Etiket arşivi: alabalık

Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes 3. Gün

27 Nisan 2016 Çarşamba

Beydağ – Kiraz – Çatak Vadisi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır.)

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, sul taraf kayalı, sağ taraf yeşil bitki örtüsü ile kaplı. Yukarıdan şelaleden sular döküldükten sonra, dört kademe basamaktan çağlaya çağlaya çay akıyor.

Çadırımın kapısını her zaman doğuya doğru, Güneşin doğduğu tarafa kurarım. Sabah ilk gün ışıkları ve Güneş çadırımın içine girmesini isterim. Ve bu sabah Güneş ilk ışıklarını çadırımın içini dolduruveriyor ilk ışıklarıyla. Öyle bahtiyarım ki zamanın tadını çıkarıyorum. Hiç acele etmeden. Bazen zamanı durdurmak gerektiğinde zamanı durduruyorum. Zaman durunca çadırımın için bir Dünya Güneş ışığın içeriye dolmasını sessizce izliyorum sadece. İçim de ışıkla doluyor, kalbim berraklaşıp yeni güne başlamak için enerji ile doluyor. Zaman durunca tembellik hakkımı da kullanmış oluyorum.

Çadırımın fermuarı açık içeriye Güneşin parlak ışıkları doluyor. Tam karşımda çınar ağacının kalın gövdesi ve bisikletim KUZ sadece ön tekerleği ile görünmekte. Gidonda sarı kaskım asılı durumda.

Tuvaletlerin olduğu binaya geldim. Elimi yüzümü yıkayıp güne güzel bir sabah ile başlıyorum. Çadırı kurduğum yer küçük bir tepede. Fıstık çam ağaçları dikilmiş sıralı olarak. İstinat duvarı taş ile örülüp beyaz kireç ile badana yapılmış. Yukarıya doğru merdiven de taşlardan yapılıp beyaza boyanmış.  Uzaktan bakınca temiz ve bakımlı bir park görünümünde.

Sabahları her zaman yaptığım kahve pişirme olayına zaman geçirmeden başladım. Kahve takımlarını çıkarıp kahve cezvesini ocağa sürüyorum. Çınarın gövdesi köklerde daha da genişliyor saçak biçiminde. Urim Baba’nın Kahvesi tabelamı da gövdeye iliştirdim. Bağdaş kurup kahvenin pişmesini bekliyorum sabırla.

Kahve tiryakisi olan Sadun abi de bankta oturup kahvenin pişmesini sabırsızlıkla bekliyor. Resmimizi çeken Ferdimen de sırada, o da sabırsızlıkla bekliyor kahve pişmesini.

Kahve faslından sonra eşyalarımı ve çadırı toplayıp kıytırığın çantasına yerleştiriyorum çarçabuk. Ardından kahvaltılık malzemelerini alıp az aşağıda çay bahçesinde masalara yerleşiyoruz. Masaları tek sıra birleştirip sıraladık manzaraya karşı. Aşağımızda Beydağ baraj göleti görünmekte. Ondan öte Bozdağların sonları ve Suyun Kaynağına gideceğimiz Çatak vadisini görüyoruz. Masanın üzerinde duble bir çay bardağı içi çay dolu ve kavanozda bal.

Hepimiz önümüz açık şekilde oturup kahvaltıyı eşsiz bir manzarada keyfimizce yapıyoruz. Hani Şair demiş ya Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı işte o anları yaşıyoruz mutlulukla.

Şafak ve ben yan yana kahvaltı yaparken arkamızdan Gürel Beydağ baraj göleti ile birlikte resmimizi çekiyor.

Kahvaltıyı afiyetle yaptıktan sonra az yukarıda şelalelerin olduğu yere doğru yürümeye başladık. Etraf yeşillikler içinde, dere de şarıl şarıl akıyor otların arasından. Arkadaşlar da ileride yürüyüş kolunda ilerliyor.

Eski taş köy evleri, duvarlar düz olarak örülmüş. Evlerin üstü kiremit ile kaplı.

Evlerin kimisi iki katlı, kocaman bacası ve dağılmak üzere olan eğri büğrü çatısı. Ha yıkıldı, ha yıkılacak gibi.

Dere yatağında yukarıya doğru çıkıyoruz. Dere küçük ama şarıl şurul küçük çağlayan olarak akıyor kayaların arasından.

Az yukarıda dere yatağında taş duvar örülmüş, Dere duvarın tepesinden aşağıya dökülürken Figen Gülgör ayaklarını ve kollarını iki yana açarak altından akan dere ile poz veriyor. Duvarın kenarında saksılar dizelenmiş. Sağda bir masa duruyor.

Duvarın olduğu yere geldim, su dökülürken güneşi de parlak ışıklarıyla kareye alıyorum bir poz.

Dere kademeli olarak akıyor. Üç kademe ve gerisinde daha yüksekten dökülen dere. Şimdiye kadar çektiğim en güzel resimlerden birisi. Suyun kademelerden akışı, ışığın akan su yüzeyinde yansıması görülmeye değer. Su ile beraber sağ taraftaki yeşil bitkiler resmi tamamlıyor. Yeşil bitki örtüsü derinlemesine gidiyor. Sol tarafı ise yosun tutmuş kayalar. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Su bereket getirmiş, yükseklerden dökünen az miktarda su etrafı yeşile boğmuş. Ayrıca kayalar da yosun tutmuş. Kökler aşağıya su ile birlikte süzülmüş.

Burada her taraftan ayrı ayrı küçük çağlayanlar olarak dökülüyor kayaların arasından kayaların üstüne. Suyun döküldüğü yer epey yüksek.

Bazı yerlerde ise düşük kademelerden sakince akıp gidiyor minik dere. Ağaç gövdeleri bile yosun tutmaya başlamış.

Gidebildiğimiz yere kadar gidip resimler çekildikten sonra geriye dönüyoruz. Yoğun bitki örtüsü altında arkadaşlar aşağıda dönüş yolunda aşağıya doğru dere ile birlikte gidiyor.

Buradan manzara ağaçların bana gösterebildiği kadar çok güzel. Bir süre bakmak bile bana yetiyor. Yeşillikler arasından Küçük Menderes havzasının başlangıcı.

Bahar ayında olduğumuzun gerçeği karşımda duruyor. Anne koyun bir yün yumağı halinde yakın zamanda doğmuş kuzusunu emzirirken. Kuzu da annesinin memelerine adeta saldırıya geçmiş. Anlaşılan karnı çok aç kuzunun.

Yılların arkadaşı Hüseyin Dölçek Çay bahçesinde diğer arkadaşların hazırlanmasını beklerken beraber poz veriyoruz. Hüseyin ile yıllarca bir çok turu beraber yaptık, Bazen acele eder, bir an önce yola çıkmak ister ama bazen yanlış yere de gittiği olur. Bazen de o kadar acele eder ki geç kalır, ulaşamazsın ama eninde sonunda gelir. Buna rağmen sağlam bisikletçidir.

Köyün muhtarı geliyor yanımıza, kendisine teşekkür ediyoruz bizi köyde ağırladıkları için. Herkes hazır olunca dün tırmandığımız yokuşu çarçabuk indik. Beydağ da konaklamamızı sağlayan arkadaşa teşekkür etmek için şöyle bir uğrayıp teşekkür ettik ama ne kadar yardımcı oldu bilemiyorum. Belki de hiç yardımcı olmadı. Zaten pek ulaşamamıştım kendisine telefonla ama arkamızdan söz ettirmektense bir görünüp öyle yola çıkalım dedim. Kısa görüşmemizden sonra yola çıkıyoruz. Kasaba çıkışından hemen sonra baraj göletinin olduğu yere doğru tırmanıp  göletin gökyüzünün rengini aldığı masmavi suların kenarında durduk toplanmak için. Ferdimen de bizi gölün masmavi suyu ile birlikte resmimizi çekiyor.

Kıytırık arkasında bayrakları ve KUZ ile gölün kıyısında bir poz çekiyorum.

Göl nehir boyunca kıvrılıp gidiyor. Baraj gölü tamamen dolu, bu yıl iyi yağış yağdı ve dereler, nehirler dağlardan şarıl şarıl akıyor. Tarlalar da gölün bittiği yere kadar gelmiş.

Çaylı köyünde çay molası veriyoruz. Masanın etrafında toplandık köylülerle beraber.

Kahvede oturan Ahmet Sezer ısrarla bize çay ısmarladı, kendisine teşekkür ederim. Daha önceki tecrübelere dayanak olan uydurma efeler gibi değil. Sözünde durdu ve çayları ısmarladı hepimize. Nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz klasik mabetten sonra at muhabbetine geliyor. Adam atlara hasta, atları ballandıra ballandıra anlatıyor heyecanla. Elinde sigarasını yakmaya bile fırsat bulamadı. “Süleyman’ım vuruldu yarım saate Ödemiş’e duyuldu. Yarım saatte atla ödemişe gidip haber vermişler, bu hikaye gerçek” diye anlatıyor. Aşağıda anlattığı türkünün sözleri;

Süleyman Bacanak Türküsü

Kaymakçı kıraathanesinde masa kuruldu

Masanın başında Süleyman vuruldu

Saat beşe varmadan Ödemiş’e duyuldu

Kıyma bana bacanak Abdullah merdenesiyim

Anamın babamın bir denesiyim

Kaymakçı kıraathanesinde halı döşeli

Doktorlar geliyor eli şişeli

Süleyman üç gün oldu şehit düşeli

Kıyma bana appak Abdullah menrdenesiyim

Anamın babamın bir denesiyim

 

Ahmet Sezer heyecanla türküyü anlatırken.

Masada duran dergide atları ve rahvan at yarışlarını bize heyecanla gösteriyor.

Dut ağacının gölgesinde Ahmet Sezer demli çayları yudumlarken türkülerin ve efelerin hikayesini anlatıyor.

Çay molasının ardından Ahmet Sezer’e teşekkür edip yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Her ne kadar leylek yuvasında dursa da daha önce havada uçarken görmüştük. O yüzden bu yıl bol bol gezeceğiz. Zaten gezmelerdeyiz ve yola çıkmaya hazırız.

Yakın çekimde leylek yuvasında gagası ile tüylerini temizlerken.

Hazır olunca leyleğin gözetiminde yola çıkıyoruz. Elektrik direği tepesine ilave demir konularak leyleğin yuvasını yapması sağlanmış. Elektrik tellerine zarar verilmemiş oluyor. Yola çıkmış bisikletliler tek sıra halinde giderken Gürel arkadan resmi çekiyor Leylek yuvası altından

Göl seviyesinde yemyeşil tarlalar ve otlayan inekler yayılmış otluyorlar. Baraj gölü ve ardında dağlar yükselmekte.

Baraj gölünün ardı ova, geniş bir alan oluşturmuş ta Bozdağlara kadar. Dağın dibinde de İzmir’in Kiraz ilçesi var. Oraya doğru gideceğiz.

Yoğun papatya çiçekleri arasında çakır dikeni tek başına açmış, uzun boyu ile ve mor çiçeğin altında dikenli taç yaprakları.

Yol düz ve iyi gidiyoruz. Yolumuz öyle uzun değil. Yol kıyısında bir kahvede mola veriyoruz yine, çay soda içmek gerek.

Kısa sürede Kiraz’a vardık, öğle yemeği için serbest zaman verdik. Şafak ta bizi kendisinin olmayan lokantasına götürdü. Şafak Lokantasının önünde Şafak olarak poz veriyor.

Nefis kuru fasulye, bulgur pilavı, kuru soğan ve acı turşu biberi ile karnımızı doyurduk.

Masa donatılmış durumda, Sevil, Figen, Şafak ve ben kendimize ziyafet çekiyoruz.

Serbest zaman bitiminde herkes alışverişini yapmış ve karnını doyurmuş olarak toplanıp Çatak vadisine doğru yola çıktık. Çatak vadisinin gürül gürül akan Keleş çayının dibinden gidiyoruz yukarıya doğru. Çay yatağına bentler yapılmış taşkın ve sel olmasın diye.

Henüz sert rampa yok önümüzde. Çok hafif bir eğim var sadece. Tek sıra katar misali gidiyoruz.

Yoldaki güzellikleri görmeden geçmiyorum. Bunlardan birisi de tarla kıyısında kırmızı açmış gelincikler. Yeşil otların arasından bir canlılık vermiş doğaya.

Başka bir güzellikte içi dolu su akan kanallar. Suyun akışı insanı cezbediyor.

Küçük bir tepe, tepede kale duvarları yıkık dökük görünüyor. Sol tarafta cami minaresi göründüğüne göre oralarda bir köy olmalı. Ağaçlardan görünmüyor.

Ferdimen de bisikletin gidonuna ABAK ta kullandığımız yeşil renkli kurdeleyi bağlamış aheste aheste bisiklet sürüyor.

Kavaklar ve bahçeye dönüşmüş dere kenarı, bahçede nar ağaçları dikilmiş. Henüz çiçek açma zamanı değil, Mayıs ayında açıyor nar çiçekleri. Çay yatağındaki su dengeli aksın diye sık sık bentler örülmüş ki çay yatağını bozmasın taşkın olmasın diye.

Az bir eğimle düz çay yatağı düzenlenmiş olarak sakince akmakta.

Bisikletim KUZ ve kıytırık bendin üstünden dökülen çay ile beraber resmini çekiyorum.

Daha çok çınar ağaçları olan çay yatağında kimi yerlere ceviz ağaçları da dikilmiş. Çay tertemiz olarak kayalardan çağlayıp akıyor. Arada durup çayın akışını izliyorum. Hem biraz da dinlenmiş oluyorum böylece. Tırmanış artmaya başladı, eğim sertleşiyor git gide.

En arkada yavaş yavaş çıkıyorum kendi tempomla. Önümde Kaya Palancılar ve Cem Koç var sadece. Eğimin fazla olduğu yerde bir dönemeç var önümde. Dönemece gelmeden bir hışırtı duyuyorum. Herhalde traktör ile dereye toprak döküyorlar az ileride. Ben öyle sandım o hışırtı sesini. Dönemeci dönünce Kaya Palancılar telaş içinde derenin kenarında aşağıya bakarken ne göreyim bizim Cem Koç bisikleti ile 4 metre aşağıda dikenli böğürtlen çalısının içinde bisikletin üzerinde yan yatmış olarak öylece duruyor. Hemen bisikletimden inip Cem’in durumunu sordum her hangi bir kırık çıkık var mı diye. O da sakince şimdilik iyiyim deyince az rahatladım. Çalılara aldırmadan çok dik olan yerden dikkatlice Cem’in yanına indim. İlk önce dikenli çalıları üzerinden ayıklayıp bisikletten inmesini sağladım. Bisiklet ile beraber takla atıp hiç inmeden selesinin üzerinde öylece dik olarak yamaçta duruyordu. Bisikletten inince sağını solunu kontrol etti. Herhangi bir şeyi yok. Sadece dikenler batıp bir kaç yerini çizmiş. Batan dikenleri üzerinden temizledim. Yukarıya bisikleti iterek çıkarmanın olanağı yok. Kaya Palancılar araçlardan yardım istemiş, kamyonetin birinden bir ip bulup aşağı attılar. İlk önce bisikleti bağlayıp çıkartmalarını sağladık. Sonra ipe tutunan Cem’i çıkardık. Son olarak ben çıktım yukarıya. Üstümüzü başımızı temizledik, toz toprak içindeydik. Cem’in çiziklerine baktım, az biraz çizikten dolayı kanama var ama o kadar önemli değil. sonra bisikletini kontrol ettim o da sağlam. Cem’in kafası da sağlam çünkü kaskı takılı değildi. Neyse ki kafası taşa çarpmamış. Ucuz atlattık sayılır. Cem’e “Nasıl olduğunu sordum?” O da ” Tam dönemeçte bir arabaya yol vereyim diye durayım dedim. Sağ ayağımı yere koyunca birden boşlukta hissedip bisikletle bir takla atarak aşağı düştüm. Meğer ayağımı koyacağım yer çalılık ve üzeri çınar yapraklarla kapanmış, altı boşluk olunca ayağım boşluğa geldi.” Diye anlattı. Anlatınca da kendi haline gülmeye başladı. Beraber güldük halimize. Neşemiz yerine geldi sayılır. Telefon ve telsiz ile yukarıya çıkmış olan arkadaşlara haber veremedik. Neyse az bir yolumuz kaldı sayılır. Gidince durumu anlatırız, yapacak bir şey yok. Cem tekrar kendini kontrol etti, bisiklete binebilecek durumda.

Kaya Palancılar da bizim aşağıdaki halimizi çekmiş. Cem ve ben bisikleti ip ile bağlayıp yukarıya çektirirken.

Kısa sürede arkadaşların yanına vardık. Durumu anlattım kısaca, önemli bir şeyin de olmadığını belirttim. Şafak Omaç ta bizimle iletişime geçemediğinden meraklanmış gecikmemizden dolayı. Programımızda çayın yukarılarına kadar yürüyüş yapacaktık ama biz gecikince grubu bekletmiş bizden haber alasıya kadar. Bu arada aramızdaki en yaşlımız Sadi abi biraz panik yapmış, o yüzden yaşın getirdiği telaş ile biraz konuşmuş ileri geri. Kemal Lale de söylenmeye başlayınca Şafak dayanamayıp patlamış Kemal Lale’ye. Şafak kimseye çadır da kurdurmamış bizi beklemişler. Artık durum sakinleşince Şafak ile yukarıya gitmeye gerek yok, biraz yıprandık ve akşam olmak üzere deyip arkadaşlara çadırları kurup dinlenmeye çekilebilirsiniz dedik.

Kayaların ve bentlerin üzerinden akan gürül gürül bir ortamdayız.

Çay coşkunca aşağıya doğru akıyor. Çayın iki yanında ağaçlara bağlanmış bir hamak su üzerinde gergin duruyor.

Cem’in atlattığı küçük kaza ve onun getirdiği stresi almak için hemen çadırımı kurup su donumu giyerek bendin yüksekten akan çayın serin sularına bıraktım kendimi. 2 Gündür de duş almıyordum. Bu soğuk duş biraz olsun üzerimdeki yükü aldı götürdü. Güzel bir duş terapisi gibisi yok. Soğuk suyun kılcal damarlarımı harekete geçirip kan dolaşımını hızlandırarak yeniden doğmuş gibi hissetmemi sağladı. Benden başka da suya giren olmadı.

Bendin tepesinden beyaz köpüklerle akan çayın sularında yıkanırken.

Zamanla olgunlaşan düşüncelerimiz bizi çevreye daha duyarlı olmamızı sağlıyor. Hele bisiklete binmek ve doğanın içinde turlar yapmak iyice olgunlaşmamızı sağladı. Ve çevreyi düşünmeye başladık. Çevre olarak doğada gördüğümüz olumsuzluklar, kirlilikler, pislikler gözümüze batmaya başladı. Zaten doğada aykırı olan kendini belli ediyor. Bu düşüncelerimizden birisini de şimdi gerçekleştiriyoruz “Suyun Kaynağına Yolculuk” İnsanın doğaya yaptığı zararları azaltıp yok etmek için bir şeyler yapmalı diyerek Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerden aldığımız sembolik toprağı kendi gücümüz ile bisikletlerimizle suyun kaynağına getirdik. Buralarda tertemiz, insan elinin kirletmediği sulara kirli toprakları döküyoruz ellerimizle. Toprağın su ile yolculuğunda denize ulaşıncaya kadar temiz akmasını diledik. Geleceğimize, yarınlara, çocuklarımıza tertemiz bir dünya bırakabilme umudu hala içimizde var. Bu anlamlı yolculuğumuzu 3 günde tamamladık. Bizim gibi düşünen arkadaşlarımız da bizim gibi düşündüklerinden destek olup bu yolculuğa çıktı. Hepimiz iyi bir şey yaptığımıza inanarak mutluyuz.

Ben ve Ferdimen ellerimiz ile çayın sularına toprağı dökerken arkadaşlar da bizi izliyor.

Duşumu almış tertemiz olarak giyinip bir yorgunluk kahvesini hak ettik sanırım. Kahve takımlarımı çıkarıp uygun bir yere oturuyorum. Arkamda çağlayanın aktığı görüntü ve Urim Baba’nın Kahvesi tabelamı Ferdimen’in tripoduna asıyorum.

Kaza zade ve kurtarıcı olarak yan yana oturup kahve pişiriyorum Cem de yanımda. Cem haliyle boş durmuyor, herkese yetecek kadar hazırda kahve olmayınca kahve değirmenini verdim. O da yanımda kahve öğütmeye başladı.

Keyfimin kahyası yerine geldi kahveyi yudumlarken. Böyle güzel bir yerde kahve içilmez mi?

İşletmenin küçük kızı bizlere pastel boya ile resim yapıyor. Burada ailesi alabalık yetiştirip pişiriyor gelen müşterilere. Okul dışı zamanlarda ailesinin yanında durduğundan çevrede olanları kağıda çizmiş renkli boyalarla. Bir ağaç ve ağacın bir dalı var. O dala da minik bir kuş konmuş, Ağacın yaprakları sarı, çimenler de sarı renkte. Bir de dereyi yukarıdan aşağıya çizmiş. Çocuk bilinci doğada gördüğünü çiziyor temiz, saf ve duru düşünceleri ile. Belki bizleri gördükten sonra doğayı daha çok sevecek ve doğayı korumak için çaba harcayacak.

Akşam olmak üzere, kendimize ödül vermek gerek, hem işletmeciye de destek olmalı. O yüzden herkes yiyeceği balığı ısmarladı. Balık ta toprak tabak içinde tereyağlı, sebzeli, patatesli, peynirli olarak odun yanan fırına sürüyor. Şimdiden pişmiş balık kokuları burnumuza gelerek acıktığımızı hissettiriyor.

Yarım yuvarlak fırın ağzından içerisi odun alevi ile aydınlatılmış. İçeride toprak tabaklarda pişen balıklar. Dışarısında ise pişmiş olanlar biraz soğumasını bekliyor.

Yemeğin üstüne de demli duble çay içimizi ısıttı fırından gelen sıcaklık ile.

Çay bardağı fırının ağzına yakın bir yerde. Fırın içinde de köz olmuş odunlar ve bir tane toprak tabak içeride pişiyor.

Alabalıklar havuzda yetiştiriliyor. Borulardan sürekli olarak su akmakta havuzun içine.

Havuzun içinde siyak derili alabalık sırtları görünüyor yüzerken.

Havuza yukarıdan da sular dökülerek daha çok suyun soğumasını sağlıyor. Üç kademe havuz içleri balık dolu.

Nefis pişen balıklarımızı yiyip karnımızı doyurduk. Sonrasında çayın kıyısına kamp ateşimizi yakıp etrafında toplaşarak sohbete başladık.

Sevil ateşin yanında kayaya oturup poz vermiş. Gecenin karanlığında şelaleden dökülen suların beyaz köpükleri görünüyor.

Kamp ateşinde yanan odunlar ve ateş suyu içimizi ısıttı.

Ateşin başında epey oturduk, günün değerlendirilmesi, yaptığımız turu, yarın ki dönüş yolunu konuştuk aramızda. Fazla geç olmadan çadırlarımıza çekilip yattık. Ben çadırımı dere kıyısına kurdum. akan suyun gürültüsü çok yakın ama bana ninni gibi geldi. Kısa sürede derin bir uykuya daldım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 36 Kilometre kadar.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası.

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 21. Gün

8 Haziran 2015 Pazartesi

21. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerim bir kısmı Ferdimen’e aittir)

Toros Dağları – Karaman Civler

 

Yeni sözler demeye geldim yeni seslerle,

Bağırmalarla değil, canımdan nefeslerle..

Sana kalacak ne var dersen, anlamı derim;

Susmalarında bile bulur seni seslerle

Özdemir Asaf

 

Öne çıkmış olan görsel, Sağda yol, Solda yolun altı derin uçurum. Yol dağların eteklerinde tepelere doğru gidiyor.

CAM01750

Dumanlı dağlarda uyumanın rahatlığı ile sabahın erken saatlerinde yanımıza kadar gelen bir motorun sesi ile uyanıyorum. Bu gece de harika bir uyku çektim. Motor durduktan sonra bir kadın ve adamın sesleri duyuldu ilk önce. Sonrasında iki çocuğun kendi aralarında konuştuklarını duydum. Çadırımın fermuarını açınca iki kafa, dört meraklı göz ile burun buruna geldim. İşte resmi çekilmeyen anlardan birini yaşadım. Bazı şeylerin resmi çekilmez ya! O anın resmini çekmek istemezsin de sadece sen görürsün. Çocukların kocaman kafaları çadırıma uzanmış merakla; “Acaba içinden ne çıkacak, kim çıkacak?” diye gülüşerek beklerken göz göze gelmek. Sabahın bana sunduğu sürpriz ile güne başlamak harika.

Dışarı çıkınca, aile ile tanışıyorum. Kadın hemen kuzineyi yaktı ve gözleme için hazırlıklara başladı. Bu arada çay da hemen demlenmeye başladı. Ailenin reisi Hüseyin ile sohbete başladık. İlk önce kimse olmadığından burada izinsiz kaldığımız için özür diledik. Yolda sisten dolayı çardağa sığınmamızı anlattık. Hüseyin de önemli değil diyerek ailesini ve dün niye gelmediğini anlattı. Dün hem seçim vardı hem de çocuklar hasta olduğu için doktora götürmüş. O yüzden gelememişler. Çocuklar biraz zayıf görünüşlü ve sık sık hasta oluyorlar. Tek geçim kaynağı da burası ve pek para kazanamıyor anlaşılan. Köydeki uğraşı anca boğaz tokluğuna. Biraz para kazanayım diye karısı ile birlikte bazlama, çay gibi şeyler satmaya çalışıyorlar. Hüseyin tatlı ve sakin bir yapıya sahip.

Sohbetten sonra çay olasıya kadar çadırları ve eşyaları toplayıp bisikletlere yükledik. Kahvaltı malzemelerini hazırlayıp çayı da Hüseyin den aldık. Katkımız olsun diye ilk müşteri olarak birer bazlama da ısmarlayıp sıcak sıcak yedik. Kahvaltının ardından kahveler benden deyip kahve pişirip Hüseyin ve karısına ikram ederek içtik bir güzel. Sonrasında da yediğimiz bazlamanın ve çayların ücretini verdim Hüseyin’e. Bir miktar para da çocuklara vererek sevindirdim. Çok tatlılar ya, utanarak aldılar parayı. İki çocuk, plastik sandalyede oturuyorlar.

20150608_081936

İşte kaldığımız bazlamacı ve çardağı. Derme çatma, kendi olanakları ile yapmış Hüseyin. Bisikletler yola çıkmaya hazır bekliyorlar.

20150608_082344

Hüseyin ile yola çıkmadan birer resim çekiliyoruz. Bir ben çekiliyorum.

20150608_082407

Ardından Ferdi çekiliyor. Ferdimen’in boyu Hüseyin’den bir baştan fazla.

20150608_082419

Hüseyin ve ailesi ile vedalaşarak yola çıktık. Dün akşamki bulut dağın tepesinden kalkmış. Hava pırıl pırıl güneş ışığı ile masmavi. Mis gibi çam kokusu ortalığa yayılmış. Taze oksijen ciğerlerime doluyor. Yol bir süre daha tırmanacağımızı gösteriyor. Dik yamaç ve çam ağaçları.

20150608_082639

Sıradağlar sıralanıp gitmiş, etrafta bir tane bile bulut yok. Güneşin ilk ışıkları ile ısınmaya başlayan toprak hafif buharlaşmanın etkisi ile serinliğini hissettiriyor.

20150608_082642

Toros dağları muhteşem ve heybetli. Bir çok yaşama hayat veriyor bereketi ile. Buraları gezebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Görüyorum ve yaşıyorum uzaktaki dağlardan çam ağaçlarına kadar.

20150608_083849

Vadi çok derin ve dibi görünmüyor.

20150608_083856

Yola ilk çıkışımızda tırmanışla başlamak biraz zorluyor. Sıkça durup dinleniyoruz. Bisikletim KUZ ve Ferdimen. Yol dik kayalıkta kıvrılarak gidiyor.

20150608_083905

Dinlenirken elçek ile bir resim çekmeden olmaz. Arkada dağların heybetli manzarası da kareye giriyor.

20150608_084238_HDR

Yükseldikçe ağaçların yapısı değişiyor ve daha da yükseklerde seyrelmiş durumda. Zaten ortalık kayalık.

CAM01771

Bir çam türü olan Katran ağacı gözüme ilişiyor, durup resmini çekiyorum. Ağacın tepesi kırılıp yana doğru uzamaya başlamış. Katran ağaçları değişik biçimde dalları yere paralel üzeri de yayılmış bir düzlük gibi. Seyretmesi bile insana terapi gibi bir etki yaratıyor.

20150608_084930

Yolun sağ tarafı yüksek ve dikine kesilmiş kayalıklar. Yolu nasıl yapmışlar acaba bu dik ve çetin yerde. Epey uğraştıkları, zor şartlar altında çalıştıkları belli.

20150608_084949

Sağda, dağların kıvrımları aşağıdaki derin vadiye çıkıyor.

20150608_085041

İşte bitkilerin yaşam savaşı ve bir çam ağacının  en uç noktada yaşama tutunması. İnsanı hayretler içinde bırakıyor. Doğa müthiş bir şekilde yaşamı devam kılmakta. Doğanın bu yaşam gücünü hayranlıkla ve anlamaya çalışarak izliyorum sadece. Çam ağacı, dik kayalığın ucunda göğe doğru yükselmiş.

20150608_085047

Kimi yerlerde toprak kayması olmuş koca çam ağaçları toprakla beraber aşağıya kaymış durumda. Kimisi devrilmiş, tutunacak toprak altında kalmayınca.

20150608_090822

Yamaçta toprakla beraber kaymış çam ağaçları.

20150608_090824

Toprak kaymaları yüzünden tünel yapım çalışmaları başlamış. Henüz inşaat halinde tüneller var.

20150608_090826

Tünel yapılırken yol da genişletiyorlar.

20150608_091126

Toros dağlarını izlemek muhteşem.

20150608_091130

Bir taraftan tünel yapım çalışmaları devam ediyor, diğer taraftan toprak kaymaları sürekli olmakta. Kayan toprak yığınları kaldırmak ta kepçe ile sürekli çalışılıyor. Toprak kaymasın diye beton ile önlemeye çalışıyorlar ama o da yeterli gelmemiş anlaşılan. Dağ hareket etti mi karşısında hiç bir şey duramaz bunu görüyorum.

20150608_092101

İş makinaları ve kamyonların arasından dikkatlice geçiyoruz. Hafriyat nedeni ile kamyonlar asfalt filan kalmamış. Yol toprak ve düz değil.

20150608_093233

Büyük bir olasılıkla tüneller bitince buralardan geçemeyeceğiz anlaşılan. Hele bisikletle geçmek zorlaşacak. Çünkü tüneli sadece arabalar için yaptıklarından bisiklet için yer yok ve tehlikeli. Yol yamacı ikiye bölmüş.

20150608_093950

İşte yolun durumu bu, biraz ileride “Kuş Yuvası” denen yer varmış. Köylüler öyle söylemişti. Yol çok tehlikeli olduğunu, her yıl bir kaç arabaya yukarılardan kaya parçaları düşerek uçuruma sürüklüyormuş. Aylar sonra araba bulunup haberleri oluyor insanların. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

CAM01750

Biz de anlatılanlardan etkilenip riske girmeden yeni açılmış tünelden gitmeye karar verdik. Tünelin ağzı görünüyor.

20150608_094330

Tünelin içindeki yolu görüyorsunuz değil mi? Sağda hiç pay bırakılmamış bisiklet için. Belki kaldırımdan yürüyerek bisiklet elde geçilebilir.

20150608_094612

Tüneli rahat geçtik, pek te araç yok denecek kadar az. Tünel çıkışında iki yabancı bisikletli gezgin ile karşılaştık. Onlar da tünele girmeye hazırlanıyorlardı. Tarzancam çok iyi olduğu için yolun tarifini verdim. Sadece tünel çalışmalarının olduğu yerde dikkat etmelerini söyledim. Yollarının hep iniş olduğunu, akşama Alanya’ya çabuk varacaklarını anlattım Tarzanca. Tüneli ucunda güneş ışığı ile yüzlerimize vuran yolcu mutluluğunu bir anı olarak yakalıyorum. Elçek ile dördümüzü çekiyorum.

20150608_095418_HDR

Yokuş tünelin çıkışında bitti, artık pedal çevirmeden ineceğiz. Kendimizi bırakıyoruz ağırlığımızın ivmesi ile.

20150608_100912

İnişimiz hızlı oluyor düzlüğe kadar. Petrol istasyonuna denk gelince biraz mola vermeli deyip duruyoruz. Hazır da çay varmış. Çay iyi geldi, bakkaldan bisküvi takviyesi ile atıştırdık ara öğün olarak.

20150608_104004

Etrafta evler var ve dağınık yapılmış durumda.

20150608_104400

Fazla düz yerde gidemiyoruz. En aşağı seviyeye inip Toros dağlarının ikinci dağ sırasını aşacağız ve tırmanış hemen başladı hafif te olsa.

20150608_104403

Yalçın kayalar burada yine var ama yola yakın değil ve tehlike yaratmıyorlar. Buranın hakim bitki örtüsü Katran ağacı. Lübnan dan yayıldığı için adı Lübnan sediri olarak ta bilinmekte. Akdeniz bitki örtüsüne ait bir ağaç olarak daha çok Toros dağlarında yetiştirilmektedir. Katran ağacı denmesinin nedeni yakılınca katran gibi bir yağa dönüşüp doğal ilaç olarak kullanılmakta.

20150608_104727

Karapınar köyüne geldik, Köy dere kenarında dağınık olarak yerleşilmiş. Kahve, bakkal gibi bir şey bulamadığımızdan durmadan yola devam ediyoruz.

20150608_105354

Dere yatağı çınar ağaçları ile kaplı, Toros dağları arasında çukur olarak oluşmuş. Sanki dağların arasına sıkışmış bir yayla. Kış aylarında iki yöndeki dağların tepelerinde oluşan kar soğuğu aşağıdaki sıcak dere yatağını ayaz içinde bıraktığı kesin.

20150608_105652

Meşhur Gevne köprüsündeyiz. Neden meşhur olduğu belli değil ama harita öyle gösteriyor. Magandanın birisi de atış talimi yapmış arabanın camını açarak. Erkek ya, tabancası belinde olacak. Canı istediğinde tabancasını çekip rast gele ateş edecek. Kime gelirse gelsin önemli değil onun için. Belki de en yakın birisini öldürmüştür maganda kurşunuyla. Ağlayıp sızlamıştır bile, acısı geçince adam olmaz. Erkek ya Allah’ın magandası! olarak yine aynı şeyleri yapar.

20150608_105827

Gevne köprüsünden sonra Gevne çayının geldiği yöne doğru gitmeye başladık. Eğim fazla değil, çay da akan su miktarı fazla. Ama sakin akıyor.

20150608_110559

Çay, KUZ, kıytırık ve dağlar hepsi uyum içinde güzel bir manzaranın parçası.

20150608_110955

Meşe ağaçlarının altına girip biraz dinleniyoruz. Burası piknik alanı, insanlar gelip mangal yakarak kültürümüzü devam ettiriyorlar. Haliyle çöplerini alıp götürme gibi bir huyları da olmayınca ortalık her piknik alanında olduğu gibi çöp içinde. Cam içki şişeleri de nedense hiç birisi sağlam değil. Şişe toplayıcılar burada aç kalır.

20150608_111405

Bisikletim KUZ ve kıytırık, meşe ağaçlarının dibindeki gölgede dinleniyor.

20150608_111516_HDR

Buralarda Mut kelimesi yaygın olarak kullanılıyor. Gevne çayı ile birleşen küçük bir kol olan Sarımut çayı.

20150608_111933

Gerçek yayla kirazı henüz oluşmakta. Pembe kimisi, olgunlaşan kırmızıya dönüşmüş koparılmayı bekliyor. Biz de kirazların bu isteğini yerine getirdik. Yoksa kiraz küser bizi koparmadınız diye, karalar bağlar olduğu yerde çürürler. Kirazlar naziktir ve nazlanır. O yüzden biri baktı mı pembeleşir önce. Elini uzatınca utancından kızarır. Kiraz bilir dudakların kırmızı olduğunu. Kendini hazırlar, dudaklara değmeden dudak kırmızısı rengine bürünür.

20150608_112847

Kayalar yerden öyle bir hışımla fırlamış ki şaşılacak derecede muhteşem heybeti ile akan çayı korumak için sanki nöbet tutuyor.

20150608_113134

Kayalık vadiden coşkun akan çay zamanla toprağı alıp götürmüş kendine göre yatağını bulduktan sonra sakince akmakta.

20150608_113447

Katran ağacı, yada Libya sediri. Sonradan açılan yolun kıyısında kalmış tek başına ormandan koparılarak. Şimdi kavak ağaçları ile birlikte yaşayıp gidiyor. Yaşlı gövdesi asırlara dayanmış bilge bir ağaç. Genç kavaklar daha bir şey görmeden bir süre sonra kesilip işlenecek. Kavaklar kesildikçe yerine yenisi dikiliyor. Köylüye bir miktar da olsa gelir getiriyor kavak ağaçları. Köyde yaşam zor, sürekli çalışmak durumundasın.

20150608_114121

Çınar ağaçları çayın kıyısında her zaman görmek olası.

20150608_114229

Çayın solunda bir minare görüyorum. Bir köye yaklaştığımızı zannediyorum. Gidince göreceğiz bakalım nasıl bir yer?

20150608_114232

Çay bazı yerde sakin akıyor.

20150608_114415

Bazı yerde ise coşkulu akmakta.

20150608_114627

O da çay yatağına göre değişmekte, bir coşkun, bir sakin.

20150608_114705

Minaresini gördüğüm yere geldik, burası iki çayın birleştiği yer. Çayın önüne taşlardan set yapılarak geniş bir su havuzuna dönüştürülmüş.

20150608_114709

Burası Çayarası köyü, evler dağınık yapılmış küçük şirin bir köy. Akdeniz’i Anadolu’ya bağlayan yollardan birisi olduğu için gelen geçen için çay bahçeleri, aşevleri, dükkanlar yapılarak satabildikleri şeylerden geçiniyor. Öyle alışmışlar ki kıytırığın tekerleğine biraz hava bastım sadece ve borcumuz ne diye sorunca utanmadan 1 Lira diyerek aldı. Parasından değil de sineğin kanadından yağ çıkarmaları beni üzdü. O yüzden burada durulmaz deyip yola devam etme kararı aldık.

20150608_115041

Bir süre giderek köyden uzaklaşınca alabalık pişiren bir yere geldik. İlk önce fiyatları sordum ne kadar diye? Sonradan kazık yemeyelim ne ödeyeceğimizi bilmek gerek. Kesemize uygun olunca birer kiremitte alabalık ısmarladık.

20150608_120500

Tesisin arka kısmında, çayın aktığı yere oturup balıkların pişmesini beklerken manzaramızın hidrolik santralın olduğunu gördüm. Kısaca HES denen yerdeyiz. Yıllık debileri yüksek çayların içine yapılan hidroelektrik santralları yapılmış. İlk defa görüyorum bu santralleri. Balıklar pişince afiyetle salata ile yiyip karnımızı doyurduk. Balık ile birer de bira gazoz niyetine soğuk iyi gidiyor. Böylece balığı üzmüyoruz.

20150608_120827

Yemeği yedik karnımız doydu yola çıkma zamanı diyerek yola koyulduk. Yol çayın geldiği yöne doğru, şimdilik hafif tırmanışlarda ilerliyoruz.

20150608_125956

Çeşme bulunca durup şişelerdeki suları tazeliyorum. Bir miktar da içmek gerek diyerek içiyorum kana kana. Ferdimen çeşme başında sularını dolduruyor.

20150608_130248

Yolu öyle bir yapmışlar ki genç katran ağacı öylece kalakalmış. Eğer toprak kayarsa ağaca yazık olacak. Ağaç tam da yamacın ucunda kalmış.

20150608_130548

Bir ara eğim artmaya başladı, dağların tepeleri sıralı gidiyor.

20150608_130826

O kadar yükseğe çıktık ki çayın dibi epey aşağılarda kaldı. KUZ ve kıytırık yolun kıyısında.

20150608_131728

Derin kayalık vadide kanyon oluşturan çay, kendine yol açmış. İşte HES’lerin yarattığı durum açıkça görülüyor. Borulardan geçen su çayın yatağından akmadığı için su miktarı çok az. Şimdilik akıyor ama yaz sıcaklarında kuruduğu kesin. Hayvanların ve bitkilerin susuz kalacak. Doğal yaşam alanı dengesini kaybediyor bu tür  yapılan santrallerde. Su akmazsa yaşam da yok olacak.

20150608_132109

HES’lerin bir özelliği de baraj duvarı yapıp suyu tutmuyorlar. Su debisi sürekli fazla olunca belli yerlerdeki yükseklikte bent yapılarak suyun boruların içine girmesi sağlanıyor. Çaydan akan tüm suyu tutup boruya yönlendirdiklerinden bundan sonra su akmıyor çayın yatağında. Neredeyse çayın dibi elektrik türbininin olduğu santrala kadar kuru. Böylece hem santrali gördüm hem de suyun tutulup borulara yönlendirdiği yeri gördüm. HES’lerin nasıl olduğunu, nasıl elektrik üretildiğini anladım.

20150608_132645

Bir süre suyun akmadığı çayda gittikten sonra çağlayarak akan coşkun sular beni mutlu ediyor. Suyun akışı beni etkilediği kadar diğer canlıları da etkilediği kesin.

20150608_133303

Ferdimen önde ben arkada tıngır mıngır gidiyoruz yukarı doğru. Bazen vadi genişliyor ve görüş alanı iyice çoğalınca durup resim çekmeden olmaz.

20150608_133624

Önemli bir kavşağa geldik, Konya yolu düz gidiyor, tabela yön işaretlerinden bunu anlıyoruz. Geldiğimiz yön ise zaten Alanya yolu. Biz ise Sarıveliler yolundan Ermenek tarafına gideceğiz.

20150608_133856

Köprüden karşıya geçmemiz gerek. Köprü üzerinden geçerken durup bir kaç resim çekeyim dedim. Önümüzde yokuş başlıyor ve akan suyu bir daha ne zaman görürüz belli değil. Doyasıya seyretmek gerek değil mi?

20150608_133950

Yokuş başlayacak dedik ya hadi bir de çimelim diyerek coşkun akan çaya şöyle bir girelim bakalım. Ama o da ne su buz gibi soğuk. Soğuktan öte bir şey çivi gibi. Çivi gibi sulara çok girdim. Çayın suyu o kadar soğuk ki iğne gibi desem yeridir. Yavaş yavaş giriyorum, ayaklarım buz kesti sanki.

20150608_134732

Alıştırmaya çalışıyorum ama çok soğuk, kendimi bırakamıyorum sulara.

20150608_134734

Neyse nefesimi tutup salıyorum kendimi, donmaya fırsat bulamamış buzdan öte, soğukluktaki coşkun akan çaya.

20150608_134751

Suyun içinde kalmak kolay değil, bir dakika bile duramadan çıkıyorum suyun içinden. Ben böyle soğuk su görmedim şimdiye kadar.

20150608_134754

Su hızlı aktığı için fazla ileri gidemiyorum, akıntıya kapılmamak gerek. Onun için temkinli olarak bitkilere tutunmaya çalışıyorum.

20150608_134758

Fazla duramasam da kollarımı açarak, zafer kazanmış biri olarak poz veriyorum. Üzerimdeki ter gitti çay ile birlikte. Gevne çayına girmek öyle herkesin harcı değil galiba, bunu anladım. Suyun bu kadar soğuk olmasının nedeni de HES santrallerinin burada olması. Boruların içinden geçen su toprak altından geçerken toprağın soğuğunu alıp santraldan geçtikten sonra güneş altına çıkıyor. Coşkun akan su da ısınmadan tekrar boru içine girince katmerli soğuyor.

20150608_134805

Fazla durmanın anlamı yok diyerek çaydan çıkıyorum. Terli olan forma ve atleti yıkayıp suyunu sıktıktan sonra Ferdi de bağıra çağıra suya şöyle bir dalıp çıkıyor hemencecik.

20150608_134814

Kurulandıktan sonra giyindim. Yıkadığım çamaşırları da bagajın üstüne, lastiklerle sabitleyerek kurumaya bıraktım. Yolcu yolunda gerek diyerek tırmanma bölümüne başladık. Çıktıkça manzara artmakta, görüş alanım genişlemekte. Geldiğimiz vadiyi gözlemliyorum bir süre. Pek tırmanış görünmese de bayağı çıkmışız. Durum öyle gösteriyor.

20150608_144553

Eğim yer yer değişiyor, bazen %10 dan fazla olduğu kesin.

20150608_144601

Bazen değişik anıt taşlar gözüme çarpıyor. Öylece tak başına, dimdik ayakta bekler gibi beni selamlıyor. Ben de selamımı çakıp bir resmini çekerek anılarıma kaydediyorum.

20150608_150543

Çıktıkça çıkıyoruz, ağaçlar seyrek olsa da görsel güzelliği seyredilmeye değer. Hele bir kaç ağaç katran ağacı olunca bambaşka bir güzellik katıyor yelpaze gibi dallarıyla.

20150608_151518_HDR

Kış aylarında buralardan geçmek imkansız gibi. Belki de yollar kardan dolayı kapanıyordur. O kadar kar yağıyor ki buralara çığ tehlikesi olasılığı fazla olunca uyarıcı tabela konulmuş dikkat çekmek için. Çığ tehlikesi 3 Km boyunca devam ediyor.

20150608_152115

Kendimi çok şanslı hissederim ger zaman. Yolun getirdiği güzellikler hep karşıma çıkar. Ben de şansımın bana sunduğu bu güzellikleri kaçırmadan seyrederim, tadına varırım doyasıya. Ve Tanrıma dua ederim bu güzellikleri bana yaşattığı için. Bazı dinlerdeki inanışlara göre Tanrı yukarılarda, dağların tepesinde daha yakın olarak inanırlar. Bana göre Tanrı her yerdedir, gökte de, yerde de. Bakmasını bildikten sonra.

20150608_152836

Derin vadi manzarası çekiyorum, epey çıkmışız.

20150608_152839

Çetin kış şartlarına direnen yaşam, işe bu ağaçta görüyorum. Kış aylarında gecenin ayazına dayanan, yaz güneşi altında kavurucu güneş ışınlarına aldırmayan bu ağaç. Her fırtınaya dayanan güçlü gövdesiyle yaşama tutunmasını bilmiş. Orada tek başına orman olamamış, kardeşleri uzakta, yapayalnız dimdik ayakta. Bu ağaçta yaşamın gücün görüyorum. Pek toprak olmasa da kayaların çatlaklarına köklerini daldırıp az toprak parçası ile yaşama tutunmuş.

20150608_152845

Ben ağacı seyrederken KUZ ve kıytırık sakince beni bekliyor mızmızlık etmeden.

20150608_152849

Bazı ağaçların tepesi yok, belli ki yağan karların ağırlığına dayanamayıp kırılmış. 100 yıldan fazla olduğu belli gövdesinin kalınlığına bakarak. Üç çam ağacı görünüyor.

20150608_154152

Tırmanış sürekli olunca artık bir şey düşünmeden gidiyorum. Nasıl olsa bir an gelecek ve inişe başlayacağım. Bunu düşünmek bana yetiyor ve yılmadan çıkmaya devam ediyorum. Hedef zirve, Toros dağları öyle kolay aşılmıyor. Bunu terleyerek ödüyorum bedelini. Alın terinden öte bir şey, tüm vücudum terliyor. Ben de memnunum bu durumdan. Vücudumdaki zararlı tüm mikropları terleyerek atıyorum. Bazen de kaslarıma enerji olsun diye mikropları yakıt olarak kullanıp yakıyorum bile.

20150608_154911

Yolun yeni yapıldığı belli, çeşmenin sadece plastik hortumu kalmış ama nereden geliyorsa su hala akmakta. Temiz su olduğu belli, hemen şişelerimi tazeliyorum akan sudan.

20150608_160023

Sularımı tazelediğim çeşmesi olmayan borudan su doldururken sanki zirveye gelmişiz gibi. Öyle hissettim birden bire. Arazi öyle gösteriyor. Bisikletim KUZ ve kıytırık zirveye doğru çıkmaya hazır gibi duruyor.

20150608_160033

Aşağısı geldiğimiz vadi, epey çıkmışız anlaşılan.

20150608_160235

Zirvede bir süre dinlenip son yokuşu da tırmanmak gerek diyerek yola devam ediyor Ferdimen.

20150608_160413

Tam da burası Antalya – Konya – Karaman sınırı olan dağların tepesi. Yaklaşık 2 Kilometre Konya sınırları içinde gideceğiz. Kısa da olsa Konya’ya ayak bastım ya bu bana şimdilik yeter.

20150608_160821

Bir süre daha Konya’da olmanın tadını çıkarıyorum. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim Konya’ya. Ferdimen kendini aşağı saldı gitti. Nasıl olsa ona yetişirim. KUZ ve kıytırık, zirvede poz veriyor.

20150608_160832

Konya toprakları, arazi yapısı daha bir başka. Tepelerde ki kayalıklar değişik yapıda. Sanki masa gibi üzeri dümdüz.

20150608_175046

Rahmetli Barış Manço’nun TV programı geldi aklıma. 7 den 70 e diye gezip gördüğü yerlerde çocuklardan yaşlılara hazırladığı neşeli, eğlenceli, sohbetli, şarkılı program. Kendine has sunumuyla el kol hareketleri ile öne çıkan, her parmağındaki değişik yüzüklerle dikkatimizi çekerek geçmişten geleceği anlatırdı. Yani 70 yaşındaki geçmişten geleceğimiz olan çocukların yaşı 7 ye. Severek, ilgiyle, Pazar günlerini sabırsızlıkla beklerdim. O günlerde zaten tek kanal vardı. Evde başka eğlence yoktu, hem de siyah beyaz. Barış Manço ve 7 den 70 e bir an aklıma geldi. Neden derseniz Antalya’nın plaka numarası 07, Karaman’ın plaka numarası sonradan il olması dolayısı ile 70. Ben de bu sınırda 7 den 70 e geçmekteyim. Antalya il sınır tabelası.

20150608_175714

Burası da Karaman il sınır tabelası. Ferdimen poz veriyor bana, bisikletlerle birlikte.

20150608_175723

Zirveden sonra kendimizi yokuş aşağı bırakıyoruz, iniş harika ve çabuk oluyor. Ama zevkli, bunun tadına doyum olmaz. Kısa da olsa.

20150608_180142

İnişten sonra yine kısa bir çıkış yapmamız gerek diyerek sarıyoruz pedalla yokuşu. Çıkmadan zirvesini göremeyiz ki! Küçük bir vadide, çam ormanı içinde kendimizi salıyoruz.

20150608_180832

Kısa bir yokuştan sonra uzun bir iniş oldu. Bu inişte hız rekorumu kırdım. Şimdiye kadar en fazla yapabildiğim hız 69.5 Km/h. Arkada kıytırık ta olunca onun ağırlığı ve itmesi ile hızım biraz daha arttı. Yol uygun olunca hızın artması kaçınılmaz oluyor. Kilometre saatine bir baktım 60’ı geçtim ve kıytırık arkamda ip gibi beni takip ediyor. Denge mükemmel, savurma falan yok ve hızım 71.5 Km/h olunca kısa bir an öyle gittim. Sonrasında fazla abartmaya gerek yok diyerek frenlere yavaşça asılarak hızımı 50 Km/h düşürerek inişimi gerçekleştirdim. Bu kadar hızlı inersen kısa sürede yolu bitirirsin. Ama bisiklet için tehlikeli, en ufak bir hata kötü sonuçlar getirebilir. Siz dikkatli olun ve bu kadar hız yapmayın derim. Bundan sonra ben de yapmam artık bu kadar hız. Hem sonra gerek yok değil mi?

Neyse kısa sürede inince Civandere köyünde bir çay molası verdik. Köyün kahvesinde otururken kahvedeki köylüler ile sohbete başladık. Köylüler pek alışkın değil bisikletlilere. Hele bir de yerli turisti sanki hiç görmemiş gibi merakla bakıp habire sorular soruyorlar. Biz de uygun cevapları veriyoruz Ferdimen ile birlikte. Bir süre konu hep aynı olunca hemen değişik bir konu açarak muhabbeti renklendirdim. Köydeki durum, seçimler, geçim derdi derken benim hız rekoru yaptığım yerde olan bir kazayı anlatıyor köylünün biri. Aslında tehlikeli bir iniş ve bir çok kaza oluyormuş inerken. İstanbul da silahlı çatışmada sağ olarak ele geçen Hizbullah lideri cezaevinden nakledilirken cezaevi arabası yokuştan inerken kaza yapıyor. Jandarmaların hiçbirisi kurtulamıyor. Sadece hükümlü sağ kurtuluyor arabayı bulduklarında. Tabi bu anlatılanları bizler bilmiyorduk ve kaza beni biraz ürküttü doğrusu. Bir daha o kadar hız yapmam artık. Temkinli olmak gerek. Çaylarımızı tatlı sohbetle içtik ve bizlere para ödetmedi köylüler. Biz ordayken arabalı seyyar manav geldi. Hazır manav geldi bari biraz sebze, meyve alalım diyerek biraz soğan, domates, salatalık, elma, armut, kiraz ve 4 tane muz alarak erzağımızı zenginleştirdik. Fırından da ekmeğimizi alarak en önemli yiyeceğimizi de aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Köy olunca ağaçlar kavak oluyor haliyle. Yolun kıyısında kavak ağaçları var.

20150608_181035_HDR

Düzlük bitti, artık yine rampa başladı. Karşıki yamaçta çam ağaçları var., yol sağa dönemeç.

20150608_181043

Güneş batarken durup batışını her zaman olduğu gibi izlemeye başladım. Bu muhteşem olayı kaçırmam. Güneşin son ışıkları bana enerji verir hep. Ben de depolarım bu enerjiyi sabaha kadar idare eder. Kıytırığın arkasından, batan güneşi izliyorum.

20150608_194504_HDR

Konya – Mersin ana yoluna çıkıyoruz. Artık buradan sonra fazla trafik var ve gürültülü. Ana yola çıktıktan sonra kamyonun biri yanımdan geçip az ileride durdu. Hurda toplayanlara beziyordu kamyonun içindekilere bakarak. Bana “Nereye gittiğimizi “sorunca ben de “Mersin’e” gittiğimizi söyledim. “İsterseniz sizi götürelim” diye söyleyince “Arkadaşım var ona söyleyeyim” diyerek Ferdimen’i bekledik bir süre. Ferdimen’e sordum gidelim mi kamyonetle. Ferdimen kamyona bir de adamlara şöyle bir baktıktan sonra “Olmaz deyip tekliflerini nazikçe geri çevirdik. Anlaşılan Ferdimen’in gözü tutmamıştı adamları. Kamyon gidince yolumuza devam ettik. Sonradan düşündüm de iyi ki binmedik kamyona, yolda ne olur bilinmez. Üç kuruşluk bisiklete göz koymuş olabilirler. Tabelada; Konya, Mersin yoluna bağlanacağımızı işaret etmiş.

20150608_194858

Tekrar çıkmaya başlayınca güneş yine doğdu ama kısa bir süreliğine. Dağların ardına batmaya başlayınca ikinci defa güneşin ışıklarını topluyorum.

20150608_194907

Yol kıyısında yaban mersini çiçek açmış beyaz gelinliğini giyerek. Bu güzelliğe bakmadan geçersen çok şey kaçırmışsındır demektir yaşamında. Ben tadını çıkarmayı yeğlerim her zaman. Çiçeğin taç yaprakları ince ve zarif. Beni cezbettiği gibi arıları da kendine çekiyor bu görüntüsü ile. Doğanın döngüsünde ilk önce böcekler çiçeklerden faydalanıyor, sonra çiçekten meyveye dönüşünce kuşlar ve diğer hayvanlar faydalanıyor. Sonrasında birbirini yiyerek en sonunda toprağa karıştıktan sonra gübre olarak bitkiye geçip tekrar çiçek açarak döngüyü başlatıyor. İşte yaşamın sırrını burada çiçeğin taç yapraklarında ve yaydığı cezbedici kokusunda saklı.

20150608_200154

Güneş batınca hava kararması uzun sürmez, hemen hava kararmadan çadır kurabileceğimiz bir yer bakmaya başladık. Gözümüze bir kiraz bahçesini kestirerek hemen daldık. Kiraz bahçesinde bir tane bile kiraz yoktu, yeni toplanmış. Yoldan ve gözden biraz uzakta çadırları kurup yerleşiyoruz. Akşam yemeğini beraber hazırlayıp yiyerek karnımızı doyurduktan sonra serinleyen havanın etkisinden giyinerek ve sıcak çay demleyerek kurtuluyoruz. Kamp yaptığımız yer 1500 metrenin üzerinde olunca geceler Haziran ayı olsa bile soğuk oluyor. Sıkı giyinmek gerek. Yol boyunca dinamodan şarj ettiğim batarya şimdi telefonumu şarj etmede kullanacağım.

Fazla geç olmadan yol yorgunluğunun getirdiği ağırlık ile erkenden yatmaya karar verdik ve çadırlara girip yattık.

Bu gün yaptığımız yol 58 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 15. 16. Gün

2 – 3 Haziran 2015 Salı – Çarşamba

15. 16. Gün

Antalya Tatili

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

 

Anahtar

Konuşmak susmanın kokusudur.

Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.

Yalan korkaklığın tortusudur.

Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

 

Özdemir Asaf

 

Öne çıkan görsel, Yaklaşık 10 metre yukarıdan dökülen sular köpürerek şelale oluşturmuş. Etraf ağaçlarla kaplı.

IMG_0184

Günlerdir çadırda uyumanın rahatlığı evin içinde olmuyor. Dört duvar içinde güvenli ortam olsa da doğanın sessizliğini rahat yatakta uyurken duyulmuyor. Beden erken uyanmaya alışmış artık, fazla uykuya yer yok. İlkay ve Ferdi henüz uyuyorlar, gündüz gözü ile İlkay’ın odasını inceliyorum. İlk olarak gözüme çarpan duvarda asılı olan yağlı boya resim. Geçen yıl İlkay için ona yakışacak mavi renk ağırlıklı bu yağlı boya resmini yollamıştım hediye olarak. İlkay da odasının duvarına asmış. Hediyeme değer verilmesi hoşuma gitti doğrusu. Sabahın ilk sürprizi.

20150602_081103

Diğer duvarda başka bir tablo daha vardı. Tabloda fantastik olarak evreni bütünleştirmiş sanatçı renk cümbüşü ile. Uzay, gezegenler, yeryüzünde deniz, denizin içinde balıklar. Rengarenk yelkenli tekneler rüzgarla şişmiş yelkenleri. Denizaltı canlıları ve Nuh’un gemisinden yeni inmiş hayvanlar. Her şeyin ortasında bir deniz feneri sanki evrende dolaşan tüm varlıklara yol gösterir gibi, tam ortada.

20150602_081136

Ev halkı uyanıyor ve bahçede çardak altında kahvaltı için oturuyoruz. Kahvaltıyı aile ortamında sohbet ederek keyifle yaptık. Masa etrafında 6 kişi varız.

20150602_103538

Evin hanımı ve kızı tüm marifetlerini sergiliyorlar kahvaltıda. Şairin ” Yemek yemek üstüne bir şey diyemem ama kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı ” dediğini biliyormuşçasına. Ana kızı çekiyorum yan yana.

20150602_103609

Eh kahvaltının üstüne Urimbaba kahvesi iyi gider diyerek sürüyorum cezveyi kamp ocağıma. İlkay da özlemiş kahvemi sabırla  pişmesini  bekliyor.

IMG_0151

Kahve sonrası İlkay arabası ile Antalya’nın nefes alabilecekleri şelalelerden ünlü Düden şelalesine geldik. İlkay’ın evine yakın bir yerlerde. Bakmayın yazılan yazılara. Antalya’ya iyi gelecek diye yazmış Antalya belediyesi. Giriş ücretli ve ücretli yapılan bir hizmetin iyi geleceğini zannetmiyorum. Kapitalist düzen her zaman olduğu için çaktırmadan vatandaşın cebinden tırtıklamayı biliyor. Akdeniz’in nemli, sıcak ve bunaltıcı havasından kaçıp azıcık serinlemeye gelenler Belediyelerin vatandaşa yapması gereken hizmetleri ücret karşılığında yapmasını yadırgamıyor vatandaşlar. Yasaları da öyle bir yapmışlar ki ücret ödemeden içeri girmeye kalksan seni suç işlemiş olarak ilan ediyor. Soyulduğunu fark etmeyenler de sadece seyirci kalıp seni suçlu görüyorlar. Mecburen ücreti ödeyip içeri giriyoruz, yoksa suç işlemiş oluruz, neme lazım.

20150602_105734

Kesinlikle buraya ait olmayan iki tarihi eser getirip parkın bir parçası imiş gibi göstermeleri anlaşılır gibi değil. Nasıl olsa Antalya çevresinde o kadar çok tarihi kent var ki hazıra konmuş parkı yapan belediye. Yeni bir eser yaptırıp bir heykeltıraş sanatını gösterse olmaz mı. Varsa yoksa beton mimari işine geliyor. Zaten yöneticilerin anladığı zihniyet o kadar. Sanat ne ola ki, hak getire! Yere yatmış aslan heykeli.

20150602_105815

Aynı heykelin bir benzeri de diğer tarafta var ama diğerine benzemiyor.

20150602_105830

Düden çayı ilk başta kanal ile şehrin içinden uzun bir yol kat edip yeşil alan olarak kalmış doğal göçüklerden oluşmuş parka kadar geliyor. Akan su mikrop tutmaz derler ya onu gibi bir çay. Temiz olarak aktığını görüyorum. Şehrin içinden geçerken insanlar kim bilir neler atıyordur çayın içine.

20150602_105936

Akan suyun kir tutmadığı doğrudur. Az bir yükseltiden dökülen suyun berraklığı ve döküldüğü yeri köpükle tamamen beyaza bürümüş.

20150602_110023

Aşağı indikçe suyun akışı da hızlanıyor.

20150602_110120

Bazı yerlerde köpürmeye başladı.

20150602_110136

Öyle bir hal alıyor ki!

20150602_110213_HDR

Çağlayana gelmeden önce coştukça coşuyor. Çağlayana tüm heybetini göstermesi gerek. Akış hızı arttıkça sesi de artarak ürkütücü bir hal aldı. Suyun akışına baktıkça başım dönmeye başladı sanki. İnsanı büyülüyor adeta.

20150602_110226

Aşağısı göründü bir parça, biraz yüksekteyiz anlaşılan. Aşağısı göçük halinde, karşıdaki dik kayalık sarmaşık ile kaplanmış. Bir de mağara görünüyor. Dipte çay akmakta.

20150602_110313

Bir süre sonra sanki cennete gelmiş gibi hissettim kendimi. Daha önce kanaldan sakince akan su çağlayandan dökülmeden önce coşması boşuna değilmiş. Arazi yapısı öyle bir durumda ki bıkmadan manzarayı seyredesim geliyor. Dik kayalıktan dökülen çağlayanlar, etraf ağaçlardan yemyeşil bir hal almış. Dökülüp te birleşen sular turkuaz renkte akmakta.

IMG_0165

Düden Şelalesi;

Şelalenin girişinde develere binip güzel bir anı fotoğrafı çekebilirsiniz. Şelalenin içerisinde restorantlar ve eğlence merkezleri oldukça yaygın ve içerisinde minik bir hayvanat bahçesi bulunmaktadır.
Şelale sahası dahil, Antalya kent merkezinde jeolojik yapılardan Traverten ve Holosen-Yeni Alüvyon oluşumlar hakimdir. Traverten oluşumu özellikle Düden Çayı yatağında ve taşkın ovasında devam etmektedir. Jeomorfolojik olarak Döşemealtı Platosu olan Üst Plato, Düden Platosu olan Alt Plato ve bir tane de deniz altında olmak üzere, basamak şeklinde üç ana terastan oluşmaktadır.
Travertenler üst platoda 254, alt platoda ise 151 metrelik bir kalınlığa sahiptir. Alanının % 67.6’sını kaplayan, bazen masif bazen de tabakalı bir yapı gösteren travertenler yer yer süngerimsi bir dokuya sahiptir.
Şelale sahasını etkisinde bulunduran Döşemealtı-Duacı Platosunu içine alan Varsak kuzey üstü, Duacı, Yeşilbayır, Odabaşı, Kızıllı gibi yöreleri içine alan üst plato bölgesi, tufa oluşumları daha gözenekli, gevşek ve el ile parçalanabilir ve dayanım açısından daha zayıf fiziksel özelliklere sahiptir.
Bu bölgede mağara türü boşluklu yapının fazla olması sonucu dolin diğer tanımıyla karbonat çöküntü alanı türü alanlar da sıkça gelişmiş bulunmaktadır. Sahanın büyük bölümü çok dik eğimlidir. Toprak haritalarına göre alanda büyük toprak gruplarından Kırmızı Akdeniz Toprakları, Aluviyal, Koluviyal ve Kahverengi Orman Toprakları bulunur.

http://www.mehmetsokmen.tv/videolar/haber_detay.asp?haberID=92

Kayalar dik ve ufak tefek ve büyük mağaralar oluşmuş.

20150602_110506

Her taraf ayrı bir güzellik, ayrı bir yapıya açıldığından her ayrıntısı olmasa da çekebildiğim kadar resim çekmeye çalıştım. Kayaların arasında akan çayın üzerinde yatay uzamış çınar ağacının gövdesi.

20150602_110527

Çay bazı yerde daralınca hızla akan sular köpürerek akıyor kanalda.

20150602_110553

Coşkun ve köpüklü akan su insanın aklını alıyor.

20150602_110728

Sular her yerde ufak tefek çağlayanlar oluşturmuş.

20150602_110748

Çayın kıyısında yürüme yolları yapılmış, kıyılarda korkuluk yapılarak emniyet sağlanmış. Sağda ise düz duvar gibi kayalıklar yeşil yosunlarla kaplı.

20150602_110804

Karşıya geçmek için beton köprüler yapılmış, altından akan deli çay köpürmüş durumda.

20150602_110816

Bazı yerde çay kayaların daraldığı yerde hızını arttırarak köpürmeden geçemiyor. Etrafta rutubet çok olunca kayalar yosun tutmuş.

20150602_110852_HDR

Her tarafta küçük, büyük delikler görmek olası.

20150602_110927

Bazı yerde yüksekte kalan mağaraya beton merdiven yapılarak insanların çıkması sağlanmış.

20150602_110933

Kayalar traverten gibi kat kat oluşmuş ve sular buradan kademeli akıyor.

20150602_110945

Bir mağaranın içi yosun tutmuş, yosunun bir çok tonu bir arada.

20150602_111019

Mağara içindeki duvarlarda da delikler var. Kim bilir nerelere çıkıyordur.

20150602_111029

Yaklaşık 8 metreden dökülen çağlayanlar havuza dökülüyor köpürerek. Döküldüğü yer Güneş ışıkları ile turkuaz renge bürünmüş. Üstte ve etrafta ağaçların yeşil rengi buranın cennet olduğunu belirtmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_0184

Hani “Bakış Açısı” derler ya her kes kendine göre bir bakış açısı yakalamış o açıyı resmedip kayıt altına almaya uğraşıyor. Kimisi kendini çektiriyor, kimisi de sadece çekiyor. Ben de çağlayan ile birlikte onları çekiyorum.

20150602_111148

Çağlayan bir yerden dökülmüyor, 50 metrelik düz kayaların çeşitli yerlerinden az, çok ayrı ayrı dökülüyor havuza. Boş alanlar ağaçla kaplanmış.

20150602_111211

Çay bazen Güneş ışıklarını yansıtıyor durgun akarken.

20150602_111404

Tabi bu her yerde Güneş ışıklarını yansıtması olanaksız, Eğime göre hızlı ve köpüklü akmakta.

20150602_111417

Ferdimen ile modaya uyup resim çekilerek bir çağlayan anımız olsun dedik. İlkay bizi çekiyor.

20150602_111456

Kardeşim İlkay ile de anı ölümsüzleştiriyorum.

20150602_111523

Güneşin ışıkları suya girince rengini turkuaza çeviriyor.

20150602_111624

Çağlayan bir kaç yerden gürül gürül su damlacıklarını serpiştirerek akıyor. Su damlacıkları ortamı serinletip derinin ürpermesine neden oluyor. Ürperme üşümeye dönüşünce fazla duramıyorsun çağlayanın yanında. Çağlayanı yandan çekiyorum.

20150602_111643

Mağaranın içine girip turumuza devam ediyoruz. Mağara duvarları şekilsiz kayalardan oluşmuş.

20150602_111751

İşte insanların yarattığı güzelliklerden biri. Plastik şişesini bırakıp gitmiş birisi. Bunu yapan mağara adamı olamaz bile. Hiç bir sınıflandırma yada sıfat yapılamaz bu durumda. Yarık içinde plastik şişe.

20150602_111819

Mağara bir insan boyunda, rahatça gezebiliyorsun. Bazı yerlerde eğilmek gerek yoksa kafan çarpabilir. Mağaranın tavanından sular damlamakta. Küçük sarkıtlar oluşmaya başlamış bile.

IMG_0197

Mağaranın içinden yukarı bölümlere çıkmak için döner merdiven yapılmış betondan. İlkay ile çıkarken Ferdimen bizi çekiyor.

IMG_0202

İçeride rahatça gezilebilecek kadar geniş oyuklar. Taban da doldurulup kayrak taşı ile döşeme yapılıp gezenlerin dolaşması sağlanmış.

20150602_111913

Mağara yukarılarda açıklıktan çağlayanın döküldüğü yeri görebiliyoruz.

20150602_112019_HDR

Çağlayanın arkasından suyun döküldüğünü görmek bambaşka bir ortam yaratmış durumda. Beyaz köpükler ve yeşil yapraklı dallar manzarayı oluşturuyor.

20150602_112152_HDR

Düden şelalesi gezimiz bitince dışarı çıkıp araba ile Kurşunlu şelalesine geliyoruz. Arası 10 Kilometre civarı. Her zaman olduğu gibi burası da ücretli, ücreti ödeyip giriyoruz şelaleye. Şelale hakkında doğru dürüst bir bilgi de yok, sadece piknik alanı doğal park olarak geçiyor.

Kurşunlu Şelalesi;

Yeri: Akdeniz Bölgesinde Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir. Ulaşım: Tabiat Parkı Antalya’dan 22 km. uzaklıktadır. Parka Antalya-Aksu karayolunun Soğucaksu köprüsünden kuzey istikametine ayrılan 7 km’lik bir yol ile ulaşılır.

Özelliği: Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi’ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, söğüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklar alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşil algler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.

Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, köpek, yılan ve kertenkele Tabiat Parkının faunasını oluşturur.

Parkın giriş kapısında Türk bayrağı asılmış. İçerisi çam ormanı.

20150602_125901

İlk girişte Düden şelalesinde olduğu gibi burada da bir kaç tarihi eser getirilip konulmuş. Bu tarihi eserler daha çok turistlerin ilgisini çekip burayı cazip ziyaret yerine dönüştürmek. Yoksa öyle herhangi bir yazıt, açıklama, bilgi, tarihi dönemi gibi açıklayıcı hiç bir şey yok. Mermere yuvarlak çiçek deseni ile derin oyulmuş. Üç mermer blok aynı desende yan yana duruyor.

20150602_112642

Girişte aynı zamanda su değirmeni kalıntılarını da sergilemişler. Bir zamanlar su gücünden yararlandıkları belli.

20150602_112704

Kurşunlu şelalesi gezimiz başlıyor! Önde giden İlkay’ı çekiyorum yeşilliklerin içinde.

20150602_120153

İlk olarak su değirmenini gözüme ilişti. Su kanalından su akıyor ama çarklar öylece sabit, hareket yok. Çark milinin merkezinden yan taraftaki öğütücüye bağlantısı olmasa da önceden hareketi bu şekilde aktarıldığı belli oluyor. Orijinalinden bir kaç parça olsa da çoğu yeniden onarılmış. Girişte gördüğümüz değirmen parçaları buradan alınmış olmalı.

20150602_120256

Dalların arasından çayın turkuaz rengi görülüyor.

20150602_120339_HDR

45 Derecelik eğimle çağlayan havuza köpürerek akıyor.

20150602_120437

Kurşunlu şelalesinde görememiştim ama burada alabalık dolu, serbestçe yüzüyorlar suyun içinde.

20150602_120459

Şelaleler istendiği gibi akıyor şarıl şurul, ince su damlacıklarını etrafa yayıp ortamın rutubetini artırarak. Burada da şelale yüksekten ve çeşitli yerlerden ayrı ayrı dökülüyor.

20150602_120714

Şelale olur da resim çekilmez mi? İlk önce Ferdimen ve İlkay’ı resmediyorum.

20150602_120736

Ardından Ferdimen bizi çekiyor yeni formam ile. Daha önceden siparişimi vermiştim Kayseri Perşembe Akşamı Bisikletçileri forma için. Yolda gelirken formanın hazır olduğunu bildirdi Türker Ergene. Ben de evde olmadığımdan İlkay’ın adresini vermiştim. Sağ olsun Türker oraya gönderdi. Ben de ertesi günü yeni formamla azıcık hava atayım dedim. İlkay ve ben arkamızdaki şelale manzarasında çekiliyoruz.

20150602_120812

Yükseklerden dökülen su kütlesi aşağılara yaklaştıkça dağılarak su damlacıklarına dönüşüyor. Bunlar gözle görebildiğimiz, bir de gözle görünmeyen toz haline gelmiş su zerrecikleri var. İşte bu toz zerrecikleri şelalenin yanında durdukça hafif bir ürperme, bir serinlik ve üşüme hissi uyandırıyor bende.

20150602_120922

Şelaleden dökülen suları yandan çekiyorum.

20150602_120953

Sanki cenneteyiz ve dostlarla keyifli sohbetle bahçede gezintideyiz gibi. İlkay’la beni ferdimen yeşillikler içinde çekiyor.

IMG_0250

Gezinecek çok yer var, bizler gibi diğer insanlar da uzaklarda gezinti yolunda etrafı seyrederek yürümekteler. Suyun ortasında kalmış kayalar tahta köprülerle birbirine geçerek cenneti daha yakından görmemizi sağlıyor.

20150602_121018

Kimi ağaçların kalın kökleri dışarıda kalmış kıvrımlar oluşturarak kayaların çatlaklarına dalmış durumda. Üzerleri de yosunlar ayrı bir yaşam formu meydana getirerek doğanın mucizelerini bizlere gösteriyor.

20150602_121126

Geniş bir alanı kaplayan havuz durgun, karşıda ağaçlarla yeşilliklere bürünmüş cennet.

20150602_121139

Nereye bakarsan bak her taraf ayrı bir güzellikte, ayrı bir manzara sürekli değişik ve seyredilesi.

20150602_121143

Yosun tutmuş kayalar.

20150602_121403

Üstten sarkan dalların yaprakları ardında şelale ve durgun havuz.

20150602_121430

Burada da irili ufaklı mağaralar var kayalıklarda.

20150602_121445

Koca çınar ağaçlarının gövdeleri zamana ve taşkın suyun gücüne direnerek bu günlere kadar gelmiş.

20150602_121530

Alabalıkları sürekli suyun içinde görmek olası, zaten balıklar da insanlara alışmış ekmek atmasını bekliyor sanki.

20150602_121612

İşte manzara bu ve gördüklerim. Pembe çiçek açmış zakkumların ardında çağlayan. Üzerinde aynı renkte çiçek açmış zakkumlar kaplamış çağlayanın üstünü.

20150602_121638

Ağaç gövdesi, sarkan dalları, çağlayan ve havuz, hepsi bir arada.

20150602_121745

Çınar ağaçlarının gövdeleri kalın, diğer ağaçlar çalı tipinde ince gövdeli.

20150602_121805

Kayaların arasından fışkırmış ince gövdeli ağaçlar.

20150602_122331

Ağaç gövdelerine tutunup saran sarmaşıklar da var.

20150602_122402

Bitki örtüsü tünel gibi sarmış, içinden geçip giden patika var. Tam cangılın içindeymiş hissini uyandırıyor.

20150602_122516

İlkay’ı bu cangılın içinde, kayaya yaslanmış olarak çekiyorum.

20150602_122529

İlginç kayaçlar oluşumu ile karşılaştık, bir zamanlar dere yatağı yada deniz kıyısındaki çakıllar zamanla bulunduğu seviyeden epey yukarılara ulaşmış durumda. Çakıl taşları betondaki gibi birbirine yapışık.

20150602_122603

Ormanın içinde gezimiz devam ediyor, hani derler ya balta girmemiş orman. Hemen hemen aynısı.

20150602_122632

Yukarıdan bir orman adamı merdivenlerde göründü. Neyse ki bizim Ferdimen olduğunu görünce rahatlıyoruz.

20150602_122636

Ağaçların kimisi yukarıya doğru büyümeye yer bulamadığından yere paralel biçimde kendine mavi gökyüzüne ulaşmak için bir aralık arayıp durmuş. Güneşi gören yukarı doğru yönelmiş.

20150602_122706

Yatık ağaç gövdesinin dibinden boyunca çekiyorum. Yanlarda başka ağaç gövdeleri de aynı biçimde çayın üstünde paralel.

20150602_122758

Ağaç gövdelerinden karşıya geçebilirsin, köprü gibi uzamış karşıya.

20150602_122811

Rengarenk boyanmış çitler ayrı bir görsellik  kazandırmış bahçenin içine.

20150602_123019

Kimi yerde küçük göletler oluşmuş mavi turkuaz rengi ile ağaçların arasında.

20150602_123050

Kimi yer ise küçük bentlerle akıp giden dere köpürmekte.

20150602_123328

Gezimiz yürümekle olunca haliyle biraz yorulduk. Çay bahçesinde birer çay içerek yorgunluğu atmak gerek. Elçek ile kendimizi çay içerken çekiyorum.

20150602_123558_HDR

Dere aşağılara doğru çağlaya çağlaya akıp gidiyor. Gezinti yeri bir yere kadar. Sonrasında yukarı doğru yöneldik.

20150602_124828

Çay kademe kademe akıyor küçük çağlayanlarla.

20150602_124835

İkinci şelale gezimizi de bitirip eve dönüyoruz. Acıkmışız yani. Öğle yemeğini bahçede yedik. Kara dut ağaçlarından bir miktar dut yiyerek yemek sonrası tatlandırdık ağzımızı.

20150602_132701

Bahçe duvarında çit olarak sardırılmış dikensiz böğürtlenlerin tam da zamanı. Olgunlaşmış böğürtlenleri oturduğumuz yerden dalından birer birer koparıp yemek bulunulmaz bir olay. Burası da ayrı bir cennet durumunda. Avucumda bir kaç tane böğürtlen ile dalındakilerle birlikte çekiyorum.

20150602_140250

Öğleden sonra İlkay işine gitti, biz de Devrim’in çalıştığı Üniversiteye bisikletlerimizle giderek yerleşkenin kocaman bahçesine vardık. Daha önce haber verdiğimizden Devrim bizi bekliyordu. Bir kaç gün oldu son görüşmemiz ama kendi yerinde buluşmamız ayrı bir hasretlik oldu sanki. Yanımda kahve takımı olmasına rağmen Devrim kendim kahveleri yapacağım deyince sesimiz çıkmadı bu isteğine. Sonra biz onun misafiriyiz artık. Nefis bol köpüklü kahveler ve kendi elleri ile çiziktirdiği HOŞGELDİNİZ notu ile bahçede bankta yerimizi aldık. Kahve ile sohbet daha bir başka oluyor. Hele uzaklardan gelmiş bizler için. Üç kahverengi fincan ve iki kağıt bardak su tepsinin içinde.

20150602_161142

Akşamında yemeğe Devrim’in evinde yiyeceğiz. Annesinin nefis içli köftesi ve bizlere Devrim’in hoş geldin pastası hoş bir sürpriz oldu. Pastada üç mum ve şemsiye var. Mumlar yanıyor.

20150602_212927

Nefis pastayı çay ile birlikte balkonda afiyet ve sohbetle gecenin tadına doyum olmaz. İlkay ile balkonda oturmuş halde Ferdimen bizi çekiyor. Yerde pasta ve çay bardakları.

IMG_0278

Devrim’in evi Antalya içinde, İlkay’ın evi ise Antalya’nın sınırında 15 kilometre kadar uzakta. Gecenin geç saatlerine kadar oturup sohbet ettik. Bisiklet ile gecenin geç saatlerinde saat 1 gibi İlkay’ın evine anca vardık. Yataklar üst katta hazır durumda. Yatmadan önce Balkonda bulunan teleskop ile gökyüzünde görünen kocaman Ay’ı daha yakından görme fırsatı oldu. Cep telefonum ile bir kaç denemeden sonra anca çekebildim. Ay hareket halinde olduğundan teleskopun açısından çabuk ayrılıyor. Bir daha ayı tutturmak için ayar yapmak zorunda kalıyorsun.

20150603_015706_HDR

Nefis bir uykunun ardından erkenden, daha Güneş doğmadan uyanıyorum. Artık iyice alıştım sabah erken uyanmalara. Ev halkı uyandıktan sonra hep beraber kahvaltıyı bahçedeki masada yaptık.  Sonrasında İlkay’ın babası mühendislik harikası ile bahçenin ortasında ocağı yaktı. Olgunlaşmış toplanan böğürtlenleri kocaman bir leğende reçel yapma işine başladı. Daha önce yaptıkları reçeli kahvaltıda yemiştik. Reçelin mayhoş bir tadı var. Ramazan bey işi rayına oturtturmuş reçeli yaparken ateşine dikkat ediyor. Dibi tutmasın diye de arada karıştırması gerek. Dört küp beton üzerinde kalın sac. Ateş burada yanıyor çimenlere zarar vermesin diye. Sacın dört kenarına aynı küp betonlardan dört tane daha konmuş. Bunların üzerinde leğen, içi böğürtlen dolu ve kaynamakta.

20150603_101927

İlkay işine gitti, biz de bisikletlere binip Antalya merkeze doğru gitmeye başladık. Merkezde bisiklet yolları yapmış belediye. Hem de gidiş geliş olarak. Maviye de boyanmış, güzel bir şehircilik modeli.

20150603_131644

Kale içi giriş kapısı, Roma döneminden kalma. Hadrian kapısı Roma imparatorluğunun zenginliğini ve gücünü temsil ediyor sanki. Yüksek kemerli üç girişi olan kapıda dört tane de sütun konulmuş.

20150603_132241_HDR

Seçimler bitmiş, hiç bir parti tek başına iktidar olacak kadar milletvekili çıkaramamış durumda. Sadece Türk bayrakları ile donanmış bir havuz başı olması ortalığı kirleten siyasi parti bayraklarından arındırılmış. Havuzun ortasında fıskiyeden su fışkırıyor yukarı doğru.

20150603_132820

Antalya gezimiz yolumuzda bulunan eserleri anca görüyoruz. Bunlardan biri de şerbetçi heykeli. Eski zamanlarda henüz şişelere girmeyen içecekleri şerbetçiler satarlardı sokaklarda. Şerbetçinin ibiğine çeşme konulmuş su içmek için. Antalya sıcak memleket, kışın bile terlersin ve susarsın. Soğuk şerbet olmasa da su ile susuzluğunu giderirsin çeşmeden.

20150603_132904

Baba ve oğul heykeli, bir zamanlar yapılıp konulmuş. Herhangi bir yazıt yok, yada sökülmüş. Kim, ne anlatıyor, sanatçısı kim belli değil. Şimdiki belediyenin anlayışına ters böyle heykeller. Heykelin belden aşağısı beton blok içinde.

20150603_133127

Falezlerin üstündeyiz, karşı da aynı falezlerin devamı var. Şöyle iki uzun saçlı adam  birlikte bir resim çekilelim bakalım.

20150603_133540

 

VASİYET

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
            ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
            çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
                     daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe’yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
– öyle gibi de görünüyor –
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani…
                                                                    1953, 27 Nisan
     Nazım Hikmet RAN                           Barviha Sanatoryumu

Yukarıdaki şiirin yazıtı metal levhaya yazılmış hali. Yarısı duvarda, yarısı yerde.

20150603_133911

Bu gün 3 Haziran 1963 Büyük şairimiz Nazım Hikmet RAN’ın ölüm yıl dönümü. Büyük şairi şiirleriyle anıyorum. Şairin ilginç bir heykeli duvarın içinde ve altında levhaya yazılmış Laz İsmail şiiri.

20150603_134116

Eski evler onarılarak sarı, yeşil, pembe renkleri ile eski ve modern bir sokak görünümüne dönüşmüş. Sanki başka bir çağda başka bir ülkedeyiz. Görünüm olarak harika.

20150603_135357_HDR

Parayı Lidya’lılar bulunca haliyle bir şubesini de Antalya da açmışlar. O zamanlarda soylular topladıkları vergilerle halkı sömürdükleri gibi bankaları da soymaktalar. Eteğini açmış dökülsün paralar. sonrasında eğlence yerlerinde vur patlasın, çal oynasın. İzmirlilerin söylediği bir deyim vardır; “Parayı Lidyalılar, kafayı İzmirliler buldu” diye. Lidya Bank yazan bankamatik önünde eteğine para dolduran heykel.

20150603_140125

Bölük pörçük te olsa yer yer bisiklet yolu yapılmış şehrin bazı yerlerinde!

IMG_0280

Ama gel gelelim arabasından belli olan sonradan görme görgüsüz bir kadın bisikletten, bisiklet yolundan, bariyerlerle ayrılmış mavi boyalı yoldan habersiz marketten alışverişini yaptıktan sonra resim çekildiğine bile aldırmadan pahalı arabasına binip gitti. Hiç bu kadar uzun cümle kurmam ama bu kadın hakkediyor uzun cümleleri!

20150603_141508

Kıyıdan kıyıdan gezinerek, görüp resim çekilerek falezlerin sonuna geldik. Şimdiye kadar deniz epey aşağılardaydı.

20150603_142136

Burası seyir terası, aşağısı da meşhur Konyaaltı kumsalı. Karşıda başı dumanlı Beydağları.

20150603_142155

Etrafı seyrederken birden bire yamaç paraşütü beliriverdi önümüzde.

20150603_142321

Hava uygun olunca seyir terasından paraşütü şişirip havalanıyor. Bir kartal gibi yönlendirerek etrafta, kumsalın üstünde, denizin üstünde uçuyor.

20150603_142327

İki uzun saçlı adam olarak manzaralı bir resim çekiliyorum Ferdimen ile birlikte. Arkamızda Beydağları, denizde yelkenliler seyir halinde arka arkaya.

20150603_142441

Kumsala yoldan iniyoruz. Yelkenliler ardı sıra önümüzden geçip giderken iktidardaki siyasi partinin propagandasını yaptığını görünce ilgim azaldı yelkenlilere.

20150603_143529

Kumsala inip deniz kenarına konuşlanıyoruz hemen. Çantamda bulunan deniz şortumu çıkarıp giyerek hemen Akdeniz’in pek soğuk olmayan sularına bırakıyorum kendimi. Açık deniz olduğundan İzmir deki gibi 10 – 20 metre sonra derinleşmiyor. 2 metre sonra boyu geçiyor. Yüzme bilmeyenlerin girmemesi iyi olur. Balıklama denize atlarken Ferdimen beni çekiyor.

20150603_144450

Bu da youtube deki video linki

https://youtube.com/shorts/Zra8VhF4lPc?feature=share

Kumsalda kum yok, küçük çakıl taşları ile kaplanmış durumda. Islak ta olsan taşlar yapışmıyor kum olmadığı için. Çakıl taşları rengarenk, pırıl pırı,l irili ufaklı.

20150603_180101

Çakıl taşları arasında gizlenmiş bir canlı var. Hareket etmese farkına bile varamazsın. Serçe yanımıza kadar gelip yiyecek bir şeyler bulma ümidi ile dolanıyor etrafımızda. Serçenin rengi de taşlarla uyumlu.

IMG_0312

Rüzgar esmiyor, o yüzden deniz durgun. Sadece dip dalgası devamlı küçük bir dalga ile sahilde kendini belli ediyor. Denizden çıkarken biraz zorlanıyor insan. Çakıllar oynak, kıyı dik ve dip dalgası geriye çekiyor.

20150603_180130

Akşama kadar sahilde oyalanıyoruz Ferdimen ile. Bisikletlerin başında Ferdimen beni çekiyor.

IMG_0309

Akşam olmadan Devrim ve İlkay yanımıza geldiler iş yerlerinden bisikletlerle. Onlar gelince bisikletlere binip Antalya’nın akşam karanlığında dolaşmaya başladık. Su fıskiye parkı devamlı renk değiştiren ışığı ve müziğe göre artan – azalan sular ile görsel bir şölen oluşturuyor. Biz de kendimizi kaptırıyoruz suyun büyüsüne kaptırarak.

20150603_204022

Bazen su duvar gibi yükselip su perdesine dönüşüyor pembe rengiyle.

20150603_204054

Müziğin ritmine kendimizi kaptırıp dans etmeye başladık. Devrim ile dans ederken Ferdimen çekiyor.

IMG_0317

Gündüz pek belli olmayan Saat kulesi ışıkların oyunu ile daha bir başka görünüme bürünüyor.

20150603_220651

Yivli minare uzaktan heybetli görünüyor gözüme.

20150603_222217

Kendi resmimizi kendimiz çekiliyoruz. Ben, Devrim, Ferdimen ve İlkay, ışıkla aydınlatılmış yivli minare manzaralı.

20150603_222446

Renkler ve ışıklar içindeki çarşı şemsiyelerle panayıra dönüşmüş. Şemsiyeler yukarıda.

20150603_224059

Devrim beni çekerken bizi de Ferdimen çekiyor çaktırmadan şemsiyeler altında.

IMG_0330

Kale içine geldik, Hadrian kapısı önünden gündüz geçmiştik. Şimdi ise ışıkların daha farklı boyuta dönüştürdüğü devasa kapıdan kale içine giriyoruz. Kemerin iki yanında sütun, kirişin kenarları süslü oyulmuş.

20150603_224853

Yivli minarenin dibine geldik. Uzaktan heybetli görünmüştü gözüme. Yanında iken heybeti daha da artmış durumda. Yivli minare pişmiş tuğla ile örülmüş. Minareyi alttan çekiyorum, tepesi karanlık.

20150603_234952

İki uzun saçlı adam birlikte elçek bir resim çekiliyoruz yivli minare ile birlikte.

20150603_235331_HDR

Minarenin yakınında bulunan bir zeytin ağacı dikkatimi çekti. Ağacın gövdesinde Sanki bir evliyanın mezar taşı gibi bir yumru oluşmuş. Ağacı yakmaya çalışmış birileri ama becerememiş anlaşılan. Yanık izleri hala duruyor. İnsanlar bu görüntü karşısında hurafelere kapılmaktan geri kalmaz diye düşünüyorum. Belki de ağacı yakma girişimine neden olmuştur.

20150603_235403

Devrim ile birlikte elçek ile çekiliyorum Yivli minarenin gölgesi olmadan.

20150603_235642_HDR

Yivli minarede değişik bir çekim deniyoruz değişik bir açıdan. Benim karanlık siluetim yivli minare ile birlikte.

received_10153422310947369

Devrim bizi demlik kafe- Bar’a götürüyor. Kafenin adı demlik ama çay ile ilişkilendirilmemiş. Gerçi içeride çay var, biz de çay içmek için giriyoruz içeri. Kapı girişinde Ferdimen ile birlikte çekiliyoruz bir poz.

received_10153422309682369

Canlı müzik eşliğinde çaylarımızı içtikten sonra bisikletlerin yanına gelerek dönüş hazırlıklarına başladık. Saat gece yarısına yaklaştı. Yolumuz uzun.

IMG_0335

Sonunda vedalaşma zamanı geldi. Antalya yazısı tersten yazılmış olarak Devrim bizim resmimizi çekiyor üçümüzü bisikletlerimizle. Sonrasında Devrim ile vedalaşıyoruz, Kendisine çok teşekkür ederim, bizleri Antalya’nı güzelliklerini gösterdiği için. Sayesinde harika bir akşam yaşadık ve mutlu ayrılıyoruz.

received_10153422311492369

İlkay’ın öncülüğünde 15 Kilometre civarı artık araçların az olduğu bir saatte pedal çevirerek eve vardık. Güzel bir duşun ardından tatlı bir uykuyla günü bitiriyorum.

Bu gün yaklaşık 34 Kilometre yol yapmışız.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 9. Gün

27 Mayıs 2015 Çarşamba

9. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdimene aittir)

Dereköy – Yeşilova – Salda Gölü

 

Biri sana sorarsa;

Sana, beni sorarsa;

Gitti, der misin?

Gittiğimi söyler misin?

Gidiyorum ben sana

Benimle gider misin?

Özdemir Asaf

 

Öne çıkan görsel, Bisikletim KUZ, arkasında kıytırık römork, yeşil alan ve  Akgölün bir kısmı. Dağlar uzakta.

20150527_110742

Bütün gece yağan yağmurun sesiyle uyumak ne güzel. Ve yağmur ile uyanmak tertemiz havada. Yağmur damlalarının yıkadığı hava ciğerlerime doldukça ne kadar mutlu olduğumu düşünün. Yağmurun sesini dinleyerek bir süre dışarısını seyrediyorum çadırımın açık olan girişinden. Öyle usulca yağıyor ki tüm bitkiler kana kana yağmur suyunu içiyor. Kuşlar da çoktan uyanmış, günlük yiyecek bulma telaşı içinde bir o oyana bir bu yana uçuşup duruyor. Uçarken de tatlı ötüşleri eksik değil. Çadırımın içinden dışarısı, çam ağaçları ve tek katlı bir bina. Yerde otlar fışkırmış.

20150527_064237

Çadırımın içinden yağan yağmuru seyrediyorum, ne güzel yağıyor çisil çisil. Islak otların kokusu etrafı sarmış, hava mis gibi. Köyün meydanında Atatürk büstü, binanın bahçesinde, bir kaidenin üstünde.

20150527_065526_HDR

Köyün camisi yakın, el yüz yıkandı paklandı, sabah mahmurluğu üzerimden gidiverdi. Hemen yanı başımızda köyün ilk okulu temiz ve bakımlı olduğuna göre burada eğitim var. Yağmurdan dolayı çadırları henüz toplamadık.

20150527_065701

Çadırlara geliyoruz, yağmur çisil çisil yağmaya devam ediyor. Çadıra girip eşyaları toplayıp hazır hale getirdim. Bir ara yağmur şiddetlendi, dışarı çıkmanın anlamı yok. Yağmurun sesini dinleyerek zaman geçirmek, hiç bir şey yapmadan. Nasıl olsa acelemiz yok. Keyfimiz de yerinde. Mavi çadırımın içi, kapalı ve yağmur damlalarını dinliyorum.

20150527_100700

Yağmur yağarken sabah kahvaltısını yapalım diyerek kahvaltılıkları alıp köyün kahvesine soframızı kurduk. Bir güzel kahvaltıyı yaptık, kahvaltıyı yaparken Ferdi ile ne yapacağımızı karar verdik. Festival toplanma yeri Burdur, hemen hemen 80 Kilometre var. Yağmur da hala yağdığına göre Burdur’a gitmeye gerek yok. Nasıl olsa Salda gölüne gelecekler. Biz de Salda gölünde onları bekleriz. Biraz fazla tatil yapıp dinlenmiş oluruz. Yağmur saat 10:00 civarı dindi. Bu kararı aldıktan sonra yağmurun dinmesiyle çadırları toplamaya gittik kamp yerine. Toparlanıp eşyaları bisikletlere yükledikten sonra yola çıkma zamanı. Köyün camisi karşıda, kahve sağda. Ben de bisikletimle soldan geliyorum kahveye doğru. Ferdimen beni çekiyor.

IMG_1116

Çadırları toplatıp eşyalarla birlikte bisikletlere yükledikten sonra yola çıktık. Yolun kıvrımları her daim güzel görünüyor gözüme. Sağa kıvrılan yol ve tarlalar.

20150527_110735

Son kez Akgöl’ün manzarasında KUZ ve kıytırık ile bir resmini çekiyorum. Her şeyim yerli yerinde, yerim bol. Daha da eşya koyacak yerim var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150527_110742

Yol kıyısında sarı çiçekleri görmek olası. Sarı çiçekler bir ilkbahar da açarlar, bir de sonbahar da. Bahar çiçekleri hep doğanın güzelliğine güzellik katar. Doğanın ana rengi yeşil olması çiçeklerin cezbedici renkleri ile uyum sağlıyor. Sarı çiçekler de bunlardan biri. Eeee KUZ ile kıytırık bu güzelliği hak etmiyor mu? Elbette hak ediyor ve ben bunun resmini çekerek ödüllendiriyorum bir nebze de olsa.

20150527_112503

Bazen yol kıvrımlı değil, dümdüz. İp gibi ve hiç bir araç yok. Motor gürültüsü olmayan yol her zaman güzeldir. Sadece esen rüzgarın sesi gelir kulaklarıma. Arada tarla kuşlarının sesi rüzgar sesine karışır. Ve bu yolda olmaktan mutluluk duyarım, hiç bitmesin isterim.

20150527_112745

Yol o kadar güzel ki kendimi rüzgara kanadımı açıp uçuyormuşum gibi hissediyorum. Yalnız iki kanadımı açamıyorum, tek kanadım açık benim. Dümeni bırakamam çünkü dümen düz durmaz hemen dönüverir. Tek kanatla da uçabilirim. Ferdimen beni sol kolum açık halde çekiyor.

IMG_1138

Tarlalar yeşil, etrafta pek te ağaç yok. Yamaçlarda bile tarım yapılıyor.

20150527_113214

Yol kıyısında çeşmeyi görünce durup şişelerimdeki suları tazeliyorum. Çeşmenin suyu gür akıyor ve yalağı epey uzun. Belli ki hayvanlar su içsin diye. Evet, evet hayvanlar içsin diye.

20150527_114520

Orhanlı köyüne geldik, burada mola vermek gerek. Tabelada köyün nüfusunun 389 olduğu yazılmış.

20150527_114536

Köyün kahvesine gelip oturanlara selamı verip selamlarını alıyoruz. Hemen duble çayları kahveciye ısmarladık. Kahvede oturanlar meraklı gözlerle benim KUZ’a ve kıytırığa bakıyorlar. Şimdiye kadar böyle bir şey görmedikleri belli oluyor. Ferdimen bisikletime merakla bakan köylüleri çekiyor.

IMG_1146

Sadece Afyon da değil buralarda da afyon yetiştiriliyor. Demek ki afyon 1000 metrelerde yetişiyor. Sert havalardan hoşlanıyor. Çiçekleri de pek nazlı, saten gelinliklerini giymiş baharı karşılıyor. Tarladaki afyon çiçeklerinin hepsi beyaz renkte. Aralarında sadece bir tanesi mor çiçek açmış ve tarlaya ayrı bir güzellik katmış sanki.

20150527_115739

Kırlarda, ovalarda yolun en güzel tarafı böyle kıvrımlı olması. Daha önce eşeklerle gidip gelinerek açılan patika aynı yere yol yapılarak asfaltlanmış. Yani geçmişten günümüze yolda değişen sadece toprak yolun asfalt oluşu. Tarla sınırları patikaya göre belirlenmiş öylece kalmış.

20150527_121001

Yeşilova kasabası uzaktan göründü. İlçe olmasına rağmen pek te küçük bir kasaba.

20150527_124942

Kasabanın ilk mahallesindeyiz, genç bir bisikletçi bizi görünce etrafımızda bisikletini sürerek hava atmaya başladı. Belli ki kanı kaynıyor, gücünü ve yeteneklerini sergilemeden duramadı. Ön tekerleğini kaldırarak on – onbeş metre sürünce resimlerini çekip tebrik ediyorum. Bizim gibi turcu abilerinden kutlamaları alınca sevincinden duramıyor yerinde. Yolda ve her yerde çok karşılaştığımız sorulardan birisi “Önü kaldırabiliyon mu?” Elbette hiç bir zaman denemedim ön tekerleği kaldırmayı. Artık bizden geçti, ön tekerleği kaldırma işini genç delikanlılara bırakmak gerek.

20150527_130838

Bazen ön tekerleği fazla kaldırınca durum resimde olduğu gibi sonuçlanıyor. Artık iyice alışmış olmalı ki ayakları üstünde kalıyor.

20150527_130840

Genç delikanlı ön tekerleğini kaldırmaya devam ediyor.

20150527_130851

Bir süre genç delikanlının hareketlerini izleyip yolumuza devam ediyoruz. Kasabanın ilk mahallesi biraz aralı kalmış. Yol düz gidiyor, yanlarda kavak ağaçları.

20150527_143446

Yeşilova kasabası tabelasında durup bir resim çekiyorum. Tahmin ettiğim gibi küçük bir kasaba, nüfusundan anlaşılıyor. Tabelada; Yeşilova, Nüfus: 5700 yazıyor.

20150527_144148

Yeşilova kasabasına öğle zamanı vardığımızdan ara sokaktaki bir lokantada kuru – pilav ikilisi ile karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında fırından kocaman bir ekmek ve bakkaldan da eksik olan yiyecekleri alarak çantalara yerleştiriyoruz. İşimiz bitince kamp yapacağımız Salda gölü kıyısına doğru pedallar dönmeye başladı. Etrafı yeşil bir yolda, ufukta beliren Salda gölüne doğru pedallarken Ferdimen beni çekiyor.

IMG_1149

Sonunda Salda gölüne vardık, göl o kadar büyük değil. Gölün etrafı dağlarla çevrilmiş, karşı kıyılar görünmekte. Gölün sol tarafını çekiyorum.

20150527_145550

Burası da sağ tarafı, önde bir kaç çam ağacı var.

20150527_145553

Kamp yapacağımız yeri tam bilemediğimizden gidiyoruz habire. Sonra telefon ile yeri öğrendik, kamp alanını geçmişiz bile. Salda gölü, yay çizen kumsalı ve çam ağaçları.

20150527_145945

Eh ne yapalım geri dönüyoruz mecburen. Ben bisiklet sürüyorum Salda gölü manzarası ile.

IMG_1152

Kamp yapacağımız yeri sormak için restoranda durduk. Restoran sahibi burada kalabilirsiniz dedi ama kabul etmedik. Çünkü Burdur dan gelecek olanlar Yeşilova belediyesinin kamp alanına gelecekler. Ayrı gayrı olmaz. Havuzunda müşterilerini bekleyen alabalıklar buz gibi akan suda sakince yüzüyorlar. Canlı alabalık denilen bu olsa gerek.

20150527_150538

Yeşilova Belediye halk plajına gelip kamp alanına geldik. Daha önce tabelayı görmüştük ama burası olduğunu kestiremedik doğrusu. Tabelada yazan; Yeşilova belediyesi kamp alanı. Ferdimen tabelaya bakıyor bisikletinin üzerinde.

20150527_150754

Kamp alanına girip işletmeciye “Salda gölü bisiklet festivali kamp alanının burası mı?” diye sorunca o da “Evet burası” diyerek kamp alanını ve çadır kuracağımız yeri gösterdi. Burayı işleten Ahmet sevimli, cana yakın ve dostça karşıladı bizi, çabuk kaynaştık. Ahmet bize çadır kurulacak yeri gösterdikten sonra işinin başına gitti. Ferdi ile arazi çalışması yaptık, burayı belediye yeni düzenleyip temizlemiş. Restoranın aşağısında tüm yaz kalan çadırcılar var. Festival için yeni düzenlenen alanı bize ayırmışlar. Arazi çalışmaları sonucunda en uygun yeri seçerek çadırı kuracağımız yeri küreklerle düzelttik. Yağmur yağma olasılığına karşı çadır etrafına hendek açarak herhangi bir su baskınında helak olmayalım. Kamp alanına fıstık çam ağaçları düzenli bir biçimde dikilmiş. Gövdeleri beyaz kireç ile badanalamışlar. Mavi çadırım kurulu durumda, kürekle kıyılarına kanal açıyorum.

20150527_161543

Çadırlar kuruldu bir güzel, eşyaları da bisikletten indirip yerleştirdik. 5 Gün buradayız nasıl olsa. Çadır sabit kalacak. Ferdi kamerası ile çadırlarla birlikte elçek resmimizi çekiyor.

IMG_1158

Kampa ilk gelenlerdeniz, onun için bir masa dört sandalye çadırların önüne getirerek yerde yemek yemekten kurtulacağız bir süre. Festival başlamadan yerine götüreceğiz çünkü katılımcılar bu masalarda yemek yiyecekler.

IMG_1169

Yerleşmemiz bitince Ferdi ile gölün kıyısına gidiyoruz. Bakalım nasıl bir gölmüş. Göl sodalı suyu ve beyaz kumu ile şimdiye kadar görmediğim güzellikte. Hava serin ve rüzgarlı olduğu için göle girmekten vaz geçiyorum. Kumsal iri beyaz çakıllı taş ile kaplı, suyun rengi beyaz taşlardan turkuaz yeşil renginde.

20150527_165557

Rüzgardan dolayı göl çalkantılı, bu yüzden dalgalar kıyıya vuruyor sürekli.

20150527_165602

Dalgaların kıyıya vurmasını izlemek bile insanı dinlendiriyor. Terapi gibi, her dalga kumsala vurup ileri gidiyor, ardından geri çekilip güç kazanarak dalga yükselip ileri hamle yapıyor.

20150527_165607

Hava kapalı ve her an yağmur yağabilir o yüzden hazırlıklıyız. Gölün kumsalına oturup birer tane bira ile tatilimizi başlatıyoruz. Ferdimen tipodda cep telefonum ile çekiliyoruz. Ben katlanır tabureme oturmuşum, Ferdimen ise yere oturmuş bağdaş kurup. Göl manzarası ve dağlar ardımızda. Üzerimde deri mont var, Ferdimen de uzun kollu ceketini giymiş.

20150527_165952

Yanımda taşıdığım flütü çıkarıp ilk defa çalmaya başladım. Bakalım neler çalınacak göl kıyısında.

IMG_1159

Uzun süredir çalmadığından bildiğim parçaların notaları çıkmaya başladı yavaş yavaş.

IMG_1160

Çaldıkça aklıma geliyor, Ferdi de can kulağı ile rüzgarla karışık flütün ince sesine kaptırdı. Ne de olsa memleketinde uzakta gurbette sayılır. Günlerdir yolda olmanın verdiği hasretle flütün yanık sesi Ferdi’yi alıp memleketine götürüyor bir süreliğine. Her ne kadar uzun yolculuklarda tek başına bisiklet sürüp olgunlaşsa da hasretlik ağır basıyor. Annesini, babasını, kardeşini özlemiş belli. Gerçi gözünden hiç yaş gelmedi ama flütün sesi ona bu duyguların ortaya çıkmasını sağladı. Ferdi otomatik zamanlı olarak kamerası ile çekiyor ikimizi.

IMG_1162

Beklenen yağmur birden bire yağmaya başladı. Kendimizi hemen tahta barakaların saçağının altına atıyoruz. Bir süre gelip geçici bahar yağmurunu seyrederek bekledik. Yağmurun kokusu bir başka duygu veriyor bana. Bunu ciğerlerime çektiğim her nefeste hissediyorum. Kendimi yağmurun güzelliğine kaptırıp flütümle eşlik etmeye başladım ahenk içinde.

CAM01653

Yağmur dindikten sonra kamp alanına gelirken lahit mezar kapaklarını görüyorum. Kapaktaki işaretler mezarın erkek için yapıldığını belirtiyor. Kalıntıları buraya başka yerden getirdikleri belli. Buraya ait değiller. Bunları incelerken Ahmet bize bu işten anlıyorsunuz, hazine bulabilir miyiz diye söyleyince; merakımız var tarihi eserlere ama hazine ile işimiz olmaz deyip kestirip attık. Bulunan altının ve zenginliğin insanlara hiç bir zaman faydası ve rahatlığı olmamıştır. Başları beladan kurtulamamıştır altın ile. Biz özgür insanlarız ve zenginliğimiz dostlarımızdır dedik Ahmet’e. Parayla pulla işimiz yok.

20150527_181222

Kırık bir kiriş blok başka yerden getirilip buraya konmuş.

20150527_181443

Kamp alanına, çadırların yanına geldik. Kamp alanı yeni olmasına rağmen zamanla daha güzelleşeceğe benziyor.

20150527_181848

Yapacak bir şey olmadığı için hadi 5 çayı içelim deyince çaydanlığı hemen ocağa koydum. Poşet demlik çayı ile çayı demleyip bir güzel keyif çatarak içtik. Ortam çok güzel, yeni yağmur yağmış ve çam yaprakları daha da yeşillenmiş sanki. Mis gibi çam ve yağmur kokusu ile içilen çayın tadını hiç bir yerde bulamazsınız. Masanın yanına sandalyelere oturmuş keyif çayı içerken otomatik çekiliyoruz bir poz.

IMG_1170

Akşam olmadan yemeği yapıp bir güzel karnımızı doyurduktan sonra Restoran’a Ahmet ile sohbet etmeye gittik. Henüz sezon açılmadığı için restoran boş. Biz bize oturuyoruz. Fazla geç olmadan çadırlara gelip yatmak gerek diyerek Ahmet ten izin istedik. Pek yorgun olmasak ta havanın kapalı ve yağmurun etkisi ile insanın uykusu geliyor. Elbette uykuyu kaçırmamak gerek. Çadırın yanına gelip çadırın yerinden oynamış olduğunu görünce herhalde biri kurcalamış olacak dedim. Fermuarı açınca ekmek torbasının delinip bir kaç dilimin eksik olduğunu gördüm. Çadırın alt sağ yanından delinmiş. Köpeğin biri ekmeği aşırmış anlaşılan. Çadırı düzeltip öylece bıraktım deliği, umarım böcek girmez. Ekmeği de kıytırığın çantasına koydum gece köpekler rahatsız etmesinler. Yapacak bir şey yok artık, olan olmuş. İzmir den buraya festivale gelecek olan Mustafa Güven’i telefonla arayıp bana yeni bir çadır almasını söyledim. Artık gerisini yarın düşünürüz. Çadırın iç kısmındaki deliği yakından çekiyorum. Tabanda da bir delik açılmış.

20150528_082343

Telefon ile arkadaşlarımı arıyorum, ilk önce Göller bölgesinden yola çıkan Şafak Omaç ile konuştum. Kendisi Ağlasun da kamp attığını, yarın akşam Salda gölünde olacağını söyledi. Ardından bizim dengesiz İrfan Özden’i aradım. O da İzmir den yola çıkmıştı, Başmakçı bisiklet  festivaline katıldıktan sonra Hayıtlı da termal tesislere gitmiş. Yarın akşam yanımıza geleceğini bildirdi. Yarın büyük buluşma olacağı kesin.

Bu gün kısa bir yol kat ettik. Yaklaşık 23 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Uluslararası Kosova Bisiklet Turu 4. Gün

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Peja – Mitrovica

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

GÜL ÇİÇEKLİ DÜŞ

senden başka

kimsenin bilmediği

yaşadığım gülvercin katlı

oda

dünyanın son durağı olur

 günün birinde

belki de.

İlhami EMİN

 

Öne çıkan görsel, yeşil renkli gölet, karşıda kıyılar duvar, çam ve servi ağaçları ve yüksek dağlar.

20150819_121932

Harika bir akşamın tatlı yorgunluğu ile güzel bir uyku çektim. Dağların başladığı yerde, şehir gürültüsünden uzak uyumak insanı dinlendiriyor. Uykuyu tam tadında alıyor, sabah güneşin ilk ışıkları ile uyanıyorsun. Yeni bir güne başlamadan çadırımdan görünen ilk görüntüyü kareye alıyorum. Sararmış otlar, kayalık dağ ve çam ağaçları.

20150819_062912

İlk olarak Denis’i gördüm dışarıda. Yeni uyanmış ayakkabılarını giymeye uğraşıyor uyku mahmurluğunda. Akşam şehre eğlenmeye gittiydi bir kaç kişi ile. Ne de olsa genç, delikanlı. Kanı kaynıyor kıpır kıpır. Eğlenceden geç dönmüşler anlaşılan. Uykusunu tam alamadan uyanmak zorunda kaldı.

20150819_071703

Restoranda yediğimiz alabalıklar büyükçe bir polyester havuzun içinde, yuvarlak cam arkasında yüzerken müşterilerini bekliyor.

20150819_081606

Sabah kahvaltısı yapıyoruz hep beraber. Restoran sahibi şehre gitmiş bir kaç kadın hazırlıyor kahvaltıyı. Bu kadar kalabalık görmemiş restoran. Biraz zorlandılar açıkçası. Ama kadınlar hesap yapmada uzman olmuş. Hesap biraz kabarık gelince itiraz ettik haliyle. Restoran sahibi ile telefonda konuşarak hesabı indirdik uygun bir fiyata. Bilemiyorum belki de restoran sahibi bilerek kaçıp kadınlara bıraktı hesap görme işini! Çardak altında, gölgede, uzun bir masada hep beraber kahvaltı yaparken.

20150819_084052

Neyse kahvaltının ardından eşyaları toplayıp arabaya yükledik tek tek. Aramıza katılan Semra ve Doktor Serhat’ın eşyaları da sığdı arabaya. Bunu anlayamadım bir türlü nasıl sığdı diye. İlk gün 2 kişi eksik olmasına rağmen sığmamıştı. Hayret bir şey!

Gece çalışanlar var! Onlardan biri örümcek. Örümcek boş durmamış yeni ağlarını örmüş av yakalamak için. Güneş ışıkları da vuruyor ince örümcek ağının ipliklerine. Rüzgar hafif esip ağı oynatsa da Örümcek köşesinde sabırla bekliyor avını. Ağa takılan bir sineğin yapışkan ipliklerden kurtulmak için çırpınma titreşimlerini rüzgarın titreşimlerinden ayırt edebiliyor.

Sabahın erken saatleri, henüz kimseler yok havuzda yüzecek. Devamlı akan su havuzun temiz görünmesine neden oluyor. Aslında sabah duşu almak gerekti henüz kimsenin yıkanmadığı sularda ama bu gün yolumuz biraz uzun ve iniş – çıkışlı. Örümcek ağı ardında havuz.

20150819_075316

Arabaya yüklenen eşyaları araba yoldan gidecek. Biz ise dağların dibinde yapılmış yürüme ve bisiklet yolundan şehre gideceğiz. Burada bisiklet yolu olduğunu söylemişlerdi restoranda. Bisiklet yolundaki arkadaşlara dağın gölgesi vurmuş.

20150819_094615

Yol parke taşı ile döşenmiş, araçların girmediği bir yürüyüş yolu. Yol kıyısında akan çeşmeler de yapılmış. Çeşmede suları tazeleyip dolduruyoruz mataralarımızı.

20150819_095208

Suları tazelerken Muhlis Dilmaç bana poz veriyor.

20150819_095211

Yolu harika yapmışlar, beğendim doğrusu. Ormanın içinden, ağaçların arasından temiz oksijen soluyup yürüyüş yapmak insan sağlığı açısından önemli. Şehirdeki insanlar da sabah yürüyüşünü burada yapıyor. Yürüyüşünü yaptıktan sonra evde duşunu alıp işine dinç olarak gidip çalışmaya başlıyor huzurlu biçimde.

20150819_095435

Vadi burada genişlemeye başlıyor. Biraz aşağısı düz ovaya dönüşecek. Asfalt yol karşıda. Altında görünen binalar askeriye olabilir. Dün çıkarken yüksek duvarlarla çevrilmiş, içerisi görünmüyordu.

20150819_095526

Dağın dibinden giden yol hafif iniş – çıkışlı olmasına rağmen bizi zorlamadı. Zaten yavaş gidiyoruz, etrafı seyrederek, tadını çıkarıp.

20150819_095538

Şehrin kalabalığı biraz rahatsız etse de mecburen geçeceğiz. Denis’e araba ile ilerideki İstog yol ayrımına gidip bizi beklemesini söylüyorum. Ana yoldan gitmeden köy yolundan trafiği daha az olan yoldan gideceğiz. Yol ayrımı yakın şehre, çabucak vardık bile. Köy yolu sakin, bizler de tadını çıkarıyoruz bu sakinliğin.

20150819_104319

Yol kıyısında şehit mezarları çıkıyor sık sık. Her mezarda çift başlı kartal olan Arnavut bayrağı direğe çekilmiş.

20150819_104421

Kosova’nın her yerinde şehit mezarını görmek mümkün. Bağımsızlığını ilan ettikten sonra ordusunu kurup Sırpların zulmüne karşı silahlı birlik UÇK ile saldırıya geçmişti. Bu savaşta bir çok savaşçı vurularak şehit olmuş. Şehit olduğu yerde anıt mezar yaptıran şehit aileleri mezarları kendileri sürekli bakmaktadır.

20150819_104509

Yol harika, neredeyse bomboş. İnsan yalnızlığını hissediyor yolda giderken. Yol hiç bitmesin. Biz de bisiklet sürelim doyasıya, çevreyi kirletmeden. Ağaçların arasından.

20150819_104858

Yol ayrımı olduğuna bakmayın, düz gitmemiz gerek. Bizimkiler böğürtleni bulmuş yol kıyısında habire toplayıp yiyor. Böğürtlenin de tam zamanı, nefis tadı bizleri mest ediyor yerken. KUZ yol ayrımında, soldaki yolda böğürtlen toplayan arkadaşlar.

20150819_105527

Böğürtlen dalında ve toplanmış elde yenmeye hazır.

11903985_10153557509019861_6157320860607415263_n

Dağın yamaçlarında köyler kurulmuş. Ovada fazla yerleşim yeri yok, daha çok tarım alanları olarak kullanılıyor.

20150819_105917

Hayvanlara yem olarak yetiştirilen mısır tarlası. Henüz biçilmemiş, sararıp kurumuş. Biçilip yem ambarına konacak kış aylarında hayvanları besleyecekler. Kışın yağan karda yiyecek ot olmadığından yazın ekilen mısır kış yemi olarak kullanılıyor.

20150819_114856

Henüz öğle olmaya az kalmış durumda İstog’a vardık bile.

20150819_115706

İstog kasabası dağın bittiği, ovanın başladığı yere kurulmuş. Dağlardan buz gibi suların aktığı derelerde yetişen alabalıklar çok olunca buraya alabalık çiftlikleri kurulmuş. Kooparatif olarak kurulan bu çiftlikte yetişen alabalıklar tüm Yugoslavya içinde her yere gönderiliyormuş zamanında. Yugoslavya dağıldıktan sonra Kosova da kalan bu çiftlik alabalık üretimini sürdürüyor. Dağlardan gelen suları önce arıtmadan geçirildikten sonra havuzlara veriliyor. Havuzlarda binlerce alabalığı sağlıklı ve temiz yetiştirmenin yolu.

20150819_115937

Büyük bir tesis olan alabalık çiftliğinde balık pişirilip yenilen devasa bir restoran yapılmış. Çevre bakımlı çim ve ağaçlarla süslenmiş. Burada ayrıca tatilini geçirebileceğin tek katlı evler ve otel var. Arabayı park ettikten sonra içeriye bisikletlerimizle giriyoruz hep birlikte.

20150819_120050_HDR

Güzel ağaçlarla süslenmiş çevre fotoğraf çekmeye zemin hazırlıyor. Artık herkesin akıllı telefonu var ve iyi resim çekiliyor. Ayrıca fotoğraf makinası taşımaya gerek yok. Dokun çekme düğmesine, istediğin resmi çek, hem de binlerce. Dengesiz İrfan önümde havuzu çekerken.

20150819_120546

Mehtap hanım Denis ile el çek yapıyor.

IMG-20150819-WA0073

Balık havuzu olarak kullanılan gölet ortasına fıskiye konulmuş. Ara sıra çalıştırıyorlar. Belki de öğle zamanı yaklaştığı için balık yemeye gelenler için. Belki de biz kalabalık olarak geldik diye olabilir fıskiyenin çalıştırılması. Şef garson da akıllı olabilir. 16 kişi birdenbire elinde cep telefonu habire resim çektiğimizi görünce resimler daha iyi olsun diye fıskiyenin çalışmasını söylemiştir elemanlarına. Restoran çok büyük olduğu için onlarca garson ve görevli ortalıkta dolaşıyor.

20150819_120636

Resim çekeni bile çekmekten geri kalmıyoruz.

20150819_120650_HDR

Toplam 2 kadın katılımcı olunca resimlerin ana teması onlar oluyor.

20150819_120758

Bahçede el arabası olunca yaramaz kızlardan birisi arabaya biniyor, diğeri taşıyor. Yeşil çimenlerin ortasında küçük bir tepe kırmızı renkli çiçeklerle süslenmiş.

IMG-20150819-WA0087

Bizim gelişimiz ile restoran hareketlendi. Neşeli hareketlerimiz, bolca resim çekilmekle dikkatini çektik restorandakilerin. Pek alışık değiller bisikletçilere anlaşılan. Doktor Serhat elçek resmimizi çekerken başka biri bizleri çekiyor.

IMG-20150819-WA0077

Dört arkadaş havuz kenarında çekiliyoruz.

IMG-20150831-WA0023

Havuz kenarlarında çiçekler ayrı bir renk katıyor ortama. Çiçeğin beyazlığı Güneşin ışıkları ile daha da parlıyor.

20150819_120902

Restoran geniş bir alanı kaplıyor ve bir çok masa  ile çardakların altına konularak yağışlı havalarda bile yemek yeniyor. Resimde görünen sadece bir kaç çardak, bunun gibi daha çok yer var. Belki de bin kişi aynı anda oturabilir masalara.

IMG-20150831-WA0094

Alabalıklar büyük havuzda sürü halinde dolaşıyorlar serbestçe. Siyah alabalıklar arasında bir, iki tane beyaz alabalık var.

IMG-20150819-WA0069

Pembe renkli erguvan yeşilliklerin içinde kendini belli ediyor.

20150819_120927

Henüz öğle 12 olmadığından siparişleri bekletiyoruz biraz. Resim çekmekten yorulunca bize ayrılan uzun masaya oturup sohbet ediyoruz. Elçek ile masadakileri çekiyorum.

20150819_121534_HDR

Doktor Serhat yarıda bıraktığı Now We Bike turunun haritası olan formasını giymiş. Muğla dan Brüksel’e kadar 2700 km yolun yarısından fazlasını yaptı. Şimdi bizimle pedallıyor. Harita sırtında basılı.

20150819_121638

Çevre düzenlemesi o kadar güzel olmuş ki tablo gibi. Yeşilin her tonunu yansıtan ağaçlar gölette rengini vermiş.

20150819_121837

Alabalıkların arasına beyaz renkli bir tane balık yüzüyor. Kara sırt rengine sahip alabalıkların arasında beyaz alabalık tam alabalık.

20150819_121903

Tablo gibi resimler çekmeden olmuyor çiçekler arasında.

Artık sessizlik türkülerini söylemek gerek

 dağlara sis inmiş, gökte bulutlar

gerçeklerden kaçıp masallarda tünemek

kaçmak uzaklara kanadıkça yaralar

İskender Muzbeğ

Mor çiçekler ardına havuz, ağaçlar ve dağlar.

20150819_121917

Havuz göletine akan su kanalının üstündeki değirmen çarkı ayrı bir görsellik katıyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150819_121932

Artık yemek zamanı, herkes menü defterinden yiyeceği balığı seçip siparişini garsona veriyor. Balıkların pişmesini bir süre bekledikten sonra nefis alabalıklar geliyor. Afiyetle yiyoruz alabalıkları. Elimde menü defterleri, arkadaşlara işaret parmağımı gösterip herkesin menüden balığını seçmesini söylüyorum. İşaret parmağımı sallamamın nedeni sadece 1 tane bira içebilirsiniz balığın yanında diye.

IMG-20150819-WA0063

Artık yola çıkma zamanı deyip İstog tan ayrılıp yola çıkmak gerek. Bir süre hafif inişle gidiyoruz. Kosova enerji iletişim hatları direkleri basit 2 ayaklı yapılmış. Bizde böyle direkler yok. Buradaki direklerden 5 katı daha fazla demirden yapılmış bizdeki taşıyıcı direkler.

20150819_152821

İstog yolu ana yol ile birleştiği yere geldik. Buradan sonra araç trafiği artacak.

20150819_153223

Yolda haldır huldur gitmenin anlamı yok. Gördüğümüz meyve ağaçları bize meyvelerini sunmuş. Tadına bakmadan olmaz değil mi?

20150819_154604

Yol kıyısında daha çok Elma ağaçları var. Elmalar doğal yetişiyor ve küçük boyutta. Tadı da iyi değil, ekşi bir tat bırakıyor ağzımızda ama doğal elma diyerek bir kaç elma koparıp çantaya yerleştiriyorum.

20150819_154617

Henüz düz ovada ilerliyoruz.

20150819_155344

Ova bitti, buradan sonra iniş, çıkışlı yolda ilerleyeceğiz. Köy evleri dağınık durumda, tarlasına uzak olmayan bir yere yapınca evleri bir arada görmek neredeyse imkansız.

20150819_160944

Mezarlıklarda bazı mezar taşları değişik. Eski Osmanlı mezar taşlarına benzetilmiş. Aslında taş değil beton, kalıba dökülerek şekil verilmiş. Beton ucuz olduğu için ve işçilik yok. Hazır kalıba dök betonu olsun bitsin. Getir mezarın başına dik, işte sana Osmanlı mezar taşı.

20150819_162003

Arazi düz olmasa da evsiz bir alan neredeyse yok gibi. Eğimli yerler bile tarlaya çevrilmiş durumda.

20150819_173144_HDR

Daha önce araba ile yaptığımız keşifte yolun eğimini pek anlayamamıştım. Zaten arabada hiç bir şey belli olmuyor. Araya motor girince arazinin varlığını hissetmiyorsun. Bisiklette her şey ortada, yokuşsa yokuş. İnişte rüzgar yüzüne vuruyor, hissediyorsun. Bu rüzgar kendi rüzgarın, koruyucu olmadığı için olduğu gibi karşıdan bir engel gibi vurmakta gövdene. Yolun inişinde duyduğun bu mutluluğu çıkarken düşünürsen bu yokuşu rahat çıkılacağına eminim. Ben her zaman yokuşu çıkarken inişi düşünürüm. Bazen kan ter içinde kalırsın, yokuş bitmek bilmez. Uzadıkça uzar, dönemecin sonunda yokuş bitecek dersin ama dönemeçten sonra yokuş hala devam eder. Ne kadar yükselirsem o kadar inişi çok olur, hep inişi düşünürüm. Uzun sürede çıktığın yokuşu bir çırpıda iniyorsun zaten. Çabuk inildiğinden çıktığın yokuş kadar inersin. İniş senin normale dönmeni sağlar, bisiklete binmenin zevki ortaya çıkmış olur böylece. Sadece inerken rüzgarlığını giymen yerer. Terli olduğun için rüzgardan korunmak gerek.

20150819_173202

En arkada ben varım, haliyle etrafın resmini çekmeden geçmiyorum. Resmin iyi olması için de durmam gerek. Cep telefonun denklanşörü  ekranda dokunmatik olunca tek elle de çekemediğimden durmam gerek.

Durum böyle olunca grup ile aram açılıyor. Buradan sağa giden bir yol var, yol Kosova kurtuluş savaşında Sırplar tarafından şehit edilen komutanın anıt mezar ve müze evine gidiyor. Adem Yaşari Yugoslavya’nın dağılmasından sonra Sırplara karşı Kosova’nın bağımsızlığını başlatan kişi. Kosova askeri örgütü  USHTRIA ÇLIRIMTARE E KOSOVES UÇK kurucularından. Sırplara karşı direnmek için Arnavutları silahlı eğitimden geçirerek Kosova’nın ilk ordusunu kurmuştur. Adem Yaşari Sırpların baskıları, hapiste işkenceleri yıldırmamış bağımsızlık mücadelesine devam etmiştir. Sırplar 5 Mart 1998 de evini kuşatınca 3 gün süren çatışmaların ardından ailesi, akrabaları ve 4 misafiri ile birlikte 7 Mart 1998 de 56 kişiyi öldürerek şehit etmiştir. Bu katliam ile direniş daha da artarak Kosova bağımsızlığına kavuşmuştur. Kosova Milli kahramanı Adem Yaşari her zaman anılarak heykelleri dikilmiş adı yaşatılıyor.

Mezarı yoldan epey içerde olduğu için buraya uğramadan geçiyoruz. O yüzden burada durup Kosova’nın kahramanını anmadan edemedim. Mezarını başka bir zamanda ziyaret ederim. Yol ayrımında Yaşar beni beklemiş, bakmayın yukarı çıktığına aşağı doğru gideceğiz. Yaşar beni görünce şöyle bir yuvarlak çizerek aşağı doğru benimle beraber geliyor. Yol tam dönemeç U biçiminde.

20150819_174658

Yol ayrımında Mitrovica tarafına gideceğiz. Priştine başkent olunca kestirme yol yapmışlar Mitrovica’ya gelmeden.

20150819_184922

Araçların dikkatini çekmek için okul önlerine konulan trafik tabelaları ilginç. Çocukların her zaman yola fırlayabileceklerini anlatan güzel bir tabela. Okul çevresindeki çocuklara dikkat! Okul var tabelası kırmızı üçgen içinde koşan çocuklar. Solda üçgeni parçalayıp dışarı çıkmışlar. Mitrovica’ya girmişiz tabelasını göremedim.

20150819_185057

Mitrovica girişinde bisikletçi Sabri Hüseyin bizi karşılıyor. Spor müdürü Ardian Kavaja bizi karşılamak için göndermiş. Sabri ile tanıştıktan sonra bize rehberlik ederek Spor binasına getirdi. Spor müdürü Ardian bizi karşıladı. Hoş beşten sonra resim çekiliyoruz hep birlikte. Daha önce bir okulun bahçesinde kamp yeri olarak bildirilmişti. Şimdi sıcak suyu olan duş taleplerini değerlendiren Ardian gerekli ayarlamaları yaparak sıcak suyu olan ve kapalı ve güvenli bir yer ayarladı. Üç dilde, Arnavutça, Sırpça ve Türkçe “Mitroviça Belediyesi yazılmış. Türkçe yazmalarının nedeni Mitroviça da Türkçe konuşan çok insan ve Türkler var.

11990407_10207492934937003_9125501376389747532_n

Belediye binası önünde 20 kişi birlikte resim çekiliyoruz.

20150819_191019

Ardian bizi spor kompleksi olan bir yere götürdü. Burası şehrin stadı ve basketbol sahası. Yüksek duvarlarla çevrili basket sahası bizler için güvenli bir yer. Hem kapalı, hem de açık basket sahası var. Açık alan tartan pist olarak döşenmiş. Kenarda seyirci oturma yerleri yapılmış. Sahayı inceliyoruz.

11988577_10207492935617020_3007421987228141087_n

Uğur Tanılkan çadırını kurmuş bile, tam basket potasının altında.

11137100_10207492950257386_2332998588368577278_n

Çadırları dışarı basket sahasına kurduk. Ardından dışarıdaki futbol sahasının olduğu yerdeki duşlara giderek sıcak duşumuzu da aldık. Duştan sonra kapının anahtarını bize veren Ardian evine gitti. Akşam yemeği için şehrin lokantaları olan yere geze geze gittik. Yemeği yedikten sonra gezmeye devam ettik şehri. Sırpların yaşadığı tarafa bağlanan köprü başında durduk. Diğer taraf Sırpların denetiminde olduğu için tehlikeli. Gece ne olacağı belli olmaz deyip köprüden karşı tarafa geçmedik. Kamp alanına gelerek günün yorgunluğunu çıkarmak için dinlenmeye başladık. Bu gün biraz fazla yol olunca yorulduk haliyle.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 76 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc