Etiket arşivi: daktilo

Yazı Masası

Yazı masası yapımı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir şiir yazsam

Şiir yazmak

Şiir nasıl yazılır?

Yazmak şiiri

İlk önce aşık olmalı

Sonra şair olmalı, şair

Şiir yazmak için aşk gerek

Aşkı bilmeyen nasıl şiir yazar?

Şair olmak için daktilo olmalı

İlham perileri herkese gelir

Kulağa fısıldar yazması için

Bu fısıltıları yalnız 

şairler duyar

Şair oturdu mu daktilonun başına

Kulağındaki fısıltılar kelimelere dökülür.

Urim Baba’CAN Şubat 2022

Öne çıkmış olan görsel, yazı masası, üstünde daktilo, demir kalemlik, içinde kurşun kalem. köpüklü kahve fincanı, defter, kalem. Koltukta Urim Baba’nın logolu yastığı.

DSCN3685

Şu sıralar ilham perileri sık sık gelmeye başladı. Kulağıma sürekli fısıldıyorlar tatlı sözleri bir şiir gibi. Bir de yaz diyorlar bana. Tembelliğimden olacak her fısıldanan şiirleri yazmıyorum, sadece bir kaç kez oturup kulağıma fısıldanan şiirleri yazıya döktüm kalem ile. Bazen de roman konusunu fısıldıyorlar. Böylece birikti yazmam gereken şiirler, romanlar. El ile deftere şiirlerimi yazmaya başladım ama oturmak gerek masaya. Gerçi yazı masam yok ki! Neyse aklımda yazı masası yapmak var ama daha uygulamaya geçmedim

Uzun zamandır gitmediğim bit pazarına gideyim dedim bir Pazar günü. Bacanağım ile sözleştik bit pazarına gitmek için. İzmir’de Ege mahallesinde kurulduğunu biliyordum ama neresinde olduğunu, yolu bilmiyordum. Hilal metro istasyonunda bacanağım ile buluştuk. O yolu biliyor. İki üst geçidi aşıp Yeşildere kıyısından bit pazarına ulaştık. Bit pazarı Roman mahallesi içinde kalan bir yer. İki katlı eski bir bina içine her pazar kuruluyor. Herkes kendi yerindeki alana eski püskü aletleri, eşyaları sermiş satmaya uğraşıyor. Fiyatlar pahalı geldi bana. Hem eski, hem garantisi yok, üstelik yüksek fiyattan kapıyı açıyorlar. Nedense tok satıcılar. Ekonomi bozuk bu aralar, dolar almış başını gidiyor. Satıcılar da sanki eski eşyaları dolarla almış gibi pahalı satmaya çalışıyorlar. Kendime küçük bir balta alayım dedim, o da sapsız. Kaç para dersiniz 60 -70 Lira fiyat biçtiler. Haliyle almadım.

Neyse tezgahları dolaşmaya başladık. Tezgahın birinde bir daktilo gözüme ilişti. Daktiloyu görür görmez bana fısıldayan ilham perileri kulağıma; “Bu daktiloyu almalısın” dedi. Zaten içimde vardı bir daktilo almak ama şimdiye kadar niyetlenmemiştim almak için. Daktiloyu incelemeye başladım, görünüşü temiz, tuşların hepsi çalışıyor. Sağlam bir makine. Satıcıya “Kaç para bu daktilo?” diye sordum. O da “250 Lira” deyince dur bakalım bu kadar eder mi diye dostum Feyyaz Alaçam aklıma geldi. O bu konuda bilgili. Çünkü daktilosu olduğunu biliyorum ve yazılarını daktilo ile yazıyor.  Daktilonun resmini çekiyorum. Şair ve yazar dostum Feyyaz Alaçam bana bu konuda yardım eder diyerek resmi yolladım kendisine. Arkasından telefon ile arayıp daktiloyu sordum, gönderdiğim resme bak bakalım 250 Lira eder mi? Sağ olsun dostum Feyyaz kısa süre telefonla aradı. “İyi bir Alman markası olduğunu, biraz indirim iste satıcıdan, sadece kağıt koyup biraz yaz ve dene” dedi. Ben de kağıt koydurup yazdırdım. Biraz silik olsa da fena değil. Satıcıdan 200 Lira vereyim dedim ama pek oralı olmadı ve son fiyat deyince artık bir daha belki bulamam aynı fiyata diyerek 250 Lirayı sayıp daktiloyu aldım. Hani Atalarımız der “Bit pazarına nur yağmış” diye. Bit pazarına nur değil zam yağmış sanki. Aşağıdaki resimde tezgahta gördüğüm daktilonun ilk hali. Markası Olimpia. Daktilo F klavye, tam da Türkçe tuşlu.

IMG_20211114_132646

Daktilonun taşıma çantası da var. Daktilo çantasının sapından tutup eve geldim. Şimdilik dolabın bir köşesinde duracak. Çünkü yazı masası yok henüz ortada.

IMG_20220211_095105

Yazı masası yok dedim ya az önce. Aslında var ama henüz yapılmamış halde. Yıllar önce çocukluk arkadaşım bana elindeki fazlalık tahtalardan vermişti. Marangoz atölyesinde çalışırken başka bir marangoz arkadaş ta bana palet tahtalarından kesip düzelttiği dört tane ayak vermişti. Kare kesim, üstü geniş, altı daralıyor. Tam istediğim ayaklar. Bunlar çatıda bekledi yıllarca. Tozlanmış tahtaları çıkarıp marangoz atölyesine getirdim. Marangoz arkadaşın dediğine göre tahtalar tik ağacının bir çeşidi olan ireko ağacından kesilmiş. Bu tahtalar yatlarda kullanılıyor. Pahalı bir ağaç olduğunu söyledi. Neyse tahta parçalarını seriyorum tezgaha. Tahtalar 2 X 10 X 50 santim boylarında 15 parça. Dört ayak 5 X 70 boyunda.

IMG_20211119_105406

Elimdeki tahta boylarına göre 45 X 70 boyutunda tabla olacak. Tahta kıyıları oval olduğundan o kısımları kesiyorum yatar makinede. Birleşme yerlerine kanal açıyorum 3 milimetre. 3 milimetre şerit kesiyorum çıta ve sıvı çivi sürüyorum kanalın içine. 3 milim şerit çıta kanalın içine yerleştiriyorum. Bu işlemi kısa sürede yapmak gerek çünkü sıvı çivi hava ile temasa geçince reaksiyona başlıyor. Hem şişiyor hem de sertleşmeye başlıyor. Sıvı çiviyi sürdükten sonra uzun iki işkence ile uzunlamasına sıkıyorum. Yanlara da takoz destekli işkencelerle düz olmasını sağlıyorum. Yoksa işkence tablayı eğriltebilir. Tezgah üzerinde işkencelerle sıkıştırılmış tabla görünüyor.

IMG_20211119_172145

Tahtalar kısa sürede birleşip dondu. Sıkışırken aradan taşan beyaz renkli, donmuş sıvı çivi görünüyor. Tahta boyları değişik olduğu için kıyılarda kimi uzun, kimi kısa kalmış. İstenen ölçüden biraz fazla oldu tabla.

IMG_20211120_084907

Tablanın alt kıyılara 4 santim eninde çıtalar için sıvı çivi ile yapıştırıyorum. Elde uzun tahta yok. İşkence ile sıkıştırılmış tahtalar.

IMG_20211123_094150

Tablanın kenarlarını düzgün biçimde kesiyorum ve zımpara makinesi ile siliyorum. Ağaç sert olunca uzun sürüyor silinmesi.

IMG_20211125_112853

Kenar çıtalarını da uçlarını gönyeli kesip alt kısma sıvı çivi sürerek yapıştırıyorum. Bu işlem yine işkenceler sayesinde oluyor. Tablanın kıyısında 14 tane işkence çıtayı sıkıştırmış.

IMG_20211126_151313

Ayaklar biraz kalın geldiğinden yarım santim kesiyorum. Planya ile düzeltip zımpara yaptım. Kıyılarını makinede oval tıraşladım. Dört ayak ters yatırılmış tabla üzerine koydum, kenar destek tahtalarını da ona göre kesiyorum uçları gönyeli. Masa nalları dikmiş durumda tezgahın üzerinde.

IMG_20211229_151937

Ayakları ve yan tahtaları yapıştırdım. Çekmece için iç kısma da kenar tahtası koyunca masa dört ayak üzerinde zımparalanmış olarak hazır. Sıra geldi çekmeceyi yapmaya.

IMG_20211229_160809

Çekmeceyi de masanın ölçülerine göre kesip yaptım. Çekmecenin altına da 6 milimetre marin kontraplak kesiyorum. Marin kontraplak suya dayanıklı bir malzeme, tahtalar da suya dayanıklı. Sadece ayaklar normal ağaçtan. Çekmece masaya taktım açık durumda. Önüne de tahta bir sandalye koyunca masa bitmiş oluyor.

IMG_20211230_165856

Masa bitince bir yorgunluk çayını hak ettiğimi düşünüyorum. Çayı demleyip bardağa koydum ve masaya oturmuş halde keyifle çayı içiyorum. Marangoz Özcan da beni çekiyor çay içerken.

IMG_20211230_170025

Sıra geldi yakma işlemine. Masa öyle bildiğiniz masa olmayacak. Yazı masası anlamlı olmalı. Yazacağım yazıları dik olarak hazırlayıp kağıda bastırıyorum. Karbon kağıdı ile ayaklara çiziyorum yazıları. Sonrası yakma işi. Yakma makinesi ile yakarken kendimi çekiyorum otomatik.

IMG_20211231_124223

Masanın dört ayağı var, hepsinin bir ismi olmalı. Madem yazı masası olacak isimler de ona göre anlam katacak masaya. Yıllar önce Selçuk’taki  Efes antik kentini dolaşmıştım. Burada bir kütüphane var. Adı da Celcus kütüphanesi. Bu kütüphaneyi MS 110 – 135 yılları arasında Celsus onuruna oğlu Gaius Julius Aquila tarafından yaptırılmıştır. İşte bu kütüphanenin ön tarafında dört tane heykel koydurmuş Gaius Julius Aguila tarafından. Bu dört heykelin ismi de;

APETH KEΛΣOY (ARETE = Erdem ve karakter)

ENNOIA ΦIAIΠΠOY (ANNOİA = Kader ve muhakeme)

EΠIΣTHMH KEΛΣOY (EPİSTEME = İlim ve bilim)

ΣOΦIA KEΛΣOY (SOPHİA = Bilgelik ve Akıl)

Bu isimler yazı masasında yazacağım şiirler, romanlar ve yazılar bu karakterleri taşıyacak. Geleceğe güzel bir miras bırakmalı. Edebiyat budur, güzelliği dışa yansıtmak. O yüzden aklımda olan bu isimlerin orijinali olan Yunanca harfler olarak iki yüzeye yakıyorum. Diğer iki yüze de Türkçe anlamları yakıyorum. Masanın dört ayağını çekiyorum alttan, Yunanca ve Türkçe yazılar yakılmış durumda. Nereden bakarsan bak iki dilde yazdığım yazı görünüyor.

IMG_20220102_001925

Masa odanın ortasında komple görünür biçimde. Yanında da koltuk. Koltukta Urim Baba’nın Kahvesi logo baskılı yastık var. Arka fonda çekyat, kömür sobası ve televizyon.

IMG_20220102_141454

Masa bitti, sıra geldi cila işine. Ama ilk önce zımpara yapmalı. Zımpara önemli! Zımpara yaparken toz çıkacağından masayı bahçeye çıkardım. Zımpara çok ince, 300 numara. O yüzden saatlerce zımpara yaptım ama pürüzsüz bir duruma geldi. Zaten sert bir ağacı zımpara yapıyorum. Neyse her tarafını en ince ayrıntılarını zımparaladı bir güzel. Bir taraftan da elimle kontrol ediyorum.

IMG_20220103_133926

Zımpara işi bitince sıra geldi cila işine. Özcan marangoza bana vernik almasını söyledim. O da sağ olsun almamış. Dükkana gidince bana neden vernik almadığını anlattı. Masayı yaptığım ağaç Teak cinsi İreko ağacı. Değerli bir ağaç. “Ağacın rengini, desenlerini orijinal göstermesi için tik yağı ile yağlamalısın” dedi. Elinde de bir miktar kalmış teneke kutuda. Tik yağını nasıl uygulayacağımı da anlattı. Küçük bir miktar tik yağını kaba koydum. Küçük bir fırça ile uygulayacağım yere iyice yediriyorum. Sonrasında bez ile sildikten sonra sanki kurumuş gibi oluyor ve akıntılar, fırça izi yok oluyor. Böylece dört kat vuruyorum. Her kat vurduktan sonra 24 saat beklemek gerek yağın iyice kuruması için. Tik yağı uygulama işi 4 gün sürdü. Tik yağını fırça ile masaya uygularken otomatik çekiyorum kendimi. Arkada motor ve bisiklet var. Limon ağacı da görünüyor.

IMG_20220105_134032

Tik yağı iyice kuruyunca masayı odaya aldım. çekmecenin soluna mavi nazar boncuğu yapıştırıyorum. Alttan masanın görünümü, dört ayak, çekmece ve nazar boncuğu. Çekmece kulpsuz. Nazar boncuğunu koymamın nedeni; Nazara inanırım. Bir kaç kez kem gözlerin, kıskançların kötü bakması sonucu eşyaların çatlayıp patladığını, başıma da kötü olayların geldiğine şahit oldum ve yaşadım. Böyle bir masayı görenler mutlaka beğenecek. Aralarında kıskananlar, sahip olmak isteyenler olacak. Özellikle mavi gözlü insanların nazarı kötü oluyor. Masanın başına kötü şeyler gelmemesi için bir tane mavi nazarlık olsun ki kötü bakışlardan korusun. Nazardan korunmak için başka bir çaresi de yok maalesef.

DSCN3683

Masayı duvar dibine yerleştirdim. Daktiloyu da üzerine koyunca kendini gösterdi. Demir çelik fabrikasında çalıştığım zamanlarda çektiğimiz demirlerin en kalını olan 50 milimetre kalınlığındaki nervürlü demirden kendime kalemlik yapmıştım. Kaplamacılarla iş yaptıran bacanağım Vural Civan kalemliği çinko ile kaplattırdı. Nervürlü demir olan kalemlikte 18 yıl çalıştığım İzmir demir çelik harfleri kabartma olarak basılı. İki nervür arasında bir harf gelecek şekilde İ D Ç yazılı. Yıllarını verdiğim fabrikanın ismi yazılı kalemlik benim için anlamlı.

Masa üzerinde daktilo, yazmaya hazır kağıt takılı. Yanında kalemlik, içinde kurşun kalem. Biraz önünde yeni yaptığım köpüklü Türk kahvesi. Kahve içilmeye hazır. Fincandaki logonun yansıması tabakta tersine görünüyor. Masanın sağıda şiir ve solda yazı masası yakılmış durumda.

DSCN3687

Masanın üzerine tik yağı vurmadan önce yazdığım ilk şiiri yaktım.

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

Şiirle ilgili çizdiğim görsel olan kanoyu da iki kişi binmiş, denizde yelken açmış olarak giderken yakıyorum en üstte.

DSCN3680

Masayı yandan çekiyorum koltukla beraber. Koltukta logolu yastık var. Masanın üzerinde daktilo, kalemlik, defter ve içilmeye hazır kahve var. Masanın sol alt tarafına da “Yazı Masası” olarak yakılı.

DSCN3685

Tam istediğim bir masa oldu mavi nazarlıklı yazı masası. Arkadaşım da sanki biliyormuş gibi tam bir masa yapacak kadar tahta verdi. Ayrıca dört ayak ta tesadüf değil, sanki bilerek bana geldi. İş sadece yapmaya geldi. Elimden de geliyor marangozluk işleri. Hem yaptıkça daha çok öğreniyorum. Artık şiirler, masallar, romanlar, yazılar yazılacak. Hatta şu anda okuduğunuz bu yazıyı bile bu masada yazdım bilgisayarda. Şimdiye kadar hep iyi şeyleri, güzel şeyleri diledim. Hepsi de bir şekilde beni buldu ve dileklerim gerçeğe dönüştü. Her şey de birden bire olmuyor. Zamanı gelince kendiliğinden ortaya çıkıyor. Tıpkı “Yazı Masası” gibi. Ben de ilham perilerinin kulağıma fısıldadığı kelimeleri yazıya dönüştüreceğim. Ama kalemle, ama daktilo ile. Mutlaka iyi şeyler yazacağıma inanıyorum. Biz gelecekteydik, geleceğe iyi şeyler bırakacağız. Yarınlar güzel olacak, Güneşli günler göreceğiz.

Şair ne demiş; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey”

En son olarak ta ben şöyle diyorum; “Bu günü yazmazsan yarınlar olmayacak”

Eşpedal Bisiklet Turu 5.Gün

6 Ağustos 2021 Cuma

Havran şehir içi – Kocaseyit – Havran

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

karartmışlar sabahları

geceler batak

sokaklar savaş sonu

acılar yatak

bir düzen ki kahrolası

ben giderim atım gitmez

su söndürmez yangınları

kol kırılır yen içinde

kırılır da ses etmez

damlatır kanını bir rezil karanlığa

buna şaşmak n’eylesin

Hasan Hüseyin

 

Öne çıkmış olan görsel, müze evindeki iç merdivende 26 kişi. Çıkış merdiveninde 4 kişi, merdivenlerin üstünde 8 kişi ayakta. Diğerleri basamaklarda oturuyor. Merdiven üstündeki korkuluktan aşağı pankart sallanmış. Pankartta; solda Türk bayrağı, bisiklet süren birisi ve Özgür Bisikletçiler yazılmış.

231600704_4919366384756817_7475216324815067599_n

Sabah erkenden, Güneş daha doğmadan uyanıyorum. Hava aydınlık, burada tek tuvalet olunca erken kalkmak iyi oluyor. İşimi kimseyi beklemeden hallediyorsun. Güneş doğmak üzere, hemen yerimi almalıyım. Çadırlar yeşil çimenlerin üzerine kurulmuş rengarenk. Kilitli beton taş döşeli yol aydınlığa doğru gidiyor. Parkta palmiye ve çam ağaçları dikilmiş.

IMG_20210806_063833

Güneş doğmadan çay kıyısındaki çardakta yerimi aldım, yerimi alır almaz da Güneş doğmaya başladı. Güneş bu sabah doğarken sancılı doğuyor sanki. Işıkları pek parlak değil. Henüz kimse kalkmış değil, kahvemi yapıp içmeye başladım Güneşin doğuşunu izlerken. Çay yatağı derin ve geniş, çay akıyor dar yatağında. Burada insanların kötü alışkanlıklarını görüyorum. Belediye çok güzel park alanı, gezinti yeri ve oturup dinlenmeleri için çardaklar yapılmış. Çay yatağı yaklaşık 5 metre derin olunca çocuklar düşmesin diye telli korkuluklar da yapılmış duvar üstüne. Çok güzel bir yer, insanlar  güzel şeylere layıktır ama hak ediyorlar mı siz karar verin. Çay kıyısındaki çardaklarda oturanlar yedikleri, içtikleri plastikleri ve çöpleri yanlarında çöp tenekesi olduğu halde çaya atmaları akıl alır gibi değil. Duvarın dibi çöplerle dolu. Belediye inip temizlemiyor, atanların zaten umurunda değil. Temizlik doğaya kalmış. O da ne kadar zamanda olur belli değil. Yağmurlar başlayınca çay taştığı zaman tüm atılmış çöpleri alıp denize götürecek. Ve geleceğimiz yavaş yavaş kirlenecek böyle giderse. Yazık

IMG_20210806_064132

Park çam ve palmiye ağaçları ile kaplı, zemine gölgelik yapıyor. Parkta gezinti yolları, oturma bankları ve çocuk oyun yeri yapılmış. Betondan sarı renkli bir deve sırtında semeri ile tüm oyuncakları taşıyor. Yukarıya çıkmak için merdiven maviye boyanmış. Yanda turuncu renkli kaydırak, diğer yanda salıncaklar.

IMG_20210806_080730

Parkı şöyle bir dolaştıktan sonra çay kıyısındaki çardağa geldim. Çayda akan su az da olsa büyük su kuşları çay yatağı üzerinde uçarak yiyecek bir şeyler arıyor. Çay yatağı yeşil çimenlerle kaplanmış. Bir tane kamyon lastiği orta yerde duruyor.

IMG_20210806_083004

Havada bulut ta görünmüyor ama Güneş parlamıyor. Sarı soluk bir renkte. Sanki toz bulutu var. Gökyüzü de sarı renkte.

IMG_20210806_091120

Kahvaltımızı çardaklarda çay olmadan yapıyoruz. Kafeterya geç açıldı ve çay geç olunca anca kahvaltıdan sonra birer bardak çay içebildik. Tandem bisikletleri kapalı odadan çıkardık. Copilotum Songül ile birlikte, diğer arkadaşlarla Havran belediye binası önüne geldik. Belediye başkanını beklerken belediye binasının önündeki yerde üstte kırmızı soğan, altında nar, onun altında portakal heykeli konulmuş. Songül ile yan yana ilk resmimizi çekiliyorum. Daha yeni birbirimizi tanıdık ve iyi anlaşıyoruz birbirimizle. Songül’ün başında kask, benim başımda siperli şapka var.

IMG_20210806_102038

Belediye başkanı geldi, tanıştık, bizleri misafir ettiği için teşekkür ettik. Tandem bisiklet kullandı, gayet başarılı idi. Bu gün Havran da pazar kuruluyor, pazar yerini gezeceğiz. Ayrıca öğlene kadar iki tane müze gezip göreceğiz. Pazar yeri dışa taşmış, sebze meyve satıcıları hariç giyim, hırdavat ve diğer ürünler sokakta tezgahlarda satılıyor. Tezgahın birinde küçük çan gördüm. Tam aradığım boyutta, küçük ve bakır renkli. Çanı alıp bisikletimin sele demirine, çelik bardağımın yanına takıyorum. Songül de kedisi için daha küçük, ceviz boyutunda yuvarlak çıngırak aldı. Her çıngırağı çıngırdağı çıngırdatıp kulağı ile dinleyerek beğendiği sesi çıkaranı seçti.

IMG_20211016_092753

Kapalı pazar yerine geldik, burada şeftali ve çekirdekli kara üzüm aldık birer kilo. Akşama yeriz afiyetle. Pazar yerinin dışına çıktık yürüyoruz. Songül tuvalete gitmek istediğini söyledi. Karnına ağrılar girdiğini söyledi. En yakın camiye götürdüm. Bir süre bekledim dışarıda. Çıkınca yakındaki çeşmeden elini yüzünü yıkadı. Çeşme evin duvarına taş duvar şeklinde yapılmış. Ayna kısmı iç tarafı işlemeli taş yukarıya kadar girintili yapılmış. Yalağı dolu tuğla ile örülmüş. Çeşmeden sıçrayan suların etkisiyle yosun tutmuş etrafı.

IMG_20210806_112831

Terzizade konağına geldik. Dışarıya tabela konulmuş, Terzizade konağı restorasyon yapılmış daha yeni.

IMG_20210806_121338

Konak üç katlı ahşaptan yapılmış. Dışı tamamen sarıya boyalı. Sadece zemin kat tarafı beyaz renkte. İki yanda iki katta üçer pencere yan yana, ortada iki pencereli cumba. Giriş kapısı tahtadan ve kocaman.

IMG_20210806_113812

Konağın içine giriyoruz, orta yerdeki sahanlık geniş ve yukarıya çıkan merdivenler var. Merdiven iki yanda, üst katta ortada tek merdivenle yukarıya çıkılıyor.

IMG_20210806_113934

Kapılar kalın tahtadan yapılmış ve bakımlı, kilidi demirden.

IMG_20210806_114118

Yüksek olan kapı dış kısmına zig – zag çıtalarla işlenmiş süs olarak uzun bir dikdörtgen olarak. İç kısma da uzunlamasına çıtalarla kabartma yapılmış.

IMG_20210806_114125

İç duvarlarda nişler yapılmış bir şeyler koymak için. Kenarları ve iç kısmı desenlerle, çiçek motifleriyle süslenip boyanmış.

IMG_20210806_114141

Konağın içinde gizli geçit kapakları, merdivenler yapılmış. Diğer odalara, alt kata ve bahçeye çıkan gizli geçitler. Bu konakta Yunan işgalinde gizli sığınak olarak kullanılmış. Kaçak efeler, Kuvayı milliye elemanlarını Yunanlı askerlerden gizliyorlarmış ev sahibi tarafından. Cumhuriyet kurulduktan sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk Havran’ı ziyaret edişinde bu konakta kalmış. Çanakkale gazisi Seyit onbaşı ile bu konakta görüşmüşler.

IMG_20210806_114305

En üst kat yarım olarak sahanlık yapılmış, kenarda korkuluklar. Pencerelerde yarısına kadar çapraz çıtalardan perde gibi yapılmış. Kadınlar burada, pencere kenarına oturup dışarısını izlerlermiş. Dışarıdan bakan çıtaların arkasında kim olduğunu göremezlermiş.

IMG_20210806_115046

İç duvardaki niş içine kupada çiçeklerle boyanmış olarak süslenmiş. Yanımda gezdirdiğim Songül ile resmini çekiyorum. Songül göremediğinden elleri ile dokunarak resim çekildiği nişi tanımaya çalışıyor. Sadece içinde boyalı nesneleri anlatıyorum. Songül’ün başında kask var.

IMG_20210806_115949

Songül’ün karın ağrıları devam ettiğinden ahşap merdivenlere oturtup biraz dinlenmesini söylüyorum.

IMG_20210806_120823

Üst kattaki merdivenlerde oturmuş halde topluca resim çekiliyoruz. Alt kattan çıkan ortadaki merdiven yanlardaki iki merdiven ile üst kata çıkıyor. Resimde kimimiz oturmuş, kimi ortadaki merdivende ayakta. Kimisi üst katta korkuluklarda ayakta duruyor. Toplam 26 kişi var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

231600704_4919366384756817_7475216324815067599_n

Terzizade konağından dışarı çıkıp çarşıdaki kahveye oturduk. Burada soda ve çay içiyoruz. Tuğçe Çiğdem elçek ile çekiyor bizi. Masada Songül, ben ve Cüneyt Kökalan oturmuş halde. Kamera camdaki Özcan Kıraathanesi yazısını ters olarak çekmiş.

24e32820-9479-45db-8d64-b4be64a6a94e

Çaylarımızı içip kalktık, Songül’ün karın ağrıları yine başlayınca camiye gittik. Bu gün Cuma, cemaat bahçeye namazlık koyup vaaz dinliyorlar. Arkalarından geçtik tuvalete gitmek için. Kadınlar tuvaletini pek kullanan olmadığı için görevli anahtarla açtı kapıyı. Bu gün üç tane camiyi dolaşmış olduk böylece. Yarı hacı olduk sayılır. Biz tuvalete girince grup çoktan müzeye gitmiş bile. Müzenin yerini de bilmediğimizden esnafa sora sora müzeyi bulduk. Girişinde cam tabelada Havran belediyesi 1923, Havran Kent Müzesi Hocazade konağı yazılmış. Tabelanın asıldığı duvar tuğladan.

IMG_20210806_132815

Kent müzesinin binasının arkasındaki bahçedeyiz. Bir kez daha Songül’ü tuvalete götürdüm. Beklerken binayı arkadan çekiyorum. Zemin kat çoğunlukla taş, geri kalan yerler tuğla ile örülmüş. Ortada merdiven, yanlarda iki oda var.

IMG_20210806_133618

Bahçede yerde sütunlar, ve küpler getirilip konulmuş.

IMG_20210806_133624

Zemin üstü katlar düzgünce tuğlalar örülerek yapılmış. Görünümü estetik. Zeminden gelen iki tane baca yüksek olarak tuğladan yapılmış.

IMG_20210806_133711

Pencereler dar ve uzun dikdörtgen biçiminde. Yan yana iki pencere var, tahta panjur ile kapatılmış camlar.

IMG_20210806_133716

Bahçede manolya ağacı var, kocaman olmuş.

IMG_20210806_133807

Bir de kocaman dut ağacı, yarı gölgelik bez serilmiş odanın üstüne. Bezin üstünde düşen dutlar kurumuş doğal olarak.

IMG_20210806_133812

Örülmüş tuğlanın güzelliğini çekiyorum. Ortada kapı, yanlarda ikişer pencere. En sağdaki pencere diğerlerine göre biraz daha geniş.

IMG_20210806_133818

Songül’ün hali yok müzeyi gezmek için. Songül’ü terasta bir sandalyeye oturtup müzeyi gezmeye başladım hızlıca. Odalardaki eşyalara fazla bakmadan sadece resimlerini çektim. İlk olarak yatak odasının resmini çektim. Ortada iki kişilik karyola, başlık ve ayak ucu tahtadan işlemeli olarak yapılmış. İkisi de aynı boyda ve yüksek. Yatak örtüsü beyaz, kenarları siyah renkte. Sol tarafta iki mankene uzun kollu kadın elbisesi giydirilmiş.

IMG_20210806_133836

Banyo ve tuvalet, ikisi bir yerde. Mermer hem banyo teknesi hem de tuvalet yeri oyulmuş. Yarım metre kadar tek sıra tuğla ile duvarlara mermer döşenmiş. Duvar üstüne de 15 santimlik mermerle örtülmüş. Mermerin üstünde bir fener duruyor. Gece içerisi aydınlansın diye fener yakılıyormuş demek ki. Sağdaki mermerde bir çeşme ve yanında küçük bir testi duruyor. Sağda mermer lavabo var, kenarları dalgalı şekil verilmiş. Çeşmesi, pirinçten.

IMG_20210806_133853

Beyaz kutular merdiven basamağı gibi yan yana konmuş. Üzerlerinde camekan içinde kalay kaplı bakır sahanlar. Kimisi kapaklı.

IMG_20210806_133912

Camekan içinde bakır bakraçlar, tepsiler ve bir kuzine.

IMG_20210806_133921

Tahtadan yapılmış fıçı, demir çemberlerle sağlamlaştırılmış. Çemberler pas tutmuş durumda. Mutfak dolabı üzerindeki bankoda çeşitli mutfak gereçleri konulmuş. Bunlar, tencere, sahan, küp, kocaman bir sini, tepsiler ve tahta fıçıdan oluşuyor.

IMG_20210806_133930

İki raf üzerinde, alttaki rafta iki tane ağzı geniş küp, aralarında transistörlü radyo. Üstteki rafta ise iki semaver. Birisi krom, diğeri bakırdan yapılmış. Yanlarında kahverengi, semaver boyutunda cam şişe.

IMG_20210806_133935

Başka bir rafta ağzı geniş küp, küçük bakraç. Yanında kaminato denilen ispirto ocağı.

IMG_20210806_133941

Kancaya asılmış askılı terazi. Askının altında uzun bir çubuk. Burada hareketli demir parçası, ölçülendirilmiş demir çubukta kefeye konulmuş ağırlığa göre dengeye getirilen hareketli parça nerede duruyorsa ağırlığı belirtiyor. Alttaki kefe üç zincirle bağlanmış demir çubuğa. Duvarda bir çeşme ve yerde üç testi duruyor.

IMG_20210806_133945

Üç tane kahve değirmeni yan yana. Birisi el işi örgü ile kaplı, diğerleri pirinçten ve değişik boyutta yapılmış. İki tane de pirinçten yapılmış yuvarlak kutu. Kapaklı olan kutuların birisi şeker, diğeri kahve konuyor olmalı. Bir tane de işlemeli şekerlik tabak.

IMG_20210806_134013

Mutfak bankosundaki kalın mermere üç tane lavabo oyuğu açılmış. Hiç birisinde su gider deliği açılmamış.

IMG_20210806_134036

İki kısa kalas yan yana getirilip birleştirilmiş. Alt kısmına uzun ve keskin çakıl taşları sıkıştırılarak tarımda kullanılan yaba aletini oluşturulmuş. Kalasların uç kısımları kalkık durumda kızak gibi. Bu aletle buğday taneleri başaklarından ayırmaya yarıyor.

IMG_20210806_134121

Tahta sandık, kenarları teneke ile sağlamlaştırmışlar. Kısa çubuklardan, ip ile bağlanmış çark. Ne işe yaradığını anlayamadım.

IMG_20210806_134139

Antik kentten getirildiği anlaşılan iki tane sütun başlığı sergilenmiş. Başlıklar ince işçilikle süslenmiş.

IMG_20210806_134228

Üst kata çıkan tahta merdiven, yukarıya doğru sola dönerek çıkılıyor. Korkuluğu da tahtadan yapılmış.

IMG_20210806_134307

Camekan içinde, cam raflara konulmuş üç tane tüfek.

IMG_20210806_134334

Çanakkale savaşında kaldırdığı 276 Kiloluk top mermisini sırtına almış Kocaseyit  mermiyi topun olduğu yere götürürken betimlenmiş heykeli. Duvarda Çanakkale savaşındaki düşman gemileri denizde, geminin iki bacasında duman tütüyor. Geminin yanına düşen top mermisinin havaya kaldırdığı su sütunu resmedilmiş. Top siperi kum torbaları ile kısa bir duvarla çevrelenmiş. Yerde top mermileri.

IMG_20210806_134341

Havran’lı yaşlı ihtiyar bir adam heykeli. Başında kasketi, beyaz sakalı uzamış. Üzerinde koyu renkli yelek ve gömlek. Aynı renkte pantolonu. Sol dizine mendilini yaymış. Solda bağlama saz duruyor. Yaşlı adan koltuğa oturmuş durumda.

IMG_20210806_134404

Cam raflı camekanda bakır bardaklar, porselen fincanlar ve çeşitli mutfak eşyaları konulmuş, bir tane de siyah renkli çevirmeli ev telefonu.

IMG_20210806_134419

Biri kısa, biri uzun iki tane döküm soba.

IMG_20210806_134425

Banyo içinde tuvalet deliği, dışında mermer lavabo. Lavaboyu mermer destek üzerine koymuşlar.

IMG_20210806_134453

Kare masa üzerine çiçek desenli örtü konulmuş. Arkada biri lambalı eski radyo, biri transistörlü iki radyo. Önlerinde Üç tane değişik tipte daktilo. Bir tane de facit marka, tuşlu mekanik hesap makinesi.

IMG_20210806_134503

Duvardaki pano tavana kadar, panoda yerel gazete sayfaları yapıştırılmış. Pano büyük ve geniş olduğu için iki parça çekmek zorunda kaldım. Yoksa kadraja sığmıyor. Panonun sol tarafı gazete küpürleri.

IMG_20210806_134517

Panonun sağ tarafındaki gazete küpürleri.

IMG_20210806_134534

Fişek kütüklüğü üç gözlü, yanında ikili dürbün.

IMG_20210806_134600

Efelerin kullandığı iki namlulu tabanca.

IMG_20210806_134604

Bu da çifte tüfeği.

IMG_20210806_134610

Yanında da mor efe kıyafetleri.

IMG_20210806_134616

Kılıfı içinde kama.

IMG_20210806_134628

Değişik tipte iki tane tabanca. İkisi de kabzaları boş ve paslanmış durumda.. Herhalde toprakta uzun süre kalmış ve bulunmuş olmalı.

IMG_20210806_134636

Kızılay  matarası.

IMG_20210806_134641

Paslanmış kama

IMG_20210806_134707

Altı aboneli telefon santrali. Bağlandı kabloları yuvalarına takılmış, solunda telefon ahizesi.

IMG_20210806_134723

Müzeden çıkıp bisikletleri bıraktığımız yere geldik. Songül zar zor bisiklete bindi. Bisiklet sürecek dermanı kalmamıştı. Kısa sürede çadırların olduğu yere geldik. Günün geri kalan bölümünde Koca Seyit köyüne gidilecek. Songül’ün durumu iyi olmadığından bizimle gelemeyip çadırda dinleneceğini söyledi. Songül gelmeyince bende bisikleti depoya bırakıp araç ile gideceğim köye. Koca Seyit’in köyü biraz yükseklerde olduğu için tırmanış var. Araç içinde yorulmuyorum ama bisikletleri çıkarken görünce ne çok zahmetle bisiklet sürdüğümüzü anladım. Yorulanları bir yerde durmuş dinlenirken çekiyorum

IMG_20210806_171345

Köy az yukarıda göründü.

IMG_20210806_172647

Köyün girişinde araçtan inip yürümeye başladım. Köy kadınları bisikletçilerle resim çekiliyorlar.

IMG_20210806_173626

Mazlum arkasında Hüseyin Garip olduğu halde tandem bisikleti sürerken bir poz çekiyorum.

IMG_20210806_175317

Köyün az yukarısındaki hakim tepeye Koca Seyit anıtı yapılmış. Etrafı da duvarlarla çevrelenmiş. Girişte iki sütun üzerine kirişte Koca Seyit Anıtı yazılmış

IMG_20210806_180106

Anıt alanı çit ağaçlarla süslenmiş, bakımlı bir park halinde. Koca Seyit belinde ağır mermi taşırken, arkada Mustafa Kemal, sağ elini kütüğe dayalı, sol kolu arkada cepheye bakarken betimlenmiş heykelleri.

IMG_20210806_180230

Büyük bir top lastik tekerlek üzerinde.

IMG_20210806_180240

Koca Seyit tören yerinde mermer kaide üzerinde kırmızı renkli Türkiye haritası ve ay – yıldız. Altında kabartma rölyef ve altın renginde plakalarda Koca Seyit hakkında yazılmış bilgiler. Kaideye dört basamakla çıkılıyor. Basamaklar tamamen mermer kaplı.

IMG_20210806_180313

Pankartımızı açıp ardına diziliyor arkadaşlar. Arkada anıt kaide.

IMG_20210806_180823

Burada hazır toplanmışken Koca Seyit anısına ilk önce İstiklal marşını söylüyoruz hep birlikte. Ardından Başkanımız Fatih Söylemez İstiklal marşının on kıtasını ezbere söylüyor. Ben de videosunu çekiyorum. Videonun linki aşağıda.

https://youtu.be/K21F95iJNAM

Anıtın altında altın renginde tabelaya Koca Seyit’in Yaşamı ve Çanakkale’deki kahramanlığı yazılmış. Yazıda;

Kocaseyit

Seyit Çabuk Havran’ın Manastır (Çamlık) şimdi ise Kocaseyit ismini alan köyünde doğdu. 1. Dünya savaşı sırasında 18 Mart 1915 günü Çanakkale, Kilitbahir, Rumeli Mecidiye tabyasında topçu eri olarak görev yapar. İngilizlerin Quen Elizabeth gemisinden atılan 490 kilogramlık bir mermi Mecidiye tabyasını delik deşik ederek toprağa gömer ve Seyit’in topunun vincini bozar. Sağ kalan iki erden biri Seyit’tir. Niğdeli Ali çavuş toprağa gömülen Seyit onbaşıyı kurtarır. Kocaseyit Niğdeli Ali çavuşun yardımıyla sırtına aldığı 276 kilogramlık mermiyi topunun namlusuna sürer. İngilizlerin Ocean zırhlısına nişan alıp ateşler. Dümen tertibatından vurulan düşman zırhlısı Çanakkale boğazının akıntısına kapılır. Nusratın döktüğü mayınlardan birine çarparak batar. Kaybedilmek üzere olan Çanakkale deniz savaşı Havranlı kahraman onbaşı Seyit Çabuk (Kocaseyit) sayesinde kazanılmıştır. Böylece Kocaseyit Çanakkale deniz zaferinin en büyük kahramanlarından biri olmuştur. Daha sonra İstiklal harbine katılarak yurdun düşmanlardan temizlenmesi için savaşmıştır.

IMG_20210806_181245

Anıtın az ilerisinde kapalı bina içinde Kocaseyit müzesi var. Müze içine girip geziyorum. Camekan içinde dört tane top güllesi, duvarda Kocaseyit’in resmi asılmış.

IMG_20210806_181520

Dört tane gülle ve Kocaseyit’in asker elbiseleri.

IMG_20210806_181525

Kocaseyit’in ölüm kağıdı çerçevelenmiş.

IMG_20210806_181539

Kocaseyit belinde top mermisi ile heykeli.

IMG_20210806_181547

Kocaseyit’in kızının torunu ile heykelin önünde resim çekiliyoruz birlikte. Arkada heykelin benzeri resim tablosu ve portre resmi duvarda asılı. Bizi Baattin Şimşek cep telefonu ile çekiyor.

234611158_4919363944757061_8413907447003205847_n

Müzede fazla görülecek bir şey yok, bir kaç resim, Kocaseyit’in heykeli, bir kaç eşyası. Müzede rehberliği Kocaseyit’in kızının torunu yapıyor. Müzeden çıkıp dışardaki topta basılı olan yeri çekiyorum. Top atıl durumda olduğu için buraya getirilip sergileniyor. En üstte Ay – Yıldız baskısı. Altında yarım yuvarlak olarak Türkiye Cumhuriyeti. Altına 15/24 Sm Ağır Obüs, 1937, 1590 Kg. En altta da üretici firma olan Skoda baskısı var.

IMG_20210806_181948

Kocaseyit anıtı tepede olunca çevredeki köyler manzarayı oluşturuyor.

IMG_20210806_183008

Bahçede kurumuş zeytin ağacının gövdesini çekiyorum.

IMG_20210806_183118

Görülecek bir şey kalmayınca az aşağıdaki mezarlığa gidip Kocaseyit’in mezarı başında ruhuna Fatiha okuyorum. Nur içinde yatsın. Mezar düzgün beyaz mermerlerden yapılmış, etrafı kırmızı, beyaz renkli zincir ile çevrelenmiş durumda.

IMG_20210806_185055

Kocaseyit ziyaretimiz bitince bisiklet kullananlar bisikletlere binip gittiler. Ben de araç ile Havrana indim yorulmadan. Kamp alanına gelip Songül’ün durumuna baktım. Durumu aynıydı, biraz uyumaya çalışmış ama çocuklar ve parktaki insanların gürültüsünden pek dinlenememiş. Akşam yemeğini yemek istemedi, karnı sürekli bulanıyor ve hareketli. İyice halsiz durumda, yemek te yemedi. Bu böyle olmaz deyip hadi hastaneye gidelim deyince itiraz etmeyip tamam dedi. Songül’ü koluma takıp çayın öteki tarafında olan devlet hastanesine yürümeye başladık. Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüme sonunda hastaneye vardık. Acil servis kalabalıktı, sıra numarası alıp beklemeye başladık. Bir türlü sıra gelmediğinden kayıttaki görevliye Hastamız kör ve dayanacak hali yok diyerek bir an önce bakılmasını istedim. Fazla sürmedi bizi içeri aldılar. Yatağa yatırıp damar yolu açıldı, serum takıp beklemeye başladık. Bir saat sonra serum bitince çıkardılar serumu. Songül biraz kendine gelip toparlanmış gibiydi. Toparlanmasına sevindim. Doktor, bulantı ve kusma için reçeteyi elimize verdi. Acil içinde nöbetçi eczane ismi ve adresi yazıyordu. Yazıyı çekiyorum cep telefonumla. Havran küçük bir kasaba olduğu için sadece 1 eczane nöbetçiydi. Televizyon ekranında yazan; 06 Ağustos 2021 Cuma Nöbetçi eczaneler Şifa eczanesi Camiikebir Mh. Dumlupınar Cd. No : 13/A (Nedense aynı adres ikinci kez yazılmış) Teb 30 bölge Balıkesir eczacı odası sağlıklı günler diler…

IMG_20210806_221229

Bizi taburcu ettiler ve dışarı çıkıp eczaneye doğru yürümeye başladık. Navigasyon sayesinde eczaneyi bulduk. İlaçları aldık, nasıl kullanacağımızı eczacı tarif etti bize. İlaçları alıp kamp alanına döndük. Herkes kendi havasında olduğu için bizim hastaneye gidişimizden pek haberleri yoktu. Sadece başkan Fatih Söylemez’in haberi vardı. Kamp alanına gelince Fatih’e durumu bildirdim. Songül ilk ilaçlarını içirip çadırında dinlenmesi için bıraktım. Ben da çardaktaki arkadaşlara katıldım. Bir süre birlikte şarkılar, türküler söyledik. Fazla geç olmadan çadırıma giderken Songül’e seslendim nasılsın diye. İyi olduğunu söyleyince içim rahat olarak çadırıma girip yattım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 26 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc