Etiket arşivi: çırak

Mysia Yolları 4. Gün

10 Mayıs 2017 Çarşamba

Susurluk – Mustafakemalpaşa – Gölyazı

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

esrik kayıklar

güneş mi denizi baştan çıkarır

esrik olur kayıklar

hatıralar ağaçtır

hayat geçtikçe büyür

yüreğim kımıldanır

birazdan ne güzel insanım

geçmişimi geleceğimi

hepsini bir bir ararım

Agim Rıfat Yeşeren

 

Öne çıkan görsel, Bisikletim KUZ, gidon çantası arkasında batan Güneş manzarası.

Gece başlayan yağmurun sesi ile uyuduk, ama şiddetli değildi. Usul usul yağan yağmurun damlaları ninni gibi geldi bana. Çınar ağaçlarının sık olması, uzun gövdeleri ve yukarılarda dalları şemsiye gibi üzerimizi örtmesi nedeni ile çadırlara pek yağmur gelmedi. Dünkü yorgunluk, iyi bir uyku ile sabahın erken saatlerinde uyanmama neden oldu. Çadırda uyumanın rahatlığı hiç bir yerde yok. Günün ilk ışıkları ile çadırımın kapısını aralayıp dışarıya bakıyorum. Uzun çınar ağaçlarının gövdeleri, piknik masaları ve bir çadır gözüme ilişiyor.

Giyinip çadırımdan dışarı çıkıyorum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra piknik masalarının birinde doğanın ilginç bir olayını gördüm. Kalın kalaslardan yapılmış masanın yarılmış yerinden ağaç mantarları yağmur suyunu görünce kendine yaşam alanı oluşturmuş. Artık yaşamı bitmiş ağacın işlenip kalas olarak masa yapılsa da başka canlılara yaşam sunuyor. Kalasın yarıklarında üç tane mantar çıkmış, gövdesi beyaz, şapkası kahverengi – siyah karışımı. Masanın üzeri yağmurdan dolayı ıslak.

Sabah kahvaltı hazırlıklarına başladık, semaver suyu ısınasıya kadar ben de etrafı şöyle bir dolaşıyorum. Çınar ağacının köklerine inen gövdesinin bir kolunu testere ile kesip gövdesi ile olan bağı kopartmışlar. Bunu neden yaptıklarını anlamak olanaksız. Ağaçtan ne istiyorsun, illa zarar vereceksin. Aslında bunu kesen hastalıklı insan bindiği dalı kesiyor ama bunu düşünecek kadar akıllı değil.

Bu arada bisikletim KUZ öylece park etmiş halde. Arka lastiğindeki iki lastik sargı yerinde duruyor.

Hava yağmurlu ve bulutlu olmasına rağmen güneş doğduğunu hissettiriyor parlak ışıkları ile. Çınar ağaçlarının arasından kendini gösterdi. Ben de bu anı yakalıyorum.

Çınar ağaçlarının sık gövdeleri yana yatmış durumda. Onlarca, belki yüz taneden fazla çınar ağacı bu kadar sık dikilmesi boylarının uzun olmasını sağlamış. Ağaç güneş ışığına gereksinimi var. Bunu sağlamak için devamlı yukarı büyüdüğünden boyu uzun. Diğer ağaçlar da aynı şekilde büyüyünce dalları yukarıda serpilmeye çalışıyor. Yana uzayan dalı yok hiç bir ağacın.

Kahvaltıyı yapıp hemen toparlanıyorum. Cem Tabanlı da benimle beraber toparlanıp erkenden yola çıktık. Diğerleri sonradan gelecekler. Susurluk’ta bisikletçi bulup arka lastiğimi değiştirmek zorundayım. Cem ile birlikte yağmur altında Susurluk’a vardık. Yaz – bahar yağmuru çabuk geçti ve yağmur durdu. Bisikletçiyi sora sora bulduk yerini. İnternetten baktığımıza göre bisiklet servisi görünüyor ama bisikletçiden çok motor ve araba parça satan bir dükkan. Neyse 28 inç lastik var mı diye sorduk, bir kaç tane var olduğunu söyledi. Uygun olan bir lastiği aldık. Bagajdaki yükleri indirip arka tekerleği çıkardım. Eski lastiği çıkarıp yenisini takmaya çalışırken dükkanın çırağı elinde tornavida ile dış lastiği takmaya çalışınca “Hop dur bakalım ne yapıyorsun? Tornavida ile lastiği mi parçalayacaksın? Levye yok mu?” Diye durdurduk yapacağı işi. Çırak elinde araba lastiklerinde kullanılan koca bir levye getirdi. “Bu ne? ” diye sordum. Koca levye ile lastiği takacak, olacak iş değil. Hemen tamir taklavat çantamdan kendi levyelerimi çıkarıp lastiği normal olarak takıyorum. Sonra hadi şişir bakalım deyip lastiği şişirmeye başladı kompresörle. Lastik basıncı istenilen seviyeye bir türlü çıkmıyor. Lastiğin neden şişmediğini anlıyorum. Kompresör basıncı 35 havaya göre ayarlanmış. Araba lastikleri en fazla 35 hava basılıyor. Benim lastik 60 – 65 hava basıncı istediğinden bırak öyle kalsın dile çırağı uzaklaştırıyorum. Lastiğin ücretini ödeyip tekerleği bisiklete takıp çantaları üzerine yerleştirip yakında benzinciye giderek 65 hava basarak olayı bitiriyorum. Yanda olan kahvede lastikçi çay ısmarlıyor esnaf olarak. Biz de çay teklifini geri çevirmeyip içiyoruz.

Lastik işi bitince yola çıktık. Hedefimiz Gölyazı’ya bu gün varmak. O yüzden hızlıca ana yoldan gideceğiz. Şansımıza İzmir’den çıktığımızdan beri rüzgar sürekli Lodos esti. Rüzgar hep arkadan eserek Susurluk’a kadar geldik. Bu gün ise rüzgar döndü ve hava Poyraz esmeye başladı. Yani tam karşıdan, gideceğimiz yönden esmeye başladı. Balıkesir il sınırından çıkıp Bursa il sınırına girdiğimizi karayolu tabelası bildiriyor. Yol kenarındaki tabelada Bursa il sınırı yazılmış, arkada tarlalar yemyeşil ve gökte üzerimizden geçen bulutlar.

Bu yoldan hep araçla geçtiğimden tabelaları pek göremiyordum doğru dürüst. Bisikletle her tabelayı, her ayrıntıyı görüyorum. İşte bunlardan biri ilgimi çekiyor. Kocaman tabelada yazan Kosova yazısı bana doğduğum yeri hatırlatıyor. Demek buralarda daha önce Kosova’dan göç edenlerin kurduğu bir yerleşim yeri varmış. Memleketimin ismini görmek beni sevindirdi.

Büyük bir tabelada, mavi zeminde beyaz boyalı alanda siyah yazı ile Kosova yazılmış. Altta ise beyaz boya ile Susurluk ve Balıkesir yazılarak sağ taraftaki yolu ok işareti ile gösterilmiş. Tabelanın altındaki tabelada Beyaz zemine siyah harflerle Kosova 2 ve Bostandere 7 kilometre olduğunu sağa ok işareti ile belirtilmiş. Beyaz zeminde yazan yerler köyleri belirtiyor. Mavi zeminde yazılanlar ise il ve ilçeleri belirtiyorlar. Ana yolda sağa giden bir yol, ileride görünen bir köprü üst geçitten hem köylere, hem de geriye dönmeyi sağlıyor.

Yol ana yol olunca kaymak gibi asfaltta, emniyet şeridinde rahat ve hızlı gidiyoruz köy yollarına göre. Bu yolda eğim fazla yok. Bizi zorlayan karşıdan esen Poyraz rüzgarı.

Yol tabelasında Mustafakemalpaşa’ya geldiğimizi belirtiyor. Nüfus : 100000 olarak yazılı. Tam rakam, ilk defa tam rakam yazan tabela gördüm. Mustafakemalpaşa’ya gireceğiz. Yol tabelası gidonumdaki tüylerle beraber resmini çekiyorum.

Cem ile birlikte Mustafakemalpaşa kasabasına giriyoruz. Diğer arkadaşlar geride kaldı biraz. Onları beklerken hadi buranın ünlü Mustafakemalpaşa tatlısı yiyelim deyip tatlıcıya oturduk. Taş yerinde ağırdır hesabı her yerde geçerli olmasına rağmen bu durumu göz önünde bulundurup ne kadar olursa olsun birer porsiyon yiyoruz Kemalpaşa tatlısından. Garson bizi tatlı yerken masada önümüzde tabaklar, elimizde çatal ile resmimizi çekiyor. Dörder tatlı bir porsiyon yapıyor, iki tane yemişiz, daha iki tane daha tabakta var. Tatlının üzerinde beyaz kaymak konulmuş. Masada dar ağızlı küçük beyaz porselen vazoda papatya çiçeği süslemiş olarak duruyor.

Diğer arkadaşlarla buluştuk meydanda. Tatlı yiyin ilk önce diyerek tatlıcıya gönderdik. Cem ile meydanda oturma yerinde bekledik bir süre. Arkadaşlar tatlılarını yedikten sonra yanımıza geldiler. Yakında olan çay ocağından çayları ısmarladık. Turda ortak bütçe yapıyoruz. Herkes eşit miktarda para veriyoruz kasaya. Kasa da tüm alış – verişleri bu paradan yapıyor. Kasamız da Ceyhun. Kasanın suyunu çektiğini belirtince elindeki son paralarla üç tane gevrek alıyor. (Buralarda gevreğe simit diyorlar) Elindeki para anca çaylarla beraber üç gevreğe yetince adam başı yarım gevrek bölüşerek çay ile birlikte yiyoruz. Bu bizim öğle yemeğimiz olacak. Bu durumu belgelemek için garsona cep telefonumu vererek resim çektiriyorum. Altı kişi elinde yarımşar gevrek, önümüzde plastik bir sehpada çay bardakları. Hepimizde kısa pantolon, üzerimizde formalar rengarenk, başımızda da üç turuncu renkli, bir mavi, bir de haki yeşili renkte buff var.

Mustafakemalpaşa kasabasındaki molayı bitirip yola çıkıyoruz. Rüzgar karşıdan esmeye devam ediyor. Yoldan geçen tırlar, kamyonlar ve diğer araçların gürültüleri eşliğinde yol alıyoruz. Bir ara kendimi kaptırıp yolun getirdiği ölçüde bastırdım. Diğer arkadaşlar da rüzgarıma girerek göçmen kuşlar misali tek sıra gitmeye başladık. Yaklaşık 10 kilometre civarı yüksek tempoda, rüzgara karşı ve hafif çıkışı ile Karacabey rampasını bir çırpıda çıktık. Ben de nasıl olduğunu anlamadım ama tempoyu tutturunca gidiverdik öylece. Karacabey rampasını çıkarken harcadığımız enerji bitmek üzere. Mehmetali’nin şekeri var, öyle olunca düşen şekeri nedeni ile bir benzinlikte durup elde ne varsa çıkarıp bereketli ve hala bitmeyen pişilerden yiyerek şekeri yükseltip enerji takviyesi yaptık. Yarım gevrekle pistonlar bir yere kadar gidebiliyor. Rüzgardan korunaklı bir yerde atıştırmanın üzerine birer kahve içerek molayı tamamladık. Bu kez daha düşük tempoda bisiklet sürmeye başladık ve sağımızda Uluabat gölü göründü. Araç ve tır trafiği fazla olunca dibimizden geçen tırların korkunç gürültüleri Cem Tabanlı’yı rahatsız ediyor. Bu tedirginliğini belirtiyor sık sık. Yapacak bir şey yok, böyle gideceğiz mecburen. Yola devam edip bir an önce hedefe  varmalı. Uluabat gölü görününce yaklaştık sayılır Gölyazı’ya. Ağaçların arasından yakında olan Uluabat gölünün bir parçası görünmekte.

Güneşin doğuşunu izledim, batışını da kaçırmamak gerek diyerek durdum yol kenarında. Bu an kaçmaz, küçük bir köyün kenarında, tepenin üzerinde iken bir resim alıyorum. Güneşin batışını izlemek için bisikletim KUZ’u park ettim yol kıyısında. Gidonumda ki çantam, önünde “Bakırçay Temiz Aksın” yazılı kart. Kelebek gidonuna asılı duran kaskım ve dikiz aynası. Güneş kelebek kısmının az üstünde son ışıklarını verirken izliyorum. Solda, arkada matın bir kısmı görünüyor.  Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Güneşi batırdıktan sonra, bir süre daha pedalladık ve hava henüz kararmadan, siyah beyaz ipliğin artık ayırt edilmediği anda Gölyazı yol ayrımına geldik. Yol kıyısında üç tabela bir direğe takılmış. Üstteki tabelada Gölyazı Mahallesi, ortadakinde Gölyazı Kültür Evi, alttakinde ise Göl Yazıevi yazılıp ok işareti ile sağa gidileceğini belirtmiş. Uluabat gölünün bir kısmı görünüyor, kıyısında ışıkları yanmaya başlamış köyler, tarla yeni sürülmüş hemen önümde. Bir iki ağaç ve düz bir arazi göle kadar gidiyor. Göl henüz uzakta.

Az ilerde yol ayrımı başlıyor ana yoldan. Burada da turistlik kahverengi tabelada Gölyazı (Apollonia) 5, alttaki tabelada da Ağlayan Çınar ve resmi yön tabelası olarak konulmuş. Kartal tüyü ile beraber henüz hava kararmadan Gölyazı’ya giden yolu çekiyorum. 5 Kilometre yolumuz kalmış. Karşıdan sürekli esen Poyraz rüzgarına karşı bisiklet sürmek pek kolay değil. Bizi bitirdi adeta ama sonunda ana yolun yoğun tır trafiğinden kurtulmanın sevinci ile köy yoluna girmek enerjimizi topluyoruz. Artık yol sağa döndüğünden rüzgarı arkamıza alacağız. Kısa kalan kilometreler biter rahatlıkla.

Antalya grubu da aynı yerde resim çekiliyor. Mehmetali, Nafiz, Ceyhun ve Vedat. Bisikletleri ile poz vermişler kameraya.

Artık hava karardı ama gökyüzünde dolunay dan yeni çıkmış Ay bulutların arasından kendini gösterip yolumuzu aydınlatıyor. Az biraz yüksekte Uluabat gölünü ve yüzeyine yansıyan Ay ışığını görünce durup gecenin az aydınlığında gidonumdaki farın aydınlattığı ağaçlarla beraber muhteşem manzarayı çekiyorum. Solda Göylazı ışıkları yanmış gecenin karanlığında.

Saat 21:00 gibi Gölyazı’ya vardık. Hava iyice karardı. Bizi davet eden Festival başkanı Ercan Hafız’ı telefon ile arayıp nereye kamp kuracağımızı öğrendik. Kamp yeri Gölyazı girişinde antik kentinde kazı yapan ekibin kazıevi’nin olduğu yerde. Hemen kamp alanına girip çadırları kurarak eşyaları yerleştiriyoruz. Ardından sıcak duş ile yorgunluğumuzu aldık. Bu gün zorlu bir yolculuk epey yordu bizi. Duş kendimize getirdi, misler gibiyiz. akşamın geç saatleri olsa da karnımız iyice acıktı. Hemen akşam yemeğini yapmaya koyuldu aşçı başımız Mehmetali. Kazıevi tesislerinden yararlanıyoruz. Gölyazı da oturan akrabalarım var, Hasan’ı telefon ile arayınca hemen gelerek aramıza katıldı. Arkadaşlarla tanıştırıp çay içerek hoş sohbete başladık. Hasan’a, arkadaşlara çaktırmadan, yarın bizlere ihaleden turna balığı almasını söyledim. Bize yetecek kadar alsa yeter. Gölde yetişen en lezzetli balık olan turna balığının tadı pek nefis. Daha önce geldiğimde bir çok kez yedim. Yarın kendimize dinlenme günü olarak belirledik. Hem dinleneceğiz hem de Gölyazı’yı gezeceğiz. Gecenin geç saatlerine kadar sohbet ederek zaman geçirdik. Artık yorgun bedenlerimizi dinlendirme zamanı geldi. Uyku bunu belirtiyor.  Göl kıyısında uyumanın tadını yaşayacağım.

Bu gün rüzgara karşı yol aldık, yoğun trafik ile epey yol geldik

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 88 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 13. Gün. Salda Gölü Festivali 2. Gün

31 Mayıs 2015 Pazar

Pazar 13. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bır kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

Salda Gölü – Tefenni

 

Aşka gönül ile düşersen yanarsın.

Zeka ile düşersen kavrulursun.

Akıl ile düşersen çıldırırsın.

Duygu ile düşersen gülünç olursun.

Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.

Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.

 

Özdemir Asaf

 

Öne çıkan görsel, Salda gölü bisiklet festivali katılımcıları toplu halde. Festivali düzenleyen Antbis der ve Burdur bisiklet derneklerinin pankartları ile poz veriyoruz.

IMG_0214

Yüksek rakımlı yerde az oksijen ortamında olsak ta gün içinde iyi bir yaşam ve mutlu olarak uykuya dalmışsan rahat ve iyi bir uyku uyumana neden olur. Onun için iyi bir uyku sonrasında sabahın erken saatlerinde dinlenmiş olarak kalkıyorum. Diğer çadırlardan sesler gelmeye başladı. Kimisi erken uyanmış sabah hazırlıklarını yapıyor. Sabah kahvaltısını hep beraber yaptıktan sonra sabah kahvesini Devrim ben ısmarlayacağım diye tutturunca hayır diyemedik. İşletmenin mutfağına girip kahveleri kendisi pişirip askı ile bizlere servis yaptı. Tam kahveci çırağı gibi askıyı taşıyordu. Yanıma çırak mı alsam ne…

20150531_091309

Böyle güzel, böyle sevimli, böyle güleç kahveci çırağının elinden kahve içilmez mi. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Kahveyi her zaman kendim pişirir yanımdakiler de içer ama böyle yerlerde sevgiyle pişirilmiş kahveyi arkadaşımın elinden içmek ayrı bir zevk. Sevimli kahveci çırağı kahveleri gülümseyerek dağıttıktan sonra afiyetle içiyoruz. Kahve neşeli sohbet ile bitmiyor bir türlü. Devrim askıdaki kahve fincanlarını eli ile ikram ediyor.

20150531_091331

Uzun kahve muhabbetinden sonra hareket için hazırlanmaya başladık. Yanımıza pek eşya almadığımızdan hareket yerinde hazır durumda diğer katılımcıları beklemeye başladım. Herkes benim gibi pratik olmadığından henüz gelmeyenler çok. Bu gün kısa mesafe gideceğiz. Gideceğimiz yer beyaz adalar denen yer. Orada yarış yapılacak o yüzden yarışa katılacaklar dörder kişilik takımlar oluşturup isimlerini yazdırıyor görevlilere. Bizim Devrim de yarışmaya katılacak. Ben yarışmaları sevmediğimden katılmaya hiç niyetim yok.IMG_0137

Hazır olunca hareket başladı, dünkü yolun tersine Salda köyüne doğru beyaz adalara gideceğiz. Yolun iki tarafında çam ağaçları.

20150531_095753

Kısa sürede beyaz adalara vardık. Çam ağaçları arasından beyaz adalar göründü. Gölün suyu azalınca bu doğal güzellik ortaya çıkmış. Bu gün doğal güzelliğin içinde harika bir gün geçireceğime eminim.

20150531_095759

Salda köyüne gelmeden sağa doğru giden toprak yola saptık. İşte yine doğada ve yeşil çimenlerin arasında bisiklet sürmekteyim.

IMG_0141

Salda gölünü besleyen su kaynaklarından en büyüğü bu akan dere. Kamp yerinde kıyıya yakın yerlerde küçük su kaynaklarını görmüştüm. Dere yakınlardaki Düden köyü çevresinden çıkıp göle temiz olarak dökülüyor. Suyun berraklığı ve karşı kıyıdaki sazlıklar manzarayı oluşturuyor.

20150531_101313

Dere sakince usul usul kıvrılarak çevresine hayat verip göle, sevdiğine kavuşmaya gidiyor. Derenin çakılları temiz, sazları arasında kurbağalar sesleri ile eşlerine aşkla vırıak vırak diye seslenmekte.

20150531_101326

KUZ henüz göle kavuşmadan göl seviyesinde poz veriyor. Bir zamanlar buraları su altındaymış. Şimdi ise otlak olma yolunda. Yavaş yavaş toprak ve bitki örtüsü düz alanı kaplamakta.

20150531_101720

Bitkilerin kimisi göl kıyısına kadar ulaşmış yaşam mücadelesi vermekte. Göl sakin, neredeyse hiç rüzgar yok.

20150531_102151

Küçük bir tepenin üzerine çıkarak resim çekmeye başladım. Yüksekte olmak avantaj sağlıyor. Geniş bir alanı rahatça görüyorum. Aşağıda Ferdimen beni bekliyor. Ferdimen’in önünde, toprak üzerinde yuvarlak izler görünüyor. İşte gençler arabaları ile olduğu yerde döndürerek bu izleri yapmış. Arabanın tek tekeri sabit, diğer tekeri yumuşak zeminde patinaj çekerek toprağı kazıyor. Lastik izleri kalırken bunu yapmaktan zevk alan gençler böylece eğlenmiş oluyor. Tabi bunu yaparken alkol de alıyorlar. Lastikler bu hareketlerde çabuk yıprandığı için sık sık değiştirmek durumundalar. Baba parası yemek bu olsa gerek.

20150531_102203

Artık toprak arazi bitti, yerini beyaz kumsala bırakıyor. Hani derler ya Mars’a geldik, işte öyle bir yerdeyiz. Beyaz kumsalın bazı yerlerinde küçük te olsa saz kümesi fışkırmış.

20150531_102647

Havada bulutlar bazen kapatıyor bazen de açıyor. Bulutlar sürekli hareket halinde üzerimizden geçip gidiyor. Havada yağmur kokusu yok henüz. Yağacak gibi değil. Gerçi bahar ayındayız belli olmaz.

20150531_102827_HDR

Mersin den Zerrin kot pantolonu çekmiş hippi misali yanımdan geçip gidiyor.

20150531_102905

Beyaz taş ve çamur karışımı bir toprak üzerindeyim. Yağmur sürekli arazide şekil değişikliği yapmakta. Yağmur suları akarken kendine küçük kanallar açmış.

20150531_103038

Kıyıda durup bu doğal güzelliği çekmeden geçmek istemedim. Gölün suyu o kadar berrak ki sanki beni çağırıyor turkuaz rengi ile. Kendimi sulara bırakasım geliyor. KUZ ve göl manzarası.

20150531_103358

İşte beyaz adalar karşımda, buraya ismini veren adalar. Küçük ye olsa ada adadır. Zamanla yağmur damlaları küçük parçalar kopara kopara adalar görünmeyecek.

20150531_103411

Daha önce yanımdan geçip giden Zerrin tekrar geçiyor. Yoksa etrafımda tur mu atıyor bilemedim.

20150531_103419

Manzara her yerden, her bakış açısından güzel selemin üzerinden.

20150531_103456

Aaaaa o da ne Ferdimen de kadrajıma giriyor birden bire. Selemin manzarasına onu da alıyorum.

20150531_103508

Buranın yapısı oldukça ilginç, üst tabaka da çakıl – kum – toprak benzeri karışımdan oluşmuş. Alt kısmı da kalın bir tabaka yumuşak çamur. Çamur cilde iyi geliyor. Gölün kabaran dalgaları zamanla kıyıdaki çamur tabakasını aşındırmış. Göle buradan girmek için direk suya atlamak gerek. Çıkmayı düşünemiyorum bile. Çıkarken çamurdan adam olmadan çıkmanın imkanı yok. Kıyının girintisi, çıkıntısı görsel olarak olağanüstü bir yapıda.

20150531_110524

İşte çamurun faydalarını duyan biri kendini çamurla sıvamış durumda.

20150531_110559

Suyun içi berrak ve harika bir renkte. İnsana huzur veriyor ve seyrettikçe dinginleşiyorum turkuaz mavi renkte.

20150531_110711

İlginç kıyı yapılarından başka bir yer, içeri doğru oyulmuş bir mağarayı andırıyor.

20150531_110725

Hava açtı ve bisikletimi park edip hemen su donumu giyerek daha fazla harika gölün sularını bekletmemek gerek. Her zamanki atlayışımla kendimi gölün serin ve turkuaz sularına bırakıyorum. Başım ve kolların suya dalmış, ayaklarım hala dışarıda.

IMG_0162

Bir süre yüzdükten sonra çıkıp kurulanmaya başladım peştamalım ile. Suyun rengine dayanamayanlar da kendilerini suya bırakıyor. Kimisi de üzerine çamur sürerek şifa bulmaya çalışıyor.

IMG_0173

Beni sürekli çeken Ferdimen ile bir elçek yaptık arkamızdaki harika fon ile. Uzun saçlarımızı salmışız, benim üzerim çıplak, Ferdimenin üzerinde sarı tişört var. Arkamız turkuaz göl manzarası.

IMG_0174

Yerdeki çakıl taşlarından dolayı yalın ayak yürümek zor, çakıl taşları ayağıma battığından ayakkabılarımı giyerek yarışçıların ilk gelenin resmini çekmek için tümseğin üzerine çıkarken Ferdimen beni çeliyor. Antbisder derneğinin pankartı ve uzun bayrak flamaları yarış yerini belirtiyor. Yere de beyaz – kırmızı şerit bantlar çekilmiş.

IMG_0190

İşte yarışın ilk geleni.

20150531_111927

Ve ardından ikinci gelen.

20150531_111935

İlk gelen arazi yapısını bilemiyor ve toprak çakıl karışımının yumuşak zemininde gidemediğinden arkadan gelen kırmızı formalı yetişip geçiyor ve birinciliği kapıyor. Yarışın ve arazinin cilveleri bu olsa gerek.

20150531_111955

Diğer yarışmacılar da ufukta göründü.

20150531_112633

Dijital zoom ile ufuktaki bisikletçiyi anca bu karar çekebildim.

20150531_112650

Devrim de ufukta göründü ama onun etabı bittiğinden acele etmeden geliyor. Yarışmacılar 4 kişilik ekiplerden oluşup her ekipten biri bir etabı koşup diğerine devrederek en son kalan en hızlısı son etapta yarışı bitiriyor. Aynı 4 X 100 metre bayrak yarışı gibi ama bisikletle ve mesafesi uzun.

20150531_112655

Tümseğin tepesinde dört bisikletçi.

20150531_112834

Yarışın ilk etaplarında gidenler en son gelerek  yarış bitiyor.

20150531_112846

Devrim de tepeden aşağı iniyor, ve yarışı bitiriyor.

20150531_112853

Yarış bittikten sonra ikramlar yapıldı. Festivalin anısı olarak topluca resim çekilerek anı defterine kaydediyoruz. Solda Antbisder derneğinin pankartı, sağda Burdur bisiklet derneğinin pankartı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_0214

Yarış ve heyecan bitti, şimdi sakinlemenin zamanı. Kahve takımını çıkarıp cezveyi ocağa sürüyorum. Ocağın yanında fincanlar duruyor.

IMG_0218

Çevremde bekleyenler var kahve içmek için ama şanslı olan 3 kişi içecek. Bakalım şanslılar kim olacak. Kahve pişti, elbette ilk kahve fincanı benim. Diğer üç fincan öylece içecek olanları bekliyor masumca. Gaz ocağı, üzerinde cezve, yerdeki kapağın içinde üç fincan kahve köpüklü. Bağdaş kurup oturmuşum. Sapı kırık fincanı ben alıyorum.

IMG_0220

Şanslı olanlar kahvelerini içtikten sonra takımları toplanıp giyindim. Artık harekete hazırım, Dünyanın en güzel gölünde en güzel kıyısında en güzel renklerin içinde suya girerek arınmışım. Üstüne de nefis bir Türk Kahvesi ile tadına doyum olmaz an. Bu anı silinmez kalemle hafızamın bir yerine yazarak kaydediyorum. Bisikletim KUZ park halinde, ben uzun kollu formamı giymişim, arkamda göl manzarası.

IMG_0222

Beyaz adaları işte böyle bir yarımada da ardımızda bıraktık kendi halinde. Belki de bu kadar kalabalık gelmemiştir şimdiye kadar. Yine kendi ıssızlığına dönüverdi biz ayrıldıktan sonra. Ferdimen elçek ile arkasından bizleri çekiyor.

IMG_0224

Bok böcekleri baharda kendilerine bir hayvan boku bularak yuvarlamaya çalışıyor. İçine yumurtalarını bırakarak geleceğine şimdiden yatırım yapmaktalar. Bok böceklerinin de yaşamı, çoğalması böyle.

20150531_124819

Salda Gölü sulak alan koruma sahasından çıkınca ağaçtan tabelasını gördüm. Aradan bir tahta parçasını söküp almışlar ne yazık ki.

20150531_125912

Dün buradan geçmiştik ama her geçişte başka manzaralar görüyorum. Güzelliği seyretmek için bir süre durup doyasıya seyrediyorum. Kim bilir bir daha buralara ne zaman geleceğim. Gölün solda kalan yeri çekiyorum.

20150531_131425

Şimdi de sağ tarafı çekiyorum.

20150531_131428

Salda gölü kıyısındaki asfalt yola çıktıktan sonra grubun tamamını beklerken öne geçip bir video çektim. Video aşağıda, izleyebilirsiniz.

Bir kızıl goncaya benzer dudağın
Açılan tek gülüsün sen bu bağın
Kurulur kalplere sevda otağın
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Her gören göğsüme taksam seni der
Kimi ateş gibi yaktın beni der
Kimi billur bakışından söz eder
Kimbilir hangi gönüldür durağın

Melek Hiç

Ortada açmış kırmızı gül, etrafında henüz açmamış goncalarla çevrelenmiş. 28 tane gonca var.

20150531_131804

Kamp alanına yakın Sultan Pınarı denen yere geldik. Acaba nasıl bir yer dile merakla pınarı incelemeye başladım. Burada bir restoran var aynı isimde ama benim merakım pınar. Dağdan çıkan pınar göle kavuşmadan kanallarla ilginç demir aletleri arasından şırıl şırıl Aşkla akıp duruyor sevdiceği göle kavuşmak için. Önünde hiç bir şey engel olamıyor. İnsanlar yolunu değiştirse de akıp gitmekte usulca. Suyun aktığı kanal U demirden yapılmış. Kanalın üzerinde de yuvarlak şekilli kalın demir döküm parçalarla süslenmiş. Demir zamanla paslanmaya başlamış ve bir zaman sonra dağılıp toprağa karışacak. Su tekrar yolunu bulur sen ne yaparsan yap.

20150531_131929

Su o kadar gür akıyor ki çeşme olmaktan çıkmış. 100’lük plastik borudan gürül gürül akıyor. Su buz gibi, temiz içilebilir. Ben de sularımı tazeliyorum şişelerimi. Öğleden sonra yola devam edeceğiz, şimdiden doldurmalı. Sultansuyu çeşmesinin mermerine oturmuş olan Devrim’i çekiyorum.

20150531_132056

Restoran’ın terasında birer çay içerek göl manzarasını doyasıya seyrettik. Buradan kamp alanı görünüyor.

20150531_132921

Sultan Pınarından ayrılarak kamp alanına geldik. Öğle yemeğinden sonra herkes çadırlarını toplamaya başladı bile. Artık festival bitti, evlere dönme zamanı. Hal böyle olunca Ferdi ve ben yolumuza devam edeceğiz haliyle. Bir çırpıda eşyaları, çadırı toplayıp bisiklete yükledikten sonra arkadaşlarla vedalaştık. Bizleri misafir eden işletmeci Ahmet’e de çok çok teşekkür ederek vedalaştım. Devrim’e Antalya da buluşuruz nasıl olsa görüşme dileği ile vedalaşmadık. Yeni aldığım çadırı da istemese de ona hediye ettim. İlk önce almak istemedi ama bahanem hazırdı. Başka birisinin kullandığı çadırda yatamam diyerek ikna ettim.  Artık Salda Gölü tatili bitti, hayatımda yaşadığım en güzel tatillerinden birisi oldu. Ferdi ile birlikte yola çıktık Salda Gölü Belediye kamp alanından. Yola çıkınca havam değişti, özgürlüğe pedal basmaya başladım birden bire. Yeşilova’ya varmamız kısa sürede oldu.  Tabela ile Ferdimen beni çekiyor arkamdan. Tabelada; Yeşilova, Nüfus: 5700 yazıyor.

IMG_0231

2 Gündür hazır yemek yedik festival dolayısıyla. Yeşilova da durup yolda yiyeceğimiz zerzevatı ve ekmeğimizi alarak tedarikleri tamamladık. Yolda nereye kamp atacağımız belli değil. Buralardan henüz geçmediğimizden yolu keşfedeceğiz bir anlamda. Yol çatağındayız, tabelalar yolumuzu gösteriyor. Soldaki yol Burdur’a gidiyor. Biz sağdaki yol olan Karamanlı, Antalya yoluna sapacağız.

IMG_0233

Tedariklerimizi aldık, tekrar yola çıkıp Yeşilova’ya veda ederek bilinmeze pedal dönmeye başladı. Tabela Yeşilova dan çıktığımızı belirtiyor.

20150531_162652

Yolda en sevdiğim tabelalardan birisi Ceylan çıkabilir tabelası. Üsteki dönemeç tabelası her zaman karşıma çıkıyor zaten. Ama Ceylan çıkabilir tabelasını görünce içimdeki umut tekrar canlandı. Beldi de Ceylan görebilirim belli mi olur. Umudumu yitirmiyorum hiç bir zaman.

20150531_163049

Ferdimen önümde gidiyor, resmini çekiyorum. Bazen o geride kalınca benim resmimi çekiyor. Beraber paslaşıyoruz resim çekerek.

20150531_163402

Yeni yetişen buğday tarlaları arasından gitmekteyiz. Her tarafta yeşilin tonlarını görerek.

20150531_165938

Çaltepe köyünden geçiyoruz ama köy yoldan biraz içeride olduğundan uğramadık. Bu gün yol alabildiğimiz kadar gideceğiz. Korkuteli’nden Az ilerde ara yoldan Antalya’ya kestirme yoldan gitmeyi düşündük. Ara yola saptıktan sonra rampa başlıyor, yani Toros dağlarına çıkacağız uzun bir yol. Bu yolda çeşme denk gelirse kamp atarız yanı başında. Öyle karar verdik.

IMG_0237

Solumuzda Karamanlı Barajı’nın göletinin başladığı yerdeyiz.

20150531_171304

Karamanlı ilçesine giriş yaptık, burada bir çay molası vermeli.

20150531_173106

Kısa bir çay molasından sonra Tefenni yönüne doğru yola çıktık. Kavşağın göbeğinde dev küpleri yerleştirmiş belediye.

20150531_173623

Afyon’a fazla uzak değiliz gibi. Buralarda mermer ocakları çoğalmaya başladı. Dağı yok edecekler neredeyse. Tepesini kese kese kocaman bir geçit oluşmuş durumda. Görünümleri çirkin bir durumda.

20150531_174240

Tefenni ilçesine geldik sonunda. İlçenin giriş tabelasında durup bir resim çekiyorum. Bu gün gördüğümüz 3. ilçe oluyor. Tabelada; Tefenni, Nüfus: 14000 yazıyor

20150531_180552

İlçenin girişinde at üstünde elinde mavzeriyle Efe karşılıyor bizleri meydanda.

20150531_181418

Kasabanın ara sokaklarından birinde bir kahve bulduk. Kahve sarmaşık çardaklı yeşil örtü ile kaplı. Hemen duble çayları ısmarladık kahveciye.

IMG_0260

Günün ilk başları tempolu geçti biraz, sonrasında yola çıktık. Biraz yorgunluk başladı, çay ve atıştırmalık iyi geldi. Çayları içerken bir yağmur indirdi seyretmeye değer. Bisikletleri çardağın altına aldık kıytırık ile birlikte. Bu arada kahvedekilerle bisiklet üzerine sohbet başladı. Her zaman sorulan soruları merakla sordular. Biz de cevaplarını sabırla verdik. Şimdiye kadar bisikletli seyyahlar görmemişler besbelli. Yağmur dinmek bilmiyor, akşam da yaklaşmak üzere. Yağmurdan dolayı yola da çıkamadık kahveden. Sohbet sırasında burada nerede kalabiliriz deyince kasabanın kapalı pazar yerinde kalabilirsiniz diye cevap verdi birisi. Artık bu saatte yola çıkmanın anlamı kalmadı, hem kalacak yer de bulduk üstü kapalı. Yağmur dininceye kadar kahvede oturduk. Yağmur diner dinmez kalkarak içtiğimi çay paralarını ödemeye çalışınca kahveci sizin çay paraları ödendi, gidin sağlıcakla deyip para almadı. Kahveciye ve oradakilere teşekkür edip ayrıldık. Yurdumda hala yolcu gözetenlerin olduğuna sevindim. Bisikletlerimiz çardak altında, ben çay içerken yağan yağmura bakıyorum.

IMG_0261

Kapalı pazar yerini sora sora bulduk. Bu gün pazar kurulmadığından boştu ama arabalar park etmiş. Etrafı açık, olsun üstü kapalı bize yeter bile. Gece her an yağmur yağabilir. Şöyle tam oryaya çadır kurabiliriz diye karar aldık. En uygun yer ortası. Kapalı pazar yeri geni ve boş. Bisikletlerimiz ortada duruyor.

IMG_0262

Ferdimen etrafta yaptığı küçük bir araştırmanın ardından daha kuytu olan balıkçı dükkanlarında kamp atalım deyince oraya gidip baktım. Dükkanlar boş ve kuruydu. Anlaşılan bu dükkanlar balıkçıların kullandığı yerdi. Ama uzun süredir balık satışı olmadığından balık kokusu yoktu. Bisikletleri dükkanın dibine koyup çadırları kurduk. Eşyaları da çıkarıp yerleştikten sonra ara sıra çalışan benzinli ocağı Ferdimen yaktı. Akşam yemeğini yapmaya başladık. Karnımız da iyice acıktı hani. Çadırları ve kızıl alevli yanan benzin ocağını çekiyorum. Ferdimen ocağın başında.

20150531_201539

Yemeğimizi afiyetle yedikten sonra keyif kahvelerini de içtik. Yanımda çaydanlık olunca çay demlenmez mi demlenir. Sıcak çay ile akşam serinliğini bir nebze olsun azalttık. Bu arada yarın gideceğimiz yolu da kararlaştırdık harita üzerinde. Hava karardıktan sonra gelip geçenler bizi fark etmedi bile. Sadece yaygaracı bir kaç köpek dışında bizi rahatsız eden olmadı. Gecenin bir vaktinde uyku ağır basmaya başlayınca kaçırmadan çadırlara girip yattık.

Bu gün yaptığım toplam yol 50 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc