Etiket arşivi: can yücel

Suyun Kaynağına Yolculuk Gediz Nehri 3. Gün

26 Nisan 2019 Cuma

Muradiye – Turgutlu – Salihli – Kurşunlu kaplıcaları

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin…
Can Yücel
Öne çıkmış olan görsel, Baba ve oğlu oturmuş, sırtı dönük çayda olta ile balık avlıyorlar.

DSCN7652

Sabah erkenden uyanıp kahvaltımı yapıyorum. Akrabalar o kadar erken kahvaltı yapmadıklarından tek başıma kahvaltıyı yaptım. Kahvaltıdan sonra teşekkür edip dükkana geldim. Bisikletim KUZ beni bekliyordu dükkanda. Akrabalarla vedalaşıp yola çıktım. Manisa’nın kalabalık trafiğinde motor gürültüleri arasından bir süre gitmek zorunda kaldım. Bu arada Manisa bisiklet festivalinin düzenlendiği aklıma geldi. Kamp yerleri Salihli Kurşunlu kaplıcalarında yaptıklarını biliyordum. Nasıl olsa tek başınayım, yanımda kimse yok. Kararımı veridim, Salihli’deki kampa varmalıyım akşam olmadan. Yol zaten Turgutlu’da Gediz nehri ile yakınlaşıyor. Manisa – Turgutlu yolundan gitmeye başladım. Yolda Gediz nehrine kavuşan kollardan bir çayı akarken çekiyorum. Kıyıları uzun otlarla kaplanmış.

DSCN7636

Manisa’nın çevre yolundan gidiyorum. Karşıda Manisa ovanın dibinde görünüyor. Hemen dik kayalıklarla yükselen Spil dağı azameti ile karşımda. Manisa kayalıkları yaz aylarında iyice ısınıp Manisa’yı kasıp kavuruyor geceleyin.

IMG_20190426_114545

Turgutlu yoluna girdikten sonra su birikintisinin olduğu sazlıktan bir Turna kuşu havalandı. Geniş kanatlarını açarak uçuyor ağaçların arasından. Daha ilerde apartman blokları görünüyor.

DSCN7638

Yoldan gidiyorum, birden yol kıyısında tanımadığım birileri beni durduruyorlar. Bana kahve ısmarlamak istediklerini söyleyince ben de biraz dinlenir ve kahvemi içerim diyerek tekliflerini kabul ettim. Karı koca olan çift arabayla yanımdan geçmişler. İleride uygun bir yerde arabasını park edip beni beklemişler. Onlar da bisikletçi olduklarını öğrendim. Madem kahve için durdurdunuz ben size kahve pişireyim diyerek takımlarımı çıkarıp kahve pişirmeye başladım. Kahveleri afiyetle içerken erkek elçek ile çekiyor üçümüzü. Elimizde kahve fincanları ile. Bisikletim kuz ve tabelam Urim Baba’nın kahvesi seleye asılı. Bu çift beni tanıyorlarmış ama ben onları pek tanıyorum diyemem.

IMG_20190426_131525

Arabalı çift ile vedalaşıp yoluma devam ettim. Yolda akan bir çok çay dere görüp resmini çekiyorum. Kıyısında ılgın ağaçları ile akıp Gediz nehrine kavuşacak.

 

DSCN7640

Turgutlu – Manisa kavşağına vardım, burada yol kıyısında akan pis bir kanalı çekiyorum. İşte nehirlere karışan kirli sulardan birisi. Nereden geldiği belli değil.

DSCN7641

Pis su kavşaktaki köprünün altından kanal borusundan çıkıyor.

DSCN7642

Turgutlu da daha önce keşfettiğim esnaf lokantasında durup öğle yemeğini yiyorum. Burada işçiler sürekli yemek yediklerinden hem temiz hem de taze yemek her gün çıkıyor. Yemekten sonra yoluma devam ettim. Benden yaşlı bir amca bisiklete binmiş yanımdan geçti. Amcanın maşallahı var, arkasından yetişmek olanaksız. İyi pedal basıyor. Önümde giderken çekiyorum bisiklet süren amcayı.

IMG_20190426_155100

Yıllarca İzmir – Salihli yolundan otobüsle, arabamla gidip geldim. Haliyle hiç mola vermedim çünkü 100 Kilometrelik bir yolda mola vermeye gerek yok. Ama bisikletle yaptığım ilk turda keşfettiğim çay bahçesinde artık her geçişimde mola vermeden geçmiyorum. Buranın çayı da güzel, suyu da. Çay yanında çeşmeden bir bardak su mutlaka gelir. Çay içersin, sonra suyu da içersin afiyetle. Bu bölgede kahvelerde, çay bahçelerinde çayın yanına mutlaka bir bardak su getirilip ikram edilir. Her yerde pet şişelere giren sular parayla satıldıkları için korkunç derecede para ödüyoruz bedava suya. Burada su beleş, sadece çay parasını ödüyorsun. O da pahalı değil. Masa üzerinde su bardağında duble çay ve içi su dolu bardak. Çay kenarında korkuluk demirleri ve akan çay.

IMG_20190426_175850

Ezel bahar olmayınca
Kırmızı gül bitmez imiş
Kırmızı gül bitmeyince

Sefil bülbül ötmez imiş

 

Bülbül havas ötmeye
Güle sarılıp yatmaya
Bağban gülü satmaya
Gül kadrini bilmez imiş

 

Bahçıvan sata bu gülü
Haramdır parası pulu
Ağlatma sefil (dertli) bülbülü
Gözyaşını silmez imiş

 

Yılda bir gün ziyan olur
Dost yoluna talan olur
Bazı insan hayvan olur
Hayvan Âdem olmaz imiş

 

Şah Hatayim ölmeyince
Tenim turab olmayınca
Dost dosttan ayrılmayınca
Dost kadrini bilmez imiş

Aşık Daimi Erzincan Yöresi

Çay bahçesinde Baharın müjdeleyicisi güller açmış. Güneşin ışıkları arkadan vurunca gülün pembesi kızıla dönmek üzere. Yan yana iki pembe gül

DSCN7643

Hazır ışığı arkada yakalamışken tek bir gülü yakından çekiyorum.

DSCN7644

Bülbül dala konar mı gonca gül açmayınca

İnsan yare doyar mi sarılıp yatmayınca

Gül fidanından yeni açmaya hazır gonca gül. Üstü pembe, altı sarı renkte. Ortadaki gonca gülün yanında birer tane daha gonca gül var. İki gonca gül taç yaprakları henüz gülü ortaya çıkarmamış. Ortadaki gonca gülün altına örümcek ağını germiş avlarını yakalamak için. Bir kaç sinek ağa takılmış.

Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın

DSCN7647

Sarı gülü de çekiyorum hatırı kalmasın. Nedense şiirler, şarkılar sarı güller için yazılmamış.

DSCN7649

Ahmetli kasabasının içinden geçen Kelebek çayı tertemiz akan çaylardan biri. Bir derece Gediz nehrine temiz su akacak. Kum ve çakıllar arasından şırıl şırıl akan çayı çekiyorum.

DSCN7650

Çay yatağına yapılmış bent üzerine Baba – Oğul oturmuş olta ile balık avlıyorlar. Çay temiz aktığına göre balık var demek ki. Sarı tişört giymiş Oğlan çocuğu sağ elinde makara, olta misinası aşağıya sarkıtmış. Baba yelek giymiş, başına kırmızı renk şapkayı takmış oğlunun yanında, birlikte arkası dönük oturuyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN7652

Ana yol düz ve kaymak gibi asfaltla kaplı olunca hızlı gidiyorsun. Salihli girişinde Kurşunlu kaplıcaları yoluna saptım. Burada yol hafif tırmanışlarla başladı. Kamp alanı kaplıcaların olduğu yerde. Devlet su işleri Kurşunlu çayının delice akmaması için ıslah çalışmaları yapmış. Sık sık betler yapılıp çayın sakin akması sağlanmış. Bentten dökülen su çağlayıp köpürüyor.

DSCN7654

Henüz Mayıs ayında olmamızdan dolayı Bozdağlar da yer yer kar tabakaları görünüyor. Ben de yakından çekiyorum karlı alanları.

DSCN7655

İki bentten dökülen sular ve arasında karşıya geçişi sağlayan beton köprü. Az sonra köprüden karşı kıyıya geçeceğim.

DSCN7656

Benttin oluşturduğu çağlayanı yakınlaştırıp çekiyorum. Yukarısında eğim bent yapıldığından daha düz bir çay yatağı oluşmuş.

DSCN7658

Güneş batıda son ışıklarını yayarken vadiye girmeden Güneşi yakınlaştırıp çekiyorum. Güneş sarı renkte, alt kısımları kızıla dönmek üzere. Güneşin etrafı turuncu renge gark olmuş.

DSCN7659

Boz dağların eteklerinin sonunda, ovanın başlangıcı sayılabilecek yerlerde topraklar depremlerden kabarmış yüksek tepelere dönüşmüş.  Yerden fışkırmış toprak kütleleri sanki bıçakla kesilmiş gibi düz. Bütün Bozdağ etek uçları böyle toprak kabarmaları ile dolu. Bu toprak tepeleri yeşillik ile örtülmüş durumda.

DSCN7662

Kurşunlu kaplıcalarına giden yolda dar bir geçitten geçiyorum. Geçitten sonra alan genişliyor.

DSCN7663

Kurşunlu kaplıcalarına geldim, Festivalin kamp alanında kendime uygun bir yerde çadırımı kurdum Festivali düzenleyenler beni tanıdıkları için iyi karşıladılar. Burada tanıdığım bir çok arkadaş var katılımcı olarak. Hepsi de hoş geldin ile karşıladılar. Akşam yemeğine davet ettiler, birlikte yedik, içtik. Festivale katılanlara termal havuz belirli saatlerde bedava. Ben de su donumu ve havlumu alarak bir güzel havuza girip yorgunluğumu atıyorum. Sıcak havuz beni mayıştırıyor ve fazla geç olmadan çadırıma girip yatıyorum. Bu gün biraz hızlı geldim galiba.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 83  Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

 

 

 

Kayseri Festa 2200 1. Gün

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Tekir yaylası kamp alanı ve Koç dağına yürüyüş.

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Küçük heyecanlara paydos
Çünkü rüzgarla aynı yaşdayım
Çünkü güneş kardeşim
Bir ırmakla şevişmekteyim

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, Hakan Sevin ve ben Koç dağında kayanın üzerinde oturmuş kahve içerken. Elimizde fincanlar, arkamızda Erciyes dağı.

20180725_143804

Merhaba sevgili okurlar, yeni bir yazı dizisi daha başlıyor. Eskişehir bisiklet festivalinde iyice tanıştığım ve beni Kayseri de Festa 2200 bisiklet festivaline davet eden Meliha Tekin telefonla aradı. Bana “Urim Baba festivale geliyorsun değil mi?” diye sorunca ben de “Elbette geleceğim”  diyerek nazik davetini kabul ettim. Zaten Kayseri’yi özlemiştim, 1982 – 83 yıllarında askerlik yapmıştım hava indirme tugayında. Gitmemek olmaz, gidip te görmemek hiç olmaz diyerek hazırlıklara başladım. Festivali düzenleyenlerden biri olan Aslı Azman da bana mesaj yazarak özellikle davet etti. Kayseri’ye otobüs biletini aldım. Hakan Sevin ile telefonla yaptığım görüşmede bana bir gün öncesinden Kayseri’ye gel dedi.

Hazırlıklarımı yaptım, yanıma alacakları ayarlayıp bisiklete yükledim ve hazırım Kayseri Festa 2200 macerasına. Otobüs hareket saati öğle zamanı olduğu için 2 saat öncesinden evden çıkıyorum. Yaklaşık 17 Km yol yaparak otogara geldim. Bisikletimin ön tekerleğini ve çantaları çıkardım. Bisikletim KUZ sorunsuzca otobüsün bagajına yerini aldı. Yaklaşık 14 saatlik bir yolculuktan sonra Kayseri’ye vardım. Otogara indim, bisikletin ön tekerleğini takıp hazır hale getirdim. Ardından Meliha Tekin’i telefonla aradım. Kayseri’de olduğumu, ne tarafa gideceğimi sordum. O da bekle, seni almaya geleceğiz diye söyleyince beklemeye başladım. Otogarın yeri değişmiş görmeyeli. Yeni ve modern otogar yapılmış. Meliha bir arkadaşı ile birlikte arabası ile geldi. Bisikleti taşıyıcıya yükledik ve 2200 metre rakımda olan Tekir yaylasına geldik.

Hakan benden önce kendi motoru ile gelip çadırını kurmuş bile. Ben de yanına çadırı kurdum. Zaman geçirmeden kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişiriyorum. Otobüste, koltukta pek rahat uyunmuyor, az biraz uyku sersemiyim. Yorgunluk kahvesi iyi gider. Kahveye festivale sponsor olan inşaat firmasının patronunu Erkut’u da davet ediyorum. Yanında iki elemanı ve bir arkadaş ta yanımızda olmak üzere toplam 6 kişi resim çekiliyoruz. Arkamızda Erciyes dağı, üzerinde bulutlar dolaşıyor. Az ileride otel binası. Erkut ayakta, diğerlerimiz yere oturmuş durumdayız.

DSCN4445

Festivali düzenleyenlerden Aslı Azman yanımıza geliyor. Tanışıyorum kendisi ile. Ona da kahve pişirip ikram ediyorum. Haliyle kahve pişirilince bitiyor, kahve bitince de kahve çekmek gerekiyor. Kahve çekme işini Hakan’a veriyorum. O da elinde değirmeni ile yanında Aslı Azman olduğu halde bana poz veriyor.

DSCN4447

Öğle yemeğini kayak merkezindeki lokantanın birinde yiyoruz. Sonra kampa döndük, ne yapalım diye kendimize sorarken Hakan hadi Koç dağına çıkalım dedi. Ben de olur diyerek Hakan’ın motoruna bindik. Toprak yoldan gidebildiğimiz kadar gittik. Motoru park edip yürümeye başladık. Yanımıza sadece kahve takımlarını ve fotoğraf makinelerini aldık. Elimde iyi makine olunca iyi resimler çekmek zorunda kaldığımı hissediyorum. Yürüdüğümüz yönde, Koç dağının tepelerinde kayalıkları yakınlaştırıp çekiyorum

DSCN4452

Yükseldikçe arkamda kalan Erciyes dağı da benimle birlikte yükseliyor sanki. Erciyes dağını ve üzerinde dolanan bulutları, yaz aylarında bile erimeyen buzulları çekiyorum. Dağın yüksekliği 3917 metre. Buradan muhteşem görünüyor Erciyes dağı.

DSCN4454

Hakan da elinde fotoğraf makinesi, resim çeke çeke geliyor arkamdan.

DSCN4455

İkiz tepe olan dağ arkada kalacak şekilde Hakan’ı daha da yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN4456

Beyaz renkli gramafon çiçeğini yakından çekiyorum.

DSCN4457

Bu kadar yüksek rakımlarda papatya çiçekleri yeni açmış sanki.

DSCN4458

Erciyes dağının zirvesini iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Optik zoom 40 X, zirvedeki kayalıkları, buzulları pek net olmasa da biraz puslu görünüyor.

DSCN4459

Daha da yakınlaştırıp zirveyi parça parça çekiyorum.

DSCN4460

Zirvenin diğer yanı.

DSCN4461

Orta bölümü.

DSCN4462

Minare gibi iki sivri kaya yan yana.

DSCN4463

Zirvenin Güney tarafı.

DSCN4464

Hava parçalı bulutlu, bulutlar daha çok. Erciyes dağını, etekleri ile birlikte komple çekiyorum.

DSCN4465

Kuzey tarafındaki etek daha da uzun bir alana yayılmış.

DSCN4466

Çıktığımız Koç dağının zirvesi kayalık.

DSCN4467

Hakan önümde ağır adımlarla yukarıya doğru çıkıyor. Toprak yol da yukarılara doğru gidiyor.

DSCN4468

Küçük su birikintileri görüyorum, içindeki otlar biraz daha uzun çevredeki otlara göre.

DSCN4469

Papatyaların yanında çakır dikeni çıkmış, yakından dikenli yapraklarını ve henüz açmamış çiçek goncasını çekiyorum.

DSCN4471

Çakır dikeni arkasında eflatun renkli bir çiçek var ama kamera odaklamayı dikenli yapraklara yapınca dikenler net, çiçek bulanık çıktı.

DSCN4474

Neyse biraz daha optik zoom yapınca eflatun renkli çiçeği netleştirip çektim. Çiçek başlı başına harika bir görüntüsü var. Nedense dağdaki çiçekler daha güzel oluyorlar. Yüksek rakımlarda, geceleri dondurucu soğuklara dayanmak ve az bir zaman sıcak aylarında açarak kısa ömürlerinde en güzel giysilerini giyerek böcekleri toplamaları gerek. Çiçeklerin döllenmesini kısa sürede tamamlayıp gelecek yıl tekrar yetişip o muhtelem görünümlü çiçekler açarak soyunu devam ettirmeye çalışıyor.

DSCN4475

Kaynağı yukarılarda olan küçük bir dere kendine yatağını oluşturmuş, az da olsa çağlayarak akıyor.

DSCN4481

Etrafta yer sıçanı yuvalarını görüyorum. Bizler olunca yuvalarına kaçıp gizleniyorlar.

DSCN4483

Zirvede iri iri kayalar yan yana gelerek büyük bir küme oluşturmuşlar.

DSCN4484

Kayalıklar altta olmak üzere Erciyes dağını çekiyorum.

DSCN4485

Erciyes dağının geniş eteklerinde olan, Kayseri’ye yakın Ali dağının zirvesini çekiyorum yakınlaştırıp. Zirvesi iki tepeden oluşmuş.

DSCN4486

Bulunduğum yerden Kayseri şehri görünüyor. Dağın eteklerinde alçalan tepelerin zirveleri ile biraz yakınlaştırıp Kayseri şehrini çekiyorum ama binalar silik görünüyor.

DSCN4487

İyice yakınlaştırdığım halde havadaki duman sayesinde net görünmüyor Kayseri. Solda kayalık tepenin zirvesi.

DSCN4488

Henüz zirveye gelemedik bir türlü, zirveyi optik zoomla yaklaştırsam bile hala uzak. Zirvedeki kayalıklar yakınımda sanki.

DSCN4490

Yol yok, patika yok, kayaların arasında yürüyoruz. Kayalar irili ufaklı.

DSCN4491

Kayalık kümeye geldik, kimi kaya toprakla bütünleşmiş. Kimisi de üst üste binmiş, dağınık durumda.

DSCN4493

Bir kaya dikkatimi çekti, iri ve üzeri düz olan kaya enlemesine düzgün bir biçimde kesilmiş sanki.

DSCN4494

Kesik yeri yakından çekiyorum yandan. Sanki cetvelle çizilip makine ile kesilmiş gibi. Kayada liken bitkileri yapışıp yeşil desenler oluşturmuş.

DSCN4495

Yaprakları katır tırnağı, beyaza yakın pembe çiçekler açmış.

DSCN4498

Daha değişik bir bitki görüyorum, enginar gibi taç yaprakları olan bitki içi ve göbeği yeşil renkte. Taç yaprakları pembe, kızıla çalan bir renkte. Bitki yana doğru genişlemiş. Soğuk iklime göre yetişen bitki yassı, sanki üzerinden silindir geçmiş gibi. Adı sanı olmayan bitki çiçekleri irili ufaklı küme halinde, birbirine yakın yerde çıkmışlar.

DSCN4501

Başka bir bitkinin yaprakları tarak biçiminde küme oluşturmuş, çiçekleri görünmüyor.

DSCN4503

Kır çiçekleri nedense daha güzel görünüyor. Belki de kısa ömürlerinde en güzel giysilerini giymek zorunda olduklarındandır. Tıpkı resimde görünen sarı çiçekler gibi.

DSCN4504

Zirveye doğru çıktıkça ilginç kaya kütleleri görmeye başladım. Tıpkı önümdeki masa gibi kaya kütlesi gibi. Yerdeki kaya üzerinde tek parça başka kayanın kondurulması gibi. Üzerine çıkıp kahveyi burada pişirmeye karar verdik.

DSCN4505

Hafif eğimle fışkırıp çıkmış kaya parçaları.

DSCN4506

Ana kayadan kopmuş bağımsız kocaman kaya kütleleri.

DSCN4507

Tekir yaylasında bulunan Tekir göleti tamamen görünüyor Koç dağından. Buradan küçük görünse de dar ve uzun bir alana yayılmış.

DSCN4510

Erciyes dağı tüm muhteşemliği ile kendini gösteriyor. Sivri kayalıkları bazı yerlerde minareyi geçmiş. Zirvede hiç erimeyen karlı, buzlu yamaçları çok az güneş görmesi yüzünden hiç bir zaman erimiyor.

DSCN4512

Bölgenin en yüksek dağı olan Erciyes dağı zirvelerinin muhteşemliğine yakışan kuş ta kartaldan başkası olamaz. Kartal göklerin hakimi olarak yükseklerde uçarak avını arıyor. Dev kanatlarını açmış, kanat çırpmadan süzülüyor.

DSCN4513

Fotoğraf makinesi ile optik zoom çekimlerine pek alışamasam da güç bela kartalı yakından çekiyorum bir – iki poz. Kartalın arkasından kanatları açık durumda, kanat uçlarındaki tüyler yukarıya doğru kıvrık. Şimdiki uçakların kanatlarının uçları da tıpkı kartalın kanatlarının ucunu taklit etmişler. Demek ki doğanın bir bildiği var.

DSCN4514

Hazır yakından yakalamışken bir poz daha çekiyorum havada uçan kartalı.

DSCN4516

Buğdaygillerden olan uzun otlar yabani başakları rüzgarda hafiften salınım yapıyor.

DSCN4517

Yükseklerde olmak, etrafı iyi görmemize neden oluyor. Kayalıkların ardından aşağıya doğru olan eğimde tepeler, yaylalar göz alabildiğine izliyorum.

DSCN4518

40 X Optik zoomu sonuna kadar karlı buzlu Erciyes dağının buzullarını çekiyorum. Buzullar vadiden sanki dere akıyormuş gibi.

DSCN4521

Masa gibi üzeri düz olan kayanın üzerine çıktık güç bela. Sırt çantamdan kahve takımlarını çıkarıp cezveyi ocağa sürüyorum. Can Yücel şiirinde dediği gibi;

Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan
Ocağımızı bucağımızı
Isıtamayacağımı!

Erciyes dağındaki karları, buzları ısıtıp eritemeyeceğimi ama bu güzellik, bu manzara karşısında kahveden başka ne içilebilir ki. Kayanın üstünde içi kahve dolu cezve, ocağın etrafında rüzgarlık, dört tane fincan. Manzara karlı Erciyes dağı.

 

 

DSCN4525

Kahve pişiyor, fincanlara dolduruyorum. Dört fincanı paylaşacağım Hakan ile, ikişer fincan içeceğiz. Kahve fincanı elimde uzatmışı Erciyes dağının o muhteşem görüntüsüne doğru bir poz çekiyorum.

20180725_143720_HDR

Bu kez elçek ile Hakan ve beni kahve fincanlarımız elimizde Erciyes dağı fonda çekiyorum pozumu. Bu resmi öne çıkmış olan görsel olarak seçiyorum.

20180725_143804

Kahve içerken ziyaretçilerimizin olduğunu fark ettik. Uzun süredir kahve pişirip içerken hareket etmeyince kertenkeleler tehlikenin geçtiğini fark edip kayaların arasından çıkarak Güneşten enerji toplamaya başladılar. Biz de fazla hareket etmeden dikkatlice kamerayı ayarlayıp yakından çekiyorum kertenkeleyi.

DSCN4529

Kayanın yarığında güneşlenen kertenkelenin dişisi de sadece uzun kuyruğu fark ediliyor resimde.

DSCN4532

Yarığın sonunda Güneşlenen diğer kertenkeleyi zuumlamaya çalıştım ama makine otomatik olarak odaklamayı kendi kafasına göre yapıyor. O yüzden net bir görüntü alamadım Sadece otlar ve kayaların ucu net görünüyor. Kertenkele bulanık bir siulet biçiminde.

DSCN4534

Buradan kap yaptığımız Tekir yaylası görünüyor. Yayladaki belediye çadırları dışında kendi çadırlarımızı da yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN4539

Biraz daha yakınlaştırıp mavi çadırımı ve Hakan’ın turuncu çadırını çekiyorum. Bizden başka bir kaç çadır daha kurulmuş şimdilik. Bu gece ve yarın dolacağı kesin.

DSCN4540

Makinayı deniyorum, sürekli olarak etraftaki manzarayı izlerken çok uzaklarda koyun sürüsünü gördüm. İyice yakınlaştırıp çekiyorum koyunları. Yaylada yedikleri otlardan çok iyi süt çıkacağına eminim. Uzaktan fark edilmese de sürünün arasında siyah keçi ve bir tane siyah koyun olduğunu görüyorum.

DSCN4549

Muhteşem olan Erciyes dağı tüm azameti ve çekim gücü ile etrafındaki bulutları toplamaya  başladı ve bize tüm güzelliğini gösterdikten sonra birden bire zirvesi bulutlandı. Bulutlar toplanırken zirvede fır döndüklerini kameradan takip ediyorum. Erciyes dağına teşekkür ediyorum bize tüm güzelliğini gösterdiği için. Kendimi şanslı hissediyorum. Yaşamda bazı şeylerin en güzelini yaşamalı, nasıl olursa olsun. Daha ne isteyebilirim ki! Mutluyum gördüklerimden.

DSCN4550

Akşam olmadan aşağıya iniyoruz motorun yanına. Güneş batıya devrilince hava birden bire serinliyor ve yaylanın soğuğu başlıyor. Tüm canlılar yuvalarına çekildi bile. Biz de çadırlara dönmeliyiz bir an önce. Motora binip kamp alanın dönerken Hakan Sevin müzik çalardan yabancı bir parça çalarken kısa bir video çektim. Video bağlantısı aşağıda;

https://www.youtube.com/watch?v=trJsk48rXF4

Çadır kamp alanına geldik, Güneş batmak üzere, son ışıklarını salarken gecelerin Tanrıçası Koç dağının ardından ortaya çıktı; Ay.

DSCN4551

Ay tüm güzelliği ile gümüş bir tepsi gibi kendini gösterirken optik zoom ile iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Kraterleri, deniz gibi görünen koyu alanları ve parlak kayalardan daha çok yayılan ışıltıları görüyorum ekrandan.

DSCN4558

Böylece akşam oldu ve hava soğudu iyice. Kalın ne varsa üzerime giydim. Akşam yemeği, sohbet derken fazla geç olmadan çadırlara girip yastıyoruz ama üşümeye başlayınca belediyenin çadırına girip uyumaya çalıştık. Çadır büyük olunca biraz daha sıcak bizim çadırlara göre. Bizim gibi bir kaç kişi daha çadıra gelip yattı.

Evden otogara gidiş 17 Km civarı.

Haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Tekir yaylası – Koç dağı yürüyüşü 6.42 km

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 3. Gün

27 Nisan 2018 Cuma

(K arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Akçakaya – Koçarlı – Çakırbeyli – Yenipazar

(Resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir)

 

“Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!”

Can Yücel

 

Öne çıkmış olan görsel. Etraf yeşillik bir alan, uzayıp giden asfalt, kenarında kırmızı çizgili üçgen trafik tabelasında ! (dikkat işareti). Altında da neye dikkat edileceğini belirtir şekil. Top ağacın sol alt köşesi yola çıkmış. Bir kamyon da ağacın yanından geçerken çizilmiş. Dikdörtgen kasalı kamyon ağaca değmeden geçiyor.

20180427_185145_HDR

Güzel bir uykunun ardından erkenden uyandım. Köy havasında uyanmanın keyfini yaşıyorum. Arkadaşlar da benimle birlikte uyanıyor. Hemen karşıdaki camide elimizi, ayağımızı yıkanıp tuvalet ihtiyacımızı giderdik. Çadırları kurduğumuz yer kapalı düğün salonunun girişi. Giriş çok geniş olduğu için çadırlar rahatça sığıyor. Düğün yapılan yer üst kattaki salonda. Alt katta muhtarlık odası ve dükkanlar. Ama hepsi boş, köyde kim ne alıp satacak. Bakkal yeter bile. Üst katta koca bir tabelada “Akçakaya Düğün Salonu” yazılmış mavi renkte. Üst köşede de Türk bayrağı.

IMG_2346

Çadır alanımız çok geniş, sabah yaptığımız sıcak duşta kurulandığımız havlu ve yıkanan çamaşırlar ipe serilmiş kurusunlar diye. Mehmet çadırında toparlanmaya çalışıyor bu arada.

IMG_2347

Cami avlusunda tarihi eserler görüyorum. Yakınlarda tarlalarında bulduğu sütun ayağı ve başlığı getirip cami avlusuna koymuşlar bir kenara.  Başlıklar mermer ve meşe yaprağı işlemeli.

20180427_074905_HDR

Camide sıcak su var, ben de su donumu giyip bir güzel duş alıyorum sabah sabah. Akçakaya köyü dağın yamacının başladığı yere kurulmuş şirin bir köy. En fazla iki katlı olan evler dağınık olarak bahçelerin içinde kaybolmuş. Sadece yol kenarındaki evlerin bir kısmı bitişik. Çadırları, eşyaları toparlayıp çantalara yerleştirdik.

20180427_090929_HDR

Köyün tek bakkalı dükkanı açmamış. Henüz ekmek te gelmedi, ekmeğin gelmesini, dükkanın açılmasını bekliyoruz. Bakkal dükkanı tek katlı bağımsız bir oda şeklinde. İki kanatlı demir sac kapısı kapalı. Penceresinde parmaklık var. Binanın sağında camekan ekmek dolabı boş duruyor.

20180427_091401_HDR

Henüz kahve de açılmadığından kendi çayımızı kendi ocağımızda çaydanlıkta demliyoruz. Ocak çok olunca yumurtalar da ayrı ocakta pişiyor. Yumurtaları bakkal bize ikram olarak verdi para almadan.

IMG_2348

Kahvaltılıkları masaya serip yumurtaların kaynamasını bekliyoruz bir süre. Çay demlendi, hazır. Cem masada hazırlık yaparken Ferdimen ortalıkta dolanıp duruyor.. Beyaz badanalı kahvenin duvarına el arabası dayalı.

IMG_2349

Kahvaltıyı yapıp bulaşıkları yıkadıktan sonra bisikletlere yükledik çanak çömleği. Benim havlum henüz kurumadığından bisikletimin üstüne seriyorum kuruması için.

IMG_2350

Son hazırlıkları yaparken şarjda olan aletleri Ferdimen alıp geliyor. Cem Ve Mehmet bisikletlerin başında hazırlıklarını bitirmek üzere.

20180427_091408_HDR

Sonunda yola çıkabildik. Ferdimen üçümüzü çekiyor köyü henüz çıkmadan, az ilerdeyiz. Cem bizden ayrılacak bu gün. Bir süre daha bizimle gelip Aydın yoluna çıkarak İzmir’e doğru pedal çevirecek.

IMG_2352

Büyük Menderes nehrini besleyen bir çok çay, dere var. Az da olsa akan çay az ileride Menderes nehrine kavuşacak. Çay yatağını çekiyorum bir poz.

20180427_095421_HDR

Üzerinde bulunduğumuz köprüde yazan Sarıçay tabelası ve Karaatlı köyüne giden yolu gösterir tabelayı çekiyorum köprü demirleri ile birlikte.

20180427_095502_HDR

Sakin köy yollarında yol almak çok güzel. Etraf yeşil, manzara harika, köylerden geçerken fark etmiyoruz bile. Tabelaları olmazsa köy olduğu belli bile değil. Haydarlı köyünden geçerken resmini Ferdimen çekiyor.

IMG_2354

Şimdi de Yağhanlı köyünden geçmekteyiz. Köyler birbirine yakın konumda. Yağhanlı tabelasının arkasında kocaman bir fıstık çam ağacı. Etraf yeşil bitkilerle dolu.

IMG_2355

Başka bir köy tabelası daha karşımızda; Kasaplar köyü. Ben öndeyim, arkamda Cem ve Mehmet bisiklet sürüyoruz üçümüz.

IMG_2356

Adam arsızlığından fazla arazi sahibi olmak için dağı bile tel örgü ile çevirmiş. Herhangi bir şey de ekili değil ama tel örgüye astığı tabelada 24 saat kamera ile gözetliyor arazisini. Sanki arazisini çalacaklarmış gibi.

IMG_2357

Benzin istasyonunda toprak yollarda tozlanmış olan bisikletleri su ile yıkayıp temizliyoruz. Arada bir yıkayıp temizlemek gerekiyor. Benzinliğin hava -su istasyonunun önünde üç bisiklet yıkanmış, paklanmış. Burada Cem Tabanlı ile yollarımız ayrılıyor. Biz düz gideceğiz, Cem ana yol olan Aydın yoluna doğru devam edecek.

IMG_2358

Temizlenmiş, paklanmış bisikletlere binerek yolumuza devam ettik. Karşımıza Güdüşlü köyü çıkıyor. Köyde inek çok olmalı ki araçların dikkatini çekmek için kırmızı çizgili üçgen tabelada inek resmi uyarı olarak konulmuş.

IMG_2359

Yuvarlak, bombeli bir aynada kendimizi çekiyorum bir poz. Aynanın bombeli yapısından olacak yakında olmamıza rağmen sanki uzaktaymış gibi çıkıyoruz. Mehmet, ben ve Ferdimen bisikletlerimiz ile birlikte.

20180427_111254_HDR

Tekeli köyünde suyu güzel akan bir çeşmede mola verdik. Buradaki çeşmenin ismi ” Gelin Çeşmesi”.  Dört tane çeşmeden şarıl şarıl su akıyor. Ben şişelerimin suyunu tazeliyorum bu arada. Çeşmenin üzeri sac ile örtülüp kapatılmış. Bu çeşmeden o kadar çok su alıyorlarmış ki uyarı levhası asmalarına neden olmuş. Levhada yazan;

İlan Su dolduran vatandaşlara önemle duyurulur. 30 Lt den fazla su doldurulması yasaktır. Köylülere öncelik verilmesi önemle duyurulur.

Arsızlar o kadar su alıyorlarmış ki köylülere bile fırsat vermiyorlarmış. Neredeyse tankerle su alacaklarmış. Sanımda damacanaları doldurmaya getirenden belli değil mi? Yanındaki küçük kızı da merakını çekmiş olmalı ki bana dikkatlice bakıyor.

IMG_2360

Buranın köy mezarlarındaki taşlardan anlaşıldığına göre epey eski yerleşim yeri olmalı. Mezar taşının üstünde zeytin dalı işlenmiş. Mezar taşının üzerine kertenkele çıkmış Güneşten ısı enerjisini topluyor kımıldamadan.

20180427_112042_HDR

Yol kenarındaki kahvede mola veriyoruz. Koca çınar ağacı o kadar büyümüş ki bahçeyi ve kahve binasını neredeyse tamamen kaplamış durumda. Kahvenin dışında çeşitli motorlar, traktör ve bizim bisikletlerimiz park etmiş.

20180427_113208_HDR

Burası köylülerin ve gelip geçenlerin uğrak yeri. Tabelada; Necip dedenin yeri tost – köfte – kavurma – ciğer – çay ve meşrubat yazılmış

20180427_113220_HDR

Hep köylerden geçecek değiliz ya. Karşımıza Koçarlı kasabası çıkıyor. Tabelada yazdığı kadarı ile 23.100 nüfusu var.

20180427_120739_HDR

Koçarlı kasabasının çiçek bezeli bulvarında Mehmet yol kenarında bisikletinin üzerinde durmuş, Ferdimen de henüz gelmekte yanımıza. İkisini de bir poz çekiyorum.

20180427_121605_HDR

Başka bir kasabaya vardık; Çakırbeyli. Burada sıcak asfalt yeni döşenmiş, sarı çizgiler çekilmiş yol işareti olarak.

20180427_131629_HDR

Kaymak gibi asfaltta gitmek mükemmel diyebilirim. Bisiklet yağ gibi akıyor, neredeyse pedal çevirmeden gidiyoruz sanki. Ferdimen Mehmet ile beni önden çekiyor kaymak gibi yolda akarken.

IMG_2376

Kasabanın içine vardık ve burada öğle yemeği yiyeceğiz. Aydın ve çevre illerinde meşhur olan pide yiyeceğiz. Kasabanın meydanında bir pidecide oturuyoruz. Bisikletler de masaların yanında park etmiş durumda.

20180427_134423_HDR

Pidelerin pişmesini bekledik bir süre, sonra gelince sıcak sıcak mideye indirirken Ferdimen beni yakinen çekiyor bir poz. Pidenin yanında soğuk gazoz iyi gidiyor . Başımda mavi renkli buff.

IMG_2383

Yola çıktık, hava sıcakladığı için sık sık gölgede mola vermek zorunda kalıyoruz. Yine bir mola anı; dut ağacı altında Mehmet, ben ve bisikletlerimiz. Ferdimen bizi çekiyor.

IMG_2388

Daha çok yol kenarında evleri görüyoruz, Ferdimen bizi çekerken en fazla iki katlı, bahçeli, çatısı kiremitli olan evler görüntüye giriyor.

IMG_2390

Büyük Menderes nehrini besleyen çaylardan birisinin daha yanına geldik.  Çayın ismi Çiftlikburnu çayı. Burada bisikletim KUZ ve köprü başını çekiyorum bir poz. Tabelalardan birini daha köprü demirine bağladım.

20180427_144720_HDR

Köprünün üzerinden akan çayın resmini çektim. Çay pek temiz akmıyor. Suyun rengi bunu belli ediyor.

20180427_144736_HDR

Dikdörtgen yapıda, üzerine kubbe yapılmış tamamen taştan bir bina tarla kenarında öylece duruyor. Kubbesinde otlar çıkmış. Yanında da metruk bir yapı var, sanki terk edilmiş gibi. Bu taş bina ev mi yoksa sarnıç mı? Pek emin değilim. Yanına gidip bakamadım.

IMG_2391

Denizden uzaklaşsak ta Akdeniz iklimi buralara kadar geliyor. Zeytin ağaçları bunu belirtiyor. Bahar ayındayız ve zeytinlerin altına sıra sıra yüzlerce arı kovanı konulmuş.

IMG_2405

Köyün içindeki yol kavşağında Ferdimen durmuş beni beklerken bir poz çekiyorum. Sola dönen yolun kıyısındaki yüksek elektrik direğinde leylek yuvasını görüyorum. İçinde bir tane leylek var. Direkte elektrik telleri yok. Leylek yuvası var diye direk öylece kalmış. Elektrik ve telefon kabloları yer altına alınmış olmalı. Sadece aydınlatma direği ve leyleğin olduğu direk var meydanda.

20180427_171033_HDR

Kavşaktan sağa, şehir merkezine döndük. Mehmet kahveyi bulup oturmuş bizi bekliyordu. Duble çayları ısmarlayıp içiyoruz. Buralarda su bol olmalı ki kahveci içelim diye cam sürahi içinde su getiriyor. Su bedava, bizdeki gibi yarım litrelik pet şişelerde getirip içtiğimiz çay parası kadar su parası almıyor. Aslında bütün köy ve kasabalarda bu uygulama yapılıyor. Şehirlerde hayat zor, daha da zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir bardak sudan bile para kazanıyorlar. Masada oturmuş çaylarımızı içerken elçek ile üçümüzün resmini çekiyorum. Masada duble çaylar, içi dolu sürahi, krom bardaklar duruyor.

20180427_171631

Yolda ilginç bir tabela görünce durum resmini çekiyorum. İleride yol kıyısında top bir ağaç var. Ağacın dalları yola doğru uzamış durumda. Yoldan geçen kamyonlar ister istemez ağacın bir köşesini budamış. Yani bir geçit şeklinde açmış yolu. İşte bu durumu tabelaya çizip anlatmışlar ileride geçecekleri yeri. Üstte kırmızı çizgili üçgen tabelada ! işareti. Altında da kare kasalı kamyon ağacık köşesinden geçerken resimleri çizilmiş siyah renkte. Bu resmi görsel olarak seçtim.

20180427_185145_HDR

Yenipazar kasabasına geldik, tabelada yazdığı kadar 12.900 nüfusu var. Kasabanı giriş tabelası olsa da henüz görünürde herhangi bir bina yok. Ferdimen’i arkadan bisikleti ile tabelayı birlikte çekiyorum. Yenipazar kasabasının pidesi meşhur, yemek gerek.

20180427_185501_HDR

Yenipazar kasabasına girer girmez hemen yolun solunda Kurtuluş Savaşı milli kahramanlarından olan Yörük Ali Efe evi ve müzesine giriyoruz. Evin girişinde kültür ve turizm bakanlığı mermer levhaya; T. C. Kültür ve turizm bakanlığı Yenipazar Yörük Ali Efe evi ve müzesi yazılmış. Bahçe duvarı kalın taş duvar, giriş kapısı demirden. Duvarın üstünde de demir parmaklıklar var.

20180427_190132_HDR

Evin geniş bahçesinde Bronzdan yapılmış Yörük Ali Efe’nin taşa oturmuş, sol elinde mavzeri ve sağ elini gözlerinin üzerinde siper yaparak ufka baktığının belirtmişler. Yanında da ayakta, mavzerini çapraz tutmuş kızanlardan birisi duruyor.

20180427_190230_HDR

Osmanlı şairlerinden Ziya Gökalp Malta adasında sürgünde Yörük Ali’nin yaptığı kahramanlıkları duyunca adına şiir yazmış;

Yörük Ali

Ey Yörük Ali! Sen bir kahramansın

Güneşin dudağı anlından öper;

Yirmi beş yaşında genç bir arslansın

Baş eğer önünde dağlar, tepeler…

İzmir’e girerken Yunan askeri,

Çobandın, elinden kavalı attın…

Düşmandan vurarak pek çok neferi,

Tatlı şarabına zehirler kattın…

Tunçtan ayakların iki hisarda,

Her kıt’a üstünde bir elin olsun!

Göstersin daimdir Türk bu diyarda,

Boğaz’da dev kadar heykelin olsun!.

Ziya Gökalp 1919 Malta

20180427_190238_HDR

Kurtuluş savaşında Yunan askerlerine yaptığı baskınlarla halk kahramanı olan Yörük Ali Efe için halk tarafından adına türkü yapılmıştır.

Yörük Ali

Şu Dalmadan geçtin mi ?

Soğuk ta sular içtin mi ?

Efelerin içinde

Yörük de Ali’yi seçtin mi ?

Hey gidinin efesi,

Efesi efelerin efesi…

Cepkeninin kolları,

Parıldıyor pulları,

Yörük Ali geliyor

Açıl Aydın yolları…

Hey gidinin efesi,

Efesi efelerin efesi…

Anonim

20180427_190321_HDR

Yörük Ali Efe’nin mezarı bahçenin içinde. Kaide beyaz Afyon mermerinden yapılmış. Başlığında iki uzun sütun, üstünde süslenmiş kemeri ve mezar taşı. Mermerde; Yörük Ali Efe 1896 – 1951 yazılmış.

Yörük Ali Efe’nin ruhuna Fatiha okuyup dua ediyorum. Nur içinde yatsın.

20180427_190542_HDR

Yörük Ali Efe’nin müze haline getirilmiş evi iki katlı, üzerinde kiremit kaplı dikdörtgen bir yapı. Beyaza yakın çok açık bir renk ile boyanmış. Evin uzun tarafı iki katta da beşer pencereli, dar tarafta dörder pencereli. Alt katta pencereler demir parmaklık takılmış. Üst katta kanatlı panjur kahverengi boyalı. Bahçe çim ekili, bir kaç ağaç serpiştirilmiş.

20180427_190611_HDR

Evin içine giriyorum, ilk gözüme çarpan Yörük Ali Efe’nin bir kaç resim çeşitli boyutta. Duvarda bir ayna, kısa dolap, iki çekmeceli komodin, üstünde duvar saati. Pencerenin önünde iki sandalye. Yere serili halı, taban tahta döşeli. Pencerelerde tül perdeler.

20180427_190735_HDR

Yatak odasında iki kişilik karyola, beyaz çarşafla örtülü, yanında iki çekmeceli komodin, üzerinde eski tip siyah bir telefon, masa lambasının camı pembe renkte karpuz biçiminde. Yanda çeyiz sandığı, üzerinde yuvarlak bir plaket ve çerçeveli iki resim.

20180427_190739_HDR

Merdiven tahtadan yapılmış, altında aynalı komodin, üç çekmeceli

20180427_190801_HDR

Üst kata çıkan tahta merdiven, basamakları geniş, yanında tahtadan korkuluk.

20180427_190806_HDR

O zamanlarda yemekler yer sofrasında yeniyormuş. Tahta altlığın üzerinde epey geniş bir tepsinin içinde altı tabak. Ortadaki tabak kapaklı. Tabaklar ve tepsi bakır, kalay kaplı. Üç tane yer minderi sofranın etrafına konmuş. Duvarlarda kırmızı renkte, motif işlemeli olarak yastıklar sıralanmış. Bir efe mankeni de sofranın başında çömelmiş olarak duruyor.

20180427_190814_HDR

Mutfak olarak kullanılan yerde ocak, içinde bakır kazan sacayağı üzerine konmuş. Altında odunlar konulmuş. Kibriti çak yanmaya hazır bir ocak. Duvarda çiviye çakılı biri büyük, biri küçük iki tava asılı olarak duruyor. Duvarın dibinde taştan oyulup yapılmış dibek, köşede büyükçe geniş cam şişe. Çıkıntı üzerine konmuş bakır tepsi.

20180427_190828_HDR

Yörük Ali Efe’nin eşyaları; körüklü çizme, pantolon ve yeleği. Süslü, işlemeli kemer ve İstiklal madalya camekanın içinde.

20180427_190838_HDR

Yörük Ali Efe çektirdiği tam donanımlı resmi çerçevelenip duvara asılmış. Efe kıyafetlerini giymiş, belinde kaması, bir elinde mavzeri. Başında poşusu bağlı, sağ bacağı kayada poz vermiş.

20180427_190855_HDR

Yörük Ali Efe’ni iki tabancası, dört mermi, makas, dürbün ve çeşitli boyda üç kama.

20180427_190901_HDR

Eskiden kullandığımız defter nüfus cüzdanı, Solda vesikalık resim, sağda bilgiler yazılı.

20180427_190908_HDR

Yörük Ali Efe’nin kullandığı iki mavzerden biri solda.

20180427_190911_HDR

Biri sağda duvara dayalı mavzer.

20180427_190917_HDR

Yörük Ali Efe’nin bronzdan yapılmış büstü.

20180427_190928_HDR

Müzeyi tamamen gezip dışarı çıktık. Müzede sanki geçmişe gitmişim gibi. Bunu dışarı çıkınca anladım. Belediye önündeki meydanda çocuklar paten kayıyor, iki çocuk ta bisikletlerle akrobasi hareketler yapmaya çalışırken bir poz çekiyorum.

20180427_192022_HDR

Akşam olmak üzere, Yeni Pazar kasabasına gelip te pide yemeden geçmek olmaz deyip pideciye oturduk. Pideleri ısmarlayıp sıcak sıcak fırından çıkmış pideleri yerken pideci ile sohbet ediyoruz. Yaptığımız turun amacını anlatıyoruz. Pideleri yerken elçek resim çekiyorum üçümüzü bir poz.

20180427_193623

Pideci bir arkadaşını arıyor, o da zaman geçirmeden yanımıza geldi, tanıştık. Yenipazar enduro motor kulübünün başkanı Murat Kocabıyık ve arkadaşı Ahmet Eldeniz. Onlar da Büyük Menderes nehri çevre platformu kurmuşlar. JES, yani jeotermal elektrik santrallarına karşı hareketin içinde mücadele ediyorlar. Bizlere kısaca bilgi veriyorlar. JES’ler her ne kadar doğal olsa da kuyular açılırken, işletme esnasında kullanılan yöntemler ve atıkların Büyük Menderes nehrine boşaltmaları nedeni ile çevreye, tarım ürünlerine ve havzaya büyük oranda kirlilik yaratmakta. Ülkemizde işletmelerin az güvenlik çok kazanç felsefesi nedeni ile çevreyi düşünmeden aşırı miktarda para kazanmaya çalışıyorlar. Kapalı geri dönüşüm masrafları nedense ağır geliyor ve bu günü düşündüklerinden geleceğimizi zehirlemeye devam ediyorlar.

Bu konu hakkında aşağıdaki linkte detaylı açıklamalar bulabilirsiniz.

https://www.emo.org.tr/ekler/c3ef98f7b7293f3_ek.pdf

Sohbetin sonunda başkan Murat Kocabıyık bizi bu gece kalacak yeri ayarladı. Aydın yolunda boş bir otele götürecek.

Kasabanın meydanında Yenipazar halk kahramanı Yörük Ali Efe’nin bronz heykelini dikmişler ve ne kadar gurur duysalar azdır. Bir ayağını önündeki kayanın üzerine koyarak elinde mavzeri ile betimlenmiş heykel.

20180427_221443_HDR

Altında da tabelada; Milli Mücadele Kahramanı Yörük Ali Efe 1896 – 1951 yazılmış.

20180427_221447_HDR

Park yanından geçerken sekiz köşeli uyarı levhası ilginç geldi. Üzerinde bisiklet ve motosiklet kırmızı şerit ile yuvarlak içine alınıp çapraz çizgi ile çizilmiş. Altına da iyice belirtmek için Bisiklet Motorsiklet giremez yazılmış. Nedense bazı yerlerde hep bu uyarı levhalarını görmekteyim. Belediyede çalışan ve hiç bir zaman bisiklete binmemiş birisi önerip koydurtmuştur bu levhayı.

IMG_2423

Murat Kocabıyık’ın arabasını takip ederek otele geldik. Bize bir odayı açtılar, kendisine teşekkürlerimizi sunduk. Bu gece sıcak duş ve yumuşak yatak lüksünü yaşayacağız. Odada üç tane yatak var, biz de üç kişiyiz. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Sırayla duşumuzu alıp rahatlıyoruz. Mehmet hemen yatağa girip uyumaya başladı bile. Ferdimen üç yatağı çekiyor. İki yatağın başlığı beyaz, biri siyah. Çarşaflar, yorgan ve yastık beyaz.

IMG_2424

Ferdimen ile ben biraz daha oyalandık. Telefonları ve bataryaları şarja bağladık dolsunlar diye. Sonra duşun verdiği gevşeklikle yatıp uykuya daldık.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 77 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

 

 

 

 

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 2. Gün

26 Nisan 2018 Perşembe

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır

Tuzburgazı – Büyük Menderes Deltası – Serçin – Akçakaya

( resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir )

 

“Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

Can Yücel

Öne çıkmış olan görsel Büyük Menderes nehrinin kıyısında toprak alırken. Bisikletlerimiz park halinde. İki bisiklet arasına pankartımızı gerdik. Ferdimen ve Cem ayakta. Mehmet ve ben çömelmiş durumda, önümde kahve takımı. Kahve pişirirken

IMG_2304

Gün ışığı pencereme vurunca gözlerim otomatikman açılıyor. Arkadaşlar hala rüyalarını görmekte. Henüz telefonumdaki kurulu alarm ötmedi daha. Yere serili mat üzerinde uyku tulumları açılmış. Ferdimen üzerini örtmeden uyuyor. Bisikletler kıyıda park edilmiş durumda.

20180426_063229_HDR

Sonra arkadaşlar da uyanınca toparladık mat ve uyku tulumlarını. Böyle çadır kurmadan yatıp fazla eşya çantalardan çıkmayınca toparlanma da ona göre hızlı oluyor. Kahvaltılıkları kahvenin bir köşesindeki masanın üzerine serdik. Çay kahvede hazır olunca duble çaylarla bir güzel kahvaltı ediyoruz. Kahvedeki bir arkadaşa rica edip bizi kamera ile çekmesini istedik. Dört kişi, Cem Tabanlı, Mehmet Aydın, ben ve Ferdi Kızıl, nam-ı diğer kahramanımız Ferdimen masada oturmuş kahvaltı yaparken.

IMG_2303

Kahvaltımızı bitirip kalan eşyaları da bisikletlere yükledik. Tur başlangıcı olarak pankartımızı açıp resim çekiliyoruz dört kişi. Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Bisiklet Turu dört kişi ile başlıyor.

20180426_084856_HDR

Tur başlangıç yeri olan Tuzburgaz köyünden yola çıkarken beni ve eşyalarımı taşıyan bisikletim KUZ resim çekilmeyi hak ediyor. Yol dümdüz, uzayıp gidiyor ufka kadar. Kenarda evlerin bahçe duvarları ve çit beton direkler. Bisikletimin arka bagajında turuncu bisiklet çantaları.

20180426_085552_HDR

Büyük Menderes deltası geniş bir arazi ve burada tarım yapılıyor sürekli. Ekilen bitkileri yuvarlak biçimde, varil gibi yuvarlayıp sıkıştırılmış. Kış aylarında hayvanlara yemeleri için verilecek. Üst üste 6 kat dizilmiş yüzlerce yuvarlak ot demetleri. Otlar güneşten rengi kaçıp solmuş durumda.

20180426_091610_HDR

Arkadaşlar önde bisikletleri ile düz olarak uzayıp giden yolda ilerliyorlar. Çok uzaklarda tepeler görünmekte.

20180426_091613_HDR

Büyük Menderes nehrine geldik, köprü üzerinden nehrin denize akan yerinden çekiyorum bir poz. Nehrin rengi koyu ve durgun, sanki akmıyormuş gibi. Kıyıları tamamen sazlıklarla kaplı.

20180426_092527_HDR

Nehrin sağ yanında toprak yola gireceğiz. Gidebildiğimiz kadar gidip toprak alacağız. Büyük Menderes nehri köprüsü, tabelası ile elçek resim çekiyorum.

20180426_093306

Toprak yola girip gidebildiğimiz yere kadar gidip uygun bir yerde duruyoruz. Bisikletleri park edip arasına pankartımızı gerdik. Pankartta yazan “Suyun Kaynağına Yolculuk”. Mehmet Aydın, ben ve Cem Tabanlı yere çömelmiş durumda pet şişelere toprağı elimizle doldururken Ferdimen bizi çekiyor.

20180426_101529_HDR

Toprağı taşımanın en pratik yolu pet şişede taşımak. Yarım litrelik pet su şişesi buna uygun. Hem çantada dökülmüyor hem de az yer kaplıyor. Aldığımız toprağı çantalarımıza yerleştirdik. Sonrası da geleneksel kahve pişirme seremonisi. Kahve takımlarını çıkarıp pişirmeye başladım. Benim yanımda Mehmet çömelmiş durumda. Ferdimen arkamda ayakta. Cem bisikletinin yanında, sağda ayakta duruyor. Arkamızda pankartımız ve sazlarla dolu Büyük Menderes nehri. Ferdimen’in bisikleti solda park edilmiş durumda. Arka bagaja bağladığı çubukta Türk bayrağı bağlı. Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Nehri Turumu resmen başlatıyoruz böylece.

Bu resmi Ferdimen otomatik çekti. Öne çıkmış olan resim olarak seçiyorum

IMG_2304

Büyük Menderes nehri durgun olarak hissettirmeden akıyor sazlıkların arasından. Kıyıya çekilmiş Ahşap tekne duruyor.

IMG_2305

Toparlanıp toprak yoldan ana yola çıktık. Köprü başındaki korkuluk demirinin önündeki tabela direğine tabelamızı bağlıyorum cırt ile. Köprü üzerinde arkadaşlar bisiklet sürüyorlar.

20180426_103925_HDR

Yola ben de çıkıyorum, Büyük Menderes deltasındaki uçsuz bucaksız tarım alanlarında yaz ekimine hazırlanıyor. Traktörle tarla sürerken arkasından küçük bir toz kalkıyor rüzgara kapılarak. Tarla yolun altında kalıyor. Kıyıdaki çalılıklar tamamen yakılmış simsiyah kalmış dallar burada bir çok canlının telef olduğunu gösteriyor.

20180426_104936_HDR

Yola çıkar çıkmaz yakınlarda olan Miletos antik kentinin tabelası çıktı. Antik kent yola yakın olduğu için giriyoruz.

20180426_105616_HDR

Miletos antik kentinin görkemli yapısı olan amfi tiyatronun resmini bisikletim KUZ ile birlikte çekiyorum. Bir çok yeri tahrip edilse bile çoğunlukta ayakta duruyor tiyatro. İşte burada felsefenin ilk tohumları Thales tarafından atılmıştır. Anlatılanlara göre baş tanrı Zeus ile tartışırlarken Thales haklı çıkmış. Buna kızan Zeus “Ben Tanrıyım, istersen yıldırımla seni şuracıkta küle çeviririm” deyince Thales te buna “Öfke haksızlığın belirtisidir” diye cevap vererek tanrılara ilk baş kaldıran felsefeci olarak yazılmış bu tiyatroda. Böylece insanlık tarihinde felsefe başlamış oldu.

20180426_110216_HDR

Miletos antik kentinde kısa bir mola vererek yolumuza devam ettik, Akköy girişinde hafif bir yokuş var, zorlanmadan çıkıyoruz yokuşu. Elektrik ve telefon direkleri birbirinden bağımsız köyün semalarını kaplamış durumda.  Akköy tabelası ve az ilerde ana yol kavşağına geldiğimizi belirtir büyük karayolları tabelası.

IMG_2308

Buğday tarlasında ekinler boy atmış, başaklar büyümüş, yavaş yavaş sararmaya gidiyor ama yeni başlamış gibi. Çiftçi tarlanın ortasında ekinleri kontrol ediyor. Ekinler beline kadar uzamış.

20180426_110956_HDR

1977 yılında Süleyman Pir çeşme yaptırmış hayrına ama su akmadığından çeşme etrafını otlar bürümüş.

20180426_111757_HDR

Leylekler çoktan gelmiş yuvalarına, yumurtadan yavruları da çıkmış. Elektrik direğinin tepesine yuvasını kurmuş. Yuvada leylek yok, Büyük Menderes nehrinin bereketli topraklarında yiyecek bulmaya gitmiş olmalı.

IMG_2309

Akyeniköy kavşağında öğle yemeği için mola veriyoruz. Burada yemek ucuz, nedeni ise kamyoncuların uğrak yeri olması. Burada kuru fasulye, pilav, cacık üçlemesi ile karnımızı bi güzel doyuruyoruz. Çardak altında dinleniyoruz çaylarımızı içerken.

20180426_123305_HDR

Yediğimiz kuru fasulyenin yakinen resmini çekiyor Ferdimen. Masada tabaklar içinde fasulye, pilav, üstünde az fasulye taneleri, küçük bir tabakta salata, ekmek sepetinde taze ekmekler ve kuru fasulyenin olmazsa olmazı kuru soğan.

IMG_2311

Öğle molası bitiminde turumuza devam ediyoruz. Söke – Didim – Milas kavşağından düz, Bafa gölünün yanındaki yola girdik. Girişte tahtadan yapılmış tabelada “Bafa gölü tabiat parkı” yazılmış sarı renkli. Tabela üç tahta, yanlarda iki direğe çakılmış. Solda Bafa gölüne bağlantılı su kanalı var.

20180426_143407_HDR

Kavşaktan girer girmez yol toprak olarak devam ediyor. Aynı zamanda taşkınlar için yapılmış set yolda kenarlarına okaliptüs ağaçları dikilmiş. Ağaçlar seyrek ve kimisi kurumuş.

20180426_143819_HDR

Bir süre gidiyoruz dümdüz yolda. Birden bire yolu kapatan bir çalışma görünce durduk. Kurumuş olan okaliptüs ağacını kesmeye uğraşıyor ekip. Herhalde acemi olacaklar bir türlü ağacı deviremediler. Alt kısmından yeterli kesemediklerinden traktör kepçesi ile yüklendikleri halde ağaç direniyor devrilmemek için. Set üstünde bisikletlerden inmeden duruyorlar arkadaşlar. Yol açılsın diye beklerken arkadan çekiyorum bir poz. Ferdimen’in küçük üçgen Türk bayrağı ve uzun saçlarını bir kaç boğum lastikle bağlamış arkasında.

20180426_144039_HDR

Geniş düzlük ovada parsel parsel tarlalar yeni sürülmüş ekilmeyi bekliyor.

20180426_144128_HDR

Set yanında seyrek olarak dikilmiş okaliptüs ağaçları arasında giderken Ferdimen beni çekiyor.

IMG_2318

Bir süre okaliptüs ağaçları arasından gittik. Sonrasında hiç ağaç yoktu ve önümüzde uzayıp giden set üstü yol var. Bir – iki araç haricinde rahat gidiyoruz toprak yolda.

IMG_2320

Bir zamanlar deniz olan ova şimdi toprak olmuş. Ovada bir çok tarla ekilip biçiliyor. Ova düzlüğü sonunda bitti ve karşımızda bir köy göründü. Köyün arkasında küçük tepeler başlıyor.

20180426_151320_HDR

Köy ovanın bitiminde, yamaca doğru kurulmuş. Burası Serçin köyü.

IMG_2322

Hemen solumuzda Büyük Menderes nehri usul usul akıyor sakince.

IMG_2323

Toprak yolda yavaş gittiğimizden epey zaman geçmiş. Köyde bir mola vermek gerek. Hem hava da iyice ısındı. Güneş tepemizde terlememize neden oldu bisiklet sürerken. Bakkalın yanına vardık, çocuklar meraklı gözlerle yanımıza gelip bakmaya başlayınca “Çocuklar bakkaldan canınız ne istiyorsa alın” diyerek bakkala davet ettim. Herkes kendine göre bir şeyler aldı. Daha çok gazoz aldılar. Ben de onlara uyup gazoz alıyorum kendime. Nasıl olsa çantamda duran BayKuş kesemde epeyce para var birikmiş. Yolda bulup topladığım paralar Bay Kuş kesede biriktiriyorum. Çocukların aldığı şeylerin parasını BayKuş kesesinden ödüyorum. Zaten fazla tutmadı aldıkları. Kendimize cebimizden ödedim aldıklarımızı. Sonra okaliptüs ağacının gölgesindeki beton merdivene oturarak gazozlarımızı içmeye başladık.

Çocuklar meraklı sorular sormaya başladı bizlere. Bisiklet turcusunu sık sık görmedikleri belli. Belki de ilk defa görüyorlar bisikletçileri. Her zamanki klasik sorular; “Nerden nereye gidiyorsunuz? Bisikletin kaç para? Bu bisiklet kaç yapıyor? Lastiğin hiç patlamıyor mu? Patlayınca ne yapıyorsun?” gibi sorular. Hepsine cevap veriyoruz tek tek. Öğle sıcağında soğuk gazoz ve sodalar çocuklarla muhabbet eşliğinde bizleri serinletiyor. Bakkal da demlediği çaydan ikram ediyor birer bardak. Gölgede oturmuşuz Cem, ben ve Mehmet, yanımızda beş çocuk. Ferdimen bizi çekiyor telefonumla.

20180426_154033_HDR

Büyük menderes kıyısında büyük bir vinç. Halatın sonunda varil büyüklüğünde silindir. Herhalde toprağı düzeltmek için kullanılıyor. Belki de nehir yatağını düzeltmek için. Anlayamadım ne için kullanıldığını. Yeşile boyanmış rengine bakılırsa devlet su işlerinin vincine benziyor.

20180426_155106_HDR

Düz ova bitince yol tepelerin yanından gidiyor. Önümüzdeki köy girişi az yokuş var. Ferdimen durmuş solda gördüğü eşeğe bir şeyler anlatıyor;

“Ah eşek ah, senin yüzünden dayak yiyordum bir zamanlar. Çayıra yayılmış bir kaç aile piknik yapıyorlardı. Yanlarından geçerken Kazak Abdal’ın bir türküsünü söylemeye başladım;

Eşeği saldım çayıra

Varıp ta karnı doyura

Gördüğü düşü hayıra

Yoranın da avradını

Türküyü söylerken piknik yapanlar sen ne diyorsun herif, ağzından çıkanları kulakların duymuyor mu? Bize hakaret mi ediyorsun? diye üzerime yürüdüler. Yok ben size bir şey söylemedim, ahan da otlayan şu eşeğe söyledim, diyerek oradan uzaklaştım. Az daha dayak yiyordum senin yüzünden eşek herif.”

Ben de eşekle Ferdimen’i çekiyorum bir poz bu duruma karşılık.

20180426_162121_HDR

Mayıs ayı dut ayı, bülbüller bu ayda dutları yedikten sonra artık ötmezlermiş. Sizin anlayacağınız Dut yemiş bülbül olurlar. Zaten çoktan eşlerini bulup yumurtadan yavruları bile çıkmıştır. Karnı doymak bilmeyen aç yavruları doyurmak için bütün gün yiyecek peşinde koşmaktan helak olmuşlardır. Ötecek gücü kalmamıştır. Geçim derdi olunca ötmeye fırsat kalmıyor.

Yol kıyısında hayrına dikilen siyah duttan nasibimizi yiyoruz gerektiği kadar. Dutları yakından çekiyorum bir poz. İçlerinde olgunlaşmamış açık pembeden kırmızıya, olgunlaşmış haliyle siyah dutlar görüntüde.

20180426_163117_HDR

Sürülmüş tarlaların kıyısında karşıdaki dağların resmini çeken Ferdimen’in resmini çekiyorum. Dağların tepesindeki göğe yükselmiş kimilimbus bulutunu çekiyorum. Şimdi o bulutun altında ne fırtınalar esiyordur.

20180426_165552_HDR

Yolumuz dağların dibinden Büyük Menderes nehrini takip ediyor. Kimi yerde nehirden uzaklaşırken kimi yerde yolun dibinden akıyor. Nehrin kenarları sazlık ve söğüt ağaçlarını görüyorum. Tarlaları sulamak için nehre boru sarkıtılmış.

20180426_170715_HDR

Bu yol pek işlek olmadığı için kimi yer asfalt değil. Toprak yolda ilerliyoruz. Dağ yamaçlarının dibinde çeşitli ağaçlar fışkırmış. Yeşil ağaçların arasından, toprak yolda bisiklet sürmek gibisi yok. Önde Cem ve Mehmet bisiklet sürüyor.

20180426_171904_HDR

Hava iyice sıcakladı. Cem yanmak için üzerini çıkarıp çıplak olarak bisiklet sürüyor. Bazen ağaçların gölgesinde hem dinlenmek için hem de bizi beklemek için kısa molalar veriyorlar bisikletten inmeden.

IMG_2332

Ferdimen de arkadan yetişiyor bize. Toprak yolda gelen Ferdimen.

20180426_171915_HDR

Dağın dibindeki yol bazen yükseliyor ovadan ama fazla değil. Akan nehir ve sürülmüş tarlanın düzgün çizgileri bir tablo gibi karşımda.

20180426_172227_HDR

Karşımıza bir köprü çıkınca durup tabelamızı takıyoruz köprü başına. Tabelada yazan “Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Temiz Aksın”

20180426_173854_HDR

Köprüde tabelayı takarken diğer arkadaşlar da beni bekliyor köprünün üzerinde.

IMG_2336

Köyün birinde terk edilmiş bir ev görünce resmini çekiyorum. Ev viraneye dönmüş durumda. İki katlı, çatısı olmayan, geniş bacası uzun. Giriş kapısı, yanında üst üste iki pencere. Üst katta iki pencere. Evin yanında tek katlı bir ev daha var. Bu evin damındaki otlara bakılırsa topraktan bir damı var

20180426_181155_HDR

Çeşmenin üzerine dikdörtgen bir mermere şu sözler yazılmış;

Bak şu suyun

Rengine çeşmesi var

Tası yok kırma insan

Kalbini yapacak

Ustası yok

Mehmet Mülkiye Fillik

Hayratı

Yazan kelimeleri ayrık yazsa da insanlar ne yazdığına bakmıyorlar maalesef. Adam boşuna yazmamış çeşmenin tası yok diye. O yüzden tası zincirle bağlamışlar çalmasınlar diye.

20180426_181452_HDR

Kilometrelerce tarlalar, karşıda dağin dibinden ayrılmış küçük bir tepe. Arasında da bir köy görüyorum. Hani bir çocuk şarkısı vardır ya;

Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesek te, varmasak ta

O köy bizim köyümüzdür

diye. İşte o köyü mutlaka göreceğiz ve gideceğiz. Varacağız yani. Rotamızda bir çok köy var ve köyleri yakından görerek ilerliyoruz durmadan.

20180426_184303_HDR

Yavaş yavaş gölgeler uzamaya başladı. Alçalan Güneş gölgemi tarlaya düşürürken resmini çekiyorum bisiklet sürerken.

20180426_185836_HDR

Güneş Dilek yarımadasının üzerine, Samson dağının az yukarısına doğru alçalmış. Hava bulutsuz, pırıl pırıl. Güneş tüm parlaklığını ovaya salmış. Ovanın sonunda bulunan Söke kasabasının hava kirliliği olan duman sis halinde yayılmış Dilek yarımadasının dibinde.

20180426_185901_HDR

Kimi tarla sürülmüş, kimisi de ot bürümüş durumda, sürülmemiş.

20180426_185904_HDR

Sürülmemiş bir tarla, dikine doğru traktör geçip iz bırakmış üç yerde.

IMG_2341

Elektrik dağıtım şirketi kimi beton direğin tepesine yukarı doğru kaide yaparak leyleklerin yuva yapmasını sağlamış. Zaten leylek direğin tepesine, tellerin üzerine yuvasını yapıyor. Böyle yapmakla hem teller arasında kısa devreyi önlemiş oluyor hem de kuşlar elektrik akımına kapılmamış oluyorlar. Direğin tepesinde bir leylek uzun bacakları üzerinde durmuş durumda. Gün boyu yiyecek aramakla yorulmuş, Güneş batmadan yuvasına çekilmiş dinlenmeye başlamış.

IMG_2343

Akşam üzeri Ferdimen haritaya bakıyor ve hava kararmadan kamp yapacağımız yeri belirledi.  Diğer köyler uzakta olduğundan Akçakaya köyünde kamp atacağız. Köyün kahvesinde oturup akşam yemeğini hazırlamaya başladık. Karşıdaki bakkaldan yoğurt, ekmek alarak kahvaltılık malzemelerle çay ile karnımızı doyuruyoruz. Bu arada köy muhtarı ile görüşüp kalacağımız yeri de ayarladık. Köyün düğün salonunda kalabilirsiniz deyince rahatladık. Cem turdan yarın ayrılacağını bildirdi. Bateri dersi alıyor ve onlardan geri kalmak istemediğini mazeret olarak sundu. Eh ne yapalım artık üç kişi tura devam edeceğiz. Masanın üzerinde kahvaltılıklar ve Cem elinde çatalı ile yerken Ferdimen bir poz çekiyor akşam karanlığında.

IMG_2344

Kahvede köylülerle sohbet ederek zaman geçiriyoruz çay içerken. Köylülere yaptığımız turu, amacını kısaca anlattık. Nehirlerimiz temiz aksın, tarlalarında kullandıkları Menderes nehrinin suları ürünlere zehir saçmasın, temiz besinleri yiyerek gelecek nesiller sağlıklı yetişsinler diye anlatıyoruz. Uyku basınca, çadırları üstü kapalı düğün salonunun girişine kurup yerleştik. İyi geceler dileklerle yatıyoruz mışıl mışıl.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 65 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

İki Sade Bir Ortaca Festivali 2. Gün

21 Ekim 2017 Cumartesi

Hürpedal Bisiklet Festivali 2. Gün Dalyan – Yuvarlakçay

(Kör arkadaşlarım için betimleme yapılmıştır)

 

“Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,

belini sarmayalı,

gözünün içinde durmayalı,

aklının aydınlığına sorular sorular sormayalı,

dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni

                   bir şehirde bir kadın.

Aynı, daldaydık, aynı daldaydık

Aynı daldan düştük ayrıldık.

Aramızda yüz yıllık zaman,

                         yol yüzyıllık.”

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkmış olan görsel, Sığla ormanında sık ağaç gövdeleri, parlayan Güneş ışıkları

Güzel bir güne daha uyanıyorum, sonbaharın ılık sabahında kahvaltımızı yapmak için yola çıktık. Kahvaltı yeri her sabah olduğu gibi sığla ormanı içinde. Eşpedal ile yolda bisiklet sürerken.

Gündüz pilot, eşpedalı Berktuğ tandem kullanıyorlar. Liderimiz Hakan ve ben kareye giriyoruz. Resmi çeken Süleyman Seniz.

Kahvaltı yapacağımız yere geldik Sıraya girip kahvaltılık tabaklarını alıp masalara oturduk. Eşpedal üyeleri ile birlikte kahvaltıyı güle oynaya yiyoruz.  Masada 10 kişi varız. En önde Doktorumuz Mete, En arkada liderimiz Hakan bana poz veriyor. Yanımızda ismini hatırladıklarımdan Berktuğ, Baattin, Şevket ve Elif Öğretmen var.

Çay bol olunca biten çayları almaya giden Gündüz ve eşpedalı Berktuğ çayları almışlar masalara doğru giderken çekiliyorlar resmi. Gündüz’ün başında kenarlı şapkası kovboy gibi giymiş. Bir de güneş gözlükleri ile sanki artiz. Gündüz’ün elinde iki bardak çay plastik bardağında taşıyor. Gündüz’ün koluna da Bertuğ takılmış.

Baattin ve eşpedalı Furkan yan yana oturmuş masada. Üzerlerinde kırmızı forma.

Kahvaltıyı bitirip bisikletlerin başına gidip elimize aldık, Hareket zamanını bekliyoruz. Bu arada tandem bisikleti deniyorum, Eşpedal olarak yanıma Pınar Öğretmeni aldım. Kendisi az kilolu olduğundan daha rahat kontrol edebilirim dedim. Ne de olsa ilk defa tandem kullanıyorum ve arkamda birisi var. Korkum ona zarar gelmesi. Aslında onlar korkmadan arkamıza biniyorlar bize güvenip. Bir kaç tur atıyorum Pınar ile birlikte. Gayet kolaymış ve ağır yüklü bisiklet kullanmaya alışığım. Kontrolü kısa sürede öğrendim, bundan sonra tandem sürebilirim. Bu cesaret bana geldi. (7 Ay sonra buralarda Eşpedal ile tandem kullandım festival boyunca. Yardımcı pilotum Nevin Garip İle beraber sürdük.) Hareket zamanını bekleyen yüzlerce bisikletçi yola çıkmaya hazır.

Ana yoldan değil de ara yollardan gidiyoruz, bir süre sonra toprak yola girdik. Geridekileri beklemek için sık sık durup bekliyoruz ormanın içinde.

Ormanın içinde akan bir çay görüyorum. Su berrak ve temiz, buralarda her yerden su fışkırıyor resmen.

Kaybolanları, geride kalanları çayın köprüsünde bekliyoruz. Beklerken de kimisi ayakkabılarını çıkarıp pistonları soğutuyor çayın serin sularında. Çayı karşıya geçmek için tahta köprü yapmışlar.

Ana yola çıktık sığla ormanından, jandarma trafik bizim için yolu kapattı. Yol boş olarak ters yönden bir süre kavşağa kadar gittik. Kavşaktan köy yoluna saptık ve Beyobası köyünde çay molası veriyor grup. Biz de takılıyoruz köyde. Çay içerek arkadaşlarla sohbet ediyoruz ayakta. Elimde çay bardağı, Mete, Baattin, Şevket ve Özer yanımda. Tam da tabelada yazdığı gibi Beyobası mahalle muhtarlığı önündeyiz. Köyler artık mahalle deniyor resmi dilde.

Biraz zorlu bir yoldan yokuş çıkarak Yuvarlakçay’a vardık. Burası meşhur bir yer ve çok gelen var. O yüzden bir çok restoran, piknik yeri, işletme açılmış açıkgözler tarafından. En güzel yerleri de kapmışlar. Çaydan berrak ve yeşilimtırak bir renkte su akıyor. Zaten berrak su akması insanları buraya çekmeye yetiyor. Haliyle gelenlerin hepsi arabası ile geliyorlar. Yiyip içip çöplerini etrafa bırakarak geri dönüyorlar. İşletmeler de burayı temiz tutmak için sürekli temiz ve bakımlı tutuyorlar. Çevre düzenlemesi güzel, tahta çitlerle sınırlar belirlenmiş çayın kenarında. Karşı tarafa geçmek için demir destekli tahta köprüler yapılmış.

İnsanların çaya rahatça girebilmeleri ve daha çok su alanına sahip olmak için bentler yapılmış. İşte o bentlerden birisi karşımda. Taş ve odun parçalarınla destek yapılarak 1.5 metre yüksekliğinde  bir duvar çekilmiş boydan boya. Çayda akan su bu bendin üzerinden akarak beyaz köpükler oluşturmuş. Öğle yemeğini burada, çayın kenarındaki çardaklarda yiyoruz.

Yemeği yedikten sonra sıra geldi yüzmeye.  Doktor Mete’ye beni çekmesini söylüyorum. Kolayca çıkılabilen çınar ağacının kalın dalına çıktım. Sudan 3 metre yüksekteyim.

Mete beni aşağı atlarken çekiyor. Ayaklarım hala dalda.

Sonrasında buz gibi suya dalıp çıkıyorum. Koca bir havuzun içindeyim.

Kollarımı açıp Mete’ye poz veriyorum. Su harika ve serin, beni kendime getiriyor.

Yuvarlakçay da bir süre zaman geçirdik, Yemeğimizi yedik, kimimiz bu gibi çayın sularına attı kendini, kimi seyretti. Kimi çardakta oturup dinlendi. Herkes kendine göre takıldı demek daha doğru olur. Daha önce buraya değil de kimselerin olmadığı yere, daha yukarılara gitmiştim Hakan Sevin ve Cem Tabanlı ile. Daha geçen hafta buradaydık. İşletmelerin olduğu yerleri görmemiştim. Burası çok güzel, bakımlı ve temiz ama bana göre pek kalabalık.

Dönüş yolu değişik yerden yapıyoruz. Sadece iniş ve kısa sürede ana yola geldik bile. Ana yoldan karşıya geçtik, hemen sığla ormanının içinde yol almaya başladık. Burada yol toprak. Önümde giden bisikletliler.

Toprak yola girince haliyle lastikler de patlıyor. Lastiği patlamış bir kişi lastiğini söküp yamamaya uğraşıyor. Yanında da birisi ona yardım ediyor. Herhangi bir yardıma gereksinim var mı diye soruyorum. Onlar da hallediyoruz deyince yoluma devam ediyorum.

Sığla ormanında giderken birden bire Köyceğiz göl kıyısına vardık. Karşı kıyı çok uzakta. Göl rüzgar olmadığı için çarşaf gibi. Karşıda dağlar, eteklerinde köyler görünüyor.

Göl ormanla bütünleşmiş sanki. Orman bitiyor, göl başlıyor birden bire.

Göl kıyısında resimler göl manzaralı, Mete çekiyor cep telefonu ile. İlk resimde Baattin, Berktuğ, Suat  ve Pınar poz veriyor.

Resim çekildiğini gören kareye girince 8 kişi olduk ben de dahil.

Bizi gören çoğaldı ve 17 kişi olduk.

Olay gittikçe çığırından çıkınca topluca resim çekiliyoruz tüm katılımcılarla birlikte. Arkamızda iki çam ağacı ve göl manzaralı. Önde yerde bir tandem bisiklet yatırılmış.

Etrafta resim çeken Hakan elinde cep telefonuyla birlikte onu çekiyorum bir poz. Yanında da Doktor Mete ve sağda Furkan tek başına duruyor.

Orman içinde tekrar yol almaya başladık. Ağaçların dalları yolu tamamen kaplamış. Yol gölgelik, güneş ışıkları çok az vuruyor asfalta.

Küçük bir derenin üzerinden tek bisikletçini geçebileceği darlıkta demir bir köprüden geçiyoruz. Her geçeni çeken festivallerin gönüllü fotoğrafçısı Mustafa benim cep telefonumla çekiyor. ben köprüden geçerken.

Festivalde görevli arkadaşlar yolda kaybolmayalım diye yol ayrımlarında durup bizleri doğru yola yönlendiriyorlar. Sığla ormanında kaybolmadan ilerlemek olası değil. Bilmeyenler kaybolma olasılığı yüksek.

Orman yolu sık ağaçlarla kaplı ve yol düz değil. Önüm görünmüyor, sadece önde giden bisikletçiyi takip ediyorum.

Sık ormanın içinde Güneşi çok az görebiliyorum. Bazen Güneş seyrek ağaçların arasından kendini gösteriyor. O da parlak ışıklarını vuruyor yüzüme. Sanki ihtiyacımız olan Güneşi az gördüğümüzden dolayı kendini gösterince fazlası ile ışıklarını fışkırıyor üstüme. Bu resim sarmaşıklarla kaplı sığla ağaçlarının gövdeleri arasında parlak Güneş ışıkları ile öne çıkmış resim olarak seçiyorum.

Kimi sığla ağacının gövdesi kabukları sıyrılmış. Sığla yağı elde ediliyor sanırım sızan suyundan. Nasıl elde edilir bilmiyorum ama böyle topladıkları kesin.

Yine bir yol ayrımında görevli arkadaş sola gideceğimizi belirtiyor.

Ormanın içinden çıktık ama sanki hala ormanın içindeymişiz gibi. Asfalt yolda ilerliyorum, önümde bir kaç kişi gidiyor.

Akşam üzeri, herkes bir an önce kamp alanına varmak için var gücü ile pedala basıyor. Benim acelem yok, sakince kendi tempomda pedal basıyorum. Bir yere yetişme gibi bir telaşım da yok. Zaten akşama varacağım. Etrafı izliyorum, daha önce buradan geçmiştim bisikletle ve Tepearası köyü yakınlarında bir su kaynağı olduğunu bildiğimden kaçırmak istemiyorum. Biraz da bu kaynaktan su almak için yavaş gidiyorum. Tam neresi olduğunu kestirmeye çalışırken yeri buluyorum. Yolun hemen sağında bir yere girince beton kanal içinde akan suyu gördüm. Daha önce burada mola verip bu kanalın içine yatmıştım boydan boya.

Su pınarı Sığla ağacının kökleri arasından çıkıyor yer yüzüne. Saf, berrak, süzülmüş kaynak suyunun tadı da çok güzel. Daha önce tattığım bu kaynak suyundan şişelerimin hepsini dolduruyorum. Ben buraya girince üç kişi bir yere oturmuş çilingir sofrasında şarap içiyorlardı. Beni de davet ettiler şaraba ama ilk önce sularımı doldurdum. Şişeleri yerine koyduktan sonra aralarına katıldım. Bisikletimin sele demirine takılı olan krom tasımı uzatıyorum şarap şişesine. Saki de dolduruyor tasımı toprak dolmadan. Ben de onlara çantamdan elma çıkarıp veriyorum. Elma, şarap ve sohbet mükemmel bir ortamda içiliyor. Kimse karşılık beklemeden, sadece geçen bir yolcuya bir tas şarap ikram ve bölüşülen elma. Böyle bir zamanı, şarabı ve sohbeti hiç bir yerde bulamazsın. Şarap bildiğimiz en ucuz şaraplardan. Hani Can Yücel’in içtiği köpek öldüren şarabı Evin. Ama o an içtiğim şarap kıymetliydi ve en güzel, yıllanmış şaraplardan bile daha lezzetliydi. Şanslıyım bu akşam üzerinde içtiğim bir bardak şarap için. Karnım biraz aç ve içtiğim şarap biraz başımı döndürse de aklıma Ömer Hayyam tarafından yazılan şu Rubai aklıma geldi;

“- Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan,” – dedi Hayyam.

 Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam:

 “- Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım,” – dedi,

 “şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param…”

Ömer Hayyam

Sığla ağacının kökleri, suyun kaynağından çıkan küçük bir pınar kendine küçük bir kanal açmış. Uzun sürecek bir yolculuktan sonra engin denize kavuşacak.

Şarabın ve elmanın tadı ağzımda, çilingir alemi yapan üç kişiye ikramı için teşekkür edip ayrılıyorum o güzel yerden. Burası Tepearası köyü, tabelada öyle yazıyor. Hafif çakırkeyf ile yolda gidiyorum neresi olursa, yol beni iyi yerlere götüreceğine eminim.

Kamp alanına en son ben vardım herhalde, akşam yemeğine yetiştim sayılır. Bisikletimi bırakıp Eşpedal ile yemek kuyruğuna giriyorum. Suat’ın ardına takılmış üç görme engelli arkadaş ve ben kuyrukta beklerken sevgili Sevgi bizi çekiyor. Kamp alanında plastik masa ve sandalyeler.

Yemek sonrası eğlence başladı. Sizlere bunları anlatmak yerine 7 ay sonra gerçekleştirilen Hürpedal Ortaca bisiklet festivalinde yapılan eğlence ve masal dinletisinin videosunu izlemenizi öneririm. O festivalde Eşpedal derneği adına katıldım ve tandem sürdüm pilot olarak. Yardımcı pilotum da Nevin Garip vardı. Sevgili masalcı Esma bize esmavi masallar anlattı. Biz de şarkılar eşliğinde büyülenmiş olarak masalları uslu çocuklar gibi dinledik. Ne güzel masallardı. Aşağıdaki videosunu izleyebilirsiniz.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 64 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc