Etiket arşivi: bisiklet

2. Simav Eynal Bisiklet Festivali 4. Gün

29 Ağustos 2021 Pazar

Eynal – Gölcük – Eynal

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

atım yüklü

yol yokuş

sürdüm atı

sürdüm Atı

olmadı

aramıza girdi kış

dedik

yol kapanma kar yağmakla

hele kalsın “kandan kına yakılmaz”

başka bahara

şimdilik

 bir esimlik bahar yeli de olsa

bir kokumluk karçiçeği

bir merhaba dostlara

diyelim dedik

“filizkıran fırtınası”yla

merhaba

Hasan Hüseyin

 

Öne çıkmış olan görsel, göl kıyısında park etmiş bisikletim KUZ. Karşı kıyılarda çam ormanları ile kaplanmış yamaçlar.

DSCN3160

Artık çadırda uyumaya iyice alıştım, dünkü bisiklet sürüşü biraz daha zorlu olmuştu diğer günlere göre. Yorgun oldun mu, bir de düz yerde yatmak insanı iyice dinlendiriyor. Güneş doğmadan kalkıyorum yine. Tuvalet dönüşü su pınarlarından soğuk suyumu dolduruyorum henüz kimse almadan. Sabah kahvemi içiyorum ilk önce. Kahvemi içtikten sonra zaman geçirmeden kahve takımlarımı, eşyaları, çadırı toplayıp arabaya yükledim. Yol arkadaşım Cengiz ile bu günkü tura araba ile katılıp öğleden sonra İzmir’e doğru yola çıkmayı kararlaştırdık. Cengiz de toplanıp eşyalarını arabaya yükledi. Bisiklet taşıyıcısını da arka bagaja bağladık. Bisikletleri üzerine taktık. Yaklaşık 12 Kilometrelik bir tırmanış var. Zaten hamlık üzerimden gitmedi hala. Zorlamanın gereği yok diyerek bu kararı aldık. Kahvaltıdan sonra  bisikletçiler yola çıktık. Biz de araba ile arkalarından çıkıp kısa sürede Gölcük mesire yerine geldik. Bisikletleri indirdik taşıyıcıdan. Kahve takımlarının olduğu çantayı bagaja taktım. Diğer çantayı da alıyorum bagaja. Gölcük mesire alanına girerken giriş yerini çekiyorum. Yuvarlak telefon direklerinden  dörder tanesi daha küçük odunlarla çakılıp birleştirilmiş. Böyle iki tane ayak yapılmış, üstüne üçgen çatı kondurulup birleştirilmiş. Üstteki kirişe daire levhalara harflerle “Gölcük Mesire Yeri” yazılmış. Daire yeşil, harfler beyaz renkte. Girişte, sol tarafta bir kulübe ve görevli girişte insanlardan, araçlardan ücret alıyor. Yani buraya girmek bedava değil. Neyse ki bizler bisikletçiyiz. Bizden para almıyorlar. Arabayı içeri sokmayıp dışarıya park ettim, hemen giriş yanına. Yolda, tam ortada dört tane turuncu, beyaz trafik külahı konmuş arabalar için.

DSCN3154

Henüz bisikletçilerden gelen yok, o yüzden gölün etrafını şöyle bir keşfedeyim dedim. Buraya yaklaşık 3 Kilometrelik bisiklet ve koşu yolu yapıldığı söylenmişti. Bisiklet yolunu ve gölü çekiyorum, etraf çam ormanları ile çevrelenmiş.

DSCN3155

Gölün etrafında dolanmaya başladım, iki tane kahverengi at gölün kıyısında oynaşıyorlar birbirleriyle. Kameram ile yakınlaştırıp çekiyorum. Gölün kıyıları sazlıkla kaplanmış.

DSCN3156

Bazı yerlere katran ağacı dikilmiş, altına da çardak konmuş piknik yapacaklar için.

DSCN3157

Karşıki yamaçta açıklık bir alan gözüme ilişiyor. Optik zoom ile yakınlaştırıyorum. Bu alanda iş makineleri ile bir şeyler yapılmış. Sanki kayalar parçalanıp alınmış gibi. Ormanın yeşil denizinde mavi göl önde görünüyor.

DSCN3158

Bir kaç betonarme bina yapılmış orman kıyısına.

DSCN3159

Bisiklet yolu göl kıyısına yakın bir yerden geçiyor. Kıyıya bisikletim KUZ park edilmiş halde göl ile birlikte resmini çekiyorum. Turuncu çantalar bagaja takılı, gidonda kartal tüyü boy gösteriyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN3160

Su varsa kurbağalar da vardır. Sesleri duyuluyor sazlıkların arasından. Kıyıda cesur kurbağalardan birisi benden kaçmıyor. Rengi bulunduğu ortama uymuş durumda. Dikkatlice bakmazsan kurbağayı göremezsin. Kurbağayı ürkütmeden, optik zoom ile yakınlaştırıp çekiyorum net biçimde. Gözleri açık beni gözlediğinin farkındayım. Tetikte bekliyor, herhangi bir ani hareket yaparsam hemen uzun arka bacakları üzerinde yaylanıp zıplayarak gölde kendini kaybettirecek. Kurbağanın rengi, otlar ve yosunlara göre yeşilin tonları ile renklenmiş. Az kahverengi lekeler göze çarpıyor. Yani kurbağa kamufle olmuş.

DSCN3162

Kökü gölün dibinde, yaprakları su yüzeyinde olan bir bitkiyi iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Yaprakları ince, uzun. Söğüt yapraklarına benziyor. Uzaktaki su yüzeyi ışığı ayna gibi yansıtıyor.

DSCN3165

Gölün ortasında saz kümesi kendine yer bulmuş. herhalde su seviyesi orada alçak. Sazlar sıkı bir şekilde gölde yeşil bir ada oluşturmuş.

DSCN3167

Kara tarafında da sazlıklar oluşmuş. Buradan gölden taşan sular aşağıya doğru aktığı için sulak bir yer. Sazların çiçekleri kahverengi mum gibi çıkmış.

DSCN3168

Sazlıkların arkasındaki uzun otlar mor çiçekler açmış. Mor çiçekli otlar bir yerde küme halinde.

DSCN3170

Kısa bir parkur olan bisiklet yolunu dolaştım sayılır. Girişe gelirken daha önceki yıllarda yapılan festivalde buraya gelmiştim ve yol kıyısında büyük bir kayanın üssünde kahvemi içmiştim göl manzaralı. Kahve içtiğim kayayı buldum, yerinde duruyordu. Kaya yarısından üstü düz olarak kesilmiş sanki Üzeri neredeyse düz gibi. Kayanın yerini işaretledim kafamda. Yoluma devam ederken ormanın kıyısında yapılaşma inşaatının olduğumu gördüm. Yamaçta duvar örülüp teras halinde düz alanlara granit taşlardan evler yapılıyor. Solda da iş makinesi kepçe duruyor sarı renkte. Dört kademe duvar örülmüş taşlarla, tek katlı evler de kendini göstermiş. Böylesi doğal güzelliği eşsiz bir yere böyle tesislerin yapılması beni üzüyor. Bu tesisler halk için değil de bir kaç kalantor için yapıldığını biliyorum. Yazık? Benim gibi emekli olanların aldığı emekli aylığı ile burada konaklayacağımı sanmıyorum. Demin gördüğüm kayaları alınmış alandan buraya taşlar getirilip binalar yapıldığını anladım. Bu manzarayı görünce üzüldüm doğrusu.

DSCN3171

Turumu tamamladıktan sonra uygun iki ağaç bulup hamağı kuruyorum. Hamağı kurduğum yer gölgelik ve göl manzaralı. Henüz bisikletçiler gelmedi, ben de hamakta uzanıp biraz dinleneyim. Dünkü yorgunluk henüz geçmedi daha. Biraz tembellik yapmak gerek. Ağacın gölgesine kancalı ip bağlı, ucunda da mavi hamak. Yattığım yerden ayaklarımı ve ağacı çekiyorum.

DSCN3172

Cengiz beni hamakta yatarken çekiyor. Hamak iki ağaç gövdesine iple bağlı. Kollarımı başımın arkasına koymuş haldeyim. Başımda siperli gri şapkam. Arkada göl görünüyor.

DSCN3177

Hamak kurduğum yerim hemen yanında bir çeşme var. Çeşmede boru yerine uzun bir dal parçası konmuş. Dal parçasının üstü kanal şeklinde oyularak suyun buradan akması sağlanmış.

DSCN3173

Ben yeteri kadar dinlendim, Cengiz yanıma gelince hamağı ona verdim yatması için. Cengiz hamağa yatınca ben de onu yatmış halde içi boş havuz ile çekiyorum. Hamağın olduğu yerde üç tane katran ağacı var. Havuzun içinde büyükçe bir kaya parçası konmuş, ayrıca küçük taş parçaları da atılmış gelişigüzel. Solda demir borudan kalp biçiminde salıncak yapılmış. Daha çok sevgililerin birbirine aşık olmaları için yapıldığı kesin. Nedeni ise Aşk tanrısı Eros bu salıncağa binenlere Aşk oku atmış olması. Kalbin üst tarafında bir ok ucu görünüyor. Alt tarafında da okun arkası var. Genç aşıklar bu salıncağa oturup  resim çekiliyorlar havuz ile birlikte ama nedense havuz boş, az bir su birikintisi var.

DSCN3174

Cengiz bir süre sonra hamaktan kalktı, salıncağa gelip oturdu. Hazır oturmuşken bir poz çekiyorum Aşk yuvasında.

DSCN3179

Ortasına kadar yontulup kanal açılan dal parçasından su devamlı akıyor. İnsanlar gelip bu sudan alarak piknikte kullanıyorlar.

DSCN3181

Dalın ucundan bir metre kadar yükseklikten sular beton yalağın içine dökülürken resmini çekiyorum. Su berrak, temiz, soğuk ve içilebilir.

DSCN3182

Hamakta uzanırken bağlı olduğum ağaç dalına tahtadan yapılmış bir kuş yuvasını gördüm. Herhangi bir kuşun girip çıktığını görmedim ama bahar aylarında mutlaka bir kuş yuvaya girip yumurtalarını bırakıyor. Yavrular yumurtadan çıktıktan sonra büyütüp uçasıya kadar sürekli yiyecek taşıyordur her gün. Hem yumurta ve yavrular için korunaklı bir yer. Yavrular uçmaya başladıktan sonra yuvaya gelip kalmıyorlar. Nerde akşam orda sabah. Yuva küp şeklinde, kuşun gireceği kadar genişlikte, yuvarlak bir delik açılmış. Yuvanın üstüne de deliği biraz geçmiş çatısı var.

DSCN3183

Bisikletçiler geldikten sonra, hamağı toplayıp çantama koydum. Belediye başkanı ile birlikte bisiklet yolunda bisiklet süreceğiz. Başlangıçta video çektim, linki aşağıda, iyi seyirler.

https://youtu.be/DWNMLGJ_rgU

Ağaç gövdelerine gerilmiş festival afişinde yazanlar; 2. Simav Eynal bisiklet festivalimize  Hoşgeldiniz Av. Adil Biçer Simav belediye başkanı. Görsel olarak bir grup bisikletçi ve elle çizilmiş bir çocuk bisiklet üzerinde. Başında siperli şapkası var. Sol tarafta belediyenin logosu. Logoda yazdığına göre 1867 yılında kurulmuş belediye.

DSCN3184

Duvar ile teras yapılmış hizmet binası önünde Simavlı kadınlar yere serdikleri örtü üzerine oturmuş harıl harıl gözleme yapmakla uğraşıyorlar. Bu gün gözleme yiyeceğiz anlaşılan. 10 Kadın, her biri değişik iş yaparak seri bir üretime geçmiş. İlk başta iki kadın hamur tenceresinden hamur alıyor göz kararı, aldığı hamuru yuvarlak yapıp biraz un serpiyor. Bir kişi yuvarlatılmış hamurları alıp dört yer sofrasına götürüyor. Sofralardaki kadınlar bu yuvarlak hamurları ellerindeki oklava ile açıp duruyorlar. Bir kadın içine malzemeyi koyup kapatıyor açılmış hamuru. Tüplü bazlama ocağında bir kadın da pişiriyor. Pişenleri de bir kadın yağlayıp veriyor sıradakilere. Pişenlerin biri gözleme, içine ot konuluyor biri bazlama, içine tahinli helva konuluyor. Biraz uzun uğraş gerektiren bir iş. O yüzden kuyrukta epey beklemek gerekiyor. 200 kişiden fazla bisikletçi var. Bazlamacılar bisikletçiler gelmeden önce pişirmeye başlayıp stoklamışlar ama arabası ile gelenler, yada başkaları, bilinmez ama ikiden fazla aldıkları söyleniyor etrafta. Aç gözlüler yüzünden uzun bir bekleyiş içindeyiz.

DSCN3187

Yaklaşık 1 metreden biraz büyük bir sac üstünde bazlamalar pişiyor. Sacın altında gaz ocağı yanıyor sürekli. Özel olarak yapılmış tüplü bazlama ocağında üç tane gaz düğmesi var. Sac üzerinde en fazla 6 tane bazlama pişiyor.

DSCN3188

İki kadın, ikisinin önündeki sofralar kare biçiminde. Soldaki kadın hamurları top top yapıyor. Solundaki kadın da elinde oklava sürekli açıyor hamuru.

DSCN3189

Diğer sofralar yuvarlak, burada oklavalar ile hamurlar açılıp yaygınlaştırıyor kadınlar.

DSCN3190

Açılmış hamurların içine bir kadın yuvarlak hamurun yarısına otlu lor seriyor. Sonra boş olan diğer yarısını çekip kapatıyor . Yarım yuvarlak bir daire oluyor. Otlu lor hamur içinde kalıyor.

DSCN3191

Uzun bir bekleyiş ve acıkan insanların sabırsızlıkları nedeniyle söylenmeye başlıyor, sinirler biraz geriliyor. Epey bir zaman bekledikten sonra bazlama ve gözlemeyi aldım. Bir de ayran alıyor arkadaşın birisi. Ayran ile gözlemeyi yiyorum, Tahinli bazlamanın yarısını yedim ve karnım doydu. Fazlası gitmiyor. Kalan yarısını yiyecek olan bir arkadaşa veriyorum. Ben yedikten sonra bazlama kuyruğunda daha çok kişi var. Karnım doydu, şimdi kahve zamanı. Şeref hocaya belediye başkanına kahve yapmak istediğimi söyledim. O da başkanın yanına götürdü. Başkanı kahve içmeye davet ettim. Belediye başkan yardımcısı da yanında, başkanın programını ayarlıyor. Bana olur, o kadar zaman ayırabiliriz deyince yardımcıya nerede kahveyi içeceğimizi gösterdim. Bisikletime binerek kahve pişireceğim kayanın olduğu yere geldim. Bisikletimi görsünler diye yol kıyısına park ettim. Kahve takımlarımın olduğu çantayı yanıma alarak kayanın üzerine çıkıp hazırlandım. Kahve değirmenine de çekirdek kahve koyup çekmeye başladım. Belediye başkanı beni fazla bekletmedi. Araba ile olduğum yere gelip kayanın üzerine çıktı. Yanında eşi  ve oğlu vardı. Belediye başkanı Adil Biçer yanıma oturunca “Öyle bedava oturmak yok, çek bakalım biraz kahve” diye değirmeni eline verdim. O da değirmeni alıp çekmeye başladı. Bu arada muhabbet ediyoruz. Önümde cezve, ocak, ve siperlikli su şişesi var. Kaya çam ağacı altında kaldığı için gölgelik. Belediye başkanının üzerinde yeşil festival forması giymiş.

241273966_4198224963629265_5931217463114844949_n

Benim kamera makinesini fotoğrafçıya verdim çekmesi için ama makine kart arızası verdiğinden çekemedik bir türlü. Bu resimleri belediyenin fotoğrafçısı çekti. Belediye başkanı Adil Biçer, küçük oğlu ve eşi birlikte kahve içtiğimiz kayanın üzerinde çekiliyoruz bir poz. Önümde kahve ocağında kahve pişiyor cezvede. Ocağın etrafında rüzgarlık var, fincanlar yanımda. Belediye başkanının elinde kahve değirmeni, önünde de kahve kavanozu. İkimiz de bağdaş kurup oturmuşuz kayada.

241481623_4198224733629288_4934675424361544680_n

Belediye başkanı, eşi ile birlikte muhabbet ederek içiyoruz kahvelerimizi. Belediye başkanına “Urim Baba’nın kahvesini Dünyanın en güzel yerinde içiyorsunuz. Şanslısınız” diye söylüyorum. Onlar da bana hak veriyorlar. Şimdiye kadar böyle bir yerde, hem de göl manzaralı, doğal bir kaya üzerinde ve gölgede kahve değirmeninde taze kahve çekip içmediklerini itiraf ediyorlar. Belediye başkanına İzmir’de kahve yaptığım  yeri tarif ediyorum. İzmir’e kahve içmeye davet ediyorum. Kahveyi içtikten sonra kahve için teşekkür ediyorlar. Belediye başkanının Pazar günü olsa da tatil yapmaya, ailesi ile zaman geçirmeye zamanları yok gibi. Kısa bir kahve molası belki iyi gelmiştir yoğun hayatında. Ben de biraz yaşamlarına değişik bir kahve tadı sunduğum için sevinçliyim. Belediye başkanına ve eşine bana zaman ayırdıkları için teşekkür ediyorum. Belediye başkanı ve eşini uğurluyorum. Festivali kahve içerek noktaladım. Artık yola çıkma zamanı sanki. Kahve takımlarını topladım, Cengiz ile buluşarak bisikletleri bisiklet taşıyıcısına yükledik. Şeref Akdemir hoca ile vedalaşıyorum. Kendisine düzenlediği bu festivale daveti için, yaptıkları için, güzel yemekler, güzel rotalar için teşekkürlerimi sundum.

Cengiz ile arabaya binip yola çıktık. Simav şehir merkezine gelip Simav fasulyesi alıyoruz. Fazla zaman geçirmeden yola çıktık. İlk önce dağlara tırmandık. Sonrasında Demirci kasabasına vardık. Burada çay molası veriyoruz. Cengiz para çekmek için uğraştı bankamatikten ama bir türlü çekemedi. Cengiz’e, sıkılma bende var idare ederiz diyerek yolumuza devam ettik. Demirköprü barajından sallanıp Salihli’ye geldik. Turgutlu’dan sonra çevre yoluna girerek ilk önce Cengiz’i evine bıraktım. Sonra kendi evime ulaştım, evlerimiz birbirine yakın biraz. Sonunda evime kavuştum akşam olduktan sonra. Bisikleti çözüp içeri aldım. Bisiklet taşıyıcısını bagajdan söküp yerine koydum. Eşyaları arabadan alarak eve girdim.

Böylece bir festivalin ve tur yazımın sonuna geldik. Hazine torbama yeni hikayeler, yollar, arkadaşlar, dostlar ile doldurdum. Yeri gelince torbadan çıkarıp sizlere sunuyorum. Aradan biraz zaman geçse de öyle hemen olmuyor, resimleri düzenle, sıraya koy, siteye yükle. Sonra da yazmak, işte yazmak en zor olanı. Herhangi bir not ta almıyorum. Kameram ile resim çekerek yolda hikayemi yazıyorum zaten. Resme bakınca hikaye çıkıyor ortaya. Resimlerde çok şey gizli. Sizler için iyi şeyler ve güzel şeylerin resmini çekmeye çalışıyorum. Sizler iyi şeylere layıksınız. Sabahın erken saatlerinde kalkıp ilk önce kahvemi içiyorum ve açıyorum laptopumu. Başlıyorum yazmaya. Yaklaşık 2 ila 3 saat durmadan yazıyorum ilham perileri ile birlikte. İlham perileri bana güzel kelimeler, cümleler fısıldıyor kulağıma. Bakalım daha neler fısıldayacaklar kulağıma, bilinmez…

Bir sonraki hikayelerde görüşmek üzere

Bu gün yaptığım yol 5 Kilometre civarı, geri kalan yolu araba ile yaptım. Toplam 24 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Gediz Nehri 8. Gün

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Murat dağı – Gediz

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

İşitin ey yarenler
Aşk bir güneşe benzer
Aşk olmayan gönül
Misal-i taşa benzer
*** ***
Taş gönülde ne biter
Dilinde agu tüter
Nice yumuşak söylese
Sözü savaşa benzer
*** ***
Geç Yunus endişeden
Gerekse bu bişeden
Ere aşk gerek evvel
Ondan dervişe benzer

Yunus Emre

 

Öne çıkmış olan görsel, çadırımın yanında sandalyede oturmuş sabah kahvesini içerken. Önümde meyve kasası, çam ağaçlarına Suyun Kaynağına Yolculuk pankartı bağlı.

IMG_20190501_073215

1500 metrelik rakımda, 1 Mayıs günü de olsa Murat dağının karlı zirvesinden gelen soğuk hava bütün gece beni üşüttü desem yeridir. Altımda mat var, soğuk yerden gelmiyor, üs taraf buz gibi oluyor, üzerime polar, ceket ne varsa örtündüğüm halde  üşüdüm. Gece boyu sürekli döndüm durdum. O yüzden pek uyku uyuyamadım. Gün ağarınca kalkıp dışarı çıktım. Hava buz gibi ve üzerime kalın ceket ve pantolon giymiş halde ilk işim  kahve yapmak. Çadırımın önünde, meyve sandığı üzerinde kahve pişirirken otomatik olarak çekiyorum bir poz.

Yalnızım, yalnızken kalabalıkta olduğunu hissetmek, kalabalıkta yalnız kalmak

IMG_20190501_072948

Kahvemi içerken bir derece içim ısındı. Çadırımın yanında sandalyeye oturmuş halde, önümde meyve sandığı. Pankartım çam ağaçlarına bağlı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20190501_073215

Çayımı demliyorum, yumurtaları kaynatıp bir güzel kahvaltı yapıyorum. Çam ormanı içinde, dağ havası insanı acıktırıyor ve saf oksijen beni doyuruyor. Bu gün 8. gün, zorlu bir yolculuk sonunda Murat dağında bitti. Suyun Kaynağına Yolculuk pankartı önünde resim çekiliyorum. Kameram tripota takılı, otomatik çekiyorum. Ben pankartın sağındayım. Mavi çadırım solda duruyor.

DSCN7895

Pet şişede kalan son toprağı da küçük pınarlardan akan suya döküyorum elimle. Buralardan doğan nehir suyu getirdiğim kirli toprağı arındıra arındıra Gediz nehri ile Ege denize kavuşması dileğimi burada yineliyorum. Geleceğimize temiz bir dünya bırakalım. Murat dağındın bereketli pınarları her yerden fışkırıyor.

IMG_20190501_075909

Bir çok yerden fışkıran pınarları boru içinden geçirerek küçük bir yalağın içinden akıtıyorlar. Bazı yerde çam gövdesi içinden boru geçirilmiş. Burada betondan piknik masaları yapılmış.

DSCN6915

Çadırı, eşyaları toplayıp termal hamama geldim. Sabah ortalıkta pek kimse yok. Havlumu ve su donumu alıp içeriye giriyorum. Kapıda herhangi bir görevli yok, hamamda kimse yok, sakin ve temiz görünüyor. Yuvarlak havuz durgun, etrafında mermer sütunlar ve her taraf mermer kaplı. Karşıda kurnalar var. Havuzdaki suyun rengi yeşilimtırak.

IMG_20190501_101130

Su donumu giyip sıcak havuza dalıyorum. Bu turda şanslıyım, bu 2. termal havuza girişim. İlki Salihli deki Kurşunlu kaplıcaları. Burası da Murat dağı termal kaplıcası.

Kaplıca Murat Dağı’nın 1476 metresinde yer almaktadır. Sıcaklığı 37 ile 43 derece arasında olan sular Sodyum, Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Bromür ve Sülfat içermektedir. Kaplıca başta romatizmal hastalıklar olmak üzere deri hastalıkları, kadın hastalıkları, sinir ve kas hastalıklarına iyi gelmektedir. Kaplıca suyunun toplam debisi 45 lt/sn civarındadır.

Burada çıkan sıcak suyun efsanesini şöyle anlatırlar,

Germiyanoğulları saflarında çeşitli savaşlarda çarpışan Gazi Murat ve kardeşi düşmanla savaşa savaşa bu dağa gelirler, yoğun çarpışmalarda Gazi Murat’ı ağır yaralarlar. Askerleri yaralarla uğraşırken dua etmişler tedavisini yapalım diye. Murat dağında normalde soğuk pınarların arasından sıcak su çıkmaya başlamış. Askerler de çıkan sıcak suda komutanları Gazi Murat’ı yıkayıp yarasını iyileştirmek için uğraşmışlar. Bu arada karşı taraftaki tepeden kellesi koltuğunun altında kardeşi gelmiş. Abisinin yanında şehit olmak istemiş ama Gazi Murat kardeşine “Bre hey fikirsiz, nerede şehit olduysan oraya git, senin makamın orasıdır” deyip kardeşini yollamış. Kardeşi de kelle koltukta karşı tepeye gidip yere düşerek şehit olmuş. O tepeye “Fikirsiz tepe” denilmiş. Gazi Murat sıcak suyun çıktığı yere, kardeşi de Fikirsiz tepe dağına gömülmüş.

Dağdan çıkan bu su kaynaklarının bir kısmı ile Gediz nehrine (Hermos), Porsuk çayı (Tembris) ile Sakarya (Sangarios) nehrine ve Banaz çayı (Senaros) ile Büyük Menderes (Maiandros) nehrine, Akarçay (Kaystros) ile Eber gölüne su sağlanmaktadır. Batı Anadolu’nun önemli havzalarını bu dağdan çıkan bu su kaynakları sulamaktadır.

Hamamın havuzundaki şifalı sularda yıkanıyorum, kimseler yok, henüz sabahın erken saatleri. Duvardaki aynada kendimi hamam içi ve havuzu çekiyorum.

IMG_20190501_103258

Hamamdan çıkıp kurulandım. Temiz eşyalarımı giyinerek dışarıya çıktım. Termal tesislere bakan arkadaşı buldum, hamam ücretini vereyim dedim o da bu da bizden olsun diyerek para almadı. Kendisine teşekkür ediyorum. Bu kez kirli çamaşırlarımı yıkamadım. Nasıl olsa bu gün eve döneceğim. Bulunduğum yere tabela konulmuş. Tabelada; Murat Dağı Rakım: 1453 yazılmış. Aslında rakım yazan metraj doğru değil. 1476 metre rakım olduğunu öğreniyorum. Bilerek İstanbul’un fetih yılı yazılmış aklı evvel birileri tarafından.

DSCN6882

Her kayanın altından su çıkıyor, iri bir kayanın üstünden sular akarak kaya dibindeki küçük havuza akıtıyorlar.

DSCN6894

Düz bir alanda küçük bir gölet yapmışlar. Göletin içine balık yetiştiriyor. Ördekler de göletin suyundan de yararlanıyor. Güzel bir alan oluşturulmuş.

DSCN6920

Artık yola çıkmaya hazırım, üzerimde deri ceket var. Sıkı giyindim çünkü önümde pedal çevirmeyeceğim uzun bir iniş var. Kendimi çam ormanı arasında giden yoldan aşağı bırakıyorum. Arada durup çam ormanını ve yolu çekiyorum kısa süreliğine, sonra yola devam.

DSCN7896

Hızlı bir şekilde aşağıya, düzlüğe iniyorum. Burada iki çayın sularının birleştiği yer. Soldan gelen çay Murat suyu, daha coşkun akıyor. Diğer çayın suyu daha az, adı sanı belli değil. İki çayın kenarları da çınar ağaçları ile kaplı. Çaylar çınar ağaçlarının gölgesine akıyorlar.

DSCN7898

Bent yapım alanına geldim. Yere büyük künkler döşenmiş.

DSCN7899

Bent duvarları da beton dökülerek yapılmaya başlanmış. Gölet yapıldıktan sonra bu yollar su altında kalacak.

DSCN7900

Bisikletle gezmenin nimetlerinden faydalanıyorum. Bu nimetlerin başında yolda hemen hemen her şeyi görmek. Onlardan birisi uzun zamandır istediğim bir şey; küçük kaplumbağa kabuğu. Kaplumbağalara zarar vermek istemediğimden bu hayalim gerçekleşmedi. Yol kıyısında gördüğüm küçük bir kaplumbağanın çoktan ölmüş olduğu, içini de kuşların yediğini gördüm. Artık istediğim bir kaplumbağa kabuğuna sahibin. Yerdeki kaplumbağa kabuğunu alıp çantama kırılmayacak biçimde sarıp yerleştirdim. Eve gidince içini doldurup bisikletimin gidonuna takacağım süs olarak. Neden böyle bir süs takıyorum? Nedeni kaplumbağa aynı benim gibi evini sırtında taşıyor. Nerde akşam orda sabah, yolda bulduğu kadar yiyecekle beslenip ağır adımlarla gideceği yere sonunda varmış oluyor. Kaplumbağanın hiç acelesi yok, gideceği yere yavaş varınca her şeyi yakından görüp hayatı yaşıyor. Hızlı gitmediği için ruhu geride kalmamış oluyor. Ruhu ile beraber, acele etmeden uzun yaşlara erişiyor.

DSCN7901

Kısa sürede Gediz’e vardım, hırdavatçı Ali’nin dükkanında öğle yemeğini birlikte yedik. Dükkanın karşısındaki oto gardan İzmir’e otobüs biletimi alıp öğle zamanında bisikletim KUZ ile birlikte biniyorum. Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuk var önümde. Otobüs arada bir yerde mola verdi. Mola yerlerinde pek bir şey yemek, içmek istemem. Hem yemekler iyi değil hem de çayları güzel demlemiyorlar. Sadece para kazanma hırsı ile kalitesiz hizmet sunmaya devam ediyorlar. Otobüs firmaları buna pek dikkat etmiyor nedense. Şimdiye kadar tuvalete ödediğim paranın haddi hesabı yok. Zaten bu tesisler en çok tuvaletten para kazanıyorlar. Mola yerlerinde durunca sigara içenler otobüsten inince hemen bir cigara yakıp tüttürüyorlar. Sigarasızlık zor içenler için. Eskilerde otobüs içinde sigara içiliyordu, otobüs içi dumanaltı oluyordu yolculuk boyunca. Ben de sigara içtiğim zamanlarda otobüs içinde sigara içtim. Sigara içme yasağı başlayınca otobüsün içi temiz havaya kavuştu. Sigara içmeyenlere daha çok zararı oluyordu sigara dumanı. Büyük kötülük etmişiz bir zamanlar. Mola yerinde içilen sigara izmaritlerini atıldığı çöp tenekesine serçe kuşu gelip konunca bir poz yakalıyorum. Serçe her yerde yiyecek arıyor. Neyse ki izmaritler işine yaramıyor.

IMG_20190501_160829

Yaklaşık 6 saatlik rahat bir yolculuktan sonra akşam olmadan İzmir otogara ulaştık. Bagajdan bisikletim KUZ’u indirip ön tekerleğini takarak çantaları bagaja taktım. Ana yolu dümdüz takip ederek Alsancak bisiklet yoluna kalabalık araç trafiğinde bisiklet sürerek vardım. Bisiklet yoluna çıkınca denizden gelen iyot kokusunu içime çeke çeke Konak iskelesine geldim. İzmir’i, iyot kokusunu özlemişim. Bir de İzmir’in simgelerinden gevreğini. Bir gevrek alıp yemeğe başladım. Gevrek çıtır olunca katıksız yemenin tadına doyum olmaz. Konak iskelesinin önünde, artık her şehir ve kasabada olan mavi boncuklu İzmir yazısı önünde bu yolculukta beni ve çantalarımı taşıyan KUZ resim çekilmeyi hak etti.

DSCN7902

8 Gün önce başladığım Suyun Kaynağına Yolculuk bisiklet turunun sonuna geldik. Yaklaşık 438 Kilometrelik bisiklet yolculuğum sorunsuzca bitti. Yeni yerler gördüm, yeni yollar keşfettim, insanlarla tanıştım. İnsanların eliyle yapılan erozyon, çevre kirliliği, nehirleri pisletmelerine dikkat çekmek için yaptığım Suyun Kaynağına Yolculuk nehirlerimiz temiz aksın projesi şimdilik bitti. Ege bölgesindeki 4 büyük nehir; Küçük Menderes, Bakırçay, Büyük Menderes ve Gediz nehirlerinin rotaları çizildi, gidilecek yollar belirlendi. Nerede kamp yapılır, yaklaşık ne kadar zamanda gidilir hepsi buradaki yazılarda elimden geldiğince anlattım. Elde edilen bu verileri herkes kullanabilir. Hiç kimseden, yada sponsordan yardım almadan, kendi kesemden turları yaptım. Zaten amacım da bu; “Herkes kendi gücü ile tur yapabilir. Yeter ki yola çıksın, yollar hepimizin, paylaşalım” Temiz bir ulaşım aracı olan Bisiklet insanı her yere götürebilir.

Yazdığım yazılar yaklaşık 2 yıl önceden yaptığım turları anlatıyor. Bu tur 2019 yılında yaptım. Yıl olmuş 2021. Yazıları yazmak kolay değil ve zamana gereksinimim var. Ayrıca yaşanmış olayların biraz dinlenmesi gerek. Ben hep düşünmüşümdür; “Bir yolculuk yaptığım zaman hemen anlatmamalı. Üzerinden biraz zaman geçmeli ki taşlar yerine otursun. Soğumalı ve olgunlaşmalı. Anımsayıp yazmaya başladığımda ortaya daha güzel yazılar çıkıyor.” Bir de bu turda öğrendiğim bir şey var; “Ruhumu beklemek” İlk yaptığım tur tek başımaydı, son yaptığım bu tur da tek başımaydı. Tek başıma yaptığım turun avantajlarını kullandım.

İnsanoğlu yaşadığımız dönemde teknolojinin getirdiği olanaklarla çok hızlı ömrünü tüketiyor. Bunun farkında değil çoğu. Hep bir yere yetişme telaşı ile insanların ruhları geride kalıyor. Zaman beklemeyi de istemediğinden bir türlü rahat, huzurlu, sakin bir hayat yaşayamadan ömrünü tamamlıyorlar. Oysa dünya yaşanılacak bir yer ve güzellikleri görmek için biraz yavaşlamalı, yaşamalı anı ve zamanı. Ben de yazılarımı yazarken hep 2 yıl önceden gelmemin nedeni ruhumdan hızlı hareket etmemdi. 2 Yıldır ruhumun gelmesini bekledim bu yazıları yazmak için. Ruh olmadan bir şey olmuyor.

Son yaptığım turun ardından pek bisiklet turlarına çıkmadım. Yaklaşık 1.5 yıldır yaşadığımız Corona virüs salgını nedeni ile bir çok tur ve festival yapılmadı, hepsi iptal oldu. Ben de bu dönemde marangoz atölyesinde çalıştım. Aldığım ücret çok az olsa da bereketli oldu ve para bile biriktirmeye başladım. Kapitalizmin bize dayattığı resmi soyguncular olan bankalar bizi sürekli kredi, kredi kartı ile yapacağımız birikimleri sistematik biçime elimizden alıyor ve borçlandırıyorlar sürekli. Peşin para ile harcamalarımı yapmayı öğrendim. Kredi kartı kullanmıyorum. Şimdilerde rahatım ve böyle sürdüreceğim. Marangoz atölyesinde yeni şeyler öğrendim, kendimi geliştirdim. Yeni fikirler oluştu kafamda. Bunun hazırlığını yaptım ve yeni bir sayfa açacağım.

Yine de bisiklet turları yapacağım, bisiklete bineceğim, festivallere katılacağım elimden geldiğince.

Hayallerimde olan “Yelkenleri maviliklere açacağım” türküsünü mırıldanacağım önümüzdeki günlerde.

IMG_20200928_085833

El salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

Dilim sürçtüyse affola. Sağlıcakla kalın

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 47 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritaları

Otogar – Üçkuyular 17 Km

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

İki Ada Bir Yarımada 3. Gün

25 Ağustos 2017 Cuma

Avşa Adası – Marmara Adası – Çınarlı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

20170825_131023_HDR

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!…

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi…

Orhan Veli KANIK

 

Güzel bir uykunun sonunda erkenden uyanıyorum her zaman olduğu gibi. Evin duvarsız bahçesinde, kocaman çam ağacının altına oturuyorum. Sabah kahvemi pişiriyorum ilk önce. Güne kahve ile başlamalı. Önce bir bardak soğuk su, kahveyi içtikten sonra yine bir bardak soğuk su. Ve kitabımı okumaya başladım. Avşa adasının sakinliği, havası ve insanları bana çok iyi geldi. İnsanlar bağırıp çağırmadan sakince konuşuyorlar birbirleriyle. Sıcak kanlı ve dostane tutumları adadaki sokak köpeklerine de yansımış durumda. Gece o kadar sokak köpeği gördük, biri bile bize dönüp havlamadı. Gece boyu da havlayan köpek sesi duymadım. Demek ki köpekler de yaşadıkları yerdeki insanlar gibi, sakin yerlerde sakin davranıyorlar yabancılara. Kavgacı, sert insanların yaşadığı yerlerde ise köpekler saldırgan ve sert davranıyor yabancılara. Bunu yaşayıp öğrenmiş oldum.

Bu gece kaldığımız evi çok sevdim. Ev tek katlı, üzeri kiremitli, bahçesi olan ama bahçe duvarı olmayan bir yer. Tam hayalimdeki ev, bahçe duvarı olmayan içi ağaç dolu bahçe. Sonradan Hakan’ın söylediğine göre Hakan küçükken babası dikmiş çam ağacını. Ağaç 50 yaşını geçmiş bile.

Okuduğum Dinler Tarihi kitabında Yahudilik bölümünde şöyle bir pasaj yazılmıştı; “Doğrular öldüğünde kaybeden dünyadır. Kayıp mücevher her zaman bir mücevherdir; fakat onu kaybetmiş olan sahibi pekala onun için ağlayabilir.” Bu pasaj bana ilginç geldiydi.

Evin bahçesi, solda çam ağacını kalın gövdesi. Kahverengi muşamba kaplı masa, oturma yerleri. Kahve ocağında kahvem pişerken ben kitabımı açmış okuyorum masada. Solda iki küçük ağaç, birinde havlu asılı. Soldaki beton duvar komşu evine ait. Arkada park etmiş arabalar.

20170825_084943_HDR

Cem ve Yıldız bir süre sonra uyanıyorlar. İlk önce bisikletime aldığım kaset dişlisini değiştiriyorum. Bisikletleri hazırlarken Cem çakısını kaybettiğini, bir türlü bulamadığını bana şakacıktan ağlayarak söylüyor. Ben de az önce okuduğum pasajı sakince ona söylüyorum; “Kayıp çakı her zaman bir çakıdır; fakat onu kaybetmiş olan sahibi pekala onun için ağlayabilir.”  Nedense tam yerine oturdu. Pasajda kaybedilen mücevher yerine çakıyı yerleştirdim sadece. Cem’e Üzülme çakı her zaman çakıdır, bunun için pekala ağlayabilirsin tesellisini yapıyorum. Neyse ki çakısını bir süre sonra buldu, içi rahatladı. Ama pasaj dilimize dolandı bir kere.

Hakan erkenden gelip evde hazırladıkları kahvaltıya davet etti. Bizler eşyaları çantalara yerleştirip hazır olunca Hakan ile birlikte evlerine gittik. Çantaları evde bırakıyoruz, sadece gerekli olan eşyaları bir çantaya koyup yanımıza alıyoruz. Geniş balkonunda kocaman masa kahvaltılık malzemeleri ile doluydu. Eşi bizlere mükemmel bir sofra hazırlamıştı, sadece kuş sütü eksikti desem yeridir. Teşekkürler Hakan, kesene, gönlüne bereket. Kahvaltıyı hep birlikte muhabbet eşliğinde yiyoruz. Kahvaltıdan sonra kahve pişirip afiyetle içtik.

Masada Yıldız, Hakan ve ben oturmuşuz, elimizde fincanlar. Cem balkon duvarına oturmuş durumda elçek resim çekiyorum.

20170825_114152

Kahvaltı için Hakan’a ve eşine teşekkürlerimizi iletiyoruz. Hakan ile birlikte cep telefonumun kamerasına poz veriyoruz. Cem bizi çekiyor, Hakan da beyaz tişört, üzerinde avcı yeleği, boynunda güneş gözlüğü sarkıyor. Benim üzerimde beyaz tişört. Urim Baba’nın Kahvesi logolu baskı var. Logoda önde bisiklet tekerleği, yukarı doğru siyah bir tüy, ucu beyaz. Ve kahve cezvesi.

20170825_121050_HDR

Hakan ve eşi ile vedalaşıp bisikletlere binerek yola çıktık. Avşa adası turu yapacağız. Asfalt yolda Cem ve Yıldız gidiyor. Etrafta tek tük evler var. Sağda beton elektrik direği ve bir çöp tenekesi.

20170825_122123_HDR

Avşa adasının sahilinden giden yolda deniz manzarası ile pedal çeviriyoruz. Masmavi Marmara denizi, küçük tekneler ve karşıda küçük Ekinlik adası.

20170825_122239_HDR

Adada teknelerin bağlı olabileceği marina yapılmış. Denizin ilerisine kadar mendirek yapılmış. Azgın dalgalardan tekneleri koruması için. Kumsal, sazlık, küçük bir tekne denizde demirlemiş ve marinanın mendireği.

20170825_122455_HDR

Yol hafif çıkışlı ve inişli. Sürekli denizi görmekteyiz ve rüzgar şimdilik karşıdan karayel olarak esiyor. Yol boyu takip eden elektrik direkleri ve irili ufaklı siteler.

20170825_123006_HDR

Dedim ya buranın köpekleri insanları gibi sakin. Bizle ilgilenmiyorlar bile, çünkü adada hırsızlık olayı neredeyse hiç yok. İnsanlar evlerini kapısını hiç bir zaman kilitlemezlermiş. Hırsızlık olsa nereye kaçacak, yakalanıp ayağına bir taş bağla at Marmara denizine. Bir mikrop kurtulur dünyadan. İşte sakin bir kurt kırması köpeği bana havlamadan yürüp geçiyor.

20170825_123317_HDR

Bazı yerlerde tek tük evler de var. Oraya kadar toprak yol yapılmış ve elektrik te verilmiş direklerle.

20170825_123322_HDR

Bazı küçük siteler karşımıza çıkıyor. Küçük bir koy ve turkuaz renkli kumsalı.

20170825_123416_HDR

Adanı fazla yüksek tepesi yok ve etrafta nerdeyse hiç ağaç yok. Tepeler çalı bitkileri ile kaplı, kıyılar sazlık.

20170825_123524_HDR

Kimi yerlerde üzüm bağları görüyorum.

20170825_123726_HDR

Kıyılar sakin, kimse denize girmiyor. Deniz dalgalı. beyaz köpüklerle kumsala vuruyor. Kumsalda Zodyak bot duruyor. Sert rüzgarlara dayanıklı dikenli çalılar kumsalda top olmuş bir kirpi gibi duruyor.

20170825_123856_HDR

Top olmuş dikenli çalılara bakınca içlerinde plastik şişeler gözüme ilişiyor. Marmara denizinden gelen plastik şişeler rüzgarın etkisi ile karada çalılara kadar gelmiş.

20170825_123904_HDR

Yıldız ve Cem bisikletleri sürerken resimlerini çekiyorum.

20170825_124018_HDR

Marmara denizinin harika adasında harika bir kumsaldayım. Denizden gelen sürekli dalgalar pırıl pırıl kumlara vuruyor ve geri çekiliyor sürekli olarak.

20170825_124106_HDR

Dört ev, bir yere yapılmış, kumsalın dibinde. İyi hoş ta sadece evi yapanlara mı deniz ve kumsal. Buna izin veren zihniyet maalesef parası olana gücü yetmiyor. En az 100 metre denizden uzakta olmalı yapılar. Deniz ve doğa çirkin binalarla kirletiliyor.

20170825_124240_HDR

Yol kıyısında sarı çiçek açmış kaynana dili bitkisinin bir resmini çekiyorum. Uzaktan bakmak bana yetiyor, dikenleri çok ince. Battımı çıkarması zor.

20170825_124504_HDR

Yol bir yerden sonra toprak olarak devam ediyor.

20170825_124521_HDR

Açık denizden gelen sert rüzgara rağmen iyi gidiyoruz. Dalgalı deniz, yakındaki adalar ve tur yapan Cem, Yıldız ve ben olarak elçek resim çekiyorum.

20170825_125020

Toprak yol devam ediyor sahil boyu. Araba da geçmiyor. Sadece üç bisikletçi yolda.

20170825_125044_HDR

Bir bağın yanından geçerken durup daha yakından üzümlerin resmini çekiyorum. Avşa adasının şarabı ünlü. Bu bağlardaki siyah üzümler şaraba dönüşecek günü bekliyor. Hazır yakınında iken bir kaç salkım üzüm koparıp tadına bakıyoruz.

20170825_125409_HDR

Üzümlerin tadına baktık ve yola çıkıyoruz. Önde Cem ve Yıldız bisikletlerine binmiş bile. Benim bisikletim KUZ beni öylece bekliyor.

20170825_125712_HDR

Bazı yerde taş evler var ama terkedilmiş harabe durumda.

20170825_125831_HDR

Kayalık ve deniz muhteşem görünüyor. Denizin temizliği berraklığından belli oluyor.

20170825_130116_HDR

Bazı yerde sahil kısa ve düz bir hat oluşturmuş. Beyaz köpükler saçarak kıyıya vuruyor dalga şerit gibi.

20170825_130121_HDR

Yol denizden tepelere doğru çıkmaya başladı.

20170825_130449_HDR

Tepeyi aştık ve denize tekrar kavuştuk. Cem ve Yıldız durup mataralarından su içerken çekiyorum bir poz.

20170825_131023_HDR

Yüksekçe bir tepe ve çalılardan başka bitki yok gibi. Ağaç ta yetişmiyor, hem rüzgardan hem de susuzluktan. Su kaynakları kıt, anca yağmur suları ne kadar yağarsa. Birileri çöpleri poşete koyup bırakmış ortalığa. Nedense taşımak güç geldi. Belki de kendi meydana getirdiği çöpün arabada kokmaması için öylece doğaya bırakmış.

20170825_131112_HDR

Yine üzüm bağlarını görüyorum. Denizle bütünleşmiş sanki; yeşil ve mavi.

20170825_131355_HDR

Deniz masmavi, karşıda solda Koyun adası, üzerinde ağaç ve yerleşim yeri yok. Daha ileride Paşalimanı adası.

20170825_131400_HDR

Altınkum sahiline geldik. Burası yazlıkçıların oluşturduğu küçük köy gibi. Önde Cem ve Yıldız, parke döşeli yolda gidiyor.20170825_132940_HDR

Küçük bir limanı olan balıkçı köyü burası. Bisikletim KUZ bana poz veriyor limandaki tekne ile.

20170825_133224_HDR

Uzun bir sahili ve kumsalı olan Altınkum paralel gelen köpüklü dalgalar son noktada kumsala vuruyor.

20170825_133624_HDR

Balıkçı köyünde kahvede oturup birer çay içiyoruz. Elimizde çay bardakları ile elçek resim çekiyorum.

20170825_134342

Kısa bir çay molası bize yetti. Buradan tepelere doğru çıkmaya başladık. Adanın diğer tarafına doğru gidiyoruz. Bir tümsek üzerine derme çatma bir evin duvarındaki yazı çok ilginç. Yazıyı yazan ilkokulu zorla bitirmiş olmalı. Yazı öyle gösteriyor. Belki de müşteri çekmek için böyle yazılmış olabilir. Solda DOeALVE OReANİK YIMIRTA yazısı yazılmış. Sağda ise TOZAN DOeALVE OReANİK YIMIRTA. En altada telefon numarasını sığdıramamış, son iki rakam altta yazmış. Yazıda G harfini küçük e harfi gibi yazınca okunması zor oluyor.

20170825_140455_HDR

Tepeyi hızlıca çıkıp adanın diğer tarafına pedal çevirmeden iniyoruz. Diğer taraftaki deniz göründü bile.

20170825_140508_HDR

Dün gece karanlıkta görmemiştik. Avşa’nın meydanında kocaman üzüm salkımı heykeli var. Demek buranın ünlüsü siyah üzüm ve devamı şarap. Üzüm salkımı gerçekmiş gibi duruyor. İri taneleri ve sapın üstünde yaprakları yenilecek gibi gözüme göründü. Salkımın altındaki kaidede altın renginde harflerle AVŞA ADASI yazış. Kaide siyah füme dikine desenli ünlü Marmara mermeri ile kaplı.

20170825_141159_HDR

Bir evin duvarına yaslanmış iki bisiklet duruyor. Bisikletlerden birisi çocuk bisikleti 12 inçlik ve tamamen kırmızı renge boyanmış. Diğeri büyük 26 iç bisiklet sarı, turuncu karışık renge boyalı. İki bisikletin önünde ve arkasında çiçek saksıları konulmuş.

20170825_141958_HDR

Merkezde durmayıp direk dün gece kaldığımız eve geldik. Bahçe duvarı olmayan tek katlı evi çam ağacı bir bölümünü tamamen örtmüş durumda. Diğer meyve ağaçları da az çok evin diğer kısımlarını kapatmış. Bahçe duvarı olmayan ev çok hoşuma gitti. İleride böyle bir ev yapmayı tasarlıyorum. Evin bahçesinde duvar olmayacak. Etraf meyve ağaçları ile çevrili olacak. Sadece bir kısmı güneşi görecek şekilde yapacağım evimi. Güneşten yararlanmak gerek.

20170825_142230_HDR

Evin yanına gelince kaplumbağaların tok tok seslerini duyunca kulak kabartıp nerden geldiğini buldum. Adada yaşayan kaplumbağaların çiftleşme zamanına denk gelmişiz. Sarı otların arasında üç tane kaplumbağa cilveleşiyor. Sanırım biri dişi diğer ikisi erkek.

20170825_142433_HDR

Evde bıraktığımız eşyaları alıp Hakan’ın evine gittik. Burada bisikleti bırakıp deniz kıyısına biraz yüzmeye gittim tek başına. Sıcak iyice bastırdı öğle saatlerinde. Biraz serinlemek iyi oldu. Deniz kıyısı, karşıda Ekinlik adası

20170825_143342_HDR

Hakan’ın eve dönüyorum, eşi bize nefis yemekler tattırdı. Ellerine sağlık, ardından yine dondurma ve bir dilim kavun. Bizleri iyice şımarttılar, böyle ağırlanmak ne güzel. Evden ayrılmadan önce toplu olarak elçek resim çekiyorum. Hakan’ın eşi, kızı ve oğlu da aramızda masanın etrafında oturmuş olarak.

20170825_154040

Bisikletleri yükleyip hazırlandık. Hakan ve eşi ile vedalaşıp bizleri ağırladıkları için kendilerine teşekkürlerimizi sunduk. Hakan bizi iskeleye kadar götürdü. Biletleri alıp gemiye bindik. Gişedeki sefer tarifesinin resmini çekiyorum ne olur ne olmaz. Başka zaman lazım olabilir.

20170825_160442_HDR

Gemi hareket etti ve deniz yolculuğumuz başladı. Avşa adasından uzaklaşıyoruz. Çok sevdim Avşa adasını. Umarım bir daha gelip daha uzun kalırım doyasıya yaşayarak. Son defa Avşa adasına ve Avşa’ya bakıp resmini çekiyorum.

20170825_165811_HDR

Gemide elçek ile kendi resmimizi çekiyorum. Üç kişi mutlu bir gülümseme ile poz veriyor. Ben, Cem ve Yıldız.

20170825_165903

Dışarıdaki koltuklara oturup elçek ile bir resim daha çektim. Cem’in baş ve işaret parmağı arasında minik bir elma duruyor.

20170825_170052

Adaların arasından geçiyoruz sakince. İzlemesi bile zevk veriyor, harika bir gün, harika bir deniz ve yolculuğumuz.

20170825_171022_HDR

Geride Kapıdağı yarımadası çok uzaklarda kaldı. Daha yakında Avşa adası, o da uzaklara kayıyor.

20170825_171027_HDR

Artık önümüze bakalım. Marmara adası göründü ve iyice yaklaştık. Marmara denizinde en büyük ada Marmara adası. Tepeleri çıplak ve kayalık. Eteklerinde bazı yerlere ağaç dikilmiş küçük bir alana. Kıyı taraflarında daha çok ağaçlar var. Marmara kasabası toplu evlerin bir arada kıyıda yamaca doğru tırmanmış.

20170825_172347_HDR

Limanın ucuna yaklaştık. Birazdan feneri geçip iskeleye yanaşacak gemi.

20170825_172747_HDR

İskele göründü, artık 200 metre bir ara kaldı.

20170825_172759_HDR

Marmara adası iskelesine çıkıyoruz. İskele 2016 yılında yani geçen sene yenilenip onarılmış. Marmara adasından çıkan mermerlerle kaplanmış iskele binası komple.

20170825_173324_HDR

İskelede gemiden karaya ayak basıyoruz. Kasabanın içinde karşımıza Hakan Sevin çıkıyor. İlginç bir durum her adaya çıkışta Hakan’lar bizi karşılıyor nedense. Her yerde Hakan. Sarmaş dolaş, merhaba diyerek hasret gideriyoruz birbirimizle. Eşpedal Ege turunda tanışıp kaynaşmıştık Hakan ile. Hakan’ın buraya geleceğini biliyordum. O yüzden hediyesi olan yağlı boya resmini taktim ediyorum. Resim rulo halinde verince dürbünden bakar gibi bana bakıyor. Ben de resmini çekiyorum öyle bakarken. Hakan Denizli’den Demet ile gelmiş Marmara adasına.

20170825_174059_HDR

Çay bahçesinde birer çay içip sohbet ediyoruz. Sonra toplanma yeri olan Çınarlı köyüne doğru yola koyulduk. Yol dediğim toprak yol, henüz asfalt atılmamış bazı yerler. Kanalizasyon döşemişler, o yüzden toprak yoldayız.

20170825_184259_HDR

Yolda bize birisi daha katılıyor. Nedense bagajında küçük çantalar takmış. Çadır, uyku tulumu, mat ve diğer eşyaları sırt çantasına tıkıştırmış. Çantayı da sırtına vurmuş bayağı havaleli görünüyor. İlk defa bisikletle kampa katıldığı belli. Yol düz ve az aşağı gitse de karşıda zorlu bir yokuş bizi bekliyor.

20170825_184839_HDR

Artık yapacak bir şey yok, tırmanmaya başladık. Yokuşun yarısına geldik bile. Ha gayret az kaldı, son yokuş.

20170825_185036_HDR

Ada büyük olunca dağları da ona göre yüksek, o yüzden dağ yağmur sularını tutuyor. Çeşmeden su yavaş akıyor, su kaynağı kuvvetli demek ki. Dere taşlarından çeşme yapılmış. Gri taşlar ve beyaz taşlar desen olarak yapılmış. Çeşme başında Bisikletim KUZ ile bir poz resim çekiyorum. Önde ve arkada bagaj çantaları ve arkada sosis çanta. Tur için gerekli bütün malzemeler çantaların içinde.

20170825_185222_HDR

Akşam güneşi ufka iyice yaklaştı. Son ışıklarını Demet ve Hakan’ın üzerine vuruyor. Gölgeleri uzamış. Hakan soluna doğru denize bakıyor ne gördüyse.

20170825_190851_HDR

Yıldız ve Cem de arkalarından geldi güneşin son ışıkları üzerlerine vurmuş.

20170825_190915_HDR

İnişte kıyıda küçük bir liman, liman yeni yapılmış sanki. Bir kaç balıkçı teknesi ve büyükçe bir gemi var. Limanda pek hareket yok. Dalgakıran iki tane, biri içte sağda diğeri dışta solda.

20170825_190918_HDR

Güneş Trakya tarafında parıldayıp son ışıklarını vuruyor üzerimize. Karşıda Şarköy civarı siulet olarak görünmekte.

20170825_191206_HDR

Marmara adasının şirin köylerinden birisi olan balıkçı kasabası Çınarlı göründü. Yolu döndük mü Çınarlı tamamen görünecek. Yeni yerleri görmenin heyecanı var üzerimde.

20170825_191234_HDR

Eski  demir bir elektrik direğinde duran tabela “Çınarlı Hoşgeldiniz” diyerek bizi karşılıyor. Küçük, tek katlı bir ev ve tamamen ağaç örtüsü altında olan Çınarlı’ya giriyorum. Karşıda dik yamaçlı dağlar yüksek görünüyor.

20170825_191444_HDR

Çınarlı’ya adını veren dev asırlık çınar ağaçlarının altına çadırları kuruyoruz. Çadırlar yanımızda oturup güzel bir tarhana çorbası pişiriyoruz bir tencere. Akşam yemeğini böylece halletmiş olduk. Bankta Hakan ve Demet oturuyor, ben, Yıldız ve Cem yerde matların üzerinde bağdaş kurarak oturmuş durumda resim çekiliyoruz. Muhabbet gırla gidiyor.

20170825_201211_HDR

Çınarlıya adını veren çınar ağaçlarından birisinin yanında duran bisikletim KUZ ile resmini çekiyorum. Çınar ağaçlarının yaşı yaklaşık 1.000 yıllık var. Dev gövdeleri bozulmadan günümüze gelmiş. Kalın ve güçlü dalları 1.000 yıldır fırtınalara dayanmış ve geniş bir alanı kaplamış durumda. Böyle bir kaç ağaç geniş bir alanda yer bulmuş kendine ve dokusu bozulmadan günümüze gelmiş. Sakin bir balıkçı kasabası tam kafa dinlenecek yer. Hem Dünyanın 2. en az nem olan yerlerinden birisi. Adada çıkarılan mermer nemi barındırmıyor ve nemsiz bir ortam sağlıyor. Sadece bol oksijen ve iyot kokusu var.

Marmara adası tarih boyunca sürgün yeri olarak yaşamıştır. Sürgün yeri olması ve ana karaya bağlı olmadan zorunlu olarak burada kalınması hasretliği ve yorgunluğu dile getirir. Nazım Hikmet’in sürgünde iken yazdığı İstanbul hasretini yazdığı Mavi Liman şiirindeki Çınarlı burayı andırıyor sanki. Nazım Fransa da hastalık döneminde bu şiiri yazmıştır.

Çok yorgunum
Beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
Beni o limana
Çıkaramazsın

Nazım Hikmet RAN

İri gövdeli 1.000 yıllık çınar, kalın dalları gecenin karanlığını örterken sokak lambalarının parlak ışıkları etrafı ve ağacın altını aydınlatıyor.

20170825_222536_HDR

Gecenin bir yerine kadar sohbet, kahve ile zaman geçirdik. Kayıt masasında kaydımızı da yaptırıyoruz festival komitesine. Festivale Ferdimen de gelmiş, buluşuyorum Ferdimen ile. Yatma zamanı gelince Hakan’ın çadırı yok, kalacak yeri de yok. Ona hamağımı veriyorum, artık uyku tulumuna sarılıp yatsın. Yapacak bir şey yok. Herkes birbirine iyi geceler dilekleri ile çadırlarına girip yatıyor.

Avşa adası turumuz toplam 14 Kilometre civarı

Haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

Marmara adasında Çınarlıya kadar olan bölüm 6.5 Kilometre. Bu gün yaptığım toplam yol 21 Kilometre civarı.

Aşağıda Marmara – Çınarlı arası yol haritası

Powered by Wikiloc

Bisikletin Öyküsü

15 Ocak 2018 Pazartesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Evvel zaman içinde

Kalbur saman içinde

200 Yılıldır icat edildikten beri

Pedal çevirip

Tekerini döndürürken

Horozlar

Henüz yatmadan

Sevgili Muhlis Dilmaç ile

Çene çalar iken

Bisikletten in de gel

Bizim fabrikayı gez dolaş bi

Bak bakalım nasıl üretiliyor

Bi gör, gör bi,

Gör

 

Öne çıkan görsel, Accel fabrikasının ana binası. Öndeki yuvarlak meydanda altı kişilik tandem bisiklet duruyor. Meydan yeşil çimenlerle kaplı.

Dedikten sonra henüz soğumamış kış günlerinin Ocak ayının bir Pazartesi sabahın körü olmayan bir saatte, 8 civarı. Ortalık karanlık ama inler ve cinler top oynamayı bırakmış herkes Pazartesi sendromunu yaşamaya başlamış bile çoktan. Öğrenciler okula, işçiler işine, memurlar bürolara akın akın, otobüs, metro yada kendi arabası ile çoktan yollarda. Ben de yılların emektarı ECE adlı bisikletime atladım.

ECE’yi yeni boyatıp toplamıştım, o yüzden henüz ışıkları yok. Sokak lambalarının ışıkları yetiyor, hem kıyıdan, kaldırımlardan geldim Muhlis Dilmaç’ın evinin olduğu yere. ECE yeni boyandı dedim ya bu gün gideceğim Accel bisiklet fabrikasında yeniden boyandı ECE. Yani aynı fabrikada 2. kez boyanan ilk bisiklet olarak tarihe yazıldı. Kadro demirine de oğlumun ismi yazıldı BARIŞ BABACAN diye. 1995 Yılında oğlum için aldığım bu bisikletin markası Bianchi. Manisa da üretilmiş ve biz almıştık. Yıllar geçti emekli olduktan sonra bisiklet dünyasına girince ilk yıllarımda günlük turları ECE ile yapıyordum. Sonrasında tur için KUZ’u alınca ECE ev işlerinde, çarşı alış verişlerinde kullanmaya başlamıştım. ECE demirden yapılmış sağlam bir bisiklet, 26 inç tekerleklere sahip. Fabrikada boyandıktan sonra komponetleri ve jantları yenileyip daha aktif kullanmaya hazırladım.

Apartmanların arasında sadece yayaların geçtiği dar bir sokakta evlerin bahçelerinde yetişen sarmaşıklar yeşil ve doğal bir duvar şeklini almış. Sokak lambasının aydınlığında bisikletim ECE tek ayağına dayalı durumda. Muhlis Dilmaç’ın horozu henüz uyanmadığı için ötmeye başlamamış.

Bisikleti bahçeye bırakıp araba ile İzmir’in korkunç olmaya başlayan sabah trafiğinde boğuşarak uzun bir zaman sonra fabrikaya gelebildik. Pazartesi, sendromu yaşamadık ama araçların gürültüsü, yoğun trafik yetmişti. Şehirden çıkınca rahatlamış olarak yol alıp güzel bir pazartesi sabahında arabadan inerek fabrikanın girişinde resmimi Muhlis usta çekiyor.

Fabrikaya ait aracın yanında duruyorum. Aracın yan tarafında çizgi olarak bisiklete binen bir yarışçı ve ardında Carraro yazısı. Arkamda fabrikanın idari binası. Bina 2 katlı, ön cephesi kare biçiminde, yanlarda V biçiminde iki bina birleştirilmiş. Önde firmanın ismi Accel mavi renkli, soldaki binanın duvarında Carraro kırmızı, altında Bianchi yeşil. Soldaki binada ise Ghost kırmızı, altında Lapierre, onun altında da XLC  siyah renkte markaları yazılmış. binanın yanında ve önündeki meydanda yeşil çimen ve çit çalılarından ekilmiş.

Türkiye’nin en modern ve entegre bisiklet üretim tesislerinden birine sahip olan Accell Bisiklet, 18.743 metrekaresi kapalı alan olmak üzere, toplam 37.196 metrekare alan üzerindeki tesislerde, farklı kullanımlar için nitelikli bisikletler üretmeye devam eder. Yönetim birimi, montaj/boya ve kadro/maşa üretim işletmeleriyle merkezi Manisa’da bulunan Accell Bisiklet’in, İzmir, İstanbul ve Ankara’da da satış bölge müdürlükleri vardır. Türkiye  genelinde, yaklaşık 750 yetkili bayisi ve 450’yi geçen yetkili servisleriyle hizmetlerine devam eder. Sadece ürettiği bisikletlerin nihai tüketiciye ulaşmasını temin etmekle kalmayıp, satış sonrası hizmet organizasyonuyla da son kullanıcıların bisiklete binmelerinden keyif almalarını sağlar. Yaygın servis ağı ve rutin servis hizmetleri dışında, Accell bisiklet kullanıcılarına ücretsiz ilk bakım/ayar hizmeti de verir. Accell Bisiklet, “Kalite Yönetimi’nin insana saygıyla, çalışanların yaratıcı potansiyelinin harekete geçirilmesi için gerekli motivasyonla gerçekleşeceğine inanır. Çalışanların, hem yöneticilerle hem de kendi aralarında sağlıklı iletişim kurabilmeleri ve kollektif düşüncenin sinerjisinden yararlanabilmeyi teşvik eder. Bugün, 27 saniyede 1 dağ bisikleti üretilirken, 45 saniyede 1 şehir bisikleti yapılabilir durumdadır. Üretilen tüm bisikletler, profesyonel veya amatör kullanıcılardan gelen veriler ile tekrar değerlendirilir. Hız, güç, emniyet, ağırlık, kullanım şartları ve diğer tüm kriterleri kapsayan çalışmalarla bisiklet tasarımları yeniden şekillendirilir. Tesislerde üretilen tüm bisiklet modelleri, değişik çap, şekil ve formlardaki özel metal borulardan ve kalitesi onaylanmış tedarikçilerden temin edilen parçalardan yaratılır. Bisikletlerimizin tasarım ve görünümleri, Accell bisikletin kişiliğini yansıtır. Kullanılan renk yelpazesi, global trendler takip edilerek ünlü boya fabrikalarından seçilir. Otomotiv sektöründe de kullanıldığı gibi, çağdaş teknolojide kullanılan iyonize boya tercih edilir. Çevre ve insan sağlığı hep ön planda tutulduğundan, su bazlı boya kullanılır ve bisiklet üzerindeki tüm etiketler, su bazlı boyalarla üretilir. Ayrıca tüm bisikletlerimizde ünlü otomobil markalarının kullandığı toz vernik uygulaması vardır. Accell Bisiklet, bisiklete binmenin alışkanlık haline getirilecek kadar hayati bir öneme sahip olduğuna inanır; bu nedenle de “kaliteli üretim” prensibini benimser. Uygulanacak her yeni fikrin üretim sürecinde, her kademeden personel, ürün kalitesini istenilen seviyede tutma ve geliştirme konusunda doğrudan görev alır. Başlangıç seviyesinden, profesyonel bisikletlere kadar üretilen her tür bisiklet, belirlenmiş gereksinimleri karşılamak ve maksimum performansı sağlamak zorunluluğu taşır. Tüm test ve muayeneler, uluslararası standartlar doğrultusunda gerçekleştirilir. Bisikletlerin dayanma güçleri özel test cihazlarında sürüş şartları simüle edilerek denenir. Üretilen bütün bisikletler, hassas ayarları yapıldıktan, kaynak düzgünlüğü, boya yüzey pürüzsüzlüğü ve tüm fonksiyonların doğru çalışması incelenip onaylandıktan sonra satışa sunulur. Barkod tabanlı izlenebilirlik sistemi, üretimin başlangıç aşamasından itibaren, tek tek her bisikletin tanımlanmasını ve istenilen her türlü bilgiye, her şekilde ulaşılmasını sağlar. Bianchi, Carraro, Ghost, Lapierre ve Whistle Accell Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin tescilli ticari markasıdır. Accell Bisiklet San ve Tic. A.Ş.

Accel bisiklet fabrıkasının idari binasının önü ve meydanı. Meydan yuvarlak bir alan, çim ekili. Çimlerin üstünde de 6 kişilik bir tandem bisiklet.  Her kişi tarafı değişik renkte boyanmış. Solda sürücü beyaza, sonrası kırmızı, yeşil, siyah, sarı, turuncu renkte. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

İdari binanın içine girerek Muhlıs Dilmaç’ın odasındayım. Kahve takımlarımı çıkarıp masanın bir köşesine tezgahı kuruyorum. Kahve kutusu boş o yüzden kahve değirmenini doldurup öğütmeye başladım.

Masanın üzerinde kahve takımlarım, sandalyede oturmuş değirmende kahve öğütüyorum.

Ben kahve öğütürken Muhlis Dilmaç cep telefonuyla elçek resmimizi çekiyor.

Kahve öğütüldükten sonra cezvede kahve pişti, fincanlara boşaltıldı bol köpüklü olarak. İçilmeye hazır, şanslı olan üç kişiyi bekliyor. Üç fincan yan odada fabrikanın genel müdürü Anıl Şakrak ve misafirine gitti, biri zaten benim.

Masanın üzerinde 4 fincan kahve dolu, cezve, kahve değirmeni, ocağım, şeker, kavanozda kahve çekirdekleri, metal kahve kutum, su dolu sürahi ve yarım dolu bir bardak. Masa takvimi üzerinde notlar tutturulmuş. Bir de masa telefonu.

İkinci parti kahve pişirmeye başladım, kahve pişince daha önceden tanıdığım isimler geliyor. Abidin Bali Uysallı ve Nazlı Ezgi Özkan. Nazlı ara sıra kahvemi içmeye gelmişti İnciraltı kent ormanına. Fabrikaya geldiğimi öğrenince koşarak geldiler. Elbette kahvenin de olacağını. Kahveleri sohbet ederek içiyoruz afiyetle. Nazlı elçek resmimizi çekiyor.

Urim Baba’nın kahvesini her yerde içebilirsiniz. Nerede olursanız olun, eğer şanslıysanız kahvenizi afiyetle içebilirsiniz. Bunun için para ödemenize gerek yoktur, sadece sohbet yeterli kahve içebilmek için. Bir tek fal bakılmaz çünkü fincanın tabağı yok. Sonra fincan içilince telvesi iz yapmaz.

Kahvesi içilmiş boş bir fincan parmakların ucunda. Yeni yaptırdığım Urim Baba’nın kahvesi logolu fincan. Logoda Bir bisiklet tekerleği, tekerleğin göbeğinde kuş tüyünün ucu, tüy dik olarak duruyor. Yanda kahve cezvesi, cezvenin sapı tekerleğin tam üstüne doğru duruyor. Cezve sapının başladığı yerde marka olan Urim Baba’nın markasını belirten yuvarlak daire içinde büyük R harfi. Altında da Urim Baba’nın Kahvesi yazısı.

Fabrikanın genel müdürü Anıl Şakrak’ın odasına giderek Urim Baba’nın Kahvesi işlemeli havlumdan bir tane hediye veriyorum. Havluyu verirken beraber poz veriyoruz kameraya.

Muhlis Dilmaç ile kahve içerken muhabbet sırasında bisiklet ile hikayeni anlatır mısın? diye sordum. O da kısaca bisikletle olan hikayesini anlatmaya başladı;

“Çocukluğumda bir çok bisikletim vardı, her gün onları silip pırıl pırıl yapıyordum. Ama hiç biri benim değildi bu bisikletlerin. Çünkü babamın bisiklet dükkanında babama boş günlerimde, yaz tatillerinde yardım ederek bisikletlerin temizliğini ve bakımını yaparak müşterilerin beğenmesine katkıda bulunuyordum. Hayalimdeki bisiklet kırmızı renkte olan bisikleti ayrı bir özenle saatlerce her tarafını en ince ayrıntısına kadar usulca silmekle geçiyordu zamanım.

Günlerden bir gün babam bana “Seç bir bisiklet bakalım” deyince havalara uçuverdim birden bire. Hayalimdeki bisiklete sonunda kavuşmuştum ve ilk sahip olduğum bisiklet kırmızı bisikletti. Özenle, her gün bakımını yapıp temizleyerek uzun yıllar kullandım kırmızı bisikletimi. Yıllar sonra kendi dükkanımı açıp bisiklet satmaya başladım.

O yıllarda bisiklet sadece bir karne hediyesi olarak görüldüğünden pek kazanç sağlamadığı için bisiklet fabrikasına girip çalışmaya başladım. Uzun yıllar yönetici olarak çalıştım ve işimi severek yaptım bıkmadan usanmadan.

Sadece bisiklet fabrikasında çalışmakla geçmedi yaşamım. Bisiklete binerek ve insanları bisiklete binmeye özendirerek bu günlere geldim. Bisiklete sadece gündüzleri değil gecenin serinliğinde binmek gerek diyerek gece turlarına başladım tek başıma. Sonra beni gören arkadaşlarımın katılımıyla çoğalmaya başlayınca “Perşembe Akşamı Bisikletçileri” grubunu kurdum. Amacım herkesin güvenle, keyif alacağı akşam turlarının yapılacağıydı. Akşam turlarında yediğimiz dondurmanın tadı bir başkaydı. Gel zaman git zaman o kadar çoğaldık ki Türkiye’nin bir çok yerinde, 40 tan fazla hatta Kosova’nın Prizren şehrinde bile her Perşembe aynı saatte bisiklete binilmeye başladı. Bu kadar çok bisikletçinin bir çok yerde bisiklete binmesi bana mutluluk veriyor.

Hala insanların bisiklete binmesine yardımcı oluyor, her türlü desteği vermeye çalışıyorum. Teknik konularda olsun, sürüş konusunda olsun hep desteğim sürece bundan sonra da. Artık aşırı yoğunlaşan trafik keşmekeşliğinden insanların kurtulması gerek. Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakacaksak bu bisiklet sayesinde olacak. Bisikleti hayatımızda çok önemli bir araç olarak görüyorum.  Bisiklet kullanıldığında; ekonomiye katkısı olan, sağlık kazandıran, stressiz çok kolay ulaşımı sağlayan ve oldukça keyifli bir araçtır.   Bisiklet bir oyundur, kültürdür, çok iyi kullanılmalıdır diye düşünüyor ve bu yolda çalışmalar yapıyorum.”

Muhlis Dilmaç’ı daha ilk bisiklete binmeye başladığımdan beri tanırım. Ve onun sayesinde bisikletin ne olduğunu, nasıl bir araç olduğunu kısa sürede öğrendim. Bir çok arkadaşım, dostum bisiklet sayesinde oldu. Beni de tanıyan çok oldu. Onun açtığı yolda birlikte bir çok proje gerçekleştirdik ve bu yolda devam edeceğiz. Tabi seven de var sevmeyen de. Ama Muhlis Dilmaç’ın yaptığı o kadar çok şey var bisiklet dünyasında onu takdir ile karşılıyorum her zaman.

İyi ki seni tanımışım.

Çalıma masasında Muhlis Dilmaç sandalyesine oturmuş. Kollarını göğsünde kavuşturmuş durumda. Gözünde güneş gözlüğü. Saçları sıfır numara traşlı, sakalları uzamış. Siyah bir kazak var üzerinde. Masanın üstünde lap top bilgisayarı açık, önünde kocaman neskafe bardağı, kalemlik, renkli kalemler, not kağıtları

Fabrikayı gezmeye başlamadan önce Bisikletçi arkadaşımız müzisyen Murat Gülersoy dan “İşte Bisiklet” şarkısı sizlere gelsin. Yazıyı sıkılmadan okumanız için.

Kahve faslı bitiyor, fabrikanın idari bölümü günlük toplantısını yaptıktan sonra Muhlis Dilmaç beni alıyor fabrikanın içinde üretim aşamalarını gezdirmeye başlıyor. Bundan sonra bir bisiklet nasıl yapılır bunları göreceğiz aşama aşama, bölüm bölüm anlatacağım. İdari binadan fabrikanın bölümlerine geçiyoruz labirent gibi yerlerden. Bisiklet üretimin başladığı yerden ham maddelerin olduğu depodayız. Bisikletin ana parçası olan borular paket halinde. Borular bir arada paket olunca altıgen görünümünde altı köşeli ve yüzeyli. Boru paketleri raflarda çaplarına göre istiflenmiş. Bu borular kalınları kadro için, inceleri maşaları oluşturacak.

Boru deposu, borular raflarda istiflenmiş.

Depodan alınan borular kesilmeye başlıyor kadro boyuna göre. Uçları da kaynak yapılacak şekilde makinada ağızlı biçimde kesilmiş. Kesilen borular tekerlekli kasalara konularak istenilen yere kolayca götürülüyorlar.

Fabrikadaki üretim bazı yerlerde robotlar devreye girmiş. Bunlardan biriside kaynak robotu. Tamamen kapalı alanda kalıba yerleştirilen maşa ve kadro boruları iç kısımda robot kollar kaynak yapıyor. Kaynak gazları ve kuvvetli ışıkları dışarıya sızmadığı için zararları pek olmuyor. Çevre ve insanlara yararlı bir aygıt. Normalde kaynak yapan işçiler zehirli kaynak dumanları soluması kaçınılmaz olarak zamanla akciğer kanserini tetiklemesi olası. Aynı zamanda kaynak sırasında kuvvetli ışıklar da deride yanıklar ve cilt kanserine davetiye çıkarıyor. Çağımızın hastalığı olan kanser insanlığın sanayi endüstrisi gereği evrimleşmesini sonucu oluşmakta. Bu kaynak robotu biraz da olsa bunun önüne geçmekte. Kanser için harcanan paraları bir düşünün. Buna harcanacağına insanlara faydalı robotlar üretimine harcansa daha az maliyeti olur kanımca.

Robotlar olunca  insanların da işsiz kalmasına neden oluyor. Düşünün tüm işleri makinaların yaptığını. Sonuç insanların ne olacağı belli değil. Doktorlar, hemşireler mükemmel robotlar olmuş hastalık teşhisinde anında yaptıkları analizlerde tedavi yöntemlerini anında yapıyor. Öğretmenler robot, bilgi bankası tüm bilgileri hafızasında. Her şeyi görsel olarak anlatıyor sabırla. Mühendisler robot, işlerini kusursuz hesaplayıp yapıyor. Bankalar şimdiden otomatik bankamatiklerden para işlerini hallediyorlar. İş makinaları robot, operatöre, kullanıcıya gerek yok. Yolları köprüleri yapıyorlar. Fabrikalar üretim yapıyor robot işçilerle. İnsanlar işsiz, para kazanamıyor ve alım gücü yok. Patronlar ürettikleri ürünleri kime satacak? Robotlara, yada makinalara mı? Zannetmem, robotlar yemez, içmez, yorulmaz, uyumaz, hastalanmaz. Arızalanınca yenisini yaparlar. Senelik izinleri olmaz. Sigara, çay içerek kaytarmazlar. Sizin anlayacağınız paraya pula ihtiyaçları olmaz. Ücretsiz çalışırlar. İşe gidip gelirken bisiklete yada arabaya ihtiyaçları olmaz. Zaten evleri de olmaz robotların. Fabrikada çalıştığı yerde devamlı üretim yaparlar. Üretilen bisikletleri kim alacak, işsiz parasız insanlar mı? Ürettiği ürünleri satamayan patron gün gelecek fabrikasını kapatacak. Kendi de işsizler kervanına katılacak.

İşte kapitalizmin sonu böyle olacak. Ama benim aklıma bir düşünce geliyor. Şimdiden yapay zeka üzerinde epey yol kat edilmiş durumda. Yapay zekalı robotlar kendisi düşünüp fikirler üretecek ona göre işleri yapacak. Öyle Amerikan filmlerindeki  gibi korkunç makinelerin dünyayı ele geçirme olayı olmayacak. Bence akıllı yapay zekalı robotlar yaşamı, doğayı, insanları ve hayvanların yaşamlarını devam ettirmeleri için işleri yoluna koyacak. Yapay zeka mantıklı düşünecek. Cennet belki olmayacak ama ona yakın olacak. İnsanlar ve doğa hiç bir zaman zararlı olaylara karşı karşıya kalmayacak. Yapay zeka ilk başta kapitali yani parayı kaldıracak, patronlar olmayacak. Gerektiği kadar üretim yapılıp ona göre tüketim olacak. İnsanlar sağlıklı biçimde spor yaparak, kültür ve sanat işlerinle zaman geçirecekler. Kısacası kapitalizmin korkunç para kazanma hırsı olmadan yaşanılabilir bir dünya savaşsız sömürüsüz olacak.

Kapalı makinanın gözetleme penceresinden robot kolu kaynak yaparken. Kıvılcımlar ve gazların dumanı görünüyor. Gözetleme camının rengi şeffaf kırmızı renkte. Gözetleyen için kaynak ışığından zarar görmesin diye konulmuş.

Makinadan çıkan kaynaklı parçalar sıralı olarak tekerlekli aracın askı demirlerine diziliyorlar. Bu parçalar arka tekerleğin olduğu maşa kısmı.

İşçilerin kaynak yapması için kadro demirleri birbirine punta kaynağı ile tutturuluyor. Punta makinasında çalışan bir işçi parçaları düzgünce yerleştirmeye çalışırken.

Bir işçinin kaynak tezgahı, tezgahta demir kalıplar. Kalıplara kadro parçaları yerleştirilip kaynak yapılacak. Tezgahın üst kısımda kadro boruları rafta istiflenmiş. İçi boş yarım bir varili buraya da diğer kaynayacak parçalar konuluyor. Kaynak pensesi yerine asılmış. Solda kaynak makinası. Kaynak yaparken gazları çeken aspiratör boruları.

Kaynak yapılmış kadrolar askıda dizelenmiş.

Kadro borularını birbirine kaynatan işçi. Elde yapılan kaynak kuvvetli ışınları etrafa direk dağılıyor. Çıkan ışığa direk bakamıyorsun, gözlere zarar veriyor. Sürekli bakarsan kör edebilir insanı. Aynı zamanda kaynak yaparken gerekli olan duman da etrafa yayılıyor. Gerçi üstte aspiratör borusu gazları çekiyor ama ne kadarını belli değil. Kaynak yapan işçinin koruyucu olarak kaynak maskesi var. Maske hem ışınlardan hem de zararlı gazlardan bir miktar koruyor. Elinde deri eldivenler de derisini kaynak ışınlarından ve sıçrayan kıvılcımlardan koruyor.

Tezgahta oturarak kaynak yapan bir işçi, iş elbisesi ve koruyucu kaynak maskesi. Deri işçi eldiveni elinde. Kadroyu kaynak yapıyor. Kaynak sırasında kuvvetli ışıklar etrafa yayılıyor. Tezgahın önünde kaynak sarı tel demeti. Aspiratör borusu üstte. Sağda kaynak yapılan kadrolar üst üste istiflenmiş.

Kaynak yapılmış onlarca kadro tekerlekli sehpalarda diğer işlemlerin yapılması için beklemede.

Kadro gövdesine arka kısmı kaynatan işçi tezgahta kaynak yaparken. İşçinin koruyucu malzemeleri ve önünde aspiratör borusu.

Kadronun alt kısmında bulunan pedal göbek borusunu kaynatan başka bir işçi. Her tezgahta değişik parçalar kaynak yapılıyor. Her işçi tek bir parça kaynak yapıyor tezgahında.

Kaynak yapılmış ön tekerleğin maşaları askılara dizen bir işçi.

Kaynak yapılan kadrolar haliyle kaynak sırasında oluşan ısı ile gönyesinden kaçıyor. Son olarak ölçülü kalıba göre kadro kaçışlarını düzelten iki işçi tezgahta kaçıkları insan gücü ile düzeltiyor.

Kadro ayarları düzeltildikten sonra boyahaneye girmeden kaynak çapaklarını bir güzel temizleniyor. Kadro pürüzsüz bir hale geliyor.

Sıra geldi boyahaneye, boyalar temiz ve kapalı ayrı bir bölümde hazırlanıyor. Kullanılan boya iyonize su bazlı, insan sağlığına zarar veren boyalar değil. İstenilen renk karışımları laboratuvar ölçülerinde hazırlanıyor. İçeriye sadece çalışanlar girebiliyor. En ufak toz tanesi bile girmesine izin yok. Kapının camlı bölmesinden boya hazırlama yerini çekiyorum.

Boya laboratuvarında hazırlanan boyalar boyahanede hazır olan kadrolar boyanmayacak yerler izole edildikten sonra askıya asılıp boyanmaya gidiyor.

Bir kişi sandalyede oturmuş pedal göbeğini boyanmasın diye izole ediyor.

Kadrolar boyanıp fırında bir süre piştikten sonra çıkarılıyor. Günün rengi beyaz bisikletler.

Askıda olan kadrolar yavaşça hareketli telde diğer bölüme doğru gidiyor.

Aynı şekilde maşalar da hareketli askıda asılmış durumda. Maşalar siyah renge boyanmış. Bir işçi de boyanmış olan maşaları elle, göz ile kontrol ediyor.

Boyanmış kadrolar tek tek alınıp kadın işçiler tarafından marka etiketleri ve süsler kadroya özenle yapıştırılıyor.

Etiketleme işleminden sonra vernik toz boya ile kaplanıp tekrar fırınlanarak son işlemden geçtikten sonra iki katlı özel raflara diziliyorlar. Burada siyah, siyah – kırmızı ve turkuaz yeşil renkli kadrolar raflarda.

Beyaz ve siyah maşalar raflara dizilmiş hazır durumda. Siyah maşalarda yanlarda kırmızı şerit olarak etiketlenmiş.

Raflar siyah ve beyaz boyalı kadro ile sıralanmış dolu olarak. Montaj sırasını bekliyorlar.

Ayrı bir bölüm olan jant atölyesine geliyorum. Alüminyum alaşımlı özel yapılmış 6 metre uzunluğunda profiller tezgahta. Profil çift karlı olarak yapılmış, yanlarda iki delik. Üst kısmı bombeli, iç kısmı içeriye doğru girintili. Bu kısım lastik tarafı. Rafta paket halinde profil, yanında da paket açılmış sadece 4 tane profil kalmış. Karşıda profili çember yapan makina. Solda bir işçi çember olmuş olanları makinede kesiyor.

Jant profili makinede kalıpta çember haline geliyor. Bir profilden üç tane jant olarak sipral biçiminde makinenin üzerindeki kolda yapılmış durumda. Solda da çember olan jantlar kalıpta kesiliyor. Her makina ve her tezgahta olduğu gibi burada da uyarı sarı levha ve makinaları kullanabilecek işçilerin bilgileri çerçeve içinde asılmış.

Spiral hale gelmiş çember ölçülü kalıpta düzgün durumda sıkıştırıldıktan sonra yukarıdan aşağı doğru hareket eden daire testere ile kesiliyor. Bir profil çemberinden üç jant çıkıyor. Uçlarda 10 cm civarında fire kalıyor sadece.

Kesilen jant özel kalıpta iki tarafı çentikli kama ile sıkıştırılarak birleştiriliyor. Jant ek yeri düzgün bir biçimde pürüzsüz ve çıkmayacak şekilde perçinlenmiş oluyor.

Hazır olan jantlar ayarlı makinada jant teli delikleri deliniyor. Bir jant için normal standartlarda 36 delik deliniyor. Bazı jantlar daha az delikli olabiliyor.

Kırmızı renkte jantlar delikleri delinmiş olarak hazırlanıp uzun bir demir kola asılmış durumda. Birer düzine yani on ikişer tane üst üste konularak paket bandı ile bağlanıyor.

Şimdi ise montaj bölümüne geliyorum. Burada hazırlanan kadro ve jantlar diğer komponentlerle montajlanacak. Jantlar aşağı eğimli U boru içinde dik olarak yerleştirilip tel ve göbeğin takılmasını bekliyor. Jant alındıkça aşağı doğru kendiliğinden gidiyor.

Jant göbek deliklerine jant tellerini bir ters bir düz takılıyor el gücü ile. Bunu işçiler tek tek yapıp yanına istifleniyor.

Göbek ile jant çemberinin birleşme anı. Makinada ayarlanıp sabitlenen jant tel somun başlarını otomatik takıp belirli ölçüde sıkıyor.

Hazır olan jantlar özel kapalı bir makinaya giriyor sırayla. Makinanın ön kısmı mavi şeffaf bir koruyucu ile kaplanmış.

Makinanın içinde jant tellerinin tansiyon ayarları yapılıyor. Gerginlikleri ölçülerek ona göre ayar yapılıyor tellerde. Aynı zamanda jant yalpaları düzeltiliyor büyük bir titizlikle. Tekerlek döndürülerek balans ayarı da yapılıyor ayrıca. Kapalı camekanlı makina içinde jant ayarları yapılırken. Burada insan eli yok, makina otomatik çalışıyor.

Hazır olan jantlara iç ve dış lastikleri takılıp hava ile şişiriliyor belirli basınçta.

Boyanmış kadrolar raflara dizilmiş olarak montaj bölümüne getirilip bırakılmış yüzlerce. Kırmızı ve siyah renkte. Raflar tekerlekli, istenilen yere rahatlıkla götürülüyor. Boşalan raflar tekrar doldurulmak üzere boya bölümüne gidiyor.

Aynı şekilde tekerlekler de lastikleri takılıp tekerlekli raflarda sıralanmış montaj edilmelerini bekliyor.

Montaj edilecek beyaz boyalı çamurluklar hazır durumda.

Vites kolları, fren kolları, telleri, fren pabuçları, pedallar, ön ve arka aktarıcılar, zincir ve diğer aksesuarlar kutuların içinde montajı bekliyor. Fabrikada aksesuarlar ve komponentler üretilmiyor. Aksesuarlar ve komponent malzemelerin üretimi başka bir fabrika gerektirir. Zaten en büyük üretici Shimano kendi kalitesinde piyasayı kapmış durumda. Bu malzemeler ithal ediliyor yurt dışından.

Bazı parçalar örneğin ön çark göbeği tezgahlarda işçiler tarafından tek tek takılıp montajlanıyor. Bisiklet kadrosuna ilk montaj burada başlıyor.

İkinci montaj ise ön maşa kadroya bağlanmaya başlıyor.

Bundan sonra kadrolar montaj bandına konularak sırası ile diğer parçaları takıyorlar. Her işçi sadece bir parça takıp diğer parçayı takması için yana gönderiyor. Arkada kasaların içinde parçalar raflarda duruyor. Bir kişi sürekli olarak boşalan kasanın yerine dolusunu koyuyor.

Sıra geliyor tekerlekleri takmaya. İşçiler sürekli aynı parçaları takmaktan otomatikleşen elleri hızlıca kısa sürede monte ediyor.

Montaj bandında vites ön ve arka aktarıcılar, fren gövdeleri ve pabuçları, fren kolları, vites kolları takılıyor birer birer. Montajda çalışan işçilerden bazıları beni tanıyıp “Merhaba Urim Baba” diye selam veriyorlar. Ben de selamlarını alıp “kolay gelsin” diyerek karşılık veriyorum. Beni tanıyorlar ama ben onları pek tanıdığımı söyleyemem. Ama karşılaşınca seviniyorum tanıdıklarına. Montaj sürekli olduğundan işlerinin başından ayrılıp yanıma gelemiyorlar. Ben de üretim kısmına girmiyorum. Zaten yere sarı şeritler çekilerek uyarı verilmiş.

Yeni montaj yapılıp tamamlanmış bir bisiklet. Bu günkü üretim modeli ve rengi siyah ve pembe. Sadece sele ve pedalları takılmamış.

Montajı biten bisikletler son olarak garanti belgeleri, servis ve kullanım broşürleri konuluyor. Bandın sonunda bisikletler ters durumda sele borusu bir demire takılı durumda. Bisikletin selesi ve pedalları naylon poşette kadroya asılıyor. Bir de ön tekerlek takılı değil, bisikletin orta kısmında yanda tutturulmuş. Böylece ambalaj kutusunun boyutları biraz daha küçülmüş oluyor.

Bandın sonunda bir işçi garanti belgesi ve kullanım broşürlerini takarken. Son olarak ta bir işçi montajı ve evrakları tamamlanmış bisikleti banttan alarak diğer tarafta hareketli askıya takıp koli bölümüne gönderecek.

Sondaki işçi bisikleti omuzlamış hareketli askıya doğru asmaya götürüyor.

Askıya asılan bisiklet kolileme bölümüne geliyor. Buradaki işçiler askıdaki bisikleti alıp koliye özenle yerleştiriyor. Askıda iki bisiklet var. Bir işçi de almak üzere. Üst kısımda elektronik tabelada saati ve üretilen bisiklet sayısını gösteriyor. Saat 11:00 altta üretilen bisiklet sayısı 812 adet.

Koliye konulan bisiklet, koli kapakları kapatılıp zımbalanıyor.

Ambalajlanan bisiklet kolisi ambarda yan yana istifleniyor. Kutular dik olarak konulması gerek, hiç bir zaman yan yatırılmamalı. Ambar bisiklet kolileri ile dolu. Bisikletler gideceği saati bekliyor. Etiketlerine göre istiflenmiş koliler tırlara yüklenecek ve büyük bir çoğunluğu limana gidip gemilere yüklenip dışsatım yapılacak. Koliler tır kasası yanaşacak yükseklikte platformda duruyor.

Demir bir borudan aşama aşama işlenerek bisiklet haline geliyor, bunu sırası ile gezerek gördüm. Fabrikada temiz ve titiz bir şekilde üretim yapılmakta. İşçi sağlığı ve güvenliği üst sırada. Her işçi sadece bir parça montaj yaparak bant sisteminde hızlı bir biçimde yani 45 saniyede bir bisiklet hazır hale geliyor. Fabrikada sadece işçiler yok. Model çizen, tasarı yapan, test yapan, ürün geliştiren çalışanlar da var. Ayrıca yönetici kadro da işlerini ve fabrikanın üretimi için kafa patlatıyorlar. Bir bisiklet tek bir kişinin elinden değil kocaman bir ekip ile birlikte kullanıcıya ulaşıyor.

Çocukluğumda ki HAYALİMDEKİ BİSİKLET aklıma geliyor. O zamanlarda hayalimde olan bisikletlerin nasıl yapıldığını görünce bir çok kişinin emeğini gördüm. Şimdi ise hayallerim daha da büyüdü. Bisiklete binmeye başladığımdan beri Muhlis Dilmaç’ı tanıyorum. Onun sayesinde bisiklet ile ilgili çok şey öğrendim ve beraber bir çok festival, tur ve gezi yaptık. Bunları yaparken bisikletin görünür olması ve herkesin bisiklete güvenle binebilmesi için destek ve yardımcı olmaya çalıştık ve daha da çalışmaya devam ediyoruz. Bunu yaparken de hiç bir kimseden hiç bir şey beklemiyoruz. Gönülden yapılan şeyler değerlidir

Accel bisiklet fabrikasının yönetimine, çalışan işçilere, ve beni fabrikaya getirip gezdiren Muhlis Dilmaç’a teşekkür ederim.