Aylık arşivler: Ağustos 2017

Büyük Taarruz 5. Gün

9 Eylül 2015 Çarşamba

5. Gün Belkahve – Pınarbaşı – Konak – Üçkuyular

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
                                    suda balık,
                                                    havada kuş kadar
                                                                  çokturlar;
korkak,
            cesur,
                     câhil,
                             hakîm
                                      ve çocukturlar
ve kahreden
                 yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır…

Nazım Hikmet RAN

Kuvayi Milliye Şiiri

 

Öne çıkan görsel, İzmir ili hükümet konağı, İzmir valiliği binasının önü, Bina iki katlı, iki yanda büyük Türk bayrakları, ortada Atatürk afişi. Büyük taarruz bisikletlerle binaya doğru giderken.

İzmir manzarası ile seher vakti uyanmak herkese nasip olmaz. Bu sabah bana nasip oldu, güzel bir sabahı düşleyerek yaşama renk katıyorum. Bu gün büyük gün 9 Eylül İzmir’in kurtuluş günü. Belkahve’den saldırıp Yunanı denize dökme günü. İzmir’i kaybedeceğini anlayınca apar topar, yanına alabildikleri eşyalarla birlikte kayıklarla gemilere binip kaçmaya çalışıyorlardı. Geride ise daha çok Türklerin yaşadığı mahalleleri yakmaya başlamışlar. Belkahve’den yangın alevleri ve tüten dumanları görünüyordu. Nedense Karşıyaka, Alsancak, Kordon, Konak, Karantina da bulunan evlere dokunmamışlardı. Buralarda gavur İzmir dedikleri kesim Leventtenler oturuyorlardı. Buralara dokunmaları cesaret isterdi ve böyle niyetleri olmadığı kesin. Müslüman Türklerin evlerini yakmak, onları katletmek giderayak işine yarıyordu gavur Yunanın.

Çadırımın içinde dışarısı, önümde açık yeşil bir çadır ve servi ağaçları.

Güzel İzmir’e de güneşin ilk ışıkları vuruyor arkamızdaki tepenin ardından.

Güneşin ilk ışıklarını kahve içerek karşılıyorum. İzmir’i kurtarmadan önce zinde olmak gerek. Kahve takımı, ocağın üstünde cezve, kahve pişiyor.

Kahvaltı Bornova belediyesi kahvaltı getirdi. İzmir’de bilinen meşhur kumru sandviç ve boyoz ile yapıyoruz. Kahvaltıdan sonra belediye görevlileri kahve yapıp protokoldekilere vermeye başlayınca ben de kahve takımını gözlerinin önünde açıp kahve pişirmeye başladım. Benim bu hareketimden utanmış olacaklar ki kahvem pişmeden bana bir fincan kahve veriyorlar. Elimde kahve fincanı, önümde cezvede kahve pişiyor.

Belkahve’de Çardak dinlenme çay tesislerinde oturup çay içiyoruz. Henüz tören için millet gelmedi daha. O yüzden bekliyoruz gelmelerini. Turu tek kadın bisikletçi olarak tamamlayan Öğretmen Aynur Güney ve Cem KOÇ ile bir resim çekiliyoruz. Diğer kadınlar daha önce ayrıldıkları için turu tamamlayamadılar.

Büyük Taarruz bisiklet turunu düzenleyen ve organize eden asker kökenli Osman Kutlu anılarını yazdığı kitabını tüm katılımcılara imzalayıp hediye veriyor. Kendisine teşekkür ediyorum böyle anlamlı turu düzenlediği için. Kitabını bana imzalarken bizi çekiyorlar.

Herkese tek tek kitabını imzalıyor Osman Kutlu. Kitabını imzalarken çekiyorum bir poz.

Osman Kutlu katılımcı belgesini anı olarak veriliyor bana. Kısa olsa da güzel bir tur oldu benim için. Aslında 25 Ağustos tan katılmak gerek ama başka bir zamana bıraktım.

Sonunda protokol tören için gelince tören başladı. Karşıda protokolde oturmuş olanları ve tören alanını çekiyorum.

İzmirli bisikletçileri de sabah erkenden gelerek aramıza katıldı. Bizim tören ve protokolle işimiz olmadığı için merdivenlerde dizelenip töreni uzaktan izliyoruz. Elçek ile kendimizi çekiyorum. Yanımda, Ergun, Ertuğrul ve Şafak var.

Büyük taarruz bisikletçileri toplu halde merdivenlerde oturmuş halde çekiliyoruz.

Çekeni çekerler derler ya öyle yakalanmışım kendimizi elçek yaparken.

Bisikletçiler sıralanıp hazır bekliyoruz, Başlama işaretini Bornova belediye başkanı verecek.

Başlangıcı veriyor belediye başkanı. Arkada başlangıcı bekleyen bisikletçiler.

Trafik polisleri yolu kapatıyor araç trafiğine ve iniş başlıyor. Baktım son sürat inmeye başladılar hemen öndeki arkadaşlara yetişip yavaş ve birlikte kopmadan gideceğimizi söyledim. Önde sadece Turda olanlar olacak, arkada İzmir bisikletçileri takip edecek biçimde gitmelerini sağladım. Yarış yapmıyoruz, Büyük Taarruz bisiklet turu 15 gündür yapılıyor, şanımıza uygun, birlik ve beraberlik içinde İzmir’e giriş yapmalıyız. Böylece ikazlarıma uyan öncülerimiz gayet başarılı bir şekilde insanların alkış ve kornaları ile İzmir caddelerinde coşkulu bir şekilde bisiklet sürdük.

Pınarbaşı’ndan dosdoğru eski Kemalpaşa yolundan İzmir şehitlik abidesine geldik. Abidenin yanında bisikletleri park edip içeriye girerek tören için hazırlık yapmaya başladık. Şehitlik kaidesini yakından çekiyorum kimse olmadan.

Yıllardır yanından geçerim ilk defa İzmir şehitliğine girip yakından bakıyorum. Şehitliğin yapıldığı günde dikilen fidanlar dev ağaçlara dönüşmüş. O günlerden bu günlere şehitlere gölgelik olmuş. Bundan sonra da sonsuza kadar gölgelik edecek ağaçlar.

İki ağaç gövdesi arasından şehitlik kaidesi.

Palmiye ağacının gövdesinden şehitlik abidesi.

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğdugu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin Halil Onan 1927

Şair Necmettin Halil Onan’ın yazdığı  Bir Yolcuya şiirinin mermere yazılmış halini çekiyorum.

Tören için hazırız, 1 dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı hep birlikte okundu şehitlerin mezarı başında.

Başka bir yerde de şehitliğin yapılış bilgileri ve bu noktada şehit düşmüş askerlerin ismi mermere yazılmış.

HALKAPINAR İSTİKLAL ŞEHİTLİĞİ

Bu anıt, İzmir’in Kurtuluşunda (9 Eylül 1922)

iki süvari bölüğünün emniyetini

almak için, uç mangasında yaya olarak

ilerleyen Mehmetçikler’den, o zamanlar un

fabrikası olarak kullanılan binadan açılan ateş

sonucu şehit olarak buraya defnedilen;

Akşehirli Bekir Oğlu Mehmet Çavuş,

Antalyalı Ömer Oğlu İbrahim Hakkı Çavuş,

İzmirli Bekir Oğlu Veyis’in

(kaldırıldığı hastanede Şahadet Mertebesine ulaşmıştır)

aziz hatıralarına yapılmıştır.

Yanıma gelince hüzünler kaçtı
Sevginle doldu göz-bebeğim şimdi
Yüzüme gülünce çiçekler açtı
Bir İzmir efesi yüreğim şimdi…

Toprak sanki kaydı yeri öpüp de
Goncalar naz yaptı dudak büküp de
Öyle diz vurdum ki yeri öpüp de
Bir İzmir efesi yüreğim şimdi…

Gönlüm sanki salkım- saçaklar gibi
Dudağım sevinçten uçuklar gibi
Alkış ve el çırptım çocuklar gibi
Bir İzmir efesi yüreğim şimdi…

Oktay Zerrin

Şehitlik abidesinde Osmanlıca yazılar var, kaide de; Türkçe VATAN VE NAMUS yazılmış.

Şehitlikteki törenler bitti, trafik polislerin yolu kapatarak İzmir caddelerinde bisikletleri sürmeye başladık. Alsancak’tan Talatpaşa bulvarını izleyerek Konak valiliğin önüne vardık. Orada bekleyen halk ile bütünleşip coşkuyla 9 Eylül İzmir’in kurtuluşunu kutladık. Saat kulesi ve meydandaki kalabalığı valiliğin merdivenlerinden çekiyorum.

İzmir ili hükümet konağı İzmir valiliği binasını çekiyorum. Bina iki katlı, iki yanda büyük Türk bayrakları. ortada Atatürk afişi. Binanın önü kalabalık. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Kalabalığın ardında saat kulesi.

Afyon valisinden alınan Türk Bayrağı İzmir valisine maalesef teslim edemedik. Onun yerine vali yardımcılarından birisi Teslim aldı. Bence Afyon valisine yapılan bir saygısızlık. Osman Kutlu Türk bayrağını vali yardımcısına teslim ederken.

Tören sonrasında saat kulesinin önünde katılım madalyalarını alarak turu bitirmiş olduk. Benim için anlamı büyük olan Büyük Taarruz Bisiklet Turuna bir nebze olsa da katılmaktan gurur duydum. Turun ötesinde yeni dostluklar kuruldu, yeni hikayeler anlatıldı. Güzel bir 4 gün birlikte pedal çevirdik, birlikte yedik, birlikte eğlendik. Elbette en önemlisi şehitlerimize dualarımız eksik olmadı. Onların sayesinde Türkiye Cumhuriyeti düşmanlardan kurtulup bağımsızlığa kavuşmuştur. Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları yönetiminde kahraman Kuvayı Milliye neferlerinin ruhları şad olsun. Büyük Taarruz Bisiklet Turunu düzenleyen Osman Kutlu ve katılan tüm arkadaşlara teşekkürler.

İzmir saat kulesini çekiyorum.

Arkadaşlarla vedalaşıp sahil yolundan aheste aheste pedal basarak, iyot kokusunu içime çekip evin yolunu tuttum. Göztepe iskelesinde KUZ ve kıytırık birlikte sarı kırmızı renklerle boyalı olan Göztepe köprüsünü çekiyorum.

Böylece bir turun daha sonuna geldik, başka güzel turlarda görüşme dileği ile sevgiyle kalın sevgili okurlarım

Bu gün yaptığı yol 19 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Büyük Taarruz 4. Gün

8 Eylül 2015 Salı

4. Gün Turgutlu – Kemalpaşa – Belkahve

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

Nazım Hikmet RAN

Kurtuluş Savaşı Destanı Şiiri

Öne çıkan görsel, Atatürk heykeli, iki yanda ikişer direkte Türk bayrakları. Kaidenin dibinde Büyük Taarruz bisikletçileri toplu halde poz vermiş.

Turgutlu kasabasının en büyük sorunu motorlar. Öyle ki bütün gece serseri mayınlar gibi motor homurtuları ile dolaşıp durdular. Serserilerin uykusu da yok ve sadece gürültü yapmaktan başka bir şey bilmiyorlar. Babalarından öyle görmüşler, açıkçası kültürleri böyle. Kamp yerimiz yeşil alan, dere kenarı olunca motor gürültüleri yüzünden pek rahat uyudum diyemem. Sabah güneş doğmadan uyanıyorum, çadırımın içinden sabahın seher manzarası böyle. Karşımda bir ağaç, daha arkada binalar.

Uyanır uyanmaz elimi yüzümü yıkadıktan sonra hızlıca çadırı toparlayıp eşyaları kıytırığa yükleyiverdim.  Harekete hazırım, sabah kahvaltısını yine aş evinde bir güzel yapıyoruz. Aş evi belediye sebze meyve hali içinde. O yüzden bisikletle gidip gelmek en iyisi. Kuz ve kıytırık yola çıkmaya hazır, çimenlerin üzerinde park etmiş. Çubuğun üzerinde Türk bayrağı, ağaçların ardındaki yüksek direkte daha büyük Türk bayrağı dalgalanıyor.

Kahvaltının ardından herkes hazır olunca yola çıkıyoruz. Ana yola çıkmadan direk dağların eteklerine doğru gidip köy yollarından gideceğiz. Zaten eski yol oralardan geçiyor. Büyük Taarruz da askerlerimiz de bu yoldan gitmişler.

Yol köy yolu olsa da trafiği epey hareketli, yol dar olunca dikkatli gitmek gerek.

Yaz sonları, Eylül ayına yeni girdik. Yaz boyu yağmur yağmayınca tarlalar sararmış otlar ile kaplanmış durumda. Bozkır görünümünde ortalık.

Bu yoldan ilk defa geçiyorum, şimdiye kadar hep Ankara ana yoldan gidip geldim araba ya da otobüs ile. Bisiklet olunca yol değişiyor. Etraf yeşillikler altında gözüm gönlüm açılıyor resmen. Oysa ki ana yolda fabrikalar ile kaplanmış bunun getirdiği kamyon, tır trafiği alabildiğine armış ve gürültülü. İyi ki bu yoldan geliyoruz. Köprü korkuluğunda bisikletim KUZ ve kıytırık duruyor.

Yolun iki tarafı da bahçeler ve ağaçlardan yeşil bir örtü ile kaplanmış durumda. Resim çekmek ve nefis incirlerin tadına bakmaktan grubun arkasında kaldım. Olsun gidilen yer belli, nasıl olsa yetişirim onlara. O yüzden acele etmiyorum. Doğanın keyfini çıkara çıkara yol alıyorum.

Bizimkiler Bağyurdu köyünde mola vermişler. Ben de bisikleti park edip bir çay içecek zamanı buluyorum. Kahvede oturmuş arkadaşları çekiyorum. Sağda köylüler, motorlarını, traktörlerini park etmişler. Onlar da çay içmeye gelmişler.

Çaylar içildikten sonra tekrar yola çıkıyoruz, yol benim için çok güzel. Yolun keyfinden ne zaman Kemalpaşa kasabasına geldik anlayamadım. Kasabanın yukarılarında bulunan Kültür evine doğru yöneldik.

Kültür evinin önüne bisikletleri park edip içeri giriyoruz hep beraber.

Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e girerken konakladığı bir kasaba olmasına borçlu olan Kemalpaşa, 25.000 nüfuslu, tarihi özellikleri güçlü bir yerleşme… Tarihi öneminin odakları, sırasıyla, MÖ 1450 tarihli Hitit-Batı Anadolu kavimleri arasındaki savaş ve bu savaşın anısına dikilen (Hitit prensini simgeleyen) Karabel isimli büyük bir kaya anıt; MS 13.Yüzyıl’da Latin İşgalinde İstanbul’dan göçen Bizans Hanedanı’nın kurduğu Nymphaion, kenti ve kente ait Laskarisler sarayı; Osmanlı dönemi yapıları ile Nif Dağı ve mitolojik Nif çayının oluşturduğu doğal güzelliklerden oluşmaktadır.

16 Mayıs 1919 tarihinde Yunan işgaline uğrayan “Nif” şehri daha sonra 8 Eylül 1922 sabahı Savandağ Mevkiinde yapılan küçük bir çarpışmayı müteakip Türk askerleri tarafından saat 15:00’te kurtarılmış ve Hükümet Konağına Bayrağımız çekilmiştir. Büyük kurtarıcımız Atatürk 8 Eylül 1922 günü İlçemize gelmiş ve o zaman düşman karargahı olan ve halen Askerlik Şubesi olarak kullanılan binada geceyi geçirmiştir.

Müzenin kapısından içeri girerken

Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı binada yattığı yatak ve eşyalar günümüze kadar iyi korunarak sergilenmekte. Yatak ve özel eşyaları. İki tane Atatürk portresi yatakta.

Atatürk resimleri, dikine duvar halısı ve bir kaidenin üstünde gaz lambası.

Askerler geceyi beklediler, 
Bozkır gecesini. 
Sıcak toprak üstünden 
Bir buğu yükseliyordu 
Yıldızlara baktı Hasan Çavuş 
Dedi: “emme de parlak bu gece” 
Bir sigara yaktı 
Mangasından tekmil getirdi Memiş Onbaşı: 
Aydınlı İsmail’in bacağında sızı varmış, 
Tireli Hüseyin sabaha kadar uykusuz kalmış. 
Bodur Ali ah diyor bir memlekete gitsem, 
Yine hafiften bir türkü tutturmuş, 
Giresunlu Rüstem. 
Tüfeği elinden düşmez Bergamalı Ahmed’in, 
Avrat, tüfek, at, 
Namus sözüdür, diyor 

Arif Hikmet PAR

Solda küçük bir dolap, sağda, çekmeceli ayna, üzerinde kırmızı kaplı defter duruyor. Aynanın yanında tahta sandalye.

Süslü boy aynası, önünde defterler.

Zamanımız epey var, müzenin önünde toplanıp resim çekiliyoruz. Ardından gölgelik yerde oturup dondurma ile serinlemeye çalışıyoruz. Resimde 26 kişi var.

Öğle yemeği için Büyük Taarruz turuna sponsor olan lions kulübünden birisinin fabrikasında öğlen yemeği yiyoruz. Yemekten sonra ana yola çıkınca trafik polis arabaları eşliğinde yola çıktık. Polisler yolu tamamen kapattılar ve Bel kahveye kadar da bir tane araba bile salmadılar. Aslında gereksiz yere kapattılar. Yol iki şerit gidiş, emniyet şeridi de geniş. Tek şeridi kapatsalardı bize yeter de artardı bile. Topu topu 25 kişiyiz zaten, eskortluk eden arabamız ile karayolunda fazla yer de kaplamıyoruz. Sadece bir tır alanı kadar yerde gidebiliriz. O gün de neredeyse fırtına şiddetinde lodos rüzgarı tam karşıdan esmekte. Rüzgara karşı pedal çevirmek te zorlaşınca 10 Km/h ile gidiyorum. Sadece ben arkadayım o da emniyet şeridinde gitmeme rağmen polis arabaları arkamda bir tane bile araba bırakmadılar. Böyle yavaş yavaş Belkahveye kadar rüzgara karşı pedalladım zar zor. Belkahve park alanına girince serbest kalan arabaların homurtuları korkunçtu. Belki 1 saatten fazladır tın tın yol aldılar ve neden bu kadar yavaş geldiklerini bilmeden sinir olmuşlardır. Haybeye araç birikimi olduğu için boşa giden akaryakıt ve işine yetişemeyen sinirli sürücüler için üzgünüm. Polislere o kadar yolu açın ben giderim desem de önüm bomboş olan yolda ilerlemek canımı sıktı biraz. Elimden bir şey gelmedi ne yazık ki.

Bisikletim KUZ ve kıytırık Belkahvede, Atatürk heykelinin ardında. Heykelin iki yanında ikişer bayrak direğinde Türk bayrakları dalgalanıyor. Benim bayrağım da kıytırıktaki çubukta Atatürk’e selam veriyor.

Ben ve trafik rahatlayınca bisikletimi park ediyorum alana. Etrafı şöyle bir kolaçan ediyorum. Bisikletim KUZ ve kıytırık park alanının kıyısında park etmiş durumda.

Müze binasının yanından, Atatürk heykeli.

Mustafa Kemal, Kurtuluş savaşında Büyük Taarruzun son günü İzmir girişinde ki tepede son molasını veresiye kadar kahvesini hep sade içmiştir. Önemli işler ve çetin geçen savaşta uyanık kalmak, düzgün karar vermek, temiz ve duru düşüncenin olması için sade kahve ile gerçekleştirmiştir. Artık iyice dağılmış Yunan ordusu ardına bakmadan yıldırım gibi gelen Türk ordusundan biran önce kurtulmak için kendini denize atması an meselesi. Bunu bilen Mustafa Kemal İzmir’e girmeden önce son gecesini burada (sonradan adı Belkahve olacak) kahvesini bol şekerli içerek rahat bir şekilde uyumuştur çadırında. Artık savaşın sonuna gelinmiştir ertesi gün düşman denize dökülecektir.

Çadırı İzmir’e bakacak şekilde kurduktan sonra kahve takımımı çıkarıp bol şekerli kahve cezvesini ocağa sürüyorum. Yanımda şanslı 3 kişi daha var. Onlarla paylaşıyorum ve Büyük Taarruz bisiklet turunun sonuna gelmenin rahatlığı ile kahvelerimizi keyifle içiyoruz İzmir’ karşı.

Alanda bulunan bir kaç yeşil alana çimenlerin üzerine çadırları kurduk.

Mustafa Kemal’in dev heykelinin dibinde merdivenlerde toplanıp resim çekiliyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

İzmir den bisikletçi arkadaşlar da bu akşam Bel kahveye geleceğimizi bildiklerinden bizleri ziyarete geliyorlar. Bu tarafa geçiş biraz sorunlu olduğundan dikkatlice geçmeye çalışırlarken resimlerini çekiyorum. Aşağıda 5 bisikletçi orta şeritte bekliyorlar karşıya geçmek için.

Akşam yemeğinden sonra henüz güneş batmadan turda olan arkadaşımız Ertuğrul Arda evine gidip seyyar buzlukta bizlere sürpriz yaparak kutlamamıza neşe içinde votka limonata ile kadehleri kaldırdık şerefimize. Muhabbetimiz artsın hep birlikte herkesin kendi bardağı kendine yetiyor. Ben, Ergun, Nafiz ve Şafak yan yana. Hasan Berat Kur bizi çekiyor.

Hava karardıktan sonra İzmir’in muhteşem ışıklarını bir süre seyrettim. Bu şehri olduğu gibi seviyorum, kalabalık sakinliği, gürültülü sessizliği, kargaşalı duruluğu, Lodosu ayrı, Meltemi ayrı. Poyrazın soğuğu ile Karayelin serinliği hep içimi ısıtmıştır. Havası kalleş olsa da insanları kalleş değildir. Oldum olası sevmişimdir güzel İzmir’i, körfezi, mavisiyle.

İzmir’in dağlarında çiçekler açar.
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.
Yaşa Mustafa Kemal paşa,yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.

Gece karanlığında, Belkahve’den ışıklar içinde güzel İzmir.

Şimdiye kadar yüzlerce kez geçmişimdir Belkahve’den ama ilk defa kalıyorum burada. Hem de çadırda. Evim 20 Kilometre ötede olsa da bisikletin dünyamı değiştirdiğini, burada çadır kurup kalmamdan belli. İyi ki de bisikleti tanımışım, dünyasına girmişim. Bir çok ilk olayı yaşıyorum ve yaşamaya da devam edeceğim sağlığım elverdiğince. Bu gece çadırımda daha da mutlu bir şekilde uyuyacağım kesin.

İzmir düşlerimde olacak

Bu gün yaptığımız yol 45 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Büyük Taarruz 3. Gün

7 Eylül 2015 Pazartesi

3. Gün Sart – Ahmetli – Turgutlu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Sarkık, siyah bıyıklı süvari,

çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.

Çukurova beygiri

kuyruğunu karanlığa vuruyordu :

dizkapaklarında kan,

kantarmasında köpük…

İkinci Süvari Fırkası’ndan Dördüncü Bölük,

atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.

Geride, köylerde bir horoz öttü.

Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari

ellerinin tersiyle yüzünü örttü.

Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan

bir başka horoz vardır :

baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.

Düşmanlar herhal onu çoktan kesip

çorbasını yapmışlardır…

Nazım Hikmet RAN

Kurtuluş Savaşı Destanı

 

Öne çıkan görsel, Büyük taarruz pankartını tutan bisikletçiler.

Erken uyanmak artık alışagelmiş oluyor. Hele çadırda uyuduktan sonra kaçınılmaz. Dere kıyısında, ağaçların altında uyumak ise bulunmaz bir durum. Herkes beton binalarda yatarken doğanın içinde uyumanın keyfini hiç bir yerde bulamazsın. Çadırımın içinden dışarısı, ağaçlar ve çadırlar.

Sabah kahvaltısını hep birlikte yapıp çadırları ve eşyalarımı topladım, kıytırığa yükleyip hazır hale geliyorum. Bu sabah ilk önce tepelerde bulunan kahraman şehidimizin mezarına doğru çıkmaya başladık. Henüz çıkışta, yere büyük naylonlar serilip üzüm kurutmaktalar.

Serginin aşağısında Sart köyünün evleri görünüyor.

Yavaş yavaş tepeye doğru çıkmaya başladık. Yükseldikçe manzara değişiyor ve görüş alanı giderek artıyor.

Sart köyü tamamıyla görüş alanında.

Patikadan yukarı doğru çıkarken her kes kendi patikasından çıkıyor. Her taraf patika.

İyice yüksekteyiz, Gediz ovası alabildiğine gözlerimizin önünde. Sabahın seheri ovanın üzerine vurmuş buharlaşmanın etkisi ile ovayı pus kaplamış.

kısık gözleri,
                   seyrek sakalı,
                                       hafif makinalı tüfeğiyle
                                       dağlarda bir başına dolaştı.
Ve sabahleyin ve öğle sıcağında ve akşamüstü
ve ayışığında ve yıldız alacasında geceleyin,
                    ne zaman sıkışsa bizimkiler,
        peyda oluverdi, yerden biter gibi o
ve ateş etti
              ve düşmanı dağıttı
                                       ve kayboldu dağlarda yine.

Nazım Hikmet RAN

Kuvayı Milliye Şiiri

Bozdağların etekleri ovanın dibinde genç tepeler oluşup yükseltiler meydana gelmiş. Karşıda görünen tepe ile bizim olduğumuz tepenin kurtuluş savaşında büyük önemi var. Büyük Taarruz dan kaçan Yunanlılar Sart tarafına bu bölgeye gelince yaylım ateşi atlında kalıyorlar birden bire. Tepelerden sürekli ateş ediyorlar ve siper aldıkları yerden başını bile kaldıramıyorlarmış. Aslında burada sadece Nazım Efe tek başına mavzeri ile Yunanlılara göz açtırmıyormuş. Bir süre buradan ateş ediyor sonra atına atlayıp karşı tepeden ateş ediyormuş. Bunu yaparken de hiç ara vermeden bir karşıki tepede bir bu tepeden sürekli ateş ettiğinden Yunanlılar karşılarında bir birlik olduğunu sanıyorlarmış. Nazım Efe’nin kurşunu bitip ateş etmeyince Yunanlılar tepeye doğru ilerleyip Nazım Efe’yi şehit ediyorlar ve cesedini köye götürüp meydana bırakıyorlar. Sonrasında ortalık durulunca gece vakti köylüler cesedi alıp bu tepeye gömüyor. Nazım Efenin hikayesi bu, büyük kahramanlık göstererek Yunanlıları bir süre oyalayıp kayıplar vermiş. Şehidimizin mezarı tepede ve ulaşımı zor olduğundan pek ziyaretçisi yok.

Karşı tepenin resmini çekiyorum.

Şehidimizin mezarının olduğu yere geldik. Burası aynı zamanda Sart kalesinin olduğu yer ama kale ile ilgili herhangi bir kalıntı göremiyorum çevrede.

Epeyce yüksekteyiz, ovada iki tane Sart köyü görünüyor. Dağa yakın olan eski köy, aşağıdaki çevre yolunun kıyısında yeni yerleşim yerleri oluşmuş.

Nazım Efe mezarı başında kahraman şehidimizi saygı duruşunun ardından İstiklal marşını okuyoruz. Elbette en içten dualarımız da ruhuna okunuyor. Sonrasında mezarı temizleyip düzeltiyoruz elimiz değdiği kadar. Ruhu şad olsun. Büyük taarruz pankartını arkadaşlar tutunca ben de onları çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Şehit Nazım Efe’nin mezarı başında görevimiz bittiğinden hızlıca aşağı iniveriyoruz bir çırpıda. Benim bisikletim hazır diğer arkadaşların toplanmasını bekliyorum. Eşyasını pek taşıyan yok, o yüzden bisiklete yükleme yerine gelişi güzel araca atıyorlar eşyalarını. Herkes hazır olunca Sart köyü merkezine doğru inmeye başladık. Ovadan biraz yüksekteyiz. Eskiden Sart köyünün içinden geçerdi karayolu, çevre yolu yapılınca yerleşim de yolun kıyısına toplanmaya başladı. Biz de oradan ana yola çıktık. Yol kaymak gibi hızlıca ilk mola yerimize Ahmetli kasabasına vardık. İlk önce şehitliğe gelerek saygı duruşu ve İstiklal marşını hep birlikte okuduk. Ardından dualarımız da onlar için. Onlar ki vatan için uğrunda ölüme atlayıp bağımsızlığımızı elde etmişler gözünü kırpmadan. Şehitlikte çam ağaçları var, bayraklar ağaçlara iple asılmış.

Kalpler heyecandan vuruyor…hiç uyuyan yok, 
Yorgun düşerek toprağa bir baş da koyan yok! 
Her saniye bir asra yakın…öyle uzun pek, 
Herkeste merak bir: gecenin fecrini görmek! 
Her ruh, anıyor sevgili bir çehreyi şimdi, 
Mehmet düşünür köydeki gül Emne’yi şimdi. 
Zabit: “girebilsek o güzel İzmir’e” derken. 
Bir ince yüzün hattı geçer belki içinden? 
Tam işte saat üç…uyanık ordu…bölükler… 
Neredeyse verir emri, karargahta, büyükler!… 
Her saniye yıl…işte saat; üç buçuk oldu, 
Tam şimdi saat dört…geliyor: ilk ateş emri, 
Yurdun doğuyor şimdi ufuktan iki fecri! 

Mehmet Faruk GÜRTUNCA

Ahmetli şehitliğinde bir anıt sütun kaidenin üzerine konulmuş olarak yapılmış. Etrafında, yere yazılı mezar taşları konulmuş. Burada şehit olan askerlerin isimleri yazılı.

Şehitlikte çiçekler coşmuş sanki. Yurdumuzdan düşmanları kovalarken şehit düşenleri unutmayan bizler için en güzel pembe rengi ile coşkuyla açmışlar.

Turgutlu kasabasına doğru yol alırken yol kıyısında incir ağaçları bize meyvelerini sunuyor. Taze meyveler şerbet gibi, enerji depoluyorum. Fazla yemeye gerek yok, yol kıyısında bir çok incir ağacı var ve tam mevsimi. Her ağaçtan bir – iki tane yiyip hem dinleniyorum hem de enerji takviyesi yapıyorum. İncirler de nefis, tam yemelik. Bisikletim KUZ, kıytırıkla beraber incir ağacının dibinde.

Turgutlu’ya çabucak vardık bile. Zaten 30 Kilometre civarı, yol kısa olunca erkenden varmamak elde değil. Parkta belediye bizler için masaları düzenlemiş. Çay ve su ikramı yapılıyor bizler de gölgelik yerde afiyetle içiyoruz ikramları. Uzun masada oturan arkadaşları Baattin elçek ile resim çekiyor.

Genç hayranım ile elçek resim çekiliyorum. Turun en genci, ta başından beri turda ve yılmadan sessizce gidiyor.

Antalya dan Nafiz Sağdur, Antalya bisiklet derneği başkanı. Burdur – Salda gölü festivalini düzenlemişti ama orada tanışma fırsatı olmamıştı. Şimdi ise tanışıp kaynaştık.

Belediye başkanı ve bayraklarla bir poz veriyoruz kameralara.

Dinlenmenin sonrasında Turgutlu bisikletçileri ile birlikte kasabanın içinde şeref turu atıyoruz. Caddenin üstü Türk bayrakları ile donatılmış.

Şehir turunu yapıp kamp alanına geldik. Akşam güneş kavuşurken çadırımı ilk önce kurduğumdan banyoda sıcak duş almak için ilk girince sıra beklemek zorunda kalmıyorsun. Duşumu aldıktan sonra terli çamaşırları da şöyle bir sudan geçiriyorum. Ben duşumu aldıktan sonra daha yeni çadırlarını kuranları çekiyorum. Güneş te ufuk hizasına gelmiş, çadırların üzerine son ışıklarını vuruyor.

Akşam yemeğini Belediyenin aş evinde tıka basa yiyoruz. Yemekler bol ve gerçekten nefisti, yemekhanenin temizliği gözlerimizi kamaştırmıştı. Yemekhanenin, içi masalar beyaz dizilmiş, kırmızı sandalyeler de yanında. Karşıda yemek dağıtılan yerde, aşçılar yemek dağıtıyor arkadaşlara.

Yemekten sonra çadır alanında bankta oturup sohbet ediyoruz. Henüz güneş batıyor, ovaya yemlenmeye gitmiş kuş sürüleri sürüler halinde tepelere doğru gittiklerini gözlemliyorum.  Şimdiye kadar bu kadar serçe kuşu görmemiştim. Grup grup gelip geçiyorlar üzerimizden. Bir süre serçe sürülerini izlemeye başladım. İzlerken de kahve pişirip içiyoruz. Hava karardıktan sonra çadırların olduğu yere oturup sohbete başladık yatasıya kadar.

Bu gün yaptığımız yol 36 Kilometre civarı kadar.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc