo. Abdurrahman Yurduseven çıka geldi. Her yıl Az bilinen antik kentler turuna katılır, uzun süredir tanışırız. Hoş geldin beş gittin sarmaş dolaş kucaklaştık. Tanıdık biri olunca başka oluyor karşılaşmalar.

14047316_1070325873043538_786588885086512462_o

Çekilen taze kahve ile ilk kahve cezvesi ocağa sürüldü. Önde K. Atatürk imzalı dört fincan, kahve değirmeni, ocak üstünde bakır cezve, cam kavanoz ve ben. Arkada göl manzarası. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

13920314_1070325783043547_5940805610859270832_o

Pişen kahve kokusu ve bol köpüğü taşmadan fincanlara bölündü el yordamıyla eşit olarak.

13920326_1070329393043186_8598898912645501995_o

Bakır cezveden köpükler fincana dökülüyor titreyerek.

13923517_1070329406376518_8418998141457277818_o

İlk kahvelerimizi höpürdeterek içtik afiyetle. Fincanlar yıkanıp  hazır hale geldi. Nihayet Batı Ankara Bisikletçileri yoldan gelirken görüldü. Hemen cep telefonumu çıkarıp önde gelen Güzin ablayı çekiyorum.

20160814_113437_HDR

Ardından diğerleri Güzin ablanın peşinden geldiler.

20160814_113433_HDR

Bisikletim KUZ, Atatürk halı portrem ve Urimbaba’nın kahve tabelası hazır. Beklediklerimiz de geldi nasıl olsa. Şimdi kahve pişirme zamanı, sürüyorum cezveyi ocağa. Kahve kokusu ile tatlı sohbetler başlıyor. İlk önce  tek tek tanışıyorum arkadaşlarla. Hepsi de güler yüzlü güzel insanlar. Sohbetle kaynaşmaya başladık bile. Çoğu önceden beni tanıyordu, kahvemin ününü de duymuşlar. Merakla kahvenin nasıl piştiğini gözlemliyorlar. Volkan Keleş bisikletim KUZ’u Atatürk portresiyle çekiyor göl manzarasıyla.

13937762_1070325189710273_8114797800557384075_o

Hazır resim çekilecek ortam bulunca sırasıyla resim çekilmeye başlıyor arkadaşlar. Bu resimleri Volkan Keleş çekiyor.

13914088_1070326063043519_4164043629051978884_o

Genç bir arkadaş çekiliyor.

13923710_1070328676376591_4642833477422874058_o

Diğer bir arkadaş çekiliyor.

13958147_1070329093043216_6686915750809517543_o

Başka bir arkadaş zafer işareti yaparken çekiliyor.

13995469_1070328969709895_2542806750328762180_o

Bir arkadaş iki elini yana açmış, baş parmakları yukarıda.

14047188_1070329046376554_8739186615327393455_o

Genç bir arkadaş, arkada göl manzarası ile poz veriyor.

14047264_1070329113043214_2744271137862238567_o

Kahve sürekli pişmeye başladı ardı sıra. Bir yandan da değirmende taze kahve çekildi. Uyum içinde birbirini takip ederek sıcak sohbetin artığı saatlerdeyiz. Değirmen, kahve kavanozu ve ocakta pişen kahve.

13987393_1070325456376913_4329939766534519909_o

Herkesin merakı değirmende kahve nasıl çekiliyor. Ben de uzun süredir, bekli de hayatında hiç değirmende kahve çekmemişlere bu fırsatı sunuyorum. Hem merakını gideriyor hem de kendi çektiği kahvenin tadı nasıl olacak diye sabırla bekliyor.

13958165_1070334813042644_499499146727424212_o

Bir arkadaş göl kıyısında dibinden kesilmiş söğüt ağacının kütüğüne oturmuş kahve değirmenini çekiyor.

13975280_1070333033042822_5508647638787980685_o

Şimdi kahvenin köpüğünü gören ne yapmalı. Tam da taşmak üzere, bol köpüklü, mis kokulu.

13925760_1070329226376536_1734247089530481640_o

Kahve taşmadan fincanlara köpükleri eşit olarak dağılıyor. Bakır cezve beş kişilik olunca beş fincanda kahve yapıyorum. Kalabalıkta böyle oluyor.

13923791_1070329476376511_2509327259659536470_o

Ve mutlu son, Elinde kahve fincanı, yüzünde gülümsemesi bana yetiyor. Bir fincanın 40 yıl hatırına bakmam bile, bir tutam gülümseme, bir hoş sohbet yeter bana. Gerisi fasa fiso.

13920525_1070330509709741_2575094577828074239_o

Gözlüklü bir arkadaş kahve fincanını heyecanla elinde tutuyor.

13923528_1070330586376400_6917231308648490085_o

Bir arkadaş fincanını dudaklarına götürmüş keyifle içiyor.

13925662_1070329576376501_4961407031260579272_o

Saçı sakalı iyice kırçıllaşmış arkadaş, elinde kahve fincanı ile poz veriyor.

13925914_1070329513043174_3320977898629217993_o

Güneş görünmese de Güneş gözlüğünü çıkarmadan kahvesini içiyor.

13962816_1070333789709413_7575305345260251690_o

Herkes sırasını bekliyor sabırla Güzin ablanın beklediği gibi. Küpeleri pek te güzelmiş, yan yana üç küpe. Üçü de değişik.

13923854_1070333823042743_6160002756781325756_o

Eh Güzin ablanın küpesi olur da benim neden olmasın? Başımda kırmızı buff, sol kulağımda küpe.

13923890_1070327663043359_7609672609817771912_o

Kahveler içildi, sıra birlikte bir resim çekilmede. Benim etrafımda toplaşıp poz veriyoruz, fotoğrafçımız Volkan Keleş’e. Batı Ankara Bisiklet topluluğunun misafirseverliği. On Numara Beş Yıldız. Resimde 27 kişi var.

13913582_1070332529709539_5372109018219122487_o

Gölet olur da su kuşları olmaz mı, Kara Meke kuşu gölün verdiği bereketten karnını doyurmaya çalışıyor.

13958211_1070336046375854_6882365065813853600_o

Sadece kuşlar değil, doğal olmayan koşullarda insanların piknikten arta kalan besinlerle karnını doyuran köpekler de var. Anası uyuyor ama yavrunun pek uykuya ihtiyacı yok anlaşılan.

13962923_1070331496376309_3927064157900275705_o

Bisikletçi komutan da hazır Ata’nın portresini bulmuş mutlu bir poz vermiş gülümsemesiyle.

13995487_1070335453042580_1128147705825184457_o

Sonunda Mektup‘ un sahibi çıkageldi, tatlı kız hiç te boş gelmez. Oktay Rifat’ın bir şiir kitabı ve şiirleri okurken dinleyebileceğim enstrümantal müzik CD’si. Çam sakızı çoban armağanı bir tutam taze çekilmiş kahve. Ben ise sadece İzmir’e ait Boyoz böreği takdim ediyorum.

13962710_598306110350723_2668296813100488605_n

Hazır gelmiş hemen eline değirmeni tutturuyorum. Biraz çekmeli içeceği kahveyi. Getirdiğim boyozları arkadaşlarla paylaşıyoruz.

13907149_598298287018172_6608299516805353808_n

Bir yılı aşkın görüşememiştik, özlemişiz birbirimizi. Gözde Emine Özgürel ile birlikte poz veriyoruz kameraya.

13920993_598304653684202_5295807613706052753_n

Kahve çekildikten sonra cezveyi hemen ocağa sürüyorum. Gelen misafirim fazla beklememeli, özlemiştir kahvemi.

13920968_598298383684829_3228800985290515414_n

Gözde kahvesini içerken benimle birlikte Atatürk imzalı fincanı da kareye almış çaktırmadan.

13902772_598298317018169_8633701013859575465_n

Herkes kahvesini içmesi öğleyi buldu, karnımız da acıktı. Balık ekmek siparişleri alınıp yaptırmaya gittiler. Ben de bu sırada çevreyi ve gölü resim çekerek dolaşmaya başladım. Hep otur otur ayaklarım uyuştu. Biraz hareket  etmeli. Bisikletim KUZ ve arkadaşları çekiyorum ormanla birlikte.

20160814_132052_HDR

Göl kıyısı, kimi ağaçlar dibinden kesilmiş. Büyük olasılıkla söğüt ağacı ömrünü tamamlayıp çürümüş olmalı. Zaten söğüt ağaçlarının ömrü fazla olmaz. Suyun dibinde yetiştiğinden çürüyor.

20160814_132110_HDR

Balık ekmekler geldi, yemeğe başladık afiyetle. Burada yiyecek arayan sadece su kuşları, köpekler yokmuş. Sarı arılarda balık kokusunu duyunca hemen yediğim ekmekten otlanmaya başladılar. Ustaca bir parça koparıp gidiyor, ardından tekrar gelip bir parça daha. Ben de arada arıların olmadığı zamanda bir ısırık alıp yiyorum. Tabi ki de ısırırken arının olmamasına dikkat ediyorum, yoksa arı ile ısırırsam damak şişlenir arı tarafından. Bu aklıma henüz Kosova da iken başıma gelen bir olayı anımsattı.

“Yaz günlerinde ara öğün için evden bir dilim ekmek alarak üzerini şeker ile kaplıyoruz. Çeşmeyi sadece damla damla akacak şekilde ayarlayıp şekerin ıslanmasını sağladıktan sonra afiyetle yemeğe başlardık. İşte böyle bir dilimi yerken sarı arının bir tanesi şekerli dilimin üzerine konmuş Tabi ki ben farkına varmadan ısırınca ağzımın içinde kalan arı hemen üst damağımı şişledi. Bende feryat figan ağlama sızlama. Arıya karşı alerjim olmadığından atlatmışım, yoksa arı sokması bazen tehlikeli olabilir. Hele damaktan sokulursan…”

20160814_134324_HDR

Aaaaa o da ne, serçeler çekinmeden dibimizdeki ekmek kırıntılarını alıp pııırrrr diye uçup gidiyor.

20160814_150013_HDR

Yemeğin üstüne birer kahve gider deyip tekrar isteyenlere kahve pişirdim. Kahvenin tadına doyulmadı demek ki. Beş fincan kahve dolu ve bol köpüklü.

13996278_1070329486376510_9206675883979523244_o

Arkadaşlar meraklı, bu kahve sevdası nereden, nasıl aklına geldi? Urimbaba’nın kahvesi nasıl oluştu? Merak edilecek konu.. Ben de başlıyorum anlatmaya ta en başından. Nasıl olsa zamanımız bol, hem kahve sohbeti çağrıştırır.

13920072_1070333579709434_3240594223996421100_o

Herkes pür dikkat beni dinlemeye başladı.

13923735_1070334143042711_8714811681832919676_o

Başlıyorum anlatmaya;

“Bir zamanlar Aşık Garip adlı bir kitap okumuştum. Aşık Garip fakir, garip biri. Yaşadığı yerde bir kıza aşık oluyor. Kızın babası da yüklü başlık parası isteyince Garip ne yapsın, parası pulu yok ki? Çıkıyor gurbete başlık parasını kazanmaya. Aşıklık yapayım diyor ama saz çalmasını bilmiyor ki Garibim. Hep dualar ediyor saz çalmasını öğreneyim diye. Hızır da dualarına karşı dayanamıyor bir gece rüyasında el vererek çalmasını öğretiyor. Gurbette bir kahve açıyor ve kahvede sazı ile aşıklar atışmasında şimdiye kadar duyulmamış sözlerle, sazının tatlı tınısı bütün aşıkları pes ettirmiş. Ünü giderek yayılmış dört bir yana. Hem kahvesini içmeye hem de sazını sözünü dinlemeye gelenler çoğaldıkça iyi para kazanmış. Yıllar birbirini kovalamış, derken günlerden bir gün memleketinden bir haber gelmiş. Sevdiceğinin babası artık Garipten umudunu kesmiş olmalı kızını başka birisi ile evlendirmeye karar vermiş. Bunun haberini alır almaz apar topar memlekete gelip hemen duruma el koyup kayın pederinin istediği başlık parasını mislisiyle verip kızını almış.

Bir zamanlar olmuş bu olay beni etkilemiş ve böyle bir kahve açmayı hayal etmiştim. Kahve içmeyi severim, bisiklette kahve içmek için gerekli olan ocak, cezve ve fincanlar heybemde yerini bulunca artık her yerde canımın çektiği en güzel yerlerde kahvem pişti. Kahvenin tadını alan çoğaldıkça kendi kendime dedim ki; Urimbaba’nın kahvesi niye olmasın. Her ne kadar saz çalmasını bilmesem de az çok tıngırdatırım. Uzun süredir sazım bile yok. Yukardaki Aşık garip hikayesini anlattığım değerli türküsever dostum Talat Yalçın bana bir saz hediye etti. Kahve yapabileceğim uygun bir yeri seçtikten sonra dostlara kahve pişirmeye başladım. Her Cumartesi İzmir’in İnciraltı Kent Ormanın, Çakalburnunda kahve pişer.”

Başımda kırmızı buff ve küpemle birlikte yakından çekiliyorum hikayemi anlatırken.13995427_1070333866376072_2034790317387061131_o

Havanın kapalı olması güneşten fazla etkilenmeden akşamı ettik. Artık geri dönmenin zamanı geldi diyerek toparlandıktan sonra TRT binalarının olduğu tepeye doğru çıkmaya başladık. Eymir gölünü şöyle bir tepeden çekmek gerek.

20160814_160542_HDR

Yokuş birazdan fazla sert olmasından dolayı henüz tepeye gelmeden beni zorla araba ile çıkardılar. Arkadaşları kırmadım tabi ki. Zaten geç çıkmıştım ve arkadaşlar tepeye varmış bizi bekliyorlardı. Zirvenin tadını topluca resim çekilerek çıkardık.

13913988_1070337309709061_8958130002647806225_o

Sevgili Gözde ile tekrar buluşma dilekleri ile vedalaşıyorum. Kendisi Çankaya yönüne doğru gidecek. Ben de Batı Ankara grubu ile Ankara’nın batısına doğru gideceğim.

20160814_161638_HDR

Ankara’nın korkunç trafiğinde bir süre gittik. Dekatlon alış veriş merkezinde bir süre dinlendik. Başımda ince sızı bir ağrı belirdi, yanımda ağrı kesici de yok içeyim. Artık ağrıyı çekeceğim. Güzin abla ve ekibi ile vedalaşıyorum tek tek. Hepsine teşekkür ediyorum gösterdikleri ilgi için. 8 Aralık ayında  İzmir’ e günü birlik gelecekler. O zaman görüşürüz dilekleri ile ayrıldık. Abdurrahman beni yalnız bırakmıyor, beraber dinlenmek için çalıştığı ODTÜ kampüslere gelerek odasında bir süre dinleniyoruz. Abdurrahman üniversitede memur olarak çalışıyor. Bu arada bir ağrı kesici içtim. Bu biraz baş ağrısını azalttı. Sonrasında kampüs içerisindeki restorana giderek karnımızı doyurduk. Otobüs garajı buraya yakın, gecenin karanlığında dikkatlice, fosforlu yeleğimi giyerek garaja vardık. Otobüs peronunda sadece İzmir arabası yoktu hareket saati gelmesine rağmen. Otobüs Çankırı dan geliyormuş, herhalde trafiğe takıldı. Neyse fazla geç kalmadan perona girdi otobüs. Beni bir endişe kapladı, muavin ya bagajda yer yok dese diye. Bagaj kapakları açılınca binen yolcuların bagajları ile dolduğun görünce “Eyvah” dedim. Neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Muavin diğer tarafa boş olan küçük bölmeye koyarız deyince yüreğime su serpildi bir anda. Ne de olsa Kamil Koç farkı. Ön tekeri daha önce sökmüştüm. Hemen bir çırpıda bisikleti bagaja yerleştirip rahatlıyorum. Abdurrahman’a teşekkür edip vedalaşıyorum. Gecenin 11 ine kadar beni yalnız bırakmadı. Tekrar çok çok teşekkür ederim sevgili Apo. Otobüs hemen hareket etti ve yola çıktık. (bir kaç yıl sonra sevgili Abdurrahman kardeşim amansız kanser hastalığına yenilip aramızdan genç yaşta ayrıldı maalesef. Bisiklet camiası olarak üzüldük. Işıklar içinde uyu kardeşim)

Başımın ağrısı artık geçmişti, gece yolculuğu rahat geçecekti anlaşılan. Yolculuğun büyük bir bölümü uykuda geçti. Sadece yemek molasında bir kez tuvalete gittim. Herhangi bir şey yemeğe de gerek duymadım yol boyunca. Tatlı bir yorgunluk üzerimi kaplamıştı. Yeni arkadaşlarla tanıştım, kahvemi içip bir daha içmeleri bu etkinlikte kendini gösterdi. Hazinem daha da çoğalmıştı. Sabah 7:30 civarı İzmir’e geldim. Ön tekerleği takıp bagaj çantaları da KUZ’un üzerine yükledikten sonra Mersinli de çalışan Bacanağımın yanına uğradım. Henüz iş başı yapmamışlar. Kahvede bir duble çay ile sabah mahmurluğu üzerinden attım. Sonrasında aheste aheste Alsancak ta ki bisiklet yolundan eve doğru yol almaya başladım. Ankara da güneşi görmemiştim, İzmir açık ve güneşli. İzmir bir başka güzel benim için. Yaşanılacak şehir!

20160815_085813_HDR

Sevgili Gözde’nin hediyelerini açıp Başar Dikici’nin İstanbul Senfonisi müzik CDsini bilgisayara yerleştirip tatlı müzik eşliğinde Oktay Rifat’ın ‘Bir Aşka Vuran Güneş’ şiir kitabını okumaya başladım.

20160815_102421_HDR

İlk defa İzmir dışında Urimbaba’nın kahvesi pişti. Biraz uykusuz kalsam da benim açımdan çok güzel ve istediğim gibi oldu.

Bu yazıyı okuyup ta kendi bulunduğu yerde kahve etkinliği yapmak isterseniz elbette seve seve, zevkle birlikte yaparız. Uzaklık önemli değil, uykusuz kalmaya değer. Tekrar bir başka Urimbaba’nın kahvesinde görüşmek üzere.

Kahve tadında olsun yaşamınız. Maksat Muhabbet.

Oktay Rıfat’tan bir şiir

 

FENER

Feneri kaldırıp geceye bakıyordu. Birine mi

bakıyordu! Ne gelen var ne giden!

Savrulan çili aydınlığın taşta, sarmaşıkta

Böyledir hep, umut bir gölge olur ve sokulur usulca,

kıpırdar narın yapraklarında, söğüde sıçrar,

sallanır fenerin otları tarayan ışığında.

Oysa yokluğudur sadece aşkın, özlemi, kuruntusu,

patikadan kıvrılarak böğürtlenlere doğru inen.

Ay çıksa, kavalını çalsa dağa taşa, dönse sürüsü!

Kim var orda! Otlar kıpırtısız, yol boş, böcekler bile uykuda.

Oktay Rifat

Bu etkinlikte yaptığım yol 50 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

 

100. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu Gelibolu 6. Gün

22 Mart 2015 Pazar

Gelibolu – Bolayır – Gelibolu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Çanakkale Destanı

Yaşamaz ölümü göze almayan.

Zafer, göz yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çalmayan,

Gözyaşı boşana boşana gider!

 

Kazanmak istersen sen de zaferi

Gürleyen sesinle doldur gökleri

Zafer dedikleri kahraman peri

Susandan kaçar da coşana gider.

Bu yolda herkes bir ey delikanlı

Diriler şerefli ölüler şanlı

Yurt için döğüşen başı dumanlı

Her zaman bu şandan, o şana gider

Faruk Nafiz Çamlıbel

 

Öne çıkmış olan görsel, Çanakkale savaşında çekilmiş resimde iki asker bağdaş kurmuş oturuyor, birinin yanında bisiklet, diğerinin yanında bir köpek var.

 

Gayet soğuk geçen bir gecenin sabahında uyanıyoruz. Gecenin soğuk olduğunu dışarıdaki yağmış olan kırağı sayesinde daha iyi anlıyorum. Uyku tulumunun içine koyduğum sıcak su dolu pet şişe gece beni idare etti. Çadırdan çıkıp kalkmış olanlara günaydın diyerek, kalkmamış olanları uyandırmaya başladım. Yavaş kıpırdanmalar olmaya başladı çadırların içinde. Bir süre sonra dışarı çıkan doğru yemek yenen kapalı alana kaçıyor. Ne de olsa hava çok soğuk. Sabah kahvaltısını yapıyoruz hep birlikte, ardından herkesin bisikletini hazır edip yolda beklemesini sağlıyorum. Tesisin altında toplanıldıktan sonra çadır alanında kimse kaldı mı diye kontrol edip bisikletimi alınca bir baktım ki lastiğim patlamış. Telsiz ile Doktor Serhat’a lastiğimin patladığını bildirerek hemen tekeri söküp iç lastiği değiştiriyorum. Tabi ki ilk önce dış lastiği kontrol ediyorum patlatan nesneyi. Bir kaç kişi yardıma geliyor bu arada. 5 Dakika civarı gibi kısa sürede işi halledip beni bekleyen gruba katılıp hareket etmelerini sağlıyorum.

Bu gün İlk önce Gelibolu Şehitliğini ziyaret ediyoruz. Saygı duruşu ardından İstiklal marşını okuyarak Şehitlere saygımızı sunduk. Hüseyin Şahin de bizlere Çanakkale savaşını kısaca anlatıyor. Bulunduğumuz şehitlik hakkında da bizlere bilgi veriyor. Çanakkale savaşında şehit olanlar burada yatıyor. Aynı zamanda Kore Gazileri ve günümüzde şehit düşen askerler de burada yatıyor. Hüseyin aynı zamanda lisanslı rehber. Şehitliği giriş kapısı üssünde Türk bayrağı asılmış.

20150322_085802

Şehitlikteki törenin ardından yola çıkıyoruz. Bu günkü hedefimiz Bolayır. Yolumuz da eski İstanbul yolu. Yeni yapılan yoldan gitmiyoruz. Bu yolu araçlar pek kullanmadığından bakımsızlıktan yol bozulmuş toprak yola dönüşmüş. Geçen yıl Keşan dan dönerken bu yolu kullanmıştık ve çamura saplanmıştık. Burayı geçerken anımsıyorum o geceyi. Sağda buğday tarlası yeşil.

20150322_103759

Çimpe Kalesi Gelibolu İlçesi ile Bolayır arasında, Bolayır’a 1.5 Km mesafededir. Tarihte Çimpe, Çimbi, Cimbini, Cembini, Cibni, Çimen ve Çemenlik gibi adlarla anılmıştır.

Çimpe Kalesi Gelibolu’nun 10-12 km dışında Kara Yokuş mevkiinde, yüksekçe bir tepenin üzerinde bulunmaktadır. Kalenin 4 km ilerisinde Marmara Denizi yönünde Namaztepe bulunmaktadır. Burası 1354 yılında Gazi Süleyman Paşa‘nın Rumeliye ilk ayak bastığında Allah’a şükran namazını kıldığı tepedir. Buranın adının Namaztepe oluşunun nedeni budur.
Çimpe Kalesi Türklerin Rumelide ilk aldıkları kalenin adıdır. Eski kaynaklarda kalenin adı değişik şekillerde yazılmıştır. Bizanslı tarihçi Ionnes Kanta Kuzenos, İstanbul tarihine ait Rumca eserinde, bu adı Tzympe şeklinde kaydeder. Yine Bizans kaynaklarına dayanarak yazan Von Hammer N. Jorga gibi tarihçiler de bu adı kullanmışlardır.
Türk kaynaklarında ise; Aşık Paşazade tarihinin Ali Bey baskısında kalenin adı Çint Hisarı, tarihçi Friedtich Giese ise Çimbi diye bahsetmektedir. Gazi Süleyman Paşa, Osmanlı tarihçilerine göre 1357 yılında Anadolu yakasındaki Çardaktan 2 sala bindirdiği 80 savaşçı ile bugün Namaztepe olarak bilinen Rumeli kıyısına gelerek Bizanslıların elinde bulunan bu Hisara gizlice girerek fethetmiştir.
Batılı tarihçilere göre, bu küçük kale Türklerin Bizanslılara yardım ederek, 1352 yılında Sırp-Bulgar ordusunu dağıtarak, Bizanslıların bir kenti olan Edirne’yi kurtarması karşılığında hediye edilmiştir. Gazi Süleyman Paşa, bu kalede üslenip buradan Bolayır ve Gelibolu’yu fethederek Rumeli fethine başlamıştır.

Bolayır’a yakın, her iki denizi görüp kontrol edebilen Çimpe kalesine vardık.

20150322_104257

Bahar ayına giriyoruz, tarlalar sürülmüş ekime hazır. Tarlalara daha çok ayçiçeği ekiliyor.

20150322_104301

Bir arkadaşımızın lastiği patlıyor, yanında alet ve yama takımı olmayınca bendeki alet edevatı kullanıyoruz. Yanına oturarak şunu şöyle yap, bunu böyle yap diye talimat verip lastiği tamir ettiriyorum. Bir yerden öğrenmesi gerek lastik patlağını onarmasını. Biz lastik tamiri ile uğraşırken diğer arkadaşlar kaleyi gezip bilgi alıyorlar rehberimiz Hüseyin’den.

20150322_105030

Lastik tamir edilirken oturuyorum. Arkada kalenin gözetleme tabyaları var.

20150322_105155

Kale ziyareti bitti, yola çıkarak yakında olan Bolayır’a gelerek Süleyman Paşa ve Vatan Şairi Namık Kemal’in mezarlarının olduğu yere geliyoruz.

20150322_112642

Bisikletleri dışarıya park edip içeri giriyoruz. Giriş kapısının üst demirine, solda Süleyman Paşa 1359, sağda Namık Kemal 1888 yazılmış. Bisikletim KUZ kapı önünde.

20150322_112743_HDR

İlk önce Namık Kemal’in mezarını ziyaret edip rehberimizden bilgi alıyoruz.

20150322_112841

Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840 Tekirdağ – ö. 2 Aralık 1888 Sakız adası), Türk milliyetçiliğinin  öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu yazar, gazeteci, devlet adamı ve şairdir.

Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan “İntibah” ve batılı anlamda Türk edebiyatının sahnelenen ilk tiyatro eseri olan “Vatan yahut Silistre” eserleriyle ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi.

20150322_112930

Bolayır yüksekçe bir tepe üzerinde kurulmuş olduğundan Saroz körfezi manzarası da görülmeye değer bir güzellikte ve biz de bu güzelliği kaçırmıyoruz. Saroz körfezine bakanları çekiyorum.

20150322_113450

Süleyman Paşa, Gazi Süleyman Paşa veya Süleyman Gazi (1316 (?) – 1357/1360 arası),  Osmanlı Padişahı Orhan Gazi’nin büyük oğlu olup, annesi Nilüfer Hatun’dur. Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye, başka bir deyişle Avrupa’ya geçişinin öncüsü ve sembolü olan şahsiyettir ve Rumeli Fatihi olarak bilinir.

İlk defa Gerede’de yönetici olarak hizmete başlamıştır. İzmit, Göynük ve Mudurnu civarı kendisine tımar olarak verilmiştir.  İznik (1331) ve İzmit (1337) fetihlerine katılmış, fethinde büyük rol oynadığı Karesioğulları Beyliği’ne bey tayin edilmiştir (1335). Sırplara karşı, Bizans’a yardıma giden Osmanlı kuvvetlerine kumanda etmiştir. Rumeli’ye geçerek Selanik’i Sırplardan almış ve Bizanslılara vermiştir (1349). Rumeli’ye ikinci geçişinde (1352), Bulgar’ları Dimetoka’da yenmiştir. Bu harekatlarında Çimpe Kalesi, kendisine üs olarak verilmiştir. Gelibolu başta olmak üzere Marmara’nın batı kıyısındaki şehirleri ele geçirdiyse de, Bizanslılarla yapılan antlaşma îcabı, buraları daha sonra boşaltmıştır. Eretna Beyliği beyi Alaeddin Eretna’nın ölümünden sonra bölgede doğan karışıklıktan istifade ederek Ankara’yı zap tetmiştir (1354). Bizans’ta imparator değişikliği üzerine, dikkatini yeniden Trakya’ya yöneltmiştir.

Üçüncü geçişinde, Biga’da topladığı ordularını Çardak limanında gemileri yan yana koyarak Çanakkale Boğazı’ndan geçirmiş ve Bolayır’ı kendisine üs edinerek, artık Osmanlı’nın Rumeli’de yerleşmesine dönük bir politika izlemiştir. Anadolu’dan getirttiği Türkmen ailelerini Rumeli’de kurduğu köylere yerleştirmeye başlamıştır. Daha önceki harekatlarda yapılan keşifler ve edinilen bilgilerin de yardımıyla Gelibolu Yarımadası nın kısa bir sürede Osmanlı yönetimine katılması sağlanmış, daha sonraki fetihler için hareket noktası oluşturulmuştur.

Ölüm tarihi konusunda farklı görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre 1360’ta, Bolayır ile Seydikavağı arasında doğanla avlanırken atından düşerek vefat etmiş, cenazesi vasiyeti doğrultusunda Bolayır’da imareti civarında yaptırmış olduğu türbeye defnedilmiştir.  Kendisi için daha önce yaptırdığı türbe boş olarak Yenişehir, Bursa’da bulunmaktadır. Aşık Paşazade bölüm tarihini 1356 olarak verirken, Anonimler ve Oruc Tarihi 1357 olarak vermektedir. Ruhi  Süleyman Paşa’nın Rumeli’de altı yıl boyunca mücadele verdikten sonra öldüğünü söyler. Kendisinin 1352 yılında Cimbi’yi aldığı göz önünde bulundurulursa,  Ruhî’nin verdiği yıl 1356 civarına tekabül etmektedir. Takvimlerden biri, Orhan Gazi’nin Süleyman Paşa’dan beş yıl sonra sonra öldüğünü kaydeder ki Orhan Gazi’nin 1362 Mart’ında öldüğü bilindiğinden, takvimin verdiği tarih 1356 civarına denk gelmektedir. Bizanslı tarihçi Nikeforos Gegoras ise Süleyman Gazi’nin ölümünün, kardeşi Şehzade Halil’in esir edildiği 1357 yılından kısa bir süre sonra gerçekleştirdiğini yazmaktadır.

Gazi Süleyman Paşa, yanında Lalası ve Atı ile beraber mezarda yatmaktadır.

20150322_113818

Hava güzel, ortam güzel, biz de güzel olunca resim çekilmeden olmaz. Yanımızda da köpek arap yiyecek aranmakta Zerrin’in poşetinde. Resimde 6 kişiyiz.

20150322_114551_HDR

Bolayır gezimiz bitti, dönüşe geçiyoruz. Aynı yoldan döneceğiz. Çanakkale boğazının bir kısmı görünüyor tarlaların ardında.

20150322_115620

Sırtta olmamız nedeni ile manzara süper. Ege denizi ve Saroz körfezi bir tarafımızda.

20150322_115626

Diğer tarafta Marmara denizi ve Çanakkale boğazı.

20150322_124153

İniş olunca kısa sürede Gelibolu’nun ilk evlerine giriş yaptık bile. Geçen yıl buraya zor ve gece karanlığında inmiştik.

20150322_141506

Şehre gelince ilk önce tarihi konserve fabrikasını gezip görüyoruz. Fabrika eski ve tarihi olmasına karşın hala çalışılıyor. Fabrikanın dışında park etmiş bisikletler.

20150322_143007

Aynı sırada bulunan antika traktör müzesini de gezelim dedik. Girişindeyiz müzenin.

20150322_143011

Müzenin girişinde ilk olarak resimde gördüğünüz traktör gözümüze çarpıyor. Makine alışılmadık biçimde yapılınca daha önce görmediğimiz için sanki uzaydan gelmiş gibi. Tekerlek yok, palet takmışlar.

20150322_143025

Diğer traktörler de değişik ve ilginç traktörler. Birbirinin aynısını görmek olası değil. Hepsi de pırıl pırıl boyanmış, lastikleri gıcır gıcır. Gelibolu çiftçilerinden Dursun Keskin özel merakından dolayı ne kadar traktör varsa hepsini alıp boyatarak kendine ait binada müze haline getirmiş. Dünyada ve Türkiye de bir ilk olan müze gezilip görülmesi gereken yerlerden biri. Müze iki katlı ve 38  traktör sergilenmekte.

Gövde mavi, jantlar sarıya boyanmış.

20150322_143055

Kırmızıya boyanmış traktör, jantları beyaz renkte.

20150322_143104

Sarı traktör, jantlar kırmızı renkte.

20150322_143112

Kırmızı boyalı traktör, jantları beyaz renkte.

20150322_143120

Başka kırmızı boyalı traktör. Jantları beyaz renkte.

20150322_143128

İki tekerlekli, elle idare edilen traktör. Boyutu normal traktörlere göre küçük.

20150322_143148

Kırmız renkli başka bir traktör.

20150322_143154

Yeşil renkli traktör, jantları kırmızı boyalı.

20150322_143205

Açık kırmızı traktör, jantları sarı renkli.

20150322_143216

Yeşil renkli traktör, Jantları sarı.

20150322_143223

Gövdesi ve jantları kırmızı, motor kaportası beyaz renkli.

20150322_143232

Yeşil renkli traktör, jantları sarı.

20150322_143242

Çok açık mavi traktör.

20150322_143245

Tamamen sarı renkli traktör, motor ve kasnak kısmı kabartma kapak ile kapatılmış.

20150322_143251

Gri renkli bir traktör.

20150322_143312

Tarımda makineleşmenin başlaması ile sabanın yaptığı iş gücünün kat kat üstü iş yapması tarımda devrim başlattı. Kısa sürede büyük arazileri bir çırpıda işlemesi ve yetişen ürünleri toplayıp pazara sürmesi toprak sahiplerini zengin etmiştir. İlk traktörlerden sayılabilecek ilginç bir traktör. Motor gövdesi değişik, yanda volanı var. Tekerleklerinde lastik yok, ön tekerlek düz. İç kısımları çemberli. Arka tekerleği büyük, iç kısmı düz çember. Bu normal yol için. İç kısmı geniş ve çıkıntılı, toprağa iyice tutunması için. Traktör yeşil, tekerlekler sarı renkte.

20150322_143320

Çıkıntılı kafa gibi kaportası olan traktör. Kırmızı boyalı, jantlar açık sarı renkte.

20150322_143326

Normal traktörlerin dışında maket traktörler de camlı dolapta sergileniyor. Biri kırmızı renkli büyük, diğeri yeşil renkli küçük maket traktör.

20150322_143346

Solda metal renkli traktör, tekerlekleri silindir biçimde maket ve geniş yarış lastikli yeşil renkli maket traktör.

20150322_143356

İki kırmızı maket traktör ortasında sarı renkli traktör.

20150322_143403

Kırmızı renkli maket traktör.

20150322_143407

Sağda beyaz renkli maket traktör, solda yeşil renkli kepçeli maket traktör.

20150322_143410

Kırmızı renkli traktör.

20150322_143507

Sarı renkli traktör.

20150322_143513

Lacivert renkli traktör.

20150322_143523

Kırmızı renkli traktör.

20150322_143532

Turkuaz yeşil renkli traktör.

20150322_143554

Bu da turkuaz mavi renkli traktör.

20150322_143600

Açık yeşil renkli traktör.

20150322_143609

Bu da turuncu renkli traktör.

20150322_143634

Egzozu dışarı, yana çıkmış yeşil renkli traktör.

20150322_143642

Kırmızı renkli traktör.

20150322_143649

Oturma yeri tek olan kırmızı renkli traktör.

20150322_143657

Açık mavi renkli traktör, jantları kırmızı renkli.

20150322_143710

Yeşil renkli, jantları sarı renkli traktör.

20150322_143717

Gri renkli gövdesi, jantları turuncu renkli traktör.

20150322_143727

Tamamen kırmızı boyalı traktör.

20150322_143733

Çok açık gri traktör.

20150322_143739

Kırmızı renkli traktör.

20150322_143750

Yeşil renkli traktör, dışında kasnak var.

20150322_143810

Turuncu renkli traktör.

20150322_143815

Kaportası kırmızı, motor kısmı gri renkli traktör.

20150322_143827

Kırmızı renkli traktör.

20150322_143833

Traktörlerin hepsi birbirine benzemez, hepsi ayrı renkte ve pırıl pırıl boyalı, lastikleri de yeni. Görülmeye değer bir müze. Traktör müzesinden çıktık.

Traktör müzesinin sırasında Gelibolu savaş müzesine sıra geldi. Doktorum Mete Güney müzeye giriş yaparken bir resmini çekiyorum.

20150322_144520

Müzenin girişinde Çanakkale savaşını hatırlatan UNUTMADIK yazısı karşılıyor. Elbette bizler 100 yıl önce kazanılan Çanakkale zaferini ve bu yarımada da yatan şehitlerimizi hiç bir zaman unutmayacağız.

20150322_144601

Kanlı çarpışmaların yaşandığı bu topraklarda savaşın acımasızlığını görmek mümkün. Hepsi de düşman askerini öldürmek için kullanılmış ama öyle az buz değil. Toplam Beş yüz bin askerin öldüğü düşünülürse ne kadar silah, bomba, mermi, top, tüfek kullanılmış siz düşünün. Müzeyi gezsek te sadece öldürmede kullanılmış bu korkunç silahlar ürkütücü. Ama bu yaşanmışları da unutmamak gerek. Maket bir uçak, yanında el bombaları, mermiler. Bir tane de asma kilit anahtarı ile beraber.

20150322_144616

Çeşitli bomba ve top gülleleri.

20150322_144655

Top mermisi, içinde küçük bilyeler var.

20150322_144702

Çeşitli bomba parçaları.

20150322_144716

Mermilerin konulduğu kütüklük ve çeşitli mermiler, tek ve sıralı mavzer mermileri.

20150322_144720

Metal tabak, kaşık ve çatallar.

20150322_144739

Çeşitli metal para ve elbise düğmeleri.

20150322_144813

Cep saatleri takılar ve tel kesme makası.

20150322_144818

Dört tane su matarası.

20150322_144822

Hücum borazanı.

20150322_144824

Üç kılıç, bir kama ve elbise düğmeleri.

20150322_144847

Haberleşme telefonu, ahizesi ayrı, mikrofonu ayrı, kablosu da yanında karmaşık halde.

20150322_144856

Süngü, kama ve kılıç.

20150322_144859

Parçalanmış top mermileri.

20150322_144929

Palaska tokaları.

20150322_144934

Askerlerin uyuduğu sığınak, raflı dolapta kap kacak, yatakta yatan asker, ön tarafta kum torbalarından duvar yapılmış.

20150322_144944

Sapsız kazma ve kürekler.

20150322_144959

Pişmiş topraktan yapılmış şişeler.

20150322_145006

Vazo.

20150322_145009

1 Litrelik bira şişesi.

20150322_145030

Bir tane cam şişe ve kırık şişe parçaları.

20150322_145040

Şeffaf ve renkli cam şişeler.

20150322_145049

Çeşitli boyda çömlekler.

20150322_145111

Seramik, geniş şişe bir kulplu şişe, dibinde delik var. Üzerinde Gin, rum, whisky yazdığına göre içki şişesi olmalı. Yanında aynı genişlikte, biraz daha boylu kahverengi şişe ve bir seramik kavanoz.

20150322_145117

Biri saplı, biri sapsız iki kürek, yanında kum içinde bazı yerleri kalmış şarapnel, bomba parçaları. Bunların hepsi sandık içine konmuş.

20150322_145155

Camekanlı bölmede battaniye ile örtünmüş bir manken asker yatıyor. Yanında kum torbaları ile kısa bir duvar oluşturmuş. Mankenin başındaki şapkaya bakılırsa İngiliz askeri olmalı.

20150322_145218

Hazırolda beklerken çekilmiş Türk askeri resmi duvarda asılı. Altında da katlanın konmuş asker elbisesi, üstünde de asker şapkası var.

20150322_145252

Uzun namlulu tüfekler ve mermileri. Dik olarak konmuş mermi sandığına benzer bir şey.

20150322_145241

Top mermi kovanları, kimi yatık, üst üste, kimi dik konulmuş.

20150322_145309

Kurşun mermilerle delik deşik olmuş tahtalar.

20150322_145424

Sapı olan silindir duvarda vidalanmış.

20150322_145459

Çoğu çürümüş konserve kutuları.

20150322_145513

Çanakkale savaşında çekilen resimlerden biri dikkatimi çekiyor ! Askerlerin birinin yanında bir bisiklet var. Askerler beş sıra dizilmiş arkaya doğru. Öndekiler çömelmiş, arkaya doğru ayaktalar. Daha önde beş asker bağdaş kurup oturmuşlar yere. Birisinin yanında küçük bir köpek var. Yanlarında biraz ayrı iki asker yere oturmuş, birisinin yanında bisikleti yere yatırmış durumda. Yanındaki askerin yanında da bir köpek var. 100 kadar asker var.

20150322_145615

Bisikleti ve onu kullanan askeri daha yakından çekiyorum. 100 Yıl önce savaşta kullanılan bisiklet, 100 yıl sonra benim bisikletle İzmir den Çanakkale’ye kadar gelip resmi görmek kadar ilginç bir durum olamaz. Bisikleti kullanan asker sanki sevgilisi yanındaymışçasına sevgiyle kucağına yatırıp sarılarak poz vermiş. Anlaşılan toz kondurmuyor bisikletine. O yıllarda bisiklete binmek bir mucize olsa gerek ve en şanslı askerlerden biri olmalı. Belki de şanslı olması nedeni ile bisikletine öyle sarılmış. Kim bilebilir ki? Bisikletli asker ve yanındaki askerin yanında bir köpek.

20150322_145706

Bunlar da çürümeye yüz tutmuş metal su mataraları.

20150322_145717

Mermi sandığında beşli tüfek mermileri. Sandığın kapağının içinde cam kavanozlar.

20150322_145722

Eski bir radyo, ahşaptan yapılmış, üstünde de uçak maketi.

20150322_145819

Mekanik duvar tipi telefon.

20150322_145832

Savaş müzesinden çıkıp bisikletlerimizle Gelibolu limanında bulunan ayakta kalmış tek Burç’a vardık. Burası aynı zamanda Piri Reis Denizcilik Müzesi.

20150322_150527

Müzenin giriş yerini daha önceden fark etmemiştim. Yol tarafında 5 basamak aşağı inip dar bir kapıdan giriş yapılıyor. Müzeye giriş bize bedava. Burca büyük bir afiş asılmış, üste “Bir asır geçse de…” diye yazılmış. Altında imzası ile Gazi Mustafa Kemal’in Çanakkale savaşında çekilmiş resmi. Üstte Ay -Yıldız. En altta da “Zaferler ve onları gerçekleştiren kahramanlar asla unutulmazlar” diye yazılmış.

20150322_150638

İşte müzenin daha doğrusu Burç’un giriş yeri içeriden görünüşü. Giriş kısmı dar bir koridordan yapılmış, dikdörtgen kesme taştan.

20150322_150725_HDR

Koridor orta kesiminde geniş bir salona açılıyor. Korkuluk demir ile çevrelenmiş bir delik görünüyor.

20150322_150756

Ortada deniz ile bağlantısı olan geniş ve derin bir kuyu var.

20150322_150809

Mazgal deliklerinden vuran ışık yeterli olmuyor iç aydınlatmaya. Mazgal deliği ve dışardaki ışık parıldıyor dar bir alanda.

20150322_150828

Mazgal deliğinden dışarısı, iç liman denilen yere bakıyor. Kayıklar bağlı duruyor iç limanda.

20150322_150856

Başlıyoruz müzede sergilenen denizcilikte kullanılan alet, edevat, haritalara bakmaya. İki yanda kürekleri olan gemi maketi. Bir sırada 20 den fazla kürek var.

20150322_151115

Burç tavanı kemerler yardımı ile kapatılmış.

20150322_151145

Burcun kubbesi pişmiş tuğladan örülerek yapılmış.

20150322_151150

Piri Reis’in çizdiği dünya haritasının bir kopyası. Harita ile birlikte defterleri ve kullandığı harita çizim aletleri.

20150322_151218

Küçük kaide üstüne ikişer çember konulmuş dönebilen küre üç tane. Bir tane de kum saati.

20150322_151229

Küçük bir gemi topu maketi.

20150322_151234

Pusula.

20150322_151321

Osmanlıca yazılmış defter ve pergel. Soldaki sayfada harita çizilmiş.

20150322_151336

Sağda 360 dereceli açı çemberi, solda kum saati.

20150322_151411

Küçük bir sandık içine konmuş cetveller, rulo kağıtlar sığmamış.

20150322_151421

Ortasında delik olan tahta fıçı dik konulmuş, Üstünde gemi seyir defteri ve harita defteri.

20150322_151448

Osmanlıca yazılmış haritalı defter.

20150322_151457

Küre dünya haritası, harita çizimleri şimdiki dünya çizimlerine hiç benzemiyor. Yanda da çerçeveli harita.

20150322_151539

Üst kata çıkan dar merdivenler. Merdivenlerde bir güzel.

20150322_151650

Derken üç güzel  daha gelip poz veriyorlar.

20150322_152200

Müze ziyareti de bitti. Bisikletlere binip çarşıya gidiyoruz. Çarşı esnafı bize tavuklu pilav, ayran ve peynir tatlısı ikram ediyor. Bizler de esnafa teşekkür edip ikramları afiyetle yiyoruz. İnsanların kimisi aç mı? Yoksa aç gözlülüğünden mi bilinmez esnafın dağıttığı pilavı alabilmek için aramıza sıraya girip alması beni şaşırttı doğrusu. 5 Kişi bir bankta oturmuş pilav yerken.

20150322_152850

İkramları yedikten sonra rehberimiz Hüseyin bizi Gelibolu fenerinin bulunduğu tepeye götürüyor. Burada bir çok eser, yapı, türbe var. Hüseyin hepsi hakkında kısa bilgiler sunuyor bizlere. Bir kısım yerde kaldırıma oturmuş, bir kısmı da ayakta Hüseyin’i dinliyorlar. Herkes sarı, fosforlu yelek giymiş.

20150322_155527

Bayrak Baba türbesi aşağıda görünüyor.

20150322_155532

Fransız mezarlığı, binsekizyüzlü yıllarda kırımda ölen askerlerini getirip bu bayıra gömmüş, bayrağını da dikmiş. Burası benim toprağım benim askerim yatıyor diye sahipleniyor ve kaldırmaya kalktın mı savaş ilanı sayıyor. Çanakkale savaşında düşmanımız olan Fransızları öldürmemize ve bir çok gemilerini boğazın sularına gömmemize rağmen buradaki mezarlığı kaldıramamışız. Acaba neden?

20150322_155539

Hamzakoy kumsalı, henüz havalar soğuk. Kumsal pırıl pırıl temiz görünüyor.

20150322_161041

Üç güzeli manzaralı çekiyorum.

20150322_160153_HDR

Gelibolu deniz feneri.

20150322_161406_HDR

Dumlupınar denizaltı batığı ve açık hava müzesi.

20150322_161432

Artık tur bitti ve kamp alanına giderek aracı ile gelenler ve otobüse binecekler telaşla eşyalarını toparlayıp bir an önce yola çıkmak için hazırlanıyorlar. Bizim acelemiz yok, bu gece burada kalacağız. Dönüş için otobüs biletlerini ertesi gün için aldık. Sadece benim kıytırığı Asuman Şen’in arabasına verdim. İzmir de alırım artık. Gidenlerle vedalaşıp yolcu ediyoruz birer ikişer. Kamp alanında bir kaç kişi kalıyor bizlerle birlikte. Akşam yemeğinden sonra fazla geç olmadan çadıra girip yatıyoruz.
Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 38 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

 

Ertesi sabah hava kapalı ve yağmur atıştırıyor. Yağmur yağışı bir kaç gün sürecek hava raporlarına göre. Havalar da serin ve geceleri soğuk olacağından otobüs ile dönmeye karar verdik. Eşyaları ve çadırı toplayıp bisikletin bagajına yerleştirdikten sonra kahvaltı yapmak için uygun bir kahve aramaya başladık. Yanımızda kahvaltılık malzemeler var. Şehrin balıkçı kahvesine gelerek içeri giriyoruz. Burası bir balıkçı kasabasında eski bir kahve görünümünde. Balıkçılar yanan sobanın sıcaklığında olta takımlarını hazırlıyor.

Denizin Delisi

Unutmak mı, delisin,

Gitmesem de bekler orada deniz.

Gelirsem, bilmelisin

Benim beklememdir burada deniz.

 

Gitmek gibi geleceğim

Denizin delisine.

Delinin denizi gibi

O ne kadar giderse.

Özdemir Asaf

20150323_101022

Her bir masada oltalar hazırlanıyor, havalar düzelince Marmara denizinde küçük tekneleri ile balık tutacaklar.

20150323_101433

Balıkçıların deniz ile hikayeleri çoktur, anlatmakla bitmez. Dinlemek gerek. Masada oltalarını hazırlayan balıkçı, İrfan ve ben muhabbet ediyoruz. Arkada soba ve uzun boruları.

20150323_101524

Balıkçı kahvesinde ağların kokusunda güzel hikayelerle zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Otobüsün hareket saati yaklaştı, bisikletlerle garaja giderek otobüsü beklemeye başladık. Tura katılan bir arkadaş ta İstanbul’a gidecek. O arada bisiklet dinamosundan şarj ünitesini sordu bana. Artık eve döndüğümden bendeki şarj ünitesini arkadaşa satıyorum. Nasıl olsa evde hazır var, onu takarım. Otobüs perona girince hemen bisikletleri bagaja yükleyip yerimize oturduk. Yaklaşık 5 – 6 saat sonra İzmir’e vardık. Menemen’i geçince garaja gideceğimize metro istasyonunda inip metro ile gidelim deyince otobüsten yolcu indirme sırasında biz de inerek bisikletleri bagajdan indirerek sökmüş olduğumuz ön tekerlekleri takıyoruz. Metroya bisikletlerin binme saati olan 20:00 ye kadar bir süre beklemek zorunda kaldık. Neyse 20:00 olmadan güvenlik görevlisi bizi içeri alıyor. Metroya binip gitmeye başladık, İrfan Karşıyaka da indi. Tamam Bayraklı da, ben ise Alsancak ta indim. Sahilden, bisiklet yolundan tatlı bir yorgunlukla ama mutlu olarak aheste aheste eve vardım.

Böylece bir turu da bitirmiş oldum. Yeni arkadaşlarla tanıştım. Yeni dostluklar kuruldu. Hazinem zenginleşiyor her turdan sonra. Heybelerim yeni dostlar için her zaman yer bulacaktır.

Yeni bir turda görüşme dileği ile sağlıcakla kalın Dostlar….

Aşağıda Alsancak – Üçkuyular yol haritası

Powered by Wikiloc

100. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu Gelibolu 5. Gün

21 Mart 2015 Cumartesi

Gelibolu – Fındıklı – Karainebeyli köyü – Ecebey – Gelibolu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bu gemi ne zamandır burada

Çoktan boşaltmış yükünü

Gece de olmuş, rıhtım da bomboş

Mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa

Arkada, güvertede

Ah, neresinden baksam sessizlik gene.

Edip Cansever

 

Öne çıkmış olan görsel, Akbaş şehitlik giriş kapısı.

050920133193

Uyku tulumu sıfırın altındaki soğuklar için iyi değil. Gece sıfırın altına düşen hava sıcaklığı iyi bir uyku uyutmadı. Sabah kalkınca çadırımın üzeri, bisiklet çantaları ve çimenler beyazlamıştı. Anlayacağınız kırağı yağmıştı sabaha karşı. Uyanınca hemen kalkıp giyindikten sonra yemek yenecek kapalı yer olan restorana giderek sabahın soğuğundan kurtuluyorum. Gece gelenler, sabah gelenler hep beraber toplandık restoranda. Sabah kahvaltısını yedikten sonra Şehitlere Saygı Turu teknik toplantısı yapıldı. Ardından Az bilinen antik kentler turunu yapan bizlerin oluşturduğu çalışma grubu, kısaca ABAK çalışma grubu toplantısı yaparak görev dağılımı sağlandı. Ben yine artçı ve süpürücü görevini üstlendim. Yanıma artçı olarak buraları çok iyi bilen Şafak. Teknik destek Ahmet Mumcu ve Doktor olarak yeni tanıştığım Doktor Mete Güney görevlendirildi. Turun yapımcısı olarak Hüseyin Şahin ve Doktor Serhat öncü olacaktı. Yancılar ve yol kesiciler Eskişehir den Serdar Acar, İzmir den Tolga, Mert ve Mustafa Güven görevlendirildi. Hepimize haberleşmemiz için birer telsiz verildi. Telsizlerin pili takıldı, yedekleri verildi ve test ettik. Telsizler çalışıyor ve tur başlayabilir artık.

Daha önce kahvaltıda bildirdiğimiz hareket saatinde tesisin alt tarafındaki yolda toplandık. Tüm katılımcılar toplandıktan sonra şehir içi yollardan hareket ederek şehir merkezine vardık. Meydanda Atatürk heykelinin önünde ilk önce saygı duruşu, ardından İstiklal Marşı ile başladık. Gelibolu belediye başkanı, tura destek olan Atatürkçü Düşünce derneği ve turu düzenleyen Hüseyin Şahin birer konuşma yaptı.

20150321_084310

Tören ve konuşmalar bittikten sonra hep birlikte bir resim çekilerek tura başlamış olduk.

20150321_085422

Programda belirtilen saate uygun olarak tura saatinde başladık. Gelibolu savunmasında kullanılan ayakta kalmış tek burç önünden geçtik. Bu burç aynı zamanda müze olarak kullanılıyor. Çanakkale savaşının 100. yıl olması nedeni ile her tarafta zafer afişleri ve bayraklarla donatılmıştı tüm şehri.

20150321_090123

Bir süre şehrin caddelerinde bisiklet sürerek ilerledik. Ana yola girmeden köy yollarına saptık doğruca. Ekin tarlaları daha yeni yeşermiş.

20150321_092835

Tarlaların arasından köy yollarından güzel bir günde tura iyi başladık. Giderek yükseliyoruz deniz seviyesinden. Bisikletim KUZ park etmiş yol kıyısında.

20150321_094501

İlk lastik patlağı, durup yadım ediyoruz ve hızlıca hallediyoruz patlak işini. Zaman geçirmeden yola çıkıyoruz diğerlerine yetişmek için.

20150321_101711

Uzakta Tayfur barajın göleti göründü. Daha dağları tepeleri aşacağız.

20150321_115509_HDR

Önümüze küçük köyler çıkıyor, köylerde durmadan geçiyoruz.

20150321_115749

Grup epey önde, arkada kalanları toparlayıp yola çıkarmak benim işim. Sorunsuz gidiyoruz, sadece bir lastik patlağı oldu. Resim çekenler, yorulanlar, kış boyu bisiklete binmeyenler haliyle geride kalıyor. Kimseyi arkada bırakmadan tatlı dille hadi son yokuş diyerek yola çıkmalarını sağlıyorum.

20150321_120840

Karainebeyli köyüne vardık. Köy eski bir köy, mezarlığındaki servilerden belli. Osmanlı devletinde Gelibolu tarafına geçip buraları fetheden Ece beyin mezarı burada.

20150321_130510

Yarı beton yarı ahşap köyün kahvesinde ilk molamızı veriyoruz. Kahvenin ön kısmındaki pencereler kemerli ve yüksek. Kapı önünde iki kişi elçek resim çekiyor.

20150321_130650

İçeride soba yanıyor ve terlemiş olan bizler sobada terimizi sıcak çaylar eşliğinde kurutmaya çalıştık. Öğle yemeğini bu köyde yedikten sonra Ece beyin mezarının bulunduğu tepeye doğru yola çıkacağız.

20150321_130713

Kısa olan bir tırmanma bizi bekliyor. Kısa ama sert bir yokuş.

20150321_131259

Belli bir sıra değişik renkte toprak yapısı ilgimi çekiyor. Sanki başka gezegene gelmişim gibi. Toprağın olduğu yerlerde pek bitki de yetişmediği gözle görülür biçimde.

20150321_131539

Yokuş sert te olsa yavaş yavaş çıktık, az ileride tepenin üzerinde Ece beyin mezarı göründü. KUZ ve servi ağaçlarında Ece bey mezarı.

20150321_134151

Karainebeyli Köyü, Çanakkale’nin Gelibolu ilçesine bağlı 180 haneli, 700 nüfuslu çok güzel manzaralı bir köydür. Köyün tarihçesi 1300′ lü yıllara kadar uzanır. Pek çok yönüyle henüz keşfedilmemiş olan bu şirin köyü, yakından tanımak ve tanıtmak tarihi ve turistik açıdan büyük bir önem taşır. Çünkü burada istediğiniz ve hayal ettiğiniz her şeyi bir arada bulabilirsiniz.. Tarihi, efsaneyi, örf ve adetleri, çam ormanlarıyla kaplı yemyeşil dağlarla çevrili geniş bir ovayı
ve Saroz Körfezi’nin sadece köy halkının değerlendirdiği ufak bir koyunda tertemiz bir denizi ve korkusuzca solumayabileceğiniz temiz bir havayı …
Köyün tarihi olmasının en büyük nedeni “Ece Bey’in” Anıt Mezarı’nın yöre halkının “Ece Baba” diye adlandırdığı tepesinde olmasından kaynaklanmaktadır.
“Ece Bey” kimdir ? Ecebey Osmanlı Devletinin sultanlarından Orhan Gazi zamanının büyük devlet adamlarından ve başarılı komutanlarındandır. 1354 Yılında Türklerin Lapseki, Çardak’tan Bolayır sırtlarına geçerek Rumeli’ye çıkışlarında Sultan Orhan Gazi’nin oğlu Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa ile birlikte Gelibolu ve çevresinin fethinde komutan olarak görev almıştır. Komutan Halil Ece Bey Avrupa kıtasına ilk adımı Maydos’a geçerek atmış ve bu yöreyi fethetmiştir.
Bu nedenle adına uygun olarak Maydos’a, Eceabat ,yöreye de Ece Ovası ve Saroz’daki denize Ece Limanı adı verilmiştir. Yöre halkına Ece Kavmi denir. Ece Bey’in anıt Mezarı’nın bulunduğu “Ece Baba” tepesinin eteğindeki köye ise, ilk yerleşimin Balıkesir’in Karesi Beyliğinden getirtilen Karain Bey ailesi tarafından yapıldığı için Karainebeyli adı verilmiştir. Köyün Kurucusu Karain ailesine mensup “Kara Nebi” Ece Beyle birlikte Ece Baba tepesindeki Anıt Mezarda yatmaktadır. Mayıs ayında Çanakkale, Gelibolu ve Eceabat’tan gelen resmi konuklarla burada tören yapılır. Tören günü tüm köy halkı ve civar köylerden gelen misafirler Ece Baba tepesine çıkar. Törenden sonra Mevlüt okutulur, etli nohutlu pilav, ayran ve peynir helvası ikram edilir. Ece Baba tepesi hakkında çeşitli söylenceler vardır:

Söylencelerden birine göre, Ece Baba’da bir kayanın üzerinde Ece Bey’in atının olduğu varsayılan bir nal izi vardır. Aynı nal izi Turşun köy istikametindeki Kayaltepe’de de vardır. Bir diğer söylence de şöyledir: Ece Baba’da dilek taşı vardır ve dileği olan, kayalar arasındaki bu taşın içinden geçmeye çalışır. Dileği olacaksa taş sıkışır ve dilek sahibi adak adamadan iki taş arasından geçemez. Üçüncü söylenceye göre, Ece Bey’in Anıt Mezarı’nın yakınındaki Kalaycı Dede ile Ece Baba Tepesi arasında zaman zaman nur gibi parlak bir ışık görünür.

Kaynak : http://karainebeyli.blogcu.com/karainebeyli-koyu/820632

Ece beyin mezarını ziyaret edip ruhuna bir Fatiha okuduk. İki mermer mezar yan yana, yeni yaptırıldığı belli oluyor. Mermer siyah renge yakın.

20150321_135409

Ece beyinin mezarının olduğu tepe 217 metre yükseklikte ve tüm çevre görünmekte. Tepenin dibinde de Karainbeyli köyü. Köyü kuşbakışı çekiyorum.

20150321_135537

Ece bey ziyareti bitirip grubu yola çıkarıyorum. En son kalan yola çıktıktan sonra ben de yola çıkarak çıktığımız yokuşu pedal çevirmeden inmeye başladık. Orman içinde toprak yoldayız.

20150321_140431

Köyde yukarı çıkmayanlarla buluştuktan sonra içimizden kimisi Hüseyin Şahin’in öncülüğünde biraz uzakta olan Akbaş şehitliğine doğru yola çıktı. Akbaş şehitliğinin giriş kapısı. Üç girişi, üstte kalın bir kiriş. İki yanda nöbet bekleyen asker heykeli dikilmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

050920133193

Geri kalanlarla geldiğimiz yoldan geri döneceğiz. Köyde Romalılardan kalan kilometre taşı dikkatimi çekti. Yazılar Latince.

20150321_141647

Sağımızda Marmara denizi görünmeye başladı.

20150321_165022

Düzlüğe indik, yola yakınız. Bazı yerler toprak yol, yağmura denk gelseydik çamura saplanmıştık. İleride bir köprü görünüyor, oradan geçeceğiz.

20150321_165808

Buğday tarlaları boy atmış, henüz başaklar ortada yok.

20150321_170135_HDR

İşte böyle manzaralı yerlerde bisiklet sürmeyi seviyorum. Ufkum göz alabildiğine açık ve ufkumu kesecek binalar yok. Sadece tarla kıyısına dikilmiş birer ağaç dışında.

20150321_170509

Yanımda görevli olan Doktor Mete yavaş gitmekten sıkılmış olacak ki görevini çılgın Doktor Bülent’e devrederek grubun önlerine kaçmış. Neyse yanımda doktor olsun da. Şimdiye kadar kimse düşüp te yaralanmadı, yarın da kimseye bir şey olmasın diye dua ediyorum içimden. Ayrıca buraları tanıyan Şafak ta yanımda, sohbet ederek gidiyoruz. Zaman da nasıl geçmiş, güneş alçalmış, gölgeler uzamaya başladı. Uzayan gölgeleri çekmek için telefonu 10 saniye gecikmeli olarak ayarlayıp öyle çekmek zorunda kaldım. Dokunmatik telefonda tek elle çekmek biraz zor ve istediğin pozu da çekemiyorum. Gölgelerimiz toprağa vurmuş.

20150321_171119

Dengesizler kasabanın meydanında toplaştık. Telefonu birine vererek resim çekildik. Ortalıkta dolaşan köpek te bizi kırmayıp bizimle beraber poz veriyor. Sevimli kerata oyun ve sevilmek istiyor. Resimde; Tamam, İrfan, Şafak, Ayşe Kuş ve ben varım.

20150321_173505

Hava kararmadan kamp alanına gelerek bisikleti çadırımın yanına bıraktıktan sonra etrafı dolaşmaya başladım. Kimisi sabah geldiği için çadırını kuramamıştı. Çadırları kurmalarına yardım ediyorum.

20150321_182940

Tesislerin alanı çadır için çok iyi, yeşil çimenler, taş döşeli yolları gayet güzel düzenlenmiş. Bu tesis Hüseyin Şahin’in arkadaşının yeri. Bize olduğu gibi bıraktı. Tuvaletler, su, kapalı restoranı bize ait. Yemeği orada yiyoruz. Çadır alanını çekiyorum.

20150321_182946

Akşam yemeğini yerken hep beraber bir arada olmamız nedeni ile teknik toplantı yaparak ertesi gün gideceğimiz yol hakkında kısa bilgiler verdik. Aynı zamanda diğer şehirlerden gelenlerden kendi düzenledikleri bisiklet festivalleri hakkında bilgiler verdi. Yılın ilk bisiklet turu olması nedeniyle yıl içinde yapılacak festivaller hakkında bilgi sahibi olmamız, hangisine gitmeye karar vermemiz açısından iyi oldu. Bu arada herkes birbirini tanıma fırsatı oldu.

Yemek ve teknik toplantının ardından bahçeye geçerek güzel bir ateş yakıp etrafında oturduk. Hava da giderek soğudu. Ateşin verdiği sıcaklık ile sohbet kaçınılmaz olarak şarap ve bira ile koyulaştı.

20150321_202415_HDR

Kızıl alevlerin yalımları bu yıl ki tur planlarımızın daha iyi olması için nerelere, nerelerden, nasıl, kiminle olacak, hangisine katılacağız gibi konuları aydınlattı. Benim planlarım da burada iyice belli oldu bu yıl için. İlk tur olan Çanakkale şehitlere saygı turu şimdi gerçekleşiyor. Bu turda varım, ardından kendi yaptığımız Az bilinen antik kentler bisiklet turu var Nisan ayında. Mayıs ayında da Denizli bisiklet festivaline gideceğim. Denizli den bir hafta sonra da Antalya ve Burdur bisikletçilerinin ortaklaşa düzenledikleri Salda gölü bisiklet turuna katılacağım. Salda gölü turundan sonra Antalya, oradan da Mersin’e Feyyaz dostuma bir kaç günlüğüne uğrayacaktım. Malatya dan Mustafa Ekici de Nemrut turuna davet etti Temmuz ayında. Nemrut turunu da sıraya aldım. Ağustos ayında ise kendimin gerçekleştirmek istediğim Uluslar arası Kosova Bisiklet turunu yapacağım. Son turu da bu yıl Ekim ayında Antalya Perşembe akşamı bisikletçileri ve Manavgat Perşembe akşamı bisikletçilerinin düzenleyeceği Manavgat bisiklet festivaline katılacağım. Geçen yıl Mustafa Sayan ısrarla çağırmasına rağmen ani gelen misafirlerimden dolayı katılamamıştım. Manavgat’tan bir hafta sonra Mersin bisiklet festivali var, hazır oralara gitmişken Mersin’e gitmemek olmaz. Aşağı yukarı 2015 yılı planlarım böyle. Bakalım gerçekleştirebilecek miyim. Bunu zaman gösterir…

Yanan odunları, köz ve yalımları çekiyorum.

20150321_202816_HDR

Ateşin başında iyice mayıştık, Ferdi Kızıl, namı diğer halk ve yolların kahramanı FERDİMEN. Beraber sohbet ediyoruz yan yana. Gelecek hakkında planlar yapıyoruz. Henüz Ferdimen ile tur yapmamıştım. Belki bir turda beraber pedallarız, belli mi olur? Elçek ile ikimizi çekiyorum, alevlerin kızıllığı yüzümüze vurmuş.

20150321_203835

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar odunların yettiğince oturduk, sohbet ettik. Artık uyuma zamanı deyip arkadaşlara iyi geceler deyip çadırıma girerek ocakta çaydanlığa su koyup ısıttım. Isınan suyu yarım litrelik pet şişeye doldurup uyku tulumunun içine, ayak ucuna koydum. Ardından ben de uyku tulumuna girdim ve uyku faslı başladı mışıl mışıl.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 76 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

100. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu Gelibolu 4. Gün

20 Mart 2015 Cuma

Çanakkale – Lapseki – Gelibolu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Sen bir kır çiçeği, ben mutlu bir kır çocuğu

Seninle süslüdür hep rüyalarımın çoğu

O kadar güzelsin ki, dokunmaya kıyamam

Yıllarca baksam yine, seyretmeye doyamam.

 

Fal tutar sevgililer, güzellerin tacısın,

Dertleri kolay bulan gönlümün ilâcısın.

Toprak anam bağrına basınca bir gün beni,

Unutmayıp da yorgan etse üstüme seni.

Saniye Sarsılmaz

 

Öne çıkan görsel,  duvara asılmış çift kişilik tandem bisiklet. Durduğu yerde paslanmaya başlamış.

20150320_093434

Sıcak bir ortamda ama kapalı olarak iyi bir uyku vücudumun dinlenmesi için iyi oldu. Çanakkale’nin soğuğu bir başka olduğunu bir gün önce görmüştüm. Güne daha sağlıklı başladım bu sabah, dizimde ki ağrı neredeyse yok gibi. Hafif, belirsiz bir sızı var sadece. Uykuda toplanan enerji odanın içinde dağılmış eşyalarımı çabucak toplamama neden oldu. Eşyaları bisiklete yükledikten sonra sabah kahvaltısını yapıyoruz pansiyonun diğer müşterileri ile birlikte. Kahvaltının ardından bisikletimi bahçeye çıkarınca duvara asılmış tandem bisiklet gözüme çarpıyor ilk önce. Dün akşam görmemiştim karanlıkta. Demek ki pansiyonu işletenler bisikletçi imiş. İrfan iyi bir seçim yapmış farkında olmadan. Gerçi duvara süs olarak asılmış ve paslanmaya başlamış ve eski bir bisiklet ama pansiyonun duvarında görmek bile yeter bizim için. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150320_093434

Pansiyon ücretini ödeyip yola çıkıyoruz, yağmur hafif yağmakta. Ayrıca rüzgar her zaman olduğu gibi karşıdan esmekte. Çanakkale içinde Tamam ve İrfan’ın bankada işleri olduğundan onları hallediyoruz. Tamam ve İrfan işlerini hallederken Çanakkaleli arkadaşım İhsan Beceren ile karşılaşıyorum. Hoş beş hatır sorduktan sonra hadi gel bir şeyler ısmarlayayım deyince daha yeni kahvaltıdan kalktık, tıka basa yedik diyerek başka bir zaman içeriz dedim. Şehitlere saygı turundan konuştuk biraz. Bu yıl ki biraz işin cılkı çıktığını, kendimiz bir tur yapacağımızı söyledim. Bu kadar sponsor katkı sağlıyor ama bisikletçiden istenen 1 gecelik çadır konaklaması için 65 TL çok fazla dedim. İnsanlar şehitlere saygı için geliyorlar bu ne ücreti, artık kar amaçlı tura dönüştü diyerek şikayetimi dile getirdim. İhsan da eh işte valilik şirkete vermiş turu da falan filan diyerek savunmaya çalışıyor. Dedim ki hiç savunma. İnsanların ihtiyacı çadırını kurabileceği bir alan ve yemek. Eğer bunları koca valilik sağlayamıyorsa yapmayın tur, herkes nasıl olsa gelir şehitlere saygısını yapar dedim.

Tamam ve İrfan işlerini bitirdikten sonra İhsan ile vedalaşıp bir süre Çanakkale içinde gitmeye başladık. Çanakkale içinde fazla etkilenmedik rüzgardan. Ana yola çıkınca tam karşıdan esen rüzgar duvar gibi. Parkın içinde yeşil vazoya benzer, biraz da ejder gibi yapılmış heykel.

20150320_095647

Çanakkale Lapseki yolu geniş duble olan bir yol. Bizim için iyi bir yol. Eceabat Gelibolu arası mesafe biraz daha fazla olduğundan bu yolu tercih ettik. Hem karşı taraftaki yol dar ve dönemeçli. Gittiğimiz yol geniş ve ferah ama gel gelelim rüzgar bir taraftan, yağmur bir taraftan fazla yol da alamıyoruz. Pil çabuk bitiyor rüzgara karşı, sık sık mola vermek zorunda kalıyoruz. 35 Kilometrelik bir yolu epey uzun bir sürede aldık. Rüzgar koparıyor resmen. Saatte ki hızımız 10 Km’yi geçmiyor. Bir de 8 ila 10 Km de bir mola vermek yolculuğumuzu epey uzattı. Yağmur yağdığından resim bile çekemedim, çekmeye de fırsatım olmadı. Sadece bir an önce varmaya odakladım kendimi.

Yolda bize Umut adlı arkadaş katıldı, genç dinamik olmasına rağmen bizimle Lapseki’ye kadar ayak uydurdu. Rüzgar türbinlerinde yüksek yerlerde çalışıyormuş. Aynı zamanda dağcılık ta yapıyormuş. Dağcılık yapması tehlikeli yüksek yerlerde çalışmasını sağlıyormuş. İyi de parası varmış bu işin. Dört kişi yol almaya başladık rüzgara karşı. Umut çılgın bir genç, bunu yolda giderken kendini gösterdi. Yol kıyısında bir kum yığınına sağ ayağını kilitli pedaldan çıkararak kum tepesinle ayak burnu ile puuf diye vurarak neşe içinde bağırdığını görünce anladım çılgın olduğunu. Neden bizimle birlikte olduğunu da anladım bu arada. Kendisi çılgın zaten, bizler de dengesiz ve sorumsuz olduğumuza göre birbirimizi bulduk.

Lapseki’ye varınca tükenen enerjimizi karşılamak için şöyle iyi bir yemek yemek gerek diyerek lokantanın birine oturduk. Hem dinlendik hem de güzelce karnımızı doyurduk. Artık yolun sonuna geldik sayılır. İskeleden gemiye binip Gelibolu tarafına geçeceğiz sadece. Acelemiz de yok, yorgunluğu almak gerek.  İyice dinlendikten sonra iskeleden gemiye binip bisikletleri güvenli bir yere koyduktan sonra yukarı oturma yerine çıkıp oturuyoruz geniş koltuklara.

Hadi bir resim çektirelim diyerek karşımızda oturan kıza cep telefonumu verdim resim çekmesi için. Kız da resim yerine video çekmiş farkında olmadan. Ama ilginç bir video olmuş.

Video aşağıda.

Kızın video çektiğini anlayınca tekrar telefonu vererek resmimizi çekebiliyor sonunda. Solda Umut, İrfan, Tamam ve ben koltukta oturur durumdayız.

20150320_161255_HDR

Gelibolu iskelesine gemi yanaştı, gemiden inince Şafak’ı aradım cep telefonunla. Şafak telefonda kamp yerini tarif edince oraya doğru giderek yol kıyısında ki dinlenme tesislerine vardık. Hava iyice serleşmeye başladı. Avrupa yakası daha soğuk Asya tarafına göre. Kamp alanına gelince Şafak bizi karşılıyor ev sahibi olarak. Daha önce otobüsle gelmiş diğer arkadaşlar da hoş geldin diyerek karşıladılar. Ayak üstü hoş beşten sonra bisikletleri çadırı kuracağımız yere bırakıp kahve takımını yanıma alarak açık alanda kurulan kuzinenin yanına gelerek toplandık. Kuzine gürül gürül yanıyor, soğuktan üşüyenler ısınmaya çalışıyordu. Kendi oturağımı sobanın başına yerleştirip kahve takımını çıkararak cezveyi ocağa sürüp kahve pişirmeye başladım. Bu arada hem ısınıyoruz hem de sohbetin en güzelini yapmaktayız. Elbette sadece bizler bisiklet sürerek geldiğimizden sohbet daha çok yolculuk nereden, nasıl geldik konusunu konuştuk. Kuzinenin sıcaklığı ve kahvenin tadı ortamı daha da güzelleştirdi. Kuzinenin başında 7 kişiyiz.

20150320_180515

Kahve faslından sonra çadırı çardağın altına kurup eşyaları içine yerleştiriyorum. Üç gece burada yatacağız, çadır sabit kalacak. Turda yanıma alacağım birkaç malzeme dışında diğer eşyalar çadırın içinde. Kıytırık ta çadırımın yanına yerleştiriyorum güzelce. Akşam yemeğini kendi malzemeleriyle yapıp yedikten sonra Şafak ortada ateş yakarak bizleri çağırdı. Ateşin başında oturup hem ısındık hem de sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Yeni arkadaşlarla tanıştık bu arada. Yeni arkadaşlarla tanışınca daha çok birbirimizi tanıma konuşuluyor karşılıklı olarak.

Bu arada kamp tüpü nasıl doldurulur tarifini gösteriyorum. Çakmak gazını kamp tüpüne doldururken Ferdimen videosunu çekmiş. Merak edenler videoyu izleyebilir. Video linki aşağıda.

https://youtu.be/dVTWSFZGE9w

Hava giderek sertleşmeye başladı. Kendime yarım litrelik iki tane boş pet şişesi ayarladım gece için. Fazla geç olmadan çadırlara çekilip yatma zamanı geldi diyerek herkes birbirine iyi geceler dilekleriyle çadırlara çekildi. Çadırımın içinde tüp ocağında çaydanlıkta su ısıtıp pet şişenin içine döktükten sonra ağzını iyice kapatıp uyku tulumunun ayak ucuna yerleştiriyorum. Dün gece ayaklarım çok üşümüştü.

Fazla oyalanmadan ayak ucu ısınmış uyku tulumuna girerek uyumaya başladım. Bu gün yolumuz kısa ama rüzgar ve yağmur bizi epey yormuştu. Bir de üstüne hava soğuk olunca yorgunluk kaçınılmaz.

Bu gün yaptığımız yol 45 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc