Etiket arşivi: aşk

Kano Maceraları 3

22 Şubat 2023 Çarşamba

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resim ve videolar Zeki Gagaski ve Kıvanç Kelmen’e aittir)

 

Bir sevdadır deniz

Kavuşmalı bir an

Kendini köpüklere bırakmalı

Mavinin içinde

Balıklar

Oynaşmalı, kımıl kımıl

Rüzgar yelkeni doldurmalı

Bir umut

Bir türkü

Bir aşk

Söylemeli coşkuyla

Urim Baba’CAN Şubat 2023

 

Öne çıkmış olan görsel, kano deniz kıyısında iple bir taşa bağlı kıyıda. İki yanda destek tankları profil ile bağlı. Mavi yelken rüzgarda hafif açık durumda.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 17.53.00

“Bir insan ömrünü neye vermeli

Harcanıp gidiyor ömür dediğin

Yolda kalan da bir yürüyen de bir

Harcanıp gidiyor ömür dediğin”

Demiş Ömer Zülfü Livaneli. Gerçekten insan düşünüyor belli bir yaşa geldiğinde. Hele 60 yaşını geçtikten sonra. Benim de zaman zaman düşüncelerim bu yöne kaymaya başladı. Daha ne kadar sağlıklı yaşayabilirim. 70, bilemedin 80 yaşına kadar bir şeyler yaşamalı elim ayağım tutarken. Ondan sonra ne olacağı belli olmaz. Henüz sağlığım yerindeyken hayallerimi gerçekleştirmeliyim. Çocukluğum çok güzel geçti, sonrası çalışma hayatı, evlilik, çoluk çocuk derken bir baktım emekli olmuşum. Henüz Dünyayı tanımıyorum. Çocukluğumda olanaklar yoktu, çalışırken yoğun tempoda geçen bir hayat. Emekli olunca Dünyayı tanımaya başladım. Bunun en önemlisi de bisiklet. Bisikletle turlar yapıp gezmeye başlayınca yaşamın tadına vardım, Hayatımda tanıdığım insanların kat be kat üstünde insanlarla tanıştım, yeni yerler gördüm. Kimsenin gitmediği yerlerde bisiklet sürdüm. Bir çok arkadaşım, dostum oldu. Yaşadığım maceralar beni daha da olgunlaştırdı ve Dünyayı farklı gözle görmeye başladım. Bu harika bir şey ve Dünyayı tanırken bisikletin yavaş hareket etmesi gördüğüm yerleri daha ayrıntılı görmeme neden oldu. Bisiklet mükemmel bir araç bence. Kendi gücümle hareket ediyorum.

Bu gün benim yaş günüm, 62 yaşımı doldurdum tıka basa. Şunun şurasında 10 – 15 yıl daha hareket edebilirim. Artık yeni maceralar beni bekliyor. Denizleri keşfetmeliyim. Daha önceki yazılarımda birer birer yapım aşamasını, kanoyu denizde denemelerimi anlatmıştım. Denemelerim hala devam ediyor ve bu denemeler hiç bitmez. çünkü yaşayacaklarım bana yeni şeyler öğretir ve öğrendiğim tecrübelerle kanoda değişiklikler yapabilirim. Kano yan tankları hazır, denemek için en uygun ve güneşli bir güne denk gelen yaş günümde denemeye karar verdim.

Bacanağım Selahattin Kelmen ve arkadaşlarım Zeki Gagaski, Mustafa Akpınar ve bacanağımın oğlu Kıvanç Kelmen bana eşlik edecekler. Öğlene doğru bacanağım oğlu ile evime geldi. Kanoya yan tankları, yelken direğini, kürekleri ve diğer eşyaları yükledik. Kanoyu taşıyıcı arabasına yükleyip kayışlarla bağladıktan sonra yürüyerek İnciraltı kent ormanına geldik. Kıvanç kanoyu eşyalarla yüklü halde çekiyor giderken.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.49 (3)

İnciraltına doğru, Barış Manço köprüsünün yanına geldik. Lagün tarafına kanodaki eşyaları indiriyoruz.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.48

İşe başlamadan önce üzerime balıkadam elbisesini giyiyorum. Balıkadam elbisesi sarı – siyah renkte. Ayağıma deniz ayakkabısını giyiyorum. Beni soğuğa karşı koruyacak. Kanonun yanına çömelmiş halde poz veriyorum kameraya.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.49 (2)

Aynı şekilde bacanağım da balıkadam elbisesini giyiyor. Onun rengi mavi – siyah. Kanonun ortasında profil dikmelere destek profillerini cıvatalarla bağlıyorum. Henüz yerlerini bilmediğimden birer delik ve birer cıvata var. Denizde durumu görüp ona göre diğer deliklerin nereye delineceğine karar vereceğim. Bacanağım önde oturup ellerini iki yana açmış durumda.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.49 (1)

Kanoyu arabadan alıp deniz kıyısına indiriyoruz. Yan tankları birer civata ile profillere bağlıyorum ve iyice sıkıyorum oynamasın diye.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.46

Kanoyu hazırlama, denize indirme, tank profillerini ve tankları bağlama aşamalarını gösterir videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Cıvataları iyice sıktıktan sonra lagün içinde kürek çekmeye başladık. Havada rüzgar yok, yelken direğe sarılı durumda.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.01 (2)

Bacanağım önde, ben arkada kürek çekmeye başladık.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.52

Şöyle bir tur attıktan sonra geri dönüyoruz karaya doğru. Yelkeni açtık ama istediğimiz biçimde olmadı. Yelken ipleri doğru bağlanmamış, bunu öğrendik.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.51 (2)

Kano ile lagün içinde dolaşıyoruz, Yelkeni açtık ama kanoya hiç etkisi yok gibi. Sonrasında votkamız bitince takviye için karaya yaklaşıyoruz. Kano ile lagün içinde tur atıp geldiğimiz görüntülerin videosu aşağıda.

Kıyıya yanaştık. bacanağım önde, elindeki iple kanoyu tutuyor, ben arkada profillere delikleri nereye deleceğime karar vermeye çalışıyorum.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.58

Meyveli kokteyl votkamızı elimize tutuşturuyor Mustafa. Bacanağımın elinde kadeh poz veriyor kano ile birlikte.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.57

Kano içinde kokteyl votkalarımızı hazırlayıp veren Mustafa ve Zekiden kürekle kano içine alırken çekilen video. Videoyu Kıvanç çekiyor, Video aşağıda, izleyebilirsiniz.

Votkalarımızı alıyoruz, kanoya binip yerleşip hazırlanıyoruz. Yeni sefere çıkmaya hazırız.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.00 (1)

İkimiz de bindikten sonra kıyıdan açılıp köprünün altına doğru gitmeye başladık. Deniz yükseldiğinden lagüne doğru akıntı var ama kürekle gayet iyi gidiyoruz.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.01 (1)

Tam köprünün altına geldik, akıntıya karşı gittiğimizden dümen yardımıyla düz gitmeye çalışıyoruz.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.55 (2)

Köprü altındayken kadehlerimizi şerefe kaldırıyoruz. Zeki de bizi çekiyor.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.01

Çıkarken akıntı yüzünden burun birden sola doğru kıvrılınca ayağımla kadehimi devirdim, kanoyu çabuk toparladım ama votka döküldü. Kadeh ayağımın ucundaydı. Demek ki ayak ucuna dökülecek bir şey koymamak gerek. Köprü altından kürek çekerek çıktık, artık açık denizdeyiz ve rüzgar olmasa da küçük dalgalar belirmeye başladı.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.53

Karadan pek belli olmayan bir karartı görüyorum az ileride. Bacanağıma o karartıya kadar gidip görelim neymiş diye söyleyince kabul etti. Karartıya giderken küçük bir kayığın dalgalarını aştık. Dalgalar pek etkilemedi geçerken. Kanonun durumu gayet iyi. Karartının yanına gidince bunun küçük bir kayalık olduğunu. Üzeri kara midye ile kaplı olduğunu gördük. Deniz yüzeyinden biraz çıkmış durumda. İlk adamızı keşfetmiş olduk böylece. Bundan sonra yeni yerler keşfedeceğimin umudu yeşerdi içimde. Sevinçliyim. Yanımıza cep telefonu ve kamera almadığımızdan resim çekemedik. Fazla oyalanmadan geri dönüyoruz. Tam köprü altından içeri girerken Zeki bizi çekiyor. Deniz yükseldiğinden lagün içine akıntı olduğundan kürek çekmeden giriş yapıyoruz.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.59

Lagün içine girer girmez dümeni arkadaşların olduğu yere döndürdüm. Bacanağım da kadehini devirmiş. Takviye almamız gerek.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.51

Zeki Gagaski’nin cep telefonu ile çektiği görüntüler. Lagünden çıkarken, ve açık denizde dalgaları geçerken çekilen videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Kıyıya, kumsala yanaştık. Bacanağım önden iple karadaki küçük bir taşa bağlıyor kanoyu. Kanonun yanında durmuş, kano yanlarını nasıl sabitleyeceğimi düşünmeye başladım. Profil küpeşteye tam değecek biçimde olmasına karar verdim.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.00 (2)

Zeki kendini kano ile elçek resim çekiyor. Mavi yelken az açılmış hafif esen rüzgarda. Zeki’nin başında şapka, közünde siyah Güneş gözlüğü var. Deniz sakin, çarşaf gibi.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.50.00

Katlanır sandalyeme oturup dinleniyorum biraz. Üzerimde enine mavi – beyaz çizgili tişört var, başımda mavi buff.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.56

Mustafa ile yan yana oturmuş kano hakkında fikir alış verişinde bulunuyoruz. Kano yan tanklarını biraz daha aşağıda olacak şekilde sabitleyeceğiz. Ayrıca küpeşteye profili sabitlememiz gerek. Orta bölümdeki dikme profiller kısa aralıklı ve profile çok yük bineceğini tartışarak bir şekilde nasıl uygulayacağımızı karar verdik. Artık yeni durumlar ortaya çıktı ve üzerinde biraz daha çalışmamız gerek. Şimdiye kadar istediğim şekilde oldu ve denemelerimiz bana yeni fikirlerin oluşmasına neden oldu. Mustafa, ve bacanağım da bana fikirler verdi tecrübelerine dayanarak. İkisi de denizi biliyor ve kendi kayıkları ile tecrübeli. Akıl akıldan üstündür, bunu biliyorum ve her zaman yeni fikirlere açığım.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 20.49.57 (1)

Bu günlük bu karar yeter deyip maceramızı sonlandırıyoruz. Kano yan profillerine gerekli işlemler yapacağız. Kano kıyıda bir taşa iple bağlı, yelken hafif rüzgarda açılmış deniz içinde duruyor. Ana gövde ortada, yan tanklar profil ile gövdeye bağlı. Duruşu gayet iyi görünüyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

WhatsApp Image 2023-02-22 at 17.53.00

Güzel bir macera daha yaşadık bu gün, yeni fikirle oluştu denememizde. Kano yan tankları gayet iyi oldu, dengesi çok iyi ve kendimi güvende hissettim. Artık yeni maceralara hazırım. Kanoyu karaya alıp bağlantı profillerini sökerek taşıyıcı arabasına bindirdik. Yürüyerek Marangoz atölyesine getirdi. Şimdilik anlatacaklarım bu kadar, yeni denemeler ve maceralarda görüşmek üzere.

Adım Adım Kano

Gemisini Yürüten Kaptan

Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim
Ama silinmiş, ner’deyse bir şey kalmamış
Çok eskiden çok, ta gençlik yıllarımdan
Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim
Bir giysiydi sanki yaseminler
Ağustostaydı, ağustosta bir akşam
Gözlerini hatırlıyorum biraz, sanırım maviydiler
Ah evet maviydiler, mavi gök yakuttan
Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim
Ama silinmiş, ner’deyse bir şey kalmamış
Çok eskiden çok, ta gençlik yıllarımdan
Bu bulanık anıyı anlatmak isterdim

Ömer Zülfü Livaneli / Kostas Konstandinos Kavafis

 

Öne çıkmış olan görsel, gözleri kapalı genç bir kız, saçları uzun, geriye doğru dalgalanmış, kulağında inci küpesi ve boynunda şal var. Şal da geriye doğru dalgalı. Başının üstünde cam damlası, yanında Jale yazıyor.

IMG_20220818_094350

Az ilerdeki sınıfıma doğru koridorda yürürken teneffüs neredeyse bitmek üzere. Ama acele etmeden yürüyorum. Tavandaki kirişlere bakıyorum. Tavan beyaz, kirişler gri renklerle boyalı, koridorun duvarları ise çok açık maviydi. Gözüme kirişteki zile takıldı. Metal çanın yanında ince demir sapın ucundaki küçük top hazır bekliyordu çana vurmaya. Çok az kaldığını hissediyordum. Teneffüse çıkalı 9 dakikayı geçmişti. Birazdan hademe zilin elektrik düğmesine basacak. Gözüm zile takılınca daha gerideki tavan kirişinde sanki bir şeyin hızlıca hareket ettiğini hissettim. Ama hareket eden şeyin ne olduğunu göremedim. Belki de bana öyle geldi. Açık olan sınıfın kapısından içeriye girdim. Sınıf arkadaşlarımın çoğu sırasına yerleşmiş, yeni derse hazırlanıyorlar. Kimisi de karşılıklı konuşuyordu. Sınıfta kız ve erkek öğrenciler olmasına rağmen kızlar yan yana, erkekler yan yana oturuyordu. Kız ile erkek öğrencinin aynı sırada oturması olanaksızdı. Örf ve adetlerimize uymuyordu da. Halbuki Türkiye’ye göç etmeden önce Kosova’da okuduğum sınıfta kız ve erkek öğrenciler bir sırada oturabiliyorduk.

Ben diğer öğrencilerden bir yaş daha büyüktüm. O yüzden arka sıralarda oturuyordum doğal olarak. Benim gibi sınıfta kalmış bir kaç arkadaşım daha vardı. Hatta benden de büyük olan üç öğrenci var. Biz sınıfın abileri olarak en arka sıraları işgal etmiş durumdayız. Haliyle en yaramazları da. Gürültünün çoğu arka sıralardan çıkıyordu.

Benim sıram en arkadan bir öndeki, pencereden bir sıra içeride. Sınıfa girip sıraların arasından geçerken, ikinci sırada oturan saçları örgülü kıza gözüm ilişti. Beyaz gömleği üzerine bordo yelek giymişti. Örgülü saçları omuzunun arkasında, arkadaşıyla konuşurken başını çevirdikçe bir gömleğin beyaz kısmında, bir bordo yeleğin olduğu yere hareket ediyordu. Kızın ismi Jale, sınıfın çalışkan öğrencilerindendi. Sakin, fazla hareketli olmayan Jale oturduğu ikinci sıranın gerisine geldiğini hatırlamıyorum. Sınıfa girip çıktığında ikinci sıraya gelip yerine oturur. Teneffüs zili çaldığında kalkıp sınıftan dışarı çıkardı. Bazen de tahtaya kalkar dersi tebeşirle yazardı. El yazısı da çok güzeldi. Harfler sanki telgraf tellerine konmuş kuşlar gibiydi. Jale’nin sınıftaki hareket alanı bu kadardı ve arka sıralar daha geniş bir alanı kapladığı halde bu dar alanı kullanıyordu.

Sırama gelip oturdum, sıranın üstü boştu. Teneffüse çıkmadan önce sıranın üzerindeki kitap, defter ve kalemleri çantama koymuştum. Şimdiki ders Türkçe dersiydi. Türkçe kitabımı çıkarıp koyarken gözüm ön sıralarda oturan Jale’yi gördü. O da geriye dönüp bana bakıyordu. Ve göz göze geldik. Mavi iki çift göz, birden içim yandı, yüreğime ateş düştü bir anda. Damarlarımdaki kan alev alev tüm vücudumu kaplamıştı. Küçük kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. İki mavi gözden gelen görünmez ışın gözlerimden içeri doğruca kalbime bir ok gibi saplanmıştı. Şimdiye kadar hiç böyle olmamıştım. Bir anlık göz göze gelmek insanı ne hale getiriyor.

Koridordaki zil çanına küçük topuz saniyede 50 kez vurmaya başlayınca kendime geldim. Bir an kapının üstünde bebek yüzlü küçük bir melek gördüm. Beyaz kanatları sürekli çırpıyor, öylece kapının üstünde duruyordu. Elinde yay vardı, ok dolu sadağı da baldırında bağlıydı. Bebek yüzü ile bana bakıp gülümsedi. Arkasında da annesi olduğunu tahmin ettiğim bir kadın duruyordu. O da gülümsüyordu. Bunlar Aşk tanrıçası Afrodit ve insanları birbirine aşık eden oğlu Eros olmalıydı. Okunu Jale’nin mavi gözlerinden geçirip kalbime saplamıştı bir anda. İkisi bir anda gözüme görünüp gülümsedikten sonra kayboldu.

Size bu anımı anlatmak istedim. Tıpkı şarkıdaki gibi. Bu benim bir kız ile göz göze gelip aşık olduğum bir andı. Ve ilk aşkımı yaşamıştım.

Daha önce kano yapımını iki proje ile anlatmıştım. Bu projede kanoyu mukavvadan yapmıştım. Şimdi geldi gerçeğini yapmaya. Yapacağım kano denizde yüzecek ve beni hayallerime kavuşturacak. Aslında geçen yıl yapmayı tasarlamıştım ama evdeki bazı tadilatlar ve işler nedeniyle bir yıl kadar gecikti. Bu arada kanoyu nasıl yapacağımı kafamda iyice tasarladım. Kano yapmak için gerekli malzemeler;

1  Marin kontrplak

2 Elyaf

3 Epoksi yapıştırıcı

4 Kestirme fırça

5 Biraz da ustalık

6 Deneme – yanılma

Epoksi yapıştırıcısı ile daha önce çalışmamıştım, nasıl yapılır, elyaf üzerine nasıl sürülür, bunları bilmiyorum. Öğreneceğim artık. Kanoyu yapmak için en önemlisi de yer. Nerede yapacaktım kanoyu? Neyse ki eski ustam, marangozluğu ve mobilya yapımını öğrete ustam Özcan Gürses bana dükkanın bahçesinde yapabilirsin deyince hazırlıklara başladım. Mahalle arkadaşım Mehmet Ertekin Büyük yat ve tekneleri imal ediyor. Atölyesi Göcek’te. Bir atölyesi daha var; Dalaman’da. Bu yıl bahar biraz gecikti sanki. Havalar bir türlü ısınmıyor. Havaları ısıtıp baharı getirmek için bir tur yapmalıyım. Salgın yüzünden doğru dürüst tur da yapmamıştım.

Ayrıca Kasım ayının son gününde kulaklarımdaki salyangozda kristaller yerinden oynayınca dünya bir döndü ve hala düzelmedi. Yani vertigo olmuştum. Bir süre evde yattım kafam düzelesiye kadar.  Yaklaşık üç ay kadar sürdü. Kısa kısa bisiklete binmeye başladım. Canım da sıkılıyor evde oturmaktan. Bahar turu yapmaya karar verdim bisikletle. Bahar turumun asıl amacı Göcek’te atölyesi olan arkadaşım Mehmet’ten kanoyu nasıl ve neyle yapacağımı öğrenmek. Haliyle yolda uğrayacağım bir çok dostumu da görecektim. Bir taşla üç kuş vuracaktım. Dostlarımla hasret, bisiklet turu ve kano yapımın için teknik bilgi. Tura tek başıma çıktım, ağır ağır yol aldım. Bir çok dostumu görüp doğada, yolda yalnız kalmanın tadını yaşadım. Sonunda hedefime ulaşım arkadaşım Mehmet’ten gerekli bilgi ve desteği aldım Bana Elyaf ve epoksi desteği sağlayacak.

Ben sadece marin kontraplak aldım. Haliyle ne kadar gideceğini bilmediğimden 2 plaka 4 mm kalınlığında kontraplak. 1 Plaka da 6 mm kalınlığında kontraplak. Kontrplakları marangoz atölyesine bıraktım. Marangoz atölyesinin arka bahçesinde zemini düzelttim. 4 Tane  sıpayı dizeledim. Üstüne de eski elbise dolabından çıkan suntaları birleştirip kanoyu yapacağım tezgahı hazırladım. Tezgah 120 X 550 cm ölçülerinde. Tezgah üzerinde rahatça kanoyu yapabilirim.

Aşağıdaki resimde sıpalar üzerinde suntalar birleşmiş halde tezgah. Solda duvara dayalı kontrplaklar.

IMG_20220527_154345

İlk önce iki plakayı yan yana tezgahın üzerine koyup birleştirdim. Boyu 5 metre oldu. Plakalar biraz dışarı taşsa da önemli değil.

IMG_20220527_154553

Kafama takılan şeylerden birisi 5 metre boyunda olacak küpeşte çıtaları. Aklıma küpeşte çıtalarını kontrplaktan yapmak geldi. Hesaplarıma göre bir tabaka daha kontraplak almam gerektiği ortaya çıktı. Bir kontraplak daha aldım ama daha önce aldığım yerden değil, başka yerden aldım. Aldığım kontraplak ölçüleri 6 mm, 170 X 220 cm ölçülerinde. Bu kontrplağın yüzey ölçüsü daha fazla ve küpeşte çıtalarına yetecek ölçüde. Hatta artıyor bile. Tabakadan 4 cm eninde 12 parça kesiyorum. Bu kestiğim parçalardan üç tanesini  sıvı çivi sürerek yapıştıracağım birbirine. Aşağıda çıtalara sıvı çivi sürerken görüyorsunuz. Tezgahın üstünü ve yapacağım kanoyu örtecek kadar naylon alıyorum. Boyutları 200 X 600 cm ölçülerinde. Sıvı çiviyi sürdükten sonra üst üstte koyup sıkıştıracağım işkenceleri de hazırladım. Çıtanın boyu 520 santim olacak, o yüzden bulabildiğim küçük işkencelerden 20 tane kadar topladım.

IMG_20220602_113558

Sıvı çiviyi sürdüm, 3 çıtayı üst üste koyup işkencelerle sırayla sıkıyorum. Haliyle çıtaların boyu 5 metreyi geçtiği için işkenceler yetmiyor. Ben de hava tabancalı tel zımba kullanıyorum arada.

IMG_20220602_115532

Sırayla, acele etmeden dört tane 18 mm kalınlığında çıta elde ettim. Sıvı çivi 3 saatte kuruyor. O yüzden beklemem gerek. Çıtalar bitince üzerini naylon ile örtüyorum.

IMG_20220608_194933

Plakaların yanlarını ortadan ön kısmına kadar olan yeri çiziyorum. Ön taraf 80 santim, arka taraf 80 santim. Kenarlardan uzun dik üçgen şeklinde hem önden hem arkadan dört parça kesiyorum maket bıçağı ile. Dekupaj aleti ile kesmiyorum. Nedeni kontrplağı parçalıyor keserken. Sonra ön kısmı içeri 25 cm işaretleyip pergel ile çeyrek yuvarlak olarak çiziyorum. Bunun için gerekli olan aletler plaka üzerinde. Pergel, gönye, çıta cetvel, şerit metre, küçük çekiç, tel çivi, kerpeten, kurşun kalem ve takozlu zımpara.

IMG_20220608_193948

Çeyrek yuvarlakları maket bıçağı ile yavaş yavaş kesiyorum düzgünce. Kontrplak 4 mm olunca kolay kesiliyor maket bıçağı ile. Kestikten sonra hafifçe kenarları zımparalayıp düzeltiyorum.

IMG_20220609_182503

Arka kısmada tam ortadan 10 cm kadar işaretleyip iç kısma doğru düz biçimde 10 cm kesiyorum. Burası kanonun kıç kısmına koyacağım dümen yeri olacak. Buna ayna diyorlar.

IMG_20220608_192329

İki plakayı henüz birbirine yapıştırmadım daha. Kabuğu oluşturmak için ortadan ön kısma kadar yanlarda beşer, orta ile birlikte 11 tane yarık yapacağım. Bu yarıkların kenarı 15 mm, uzunluğu 30 cm. Dar ve uzun bir üçgen olacak şekilde çiziyorum. Maket bıçağı ile tek tek kesiyorum üçgenleri.

IMG_20220609_184013

Yarık işleri bitince plakaları sıvı çivi ile yapıştırıyorum ortadan. Böylece 5 metre uzunluğunda iki plaka oluştu. Kontrplak kalınlığı 4 mm olunca bana zayıf geldi. Gerçi plakalar yapıştı birbirine ama daha sağlam olacak şekilde yapmam gerek. Düşündüm, taşındım. aklıma orta yere 50 X 50 kare bir plaka yapıştırmak geldi. Plakayı 6 mm kontrplaktan kesiyorum. Orta yere salma yeri için 40 X 3.6 cm yarık kesiyorum. Plakayı sıvı çivi ile yapıştıracağım.

IMG_20220613_132519

Epoksi yapıştırıcısı ve elyafı arkadaşım Mehmet Ertekin getirdi sağ olsun. Epoksi yapıştırıcısı iki karışımdan yapılıyor. Epoksi beyaz renkte ve iki ölçek maşrapaya atıyorum. Sertleştirici ise bal renginde, daha koyu ve bir ölçek katıyorum. Maşrapanın içinde tahta çubuk ile iyice karıştırıp sürülecek hale geliyor. Resimde biri büyük, diğeri yarısı kadar küçük plastik bidonda görünüyor.

IMG_20220929_084048

Yarıkları yapıştırmadan önce alt kısma epoksi sürüyorum fırça ile. İlk defa epoksi kullanıyorum, tecrübem yok. Ne kadar yapacağımı, ne kadar sürüleceğini bilmiyorum. Epoksi yapıştırıcı komponent bir yapıştırıcı olarak adlandırılıyor. İki karışımlı bir sıvı. Ölçekleri beyaz renkli olan A iki ölçek, sertleştirici diye adlandırılan bal renginde olan B bir ölçek karıştırılıyor. Yapılan karışımı 3 saatte kullanmam gerek. Yoksa donma hızlı biçimde başlıyor ve bir daha kullanamıyorsun. Benim ölçeklerim kahve fincanı. İki fincan A, 1 fincan B olarak hazırladığım yapıştırıcı çok fazla oldu. Artanı da kullanacağım yer olmayınca haliyle dondu. Neyse ki donan kısım maşrapadan kolayca ayrıldı da maşrapayı kurtardım. Plakanın alt kısmına epoksiyi fırça ile uygularken.

IMG_20220617_160544

Sürdüğüm epoksiyi hem alt kısma hem de iç kısma sürüyorum. Sertleşen yerlerin dönmemesi için. Sıra geldi yarıkları birleştirmeye Yarıkları birleştirmek için kalın çıtalardan 7 tane maşa biçiminde hazırladı. Çıtaların arka kısmına kolon ile birleştiriyorum. Ön kısmı açık. Öne doğru olan yere de bir parça çıta çakıyorum ki işkence ile sıkmak için yer gerek. Maşalar altta olacak şekilde üstten tel zımba ile sabitledim. Zımbaları çakarken dirolit parçası ile zımbalıyorum ki zımba telini kırmadan çıkarmam gerek.

IMG_20220620_125149

Yarıklar daha rahat birleştirmek için öne ve arkaya 1 metre yüksekliğinde destek sehpası koyuyorum. Yarıkları tek tek birleştirip yapıştırmaya başladım sıvı çivi ile.

IMG_20220620_133914

Yarıkları alttan işkence ile yaklaştırıp sıvı çivi sürüyorum. Sıvı çiviyi sürdükten sonra yarığı tamamen birleştirip kurumaya bırakıyorum. Sıvı çivi 3 saatte donuyor.

IMG_20220620_135729

Bir kaç kez yarıklar gerilime dayanamayınca bıraktı. Yılmadan tekrar birleştirip yapıştırdım. Sabır gerekiyor bu işi yapmak için. Benim de acelem yok. Çünkü nasıl yapılacağını, neler olacağını bilmediğimden deneme yanılma yöntemiyle yavaş yavaş yapıyorum ve sonunda iki yanda da yarıklar yapıştı. Birleştirdiğimde dirolit parça üzerinde tel zımba çakarak yarıkları sağlamca birleştirdim. İki yanda 11 yarık var. Kano kabuğu oluştu ama yarıklar fazla gelince ortadan ve yanlarından birer yarığı boşa çıkardım. Çünkü yarıklar fazla geldi ve taban neredeyse yuvarlak oldu. İki yanda üçer yarık boşa çıkınca istediğim düzlüğe geldi kanonun altı.

IMG_20220622_171940

Şimdi sıra hazırladığım çıtaları yapıştırmaya. İlk önce iç kısmına çıtaları sıvı çivi sürüp işkencelerle sıkıyorum kenarlara. Bu çıta küpeşteleri oluşturacak. Haliyle işkenceler yetmedi, imdada zımba yetişti. Havalı tel zımba makinesi ile dirolit üstünden zımbalıyorum. Böylece çıta kenarlara tutunuyor.

IMG_20220627_180240

Diğer yana da çıtayı aynı yöntemle yapıştırdım. Sıvı çivi 3 saat sonra kuruyunca hazırladığım 14 tane gergi kayışını aralıklarla takıp germeye başladım. Biraz gerince epoksi sürüyorum tabana. Taban sertleşip kıvrılmasın diye. Daha önce  epoksiyi hazırlarken fincan ile ölçülmeyince fazla gelmişti ve kalan donmuştu. Fire vermemek için ölçüleri küçük ilaç kapaklarını kullandım. Yetmezse bir daha hazırlarım ve nereye, ne kadar gideceğini öğreneceğim.

IMG_20220628_130319

Henüz tecrübe oluşmadı, gergi kayışlarını sıktıkça kabuk oluşuyor. Acele edip fazla sıkınca çatırtılar gelmeye başladı ve çat diye kırıldı içteki plakanın kıyısından. Hemen kanoyu tersine çevirdim, Görünen o ki bir şeyleri yanlış yapmışım ve tam kıvrım yerinden konrtaplak kırıldı iki yanda da.

IMG_20220701_102719

Aynı şekilde arka kısımda da çatlaklar oluştu gördüğünüz gibi.

IMG_20220701_102835

Oluşan bu kırık ve çatlakları önlemek ve onarmak gerek. Arka kısımda tabanda açtığım yarık az geldiği için kıvrım yerinden 80 cm kadar daha uzatıyorum. Kırılan yerleri tahtalarla destekli yarık yerleri birleştirip yapıştırdım sıvı çivi ile. İç kısma destek, üstten de sıkıştırma işe yaradı.

IMG_20220701_104812

İç kısma, yapıştırdığım 50 X 50 plaka fazla geniş geldiği için kenarlardan 12.5 cm kesip çıkardım. Plaka boyutu 25 X 50 cm boyutlarına geldi.  Orta kısımda yarılan yerleri birleştirmek içi gergi kayışları yardımı ile, kayışların arasına küçük tahta parçaları koyarak iyice yanaştırıp yapıştırıyorum.

IMG_20220705_135750

Kanoyu çevirip iç kısmında gergi kayışlarını germeden önce sıcak su ile kıvrım yerlerini ıslatıyorum. Bir süre sonra kayışları germeye başlıyorum. Bu iş günlerce sürdü ve istediğim biçimde kabuk kıvrılmaya başladı sorunsuzca. Ön kısımda da hafif çatlaklar oluşunca 50 cm düz, 80 cm de kıvrım yerlerinden kesiyorum. Böylece burun kısmından iç kısma doğru 130 cm kadar kıvrılmayacak. Artık kano kabuğu formuna geldi. Ön kısımdan çekiyorum kanonun içini. Gergi kayışları iyice gerildi.

IMG_20220708_121504

Bir gün geldiğimde bahçeye bir çırağın işe başlamak için beklediğini gördüm. Henüz yeni uçma alıştırmaları yapan martı yavrusu kanonun nasıl yapıldığını merak etmiş olmalı. İleride denizde göreceği kanoyu yakından inceliyor. Martı yavrusu mavi örtünün üzerinde pembe yastık üzerindeki küçük gri yastık üzerinde duruyor. Tüylerinin rengi henüz kırçıllı, yeni palazlanmış.

IMG_20220712_120320

Martı yavrusu kanoyu denetlerken görülüyor.

IMG_20220712_120332

Kabuk oluşunca tahta çıtaları küpeşteye çakıp sabitledim. Gergi kayışlarının işi bitmiş oldu böylece. Burun kısmının iç tarafını testere ile kesip birleştiriyorum. Sıvı çivi sürüp işkence ile sabitledim ve kurumaya bıraktım.

IMG_20220713_095504

Ön kısım kurudu ve istediğim şekli aldı.

IMG_20220713_172232

Kıç kısma da ölçüye göre 3 tane 6 mm plakayı yapıştırdıktan sonra kestim. Burası dümeni takacağım ayna kısmı olacak. Alttan, üstten, yandan işkencelerle sıkıştırıp sıvı çivinin kurumasını bekleyeceğim.

IMG_20220713_172246

Ön ve arka kısımda işim bitince sıra geldi ortada yarılan yere takviye yapmaya. Alt kısmı tabana göre az yuvarlak kesip 4 mm kontraplak parçasını sıvı çivi sürerek yerleştiriyorum. Hazırladığım kalıp ile işkence yardımıyla sıktım.

IMG_20220714_134447

Diğer tarafı da aynı şekilde ek parça ile yapıştırıyorum aynı kalıpla.

IMG_20220714_194733

Böylece dört bir yanda, dört diğer yanda parçalar yapıştı. Ortada salma yeri ve iki plakayı birleştiren 25 X 50 plaka.

IMG_20220714_203731

Ön kısımdaki burun hava tankı olacak biçimde kapalı bir yer olacak. Yapıştıracağım yere göre plakayı kesip hazırladım. İki tane 6 mm plaka yapıştırılıp 12 mm plaka oluştu.

IMG_20220715_104452

Arka kısma da 12 mm plaka kesip hazırlandı.

IMG_20220715_104505

Arka kısma koyacağım plaka yerine yerleştirilip sıvı çivi sürülüp işkence ile sabitlendi.

IMG_20220715_182613

Aynı şekilde ön tarafa da plaka yerleştirilip sabitlendi.

IMG_20220715_182647

Kano ters çevrilip burun kısmının kesik yerleri iyice yanaştırılıp yapıştırıldı. Bunun için işkence ve gergi kayışları kullanıldı.

IMG_20220719_120624

Şimdilik iç kısım her şeyi ile hazır durumda. Arkadan iç kısmının resmini çekiyorum.

IMG_20220719_174016

Salma yeri kutusunu hazırladım. Kutu ölçüleri 40 cm eninde 40 cm boyunda, iç kısmı da 3.6 mm genişliğinde olacak şekilde yaptım.

IMG_20220721_150513

Arka kısmın güverte parçasını kesiyorum İki plakayı yapıştırıp 12 mm kalınlığına getiriyorum.

IMG_20220721_150539

Ön güverteye de 12 mm kalınlığında, sivri uçlu üçgen plaka kesip hazırladım.

IMG_20220721_150629

Salma plakası üç tane 6 mm yapıştırılıp 18 mm ölçülerine getirdim. Plakaları sıvı çivi ve işkencelerle yapıştırdım sağlamca.

IMG_20220721_152147

Hazırladığım salma kutusunu yerine alıştırıyorum.

IMG_20220721_152410

Salma kutusunun içini elyaf döşeyip epoksi sürerek kurumaya bıraktım. Epoksiyi sürmek için 5 santimlik küçük rulo, sapına da mdf çıta çakıyorum ki içine rahat girsin.

IMG_20220722_111719

Küpeştenin dış kısmına hazırladığım çıtayı sıvı çivi ile yapıştırıyorum. İşkencelerle de sıkarak daha iyi yapışmasına olanak veriyorum.

IMG_20220722_154308

3 Saat sonra kurudu, ön kısmını düzgünce testere ile kesiyorum. Diğer kısma yapıştıracağım yeri hazırlamak için.

IMG_20220722_163018

Diğer çıtayı da uygun açıda kesip ön kısma alıştırdıktan sonra yapıştırma işlemine başladım.

IMG_20220722_171935

Kanonun ön tarafı istenen forma girdi. Önden arkaya doğru resmini çekiyorum kanonun.

IMG_20220727_110323

Salma kutusunu dik olarak yerine epoksi ile yapıştırdım.

IMG_20220727_110344

Kano yanlarını sağlam tutmak için çıta yerine salma kutusuna iki tarafa da yapışık plaka alıştırıp yapıştırıyorum.

IMG_20220727_145845

Salma kutusunu tutan plakaların dibini parça elyaflarla epoksi sürerek sağlamlaştırıyorum. Bu parçalar hem gövdeyi ortadan tutacak hem de salma kutusunu tutacak. Yani işi sağlama aldım.

IMG_20220728_114603

Sıra geldi kanoyu elyaf ile sağlamlaştırmaya. Kanoyu ters biçimde tutacak destekleri hazırladım suntadan. Destekler dışbükey biçiminde. İç kısma değecek yerleri de süngerle kapladım ki gövdeye zarar vermesin. Bu destek parçaları iki tane.

IMG_20220728_130607

Kanoyu ters çevirip içine destekleri yerleştirdim. Desteklerin resmini çekiyorum içeriden.

IMG_20220728_142551

Dış kısmı elyaf kaplamadan önce çatlak, çutlak, delik yerleri kapatmak gerek. Bunun için mikro fiber toz kullanacağım. Mikro fiber o kadar ince ki elinle havaya kaldırınca rüzgar hemen ortama yayıyor. Bunun için toz maskesi kullanmak gerek. Naylon torba içinde bembeyaz renkli mikro fiber görünüyor.

IMG_20220728_142417

İlaç kapaklarında iki ölçek epoksi, bir ölçek sertleştiricisi maşrapa içinde karıp yeterli miktarda mikro fiber katarak macun hazırladım.

IMG_20220728_142453

İlk önce burun kısmındaki yeri mikro fiber macun sürerek başlıyorum.

IMG_20220728_142603

Ardından yarık birleşim yerlerine de mikro fiber macun uyguluyorum. Aslında elimde ince toz halinde talaş var ama mikro fiber epoksi ile karışınca müthiş bir yapıştırma özelliği sağlıyor. Bu konuda uzman olan mahalle arkadaşım Mehmet Ertekin önerdi. Adam koca yatlar yapıyor, bir bildiği vardır mutlaka. Bu çatlak ve delikler önemli, onun için mikro fiber kullandım. Kanonun dış kısmına tamamen mikro fiber macun sürüp bitiriyorum.

IMG_20220728_192713

Titreşimli zımpara makinesi ile dış kısmını zımparalıyorum. Kaymak gibi oldu. Çıraklık yapmaya başladığımda tabelacı ustam derdi ki; “Zımpara önemli, elini sürdün mü hiç pürüz kalmayacak, kaymak gibi olacak.” Ben ustamın sözünü tutarım her zaman.

IMG_20220729_111312

Elyaf kaplamadan önce kanonun borda kısmına yakacağım kadın başını uygun ölçüde kağıda basıp kanoya karbon kağıdı ile kopyalıyorum.

IMG_20220729_160102

Sert tükenmez kalemle resim üzerinden geçip bordaya kopyaladım. Kano ters olduğu için resim ters duruyor. Kadının saçları uzun, geriye doğru dalgalı şekilde, yüzler burna doğru bakıyor. Boynunda da bir şal geriye doğru dalgalı.

IMG_20220729_180748

Bordanın diğer yanına da aynı resmi kopyaladım. Böylece iki tarafta da bir kızın saçları rüzgarda dalgalanacak şekilde denizlerde yol alacak.

IMG_20220729_180803

Kopyalama işi bitince yakma aleti ile sabırla yakmaya başladım.

IMG_20220802_140634

Arka kısma da adımı veriyorum; “kaptan urimbaba’CAN” Nazar değmesin diye de yanına nazar boncuğu yapıştırdım ki gözü kalanlar, kıskananlar ve mavi gözlülerden korunmak için. Nazara inanırım.

IMG_20220804_104832

Madem özgürce denizlerde dolaşacağız o halde BARIŞ ta olmalı. Barışın ve kardeşliğin simgesi olan şekli yakıyorum arka kısmın diğer tarafına. Kano ters olunca barış simgesi de ters duruyor. Barış simgesi şöyle; Daire içinde tam ortada bir çizgi, Bu D harfini temsil ediyor. Göbekten yanlara ve aşağı sarkan birer çizgi de N harfini temsil ediyor.1950’lerde, bugün bilindiği şekliyle “Barış İşareti”, Gerald Holtom tarafından Birleşik Krallık’taki barış hareketinin ön saflarında yer alan Britanya Nükleer Silahsızlanma Kampanyası’nın (CND) logosu olarak tasarlanmış olup ABD ve diğer yerlerdeki savaş karşıtı ve karşı kültür aktivistleri tarafından da benimsendi.  Barış Sembolü, “nükleer silahsızlanma” anlamına gelen “N” ve “D” harfleri için semafor sinyallerinin üst üste yerleştirilmesidir ve aynı zamanda Goya’nın 3 Mayıs 1808 (1814) eserine atıfta bulunmaktadır. Barış işaretini hippiler benimseyip sahip çıkmıştır.

IMG_20221107_100252

Aşağıda Barış sembolünün yakılmış hali ters olarak kanonun arkasında.

IMG_20220805_074639

Bir daha geri dönüşü olmayan şeyleri bitirdikten sonra sıra elyaf kaplamaya geldi. Sağ olsun, mahalle arkadaşım bana elyaf ve epoksi getirdi. Elyaf biraz kalın ve ağır ama gövde sağlam olacak. Elyaf yaklaşık 13 metre kare kadar. Dış kısma elyaf bezini seriyorum. Fazlalıkları kesmek için de makas hazır.

IMG_20220805_075555

Sarkan fazlalıkları kesiyorum düzgünce.

IMG_20220805_080939

Epoksiyi kurumadan az miktarda, iki fincan epoksi, bir fincan sertleştiricisi maşrapa içinde karıp kestirme fırça ile sürmeye başladım. Az miktarda yapmamın nedeni ne kadar gidecek bilmiyorum. İlk defa elyaf ile epoksi kullanıyorum. Tecrübem yok ve öğreniyorum yaparken. İlk hazırladığım karışım yarıya yakın kapladı. Devamında tekrar aynı ölçüde hazırlıyorum. Epoksi bidonları, maşrapa, kestirme fırçası, iki ölçü fincanı ve eldiven. Yaktığım kadın figürü ve kanonun ismi Jale görünüyor.

IMG_20220805_085116

Denizcilerde bir adet vardır tarih boyunca. Hiç bir zaman erkek ismi verilmez tekne ve gemilere. Her zaman kadın ismi verilir ki denizlerde kötü şeyler başına gelmesin. Ben de en uygunu ilk aşkım olan Jale ismini vermek oldu. Zaten Jale’nin anlamı da güzel; “Çiğ damlası” Onun için bir çiğ damlası da yakmıştım öncesinden.

IMG_20220805_113613

Dış kısmı tamamen epoksi sürülerek tamamlandı.

IMG_20220805_113715

İnceden bir zımpara çekiyorum makine ile. Makinenin toz toplama yeri var, o yüzden etrafa toz dağılmıyor.

IMG_20220805_151730

Zımparadan sonra bir kat daha epoksi uyguluyorum. Bu kez daha az epoksi gidiyor. Nedeni ise ilk sürdüğümde elyaf çok emmişti epoksiyi. Epoksinin kokusu ve zehirli dumanı olduğundan maske takmak gerek. Ben de takıyorum toz maskesi.

IMG_20220805_160953

Dış kısmında işim bitti. Sıra geldi iç kısma elyaf uygulamaya. Bu kez de ay şeklinde, içbükey biçiminde dayanak hazırlayıp kanoya değecek yerleri sünger ile kaplıyorum. İki tane dayanak hazırladım suntadan.

IMG_20220806_185529

Kanoyu düze çevirip dayanaklara oturtuyorum. Böylece kano sağlam yerde ve hareket etmeden duracak. İlk önce küpeştelerdeki fazlalıklar tıraşlanacak. Canavara kalın zımpara takıp tıraşlıyorum fazlalıkları.

IMG_20220807_085517

Şimdi sıra geldi iç kısma elyaf döşemeye. Arka kısma elyaf döşeyip fazlalıklarını kesiyorum.

IMG_20220807_092453

Epoksi karıp fırça ile sürüyorum elyaf üzerine. Ön kısma da elyaf ve epoksi uyguladım.

IMG_20220807_094743

Arka kısma hazırladığım 12 mm kalınlığında küpeştenin tahtasını yapıştırdım.

IMG_20220812_103746

Ön taraftaki güverteye de plaka yapıştırdım. Arkaya doğru biraz daha çıkıntı bıraktım. Buraya yelken direği için delik açılacak.

IMG_20220813_192932

Küpeştelerdeki yarıkları epoksi ve ince talaş ile macun hazırlayıp dolduruyorum.

IMG_20220815_134557

Küpeştede ince elyaf kullandım, nedeni kalın elyaf dönmüyor ve istenen şekilde durmuyor.

IMG_20220818_093327

Salma yerindeki boşluğu da elyaf ile kaplayıp epoksi uyguluyorum.

IMG_20220818_093344

Henüz yelken direğini almadım, ama elimde 50 mm plastik boru var. Boruya göre ön küpeştede 51 mm panç ile delik açıyorum. Tabana da kontraplak plakalardan yuva yapıp epoksi ile yapıştırıyorum. Boruyu yerine takıp olup olmadığını kontrol ediyorum. Tam da istediğim gibi yelken direği oldu.

IMG_20220818_094321

Daha önce belirtmiştim Jale’nin kelime anlamı olarak “Çiğ damlası” diye. Tam da çiğ damlasına benzer cam parçasını J harfinin dışına, dalgalanan saçların üstüne yapıştırıyorum. Bordada saçları rüzgarda geriye doğru dalgalanan inci küpeli, şallı kadın, kanonun ismi Jale, yanında çiğ damlası. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20220818_094350

Salmayı da bitirip üstüne yuvarlak çubuklar yapıştırdım. Epoksi süreceğim iki kat.

IMG_20220818_130003

Şimdi de dümeni yapmaya başlayacağım. Daha önce örneğini yaptığım dümenin bire bir ölçeğinde iki kat olarak yapıştırdığım kontrplakları kesiyorum. Dümen palası, palayı tutacak kutunun parçaları, kalın çıtaları, toplam 8 parça.

IMG_20220815_100546

Dümen kutusunu epoksi ile yapıştırıp üzerine iki kat epoksi sürdüm.

IMG_20220818_130009

Dümen palasına da epoksi sürüyorum iki kat.

IMG_20220818_130015

Epoksiyi sürünce 3 saat kurumasını beklerken boş durmuyorum. Krom hurdacısından aldığım paslanmaz krom plakalardan 3 X 4 cm plakalar kesip deliklerini matkap tezgahında deliyorum dört köşesine. Bu delikler vida delikleri.

IMG_20220821_144438

Uygun kalınlıkta boruya krom çubuk sarıyorum yay gibi. Boru mengeneye bağlı, krom çubuk ucunu boruya kaynakla tutturuyorum. Böylece krom çubuğu kolayca sarıyorum.

IMG_20220821_201722

Sarmal olarak kıvırdığım krom çubuğu boruda enlemesine canavar taşı ile kesince halkalar oluştu. 11 tane 25 mm çapında, 2 tane de 30 mm çapında halka hazır.

IMG_20220821_203517

Halkaları düzeltip krom elektrod ile kaynatıyorum.  Boruda kıvırdığım halkalardan U olarak keserek dikdörtgen plakalara halka içinde kalacak şekilde kaynatıyorum krom elektrod ile. Dümenin sağa sola hareket etmesi için krom menteşe kaidesini de kaynatıp hazır hale getirdim. 8 tane küçük halka, 1 tane büyük halka ve menteşe kaidesi hazır, soğumayı bekliyor. Canavar zımpara ile elden geçecek.

IMG_20220823_102710

Dümen kaidesini de kıçtaki aynaya vidalıyorum. Vidalar da krom vida. Palayı da kutuya tutturup deniyorum. Dümen istediğim gibi oldu.

IMG_20220829_185232

Hazırladığım halkaları küpeşteye koydum, fazlalıkları kesip uygun hale getirdim. 8 tane halkayı eşit olarak küpeşte üzerinde koydum.

IMG_20220829_185240

Baş kısımda ise büyük halkalardan birisini ayarlıyorum

IMG_20220829_185254

Küpeşteye halkaları sabitlemeden önce elyaf ve epoksi ile kaplıyorum. Bu elyaf gövde kullandığım kalın elyaf değil. İnce ve sık dokunmuş hafif elyaf. Gemi yapımında çalışan komşum Gani getirdi elyafı. Elyaf üzerine epoksi uygularken.

WhatsApp Image 2022-08-16 at 18.26.24

Bilin bakalım mengenede, matkap ile ne yapıyorum? Tabi ki makara yapıyorum. İnce, yuvarlak eğeyi mengeneye sıkıştırdım. Yuvarlak panç ile kestiğim 18 mm kalınlığındaki parçayı cıvataya sıkıştırarak matkaba taktım.  daha önceki tecrübelerime dayanarak matkabın dönüş yönünü ters çevirdim. Yani sola dönüyor. Nedeni ise dönen parça eğeye değince mandrenin gevşememesi için. Sağa dönerse gevşiyor.

IMG_20220830_121650

Böylece 4 tane makara yaptım. Bu makaralar yelken direğini döndürecek olan ipler geçecek. Bana 2 tane gerekli, diğerleri yedek olarak kalacak.

IMG_20220830_124004

Hazırladığım halkaları yerine koyarken altta sıvı çivi sürüp krom vida ile sabitliyorum. Yanlarda dörder, öne ve arkaya birer halka taktım. Makaraların ortasına krom boru koyuyorum. Dışına da maşa biçiminde makaraya takıp metrik 6 cıvata  ile yelken direğinin iki yanına takıyorum güverteye. Yelken direği yerine kullandığım boruyu takıp ipi makaralardan ve boruya bir kez dolandırdım. İpi çekince yelken direğini döndürecek oturduğum yerden.

IMG_20220907_094340

Yelken direğini döndüreceğim ip ta arkaya kadar uzattım fazlasıyla.

IMG_20220907_094408

Kano gövdesi bitti ama yapacak daha çok iş var. Bunlardan birisi de kürek. Kano küreği satan yerlerdeki fiyatlar uçmuş. Zaten benim gibi emeklilere hitap etmiyor. O yüzden kendi küreğimi kendim yapacağım. Bunun için biraz düşündüm, taşındım ve aklıma kürek palasının eğriliğinde bir kalıp hazırlamak oldu. Elimde plastik bir kürek vardı. Ona göre eğriliği mdf parçalara çizip şerit testerede kesiyorum 8 parça.

IMG_20220830_144954

8 Parça mdf’yi birbirine yanlamasına vidalıyorum. Kalıp balık sırtı gibi bir şey oldu, sadece yüzgeci yok. Kalıp 14.4 cm eninde oldu, boyu da 30 cm.

IMG_20220830_151425

4 mm plakadan artan parçalardan 16 X 40 cm boyutlarında kesiyorum 2 parça. Sonra kalıba koyup epoksi sürüp diğer parçayı da üstüne koyarak işkencelerle sıktım.

IMG_20220907_104936

Böyle 4 tane kürek palası hazırladım, saplarını kalınlaştırmak için ilave parça koyuyorum. Epoksi ile yapıştırıp işkence ile sıkıyorum.

IMG_20220910_095459

Kürek palaları kuruyunca işkenceleri söktüm Artık kürek sapları işlenmeye hazır.

IMG_20220910_101046

Kürek boruları için sanayiye gidip 28 mm çapında sert alüminyum boru aldım bir boy. Boru 6 metre, dörde böldürüyorum. 1.5 metrelik boru yetiyor kürek için.  Canavara taktığım zımpara ile acele etmeden, yavaş yavaş borunun iç çapına göre yuvarlak olarak zımparalamaya başladım. Kürek palası sıkı biçimde boru içine göre alıştırıldı.

IMG_20220911_130652

İki tane kürek hazır olarak tamamladım. Borunun iki ucunda da kürek palası var. Palaları kürek çekerken suya daldıracağım şekilde açısına göre saplarını ikişer tane krom vida ile sabitledim.

IMG_20220912_171854

Kürek palaları bitince yakma aleti ile her küreğe “kaptan Urim Baba” ve birine “Sancak” birine “İskele” yazılarını yakıyorum. Böylece sağ sol yerine iskele sancak diyerek şaşırma olmayacak. Gemilerde sağ tarafa Sancak, sol tarafa da İskele deniyor. Dört küreği de yakıyorum.

IMG_20220921_092900

Küreklerin yazısı bitince epoksi uyguluyorum iki kat. Kürekler dikine balkon altına dayalı.

IMG_20220925_144534

Dümen yekesi için arkadaşım Nihat gürgen tahtalar getirdi. Uygun kalınlıkta parke tahtalarını 4 cm eninde kesip yekeyi hazırladım. Oturduğum yerden istediğim zaman dümeni indirip kaldırabileceğim.

IMG_20220907_125521

Sanayiye bu kez arabam ile gittim. Bir boy 50 mm’lik sert alüminyum boru alıp daha önceden kestiğim alüminyum parçaları kaynattırdım istediğim yere. Bunlar bayrak ve yelken iplerini bağlamak için  Alüminyum boru 6 metre, boruyu 3 metre olarak kestirdim. Birini kullanıp diğerini yedek bırakacağım.

IMG_20220914_171949

Aşağıdaki resimde gördüğünüz küçük çantada ne var? Bilin bakalım?

IMG_20220914_172006

Bilemediniz değil mi? Elbette kim bilebilirdi ki! Neyse bilmeceleri bir yana bırakalım. Sevgili arkadaşım Şerif kılavuz, namı diğer huysuz ihtiyarı görmeye gitmiştim. Kano için yelken bezi aradığımı söyleyince yukarıdaki küçük çantayı verdi. İçinde hamak için yaptığı kumaş vardı. Kumaşın rengi mavi. Mahallemizdeki döşemeci arkadaşım Hasan’ın dükkanında yelken bezi olacak şekilde kesip kenarlarına ip koyarak dikiyor.

IMG_20220915_110344

Yelken direğine göre kesip biçtiğimiz mavi bezi yelken direğine bağladım. Döşemeci Hasan da bahçesinde beni çekiyor hazırladığımız yelken ile. Bakalım istenen sonucu elde edebilecek miyiz.

IMG_20220915_114112

Yelken direği ve bezi hazır olunca bir deneyeyim diye kanonun başına gelip sandalyeden kanoya binerken marangoz Özcan da beni çekiyor.

IMG_20220915_122701

Kanonun arkasına oturup ipleri elime alıyorum. Bir iskele tarafına, bir sancak tarafına ipi çekerek yelken direğinin nasıl döndüğünü gözlemliyorum. Yelken direğinin üstüne ve altına plastik tapa ile kapattım. Alt tarafı deliğine göre tıraşlayıp alıştırdım. Plastik tabanda rahat dönmeyi sağlıyor. En arkadan yelkeni istediğim şekilde açıp kapatmış oldum böylece.

IMG_20220915_122727

Küpeştenin altına da 75 mm çapında spiral hortum döşüyorum. Hortumu tutturmak için krom saç kesip kelepçe şeklinde küpeşteye vidaladım. Ağızlarına da tapa takacağım ki içine su girmesin. Bu hortumları koymamın nedeni küçük çırpıntıları altta soğurması. Böylece kano içine biraz da olsa su girmesini kesecek. Ayrıca kanonun yanlarında iki hava tankı da olunca kano tamamen batmaz olacak.

IMG_20220915_183502

Şimdi sıra geldi oturacağımız yerlere. İçine tabanın şekline göre alıştırdığım 12 mm kalınlığında konrtaplak parçasını üstü düz olacak şekilde yapıştırıyorum.

IMG_20220919_175545

Üzerine de 6 mm plakayı epoksi ile yapıştırdım.

IMG_20220919_175607

Yelken direğinin yerinden çıkmaması için kelepçe hazırladım. Ortası yuvarlak, kenarları çıkıntılı. Bu çıkıntılara cıvata takıp alttan sıkıştıracağım yelken direğini. Böylece denizdeyken yelken direği uçup gitmeyecek.

IMG_20220925_133646

İzmir Karabağlar sanayisinde hazır satılan üretim yerinden iki konrtaplak sandalye alıyorum. Sandalyenin arkasına da “Gemisini yürüten kaptan urimbaba’CAN” olarak yaktım. Altına da logomu yakıyorum.

IMG_20220921_124713

Kano neredeyse bitmek üzere. Peki kanoyu denize kadar nasıl götüreceğim. Elbette yürüyerek. Kanoya tekerlekli taşıma arabası yapacağım. İlk önce elimde olan 24 inç bisiklet tekerleğini hazırlamakla başladım. Bisikletler tavan arasında duruyordu. Ön tekerlekleri söküp ilk önce patlağı var mı diye lastiği sökerek kontrol ediyorum. İki lastikte de birer delik vardı. Delikleri yamadım. İki bisiklet tekerleği duvarda, birinin iç lastiği dışında yamanmayı bekliyor.

IMG_20220922_095516

Elimdeki 20 X 30 profilden şase hazırladım. Kanonun gövdesi oturacak biçimde yanlarına destek profili kaynattım. Tekerleğe göre de alt kısma kalın lama kaynatıp deldim. Tekerlekleri de taktım, şahane oldu.

IMG_20220925_101717

Kanoyu taşıma arabası hazır, sadece boyama işi ve 15 cm eninde, 100 cm boyunda, 1.2 mm kalınlıkta galvanizli saç alıp yay biçiminde takacağım.

IMG_20220925_133608

Kanoyu taşıyacağım araba hazır. Kano gövdesini tutacak olan galvanizli saç üzerine mat parçalarını bağlıyorum.

IMG_20221113_103813

Kanoyu denize indirmeden önce ustam olan arkadaşım Mehmet Ertekin bana en az 7 kat poliüretan vernik atmalısın dedi. Nedeni ise epoksi Güneşin UV ışınlarına dayanamayıp çözülmesi. Ben de gidip alıyorum bir galon poliüretan vernik. Bu vernik Güneşin UV ışınlarına dayanıklı olması. Bu vernik komponent bir ürün, yani iki karışımlı. Biri büyük, biri üçte biri kadar küçük teneke kutuda satılıyor. Ölçüleri de vernik 3 ölçü, sertleştiricisi 1 ölçek. Aşağıda, üst üstte, biri büyük, biri küçük 2 teneke poliüretan vernik kutu görünüyor.

IMG_20220929_084018

Elime ruloyu alıp hazırladığım verniği uygulamaya başladım. Bu verniği uygulamadan önce ince zımpara ile zımparalamak gerek. Yoksa tutmaz. İlk zımparayı epoksi üzerine sürmeden önce 300 numaralı zımpara kullandım. Sonraki her kat aralığında 600 numaranı zımpara ile iyice zımparalıyorum. Verniğin donma süresi 3 saat. Sonraki uygulaması da 8 saat sonra olması gerekiyor. Dışına 7, içine 7 toplam 14 kat olacak. Zaman aralığı 8 saat olunca sabah erkenden bir kat, akşam da bir kat sürünce 7 günde anca bitiyor. Başlarken de 1 gün kaybedince toplam 8 günde vernik işi anca bitti. Verniği 5 cm’lik küçük rulo ile uyguluyorum. Rulonun kurumaması için su içinde bırakıyorum. Böylece her kat için bir rulo harcamadım. Suya koyunca 3 yada 4 kat atabiliyorum rulo ile. İki galon poliüretan vernik gitti. Bir galon yaklaşık 3 litre kadar.

IMG_20220929_175433

Böylece kanonun yapım aşaması bitti. İlk defa gerçek bir kano yaptım. Bakalım dengede durup yüzecek mi, merak içindeyim. Kanoyu yaparken ne ölçü, ne plan ne de destek vardı. Yapmaya başlamadan önce yıllarca araştırma yaptım, gerekli bilgileri topladım. Arkadaşlarımla fikir alış verişlerinde bulundum. Mahalle arkadaşım Mehmet Ertekin bana çok yardımı ve desteği oldu. Tecrübesizliğimden bazı hatalar yaptım haliyle. Yaptığım hata üzerinde düşünüp yeni fikirler oluştu. Bazı arkadaşlarım her ne kadar dalga geçse de ben bildiğimden şaşmadım ve 4 ay gibi bir zamanda kanoyu bitirdim. Elbette daha kısa bir zamanda yapılabilir şimdiki tecrübelerime göre. 1 Kasım 2022 tarihine göre yaklaşık 8.000 ile 9.000 Lira kadar masrafım oldu. Aldığım malzemeler ithal olunca dolar yada euro kur hesabına göre hesaplandığı için 500 euro kadar tutuyor. Siz de ona göre kur hesabına göre ne kadar harcayacağınızı bilirsiniz bir kano yapmak için. Her şey dolarla olunca fiyatlar sürekli artıyor. Bazı ucuzladığı da oldu ama devede kulak sayılır.

Aşağıda yaptığım kanonun şekil olarak çizimi ve ölçülerinin resmi. Verdiğim ölçüler üç aşağı beş yukarı yaptığım ölçülerdir.

IMG_20221112_082059

Hayallerimden birisi daha gerçekleşti, şimdi sıra denizde denemelere. Maceralar bizi bekliyor. Elimden geldiği kadar kano yapımını adım adım anlatmaya çalıştım. Nasıl yapıldığını da resimlerle gösterdim. Eğer siz de bir kano yapmaya başlarsanız elimden gelen teknik yardımı yapmaya hazırım.

Bir sonraki yazımda kanonun denizle buluşma ve deneme yazısında görüşmek üzere.

 

Yazı Masası

Yazı masası yapımı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir şiir yazsam

Şiir yazmak

Şiir nasıl yazılır?

Yazmak şiiri

İlk önce aşık olmalı

Sonra şair olmalı, şair

Şiir yazmak için aşk gerek

Aşkı bilmeyen nasıl şiir yazar?

Şair olmak için daktilo olmalı

İlham perileri herkese gelir

Kulağa fısıldar yazması için

Bu fısıltıları yalnız 

şairler duyar

Şair oturdu mu daktilonun başına

Kulağındaki fısıltılar kelimelere dökülür.

Urim Baba’CAN Şubat 2022

Öne çıkmış olan görsel, yazı masası, üstünde daktilo, demir kalemlik, içinde kurşun kalem. köpüklü kahve fincanı, defter, kalem. Koltukta Urim Baba’nın logolu yastığı.

DSCN3685

Şu sıralar ilham perileri sık sık gelmeye başladı. Kulağıma sürekli fısıldıyorlar tatlı sözleri bir şiir gibi. Bir de yaz diyorlar bana. Tembelliğimden olacak her fısıldanan şiirleri yazmıyorum, sadece bir kaç kez oturup kulağıma fısıldanan şiirleri yazıya döktüm kalem ile. Bazen de roman konusunu fısıldıyorlar. Böylece birikti yazmam gereken şiirler, romanlar. El ile deftere şiirlerimi yazmaya başladım ama oturmak gerek masaya. Gerçi yazı masam yok ki! Neyse aklımda yazı masası yapmak var ama daha uygulamaya geçmedim

Uzun zamandır gitmediğim bit pazarına gideyim dedim bir Pazar günü. Bacanağım ile sözleştik bit pazarına gitmek için. İzmir’de Ege mahallesinde kurulduğunu biliyordum ama neresinde olduğunu, yolu bilmiyordum. Hilal metro istasyonunda bacanağım ile buluştuk. O yolu biliyor. İki üst geçidi aşıp Yeşildere kıyısından bit pazarına ulaştık. Bit pazarı Roman mahallesi içinde kalan bir yer. İki katlı eski bir bina içine her pazar kuruluyor. Herkes kendi yerindeki alana eski püskü aletleri, eşyaları sermiş satmaya uğraşıyor. Fiyatlar pahalı geldi bana. Hem eski, hem garantisi yok, üstelik yüksek fiyattan kapıyı açıyorlar. Nedense tok satıcılar. Ekonomi bozuk bu aralar, dolar almış başını gidiyor. Satıcılar da sanki eski eşyaları dolarla almış gibi pahalı satmaya çalışıyorlar. Kendime küçük bir balta alayım dedim, o da sapsız. Kaç para dersiniz 60 -70 Lira fiyat biçtiler. Haliyle almadım.

Neyse tezgahları dolaşmaya başladık. Tezgahın birinde bir daktilo gözüme ilişti. Daktiloyu görür görmez bana fısıldayan ilham perileri kulağıma; “Bu daktiloyu almalısın” dedi. Zaten içimde vardı bir daktilo almak ama şimdiye kadar niyetlenmemiştim almak için. Daktiloyu incelemeye başladım, görünüşü temiz, tuşların hepsi çalışıyor. Sağlam bir makine. Satıcıya “Kaç para bu daktilo?” diye sordum. O da “250 Lira” deyince dur bakalım bu kadar eder mi diye dostum Feyyaz Alaçam aklıma geldi. O bu konuda bilgili. Çünkü daktilosu olduğunu biliyorum ve yazılarını daktilo ile yazıyor.  Daktilonun resmini çekiyorum. Şair ve yazar dostum Feyyaz Alaçam bana bu konuda yardım eder diyerek resmi yolladım kendisine. Arkasından telefon ile arayıp daktiloyu sordum, gönderdiğim resme bak bakalım 250 Lira eder mi? Sağ olsun dostum Feyyaz kısa süre telefonla aradı. “İyi bir Alman markası olduğunu, biraz indirim iste satıcıdan, sadece kağıt koyup biraz yaz ve dene” dedi. Ben de kağıt koydurup yazdırdım. Biraz silik olsa da fena değil. Satıcıdan 200 Lira vereyim dedim ama pek oralı olmadı ve son fiyat deyince artık bir daha belki bulamam aynı fiyata diyerek 250 Lirayı sayıp daktiloyu aldım. Hani Atalarımız der “Bit pazarına nur yağmış” diye. Bit pazarına nur değil zam yağmış sanki. Aşağıdaki resimde tezgahta gördüğüm daktilonun ilk hali. Markası Olimpia. Daktilo F klavye, tam da Türkçe tuşlu.

IMG_20211114_132646

Daktilonun taşıma çantası da var. Daktilo çantasının sapından tutup eve geldim. Şimdilik dolabın bir köşesinde duracak. Çünkü yazı masası yok henüz ortada.

IMG_20220211_095105

Yazı masası yok dedim ya az önce. Aslında var ama henüz yapılmamış halde. Yıllar önce çocukluk arkadaşım bana elindeki fazlalık tahtalardan vermişti. Marangoz atölyesinde çalışırken başka bir marangoz arkadaş ta bana palet tahtalarından kesip düzelttiği dört tane ayak vermişti. Kare kesim, üstü geniş, altı daralıyor. Tam istediğim ayaklar. Bunlar çatıda bekledi yıllarca. Tozlanmış tahtaları çıkarıp marangoz atölyesine getirdim. Marangoz arkadaşın dediğine göre tahtalar tik ağacının bir çeşidi olan ireko ağacından kesilmiş. Bu tahtalar yatlarda kullanılıyor. Pahalı bir ağaç olduğunu söyledi. Neyse tahta parçalarını seriyorum tezgaha. Tahtalar 2 X 10 X 50 santim boylarında 15 parça. Dört ayak 5 X 70 boyunda.

IMG_20211119_105406

Elimdeki tahta boylarına göre 45 X 70 boyutunda tabla olacak. Tahta kıyıları oval olduğundan o kısımları kesiyorum yatar makinede. Birleşme yerlerine kanal açıyorum 3 milimetre. 3 milimetre şerit kesiyorum çıta ve sıvı çivi sürüyorum kanalın içine. 3 milim şerit çıta kanalın içine yerleştiriyorum. Bu işlemi kısa sürede yapmak gerek çünkü sıvı çivi hava ile temasa geçince reaksiyona başlıyor. Hem şişiyor hem de sertleşmeye başlıyor. Sıvı çiviyi sürdükten sonra uzun iki işkence ile uzunlamasına sıkıyorum. Yanlara da takoz destekli işkencelerle düz olmasını sağlıyorum. Yoksa işkence tablayı eğriltebilir. Tezgah üzerinde işkencelerle sıkıştırılmış tabla görünüyor.

IMG_20211119_172145

Tahtalar kısa sürede birleşip dondu. Sıkışırken aradan taşan beyaz renkli, donmuş sıvı çivi görünüyor. Tahta boyları değişik olduğu için kıyılarda kimi uzun, kimi kısa kalmış. İstenen ölçüden biraz fazla oldu tabla.

IMG_20211120_084907

Tablanın alt kıyılara 4 santim eninde çıtalar için sıvı çivi ile yapıştırıyorum. Elde uzun tahta yok. İşkence ile sıkıştırılmış tahtalar.

IMG_20211123_094150

Tablanın kenarlarını düzgün biçimde kesiyorum ve zımpara makinesi ile siliyorum. Ağaç sert olunca uzun sürüyor silinmesi.

IMG_20211125_112853

Kenar çıtalarını da uçlarını gönyeli kesip alt kısma sıvı çivi sürerek yapıştırıyorum. Bu işlem yine işkenceler sayesinde oluyor. Tablanın kıyısında 14 tane işkence çıtayı sıkıştırmış.

IMG_20211126_151313

Ayaklar biraz kalın geldiğinden yarım santim kesiyorum. Planya ile düzeltip zımpara yaptım. Kıyılarını makinede oval tıraşladım. Dört ayak ters yatırılmış tabla üzerine koydum, kenar destek tahtalarını da ona göre kesiyorum uçları gönyeli. Masa nalları dikmiş durumda tezgahın üzerinde.

IMG_20211229_151937

Ayakları ve yan tahtaları yapıştırdım. Çekmece için iç kısma da kenar tahtası koyunca masa dört ayak üzerinde zımparalanmış olarak hazır. Sıra geldi çekmeceyi yapmaya.

IMG_20211229_160809

Çekmeceyi de masanın ölçülerine göre kesip yaptım. Çekmecenin altına da 6 milimetre marin kontraplak kesiyorum. Marin kontraplak suya dayanıklı bir malzeme, tahtalar da suya dayanıklı. Sadece ayaklar normal ağaçtan. Çekmece masaya taktım açık durumda. Önüne de tahta bir sandalye koyunca masa bitmiş oluyor.

IMG_20211230_165856

Masa bitince bir yorgunluk çayını hak ettiğimi düşünüyorum. Çayı demleyip bardağa koydum ve masaya oturmuş halde keyifle çayı içiyorum. Marangoz Özcan da beni çekiyor çay içerken.

IMG_20211230_170025

Sıra geldi yakma işlemine. Masa öyle bildiğiniz masa olmayacak. Yazı masası anlamlı olmalı. Yazacağım yazıları dik olarak hazırlayıp kağıda bastırıyorum. Karbon kağıdı ile ayaklara çiziyorum yazıları. Sonrası yakma işi. Yakma makinesi ile yakarken kendimi çekiyorum otomatik.

IMG_20211231_124223

Masanın dört ayağı var, hepsinin bir ismi olmalı. Madem yazı masası olacak isimler de ona göre anlam katacak masaya. Yıllar önce Selçuk’taki  Efes antik kentini dolaşmıştım. Burada bir kütüphane var. Adı da Celcus kütüphanesi. Bu kütüphaneyi MS 110 – 135 yılları arasında Celsus onuruna oğlu Gaius Julius Aquila tarafından yaptırılmıştır. İşte bu kütüphanenin ön tarafında dört tane heykel koydurmuş Gaius Julius Aguila tarafından. Bu dört heykelin ismi de;

APETH KEΛΣOY (ARETE = Erdem ve karakter)

ENNOIA ΦIAIΠΠOY (ANNOİA = Kader ve muhakeme)

EΠIΣTHMH KEΛΣOY (EPİSTEME = İlim ve bilim)

ΣOΦIA KEΛΣOY (SOPHİA = Bilgelik ve Akıl)

Bu isimler yazı masasında yazacağım şiirler, romanlar ve yazılar bu karakterleri taşıyacak. Geleceğe güzel bir miras bırakmalı. Edebiyat budur, güzelliği dışa yansıtmak. O yüzden aklımda olan bu isimlerin orijinali olan Yunanca harfler olarak iki yüzeye yakıyorum. Diğer iki yüze de Türkçe anlamları yakıyorum. Masanın dört ayağını çekiyorum alttan, Yunanca ve Türkçe yazılar yakılmış durumda. Nereden bakarsan bak iki dilde yazdığım yazı görünüyor.

IMG_20220102_001925

Masa odanın ortasında komple görünür biçimde. Yanında da koltuk. Koltukta Urim Baba’nın Kahvesi logo baskılı yastık var. Arka fonda çekyat, kömür sobası ve televizyon.

IMG_20220102_141454

Masa bitti, sıra geldi cila işine. Ama ilk önce zımpara yapmalı. Zımpara önemli! Zımpara yaparken toz çıkacağından masayı bahçeye çıkardım. Zımpara çok ince, 300 numara. O yüzden saatlerce zımpara yaptım ama pürüzsüz bir duruma geldi. Zaten sert bir ağacı zımpara yapıyorum. Neyse her tarafını en ince ayrıntılarını zımparaladı bir güzel. Bir taraftan da elimle kontrol ediyorum.

IMG_20220103_133926

Zımpara işi bitince sıra geldi cila işine. Özcan marangoza bana vernik almasını söyledim. O da sağ olsun almamış. Dükkana gidince bana neden vernik almadığını anlattı. Masayı yaptığım ağaç Teak cinsi İreko ağacı. Değerli bir ağaç. “Ağacın rengini, desenlerini orijinal göstermesi için tik yağı ile yağlamalısın” dedi. Elinde de bir miktar kalmış teneke kutuda. Tik yağını nasıl uygulayacağımı da anlattı. Küçük bir miktar tik yağını kaba koydum. Küçük bir fırça ile uygulayacağım yere iyice yediriyorum. Sonrasında bez ile sildikten sonra sanki kurumuş gibi oluyor ve akıntılar, fırça izi yok oluyor. Böylece dört kat vuruyorum. Her kat vurduktan sonra 24 saat beklemek gerek yağın iyice kuruması için. Tik yağı uygulama işi 4 gün sürdü. Tik yağını fırça ile masaya uygularken otomatik çekiyorum kendimi. Arkada motor ve bisiklet var. Limon ağacı da görünüyor.

IMG_20220105_134032

Tik yağı iyice kuruyunca masayı odaya aldım. çekmecenin soluna mavi nazar boncuğu yapıştırıyorum. Alttan masanın görünümü, dört ayak, çekmece ve nazar boncuğu. Çekmece kulpsuz. Nazar boncuğunu koymamın nedeni; Nazara inanırım. Bir kaç kez kem gözlerin, kıskançların kötü bakması sonucu eşyaların çatlayıp patladığını, başıma da kötü olayların geldiğine şahit oldum ve yaşadım. Böyle bir masayı görenler mutlaka beğenecek. Aralarında kıskananlar, sahip olmak isteyenler olacak. Özellikle mavi gözlü insanların nazarı kötü oluyor. Masanın başına kötü şeyler gelmemesi için bir tane mavi nazarlık olsun ki kötü bakışlardan korusun. Nazardan korunmak için başka bir çaresi de yok maalesef.

DSCN3683

Masayı duvar dibine yerleştirdim. Daktiloyu da üzerine koyunca kendini gösterdi. Demir çelik fabrikasında çalıştığım zamanlarda çektiğimiz demirlerin en kalını olan 50 milimetre kalınlığındaki nervürlü demirden kendime kalemlik yapmıştım. Kaplamacılarla iş yaptıran bacanağım Vural Civan kalemliği çinko ile kaplattırdı. Nervürlü demir olan kalemlikte 18 yıl çalıştığım İzmir demir çelik harfleri kabartma olarak basılı. İki nervür arasında bir harf gelecek şekilde İ D Ç yazılı. Yıllarını verdiğim fabrikanın ismi yazılı kalemlik benim için anlamlı.

Masa üzerinde daktilo, yazmaya hazır kağıt takılı. Yanında kalemlik, içinde kurşun kalem. Biraz önünde yeni yaptığım köpüklü Türk kahvesi. Kahve içilmeye hazır. Fincandaki logonun yansıması tabakta tersine görünüyor. Masanın sağıda şiir ve solda yazı masası yakılmış durumda.

DSCN3687

Masanın üzerine tik yağı vurmadan önce yazdığım ilk şiiri yaktım.

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

Şiirle ilgili çizdiğim görsel olan kanoyu da iki kişi binmiş, denizde yelken açmış olarak giderken yakıyorum en üstte.

DSCN3680

Masayı yandan çekiyorum koltukla beraber. Koltukta logolu yastık var. Masanın üzerinde daktilo, kalemlik, defter ve içilmeye hazır kahve var. Masanın sol alt tarafına da “Yazı Masası” olarak yakılı.

DSCN3685

Tam istediğim bir masa oldu mavi nazarlıklı yazı masası. Arkadaşım da sanki biliyormuş gibi tam bir masa yapacak kadar tahta verdi. Ayrıca dört ayak ta tesadüf değil, sanki bilerek bana geldi. İş sadece yapmaya geldi. Elimden de geliyor marangozluk işleri. Hem yaptıkça daha çok öğreniyorum. Artık şiirler, masallar, romanlar, yazılar yazılacak. Hatta şu anda okuduğunuz bu yazıyı bile bu masada yazdım bilgisayarda. Şimdiye kadar hep iyi şeyleri, güzel şeyleri diledim. Hepsi de bir şekilde beni buldu ve dileklerim gerçeğe dönüştü. Her şey de birden bire olmuyor. Zamanı gelince kendiliğinden ortaya çıkıyor. Tıpkı “Yazı Masası” gibi. Ben de ilham perilerinin kulağıma fısıldadığı kelimeleri yazıya dönüştüreceğim. Ama kalemle, ama daktilo ile. Mutlaka iyi şeyler yazacağıma inanıyorum. Biz gelecekteydik, geleceğe iyi şeyler bırakacağız. Yarınlar güzel olacak, Güneşli günler göreceğiz.

Şair ne demiş; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey”

En son olarak ta ben şöyle diyorum; “Bu günü yazmazsan yarınlar olmayacak”

2. Simav Eynal Bisiklet Festivali 4. Gün

29 Ağustos 2021 Pazar

Eynal – Gölcük – Eynal

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

atım yüklü

yol yokuş

sürdüm atı

sürdüm Atı

olmadı

aramıza girdi kış

dedik

yol kapanma kar yağmakla

hele kalsın “kandan kına yakılmaz”

başka bahara

şimdilik

 bir esimlik bahar yeli de olsa

bir kokumluk karçiçeği

bir merhaba dostlara

diyelim dedik

“filizkıran fırtınası”yla

merhaba

Hasan Hüseyin

 

Öne çıkmış olan görsel, göl kıyısında park etmiş bisikletim KUZ. Karşı kıyılarda çam ormanları ile kaplanmış yamaçlar.

DSCN3160

Artık çadırda uyumaya iyice alıştım, dünkü bisiklet sürüşü biraz daha zorlu olmuştu diğer günlere göre. Yorgun oldun mu, bir de düz yerde yatmak insanı iyice dinlendiriyor. Güneş doğmadan kalkıyorum yine. Tuvalet dönüşü su pınarlarından soğuk suyumu dolduruyorum henüz kimse almadan. Sabah kahvemi içiyorum ilk önce. Kahvemi içtikten sonra zaman geçirmeden kahve takımlarımı, eşyaları, çadırı toplayıp arabaya yükledim. Yol arkadaşım Cengiz ile bu günkü tura araba ile katılıp öğleden sonra İzmir’e doğru yola çıkmayı kararlaştırdık. Cengiz de toplanıp eşyalarını arabaya yükledi. Bisiklet taşıyıcısını da arka bagaja bağladık. Bisikletleri üzerine taktık. Yaklaşık 12 Kilometrelik bir tırmanış var. Zaten hamlık üzerimden gitmedi hala. Zorlamanın gereği yok diyerek bu kararı aldık. Kahvaltıdan sonra  bisikletçiler yola çıktık. Biz de araba ile arkalarından çıkıp kısa sürede Gölcük mesire yerine geldik. Bisikletleri indirdik taşıyıcıdan. Kahve takımlarının olduğu çantayı bagaja taktım. Diğer çantayı da alıyorum bagaja. Gölcük mesire alanına girerken giriş yerini çekiyorum. Yuvarlak telefon direklerinden  dörder tanesi daha küçük odunlarla çakılıp birleştirilmiş. Böyle iki tane ayak yapılmış, üstüne üçgen çatı kondurulup birleştirilmiş. Üstteki kirişe daire levhalara harflerle “Gölcük Mesire Yeri” yazılmış. Daire yeşil, harfler beyaz renkte. Girişte, sol tarafta bir kulübe ve görevli girişte insanlardan, araçlardan ücret alıyor. Yani buraya girmek bedava değil. Neyse ki bizler bisikletçiyiz. Bizden para almıyorlar. Arabayı içeri sokmayıp dışarıya park ettim, hemen giriş yanına. Yolda, tam ortada dört tane turuncu, beyaz trafik külahı konmuş arabalar için.

DSCN3154

Henüz bisikletçilerden gelen yok, o yüzden gölün etrafını şöyle bir keşfedeyim dedim. Buraya yaklaşık 3 Kilometrelik bisiklet ve koşu yolu yapıldığı söylenmişti. Bisiklet yolunu ve gölü çekiyorum, etraf çam ormanları ile çevrelenmiş.

DSCN3155

Gölün etrafında dolanmaya başladım, iki tane kahverengi at gölün kıyısında oynaşıyorlar birbirleriyle. Kameram ile yakınlaştırıp çekiyorum. Gölün kıyıları sazlıkla kaplanmış.

DSCN3156

Bazı yerlere katran ağacı dikilmiş, altına da çardak konmuş piknik yapacaklar için.

DSCN3157

Karşıki yamaçta açıklık bir alan gözüme ilişiyor. Optik zoom ile yakınlaştırıyorum. Bu alanda iş makineleri ile bir şeyler yapılmış. Sanki kayalar parçalanıp alınmış gibi. Ormanın yeşil denizinde mavi göl önde görünüyor.

DSCN3158

Bir kaç betonarme bina yapılmış orman kıyısına.

DSCN3159

Bisiklet yolu göl kıyısına yakın bir yerden geçiyor. Kıyıya bisikletim KUZ park edilmiş halde göl ile birlikte resmini çekiyorum. Turuncu çantalar bagaja takılı, gidonda kartal tüyü boy gösteriyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN3160

Su varsa kurbağalar da vardır. Sesleri duyuluyor sazlıkların arasından. Kıyıda cesur kurbağalardan birisi benden kaçmıyor. Rengi bulunduğu ortama uymuş durumda. Dikkatlice bakmazsan kurbağayı göremezsin. Kurbağayı ürkütmeden, optik zoom ile yakınlaştırıp çekiyorum net biçimde. Gözleri açık beni gözlediğinin farkındayım. Tetikte bekliyor, herhangi bir ani hareket yaparsam hemen uzun arka bacakları üzerinde yaylanıp zıplayarak gölde kendini kaybettirecek. Kurbağanın rengi, otlar ve yosunlara göre yeşilin tonları ile renklenmiş. Az kahverengi lekeler göze çarpıyor. Yani kurbağa kamufle olmuş.

DSCN3162

Kökü gölün dibinde, yaprakları su yüzeyinde olan bir bitkiyi iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Yaprakları ince, uzun. Söğüt yapraklarına benziyor. Uzaktaki su yüzeyi ışığı ayna gibi yansıtıyor.

DSCN3165

Gölün ortasında saz kümesi kendine yer bulmuş. herhalde su seviyesi orada alçak. Sazlar sıkı bir şekilde gölde yeşil bir ada oluşturmuş.

DSCN3167

Kara tarafında da sazlıklar oluşmuş. Buradan gölden taşan sular aşağıya doğru aktığı için sulak bir yer. Sazların çiçekleri kahverengi mum gibi çıkmış.

DSCN3168

Sazlıkların arkasındaki uzun otlar mor çiçekler açmış. Mor çiçekli otlar bir yerde küme halinde.

DSCN3170

Kısa bir parkur olan bisiklet yolunu dolaştım sayılır. Girişe gelirken daha önceki yıllarda yapılan festivalde buraya gelmiştim ve yol kıyısında büyük bir kayanın üssünde kahvemi içmiştim göl manzaralı. Kahve içtiğim kayayı buldum, yerinde duruyordu. Kaya yarısından üstü düz olarak kesilmiş sanki Üzeri neredeyse düz gibi. Kayanın yerini işaretledim kafamda. Yoluma devam ederken ormanın kıyısında yapılaşma inşaatının olduğumu gördüm. Yamaçta duvar örülüp teras halinde düz alanlara granit taşlardan evler yapılıyor. Solda da iş makinesi kepçe duruyor sarı renkte. Dört kademe duvar örülmüş taşlarla, tek katlı evler de kendini göstermiş. Böylesi doğal güzelliği eşsiz bir yere böyle tesislerin yapılması beni üzüyor. Bu tesisler halk için değil de bir kaç kalantor için yapıldığını biliyorum. Yazık? Benim gibi emekli olanların aldığı emekli aylığı ile burada konaklayacağımı sanmıyorum. Demin gördüğüm kayaları alınmış alandan buraya taşlar getirilip binalar yapıldığını anladım. Bu manzarayı görünce üzüldüm doğrusu.

DSCN3171

Turumu tamamladıktan sonra uygun iki ağaç bulup hamağı kuruyorum. Hamağı kurduğum yer gölgelik ve göl manzaralı. Henüz bisikletçiler gelmedi, ben de hamakta uzanıp biraz dinleneyim. Dünkü yorgunluk henüz geçmedi daha. Biraz tembellik yapmak gerek. Ağacın gölgesine kancalı ip bağlı, ucunda da mavi hamak. Yattığım yerden ayaklarımı ve ağacı çekiyorum.

DSCN3172

Cengiz beni hamakta yatarken çekiyor. Hamak iki ağaç gövdesine iple bağlı. Kollarımı başımın arkasına koymuş haldeyim. Başımda siperli gri şapkam. Arkada göl görünüyor.

DSCN3177

Hamak kurduğum yerim hemen yanında bir çeşme var. Çeşmede boru yerine uzun bir dal parçası konmuş. Dal parçasının üstü kanal şeklinde oyularak suyun buradan akması sağlanmış.

DSCN3173

Ben yeteri kadar dinlendim, Cengiz yanıma gelince hamağı ona verdim yatması için. Cengiz hamağa yatınca ben de onu yatmış halde içi boş havuz ile çekiyorum. Hamağın olduğu yerde üç tane katran ağacı var. Havuzun içinde büyükçe bir kaya parçası konmuş, ayrıca küçük taş parçaları da atılmış gelişigüzel. Solda demir borudan kalp biçiminde salıncak yapılmış. Daha çok sevgililerin birbirine aşık olmaları için yapıldığı kesin. Nedeni ise Aşk tanrısı Eros bu salıncağa binenlere Aşk oku atmış olması. Kalbin üst tarafında bir ok ucu görünüyor. Alt tarafında da okun arkası var. Genç aşıklar bu salıncağa oturup  resim çekiliyorlar havuz ile birlikte ama nedense havuz boş, az bir su birikintisi var.

DSCN3174

Cengiz bir süre sonra hamaktan kalktı, salıncağa gelip oturdu. Hazır oturmuşken bir poz çekiyorum Aşk yuvasında.

DSCN3179

Ortasına kadar yontulup kanal açılan dal parçasından su devamlı akıyor. İnsanlar gelip bu sudan alarak piknikte kullanıyorlar.

DSCN3181

Dalın ucundan bir metre kadar yükseklikten sular beton yalağın içine dökülürken resmini çekiyorum. Su berrak, temiz, soğuk ve içilebilir.

DSCN3182

Hamakta uzanırken bağlı olduğum ağaç dalına tahtadan yapılmış bir kuş yuvasını gördüm. Herhangi bir kuşun girip çıktığını görmedim ama bahar aylarında mutlaka bir kuş yuvaya girip yumurtalarını bırakıyor. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra büyütüp uçasıya kadar sürekli yiyecek taşıyordur her gün. Hem yumurta ve yavrular için korunaklı bir yer. Yavrular uçmaya başladıktan sonra yuvaya gelip kalmıyorlar. Nerde akşam orda sabah. Yuva küp şeklinde, kuşun gireceği kadar genişlikte, yuvarlak bir delik açılmış. Yuvanın üstüne de deliği biraz geçmiş çatısı var.

DSCN3183

Bisikletçiler geldikten sonra, hamağı toplayıp çantama koydum. Belediye başkanı ile birlikte bisiklet yolunda bisiklet süreceğiz. Başlangıçta video çektim, linki aşağıda, iyi seyirler.

https://youtu.be/DWNMLGJ_rgU

Ağaç gövdelerine gerilmiş festival afişinde yazanlar; 2. Simav Eynal bisiklet festivalimize  Hoşgeldiniz Av. Adil Biçer Simav belediye başkanı. Görsel olarak bir grup bisikletçi ve elle çizilmiş bir çocuk bisiklet üzerinde. Başında siperli şapkası var. Sol tarafta belediyenin logosu. Logoda yazdığına göre 1867 yılında kurulmuş belediye.

DSCN3184

Duvar ile teras yapılmış hizmet binası önünde Simavlı kadınlar yere serdikleri örtü üzerine oturmuş harıl harıl gözleme yapmakla uğraşıyorlar. Bu gün gözleme yiyeceğiz anlaşılan. 10 Kadın, her biri değişik iş yaparak seri bir üretime geçmiş. İlk başta iki kadın hamur tenceresinden hamur alıyor göz kararı, aldığı hamuru yuvarlak yapıp biraz un serpiyor. Bir kişi yuvarlatılmış hamurları alıp dört yer sofrasına götürüyor. Sofralardaki kadınlar bu yuvarlak hamurları ellerindeki oklava ile açıp duruyorlar. Bir kadın içine malzemeyi koyup kapatıyor açılmış hamuru. Tüplü bazlama ocağında bir kadın da pişiriyor. Pişenleri de bir kadın yağlayıp veriyor sıradakilere. Pişenlerin biri gözleme, içine ot konuluyor biri bazlama, içine tahinli helva konuluyor. Biraz uzun uğraş gerektiren bir iş. O yüzden kuyrukta epey beklemek gerekiyor. 200 kişiden fazla bisikletçi var. Bazlamacılar bisikletçiler gelmeden önce pişirmeye başlayıp stoklamışlar ama arabası ile gelenler, yada başkaları, bilinmez ama ikiden fazla aldıkları söyleniyor etrafta. Aç gözlüler yüzünden uzun bir bekleyiş içindeyiz.

DSCN3187

Yaklaşık 1 metreden biraz büyük bir sac üstünde bazlamalar pişiyor. Sacın altında gaz ocağı yanıyor sürekli. Özel olarak yapılmış tüplü bazlama ocağında üç tane gaz düğmesi var. Sac üzerinde en fazla 6 tane bazlama pişiyor.

DSCN3188

İki kadın, ikisinin önündeki sofralar kare biçiminde. Soldaki kadın hamurları top top yapıyor. Solundaki kadın da elinde oklava sürekli açıyor hamuru.

DSCN3189

Diğer sofralar yuvarlak, burada oklavalar ile hamurlar açılıp yaygınlaştırıyor kadınlar.

DSCN3190

Açılmış hamurların içine bir kadın yuvarlak hamurun yarısına otlu lor seriyor. Sonra boş olan diğer yarısını çekip kapatıyor . Yarım yuvarlak bir daire oluyor. Otlu lor hamur içinde kalıyor.

DSCN3191

Uzun bir bekleyiş ve acıkan insanların sabırsızlıkları nedeniyle söylenmeye başlıyor, sinirler biraz geriliyor. Epey bir zaman bekledikten sonra bazlama ve gözlemeyi aldım. Bir de ayran alıyor arkadaşın birisi. Ayran ile gözlemeyi yiyorum, Tahinli bazlamanın yarısını yedim ve karnım doydu. Fazlası gitmiyor. Kalan yarısını yiyecek olan bir arkadaşa veriyorum. Ben yedikten sonra bazlama kuyruğunda daha çok kişi var. Karnım doydu, şimdi kahve zamanı. Şeref hocaya belediye başkanına kahve yapmak istediğimi söyledim. O da başkanın yanına götürdü. Başkanı kahve içmeye davet ettim. Belediye başkan yardımcısı da yanında, başkanın programını ayarlıyor. Bana olur, o kadar zaman ayırabiliriz deyince yardımcıya nerede kahveyi içeceğimizi gösterdim. Bisikletime binerek kahve pişireceğim kayanın olduğu yere geldim. Bisikletimi görsünler diye yol kıyısına park ettim. Kahve takımlarımın olduğu çantayı yanıma alarak kayanın üzerine çıkıp hazırlandım. Kahve değirmenine de çekirdek kahve koyup çekmeye başladım. Belediye başkanı beni fazla bekletmedi. Araba ile olduğum yere gelip kayanın üzerine çıktı. Yanında eşi  ve oğlu vardı. Belediye başkanı Adil Biçer yanıma oturunca “Öyle bedava oturmak yok, çek bakalım biraz kahve” diye değirmeni eline verdim. O da değirmeni alıp çekmeye başladı. Bu arada muhabbet ediyoruz. Önümde cezve, ocak, ve siperlikli su şişesi var. Kaya çam ağacı altında kaldığı için gölgelik. Belediye başkanının üzerinde yeşil festival forması giymiş.

241273966_4198224963629265_5931217463114844949_n

Benim kamera makinesini fotoğrafçıya verdim çekmesi için ama makine kart arızası verdiğinden çekemedik bir türlü. Bu resimleri belediyenin fotoğrafçısı çekti. Belediye başkanı Adil Biçer, küçük oğlu ve eşi birlikte kahve içtiğimiz kayanın üzerinde çekiliyoruz bir poz. Önümde kahve ocağında kahve pişiyor cezvede. Ocağın etrafında rüzgarlık var, fincanlar yanımda. Belediye başkanının elinde kahve değirmeni, önünde de kahve kavanozu. İkimiz de bağdaş kurup oturmuşuz kayada.

241481623_4198224733629288_4934675424361544680_n

Belediye başkanı, eşi ile birlikte muhabbet ederek içiyoruz kahvelerimizi. Belediye başkanına “Urim Baba’nın kahvesini Dünyanın en güzel yerinde içiyorsunuz. Şanslısınız” diye söylüyorum. Onlar da bana hak veriyorlar. Şimdiye kadar böyle bir yerde, hem de göl manzaralı, doğal bir kaya üzerinde ve gölgede kahve değirmeninde taze kahve çekip içmediklerini itiraf ediyorlar. Belediye başkanına İzmir’de kahve yaptığım  yeri tarif ediyorum. İzmir’e kahve içmeye davet ediyorum. Kahveyi içtikten sonra kahve için teşekkür ediyorlar. Belediye başkanının Pazar günü olsa da tatil yapmaya, ailesi ile zaman geçirmeye zamanları yok gibi. Kısa bir kahve molası belki iyi gelmiştir yoğun hayatında. Ben de biraz yaşamlarına değişik bir kahve tadı sunduğum için sevinçliyim. Belediye başkanına ve eşine bana zaman ayırdıkları için teşekkür ediyorum. Belediye başkanı ve eşini uğurluyorum. Festivali kahve içerek noktaladım. Artık yola çıkma zamanı sanki. Kahve takımlarını topladım, Cengiz ile buluşarak bisikletleri bisiklet taşıyıcısına yükledik. Şeref Akdemir hoca ile vedalaşıyorum. Kendisine düzenlediği bu festivale daveti için, yaptıkları için, güzel yemekler, güzel rotalar için teşekkürlerimi sundum.

Cengiz ile arabaya binip yola çıktık. Simav şehir merkezine gelip Simav fasulyesi alıyoruz. Fazla zaman geçirmeden yola çıktık. İlk önce dağlara tırmandık. Sonrasında Demirci kasabasına vardık. Burada çay molası veriyoruz. Cengiz para çekmek için uğraştı bankamatikten ama bir türlü çekemedi. Cengiz’e, sıkılma bende var idare ederiz diyerek yolumuza devam ettik. Demirköprü barajından sallanıp Salihli’ye geldik. Turgutlu’dan sonra çevre yoluna girerek ilk önce Cengiz’i evine bıraktım. Sonra kendi evime ulaştım, evlerimiz birbirine yakın biraz. Sonunda evime kavuştum akşam olduktan sonra. Bisikleti çözüp içeri aldım. Bisiklet taşıyıcısını bagajdan söküp yerine koydum. Eşyaları arabadan alarak eve girdim.

Böylece bir festivalin ve tur yazımın sonuna geldik. Hazine torbama yeni hikayeler, yollar, arkadaşlar, dostlar ile doldurdum. Yeri gelince torbadan çıkarıp sizlere sunuyorum. Aradan biraz zaman geçse de öyle hemen olmuyor, resimleri düzenle, sıraya koy, siteye yükle. Sonra da yazmak, işte yazmak en zor olanı. Herhangi bir not ta almıyorum. Kameram ile resim çekerek yolda hikayemi yazıyorum zaten. Resme bakınca hikaye çıkıyor ortaya. Resimlerde çok şey gizli. Sizler için iyi şeyler ve güzel şeylerin resmini çekmeye çalışıyorum. Sizler iyi şeylere layıksınız. Sabahın erken saatlerinde kalkıp ilk önce kahvemi içiyorum ve açıyorum laptopumu. Başlıyorum yazmaya. Yaklaşık 2 ila 3 saat durmadan yazıyorum ilham perileri ile birlikte. İlham perileri bana güzel kelimeler, cümleler fısıldıyor kulağıma. Bakalım daha neler fısıldayacaklar kulağıma, bilinmez…

Bir sonraki hikayelerde görüşmek üzere

Bu gün yaptığım yol 5 Kilometre civarı, geri kalan yolu araba ile yaptım. Toplam 24 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Kayseri Festa 2200 4. Gün

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Tekir yaylası – Talas – Kayseri lisesi

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Dağların ve nehirlerin
Türküsünü söylemek istiyorum
Büyük gökyüzünün ve kırların.
Mavi çiçeğin türküsünü söylemek istiyorum
Umudun ve sevdanın.
Kahraman bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, saçları örgülü beş kişi plastik sandalyede arkası dönük olarak oturmuş direkteki parlak ışığa bakıyor.

20180728_221611

Güzel bir uyku çektim bu gece, nedeni ise gökyüzüne en yakın yerlerden birinde akşam Ay tutulmasını izlememdi. Bunun sevinciyle uyandım, elimi yüzümü yıkadıktan sonra sabah kahvesini içmem gerek diyerek kahve pişirmeye başladım. Yanımda olan şanslı üç kişi de kahve içmeye hak kazandılar. Bu şanslı üç kişiden birisi çadır komşum Zehra Erbil. Kahvesini içti sonuna kadar ve fincanın içine bakınca ne görsün? Kahve telvesi aşk simgesi olan kalp şeklinde göründü birden bire. Zehra buna çok şaşırdı. Herhangi bir şekilde fincanı ne kapattı, ne de oynattı. Son yudumu içtikten sonra kalp şekli fincanın dibinde oluştu. Binlerce fincanı kapatsan da böyle bir kalp çıkması olanaksız gibi. Kahve falcıları buna ne yorum yapar bilemem ama Aşk işareti olduğu kesin. Fincanı elinde tutan Zehra fincanın içindeki kalp işaretini çekiyor Erciyes manzaralı. Erciyes dağının başı dumanlı.

20180728_180810_HDR

Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı yaptık, yola çıkmaya hazırız. Pınar’ın pilotu Zeliş Ankara’dan geldi. Tandem bisikleti ona teslim ediyorum. Hazırlıklar bitti, yola çıktık topluca. Bir süre ana yoldan aşağı gidip toprak yola saptık. Ağaçsız, kırsal arazide, solda Ali dağı tamamıyla çıplak bir dağ. Hiç ağaç, yeşillik görünmüyor. Sağda duran bisikletçi biladerim Ramazan.

DSCN4825

Toprak yolda uzaklardaki bisikletçileri otların arasından yakınlaştırıp çekiyorum. Bisikletçiler hareketsiz, öylece duruyorlar.

DSCN4829

Yanlarına geldim, tüm bisikletçiler bekleyiş içinde. Festivali düzenleyenlerden Aslı Azman arkada kalanları toplamış, o yüzden gecikti biraz ama güneş altında beklemek biraz sıktı insanları. Neyse Aslı Azman çıka geldi ve aramızdan geçerek önlere doğru gitti.

DSCN4831

Pınar pilotuna kavuşmuş, pilot Zeliş te aramızda olmaktan mutlu ve zafer işareti yapıyor resmini çekerken. Arkalarında Hakan ve eşpedalı Nevin var.

DSCN4832

Aslı Azman öne geçince yolumuza devam ettik. Ben az önlerde olduğumdan geriden gelenleri epey uzakta olmalarına rağmen çekiyorum bisikletçileri.

DSCN4833

İyice yakınlaştırıp gelen bisikletçileri çekiyorum arkada Erciyes dağının eteği manzaralı.

DSCN4835

Çok geçmiş zamanlarda Erciyes dağı volkan olarak faaliyette olduğu zamandan kalan kaya kütleleri ilginç yapıda, toprağın üstünde kalmış.

DSCN4836

Bu kez gidenleri uzaktayken çekiyorum. Bisikletçiler tek sıra gidiyorlar.

DSCN4838

Vahşi değil de daha yumuşak, pürüzsüz kayalıklar silsilesini görünce bir poz çektim.

DSCN4839

Kayalıkların ardında puslu Kayseri şehrini çekiyorum. Kayseri epey aşağıda görünüyor. Biz de yukarılardayız hala.

DSCN4840

Önde giden Eşpedal katılımcılarından tandeme binmiş iki kişiyi çekiyorum. Arkada oturan Hüseyin Garip ama pilotun adını bilmiyorum.

DSCN4846

Önde gidenler sağa doğru giden geçitten geçerken çekiyorum. İki kişi geçidin kayalarına binmiş.

DSCN4848

Aşağı indikçe bitki örtüsü de değişiyor, ağaçlar beliriyor. Talas ilçesinde evler bahçeli ve birbirinden ayrı. Her bahçe yeşillik içinde, yüksek bina yok. Bazı yerlerde uzun kavak ağaçlarını boyu ile kendini gösteriyor.

DSCN4851

Kayseri’nin meşhur Ali dağı tam karşımda. Volkanik bir yapısı var sanki. Gerçi Erciyes dağının eteklerinde ufacık kalan Ali dağı bir insana göre kocaman bir dağ.

DSCN4852

Daha aşağıda küçük tepeler ve kayseri düzlüğü başlıyor..

DSCN4853

Çakır dikenleri arasından bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4854

Ali dağına doğru gidiyoruz. İleride bisikletçiler mola vermiş bekliyorlar geride kalanları.

DSCN4856

Mola yerinde küçük bir kanaldan bol sular akıp gidiyor bahçeleri sulamak için. Coşkulu akan suyu çekiyorum yakından.

DSCN4857

Kanal kendine derin yarık oluşturmuş içinden akıyor.

DSCN4861

Kayserili Hamdi ilginç bir kişilik. Hareketleri anormal, zıpkın gibi, bir ileri, bir geri gidiyor. Bisikleti arızalanan birinin bisikletini alarak arkasındaki sırt çantasına kadrosu takılı halde taşıyor. Hem biz aşağı inerken Hamdi yokuş yukarı çıkıyor arkasında taşıdığı bisikletle. Bisikletinin lastikleri de çok kalın lastik, sanki motor lastiği gibi.

DSCN4862

Hamdi yokuş yukarı çıkarken arkasından taşıdığı bisikletle birlikte çekiyorum. İlginç bir bisikletçi.

DSCN4863

Ali dağının dibinden geçip yerleşim yerine vardık. Bahçelerdeki ağaçların gölgesinde  bekliyoruz geride kalanları. Beklerken de bakkaldan soğuk soda alıp serinliyoruz biraz. Her ne kadar Kayserinin rakımı yüksek olsa da Temmuz ayında güneş ısıtıyor adamı.

DSCN4864

Talas ilçesine geldik, Arnavut kaldırımı taş döşenmiş yola, taştan örülmüş duvarın dibinden geçiyor bisikletçiler.

DSCN4866

Talas ilçesinin bir özelliği hiç betonarme binanın olmaması. Evler ve binalar tamamen Kayseri taş işçiliğinin örnekleri ile dolu. Bahçelerdeki ağaçlar olmazsa taştan bir dünyadaymışız gibi geliyor insana. Soldaki sokak düz, sağdaki sokak aşağıya doğru gidiyor. Yan sokağın çatalından resim çekiyorum.

DSCN4867

Aşağıdaki sokaktan gelen yaşlı bir amcayı yakınlaştırıp çekiyorum. Çekmemin nedeni elinde taşıdığı naylon torbadaki ekmekler. Evine götürdüğü ekmeğin tadını az çok biliyorum. Kayseri de askerlik yaptığımdan ekmeğin tadı hala damağımda. Unundan mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama ekmekler çok lezzetli, yemeye doyamadım bir türlü. Kayseri de ayrıca uzun boş pide de fırınlardan çıkıp taze taze yiyor insanlar. Poşette de o boş pidelerden var. Askerliğimi yaptığım kışlanın yanında Gültepe mahallesi var. Burada ekmek fırınından taze, fırından yeni çıkmış pidelerden alırdık. Pideleri sıcak sıcak katıksız yerdim. Çok lezzetliydiler. Çarşıda beyaz ekmekler de aynı lezzeti alırdım yerken.

DSCN4868

Bir tabelanın yanından geçerken ilgimi çeken yazı için durdum. Bisikletim KUZ tabelanın yanında park edilmiş halde resmini çekiyorum tabelanın. Tabelada yazanlar; “Talas belediyesi Yaman Dede kültür ve sanat evi, Yaman Dede (1887 – 1962) Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu. Asıl adı Diyamandi olan Yaman dede Talaslı tüccar Rum bir ailenin çocuğudur. Çocukluğundan itibaren mesnevi derslerini alarak İslam dinine ilgi duyar ve Müslüman olur. Mevlana aşığı Yaman dede avukatlık mesleğinin yanı sıra İstanbul imamhatip ve yüksek İslam enstititüsü’nden Farsça derslerine girer. 3 Mayıs 1962 de Ölüm asuda bir bahardır diyerek Hakk’a yürür ve Karaca Ahmet mezarlığına defnedilir. Ruhu şad olsun”

DSCN4869

Yerler taş, duvarlar taş, evler taş, sokak tamamen taştan yapılmış. İki katlı, cumbalı taştan yapılmış bir ev.

DSCN4870

Sokak boyunca gidiyoruz. Karşıda yüksek bir kubbeli bir yapı görünüyor yeşilliklerin arasından. Büyük bir olasılıkla oraya doğru gidiyoruz.

DSCN4872

Kubbeyi iyice yakınlaştırınca tepesine hilal ve sağ tarafta minare benzeri sivri külahlı yapı var. Burası cami olmalı.

DSCN4873

Yamaç olan sokakta tünel gibi taştan yapılmış kemerli dükkan yapısı var. İçi boş olan dükkan zemin ile bir. Yukarıdan sarmaşık dalları aşağıya sarkmış.

DSCN4875

Bir çok taş kemerli dükkanlar, taştan yapılmış merdivenler görüyorum. Taş işçiliği mükemmel. Taş yapılar sanki yeni restore edilmiş gibi duruyor.

DSCN4876

Resim çekmekten hala kubbeli yapıya gelemedim. Dik yamaçta yapılmış yol düz gidiyor. Sağ tarafta taş duvar, aşağısı epey alçak bir bahçe olduğu ağaçlardan belli, tepeleri görünüyor sadece.

DSCN4877

Bizim Hamdi bir yukarı, bir aşağı gidiyor bir yukarı geliyor kalın tekerlekli bisikleti ile.

DSCN4878

Kubbeli yapıya sonunda vardım, tamamen kesme yaştan yapılmış.

DSCN4879

Kubbeli yapının cami olduğu tahminim tuttu. Cami girişindeki kapının üstündeki tabeladan anlaşılıyor.

Tabelada; “Talas yeni cami 1886 yılında II. Abdulhamit döneminde Tablakkaya mahallesinde Rum Kilisesi olarak yaptırılmış 1925 te camiye çevrilmiştir”

Altında İngilizce; “The Talas new mosque  It was build during the era of Abdulhamid II 1886 in the city quartes Tablakkaya as a greek church. In1925 is was altered to a mosque.

DSCN4881

Burada en önemli taş işçiliğin inceliklerini görüyorum. Sütun başları ve kirişler o kadar güzel desenlerle süslenip oyulmuş ki seyretmeye doyum olmuyor. Kapının her iki yanında ikişer sütun var. Kirişindeki süslemeleri yarım salkım yuvarlak, erik büyüklüğünde küreler, kare girinti ve çıkıntıları, aralarında küçük üçgen şekiller hepsi mükemmel ve büyük matematik hesaplamaları ile oyulmuş. Bu köşelerindeki tam ve kusursuz örtüşmeyi meydana getirmiş. Her ne kadar150 yıl önce yapılsa da Yunan ve Roma sütun başlarını taklit ettikleri belli.

DSCN4882

Kapı kirişinin altında ve köşesinde de süslemeler yapılmış. Kapı kocaman, iki kanatlı demirden yapılmış. Sac kısmına demir perçinler beşer santim aralıklarla çakılmış süs olarak ve kapıya dayanıklılık sağlasın diye. Kapıya çakılan bu perçinler belli bir dini sembol olduğu kesin. Ve bu dini semboller İslam sembolleri değil. Her ne kadar camiye çevrilse de Hristiyanlığın izlerini silememişler. Mutlaka bir iz, bir işaret kalmış. Sembollerden anlamak gerek.

DSCN4883

Kapı girişinde resim çekilen arkadaşlar beni de yanlarına çağırıp resim çekiliyoruz beş kişi olarak. Arkada kemerli, sütunlu demir kapı.

DSCN4884

Yamaçta cami altına oyulup yapılmış kemerli dükkanlar var. Burada oturma yerleri, kahveden çaylar içiliyor. Burası taş yapı olduğu için yaz sıcağında serinlik oluşuyor doğal olarak. İçeride yedi kişi kanepelere oturmuş serinlerken çoğunun elinde cep telefonu var, onla meşgul oluyorlar. Kemerli duvarda iki tane tablo asılmış, tavanda aydınlatma var. Soldaki duvarda bir tane bakır tencere asılmış.

DSCN4887

Cami olan kısım üst tarafta, aşağıdan ön kısmını çekiyorum. Giriş ve iç mekanlar kemerli olarak yapılmış.

DSCN4888

Hakan ve belediye kamyonetinin sürücüsü ile arkalarında şehir manzaralı çekiyorum duvar dibinde.

DSCN4889

Kendimize anca sokak kaldırımında taşlara oturmak için yer bulabildik. Burada çay, soda içiyoruz serinlemek için. Sekiz kişi var, ikisi ayakta. Arkada tahta kapılı dükkan girişi var.

DSCN4891

Fotoğraf sanatçısı Hakan elinde makine ile çekiyorum yakından.

DSCN4894

Bir süre dinlendikten  sonra süslü demir kapıdan içeri giriyorum. Taş merdivenler var önümde yukarıya doğru çıkmak için.

DSCN4895

Eskişehir’den Ergün Çetin hoca beni de çeker misin dedi. Ben de onu merdivenlerde çekiyorum.

DSCN4896

Merdiven girişi üstü kemerli yapı ile kapatılmış sütunların üzerinde.

DSCN4898

Eskiden kilise olan, sonradan camiye çevrilmiş binanın içine giriyorum. Kemerli revaklarla desteklenmiş kubbeli çatı epey yüksek. Avizeler zincirle tavandan sarkıtılmış aydınlatma için. Sütunların başları renkli boyalarla boyanmış.

DSCN4899

İç kısmına ayakkabıları çıkarıp giriyorum, arkamı dönüp tavanın diğer kısmını çektim.

DSCN4900

Hocanın namaz kıldırdığı niş üzerine Arapça yazılar yazılmış. Yön olarak kıbleyi tutmadığından seccade sola doğru 20 derece kadar serilmiş. Minber sonradan ilave olduğundan ahşap olarak tek gözüken yapı o.

DSCN4901

Kubbeyi tamamen en alttan görülecek şekilde çekiyorum. Tam ortasında zincir sabitlenmiş, aşağıya doğru iniyor.

DSCN4904

Sütun başlıklarını yakından görmek için optik zoomu kullanınca başlıkların renkli süsleri boyalı değil de renkli mermerlerden yapıldığını fark ediyorum.

DSCN4905

Yapının en üst kısımlarında yuvarlak pencerelerde 7 bölmeye bölünmüş renkli camlar var. Mavi, yeşil ve kırmızı renkte.

DSCN4906

Cami içinden çıkarken merdivenli yapıyı çekiyorum. Yapının merdiven üstünde bir oda var. Merdiven boşluğunun üst kısmını kemerli sütunlar ayakta tutuyor.

DSCN4907

Pencere kenarları tamamiyle taşlar oyulup süslenmiş.

DSCN4908

Kayaya oyulmuş küçük bir  niş, herhalde burada ayinde mum yakılıyormuş kilise zamanında. İç kısmı liken bitkileri çıkmış.

DSCN4909

Caminin arka kısmına doğru giden geçitten gidiyorum. Beni ısrarla takip eden birisi var. Elinde makinesi ile meraklı bir fotoğrafçı! Hakan.

DSCN4910

Arka kısımlarda yamaçtaki kayalıklar oyulup oda yapmışlar. Odanın içi kırmızı ağırlıkta az beyaz renkli desenli halı döşemişler. Üç tarafa da yer minderleri ve yastıklar konulmuş. Sağda bir kaç sunta mobilya, defterler ve plastik tabureler var.

DSCN4912

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri giriyorum. Yerdeki mindere oturum iç kısmı çekiyorum. Burada yaz sıcağında serinleyip dinlenmek için güzel bir yer. Kitap okuyup az biraz şekerleme yapmanın en uygun yer olduğunu düşünüyorum. İçerideki nem de astım hastaları için de ideal yerlerden biri.

DSCN4913

Yer minderleri ve dayanmak için yapılmış yastıkları Türk motifleri ile süslenmiş. Kırmızı ve beyaz renkte.

DSCN4914

Arka taraflarda gidilecek başka yerler de var. Merdivenlerden bir üst kademeye çıkılıyor. Kıyıda ve üstte ağaçlar var.

DSCN4915

Bulunduğum yerde yüksek bir duvar var. Kapısı taştan yapılmış rahatça geçiliyor. Taş kapıdan caminin kubbesini çekiyorum.

DSCN4916

Duvarla ayrılmış olan yerde de taşlar oyulup oda yapılmış. Girişi dar bir kapı olarak oyulmuş odanın içi moloz ve çöp dolu. Dışarıdan kapıdan görünen çöpleri çekiyorum.

DSCN4917

İçi moloz ve çöp olan odaya giriyorum, iç kısımda bir çok yer oyulmuş girişler var.

DSCN4918

Bu girişlerden birisi dehliz biçiminde gidiyor, sonu karanlık. Başka bir yer ile bağlantısı olmalı. İçerisi karanlık olduğu için flaş ışığı ile çekiyorum.

DSCN4919

İçeriden tam çıkarken dışarıda Antalyalı dostları görünce aydınlıkta kaldıkları için renkli görüntülerini çekiyorum. Ceyhun Altın, Vedat Karakaya ve Nafiz Sağdur. Kapının iç kısımları karanlık.

DSCN4920

İç kısımlarda demir bir kapı daha görüyorum Bakımsız, paslanmış, üzerine numara yazılmış silinmek üzere. Ama perçinlerden yapılmış haç işaretini dikkatlice bakmazsan göremezsin. Haçın alt kısmında üç tane perçin sökülüp alınmış, delikleri ortada.

DSCN4921

Kubbeyi ve altındaki kemerli pencereli kısmı yakınlaştırıp çekiyorum. Kubbenin tepesinde alem ve hilal var.  Yapının İslami bir cami olduğunu belirtiyor.

DSCN4922

Sonradan camiye çevrilen kiliseye minare yapılmamış şöyle uzun ve gösterişli. Sadece yüksek bir yapının tepesine demir ve saçtan minare yapılmış ilave olarak Külahının tepesinde hilal konulmuş. Minare gövdesi de demir çubuklardan yapılmış, içi görünüyor.

DSCN4923

Bulunduğum yerden epey uzaktaki taş binaları çekiyorum yakınlaştırıp. Binada 5 pencere var.

DSCN4924

Karşı tarafın yanında da bir bina yüksekliğinde kaya oyulup sanki bir hamam yapılmış gibi Kemerli girişi ve yarım kubbeli bir yapısı var. Ne olduğunu anlayamadım. Duvarlarına da sprey boyalarla yazılar yazılmış karman çorman. Üst kısmında bahçe duvarı, duvarın üstünde demir çit parmaklık ve otları sararmış bahçe.

DSCN4925

Caminin girişindeki merdivenli yapıdan aşağı ineceğim. Merdivenlerin üstündeki kemerli tavanı çekiyorum. Kemer dört sıra uzun taşlarla kaplanmış. Kemerin altı boş.

DSCN4927

Kemerin altındaki giriş boşluğunda çeşme yapılmış. Duvarlar normal granit taştan yapılmış. Çeşme ise sarı taş çıkıntılı olarak yapılmış. Çeşmenin aynasında mermere siyah oyma harflerle; Hacı Şaban Arıkan hayratı. İki yanına da güller kondurulmuş. Çeşmenin solunda uzun mavi hortum, saplı fırça, saplı faraş var. Sağda ot süpürgesi duruyor.

DSCN4928

Talas molası bitti ve yola koyulduk. Soldaki yamaçta bir çok kemerli yapı görünüyor. Yapılar arazi ile sıfır denecek kadar ama içleri oyulmuş oda olduğu kesin. Taş işçiliği Talas ilçesinin mesleği yüz yıllardır.

DSCN4929

Az ileride taştan yapılmış minareli bir cami görüyorum yamaçta.

DSCN4930

Talas’tan ayrılırken muhterem bir zat hakkında yazılmış tabela görünce durup resmini çektim. Tabelada tanıtılan kişi Cemil Baba (Kazan) Başta vesikalık bir resmi olan Cemil baba halk arasında sevilen, saygı duyulan birisi olduğu yazıyor. Mesleği ayakkabı boyacılığı olan Cemil baba hacı olduktan sonra boyacılığı bırakıyor, ve nazara gelmiş kişilere mavi boncuk dağıtmaya başlamış. Bundan sonra tanılıp sevilmeye başlamış halk arasında. Bazı halk şairleri deyişlerinde Cemil babayı anmıştır.

Libası hem yorgan, hem yatağı,

Dünyaya meyletmez, yoktur metaı,

Ne zevcesi var, ne de otağı,

Halleri başkadır Cemil Baba’nın.

Halk arasında “Deli”, “Veli”, “Meczup” gibi sıfatlarla anılmıştır. En altta da Cemil Babaya ait olduğunu sandığım bir yazı var;

“Alem iyi olsaydı bağ duvar istemezdi, kapı anahtar”

DSCN4932

Talas sokaklarında, taş binaların arasından gidiyoruz Kayseri şehir merkezine doğru.

DSCN4933

Taş bir bina, terkedilmiş sanırım. Üst katı desteklemek için kalas payandalar konulmuş. Yarım yapılmış bir yapı var üst katta. Çatısı yok, içi de boş. Solda binaya giriş kapısı tahtadan yapılmış.

DSCN4934

İki katlı bir binanın üst katı  dışarıya taşan kısmın altına kalastan payandalarla destek olunmuş cumba. Odanın iki yanında iki pencere kafes telli taş bina.

DSCN4935

Büyük taş bina, kirişli çıkıntıları ve tek kubbesi üstündeki haç burasının Ermeni kilisesi olduğunu zannediyorum. Yüksek duvarları nedeni ile içerisi pek görünmüyor. Sadece 5 tane parmaklıklı küçük penceresi var.

DSCN4936

Kubbeli, kubbenin  altında pencerelerle çevrelenmiş yuvarlak duvarlı, çatısı V biçiminde ön kısmı ile taş binanın ne olduğunu bilmiyorum. Ama tarihi bir yapı olduğu kesin.

DSCN4937

Büyük bir binaya geldik, iki katlı yapı, geniş bahçesinde çınar ağaçları gölgesinde kalmış. Giriş kapısının iki yanında Türk bayrakları asılmış iki tane.

DSCN4938

Burası tarihi Kayseri Lisesi. Girişte taşa oyulmuş kocaman harflerle LİSE yazılmış.

DSCN4939

Lise müzeye dönüştürülmüş, eğitim yapılmıyor. Burada Milli Mücadele Müzesi kurulmuş. İngilizce olarak ta; “Kayseri High School  National Struggle Museum” yazılmış.

DSCN4940

Bahçede kocaman tekerlekli top sergileniyor.

DSCN4942

Tüm bisikletçiler Lise önünde toplanıp toplu resim çekilirken ben de hepsini bir çekiyorum Lise binası ile beraber. Önde fıskiyesi olan bir havuz var.

DSCN4944

İçeri girip gezmeye başladım, ilk olarak verilmiş olan diplomaları çekiyorum. Diplomalar dik olarak rulo halinde konulmuş.

DSCN4945

Lisede öğretim yapılırken canlandırılmış balmumu heykeller tahta sıralara tek tek, kız erkek öğrenciler karışık oturtulmuş.

DSCN4946

Zemin desenli karo plakalarla döşeli.

DSCN4947

Camekanlarda sergilenen eşyalar, Öğrenci resimleri, karşıda sinema makinesi, üstünde Atatürk büstü ve Türk bayrağı.

DSCN4948

Camekanlarda avlanıp doldurulmuş ördekleri bile sergilemişler nedense.

DSCN4949

8 mm’lik iki tane sinema makinesi ve film makaraları.

DSCN4950

Bir çok asker künyesi asılmış tavana. Herhalde şehitlerin künyeleri olmalı.

DSCN4952

Yuvarlak sahnesi ve iki kademeli oturma yerlerine minderler konulmuş bir sınıf.

DSCN4955

Burası aynı zamanda Etnografya müzesi olarak sergilenen eserler var. Onlardan birisi Kayserili bir köylü pazarda sepetinin kenarlarına astığı kurutulmuş meyve satan balmumu heykel.

DSCN4956

Başka bir köylü, yanında karısı ve eşeği ile pazara gelmiş sepetin içindeki yumurtaları satarken.

DSCN4957

Milli mücadelede halka bildiri yapan birisi sesi daha fazla çıksın diye metal megafondan halkı askere çağırıyor. Yandaki köylülerden birisinin elinde çatal digren tutuyor. Diğer köylü ile savaşta bir bacağını kaybetmiş, koltuk değneğine dayanmış  gazi olarak heykelleri yapılmış.

DSCN4958

Elinde Türk bayrağı ile milli mücadele duyguları kabarmış birisi, yanında da takkeli bir derviş sopası ile duruyor.

DSCN4959

Müzede testiler, küpler, sepet ve elek sergileniyor.

DSCN4960

Savaşta yaralananlara bakan sıhhiyelilerin sandığı ve alet edevatı

DSCN4962

Gazete çıkarmak için kurulmuş matbaa, baskı makinesi, harf kutusu, kağıt tomarları. Çalışma masası, sandalye ve tabure.

DSCN4964

Camekanlı bir bölmede küçük heykellerden savaşan askerler bir tepede. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayrakları taşıyan askerler. Türk Kuvayı Milliye askerleri, süvariler ve cepheye kağnılarla cephane taşıyan köylüler betimlenmiş. Üstlerinde iki tane Türk tayyaresi uçuyor. Ta o zamanlarda uçak yapabiliyormuşuz.

DSCN4965

Aynı camekan bölmeyi başka yönden çekiyorum.

DSCN4967

Arka kısımda topçular düşmana aman vermiyorlar.

DSCN4968

Yerde sedye üstünde yatan bir yaralıya sıhhiyeliler müdahale yaparlarken.

DSCN4969

Kuvayı Milliyecilerin yanında savaşan Türk köylüleri.

DSCN4970

Ata binmiş Kuvayı milliyeci ve çapraz fişek bağlamış Efe.

DSCN4971

Camekanda üç tane tabanca ve iki matara var.

DSCN4972

Değişik boyutta iki kama ve kılıfları camekan içinde.

DSCN4973

Çeşitli uzunlukta dört kama.

DSCN4974

Top mermisi, boş kovanı, yanında da tüfeklerin boş kovanları.

DSCN4975

Camekan içinde süngü ile göğüs göğüse çarpışan askerler.

DSCN4976

Kurtuluş savaşında Ankara’ya iyice yaklaşan Yunan birlikleri tehdidi altında hisseden Mustafa Kemal Meclisi Kayseri’ye taşımayı planlamıştı. Meclis bu lisede kürsüsü ve oturma yerleri ile hazırlanmıştı. İşte o kürsü ve meclis yeri. İki Türk bayrağı yan yana, yıldızları birbirine yakın.

DSCN4978

Kurtuluş savaşında kullanılan mavzer tüfekleri ve fişeklik.

DSCN4979

Türkiye haritası, düşman işgaline uğrayan yerlere düşman askerlerini yerleştirmişler. Kurtuluş savaşı cephelerini gösterir harita.

DSCN4980

Asker elbiseleri ve fesler.

DSCN4981

Bir komutana ait olan tüfek, kılıç ve fişekliği.

DSCN4984

Müzede resim çekme ge gezimi bitirip binanın dışına çıktım. Bahçede çay içebileceğimiz bir yer var. Çayları ısmarlayıp çerken karşıda oturan Hakan’ı yakından çekiyorum çaktırmadan.

DSCN4986

Bir çocuğun dünyasını nasıl anlarsınız? Davranışları mı?, Hareketleri mi? Yoksa oyunları mı? Bence oyunları… Elinde hiç bir oyuncağı yok, ya da yanına almamış. Ama çocuğun dünyası yeni şeyler bulmaya, kendi oyunlarını, oyuncaklarını ortaya çıkarmakta beceriklidirler. Oyuncakları her şey olabilir, oyun alanları da her yer. Annesinin, babasının kendi aralarında ve arkadaşları ile konuştukları konuları anlamazlar, bilmezler. İşin açıkçası umurlarında olmaz. Az önce çocuğu oyalansın, biraz arkadaşlarla muhabbet edeyim diye bardakta dondurma alıp verir. Bir süre çocukla ilgilenmez ama dondurma tükenmez değil ki! En sevdiği yiyecek olan dondurma bitti, şimdi ne yapacağım diye düşünmeden çocuğun Dünyasında hayal gücü ortaya çıkıyor. Anne babası kendisi ile ilgilenmediğini görünce dondurma kağıt bardağı ve dondurma çubuğu ile taş döşeli yere oturup hayalindeki oyunu oynuyor. Kağıt bardak trampet, dondurma çubuğu da baget oluyor birden bire ve başlıyor çalmaya. En ünlü orkestrada yada bando takımında böyle çalan yoktur. Kız çocuğu bahçedeki çiçeklerin yanında taş döşeli zemine oturmuş dondurma bardağı ile oynuyor.

DSCN4987

Ya da bu minik oğlan çocuğunun hayalleri. Bahçede bina duvarının dibine dökülmüş dere çakıl taşları ile taşlarla oynamanın mutluluğunu yaşayan çocuk. Her çakıl taşı ayrı renkte, her taş birbirine benzemez şekilde bir sürü oyuncak. Resmini çekerken tatlı yüzü ile bana bakıyor oynadığı oyundan başını kaldırmış durumda. Oynadığı oyundan mutluluk duyduğu yüzündeki ifadeden belli.

DSCN4988

Okuldaki ziyaret ve dinlenme bitti, topluca yola çıktık. Kayseri’nin caddelerinden geçerken güzel taş binaları görünce çekemeden edemiyorum. Yüksek duvarlı bir bina, sadece üç pencereli üst katı var. Üst kat yüksekte olmasına rağmen pencerelerde parmaklık var. Normalde çıkılması imkansız, uzun merdiven olmadan.

DSCN4989

Ben resim çekerken tandem ile Zeliş ve Pınar yanımdan geçiyor, ben de onları yakalıyorum.

DSCN4990

Burası tarihi yerler olmalı ki hiç yüksek bina yapılmamış. Ya bir katlı yada iki katlı taş binalar var sadece.

DSCN4991

Tek katlı olan bu yerlerde sokaklar da alabildiğine geniş. Belediye de yerdeki Arnavut kaldırımı onarım çalışmalarını yapıyor. Sokaklar tertemiz ve bakımlı. Geniş bir meydanda toplanıyoruz. Az ileride kubbeli bir hamam var ve arkasında yüksek apartmanlar başlıyor. Bu güzelim taş binaların yanında betonarme binalar kenti çirkinleştiriyor bana göre.

DSCN4993

Meydanda bizi bekleyen belediye otobüslerine binip Tekir yaylasına çıktık. Akşam yemeğini yedikten sonra her gece gürültülü eğlencenin yapıldığı yerde toplanıyoruz. Çünkü hava güneş battıktan sonra soğuyor, ısınmak için variller sadece burada yandığı için mecburen ateşin karşısında ısınmaya çalışıyoruz. Kimin aklına geldi bilmiyorum uzun saçlıların saçlarını örelim dedi. Hakan ve benim saçlarım uzun olunca saçlarımızı örüyorlar. Üç tane de kadın aynı bizim gibi saçları örülüyor ve beş kişi plastik sandalyeye oturup arkamızdan saç örgüler görünecek biçimde resim çekiliyoruz. Uzun direkte yanan aydınlatmanın parlak ışığı altında, önümüz boş, az ileride çadırlar olduğu halde arkamız dönük olarak oturuyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180728_221604

Uyku gelesiye kadar oturup sıcak çayları içerek sohbet ediyoruz ateş başında. Burada Güneş erken doğuyor, erken de batıyor. Haliyle fazla geç olmadan çadırlara girip yatmalı diyerek herkes kendi çadırına çekilip tatlı düşlere dalıyor.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 60 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc