Etiket arşivi: çoban

Bahar Turu 1 Gün

23 Mart 2022 Çarşamba

İzmir – Selçuk – Gökçealan köyü

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

 

Öne çıkmış olan görsel, iki katlı taş bina, alt katta, solda bir pencere ve giriş kapısı, Önünde sundurma yapılmış. Beyaz badana vurulmuş duvara, Üst kat badanasız ve üç tane pencere var.  Bahçede meyve ağaçları. Yarısı toprak yarısı beton ve fayans döşeli. Sağda iki sandalye ve sehpa, Bisikletim KUZ yüklü park etmiş durumda. Evin çatısı kiremit kaplı.

IMG_20220323_153124

Geçen ay yaş günümdü, o gün özel bir gün olmalı. Rakamlar bunu gösteriyor. 22.02.2022 ve 61 doğum tarihim. 61 yaşımı doldurdum. Her şeyin bir anlamı vardır. Nasıl yorumlarsan yorumla.

Evet sevgili dostlar, uzun bir aradan sonra tek başıma yaptığım yolculuk yazısı ile birlikteyiz. Dünyayı etkileyen, yaşamı, ekonomiyi alt üst eden, insanların seyahat planlarını bozan büyük salgın haliyle beni ve bir çok kişiyi etkiledi. Bisiklet festivallerini, uzun turları durdurdu neredeyse. Bir çok bisiklet festivali iptal oldu. Sokağa çıkma kısıtlaması yüzünden kimi sınırlı, kimi valiliklerden izin alınıp öyle yapıldı. Örnek olarak geçtiğimiz yıl katıldığım Afyon – Frig vadisi bisiklet festivaliydi. O günlerde hafta sonları sokağa çıkma yasakları devam ediyordu. Validen özel izinle, katılımcıların kimlik numaraları verilerek yapılan bir festivalde hafta sonu turlarımızda boş sokaklarda bisiklet sürdük. Gerçi kırsal alanlarda hayvanlarını otlatanlar ve çiftçiler serbest dolaşabiliyordu.

Kısıtlamalar, benim marangozda çalışmam nedeni ile pek bisiklete binememiştim. Bir de Aralık 2021 başlarında birden bire gelen bir baş dönmesi nedeni ile kulak salyangozundaki kristallerinin yerinden oynaması beni yatağa yatırdı bir süre. Denge kaybı nedeni ile sokakta bastonsuz yürüyemedim bile. Bu biraz uzun sürdü ve geçmek bilmedi. Yürürken sanki su dolu bir kova içindeki karpuz gibi başım sallanıyordu. Bu yazıyı yazdığım zamanda bile hala düzelmedi bu sallantı. Uzun süredir bisiklete bile binmedim. Bisiklete binince başımı hafif sağa yada sola çevirsem dümen kontrolü kaybolup ön tekerlek sağa sola dönüyordu anında. Böyle durumlarda düşmemek için zor anlar yaşadım desem yeridir.

Uzun süredir evde yatmam, bisiklete binememem Urim Baba’nın kahvesini bile etkiledi. Her Cumartesi günü düzenlediğim Urim Baba’nın kahve etkinliğine 1 aydan fazla bir zaman yapamadım Kahveye gelen arkadaşlar özlemiş kahve etkinliklerini. Bana baskı yapmaya başladılar yap diye. Arkadaşım Gürdal Tur evime gelerek bisikletim KUZ’u ve arkasına taktığım römorkum kıytırık’ı alarak İnciraltı kent ormanına götürdü. Ben de Gürdal’ın bisikletini kullandım ama çok yavaş ve sağa sola fazla bakmadan dikkatlice kent ormanına kadar gittim bir kaç hafta.

Artık canım sıkılmaya başlamıştı, bu kadar uzun süre bisiklete binememek, dilediğimce başımı alıp yola çıkamamak, özgürce doğada bisiklet sürememekten sıkıldım. Ormanda çam kokularını, kuşları, kelebekleri, çiçeklere konan arıları özledim. İzmir’de bir kaç kez bisiklet sürdüm ama pek uzun soluklu değildi. Denge sorunu hala devam ediyordu. Can sıkıntısını gidermek için özlediğim yollarda olma hayali günden güne artmaya başlayınca artık evde durmanın anlamı yok diyerek tur planları yapmaya başladım. Kalabalık içinde yalnız kalamıyordum. Şehrin kalabalığı, evin kalabalığı sıkmıştı.

Uzun zamandır planladığım, tasarladığım kano yapım işiyle uğraşıyorum. Kano yapımı hakkında gerekli bilgiyi ve donanımı hazırlamaya çalıştım. Yaptığım turlar ve bisiklet festivallerin yazıları da bitmişti. Yazmak için yaşamak gerek, yeni turlar, yollar ve maceralar gerek. Zaten kalabalıktan sıkılmıştım. Yalnız kalmalıydım. Kendi kendimle, yoğunlaşmış düşüncelerimi doğaya salmalıydım. Çadırda uyumayı, sabah Güneşin doğuşunu izlemeliydim düşüncelerimden arınıp. Huzuru akşam Güneş tüm kızıllığı ile batarken an be an bulmam gerekti. Hem son zamanlarda işler ve projeler  o kadar yoğunlaştı ki başımı kaşıyacak zaman kalmadı. Nasıl bitireceğimi de bilmiyorum. Kafam kalabalıklaştı iyice. Bu yoğunluğu ancak sakin bir ortamda, yalnız kalınca boşaltmam gerek. Doğada olmak düşüncelerimi dinginleştirecek.

Neyse bir süre haritalar ve yollar kafamda oluşmaya başladı. Aslında kano yapımında yardım alacağım mahalleden komşum Muğla Göcek’te oturuyor. Tekne yapım atölyesi de Göcek’te. Arkadaşımdan yapım ile ilgili fikir alış verişinde bulunmalıyım. Yapacağım turun esas amacı kano yapımı ile ilgili. Böylece Göcek’ kadar yol haritası çizdim. Nereden nasıl, kimlere uğrayacaktım hepsini planladım. Bisiklet sayesinde her yerde bir çok arkadaşım, dostum oldu. Onları da özledim. Hem dostları ziyaret hem de kendimi dinlemek için yola çıkmaya karar verdim. Ramazan ayı 2 Nisan’da başlayacak. Her yıl oruç tutmaya çalışırım. Yaptığım programa göre 9 günlük bir tur olacak. Kendimi ona göre hazırladım, Emekli aylığım ayın 23’ünde yatıyor. Aylığımı alır almaz eve gerekli harçlığı bırakarak yola çıkmayı tasarladım. Uğrayacağım dostları telefon ile arayıp geleceğim günü bildirdim. Onlar da dört gözle beni bekleyeceklerini söylediler. İnsanın dostları, kapısı olması ne güzel.

Tura çıkmadan önce bisikletim KUZ’un bakımını yapmam gerek. Öncesinde İzmir içinde bisikletimle bir kaç yere giderek trafikte durumum nasıl diye kontrol ettim. Eskisine göre daha yavaş ve dikkatli gidersem yola çıkabileceğimi düşündüm. Böylece bisikletimin ön ve arka tekerleğini söktüm. Göbekleri söküp bilyelerini yenileyip gres yağı ile yağladım bir güzel. Fren papuçlarını düzelttim, zinciri, ön aynakol dişlisini ve arka dişlisini mazot ile bir güzel temizledim. Mazot dişliyi de yağladı. Uzun süredir böyle bakım ve temizlik görmedi KUZ. Arka lastik aşınmıştı ön lastiğe göre. Çünkü bütün yük arka lastikte olunca yıpranması da ona göre çok oluyor. Ön ve arka dış lastiklerini yer değiştirdim. Uzun süredir lastiklerim de patlamadı şimdiye kadar. Sadece ayda, yılda bir havasını tamamlıyordum.

Bahçemde ön ve arka tekerlekler, lastikler dışarıda sehpaya dayalı. Solda taburem var. Sehpada lastik tamir takımları duruyor. Yerler karo plaka taş döşeli. Küçük bir su kanalı var, bahçe kapısı açık.

IMG_20220321_143203

Tur için gerekli hazırlıklarımı yaptım. 1 Paket makarna, 1 paket bulgur, 2 barbunya konserve, yeteri kadar dana eti kavurma, hazır makarna ve hazır çorba önceden vardı. Yiyecek olarak şimdilik bunlar yeter. Kap kacak ve yedek gaz tüpünü yanıma alıyorum. Uyku tulumu, çadır, mat ve birer tane yedek iç çamaşır, forma ve deri ceketimi çantalara yerleştirdim. Güneş panelini ve takım taklavatı da unutmadım. Gideceğim yolu daha önceden Wikiloc haritada çizmiştim. Telefonuma haritaları yükledim, Maps me programında internet ve hat olmasa bile navigasyon ile yolumu bulacağım. Her olasılığa karşı yanıma pusula, nem ölçer ve derece ölçer aletimi de aldım. En azından pusulamı şaşırmam.

Haritada çizdiğim kadarı ile kabataslak şöyle:  Evden Alsancak gar, metro izbana binerek Selçuk. Buradan Çamlık köyü, Gökçealan köyüne kadar gideceğim. Gökçealan köyünde arkadaşım Burcu var. Bir gece onun misafiri olacağım. Ertesi gün Dağların sırtından Söke yoluna Kuşadası’na uğramadan Söke. Söke’den sağ yapıp Tuzburgazı, Miletos , kıyıdan Didim. Didim’de kamp. 3. Gün Didim’den hareket, Akbük, Kazıklı, Gürçamlar, Kızılağaç köylerinden Güllük düzlüğünde Avşar köyü. Duruma göre kıyıdan Güvercinlik, Torba, Gölköy. Burada arkadaşım Ayhan Akın’ın evinde bir gece misafir kalacağım. Ertesi gün Bodrum’a kadar gidip feribot ile Datça’ya geçeceğim. Burada dostum Feyyaz Alaçam ile bir süre zaman geçirmek. Sonrasında Bodrum’dan Marmaris, Akyaka, Köyceğiz. Zamana göre arkadaşım Mehmet Ertekin ile buluşup bir süre onun yanında kalmak. Mehmet ile kano yapımı hakkında bilgiler almak ve nasıl yapacağım hakkında ustasından fikir edinmek için yardım alacağım. Ondan sonra da belki Fethiye, oradan da otobüs ile İzmir’e dönmek. Ramazan başlamadan 1 Nisanda dönmeliyim. Yola çıkacağım tarih 23 Mart Çarşamba günü. Maaşım o gün yatıyor. Eve harçlık bırakmam gerek. 9 Gün sürecek yolculuğum.

23 Martta sabah erkenden uyandım, hemen maaşımın bir kısmını çekip eve harçlığı bıraktım. Bisikletim KUZ ve çantalarımı bahçeye indirip yükledim. Ön bagaj çantalarımı da alacağımdan demirini önceden takmıştım. Bisikletim yüklü durumda bahçe kapısında hazır bekliyor yola çıkmayı. Çantalarımın rengi; Turuncu – Siyah.

IMG_20220323_094017

İlk pedalı çevirmeye başlayınca ortam değişti birden bire. Her şey geride kaldı. Zaman durdu sanki, bir anda beynimdeki düşünceler silindi, sakin, sessiz bir huzur kapladı içimi. İçimdeki kalabalık yalnızlığa dönüştü. Dışarıdan gelen sesler kesildi birden bire. Sabahın dinginliği ile deniz kıyısındaki iyot kokusu Alsancak garına kadar peşimi bırakmadı. Sanki başka bir evrende bisiklet sürüyorum. Yol psikolojisi boyut değiştirmemi sağladı. Yolda olmak güzel anasını satayım. Sahildeki bisiklet yolundan Alsancak gara vardım, metro izban istasyonunda içeri girip Cumaova’sı – Selçuk yönünde trenin gelmesini bekliyorum. Bisikletim KUZ tam rayların başladığı yerde park etmiş durumda. Soldaki peronda yolcular var.

IMG_20220323_110126

Tren perona girdi, ilk vagona biniyorum. Bisikletimi yan tarafa park ettim, oturacak yer yok şimdilik. Trene biner binmez Burcu’yu aradım telefon ile. Daha önce Alsancak’tan binince beni ara demişti. Selçuk dolmuşuna binip beni istasyonda karşılayacak. Bir süre ayakta gidiyorum. Üç kişilik oturma yerinde biri benden biraz yaşlı, diğer ikisi genç oturuyor. Bir süre sonra iki genç durakta inince ben oturdum. Yanımdaki arkadaş bisikletimi görünce sorular sormaya başladı; nereye gidiyorsun gibi. Böylece muhabbet başladı aramızda. Arkadaşla tanıştık, ismi Murat, Murat usta diyorlar kendisine. Kuşadası’nda teknesi varmış, balık tutuyor olta ile. Ben de kendimi tanıttım, turun amacını, gideceğim yoldan bahsettim. Bana;

“Korkmuyor musun yalnız kamp yapmaktan?”

“Neden korkayım ki! Hem kimden korkacağım?”

“Köpeği var, serserisi var”

Ben de sakince yolda korkacak bir şey yok. En fazla canım var, onu da alabilirler sadece diyerek cevap verdim. Muhabbet iyice koyulaştı.

Murat usta bana dönerek;

“Sana kolay bir yemek tarifi vereyim. Üç tane iri sardalya, yani tirsi balığı alacaksın. Balıkların kafasını ve kuyruklarını kesip atacaksın. Sonra fileto olarak yandan kesip kılçığını çıkaracaksın. Bir tane kapağı olan kap içine ilk önce soğanı ince ince doğrayacaksın, üzerine biraz sirke, bir tutam tuz ekeceksin. Fileto balıkları iyice tuzlayıp yatır üstüne soğanların. Balıkların üstüne yine soğan doğra ince ince. Biraz sirke, bir tutam tuz. Tuz kaya tuzu olursa daha iyi olur. Kabın kapağını kapat, koy çantaya yoluna devam et. Üç saat sonra afiyetle yiyebilirsin.”

diye basit yemek tarifi anlattı.

“Bir de balık yerine yağsız dana etini iki kez kıyma makinesinden geçir. Balık yerine kıyma da kullanabilirsin.” diyerek sözlerini tamamladı. Murat usta bir zamanlar yemek ve meze işi ile uğraşmış. Bu tarifi hemen not ediyorum telefonuma. Verdiği yemek tarifi tam da yolda seyahat edenler için pratik bir yemek. Bakalım bir gün yapacağım. Muhabbet o kadar sardı ki bir baktık Tepeköy’e gelmişiz. Murat usta burada iniyor. Tepeköy’de evi var. Ben de trenden iniyorum ama Selçuk trenini bekleyeceğim. İstasyonda epey bekledim. Saat başından önce tren geldi, trene binip yerleştim. Selçuk’a vardı öğle zamanı. Selçuk son durak olmasına karşı Alsancak istasyonu gibi düz değil de merdiven inip tekrar merdiven çıkmak zorundasın. Neyse bisikletimi taşıyorum merdivenden aşağı. Çıkarken yürüyen merdiven ile çıkarttım. Yoksa yüklü bisikleti merdiven çıkarmak yorucu. İstasyon dışında Burcu beni bekliyordu, epeydir görüşmemiştik. Hasretle kucaklaştık, hal hatırdan sonra “Karnın aç mı, bir şeyler yemek ister misin?” diye sorunca “Aç değilim, evinde yerim” diye cevap verdim. Selçuk’a alış veriş için dolmuşla gelmiş. İşini de bitirmiş. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Burcu da dolmuş durağına gitti. Selçuk küçük, şirin bir kasaba. Kısa sürede kasaba bitip önümdeki yokuş göründü bile. Bu yokuş Çamlık yokuşu.

IMG_20220323_135740

Yokuşu ağır ağır çıkmaya başladım, sağa giden toprak yolda “Eyice Sultan türbesi” tarafına gidileceğini işaret edilmiş tabelada. Bir gün ziyaret etmeli Eyice sultan türbesini. Burada kısa bir mola veriyorum dinlenmek için. Çam ağaçları üstünden Güneş ışıkları vuruyor yola. Bir kısmı gölge olmuş durumda.

IMG_20220323_144426

Hava açık, masmavi bir gökyüzü var, ağaçlar çiçeğe durmuş, papatyalar çayır çimeni beyaz yorgan gibi kaplamış durumda. Hava ne soğuk ne de sıcak. Tam da bisiklete binilecek zaman. Ben de bu zamanı iyi değerlendiriyorum. Sağ tarafım çam ormanı, yol tenha, pek araç ta geçmiyor. Bu sakinlikte çam dalına konmuş bir kuş sanki bana sesleniyor gibi şakımaya başladı;

“cak cak cak cakcakcak

urim urim urimbaba

iyi ki geldin!

seninle bahar geldi

ne güzel

urim urim urimbaba

cak cak cakcakcak”

Kuşun ötüşü aynen böyle, sanki bana sesleniyormuş gibi. Bu kez yolun sol tarafındaki bayırda beni fark eden iri baş bir köpek havlamaya başladı kalın sesi ile;

“hov hov hov hovhovhov

hoş hoş hoşgeldin urimbaba

yolun açık olsun”

Der gibi havladığını hissettim. Ben de durup selam verdim köpeğe. Köpek bir süre havladı arkamdan. Yola devam ediyorum, yokuş dik olmasa da yoruyor. Hamlamışım, uzun süredir bisiklete binmemenin ağırlığı var üzerimde. Ama biliyorum ki bir kaç günde bu hamlığı atlatırım. Bir minibüs beni geçip önümde giderken açık olan kapıdan Burcu göründü. Bana el sallıyordu, bir eli le kapı demirine tutunup diğer elini sallayıp selam verdi. Ben de ona selam verdim elimi sallamadan. Bir süre birlikte gittik, Burcu “Köyde görüşürüz Urim Baba” diye el salladıktan sonra minibüs yoluna devam etti. Solumdaki bayırda zeytin ağaçları dikilmiş.

IMG_20220323_144525

Çamlık köyünün olduğu yere gelince yokuş bitti ve sağa doğru döndüm. Köy adını çamlardan aldığı gibi burası çam ağaçları ile kaplı. Düzlükte uzayıp giden yolda çam ağaçlarının gölgesi vurmuş. Önümde küçük bir çam tüneli var. Birazdan oradan geçeceğim.

IMG_20220323_150155

Yolun sol tarafı tarlalar, bağlar, bahçeler. Sağ tarafı ise çam ağaçları. Gözüme yolun dibinde akan küçük bir dere ilişti. Dere değil de kanal gibi bir yerden sular akıyor benimle birlikte. Akan suyu görmek bana anlatılmaz duygular yaşatıyor. Durup resmini çekiyorum ve aklıma suyun akışı gibi akıp giden zaman geliyor. Su yolunu bulmuş akıp gidiyor. Nerden geldiği belli değil. Nereye gittiği de. Ama durmadan akıyor, tıpkı zaman gibi. Bu anı yaşarken saniyeler uçuyor üzerimde.

IMG_20220323_150900

Yol düz olunca biraz daha hızlı gitmeye başladım. Her ne kadar kafamdaki sallantı devam etse de yine de kontrollü gidiyorum. Kısa sürede Gökçealan köyüne geldim. Girişindeki tabelada öyle yazıyor.

IMG_20220323_151345

Burcu’nun tarif ettiği sokaktan gidiyorum. Birisi köyün merkezinden, diğeri köyün çevresinden dolaşarak gidiyor. Burcu bu yola “Çevre yolu” diyor. Ben de Çevre yoluna girdim ve iki katlı, pembe boyalı bir evin önünde durdum. Evin üst katında iki pencere var. Alt katta ise sadece kapı var, o da açık. Alt kat tamamen yeşil ve kırmızı – beyaz çiçeklerle boyanmış. Bir de asma dalı üstte, üzümleri ile birlikte çizilmiş. Buranın üzüm bağları ve şarabı meşhur. Evin önünde bir traktör park etmiş. Burada Burcu’yu telefonla arıyorum. Bana sokağını tarif ediyor.

IMG_20220323_152055

Çevre yolundan bir süre devam edip sokağına yaklaşırken Burcu sokağın başında el sallarken görünce yanına gelip durdum. Bana “Hoş geldin Urim Baba” dedikten sonra yokuş olan sokağı yürüyerek çıkmaya başladık. Yokuşun ortasında durduk, evin kapısını açıp içeriye girdik. İçeri girince karşıma bahçeli ve iki katlı taş bir bina çıktı. Eve kadar fayans döşeli bahçe, solda ağaçlar. Taş binanın üst katında üç pencere, alt katında giriş kapısı ve en solda pencere var. Bisikletim KUZ evin girişinde park halinde. Bahçede iki sandalye ve bir sehpa duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20220323_153124

Hazır Güneş varken bahçenin keyfini çıkaralım deyip oturuyoruz. Burcu ben gelmeden önce çayı demlemiş bile. Uzun süredir görüşmeyince anlatacak çok hikayemiz birikmiş. Uzun uzun sohbet ediyoruz çayları içerken. Burcu burayı nasıl aldığını anlatmaya başladı. İzmir’deki evini satmış, kendine köylerden ev bakarken bu evin ilanını görünce kısa sürede anlaşıp evi almış. Ev iki katlı taş bina. Duvarların kalınlığı 80 santim kadar var. Bahçesi ve bir kaç dam gibi odalar da bahçenin içinde. Bir tanesini atölye olarak kullanacakmış. Evini buraya taşıyıp yerleşmiş. Köy hayatına alışmaya başlamış bile. Bana teşekkür ediyor, daha önce yaptığımız turlarda doğada yaşamayı öğrendiği için. Sayemde banyo yapmadan uzun bir süre kendi terinle yaşamayı öğrenmiş. Banyosu yıkıldığı için haftada bir Selçuk’a gidip hamamda yıkanıyormuş. Sohbet ederken elçek resim çekiyor ikimizi.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 14.26.43

Bir süre sohbet edip dinlendikten sonra çantalarımdan gerekli eşyaları aldım. Burcu’ya özel hediyesini de  veriyorum, bir tane de buff. Hediyelere seviniyor. Bu arada Daha önceki yıllarda bu köyden geçerken kahvede bize çay, çilek ve şarap ikram eden Kutay’ı tanıyıp tanımadığını soruyorum Burcu’ya. Kahveyi biliyor ama mevsimi olmadığı için açık değil, tadilat yapılıyormuş. Kahvenin sahibinden bu evi almış. Kutay’ı da tanımadığını söyledi. Kahvenin sahibi kadından Kutay’ın telefonunu aldı. Kutay’ı ararken bende kaydının olduğunu öğrendim. Kutay’la telefonda konuşmaya başladım. Bu akşam köyünüzde arkadaşımda misafir olduğumu, kahvenin sahibi kadından evi aldığını söyleyince Kutay bana evin anne annesinin evi olduğunu söyleyince akşama gel de görüşelim dedim. O da olur deyip konuşmamızı bitirdim. Kutay daha önce geçtiğimizde bizi düğününe davet etmişti. Düğünü de tam seçim öncesi gündü. Seçim olduğu için gelememiştik ama yol haritamı çizerken buradan geçeceğim için Kutay’a düğün hediyesini hazırlamıştım. Akşam gelince hediyesini vereceğim.

Bisikletim KUZ bahçede park etmiş duruyor. Çantalar yüklü durumda.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 14.26.45

Henüz ilkbaharın ilk günlerindeyiz. Havalar ısınmadı daha. Akşam olunca serinlik başladı, Gökçealan köyü biraz yüksek rakımda olduğu için geceleri soğuk oluyor. Alt kattaki odada kömür sobası var. Sobaya kömür atıp yakıyoruz. Kısa sürede oda ısınıyor. Akşam yemeğini yiyoruz sıcak odada. Yemekten sonda Kutay geldi. Kutay Kuşadası’nda oturuyor, bir çocuğu olmuş büyütmeye çalışıyor. Kahve pişirip içiyoruz sohbet ederek. Kutay tanıştıktan sonra beni sosyal medyadan takip ediyormuş. Hediyesini takdim ediyorum, hemen açıp bakıyor hediyesine. Logolu iki fincanı görünce teşekkür ediyor. Ben de yolcunun hediyesi “Çam sakızı çoban armağanı” diyorum. “Düğün hediyesi”

Epey sohbet ediyoruz, Kutay yarın bakkaldan iki şişe şarabın var onu alıp gidersin diye tembih ediyor evine giderken. Ben de teşekkür ediyorum hediyesi için. Kutay gittikten sonra bir süre daha oturduk. Uyku ağır basmaya başlayınca yatağımı soba yanan yerde hazırlıyoruz. Bu gün az olarak yol yapsam da yokuş biraz yordu sanki.

Yolda olmanın, dostları görmenin huzuru içimde uykuya dalıyorum.

Bu gün yaptığım yol toplam 26 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritaları

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Gediz Nehri 7. Gün

30 Nisan 2019 Salı

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Akbulak köyü – Emirfakı – Gediz – Murat dağı

 

Dervişlik dedikleri hırka ile tac degil
Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil
Durmuş marifet söyler, erene Yunus Emrem
Yol eriyle yoldadır, yolsuza yoldaş değil

Yunus Emre

 

Öne çıkmış olan görsel, Suyun Kaynağına Yolculuk afişim çınar ağacına bağlı, ben de çömelmiş olarak toprağı akan çaya kavuşması için döküyorum.

IMG_20190430_172827

Sabah erkenden uyanıyorum, Güneş çadırımın içine ilk ışıklarını vururken içeriden Güneşi çekiyorum. Çadırımı kurarken sabah uyandığımda ilk olarak Güneşin doğuşunu izlemeliyim. O yüzden çadırımın kapısı her zaman doğu tarafına gelecek şekilde kurarım. Güzel bir güne Güneş ile beraber başlamak gibisi var mı?

IMG_20190430_072752

Kalkar kalmaz çadırımdan dışarı çıkıp tulumbadan su çekmek oldu. Elimi yüzümü tulumbanın serin suları ile yıkıyorum. Turuncu renge boyanmış tulumba, çadırım ve bisikletim KUZ park etmiş yeşillik arazide.

DSCN7840

Sabah kalktıktan sonra ilk işim kahve içmek. Bunu her sabah yaparım, aç karnına bir bardak su içerim, ardından kahve ve üstüne bir bardak daha su içerek güne başlarım. Nerede olursam olayım her sabah yaptığım rutin işlerden birisi. KUZ solda, çadırım, çadırımın önünde katlanır sandalyem ve kahve takımları. Bisikletin yanında da çitlembik ağacı

DSCN7841

Kahvemi içtikten sonra Gediz nehrini görmeye gidiyorum. Nehir söğüt ağaçları arasından çamurlu akıyor

DSCN7843

Her zaman suyun olduğu yerde kamp atmaya çalışıyorum. Su oldu mu korkma, bu çeşme de olur, tulumba da, fark etmez. Kahvaltı yapmaya hazırlanırken dün geldiğim köprüden bir köpek sürünün önünde havlaya havlaya bana doğru geliyor. Dur bakalım, hayırlısı diyelim. Köpek yanıma kadar geldi, sürekli havlıyordu. Herhalde tulumbanın yanı kendi bölgesi. Yabancı biri gelip yerini işgal etmiş, havlaması ondan olabilir. Arkasından küçük koyun sürüsü de geldi. Çoban ile selamlaştık, koyunlar arazide otlamaya başladı. Ben de kahvaltımı yaparken ekmek dilimi attım köpeğe. O da çekine çekine ekmek dilimini bir çırpıda yedi bitirdi. Demek ki köpek aç, bir dilim ekmek nedir ki. Dişinin kovuğuna sığmadı. Bir dilim daha verdim, onu da yuttu. Bir dilim, bir daha verdim. Toplam beş dilim ekmeği yedi bitirdi. Sonrasında yakınıma gelip yattı karnı birazcık doymuş halde. Koyunlar otlaya otlaya bizden uzaklaştı. Köpek yerinden kalmıyor bile.  Çoban köpeği çağırıyor ama köpek oralı bile değil. Yanımda yatmaya devam ediyor. Herhalde ekmeği verince yeni sahibi ben oldum. Çobanı takmıyor bile. Bu bana siyasetçileri hatırlattı. Önceleri iktidardaki lidere demediğini bırakmıyor sonra da çok bağıran çağırana bir görev veriliyor ve yeni sahibinin emrinde onu tüm gücü ile korumaya başlıyor. Ne de olsa politikacı ( İki yüzlü ). Beton üzerinde turuncu renkli tulumbayı yakından çekiyorum. Arkada Gediz nehrini kaplayan ağaçlar.

DSCN7844

Kahvaltımı bitirip eşyaları ve çadırımı topluyorum. Bagajda yerlerini alıyorlar. Yola çıkarken cep telefonumu gidondaki taşıyıcıya bağladım. Haritayı da açtım ve yola çıktım. Haritada çizdiğim  rota yeşil renkte çizgi olarak çizili. Uydu beni takip ediyor rotada ve kahverengi çizgi çizmeye başlıyor. Navigasyondan mıdır, uydulardan mı kaynaklanıyor bilemediğim çizgiler oluşmaya başladı. Yolda düz gittiğim halde yoldan sapıp başka yerlere gidip geliyor kahverengi çizgi. Mavi nokta da benim bulunduğum yeri gösteriyor. Navigasyon bazen sapıtıyor, sapıtmış rotayı kamera ile çekiyorum cep telefonumun ekranını.

DSCN7845

Ana yola çıkmak üzereyim. Bu yol Uşak – Gediz yolu, devamında Kütahya’ya kadar devam ediyor. Ana yola çıkmadan bir kez daha bulanık akan Gediz nehrini çekiyorum.

DSCN7847

Ana yola çıktım, yol kaymak gibi ve emniyet şeridi geniş. Çıktığım yerde Emirfakı köyü var, köye uğramadan yoluma devam ediyorum. Ana yol olmasına rağmen pek araç ta gözükmüyor. Yolun kenarında tarlalar düz ovada yayılmış ekili olarak. Bazı tarla sınırlarında uzun kavak ağaçları dikilmiş.

DSCN7848

Gediz ilçesine geldim, giriş tabelasında; Gediz Nüfus: 23150 yazıyor. Kasaba dışındayım, merkeze daha epey yol var.

DSCN7850

Gediz görününce Murat dağı da tüm azameti ile karlı zirvesini de gösteriyor. Önümde uzun kavak ağaçları duvar gibi ve yeşil tarlalar.

DSCN7851

Buralarda ağaçlar henüz çiçeğe durmuş. Bahar yeni gelmiş buralara.

DSCN7852

Gediz kasabasının içine geldim, burada halamın kızı oturuyor. Damatları olan Ali’nin hırdavat dükkanına vardım. Ali öğle yemeğini ısmarlıyor. Ben de yemekten sonra kahve pişirip ikram ediyorum. Ali’nin iki oğlu var, Bahadır ve İhsan. Onlara Murat dağına gideceğimi söylüyorum. İlk başta onlar da kamp kurarız deseler de sonradan vaz geçtiler. Dükkandan ayrılıp yola devam ettim. Önümde tırmanacağım koca bir dağ var; Murat dağı. Gediz nehri adını Gediz ilçesinden geçerken alıyor. Ondan önceki ana kol olan Murat suyu adıyla akıyor çay olarak. Köprüdeki tabelada Murat Suyu 1 yazıyor

DSCN7853

Murat suyu coşkun ve bulanık akıyor söğüt ağaçlarının arasından, yukarılarda bir yerlerde yağmur yağmış olmalı.

DSCN7854

Şimdilik yol çok hafif eğimli, neredeyse düz sayılır. Solda ağaçlar, sağda çamlı yamaç var.

DSCN7856

Yolun bir yerinde harfiyat çalışmaları olduğunu görüyorum. Buraya bent yapılacağa benziyor.

DSCN7857

Murat suyunda 2. köprünün tabelasını çekiyorum.

DSCN7858

Harfiyat yapılan yerden sonra ağaçların çoğu kesilmiş, çorak bir bayır görünümü almış. Tek tük ağaçlar var yamaçta.

DSCN7859

Murat suyu çayının dibinde, yol kıyısında akan bir çeşme görünce resmini çekiyorum.

DSCN7860

Gölgem önümde uzamaya başladı.

DSCN7863

Murat suyunun kenarında çınar ağaçları ve açıklık bir alan var. Burası piknik alanı olarak kullanılıyor. Çınar ağaçları çıplak, henüz yapraklarını açmamış.

DSCN7864

Piknik alanının olduğu yerde çeşme var. Burada mola veriyorum. Çınar ağacının dallarına da Suyun Kaynağına Yolculuk pankartını bağlıyorum. Bisikletim KUZ park halinde.

IMG_20190430_172634

Suyun Kaynağına Yolculuk pankartının önünde Gediz nehrinin denize döküldüğü deltadan aldığım toprağı çıkarıp Murat suyu çayına döküyorum birazını. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20190430_172827

Yaklaşık 355 Kilometre taşıdığım kirli toprağı çaya dökerek temiz olarak denize kadar akmasını diliyorum. Umarım insanlar yaptığım bu yolculuğun değerinin farkına varır ve nehirlerimizi kirletmekten vaz geçerler. Geleceğimize temiz bir Dünya bırakmanın peşine koşarlar. Umudumuzu hiç bir zaman yitirmeyelim. Temiz bir doğa için, temiz bir çevre için mücadeleye devam edeceğim.

IMG_20190430_172845

Bu da videosu, linki aşağıda.

https://youtu.be/nm3fPVGb-mc

Solda karlı zirvesi ile Murat dağı, sağda tabelada Muratdağı 7 yazıyor. Demek ki yolum 7 Kilometre kalmış, yola devam.

DSCN7866

Yolda giderken jandarma durduruyor. Buradan başlayan dağ koşusu başlamış bile. Muratdağı termal kayak merkezi tabelası yanına dağ koşusu ile ilgili bez afiş asılmış. Afişte yazanlar “Gediz Muratdağı dağ koşusu Çıkış.” Bir süre araçlarla beni bırakmıyorlar gideyim diye.

IMG_20190430_174436

Bir süre bekledikten sonra jandarma serbest bırakıyor ve yoluma devam ediyorum. Hadi arabalar koşuculara zarar verebilir, bir bisikletçi ne zarar verebilir ki koşuculara. İşte bizdeki akıl tutulmaları böyle bir şey. Bazı yerleri tel çitle ayırıp bahçe yapmışlar engebeli araziyi. Çınar ağaçları da içinde kalmış.

DSCN7867

İki tane çınar ağacı gövdesi karşılıklı duruyor. Nedense çınar ağaçları asırlık olmasına karşın öyle büyük dalları yok. Devamlı budanıp kesilmiş. Gövdenin içi çürüyüp yok olmuş. Ama tüm bunlara karşı bereketini vermeye devam ediyor çınar ağacı. İnsanlar ne kadar kötü davranırsa davransın. Çınar ağacının dibinden çıkan pınar doğaya hayat veriyor. Suyu az da olsa Gediz nehrine karışacak büyümüş olarak.

DSCN7868

Düzlük dediğim hafif yokuşlar bitti. Son 7 Kilometre sertleşmeye başladı. Ağır ağır çıkıyorum yokuşu. Akşam olmadan hedefe varırım diye düşünüyorum.

DSCN7869

Murat dağının karlı zirvesini yakınlaştırıp çekiyorum. Mayıs ayına bir gün kala karlar çam ormanını beyaza bürümüş kısım kısım. Daha aşağıda evler olan tesis  görüyor.

DSCN7870

Tesisi yakından çekiyorum. Tesisin olduğu yer açık alan, diğer taraflar çam ormanı ile kaplı.

DSCN7871

Yol kıyısına ağaçtan yapılmış tabela görüyorum. Tabelada;

Muratdağı

Yürüyüş ve koşu parkuru

Rakım   : 975 – 1330 mt

Mesafe : 10 km

Kütahya orman bölge müdürlüğü alo 112

Yazılar sarı renkte yazılmış.

Tabelada yazanlar güzel de neden Bisikleti parkura sokmamışlar anlaşılır gibi değil. İnsanlar henüz bisikleti tanımıyorlar demek ki. Ama tanıyıp burada dağ bisiklet yarışı, gezinti yeri olacak bir gün. O gün gelecek.

DSCN7873

Murat dağının sol yamacında şirin bir dağ köyü var. Köyün ismi; Uğurluca köyü. Evler tek katlı ve bahçeli.

IMG_20190430_184327

Hedefime 2 Kilometre kala yeğenlerim İhsan ve Bahadır araba ile bana yetiştiler. Yokuş ta bitmek bilmediğinden 4 çanta ve sosis çantamı arabaya verip boş bisikletle son 2 Kilometreyi çıktım. Tesislerdeki balkon terasta Murat dağında yetişen bitki çayı içiyoruz limonlu. Çay içerken ortalıkta buraya gelen insanları koklayıp tanımaya çalışan iribaş çoban köpeğini çekiyorum. Kuyruğu kıvrık, beyaz bir köpek. Sadece kulakları ve ağız, burun kısmı siyah.

DSCN7875

Güneş karşıdaki Şap dağının zirvesinde batmak üzere.

DSCN7876

Güneş zirvede batmaya başladı tüm kızıllığı ile. Optik zoom yaparak yakınlaştırıyorum Güneşi.

DSCN7881

Daha da yakınlaştırıyorum, yakınlaştırdıkça resim daha da netleşiyor. Güneş sarı renkte, etrafı turuncu, kızıl karışımı renkte parlıyor. Güneşin üzerinde küçük bir bulut ta renk cümbüşünden nasibini almış.

DSCN7882

Güneş tepenin ardında iyice alçalıp kaybolmaya başladı.

DSCN7889

Ve Güneş gözden kayboldu ama ışıkları bulut tabakasına vururken bulutun aldığı şekil sanki denizde küçük dalgalar sahile vuruyormuş gibi.

DSCN7890

Güneşi batırdık, bisikletimin yanına gelerek çantaları yükledim arabadan. İhsan ve Bahadır çadır kurabileceğim yamaçta teras olarak düzleştirilmiş yere götürdü. Burada piknik yapıyorlarmış. Düzlüğe çadırı kurdum, eşyaları da içine yerleştirip üzerime serinleyen havadan dolayı kalın bir şeyler giyindim. İhsan’ın Gediz de yaptırdığı köfte ekmeği yiyorum akşam yemeği olarak. Onlar da kendilerine birer tane köfte ekmek yaptırmış. Bir kaç çalı çırpı toplayıp ateş yaktık güvenli olarak. Akşam hava karardı ve iyice soğumaya başladı. Fazla geç olmadan İhsan ve Bahadır arabasına binip Gediz’e gittiler. Ben de soğuğa karşı çay demledim ısınmak için. Ateşi de sürekli besliyorum. Çayımı içtikten sonra fazla geç olmadan ateşi su ile söndürüp çadırıma yatmak için girdim.

Sonunda bir turu da başarı ile bitirdim tek başına. Suyun Kaynağına yolculuk Bisiklet Turu 355 Kilometresi Gediz nehri, toplam 394 Kilometre yol yapmışım evden buraya kadar. Turu 7 günde tamamladım. 1537 metre denizden yüksekteyim. İçimde tatlı bir heyecanla uyumaya çalışıyorum ama hava iyice soğudu. Gediz dağı soğuğunu hissettiriyor.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 67 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Gediz Nehri 5. Gün

28 Nisan 2019 Pazar

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Delibaşı köyü – Kaplan – Emre – Saraçlar köyü

 

Ben yürürem yane yane, Aşk boyadi beni kane
Ne akilem ne Divane, Gel gör beni aşk neyledi
Gah eserem yeller gibi, Gah tozaram yollar gibi
Gah akaram seller gibi, gel gör beni aşk neyledi

Akan sulayın çağlaram, Dertli cigerem dağlaram
Şeyhim anuban ağlaram, gel gör beni aşk neyledi
Ya elim al kaldır beni, ya vaslına erdir beni
Çok ağladım güldür beni, gel gör beni aşk neyledi

Mecnun oluban yürürem, ol yari düşte görürem
Uyanıp melul oluram, gel gör beni aşk neyledi
Miskin Yunus biçareyem, baştan aşağı yareyem
Dost ilinden avareyem, gel gör beni aşk neyledi

Yunus Emre

 

Öne çıkmış olan görsel, bisikletim KUZ toprak yolda park etmiş, hafif eğimli yamaçta makilik meşe ağaçları seyrek.

DSCN7745

Gece boyu çakalların ağlamaya benzer ulumaları ile geçirdim. Sanki yaramaz çocuklar ortalıkta ağlamaya benzer uluyarak geziniyorlar. Bir ara çadırımın dibine kadar geldiklerini hissettim. Etrafımda gezindiklerini biliyorum. Kuvvetlice bir kaç kez öksürünce bütün bağırışlar, ulumalar, ağlaşmalar kesildi. Bir daha da seslerini duymadım sabaha kadar. Gün ağarınca kalkıp çeşmede elimi, yüzümü yıkıyorum. Sabah kahvaltımda çay demleyip yumurta kaynatıyorum iki tane. Sabah kahvaltısı önemli. Güne başlarken iyi beslenmeliyim, çünkü pedal basmak, hele inişli- yokuşlu toprak arazide kolay değil. Bol enerji gerekiyor. Kahvaltım zengin, bal ve zeytin de var. İşin pratiğini öğrendim sayılır; balı yarım litrelik pet şişeye dolduruyorum, böylece taşırken baldan yapış yapış olmuyor. Bir de zeytin tanelerini kapağı sıkı kapalı, ağzı geniş şişede taşıyorum. Şişe çantada dik durunca içindeki yağ dökülmüyor. Yiyeceğim kadar zeytini tabağa döküyorum, balı da şişeden ekmek lokmasına döküyorum. Böylece temiz bir kahvaltı yapmış oluyorum. Yumurtayı da barbunya konserve kutusunda kaynatıyorum. İki yumurta yaklaşık 11 dakikada pişiyor. Cep telefonumda alarmı kuruyorum. Alarm çalınca ocaktan yumurtaları indirirken daha önce demlediğim çay da oturmuş oluyor.

Kahvaltımı güzelce yaptıktan sonra takım taklavatları toplayıp çantalara yüklüyorum. Gece telefonumu şarja bağladığım powerbankı Güneş paneline takıyorum dolsun diye. Akşama kadar ne doldurursa. Güneş paneli bagajdaki sosis çantasının üzerinde. Her şey hazır olunca yola çıktım. Biraz yüksekten gidiyorum, Aşağıda akmış lav kayalıklarını görüyorum arazide.

DSCN7709

Bazı yerde yol iyice yaklaşıyor lav kayalıklarına. Her ne kadar siyah renk görünümde ve ot bitmese de küçük ağaçlar seyrek olarak kaplamaya başlamış kayalıkların üzerini.

DSCN7712

Arazide bir yerden akan lav kayalıkları bazı yerde geniş bir alana yayılmış.

DSCN7713

Yeşil ağaçlar ve ekili buğdayların arasından lav kayalıklarının siyah rengi ile kontrast renk oluşturmuş.

DSCN7714

Manisa Kula ilçesinde bulunan Kula Volkanları ve çevresi, volkanik özellikli jeolojik yapıya sahiptir. Kula yöresinde volkanik etkinlikler dördüncü zamanın başlarına kadar sürmüş ve genç volkanlar oluşmuştur. Sönmüş küçük volkanların bulunduğu bu alanda, çeşitli dönemlerde püskürmeler olmuş ve lav akıntıları çevreye yayılmıştır. Bu özelliğinden dolayı tarihte Kula ve çevresine Yanık Ülke (Katakekaumene) denilmiştir.

İzmir- Ankara yolu üzerinden de izlenebilen volkanik tepelerin en büyükleri Sandal ve Kara Divlit’tir. Kula ilçe merkezinden başlayarak, Demirköprü Barajı’nın batısına kadar uzanan volkanik alan 600- 700 metre yükseklikte bir yayla üzerindedir. Bu yayla, kuzeyde Gediz Nehri ve güneyde Alaşehir- Salihli Grabeni ile sınırlanmıştır. Bu alanda volkan konileri, Alaşehir- Salihli Grabeni’nin (Gediz Grabeni) uzanımına uygun olarak kuzelbatı-güneydoğu yönünde irili ufaklı bir şekilde dizilmektedir ve graben kırık sistemi ile ilgilidirler. Volkanizma tipik çatlak “Fissür” volkanizmasıdır ve tüm lavlar “Aa” tipi olup üzerlerindeki blok ve pürüzlerdeki girinti ve çıkıntıların büyüklükleri birkaç santim ile 1 metre arasında değişir. Lavlar ve cüruflar üzerinde bol miktarda “hornitos”lar bulunur. Yer yer de lav tünelleri izlenmektedir. Tüm volkanlar “maar” tipi volkanlardır. Volkan konileri “sinder” ve “spatter” tiptedirler ve yaşları ile aşınma dereceleri bakımından bazı farklılıklar gösterirler.

Özellikle yaşlı konilerde kraterler daha iri olup daha genç konilerdeki kraterler nispeten küçüktür. Konileri lav, lapilli, cüruf ve çeşitli irilikteki volkan bombaları gibi piroklastikler (tefra) oluşturmaktadır. Sayıları yetmişi bulan bu konilerin çevrelerinde, çıkardıkları siyah bazaltik lav akıntıları görülmektedir. En genç koniler güncel koni görünümündedirler ve halk bunlara “Divlit” adını vermektedir. Bazı volkan konilerinde ise kraterler çifttir. Çalışma alanında yapılan araştırmalar sonucu Kula volkanitlerinin aralıklı üç ayrı evrede etkin oldukları saptanarak Burgaz volkanitleri; Elekçitepe Volkanitleri ve Divlittepe Volkanitleri olarak adlandırılmışlardır.

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/manisa/gezilecekyer/kula-volkanlari

Divlit volkanının resmini çekiyorum.

DSCN7722

Kaplan köyüne yaklaşırken yolda gezinen iki adama rastladım. İsimlerini not almışım; Canan ve Emir. Durup muhabbet ediyoruz bir süre. Canan kamyon şoförlüğü yaptığını söylüyor. Köyde bu gün hayır yemeği dağıtacaklarını ve beni de yemeğe davet ettiler. Beni bisikletli görünce Canan çocukluğunda başından geçen bir olayı anlatıyor. Canan ve Emir köyde bir bisiklet bulup biniyorlar. Bisiklet eski ve frenleri tutmuyor. Çocuklarda deli cesareti olur ya öylece ikisi bisiklete binip yokuş aşağıya çılgınlar gibi gitmişler. Haliyle frenler tutmadığı için ilk dönemeçte tarlaya uçmuşlar ikisi de. O gün yaşadıklarını gülerek neşe içinde anlattılar bana. Hikayelerini dinledikten sonra yoluma devam edip köy çeşmesine vardım. Okulun bahçesinin duvarı boyunca çeşme yalağı yapılmış uzunca. Çeşme aynası da kalın biçimde duvardan yukarıya kadar çıkmış. Bir borudan yalağa su devamlı olarak akıyor. Suyun aktığı yerde köpükler var. Yerde kalın hortumlar duruyor.

DSCN7723

Boru demirden olduğu için paslanmış epeyce. Herhalde deterjanla bir şeyler yıkanmış, yalağın içi köpüklenmiş.

DSCN7724

Okulun bahçesinde üç iri taş üzerine kazan konulmuş. Altında odunlar yanıyor. Kazan üzeri büyük tencere kapağı ile örtülmüş.

DSCN7725

Okulun bahçesinde Mayıs ayının çiçeklerinden mor salkımlı leylak açmış, kokusu ortalığa yayılıyor mis gibi.

DSCN7727

Köylerde pek insan kalmamış, insanlar azalınca çocuklar da yok. Çocuklar da olmayınca köy okulu kapanıp taşımalı eğitime geçmişler. Okul binasında köylüler ortak alan olarak kullanıyorlar. Okulun duvarına ünlü şairimiz Nazım Hikmet Ran’ın şiirinden bir kuple yazılmış;

Yaşamak bir ağaç gibi

tek ve hür ve bir orman

gibi kardeşçesine

DSCN7728

Bu gün pazar, köyde oturmayanları çağırmışlar hayır yemeğine. Diğer büyük şehirlerde oturanlar arabaları ile babalarının köyüne gelip toplaşmışlar köy okulun bahçesine. Bahçeye dikilen çam ağaçlarının gövdelerinin kalınlığına bakarsak okul binası çok eski olmalı. 60 yada 70 yıl olmalı. Ağaçların boyu da çok büyük.

DSCN7729

Kestikleri hayvanın etleri kazanda pişiyor. Sürekli olarak dal parçalarını kazanın altına sürüyorlar.

DSCN7730

Köz haline gelmiş  ateş nar gibi kıpkırmızı renkte. Optik zoom ile çekiyorum yakınlaştırıp közü.

DSCN7732

İki genç delikanlı yere serilmiş kilime uzanarak bilek güreşi yapıyorlar çocukluğundaki gibi. Böyle bilek güreşini yaşadıkları şehirlerde yapmaları olanaksız. İş, güç, hayat telaşı onları bir araya getirmiyor şehirlerde. Anca babalarının köyünde toplanınca bilek güreşi yapabiliyorlar. Güreş yapanlardan birisi İzmir’de mali müşavirlik yapıyor Bornova da. Köylülerin dediğine göre çocuklar okuyup üniversiteyi bitiriyorlar. Babaları gibi köyde hayvancılık ve tarımla uğraşmak istemediklerinden şehirlerde iş bulup kalıyorlar. Böylece köylerde insan kalmıyor. Bir yada iki kuşak sonra köyde kimse kalmayacak gibi.

IMG_20190428_123734

Kazanda etlerin pişmesi uzun sürdü. Epey bekledim yemeğin pişmesini. Sonunda etler pişti ve etli pilav yedim bir tabak. Fazla oyalanmadan yoluma devam etmeliyim diyerek izin istedim. Çeşmeden sularımı tazeleyip dolduruyorum. Deminki köpükler kalmamış yalakta, su tertemiz akıyor borudan yalağa.

DSCN7734

Toprak olan yolda gidiyorum tek başıma, kimseler yok, in cin top oynuyor arazide. Etraf maki ağaççıkları ile seyrek olarak yeşilliğe bürünmüş.

DSCN7740

Bisikletle gidince her şeyi görüyorum. Bunlardan birisi hayatını, geleceğini garanti altına almak için sürekli uğraşan bok böceklerini görünce duruyorum. Bir yerden buldukları hayvan bokunu yuvarlak bir top şekline getirerek götürmeye çalışıyorlar. İki tane kara renkli bok böceği küçük taşların üzerinden güvenli bir yere götürmeye çalışıyorlar. Bu yuvarlak top boku yemek için değil. Yumurtalarını içine bırakacaklar. Zamanı gelince yumurtadan çıkan böcekler bu besin ile bir süreliğine karnını doyurup yaşayacaklar. Böylece nesilleri devam edecek. Bütün uğraş gelecek nesiller için.

DSCN7743

Şimdiye kadar kimsenin geçmediği bu yerlerde tekerlek izlerimi bırakıyorum hafif ıslak toprağa.

DSCN7744

Arazideyim ve tek başınayım. Bisikletim KUZ toprak yolda park etmiş durumda. Turuncu sosis çantam bagajın üzerinde güneşten parlıyor Etrafta maki çalılıkları. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN7745

Bazı yerde yol yol olmaktan çıkmış. Ne giden olmuş ne de gelen. Yol otlardan neredeyse kaybolmak üzere otlardan. Gelip geçen olmayınca iz de yok. Ama yol buradan gidiyor, ben de yolu takip etmek zorundayım. Bu yolun beni hedefime ulaştıracağını biliyorum.

DSCN7746

Kimseni geçmediği yolda sakince gidiyorum, tek başınayım. Yol hafif bir inişe geçti, ileride çeşme olduğunu öngördüğüm bir duvar gördüm. Ön tarafı da ıslaktı. İçimden çeşmede mola vereyim de bir kahve içeyim diye düşündüm. Tam çeşme önüne geldiğimde iki tane azman köpek serinlemek için yattıkları yerden beni birden bire görünce kalkıp havlamaya başladı. Ben de refleks olarak hemen bisikletimden inip savunma pozisyonumu aldım. Sanırım iri azman köpekler genç ve beni birden bire görünce korktular. Onlar da savunma pozisyonlarında sadece havlamakla yetiniyorlar şimdilik. Çünkü çeşme onların bölgesi değil ve koyun sürüsü ile birlikte gelmişler, çamurda serinliyorlar sıcaktan. Köpekler havlamaları kesilmiyor, etrafa baktım, biraz ötedeki yamaçta koyunların çıngırak sesleri geliyordu. Yamaçta otluyordu koyun sürüsü.  Köpekleri nasıl def edeceğim diye düşünürken çobanın sesini duydum. Çobana avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım;

Çoooobbaaaan çooobbaan, ulaaannn çoobaaaaaaaannn, gel de köpeklerine sahip çok çooobann

Çoban konuşmaya devam ediyor ve aşağıya inmiyor bir türlü. Derken daha iri bir çoban köpeği daha güçlü havlayarak sürünün olduğu yerden aşağıya inmeye başladı. Şimdi ayvayı yedim işte, bakalım nasıl defedeceğim üç köpeği. Bisikletimin ardında duruyorum kıpırdamadan, bir taraftan da çobana sesleniyorum. Üç köpekle baş başa onlar havladı ben çobana bağırdım bir süre. Sonradan gelen erkek çoban köpeği iki köpeğin babaları olmalı. Daha iri cüsseli ve sesi daha gür çıkıyor havlarken.

Neyse çoban aşağıya cep telefonunla konuşarak indi, yanıma gelince telefon ile konuşmasını bitirdi ve selam verdi. Çobana;

“Arkadaş o kadar bağırdım çağırdım niye inmiyorsun aşağıya, köpeklere yem mi edeceksin” diye söyledim. O da;

“Korkma bir şey yapmazlar” dedi. Gerçi korkmadım ama biraz tırstım desem yeridir. Daha beter durumlarda kalmış olsam de hepsini def etmesini bildim sonuçta. Şimdiye kadar bölgelerinden geçtiğim için havlayıp durdular, öyle ısırmak için saldıran olmadı. Aklıma nedense kediler daha sevimli geldi. Kedilerin yoldan geçen yolculara saldırdıklarını, ısırdıklarını görmedim. Sadece kendini sevdirmek için sırnaşanları, yiyecek istemek için miyavladıklarına denk geldim. Gerçi evde rotvaydır köpeğimiz var, onu sevip okşuyorum. Başkaları korksa da alışkınım iri ve güçlü köpeklere.

Çoban gelince köpekler haliyle susup çamurlu serin yere yattılar. Çoban ile muhabbet etmeye başladım, bir yandan da kahve takımlarını çıkarıp kahve yapmaya başladım. Koyun sürüsü kendisine ait olduğunu, bankadan kredi çekip tarla alıp çocuklarının okuması için geleceğe yatırım yapmaya çalıştığını anlattı. Yarım düzine çocuğu varmış. Dedim “Neden bu kadar çocuk yaptın” diye. O da “Allah rızkını verir” diye cevapladı. Kahve pişti, fincana döküp ikram ettim çobana. Kahve içerken çobanla birlikte elçek resim çekiyorum çeşmenin başına oturmuş olarak.

IMG_20190428_164959

Kahveleri içtik, takımları çantaya yükledim ve çoban ile vedalaştım. Çoban sürünün başında koyunları otlatmaya devam etti, köpekler de sürünün önüne geçerek gözden kayboldular.  Ben de ıssız arazide yoluma devam ettim. Buradaki tarlalarda ekilen buğdaylar yeni büyümeye başlamış.

DSCN7747

Yeşil buğday tarlaların uzaklarında volkanik dağ görünüyor. Bölgedeki dağların, tepelerin bir çoğu kendini belli ediyor volkanik oldukları.

DSCN7748

Yolum Emre köyüne vardı. Burası Yunus Emre ve Taptuk Emre’nin köyü. Hazır Emre köyüne gelmişken türbeyi de ziyaret edeyim dedim. Bisikletim KUZ beton taş döşeli yol kıyısında park etmiş durumda. Arkada çam ağaçları gölgesinde taş ile yapılmış türbe binası var. Solda kısa bir duvar ve demir kapı var. Sağda ise duvar yok ve üç basamakla çıkılan türbenin avlusu.

DSCN7749

Burada Yunus Emre’nin mezarı olduğu söyleniyor ama kesin değil. Türbenin dışına mermer taşına kabartma olarak “Yunus Emre Hazretleri” yazılmış. Yazılı taşın etrafı çerçevelenmiş. Bu yazılı taş iki ayak üzerinde bahçede duruyor.

DSCN7750

Türbenin duvarına aynı taş çerçeveli mermere “Tapduk Emre Hazretleri” yazılmış. Burası Taptuk Emre’nin dergahı. Ölünce de mezarını buraya yapıp türbeye çevirmişler. Kula belediyesi de türbeyi onarıp etrafı beton taş ile döşemiş. Buranın ziyaretçileri çok.

DSCN7751

Bahçede, türbe girişinde mermere Yunus Emre’nin şiiri yazılmış;

Taptuğun tapusuna

Kul olduk kapusuna

Yunus miskin çiğ idik

Piştik elhamdülillah

DSCN7752

Türbenin içine girip ölmüşler için duamı edip çıkıyorum dışarı. Bisikletime binip yoluma devam ediyorum. Volkanik lav kayalarının dibinden geçiyorum.

DSCN7754

Her yerde volkanik lav kalıntıları yok. Normal toprak rengi ve arazide uzun yalağı olan çeşme görüyorum. Çeşme sürekli aktığından az aşağısında küçük bir gölet oluşturmuş. Sürüler buraya gelip susuzluğunu gidererek bir taraftan da gölette serinliyorlar sanırım. Önümde bir taş yığını var, taşlar ufak.

DSCN7755

Ekin tarlasında başaklar yeni çıkarak boy vermiş. Hafif rüzgara boyun eğip bir sağa bir sola, ağırlaşmaya başlayan başaklarını sallıyorlar dans eder gibi. Bir süre başakların dans edişini izliyorum. Başakları izlemek huzur veriyor. Ruhum benimle birlikte dinginleşiyor. Çünkü hızlı gitmiyorum ve ruhum geride kalmıyor. Doğada olmak ne güzel tek başına ve hür.

DSCN7757

Sandal Divlit volkanı karşımda. Volkanın bana bakan tarafındaki krater duvarı yok, akıp gitmiş. Volkanın dibinde bir köy görüyorum, yolum oraya gidiyor ve akşam olmadan kamp yerini bulmam gerek.

DSCN7758

Volkanın dibindeki Saraçlar köyüne geldim. Köyün içinden geçerken geniş okul avlusunu görünce direk daldım. Avlu tamamen beton taş ile kaplı. Tek katlı okul binası sarı boyalı ve eğitim olmadığı için bakımsız görünüyor. Bisikletim KUZ Atatürk büstünün olduğu kaide önünde park edip uzaktan okul binası ile resmini çekiyorum

DSCN7759

Bu köyde kamp yapmaya karar verdim. Atatürk büstü önüne çadırımı kurdum. Çadırı kurarken meraklı köy çocukları da etrafıma toplandı. Çadırı kurduktan sonra gidon çantamdaki BayKuş kesemi aldım. Çocuklara bakkalı sordum ve gelin hep birlikte bakkala gidelim diye davet ettim. Çocuklarla bakkala gidip ne isterseniz alın bakalım deyince her çocuk kendi istediği şeyi aldı. Bisküvi, çikolata ve şekerleme. Dondurma henüz yok. Bir de lastik top alıp çocuklara verdim. Hesabı ödemeye gelince Bay Kuş kesemdeki bozuk paraları çıkarıp vereyim dedim. Kadın olan bakkal teyze nedense 5, 10 ve 25 Kuruş paraları kabul etmedi. “Neden?” diye sorunca “Burada geçmiyor” dedi. “Öyle şey mi olur, Türk parası nasıl geçmez” desem de bakkal teyze Nuh dedi peygamber demedi. 1 Liralık bozuk paraları kabul etti ve hesabı ödedim.

Çocuklarla beraber okulun bahçesine geldik. Beraber yeni top ile futbol oynamaya başladık. Çocuklar sevinçle top oynuyorlardı. Ben de onların sevincine ortak oldum. Hava kararmaya yakın, tam da ezan zamanında çocuklar evlerine dağıldı. Ben de akşam yemeğimi yiyeceğim ama bir türlü katlanır küçük sandalyemi bulamadım. Çadırın içine, çantalara defalarca baktım ama bulamadım. Neyse herhalde çocuklar aldı deyip yere matı serip oturdum. Akşam yemeğimi yedim, kahvemi pişirip içtim. Çay demlemedim çünkü köy kahvesi yakında olduğundan  orada içeceğim çayı. Bir ara köyün muhtarı geldi, muhtara kimliğimi verip jandarmaya baktırmaya gitti. Sonra kimliğimi geri getirdi. Ben de kahveye gidip köylülerle çay içtim. Bir süre sohbet ettik. İçtiğim çay parasını ödemeye kalktığımda parasını almadı kahveci. Ben de teşekkür edip fazla geç olmadan çadırıma dönüp yattım. Bu gün Kaplan köyündeki hayır yemeği için çok durduğumdan az bir yol kat ettim. Ne yapalım bu gün yeter, nasıl olsa acelem yok.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 26 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

8. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 4. Gün

23 Nisan 2029 Salı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Urla İskele – Urla – Kuşçular Bademler – İnciraltı kent ormanı – Konak

 

Hepimiz bir yerlerdeydik
Başka bir yere geldik
Değişen dünyanın sürecinde
Karanlık bir sudan geldik

Ruhi Su

 

Öne çıkmış olan görsel, 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Bir masada kız ve erkek öğrenci oturmuş. Arkasında kızlar, erkekler alkışlıyor okul bahçesinde.

DSCN7376

Sabah erkenden kalktık, çadırları, eşyaları toplayıp kıytırığa yükledim. Buradaki kum denizinde pankartımızı bağlayacak ağaç pek yok. Bir tane okaliptus ağacının gövdesine bağlayıp diğer taraftan Sezer ipi çekip pankartı germiş oluyor. Hatıra çektirmek isteyenler resim çekiliyorlar. Olan baytar Sezer’e oluyor, kolları koptu germekten. Pankartta “Az bilinen antik kentler turu Hatırası, #abakheryerde #abakseninlegüzel” yazıyor. Bisiklete binmiş kadın ve erkek resmi, sadece başları delik. Burada başları çıkarıp resim çekiliyoruz.  Bisikletler taş tekerlekli ve kadrosu kemikten. Ortada sütunlu tapınak var

DSCN7317

Kahvaltıdan önce kahvemi pişiriyorum, yanımda bacanağım var. Birlikte resim çekildik. Bacanağım çömelmiş, ben sandalyemde oturmuşum.

DSCN7319

Kahvaltıyı birlikte yaptık. Ketring Ayşe son kez kahvaltıyı sundu ve takımları toplayıp Aliağa’ya döndüler. Biz de yola çıktık, bu gün 23 Nisan Çocuk bayramı. Bademler köy ilk okulunda kutlayacağız. O yüzden erkenden, fazla oyalanmadan okulda olmamız gerek. Urla’ya ana yoldan  değil de bahçeler arasından, trafiğin olmadığı yerden gideceğiz. En arkadan geldiğim için benden başka Enes ve Cem var. Bahçeler içinden geçen yeşil yolda bisiklete biniyorlar.

DSCN7325

İzmir – Çeşme yoluna çıkmaya çok az kaldı. Arkadaşlar benzinlikte bizi bekliyorlar. Aradan onları görüyorum. Cem ve Enes önümde gidiyorlar.

DSCN7327

Bizi bekleyenlerle buluştuktan sonra fazla zaman geçirmeden yola çıktık. Urla’nın içinden hızlıca geçip arka yola geçerek Bademler köyüne gideceğiz. Sarı çiçeklerin ardından yola çıkmış bisikletçiler giderken.

DSCN7328

Urla’nın arka mahallesinde üstü kapalı, önü açık çeşme var. Yaz kış üç borudan sürekli akar. Tamamen beyaz kireç vurulmuş çeşmeye.

DSCN7331

Üç borudan akan sular yalağa dökülüyor. Üç çeşmeyi sığacak şekilde çekiyorum.

DSCN7332

Tek çeşmeyi daha yakından çekiyorum. Dibi yosun tutmuş çeşmenin.

DSCN7333

Grubun arkasından ben de yola çıktım. Yol iniyor ve tekrar küçük bir yokuşu aşmak gerek. Epey arkalarda olduğumdan tüm bisikletçileri yokuşu çıkarken yakınlaştırıp çekiyorum. Beton direkler ve sarkan elektrik telleri de görüntüye girdi.

DSCN7334

Tepeye çıkınca manzara da güzelleşti. Urla, Karantina adası, İskele, Çeşmealtı ve adalar manzarayı oluşturuyor deniz ile birlikte.

DSCN7339

Düzlükte resim çektikten sonra Hakan fotoğraf makinesini alıp orada küçük bir sürüyü otlatan çobanı yakından çekiyor bir kaç poz. Kazak giymiş, üzerinde deri ceket, saçı sakalı kırlaşıp uzamış soluna doğru derin bakışları atıyor.

DSCN7342

Yüzü ve anlı kırışmış, şimdiye kadar neler yaşadığının derin izlerini oluşturmuş. Her kırışıklığın bir hikayesi olmalı ama çoban sessizliğini bozmadan her şeyi anlatıyor sanki. Ne şapkası var, ne güneş gözlüğü. Yüzü Güneşten yanmış gözlerini kısarak resim çeken Hakan’a bakıyor. Açık alınlı, kısa kır saçı sakalına karışmış, sigaradan sararmış bıyıkları ile dertlerini anlatamıyor bile.

DSCN7358

Fazla yüksek olmayan tepeleri aşıp Bademler köyünün içindeki okulun bahçesine geldik. Okul bahçesinde Öğrenciler ve Öğretmenler toplanmış bizleri dört gözle bekliyorlardı. En son ben geldikten sonra hemen törenlere başladı çocuklar. Geleneksel hale gelen Az bilinen antik kentler bisiklet turunun bir özelliği olan 23 Nisan çocuk bayramını çocuklarla birlikte, çocuklar gibi kutlamak. Her zaman olduğu gibi en küçüklerden başlıyor gösteriler. Ana okulundaki öğrenciler oyunlarını bizlere göstermeye başladı.

DSCN7360

Diğer öğrenciler kıyılarda toplaşmışlar gösteri yapanları izliyorlar yere oturmuş.

DSCN7361

Üç erkek öğrenci merdivenin basamağına oturmuş elinde Türk bayrağı ve Türk bayraklı tişört gitmiş halde izliyorlar.

DSCN7362

Sonra 1. sınıf öğrencileri çıktı sahneye. Kırmızı etek, beyaz uzun kollu tişört, önünde Atatürk resmi basılı oynuyorlar.

DSCN7364

Gösteriyi sunan biri kız, biri erkek öğrenci mikrofondan gösteri yapanları sunuyorlar.

DSCN7366

Karşı köşede ABAK bisikletçileri toplaşmışlar gösterileri izliyorlar. Çoğu oturmuş, bir kaç kişi ayakta. Solda kaide üstünde Atatürk büstü var.

DSCN7367

ABAK bisikletçilerini komple kareye sığdırıyorum.

DSCN7369

Erkek öğrenci şiir okuyor bizlere mikrofonla.

DSCN7370

Henüz 23 Nisan çocuk bayramını bilmeyen Güneş ilk defa bayrama katılıyor. Annesi Şeyma de yanında. Turkuaz mavi elbiseler giymişler ana -Oğul.

DSCN7371

Başka bir çocuk ta annesi Merve ile birlikte 23 Nisan çocuk bayramını kutluyor.

DSCN7373

Bu yıl çocuklu ailelerin tura katılmalarını sağladık daha çok, Bebekler olduğu kadar daha büyük çocuklar da var. Feyzan ve kızı yere oturmuş gösterileri izliyorlar.

DSCN7374

Öğrenciler Gelin ve Damat oyununu nikah masasına oturmuş olarak oynuyorlar.

DSCN7375

Gelin ve Damadın arkasında çocuklar da onlara alkış tutarak eşlik ediyorlar. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN7376

Şimdiye kadar tarih boyunca kurulmuş Türk devletlerinin bayrakları çocukların elinde bizlere tanıtıyorlar.

DSCN7382

Küçük öğrenciler toplanmış olarak 23 Nisan şiirini okuyorlar.

DSCN7388

Masal gibi küçük bir kız çocuğunun bayramı değil 23 Nisan ama ilk defa katılıyor annesi Senem ile. Masal elinde oyuncağı ile oynuyor.

DSCN7389

Sıra geldi ortaokul öğrencilerine. Ellerinde püsküllü toplarla oyun oynuyorlar.

DSCN7396

Sevimli Güneş’i başkasına verip yan yana oturuyor Şeyma ve Olcay. İkisini bir arada görmek zor.

DSCN7399

Ortaokula giden kız öğrenciler grup dansı yapıyorlar seyircilere.

DSCN7404

En son olarak ABAK bisikletçileri ile öğrenciler dans ediyorlar birlikte.

DSCN7406

Törenler, gösteriler, şiirler bitti, sıra geldi öğrencilerin hediyelerini vermeye. Hazırladığımız hediye torbalarını çocuklara ABAK bisikletçileri tek tek veriyorlar sırayla. Bir erkek öğrenci hediye torbasını almış.

DSCN7410

Ben de bir öğrenciye hediye torbasını verirken İlknur Sözündeduran çekiyor.

58383323_2131390343616681_3066955392098500608_n-1024x683

Sıranın sonuna kaçak olarak giren yaramaz çocuklar da var. Boyunu küçültmek için çömelerek giden Hakan sıranın sonunda. Boyunu küçültmeye gerek görmeyen bacanağım Selahattin de sırada hediye almaya çalışıyorlar. Elbette onlara vermiyoruz.

DSCN7509

Uzun süredir görmediğim, turda da işlerinden dolayı pek konuşamadığım Esra Alkan ile sohbet etme fırsatı doğuyor. Birlikte resim çekiliyoruz bisikletlerimize binmiş olarak.

DSCN7516

Bisikletim KUZ ve kıytırık yola çıkmaya hazır. Ben erkenden yola çıkacağım, o yüzden arkadaşlardan önce yola çıktım. Çünkü İnciraltı kent ormanından geçen ABAK katılımcılara kendi yerimde kahve pişirip ikram edeceğim. Erkenden gidip hazırlıklarımı yapmalıyım. Bisiklete binmiş yola çıktığım an.

58599148_2131380356951013_2658123820333793280_n-1024x683

Hakan ile birlikte yola çıktık, hızlıca İnciraltı kent ormanına vardık. Burada fotoğraf makinesini Hakan’a veriyorum. O da resim çekiyor kafasına göre. Ama güzel çekimleri var, bu işi biliyor. Zaten fotoğraf makinesini o vermişti. İnciraltı kent ormanı kıyıları kumluk ve sığ. Burada kum midyesi yetişiyor ve bu kum midyesini çıkarıp satanlar var. Balıkadam elbisesi giymiş midye çıkarıcıları, elinde kürek ve elekle akvades (kum midyesi) çıkarıyorlar. Deniz dibindeki kumları kürekle eleğin içine atarak eliyorlar kumları. Elekte akvadesler kalıyor. Bunları torbaya koyarak akşama kadar topluyorlar. Sonra alıcıya gidip tartarak satıyorlar ve iyi para kazanıyorlar. Bu akvadesleri İtalya’ya ihraç ediyorlar.

DSCN7521

İnciraltı kent ormanına girdik, burada eskiden balık çiftliği dalyan vardı, şimdilerde dalyanın büyük bir bölümü toprakla doldurulup ağaçlar dikilerek kent ormanı oluşturuldu. İzmir’de en büyük yeşil alan burası. Dalyan lagüne dönüştü. Deniz ile bağlantısı var iki kanaldan. Sular yükselince deniz içeri akıyor, alçalınca dışarı akıyor sürekli. Kanalların biri küçük, birisi büyük. İkisinde de köprü var. Büyük kanalın üzerine yapılan köprünün ismi Barış Manço köprüsü. Hakan Sevin beni bisikletin üzerinde köprüden aşağı inerken çekiyor. Köprünün iki yanında mavi boyalı korkuluk demirleri var.

DSCN7522

Lagün tarafı çok sığ, burada su kuşları gelip besleniyor. en önemli kuşlardan flamingo kuşları sürekli buraya gelip yemleniyor. Kanalın ağzında kamış olta ile balık avlayan birisi ayakta. Lagün üzerinde bazı yerler yosun ile kaplı. Karşıda Narlıdere dağları.

DSCN7563

Lagünün daimi sahipleri flamingo kuşları için cennet sayılır. Burada rüzgarın durumuna göre yer değiştiriyorlar. Uzun ayakları sayesinde sığ olan lagün içinde gezinerek yemlerini yiyorlar bütün gün. Uçmadıkları zaman tüylerinden dolayı beyaz görünüyor. Kanatlarını açıp uçmaya başlayınca tüm güzelliği ortaya çıkıyor. Kanat altı ve uç kısımları turuncu ve siyah tüyleri ortaya çıkıyor. Bu görsel anı yakalamak için uzunca beklemek gerek. Uçmaya başlayınca beklemeye değdiğini göreceksiniz. Bir flamingo kuşu uçuyor deniz üstünde. Geniş kanatlarını açmış deniz üstünde turuncu ve siyah renklerini gösteriyor. Diğer flamingo kuşları geziniyorlar uzun bacakları ile.

DSCN1859

Martılar denizlerin hakimi, her yerdeler ve hem denizi hem de karayı kontrol ediyorlar sürekli olarak. Bir martı çok yüksek olan aydınlatma direğindeki lambaya konmuş etrafı gözetliyor. Burada bir gerçeği söylemek istiyorum “Martılar telgraf tellerine konmaz” Nedeni ise perde ayaklı olmaları. İnce telleri kavrayacak pençeleri olmadığı için telgraf tellerine tutunamazlar. Düz olan zeminlere konarlar.

DSCN7569

Sonunda kahve yaptığım yer  olan Çakalburnu’na geldim. İnciraltı kent ormanında, denizin kıyısında, tam da burun ucunda kahvemi yapıyorum. 2015 Yılının Ekim ayından beri İzmir de olduğum zamanlarda her Cumartesi günü kahve etkinliği yapıyorum. Burada kahvenin duvarı yok, çatısı da yok. Açık alan, bir ılgın ağacının dibinde Urim Baba’nın kahvesi. Hani soruyorsunuz ya dükkan nerede? Dükkanı kime bıraktın? İşte dükkan burası, kimseye de bırakmıyorum. Ben neredeysem dükkan orada. İzmir de en uygun yerde arkadaşlarıma, dostlara, tanıdıklara, tanıdık olmayanlara, yoldan geçenlere muhabbet eşliğinde kahve pişirip ikram ediyorum. Hem kahve beleş, sadece fal bakılmıyor. Arkadaşım Emre Kanat tarafından dron kamera ile havadan çekilmiş kent ormanı, ağaçları, çimenleri ve yolları görünüyor. Evim da karşıki yamaçta, yani buraya 4 Kilometre yakınlıkta.

50946102_2292843507432462_6092584660414496768_o

Kendi yapımım olan kuş yuvasını ılgın ağacına bağladım. Belki bir kuş yuva yapabilir. Bu kuş yuvalarından çokça yaptım ve ormandaki ağaçlara astık arkadaşlarla birlikte. Çoğuna kuşlar yuva yaptığını gözlemledik ve her baharda yavrular yetiştiğini gördük.

IMG_20190727_152614

Arkeologların İnciraltı kent ormanında, Çakalburnu civarında yaptıkları kazılarda elde ettikleri tek bulgu bir tablet oldu. Yapılan incelemede bu tablet pişmiş topraktan yapıldığı, yapıldığı zaman ise M.Ö. 8.000 yıl dönemine ait bir çalışma olduğunu tahmin ediyorlar. Bunun kanıtı tabletteki sol üst köşesindeki işaretten anlaşıldığını söylüyorlar. İşaretin ortasındaki 8 küçük üçgen belirtiyor yapıldığı tarihi. Demek ki bir bilinmeyen dönemle karşı karşıyayız. Turumuzun adından anlaşılacağı gibi Az Bilinen Antik Kentler turuna uygun bir yerdeyiz. Buraya o yüzden Urim Baba’nın kahvesi adı verilmiş. Tablette Urim Baba’nın kahvesi logosu basılmış. Bisiklet tekerleği, siyah bir tüy, ucu beyaz ve kahve cezvesi.

IMG-20190621-WA0003

Ben Urim Baba’nın kahvesine gelip tezgahı açtıktan sonra ilk olarak Eczacı Demet geldi.

DSCN7570

İlk gelenlere kahve pişirip ikram ediyorum. Kahve içerken resim çekiliyoruz, kahve tezgahı olarak üzer düz olan mermer blok taşını kullanıyorum. Bisikletim KUZ ve kıytırık solda. Toplam 7 kişiyiz.

DSCN7571

Sonrasından tüm katılımcılar geldi, hepsine kahve pişirip ikram ettim. Kimseden para almadım, zaten kahve beleş. Kahve içerken her zaman olduğu gibi bol bol muhabbet edildi. Kahve değirmeni sürekli çalıştı, taze kahve çekildi. Kahve kokusu ormana yayıldı. Buradan İzmir de oturanlar evlerine dağıldı. Son kalanlarla birlikte Konak meydanındaki Saat Kulesinde turu bitiriyoruz.

Böylece bir turun ve tur yazısının sonuna geldik. Bu turdaki bir kaç yeri daha önceki yazılarımda yazıp paylaşmıştım. İlk defa Vapurla Foça dan Mordoğan’a vapur ile geçerek bir yenilik yaptık. Elimden geldiği kadar resim çekip sizlerle paylaştım. Her resimde görme engelli arkadaşlar için betimleme yaparak onların da dünyasına gezdiğim yerleri bir derece göstermeye çalıştım. Yeni turlarda görüşme dileği ile

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 49 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 6. Gün

30 Nisan 2018 Pazartesi

Güney – Çal – Beyeli

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir)

 

“Ellerindi ellerimden tutan
Ellerimdi ellerinden tutan…
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde

Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin
Dile gelmiş ilk Türkçeydik
Henüz başlamış kül rengi bahar
Ne savaş, ne barıştık biz…
Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular”

Can Yücel

 

Öne çıkmış olan görsel resmi, U biçimde kıvrılmış nehir. Karşı kıyı kısa sazlıkla örtülü. Kıyılar yeşil, ortaları sararmış.

IMG_2779

Sabahın köründe uyandık, yataktan doğrulur doğrulmaz şarjdaki cep telefonumu şarjdan çıkarıp arkamda yatağa uzanmış, cep telefonuna bakan Ferdimen’i çekiyorum elçek ile. Yüzüm de tamamen görünüyor.

20180430_062843

Tüm çantalar odada olunca iyice yayılmışız. Epey uğraştık toparlanmak için. Kuruyan çamaşırları çantalarda yerini aldı. Ferdimen beni çantamı doldururken arkamdan resim çekiyor. Odanın tül perdelerinde sızan ışık ortamı loş olarak gösteriyor. Duvarlar sarı renkte badanalı.

IMG_2641

Toparlanıp aşağı indik. Görevli bize gecelememizin fişini kesip verdi. Ücret bana göre çok düşük, Otel diye kullanılan  odadaki yataklar dışında hiç bir şey yok. Görevlinin bize verdiği fişte yazanlar; Güney Belediyesi otel konaklama fişi Güney Bld telefon numarası ve fiş No: 003367 – YTL 6 – V.U.K. Hükümlerine Tabi Değildir (Yeni Türk Lirası, çok eskiden basılmış fişleri bitiremediklerinden hala kullanıyorlar)

20180430_062902_HDR

Aşağı çantaları indirip bisikletlere yükledik, Çeşmeden şişelerimi dolduruyorum. 1.5 Litrelik, 0.750 L ve 0.5 L plastik şişeler. 1.5 Litrelik şişe çuval içinde.

20180430_080752_HDR

Sabah kahvaltısını dün akşamki çorbacıda yapacağız. Yakında olan çorbacıya bisikletlerimiz ile gittik.  Bisikletleri kenara park edip sokakta kurulu masalara oturup çorbaları ısmarladık lokantacıya.

IMG_2642

Sabah sabah kelle paça bol sarımsaklı, bol sirkeli iyi gider. Nasıl olsa bisiklet sürerken koku moku kalmaz. Mehmet ve ben çorbamızı içerken Ferdimen çekiyor. Elimde sirkeli – sarımsak çanağını ileriden alırken yakalamış Ferdimen.

IMG_2644

Bize fazlası ile ikram yapan lokantacı, iki oğlu, biri küçük, biri büyük ile dükkanın önünde sadece ben çekiliyorum bir poz. Bisikletim KUZ önde, çantalar yüklü olarak duruyor.

20180430_080957_HDR

Lokantacıya teşekkürlerimizi sunduktan sonra yola çıktık ama kasaba içindeki yol o kadar dik ki bisikletten inip elde yürüyerek çıkıyoruz. Yemeğimizi yeni yedik, henüz ısınmadan birden bire yokuş çıkmak zorunda kalınca erkekliği bir kenara bıraktık. Eğimi % 20 üzerinde olan geniş yolun sağında Mehmet, solunda Ferdimen gidiyor yukarı doğru.

20180430_082416_HDR

Bir süre yürüyerek çıktık yukarıdaki düzlükte olan yola. Arkamda kalan yokuşu çekiyorum. Eşekler bile böyle eğimde bir yolu çıkmaz.

20180430_082842_HDR

Düzlüğe çıkınca rahatladık ve bisikletlere binip yol almaya başladık. Güney kasabasından çıktığımızı belirtir tabela ile önde giden Mehmet ve Ferdimen’i çekiyorum. Anadolu platosuna çıktık, bundan sonrası in – çık hemen hemen aynı düzlemde sayılır.

20180430_083925_HDR

Etraf çam ağaçları ile kaplı yol dümdüz gidiyor önümde. Hafif iniş ve çıkışla görünen kadarı ile 3 Kilometre civarı.

20180430_090843_HDR

Sağ tarafımda vadi var. Büyük Menderes nehri vadi dibinde akıyor ama görünmesi imkansız. Önümdeki yol vadiye, aşağıya doğru eğimli. Sağda gidonumdaki tüyler görüntüye girmiş.

20180430_092116_HDR

Nehir yatağı epey aşağıda, derin bir vadide görünmüyor. Karşıda tepeler yüksek.

20180430_092213_HDR

İnmeye devam ediyoruz ve aşağıda baraj duvarı, gölet ve zig zag barajın dibine giden yol görüyorum. Tam üstümden orta gerilim elektrik hattı geçiyor.

20180430_093313_HDR

Burası Adıgüzel barajı. Baraj set üzerinden yol geçmiş karşı tarafa. Gölet tarafı tel örgü çekilmiş kimse girmesin diye. Tel örgüye tabelamızı asıyorum.

20180430_094255_HDR

Set üzerinde giderken set kayaları arasında parçalanmış araba tekerleği ve dingili görünce durup resmini çektim. Herhalde arabanın biri kontrolünü kaybedip aşağı uçmuş kayalar üzerine. Parçalanıp kalan kısmı dışında diğer parçaları göletin içinde olmalı.

20180430_094309_HDR

Set üstündeki yol üzerinde Kahramanımız Ferdimen ile elçek resim çekiyorum bir poz.

20180430_094400

Setin sonunda yarım küre, beton kaideye tutturulmuş, küre kısmı aşağıda. Yanında kocaman kaya da beton içinde bir kısmı. Tabelada baraj inşaatı sırasında şehit olan işçilerin isimleri yazılmış. Böylece burada ölenler için bir anıt yapılmış.

IMG_2666

Set bitiminde sarı bir bina var, burada baraj görevlileri ve güvenlik görevlileri üstü üzüm asması olan çardağın altında oturuyorlardı. Bizi görünce dinlenmemiz için ve hazır olan çay saatine denk geldiğimiz için davet ettiler sağ olsunlar. Biz de bu teklifi kabul edip çardağın altına oturduk. Sarı bina, çardak, altında oturmuşuz, bisikletlerimiz park edilmiş yol kenarında. Soğuk su için su pınarı buz dolabı.

IMG_2669

Çardağın altında gölgede tavşan kanı çayları içip sohbet ediyoruz görevlilerle. Santral hakkında bilgi veriyor görevlinin birisi.

Büyük Menderes Nehri üzerinde, sulama, enerji ve taşkın kontrolü amacıyla 1976-1989 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır.

Amaç: Sulama, Enerji, Taşkın Kontrolü
Gövde dolgu tipi: Kaya
Yükseklik: 144 m
Göl hacmi: 1.076 hm3
Elektrik santrali;
Denizli’de bulunan Adıgüzel Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES); 62 MWA kurulu gücü ile ortalama 30.849 kişiye düşen tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılar.
Yıllık Elektrik Üretimi: ~ 112 GWh
Üretim Kapasitesi: 150 GWh-yıl
Santralin Yeri: Denizli, Güney
2016 Üretimi: 154 GWh

IMG_2670

Çay içerken nereden nereye, bisiklet, yollar, yükümüz, konaklama, patlak lastik hakkında sorular soruyorlar. Biz de sordukları sorular dışında yaptığımız turun amacını kısaca anlatıyoruz. Sohbet sırasında görevlilerden birisi bize yıllık hava tahmini hakkında tuttukları takvim sırasını anlattı. Ağustos ayının 3. gününden itibaren ayın 14. gününe kadar ger gün hava olaylarını takip edip yazıyorlarmış bir kenara. Her gün için bir ayı temsil ediyor. O gün ne oluyorsa hava şartlarında o güne denk gelen ayda olan hava meydana geliyormuş. Böylece yıllık hava tahminini Ağustos ayının ilk 12 günlerinde meydana gelen olaylarda tahminler tutuyormuş. Ağustos ayında hava durumunu takip ederim artık İzmir’e dönünce. Çaylar ardı sıra geliyor tepside. Ben de elçek ile hepimizi çekiyorum. Üç onlar, üç biz. Berabereyiz.

20180430_101038

Taze demlenmiş çayları içip şişeleri soğuk su ile dolduruyorum. Bir süre idare eder soğuk sular. Görevlilere çaylar ve sohbet için teşekkür edip yolumuza devam ediyoruz. 875 metre rakımdan 451 metre rakıma, baraj seviyesine indik. Yaklaşık 424 metre inmişiz. Baraj seviyesinden tekrar yukarıya doğru tırmanmaya başladık. Yükselmeye başladıkça dağların arasındaki baraj göleti manzarası da güzelleşiyor.

20180430_103135_HDR

Yola çıkar çıkmaz üzerimdekileri çıkardım, sadece şort pantolon var üzerimde. Güneş altında iyice kızardım. Ferdimen beni yokuşu çıkarken arkamda gölet manzarası ile çekiyor.

IMG_2674

Daha önceki aylarda araba ile keşif yaparken kahve içtiğim yere gelince arkadaşlara burada kahve molası vereceğiz diyerek durdurdum. Bisikletleri yol kıyısındaki küçük çamların gölgesine park ettik. Yol kıyısında üç bisiklet park etmiş durumda çamların gölgesinde.

IMG_2676

Kahve takımlarının olduğu çantayı ve su şişesini alıp az yüksekte olan tepe üzerine çıkıp mat üzerinde oturarak önüme tezgahımı kurdum. Kahveyi cezveye üç kişilik koyup suyunu üç fincanlık doldurup karıştırıyorum. Mehmet te yanıma oturmuş bekliyor sabırla. Ferdimen bizi çekiyor. Arkada çam ağaçları.

IMG_2678

Zaman geçirmeden kahve cezvesini ocağa sürdüm, gözümü ayırmadan pişmesini bekliyorum.

Kahve kadın gibidir,

Kıskanç bir kadın.

Gözlerinin sürekli üzerinde olmasını ister.

İlgi ister kahve.

Eğer bir an için gözlerini ayırırsan yandın gitti.

Kendini dereye at.

Kahve kızar, köpürür kıskanç kadınlar gibi

Çünkü gözlerini ayırmışsındır gözlerinden.

Köpürünce cezveden taşar

Ocağını bucağını söndürür,

Kahve köpüğü kalmamıştır

Köpüksüz kahvenin tadı olmaz.

Dudak dudağa değmemiş,

Sevdiğini öpmemiş gibi

Kahve kadın gibidir,

Kıskanç bir kadın gibi

Gözlerini gözlerinden ayıramazsın…

Urim Baba

Üstüm çıplak, önümde kahve ocağı rüzgarlık ile koruma altında.

20180430_112500_HDR

Ferdimen sırtımdan beni, kahve ocağını ve  epey aşağılarda kalan baraj göletini çekiyor. Sırtım pancar gibi kızarmış. Uzun saçlarım salınık omuzlarımdan aşağı.

20180430_112605_HDR

Ferdimen’i kendi kamerası ile ayakta, gölet manzaralı çekiyorum bir poz.

IMG_2679

Ferdimen kendi kamerası ile prodüksiyon hazırlayıp üçümüzü elimizde fincan kahve içerken çekiyor zaman ayarlı. Bu konularda uzman sayılır kendisi.

IMG_2680

Biraz yüksekçe olan toprak yığınında hayat var. Yeraltı fareleri toprak altına yuvalarını yapmış delikleri görünüyor. Bir sürü delik var ve hepsi yer altında birbirine bağlı olmalı bir galeri gibi. Az ötede yer örümceği otlara ağını örmüş kısmetine düşecek böcekleri bekliyor sabırla.

20180430_114201_HDR

Kahve molasını bitirip toplandık, Devam eden yokuşta taktık birinci vitese ağır ağır çıkmaya başladık. Kahve içerken şişemdeki su boşalmıştı tamamen. Yanında çınar olan uzun ayna duvarı ve yalağı olan bir çeşme görünce durduk. Bisikletim KUZ ile çeşmeyi çekiyorum.

20180430_115038_HDR

Çeşme beyaz badana boya ile boyalı, yalak beton ile üç bölüme ayrılmış. Bir borudan akan su miktarı çok az. Döküldüğü yalak içindeki su berrak ve tertemiz.

20180430_115055_HDR

Güneşin yükselmesi ile sıcak olmaya başlayan havada çeşmede serinliyoruz elimizi yüzümüzü yıkayıp. Ferdimen bizi bisikletle birlikte çeşmeyi ve çınarı olduğu gibi resmediyor bir anı olarak.

IMG_2682

Çeşmeden az su gelince suları doldurmak ta uzun sürüyor. Şişedeki çuvalın ağzında bulunan ip boruya takıp dolmasını bekliyor Ferdimen. Çeşmeyi, çuval içinde su şişesini yalakla beraber yandan çekiyor.

IMG_2685

Bisikletim KUZ dut ağacının gölgesinde sakince beni bekliyor yol kıyısında.

20180430_115117_HDR

Buraların rakımı yüksek olunca henüz dutlar olgunlaşmamış, yaprakları gibi yeşil ve ham.

20180430_115456_HDR

Cep telefonum çalınca ağacın gölgesinde durup konuşmamı yaparken Ferdimen beni çekiyor. Bisiklet üzerinden inmemiştim bile. Üzerim çıplak.

IMG_2696

Telefonla konuşmam bitince Ferdimen bana poz veriyor. Kendi kamerası ile arkasında üzüm bağı ile çektim.

IMG_2695

Baraj seviyesi epey aşağılarda kaldı. Çok az bir kısmı görünüyor göletin. Önümde uzayıp sararmış uzun otların ardından çektim bu manzarayı.

20180430_120030_HDR

Yerde, otların üzerinde bir çok yer örümceği ağını örmüş avını bekliyor. Yakından çekiyorum örümcek ağlarını.

20180430_120619_HDR

Yokuş çıkmaya devam ediyoruz, Bisikletim KUZ yolun kıyısında park halinde, aşağıdan bana doğru gelen Ferdimen. Yolda seyrek olarak araç geçiyor. Bu bizim için iyi bir durum.

20180430_120637_HDR

Yolun yukarıya çıkan kısmını da çekiyorum ardından. Yol sağa, bilinmeze doğru kıvrılmış. Solda tüyüm de görünüyor.

20180430_121309_HDR

Yol kıyısında Çal belediyesinin ve MENDOSK Menderes Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü ile yaptığı ortak yürüyüş rotalarını belirtir tabela gördüm. Boru üzerinde dört yönü gösterir tabela konmuş. Hepsini gösterebilmem için üç yönden çekmem gerekiyor. Tabelanın iki tarafında aynı yazılar yazılmış. Zemin sarı, Üstte mavi şeride beyaz yazı ile MENDERES YOLU yazılmış. En altta beyaz şeride yeşil renkte Çal belediyesi ve MENDOSK logoları ile birlikte yazılmış. Sağı gösteren tabelada KABALAR KM (araç) (KM belirtilmemiş), solu gösteren tabelada DAĞMARMARA 12 KM yazılmış

20180430_121450_HDR

Diğer taraftaki sağı gösteren tabelada YEL DEĞİRMENİ TEPE 12 KM, soldaki tabelada KABALAR KM (araç). (araç yolu olduğu için KM yazılmamış)

20180430_121457_HDR

Diğer taraftaki sağa gösterir tabelada GÜNEY KM (araç), sola gösterir tabelada YEL DEĞİRMENİ TEPE 18 KM yazılmış. Yürüyüş yollarını gösterir tabelada kaç KM olduğunu belirtmişler. Araç yollarında ise mesafe belirtilmemiş.

20180430_121506_HDR

Neredeyse sırta çıktık, rakım yükseldi. Yayla olan yerde asma bağında asma kütükleri burada epey zamandır üzüm bağcılığı yapıldığını gösteriyor. Bağ traktör ile sürülerek otlardan temizlenip toprak ortaya çıkmış.

20180430_123331_HDR

Çevrede bunun gibi bir çok bağ görüyorum. Bağlar parsel parsel, birbirinden ayrı yerlerde. Aralarda sürülmemiş tarlaları otlar bürümüş. Demek ki herkes kendine yetecek kadar  bağ yapmış. Yani her bağın sahibi ayrı.

20180430_124221_HDR

Yolda güzellikleri görmek olası, bu güzellikleri biz gezerken görüyoruz. Siz, okuyucularım için resim çekip görmenizi sağlıyorum elimden geldiği kadar. İşte bu güzelliklerden biri yol kıyısında mor çiçekler açmış zambaklar.

20180430_124741_HDR

Kimi yerde buğday tarlası çıkıyor karşıma. Bel hizasına gelmiş buğdaylar başak açmış ama şu an yeşil, henüz sararmamış. Buğday tarlalarının süsü olan gelincik çiçekleri kırmızı rengi ile yeşilliğe renk katmış.

20180430_125106_HDR

Kabalar köyüne geldik tabelaya göre. Köyün girişinde üzüm bağı ve birkaç ev görüyorum.

20180430_125522_HDR

Kabalar köyüne karnımızın acıktığını hissettik. Köyün içinde park alanında gölgelik bir masa bulduk kendimize. Buradaki bakkaldan domates, biber, soğan, yumurta alıp melemen yemeği yapmaya başladı Ferdimen. Aşçılık konusunda da uzmandır kahramanımız Ferdimen. Kendi ocağında küçük tencerede melemen pişirirken kendi kamerası ile çekiyorum Ferdimen’i. Ocağın etrafı alüminyum rüzgarlık ile çevrelenmiş, yanında gaz tüpü, sıvı yağ, tereyağı ve poşet içinde sebzeler. Arkada bakkal dükkanı.

IMG_2703

Park içinde, kıyılara köylüler açık hava müzesi yapmışlar. Ferdimen yemeği pişire dursun ben açık hava müzesini geziyorum. Müzede sergilenen her aletin resmini çekiyorum tek tek. İlk karşıma çıkan kalın iki tahtadan yapılmış yaba. Biçilmiş buğdayları samanlarından ayıran alet. Yabanın altında yarıklara taş sıkıştırmışlar.

20180430_130117_HDR

Kağnı tekerleği, eski zamanlardan kalma. Tarihi olmalı.

20180430_130127_HDR

Samanları toplamak, taşımak için çatal biçimindeki dirgen. İki dirgen çapraz asılmış ağaca. Bunlar tahtadan kesilip çatal biçiminde yapılmış. Esas dirgen olan sağdaki. Ağaç dalının ucunda üç dal ile çatal biçimi verilerek yapılmış doğal dirgen. Dirgenlerin altına asılmış boyunduruk ve kova.

20180430_130139_HDR

İnce çubuk dallardan ve kargılardan yapılmış iki geniş sepet. Bizim oralarda buna kelter diyorlar. Üzüm toplarken içine konulan üzüm salkımlarını taşımak için de işe yarıyor. Burada da üzüm bağları çok.

20180430_130148_HDR

Kaide üzerinde Atatürk büstü arkasında hamur teknesi. Tamamen ağaçtan oyulmuş olan hamur teknesi kullanılmadığı için çatlaklar oluşmuş. Yanında da dibi dar bir küp asılmış.

20180430_130157_HDR

Bulgur yaparlarken buğdayı tokmaklarla kırılan taş dibek. Ortası oyuk olan büyükçe taş parçası epey eski görünüyor. Artık bu dibek kullanılmıyor şimdilerde.

20180430_130205_HDR

Değirmen taşı.

20180430_130220_HDR

Demirden yapılmış tek pulluklu saban, bu saban tek bir at çekerek tarlayı sürmeğe yarıyor.

20180430_130305_HDR

Küp dala asılmış, yarısı kırık, altında taş silindir. Silindirin merkezi delik, buradan demir çubuk geçirilip üste doğru birleştirilerek çekilmesi kolaylaştırılmış silindirin. Bu silindir tarlayı düzleştirip sıkıştırmak için. Bir de toprak damlarda toprak serildikten sonra az su ile nemlendirilip toprağı sıkıştırmaya yarıyor.

20180430_130314_HDR

Ben açık hava müzesini gezip resimleri çektim. Ferdimen hala ocağın başında melemen yemeğini pişiriyor. Yanına oturup bakmaya başladım. Masada ikimizi birlikte Mehmet çekiyor bir poz. Bisikletim KUZ ve turuncu çantam yerde.

IMG_2704

Yemek pişti sonunda ve büyük bir iştahla yerken oradaki birine bizi çekmesini söyledik. O da bizi kırmadı çekti.

IMG_2705

Yemek yerken, yemeğin kokusunu alan dişi fino köpeği yanımıza geldi. Memelerinden anlaşıldığına göre yavruları var. Hemen yarım ekmek verdik. İlk önce kendi karnını doyurdu. Herhalde açtı. Köpek biraz zayıf görünüyor, tamamen beyaz tüyleri var. Kulakları dik olan köpeğin başı siyah renkte.

20180430_131559_HDR

Ekmeği bir çırpıda bitirdi ve beklemeye başladı. Herhalde doymadı dedik bir yarım ekmek daha attık önüne. Bu kez ekmeği kaptığı gibi bizden uzaklaştı. Yavrularının olduğu yere doğru gittiğini anladım. Sonra iki kez daha geldi, ikisinde de köpeği boş göndermedik. Köpeğe pek yiyecek veren yok galiba. O yüzden bulmuşken epey ekmek alıp götürdü. Köpek ağzında ekmek uzaklaşırken çekiyorum bir poz.

20180430_131605_HDR

Yanımıza iki kız çocuğu geldi, onları bakkala davet ettim, çantamdaki BayKuş kesemi alarak bakkala gittik. Canınız ne istiyorsa alın dedim. Kızlar da dondurma aldılar ve mutlu olarak dondurmalarını yalayıp gittiler. Ben de BayKuş kesemdeki paradan ücreti ödedim. Sonra toparlanıp yola çıktık hedefimize doğru. Ferdimen öndeydi ve ilk önce Mehmet’in resmini çekiyor. Etrafta pek ağaç yok, kırsal bir alan.

IMG_2711

Ardından ben de kareye girdim. Köyden çıktıktan sonra üstümü çıkarıp Güneş altında yanmaya devam ediyorum.

IMG_2712

Yol kıyısında, üzüm bağının yanında durduk. Burada uzun bir kavak, dibinde de kuyu var. Kuyu duvarı beton, üzerine de çıkrık makara takılmış.

IMG_2715

Bisikletlerimiz yol kıyısında park etmiş durumda beklerken kuyu ile birlikte resimlerini çekiyorum.

20180430_152810_HDR

Çıkrığa dolanmış ip, aşağı sarkan kovanın sapı ve karanlık kuyu dibi. Kova yok ortalarda, sadece sapı kalmış. Kuyudan su çekme umudumuz kalmadı.

20180430_152834_HDR

Çal kasabasına vardık, tabelasında yazdığı kadar 19.300 nüfusu var. Tabelanın üstünde de yuvarlak levhaya araba sollama yasağını belirtir uyarı. Sağ tarafta çam koruluğu görünmekte.

20180430_160459_HDR

Çal kasabasında, parkın içinde durup dondurmacıdan birer külah dondurma aldık. Güneş şemsiyesi altına oturup dondurmaları yalamaya çalışırken elçek resim çekiyorum üçümüzü.

20180430_163437

Parkın içinde yuvarlak, geniş kaidenin üstünde küçük bir kaide daha yapılıp üzerine insan eli, bilekten biraz daha uzun, aşağıdan çıkan bir el heykeli. Elin içinde üzüm salkımı. Demek ki gördüğümüz üzüm bağları Çal kasabasını sembolü.

20180430_170809_HDR

Yolun sağ tarafı mermer döşeli, sekiz basamaklı oturma yeri yapılmış. Orta yerine insanların yukarı doğru rahatça çıkması için ilave basamaklar konmuş araya. Üstte çam ve servi ağaçları var.

20180430_170828_HDR

İlginç yapıda ve boyalı bir çeşme görünce resmini çektim. Çeşmenin iki yanında kalın künk konmuş iki tane üst üste. Çeşmenin yalağı, aynası ve V biçiminde çatısı betondan. Çatı yeşil, diğer taraflar tamamen yağlı boya mavi renkte boyanmış. Çeşme yarım metre yükseklikte, taş duvar  ile birlikte yapılmış. Arkada tarla ve ağaçlar var.

20180430_171238_HDR

Başka bir çeşme önünde durdum. Küçük kareli mavi renkte fayans döşeli. Aynasındaki mermere;

“Kim bilir hangi akşam güneşle birlikte bende solacağım Yaşar Bacak”

Sağ altına iki kancalı askıya iki plastik beyaz tas asılmış. Solda bir askı daha var ama kancaları kırık.

20180430_172818_HDR

Yeşillikler arasındaki yolda arkadaşlar giderken durup köy tabelaları ile birlikte çekiyorum Tabelada Aşağıseyit 4 Km, Dayılar 9 Km, Gelinören 10 Km yazılmış. Biz de o köylere doğru gideceğiz. Tabelanın arkasında genişçe bir tarla yeni sürülmüş.

20180430_173235_HDR

Artık suyu azalan Büyük Menderes nehri çaya dönüşmüş durumda. O yüzden köprüler de kısaldı. Köprünün birinden geçerken demirine tabelamızı bağladım.

20180430_173528_HDR

Burada su çok az akıyor ve çok kirli. Suyun rengi ve yosunların renginden anladığım kadarı ile lağım suyu karışmış nehre.

20180430_173540_HDR

Köprüde resim çekerken bir aile ile tanıştık. İki kadın bir erkek. Akan lağım ve nehrin kirliliğini konuştuk. Amacımızı da kısaca anlattık. Onlar da akan lağım suyundan şikayetçi. Yanlarında olan oğluna bizi çekmelerini söyleyince hep birlikte elimizde bisikletlerle birlikte resim çekildik köprü üzerinde.

20180430_173949_HDR

Yolun solunda uzun kavak ağaçları, sağda ise söğüt ağaçları neredeyse yolu kaplamış durumda. Önde ağaçların arasında giden Mehmet’i arkadan çekiyorum ağaç manzaralı.

20180430_174210_HDR

Bazen nehir yatağından biraz yükseğe çıkıyoruz. Yol bizi öyle götürüyor ne yapalım. Yüksekten nehir yatağını çekiyorum. Nehir yatağını ağaçlar tamamen kapatmış, akan su görünmüyor. Kıvrılarak akan nehir kenarında uzun kavaklar boyları ile kendini belli ediyor. Aralarında söğüt ağaçları da var.

20180430_175017_HDR

Nehir yatağı kayalık bir vadiden geçiyor ve biz tepesindeyiz. Karşıdaki kayalık ağaçsız, çıplak. Kanyon halindeki vadinin kıyıları uçurum.

20180430_175316_HDR

Yol bizi deminki kanyonu tam  olarak önümüze çıkardı. Dibinde uzun kavak ağaçları derin bir kanyon içinden Büyük Menderes nehri akıyor. Bulunduğum yer bir plato sayılır.

20180430_175905_HDR

Geniş çimen ekili bir alanın kıyısında kare biçiminde beton, yarım metre yükseklikte. Üzerine küçük bir kare beton daha kondurulmuş. Anladığım kadarı ile bostan kuyusunun üzeri beton ile kapatılmış sanki. Kare köşenin az ilerisinde çoban, yanında iki koyun ve çoban köpeği heykeli yapılmış. Heykeller siyah renkte. Çim alanın ortasında telefon direği ve sonlarda tek katlı, beyaz badanalı bina. Arkasında uzun kavaklar.

20180430_181215_HDR

Artık çaya dönüşmüş nehir ile birlikte gidiyoruz. Nehir bazı yerde yatağından taşıp yayılmış olarak akıyor.

20180430_181222_HDR

Sık sık köprüler geliyor önümüze . Hepsine tabelamızı bağlıyoruz demire. Geçtiğimiz belli olsun. Bisikletim KUZ, tüylerim ve köprü korkuluk demirleri. Köprü demirlerine 3 metre yükseklikte profil demir kaynatılmış. Nedeni belli değil.

20180430_181655_HDR

Nehir yatağına set çekilip havuz biçimine dönüştürüşmüş. Fazla derin olmayan havuza su girip setten taşarak akmaya devam ediyor. Söğüt ağaçları ve kavak ağaçları nehre yakın.

20180430_181721_HDR

Beyaz renkli toprağı olan yerden geçiyoruz. Burası kıraç görünümlü küçük tepeleri olan arazi.

20180430_182026_HDR

Afyon sınırları içinde olduğumuzu belirtir afyon tarlaları çıktı karşıma. Mor çiçek açmış afyon bitkileri bu ayda, Mayıs ayında açıyor. Tarla içine Dayılar tabelası dikilmiş. Köy evleri az ilerde görünüyor.

20180430_184218_HDR

Ardından Gelinören köyüne de giriş yapıyoruz ama yeşil ağaçlardan köy görünürde yok.

20180430_184802_HDR

Köy tabelasından sonra köprü çıkınca bir tabela daha bağlıyorum bir tane. Köprü korkuluk demirleri tamamen ağaçlar sarmış.

20180430_185049_HDR

Köprüden aşağı bakınca suyun rengi bulanık ve çok kirli. Bu su aşağıya akıyor kirli olarak ama denize ulaşmadığını anlıyorum. Nedenine gelince Aydın – Denizli yolunda Sarayköy civarında Buldan yönüne dönüp nehri takip ettiğimizde Güney kasabasına doğru giderken Büyük Menderes nehrinin çok temiz aktığını görünce şaşırıp sevinmiştim. Temiz akmasının sebebi ne diye düşünürken burada akan suyu görünce anladım neden temiz aktığını. Büyük Menderes nehri üzerinde iki büyük baraj kurulu. Barajlara akan kirli sular baraj göl yatağına çöküp temiz su kanaldan elektrik santrali türbininden geçip yatakta akmaya devam ediyor. Nehir suyu iki kez barajdan arınıp tertemiz akarken kısa bir süre sonra Denizli yönünden gelen çaydan akan pis sularla karışıp akıyor denize kadar.

Bu kirliğe dur demek gerek. Köylerde lağım suları, sanayi bölgesinde fabrika atıkları. Buhar santrallarında zehirli ağır metaller Büyük Menderes nehrine akmamalı istedikleri gibi. Her yerde sıkı denetimli arıtma tesisi kurulmalı ve nehirlerimiz temiz akmalı. Büyük Menderes nehri büyük bir havzayı suluyor. Burada tarım ürünleri yetiştirilip pazarlardan soframıza geliyor. Yediklerimiz temiz sularda yetişmeli. Geleceğimize kanserli bir gelecek bırakmamalı, temiz bir geleceği planlamalıyız geç olmadan.

20180430_185105_HDR

Köyden geçerken yıkıntı durumuna düşmüş kerpiç bir ev görüyorum. Duvarın büyük bir bölümü yıkılmış içerisi görünüyor. İç kısımları ağaç direklerle desteklenmiş. Üzerinde topraktan dam var. Otlar çıkmış damın üstünde. Geçmişte yaşanmış anlar nelerdir kim bilir. İnsan böyle yıkıntı bir ev görünce geçmişi düşünmeden edemiyor.

20180430_185658_HDR

Hafif eğimli bir tepesi olan uçsuz bucaksız tarla sürülmüş, toprak rengi ortaya çıkmış. Tarla henüz ekilmemiş durumda.

20180430_190356_HDR

Büyük Menderes nehrine Menderes demelerinin nedeni düz, eğimi az olan arazide su akması için güce ihtiyacı var. Bu gücü de sudaki gerilim yüzünden alıyor. İleri akması için kıvrılıyor geriye doğru S biçiminde. Böylece düz arazide kıvrılarak yatağını yapıyor. Bu kıvrımlı akmaya da Menderes denmiş. Bu kelime Milattan önceki Yunan çağlarına ortaya çıkmış. Troya bölgesinde akan nehrin adı antik Yunanlılar Mendes diye adlandırmış. Bu kelime günümüze kadar gelip hala kullanılıyor. Menderes nehrinin akarken aldığı S biçimi aynı şekilde uzun ve ince olan yılanların yerde S biçiminde ilerlemesine benzetebiliriz. Yılanların ayakları yoktur ve kanının altında bulunan pulların hareketi ile kıvrılıp ileri doğru kıvrılarak S biçiminde hareket etme durumu gibi nehirlerin de düz arazide akması gibidir.

Durum böyle olunca düz arazide kıvrılarak akan nehir yatağını düz yapılmış yol yüzünden bir çok köprüden geçmemiz gerekiyor. İşte o köprülerden birinden daha geçerken tabelamızı bağlıyorum geçtiğimiz belli olsun diye. Toplam 6 köprüden geçmişiz bu gün.

20180430_191419_HDR

Köprü üzerinde bile nehrin S biçiminde aktığını görüyorum. Nehrin kısa bir bölümünü anca görüyorum, kıvrımlardan sonrası görünmüyor.

20180430_191427_HDR

Yine bir köprü ve tabelayı asıyorum demire. Bisikletim KUZ ile tabela bağlı köprü demirlerini çekiyorum.

20180430_192524_HDR

Nehir pis akmaya devam ediyor. Gördükçe içime sıkıntılar giriyor ve üzülüyorum.

20180430_192542_HDR

Başka bir köprüde çektiğim nehir görüntüsü, su akışı iyice azaldı ve pis akmaya devam ediyor. Bu pisliğe rağmen kıyılar ot bürümüş.

20180430_192553_HDR

Köprü demirine tabelamızı astım.

20180430_195447_HDR

Kimi yerde nehir kenarında söğüt ağaçları var.

20180430_195510_HDR

İşte demin bahsettiğim Menderes olayı. Nehrin kıvrımı S biçiminden neredeyse U biçimini almış. Karşıda kısa boyda sazlıklar kaplamış. Dipleri yeşil, üst kısımları sarı renkte. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_2779

Kavaklar tabelası köy ile birlikte karşımıza çıktı. Kavaklar köyünde iki kavak var, biri yeşil, diğeri kurumuş. Başka da kavak görünürde yok. Tabelada yazdığı kadar 356 kişi yaşıyor. Rakım da 800 metre olduğunu belirtmişler.

IMG_2788

Kavakları geçtik, kısa sürede yakındaki Beyeli köyüne geldik. Her ne kadar mahalle yazsa da benim için köy olarak kalacaktır. Mahalle şehirlerde olur. Akşam olmak üzere. Bakalım köy civarında kamp yeri bulabilecek miyiz?

IMG_2789

Beyeli ilk okulunun bahçesi kamp yapmaya uygun. Bahçe içindeki bakkala sorduk burada kamp yapabilir miyiz diye. Bakkal da muhtara soralım deyip muhtarı aradık. Muhtardan olumlu cevap geldi. Biz çadırı kurarken muhtar geldi yanımıza. Kimlikleri alıp jandarmaya sorgulattıktan sonra kimlikleri geri verip evine gitti. Bizim gizli saklı bir şeyimiz olmadığı için içimiz rahat şekilde kampımızı kurduk. Kamp yerinde akşam yemeğini yaparken köylülerden olan Hasip Karakaya ve Necati Alkan bizi akşam çayına davet etti. Evi de yakın, bize gösterdi. Biz de davetini kabul ettik. Yemekten sonra çay içmeye gideceğiz. Yemeği pişirip yedik, sonrasında Hasip’in evine doğru giderek bahçede oturduk. Önümüzde tahta bir divanı masa olarak kullanıyoruz. Komşulardan iki köylü daha aramıza katıldı. Tanıştık köylülerle, çaylar içildi, sohbet kahve eşliğinde devam etti. Çayı Hasip’in eşi ikram etti. Karşılığında ben de kahve pişirip ikram ettim. Turumuzu anlattık, ne amaçla, nereden nereye, Büyük Menderes nehri buralarda çok kirli aktığını belirtik. Köylüler denetimsiz bir şekilde, arıtma tesisi olmadığı için tüm lağım sularını nehre boşalttıklarını öğreniyoruz. Köydeki yaşamı, çocuklarını okutup üniversiteyi bitirdikten sonra sadece tatillerde köye geldiklerini söyledi Nasip. Köydeki işleri kendi çabaları ile gücünün yettiği kadar yaptıklarını öğrendik. Gelecek nesil için durum pek iç açıcı değil. Köylerde tarım ve hayat bitmek üzere. Gençler tarımla, hayvancılıkla uğraşmak istemiyor. Kahve içerken divan etrafında oturmuş halde Ferdimen resmimizi çekiyor sokak lambasının ışığı altında.

IMG_2790

Akşam fazla geç olmadan köylülerden izin istedik. Onlar da yorgundurlar bütün gün tarla, bağ – bahçede çalışmaktan. Erken yatabilirler. Yanlarından ayrılıp  çadırlarımıza vardık. Çadırlara girip tatlı uykuyu bekletmedik fazla.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 61 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc