Etiket arşivi: ermenek

Bisiklet Römorku KIYTIRIK

 Kıytırık

Bisiklet ve donanımları hakkında merak edilen ve sıkça karşılaştığım sorulardan birisini yazmaya çalışacağım. Edindiğim tecrübelere dayanarak deneyimlerin sonucu bisiklet römorku hakkında bilgiler vereceğim. Yararlı olacağını düşünüyorum;

Römorkum kıytırık.

İnsanın kısmeti ayağına gelirmiş.

İzmir de az biraz ılıman ve kısa soğuk günlerinde, Ocak ayında, öğleden sonra bisikletimle Bornova yönünden eve dönüş yapıyordum. Araç trafiğinden kurtulmuş, Alsancak’ta bisiklet yoluna atmıştım kendimi. Bisiklet yoluna çıkınca aheste aheste kürek çeker gibi pedala basıyordum. Böyle giderken arkamdan gelen bir bisikletli yanıma gelerek; “Merhaba Urim Baba” diye selam verdi. Ben de karşılık olarak; “Merhaba” dedim. İşin gerçeği bana ismimle selam veren kişiyi tanımıyorum. Bu isimleri aklımda tutamama hastalığım yine bana yapacağını yaptı. İsmi bir türlü aklıma gelmediği gibi nerden tanıdığımı da hatırlamıyorum. Neyse sohbet ederek yan yana bisiklet sürüyoruz. O da gideceğim yöne doğru gidiyor. Nasılsın, ne yapıyorsun gibi sözcüklerle başlayan muhabbet birden turlar hakkında konuşmaya geldi. Sonradan öğrendiğim adının Burak olduğunu, kendisinin gemilerde kaptanlık yaptığını anlatıp yaptığı bisiklet turundan bahsetti. Balkanlarda tur yaparak üç, dört gün önce geldiğinden bahsedince ilgimi çekti birden bire. Ne de olsa Balkanlıyız değil mi? Burak ta Balkanlı, Sırbistan’ın Yenipazar bölgesinden. Kosova’ya yakın sayılır. Burak balkanları römorkla dolaşmış. “Zor olmadı mı?” diye sordum. O da “İlk bir kaç gün römork biraz çekiyor kendisine, biraz zorladı ama sonradan bacakların alışıyor ve normal yoluma devam ettim tur boyunca” dedi. İlginçti anlattıkları. Sonra bana “Römorku satıyorum” deyince kısmet ayağıma geldi diyerek ” Ne kadara satıyorsun?”  2015 Yılına göre;  “400 liraya satıyorum” deyince hiç düşünmeden “Ben alırım, yarın getir bir göreyim” dedim. Tam da aradığım bir şey römork, gereksinimim vardı düşündüğüm bir proje için. Ama o proje hayata geçmedi.

Ertesi gün sözleştiğimiz gibi Üçkuyular da buluştuk. Bizim çay ocağında çayları içerken römorku inceledim. Römork tek tekerlekli, bisikletin arka teker miline kendi özel aparatına kolayca takılıyor. Çantası da kocaman ve fermuarlı. Topeak markası yazıyor çantanın üzerinde. Çaylar içildikten sonra pazarlık yapmadan 400 Lirayı verip römorku alıp eve götürdüm. Burak aparatlarını, yedek lastiğini ve kendi yaptığı mil demirlerini vermişti. İçim rahat olarak aldığım römorku tavan arasına kaldırdım hemen. Çünkü memlekete gidiyordum bir kaç gün sonra. Memleketim Kosova, Prizren şehrinde yaklaşık 2 ay gibi kaldıktan sonra eve geldim. Gelir gelmez de iki gün sonra kendi yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu’nun keşfine gidecektik iki günlük. Römorku tavan arasından indirip bisikletin arka tekerine aparatı bağladım ilk önce. Sonra römorku da taktım ama o da ne bağlantı maşası tekerlek lastiğine değiyordu. Yola da çıkmam gerekti. Bağlantı maşasını yatırıp çekiçle biraz takoz altında yanaştırıp lastikten az uzaklaştırdım. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Hedef şimdilik Alsancak izban istasyonu. İzbana binip Aliağa’ya trenle gideceğiz. Arkadaşlarla Aliağa’da buluşacağız.

Alsancak iskele önündeki belediyenin koyduğu İzmir yazan yazı önündeyim. Arkada yürüyüş yolu ve çimler. Bir tane ağaç, henüz kış olduğundan yapraklar çıkmamış. İzmir yazısının önünde bisikletim KUZ ve takılı römork.

140320158828

Römork ile yapacağım ilk tur olacaktı. İki gün olarak planladığımız turda daha ilk gün Aliağa’dan Çandarlı’ya kadar sorunsuz geldim. Çandarlı’dan sonra deniz kıyısında yokuşlar başladı. Yokuşta biraz zorlanınca sağ dizime bir ağrı girdi ve artarak devam etti yol boyunca. Benim sol ayağım sağ ayağıma göre daha kuvvetli. Yani top oynarken sol ayağımla vururum her zaman. Kısaca solağım ayakta. Sağ ayağım daha zayıf olunca zorlanmada sağ dizim ağrımaya başladı. Ertesi gün de ağrı devam etti ve eve döndüm. Sağ dizime sıcak su ile masaj yaptım bir süre. Ertesi gün dinlendim. Sonraki gün Çanakkale’ye doğru pedallayacağım. İlk önce kararsızdım, römorkla mı yoksa römorku takmadan mı gideyim diye. Dizimin ağrısı da devam ediyordu. Sonunda kararımı verdim ve römorku takıp yola devam ettim. Ya gideceğim yada ağrı çok kötü duruma gelirse otobüse atlar geri dönerim. İki gün sorna ağrı geçmeye başladı bisiklet sürerken. Üçüncü gün ağrı tamamen bitmek üzere olduğundan dizimde sorun olmadan Çanakkale, Gelibolu’ya vardım. Sağ ayağımdaki diz bağları tamamen güçlenip sol ayağımla eşitlenmişti. Buna sevindim. Elbette ilk günlerde zorluk çektim ama sonra insan alışıyor ve normal olarak yola devam ettim.

Çanakkale yolunda Asoss civarı küçük bir gölet. İki kişi oturmuş gölet kıyısına, bisikletim KUZ ve kıytırık sağda.

20150318_122242

Artık römorkuma alışmıştım ve hayallerimden biri olan Akdeniz  turuna çıkmaya karar verdim. Bu turda iki festival ve Antalya – Mersin olarak planlamıştım. Bu turda bana eşlik eden Ferdimen ile yola çıktığım ilk gün Konak Saat kulesinin önünde bisikletim ve römorkum sığacak şekilde resim çekiyorum anı olarak. Bakalım bu uzun turda römork bana nasıl davranacak.

20150519_091757

Römork tüm eşyamı alıyor, çadır, uyku tulumu, mat, branda, takım taklavat, yedek malzeme, tencere, tava, ocak, yiyecek, içecek ne varsa hepsi sığıyor. Bana fazlasıyla yer kalıyor. Çanta 100 Litrelik bir hacmi var. Her olasılığa karşı bagaj çantalarını da takıyorum ne olur ne olmaz diye. Yedek malzemeler, takımlar bir çantaya. Diğer çantaya kahve takımları ve ocak. Ayrıca yolda pratik olarak kullanacağım eşyalar da çantalara yerleştiriyorum. Böylece kamp kurarken ve toplarken daha kısa zamanda toparlanıp römorka yerleştirerek zamandan kazanıyorum. Uzun tur yaptığım için bir sürü eşya var yanımda. Konserve ve makarna da dahil. Bir de en önemli eşyalardan birisi güneş paneli. Günlerin çoğu açık ve güneşli. Güneş olunca da telefonu, bataryayı gün boyu yolda giderken şarj ediyorum pratik olarak. Gece de telefonu bataryadan şarj ediyorum ve şarj sorunu ortadan kalkmış oldu. Ayrıca ön tekerleğimde dinamo var. Gerektiğinde ya da güneşin olmadığı bulutlu havalarda ve gece dinamodan şarj olayını halledebilirim. Güneş panelim küçük boyutta; 5 Watt gücünde. Bana yetiyor şarj için. Güneş panelini römorkun üzerine lastikli kancalarla sabitledikten sonra güneş sürekli paneli görüyor. Römorkun arkasında araçların kolayca beni farketmeleri için iki yanda bayrak direği var. Soldakinde sarı, sağdakinde turuncu renkte üçgen bayrak takılı.

20150520_094907

Yolda bir at ile karşılaşıyorum, rengi siyaha yakın. At arabası olur ya benim atımın da arabası var. Bisikletimle çekiyorum at arabası gibi.

20150521_105038

Yolumuz sürekli çıkış ve inişlerle dolu. Akdeniz’e paralel uzanan Toros dağlarını üç kez aşmak zorunda kaldım. Bu bel ilk kez aşılan yer. Rakımı da 1560 metre yazıyor tabelasında. Adı ise; Ali Beli. Daha önce bu kadar yüksekliğe çıkmamıştım. Şimdi römorkumla çıktım. Demek ki dağlar römorkla da aşılırmış. Bunu deneyimledim bu turda.

20150601_125000

Ermenek girişinde bir benzin istasyonunda mola verdik. Elbette kendi kas gücümle gittiğimden yakıt almadım. Yakıtımız su ve yiyecek olunca petrol ürünlerine gerek yok. Ayrıca doğaya da zararlı egzoz gazı da salmıyoruz. Saldığımız doğal gaz, o da kendi üretimim. Buraya kadar da römoküm bana eşlik etti ve sorunsuz yola devam ediyorum.

IMG_0054

Bazı yerler çok dik ve toprak olunca fazla zorlamamak için bisikletten inip yürüyerek ittiriyorum. Böyle yerlerde bacaklar çekmiyor.

IMG_0438

Toros dağlarını ikinci kez aşmaya çalışırken uzun tırmanış daha bitmeden, akşam üzeri artık pilim bitiyor ve kendimi asfalta uzanmış olarak sere serpe yatıyorum. Römorkum ve bisikletim masum, sakin beni bekliyor. Ama tükenmişliği yaşadım. Bunun nedeni aynakoldaki dişli ve arka tekerlekteki en büyük dişli satısı. Aynakolda 24 diş, arka kasette 14 dişli, demek ki böyle uzun yokuşlarda yetmiyor ve aşırı zorluyor. Bunu İzmir’e dönünce değerlendirip dişli oranlarını değiştirmem gerek. Açıkçası römork epey zorladı bu dişli oranlarında.

Bu tur yaklaşık olarak 1750 Kilometre tuttu. Bir çok dağ, tepe, çıkış iniş karşıma çıktı. Bazen ittire kaktıra gittim ama hedefime vardım. Römork için edindiğim tecrübelerden birisi de tek tekerlekle çok dengeli yol almam. Savrulma gibi durum yok ve komple ağırlığım artınca Toroslardan Karaman tarafına inerken uzun inişte Kilometre sayacında 71.5 Km/h okudum. Bu benim yaptığım hız rekoru ve ip gibi indim bu hızda. Ama tavsiye etmem, küçük bir hata kötü sonuçlar doğurabilir. İnişte önüm açık, düz ve ilerisini görebiliyordum. Araçlar da yoktu, yoksa bu kadar hızlı gitmenin anlamı yok.

Yol yukarıya doğru eğimli devam ediyor, ben sereserpe kollarımı iki yana açmış duruda yatıyorum. Arkamda kıytırık, sarı, turuncu bayrakları ile. Etrafta çam ağaçları ile kaplı orman.

20150609_193030

Römorkuma bir isim gerekti, hangi adla anacaktım diye ararken sosyal medyada, facebook ta kendiliğinden ortaya çıktı. İlk başlarda arkadaşlarımdan birisi kendi yaptığı römorka isim arıyordu. Ben de yorum olarak “kıytırık” diye yazdım. Bana göre güzel bir isimdi. Neyse isim arayan kişi bana ters olarak bir ifade kullandığı için pek yapmadığım bir şeyi yaptım; arkadaşlıktan sildim. İsmi nedir diye de çoktan unuttum gitti. Sonrasında ben kendi römorkuma neden bu ismi kullanmayayım dedim. Böylece römorkumun ismi “kıytırık” oldu. Kıytırık ismi bence römork tırtıla benziyor. Tırtılın daha değişiği ve görünümü kırık, dökük gibi görünmesi kıytırık ismi çok yakıştı.

Bu arada son turumda Toros dağlarında römorkum kıytırıkla zorlanmıştım. Bunu dişli oranlarını ayarlamakla halletmeye çalıştım. Ön aynakol dişli sayısını düşürdüm; 22 dişli aynakol ile yeniledim. Arka tekerlekteki kaset dişli sayısını 9 olarak değiştirdim. En büyük dişli de 36 dişli. Toplam 4 diş kazanmış oldum. Böylece komponetleri komple değiştirdim. Bu değişiklikleri test etmek için Büyük Taarruz bisiklet turuna çıktım. Evden çıkarken bir poz çekiliyorum, bisikletim KUZ ve kıytırık ile. Arkamda kemerli taş örülü bahçe kapısı, üzerinde kanatlarını açmış kartal heykeli ve iki katlı evimiz. Bahçemde limon ağacı. Kıytırıktaki iki bayrağa ilave olarak başka bir fiber çubuk bağladım. Bu çubuk daha uzun, ucunda Türk bayrağı takılı.

20150905_073535

Böylece yenilenmiş komponetli dişlilerle Bornova çıkışındaki Belkahve yokuşuna sardım. Büyük Taarruz zamanında Yunan ordusunu İzmir’e kadar kovalayan Türk ordusunun başkomutanı Mustafa Kemal 8 Eylül de Belkahvede Mola verip kahvesini içmiştir. 9 Eylül İzmir’in kurtuluş gününde ordusu ile İzmir’i düşman işgalinde kurtararak Türkiye topraklarını kurtarmıştır. Büyük Taarruz zamanında yapılan yolu takip eden güzergahta arkadaşlarım tur yapıyor. Bu tura son 4 gününe katılacağım. Yurt dışında olduğumdan 26 Ağustosta başlayan tura yetişemedim. Yokuşu çıkarken hiç zorlanmadım desem yeridir. Römork ile rahatça Belkahve’ye kadar çıktım. Bisikletim KUZ, kıytırık ve arkada park haline gelmiş büyük Atatürk heykeli Bizi bekliyor. 8 Eylülde buraya geleceğim ve kahvemi içeceğim o günleri yad ederken.

20150905_100932

Artık yeni komponetlerin yardımıyla bisiklet turlarına kıytırık ta yanımda. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu, ardından kendi yaptığımız Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes Nehri Temiz Aksın turunda da kıytırık yanımda. Suyun kaynağına yolculuk başlangıcında Küçük Menderes nehrinin deltasında sembolik olarak bir avuç toprak alırken römorkum kıytırık bu değerli yükü taşımaya hazır.

su1-1-f-004

Römorkla bisiklet hiç sürmemiş olan arkadaşım Gürel de bisikletimi ve kıytırığı sürdü ve hoşuna gitti. Uzun araç sürmenin zevkini yaşadı.

20160428_151712_HDR

Bazen ovanın ortasında çok sert rüzgarlar esiyor ilkbahar da. Ne kadar sert eserse essin yine de yol almakta güçlük çekmiyorum. Bayraklarım sanki kıytırıktan uçacakmış gibi. Fiber çubukları yatırsa da bisiklet sürmeye devam.

su1-2-f-009

Uzun turlar olsa da kıytırıkla seyahat etmek zevkli bir o kadar da pratik benim için. Tur dönüşü kendi kahvemi kendim pişirip beleşe içmek gibisi yok. Bisikletim KUZ, kıytırık ve ben mutluyuz çimenlerin üzerinde Alsancak ta.

su1-5-f-006

Başka bir proje için aldığım kıytırık daha çok Urim Baba’nın kahvesinde işe yaradı. Kahve içmeyi sevdiğimden turlarda çantamda taşıdığım kahve takımlarını canımın istediği yerde, en güzel manzarada, bisiklet festivallerinde sürekli kahve pişirmek bana zevk verdi. Hayallerimden birisi olarak arkadaşlarım bir kahve aç önerilerine karşılık olarak Urim Baba’nın kahvesini açtım. Kahvem için uygun yer arayıp İzmir’in en güzel yerinde buldum İnciraltı Kent ormanı, Çakalburnu  mevkinde kocaman olmuş bir ılgın ağacının altında kahve yapmaya başladım. Kahvenin çatısı yok, duvarları da yok. Yani açık alanda kahve yapıyorum. Bisikletçi dostlarım sayesinde her hafta Cumartesi günleri öğleden sonra kahvemi açıyorum.

Bahçemde kullanmak için kendi yaptığım çivisiz tabure ve sehpamı kıytırığa yüklüyorum. Dört tabure ve bir sehpa kıytırığa rahatlıkla sığıyor. Cumartesi günleri bisikletim ve yüklü taburelerimle kıytırıkla beraber İnciraltı kent ormanına giderken.

13606875_1028912963895824_9112198734016286725_n

Urim Baba’nın kahvesini yaptığım yere gelince kıytırıktaki tabureleri ve sehpayı çıkarıp tezgahımı kuruyorum. Kahve fincanlarım, cezvelerim ve ocağım. Çekirdek kahve dolu kavanoz, su şişem, ocağın rüzgarlık koruyucusu hepsi yerini alıyor. Denizin kıyısında maviliği, iyot kokusu, çoğunlukla esen rüzgarı ile açık havada, duvarı ve çatısı olmayan bir mekanda kahveler beleş. Maksat muhabbet olsun diye zevkle pişiriyorum. Kıytırık tüm malzemelerimi taşıyor.

DSCN6744

İlk yaptığım kahve etkinliği yağmurlu bir günde şemsiyenin altında gerçekleşti. Beş kişinin katıldığı bu ilk Urim Baba’nın kahvesine kıytırık iş görmüştü. Biraz ıslansak ta sorun yoktu ve güzel bir etkilnikle kahve olayına başladım. 6 kişi taburelere oturmuş, sehpa önümde. Yağmur yağıyor ve şemsiyeler açılmış durumda.

82

Bazen rüzgar diniyor ve flütümü çıkarıp üflemeye çalışıyorum. KUZ ve kıytırık ses etmeden beni dinliyor pek çalamasam da.

20180113_124643_HDR

Deniz kıyısı bazen sert rüzgarların esmesine neden oluyor. Böyle durumlarda yanıma getirdiğim büyük şemsiyeyi rüzgar koruyucusu olarak ta kullanıyorum.

20160206_121655_HDR

Taburelerim ve sehpa kıytırığa yükleyince biraz havaleli oluyor. Yani boyutu yüksek. Yeni tasarladığım katlanır tabureleri yaptım. Tam da dokuz tane tabure kıytırığa rahatça sığıyor. Önde dokuz tabure, sehpa, üzerinde kahve takımları, KUZ ve kıytırık. Arkada denizin mavisi ve ılgın ağacı. Urim Baba’nın Kahvesi böyle bir yer.

DSCN7916

Kıytırık ve ben Türk bayrakları rüzgarda dalgalanırken Urim Baba’nın kahvesinde akşam olmak üzere. Güneş ufka bir yumruk kadar yaklaşınca takımları, tabure ve sehpayı kıytırığa sırasıyla yerleştiriyorum.

IMG-20180819-WA0004

Artık katlanın taburelerim ve sehpam kıytırığın çantasına rahatça sığdığından fazla yükseklik olmuyor. Ormanın içinde, ağaçların arasında KUZ ve kıytırık ile eve dönerken çekilen bir poz.

67792334_10220464657387859_2983969584488382464_o

Gelelim kıytırık parçalarına; Ana gövde ve bağlantı maşası alüminyumdan yapılmış. Gövde çantasız olarak çok hafif. Çantanın oturduğu taban sert plastik levha ile kaplı. Altta şase, üstte arka tekerlekten öne doğru boydan boya çevrelenmiş üst kısım. Alt ve üst ikişer destek kaynatılmış. Önde mafsallı maşa bisikletin arkasına bağlantı elemanı. Arkada iki bayrak çubuğu takılı.

IMG_20200509_151021

Ön mafsallı maşa yakından çekilmiş resmi. Arka tekerlekte bulunan makaralara kolayca takılabilen kilitli, yaylı aparat iki yanda sarı renkte. Sarı renkli plastik boruları geriye çekilince altta boruda oyuk var. Bu oyuk bisikletin arka tekerlek milinde duran makaralı parçaya oturtup yaylı plastik boruyu bırakınca oyuğu tamamen kapatarak kilitlemiş oluyor.

IMG_20200509_151034

Tekerlek ise 16 inçlik janttan oluşmuş, göbek mili mandallı. Üstünde çamurluk var. Çamurluğun üstünde kırmızı renkli ışığı olan aydınlatma kondurulmuş.

IMG_20200509_151106

Römorkun çantasının içi çok geniş, bir el arabasından fazlaca yeri var. Sanırım 120 Litre civarında hacmi var.

IMG_20200510_135810

Fermuarı kapatıp kıvırdıktan sonra ön ve arkada kilitli plastik mandallarına takıldıktan sonra su alma olanağı yok gibi. Yağmurlu havalarda eşyalar ıslanmıyor.

IMG_20200510_135918

Bisikletin arka tekerlek miline takılan taşıma ve bağlantı aparatı yakından çekimi. Parmaklarımın ucunda olan parça orijinali. Benim sonradan kendi yaptığım parça biraz daha uzun. 28 inçlik tekerlekte bağlantı maşası tekerleğe sürtmesi engellenmiş oluyor.

IMG_20200510_135357

Bağlantı maşasının ucunda taylı kilitleme mekanizması sarı renkte. Yaylı olan mekanizmayı geri çekince borudaki oyuk meydana çıkıyor. Tekerlekteki mile bağlı olan aparatın ucundaki plastik makaraya oturtuluyor.

IMG_20200510_135617

Sonra sarı mekanizmayı bırakınca alttan borudaki yarığı kapatıp kilitliyor. Çıkması olanaksız ve güvenle römork bisikleti takip ediyor.

IMG_20200510_135635

Böylece hayatıma giren kıytırık bir römork değil. O bisikletim KUZ’un yoldaşı, benim de yardımcım. Akşam güneşinin ufka yaklaştığı anda duvara yansıyan gölgesini ölümsüzleştirmek gerek diye düşünüyorum. Bisikletim KUZ, arkasından kıytırık takip ediyor. KUZ’un  üstünde de ben. Üçümüzün de taş örülü duvara yansıyan gölgemiz.

20150319_173541

Şimdi gelelim römorkun tek tekerlek mi? yoksa çift tekerlek mi? sorusuna. Bence deneyimlerde, turlarda gördüğüm kadarı ile tek tekerlek daha uygun. Çift tekerlekli römork takılı olarak sürdün mü? deseniz henüz  sürmedim. Sürsem de fark etmez. Neden diye sorarsanız çift tekerlekli bisiklet yere daha çok basıyor ve sürtünme tek tekere göre iki kat fazla. Ağırlık ta o kadar artıyor. Sonra bir yerden bir yere aktarırken daha fazla sorun olacağı kanaatindeyim. Tek tekerlekli römorkta kaldırıma çıkarken pek rahat çıkabiliyorum. Ayrıca otobüs bagajına daha rahat sığıyor. Ben sürerken ilk başlarda zorlanmama rağmen bir kaç günde alışıp normal olarak yola devam ettim. Hızlı giderken de dengeli gittiğini test ettim sayılır. Sonra kamp kurarken, toplarken daha pratik oluyor. bazen çadırı öylesine katlayıp çantasına koyuyorum, nasıl olsa yerim çok.

Bir de yolda tanıştığım, dost olduğum, hikayelerini dinlediğim, gezip gördüğüm yerleri hazine torbama atıyorum. Hazine torbam çok geniş, sizlere yeri ve zamanı gelince anlatıyorum hazine torbamdaki hikayeleri. Römorkum kıytırığın çantası büyük dolmak bilmiyor

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 22. Gün

9 Haziran 2015 Salı

22. Gün

Civler – Ermenek – Evsin

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

 

Bir şey bilmiyorum – dedi – bir şeyim yok, bir şey değilim

buradaysam, dünyanın içinde, çakılmış bir büyük kanatla göğsüme,

o’dur öğrendiğim tek sözcük, söyler ağlarım-

onu tanıyorum, onunla varım, onu haykırırım rüzgâra-

uykusuz ıssız gecelerde öldürenlerin öğrettikleri

onca taşın taşlanmanın altında – yalnız bir sözcük:

Özgürlük, Özgürlük, Özgürlük.

Yannis Ritsos

 

Öne çıkan görsel, Ferdimen ile, sırtımız dönük oturmuşuz. Manzarayı izliyoruz. Karşımızda masa biçiminde kayalık dağlar var.

IMG_0150

Kiraz bahçesinde uyumanın rahatlığını hiç yaşadınız mı? Ben yaşadım, yeşil yaprakların hafif esen rüzgarda çıkardıkları hışırtılar. Sabaha kadar doğal müzik çalıyormuş gibi huzur içinde uyudum. Gün doğmadan uykuya doymuş olarak kalkıyorum huzur içinde. Güneşin doğuşunu kaçırmamak gerek. Kiraz dalları arasında olsa da güneşin muhteşem doğuşu bana güne iyi başlamama neden oluyor. Kiraz dalları arasından Güneş parıldıyor. Çadırlar ağaçların altında.

20150609_065407

Eldeki kahvaltılık malzeme ile kiraz bahçesinde kır kahvaltısını ücret ödemeden yapıyoruz. Biz kahvaltıyı yaparken sabah yağan çiğ tanelerinin çadırlar üzerinde Güneş altında kurumaya bıraktık. Kahvaltıyı yapasıya kadar kurudu bile ıslak olan çadırlar. Acele etmeden, eşyaları toparlayıp bisikletlere yükleyerek yola çıkmaya hazırız artık. Bahçede kaldık ama bir tane bile çöp yada artık bırakmadan nasıl bulduysak öyle bırakıyoruz bahçeyi. Ferdimen kendi bisikletini çekiyor kiraza dayalı olarak., çadırı yerde serili.

IMG_0001

Gece görmemişiz yakınımızdaki kayaları ve mağaraları. Bilseydik mağaralarda kalabilirdik geceleyin. Şimdiye kadar mağarada hiç kalmadım. Benim için bir tecrübe olabilirdi. Kayalıklarda üç mağara görünüyor.

20150609_075452

Sabah sabah pedal çevirmeden inişe geçmek gibisi yok. Bakalım ne kadar ve nereye kadar ineceğiz. Tabi ki kendimi dünkü gibi salmıyorum, dikkatli inmekteyim. Hem sonra yüksekte olduğumuzdan manzaranın tadını çıkarmak gerek. Geriye dönüp baktığımda indiğim yokuşun eğimini görebilirsiniz.

20150609_075455

Ufkum geniş, manzara alabildiğine uzayıp gitmiş. Böyle yerleri kaçırmamam gerek.

20150609_075646

Aşağımızda Tepebaşı köyü, küçük. Yukarıdan izlemesi güzel.

IMG_0019

Köyün içinden geçiyoruz, kahvede oturup çay içmek için. Köyün iç yolları henüz toprak. Ya muhtar çalışmıyor ya da sorumlu belediye gereken yardımı yapmıyor. Yazın toz toprak, kışın ise çamurdan kurtulamıyordur köy halkı.

IMG_0025

Ferdimen Tepebaşı köyünün tabelasını girişte çekmiş. Ben de önde tıngır mıngır gidiyorum.

IMG_0024

Ermenek kasabasına 3o Kilometre kalmış diyor tabela, ama yol bana tabelalarda yazanlara inanmamayı öğretti. Neyle ölçüm yapıyorlarsa, gelişi güzel konulmuş tabelalar, hiç bir zaman doğruyu söylemiyor. Bu Kilometreler arabalar için önemli değil. Gaza basıp gidiyorlar yorulmadan. Ama bisikletliler için gerçeği yansıtmayan bu rakamlar önemli. Çünkü kendi gücümüzle gidiyoruz, kaslarımızın besinlerden aldığı enerji ile.

20150609_075648

Yaklaşık olarak 20 Kilometreyi fazla pedal çevirmeden bir çırpıda indikten sonra yine tırmanış başladı. Ama ne tırmanış, yokuş yetmez gibi sıcaktan eriyen asfalt ile birlikte. Asfaltın ortasından gitmenin imkanı yok. Tekerlekler zift içinde çakılır kalırsın. Ben de toprak kısma yakın yerden fazla zifte bulaşmadan yavaş yavaş tırmanıyorum. Ara sıra zifte girmek zorunda kalınca tekerleğe yapışan zift pek kolay çıkmıyor. Bir de yolda ne kadar küçük taş varsa toplayıp lastik taşla kaplanıyor. Taşlı lastikle gitmek te zor, bakalım ne kadar sürecek bu durum. Bazı yerde bisikletten inip yürüyerek gitmek zorunda kalıyorum. Ayakkabı tabanları da ziftleniyor biraz, yürürken yere yapışıyor ara sıra. Bir de taşlar da yapışıyor tabana…

20150609_094900

Güneyyurt köyüne geldik, radar uyarısı bizi ilgilendirmiyor. Yokuş çıktığımızdan hızımız düşük. Zaman zaman 5 Km/h hızda gidiyoruz. Eriyen asfalta bulaşmadan kıyıdan kıyıdan. Hızımız radara uygun değil. Tabelayı bisikletimle birlikte çekiyorum.

20150609_110306

Hani derler ya “Demokrasilerde çareler tükenmez!” diye. İşte bunu görüyoruz güneş ısınlarının dik vurduğu asfaltta. Eriyen zift artık iyice akmaya başladığında karayolları pratik çözüm bulmuş. Kamyondan tozlu mıcırı kürekle erimiş zift üzerine serpiştirip eriyen asfalt için çözüm bulmuş. Sanki kökten sorunu çözer gibi. Olan işçilere oluyor, işçiler de dediğim taşeron işçiler. Bu sıcakta kamyonun üstünde toz bir yandan sıcak bir yandan bir yandan da ziftin yapışkanlığı. Aldıkları ücret yaptığı işe göre çok düşük. Masa başında klima ile serinleyen “Aydın!” mühendislerimiz ise asfalt burada neden eriyor, çözümü ne diye araştırmıyorlar. Zaten amirleri de çalışmalarını sanki istemiyorlar gibi. Al maaşını işe karışma, bu günü kürekle tozlu mıcır ile atlatalım, yarın Allah kerim. Düzen böyle maalesef…. Ferdimen’i yokuş çıkarken, asfaltın kıyısında çekiyorum.

20150609_110312

Güneyyurt köyünde kısa bir mola verdik. Mola verdiğimiz yerde koca bir çınar ağacı, içi oyulmuş. Oyulmakla kalmamış yakmaya bile çalışmışlar ama ağaç direnmiş, yakamamışlar. Tonlarca ağacı ve dalları taşıyan sadece gövdenin kenarları. İnsanlar ne acayip bir mahluk anlaşılır gibi değil. Ağacın geniş gövdesinin etrafına oturma yeri yapılmış çepeçevre. Oyuk ta bir mağara girişi gibi. İçine girilebilir. Bisikletim KUZ ve kıytırık solda park etmiş durumda.

20150609_113357

Ermenek baraj göletinin başlangıç yerini görmeye başladım. Göletten bayağı yukarılardayız.

20150609_115402

Beyaz bulutlara doğru tırmanmaktayız, kocaman bir bayrak ve direğine doğru.

20150609_120007

Bayrağın yanına gelince rüzgar hafif te olsa kocaman Türk bayrağı bizi selamlıyor. KUZ ve kıytırık ta saygı duruşunda bulunuyor şanlı bayrağımıza.

20150609_121141

Baraj göleti giderek belirginleşmeye başladı.

20150609_121711

Görünen o ki tırmanışlar bitmek bilmeyecek gibi. Ama görünüşe aldanmamak gerek, burası da aşılır. Sadece biraz sabır ve azim yeter çıkmaya. Sol tarafta kayalık dağ var.

20150609_123139

Koca bir kaya kütlesi dibinde gidiyoruz. Kaya kütlesi de öyle küçük görünmüyor. Kilometrelerce uzayıp gidiyor. Toros dağlarının ikinci sıra dağları.

20150609_124659

Yani anlayacağınız dağların yamacındaki yolda gidiyoruz. Bir taraf yalçın kayalık diğer taraf uçurum ve dibinde daha önce akan nehir baraj göletine dönüşmüş durumda.

20150609_124705

Bayağı büyük ve uzun bir baraj göleti ile manzaramız sürekli değişerek uzayıp gidiyor.

20150609_125408

Dağın zirvesi dikine kayalık ve çıkması olanaksız gibi. Aşağıda dört tane blok apartman inşaatı yapılıyor.

20150609_125411

Her daim manzara hem yukarıda hem de aşağıda değiştiğinden habire resim çekmek için duruyorum. Yol da çıkış olduğu için arada resim bahanesi ile dinlenmek gerek değil mi? Ben de öyle yapıyorum, yani dinleniyorum.

20150609_130953

Ve Ermenek ilçesine sonunda vardık. Gerçi o kadar kalabalık bir kasaba değil. Nüfus olarak sakin bir kasaba. İş, aş için büyük şehirlere göç vermiş zamanla. Bisikletlerimiz ile tabela önünde çekiliyoruz. Tabelada; Ermenek, Nüfus: 11300 yazıyor.

IMG_0059

Kasabadan önce petrol istasyonunda benden önce gelen Ferdi beni bekliyordu. Yokuş tırmanmaktan terlediğimden üzerimi çıkarmış bulunmaktayım. Geldiğimde beni öylece çekiyor. Burada soğuk birer dondurma ile hem pistonları soğuttuk hem de dinlendik. Ferdimen de bana benzinci ile yaptığı konuşmada söylenen sözleri söyledi. “Kendine bu kadar eziyet ediyorsun, öbür dünyada hesabını nasıl vereceksin?” diye söylemiş benzinci. Benzinci de bunu söylerken sigara ağzında olduğundan Ferdimen de ona “Asıl sen sigara içerek ciğerlerine verdiğin zararın hesabını nasıl vereceksin onu düşün” diyerek yapıştırmış cevabı. Ferdimen akıllı adam hiç lafın altında kalır mı? İnsanlar neler düşünüyor, şimdiye kadar hiç bir spor, kültür faaliyeti ya da sosyal sorumluk almamış, doğru dürüst kitap bile okumadan hesap sormayı kendine hak görüyor. Hem bilincinde olmadığı bir durum da var ortada. Burası benzinlik ve sigara içerek ne kadar bir tehlike içinde olduğunun farkında bile değil. Benzinin buharı bile alev alan bir yakıt. Böylelerine nasıl anlatacaksın ki?

IMG_0054

Neyse dondurmaları yedikten sonra kaya manzarası ile baş başa kalarak yolumuza devam ediyoruz. Kayalar sabır taşı, insanların dertlerine sabır gösterirler. Hele bizim gibi yolcuları daha iyi anlayabilir. Yolcu negatif enerji taşımadıkları için dertleri yoktur ve taşlar yolcunun dertleri olmadığı için sabır göstermek durumunda kalmaz. O yüzden taşlara zarar vermez yolcular. Doğdukları yerde ölenler böyle için insanlara dayanmak zorunda kalan taşlar sabredemez ve durmadan çatlar dururlar.

20150609_135337

Sonunda zirveye ulaştık.

20150609_135341

Kasabaya giriş yapıyoruz sonunda. Ermenek dar bir alanda yukarı aşağı pek genişleyememiş. Kasaba uzunlamasına yayılmış, pek te genişlemeye uygun bir arazi yapısına sahip değil.

20150609_135655

İlçede eskiyi andıran kerpiç evler de hala duruyor. İşin ilginç yanı betonarme binadaki borudan su falan geçmiyor. Adam kim bilir nereden aldıysa! boruyu kolon olarak kullanıp beton dökmüş. Hazır kalıp ama biraz pahalı bence! Belki de para vermemiştir? Kim bilir…

20150609_135857

Ermenek, Karaman iline bağlı bir ilçedir. Kentin tarihteki adı Yunanca: Γερμανικόπολις Germenikopolis`tir. Kimi zamanlarda Ermenak (yükseklerde yaşayan yiğit insanların ülkesi) olarak da anılan ilçe, Karamanoğulları Beyliği’ne başkentlik de yapmış olan ve nüfusunu Avşar Türkmenlerin oluşturduğu önemli bir yerleşim iken, bu beyliğin yıkılması ve ardından gelen Osmanlı dönemiyle birlikte, Adana Eyaleti’ne bağlı İçel Sancağı’nın “Paşa Hassı” olarak yönetilmiştir. 1845 Yılında Konya Eyaleti’ne bağlı sancak merkezi olmuş, 1910 yılında ilçe yapılmış, önce Konya’ya sonra Mersin’e bağlanmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile beraber yeniden Konya’ya bağlanmış, 1989’da Karaman’ın il olmasıyla Karaman’a bağlanmıştır.

Dünyanın önemli mağaralarından biri olan Maraspoli’yi de içinde bulunduran ilçe, denizden oldukça yüksekte Göksu nehri kıyısında yerleşmiştir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ermenek

Ermenek ana caddesi.

20150609_140106

Kasabanın merkezine doğru meraklı gözlerin bakışları altında ağır ağır gidiyoruz. Karnımız acıktı, yemek yenecek bir yer de bakınarak giderken bir lokanta görünce hemen durup içeri girdik. Bütçemize göre en uygunu Kuru – Pilav olarak kendimize güzel bir ziyafet çektik. Lokantanın patronu ile sohbete başladık yemek yerken. Hep göç veren kasaba da kalanların her birinin büyük şehirlerde mutlaka bir yakını var. İki uzun saçlı adam da dikkati çektiğinden sohbet te bir başka oluyor. Bu arada lokantanın önüne park ettiğimiz bisikletler gözümüzün önünde. Arada geçen çocukların dikkatini çekiyor. Başlıyorlar bakmaya bisikletlerimize. Daha çok benim KUZ ilgilerini çekiyor. Arkada kıytırıkla beraber. Kimisi dayanamıyor gidonda bağlı olan kornaya basıyor, nedense kornaya basanların hoşuna gidiyor. Bisiklet üzerinde havalı korna pek görmemişler anlaşılan. Sadece burada değil her yerde geçerken şöyle bir kornaya basanlar çok oluyor. Lokantacı inişten sonra küçük bir çıkış yapacaksınız, ondan sonra Silifke’ye kadar hep iniş olacak diye bizi bilgilendirdi. Bakalım ne çıkacak karşımıza. Dostum Feyyaz bizi Silifke de karşılayacak, hep iniş dendiğine göre çabucak varırız. Ama karşılaması için daha erken, onun için aramıyorum.

Ana cadde kenarında apartmanlar boy göstermiş.

20150609_151516

Lokanta sahibinin tatlı ikramı ile yemek faslını bitirdik. Hesap ta öyle ahım şahım bir şey tutmadı Kesemize uygun fiyatlar. Lokantacı ile vedalaşıp yola düştük. Yolda genç delikanlıların ilgisini çekince durup tanışarak bir resim çekildik. Çocuklar harika, büyüdükçe değişime uğradıklarından şimdilik iyi anlaştık gençlerle.

IMG_0079

Çektiğimiz resimleri nereden alırız diye sorunca facebook ta paylaşırız deyip arkadaş olduk kimisi ile.

20150609_153628_HDR

Çocuklarla tanışıp sohbet ettikten sonra az ilerde yolun aşağısında lisede ki öğrencilere el sallayıp onlara fırsat vermeden “Hello” diyerek şaşırttım. Tabi ki onlar da şaşkın bakışlarla “Hello” diyerek karşılık verdiler. Artık alıştık nasıl olsa, Hellolaşmak güzel gençlerle. Erzak stoğumuz azaldı, onları tamamlamak için marketten eksiklerimizi tamamladık. Yol bu, daha 2 – 3 günlük yolumuz var Mersin’e kadar. Ne olacağımız belli değil.. Baraj gölet manzarasını çekiyorum.

20150609_153220

Polyesterden yapılmış Keloğlan heykelleri görüne durup resmini çektim. Kimisinin kafası yok, elleri kesilmiş. En öndekinin yüzü parçalanmış. Güzel bir görsel heykellere neden böyle yapılır anlaşılır değil.

20150609_154027

Ermenek barajı manzarası ile yola koyulduk.

20150609_154524

Solumuzda ise yalçın kayalıklar, nereye bakarsan orası ayrı bir güzellikte. Karşıda tek minareli cami var.

20150609_154954

Ermenek kasabası pek te küçük olduğundan hemen bitiverdi ve bina görünümleri kayalık doğal taşlara dönüştü.

20150609_164651

Bir süre iniş çıkıştan sonra Körkuyu beli 1360 rakım yazan tabelaya geldik durduk. Yol boyunca bir çok bel den geçtik, sayısı belli değil. Ferdimen’in makinası ile bir prodüksiyon ile Körkuyu belinde ki resmimizi ölümsüzleştiriyor.

IMG_0105

Dağlardan aşağı kendimizi salıyoruz ama dikkatli bir hızda. Arada durup resim çekmek gerek pedal çevirmesek te manzara süper sağımda.

20150609_165628

Solumda da güzellikler alabildiğine uzanıyor.

20150609_165632

Kimi yerde derin kanyon çıkıyor karşıma.

20150609_170349

İniş zevkli oluyor, pedal çevirmeden. Sadece etrafı seyrederek hızla iniyoruz.

20150609_170556

Yukarıdan kanyonun başlangıcını görmüştüm. Şimdi ise aşağısındayım.

20150609_171349

Henüz tabana gelmedik, iniş normal olarak devam ediyor. İnerken sanki eğim daha fazla gibi geliyor bana. Yoksa göz yanılması mı? Bilemedim, hep inerken çok dik gelir sonra aynı yeri çıkarken rahatça çıkarım. Nedendir bilinmez…

20150609_171409

Yol kıyısında yapabilen kendine ev ve bir bahçe yaparak kendine uğraş edinmiş.

20150609_171605

İlginç dik kayalıklar bizi takip ediyor sürekli olarak.

20150609_171955_HDR

Karşımıza küçük bir köy çıkıyor, camisinden belli küçük olduğu. Neyse ki kahvesi varmış. Kahveye oturup birer duble çay içerek köylülerle sohbete başladık. Sohbet her zaman olduğu gibi Nerelisin? Nereden gelip nereye gidiyorsunuz? gibi. Kısaca nereden gelip nereye gittiğimizi anlattık. Mersin’e gittiğimizi öğrenen köylüler önünüzde 3 kilometrelik bir yokuş var. O yokuşu aştınız mı Silifke’ye kadar hep iniş ineceksiniz diye yolun bilgisini verdiler. Hadi bakalım göreceğiz. Ermenek te lokantacı da aynı şeyleri söylemişti.

20150609_172002

Köyün çıkışında su sesi duyunca durup çağlayıp akan küçük dereyi görüyorum. Bisikletin bana verdiği bu özgürlüğü Tanrıma şükrederek seyrediyorum. Bisiklet bana yolda çok güzel yerleri her zaman sunuyor. Başka bir araçla bunu göremem.

20150609_172607

İniş olunca benim ivmem Ferdimen den daha hızlı olunca bu kez ben öndeyim. Arada durup hem resim çekiyorum hem de Ferdimen’i bekliyorum. Birbirimizden fazla ayrılmamak gerek. Ferdimen beni geçince resmini çekiyorum bisikletimle beraber.

20150609_172612

Köylülerin bahsettiği son yokuşa geldik. 3 Kilometre %10 eğim gösteriyor. Biraz sert ama bizim için kısa. Takıyorum 1. vitese, başladım çıkmaya. Bana yokuş mu dayanır…

20150609_173411

Yokuşu çıkıyoruz kısa sürede, manzara harika buradan. Aşağıları, dağları, kayalıkları resmediyorum elimden geldiğince.

20150609_175659

Aşağısı derin bir vadi.

20150609_180352

Aşağıda Evsin köyü var ama yol köyün yukarısından geçtiği için köye uğramaya gerek yok.

20150609_181830

Torosların muhteşem görüntüsü ile birlikte gidiyoruz yol boyu. Kayalıklar fırlamış yukarıya doğru, duvar gibi.

20150609_181908

İneceğimizi gösteren vadi manzarasına tepeden hayranlıkla bakıyorum. Manzara inanılmaz güzel. Ben de bunu kaçırmam diyerek oturup seyre daldım. Bu arada Ferdimen de tripodu kurup resmimi çekmiş bile. Arkam dönük, manzarayı izliyorum.

IMG_0149

Dedim ya sanattan anlıyor Ferdimen, işte bunun kanıtı aşağıdaki resimde. Manzarayı oturup seyrederken kendimizi otomatik çekiyor 10 saniyelik bir sürede. Arkamız dönük, bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_0150

Bize anlatılanlar biraz abartılı geldi bu uyarı tabelasını görünce. Ne demek şimdi %10 eğim ve 10 Kilometre. Bu bize yapılır mı? Köylülerin anlattığı kadarı ile bu hesapta yoktu. Adamlar ya başka yolu biliyorlar ya da hiç bisiklete binmemişler buralarda. Birden bire bir hayal kırıklığı, yılgınlık ve yol yorgunluğu baş gösterdi. Hani deriz ya son yokuş diye turlara yeni başlayanlar için. Çok kişiye söylemişimdir her önümüze gelen yokuşta bu son yokuş diye. Cesareti kırılmasın, turu bırakıp geri dönmesin diye. Ben de yeni turlara başlayanlar gibi hissettim kendimi. Vay anam vay, neyse yılmak yok. Yola devam…

20150609_183943

Daha yokuşun başındayız ve güneş tepelerin ardına girmek üzere. Orman, dağlar bunu gösteriyor.

20150609_184412_HDR

Çık çık bitmiyor, bazı yerde bisikletten inip yürümek durumunda kaldım güneşin yola vurduğu son ışıklara bakarak. Etrafta çam ağaçları var.

20150609_185627

Bir yere kadar geldim ve yere iki seksen uzandım. Pil bitti, şarj da tutmuyor. Öylece yat pozisyonunda hiç bir şey düşünmeden sadece nefes alıp veriyorum. Pistonlar iflas etmiş durumda. Ben yerde yatarken, bisikletim sakince kalkmamı bekliyor.

20150609_193030

Bu durumu gören Fedimen kalacak uygun bir yer bakmak için ileriye doğru gidip araştırmalara başladı. Ben de iki seksen uzanmış güç toplamaya çalışıyorum. Kımıldayacak halim yok. Bir süre sonra Ferdimen yanıma gelerek “Urim baba kalacak bir yer buldum. 500 Metre ilerde ormanın içinde uygun bir yer var” deyip biraz toparladığım enerji ile kalkarak bulduğu yere geldik. Burası orman yolu. Yoldan biraz uzaklaşıp içeri doğru giderek kamp attık.

IMG_0172

Akşam yemeğini birlikte hazırlayıp tıka basa karnımızı doyurduk. Sonrası her zaman olduğu gibi Türk Kahvesi keyfi. Çay da demlenmeden olmaz deyip çaylar da içildi. Çevrede çeşme olmayınca suyumuz kısıtlı o yüzden suyu ölçülü kullanmak gerek. Yoksa yarın ne olacağı belli değil. Yolda çeşme var mı yok mu bilmiyoruz. Çöp artıkları bir torbaya koyduktan sonra çadırlardan uzak bir ağacın dalına astık. Orman hayvanlarını uzak tutmak gerek. Fazla zaman geçirmeden çadıra girip ilk başlarda yorgunluktan uyuyamasam da derin bir uykuya daldım. Orman hayvanlarından çekinmem de insanlardan çekinmek gerek. Zaten içerdeyiz, arabaların gürültüsü az da olsa geliyor. Bizi görmelerine olanak yok gibi.

Bu gün yaklaşık 75 Kilometre civarı yol yapmışız.

Yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc