Etiket arşivi: barış manço

Kano Maceraları 5

Kano maceraları 5

22 Haziran 2023 Perşembe

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Elimde kürek, suya batar çıkar

Beni götürür enginlere.

Kanoyu götüren kürek değildir

Yürektir,

Hem de mangal gibi yürek

urimbaba’CAN Temmuz 2023

 

Öne çıkmış olan görsel, deniz hafif çalkantılı. Önde oturmuş olan Ersan küreği havaya kaldırmış. Kanoyu taşıyan arabanın bisiklet tekerlekleri ve iki yan tank.

2

Daha önceki kano maceramda kano yan tanklarını bağladığım profillerin ince ve esnediğini görmüştüm. Denizde daha güvenli gidebilmem için sağlam bir şeyler yapmalıyım. 2 mm et kalınlığı, 30 X 40 profil alıyorum bir boy. Bir boy profil 6 metre, aldığım yerde dörde böldürüyorum ve bisikletime rahatça eve getirdim. Hazır olan profil boyuna göre kesiyorum dördünü de. Profil boyları 140 cm. Her profili tek tek işaretleyip deliyorum 8 mm matkap ucu ile. Profiller demir olduğu için sıcak daldırma galvaniz ile kaplattırdım sanayide. Deniz tuzuna bir süre dayanır galvaniz. Eski krom profiller ile yeni sıcak daldırma galvaniz profiller yan yana.

IMG_20230717_153502

Küpeşteye bağlantı parçasını da yeni profillere göre ayarladım. Küpeşteye de vidalarla sabitledim. Profil tutma aparatını yakından çekiyorum.

IMG_20230718_080457

Kendi kanosunu benim gibi kendi yapan Ersan Bekin ile anlaştım. Kanoyu onun uygun olduğu bir günde denemeye karar verdik. 22 Haziran Perşembe günü. Ersan bisikleti ile geldi, bisikleti bodruma koyduk. Kano bahçedeki sundurma profillerinin üstünde duruyor. Buradan alınıp konulması kolay. Üstüne de branda ile örtüyorum. Yağmur ve yaprakların içine girmesini önlüyor.

IMG_20230717_154619

Birlikte kanoyu yerinden indirip taşıyıcı arabasına bağladık. Yelken direğini yanımıza almayacağım. Henüz hazır değil ve sadece kürek çekeceğiz bu gün. Kanoyu dengede bağlayınca tek elle ve fazla güç harcamadan, yürüyerek deniz kenarına, İnciraltı kent ormanına geldik. Daha önceleri lagün içine kanoyu denize indiriyordum. Şimdi ise açık denize, kumsal olan yerde denize indireceğim. Fazla ileri gitmeye gerek yok. Kanoyu kumsalda yürütürken beni Ersan cep telefonu ile çekiyor. Başımsa siperli şapka, uzun kollu beyaz gömleğim üzerimde. Deniz sakin görünüyor.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.42.52 (1)

Su altı kamerası ile çektiğim görüntüler aşağıdaki videoda izleyebilirsiniz.

Kano bağlantı profillerinden birisini işaretine bakmadan taktım zorla, kanalına dar geliyordu. Çıkarırken de epey uğraştık. Sakin olan deniz rüzgarın artmasıyla dalgalar oluşmaya başladı. Uzun uğraşlar sonucunda yerine takıp tankları bağladıktan sonra deniz dalgalı da olsa bizi kimse durduramaz deyip kanoyu denize indirdik. Taşıma arabasını da yanımıza, kanonun içine aldık. Tekerlekleri de havada duruyor. Nerede karaya çıkacağımız belli değil. Hem sonra kime emanet edeceğiz? Yanımızda kimse yok. Su altı kamerası ile resim çekelim dedik ama düğmeleri iyi çalışmayınca sadece video çekmişiz. Videodan aldığım resimleri sizlerle paylaşacağım. Deniz çalkantılı, videodan aldığım resimde gördüğünüz kano yan tankları deniz içinde, profiller sağlam olunca esneme yok ve dalgalar vurdukça bir gram yerinden oynamadığını görüyorum. Kıyıdan pek görünmeyen şeyler denizde dolaşırken karşımıza çıkıyor. Bunlardan birisi deniz şamandırası oluyor. Şamandırada lamba var, gece yanıp sönüyor lambalar. Bisiklet tekerleği, tank ve ileride şamandıra görünüyor.

1

Taşıyıcı araba ters halde, tekerlekleri havada. Önde oturan Ersan da küreğini havaya kaldırmış. Ufkumuz geniş ve ilerliyoruz yavaş yavaş.

2

Kamerayı Ersan’a veriyorum o da resim yerine video çekmiş. Kanonun burnun ve deniz görünüyor.

4

Beni de kürek çekerken arkada oturmuş halde çekiyor.

5

Kürek çekerken bazen kano dönüyor, rotamıza gelmek için dümen gerekiyor. Ben de dümen elimde kanoyu rotasında tutmaya çalışıyorum. Ersan beni çekiyor elimde yeke tutmuş halde.

8

Ersan arada tas ile içerideki suyu boşaltıyor. Ben de onu çekiyorum. Ersan kırmızı renkli bir tişört giymiş. Başında mavi bandana var.

10

Bazen dalganın boyu büyük oluyor. Haliyle tanktan sıçrayan sular sağ tarafıma gelince ıslanıyorum. Bana gelen dalga suları kanonun içine de sıçrayınca kano içerisine sular birikmeye başladı. Ama o kadar çok su yok, nasıl olsa kano küpeştesine iple bağladığım tas önümde. Ayaklarımı ve tası çekiyorum.

3

Ersan bazen fazla biriken deniz sularını tas ile boşaltıyor. Ben de bu anı yakalıyorum. Kahve yaptığım yerde, tam Çakal burnundayız. Burada Yıldız’dan (Kuzey) esen rüzgar burnu dönünce arkamızdan esmeye başladı. Dalgalar da arkadan gelince ıslanmaktan kurtulduk.

11

Ersan beni kürek çekerken yakalıyor. Kürekleri kendim yaptım, Alüminyum boru uçlarına birer pala takıp sabitlemiştim. Boruyu elimle bir sağ, bir sol palayı denize daldırıp kürek çekiyorum. Kürekleri de denize düşünce geriye alabilmek için iple küpeşteye bağlamıştım daha önceden. Denizde kürek kaybetmemek gerek. Neme lazım, eşeği sağlam kazığa bağlamak gerek. Bisiklet tekerlekleri, ben, elimde kürek, biri havada.

13

Kanoyu denerken şunun farkına vardım, arada kanoyu rotasına çevirmek için dümen yekesini elime alınca kürek çekmeyi bırakıyorum. Böylece kürek çekmemiş oluyorum. Bu da kanoyu yavaşlatıyor. Dümeni ayaklarımla idare edebileceğim bir sistem tasarlamalıyım. Şimdilik böyle idare edeceğim. Ersan’ın kolunda akıllı saat var, hem rotamızı kaydediyor, hem de kaç kilometre hız yaptığımızı anında ölçüyor. Yaptığımız hız anlık olarak saatte 8.2 Km/saat. Bu kürek çekerken iyi bir hız. Zamanla biraz daha hız kazanacağımızı düşünüyorum. Bu daha ilk denememiz ve zamanla hızımız artacak. Yelkeni takınca hızımızın daha çok olacağına eminim. Sağ elimde yekeyi tutarken Sancak tarafına bakıyorum. Siperli şapka güneşten koruyor kafamı.

9

Dura kalka, sağa sola kürek çekerek Barış Manço köprüsüne geldik. Köprünün altından lagün içine girip, sol tarafta kıyıya yanaşıp karaya çıktık. Ersan kanoyu kıyıda çekiyor henüz eşyaları indirmeden. Kano, yan tanklarla beraber.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.42.48

Beşinci kano denememizi başarı ile bitirmenin gururunu yaşıyorum. Elimde kürek, havaya kaldırıyorum bir tarafı. Ersan da beni çekiyor. Elbiselerim ıslandığı için kurumaya bırakmıştım. Üzerimde sadece su donu var.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.42.49 (1)

Sırt çantasını dalga alan tarafa, yani sancak tarafındaki bölmeye koyduğumdan biraz ıslanmış. Bölmenin içi de su dolmuş. Buna önlem almam gerektiğini kafama not ediyorum. Kanodan çantayı alırken.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.42.50

Burun kısmına çömelmiş halde kanoyu kontrol ediyorum.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.42.51 (1)

Kanoyu henüz boşaltmadık, karnımız da acıkmıştı. Yanıma aldığım gevrek ve meyve suyu ile karnımızı doyuruyoruz ilk önce. Ersan cep telefonu ile elçek resmimizi çekiyor. İkimiz de çıplak olarak kanonun önünde çömelmişiz. Ben, bir elimde küreği tutuyorum.

WhatsApp Image 2023-06-22 at 14.44.28

Eve dönerken Ersan beni, kanoyu götürürken çekiyor. Videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Ersan’ın akıllı saati yaptığımız yolu kaydetmiş. Kaydettiği görüntüyü cep telefonuna aktarıp bana gönderdi. Yaptığımız yolun değerleri üstte, harita altta. Süre = 47:18 dakika ,Mesafe = 2.025,53 metre, Kalori = 287. Bu değerler yürüyüş için, o yüzden kaloriyi önemsemiyoruz. Çünkü biz denizdeydik ve kürek çektik. Benim için açık denizde yaptığım ilk yolculuğumun rotası ve gittiğim mesafe. Yürüyüş temposu = 11:40, Ortalama hız 2,6 Km/s Hava sıcaklığı 32 °C

Altta da haritada rotamız kırmızı çizgi ile çizili. Kıyıda başladığımız yeri, burundan dönüp lagün içine girip kıyıya çıktığımız yer görünüyor.

rota

Her ne kadar kısa bir mesafe yapsak ta bu benim açık denizde ilk deneyimim. Rüzgar çıkıp dalgalar artınca kanoyu kontrol etmem açısından iyi oldu. İyi bir tecrübe kazandım, dalgaların tanklara ve kanoya vuruş şekli, çeriye su girmesi, Dalganın geliş yönüne göre kanonun konumu, ıslanmamız, sudan eşyaların korunması ve en önemlisi kano taşıyıcı arabanın tekerleklerinin ıslanmaması için büyük çöp poşeti ile korumam gerektiğini öğrendim. Zamanla denemelerde yeni şeyler öğreneceğime inanıyorum. Henüz acemi kaptanım ne de olsa.

Yeni maceralarda görüşmek dileği ile

Kano Maceraları 4

22 Mart 2023 Çarşamba

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimler Mehmet Emiral’a aittir)

 

Denize gitmeden tanıyamazsın

Rüzgar yüzüne vurmadıkça

Dalgalar

Çarpar yüreğime

Sevdayı yaşatır köpürerek

Mavidir özlemim

Yelkeni açmalı şöyle

Açık denizlere açılmalı

Cesur, atak, korkmadan

Maviye kavuşmak

Maviye

Urim Baba’CAN Mart 2023

 

Öne çıkmış olan görsel, Lagün ortasında kürek çekerken, mavi yelken açık durumda. Direğin tepesinde Türk bayrağı dalgalanıyor.

MEL_5479

Kanoya yapacağım yeni ilaveler için gerekli malzemeleri aldım. Küpeşteye yapacağım profili sabitleme yerlerini ve kanoya bağlantıyı güçlü tutmak için krom sac malzemelerini aldım. Kano yan tankları bitince profilleri bağlayacağım yerlere kalın krom sac ile kapladım. Bağlantı deliklerini de deldim 8 mm matkap ucu ile. Bağlantı yerlerini yakından çekiyorum.

IMG_20230515_144838

Küpeşteye sabitlemek için profil içinden geçecek kadar kanal kaynatıyorum. Küpeşte üstünden vida ile, yanlardan cıvata ile bağlayacak şekilde hazır ve delikleri delindi. Aşağıdaki resimde hazırladığım parça kanoya vida ve cıvata ile bağlanmış durumda gösterir resim.

IMG_20230515_143423

Profilleri takıp kano yan tanklarını da bağlıyorum.

IMG_20230515_145941

Yan tankları denememizden bir ay sonra hazırlıklarımız bitince kano yan tanklarını bağlayacağımız profillerin deliklerini deliyoruz arkadaşların yardımı ile.

IMG-20230320-WA0005

Üç kişi profili bağlamaya uğraşıyoruz.

IMG-20230320-WA0007

Kanoyu hazırlık aşama videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

Video 1

Video 2

Video 3

Hazırlıklarımız bitti, artık hazırladığım yeni parçalarla denemeye gideceğiz. Mehmet Emiral bizim fotoğraflarımızı profesyonel makine ile çekecek. Bu arada kanoyu üst komşumuzun bahçesine almıştık. Kanoyu taşıyıcı arabasına yerleştirip evden çıkıyoruz yokuş aşağı. Tam aşağı indiğimizde en önemli parçayı unuttuğumun farkına vardım; Dümen. Dümeni atölyede unutmuşum. Neyse ki çok yakında aklıma geldi de hemen eve koşup almaya gittim. Bacanağım kanoyu elle götürürken ben yokuşu çıkıyorum.

MEL_5333

Atölyede unuttuğum dümeni alıp geliyorum beni bekleyen arkadaşların yanına. Bir elimde kanonun dümeni, bir elimde ip yürürken çekiyor kamera ile. Dümenini unutan kaptan oldum böylece. Ama dümen hala elimde.

MEL_5334

Kanoyu alıp sokak aralarından yürümeye başladık. Kanoyu tek elimle tutup götürüyorum. Yanımda bacanağım da yürüyor.

MEL_5337

Video 4

Bu günkü amacım daha önce keşfettiğimiz adaya Türk bayrağı dikme. Ucu sivri bir demire bayrağı takacak şekilde arkadaşım Hasan dikmişti. Sokağın köşesinde bayrağı teslim ederken çekiliyoruz.

MEL_5347

Yolumuz biraz uzak, şehir caddelerinden, trafik içindeki arabalarla beraber yürüyoruz. Araçtakiler hayatlarında ilk defa kanosunu yürüten kaptan görmüş gibi merakla bakarak geçiyorlar yanımızdan. Haliyle onlara aldırış etmiyorum.

MEL_5349

Trafik yoğun ama aldırış etmeden yürüyoruz yanlarından.

MEL_5353

Video 5

Karşı şerit yoğun, bizim gittiğimiz şerit ise sakin, nedeni ise ters yönden gidiyoruz. Sahil kıyısına gitmek için karşı şeritten ters yönde gitmek gerek. Trafik lambalarına kalırsak yandık.

MEL_5356

Lambalardan ters yönden karşıya geçiyoruz.

MEL_5358

Video 6

Haydar Aliyev bulvarına girdik. Burada bisikletli paylaşımlı yol var.

MEL_5366

Sonunda kent ormanına girdik ve araç trafiğinden kurtulduk. Barış Manço köprüsüne doğru asfalt yoldan gidiyoruz yeşillikler arasından. Ormanımız çok güzel.

MEL_5370

Video 7

Mehmet Emiral bisikletle bizi önden takip ediyor. Uzaktan orman içinden kano ile birlikte bizi çekiyor.

MEL_5373

Video 8

Kent ormanında köpek çok ve nedense ilk defa görmüşler gibi kanoya doğru havlıyorlar. Gerçi köpeklere aldırmıyoruz ama bir şey varmış gibi çok yaygara yapıyorlar.

MEL_5411

Video 9

Video 10

Video 11

Yaklaşık 4 Kilometre kadar yürüdükten sonra Barış Manço köprüsünün olduğu yere geldik. Lagün tarafındaki kumsalda duruyoruz. Balıkadam elbisemi giydim. Bizim ekipten Zeki Gagaski ve Mustafa Akpınar bulunduğumuz yere bisikletleri ile geldi. Hava bu gün kapalı, ha yağdı, ha yağacak derken birden bire yağmur indirdi. Arkadaşlar köprü altına sığındılar. Ben mavi yağmurluğumu giyip kanonun profillerini bağlıyorum cıvatalarla.

MEL_5413

Kano yan tankları yanda duruyor, ben yağmur altında profilleri bağlamaya çalışıyorum. Hava parçalı bulutlu, yağmur kısa süreli yağdı geçti. Sadece yerleri ıslattı.

MEL_5415

Profilleri kanoya bağladıktan sonra sıra geldi yan tankları bağlamaya. Çömelmiş durumda tankı bağlarken.

MEL_5423

Yan tankları bağlayıp cıvatalarını sıktıktan sonra yelken direğini yerine takıyoruz.

MEL_5433

Yelken üstten aşağı doğru kaydığından ipleri sağlamca kaymayacak şekilde bağlıyoruz. Bağlama işlemini bacanağım yapıyor. Zeki, ben ve Mustafa onu izliyoruz.

MEL_5436

video 11

Video 12

Video 13

Video 14

Video 15

Tüm hazırlıklarımız bitti, kanoyu denize indirip kürek çekmeye başladık lagün içinde.

MEL_5455

Mehmet Emiral bizi kürek çekerken resmimizi çekiyor.

MEL_5457

Ben arkada hem dümeni kontrol ediyorum hem de kürek çekiyorum Bacanağım önde yelkeni kontrol etmekle meşgul.

MEL_5460

Mehmet Emiral yakınlaştırıp çekiyor bizi.

MEL_5464

Normalde kıyıdan epey uzaktayız. Denizde bir karartı gibi duruyoruz.

MEL_5467

Kürek çekmeye devam, arkadaşların olduğu yere doğru gelmeye çalışıyoruz.

MEL_5470

Yelken direğinin tepesindeki küçük Türk bayrağımız da dalgalanıyor. Rüzgar da kendini hissettiriyor. Rüzgara karşı yelken açık gitmeye çalışıyoruz.

MEL_5476

Habire kürek çekmemize rağmen pek te ileriye doğru gitmiyoruz gibi. Olduğumuz yerde sayıyoruz. Yelken şişik durumda, İskele tarafındaki kürekler havada, sancak tarafındaki kürekler suyun içinde. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum

MEL_5479

Bu kez ikimizin kürekleri çapraz durumda büyük bir mücadele ile çekmemize rağmen bir türlü ileriye doğru hamle yapamıyoruz. Amacımız köprünün altından geçip dışarı çıkmak. Fakat yelkeni kapatmadığımızdan rüzgar gitmemize engel oluyor. Ayrıca deniz yükseldiğinden içeriye doğru akıntı var.

MEL_5483

Bacanağım yoruldu kürek çekmekten, ayaklarını öne doğru, küpeştenin üzerine koymuş durumda kürek çekiyoruz karaya doğru. Nedense aklımıza yelkeni kapatmak geldi. Yelkeni direğe dolayınca çabucak karaya ulaştık. Kürek çekmekten iyice yorulduk ve acıktık.

MEL_5520

Video 16

Video 17

Karaya çıkar çıkmaz önceden aldığımız gevrekleri büyük bir iştahla yiyoruz. Kürek çekmek yordu ve acıktırdı. Bu günkü denememizde profillerin zayıf kaldığını gördüm. Tanklar iyice suya battığından tüm kaldırma gücünü üzerine almış gibi profilleri epeyce esnettiğini gördüm. Arkadaşlarla durum hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Profilleri zayıf kaldığı için daha kalın elti ve daha büyük olmasına karar verdik. 2 mm et kalınlığı ve 30 X 40 cm boyutlarında profil işimize yarayacağına karar verdik. Bir süre daha oturduktan sonra bağlantı profillerini söküp tanklarla birlikte eşyaları kanoya yükleyip eve döndük.

Mehmet Emiral tarafından çekilen videonun tamamını aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/b9FF6CKAYr8

Böylece bir maceranın sonuna geldik. Kararlaştırdığımız profillerin hazırlıklarını yapıp kanoya uygulayacağız. Maceralarımız bitmeyecek, şimdilik hoşça kalın, sağlıcakla kalın.

8. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 4. Gün

23 Nisan 2029 Salı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Urla İskele – Urla – Kuşçular Bademler – İnciraltı kent ormanı – Konak

 

Hepimiz bir yerlerdeydik
Başka bir yere geldik
Değişen dünyanın sürecinde
Karanlık bir sudan geldik

Ruhi Su

 

Öne çıkmış olan görsel, 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Bir masada kız ve erkek öğrenci oturmuş. Arkasında kızlar, erkekler alkışlıyor okul bahçesinde.

DSCN7376

Sabah erkenden kalktık, çadırları, eşyaları toplayıp kıytırığa yükledim. Buradaki kum denizinde pankartımızı bağlayacak ağaç pek yok. Bir tane okaliptus ağacının gövdesine bağlayıp diğer taraftan Sezer ipi çekip pankartı germiş oluyor. Hatıra çektirmek isteyenler resim çekiliyorlar. Olan baytar Sezer’e oluyor, kolları koptu germekten. Pankartta “Az bilinen antik kentler turu Hatırası, #abakheryerde #abakseninlegüzel” yazıyor. Bisiklete binmiş kadın ve erkek resmi, sadece başları delik. Burada başları çıkarıp resim çekiliyoruz.  Bisikletler taş tekerlekli ve kadrosu kemikten. Ortada sütunlu tapınak var

DSCN7317

Kahvaltıdan önce kahvemi pişiriyorum, yanımda bacanağım var. Birlikte resim çekildik. Bacanağım çömelmiş, ben sandalyemde oturmuşum.

DSCN7319

Kahvaltıyı birlikte yaptık. Ketring Ayşe son kez kahvaltıyı sundu ve takımları toplayıp Aliağa’ya döndüler. Biz de yola çıktık, bu gün 23 Nisan Çocuk bayramı. Bademler köy ilk okulunda kutlayacağız. O yüzden erkenden, fazla oyalanmadan okulda olmamız gerek. Urla’ya ana yoldan  değil de bahçeler arasından, trafiğin olmadığı yerden gideceğiz. En arkadan geldiğim için benden başka Enes ve Cem var. Bahçeler içinden geçen yeşil yolda bisiklete biniyorlar.

DSCN7325

İzmir – Çeşme yoluna çıkmaya çok az kaldı. Arkadaşlar benzinlikte bizi bekliyorlar. Aradan onları görüyorum. Cem ve Enes önümde gidiyorlar.

DSCN7327

Bizi bekleyenlerle buluştuktan sonra fazla zaman geçirmeden yola çıktık. Urla’nın içinden hızlıca geçip arka yola geçerek Bademler köyüne gideceğiz. Sarı çiçeklerin ardından yola çıkmış bisikletçiler giderken.

DSCN7328

Urla’nın arka mahallesinde üstü kapalı, önü açık çeşme var. Yaz kış üç borudan sürekli akar. Tamamen beyaz kireç vurulmuş çeşmeye.

DSCN7331

Üç borudan akan sular yalağa dökülüyor. Üç çeşmeyi sığacak şekilde çekiyorum.

DSCN7332

Tek çeşmeyi daha yakından çekiyorum. Dibi yosun tutmuş çeşmenin.

DSCN7333

Grubun arkasından ben de yola çıktım. Yol iniyor ve tekrar küçük bir yokuşu aşmak gerek. Epey arkalarda olduğumdan tüm bisikletçileri yokuşu çıkarken yakınlaştırıp çekiyorum. Beton direkler ve sarkan elektrik telleri de görüntüye girdi.

DSCN7334

Tepeye çıkınca manzara da güzelleşti. Urla, Karantina adası, İskele, Çeşmealtı ve adalar manzarayı oluşturuyor deniz ile birlikte.

DSCN7339

Düzlükte resim çektikten sonra Hakan fotoğraf makinesini alıp orada küçük bir sürüyü otlatan çobanı yakından çekiyor bir kaç poz. Kazak giymiş, üzerinde deri ceket, saçı sakalı kırlaşıp uzamış soluna doğru derin bakışları atıyor.

DSCN7342

Yüzü ve anlı kırışmış, şimdiye kadar neler yaşadığının derin izlerini oluşturmuş. Her kırışıklığın bir hikayesi olmalı ama çoban sessizliğini bozmadan her şeyi anlatıyor sanki. Ne şapkası var, ne güneş gözlüğü. Yüzü Güneşten yanmış gözlerini kısarak resim çeken Hakan’a bakıyor. Açık alınlı, kısa kır saçı sakalına karışmış, sigaradan sararmış bıyıkları ile dertlerini anlatamıyor bile.

DSCN7358

Fazla yüksek olmayan tepeleri aşıp Bademler köyünün içindeki okulun bahçesine geldik. Okul bahçesinde Öğrenciler ve Öğretmenler toplanmış bizleri dört gözle bekliyorlardı. En son ben geldikten sonra hemen törenlere başladı çocuklar. Geleneksel hale gelen Az bilinen antik kentler bisiklet turunun bir özelliği olan 23 Nisan çocuk bayramını çocuklarla birlikte, çocuklar gibi kutlamak. Her zaman olduğu gibi en küçüklerden başlıyor gösteriler. Ana okulundaki öğrenciler oyunlarını bizlere göstermeye başladı.

DSCN7360

Diğer öğrenciler kıyılarda toplaşmışlar gösteri yapanları izliyorlar yere oturmuş.

DSCN7361

Üç erkek öğrenci merdivenin basamağına oturmuş elinde Türk bayrağı ve Türk bayraklı tişört gitmiş halde izliyorlar.

DSCN7362

Sonra 1. sınıf öğrencileri çıktı sahneye. Kırmızı etek, beyaz uzun kollu tişört, önünde Atatürk resmi basılı oynuyorlar.

DSCN7364

Gösteriyi sunan biri kız, biri erkek öğrenci mikrofondan gösteri yapanları sunuyorlar.

DSCN7366

Karşı köşede ABAK bisikletçileri toplaşmışlar gösterileri izliyorlar. Çoğu oturmuş, bir kaç kişi ayakta. Solda kaide üstünde Atatürk büstü var.

DSCN7367

ABAK bisikletçilerini komple kareye sığdırıyorum.

DSCN7369

Erkek öğrenci şiir okuyor bizlere mikrofonla.

DSCN7370

Henüz 23 Nisan çocuk bayramını bilmeyen Güneş ilk defa bayrama katılıyor. Annesi Şeyma de yanında. Turkuaz mavi elbiseler giymişler ana -Oğul.

DSCN7371

Başka bir çocuk ta annesi Merve ile birlikte 23 Nisan çocuk bayramını kutluyor.

DSCN7373

Bu yıl çocuklu ailelerin tura katılmalarını sağladık daha çok, Bebekler olduğu kadar daha büyük çocuklar da var. Feyzan ve kızı yere oturmuş gösterileri izliyorlar.

DSCN7374

Öğrenciler Gelin ve Damat oyununu nikah masasına oturmuş olarak oynuyorlar.

DSCN7375

Gelin ve Damadın arkasında çocuklar da onlara alkış tutarak eşlik ediyorlar. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN7376

Şimdiye kadar tarih boyunca kurulmuş Türk devletlerinin bayrakları çocukların elinde bizlere tanıtıyorlar.

DSCN7382

Küçük öğrenciler toplanmış olarak 23 Nisan şiirini okuyorlar.

DSCN7388

Masal gibi küçük bir kız çocuğunun bayramı değil 23 Nisan ama ilk defa katılıyor annesi Senem ile. Masal elinde oyuncağı ile oynuyor.

DSCN7389

Sıra geldi ortaokul öğrencilerine. Ellerinde püsküllü toplarla oyun oynuyorlar.

DSCN7396

Sevimli Güneş’i başkasına verip yan yana oturuyor Şeyma ve Olcay. İkisini bir arada görmek zor.

DSCN7399

Ortaokula giden kız öğrenciler grup dansı yapıyorlar seyircilere.

DSCN7404

En son olarak ABAK bisikletçileri ile öğrenciler dans ediyorlar birlikte.

DSCN7406

Törenler, gösteriler, şiirler bitti, sıra geldi öğrencilerin hediyelerini vermeye. Hazırladığımız hediye torbalarını çocuklara ABAK bisikletçileri tek tek veriyorlar sırayla. Bir erkek öğrenci hediye torbasını almış.

DSCN7410

Ben de bir öğrenciye hediye torbasını verirken İlknur Sözündeduran çekiyor.

58383323_2131390343616681_3066955392098500608_n-1024x683

Sıranın sonuna kaçak olarak giren yaramaz çocuklar da var. Boyunu küçültmek için çömelerek giden Hakan sıranın sonunda. Boyunu küçültmeye gerek görmeyen bacanağım Selahattin de sırada hediye almaya çalışıyorlar. Elbette onlara vermiyoruz.

DSCN7509

Uzun süredir görmediğim, turda da işlerinden dolayı pek konuşamadığım Esra Alkan ile sohbet etme fırsatı doğuyor. Birlikte resim çekiliyoruz bisikletlerimize binmiş olarak.

DSCN7516

Bisikletim KUZ ve kıytırık yola çıkmaya hazır. Ben erkenden yola çıkacağım, o yüzden arkadaşlardan önce yola çıktım. Çünkü İnciraltı kent ormanından geçen ABAK katılımcılara kendi yerimde kahve pişirip ikram edeceğim. Erkenden gidip hazırlıklarımı yapmalıyım. Bisiklete binmiş yola çıktığım an.

58599148_2131380356951013_2658123820333793280_n-1024x683

Hakan ile birlikte yola çıktık, hızlıca İnciraltı kent ormanına vardık. Burada fotoğraf makinesini Hakan’a veriyorum. O da resim çekiyor kafasına göre. Ama güzel çekimleri var, bu işi biliyor. Zaten fotoğraf makinesini o vermişti. İnciraltı kent ormanı kıyıları kumluk ve sığ. Burada kum midyesi yetişiyor ve bu kum midyesini çıkarıp satanlar var. Balıkadam elbisesi giymiş midye çıkarıcıları, elinde kürek ve elekle akvades (kum midyesi) çıkarıyorlar. Deniz dibindeki kumları kürekle eleğin içine atarak eliyorlar kumları. Elekte akvadesler kalıyor. Bunları torbaya koyarak akşama kadar topluyorlar. Sonra alıcıya gidip tartarak satıyorlar ve iyi para kazanıyorlar. Bu akvadesleri İtalya’ya ihraç ediyorlar.

DSCN7521

İnciraltı kent ormanına girdik, burada eskiden balık çiftliği dalyan vardı, şimdilerde dalyanın büyük bir bölümü toprakla doldurulup ağaçlar dikilerek kent ormanı oluşturuldu. İzmir’de en büyük yeşil alan burası. Dalyan lagüne dönüştü. Deniz ile bağlantısı var iki kanaldan. Sular yükselince deniz içeri akıyor, alçalınca dışarı akıyor sürekli. Kanalların biri küçük, birisi büyük. İkisinde de köprü var. Büyük kanalın üzerine yapılan köprünün ismi Barış Manço köprüsü. Hakan Sevin beni bisikletin üzerinde köprüden aşağı inerken çekiyor. Köprünün iki yanında mavi boyalı korkuluk demirleri var.

DSCN7522

Lagün tarafı çok sığ, burada su kuşları gelip besleniyor. en önemli kuşlardan flamingo kuşları sürekli buraya gelip yemleniyor. Kanalın ağzında kamış olta ile balık avlayan birisi ayakta. Lagün üzerinde bazı yerler yosun ile kaplı. Karşıda Narlıdere dağları.

DSCN7563

Lagünün daimi sahipleri flamingo kuşları için cennet sayılır. Burada rüzgarın durumuna göre yer değiştiriyorlar. Uzun ayakları sayesinde sığ olan lagün içinde gezinerek yemlerini yiyorlar bütün gün. Uçmadıkları zaman tüylerinden dolayı beyaz görünüyor. Kanatlarını açıp uçmaya başlayınca tüm güzelliği ortaya çıkıyor. Kanat altı ve uç kısımları turuncu ve siyah tüyleri ortaya çıkıyor. Bu görsel anı yakalamak için uzunca beklemek gerek. Uçmaya başlayınca beklemeye değdiğini göreceksiniz. Bir flamingo kuşu uçuyor deniz üstünde. Geniş kanatlarını açmış deniz üstünde turuncu ve siyah renklerini gösteriyor. Diğer flamingo kuşları geziniyorlar uzun bacakları ile.

DSCN1859

Martılar denizlerin hakimi, her yerdeler ve hem denizi hem de karayı kontrol ediyorlar sürekli olarak. Bir martı çok yüksek olan aydınlatma direğindeki lambaya konmuş etrafı gözetliyor. Burada bir gerçeği söylemek istiyorum “Martılar telgraf tellerine konmaz” Nedeni ise perde ayaklı olmaları. İnce telleri kavrayacak pençeleri olmadığı için telgraf tellerine tutunamazlar. Düz olan zeminlere konarlar.

DSCN7569

Sonunda kahve yaptığım yer  olan Çakalburnu’na geldim. İnciraltı kent ormanında, denizin kıyısında, tam da burun ucunda kahvemi yapıyorum. 2015 Yılının Ekim ayından beri İzmir de olduğum zamanlarda her Cumartesi günü kahve etkinliği yapıyorum. Burada kahvenin duvarı yok, çatısı da yok. Açık alan, bir ılgın ağacının dibinde Urim Baba’nın kahvesi. Hani soruyorsunuz ya dükkan nerede? Dükkanı kime bıraktın? İşte dükkan burası, kimseye de bırakmıyorum. Ben neredeysem dükkan orada. İzmir de en uygun yerde arkadaşlarıma, dostlara, tanıdıklara, tanıdık olmayanlara, yoldan geçenlere muhabbet eşliğinde kahve pişirip ikram ediyorum. Hem kahve beleş, sadece fal bakılmıyor. Arkadaşım Emre Kanat tarafından dron kamera ile havadan çekilmiş kent ormanı, ağaçları, çimenleri ve yolları görünüyor. Evim da karşıki yamaçta, yani buraya 4 Kilometre yakınlıkta.

50946102_2292843507432462_6092584660414496768_o

Kendi yapımım olan kuş yuvasını ılgın ağacına bağladım. Belki bir kuş yuva yapabilir. Bu kuş yuvalarından çokça yaptım ve ormandaki ağaçlara astık arkadaşlarla birlikte. Çoğuna kuşlar yuva yaptığını gözlemledik ve her baharda yavrular yetiştiğini gördük.

IMG_20190727_152614

Arkeologların İnciraltı kent ormanında, Çakalburnu civarında yaptıkları kazılarda elde ettikleri tek bulgu bir tablet oldu. Yapılan incelemede bu tablet pişmiş topraktan yapıldığı, yapıldığı zaman ise M.Ö. 8.000 yıl dönemine ait bir çalışma olduğunu tahmin ediyorlar. Bunun kanıtı tabletteki sol üst köşesindeki işaretten anlaşıldığını söylüyorlar. İşaretin ortasındaki 8 küçük üçgen belirtiyor yapıldığı tarihi. Demek ki bir bilinmeyen dönemle karşı karşıyayız. Turumuzun adından anlaşılacağı gibi Az Bilinen Antik Kentler turuna uygun bir yerdeyiz. Buraya o yüzden Urim Baba’nın kahvesi adı verilmiş. Tablette Urim Baba’nın kahvesi logosu basılmış. Bisiklet tekerleği, siyah bir tüy, ucu beyaz ve kahve cezvesi.

IMG-20190621-WA0003

Ben Urim Baba’nın kahvesine gelip tezgahı açtıktan sonra ilk olarak Eczacı Demet geldi.

DSCN7570

İlk gelenlere kahve pişirip ikram ediyorum. Kahve içerken resim çekiliyoruz, kahve tezgahı olarak üzer düz olan mermer blok taşını kullanıyorum. Bisikletim KUZ ve kıytırık solda. Toplam 7 kişiyiz.

DSCN7571

Sonrasından tüm katılımcılar geldi, hepsine kahve pişirip ikram ettim. Kimseden para almadım, zaten kahve beleş. Kahve içerken her zaman olduğu gibi bol bol muhabbet edildi. Kahve değirmeni sürekli çalıştı, taze kahve çekildi. Kahve kokusu ormana yayıldı. Buradan İzmir de oturanlar evlerine dağıldı. Son kalanlarla birlikte Konak meydanındaki Saat Kulesinde turu bitiriyoruz.

Böylece bir turun ve tur yazısının sonuna geldik. Bu turdaki bir kaç yeri daha önceki yazılarımda yazıp paylaşmıştım. İlk defa Vapurla Foça dan Mordoğan’a vapur ile geçerek bir yenilik yaptık. Elimden geldiği kadar resim çekip sizlerle paylaştım. Her resimde görme engelli arkadaşlar için betimleme yaparak onların da dünyasına gezdiğim yerleri bir derece göstermeye çalıştım. Yeni turlarda görüşme dileği ile

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 49 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Eşpedal EGE Turu 6. Gün

11 Ağustos 2017 Cuma

Çandarlı

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, minderlere oturmuş Eşpedal ailesi. Çember olarak muhabbet ediyoruz, arkada, kırmızı, yeşil renklendirilmiş ağaçlar.

Yağmur yağmayacağından çadırın tentesini örtmedim. Tül perdeli çadırda uyudum bu gece. Hamak kurmak için uygun ağaç yok. Sabah erkenden uyanıyorum. Bu gün buradayız o yüzden tembellik hakkımı kullanıyorum sonuna kadar. Güneşin ilk ışıkları ile uyanıp kendimi dışarı attım. Her sabah olduğu gibi kahve keyfimi yapacağım ama kahve bitmiş kutumda. Değirmene kahve koyup çekmeye başladım. Beni kahve çekerken gören Rabia Özdilli yanıma gelerek kahve içmek isteyince hemen değirmeni ona verip “Hadi çek bakalım, öyle beleşe kahve yok”  dedim. Yeteri kadar kahve çekilince çekilen miktarı kutuya boşaltıp tekrar değirmeni çekmesi için Rabia’ya verdim. Cezveye dört kişilik kahve koyup ocağa sürüyorum.

Tentesiz çadırım, yanında turuncu sosis çanta duruyor. Mat yere serili, üzerinde bağdaş kurarak oturuyorum. Önümde kahve cezvesi ocağın üstünde pişerken çuval içinde su şişesi, fincan kutusu, kapağında bir fincan ve çakıl taşı yığınının üstüne oturmuş Rabia değirmeni çekerken.

Artık herkes uyandı, sabah kahvaltısı için Çandarlı da yazlığı olan Baattin Şimşek’in evine geldik. Kahvaltılık malzeme ve ekmek alıp bahçede kurduğumuz masalarda güle oynaya kahvaltımızı yapıyoruz. Kalabalık olduğumuz için iki gruba ayrıldık. Bir grup çardağın alındaki masalara oturdu.

Masalarda kahvaltı yapan Eşpedal katılımcıları. Ev sahibi Baattin çay işinle uğraşıyor. Çayı biten doldurması için ona veriyor. Hakan hazır bizi bir arada bulmuşken bu gün ve yarın yapacaklarımız hakkında nutuk çekmeye başladı.

Daha azınlıkta olan grup bahçedeki tek masaya oturup kahvaltısını yapıyor. Burada Emine, Merve, Baattin, Cem, ben ve Hüseyin oturmuş durumda mutluluğun resmini çekiliyoruz. Ne de olsa “Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı” demiş şairimiz.

Kahvaltı bittikten sonra bulaşıkları yıkayıp ortalığı temizliyoruz. Bu arada pis su gideri tıkanınca alttaki tuvaletin zemin giderinden sular çıkmaya başladı. Artık kimse suyu kullanmasın dedik ve taşan suları temizledik. İşimiz bitince yanımıza Eşpedal derneğinde olan ama aramızda bisiklet sürmeyen ve yazlığı olan Suat Güler geliyor. Suat’ı tanımıyordum, burada tanışıyorum kendisi ile. Tanışırken dikkatimi çeken giydiği ayakkabılar oldu. Eldivende beş parmak var, bunun çorabını da yapmışlar, onu gördüm ama ayakkabısını ilk defa görüyorum. Beni şaşırtan da bu. Her parmak için bir çıkıntı var. Eldiven gibi ayağına giyiyorsun. On parmak birbirinden ayrılıp bağımsız olmuş. Ayakkabı siyah renkte, sadece parmaklarının üzerinde beyaz şeritler var. Bu ayakkabılarla nasıl koşulur acaba merak içindeyim. Sadece ayakkabı-diven’i çekiyorum Suat’ın ayakları ile.

Suat gelip aramıza katılınca görmeyenler için bisiklet bakımı çalışmasını yapmaya başladık. Sokakta demir mazgallarda mazot ile zincirin yağlarını temizlerken resimlerini çekiyorum. Gören tarif ediyor, görmeyen de parmakları ile dokunarak neyin nerede, nasıl bir şey olduğunu beynine yazıyor. Bisiklet temizliği ve bakımı nasıl yapılır dokunarak öğreniyor. Zincir, aktarıcılar nerede hepsini öğreniyor. Bu eğitim çok iyi oldu görmeyenler için. Ufukları genişledi desem yeridir.

Bu arada şimdiye kadar sürmediğim tandem bisikletini arkada kimse olmadan biniyorum. İlk defa kullanırken biraz zorlandım alışasıya kadar. Daha çok dönüşlerde zorlandım ama uzun olan tandem bisikleti çarçabuk öğreniyorum biraz binince. KUZ gibi olmasa da fazla zor değilmiş sürmek.

Tandem bisikletin arka tekerleği mazgal demirlerinde. İki kişi çömelip bisikletin bakımını yapıyor.

Cem Tabanlı da sözlü olarak bisikleti, parçalarını, vitesleri anlaşılır biçimde ağaçların gölgesinde anlatıyor.

Eğitim bittikten sonra bisikletlere binip Çandarlı kalesine geldik. Kaleyi ve çevresini gezerek hakkındaki gerekli bilgiyi paylaşıyoruz buraya ilk defa gelenlerle. Kale surları dibinde hep birlikte, kimimiz ayakta, kimimiz çimenlere oturarak 22 kişi resim çekiliyoruz.

Aynı pozu daha uzaktan kalenin burçları ile birlikte çekiyorum.

Tam Çandarlı kalesinden ayrılacakken Merve ve Emine pedala ilk basışlarında zinciri koptu. İki kadın o kadar güçlü basmışlar pedala zincir kopunca ayna kolun küçük dişlisine üç kez dolanmış. Ben yanlarında olduğum için hemen durdum, diğerleri gözden kayboldu bile. Emine’yi kenarda bir yere oturttuk. Takımları çıkarıp tornavida ve pense yardımı ile epey bir uğraşı sonucu zinciri dolandığı yerden çıkardım. Ardından zincir söküp takma aparatı ile zinciri birleştirip kullanır duruma getirdikten sonra Baattin’in evine geldik.

Öğle yemeği için bolca makarna pişirip yoğurtla karnınızı doyuruyoruz. Elbette kahve de içiyoruz sonrasında. Kahve sürekli çekiliyor değirmende çünkü sürekli bitiyor kutuda. Şimdiye kadar onlarca yıl kahve değirmeninde kahve çektim ama hiç aklıma gelmedi değirmenin kolunu kaç kere çevireceğiz diye. Saymak ta zor. Bu zinciri kıran biri çıktı karşıma; Hüseyin Alkan. Hüseyin Alkan, meraklı, girişken, araştırmacı. Ayrıca el futbolu, bolgol da oynuyor. Sportif birisi, bisiklete binmekten de hoşlanıyor. Ankara Eşpedal kurucularından. Kahve çekirdeklerini doldurup değirmeni eline verdikten sonra hiç üşenmemiş kolu her turda çevirip saymış. Değirmenin içinde çekirdek kalmayıp kol boşa dönünce bana söylediği; “Urim Baba saydım, kolu tam 1200 kere çevirince kahve bitmiş oldu.” Vay be hiç üşenmedi saydı kaç kere kolu çevirdiğini.” Böylece öğreniyorum değirmenin kapasitesini, kolu kaç kere çevireceğimi. Hüseyin akıllı adam ve zekası süper derecede çalışıyor. Gözleri görmese de diğer şeyleri kolaylıkla yapıyor. Dört duyusu gözlerinin yerini almış.

Çandarlı denize girinti yapmış küçük bir yarımada. Üç tarafı deniz ile çevrili. Tam burunda Çandarlı kalesi yapılmış. Burasını yazlıkçılar doldurmuş durumda. Konumu itibarı ile rüzgar nereden eserse essin her zaman denize girebilirsiniz. Eğer Güneyden Lodos eserse Kuzey tarafındaki deniz sakin olur. Kuzeyden Poyraz eserse, Güneydeki deniz sakin olur. Dalgadan hoşlanmayan burada denize girebilir. Burada yazlıkçıların tekneleri de var, kimisi kıyıya bağlı, kimisi alarga da. Güney tarafındaki denizi iki tekne arasından yanmış olan çamlık tepesini çekiyorum.

Akşama kadar tembellik yapıp biraz şekerleme yapıyorum çadırımda. Herkes kendi havasında, kimi denize giriyor, kimi yürüyüşe çıkmış geziniyor. Ben ise biraz denize girdikten sonra çadırda biraz şekerleme yaptım. En çok sevdiğim anlardan birisi şekerleme yapmak. Akşam yemeği için işletmeden birer porsiyon köfte, meze, bira, rakı söyledik. Fiyatları da uygun. Kamp alanında 6 tane sehpa plastik masaları yan yana koyup uzun bir sofra hazırladı. Büyük yer döşeklerini de altımıza serip oturduk sofraya. Tam da Halil İbrahim sofrası gibi, yok yok, var olanla idare ediyoruz. Aklıma Barış Manço’nun şarkısı geldi;

İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Daha çatal bıçak kaşık icat edilmemişken
İsmail’e inen koç kurban edilmemişken
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar
Barış Manço
Halil İbrahim sofrasının hikayesi de şöyle;
“Halil ve İbrahim adında iki kardeş varmış. Büyük olan Halil evli çoluk çocuk sahibiymiş. Küçüğü İbrahim ise bekarmış. Bu iki kardeş tarla eker biçermiş, mahsulü de ortak olarak bölerlermiş. Yine bir hasat sonrasında buğdaylarını bölecekleri zaman İbrahim abisi Halil’e “Sen git çuval getir demiş” Abisi gittikten sonra İbrahim düşünmüş. Ben bekarım, abim evli. Üstelik çocukları da var. Onun bu buğdaya daha çok ihtiyacı var. Kendi payından abisinin çuvallarına bölüştürmüş. Abisi Halil geldikten sonra kardeşine “Sen şu çuvalları içeri taşımaya başla” demiş. İbrahim gittikten sonra Halil düşünmüş. Ben evlendim. Çoluk çocuk sahibi oldum. Benim kardeşim bekar. Şimdi onun evlenip bir yuva kurması gerek. Onun daha çok ihtiyacı var bu buğdaya. Diyerek kendi payından kardeşinin payına buğday dökmeye başlamış. İki kardeş birbirinden habersiz kendi paylarını birbirlerine paylaştırmışlar. Allah onlara öyle bir bereket vermiş ki günlerce o buğdayı taşımışlar ama bitirememişler. Onlar hallerine şükredip birbirlerini düşündükçe Allah onların buğdaylarının bereketini artırmış.”

Yemeği yedik sıra geldi türkülere. Suat bize bir saz bulup getiriyor. Sazın akort ayarını Hakan yaptıktan sonra Deniz Kel alıyor sazı eline, başlıyor çalmaya. Bizler de ona eşlik ediyoruz. Türküler ardı ardına geliyor, sazın teline vurdukça söylenen şarkılar dudaklarımızdan çıkıp denize ulaşıyor. Denize ulaşan ses dalgaları tüm dünyanın deniz kıyılarına ulaşıyor. Sesimizi sadece kulağına deniz salyangozu dayayıp dinleyenler duyabiliyor. Onlar müzikten anlayan kimseler ve deniz her sesi kıyılara ulaştırır. Kaynağı nereden olursa olsun. Deniz salyangozunu alıp kıyıda denizi dinlerseniz belki de siz de Afrika’nın bir kıyısında söylenen şarkıyı duyabilirsiniz, ya da Avusturalya da Aborjinlerin dans müziğini duyabilirsiniz. Belki de Alaska da Eskimoların. Belli mi olur, her yerde müzik var.

Yuvarlak biçimde oturmuş, önümüzde sehpalar. Sazı elinde Deniz çalıyor, bizlerde ona eşlik ediyoruz.

Gecenin karanlığında sadece bizim sesimiz duyuluyor. Çandarlı sus pus bizi dinliyor sanki. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Bu gecenin başka bir özelliği daha var Emine ve Hüseyin Alkan çiftinin evlilik yıl dönümü. Bu evlilik yıl dönümü anısına Alkan çifti birbirine sarılıp dans ederek kendi yıl dönümlerini kutluyorlar. Bizler de onları tebrik ederek uzun yıllar birlikte mutlu, sağlıklı bir yaşam diliyoruz.

Cep telefonumla biraz titrek çektiğimden bulanık bir görüntü ile dans eden Emine ve Hüseyin’i çekiyorum bir poz.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar oturup türküler söyleyip sohbet ettik. En güzel gecemiz bu gece oldu. Yarın son gün, İzmir’e gidip turu bitireceğiz. Gecenin geç saatinde herkes çadırına girip mutlu bir şekilde yatıyor.

Bu gün sadece Çandarlı’nın içinde bir tur attık, yaklaşık olarak 2.5 – 3 Kilometre civarı yol yapmışız

Aşağıda yaptığımız yolun ve Çandarlı haritası

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 21. Gün

8 Haziran 2015 Pazartesi

21. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerim bir kısmı Ferdimen’e aittir)

Toros Dağları – Karaman Civler

 

Yeni sözler demeye geldim yeni seslerle,

Bağırmalarla değil, canımdan nefeslerle..

Sana kalacak ne var dersen, anlamı derim;

Susmalarında bile bulur seni seslerle

Özdemir Asaf

 

Öne çıkmış olan görsel, Sağda yol, Solda yolun altı derin uçurum. Yol dağların eteklerinde tepelere doğru gidiyor.

CAM01750

Dumanlı dağlarda uyumanın rahatlığı ile sabahın erken saatlerinde yanımıza kadar gelen bir motorun sesi ile uyanıyorum. Bu gece de harika bir uyku çektim. Motor durduktan sonra bir kadın ve adamın sesleri duyuldu ilk önce. Sonrasında iki çocuğun kendi aralarında konuştuklarını duydum. Çadırımın fermuarını açınca iki kafa, dört meraklı göz ile burun buruna geldim. İşte resmi çekilmeyen anlardan birini yaşadım. Bazı şeylerin resmi çekilmez ya! O anın resmini çekmek istemezsin de sadece sen görürsün. Çocukların kocaman kafaları çadırıma uzanmış merakla; “Acaba içinden ne çıkacak, kim çıkacak?” diye gülüşerek beklerken göz göze gelmek. Sabahın bana sunduğu sürpriz ile güne başlamak harika.

Dışarı çıkınca, aile ile tanışıyorum. Kadın hemen kuzineyi yaktı ve gözleme için hazırlıklara başladı. Bu arada çay da hemen demlenmeye başladı. Ailenin reisi Hüseyin ile sohbete başladık. İlk önce kimse olmadığından burada izinsiz kaldığımız için özür diledik. Yolda sisten dolayı çardağa sığınmamızı anlattık. Hüseyin de önemli değil diyerek ailesini ve dün niye gelmediğini anlattı. Dün hem seçim vardı hem de çocuklar hasta olduğu için doktora götürmüş. O yüzden gelememişler. Çocuklar biraz zayıf görünüşlü ve sık sık hasta oluyorlar. Tek geçim kaynağı da burası ve pek para kazanamıyor anlaşılan. Köydeki uğraşı anca boğaz tokluğuna. Biraz para kazanayım diye karısı ile birlikte bazlama, çay gibi şeyler satmaya çalışıyorlar. Hüseyin tatlı ve sakin bir yapıya sahip.

Sohbetten sonra çay olasıya kadar çadırları ve eşyaları toplayıp bisikletlere yükledik. Kahvaltı malzemelerini hazırlayıp çayı da Hüseyin den aldık. Katkımız olsun diye ilk müşteri olarak birer bazlama da ısmarlayıp sıcak sıcak yedik. Kahvaltının ardından kahveler benden deyip kahve pişirip Hüseyin ve karısına ikram ederek içtik bir güzel. Sonrasında da yediğimiz bazlamanın ve çayların ücretini verdim Hüseyin’e. Bir miktar para da çocuklara vererek sevindirdim. Çok tatlılar ya, utanarak aldılar parayı. İki çocuk, plastik sandalyede oturuyorlar.

20150608_081936

İşte kaldığımız bazlamacı ve çardağı. Derme çatma, kendi olanakları ile yapmış Hüseyin. Bisikletler yola çıkmaya hazır bekliyorlar.

20150608_082344

Hüseyin ile yola çıkmadan birer resim çekiliyoruz. Bir ben çekiliyorum.

20150608_082407

Ardından Ferdi çekiliyor. Ferdimen’in boyu Hüseyin’den bir baştan fazla.

20150608_082419

Hüseyin ve ailesi ile vedalaşarak yola çıktık. Dün akşamki bulut dağın tepesinden kalkmış. Hava pırıl pırıl güneş ışığı ile masmavi. Mis gibi çam kokusu ortalığa yayılmış. Taze oksijen ciğerlerime doluyor. Yol bir süre daha tırmanacağımızı gösteriyor. Dik yamaç ve çam ağaçları.

20150608_082639

Sıradağlar sıralanıp gitmiş, etrafta bir tane bile bulut yok. Güneşin ilk ışıkları ile ısınmaya başlayan toprak hafif buharlaşmanın etkisi ile serinliğini hissettiriyor.

20150608_082642

Toros dağları muhteşem ve heybetli. Bir çok yaşama hayat veriyor bereketi ile. Buraları gezebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Görüyorum ve yaşıyorum uzaktaki dağlardan çam ağaçlarına kadar.

20150608_083849

Vadi çok derin ve dibi görünmüyor.

20150608_083856

Yola ilk çıkışımızda tırmanışla başlamak biraz zorluyor. Sıkça durup dinleniyoruz. Bisikletim KUZ ve Ferdimen. Yol dik kayalıkta kıvrılarak gidiyor.

20150608_083905

Dinlenirken elçek ile bir resim çekmeden olmaz. Arkada dağların heybetli manzarası da kareye giriyor.

20150608_084238_HDR

Yükseldikçe ağaçların yapısı değişiyor ve daha da yükseklerde seyrelmiş durumda. Zaten ortalık kayalık.

CAM01771

Bir çam türü olan Katran ağacı gözüme ilişiyor, durup resmini çekiyorum. Ağacın tepesi kırılıp yana doğru uzamaya başlamış. Katran ağaçları değişik biçimde dalları yere paralel üzeri de yayılmış bir düzlük gibi. Seyretmesi bile insana terapi gibi bir etki yaratıyor.

20150608_084930

Yolun sağ tarafı yüksek ve dikine kesilmiş kayalıklar. Yolu nasıl yapmışlar acaba bu dik ve çetin yerde. Epey uğraştıkları, zor şartlar altında çalıştıkları belli.

20150608_084949

Sağda, dağların kıvrımları aşağıdaki derin vadiye çıkıyor.

20150608_085041

İşte bitkilerin yaşam savaşı ve bir çam ağacının  en uç noktada yaşama tutunması. İnsanı hayretler içinde bırakıyor. Doğa müthiş bir şekilde yaşamı devam kılmakta. Doğanın bu yaşam gücünü hayranlıkla ve anlamaya çalışarak izliyorum sadece. Çam ağacı, dik kayalığın ucunda göğe doğru yükselmiş.

20150608_085047

Kimi yerlerde toprak kayması olmuş koca çam ağaçları toprakla beraber aşağıya kaymış durumda. Kimisi devrilmiş, tutunacak toprak altında kalmayınca.

20150608_090822

Yamaçta toprakla beraber kaymış çam ağaçları.

20150608_090824

Toprak kaymaları yüzünden tünel yapım çalışmaları başlamış. Henüz inşaat halinde tüneller var.

20150608_090826

Tünel yapılırken yol da genişletiyorlar.

20150608_091126

Toros dağlarını izlemek muhteşem.

20150608_091130

Bir taraftan tünel yapım çalışmaları devam ediyor, diğer taraftan toprak kaymaları sürekli olmakta. Kayan toprak yığınları kaldırmak ta kepçe ile sürekli çalışılıyor. Toprak kaymasın diye beton ile önlemeye çalışıyorlar ama o da yeterli gelmemiş anlaşılan. Dağ hareket etti mi karşısında hiç bir şey duramaz bunu görüyorum.

20150608_092101

İş makinaları ve kamyonların arasından dikkatlice geçiyoruz. Hafriyat nedeni ile kamyonlar asfalt filan kalmamış. Yol toprak ve düz değil.

20150608_093233

Büyük bir olasılıkla tüneller bitince buralardan geçemeyeceğiz anlaşılan. Hele bisikletle geçmek zorlaşacak. Çünkü tüneli sadece arabalar için yaptıklarından bisiklet için yer yok ve tehlikeli. Yol yamacı ikiye bölmüş.

20150608_093950

İşte yolun durumu bu, biraz ileride “Kuş Yuvası” denen yer varmış. Köylüler öyle söylemişti. Yol çok tehlikeli olduğunu, her yıl bir kaç arabaya yukarılardan kaya parçaları düşerek uçuruma sürüklüyormuş. Aylar sonra araba bulunup haberleri oluyor insanların. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

CAM01750

Biz de anlatılanlardan etkilenip riske girmeden yeni açılmış tünelden gitmeye karar verdik. Tünelin ağzı görünüyor.

20150608_094330

Tünelin içindeki yolu görüyorsunuz değil mi? Sağda hiç pay bırakılmamış bisiklet için. Belki kaldırımdan yürüyerek bisiklet elde geçilebilir.

20150608_094612

Tüneli rahat geçtik, pek te araç yok denecek kadar az. Tünel çıkışında iki yabancı bisikletli gezgin ile karşılaştık. Onlar da tünele girmeye hazırlanıyorlardı. Tarzancam çok iyi olduğu için yolun tarifini verdim. Sadece tünel çalışmalarının olduğu yerde dikkat etmelerini söyledim. Yollarının hep iniş olduğunu, akşama Alanya’ya çabuk varacaklarını anlattım Tarzanca. Tüneli ucunda güneş ışığı ile yüzlerimize vuran yolcu mutluluğunu bir anı olarak yakalıyorum. Elçek ile dördümüzü çekiyorum.

20150608_095418_HDR

Yokuş tünelin çıkışında bitti, artık pedal çevirmeden ineceğiz. Kendimizi bırakıyoruz ağırlığımızın ivmesi ile.

20150608_100912

İnişimiz hızlı oluyor düzlüğe kadar. Petrol istasyonuna denk gelince biraz mola vermeli deyip duruyoruz. Hazır da çay varmış. Çay iyi geldi, bakkaldan bisküvi takviyesi ile atıştırdık ara öğün olarak.

20150608_104004

Etrafta evler var ve dağınık yapılmış durumda.

20150608_104400

Fazla düz yerde gidemiyoruz. En aşağı seviyeye inip Toros dağlarının ikinci dağ sırasını aşacağız ve tırmanış hemen başladı hafif te olsa.

20150608_104403

Yalçın kayalar burada yine var ama yola yakın değil ve tehlike yaratmıyorlar. Buranın hakim bitki örtüsü Katran ağacı. Lübnan dan yayıldığı için adı Lübnan sediri olarak ta bilinmekte. Akdeniz bitki örtüsüne ait bir ağaç olarak daha çok Toros dağlarında yetiştirilmektedir. Katran ağacı denmesinin nedeni yakılınca katran gibi bir yağa dönüşüp doğal ilaç olarak kullanılmakta.

20150608_104727

Karapınar köyüne geldik, Köy dere kenarında dağınık olarak yerleşilmiş. Kahve, bakkal gibi bir şey bulamadığımızdan durmadan yola devam ediyoruz.

20150608_105354

Dere yatağı çınar ağaçları ile kaplı, Toros dağları arasında çukur olarak oluşmuş. Sanki dağların arasına sıkışmış bir yayla. Kış aylarında iki yöndeki dağların tepelerinde oluşan kar soğuğu aşağıdaki sıcak dere yatağını ayaz içinde bıraktığı kesin.

20150608_105652

Meşhur Gevne köprüsündeyiz. Neden meşhur olduğu belli değil ama harita öyle gösteriyor. Magandanın birisi de atış talimi yapmış arabanın camını açarak. Erkek ya, tabancası belinde olacak. Canı istediğinde tabancasını çekip rast gele ateş edecek. Kime gelirse gelsin önemli değil onun için. Belki de en yakın birisini öldürmüştür maganda kurşunuyla. Ağlayıp sızlamıştır bile, acısı geçince adam olmaz. Erkek ya Allah’ın magandası! olarak yine aynı şeyleri yapar.

20150608_105827

Gevne köprüsünden sonra Gevne çayının geldiği yöne doğru gitmeye başladık. Eğim fazla değil, çay da akan su miktarı fazla. Ama sakin akıyor.

20150608_110559

Çay, KUZ, kıytırık ve dağlar hepsi uyum içinde güzel bir manzaranın parçası.

20150608_110955

Meşe ağaçlarının altına girip biraz dinleniyoruz. Burası piknik alanı, insanlar gelip mangal yakarak kültürümüzü devam ettiriyorlar. Haliyle çöplerini alıp götürme gibi bir huyları da olmayınca ortalık her piknik alanında olduğu gibi çöp içinde. Cam içki şişeleri de nedense hiç birisi sağlam değil. Şişe toplayıcılar burada aç kalır.

20150608_111405

Bisikletim KUZ ve kıytırık, meşe ağaçlarının dibindeki gölgede dinleniyor.

20150608_111516_HDR

Buralarda Mut kelimesi yaygın olarak kullanılıyor. Gevne çayı ile birleşen küçük bir kol olan Sarımut çayı.

20150608_111933

Gerçek yayla kirazı henüz oluşmakta. Pembe kimisi, olgunlaşan kırmızıya dönüşmüş koparılmayı bekliyor. Biz de kirazların bu isteğini yerine getirdik. Yoksa kiraz küser bizi koparmadınız diye, karalar bağlar olduğu yerde çürürler. Kirazlar naziktir ve nazlanır. O yüzden biri baktı mı pembeleşir önce. Elini uzatınca utancından kızarır. Kiraz bilir dudakların kırmızı olduğunu. Kendini hazırlar, dudaklara değmeden dudak kırmızısı rengine bürünür.

20150608_112847

Kayalar yerden öyle bir hışımla fırlamış ki şaşılacak derecede muhteşem heybeti ile akan çayı korumak için sanki nöbet tutuyor.

20150608_113134

Kayalık vadiden coşkun akan çay zamanla toprağı alıp götürmüş kendine göre yatağını bulduktan sonra sakince akmakta.

20150608_113447

Katran ağacı, yada Libya sediri. Sonradan açılan yolun kıyısında kalmış tek başına ormandan koparılarak. Şimdi kavak ağaçları ile birlikte yaşayıp gidiyor. Yaşlı gövdesi asırlara dayanmış bilge bir ağaç. Genç kavaklar daha bir şey görmeden bir süre sonra kesilip işlenecek. Kavaklar kesildikçe yerine yenisi dikiliyor. Köylüye bir miktar da olsa gelir getiriyor kavak ağaçları. Köyde yaşam zor, sürekli çalışmak durumundasın.

20150608_114121

Çınar ağaçları çayın kıyısında her zaman görmek olası.

20150608_114229

Çayın solunda bir minare görüyorum. Bir köye yaklaştığımızı zannediyorum. Gidince göreceğiz bakalım nasıl bir yer?

20150608_114232

Çay bazı yerde sakin akıyor.

20150608_114415

Bazı yerde ise coşkulu akmakta.

20150608_114627

O da çay yatağına göre değişmekte, bir coşkun, bir sakin.

20150608_114705

Minaresini gördüğüm yere geldik, burası iki çayın birleştiği yer. Çayın önüne taşlardan set yapılarak geniş bir su havuzuna dönüştürülmüş.

20150608_114709

Burası Çayarası köyü, evler dağınık yapılmış küçük şirin bir köy. Akdeniz’i Anadolu’ya bağlayan yollardan birisi olduğu için gelen geçen için çay bahçeleri, aşevleri, dükkanlar yapılarak satabildikleri şeylerden geçiniyor. Öyle alışmışlar ki kıytırığın tekerleğine biraz hava bastım sadece ve borcumuz ne diye sorunca utanmadan 1 Lira diyerek aldı. Parasından değil de sineğin kanadından yağ çıkarmaları beni üzdü. O yüzden burada durulmaz deyip yola devam etme kararı aldık.

20150608_115041

Bir süre giderek köyden uzaklaşınca alabalık pişiren bir yere geldik. İlk önce fiyatları sordum ne kadar diye? Sonradan kazık yemeyelim ne ödeyeceğimizi bilmek gerek. Kesemize uygun olunca birer kiremitte alabalık ısmarladık.

20150608_120500

Tesisin arka kısmında, çayın aktığı yere oturup balıkların pişmesini beklerken manzaramızın hidrolik santralın olduğunu gördüm. Kısaca HES denen yerdeyiz. Yıllık debileri yüksek çayların içine yapılan hidroelektrik santralları yapılmış. İlk defa görüyorum bu santralleri. Balıklar pişince afiyetle salata ile yiyip karnımızı doyurduk. Balık ile birer de bira gazoz niyetine soğuk iyi gidiyor. Böylece balığı üzmüyoruz.

20150608_120827

Yemeği yedik karnımız doydu yola çıkma zamanı diyerek yola koyulduk. Yol çayın geldiği yöne doğru, şimdilik hafif tırmanışlarda ilerliyoruz.

20150608_125956

Çeşme bulunca durup şişelerdeki suları tazeliyorum. Bir miktar da içmek gerek diyerek içiyorum kana kana. Ferdimen çeşme başında sularını dolduruyor.

20150608_130248

Yolu öyle bir yapmışlar ki genç katran ağacı öylece kalakalmış. Eğer toprak kayarsa ağaca yazık olacak. Ağaç tam da yamacın ucunda kalmış.

20150608_130548

Bir ara eğim artmaya başladı, dağların tepeleri sıralı gidiyor.

20150608_130826

O kadar yükseğe çıktık ki çayın dibi epey aşağılarda kaldı. KUZ ve kıytırık yolun kıyısında.

20150608_131728

Derin kayalık vadide kanyon oluşturan çay, kendine yol açmış. İşte HES’lerin yarattığı durum açıkça görülüyor. Borulardan geçen su çayın yatağından akmadığı için su miktarı çok az. Şimdilik akıyor ama yaz sıcaklarında kuruduğu kesin. Hayvanların ve bitkilerin susuz kalacak. Doğal yaşam alanı dengesini kaybediyor bu tür  yapılan santrallerde. Su akmazsa yaşam da yok olacak.

20150608_132109

HES’lerin bir özelliği de baraj duvarı yapıp suyu tutmuyorlar. Su debisi sürekli fazla olunca belli yerlerdeki yükseklikte bent yapılarak suyun boruların içine girmesi sağlanıyor. Çaydan akan tüm suyu tutup boruya yönlendirdiklerinden bundan sonra su akmıyor çayın yatağında. Neredeyse çayın dibi elektrik türbininin olduğu santrala kadar kuru. Böylece hem santrali gördüm hem de suyun tutulup borulara yönlendirdiği yeri gördüm. HES’lerin nasıl olduğunu, nasıl elektrik üretildiğini anladım.

20150608_132645

Bir süre suyun akmadığı çayda gittikten sonra çağlayarak akan coşkun sular beni mutlu ediyor. Suyun akışı beni etkilediği kadar diğer canlıları da etkilediği kesin.

20150608_133303

Ferdimen önde ben arkada tıngır mıngır gidiyoruz yukarı doğru. Bazen vadi genişliyor ve görüş alanı iyice çoğalınca durup resim çekmeden olmaz.

20150608_133624

Önemli bir kavşağa geldik, Konya yolu düz gidiyor, tabela yön işaretlerinden bunu anlıyoruz. Geldiğimiz yön ise zaten Alanya yolu. Biz ise Sarıveliler yolundan Ermenek tarafına gideceğiz.

20150608_133856

Köprüden karşıya geçmemiz gerek. Köprü üzerinden geçerken durup bir kaç resim çekeyim dedim. Önümüzde yokuş başlıyor ve akan suyu bir daha ne zaman görürüz belli değil. Doyasıya seyretmek gerek değil mi?

20150608_133950

Yokuş başlayacak dedik ya hadi bir de çimelim diyerek coşkun akan çaya şöyle bir girelim bakalım. Ama o da ne su buz gibi soğuk. Soğuktan öte bir şey çivi gibi. Çivi gibi sulara çok girdim. Çayın suyu o kadar soğuk ki iğne gibi desem yeridir. Yavaş yavaş giriyorum, ayaklarım buz kesti sanki.

20150608_134732

Alıştırmaya çalışıyorum ama çok soğuk, kendimi bırakamıyorum sulara.

20150608_134734

Neyse nefesimi tutup salıyorum kendimi, donmaya fırsat bulamamış buzdan öte, soğukluktaki coşkun akan çaya.

20150608_134751

Suyun içinde kalmak kolay değil, bir dakika bile duramadan çıkıyorum suyun içinden. Ben böyle soğuk su görmedim şimdiye kadar.

20150608_134754

Su hızlı aktığı için fazla ileri gidemiyorum, akıntıya kapılmamak gerek. Onun için temkinli olarak bitkilere tutunmaya çalışıyorum.

20150608_134758

Fazla duramasam da kollarımı açarak, zafer kazanmış biri olarak poz veriyorum. Üzerimdeki ter gitti çay ile birlikte. Gevne çayına girmek öyle herkesin harcı değil galiba, bunu anladım. Suyun bu kadar soğuk olmasının nedeni de HES santrallerinin burada olması. Boruların içinden geçen su toprak altından geçerken toprağın soğuğunu alıp santraldan geçtikten sonra güneş altına çıkıyor. Coşkun akan su da ısınmadan tekrar boru içine girince katmerli soğuyor.

20150608_134805

Fazla durmanın anlamı yok diyerek çaydan çıkıyorum. Terli olan forma ve atleti yıkayıp suyunu sıktıktan sonra Ferdi de bağıra çağıra suya şöyle bir dalıp çıkıyor hemencecik.

20150608_134814

Kurulandıktan sonra giyindim. Yıkadığım çamaşırları da bagajın üstüne, lastiklerle sabitleyerek kurumaya bıraktım. Yolcu yolunda gerek diyerek tırmanma bölümüne başladık. Çıktıkça manzara artmakta, görüş alanım genişlemekte. Geldiğimiz vadiyi gözlemliyorum bir süre. Pek tırmanış görünmese de bayağı çıkmışız. Durum öyle gösteriyor.

20150608_144553

Eğim yer yer değişiyor, bazen %10 dan fazla olduğu kesin.

20150608_144601

Bazen değişik anıt taşlar gözüme çarpıyor. Öylece tak başına, dimdik ayakta bekler gibi beni selamlıyor. Ben de selamımı çakıp bir resmini çekerek anılarıma kaydediyorum.

20150608_150543

Çıktıkça çıkıyoruz, ağaçlar seyrek olsa da görsel güzelliği seyredilmeye değer. Hele bir kaç ağaç katran ağacı olunca bambaşka bir güzellik katıyor yelpaze gibi dallarıyla.

20150608_151518_HDR

Kış aylarında buralardan geçmek imkansız gibi. Belki de yollar kardan dolayı kapanıyordur. O kadar kar yağıyor ki buralara çığ tehlikesi olasılığı fazla olunca uyarıcı tabela konulmuş dikkat çekmek için. Çığ tehlikesi 3 Km boyunca devam ediyor.

20150608_152115

Kendimi çok şanslı hissederim ger zaman. Yolun getirdiği güzellikler hep karşıma çıkar. Ben de şansımın bana sunduğu bu güzellikleri kaçırmadan seyrederim, tadına varırım doyasıya. Ve Tanrıma dua ederim bu güzellikleri bana yaşattığı için. Bazı dinlerdeki inanışlara göre Tanrı yukarılarda, dağların tepesinde daha yakın olarak inanırlar. Bana göre Tanrı her yerdedir, gökte de, yerde de. Bakmasını bildikten sonra.

20150608_152836

Derin vadi manzarası çekiyorum, epey çıkmışız.

20150608_152839

Çetin kış şartlarına direnen yaşam, işe bu ağaçta görüyorum. Kış aylarında gecenin ayazına dayanan, yaz güneşi altında kavurucu güneş ışınlarına aldırmayan bu ağaç. Her fırtınaya dayanan güçlü gövdesiyle yaşama tutunmasını bilmiş. Orada tek başına orman olamamış, kardeşleri uzakta, yapayalnız dimdik ayakta. Bu ağaçta yaşamın gücün görüyorum. Pek toprak olmasa da kayaların çatlaklarına köklerini daldırıp az toprak parçası ile yaşama tutunmuş.

20150608_152845

Ben ağacı seyrederken KUZ ve kıytırık sakince beni bekliyor mızmızlık etmeden.

20150608_152849

Bazı ağaçların tepesi yok, belli ki yağan karların ağırlığına dayanamayıp kırılmış. 100 yıldan fazla olduğu belli gövdesinin kalınlığına bakarak. Üç çam ağacı görünüyor.

20150608_154152

Tırmanış sürekli olunca artık bir şey düşünmeden gidiyorum. Nasıl olsa bir an gelecek ve inişe başlayacağım. Bunu düşünmek bana yetiyor ve yılmadan çıkmaya devam ediyorum. Hedef zirve, Toros dağları öyle kolay aşılmıyor. Bunu terleyerek ödüyorum bedelini. Alın terinden öte bir şey, tüm vücudum terliyor. Ben de memnunum bu durumdan. Vücudumdaki zararlı tüm mikropları terleyerek atıyorum. Bazen de kaslarıma enerji olsun diye mikropları yakıt olarak kullanıp yakıyorum bile.

20150608_154911

Yolun yeni yapıldığı belli, çeşmenin sadece plastik hortumu kalmış ama nereden geliyorsa su hala akmakta. Temiz su olduğu belli, hemen şişelerimi tazeliyorum akan sudan.

20150608_160023

Sularımı tazelediğim çeşmesi olmayan borudan su doldururken sanki zirveye gelmişiz gibi. Öyle hissettim birden bire. Arazi öyle gösteriyor. Bisikletim KUZ ve kıytırık zirveye doğru çıkmaya hazır gibi duruyor.

20150608_160033

Aşağısı geldiğimiz vadi, epey çıkmışız anlaşılan.

20150608_160235

Zirvede bir süre dinlenip son yokuşu da tırmanmak gerek diyerek yola devam ediyor Ferdimen.

20150608_160413

Tam da burası Antalya – Konya – Karaman sınırı olan dağların tepesi. Yaklaşık 2 Kilometre Konya sınırları içinde gideceğiz. Kısa da olsa Konya’ya ayak bastım ya bu bana şimdilik yeter.

20150608_160821

Bir süre daha Konya’da olmanın tadını çıkarıyorum. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim Konya’ya. Ferdimen kendini aşağı saldı gitti. Nasıl olsa ona yetişirim. KUZ ve kıytırık, zirvede poz veriyor.

20150608_160832

Konya toprakları, arazi yapısı daha bir başka. Tepelerde ki kayalıklar değişik yapıda. Sanki masa gibi üzeri dümdüz.

20150608_175046

Rahmetli Barış Manço’nun TV programı geldi aklıma. 7 den 70 e diye gezip gördüğü yerlerde çocuklardan yaşlılara hazırladığı neşeli, eğlenceli, sohbetli, şarkılı program. Kendine has sunumuyla el kol hareketleri ile öne çıkan, her parmağındaki değişik yüzüklerle dikkatimizi çekerek geçmişten geleceği anlatırdı. Yani 70 yaşındaki geçmişten geleceğimiz olan çocukların yaşı 7 ye. Severek, ilgiyle, Pazar günlerini sabırsızlıkla beklerdim. O günlerde zaten tek kanal vardı. Evde başka eğlence yoktu, hem de siyah beyaz. Barış Manço ve 7 den 70 e bir an aklıma geldi. Neden derseniz Antalya’nın plaka numarası 07, Karaman’ın plaka numarası sonradan il olması dolayısı ile 70. Ben de bu sınırda 7 den 70 e geçmekteyim. Antalya il sınır tabelası.

20150608_175714

Burası da Karaman il sınır tabelası. Ferdimen poz veriyor bana, bisikletlerle birlikte.

20150608_175723

Zirveden sonra kendimizi yokuş aşağı bırakıyoruz, iniş harika ve çabuk oluyor. Ama zevkli, bunun tadına doyum olmaz. Kısa da olsa.

20150608_180142

İnişten sonra yine kısa bir çıkış yapmamız gerek diyerek sarıyoruz pedalla yokuşu. Çıkmadan zirvesini göremeyiz ki! Küçük bir vadide, çam ormanı içinde kendimizi salıyoruz.

20150608_180832

Kısa bir yokuştan sonra uzun bir iniş oldu. Bu inişte hız rekorumu kırdım. Şimdiye kadar en fazla yapabildiğim hız 69.5 Km/h. Arkada kıytırık ta olunca onun ağırlığı ve itmesi ile hızım biraz daha arttı. Yol uygun olunca hızın artması kaçınılmaz oluyor. Kilometre saatine bir baktım 60’ı geçtim ve kıytırık arkamda ip gibi beni takip ediyor. Denge mükemmel, savurma falan yok ve hızım 71.5 Km/h olunca kısa bir an öyle gittim. Sonrasında fazla abartmaya gerek yok diyerek frenlere yavaşça asılarak hızımı 50 Km/h düşürerek inişimi gerçekleştirdim. Bu kadar hızlı inersen kısa sürede yolu bitirirsin. Ama bisiklet için tehlikeli, en ufak bir hata kötü sonuçlar getirebilir. Siz dikkatli olun ve bu kadar hız yapmayın derim. Bundan sonra ben de yapmam artık bu kadar hız. Hem sonra gerek yok değil mi?

Neyse kısa sürede inince Civandere köyünde bir çay molası verdik. Köyün kahvesinde otururken kahvedeki köylüler ile sohbete başladık. Köylüler pek alışkın değil bisikletlilere. Hele bir de yerli turisti sanki hiç görmemiş gibi merakla bakıp habire sorular soruyorlar. Biz de uygun cevapları veriyoruz Ferdimen ile birlikte. Bir süre konu hep aynı olunca hemen değişik bir konu açarak muhabbeti renklendirdim. Köydeki durum, seçimler, geçim derdi derken benim hız rekoru yaptığım yerde olan bir kazayı anlatıyor köylünün biri. Aslında tehlikeli bir iniş ve bir çok kaza oluyormuş inerken. İstanbul da silahlı çatışmada sağ olarak ele geçen Hizbullah lideri cezaevinden nakledilirken cezaevi arabası yokuştan inerken kaza yapıyor. Jandarmaların hiçbirisi kurtulamıyor. Sadece hükümlü sağ kurtuluyor arabayı bulduklarında. Tabi bu anlatılanları bizler bilmiyorduk ve kaza beni biraz ürküttü doğrusu. Bir daha o kadar hız yapmam artık. Temkinli olmak gerek. Çaylarımızı tatlı sohbetle içtik ve bizlere para ödetmedi köylüler. Biz ordayken arabalı seyyar manav geldi. Hazır manav geldi bari biraz sebze, meyve alalım diyerek biraz soğan, domates, salatalık, elma, armut, kiraz ve 4 tane muz alarak erzağımızı zenginleştirdik. Fırından da ekmeğimizi alarak en önemli yiyeceğimizi de aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Köy olunca ağaçlar kavak oluyor haliyle. Yolun kıyısında kavak ağaçları var.

20150608_181035_HDR

Düzlük bitti, artık yine rampa başladı. Karşıki yamaçta çam ağaçları var., yol sağa dönemeç.

20150608_181043

Güneş batarken durup batışını her zaman olduğu gibi izlemeye başladım. Bu muhteşem olayı kaçırmam. Güneşin son ışıkları bana enerji verir hep. Ben de depolarım bu enerjiyi sabaha kadar idare eder. Kıytırığın arkasından, batan güneşi izliyorum.

20150608_194504_HDR

Konya – Mersin ana yoluna çıkıyoruz. Artık buradan sonra fazla trafik var ve gürültülü. Ana yola çıktıktan sonra kamyonun biri yanımdan geçip az ileride durdu. Hurda toplayanlara beziyordu kamyonun içindekilere bakarak. Bana “Nereye gittiğimizi “sorunca ben de “Mersin’e” gittiğimizi söyledim. “İsterseniz sizi götürelim” diye söyleyince “Arkadaşım var ona söyleyeyim” diyerek Ferdimen’i bekledik bir süre. Ferdimen’e sordum gidelim mi kamyonetle. Ferdimen kamyona bir de adamlara şöyle bir baktıktan sonra “Olmaz deyip tekliflerini nazikçe geri çevirdik. Anlaşılan Ferdimen’in gözü tutmamıştı adamları. Kamyon gidince yolumuza devam ettik. Sonradan düşündüm de iyi ki binmedik kamyona, yolda ne olur bilinmez. Üç kuruşluk bisiklete göz koymuş olabilirler. Tabelada; Konya, Mersin yoluna bağlanacağımızı işaret etmiş.

20150608_194858

Tekrar çıkmaya başlayınca güneş yine doğdu ama kısa bir süreliğine. Dağların ardına batmaya başlayınca ikinci defa güneşin ışıklarını topluyorum.

20150608_194907

Yol kıyısında yaban mersini çiçek açmış beyaz gelinliğini giyerek. Bu güzelliğe bakmadan geçersen çok şey kaçırmışsındır demektir yaşamında. Ben tadını çıkarmayı yeğlerim her zaman. Çiçeğin taç yaprakları ince ve zarif. Beni cezbettiği gibi arıları da kendine çekiyor bu görüntüsü ile. Doğanın döngüsünde ilk önce böcekler çiçeklerden faydalanıyor, sonra çiçekten meyveye dönüşünce kuşlar ve diğer hayvanlar faydalanıyor. Sonrasında birbirini yiyerek en sonunda toprağa karıştıktan sonra gübre olarak bitkiye geçip tekrar çiçek açarak döngüyü başlatıyor. İşte yaşamın sırrını burada çiçeğin taç yapraklarında ve yaydığı cezbedici kokusunda saklı.

20150608_200154

Güneş batınca hava kararması uzun sürmez, hemen hava kararmadan çadır kurabileceğimiz bir yer bakmaya başladık. Gözümüze bir kiraz bahçesini kestirerek hemen daldık. Kiraz bahçesinde bir tane bile kiraz yoktu, yeni toplanmış. Yoldan ve gözden biraz uzakta çadırları kurup yerleşiyoruz. Akşam yemeğini beraber hazırlayıp yiyerek karnımızı doyurduktan sonra serinleyen havanın etkisinden giyinerek ve sıcak çay demleyerek kurtuluyoruz. Kamp yaptığımız yer 1500 metrenin üzerinde olunca geceler Haziran ayı olsa bile soğuk oluyor. Sıkı giyinmek gerek. Yol boyunca dinamodan şarj ettiğim batarya şimdi telefonumu şarj etmede kullanacağım.

Fazla geç olmadan yol yorgunluğunun getirdiği ağırlık ile erkenden yatmaya karar verdik ve çadırlara girip yattık.

Bu gün yaptığımız yol 58 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc