Etiket arşivi: ahmet telli

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 1. Gün

21 Nisan 2018 Cumartesi

1 . Gün (Resimlerin çoğu Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

…Düşüyorum
Karıncanın peşine minik depremler oluyor
Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum…
Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli
Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Efes antik kentindeki Celcus kütüphanesindeki yapının penceresinden parlak güneş ışınları saçılıyor.

20180421_184947_HDR

Evet Yeni bir turun yeni bir yazısına daha başlıyorum. Aslında anlatacaklarım daha önce anlattıklarım, tekrarı olacak ama aynı yerleri tersine ve değişik anlatacağım. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunu her yıl bıkmadan, usanmadan, severek, gönüllü olarak yapmaktayız. Bu böyle devam edecek sağlığımız el verdiğince. Tüm kış, toplantılar, keşif turları, rotalar, neler yapacağız, katılımcılara ne hediyeler vereceğiz, resmi kurumlarla yazışmalar, müzelere giriş izni gibi konuları kış aylarında yaptık. Her şeyi ayarladıktan sonra tur günü geldi çattı. Sevgili dostum, tur arkadaşım Ferdi Kızıl, namı diğer kahramanımız Ferdimen bir gün önce evime gelerek misafirim oldu. Ferdimen hazırlıklıydı, tur için gerekli eşyaları ile birlikte gelmişti. Sadece bir sonraki suyun kaynağına yolculuk turunda kullanacağı kap kaçağı evde bıraktık. Ben de hazırlığımı yapıp çantalara yerleştirdim. Fazla olarak yanıma sağlık malzemeleri ve bisiklet yedek malzemeleri olan çantayı yanıma aldım. Ne de olsa turun süpürücüsü ve artçısıyım. Aynı zamanda teknik eleman ve sağlık elemanı hemşir olacağım. Bu turu her zamanki yaptığımız turların tersinden yapacağız. Daha önceleri son güne kalan Torbalı’daki Metropolis antik kentine girerek başlayacağız. Her seferinde Metropolis antik kentini es geçiyorduk. Sonrası Efes antik kenti, oradan Özdere Kalemlik, Ahmetbeyli Klaros antik kenti. Yeni Orhanlı köyünde 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Seferihisar Teos antik kenti. Urla Necati Cumalı kültür evi, İskeledeki Klaizonamei antik kenti ve İzmir’e dönüş şeklinde olacak

Güzel ve güneşli bir günde uyanıyoruz sabahın köründe. Kahvaltıyı yapıp bisikletlere atladığımız gibi yola koyulduk. Sabah 8 den evvel Konak’ta olmalıydık kimseler gelmeden. Tura hazırlık yapacağız. Sahil yolunda tamamlanmış olan bisiklet yolunda gidiyoruz Konak yönüne doğru. Ferdimen beni bisiklet üzerinde bisiklet yolunda çekiyor. Yol hariç diğer yerler yeşil çimenlerle kaplı. Sağ tarafta deniz masmavi görünüyor gökyüzü gibi. Üzerimde kahverengi deri ceketim var. Sabah serin oluyor hala Nisan ayında olsak ta.

IMG_2133

Henüz kimseler uyanmadığı için bisiklet yolunda kimseler yok bizden başka.

IMG_2135

Bir süre bisiklet yolundan gittik, Karantina tarafında alt geçit yapıldı. Üstünde ise çalışmalar bitmediğinden bisiklet ve yayaya kapalı olduğundan araç yoluna çıkıp yeni açılan alt geçitten geçiyoruz. Yolda araç bile yok, tek tük araçlar geçiyor. Alt geçitte belediye otobüsü var sadece.

IMG_2137

Karataş’a gelince lambalardan tekrar sahildeki bisiklet yoluna girip Konağa geldik. Konak meydanı, saat kulesi, belediye binasında 23 Nisan bayramı için iki dev Türk bayrağı ve ortasına Atatürk posteri asılmış şimdiden. Kaymakamlık binasında da Bayrak ve Atatürk posteri var. Meydanda güvercinler toplaşmış.

IMG_2138

Saat kulesi, yanında iki palmiye ağacı ile sakin halinde. Henüz insan kalabalığı yok, bir kaç kişi ve güvercinlere kalmış meydan.

IMG_2139

İlk olarak biz geldik, bisikletleri park ederek gelenleri karşılayacağız. Ferdimen beni çekiyor ellerimi açmış olarak.

IMG_2140

ABAK gönüllülerinden Fırat geliyor meydana bisikletiyle.

IMG_2141

Katılımcılar yavaş yavaş gelmeye başlıyor. Katılımcılar geldikçe kaydı yapılıp torbaları veriliyor ellerine. İzmir büyükşehir belediye binası, bayraklar ve Atatürk posteri asılmış.

IMG_2144

Gelen geldi, belirlediğimiz hareket saati gelince turu başlatıyoruz. Bir kısım katılımcı direk Tepeköy istasyonunda gidecek. O yüzden fazla kalabalık değiliz. İlk olarak saat kulesinin etrafını üç kez dolanıp geleneksel ABAK hacısı yapıyoruz herkesi.

IMG_2145

ABAK hacısı olduktan sonra trafiğe kapalı belediye önünden ileriye doğru yol almaya başladık. Ben en arkada süpürücü olarak son kalanları da yola sokup arkalarında gitmeye başladım.

IMG_2146

Aşağıda sabah yaptığımız yolun haritası, yaklaşık 11 Kilometre civarı yol yapmışız

Powered by Wikiloc

 

Bisiklet yolundan devam ederek Alsancak garına geldik. Burada parti parti izban metrosuna binerek Tepeköy istasyonuna vardık. Tepeköy’de istasyondan çıkıp toplanılacak kahvede bekliyorlar sonraki trenle gelenleri. Ben en son biniyorum trene. Tepeköy izban istasyonu, tren durmuş yolcularını indiriyor. Köşe kahvesinde bekleyen bisikletçiler.

IMG_2147

Herkes geldikten sonra harekete geçtik, yakın olan Yeniköy’de bulunan Metropolis antik kentine geldik. Antik kentin girişindeyiz.

IMG_2148

Bisikletleri girişe park edip gişelerden içeri giriş yapıyoruz. Önceden turizm müdürlüğünden ücretsiz giriş izni alınmıştı. İlk bulunduğumuz yer amfi tiyatronun olduğu yerdeyiz. Katılımcılar oturma yerlerinde otururken kazı ekibinden bir kişi ve arkeoloğumuz olan Selen Kanat bizlere Metropolisi anlatacak.

IMG_2150

Kazısı hala devam eden yer mozaiklerinin olduğu bölüm kapalı ve girilmeyecek şekilde çevrelenmiş. Uzaktan yerdeki figürleri çekiyor Ferdimen.

IMG_2151

Kazı ekibinden arkeolog spor ayakkabıları ile mozaiklerin üzerine basarak burayı anlatıyor.

IMG_2152

Tiyatronun üstten görünüşü.

IMG_2153

Sırası ile başka yerlere doğru gidiyoruz taş duvarlı binaların arasından.

IMG_2154

Arkeolog burayı da anlatıyor, çatısı olmayan binanı duvarında tahta destekli kemerin yanında.

IMG_2155

Arkeoloğun götürdüğü terasta dinleyiciler ve Torbalı ovasında tarlalar.

IMG_2156

Burası ile ilgili yazılan yazıt mermer bloğa kazılmış. Harfler çok küçük.

20180421_122646_HDR

Daire şeklinde tuğlalardan üst üste yapılmış bir çok sütün üzeri kapatılmış Roma hamamı. Alttan ateş yakılıp zemin ısıtılıyormuş.

IMG_2159

Sıcak sular künk borularla taşınıyormuş bir yerlerden. Toprak üzerinde küçük küçük arı delikleri künklerin üzerinde.

20180421_123300_HDR

Metropolis antik kenti gezimizi tamamlayıp bisikletlerin yanına geldik. Herkesin gelmesini bekliyoruz.

IMG_2161

Herkes toplanınca yola çıkarak Yeni köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında tabelada Yeniköy Güle Güle yazılmış gidenler için.

IMG_2162

Hava güneşli, sıcaklık iyice arttı. Geride kalanları bekleyip topluca hareket etmek için viyadüğün altında bekliyorlar arkadaşlar. Resmi Ferdimen çekiyor. O ara ben aralarında yokum. Çünkü en arkadan süpüre süpüre geliyorum geride kalanları. Viyadüğün altı gölgelik, bisikletlilerin bir kısmı gölgelik yerde.

IMG_2164

Küçük Menderes nehrinin üzerinden geçiyoruz. Nehirde fazla su yok ve rengi her zaman olduğu gibi simsiyah. Küçük Menderes nehri hala böyle kirli akmaya devam ediyor.

IMG_2166

Topluca Belevi köyüne girdik. Burada halk pazarına uğradıktan sonra yan yollardan Selçuk kasabasına vardık. Zaman geçirmeden ilk önce Artemis tapınağına girdik. Tapınakta ayakta duran utanç abidesi gibi tek sütun duruyor. İnsanlar bu muhteşem eseri zamanla yok etmiş. Geriye kalan sadece tek sütundan ibaret. Artemis tapınağı, yukarıdaki tepede Selçuk kalesinin surları duruyor. Altında İsa Bey camisi görünmekte.

IMG_2168

Artemis tapınağından geriye sadece devasa bir çukur kalmış. Kış aylarında burası sular altında kalıyor.

20180421_163151_HDR

Artemis tapınağında fazla kalmıyoruz, kısaca şöyle bir görüp Efes harabelerine doğru yola çıktık. Gittiğimiz yol eski Kuşadası yolu olan Dutlu Yol. Dut ağaçları yolu tamamen kaplamış, yeni yapraklar çıkmış ve yolu gölgelik yapmaya başlamış. Zamanında burayı genişletmek istemişler ama Selçuklu doğa severler protesto gösterileri düzenleyip yolu yan tarafa, tarlaların olduğu yere yaptırmışlar. Bu güzelim Dutlu Yol yürüme, koşu, ve bisiklet yolu olarak kalmış bizlere. Belediye de elinden geldiği kadar yolda kaldırım taşları ile parkur yapmış koşu ve bisiklet yolu için.

IMG_2170

Efes harabelerinin olduğu yere geldik. Arkada kimse kalmadı, antik kentin girişinde otoparkta bisikletleri bırakacağız.

IMG_2171

İçeri misafir olarak giriş yapıyoruz. Devasa amfi tiyatronun uzaktan çekilmiş resmi.

IMG_2172

Amfi tiyatronun oturma yerlerine oturup Efes antik kent hakkında taze rehber olan Fırat Okutucu bilgiler veriyor.

IMG_2176

Devasa Celcus kütüphane önü sütunları ile iki katlı bir yapı olarak muhteşem görünüyor.

IMG_2178

Efes antik kentinin hafif rampalı mermer döşeli caddesinde gidiyoruz.

IMG_2179

Ferdimen hemşerilerini bulmuş, Lise çağındaki bu gençlerle resmimizi çekiyor Ferdimen. Gençler sporcu eşofmanı giymişler, rengi de sarı.

IMG_2181

Eşofmanların arkasında Tekirdağ yazılmış, sırtları dönük çekiyor bir poz.

IMG_2182

Sevgili taze rehberimiz Fırat anlatmaya devam ediyor. Etrafında dinleyiciler toplanmış Fırat’ın anlattıklarını can kulağı ile dinliyorlar.

IMG_2183

O zamanın umumi tuvaletleri meşhurmuş. Buradaki tuvaletler mermerden yapılmış. Tuvalet delikleri yan yana sıralı dokuz tane var ve L biçiminde karşıda devam ediyor. Tiyatrolarda ön kısma oturan önemli kişilere Protokol denilmiş ta Yunanlılar zamanından beri. Protokol’un anlamı önde oturan kalın göt demek. Şimdi bu protokoldeki insanlar için de oturma yerleri ona göre yapılmış. Siyasi ve ekonomi tartışmalarını, fikirlerini burada belirtiyorlarmış. Hani bir atasözü vardır “İnsanların aklı ya kaçarken, ya sıçarken başına gelirmiş”. İşte burası da aklını başına getirilen yerlerden biri.  Protokol sahibi birisi oturma yerine oturmadan önce köleler buraya oturup vücut ısısı ile ısıtıyorlar sonra protokol oturuyormuş sıcak yere.

20180421_182157_HDR

Önemli yapıların ortasında geçen yolda daha yukarılara gidiyoruz. Sağda, solda sütunlu yapılar, kemerle süslenmiş.

IMG_2185

Sütunlu ve kemerli süslenmiş bir tapınak.

IMG_2186

Hıristiyanlık döneminde Bizanslılar tarafından yapılan yapıların duvarlarında kullandığı pişmiş tuğlalardan anlıyoruz. Eski ve yeni yapı tekniği bir arada.

IMG_2187

Bir tapınağı süsleyen nehir tanrısının çakma versiyonu kabartma olarak bir kayaya oyulmuş kanatlı melek figürü.

20180421_183351_HDR

Bazı yapılar orijinal haline getirmek için iskele kurulup kemerli yapıyı sağlamlaştırmaya çalışılıyor.

20180421_183407_HDR

Başka bir tapınak, kirişler sütunların üzerine konulmuş.

IMG_2189

Güneş alçalmaya başlayınca aşağıya doğru döndük, kütüphanenin önünden geçerken pencerede olan Güneş ışıkları tamamen pencereden fışkırıyormuş gibi. Diğer taraflar karanlıkta kalmış ışık hüzmesi ardında. Bu resim öne çıkan görsel olarak seçtim.

20180421_184950_HDR

Pamucak’taki kamp alanına Güneş batmadan vardık. Burası belediyenin halk kumsalı ve tesisleri. Okaliptüs ağaçlarının altına çadırları kurduk dağınık bir biçimde.

IMG_2190

Çadırı hızlıca kurup Güneşin batışını izlemek için kumsala koştum. Tam Güneş deniz üzerindeyken turuncu renge bürünmüş ufku çekiyorum. Küçük dalgalar kıyıya usulca vuruyor.

20180421_194920_HDR

Güneş denizin üzerinde yarıya kadar batmışken dijital zom ile dalgalarla beraber çekiyorum. Yakınlaştırınca dalga boyutu da büyüyor haliyle.

20180421_195039_HDR

Turuncuya boyanmış ufukta Güneş son ışıklarını vururken bir poz daha çekiyorum.

20180421_195157_HDR

Ve Güneş yarın doğmak üzere denizde batıyor.

20180421_195243_HDR

Kumsal geniş bir alana yayılmış, kumlar rüzgarın etkisi ile dalga izleri oluşturmuş. Henüz denize giren olmadığı için kumların üzerinde insan izi yok.

20180421_195251_HDR

Akşam yemeğini her zamanki yemekçimiz Hatice getiriyor ta Aliağa’dan buraya. Nefis yemeklerini yiyoruz. Hava serin olduğu için kapalı yerde toplandık. Ateş yakmak yasak dediler biz de yakmadık. İşletmenin masalarına oturup müzik ziyafeti dinlemeye başladık. Müzisyenlerimiz flütçü Öğretmenimiz Burak Çardak, kabak kemane cimiz Özgür Tekeli ve gitarist İsa Bezirci bizlere çalmaya başladı şarkılar, türküler.

20180421_215413_HDR

Kabak kemaneci Özgür çaldıkça coşuyor, tek olarak onu çekiyorum.

20180421_220504_HDR

Flütçü ve gitarist bizleri mest ediyorlar. Onlar çaldıkça eşlik ediyoruz türkülere.

20180421_220551_HDR

Akşamın ilerleyen saatlerine kadar çalıp söylendi şarkılar, türküler. Güzel bir günün daha sonuna geldik, artık uyku bedene yaklaşınca çadırıma girip bir güzel uyuyorum.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak 62 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

V. Az Bilinen Antik Kentler Turu 2. Gün

5. Az Bilinen Antik Kentler Turu 2. Gün

22 Nisan 2016 Cumartesi

Urla içmeler – Urla İskele – Sığacık.

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Bazı resimler Gürel Gürselp ve Ferdi Kızıl’a aittir)

 

Dövüşmek ancak ona yakışırdı

Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar

Yoktu bağlandığı herhangi bir şey

Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

Ne bilir ömrün değerini bir çılgın

Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir

Ve başarısız eylemler çağında o

Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, bin yıllık zeytin ağacının gözdesi etrafında el ele tutuşmuş bisikletçiler.

Güzel bir uykunun ardı güne iyi başlamaktır. Güneşin ilk ışıkları kamp alanına vurunca gece esen rüzgarın dindiğini anlıyorum. Kalkar kalkmaz eşyaları toplayıp kıytırığa yükledim. Sabah kahvaltısı da hazırlanıyor bu arada. Rüzgar var diye gece binaların arasına çadırları kurduk. Yemek masaları da burada. Kahvaltıyı afiyetle yiyoruz ve hemen eşyalar bisikletlere yüklenmeye başladı bile. Turda destek aracı yok o yüzden herkes kendi eşyasını kendi taşıyor.

Okaliptüs ağaçları etrafta, ortada masalar. Kimisi masada oturmuş kimi ayakta sohbet ediyor. Güneş bahçeye vurmuş iyice aydınlık ortalık.

Ben de bu arada fincanlarımı çıkarıp kahve pişirmeye koyuldum.

Dört kahve fincanı ve dört kahve tabağı.

Beni mutlu eden Mustafa Güven’e tekrar teşekkürler. Bunu kahve içerek kutlamalıydık. Şanslı olan iki kişi daha aramıza katıldı, Fırat Okutucu ve Doktorlarımızdan Burcu Koçay. Böylece yeni fincanlarımızla ilk kahvemizi kuytu bir köşede içmiş olduk. İlk defa fincan tabaklı kahve içtik ama fala bakmadık, Urim Baba’nın kahvesinde fal bakılmaz.

Tesisin odalarının arka tarafında dört kişi oturmuşuz elimizde fincanlar kahve içerken. Kıytırığın üçgen turuncu ve sarı bayrakları da resmin sol tarafında.

Herkes hazır olunca gönüllü ekip ile masa ve sandalyeleri işletmenin deposuna kaldırdık el birliği ile.

Üstü kapalı yarım yuvarlak bir baraka, iki yanı da açık. Masaları söküp yerleştiriyoruz. Okaliptüs ağaçları burada da var.

Artık tura başlanmalı diyerek yola çıktı grubumuz. İlk durak eskiden karayolu olan deniz kıyısındaki tarihi İskender köprüsü. Burada resim çekilmeden olmaz deyip pankartımızla resim çekiliyoruz hep birlikte.

Köprü taştan yapılmış, iki tarafı da yıkıldığından biraz yüksekte. Köprünün yüksekliği bir adam boyu, uzunluğu da 15 metre civarı. Üç tane gözü var, ortadaki büyük, yanlardaki küçük kemerli göz. 70 kusur kişi kimi köprünün üstünde ayakta, kimisi kıyılara oturmuş. Kimisi de köprünün önünde. Az bilinen antik kentler turunun pankartı önde.

Biz artçılar olarak Doktor Mete ile ayrıca kendi resmimizi çekiliyoruz. İkimizde birer kolumuzu kaldırmış selam veriyoruz. Solda bisiklet canavarı Enes bisikleti ile uğraşırken. Köprünün ardı deniz, önü ise kumsal. Köprü üç gözlü yapılmış.

Ana yoldan Urla kavşağına kadar gelip biraz geri gittikten sonra ara bir yoldan Urla İskele mahallesine geliyoruz. Burada grubu ikiye ayırdık. Bir grup Klazomenai antik kenti gezecek, diğer grup ta tarihi gemi yapım atölyesini gezecek. Ben antik kenti gezen gruba katıldım. Antik kentte kazılar devam ediyor bir yandan. Sadece burası değil başka yerlerde de kazılar yapılıyor bölüm bölüm.

Yerde çakıl taşları dökülmüş yürümek için, karşıda saz çatılı bir yapı görünüyor. Bu yapı zeytin yağı işliği. Solda tarla, tarlada otlar biçilmiş, balya halinde duruyor bir kaç tane.

Çatısı sazlardan yapılmış iki yapı var alanda. Birisi yağ işliği, diğeri kuyunun üstünü örtüyor. Ahşap iskeletin üzerine demetler halinde kalın bir tabaka bağlanmış. Yağmur, sıcak, soğuk geçirmeme özelliği var. Yalnız işçilik önemli, işi ve işçiliği iyi yapmak gerek.

Saz çatının yakından çekimi, ahşap iskelet ve yandan saz demetleri çatıyı örtmüş.

Saz çatının anlı böyle kesilmiş, sazların kalınlığı 8 mm olacak. Sıkı demetler halinde bağlanacak ki üstten yağan yağmur alttaki sazdan aşağı kayıp gitmeli. Saz tabakasının kalınlığı 40 – 50 cm civarı.

Klazomenai (Antik Yunanca: Κλαζομεναί), İzmir körfezi’nin güney sahil şeridi üzerinde, İzmir’in 38 km batısında, Urla belediyesi sınırları içinde bulunan tarihi İyonya kenti. Oniki İyonya kenti arasında anılır. Urla’nın doğusunda uzanan sahil şeridi için kullanılan Kilizman ismi, bu antik kentten kaynaklanmaktadır.

Klazomenai kentinin kalıntıları bugün Urla ilçesinin İskele Mahallesi’nde, denize komşu tarlalarda ve kıyıya yakın Karantina Adası üzerinde bulunmaktadır. İskele Mahallesi’nin antik çağda bir Yarımada oluşturduğuna dair bulgular mevcuttur. Kazıları Ege Üniversitesi adına 1981’den günümüze yürütülmekte olup, tarihi MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve günümüzde kazıları ayrı bir organizasyon içinde sürdürülmekte olan Limantepe Höyüğü’nün komşusudur.

Nüfus olarak nispeten küçük bir yerleşim merkezi olmakla birlikte, Klazomenai, çoğu kuruluşunun ilk dönemi olan MÖ 7. yüzyıldan kalma ve günümüzde kentin adıyla anılan terrakotta lahitleri ve yine kentin adı ile anılan siyah figürlü yerli seramikleri (Kuzey İyonia kentlerinin kendilerine özgü yaban keçisi stilindeki seramik dahil) ile ün kazanmış olup, önemli bir seramik üretim merkezi olduğu kabul edilmektedir.

Klazomenai ayrıca zeytinyağı ticaretinde isim yapmıştır. Kalıntıları arasında yer alan ve MÖ 6. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı işliği tanımlanabilen en eski zeytinyağı üretim tesisidir ve bu tesiste 2004-2005 yılında Ege Üniversitesi koordinasyonunda restorasyon ve yeniden inşa çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sitte aynı tarihlerden kalma ve zeytinyağı işliği ile bağlantılı bir demirci işliği de bulunmaktadır. Mayıs 2007 de deniz yatağının altında MS 7. yüzyıl sonuna tarihlenen çıpa ve diğer buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu çıpayı da keşfedilen en eski gemi çıpası olarak anan kaynaklar mevcuttur.

Pausanais’a göre Klazomenai ve Phokaia’da birer eski Yunan kolonisinin kuruluşu Ege Denizi kıyılarındaki diğer İyon kolonilerine göre daha geç tarihlidir. Klazomenai’de İyon göçmenlerine ait olan arkeolojik izler şimdilik en erken MÖ 10. yüzyılın ortalarına, bir başka deyiş ile geç protogeometrik döneme aittir. Akropol yer alması muhtemel kutsal alanın da MÖ 8. yüzyıl sonlarından itibaren etkin olduğu söylenebilmektedir. Bu durum Pausanias’ın, Klazomenai’nin diğer İon kentlerine göre daha geç bir yerleşim olduğu hakkında vermekte olduğu bilgilerle uyumlu görünmektedir. Pausanias ayrıca, Klazomenai ve Phokaia’nın İyonlar Asya’ya gelmeden önce yerleşime sahne olmadıkları bilgisini vermektedir ki, bu bilginin yanlışlığı Limantepe ve Panaztepe höyüklerinin keşfedilmesiyle anlaşılmıştır.

Klazomenai kuruluşunun ilk evrelerinde Kimmerlerin Frigya Krallığı yıkan saldırılarından payını almış, daha sonra da Lidya devlerinin kuşatmasına maruz kalmıştır. Trakya’da Nestos nehrinin (Türkçe’de Karasu) bereketli alüvyon ovasında ilk kuruluşu MÖ 650 civarında Klazomenai tarafından gerçekleştirilen Abdera kolonisi, buna yakın bir tarihte Miletos’la birlikte yine Trakya’nın Karadeniz sahilinde kurulan Kardia kolonisi, Klazomenai kaynaklı kolonizasyon hareketinin bilinen ilk örnekleridir. Miletos önderliğinde Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarında kurulan ve sayıları 70’e ulaşan kolonilerin birçoğunun kuruluşuna, diğer İyonia kentlerinin yanı sıra Klazomenai’nin de katıldığı anlaşılmaktadır. Herodot’un aktardığı, MÖ 7. yüzyılda İyonya kentlerinin Firavun Psammetikhos döneminden itibaren Mısır’la paralı askerlikle başlayan ilişkilerine Klazomenai de katılmıştır. Arkaik dönem yerleşimi Pers imparatorluğu işgaliyle birlikte MÖ 546 civarında kesintiye uğramış, ve kent alanı 20-25 yıl terkedilmiştir.

MÖ 6. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ise, Klazomenai’de özellikle zeytinyağı ihracatına dayanan canlı sanayi ve ticaret faaliyetleri belirmektedir. MÖ 499-494 arasında İyonya kentlerinin Perslere karşı ilk isyanının başarısızlıkla sonuçlanması sonrasında Perslerin ılımlı politikalarının sona ermesinden Klazomenai de etkilenmiştir. Şehir sakinleri anakaradaki topraklarını terketmişler, Pausanias’ın aktardığı şekilde “Pers korkusu yüzünden adaya geçmişlerdir”. Kent MÖ 487’den itibaren Atina tarafından kurulan Attik Delos Birliği’ne düzenli olarak vergi ödemiştir. Peloponez Savaşı esnasında Klazomenai önce Atina’nın yanında yer almış, ancak Atina’nın MÖ 413’de Sicilya’da Sparta’ya karşı bozguna uğraması sonrasında Sparta saflarına geçerek, anakarada yer alan Polikhne’yi (Balıklıova) tahkim etme denemesinde bulunmuşlardır. Atina hakimiyetini kısa sürede yeniden kurmuş, ayaklanmanın önderleri Daphnus isimli yerleşmeye kaçmışlardır. MÖ 405’de Spartalı komutan Lysandros’un kısa ömürlü Anadolu’da egemenlik kurma girişimi esnasında da, Klazomenai’den bir kesimin isyan teşebbüslerini tekrarlayarak anakarada adaya yakın Khytron adlı bölgede bir kent kurdukları anlaşılmaktadır. Adadaki Klazomenai ile anakaradaki Khytron arasındaki savaş hali uzun süre devam etmiş, Klazomenai bu dönemde İzmir Körfezi kuzeyindeki, Gediz nehri’nin eski deltası yakınındaki arazilerde küçük bir kolonizasyon hareketine girişerek, günümüzde Üçtepeler, eski kayıtlarda Kilazmanı olarak anılan bölgede Leukai kolonisini kurmuştur. Büyük İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son vermesi sonrasında Klazomenai’nin üzerinde yer aldığı adayı (Karantina adası) bir yol ile karaya bağlamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde MÖ 188 tarihli Apameia barışı sonrasında Klazomenai Romalılar tarafından özgür bırakılan kentler arasında yer almaktadır ve Drymoussa (Uzunada) adasının da kent topraklarına katılmasına izin verilmiştir. 5. yüzyılda adadaki kentin terkedildiği anlaşılmaktadır.

Kazı çalışmasının yapıldığı alan. Yuvarlak taş örülü bir kuyu, üzerinde demir ızgara ile kapatılmış girilmesin diye. Kazılarda ortaya çıkmış üç tane kocaman yağ saklama küpü. Üzerleri tahta kapak ile kapatılmış. Daha ileride demir profil ile yapılmış üstü kapalı kazı alanı. Eski evlerin dikdörtgen duvar kalıntıları kazıda ortaya çıkmış durumda.

Yağ işliği içine giriyoruz, içerisi loş bir aydınlık ama görebiliyoruz neler var. Bazı yerlerde hala kullanılan kocaman bir taş çanak ve iki değirmen taşı. Taşlar ortadan delinip bir metrelik bir dingil ile dikdörtgen dik kalın bir direğe tutturulmuş. Dik duran direk döndürülünce iki değirmen taşı direğin ekseni etrafında çanakta zeytinleri ezme işini yapıyor.

Değirmen taşlarının yanında geniş ağızlı bir kulplu küp duruyor.

Bir başka zeytin yağı çıkarma yöntemi. Presle sızma zeytin yağ üretim aracı. Altta keçe bir örtü, 10 metre uzunluğunda kalın iki direk. Ucunda yine keçe, arada zeytin taneleri konuyor çuvalların içinde. Direklerin diğer uzunda iplerle ağırlık taş bağlanmış. Ezilecek yere yakın olarak destek konulmuş, destek en uçta. Kaldıraç örneğinde olduğu gibi.

Ağırlık taşı ve buna ek olarak iplerle çark sistemi kurulup daha da sıkıştırmak için mekanizma kurulmuş. Kalın yuvarlak bir mile ip dolanmış yukarıda direğe bağlı. Milin ucunda delikler, bu deliklere levye sokularak mili döndürmeye çalışılıyor. Mil geriye kaçmasın diye destekler var.

Taştan oyulmuş lahitler, çevrede kazılarda bulunup buraya koruma amaçlı getirilip sergileniyor. Kimi kapaksız, kiminde kapak var.

Bizim grup yağ işliği gezisini bitirip dışarı çıkmaya başladık. Diğer grup çıkmamızı bekliyor kapı girişinde.

Girişte büyük bir havuz var, havuzun içinde de kırmızı balıklar yüzüp duruyor usulca. Aralarında tek tük beyaz renkli siyah lekeli balıklar da var.

Havuzun en güzel yanı nilüfer çiçekleri, tam da yeni açmış, kimisi tomurcuk halinde açmaya hazır. Kökleri havuzun dibinde, gövdesi su yüzeyine yükselerek çıkmış. Kocaman tabak gibi yayvan yaprakları su yüzeyini kaplamış durumda. Çok az bir alan kalmış su yüzeyi, neredeyse tamamen örtülü yapraklarla. Yaprakların üstünde kolayca küçük böcekler suya değmeden gezinebilirler. Bahar ayının getirdiği güzellikler kendini belli ediyor. Nilüfer çiçekleri havuzun tabanından uzanan sapları ucunda dört çanak yaprak, yaprakların arasından fışkırarak bize güzelliğini sergiliyor. Beyaz renkli, iç içe üç sıra taç yaprakları bir gelinlik gibi. Ortasında üreme organları davetkar kokusu ve parlak sarı renkleri ile döllenmeyi yapacak böcekleri kendine çekiyor. Ödül olarak ta çiçek özü ve polenler oluyor böceklerin.

Havuzun bir kıyısında sazlar ince yeşil gövdeleri ile sudan yarım metre yukarı çıkmış.

Saz demeti havuzun kenarında ayrı bir görsellik katmış. Kamışların ucunda püsküllü çiçekleri açmış durumda ama çiçekler yeşil renkte, salkım saçak. Havuzun ötesinde kazı evi, önünde teras. Terasın üzeri kargılardan yapılmış örtü ile gölgelik yapıyor.

Bahçenin küçük serin evinde,

Amberlerin ve okaliptüslerin altında

İçinde tek bir kırmızı balığın bulunduğu

Sarı havuza yakın

Sepetçi söğüdü kokan serin evde

Bir deniz pusulası buldum

Zamanın ne göstereceğini ondan öğrendim.

Giorgos Sepheris

Nilüfer çiçekleri altında bir tane kırmızı balık yüzüyor usulca.

Deniz kıyısındaki geçmişte kullanılan gemi yapım atölye ve müzesine geldik. Bisikletleri park edip içeriye giriyoruz. Girişte ilk olarak Uluburun batığı olan gemi karşılıyor. Batık geminin kopyası yapılıp burada sergileniyor.

Müzenin etrafı tel çitlerle çevrilmiş, giriş için ücret ödenmiyor. Girişte pankart asılmış, pankartta Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeoloji Müzesi yazılmış. Burası deniz kıyısında.

Ahşaptan yapılmış teknenin ön kısmında bulunan 1.5 metre uzunluğunda kare biçiminde teknenin altından gelip önden çıkan direk. Su içinde kalan bu direk teknenin sağa sola sapmadan doğru gitmesini sağlıyor.

Resmi tam direğin önünden çekiyorum, gövdenin aynası burnu oluşturuyor. Yanlardan hafif genişlemesi tam simetrik görünümünde. Tekne takozların üzerine oturtulmuş. Yerde yeşil otlar bitişerek çakıl taşlarını örtmüş durumda.

Aynı teknenin iç kısmı kürek çekenlerin oturma yerleri arkaya doğru sıralanmış. 12 Sıra görünüyor, yelkeni ve direği yok. Kürek çekerek hareket ediyor denizlerde. Gövde tahtaları birbirine kalın iplerle çapraz bağ ile birleştirilmiş.  Gövde yanları ve taban dahil bütün birleşim yerleri aynı iplerle örülmüş. Kürekler de küçük tek kişinin yandan denizde çekecek biçimde. Bir kaç kürek sıraların üzerinde duruyor.

Rehberimiz bize geçmişte kullanılan tekneleri ve yapım tekniklerini anlatıyor. Bizlerde dinliyoruz can kulağıyla. Başımızda bu senenin buffları var yeşil renkte.

Başka büyük ahşap bir tekne. Bu tekne yelkenli ve rüzgarın olmadığı havalarda kürek ile de gidebiliyor. Teknenin çoğu yer boyasız, sadece ön kısmı kahverengiye boyanmış. Balığa benzer bir göz beyaz renkte boyanarak teknenin daha güzel görünmesine neden olmuş.

Bir zamanlar denizin dibini gözlemlemek için kullanılan altı geniş üstü dar tahta bir fıçı. Bir tane yuvarlak cam üst kısımlara doğru sekiz civata ile tutturulmuş. Üstte, altta ve cam bölmenin altında demir çember ile sağlamlaştırılmış. Üstte ve altta artı biçiminde tahtalar konulup dört tane ip ile bağlanmış.

Sazdan yapılmış büyük bir tekne. Tam ortada alt kısmı açık, üstte birleşen iki direk. Yedi tahta yatay konularak merdiven gibi olmuş. Yukarıdan aşağı iki taraftan halatlar bağlamış. Teknenin gövdesi sazlardan yapılarak birbirine bağlanmış.

Yarım yuvarlak yapılmış branda kaplı bir atölyenin dışarıdan içerisi, branda aralığından görüntüsü. İçeride marangoz makineleri, planya, bıçkı makinesi, tekneler, tezgahlar ve keresteler görünüyor. Burada arkeologlar ve marangoz ustaları tarihte yapılmış gemileri araştırılıp bire bir kopyasını yaparak günümüzde de kullanılabileceğini gösteriyor. Ayrıca yapılan gemileri bire bir görmemizi de sağlamış oluyorlar.

İki tane sıpa üzerinde küçük bir teknenin yapımı sürüyor. Tekne henüz bitmemiş.

Tekne ve gemi yapımında kullanılan ağaç malzemeler çeşit çeşit atölyenin kenarında duruyor. Bunların arasında bir tane gemilerde bulunan ağaçtan top dikkatimi çekti. Eskiden ticaret gemilerine deniz korsanları sık sık saldırıp talan ederlermiş. Bunlara önlem olarak gemilerde topa benzer ağaçtan yapılarak konulurmuş. Korsanlar bunu gerçek sanıp saldırmaktan vaz geçerlermiş. Bu atölyede bir çok top örneği var irili ufaklı.

Uzun yelken direği İki sehpa üzerinde boylu boyunca uzatmışlar denize doğru. Önde de kalın bir halat dolanmış.

İp örgülü benze başka bir teknenin içi. Bunda da 12 sıra oturma yerleri var. Tekne kürekle gidiyor. Deniz masmavi laciverte kayan bir rengi ile arkada fonu oluşturmuş. Bir kaç küçük ada da serpiştirilmiş denizin ortasına.

Masallarımı gemilerde öğrendim ben

Yolculardan değil, denizcilerden de değil

Ceplerinde sigara arayıp duran

İskelede bekleyen daimi işsizlerde de değil.

Gemi simaları dünyama yerleştirmiştir benim,

Kimisi Kyklops gibi tek gözle bakar

Hareketsizce deniz aynasına

Kimisi karınca gibi davranır, kimisi kelebek,

Kimisi uykuda gezer gibi ilerler tehlike saçarak

Ve kimisi uyuyakalmıştır denizin derinliklerinde.

Tahtalar, halatlar zincirler.

Giorgos Sepheris

Tekneni halat dolama iki kalın çubuğu, ip örgülü teknenin oturma sıraları ve yandaki teknenin üçgen merdiven yelken direği.

Sadece ön tarafı boyanmış teknenin yandan görünüşü, tekne takozların ve varillerin üzerine oturtulmuş. Yanlardan destek direkleri ile düzgün duruyor. 10 Tane kürek deliği yanda delinmiş. Yelken direği ve seren direği aşağıda yana doğru çevrilmiş durumda.

Ulu burun batığı ve deniz altı gözleme şamandırası önünde toplanıyoruz.

İp örgülü teknenin yanlarında yuvarlak delikten içerisinin resmini çekiyorum. Teknenin diğer yanında aynı delikten bir tane daha var. İçeride üç sıra çapraz bağlı iplerle tutturulmuş yan gövde tahtaları. Oturma sıraları üzerine konulmuş kürekler görünüyor.

Az Bilinen Antik Kentler Turu pankartını elimize geçirip bir resim çekiliyoruz artçı grubu olarak. Soldan sağa doğru; Zeynep Nuray oymak, artçı değil ama aramıza aldık öylesine, kafasında kaskını çıkarmamış. Doktorlarımızdan Burcu Koçay, gerçi pek arkada durmuyor ama elinde okul zilini alınca aramıza alıyoruz mecburen. Kamp ateşinden sorumlu Şafak Omaç, ara sıra yardımcı da oluyor artçı olarak. Kafasında çöl şapkası. Ortada ben ve yanımda Doktorlarımızdan Mete Güney, Mete de kasklı. Kaskını çok seviyor anlaşılan. Artçılardan Ferdi Kızıl, namı diğer Ferdimen oturmuş sadece burnundan yukarısı görünüyor. Bir elinle sol gözünü kapatmış. Güneşe bakamıyor anladığım kadarıyla. Solda da Bodrumdan gelen Ebru Uçurum. Ebru daha önceki turda fren pabucu sürte sürte gelmişti ilk günde. Gidemediğinden neredeyse ağlayacaktı. Ertesi gün neden gidemediğini anlamıştık ve fren pabuçlarını ayarladıktan sonra kızı tutamamıştık. Hepimiz pankartın bir ucundan tutup poz verdik kameraya doğru.

Gemi yapım müze ve atölyesini bitirip dışarıya çıkarak Ünlü şarkıcılarımızdan Tanju Okan’ın heykelinin bulunduğu parka geliyorum. Heykel dikdörtgen bir kaidenin üzerine konulmuş. Tanju Okan sol elini pantolonunun cebine sokmuş, sağ eli ise dirsekten 90 derece kırarak avucu yukarı bakacak şekilde ileri uzatmış durumda heykeli yapılmış.

Tanju Okan

Parkta Yatıyorum

Yıldızlardan yapılmış bir yorgan örttüm üstüme

Yaslamışım başımı o güleç yüzlü mehtaba

Tıkamışım kulaklarımı şehrin keşmekeşine

Sarılmışım geceye bir sevgili niyetine

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne ev sahibi ne pul ne senet

Ne suyun derdi ne de elektrik

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne çatı katının merdiveni

Ne de bodrum katının hücresi

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Yıldızlardan yapılmış bir yorgan örttüm üstüme

Uzanmışım yeşil çimenlere boylu boyunca

Derin derin çekmişim sıcak geceyi içime 

Yaşamanın tadını çıkarıyorum böylece

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne mutfak derdi ne de kapıcı

Ne konu komşu ne çoluk çocuk

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne kasap ne de bakkal hesabı

Ne borcum var ne de alacaklım

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne ev sahibi ne pul ne senet

Ne suyun derdi ne de elektrik

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Söz: Mehmet Teoman

Tanju Okan parkında heykelinin önünde topluca resim çekiliyoruz.

Tanju Okan parkından Yunanlı şair Yorgo Seferis’in evine geliyoruz. 1900 yılında doğduğu bu evde çocukluğunu yaşamış ama burada yaşayamayacağını anlayan babası 1914 yılında Yunanistan’a göç eder ailesi ile birlikte. Belki de doğduğu yeri görememenin hasreti ile şair olmuştur. Hasret şairliği Yorgo Seferis’e 1963 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazandırmıştır.

Yorgo Seferis’in evinin olduğu yer yıkılıp yeniden yapılmıştır. Burası butik otel ve cafe Yorgo Seferis olarak işletilmektedir. Ahşap döşeli tavanda karpuz lamba aydınlatması iki tane konulmuş. Tahta çıtalardan yapılmış Yorgo Seferis yazısı. Dışarıda küçük iki Yunan bayrağı ortada bir Türk bayrağı asılmış.

Nasıl ki
kalkar, doğup büyüdüğün şehre
gidersin bir gece
ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden
kurulmuş o şehir
ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları
onları yeniden bulmanın umudu içinde.

Yorgo Seferis

Masa avizesi, lambası yanıyor. Altında işletmeni kitapçıkları dikine sıralanmış. Üzerinde Boutique Hotel Residence Yorgo Seferis yazısı var.

“Ben büyümeye başladığımda ağaçlar hiç

bırakmadı yakamı,

neden gülümsüyorsunuz? Yoksa çocuklara hiç acımayan

ilkyazı mı düşündünüz?

Yeşil yapraklara bayılırdım

sanırım sırf sıramdaki kurutma kağıdı yeşildi diye

birşeyler öğrendim okulda.

Ağaçların kökleriydi yakamı bırakmayan; kışın ılıklığında

gelip sararlardı gövdeme.

Başka düşlerim yoktu çocukluğumda.

Kendi gövdemi işte böyle tanıdım.”

Giorgios Sepheris

Öğretmenlerimizden sevgili Ayşe Kuş bizlere Yorgo Seferis hakkında kısa bir bilgi veriyor. Elinde notları, dinleyiciler pür dikkat dinliyor konuşmacıyı. Kahverengiye boyanmış ahşap tavanın kalın kalasları taş duvarlara tutturulmuş. İçerisi loş karanlık olduğundan bir kaç avize lambaları yanar durumda ortalığı aydınlatıyor.

Nazım Seferis için bir dize yazmayı ihmal etmemiştir.

Biz de sevgili Seferis biz de
güdük bir yaşam benimsedik sonunda
güdük ve tekdüze.

Nazım Hikmet RAN

Çerçevelenmiş gazete küpürü, Yorgo Seferis başlığı altında yazı ve resimlerle anlatılmış.

Öğle yemeğimizi yedikten sonra belirlenen saatte grup toplanınca harekete geçiyoruz. Ana yoldan Urla merkezine sorunsuzca gittik. Urla belediyesi kendi tesislerinde bizlere çay ikram ederek yorgunluğumuzu aldı bir nebze.

Fazla kalabalık olmasın diye yine iki gruba ayrıldık. Yarımız ilk önce yazarlarımızdan Necati Cumalı’nın müze evini ziyarete gitti. Diğer yarımız da çarşıda oyalandık. Urla’nın sanat sokağında bir süre zaman geçirip Necati Cumalı müzesine doğru yürümeye başladık.

Urla’nın Sanat Sokağını belirtir ahşap tabela beyaz renkte büyük harflerle yazılmış. Sokakta tek yada iki katlı evler, evlerin altı dükkanlar sıralanmış. Sanatçılar ürünlerini, sanatlarını burada sergiliyor.

Necati Cumalı’nın iki katlı taş binasına geldik. Bahçe duvarları taş ile örülmüş geniş bir bahçe. Ortasında bina, bahçe yeşil çim ekili. Bir buçuk kat yüksekliğinde beyaz bir bayrak direği ve rüzgardan dalgalanan Türk bayrağı Gökyüzü mavi, ince bulut tabakası az beyaza boyamış mavi gökyüzünü. Taş binasına giriş küçük bir avlu, avluya giriş kapısı. Çatısı kiremit ile kaplanmış. Bacaları tuğladan örülmüş iki tane. Evin yanında bitişik, avlu tarafından tek katlı daha küçük bir bina var. Üst ve alt katlarda pencereler dar ve uzun, pencere kapakları demir sac tan yapılmış pembe boyalı açık durumda.

Müze içine giriş yapıyoruz.

Necati Cumalı ( 1921 – 2001 )

Necati Cumalı 1921 yılında, bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Florina’da doğmuştur. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1941 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalışan sanatçı, daha sonra 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yapmıştır. İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yapmış olan yazar, Paris Basın Ataşeliğinde de bir süre memur olarak çalışmıştır. Eşinin Dışişlerindeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te de bulunan Necati Cumalı, geri dönüşünde İstanbul’a yerleşmiş ve 10 Ocak 2001’de İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Edebi Kişiliği:

  • Edebiyata şiirle başladığını söyleyen sanatçının şiirleri aşk şiirleri, savaş karşıtı şiirler, yaşama sevincinin yüklü olduğu şiirler; haksızlıklara başkaldıran, memleketin dertlerinin, Anadolu insanının çaresizliklerinin anlatıldığı şiirler gibi gruplara ayrılabilir. Sanatçı şiir türüne “sevdiği insana sevdiğini söylemek ihtiyacı ile” gönül verdiğini söylemektedir.
  • Şiirlerinin yanı sıra roman, hikâye, oyun türlerinde de eserler vermiş olan Cumalı’nın bazı hikâyeleri filme de aktarılmıştır. Cinsellikle ilgili davranışların bol olduğu hikâyelerinde suça eğilimli insanları fazlaca anlatması da yazarın avukatlık mesleğinin bir getirişidir. Şiirlerinde anlattığı Ege Bölgesi’nin kasaba ve kırsal kesim insanlarına hikâyelerinde de yer vermiştir.
  • Hikâye türünden tiyatroya geçen Necati Cumalı, tiyatrolarda da yaşama sevinciyle yüklü günlük izlenimlerin güzelliklerini, Anadolu insanının çaresizliklerini, aşk ve sevgi konularını işlemiştir.
  • “Dil benim çalgımdır.” diyen Cumalı duru, güzel bir Türkçe kullanmış; süssüz, mecazsız, iç ve dış gözlemleri ustalıkla yansıttığı bir üslup oluşturmuştur.
  • Şiirlerinde belirli bir dönem Garipçilerin etkisinde kalmıştır

İlk önce Necati Cumalı’nın vesikalık resmi karşılıyor bizleri. Altında da ziyaretçilerin yazacağı anı defteri açık durumda.

Anı defterine bizlerin adına Doktor Serhat yazıyor el yazısı ile.

“Değerli Necati Cumalı Müzesi

Yetkilileri

Az Bilinen Antik Kentler Turu bağlamında

120 bisikletçiyle müzeyi gezme fırsatı

buldu. Necati Cumalı’yı Hülya

Hanım’ın güzel sunumuyla rehberliği-

nde gezdik. Bu güzel ziyaret

fırsatını sunan konuya emeği

geçmiş herkese teşekkür ederiz.

Saygılarımla

Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet

Turu Adına

Dr. Serhat Değimli

22.04.2016″

Eserleri:

  • Şiir: Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin Şarkısı, Mayıs Ayı Notları, Yağmurlu Deniz, Denizin İlk Yükselişi, İmbatla Gelen, Güneş Çizgisi, Ceylan Ağıtı, Tufandan Önce, Güzel Aydınlık, Bozkırda Bir Atlı, Yarasın Beyler, Aşklar Yalnızlıklar, Kısmeti Kapalı Gençlik
  • Öykü: Susuz Yaz, Yalnız Kadın, Ay Büyürken Uyumam, Değişik Gözle, Makedonya 1900, Dila Hanım, Yakup’un Koyunları, Uzun Bir Gece, Aylı Bıçak, Revizyonist, Kente İnen Kaplanlar
  • Roman: Tütün Zamanı, Acı Tütün, Aşk da Gezer, Viran Dağlar, Yağmurlar ve Topraklar, Uç Minik Serçem
  • Oyun: Oyunlar 1 (Boş Beşik, Vur Emri, Ezik Otlar); Oyunlar 2 (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar); Oyunlar 3 (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri); Oyunlar 4 (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol); Oyunlar 5 (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası ); Oyunlar 6 (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte).

Müze rehberinin anlatımıyla müzeyi gezmeye başladık. Devlet Tiyatroları’nın afişi;

Necati Cumalı

BOŞ BEŞİK

Oyun 2 Bölüm

Ucu kıvrık dal deseni pençeleriyle kartal Türkmen kilim motifli beşiği kapmış durumda. Yanında da ayakta baştan sona örtülü kadın siuleti.

En altta açılış nedeniyle oyun 7 Ekim 1987

Boş Beşik Necati Cumalı’nın yazdığı tiyatro oyunu.

Tiyatro Afişi;

Devlet Tiyatroları

Necati Cumalı

Deve Tabanı

Komedi 2 Bölüm

Yöneten : Ekmel Hürol

Dekor : Orhan Alparslan

Kostüm : Yıldız İpekoğlu

Işık : Işık Tunççekiç

Afişte resim, desen yok. Kıyıları çerçeve gri çizilmiş.

Tiyatro Afişi;

Devlet Tiyatroları

Necati Cumalı

NALINLAR

Oyun 2 Bölüm

Yöneten Mahir Canova

Dekor : Hüseyin Mumcu

Kostüm : Sevinç Gürlük

Işık : Nuri Özakyol

Necati Cumalı’nın yazı masası, masanın üzerinde kavun içi renkli muşamba örtü. Daktilo tam ortada kenarlarda porselen iki tabak dikine ayaklar üzerinde duruyor. Karpuz gibi yuvarlak cam kavanoz, içinde ıhlamur çiçekleri. Camdan yapılmış ödül kaidesi, yanıda kapaklı dikdörtgen küçük bir kutu. Kalemlik, Necati Cumalı yazan isimlik ve bir fotoğraf makinesi eskilerden. Masanın arkasında deri bir oturma koltuğu. Pencerenin altında küçük bir sehpa üzerinde kapaklı bir pikap duruyor.

Tiyatro Afişi;

Yugoslavya’nın Makedonya cumhuriyeti Üsküp şehri

Türk ve Şiptar Halklar Tiyatrosu Üsküp

Necati Cumalı

NALINLAR

(Fars 2 perde, 4 tablo)

Sahneye koyan : Kemal Lila

Sahneyi çizen : Doğan Aksel

Lektör : Necati Zekeriya

ŞAHISLAR

Osman Yavaş – – – – – – – – – – – Selaettin Bilal

Muhtar – – – – – – – – – – – – – – – Lütfü Seyfullah

Döndü Karalıkuş – – – – – – – – – Müşerref Prekiç

Ömer Akkuzulu – – – – – – – – – -Cemail Maksut

Esma Akkuzulu – – – – – – – – – -Nezaket Ali

Seher Akkuzulu – – – – – – – – –  Süzan Maksut

Ali Kınalı – – – – – – – – – – – – – – Mehdi Bayraktar

Klarinetçi – – – – – – – – – – – – –  Fehmi Grubi

İspirient:

Enver Behçet

Süflör :

Emine Yaşar

Temsil Tam Saat————————Başlar

Tiyatro Afişi;

Bakırköy imar eğitim kültür ve sosyal hizmetler vakfı

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Necati Cumalı

MİNE

Yöneten: Zeliha Berksoy

Çevre düzeni: Gürel Yontan

Kostüm: Gönül Sipahioğlu

Oyuncular: Münir Akça, Erdoğan Akduman, Orhan Aydın, Cihan Bıkmaz, Mihriban Çelikel, Ayşe Demirel, Burak Karaman, Bora Kaya,

Şefik Kıran, Aytekin Özen, Sait Seçkin, Alptekin Serdengeçti, Aydoğan Temel, Nefrin Tokyay, Doğan Turan, Ali Yaylı, Levend Yılmaz

Adile Naşit kültür merkezi – İncirli Bakırköy

Tiyatro Afişi

Antalya büyükşehir belediye tiyatrosu

DeRya ( R harfi ters yazılmış )

Gülü

Necati Cumalı’nın anısına saygıyla…

Yazının solunda Necati Cumalı’nın portresi

Yazan: Necati Cumalı Yöneten: Cenap Aydınoğlu Özgün müzik: İhsan Kılavuz Işık tasarım: Seyfi Ezilmez

Oyuncular: Hanife Özgür, Cenap Aydınoğlu, Mehmet Özgür

Altta denizin üstünde yelken direkli küçük bir tekne yelkeni yok, kıç tarafında teknenin içinde ayakta durmuş bir adam. Beyaz siluet olarak görünüyor.

Tiyatro Afişi İngilizce

The Oldvic International Season 928 – 7616

May 29 – June 3

The International Turkish Players in

THE TURKİSH

CLOGS

Necati Cumalı Çeviri: Nüvit Özdoğru

Direktor by: Haldun Dormen

with: Yıldız Kenter, Nüvit Özdoğru, Göksel Kortay, Nevra Serezli, Yüksel Gözen, Kerem Yılmazer, Erol Ertan

Altta Türkmen Yörük kadını, yazması önünde boncuklar sarkıyor. yazmanın aşağıya sarkan iki yanında sarmaşık dalı motifleri yapılmış.

Tiyatro Afişi yabancı dilde hazırlanmış

Sadece afişteki resmi çekiyorum, yazılar yok resimde. Mavi boyalı bir teknenin ön kısmı. Teknenin ucuna bağlı bir ip teknenin içine bırakılmış. Teknenin küpeştesine konulmuş kırmızı bir gül fidanı. Resmin alt köşesinde oyunun adı;

LA ROSE DEL MERS

Necati Cumalı müze gezimiz bitince toplanma yerinde buluşuyoruz. Herkesin hazır olduğunu gördükten sonra Urla’nın dar sokaklarında gitmeye başladık. Bir süre sonra kasabanın dış mahallesine geldik. Yol burada genişliyor, ikili sıra halinde gidiyoruz yaya geçidi tabelası yanından.

Ara yollardan Seferihisar’ın Sığacık mahallesine geldik. Zaman geçirmeden Teos antik kentine vararak Az bilinen antik kentler gezimizin bu günkü 2. antik kenti gezmeye başladık.

Duvar kalıntıları üç sıra taş örülü. Üst kademeye çıkmak için tahta bir rampa yapılarak üst tarafa çıkıyoruz. Ağaçlar ve çimenler yemyeşil antik kentin kalıntıları arasından kendini gösteriyor. Çitlembik ağaçları kocaman olmuş.

Amfi tiyatro, götürebildiklerini götürmüşler oturma yerlerinden. Üst kısımlarda oturma yerleri hiç yok. Alt kısımlarda kalanlar ise toprak altında kalmış olan sağlam oturma taşları. Kazı yapıldıktan sonra ortaya yarım bir tiyatro yeri meydana çıkmış. Buradan alınan taşlar Sığacık kalesinde kullanılmış, ayrıca camiler ve evlerin yapımında da kullanılmış. Tiyatronun üst kısmında ise yarım kemer şeklinde odalar görünüyor.

Teos
İzmir İli, Seferihisar İlçesi, Sığacık Mahallesi’nde yer alan antik liman kenti Teos, İzmir’in yaklaşık 50 km güneybatısında yer almaktadır.
Geleneğe göre, yerli halkını Karlar’ın oluşturduğu kente önce Boiotia, sonra da Atina’dan gelen göçmenler yerleşmiştir (Pausanias VII 3,6). Pherekydes kentin kurucusu olarak Boiotia kralı Athamas’ı göstermektedir.
Yaklaşık M.Ö. 600 yıllarında Thales, on iki İon kentinin merkezi olarak Teos’un seçilmesini önermiştir. Ancak Thales’in önerisi kabul görmemiştir. Teos, deniz ticaretinden dolayı hızlı bir şekilde gelişmiş ve çok geçmeden halkının büyük bir bölümünü Phokaia’ya ve Ephesos’a gönderecek duruma gelmiştir.
Teos antik kenti çok erken bir dönemde coğrafik konumundan dolayı büyük bir ticari önem kazanmıştır. M.Ö. 6. yüzyılda bu önemli ticari ilişkilerin izleri, Eski Mısır’a kadar takip edilebilmektedir. Kent, ticari amaçla Nil Deltası’nda yer alan Naukratis kentinin kurulmasında rol oynamıştır. M.Ö. 545 yılından sonra kent, Pers komutanı Harpagos’un eline geçmiştir. Teos, İon birliğinin bir üyesidir. Ancak bu dini ve politik birliğin Pers Kralı II. Kyros’un Batı Anadolu’daki Eski Yunan şehirleri üzerindeki baskısını kıramaması sonucu, birçok Teos’lu M.Ö. 543 yılında kenti terk etmiş ve Trakya Bölgesi’ndeki Nestos deltasında yer alan ve daha sonra önemli bir koloni şehri olan Abdera kentini (günümüzde İskeçe yakınında) kurmuşlardır. Abdera M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış ünlü filozof Protagoras ile Demokritos’un vatanıdır. Bazı yazıtlar aracılığı ile iki kentin arasındaki ilişkinin çok yakın olduğunu ve Teos’ta alınan yasal kararların Abdera’da da geçerli olduğunu bilmekteyiz. Teoslular, Abdera’nın dışında M.Ö. 544 civarında Kuzey Karadeniz kıyısında Phanagoria kentini de kurmuşlardır.
Söz konusu göçe rağmen Perslere karşı sürdürülen M.Ö. 494 yılındaki Lade Deniz Savaşı’nda Teos, İon donanmasına 17 gemiyle sayı bakımından en büyük desteği veren kentlerden birisidir. İon Ayaklanması’nın Persler tarafından bastırılmasından sonra Teos, tekrar Pers yönetimi altına girmiştir. Ancak Teos, M.Ö. 479 yılında Mykale Deniz Savaşı’nda Eski Yunan Donanması’nın galip gelmesiyle Pers yönetiminden kurtulabilmiştir. O zamandan itibaren Teos, Attika-Delos Deniz Birliği’nin bir üyesidir ve bu birliğe 6 talent gibi yüksek bir vergi ödeyecek kadar varlıklıdır.
Peloponnesos Savaşları’nın son 8 yılı süresince Atina ve Sparta söz konusu bu zengin şehri oldukça zarara uğratmışlardır. Spartalıların Pers desteğiyle zafere ulaşmasından sonra, Anadolu’daki diğer Eski Yunan şehirleri ve Teos gibi, Spartalılar da Pers Büyük Kralı’nın iktidar isteğine karşı gelmişlerdir. Fakat M.Ö. 387/6 yılındaki Antaldikas Barışı ile Teos tekrar Pers yönetimi altına girmiş, ancak kent Büyük İskender (M.Ö. 334) ile birlikte tekrar özgürlüğüne kavuşmuştur. Büyük İskender Teos’u bir kanalla İzmir Körfezi’ne bağlamayı tasarlamıştı.
M.Ö. 304 yılında tüm İonia Bölgesi’nde etkin olan deprem sonucu olasılıkla Antigonos Monophthalmos Lebedos ile Teos kentlerini synoikismos ile birleştirmeyi planlamış ancak söz konusu bu plan uygulanamamıştır. I. Attalos yönetimi altında Teos, Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 3. yüzyıldan 2. yüzyıla geçişte Teos kenti, artık Pergamon Krallığı’na bağlı değil, ancak görünüşte III. Antiokhos’un yönetimi altındadır. Çünkü Teoslular’ın tapınakları için sığınma hakkı ayrıcalığına ilişkin ricaları bir Seleukos elçisi tarafından Roma Senatosu’na iletilmiştir. Ancak M.Ö. 192-188 yıllarındaki Suriye Savaşı’nda Teos, Roma ve Pergamon Krallığı’na karşı yer almıştır ve bu yüzden de Apam sonra tekrar Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 133’de III. Attalos’un vasiyet yoluyla topraklarını Roma’ya bırakmasıyla birlikte Teos, Roma topraklarına dâhil edilmiş ve M.Ö. 129 yılında Roma’nın Asia Eyaleti düzenlemesi ile bu eyalet içerisinde yer almıştır. Teos antik kentinin Roma Dönemi’nde de önemini sürdürdüğü antik kentteki mimari faaliyetlerden anlaşılmaktadır. Hıristiyanlık Dönemi’nde Ephesos metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezidir.
Sadece yazıtlar aracılığı ile bildiğimiz Dionysos Sanatçılar Birliği, Teos’da çok önemli bir rol oynamıştır. Devamlı bir huzursuzluk kaynağı olarak görülen bu sanatçılar topluluğu M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında Teos’dan Ephesos’a sürülmüşlerdir. Ünlü ozanlar Anakreon (M.Ö. 572), Antimachos ve Epikürcü Nausiphanes Teoslu’dur.
Teos Arkeoloji Kazısı 2010 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa KADIOĞLU başkanlığında yürütülmektedir.
Tiyatronun seyirci bölümünde oturup pankartımızla birlikte resim çekiliyoruz.
Teos antik kenti hakkında bilgileri Arkeolog Selen Kanat ve bir kısmını da Olcay Ormankıran anlatıyor, biz de dinliyoruz. Bizleri binlerce yıl ötesine götürüyor, şarap tanrısı Dionysos ve ona adanan kurbanlar. Dinlerken aklımıza neler gelmiyor ki !

Binlerce yıl öncesinden günümüze dönüyoruz. Ve düşünüyoruz ki bu yıl Tanrılara, özellikle şarap Tanrısı Dionysos’a kimi kurban edelim. Her yıl zavallı Fırat Okutucu’yu kurban etmekten bıkmıştık. Adam ufak tefek, pek Tanrıların dikkate aldığı da yok zaten. Kış aylarında tur için toplantılar yaparken benim aklıma hep Fırat Okutucu kurban ediliyor, bu yıl da bizim canavar-ül velosipet Enes’i kurban etsek ne olur dedim. Senaryo da kafamda hazırdı. Enes ve Fırat hep turlarda birbirleri ile didişirdi. Her zaman yaptığımız gibi Fırat’ı kurban etmeye hazırlanırken birden bire habersiz olan Enes’e hücum ederek yere yatırıp kurban ritüelini gerçekleştirelim. Arkadaşlar da bu önerimi kabul ettiler ve keşif turunda simülasyonunu yaptık. Nerede, nasıl, ne şekilde Enes’e nasıl çullanacağımızı yerinde test ettik.

Artık sıra geldi bu yıl ki kurban merasimine. Tiyatrodan çıkarken Enes’ kamerayı hazırlamasını söyledik. Fırat’ı kurban edeceğiz diyerek yavaşça Fırat’ın etrafını sardık. Enes kamera ile çekim yaparken birden bire üzerine çullandık. Yere yatırdığımız gibi karga tulumba sunağa doğru taşımaya başladık. Enes’in elinde kamera hala çekim yapmakta. Nedense çektiği görüntüleri hala seyredemedik.

Kollarından ve bacaklarından yakalamışız, kıpırdamasına olanak yok. Allahuekber nidaları ile kurban merasimini gerçekleştirdik.

Fazla çırpınmasın diye hala tutuyoruz kollarından, bacaklarından. Bu olaya en çok sevinen de Fırat oluyor. Yıllardır didişerek geçen ömründe bir gün intikamı alırım diye sabırla bekledi. Sonunda Tanrılar dualarını kabul etti ve canavar Enes ten intikamını almış oldu. Kurban ayaklarımızın altında zafer kazanmış askerler gibi poz veriyoruz. Tanrılara sunduğumuz bu canavar-ül velosipet Enes kabul edilir de bundan sonra bisiklet turlarında yolumuz hep açık olsun.

Kurban merasimi bitti, bisikletleri alarak antik kentin diğer yerlerine doğru elde bisikletler yürümeye başladık.

Burada tarihi bir zeytin ağacı var. Teos antik kentini görmese de yaşı 1000 yıllık olduğu söyleniyor ve bu ağaçtan çıkan zeytin yağının 1 kilosu 1000 Lira dan açık artırmayla satılıyor. 2016 yılında Litresi 1.250 Liradan satılmış. Zeytin ağacı etrafında el ele tutuşarak çember oluşturup dönüyoruz. Ağaca sevgimizi aktarıp enerjimiz ile binlerce yıl daha yaşasın. İnsanlara ve kuşlara zeytin versin diye. 8 Kişi anca ağacın etrafını sarabiliyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

1000 Yıllık zeytin ağacı önünde pankartımız ile resim çekiliyoruz hep birlikte.

Herkes çekildikten sonra bisikletim KUZ ve kıytırık Zeytin ağacının önüne getirip resim çekiyorum. Ne de olsa bunu hak ediyorlar beni ve yükümü taşımakla.

Sevgili artçı Doktorum Mete Güney bisikletimin yanına gelerek onu da kareye alıyorum bir poz.

Antik kent içinde yürümek için iki metre yürüme yolu yapılmış. Yola Arnavut kaldırımı döşenip kenarlarına beton kaldırım dökülmüş. Yağmurlu havalarda çamurlara batmayalım diye böyle bir yol yapmışlar iyi de olmuş. Yokuş olduğu için bisikletler elde yürüyerek yukarı doğru yavaşça çıkıyorlar. Kimisi bisiklete binmiş düşük vitese çıkmaya çalışıyor. Bisikletlerin bagajlarında yükler olunca sürmek hele arazide zor biraz.

Yukarılarda Tapınak var oraya gelince bisikletleri düz araziye park ediyoruz. Etrafta bir çok zeytin ağacı var.

Çoğu yıkıntı taş yığını haline gelmiş şarap Tanrısı Dionysos tapınağına doğru gidiyoruz.

İyonya da şarap Tanrısı Dionysos’a yapılmış en büyük tapınak burada. Sütunların hepsi yıkık, kırık dökük olsa da etrafa saçılmış durumda. Tabi ki çoğu işe yarayan taşlar çoktan götürülmüş başka yere. Artık olanların olduğu yerde toplanıp Arkeolog Selen Kanat ve Olcay bizlere şarap Tanrısı Dionysos ve Teos hakkında bilgileri sırayla anlatıyor. Herkes oturmuş pür dikkat anlatılanları dinliyoruz. Doktor Mete’nin başının yanından oturanların resmini çekiyorum.

Antik kent turumuz bitiyor ve yola çıkıyoruz. Arkada süpürücü olarak kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra artçı ekibi ile peşlerinden yola çıktık. Önümüzde biraz yokuş var, yavaş yavaş çıkıp tepeyi aştıktan sonra deniz manzarası önümüze seriliyor. Mavi bayraklı kumsalı olan Akkum ve çıkıntısı olan küçük bir burun, yazlık evler, oteller kıyıda manzarayı oluşturmuş. Çalılar, ağaçlar beton çirkinliği bir derece olsun örtmüş. Karşı tarafta dağlar, tepeler Çeşme yarımadasını oluşturuyor. Arada deniz sakin görünüyor bu gün. Burada rüzgar sörfü yapılıyor devamlı. İnce bir bulut tabakası gökyüzünü kaplamış durumda.

Bu gece konaklayacağımız Akkum’a vardık. İlk önce belediyenin bizim için getirttiği masaları gönüllü arkadaşlarla kurup düzenlemeye başladık. Turumuzun amaçlarından birisi de tüm katılımcıların gönüllülük esasına dayanarak yapılacak işlerde el birliği ile katılmak, katkı sağlamak. Herkes yorgun argın olabilir ama işin elinden tutmak gerek. Böylece daha iyi kaynaşma olur katılımcıların arasında. Biz buna inanıyoruz.

Yerde kilitli taş döşeli, plastik masaları sıralıyor bir kişi.

Yemeğimizi yedikten sonra çadırımı kurup eşyaları içine yerleştirdim. Kahve takımlarımı çıkarıp az olan çekilmiş kahve kutumu doldurmak için değirmene çekirdek kahve koydum. Değirmeni de kahveyi hak eden bazı gerekli eşyaları ve ateş yakacağımız varili kamp yerlerine ulaştıran şöferin eline veriyorum. Ben bu arada deniz şortumu giyip denize bu yılın siftahını yapıp geliyorum. Kurulanıp giyindikten sonra kahve pişirdim.

Çadırlar kurulu, benim çadırım mavi renkte. Deni şortum ve peştemalim ipe serilmiş durumda, kuruması lazım. Çadırımın yanında bisikletim KUZ ve kıytırık. Kıytırığın bayrak çubuklarına Urim Baba’nın kahvesi tabelamı da asıyorum. Çadırın önünde de küçük tabureme şöfer arkadaş oturmuş değirmendi çekip duruyor. Önünde fincan kutusu ve kahve çekirdeği olan kese kağıdı var. Diğer çadırlar arkada. Yanlarında bisikletler.

Akşam karanlığı çökünce sıra geldi kamp ateşini yakmaya. Yani ABAK ateşi her yerde yanmalı. Kamp ateşinden sorumlu Şafak o işi hemen hallediyor ve ABAK ateşi içimizi ısıtmaya başladı bile.

İnce bulutların arasından ay kendini gösteriyor ve etrafı aydınlatmaya başladı. Ayın beyaz yüzü, ateşin kızıl rengi yüzümüze vuruyor. Şarkılar, türküler, muhabbet, kahkahalar kumsaldan denize doğru yayılıyor.

Gökyüzünde ay puslu bulutların arasından beyaz ışıklarını yansıtmış. Varilde yanan odunlar kızıl alevler içinde etrafında toplanan bizleri aydınlatmış. İğde ağaçlarının silueti karanlıkta gölge gibi.

Gecenin ilerleyen saatine kadar muhabbet devam etti. Artık yatma zamanı diyerek birer ikişer çadırlara çekilmeye başlayınca ben de izin isteyerek çadırıma çekiliyorum. En son kalana ateşi söndürüp öyle yatmasını söyledim. Güzel bir günün ardından yorgunluktan ve denize girmenin verdiği hazla uykuya daldım.

Canavar-ül velosipet Enes Şensoy’un çektiği video görüntüsü.

Bu gün yaptığımız yol 52 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası.

Powered by Wikiloc

Antalya Manavgat – Mersin Bisiklet Festivali 4. Gün

4 ekim 2015 Pazar

4. Gün

Manavgat – Gizli Cennet Bahçesi – Manavgat

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı

Ama atıldı yine de serüvenlere

Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya

Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı

– ki onlar daima birer yalnızdılar

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, Her tarafı ağaçlar kaplamış, yol o yeşil alan içinde kaybolmuş.

Günün en güzel zamanı bence sabahın ilk saatleri, neden derseniz tüm canlıların yaşam kaynağı Güneş ışınlarından ne kadar çok yararlanırsan o kadar yaşam dolu olursun. İnsanlık tarihi başlangıcından bu yana her sabah gerçekleşen doğal olayı yaşayan insanları mutlu etmiştir. İnsanlar bunun farkında olsun ya da olmasın bu gerçeği değiştirmez. İnsanların yaşadığı beton evlerde ki odalarında güneşin doğuşunu fark edemiyor maalesef. Bunu fark etmeme neden olan ise bisiklet ve bisiklet turları. Beton baskısından kurtulmuş olarak çadırda güneş doğmadan daha önce kendini hissettiriyor. Algılayabildiğime göre şanslı sayılırım.

Hava açık, fazla da nem yok şimdilik. dağların ardında güneş kendini göstermeye başladığında gözümü kırpmadan kahvemi yudumlayarak izliyorum sadece. Şairin dediği gibi ” Anlamak gideni ve gelmekte olanı, O müthiş bir bahtiyarlık sevgilim” Ben sadece gelmekte olanı karşılıyorum sabahın seherinde.

Manavgat çayı, su titriyor hafif rüzgar ile. Doğu ufku  güneşin ilk ışıkları ile kızıla boyanmış.

Güneş yavaş yavaş yükseliyor.

Güneş tamamen dağların ardından kendini gösterdi.

Kahvaltı yeni kalkmış katılımcılar ile kuyrukta sabah selamlaşmaları arasında sıramız gelince güzelce karnımızı doyuruyoruz. Ardından yola çıkma zamanına kadar herkes hazırlanıyor. Bu gün gizli cennet bahçesine gidip geleceğiz. Gerçi her taraf gizli cennet buraları ama bakalım gideceğimiz yer nasıl? Henüz gitmediğime göre yeni göreceğim yer her zaman cennet benim için.

Kilitli taş döşeli yolda bisikletliler gidiyor. Resim arkalarından çekilmiş.

İlk molamızı yerde işaretlenmiş olan yere gelince farkına varıyorum. Biraz dinlenmeli.

Sola işaretli iki ok işareti, biri üstte biri altta. bisiklet çizimi ve mola yazısı. Hepsi de beyaz sprey boya ile boyanmış.

Bir süre ana yoldan gittikten sonra Toros dağlarına doğru yol almaya başladık. Köy yolları olunca bazı yerlerde toprak yolda gitmek durumunda kalıyoruz. Toprak yolun güzelliği de yerde yüzlerce bisikletin tekerlek izlerinin görünmesi. Bisikletlilerin buradan geçtiğini görmek yetiyor, yolda yalnız olmadığımın kanıtı. Sadece izleri takip etmek yeterli.

Toprak yolda bir çok tekerlek izi, hepsi de birbirinden farklı. Henüz iz yapmamış ön tekerleğimin bir kısmı görünüyor.

Köy yollarının bir güzelliği de çeşmelere sık sık rastlamamız. Şimdiki ana yollarda pek çeşme yoktur. Hatta hiç yapılmaz, nedeni ise marketlerden para ile su almanız içindir. Çok zorda kalmazsam marketten pek su almam. Köy yollarında mutlaka bir çeşmeye denk gelirim. İşte bir çeşme ve pistonlar ısınmış, soğutmak gerek. Bu arada susuzluğumu da gideriyorum. Su şişelerimi tazeliyorum.

İki borudan akan su ve yalakta ayaklarım dizlerime kadar suyun içinde. Sarı mataramı su ile doldurmaktayım.

Hava sıcak olunca başımı da yıkamadan edemedim. Bir süre serin tutar nasıl olsa. Saçlarımı akan suda yıkarken.

İşte köy yolu, hiç bir araç yok. Kafam sakin ve rahat, Ormanın içinde olmasam da tam olarak yol kıyısına bir kaç sıra zeytin ağacı dikilmiş. Önemli olan yeşilliğin içinde pedal çevirmek.

Yol düz gidiyor, asfalt. Kıyıda ağaçlar.

20151004_114442

Çeşmede biraz serinledikten sonra yola devam ediyorum. Yorulanlar kısa mola vermişler nefeslerini sakinleştiriyorlarken buluyorum.

Arıcılar yoldan biraz içeri arı kovanlarını yerleştirmiş bal üretimini yapıyorlar.

Son yokuş dedikleri yere geldik galiba. Öyle fazla sert te değil, bir çırpıda çıkarız. Devrim önde  gidiyor.

Gizli cennet denilen yere geldik, gerçi gizliliği pek kalmamışa benziyor. Ağaçların arasında kalmış o yüzden gizli diyorlar. Kısacası herkes biliyor burasını. Gördüğüm arabalardan belli gizli olmadığı.

Yol ağaçtan bir tünel görünümünde. Yeşil ağaçlar arasında kaybolan yol. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Suyun başında bir güzel bize poz veriyor çakıllara oturmuş durumda. Elleri dizlerinin önünde birleşmiş. Bulanık su yayılmış olarak akıyor, suyun içinde iki kaz biri yüzüyor biri ayakları üzerine dinelmiş bize bakıyor merakla ne yapıyoruz diye.

Sevgili arkadaşım bizler için ta Antalyalardan tek başına pedallayıp gelmiş. Bizlere renk kattı. Yeşile yeşil rengini verdi.

Yeşil tişört giymiş Devrim yanımda elimi omuzuna atmış durumda elçek resim çekildik. Kazlar yine arkada fon oluşturmuş.

Burada öğle yemeğini yiyoruz ve ardından belli bir süre dinleneceğiz. Gizli cennet şelalesi burada, suyu bulanık ve az akıyor. Şortlarımı giyip küçük havuza giriyorum bir süre. Su ılık, havada sıcak olunca sanki hamamda yıkanıyormuşum gibi.

Neredeyse 10 metre yükseklikten dökülen şelale geniş bir su göletine akıyor.

Bir kaç küçük şelaleden oluşmuş doğal güzelliği bir süre yukarılardan çağlayan su sesi ile dinlendik.

Resmi şelalenin yukarısından tam döküldüğü yerden aşağısını çekiyorum gölet ile birlikte.

Gizli cennet şelalesinin fazla bir özelliği yok. Bir kaç şelale ve restorandan başka bir şey yok. Dinlenme bitince hareket başladı geri dönüş için. Manavgat’a kadar hep iniş olacak.

Gizli Cennet yazan tabela pas tutmuş sadece harfler kalmış. Restorana gidiş yönünü gösteriyor. Yol kıyısında taze çam fidanları büyümekte.

Dönüşümüz çabuk oluyor kamp alanına, bundan sonra pek resim çekmedim. Kamp alanında geri dönüş telaşı vardı. Gidenlerle vedalaşıp uğurladım. Ben bir kaç kişi bu akşam buradayım. Yarın Mersin’e gideceğim otobüs ile. O yüzden fazla geç olmadan yatıyorum.

Bu gün yaptığım yol 73 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc