Etiket arşivi: efe

2. Simav Eynal Bisiklet Festivali 3. Gün

28 Ağustos 2021 Cumartesi

Eynal – Küplüce – Kuşu – Pazarlar – Simav – Eynal

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

sokakları koşmak diye bildim bileli

şiir  yaşar şiir söyler şiille oynaşırım

ne garibim ali tanır bu ozan kardeşini

ne de benim onu görmüşlüğüm var

garibim taştan taşa çalar emeklisini

saçıp gider yollara dizelerimi

“kör olasın demiyorum kör olma

kör olma da gör beni”

mutluluk bu değilse

ya nedir başka

Hasan Hüseyin

 

Öne çıkmış olan görsel, festivali düzenleyen Öğretmen Şeref Akdemir Efe heykelinin önünde kollarını kaldırmış zeybek oynar gibi poz vermiş durumda. Efe sağ elindeki mavzeri havaya kaldırmış. Belinde fişeklik. Salgına dikkat çekmek için ağzına maske takılmış.

DSCN3083

Vücudun hamlığından dünkü turda epey yorulmuşum. Bu gece derin bir uyku ile iyice dinlenmiş olarak kalktım fişek gibi. Kendimi çok iyi hissediyorum. Her sabah olduğu gibi kahvemi içiyorum kalkar kalkmaz. Kahvemi içerken yerde bir kavun dilimi gördüm. Kavun dilimi üzerine karıncalar hücum etmiş. Neredeyse beyaz kavun dilimi siyaha dönüşmüş. Gözle görülmese de her karınca kendine bir parça koparıp yuvaya götürüyor. Bu günkü nasipleri ayaklarına gelmiş karıncaların. Kavun dilimi yuvanın dibinde. Öyle yiyecek bulmak için uzaklara gitmeyecekler.

Kahvemi içtikten sonra taslak olarak yazmaya başladığım romanı deftere yazmaya başladım. Nedense ilham perileri olmadık yerde geliyor. Hazır ilham perileri gelmişken bir kaç satır yazayım kimse yokken. Yazı yazarken birisi olduğu zaman ilham perileri ortadan kayboluyor. Kahvaltı zamanına kadar biraz yazıyorum.

DSCN3079

Kahvaltıyı yapıp yola çıkmaya hazırız. Herkesin toplanmasını beklerken bir video çekeyim dedim. Kamp alanının dışındaki yola çıkıp beklemeye başladım. Benim gibi video çekmek için bekleyen rotasız Ramazan da video çekecek. Çektiğim videonun linki aşağıda.

https://youtu.be/cIATm2RJohs

Videoyu çektikten sonra grubun peşinden yola çıktım. Şeref hoca beni önceden uyarmıştı, Simav girişinde Efe heykeli önünden geçeceğiz, heykelin resmini çekebilirsin. Efe heykelinin olduğu yere geldim. Şeref hoca heykelin önünde durmuş bisikletçilere yol gösteriyor. Efe sağ elindeki mavzeri havaya kaldırmış, diğer eli aşağıda. Sol ayağını önündeki taşın üzerine  koymuş halde poz vermiş. Belinde fişeklik, çifte kama kuşağa takılı. Başında poşu, üzerinde uzun kollu mintan ve yeleği. Kısa donunu giymiş, ayağında körüklü çizmeleri. Günümüzdeki salgına dikkat çekmek için ağzına beyaz renkli bir maske yakılmış uyarı amacıyla. Arkada elektrik direkleri ve telleri. Heykel yüksekçe mermer kaidenin üzerine konmuş.

DSCN3082

Şeref hocaya Zeybek oynarken heykelle birlikte seni çekeyim deyince o da kollarını kaldırıp oynamaya başladı. Arkasında Efe heykeli ile birlikte resmini çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN3083

Aynı yerde bu kez ben poz veriyorum bisikletim KUZ ile. Arkamda Efe heykeli.

241261675_4196869787098116_8815846078079101974_n

Hala gelmekte olan bisikletçilerin peşine takıldım. Bu günkü rotamız dağlara doğru, tırmanış olacak. Ana yolda gidiyoruz bir süre. Önümde sağ şeritte giden bisikletçiler.

DSCN3084

Kısa bir süre ana yoldan giderek sağa, dağlara doğru saptık. Sapar sapmaz da yokuşlar hemen başladı.

DSCN3085

Bu yol Selendi yolu olduğunu ilk kavşakta gördüğüm tabeladan anladım. Kavşakta görevliler gideceğimiz yolu gösteriyor bizlere. Sağa doğru Selendi tabelası var, sola, düz giden yol için Küplüce yazılmış. Yol da yokuş hani.

DSCN3087

Kimi yerde asfalt iyice yumuşamış sıcaktan. Henüz erimemiş ama hamur gibi yumuşak olan ziftli yerdeki bisiklet tekerlek izlerini yakından çekiyorum. Lastik izleri gayet belirgin olmuş. Her biri ayrı iz bırakmış yumuşak zift üzerine.

DSCN3088

Yaklaşık 350 metre yükseldikten sonra Küplüce köyüne geldik. Hemen hemen herkes benden önce buraya geldiğinden köyün meydanında toplanıp resim çektirirlerken buldum. Hazır hepsi bir araya gelmişken ben de kameram ile bir poz çekiyorum. Kimisi yere oturmuş, kimisi çömelmiş, kimisi de ayakta.

DSCN3089

Hazır mola verilmişken ben de çevreyi şöyle bir dolanayım dedim. Eski köy evleri biraz harap görünse de bütünlüğü henüz bozulmamış. Temel taşları ile su basmanı epey yüksek yapılmış. Burası bodrum katı olarak kullanılıyor. Su basmanın üzerine kerpiçten yapılmış, üzerinde kiremitli çatı var. Sadece sol duvarda küçük bir pencere var. Daha küçük bir pencere de solda altta. Taş duvarın bittiği yerde. Sağ tarafta taş duvar devam etmiş, sanki bir oda var, üzeri yarım çatı yapılmış. Bina çamur ile sıvanmış ama epeydir bakım görmemiş, sıvalar bozulmaya başlamış. Solda ayrı bir kerpiç bina daha var.

DSCN3090

Sanırım kullanılmayan eski bir cami. çatısının bir bölümü çökmüş. Cami binası pişmiş tuğladan, iki katlı yapılmış. Kısa ve kalın minaresinin tepesindeki külah tenekeden yapıldığı için paslanıp akmış, pas izleri görünüyor. Ezan okunan şerefede demir parmaklık ile çevrelenmiş korkuluk olarak.

DSCN3091

İki bina yan yana, çoğu kerpiç, bir kısmı taş ile örülmüş. Yamaç olduğu için ön taraflarda iki katlı olarak görünüyor. Girişlerinde büyük tahta kapı var. İki bina da kullanılmıyor. Çünkü pencerelerindeki bazı camlar kırık durumda. Binaların sağındaki bina sağlam duruyor. Beyaz badana ile boyanmış, yanda da çanak anten var

DSCN3092

Küplüce köyünün ismi nerden geldiğini bilemem ama köyün meydanındaki kahvede kocaman bir küp konmuş. Küp altına borudan bir kaide üstüne yan olarak yerleştirilmiş. Küpün ağzı teneke kapak ile kapatılmış, üzerine de “Küplüce Köyü” yazılmış.

DSCN3093

Köyün meydanındaki kahvelere bütün bisikletçiler  dağılmış durumda. Epey sert bir yokuş terletti bizleri. Çay, soda, kahve içerek hem serinliyoruz, hem de dinleniyoruz. Köyün meydanına yeni bir cami yapılmış. Epey büyük.

DSCN3094

Festivale renk katan Yüksel Yıldırım motoru ile bize kavşaklarda yol gösteriyor, geride kalanları toparlayıp doğru yola sokuyor. Bir ileri, bir geri sürekli gidip geliyor. Motoru çapır tipi, geniş ve oturaklı. Üzerine komando elbisesine benzer kamuflaj kıyafet giymiş, hem pantolonu, hem de tişörtü. Başında siyah bandana bağlamış, gözünde güneş gözlüğü. Boynunda asker künyesi asılı olduğu halde motoruna oturmuş durumda.

240879211_4182990055152756_4223408963837484369_n

Geniş bir alana naylon serilip meyve kurutuyorlar. Kuruttukları meyve elma, kesip parçalar halinde güneş altına serilip kurumaya bırakılmış. Bu kuru meyveleri kış aylarında hayvanlara yem olarak verildiğini öğrendim.

DSCN3095

Küplüce köyü en yüksek çıktığımız rakım. Az daha tırmandıktan sonra inişe geçtik ve sanki düz bir ovada gidiyormuşuz gibi. Yol yüksek kavak ağaçları arasından gidiyor. Yolun iki yanına da kavak ağacı dikilmiş. Durduğum yerde erik ağacı var. Bir kaç erik koparıp yiyorum yeşil yeşil. Erikler buralarda daha yeşil halde, olgunlaşmamış. Bazı yerlerde mürdüm eriği de var. Mürdüm eriklerinden de bir kaç tane koparıp yolda yerim diye formanın arkasındaki ceplere koyuyorum.

DSCN3096

Buralar bahçelik, bahçelerde damlar var. Damın birinde kuru soğanlar birbirine bağlanıp büyük demetler halinde çivilere asılmış. Böyle asmalarının nedeni hem kuruması için hem de yerden rutubet almaması için. Yoksa yerde alt kısımlarından çürümeye başlar. 1 Metreden uzun 3 soğan demeti.

DSCN3097

Bahçelerde mısır, lahana, ve sebzeler ekilmiş. Kargalar başta olmak üzere diğer kuşları korkutmak için bahçenin ortasına korkuluk konmuş. Korkuluk bir dik sopa, üst tarafta yatay başka bir sopa çakılıp üzerine siyah bir ceket giydirilmiş. Tepeye de siperli bir şapka. Uzaktan insana benzemiş biraz. Korkuluğun sağına Türk bayrağı takılmış. Tarlanın arkasında kavak ağaçları uzun ve duvar gibi.

DSCN3098

Kavak ağaçları dibinden giden yolda gidiyoruz. Önümde bir kaç bisikletli gidiyor.

DSCN3099

Gideceğimiz yer Kuşu göleti. Tabela bize gideceğimiz yönün sol tarafa olduğunu gösteriyor.

DSCN3100

Benim ile birlikte yol alan Emine, yanında Doktor Aydın ve bir kişi daha yanlarında, üçünü gelirken bisiklet üzerinde çekiyorum.

DSCN3101

Bahçenin birinde kocaman bir bal kabağı görünce durup yakından resmini çektim. Kabaktan daha büyük ve geniş olan yaprakların arasında, gölgede kalan kabak Güneşten korunuyor.

DSCN3102

Delik deşik olmuş kerpiç bir duvar karşıma çıktı. Bu delikleri yapan bir arı türü var. Toprak olan yerde delip kendine yuva yapıyor. Aynı arılardan benim evimdeki bahçedeki toprakta yuva yaptıklarını izliyorum her baharda. Arıların arka ayakları kırmızı renkte, dikkat çekici. Killi topraktan yapılan kerpiçler arılara yuva olmuş durumda. Kerpiç duvar bir yerde son buluyor. Duvarın üstünde tahtalar enine konmuş, üstüne bir sıra kerpiç konularak çatı altı oluşturulmuş. Çatı tahta kaplı. Sol tarafta sundurma tarafına düzgün ve uzun ağaç dallarından korkuluk ile tamamen örtülmüş.

DSCN3104

Kuşu göletine geldik. Göze ilk çarpan “Gölete girmek tehlikeli ve yasaktır” cümlesi. Yasak kelimesini bir türlü anlamıyorum! Neden her yerde yasak var. Nedense yöneticiler yasaklar sayesinde yaşıyormuş gibi geliyor bana. Tehlikeli ve sakıncalı yazsalar daha anlamlı olur bence. Yada “Girmediğiniz için teşekkür ederiz” yazsalar. Yasak insanı cezbedebilir, yasaklara uymama gibi psikolojik etken her zaman var. Tabelanın arkasında yeşile çalan gölet görünüyor. Karşı kıyıda tepe var.

DSCN3105

Ağaçtan yapılmış kağnı arabası, büyük ve çemberli tekerlekleri, küçük kasası ve uzun direği öne çıkmış.  Direğin ön tarafına öküzleri bağlamak için ağaç konulmuş düz olarak. Direğin atlında destek olsun diye daha küçük bir tekerlek konulmuş. Arabanın üstünde sepetler var.

DSCN3106

Tek at ile çekilen kara saban. Önde atı bağlama kancası, biraz arkasında dikine konulmuş bir demirin altına küçük bir tekerlek konulmuş. Pulluk tekerlekten biraz aşağıda ve sabanı tutacak kol  yukarıya kadar çıkmış.

DSCN3107

Kollu bir makine, üs tarafta mısır taneleri konulan bir hazne, altında iki tane silindir. Bu silindire bağlı çevirme kolu. Makinenin altında uzun ayaklar demir dökümden yapılmış. Bu makine ile mısır taneleri kırıp ufaltıyorlarmış yem olarak.

DSCN3109

İki kalın demir çubuk arasında yivli vida ile yapılmış pres makinesi.

DSCN3110

Belediyenin burada tesisi var. Ağaçtan çardak biçiminde, gölete doğru balkon olarak geniş bir yer yapılmış. Üzeri çatı ile örtülerek Güneşten ve yağmurdan korunmuş. Burada restoran var ve aileler gelip göl manzaralı yemek yiyorlar.

DSCN3111

Gölet olur da kazlar olmaz mı, olur elbette. Dört tane kaz kıyıda, Güneş altında tüylerini yağlıyorlar.

DSCN3112

Optik zoom ile iyice yakınlaştırıyorum iki kazı. Başları siyah, birisinin gövdesi beyaz, diğeri siyah renkte tüyleri var. Siyah tüylü kaz başını geri çevirip gagası ile sırtındaki tüyleri yağlıyor.

DSCN3113

Buraya gelir gelmez hemen elime köfte – ekmek veriyorlar. Bir de ayran yanında. Karnım da iyice acıkmış olmalı ki bir çırpıda yiyorum köfte – ekmeği. Sonrasında gölgesi olan çardağın birine oturuyoruz. Şeref Akdemir’i de çağırıyorum kahve içmeye. Piknik masasında oturup kahveyi pişiriyorum. Yanımda şanslı üç kişi daha benimle kahve içiyor. Emine, Doktor Aydın ve Şeref hoca. Birlikte kahve içiyoruz.

DSCN3116

Şeref hocaya belediye başkanına da kahve içirelim deyince belediye başkanını çağırıp yanımıza geliyor. Kuşu belediye başkanı Feridun Aktay piknik masasında yardımcıları ile birlikte oturup kahvelerini içiyorlar. Belediye başkanı ile muhabbet ediyoruz. Başkan bize “Buraları turizm açısından nasıl değerlendirebiliriz?” diye sorunca ben “Gölet yanına çadır kamp alanı kurulmalı, gençlere yönelik kamplar, spor faaliyetleri, kano yarışları, tiyatro ve kültür etkinlikleri yapılabilir. Ayrıca Türk toplumuna yerleşmiş olan MANGAL kültüründen kurtulup daha değişik etkinliklere yönlenmek gerekir” diye cevap verdim. “Ayrıca bisiklet kampı da olabilir, Dünyayı ve Türkiye’yi  dolaşan bir çok bisiklet gezgini var. Burası işaretlenirse bisiklet gezginleri buradan geçerken konaklayabilir” Başkan da bizleri dinledi ve kafasına notları aldığını biliyorum. Şimdilik salgın dönemindeyiz, pek bir işe  yapılamayacak ama salgın bittikten sonra pekala hayata geçirilebilir. Masada 8 kişi oturuyoruz.

DSCN3119

Göletin bir kademe üstünde düz bir alan yapılmış. Sahneye benzer bir alanda kilitli taş döşenmiş. Düz alan yeşil çimenler ile kaplı. Sağ tarafta sular çıkıyor yer altından. Buraya basarsan vıcık vıcık çamura saplanırsın. Belediye başkanı ile birlikte bir araya gelip yan yana dizilerek resim çekiliyoruz. Ben de az yukarı çıkıp hepsini kareye sığdırıyorum.

DSCN3123

Göletteki yemek ve dinlenme zamanı bitti, yola çıktık. Kuşu büyük bir yer olduğu için belde olmuş ve belediyelik kurulmuş. Tabelayı çekiyorum Kuşu beldesine girerken. Önümde bisikletçiler gidiyor.

DSCN3124

Yüksek rakım olunca kış ayları soğuk geçiyor. Böyle soğuk ve yüksek yerlerdeki böğürtlenler de ona göre büyük oluyor. Böğürtlenleri görünce durup topluyorum bir avuç kadar. İri böğürtlenler hem lezzetli hem de enerji veriyor bana. Kimi böğürtlen kararıp olgunlaşmış, kimisi de kırmızı renkte. Yeni çiçek açan da var. Böğürtlenleri yakından çekiyorum.

DSCN3125

Sadece yol kenarında yiyecekler yok. Başka güzellikler de var. Onlardan birisi de pembe açmış gül. Bir yandan Güneş vurmuş gülü yakından çekiyorum. Kokusunu içime çekiyorum bir güzel. Bu güzellikleri görmek gerek, koklamak gerek. Her ne kadar bülbül güle yakışsa da ben de gülün kokusundan faydalanıyorum

DSCN3126

Kuşu beldesinin girişinde dev bir kartal heykeli var. Boyun ve baş kısmı beyaz tüylü, diğer yerleri siyah olan kartal kanatlarını iki yana açmış durumda. Kuşu adını kartal kuşundan aldığı anlaşılıyor.

DSCN3127

Kocaman kartal heykeli yedi kat üzerine, yüksekçe bir yere konmuş. Her katın üstündeki kat küçülüyor. Bisikletçiler resim çekiliyor kartal ile birlikte. Ben de onlar gittikten sonra KUZ’u tek başına kartal ile birlikte çekiyorum. KUZ’un gidonunda kartal tüyü var. Kartal heykeli yokuştaki geniş caddenin ortasında. Beldeye sert bir yokuştan çıkacağız. Kimi bisikletçi yürüyerek çıkıyor yokuşu.

DSCN3129

Tek katlı kerpiç bir evin yanında, çekyat konulmuş iki tane. Sağdaki çek yatta dört yaşlı oturuyor. İkisi kadın, ikisi erkek. Seksen yaş üstü olduğunu tahmin ediyorum yaşlıların. Oturdukları yer gölgelik. Evin çatısı dikdörtgen kiremit, diğer yarısı yuvarlak kiremit ile kaplanmış. Yaşlılara selam veriyorum, Yaşlılar da bizi çağırıp soğuk ayran ikram ediyorlar. Teşekkür edip soğuk ayranları içiyoruz. Ayran için teşekkür ediyorum yaşlılara. Bu yaşta bizlere bir şeyler ikram etmeleri çok hoşuma gitti. Misafirperverlik, misafire bir şeyler ikram etme geleneği hala sürüyor.

DSCN3131

İlginç yapıda bir çeşme görüyorum. Durup su içtim, şişelerimdeki suları tazeledim. Bisikletim KUZ çeşmenin önünde bana poz veriyor. Çeşmeyi ilginç yapan ayna kısmı. Ayna 1 metre yüksekliğinde, 4 metre eninde duvar olarak yapılmış. Ön kısmı renkli fayanslarla kaplanmış. Yalak tarafı iki sıra beyaz fayans. Üstünde kahverengi fayans ile çerçeve şeklinde. Çerçevenin ortasında beyaz fayans. Üstte bir sıra yeşil beyaz desenli fayans ile tamamlanmış. Duvarın üstünde kuğu boyunlu iki şekil birbirine ters şekilde konulmuş. Ortada altı geniş bir sürahi şekli. Kuğu boyunlu yerin üstlerinde birer kahverengi hilal. Sürahinin üstünde iki tane yıldız, ortasında bir küre. Borudan sürekli su akıyor yalağın içine.

DSCN3132

Köyün birinden geçerken yere çarşaf gibi bez serilmiş, üstüne de mısır koçanları. Güneşte kurusun diye bırakılmış.

DSCN3134

İnce kıyılmış saman yığını, üstü branda ile örtülerek yağmurdan korunmuş. Rüzgar brandayı kaldırmasın diye bir tane ağaç gövdesi ağırlık olsun diye dayalı olarak konulmuş. Samanları almak için yan tarafı örtülü değil, alttan da samanlar dışarıya taşmış durumda.

DSCN3135

Kimi samanlık balya halinde üst üste konulmuş bir ev boyutunda. Alın kısmına bir direk, yanlardan desteklenmiş ağaç direklerle. Üzerine de brandalar ile tamamen kapatılmış. Artık tüm kış boyu hayvanlara buradaki samanlarla besleyecekler.

DSCN3136

Bir yerde Ayçiçeği başları kurutuluyor güneşte. Ayçiçekleri bayağı büyük, neredeyse tepsi kadar. Arkada çam tomrukları duruyor.

DSCN3137

Vadinin tepesinde, başlangıcındayız. Buradan sonra genişliyor ve oluşan çayın çevresinde kavak ağaçları yeşillikler içinde boy göstermiş. Herhalde buradan aşağı ineceğiz.

DSCN3138

Ama yol vadiden inmiyor, aksine daha çıkacağımız tepeler var hala.

DSCN3139

Aşağılardaki çayın üstünde küçük bir köprü görünüyor. Uzun kavaklar da çayın dibinde.

DSCN3140

Yol kıyısındaki meşe ağaçları kökleri ile toprağa o kadar sıkı tutunmuş ki gövdenin altındaki toprak aşınmış, yaklaşık 1 metre kadar boşluk var. Kökler yamaçtaki toprağın içine dalıp sıkıca tutunmuş. Bu kökler ağacı besliyor.

DSCN3141

İnce tekerli yol bisikletinin lastiği patlamış. Bisiklet ters çevrilmiş durumda yerde. İki kişi lastiği yamamaya çalışırken soruyorum “Yardım lazım mı?” diye.  Onlar da  “Teşekkür, hallediyoruz” cevabını veriyorlar. “Kolay gelsin o zaman” diye yoluma devam ediyorum.

DSCN3142

Çam ormanının bittiği yerde bir çam ağacı kurumuş halde öylece duruyor. Diğer yeşil ağaçlardan ayrı yerde duruyor  gibi.

DSCN3143

Henüz inişe geçmediğimizden yorulanlarla karşılaşıyorum. Yolun kıyısına iki kadın, bir erkek oturmuşlar gölgeye dinleniyorlar. Selam verip resimlerini çekiyorum dinlenirlerken.

DSCN3144

Pazarlar ilçesine geldik tabelaya göre. Pazarlar Kütahya’nın en küçük ilçesi yüz ölçümüne göre.

DSCN3145

Pazarlar ilçesinde mola veriyoruz. Burada çayları belediye başkanı ısmarlıyor. Pazarlar belediyesinin genç başkanı olan Bilal Demirci ve genç eşi ile aramıza gelerek hoş geldiniz diyor. Karşılıklı sohbet ediyoruz çay içerken. Ayrıca teşekkür ediyoruz çaylar için. Masada Belediye başkanı, eşi, iki çocuğu, biri kucağında bebek ve bisikletçiler.

241394649_4196935943758167_3000686560017897817_n

İlçenin meydanında tüm bisikletçiler toplanıp belediye başkanı ile birlikte resim çekiliyoruz. Bayağı kalabalığız.

241371978_4196936560424772_616188916423658581_n

Pazarlardaki mola bitiminde yola çıktık, Güzel bir inişin ardından ana yola inip Simav’a doğru gidiyoruz. Yol kıyısında, yamaç olan yerde Güneş panelleri konulmuş elektrik üretiyorlar.

DSCN3146

Simav’a daha yolumuz epey var, ana yolda trafik kalabalık. Ana yola çıktıktan sonra yokuş başlayınca pilim bitmeye başladı. Çok yoruldum ve şekerim düştü. Karnım iyice acıkınca yol üzerindeki ilk köyde durup bakkaldan helva, ekmek ve yoğurt alıp yiyerek şekerimi dengeye getirdim. Yoksa gidecek halim kalmamıştı. Kendime geldikten sonra yola devam ettim.

Simav’a gelmeden kestirme yola girdik. Kamp alanına doğru gidiyoruz. Yolun kıyısında iki korkuluk görüyorum. Bunlar kuşları pek korkutacağa benzemiyor. Biri kadın, biri erkek olarak giydirilmiş korkuluklar briket üzerine karşılıklı oturmuş sohbet ediyorlar. Erkek siyah elbise giymiş, kadın ise uzun bir etek, yeşile çalar, üstüne kırmızı renkte uzun kollu elbise. Başında da beyaz baş örtüsü. İki korkuluğun da yüzleri belli değil. Arazide iki tavuk dolaşıyor korkuluklara aldırmadan.

DSCN3147

Aynı bahçede iki korkuluk daha var. Yine biri kadın, biri erkek olan korkuluklar yan yana, ayakta duruyorlar. İkisi de kollarını açmış, kadının sağ kolu erkeğin belinde, aynı şekilde erkeğin de sol kolu kadının belinde. Uzun kollu mintan giymişler. Kadında siyah, erkekte beyaz mintan var. Kadın beyaz etek ayaklarına kadar, erkek açık gri pantolon giymiş. Kadın baş örtülü, erkekte şapka var. Erkek renkli desenli atkı takmış boynuna. Erkek korkuluğun arkasındaki sopada oyuncak bebek kafası takılmış nedense!. Tavuklar korkulukların önünde korkusuzca dolaşıyorlar.

DSCN3148

Bir başka korkuluk, kadın ve erkek yan yana, Kadının kolları aşağıya sarkmış, erkek kollarını yana açmış durumda. Kadın uzun kollu tişört, uzun etek giymiş. Başında kırmızı ve çiçek desenli başörtüsü takmış. Erkek uzun kollu mintan, pantolon ve şapkası var. Sol elinde değnek var. Bu korkulukların hepsi aynı bahçede. Yapanlar büyük bir olasılıkla sanatçı kişiler olduğunu zannediyorum. İlk defa böyle korkuluklar görüyorum.

DSCN3149

Kamp alanına geldik bir süre sonra. Hemen havlumu ve su donumu alıp doğru hamama. Bir güzel yıkanıyorum ve sıcak havuzda yumuşuyorum adeta. Terli eşyalarımı da sudan geçiriyorum. İçeriden çıkıp giyinme yerine gidince genç arkadaşlardan birisi bana soruyor;

“Urim baba saçların peruk mu? Bir bakıyorum kısa saçlı, bir bakıyorum uzun saçlısın”

Genç arkadaşın ne demek istediğini anladım. Bana çok benzeyen, aynı boyda, aynı keçi sakallı olan biladerim dediğim Ramazan Küçükberber ile karıştırıyor. Sadece onun saçları kısa.

“Yoo değil, saçlarım uzun, bak istersen diye saçlarımı çekiyorum ona göstererek. Sen biladerim ile karıştırıyorsun” diye cevap verdim.

Hamamdan sonra akşam yemeğini yedik. Hava karardıktan sonra İzmir’den arkadaşım Şahin Bulut yanıma geldi. Yanında getirdiği yan flütü çıkardı. Ben az biraz üfleyebiliyorum ama tam öğrenmiş değilim. Neyse ki Şahin üflemeyi öğrenmiş. İyi bir müzik kulağı olmalı ki bir çok parçayı kendi kendine kulaktan duyup çalmayı öğrenmiş. Şahin çaldı flütü bizler de şarkı söyledik. Bu arada kahve pişirip ikram ediyorum yanımıza gelenlere. Şahin yan flüt çalarken resmini çekiyorum flaş ışığı ile.

DSCN3150

Tripoda kamerayı koyup 10 saniye zaman ayarlı çekiyorum kendimizi Şahin flüt çalarken bizler dinliyoruz gecenin karanlığında.

DSCN3153

Geç saatlere kadar flüt dinletisi ile şarkıları seslendirdik. Bu akşam pek kalabalık yok, çoğu erkenden çadırına çekilip uyudu bile. Bu günkü yol hem yokuş hem de uzun bir parkurdu. Ama çok güzel yerler gördüm, yorgunluğa değdi doğrusu. Fazla geç olmadan herkes çadırına çekilip yattı. Ben de çadırıma girip derin bir uykuya daldım.

Yaptığımız yol yaklaşık olarak 80 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Kayseri Festa 2200 4. Gün

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Tekir yaylası – Talas – Kayseri lisesi

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Dağların ve nehirlerin
Türküsünü söylemek istiyorum
Büyük gökyüzünün ve kırların.
Mavi çiçeğin türküsünü söylemek istiyorum
Umudun ve sevdanın.
Kahraman bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, saçları örgülü beş kişi plastik sandalyede arkası dönük olarak oturmuş direkteki parlak ışığa bakıyor.

20180728_221611

Güzel bir uyku çektim bu gece, nedeni ise gökyüzüne en yakın yerlerden birinde akşam Ay tutulmasını izlememdi. Bunun sevinciyle uyandım, elimi yüzümü yıkadıktan sonra sabah kahvesini içmem gerek diyerek kahve pişirmeye başladım. Yanımda olan şanslı üç kişi de kahve içmeye hak kazandılar. Bu şanslı üç kişiden birisi çadır komşum Zehra Erbil. Kahvesini içti sonuna kadar ve fincanın içine bakınca ne görsün? Kahve telvesi aşk simgesi olan kalp şeklinde göründü birden bire. Zehra buna çok şaşırdı. Herhangi bir şekilde fincanı ne kapattı, ne de oynattı. Son yudumu içtikten sonra kalp şekli fincanın dibinde oluştu. Binlerce fincanı kapatsan da böyle bir kalp çıkması olanaksız gibi. Kahve falcıları buna ne yorum yapar bilemem ama Aşk işareti olduğu kesin. Fincanı elinde tutan Zehra fincanın içindeki kalp işaretini çekiyor Erciyes manzaralı. Erciyes dağının başı dumanlı.

20180728_180810_HDR

Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı yaptık, yola çıkmaya hazırız. Pınar’ın pilotu Zeliş Ankara’dan geldi. Tandem bisikleti ona teslim ediyorum. Hazırlıklar bitti, yola çıktık topluca. Bir süre ana yoldan aşağı gidip toprak yola saptık. Ağaçsız, kırsal arazide, solda Ali dağı tamamıyla çıplak bir dağ. Hiç ağaç, yeşillik görünmüyor. Sağda duran bisikletçi biladerim Ramazan.

DSCN4825

Toprak yolda uzaklardaki bisikletçileri otların arasından yakınlaştırıp çekiyorum. Bisikletçiler hareketsiz, öylece duruyorlar.

DSCN4829

Yanlarına geldim, tüm bisikletçiler bekleyiş içinde. Festivali düzenleyenlerden Aslı Azman arkada kalanları toplamış, o yüzden gecikti biraz ama güneş altında beklemek biraz sıktı insanları. Neyse Aslı Azman çıka geldi ve aramızdan geçerek önlere doğru gitti.

DSCN4831

Pınar pilotuna kavuşmuş, pilot Zeliş te aramızda olmaktan mutlu ve zafer işareti yapıyor resmini çekerken. Arkalarında Hakan ve eşpedalı Nevin var.

DSCN4832

Aslı Azman öne geçince yolumuza devam ettik. Ben az önlerde olduğumdan geriden gelenleri epey uzakta olmalarına rağmen çekiyorum bisikletçileri.

DSCN4833

İyice yakınlaştırıp gelen bisikletçileri çekiyorum arkada Erciyes dağının eteği manzaralı.

DSCN4835

Çok geçmiş zamanlarda Erciyes dağı volkan olarak faaliyette olduğu zamandan kalan kaya kütleleri ilginç yapıda, toprağın üstünde kalmış.

DSCN4836

Bu kez gidenleri uzaktayken çekiyorum. Bisikletçiler tek sıra gidiyorlar.

DSCN4838

Vahşi değil de daha yumuşak, pürüzsüz kayalıklar silsilesini görünce bir poz çektim.

DSCN4839

Kayalıkların ardında puslu Kayseri şehrini çekiyorum. Kayseri epey aşağıda görünüyor. Biz de yukarılardayız hala.

DSCN4840

Önde giden Eşpedal katılımcılarından tandeme binmiş iki kişiyi çekiyorum. Arkada oturan Hüseyin Garip ama pilotun adını bilmiyorum.

DSCN4846

Önde gidenler sağa doğru giden geçitten geçerken çekiyorum. İki kişi geçidin kayalarına binmiş.

DSCN4848

Aşağı indikçe bitki örtüsü de değişiyor, ağaçlar beliriyor. Talas ilçesinde evler bahçeli ve birbirinden ayrı. Her bahçe yeşillik içinde, yüksek bina yok. Bazı yerlerde uzun kavak ağaçlarını boyu ile kendini gösteriyor.

DSCN4851

Kayseri’nin meşhur Ali dağı tam karşımda. Volkanik bir yapısı var sanki. Gerçi Erciyes dağının eteklerinde ufacık kalan Ali dağı bir insana göre kocaman bir dağ.

DSCN4852

Daha aşağıda küçük tepeler ve kayseri düzlüğü başlıyor..

DSCN4853

Çakır dikenleri arasından bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4854

Ali dağına doğru gidiyoruz. İleride bisikletçiler mola vermiş bekliyorlar geride kalanları.

DSCN4856

Mola yerinde küçük bir kanaldan bol sular akıp gidiyor bahçeleri sulamak için. Coşkulu akan suyu çekiyorum yakından.

DSCN4857

Kanal kendine derin yarık oluşturmuş içinden akıyor.

DSCN4861

Kayserili Hamdi ilginç bir kişilik. Hareketleri anormal, zıpkın gibi, bir ileri, bir geri gidiyor. Bisikleti arızalanan birinin bisikletini alarak arkasındaki sırt çantasına kadrosu takılı halde taşıyor. Hem biz aşağı inerken Hamdi yokuş yukarı çıkıyor arkasında taşıdığı bisikletle. Bisikletinin lastikleri de çok kalın lastik, sanki motor lastiği gibi.

DSCN4862

Hamdi yokuş yukarı çıkarken arkasından taşıdığı bisikletle birlikte çekiyorum. İlginç bir bisikletçi.

DSCN4863

Ali dağının dibinden geçip yerleşim yerine vardık. Bahçelerdeki ağaçların gölgesinde  bekliyoruz geride kalanları. Beklerken de bakkaldan soğuk soda alıp serinliyoruz biraz. Her ne kadar Kayserinin rakımı yüksek olsa da Temmuz ayında güneş ısıtıyor adamı.

DSCN4864

Talas ilçesine geldik, Arnavut kaldırımı taş döşenmiş yola, taştan örülmüş duvarın dibinden geçiyor bisikletçiler.

DSCN4866

Talas ilçesinin bir özelliği hiç betonarme binanın olmaması. Evler ve binalar tamamen Kayseri taş işçiliğinin örnekleri ile dolu. Bahçelerdeki ağaçlar olmazsa taştan bir dünyadaymışız gibi geliyor insana. Soldaki sokak düz, sağdaki sokak aşağıya doğru gidiyor. Yan sokağın çatalından resim çekiyorum.

DSCN4867

Aşağıdaki sokaktan gelen yaşlı bir amcayı yakınlaştırıp çekiyorum. Çekmemin nedeni elinde taşıdığı naylon torbadaki ekmekler. Evine götürdüğü ekmeğin tadını az çok biliyorum. Kayseri de askerlik yaptığımdan ekmeğin tadı hala damağımda. Unundan mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama ekmekler çok lezzetli, yemeye doyamadım bir türlü. Kayseri de ayrıca uzun boş pide de fırınlardan çıkıp taze taze yiyor insanlar. Poşette de o boş pidelerden var. Askerliğimi yaptığım kışlanın yanında Gültepe mahallesi var. Burada ekmek fırınından taze, fırından yeni çıkmış pidelerden alırdık. Pideleri sıcak sıcak katıksız yerdim. Çok lezzetliydiler. Çarşıda beyaz ekmekler de aynı lezzeti alırdım yerken.

DSCN4868

Bir tabelanın yanından geçerken ilgimi çeken yazı için durdum. Bisikletim KUZ tabelanın yanında park edilmiş halde resmini çekiyorum tabelanın. Tabelada yazanlar; “Talas belediyesi Yaman Dede kültür ve sanat evi, Yaman Dede (1887 – 1962) Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu. Asıl adı Diyamandi olan Yaman dede Talaslı tüccar Rum bir ailenin çocuğudur. Çocukluğundan itibaren mesnevi derslerini alarak İslam dinine ilgi duyar ve Müslüman olur. Mevlana aşığı Yaman dede avukatlık mesleğinin yanı sıra İstanbul imamhatip ve yüksek İslam enstititüsü’nden Farsça derslerine girer. 3 Mayıs 1962 de Ölüm asuda bir bahardır diyerek Hakk’a yürür ve Karaca Ahmet mezarlığına defnedilir. Ruhu şad olsun”

DSCN4869

Yerler taş, duvarlar taş, evler taş, sokak tamamen taştan yapılmış. İki katlı, cumbalı taştan yapılmış bir ev.

DSCN4870

Sokak boyunca gidiyoruz. Karşıda yüksek bir kubbeli bir yapı görünüyor yeşilliklerin arasından. Büyük bir olasılıkla oraya doğru gidiyoruz.

DSCN4872

Kubbeyi iyice yakınlaştırınca tepesine hilal ve sağ tarafta minare benzeri sivri külahlı yapı var. Burası cami olmalı.

DSCN4873

Yamaç olan sokakta tünel gibi taştan yapılmış kemerli dükkan yapısı var. İçi boş olan dükkan zemin ile bir. Yukarıdan sarmaşık dalları aşağıya sarkmış.

DSCN4875

Bir çok taş kemerli dükkanlar, taştan yapılmış merdivenler görüyorum. Taş işçiliği mükemmel. Taş yapılar sanki yeni restore edilmiş gibi duruyor.

DSCN4876

Resim çekmekten hala kubbeli yapıya gelemedim. Dik yamaçta yapılmış yol düz gidiyor. Sağ tarafta taş duvar, aşağısı epey alçak bir bahçe olduğu ağaçlardan belli, tepeleri görünüyor sadece.

DSCN4877

Bizim Hamdi bir yukarı, bir aşağı gidiyor bir yukarı geliyor kalın tekerlekli bisikleti ile.

DSCN4878

Kubbeli yapıya sonunda vardım, tamamen kesme yaştan yapılmış.

DSCN4879

Kubbeli yapının cami olduğu tahminim tuttu. Cami girişindeki kapının üstündeki tabeladan anlaşılıyor.

Tabelada; “Talas yeni cami 1886 yılında II. Abdulhamit döneminde Tablakkaya mahallesinde Rum Kilisesi olarak yaptırılmış 1925 te camiye çevrilmiştir”

Altında İngilizce; “The Talas new mosque  It was build during the era of Abdulhamid II 1886 in the city quartes Tablakkaya as a greek church. In1925 is was altered to a mosque.

DSCN4881

Burada en önemli taş işçiliğin inceliklerini görüyorum. Sütun başları ve kirişler o kadar güzel desenlerle süslenip oyulmuş ki seyretmeye doyum olmuyor. Kapının her iki yanında ikişer sütun var. Kirişindeki süslemeleri yarım salkım yuvarlak, erik büyüklüğünde küreler, kare girinti ve çıkıntıları, aralarında küçük üçgen şekiller hepsi mükemmel ve büyük matematik hesaplamaları ile oyulmuş. Bu köşelerindeki tam ve kusursuz örtüşmeyi meydana getirmiş. Her ne kadar150 yıl önce yapılsa da Yunan ve Roma sütun başlarını taklit ettikleri belli.

DSCN4882

Kapı kirişinin altında ve köşesinde de süslemeler yapılmış. Kapı kocaman, iki kanatlı demirden yapılmış. Sac kısmına demir perçinler beşer santim aralıklarla çakılmış süs olarak ve kapıya dayanıklılık sağlasın diye. Kapıya çakılan bu perçinler belli bir dini sembol olduğu kesin. Ve bu dini semboller İslam sembolleri değil. Her ne kadar camiye çevrilse de Hristiyanlığın izlerini silememişler. Mutlaka bir iz, bir işaret kalmış. Sembollerden anlamak gerek.

DSCN4883

Kapı girişinde resim çekilen arkadaşlar beni de yanlarına çağırıp resim çekiliyoruz beş kişi olarak. Arkada kemerli, sütunlu demir kapı.

DSCN4884

Yamaçta cami altına oyulup yapılmış kemerli dükkanlar var. Burada oturma yerleri, kahveden çaylar içiliyor. Burası taş yapı olduğu için yaz sıcağında serinlik oluşuyor doğal olarak. İçeride yedi kişi kanepelere oturmuş serinlerken çoğunun elinde cep telefonu var, onla meşgul oluyorlar. Kemerli duvarda iki tane tablo asılmış, tavanda aydınlatma var. Soldaki duvarda bir tane bakır tencere asılmış.

DSCN4887

Cami olan kısım üst tarafta, aşağıdan ön kısmını çekiyorum. Giriş ve iç mekanlar kemerli olarak yapılmış.

DSCN4888

Hakan ve belediye kamyonetinin sürücüsü ile arkalarında şehir manzaralı çekiyorum duvar dibinde.

DSCN4889

Kendimize anca sokak kaldırımında taşlara oturmak için yer bulabildik. Burada çay, soda içiyoruz serinlemek için. Sekiz kişi var, ikisi ayakta. Arkada tahta kapılı dükkan girişi var.

DSCN4891

Fotoğraf sanatçısı Hakan elinde makine ile çekiyorum yakından.

DSCN4894

Bir süre dinlendikten  sonra süslü demir kapıdan içeri giriyorum. Taş merdivenler var önümde yukarıya doğru çıkmak için.

DSCN4895

Eskişehir’den Ergün Çetin hoca beni de çeker misin dedi. Ben de onu merdivenlerde çekiyorum.

DSCN4896

Merdiven girişi üstü kemerli yapı ile kapatılmış sütunların üzerinde.

DSCN4898

Eskiden kilise olan, sonradan camiye çevrilmiş binanın içine giriyorum. Kemerli revaklarla desteklenmiş kubbeli çatı epey yüksek. Avizeler zincirle tavandan sarkıtılmış aydınlatma için. Sütunların başları renkli boyalarla boyanmış.

DSCN4899

İç kısmına ayakkabıları çıkarıp giriyorum, arkamı dönüp tavanın diğer kısmını çektim.

DSCN4900

Hocanın namaz kıldırdığı niş üzerine Arapça yazılar yazılmış. Yön olarak kıbleyi tutmadığından seccade sola doğru 20 derece kadar serilmiş. Minber sonradan ilave olduğundan ahşap olarak tek gözüken yapı o.

DSCN4901

Kubbeyi tamamen en alttan görülecek şekilde çekiyorum. Tam ortasında zincir sabitlenmiş, aşağıya doğru iniyor.

DSCN4904

Sütun başlıklarını yakından görmek için optik zoomu kullanınca başlıkların renkli süsleri boyalı değil de renkli mermerlerden yapıldığını fark ediyorum.

DSCN4905

Yapının en üst kısımlarında yuvarlak pencerelerde 7 bölmeye bölünmüş renkli camlar var. Mavi, yeşil ve kırmızı renkte.

DSCN4906

Cami içinden çıkarken merdivenli yapıyı çekiyorum. Yapının merdiven üstünde bir oda var. Merdiven boşluğunun üst kısmını kemerli sütunlar ayakta tutuyor.

DSCN4907

Pencere kenarları tamamiyle taşlar oyulup süslenmiş.

DSCN4908

Kayaya oyulmuş küçük bir  niş, herhalde burada ayinde mum yakılıyormuş kilise zamanında. İç kısmı liken bitkileri çıkmış.

DSCN4909

Caminin arka kısmına doğru giden geçitten gidiyorum. Beni ısrarla takip eden birisi var. Elinde makinesi ile meraklı bir fotoğrafçı! Hakan.

DSCN4910

Arka kısımlarda yamaçtaki kayalıklar oyulup oda yapmışlar. Odanın içi kırmızı ağırlıkta az beyaz renkli desenli halı döşemişler. Üç tarafa da yer minderleri ve yastıklar konulmuş. Sağda bir kaç sunta mobilya, defterler ve plastik tabureler var.

DSCN4912

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri giriyorum. Yerdeki mindere oturum iç kısmı çekiyorum. Burada yaz sıcağında serinleyip dinlenmek için güzel bir yer. Kitap okuyup az biraz şekerleme yapmanın en uygun yer olduğunu düşünüyorum. İçerideki nem de astım hastaları için de ideal yerlerden biri.

DSCN4913

Yer minderleri ve dayanmak için yapılmış yastıkları Türk motifleri ile süslenmiş. Kırmızı ve beyaz renkte.

DSCN4914

Arka taraflarda gidilecek başka yerler de var. Merdivenlerden bir üst kademeye çıkılıyor. Kıyıda ve üstte ağaçlar var.

DSCN4915

Bulunduğum yerde yüksek bir duvar var. Kapısı taştan yapılmış rahatça geçiliyor. Taş kapıdan caminin kubbesini çekiyorum.

DSCN4916

Duvarla ayrılmış olan yerde de taşlar oyulup oda yapılmış. Girişi dar bir kapı olarak oyulmuş odanın içi moloz ve çöp dolu. Dışarıdan kapıdan görünen çöpleri çekiyorum.

DSCN4917

İçi moloz ve çöp olan odaya giriyorum, iç kısımda bir çok yer oyulmuş girişler var.

DSCN4918

Bu girişlerden birisi dehliz biçiminde gidiyor, sonu karanlık. Başka bir yer ile bağlantısı olmalı. İçerisi karanlık olduğu için flaş ışığı ile çekiyorum.

DSCN4919

İçeriden tam çıkarken dışarıda Antalyalı dostları görünce aydınlıkta kaldıkları için renkli görüntülerini çekiyorum. Ceyhun Altın, Vedat Karakaya ve Nafiz Sağdur. Kapının iç kısımları karanlık.

DSCN4920

İç kısımlarda demir bir kapı daha görüyorum Bakımsız, paslanmış, üzerine numara yazılmış silinmek üzere. Ama perçinlerden yapılmış haç işaretini dikkatlice bakmazsan göremezsin. Haçın alt kısmında üç tane perçin sökülüp alınmış, delikleri ortada.

DSCN4921

Kubbeyi ve altındaki kemerli pencereli kısmı yakınlaştırıp çekiyorum. Kubbenin tepesinde alem ve hilal var.  Yapının İslami bir cami olduğunu belirtiyor.

DSCN4922

Sonradan camiye çevrilen kiliseye minare yapılmamış şöyle uzun ve gösterişli. Sadece yüksek bir yapının tepesine demir ve saçtan minare yapılmış ilave olarak Külahının tepesinde hilal konulmuş. Minare gövdesi de demir çubuklardan yapılmış, içi görünüyor.

DSCN4923

Bulunduğum yerden epey uzaktaki taş binaları çekiyorum yakınlaştırıp. Binada 5 pencere var.

DSCN4924

Karşı tarafın yanında da bir bina yüksekliğinde kaya oyulup sanki bir hamam yapılmış gibi Kemerli girişi ve yarım kubbeli bir yapısı var. Ne olduğunu anlayamadım. Duvarlarına da sprey boyalarla yazılar yazılmış karman çorman. Üst kısmında bahçe duvarı, duvarın üstünde demir çit parmaklık ve otları sararmış bahçe.

DSCN4925

Caminin girişindeki merdivenli yapıdan aşağı ineceğim. Merdivenlerin üstündeki kemerli tavanı çekiyorum. Kemer dört sıra uzun taşlarla kaplanmış. Kemerin altı boş.

DSCN4927

Kemerin altındaki giriş boşluğunda çeşme yapılmış. Duvarlar normal granit taştan yapılmış. Çeşme ise sarı taş çıkıntılı olarak yapılmış. Çeşmenin aynasında mermere siyah oyma harflerle; Hacı Şaban Arıkan hayratı. İki yanına da güller kondurulmuş. Çeşmenin solunda uzun mavi hortum, saplı fırça, saplı faraş var. Sağda ot süpürgesi duruyor.

DSCN4928

Talas molası bitti ve yola koyulduk. Soldaki yamaçta bir çok kemerli yapı görünüyor. Yapılar arazi ile sıfır denecek kadar ama içleri oyulmuş oda olduğu kesin. Taş işçiliği Talas ilçesinin mesleği yüz yıllardır.

DSCN4929

Az ileride taştan yapılmış minareli bir cami görüyorum yamaçta.

DSCN4930

Talas’tan ayrılırken muhterem bir zat hakkında yazılmış tabela görünce durup resmini çektim. Tabelada tanıtılan kişi Cemil Baba (Kazan) Başta vesikalık bir resmi olan Cemil baba halk arasında sevilen, saygı duyulan birisi olduğu yazıyor. Mesleği ayakkabı boyacılığı olan Cemil baba hacı olduktan sonra boyacılığı bırakıyor, ve nazara gelmiş kişilere mavi boncuk dağıtmaya başlamış. Bundan sonra tanılıp sevilmeye başlamış halk arasında. Bazı halk şairleri deyişlerinde Cemil babayı anmıştır.

Libası hem yorgan, hem yatağı,

Dünyaya meyletmez, yoktur metaı,

Ne zevcesi var, ne de otağı,

Halleri başkadır Cemil Baba’nın.

Halk arasında “Deli”, “Veli”, “Meczup” gibi sıfatlarla anılmıştır. En altta da Cemil Babaya ait olduğunu sandığım bir yazı var;

“Alem iyi olsaydı bağ duvar istemezdi, kapı anahtar”

DSCN4932

Talas sokaklarında, taş binaların arasından gidiyoruz Kayseri şehir merkezine doğru.

DSCN4933

Taş bir bina, terkedilmiş sanırım. Üst katı desteklemek için kalas payandalar konulmuş. Yarım yapılmış bir yapı var üst katta. Çatısı yok, içi de boş. Solda binaya giriş kapısı tahtadan yapılmış.

DSCN4934

İki katlı bir binanın üst katı  dışarıya taşan kısmın altına kalastan payandalarla destek olunmuş cumba. Odanın iki yanında iki pencere kafes telli taş bina.

DSCN4935

Büyük taş bina, kirişli çıkıntıları ve tek kubbesi üstündeki haç burasının Ermeni kilisesi olduğunu zannediyorum. Yüksek duvarları nedeni ile içerisi pek görünmüyor. Sadece 5 tane parmaklıklı küçük penceresi var.

DSCN4936

Kubbeli, kubbenin  altında pencerelerle çevrelenmiş yuvarlak duvarlı, çatısı V biçiminde ön kısmı ile taş binanın ne olduğunu bilmiyorum. Ama tarihi bir yapı olduğu kesin.

DSCN4937

Büyük bir binaya geldik, iki katlı yapı, geniş bahçesinde çınar ağaçları gölgesinde kalmış. Giriş kapısının iki yanında Türk bayrakları asılmış iki tane.

DSCN4938

Burası tarihi Kayseri Lisesi. Girişte taşa oyulmuş kocaman harflerle LİSE yazılmış.

DSCN4939

Lise müzeye dönüştürülmüş, eğitim yapılmıyor. Burada Milli Mücadele Müzesi kurulmuş. İngilizce olarak ta; “Kayseri High School  National Struggle Museum” yazılmış.

DSCN4940

Bahçede kocaman tekerlekli top sergileniyor.

DSCN4942

Tüm bisikletçiler Lise önünde toplanıp toplu resim çekilirken ben de hepsini bir çekiyorum Lise binası ile beraber. Önde fıskiyesi olan bir havuz var.

DSCN4944

İçeri girip gezmeye başladım, ilk olarak verilmiş olan diplomaları çekiyorum. Diplomalar dik olarak rulo halinde konulmuş.

DSCN4945

Lisede öğretim yapılırken canlandırılmış balmumu heykeller tahta sıralara tek tek, kız erkek öğrenciler karışık oturtulmuş.

DSCN4946

Zemin desenli karo plakalarla döşeli.

DSCN4947

Camekanlarda sergilenen eşyalar, Öğrenci resimleri, karşıda sinema makinesi, üstünde Atatürk büstü ve Türk bayrağı.

DSCN4948

Camekanlarda avlanıp doldurulmuş ördekleri bile sergilemişler nedense.

DSCN4949

8 mm’lik iki tane sinema makinesi ve film makaraları.

DSCN4950

Bir çok asker künyesi asılmış tavana. Herhalde şehitlerin künyeleri olmalı.

DSCN4952

Yuvarlak sahnesi ve iki kademeli oturma yerlerine minderler konulmuş bir sınıf.

DSCN4955

Burası aynı zamanda Etnografya müzesi olarak sergilenen eserler var. Onlardan birisi Kayserili bir köylü pazarda sepetinin kenarlarına astığı kurutulmuş meyve satan balmumu heykel.

DSCN4956

Başka bir köylü, yanında karısı ve eşeği ile pazara gelmiş sepetin içindeki yumurtaları satarken.

DSCN4957

Milli mücadelede halka bildiri yapan birisi sesi daha fazla çıksın diye metal megafondan halkı askere çağırıyor. Yandaki köylülerden birisinin elinde çatal digren tutuyor. Diğer köylü ile savaşta bir bacağını kaybetmiş, koltuk değneğine dayanmış  gazi olarak heykelleri yapılmış.

DSCN4958

Elinde Türk bayrağı ile milli mücadele duyguları kabarmış birisi, yanında da takkeli bir derviş sopası ile duruyor.

DSCN4959

Müzede testiler, küpler, sepet ve elek sergileniyor.

DSCN4960

Savaşta yaralananlara bakan sıhhiyelilerin sandığı ve alet edevatı

DSCN4962

Gazete çıkarmak için kurulmuş matbaa, baskı makinesi, harf kutusu, kağıt tomarları. Çalışma masası, sandalye ve tabure.

DSCN4964

Camekanlı bir bölmede küçük heykellerden savaşan askerler bir tepede. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayrakları taşıyan askerler. Türk Kuvayı Milliye askerleri, süvariler ve cepheye kağnılarla cephane taşıyan köylüler betimlenmiş. Üstlerinde iki tane Türk tayyaresi uçuyor. Ta o zamanlarda uçak yapabiliyormuşuz.

DSCN4965

Aynı camekan bölmeyi başka yönden çekiyorum.

DSCN4967

Arka kısımda topçular düşmana aman vermiyorlar.

DSCN4968

Yerde sedye üstünde yatan bir yaralıya sıhhiyeliler müdahale yaparlarken.

DSCN4969

Kuvayı Milliyecilerin yanında savaşan Türk köylüleri.

DSCN4970

Ata binmiş Kuvayı milliyeci ve çapraz fişek bağlamış Efe.

DSCN4971

Camekanda üç tane tabanca ve iki matara var.

DSCN4972

Değişik boyutta iki kama ve kılıfları camekan içinde.

DSCN4973

Çeşitli uzunlukta dört kama.

DSCN4974

Top mermisi, boş kovanı, yanında da tüfeklerin boş kovanları.

DSCN4975

Camekan içinde süngü ile göğüs göğüse çarpışan askerler.

DSCN4976

Kurtuluş savaşında Ankara’ya iyice yaklaşan Yunan birlikleri tehdidi altında hisseden Mustafa Kemal Meclisi Kayseri’ye taşımayı planlamıştı. Meclis bu lisede kürsüsü ve oturma yerleri ile hazırlanmıştı. İşte o kürsü ve meclis yeri. İki Türk bayrağı yan yana, yıldızları birbirine yakın.

DSCN4978

Kurtuluş savaşında kullanılan mavzer tüfekleri ve fişeklik.

DSCN4979

Türkiye haritası, düşman işgaline uğrayan yerlere düşman askerlerini yerleştirmişler. Kurtuluş savaşı cephelerini gösterir harita.

DSCN4980

Asker elbiseleri ve fesler.

DSCN4981

Bir komutana ait olan tüfek, kılıç ve fişekliği.

DSCN4984

Müzede resim çekme ge gezimi bitirip binanın dışına çıktım. Bahçede çay içebileceğimiz bir yer var. Çayları ısmarlayıp çerken karşıda oturan Hakan’ı yakından çekiyorum çaktırmadan.

DSCN4986

Bir çocuğun dünyasını nasıl anlarsınız? Davranışları mı?, Hareketleri mi? Yoksa oyunları mı? Bence oyunları… Elinde hiç bir oyuncağı yok, ya da yanına almamış. Ama çocuğun dünyası yeni şeyler bulmaya, kendi oyunlarını, oyuncaklarını ortaya çıkarmakta beceriklidirler. Oyuncakları her şey olabilir, oyun alanları da her yer. Annesinin, babasının kendi aralarında ve arkadaşları ile konuştukları konuları anlamazlar, bilmezler. İşin açıkçası umurlarında olmaz. Az önce çocuğu oyalansın, biraz arkadaşlarla muhabbet edeyim diye bardakta dondurma alıp verir. Bir süre çocukla ilgilenmez ama dondurma tükenmez değil ki! En sevdiği yiyecek olan dondurma bitti, şimdi ne yapacağım diye düşünmeden çocuğun Dünyasında hayal gücü ortaya çıkıyor. Anne babası kendisi ile ilgilenmediğini görünce dondurma kağıt bardağı ve dondurma çubuğu ile taş döşeli yere oturup hayalindeki oyunu oynuyor. Kağıt bardak trampet, dondurma çubuğu da baget oluyor birden bire ve başlıyor çalmaya. En ünlü orkestrada yada bando takımında böyle çalan yoktur. Kız çocuğu bahçedeki çiçeklerin yanında taş döşeli zemine oturmuş dondurma bardağı ile oynuyor.

DSCN4987

Ya da bu minik oğlan çocuğunun hayalleri. Bahçede bina duvarının dibine dökülmüş dere çakıl taşları ile taşlarla oynamanın mutluluğunu yaşayan çocuk. Her çakıl taşı ayrı renkte, her taş birbirine benzemez şekilde bir sürü oyuncak. Resmini çekerken tatlı yüzü ile bana bakıyor oynadığı oyundan başını kaldırmış durumda. Oynadığı oyundan mutluluk duyduğu yüzündeki ifadeden belli.

DSCN4988

Okuldaki ziyaret ve dinlenme bitti, topluca yola çıktık. Kayseri’nin caddelerinden geçerken güzel taş binaları görünce çekemeden edemiyorum. Yüksek duvarlı bir bina, sadece üç pencereli üst katı var. Üst kat yüksekte olmasına rağmen pencerelerde parmaklık var. Normalde çıkılması imkansız, uzun merdiven olmadan.

DSCN4989

Ben resim çekerken tandem ile Zeliş ve Pınar yanımdan geçiyor, ben de onları yakalıyorum.

DSCN4990

Burası tarihi yerler olmalı ki hiç yüksek bina yapılmamış. Ya bir katlı yada iki katlı taş binalar var sadece.

DSCN4991

Tek katlı olan bu yerlerde sokaklar da alabildiğine geniş. Belediye de yerdeki Arnavut kaldırımı onarım çalışmalarını yapıyor. Sokaklar tertemiz ve bakımlı. Geniş bir meydanda toplanıyoruz. Az ileride kubbeli bir hamam var ve arkasında yüksek apartmanlar başlıyor. Bu güzelim taş binaların yanında betonarme binalar kenti çirkinleştiriyor bana göre.

DSCN4993

Meydanda bizi bekleyen belediye otobüslerine binip Tekir yaylasına çıktık. Akşam yemeğini yedikten sonra her gece gürültülü eğlencenin yapıldığı yerde toplanıyoruz. Çünkü hava güneş battıktan sonra soğuyor, ısınmak için variller sadece burada yandığı için mecburen ateşin karşısında ısınmaya çalışıyoruz. Kimin aklına geldi bilmiyorum uzun saçlıların saçlarını örelim dedi. Hakan ve benim saçlarım uzun olunca saçlarımızı örüyorlar. Üç tane de kadın aynı bizim gibi saçları örülüyor ve beş kişi plastik sandalyeye oturup arkamızdan saç örgüler görünecek biçimde resim çekiliyoruz. Uzun direkte yanan aydınlatmanın parlak ışığı altında, önümüz boş, az ileride çadırlar olduğu halde arkamız dönük olarak oturuyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180728_221604

Uyku gelesiye kadar oturup sıcak çayları içerek sohbet ediyoruz ateş başında. Burada Güneş erken doğuyor, erken de batıyor. Haliyle fazla geç olmadan çadırlara girip yatmalı diyerek herkes kendi çadırına çekilip tatlı düşlere dalıyor.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 60 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 3. Gün

27 Nisan 2018 Cuma

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Akçakaya – Koçarlı – Çakırbeyli – Yenipazar

( resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir )

“Bir derin uykudaydım ölümün içinden
Açtım ki gözlerimi
Bir suyun gölgesi gibi
Kendisi adeta bir suyun
Ayakucumda sen oturuyorsun
Şiir getirenlerin çok olsun çocuğum!”

Can Yücel

Öne çıkmış olan görsel. Etraf yeşillik bir alan, uzayıp giden asfalt, kenarında kırmızı çizgili üçgen trafik tabelasında ! (dikkat işareti). Altında da neye dikkat edileceğini belirtir şekil. Top ağacın sol alt köşesi yola çıkmış. Bir kamyon da ağacın yanından geçerken çizilmiş. Dikdörtgen kasalı kamyon ağaca değmeden geçiyor.

20180427_185145_HDR

Güzel bir uykunun ardından erkenden uyandım. Köy havasında uyanmanın keyfini yaşıyorum. Arkadaşlar da benimle birlikte uyanıyor. Hemen karşıdaki camide elimizi, ayağımızı yıkanıp tuvalet ihtiyacımızı giderdik. Çadırları kurduğumuz yer kapalı düğün salonunun girişi. Giriş çok geniş olduğu için çadırlar rahatça sığıyor. Düğün yapılan yer üst kattaki salonda. Alt katta muhtarlık odası ve dükkanlar. Ama hepsi boş, köyde kim ne alıp satacak. Bakkal yeter bile. Üst katta koca bir tabelada “Akçakaya Düğün Salonu” yazılmış mavi renkte. Üst köşede de Türk bayrağı.

IMG_2346

Çadır alanımız çok geniş, sabah yaptığımız sıcak duşta kurulandığımız havlu ve yıkanan çamaşırlar ipe serilmiş kurusunlar diye. Mehmet çadırında toparlanmaya çalışıyor bu arada.

IMG_2347

Cami avlusunda tarihi eserler görüyorum. Yakınlarda tarlalarında bulduğu sütun ayağı ve başlığı getirip cami avlusuna koymuşlar bir kenara.  Başlıklar mermer ve meşe yaprağı işlemeli.

20180427_074905_HDR

Camide sıcak su var, ben de su donumu giyip bir güzel duş alıyorum sabah sabah. Akçakaya köyü dağın yamacının başladığı yere kurulmuş şirin bir köy. En fazla iki katlı olan evler dağınık olarak bahçelerin içinde kaybolmuş. Sadece yol kenarındaki evlerin bir kısmı bitişik. Çadırları, eşyaları toparlayıp çantalara yerleştirdik.

20180427_090929_HDR

Köyün tek bakkalı dükkanı açmamış. Henüz ekmek te gelmedi, ekmeğin gelmesini, dükkanın açılmasını bekliyoruz. Bakkal dükkanı tek katlı bağımsız bir oda şeklinde. İki kanatlı demir sac kapısı kapalı. Penceresinde parmaklık var. Binanın sağında camekan ekmek dolabı boş duruyor.

20180427_091401_HDR

Henüz kahve de açılmadığından kendi çayımızı kendi ocağımızda çaydanlıkta demliyoruz. Ocak çok olunca yumurtalar da ayrı ocakta pişiyor. Yumurtaları bakkal bize ikram olarak verdi para almadan.

IMG_2348

Kahvaltılıkları masaya serip yumurtaların kaynamasını bekliyoruz bir süre. Çay demlendi, hazır. Cem masada hazırlık yaparken Ferdimen ortalıkta dolanıp duruyor.. Beyaz badanalı kahvenin duvarına el arabası dayalı.

IMG_2349

Kahvaltıyı yapıp bulaşıkları yıkadıktan sonra bisikletlere yükledik çanak çömleği. Benim havlum henüz kurumadığından bisikletimin üstüne seriyorum kuruması için.

IMG_2350

Son hazırlıkları yaparken şarjda olan aletleri Ferdimen alıp geliyor. Cem Ve Mehmet bisikletlerin başında hazırlıklarını bitirmek üzere.

20180427_091408_HDR

Sonunda yola çıkabildik. Ferdimen üçümüzü çekiyor köyü henüz çıkmadan, az ilerdeyiz. Cem bizden ayrılacak bu gün. Bir süre daha bizimle gelip Aydın yoluna çıkarak İzmir’e doğru pedal çevirecek.

IMG_2352

Büyük Menderes nehrini besleyen bir çok çay, dere var. Az da olsa akan çay az ileride Menderes nehrine kavuşacak. Çay yatağını çekiyorum bir poz.

20180427_095421_HDR

Üzerinde bulunduğumuz köprüde yazan Sarıçay tabelası ve Karaatlı köyüne giden yolu gösterir tabelayı çekiyorum köprü demirleri ile birlikte.

20180427_095502_HDR

Sakin köy yollarında yol almak çok güzel. Etraf yeşil, manzara harika, köylerden geçerken fark etmiyoruz bile. Tabelaları olmazsa köy olduğu belli bile değil. Haydarlı köyünden geçerken resmini Ferdimen çekiyor.

IMG_2354

Şimdi de Yağhanlı köyünden geçmekteyiz. Köyler birbirine yakın konumda. Yağhanlı tabelasının arkasında kocaman bir fıstık çam ağacı. Etraf yeşil bitkilerle dolu.

IMG_2355

Başka bir köy tabelası daha karşımızda; Kasaplar köyü. Ben öndeyim, arkamda Cem ve Mehmet bisiklet sürüyoruz üçümüz.

IMG_2356

Adam arsızlığından fazla arazi sahibi olmak için dağı bile tel örgü ile çevirmiş. Herhangi bir şey de ekili değil ama tel örgüye astığı tabelada 24 saat kamera ile gözetliyor arazisini. Sanki arazisini çalacaklarmış gibi.

IMG_2357

Benzin istasyonunda toprak yollarda tozlanmış olan bisikletleri su ile yıkayıp temizliyoruz. Arada bir yıkayıp temizlemek gerekiyor. Benzinliğin hava -su istasyonunun önünde üç bisiklet yıkanmış, paklanmış. Burada Cem Tabanlı ile yollarımız ayrılıyor. Biz düz gideceğiz, Cem ana yol olan Aydın yoluna doğru devam edecek.

IMG_2358

Temizlenmiş, paklanmış bisikletlere binerek yolumuza devam ettik. Karşımıza Güdüşlü köyü çıkıyor. Köyde inek çok olmalı ki araçların dikkatini çekmek için kırmızı çizgili üçgen tabelada inek resmi uyarı olarak konulmuş.

IMG_2359

Yuvarlak, bombeli bir aynada kendimizi çekiyorum bir poz. Aynanın bombeli yapısından olacak yakında olmamıza rağmen sanki uzaktaymış gibi çıkıyoruz. Mehmet, ben ve Ferdimen bisikletlerimiz ile birlikte.

20180427_111254_HDR

Tekeli köyünde suyu güzel akan bir çeşmede mola verdik. Buradaki çeşmenin ismi    ” Gelin Çeşmesi”.  Dört tane çeşmeden şarıl şarıl su akıyor. Ben şişelerimin suyunu tazeliyorum bu arada. Çeşmenin üzeri sac ile örtülüp kapatılmış. Bu çeşmeden o kadar çok su alıyorlarmış ki uyarı levhası asmalarına neden olmuş. Levhada yazan;

İlan Su dolduran vatandaşlara önemle duyurulur.30 Lt den fazla su doldurulması yasaktır. Köylülere öncelik verilmesi önemle duyurulur.

Arsızlar demek ki o kadar su alıyorlarmış ki köylülere bile fırsat vermiyorlarmış. Neredeyse tankerle su alacaklarmış. Sanımda damacanaları doldurmaya getirenden belli değil mi? Yanındaki küçük kızı da merakını çekmiş olmalı ki bana dikkatlice bakıyor.

IMG_2360

Buranın köy mezarlarındaki taşlardan anlaşıldığına göre epey eski yerleşim yeri olmalı. Mezar taşının üstünde zeytin dalı işlenmiş. Mezar taşının üzerine kertenkele çıkmış Güneşten ısı enerjisini topluyor kımıldamadan.

20180427_112042_HDR

Yol kenarındaki kahvede mola veriyoruz. Koca çınar ağacı o kadar büyümüş ki bahçeyi ve kahve binasını neredeyse tamamen kaplamış durumda. Kahvenin dışında çeşitli motorlar, traktör ve bizim bisikletlerimiz park etmiş.

20180427_113208_HDR

Burası köylülerin ve gelip geçenlerin uğrak yeri. Tabelada; Necip dedenin yeri tost – köfte – kavurma – ciğer – çay ve meşrubat yazılmış

20180427_113220_HDR

Hep köylerden geçecek değiliz ya. Karşımıza Koçarlı kasabası çıkıyor. Tabelada yazdığı kadarı ile 23.100 nüfusu var.

20180427_120739_HDR

Koçarlı kasabasının çiçek bezeli bulvarında Mehmet yol kenarında bisikletinin üzerinde durmuş, Ferdimen de henüz gelmekte yanımıza. İkisini de bir poz çekiyorum.

20180427_121605_HDR

Başka bir kasabaya vardık; Çakırbeyli. Burada sıcak asfalt yeni döşenmiş, sarı çizgiler çekilmiş yol işareti olarak.

20180427_131629_HDR

Kaymak gibi asfaltta gitmek mükemmel diyebilirim. Bisiklet yağ gibi akıyor, neredeyse pedal çevirmeden gidiyoruz sanki. Ferdimen Mehmet ile beni önden çekiyor kaymak gibi yolda akarken.

IMG_2376

Kasabanın içine vardık ve burada öğle yemeği yiyeceğiz. Aydın ve çevre illerinde meşhur olan pide yiyeceğiz. Kasabanın meydanında bir pidecide oturuyoruz. Bisikletler de masaların yanında park etmiş durumda.

20180427_134423_HDR

Pidelerin pişmesini bekledik bir süre, sonra gelince sıcak sıcak mideye indirirken Ferdimen beni yakinen çekiyor bir poz. Pidenin yanında soğuk gazoz iyi gidiyor . Başımda mavi renkli buff.

IMG_2383

Yola çıktık, hava sıcakladığı için sık sık gölgede mola vermek zorunda kalıyoruz. Yine bir mola anı; dut ağacı altında Mehmet, ben ve bisikletlerimiz. Ferdimen bizi çekiyor.

IMG_2388

Daha çok yol kenarında evleri görüyoruz, Ferdimen bizi çekerken en fazla iki katlı, bahçeli, çatısı kiremitli olan evler görüntüye giriyor.

IMG_2390

Büyük Menderes nehrini besleyen çaylardan birisinin daha yanına geldik.  Çayın ismi Çiftlikburnu çayı. Burada bisikletim KUZ ve köprü başını çekiyorum bir poz. Tabelalardan birini daha köprü demirine bağladım.

20180427_144720_HDR

Köprünün üzerinden akan çayın resmini çektim. Çay pek temiz akmıyor. Suyun rengi bunu belli ediyor.

20180427_144736_HDR

Dikdörtgen yapıda, üzerine kubbe yapılmış tamamen taştan bir bina tarla kenarında öylece duruyor. Kubbesinde otlar çıkmış. Yanında da metruk bir yapı var, sanki terk edilmiş gibi. Bu taş bina ev mi yoksa sarnıç mı? Pek emin değilim. Yanına gidip bakamadım.

IMG_2391

Denizden uzaklaşsak ta Akdeniz iklimi buralara kadar geliyor. Zeytin ağaçları bunu belirtiyor. Bahar ayındayız ve zeytinlerin altına sıra sıra yüzlerce arı kovanı konulmuş.

IMG_2405

Köyün içindeki yol kavşağında Ferdimen durmuş beni beklerken bir poz çekiyorum. Sola dönen yolun kıyısındaki yüksek elektrik direğinde leylek yuvasını görüyorum. İçinde bir tane leylek var. Direkte elektrik telleri yok. Leylek yuvası var diye direk öylece kalmış. Elektrik ve telefon kabloları yer altına alınmış olmalı. Sadece aydınlatma direği ve leyleğin olduğu direk var meydanda.

20180427_171033_HDR

Kavşaktan sağa, şehir merkezine döndük. Mehmet kahveyi bulup oturmuş bizi bekliyordu. Duble çayları ısmarlayıp içiyoruz. Buralarda su bol olmalı ki kahveci içelim diye cam sürahi içinde su getiriyor. Su bedava, bizdeki gibi yarım litrelik pet şişelerde getirip içtiğimiz çay parası kadar su parası almıyor. Aslında bütün köy ve kasabalarda bu uygulama yapılıyor. Şehirlerde hayat zor, daha da zorlaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bir bardak sudan bile para kazanıyorlar. Masada oturmuş çaylarımızı içerken elçek ile üçümüzün resmini çekiyorum. Masada duble çaylar, içi dolu sürahi, krom bardaklar duruyor.

20180427_171631

Yolda ilginç bir tabela görünce durum resmini çekiyorum. İleride yol kıyısında top bir ağaç var. Ağacın dalları yola doğru uzamış durumda. Yoldan geçen kamyonlar ister istemez ağacın bir köşesini budamış. Yani bir geçit şeklinde açmış yolu. İşte bu durumu tabelaya çizip anlatmışlar ileride geçecekleri yeri. Üstte kırmızı çizgili üçgen tabelada ! işareti. Altında da kare kasalı kamyon ağacık köşesinden geçerken resimleri çizilmiş siyah renkte. Bu resmi görsel olarak seçtim.

20180427_185145_HDR

Yenipazar kasabasına geldik, tabelada yazdığı kadar 12.900 nüfusu var. Kasabanı giriş tabelası olsa da henüz görünürde herhangi bir bina yok. Ferdimen’i arkadan bisikleti ile tabelayı birlikte çekiyorum. Yenipazar kasabasının pidesi meşhur, yemek gerek.

20180427_185501_HDR

Yenipazar kasabasına girer girmez hemen yolun solunda Kurtuluş Savaşı milli kahramanlarından olan Yörük Ali Efe evi ve müzesine giriyoruz. Evin girişinde kültür ve turizm bakanlığı mermer levhaya; T. C. Kültür ve turizm bakanlığı Yenipazar Yörük Ali Efe evi ve müzesi yazılmış. Bahçe duvarı kalın taş duvar, giriş kapısı demirden. Duvarın üstünde de demir parmaklıklar var.

20180427_190132_HDR

Evin geniş bahçesinde Bronzdan yapılmış Yörük Ali Efe’nin taşa oturmuş, sol elinde mavzeri ve sağ elini gözlerinin üzerinde siper yaparak ufka baktığının belirtmişler. Yanında da ayakta, mavzerini çapraz tutmuş kızanlardan birisi duruyor.

20180427_190230_HDR

Osmanlı şairlerinden Ziya Gökalp Malta adasında sürgünde Yörük Ali’nin yaptığı kahramanlıkları duyunca adına şiir yazmış;

Yörük Ali

Ey Yörük Ali! Sen bir kahramansın

Güneşin dudağı anlından öper;

Yirmi beş yaşında genç bir arslansın

Baş eğer önünde dağlar, tepeler…

İzmir’e girerken Yunan askeri,

Çobandın, elinden kavalı attın…

Düşmandan vurarak pek çok neferi,

Tatlı şarabına zehirler kattın…

Tunçtan ayakların iki hisarda,

Her kıt’a üstünde bir elin olsun!

Göstersin daimdir Türk bu diyarda,

Boğaz’da dev kadar heykelin olsun!.

Ziya Gökalp 1919 Malta

20180427_190238_HDR

Kurtuluş savaşında Yunan askerlerine yaptığı baskınlarla halk kahramanı olan Yörük Ali Efe için halk tarafından adına türkü yapılmıştır.

Yörük Ali

Şu Dalmadan geçtin mi ?

Soğuk ta sular içtin mi ?

Efelerin içinde

Yörük de Ali’yi seçtin mi ?

Hey gidinin efesi,

Efesi efelerin efesi…

Cepkeninin kolları,

Parıldıyor pulları,

Yörük Ali geliyor

Açıl Aydın yolları…

Hey gidinin efesi,

Efesi efelerin efesi…

Anonim

20180427_190321_HDR

Yörük Ali Efe’nin mezarı bahçenin içinde. Kaide beyaz Afyon mermerinden yapılmış. Başlığında iki uzun sütun, üstünde süslenmiş kemeri ve mezar taşı. Mermerde; Yörük Ali Efe 1896 – 1951 yazılmış.

Yörük Ali Efe’nin ruhuna Fatiha okuyup dua ediyorum. Nur içinde yatsın.

20180427_190542_HDR

Yörük Ali Efe’nin müze haline getirilmiş evi iki katlı, üzerinde kiremit kaplı dikdörtgen bir yapı. Beyaza yakın çok açık bir renk ile boyanmış. Evin uzun tarafı iki katta da beşer pencereli, dar tarafta dörder pencereli. Alt katta pencereler demir parmaklık takılmış. Üst katta kanatlı panjur kahverengi boyalı. Bahçe çim ekili, bir kaç ağaç serpiştirilmiş.

20180427_190611_HDR

Evin içine giriyorum, ilk gözüme çarpan Yörük Ali Efe’nin bir kaç resim çeşitli boyutta. Duvarda bir ayna, kısa dolap, iki çekmeceli komodin, üstünde duvar saati. Pencerenin önünde iki sandalye. Yere serili halı, taban tahta döşeli. Pencerelerde tül perdeler.

20180427_190735_HDR

Yatak odasında iki kişilik karyola, beyaz çarşafla örtülü, yanında iki çekmeceli komodin, üzerinde eski tip siyah bir telefon, masa lambasının camı pembe renkte karpuz biçiminde. Yanda çeyiz sandığı, üzerinde yuvarlak bir plaket ve çerçeveli iki resim.

20180427_190739_HDR

Merdiven tahtadan yapılmış, altında aynalı komodin, üç çekmeceli

20180427_190801_HDR

Üst kata çıkan tahta merdiven, basamakları geniş, yanında tahtadan korkuluk.

20180427_190806_HDR

O zamanlarda yemekler yer sofrasında yeniyormuş. Tahta altlığın üzerinde epey geniş bir tepsinin içinde altı tabak. Ortadaki tabak kapaklı. Tabaklar ve tepsi bakır, kalay kaplı. Üç tane yer minderi sofranın etrafına konmuş. Duvarlarda kırmızı renkte, motif işlemeli olarak yastıklar sıralanmış. Bir efe mankeni de sofranın başında çömelmiş olarak duruyor.

20180427_190814_HDR

Mutfak olarak kullanılan yerde ocak, içinde bakır kazan sacayağı üzerine konmuş. Altında odunlar konulmuş. Kibriti çak yanmaya hazır bir ocak. Duvarda çiviye çakılı biri büyük, biri küçük iki tava asılı olarak duruyor. Duvarın dibinde taştan oyulup yapılmış dibek, köşede büyükçe geniş cam şişe. Çıkıntı üzerine konmuş bakır tepsi.

20180427_190828_HDR

Yörük Ali Efe’nin eşyaları; körüklü çizme, pantolon ve yeleği. Süslü, işlemeli kemer ve İstiklal madalya camekanın içinde.

20180427_190838_HDR

Yörük Ali Efe çektirdiği tam donanımlı resmi çerçevelenip duvara asılmış. Efe kıyafetlerini giymiş, belinde kaması, bir elinde mavzeri. Başında poşusu bağlı, sağ bacağı kayada poz vermiş.

20180427_190855_HDR

Yörük Ali Efe’ni iki tabancası, dört mermi, makas, dürbün ve çeşitli boyda üç kama.

20180427_190901_HDR

Eskiden kullandığımız defter nüfus cüzdanı, Solda vesikalık resim, sağda bilgiler yazılı.

20180427_190908_HDR

Yörük Ali Efe’nin kullandığı iki mavzerden biri solda.

20180427_190911_HDR

Biri sağda duvara dayalı mavzer.

20180427_190917_HDR

Yörük Ali Efe’nin bronzdan yapılmış büstü.

20180427_190928_HDR

Müzeyi tamamen gezip dışarı çıktık. Müzede sanki geçmişe gitmişim gibi. Bunu dışarı çıkınca anladım. Belediye önündeki meydanda çocuklar paten kayıyor, iki çocuk ta bisikletlerle akrobasi hareketler yapmaya çalışırken bir poz çekiyorum.

20180427_192022_HDR

Akşam olmak üzere, Yeni Pazar kasabasına gelip te pide yemeden geçmek olmaz deyip pideciye oturduk. Pideleri ısmarlayıp sıcak sıcak fırından çıkmış pideleri yerken pideci ile sohbet ediyoruz. Yaptığımız turun amacını anlatıyoruz. Pideleri yerken elçek resim çekiyorum üçümüzü bir poz.

20180427_193623

Pideci bir arkadaşını arıyor, o da zaman geçirmeden yanımıza geldi, tanıştık. Yenipazar enduro motor kulübünün başkanı Murat Kocabıyık ve arkadaşı Ahmet Eldeniz. Onlar da Büyük Menderes nehri çevre platformu kurmuşlar. JES, yani jeotermal elektrik santrallarına karşı hareketin içinde mücadele ediyorlar. Bizlere kısaca bilgi veriyorlar. JES’ler her ne kadar doğal olsa da kuyular açılırken, işletme esnasında kullanılan yöntemler ve atıkların Büyük Menderes nehrine boşaltmaları nedeni ile çevreye, tarım ürünlerine ve havzaya büyük oranda kirlilik yaratmakta. Ülkemizde işletmelerin az güvenlik çok kazanç felsefesi nedeni ile çevreyi düşünmeden aşırı miktarda para kazanmaya çalışıyorlar. Kapalı geri dönüşüm masrafları nedense ağır geliyor ve bu günü düşündüklerinden geleceğimizi zehirlemeye devam ediyorlar.

Bu konu hakkında aşağıdaki linkte detaylı açıklamalar bulabilirsiniz.

https://www.emo.org.tr/ekler/c3ef98f7b7293f3_ek.pdf

Sohbetin sonunda başkan Murat Kocabıyık bizi bu gece kalacak yeri ayarladı. Aydın yolunda boş bir otele götürecek.

Kasabanın meydanında Yenipazar halk kahramanı Yörük Ali Efe’nin bronz heykelini dikmişler ve ne kadar gurur duysalar azdır. Bir ayağını önündeki kayanın üzerine koyarak elinde mavzeri ile betimlenmiş heykel.

20180427_221443_HDR

Altında da tabelada; Milli Mücadele Kahramanı Yörük Ali Efe 1896 – 1951 yazılmış.

20180427_221447_HDR

Park yanından geçerken sekiz köşeli uyarı levhası ilginç geldi. Üzerinde bisiklet ve motosiklet kırmızı şerit ile yuvarlak içine alınıp çapraz çizgi ile çizilmiş. Altına da iyice belirtmek için Bisiklet Motorsiklet giremez yazılmış. Nedense bazı yerlerde hep bu uyarı levhalarını görmekteyim. Belediyede çalışan ve hiç bir zaman bisiklete binmemiş birisi önerip koydurtmuştur bu levhayı.

IMG_2423

Murat Kocabıyık’ın arabasını takip ederek otele geldik. Bize bir odayı açtılar, kendisine teşekkürlerimizi sunduk. Bu gece sıcak duş ve yumuşak yatak lüksünü yaşayacağız. Odada üç tane yatak var, biz de üç kişiyiz. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Sırayla duşumuzu alıp rahatlıyoruz. Mehmet hemen yatağa girip uyumaya başladı bile. Ferdimen üç yatağı çekiyor. İki yatağın başlığı beyaz, biri siyah. Çarşaflar, yorgan ve yastık beyaz.

IMG_2424

Ferdimen ile ben biraz daha oyalandık. Telefonları ve bataryaları şarja bağladık dolsunlar diye. Sonra duşun verdiği gevşeklikle yatıp uykuya daldık.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 77 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

 

 

 

 

Eşpedal EGE Turu 2. Gün

7 ağustos 2017 Pazartesi

Ören – Burhaniye -Gömeç – Ayvalık

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, Burhaniye belediye binası önünde 21 kişi resim çekiliyoruz.

Güzel bir uykunun sabahında parktaki çınar ağaçlarında kuş cıvıltıları ile uyanıyorum erkenden. Benden önce uyananlar var. Çadırımın kapısını açıp dışarısını izliyorum bir süre yattığım yerden. Çınar ağaçları ve hazırlık yapanlar göze çarpıyor.

Çadırdan dışarı çıkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra hızla eşyaları ve çadırı toplayıp bisikletin bagajına yüklüyorum. Yola çıkmaya hazırım. Sabah kahvaltısını Burhaniye belediyesi bizlere sunuyor. Sonrası bisikletler yüklenmeye başladı. Eşpedal olarak tandem bisiklet kullanılıyor. Önde gören sürücü (Pilot) bisiklete kumanda ederek arkada oturan  görmeyen sürücü yardımcısı (Copilot) ile sürekli sesli iletişimde bisikleti birlikte sürüyorlar. Bu birliktelik çadır kurma ve toplama, bisiklete yüklemede de devam ediyor. İkili birbirinden ayrılmadan günü tamamlıyorlar. Daha önce tandem süren görme engelli arkadaşlarla birlikte bisiklet sürmüştüm ama şimdi daha yakın ve iyice gözlemleyerek süreceğim. İlk olarak birlikte bisikleti yüklerken nasıl davrandıklarını izliyorum. Neşe içinde gayet düzgün ve sıralı bisikletler yükleniyor. Tüm hazırlıklar tamamlanınca harekete geçtik. İlk başlarda Ören’in yeşil alanında, dar yolda bisiklet sürüyoruz.

Eşpedal Ege Bisiklet turuna katılanların isimleri;

Eşpedal İzmir dernek başkanı Saldıray Altındağ, sürücü yardımcıları (Copilotlar);  Elif Ünver, Pınar Göçen, Didem Turan, Şemsettin, Emine Alkan, Hüseyin Alkan, Fatih Söylemez,

Sürücüler (Pilotlar); Şevket Yiğit, Şevket Akçahasan, Rabia Özdilli, Merve Eroğlu, Baattin Şimşek, Gündüz Atlı, Deniz Kel, Mehmet Doğancı.

Grup lideri; Hakan Sevin.

Yancı ve yardımcılar Remila Polat, Atilla Özakdağ, Şevket Kaplan, Mürşit Uzunoğlu.

Artçılar; Cem Tabanlı ve Urim Babacan

Aşağıda tura ilk çıktığımız anda ağaçlı yolda çektiğim video.

Ören sokaklarında ilerliyoruz, hafif bir yokuştan çıkarken Baattin yokuşun ortasında vitesi küçültmeye çalışınca aktarıcıdan katur, kutur sesler geldi ve zincir koptu. Fazla yüklenmeye dayanamayan zincir ne yapsın. Haliyle durduk, yancı arkadaşlar olaya müdahale ettiler. Zinciri birleştirip çalışır duruma getirdik. Tekrar yola çıkıp Burhaniye’ye geldik. Zinciri kopan Baattin’in bisikleti tamirciye gidip başka bir zincir ile değiştirip yanımıza geldi. Biz Burhaniye belediyesinin olduğu alandayız. Burada Burhaniye belediye başkanına bizleri ağırladığı için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ardından toplu bir resim çekiliyoruz Belediye başkanı ile birlikte. Belediye başkanından bazı isteklerimiz oldu, yüzüne karşı dileklerimizi ilettik. Ören’den geçen gezgin bisikletçiler için konaklayacakları çadır kamp yeri yapmasını rica ettik. Yanındaki bürokratlar bu dileğimize pek sıcak bakmadı. Belki kendilerine rant kapısı olarak görmedikleri bir işe sıcak bakmamaları normal olabilir.

Arkada Burhaniye belediye binası meydanın yuvarlak şekli ile bütünleşmiş cephesi cam ile kaplı. Arnavut kaldırımı döşeli meydanda resim çekilmek için bir araya gelen Eşpedal grubu, Burhaniyeli bisikletçiler ve Belediye başkanı. Önde görülmesi için iki tane tandem bisiklet. Bir tane normal bisiklet duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Burhaniye belediye başkanı ve bisikletçilerle vedalaşıp yola koyulduk. Şehrin çıkışında, Çanakkale – İzmir ana yolun başlangıcında şehitlikte durup bir resim çekiyorum bisikletim KUZ ile. Şehitliğin Önünde ata binmiş, kucağında tüfeği ile Efe küçük bir alanın ortasında. Arkada basamaklı yükselti ve heykeller görünüyor. Yanları yeşil çimenli kıyı ve palmiye ağaçları. Burası Kuvay-ı Milliye Parkı.

Kavşağın diğer tarafında pervaneli bir uçak duruyor. İzmir’den Çanakkale yönüne giden araçlar uçağı görmeden gidemiyorlar. Bu uçağın bir hikayesi var. Kurtuluş savaşından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir Dünya savaşı, ardından düşman işgalinden kurtulmak için verilen mücadele sonunda bağımsızlığını kazandı. Genç Türkiye Cumhuriyeti ordusu için Burhaniye Halkı tarafından toplanan paralarla iki tane uçak alıp Türk hava kuvvetlerine bağış yapmışlar 1925 yılında. Türk Hava Kurumu da bu yapılan bağışı unutmamış 9 Eylül 2011 tarihinde şehrin girişine getirilip konularak Burhaniye halkı onurlandırılmıştır.

ULUDAĞLI RECEP

Gidiyor işte doludizgin.. doru yağız atıyla..
Gidiyor vatan için.. bayrak.. ve namus için..
Gidiyor.. istiklal için.. korkusuzca ölüme..
Ve onlar imanla yemin etmişti bir kere..

BU TOPRAKLAR.. VE BU MİLLET..
ASLA ESİR OLMAYACAK..

Düşmanla bu uğurda kahramanca vuruştular
Bu kutsal dava.. ve topraklar için
Düştüler bir bir şehit..

Ve herkes bilmeli ki..
Türk’ün özgürlük mücadelesi..
Hiçbir zaman durmayacak..
TÜRK ELBET ÖLECEK.. AMA..
ASLA ESİR OLMAYACAK..

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR..
RUHLARINIZ ŞAD OLSUN..

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=80179&start=5

Kurtuluş savaşında kurulan ilk Kuvay-ı Milliye kahramanlarından Uludağlı Recep Onbaşı ( 1890 – 1919 ) Yunanlılara ilk kurşun atanlardan ve ilk şehit olanlardan birisi.

Kucağında mavzeri ile başında kalpak ve atına binmiş olarak heykeli yapılmış. Atın altındaki kaidenin anlına İlk Şehit Uludağlı Recep yazısı kabartma olarak yazılı.

Şehrin girişindeki şehitlik kavşağından ana yola çıktık. Ayvalık yönüne doğru gideceğiz. Rotamız bu ama ana yola çıkar çıkmaz sevgili zincir kıran Baattin tekrar zinciri kopardı. Ana yolda durmanın olanağı yok, Güneş tepede, gölgelik bir yer de yok. Neyse ki yoldan aşağıda bir şantiye barakası görünce barakanın olduğu yere indik. Biz en arkada olduğumuz için toplam 4 kişiyiz. Ben, Cem Tabanlı, Pilot Baattin Şimşek ve Copilot Fatih Söylemez. Fatih’i gölgelik bir yere oturtup bu kez zincire ben baktım. Zincir tam kopmamış ama pimi diğer yandan çıkmış. Takan kişi pimi tam olarak yerine oturtmadan öylesine taktığını anladım. Daha önce başıma gelmişti aynı durum. Hemen zincir takma aparatımı çıkarıp pimi tam yerine yerleştirip işi bitirdim. Artık zincirin kopma, çıkma hali olmaz. Biraz oyalandık zinciri tamir ederken, o yüzden geciktik. Arkadaşlara da Baattin haber verdi zincirde problem var diye. Böylece ilk benzin istasyonunda bizleri beklerken bulduk grubu. Grup epey önce geldiklerinden soğuk ve serinletici bir şeyleri çoktan içmişler bile. Biz de biraz serinlemek için dondurma, soda ile kendimize geldik. Ağustos sıcağında bisiklet sürmek, hele Güneşin anlı kabağında su kaybını terleyerek iyice artmasına neden oluyor.

Benzinlik marketinin önünde park etmiş yüklü bisikletler. Bir kısmı bisikletin başında duruyor.

Biraz dinlenmeden sonra yola çıkıyoruz. En arkada ama gruptan kopmadan birlikte bisiklet sürüyoruz. Ana yolda arkadan gelen araçları el işareti ile uyarıp yavaşça sol şeritten geçmelerini sağlıyoruz. Görev adamı Atilla Özakdağ bu işte uzman. Kolunu öyle bir kaldırıyor ki araçların görmemeleri imkansız. Onu  kolunu gören yavaşlayıp sola geçip gidiyor. İsterlerse durmasın. Atilla’nın heybetli görünüşünde insan korkar. Ana yolda hızlı giderek, bazen de benzinliklerde mola verip fazla geç olmadan Ayvalık Girişinde toplandık.

Hep birlikte Ayvalık içinden “Eşpedal Eşpedal söylemleri ile geldiğimizi belirtiyoruz insanlara. İnsanlar da merakla bize bakıyor. Tandem bisikletleri görünce merakları daha da artı. İlk defa bu kadar çok tandem bisikletini bir arada görmekteler. Eşpedal için slogan da gelişti bu arada.

“Ay akşamdan ışıktır

Eşpedal Eşpedal

Yüküm tulum çadırdır

Eşpedal Eşpedal

Yancı yolu zapteyle

Eşpedal Eşpedal

Yüküm tulum çadırdır

Eşpedal Eşpedal

İki Teker dört pedal

İki sele dört elle

Eşpedal Eşpedal

Ayvalık sokaklarını inletiyoruz sloganlarla. Ayvalık’ta hiç durmayıp doğruca belediyenin bize kamp yeri olarak gösterdiği yere geldik. Burası Ayvalık dışında çam ormanının deniz ile buluştuğu küçük bir tepenin olduğu yere geldik. Çamlık deniz ile buluşmuş durumda. Derme çatma bir kaç baraka, tuvalet ve duş yeri, zemini fazla özen gösterilmeden öylesine çadır kurmak için alanlar açılmış ormanın içinde. Biraz geniş bir alanda üzeri açık bankoya iki lavabolu çeşme konularak çadırda kalan kampçıların kullanabilmesine imkan vermişler. Burada on – on beş piknik masası konulmuş yemek yenmesi için.

Lavabolu çeşmeler, bankosu ve düzlükte piknik masaları. Masalarda oturuyoruz akşam yemeği için. Belediye bize özel yemek getirecek.

Kargı hasırdan yapılmış duş, wc. Bay, bayan iki tarafa ok ile gösterilmiş. Çamların altında çadır kurulu. Çamlık yamaçta eğimli bir yer. Doğru dürüst yol, patika gibi yer yok. Arazide tamamen özgürce toz toprak, çalı çırpının içinden yürümek zorundayız.

Bu ağustos sıcağında çadırda kalmaktansa hamakta uyumayı tercih ettim. Hemen kendime uygun iki çam ağacı bularak hamağı bağlıyorum. Biraz uzanıp hamak keyfini çıkarıyorum bir süre. Ormanın içinde yeri gölgelik bir yerde denizi seyrediyorum. Aşağıda mavi, sarı renkli bir çadır kurulmuş.

Arkadaşlar denize girmek için hazırlanınca ben de deniz donumu giyip havlumu alarak peşlerine takıldım. Denize girebilmek için epey yürüdük. Buralarda pek denize girilebilecek bir yer değil. Ayvalık coğrafyası girintili çıkıntılı bir yapıya sahip olduğundan iç kısımlarda kalan yerlerde kumsal oluşmamış. Deniz arazi yapısıyla olacak derin de değil, yüzebilmek için epey ileri yürümek gerek. Denizin dibi otlu, taşlı. Yürümenin zorluğunu siz tahmin edin. Neyse bir süre yüzecek kadar derin yerde yüzüp fazla durmadan çıkıyorum denizden. Karaya çıkmak bile insanı yoruyor. Berbat bir deniz kıyısı. Havlu ile kurulanıp kamp alanına gelip duşumu alıyorum. Burada oturan ve görev yapan sevgili baytar Serkan Sezer’i telefonla arayıp burada olduğumu söyledim. O da hemen yanımıza gelince betondan yapılmış piknik masasında kahve pişirip ikram ediyorum. Yanımda da Baattin, Atilla, Mürşit ve Serkan. Sohbet eşliğinde kahvemizi içiyoruz.

Akşam Güneşi ufukta alçalınca işi gücü bırakıp kıyıya iyice yanaştım. Karşıda şeytan sofrası ve körfez. Denizin rengi batan Güneşin ışıkları etkisi ile beyaza büründü. Güneş ufku kızıl alev rengine boyayınca artık izlemenin zamanı. Çam ağacı ve arkada batan Güneş. Şeytan sofrasının olduğu yarımada tamamen çam ormanı ile kaplı. Burada herhangi bir yapı yapılmamış, doğal görünüyor. Keşke rantçı emlakçılar ve arsız müteahhitlerin elinden kurtarabilirsek buraları. Gözü dönmüş bu insanları buralara sokmamak gerek.

Yarımadanı büyük bir çoğunluğunun resmini çekiyorum. Arkada batan Güneşin kızıl ışıkları ile yarımada siluet halinde. Yarımadanın solu alçak bir araziden tatlı bir yükselti ile sağa doğru bir çizgi. Ve şeytan sofrası yüksek tepe ile azametli duruyor karşımda. Güneş tam tepenin ucunda.

Güneş kızıla boyamış ufku dijital zom yaparak tepenin üzerinde yakınlaştırıyorum. Güneş altın sarı renginde. Etrafı kızıl olarak boyanmış bir tablo gibi. İzlenmesi gereken bir an ve bu anı yaşıyorum sakince oturduğum yerden.

Güneş tepelerin üstünde batmaya başlarken soldan bir balıkçı teknesi kadraja girince zamanı dondurdum bir an için. Pancar motorunun pistonu küçük körfezin sessizliğini tatlı bir dokunuşla tablonun içinde yerini alıyor.

Güneşin batış anını izledikten sonra yemek geldi. Masalara hep birlikte oturup yemeğimizi sohbet eşliğinde yiyoruz neşe içinde. Artık birbirimizi iyice tanımaya başladık. Yemekten sonra da sohbetimiz kahve eşliğinde devam etti. Yarın da burada kalacağız. Yarından sonra Dikili tarafına pedal çevireceğiz. O yüzden herkes rahat. Ben çadırı kurmadım, hamakta yatacağım üstümde bir şey olmadan yıldızları seyrederek tatlı düşlere daldım. Sonrası uyku.

Bu gün yaptığımız yol toplam 44 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Simav Eynal Bisiklet Festivali 3. Gün

4 Eylül 2016 Pazar

Simav Eynal -Gölcük – Eynal

( Kör arkadaşlar için resimlerde betimleme yapılmıştır )

 

Nice nice acıları aklına getir
Bunca yoksulluğu aklına getir
Gözyaşlarını aklına getir
“GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir
Gitme aklına getir

Arif Damar

 

Öne çıkan görsel, ince saz yapraklarından göl manzarası. Karşıdaki yamaçta çam ormanı.

İzmir’in sıcak ve nemli gecelerinde rahat uyuyamıyorsun. Burada ise serinliği bırak iyice soğuk gecede uyumak insanı ferahlatıyor. Soğuk yerde uyumak daha sağlıklı.  Serin yerde uyumanın verdiği huzurla uyanıyorum erkenden. Mehmet, Yüksel, Ayşe ve Mürşit. Sabah kahvesinde yanımda toplanıyoruz içmek için. Elimde değirmen kahve çekerken resim çekiliyoruz. Yanımızda turu düzenleyen Şeref Aldemir de var. Baattin ve Atilla zaten çadır komşum.

Sabah kahvaltısının ardından yola çıkıyoruz. Bu günkü yol sadece 12 Kilometre tırmanış. Sürekli tırmanış nedeni ile tırmanamayacaklar için belediye otobüs ile yukarı taşıyacak. Kahve takımlarının olduğu çantayı veriyorum otobüse. Yukarıda alacağım çantamı. Ben bisikletle tırmanmayı tercih ettim. Henüz kaplıca tesislerindeyiz, bir grup bisikletçi yolda bisiklet sürüyor. Solda bir cami, karşıda tesisler ve salkım söğüt ağaçları ve çınar ağaçları binaları örtmüş.

Tırmanma başladı ve karşıma gelen ilk çeşmede durup sularımı tazeliyorum. Çeşme geniş yalağı beyaz badana ile boyanmış. Çeşmenin yanında tek olarak bir dut ağacı var, etrafta hiç ağaç yok. Karşı tepelerde ise ağaçlar var.

Yokuşu sabırla çıkan bir bisikletçi, ardında küçük bir toprak yığını. Aşağıda Simav şehri, ova ve dağlar.

Yükseldikçe manzara da daha güzel görünüyor. Simav ovası dağa kadar düz, bahçeler, tarlalar yeşillik içinde.

Çıktığımız eğim %10 civarı. Yukarıya doğru kıvrılarak çıkan yolun resmini çekiyorum. Görüntüde bir tane bisikletli çıkıyor.

Tepe manzarası ile bisikletim KUZ’u çekiyorum. Bisikletim de çanta yok ve hafif. O yüzden rahat çıkıyorum yokuşu. Sadece resim çekmek için arada duruyorum. Resim çekerken de gerilerden geliyorum.

Bir süre çıktıktan sonra bisiklete binemeyenleri belediye otobüsü ardımızdan gelip bizi geçiyor. Mavi beyaz boyalı belediye otobüsü Simav belediyesi Eynal kaplıcalarına özel ayrılmış. Bu gün bisikletçilere özel servis yapıyor.

Yokuş önümde uzayıp gidiyor ben de yokuşu ve çıkanları çekiyorum. Etraf çam ormanları.

Manzara sürekli değişiyor, tepeler ardı sıra sıralanmış Gediz yönüne doğru. Murat dağı da en arkada tüm azametiyle boy göstermiş.

Uzun, kalem gibi çam ağaçlarının dalları arasından sızan güneş ışıkları parıldıyor.

Sonunda tepeye ulaştık, burası Gölcük dağı. Sert geçen kış şartlarına uygun çam ağaçları sık ve düzgün. Çam ormanı yeşil ve temiz oksijeni ciğerlerime çekiyorum.

Resim çekmekten en arkada kaldım sayılır. Gölcük tarafına asfaltta kırmızı ok işaretini çizmişler. Gideceğimiz yönü belirtiyor; sola doğru.

Burası tabiat ve piknik alanı, girişinde odundan kapı yapılmış girenleri kontrol ediyorlar. Kontrol etmesine ediyorlar da çıkarken kontrol ettiklerini zannetmiyorum. Toplumumuzda sadece mangal kültürü olması bir şeyi değiştirmedi şimdiye kadar. Mangal yaparken etrafa saçtıkları çöpleri olduğu gibi bırakıp buradan ayrılıyorlar. Aslında çıkarken arabalarında çöpleri geriye götürüyorlar mı diye kontrol etmeleri gerek. Maalesef böyle bir düşünce yok insanlarda ve pisliklerini bırakarak gidiyorlar arkalarına bakmadan. Bir daha geldiklerinde kendi çöplerini görünce söylenmeden edemezler “Buraları pisletiyorlar” diye. Farkında değiller kendi pislikleri olduğunu.

Gölün kıyısına doğru taş döşeli yolda gidiyorum. Gölün bir kısmı görünüyor. Elektrik direkleri de yol kıyısında, demek ki gece de piknik yapan var.

Ve karşımda Gölcük dedikleri yer. Çam ormanı kaplı göl fazla büyük değil. Krater gölü olan Gölcük küçük dereler ve kar suları ile yaz kış sularını korumakta. Kıyılarında sazlıklar kaplamış.

Bisikletim KUZ göl manzarasında bir resim çekilmezse olmaz. Bence hak ediyor, buralara kadar taşıması bile yeter. Önümüz de sararmış otlar, sazlık ve göl. Gölün ardı çam ormanları tepeye kadar gidiyor.

Göl yakınından resimler çekiyorum, manzara o kadar güzel ki seyretmeye doyum olmaz. Bu benim ödülüm olmalı diyerek etrafı iyice izliyorum sindire sindire. Gölün durgun sularına gökyüzünün ve çam ormanı ile kaplı tepenin yansıması saz yaprakları arasından resim çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Ne tarafa baksam ayrı bir güzellik. Gölün kıyısına kadar gelmiş çam ormanı ve sık demetler halinde sazlıklar.

Gölün kıyısında küçük bir düzlük oluşmuş.

Gölün etrafını toprak olan yolda bisiklet sürerek çam kokusunu içime çekerek dolanıyorum. Buraya kadar zorlu bir tırmanış yaptım. Bir kahve içmeden inmek olmaz deyip kendime en güzel yeri aramaya başladım.

Şansıma aradığım yeri buldum. Kocaman yuvarlak bir kaya yarısından kırılıp üstü düz gelecek şekilde duruyor. Hemen kayanın üzerine çıkıp kahve takımlarımı çıkardım. Başladım kahve yapmaya. Kayanın yol kıyısında olması nedeni ile gelen geçen selam veriyor. Kimisi de kahve içmek için durup bekliyor. Kayanın üzeri öyle uygun ki hani bıraksalar kahve ocağını sürekli burada açardım. İlk kahve piştikten sonra şanslı üç kişi kahvemi içiyor. Bekleyen olunca ikinci kez cezveyi ocağa sürüyorum kahvenin pişmesi için. Onlar da kahvesini içiyor. Böyle bir yerde her zaman kahve bulunmaz.

Kayanın üzerinde bağdaş kurarak oturmuşum. Urim Baba’nın Kahvesi, Maksat Muhabbet tabelam da kahve ocağının önünde. Kayanın yarısı kırılıp arkaya devrilmiş.

Fazla zaman geçirmeden kahve takımlarını toplayıp grup ile gölden ayrılıyoruz. Yol kıyısında buranın tabelasını görünce resmini çekiyorum. Tabelada yazan Gölcük Dağı, Rakım : 1450 yanında da küçük kırmızı çerçeveli üçgen bir tabela da inişin eğimini % 10 olarak belirtilmiş.

Pedal çevirmeden inişe geçtik. Manzarayı görünce bisikletim KUZ ile Simav kasabasının resmini çektim.

Kısa sürede aşağıya, düzlüğe indik. Oradan Simav’ın merkezine doğru giderek bayram havası içinde bulduk kendimizi. Kasaba halkı ile korteje katılıp kasabanın meydanına geldik. Bu gün Simav’ın düşman işgalinden kurtuluş günü.

Simav

Kütahya ilinin batısında yer alan Simav ilçesinin yüzölçümü 1557 km2 rakımı 800 metredir. Simav, Ege ve Marmara Bölgeleri arasında bir sınır konumundadır.

Simav yöresinde Kalkolitik Çağ ve İlk Tunç çağından kalma buluntular ele geçmiştir. Şimdiki Boğazköy yakınında Ankyra (Kiliseköy) ve Simav’ın adını aldığı Synaus antik kenti bu ilçemizdedir. Kendi adına sikke basan bir şehir devleti idi. Simav hem bir dağ eteğinde yamaçta kurulmuş hem de göl kenarındadır.. Boğazköy’ün bulunduğu göl arazisi sonradan kurutulmuş olup şimdilerde tarım arazisi olarak kullanılmaktadır

Roma ve Bizans yerleşimlerinin olduğu höyükler yüzey araştırmalarında tespit edilmiştir.

Süleyman Şah zamanında Germiyanoğlu topraklarına katılmış ve sonra dan II. Yakup’un vasiyetiyle 1429 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Simav kurtuluş savaşı döneminde işgalcilerle milli güçler arasında iki kez el değiştirmiştir. 4 Eylül 1922 de İlçe işgalcilerden kurtarılmıştır.

http://kutahyakultur.gov.tr/TR,69501/simav.html

Belediye meydanında halk toplanmış. Bisikletliler de halkın arkasında duruyor.

Her yıl kutlanan kurtuluş günü büyük bir coşkuyla kutlanıyor. Kurtuluş savaşında düşmana karşı direniş gösteren zeybeklerin gösterisi başlıyor.

Halk ile birlikte bisikletçilerde gösteriyi izliyor. En önde kadın bisikletçileri var.

Zeybeklik ve zeybeklik Tarihi

Geleneksel yapılarına baktığımızda zeybeklerden oluşan isyancı topluluğunun tamamına kendi deyimleriyle “çete”, bir bütün olarak çetenin içinde yer alan bireylere “zeybek”, çetenin başında bulunan öncülüğünü ve sorumluluğunu üstlenen zeybeğe “efe”, çetenin diğer üyelerine “kızan”, efenin yardımcısına ise “baş kızan” ya da “baş zeybek” denilmektedir. Efe her zaman, her yerde en öndedir. Kendi deyimleriyle, “bir efe, dağda da düzde de, her yerde en önde olsun ki, efe olsun.” Efe olmak için öncü ve yetenekli olmak bir zorunluluktur. Zeybeklik halka karşı saygıyı, ezilenleri gözetici ve koruyucu olmayı zorunlu sayan bir kültürel geleneği içerir. Kendi içinde sürekli kendini denetleyen ve katı kurallardan oluşan bir yaşam biçimi haline gelen bu durum, kendilerini dışa karşı – halk katında- saygın kılar. Böylesi bir kahramanlık “insanın insana yanması”, umarsızlığa çare aramasıdır; bir başka deyişle derin uykularda uyuyanlar için karanlık bir gecede kuşatmalardan kurtuluşun ağır sancısını duymanın, tutsaklığın zincirlerini kırarak hep birlikte özgürlüğe kanat çırpmanın sevincini yaşamaktır. İşte böylesi insanlar toplumların kahraman konumuna taşıdığı insanlardır. Belki zeybekler de toplumun kendi içinden birileri olarak gereksinim duyduğunda yarattığı böylesi kahramanlardır.

Ali Haydar Avcı

Sarı ve mor zeybekler büyük bir çember oluşturarak yürüyüş yapıyorlar önümüzde tek sıra. Sarı zeybek ve yanında küçük bir zeybek elinde oyuncak tüfeği ile geçiyor.

Meydanda Türk bayrakları ve Simav’ın flamaları ile süslenmiş. Kırmızı tişört giymiş öğrenciler bir grup olarak efeleri izliyorlar.

Efelerin içinde küçük efeler de var, Geçit korteji için pankartta şehitlerimiz için yazılan “Bayrakla Dertleşen Toprakla Birleşen Can verip Devleşen Şehitlerimizi Rahmetle Anıyoruz” yazısı dikkati çekiyor. Efelerin ellerindeki tüfekler ara sıra havaya kalkıyor ve tetiğe basılınca şiddetli bir patlama sesi meydanı çınlatıyor. Neredeyse kulakları sağır edecek kadar şiddetli patlayan eğitim fişekleri ara sıra ateşleniyor.

Korteje bisikletçiler olarak en arkada sıralanıyoruz. Efeler den sonra halkın önünden geçeceğiz. En önde kadınlar sıralanıyor, erkekler arkalarında bisiklet sürerek meydanı turlayıp geçeceğiz.

Efe Yemini

Boz atlı Hızır yardımcın olsun.

Düşmanın mat, dostların şat,

bıçağın keskin, yolun açık olsun.

Allah, dosta düşmana karşı

yüzümüzü kara çıkarmasın.

Namerde muhtaç etmesin.

Yazımızı kışa çevirmesin.

Erenler, erler, gözcümüz, bekçimiz olsun.

(Kaynak: Zeybeklik ve Zeybekler Tarihi/Ali Haydar Avcı)

Son efeler de  önümden geçtikten sonra bisikletçiler de meydanı turluyor. Halkın coşkulu alkışları bizleri sevindirdi.

Geçit töreni bittikten sonra kadın bisikletçilerin resmini çekiyorum.

Resim çektiğimi gören erkekler bizi de çek diye kıskançla ısrar edince Antalya dan Halil Şenel, İzmir den Tolga ve Antalyalı Adnan Tutucu kareye giriyor.

Israr eden başkaları da olunca onları da çekiyorum. İzmir den Yüksel Baytekin ve ismi bir türlü aklıma gelmeyen arkadaşımın resmini çektim.

Törenler bittikten sonra hemen çadır alanına gidip ilk önce hamamda bir kaç tas su dökünüp terimizi attıktan sonra eşyaları ve çadırları toplayıp görebildiğimiz arkadaşlarla vedalaştık. Bisikletleri de arabaya yükleyip yola çıkıyoruz. Hedefimiz aynı zamanlarda gerçekleşen Büyük Taarruz bisiklet turunu yapan arkadaşlara katılmak. Baattin ve Atilla onlara katılacaklar. Ben eve döneceğim ama bir gece onlarla beraber olacağım. Bu akşam Kula da kalacaklarını öğrendikten sonra hedef Kula. En kestirme yoldan Selendi üzerinden volkanik siyah kayalıkların yanından geçtik. Siyah ve kahverengi kayalıkları geçerken sanki başka bir gezegenden geçiyormuş gibiyiz. Akşama doğru Kula’ya vardık. Kula’nın meşhur ekşi maya ekmeğinden de fırından alıp Büyük Taarruz katılımcıların kamp yerine geldik. Kula’nın tepesinde yüksek bir yerde kamp atmışlar. Akşam yemeği yemediğimiz için karpuz, kavun, peynir, ekmek ile karnımızı doyurduk. Turda olanların bir kaçını tanıyorum. Yeni katılanlarla tanışıp kaynaştık.

Ertesi gün Tepelerden Alaşehir’e geldik. Ben araba ile, diğerleri bisiklet sürerek. Durum böyle olunca araba ile ne kadar hızlı hareket edildiğini gördüm. Hele yokuşlarda çok bekledim. Alaşehir de çıkan olaylar nedeni ile kurtuluş törenleri iptal olmuş. Öğle yemeğini pidecide pide yiyerek geçiştirdikten sonra kamp alanına geldik. Onlar çadırlarını kurarken ben vedalaşıp yola çıktım İzmir’e doğru. Araba olunca kısa sürede varıyorsun.

Böylece bir turun daha sonuna geldik. Her turda olduğu gibi bu turda da yeni yerler gördüm, yeni insanlar tanıştım, dostluklar kuruldu. Kahveler içildi, sohbetler oldu. Hazine torbam yeni hikayelerle zenginleşti. Hazine torbam çok geniş, dolmak bilmiyor. Hesapta olmayan bir tura katılmaktan mutlu olarak evime döndüm. Bakalım yeni turlarda neler olacak, macera devam ediyor ve bitmez. Sağlıcakla bisiklete binin, başka tur yazılarımda görüşme dileği ile

Bu gün yaptığımız yol 27.5 Kilometre civarı, belki de fazla olabilir. Eynal dan Simav’a gidiş geliş kilometreleri yok.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc