Etiket arşivi: feyyaz alaçam

Bahar Turu 4. Gün

26 Mart 2022 Cumartesi

Avşar – Güvercinlik – Torba – Gölköy

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Çocukluğumu yaşamaya devam etmeliyim

Kaldığı yerden,

Tanışamadığım arkadaşları,

Sokak aralarında oynayamadığım oyunları

Yaşanmamış çocukluk aşklarımı,

Kim bilir hangi kıza aşık olacaktım

Ağaçlarda kalp içine yazmadım henüz  ikimizin adını

Urim Baba’CAN Ağustos 2015

 

Öne çıkmış olan görsel, lacivert rengine yakın masmavi deniz ve kıyıdan biraz uzakta küçük bir ada. Daha uzakta büyük adalar. Önde makilik çalılar.

IMG_20220326_132202

Sabah her gün olduğu gibi erkenden uyanıyorum. Artık otomatiğe bağladım. Biyolojik saatim şaşmıyor. İlk önce ayakyolunda elimi yüzümü yıkıyorum. Ardından binanın önündeki piknik masasında kahvemi pişirip içiyorum afiyetle. Kahvemi içerken çay suyunu koyup demledim. Bana göre zengin kahvaltımı yapıp bir güzel doyuyorum. Kahvaltıdan sonra çadırı ve eşyaları toplayıp çantalara yerleştirdim. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Ovada olunca pek yokuş ta yok. Neredeyse dümdüz yolda gidiyorum. Burada dikkatimi çeken bir şey var, kamp yaptığımda ve yolda hiç uçak gürültüsü kulağıma gelmedi. Uçak ta görmedim. Milas – Bodrum hava alanı yakın olmasına rağmen uçaklar yok. Herhalde turizm zamanı değil, ondan olabilir. Hayret! Kış ayları da Bodrum ve çevresi kalabalık olur oysa.

Bu arada bu akşam beni davet eden arkadaşım Ayhan Akın’ı telefon ile arıyorum. “Bu akşam sendeyim, yola çıktım.” Zaten sürekli aradı yol boyunca, ne zaman varacaksın diye.

Neyse ben yoluma devam ediyorum ve Sarıçay’ın doldurduğu ovanın deniz ile birleştiği yerler küçük lagünler oluşmuş sulak ve bataklık bir alan. Bu alanın dibinden geçince resmini çekiyorum.

IMG_20220326_111642

İlk başta ana yoldan gidiyorum. Trafikte araç sayısı fazla. Akın akın araçlar geçiyor. İyi ki emniyet şeridi var. O yüzden sıkıntı çekmeden gidiyorum. Kıyılar binalar ve yazlıklarla dolmaya başlamış bile. Bazı yerde yol denize yakın.

IMG_20220326_120117

Yol kıyısında uygun bir alanda durup mola veriyorum. Canım kahve istedi, bu isteği yerine getirmek gerek. İki gündür cep telefonumu bataryadan şarj etmiştim. Bataryayı Güneş paneline bağladım şarj olsun diye. Batarya ve Güneş paneli çimenlerin üzerinde. Kahve ocakta pişiyor, ocak rüzgar koruyucu içinde. Katlanır sandalyemi de kuruyorum. Güneş iyice ısıtıyor.

IMG_20220326_124421

Kahvemi içerken bisikletim KUZ bana poz veriyor. Kahveyi içtiğim yer yol kıyısında tamamen çalılarla duvar olmuş. Arkası zeytinlik bir alan. Bu alandaki yeşil çimenlerde kahvemi içiyorum. Sosis çantam yerde.

IMG_20220326_130258

Kahve molasından sonra yola çıkıyorum. Yol deniz kıyısında gidince karaya yakın olan küçük bir adayı çekiyorum. Deniz laciverte yakın bir mavilikte. Karşıda da daha büyük adalar var. Önde çalılıklar, bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20220326_132202

Yol deniz kıyısına yakın gidiyor. Kıyı kayalık, hiç kumsal bir alan yok. O yüzden henüz kıyılar talan edilip sahiplenmemiş arsızlar tarafından.

IMG_20220326_132419

Yol bazen denizden biraz uzaklaşıyor. Kıyıya yakın düzlük bir alanda lunapark görünüyor. Lunaparkın en belirgin aleti dönme dolap, devasa boyutunda ve her yerden görülebilir durumda. Rengi de beyaz.

IMG_20220326_141957

Yol bazen karanın içlerine kadar girince denizi görmek imkansız. Bu yol Bodrum kasabasına giden yol ve yoğun trafik var ama emniyet şeridinde rahat gidiyorum şimdilik.

IMG_20220326_143104

Emektar bir motor çam ağacının gölgesinde dinleniyor. Çok yer gezmiş, artık yorulmuş olmalı ki dinlenmeye çekilmiş bir ağacın gölgesinde. Uzun süredir dinlenmekte olduğunu etrafında saran otlar ve üzerindeki biriken tozlardan anlıyorum.

IMG_20220326_145121

Bodrum’a giden ana yoldan sağa doğru sapıyorum. Haritaya göre Ayhan Akın bu yol üstündeki Gölköy de oturuyor. Bu yola sapar sapmaz bir şeyler atıştırmak ve içecek almak için büyük bakkalın birinden alış veriş yapıyorum. Yolum 12 Kilometre civarı, yemek yemeden idare edecek kadar Eti sultani bisküvisi, bir şişe gazoz, 2 elma ve çikolatalı süt. Bunları yarı kapalı durakta oturup bir güzel yiyerek enerji takviyesi yaptım. Bu beni götürür Gölköye kadar. Otobüs durağındaki afiş dikkatimi çekiyor. Bisikletim KUZ ile afişin resmini çekiyorum. Afişte yeşil renkli “Ağaç gibi köklü, orman gibi güçlü” yazısı yazılmış. (Nazım Hikmet’in şiirine benzetmeye çalışmışlar. “Ağaç gibi tek ve hür ve orman gibi kardeşçesine” yazamamışlar) Altında da ormancıya benzer yanı olmayan inşaat işçisi gibi sarı kask giymiş birisi sırıtıyor. Sanki; “Ben her tarafta betonla kaplayıp sizi ağaçsız bırakacağım der gibi.” Aslında bu afiş insanların gözlerini boyamak için yapılmış. Çünkü insanların aç gözlülüğü yüzünden Bodrum yarımadası giderek betonlaşmaya başlamış bile. Fazla uzun sürmez, on yada yirmi yılda her taraf yazlık ev, otel ve işletme ile kaplanacak bu yarımada.

IMG_20220326_145553

Yol o kadar dar ki ne emniyet şeridi var, ne de kaçacak yer. Bir de demir bariyer yola sıfır neredeyse. Üstelik daha sezon açılmadığı için inşaatlarda yapım çalışmaları devam ediyor. Dev hafriyat kamyonları da vızır vızır gidip geliyorlar. Yol dar olunca kamyonlar dibimden geçiyorlar. Vertigo durumu devam ettiğinden aynaya da bakamıyorum. Baksam dengem bozuluyor. Düşme tehlikesi yaşadım. Baktım olmuyor yokuş çıkarken bisikletten inip yürümeye başladım. Yokuşun tepesine çıkınca bisiklete binip salıyorum aşağı. Yokuş çıkarken 1. viteste ağır tempoda yük te fazla olunca geniş bir alan gerek. Zig zag yapmadan yokuş çıkılmıyor. O yüzden kendimi tehlikeye atmadan yürüyorum bütün yokuşları. Yolun böyle olduğunu bilseydim bu taraflara girmezdim bisikletimle. Neyse atık olan oldu, Ayhan yemeği hazırlamış beni sık sık arayıp beklediğini söylüyor. Yolun dar halini ve demir bariyeri çekiyorum.

IMG_20220326_153946

Daha önce bahsetmiştim ya arsızca talanı, işte kanıtı; kepçeler sürekli çalışıyor, kamyonlar da çıkan toprağı başka yere taşıyorlar. Bir otel kendine daha önce yaptığı bina, tesis yetmemiş olacak ki genişlemeye karar vermiş. Çam ormanı içinde saklı bu tesiste ağaçlar yok edilip beton bina yapmaya başlamışlar yaz sezonu başlayasıya kadar. Bu genişleme, inşaat işlerine kolayca ruhsat alıyorlar. Çünkü her şey parayla. Zaten bizleri yöneten politikacılar da buralardan besleniyorlar. Kiminin kendi tesisi, istediği ruhsatı bir emirle pat diye alıyorlar. Her türlü talanı resmi olarak yapmaktan çekinmiyorlar. Bunu yapanlar şimdilik değil de çocukları betonun yenilemeyeneceğini anladıklarında çok geç olacağını yaşayıp kafalarına dank edecek. Çam ağaçları arkasında geniş bir alanı talan eden kepçeler ve beton bir bina.

IMG_20220326_155158

İşte göz boyamak için yapılmış dev tabela. Tabelanın en üstünde; “Hayal et çünkü herkes göremez” yazılmış Altında da kocaman bir göz, içi yeşillik ve deniz mavisi şeklinde şekiller yapılmış. Tam da sihirbazların göz boyaması gibi insanlara başka şeyler gösteriyorlar ama yaptıkları başka şey. Tıpkı iki yüzlü anlamı olan politikacılar gibi. Bir de utanmadan en altında resmi olarak bağış toplama adresi de verilmiş. Yanına da; “Daha yeşil bir Türkiye için” yazılarak para toplayacaklar. İnsanlarda utanma olmayınca devletin resmi kurumlarını da kullanmaktan çekinmiyorlar. Bu tabelayı bir şirket yaptırıp koymuş orman kıyısına, ileride talan edeceği yere.

IMG_20220326_161112

Buralarda maden ocağı gibi bir yer var. Belki de başka bir şeydir, bilemedim. Dev hafriyat kamyonların bir kısmı buraya girip çıkıyor. Girip çıkılan yer yola kadar toprakla kaplanmış.

IMG_20220326_163855

En son yokuşu bilmeden çıkmışım yürüyerek. Yokuş başında bisiklete binip aşağı sallandım. Epey bir iniş oldu, tam hızımı almış inerken yolun solunda kısa boylu birisi bana el salladığını görüyorum. İlk önce işletmelere müşteri çağıran palyaçolara benzettim. Uzaktan renkli kıyafetleri palyaçoyu andırıyor. Son anda beni karşılamaya gelen Ayhan Akın olduğunu fark edince frenlere asılıp durdum. Yolun karşısına geçip yanına vardım. Beni köyün girişindeki işletmede karşılamaya gelmiş. Hasretle kucaklaştık Ayhan’la. Sonra birer çay içelim, yorgunluğunu alırsın teklifini geri çevirmedim. İşletmeci kadın ile de tanıştım. Bize çay getirdi. Zaten çay içme ihtiyacım gelmişti. Yorgunluk çayını içip yola çıkmadan işletmeci kadın Ayhan ile beni bisikletlerimizle çekiyor bir poz.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 16.50.43

Ayhan önde, ben arkada takip ederek evine vardık. Ev iki katlı ve bahçeli bir yer. Alt kat Ayhan’ın, üst kat başkasının. Bisikletim KUZ ve Ayhan’ı evin önünde çekiyorum.

IMG_20220326_165906

Bisikleti bahçeye bıraktım. Çantaları indirip içeride bir köşeye koydum. İlk önce sıcak bir duş alıyorum. Oh rahatladım, gerçi biraz zorlansam da pek terlemedim sayılır ama kokmaya başlamışımdır mutlaka. Sonra son geldiğim 12 Kilometrelik yol beni iki yönde yordu. Hem fiziksel hem de ruhen. Gittiğim yolların en berbat yoluydu. Neyse duştan sonra temiz eşyalarımı giyip akça, pakça yemek masasına oturduk Ayhan ile. Ayhan da tek başına yaşayan bir kadın. Hollanda dan emekli olmuş, kendine bu yazlığı almış, neşeli, şen, şakrak bir halde gününü gün ediyor. Ayhan’ın en beğendiğim hali cesur bir kadın oluşu. Neden derseniz tek başına bisiklet turları yapabilecek cesarete sahip olması. Cesur kadınları severim. Ne yapması gerektiğini bilen ve onu yapan bir ruhu var. Ve kimseden de çekinmez, lafını söyler geçer. O yüzden şen kahkahalarını her zaman duyabilirsiniz.

Güzel de yemek yaptığını bu akşam öğrendim. Yaptığı yemek nefisti ve büyük bir iştahla yedim. Yemeğin yanına da şarap iyi gider. Yanımda taşıdığım şarap şişesini çıkardım çantadan. Gökçealan köyünde Kutay’ın verdiği şarap. Sek şarabı kadehlere doldurup şerefimize kaldırıyoruz kahkaha atarak. Ne güzel bir dostum var, zorlu yoldan gelsem de bu akşam için değerdi. Karşımda oturan Ayhan ile kadehleri tokuştururken çekiyorum. Buzdolabı kapağında mıknatıslı görseller yapıştırılmış.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 16.50.42 (1)

Yemeği afiyetle yedik şarap ile birlikte. Şarap ta nefisti doğrusu. Yemekten sonra ne gider? Tabi ki kahve, haliyle kahve bende. Hemen kahve takımını çıkarıp kahve pişiriyorum masada, oturduğumuz yerde. Kahveyi afiyetle içtik. Aramızda da konuşuyoruz sürekli. Ayhan ile daha önce telefonda konuşmuştum Bodrumdan Datça’ya feribot var mı diye. O da bana feribotların çalıştığını söylemişti. Yarın ki tur planım Bodrum’a pedallayıp feribot ile Datça’ya geçmek. Datça da dostum şair Feyyaz Alaçam oturuyor. Bir, iki gün onun yanında kalmayı planlamıştım. Hem konuşulacak çok şeyim vardı usta kalem şair Feyyaz’dan. Ayhan internetten feribot seferlerine bakınca her gün olmadığını söyledi. Feribot işletmesini aradık. Bize verdiği cevap; “Salı, Perşembe ve Cumartesi” günleri seferlerin olduğu. Eyvah ki eyvah, bu gün Cumartesi, yarın Pazar. Salı gününe kadar üç, bu günü sayma iki gün var. O kadar bekleyemem ki!

Hemen planlarımda değişikliğe gitmeliyim. Haritadan nasıl gideceğime baktım. Hedefim olan yere epey uzağım. Fazla zaman kaybetmeden hedefime ulaşmaya odaklandım. Aklıma geldiğim yoldan otogara gidip otobüs ile Köyceğiz’e bir an önce varmak. Bu iyi fikir, hoşuma gitti. O taraflarda bir çok dostum var. Hem onları görürüm hem de kano ile ilgili fikir alış – verişinde daha çok zamanım olur. Dostum Feyyaz Alaçam da beni bekliyordu. Onu arayıp gelemeyeceğimi bildirdim. Neyse sağlık olsun dedik. Başka bir zamanda geleceğimi söyledim. Aklımın bir köşesine sadece Datça’ya gelip bir süre dostum Feyyaz ile hasret gidermek. O benim uzun tur bisikletçiliğine başlamama neden olanlardan birisi. Eski ustam sayılır. Ondan çok şey öğrendim ve hala öğreneceğim yeni şeyler de var. Örneğin şairlik, yazarlık ve yazmak.

Artık planlarım değiştiğine göre rahatça uyuyabilirim bu gece. İki kadeh içtiğim şarap biraz başımı döndürdü sanki. Zaten içmesem de başım sürekli dönüp duruyor sarhoşlar gibi. Kafam hala su dolu bir kova içindeki karpuz gibi sallanıyor. Şarap ta nefis ev yapımı olunca bu karpuz biraz daha sallanmaya başladı. Gece 12 gibi temiz yatağıma yatıp hayallerimin peşinde rüyalarıma dalıyorum.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 52 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Yazı Masası

Yazı masası yapımı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir şiir yazsam

Şiir yazmak

Şiir nasıl yazılır?

Yazmak şiiri

İlk önce aşık olmalı

Sonra şair olmalı, şair

Şiir yazmak için aşk gerek

Aşkı bilmeyen nasıl şiir yazar?

Şair olmak için daktilo olmalı

İlham perileri herkese gelir

Kulağa fısıldar yazması için

Bu fısıltıları yalnız 

şairler duyar

Şair oturdu mu daktilonun başına

Kulağındaki fısıltılar kelimelere dökülür.

Urim Baba’CAN Şubat 2022

Öne çıkmış olan görsel, yazı masası, üstünde daktilo, demir kalemlik, içinde kurşun kalem. köpüklü kahve fincanı, defter, kalem. Koltukta Urim Baba’nın logolu yastığı.

DSCN3685

Şu sıralar ilham perileri sık sık gelmeye başladı. Kulağıma sürekli fısıldıyorlar tatlı sözleri bir şiir gibi. Bir de yaz diyorlar bana. Tembelliğimden olacak her fısıldanan şiirleri yazmıyorum, sadece bir kaç kez oturup kulağıma fısıldanan şiirleri yazıya döktüm kalem ile. Bazen de roman konusunu fısıldıyorlar. Böylece birikti yazmam gereken şiirler, romanlar. El ile deftere şiirlerimi yazmaya başladım ama oturmak gerek masaya. Gerçi yazı masam yok ki! Neyse aklımda yazı masası yapmak var ama daha uygulamaya geçmedim

Uzun zamandır gitmediğim bit pazarına gideyim dedim bir Pazar günü. Bacanağım ile sözleştik bit pazarına gitmek için. İzmir’de Ege mahallesinde kurulduğunu biliyordum ama neresinde olduğunu, yolu bilmiyordum. Hilal metro istasyonunda bacanağım ile buluştuk. O yolu biliyor. İki üst geçidi aşıp Yeşildere kıyısından bit pazarına ulaştık. Bit pazarı Roman mahallesi içinde kalan bir yer. İki katlı eski bir bina içine her pazar kuruluyor. Herkes kendi yerindeki alana eski püskü aletleri, eşyaları sermiş satmaya uğraşıyor. Fiyatlar pahalı geldi bana. Hem eski, hem garantisi yok, üstelik yüksek fiyattan kapıyı açıyorlar. Nedense tok satıcılar. Ekonomi bozuk bu aralar, dolar almış başını gidiyor. Satıcılar da sanki eski eşyaları dolarla almış gibi pahalı satmaya çalışıyorlar. Kendime küçük bir balta alayım dedim, o da sapsız. Kaç para dersiniz 60 -70 Lira fiyat biçtiler. Haliyle almadım.

Neyse tezgahları dolaşmaya başladık. Tezgahın birinde bir daktilo gözüme ilişti. Daktiloyu görür görmez bana fısıldayan ilham perileri kulağıma; “Bu daktiloyu almalısın” dedi. Zaten içimde vardı bir daktilo almak ama şimdiye kadar niyetlenmemiştim almak için. Daktiloyu incelemeye başladım, görünüşü temiz, tuşların hepsi çalışıyor. Sağlam bir makine. Satıcıya “Kaç para bu daktilo?” diye sordum. O da “250 Lira” deyince dur bakalım bu kadar eder mi diye dostum Feyyaz Alaçam aklıma geldi. O bu konuda bilgili. Çünkü daktilosu olduğunu biliyorum ve yazılarını daktilo ile yazıyor.  Daktilonun resmini çekiyorum. Şair ve yazar dostum Feyyaz Alaçam bana bu konuda yardım eder diyerek resmi yolladım kendisine. Arkasından telefon ile arayıp daktiloyu sordum, gönderdiğim resme bak bakalım 250 Lira eder mi? Sağ olsun dostum Feyyaz kısa süre telefonla aradı. “İyi bir Alman markası olduğunu, biraz indirim iste satıcıdan, sadece kağıt koyup biraz yaz ve dene” dedi. Ben de kağıt koydurup yazdırdım. Biraz silik olsa da fena değil. Satıcıdan 200 Lira vereyim dedim ama pek oralı olmadı ve son fiyat deyince artık bir daha belki bulamam aynı fiyata diyerek 250 Lirayı sayıp daktiloyu aldım. Hani Atalarımız der “Bit pazarına nur yağmış” diye. Bit pazarına nur değil zam yağmış sanki. Aşağıdaki resimde tezgahta gördüğüm daktilonun ilk hali. Markası Olimpia. Daktilo F klavye, tam da Türkçe tuşlu.

IMG_20211114_132646

Daktilonun taşıma çantası da var. Daktilo çantasının sapından tutup eve geldim. Şimdilik dolabın bir köşesinde duracak. Çünkü yazı masası yok henüz ortada.

IMG_20220211_095105

Yazı masası yok dedim ya az önce. Aslında var ama henüz yapılmamış halde. Yıllar önce çocukluk arkadaşım bana elindeki fazlalık tahtalardan vermişti. Marangoz atölyesinde çalışırken başka bir marangoz arkadaş ta bana palet tahtalarından kesip düzelttiği dört tane ayak vermişti. Kare kesim, üstü geniş, altı daralıyor. Tam istediğim ayaklar. Bunlar çatıda bekledi yıllarca. Tozlanmış tahtaları çıkarıp marangoz atölyesine getirdim. Marangoz arkadaşın dediğine göre tahtalar tik ağacının bir çeşidi olan ireko ağacından kesilmiş. Bu tahtalar yatlarda kullanılıyor. Pahalı bir ağaç olduğunu söyledi. Neyse tahta parçalarını seriyorum tezgaha. Tahtalar 2 X 10 X 50 santim boylarında 15 parça. Dört ayak 5 X 70 boyunda.

IMG_20211119_105406

Elimdeki tahta boylarına göre 45 X 70 boyutunda tabla olacak. Tahta kıyıları oval olduğundan o kısımları kesiyorum yatar makinede. Birleşme yerlerine kanal açıyorum 3 milimetre. 3 milimetre şerit kesiyorum çıta ve sıvı çivi sürüyorum kanalın içine. 3 milim şerit çıta kanalın içine yerleştiriyorum. Bu işlemi kısa sürede yapmak gerek çünkü sıvı çivi hava ile temasa geçince reaksiyona başlıyor. Hem şişiyor hem de sertleşmeye başlıyor. Sıvı çiviyi sürdükten sonra uzun iki işkence ile uzunlamasına sıkıyorum. Yanlara da takoz destekli işkencelerle düz olmasını sağlıyorum. Yoksa işkence tablayı eğriltebilir. Tezgah üzerinde işkencelerle sıkıştırılmış tabla görünüyor.

IMG_20211119_172145

Tahtalar kısa sürede birleşip dondu. Sıkışırken aradan taşan beyaz renkli, donmuş sıvı çivi görünüyor. Tahta boyları değişik olduğu için kıyılarda kimi uzun, kimi kısa kalmış. İstenen ölçüden biraz fazla oldu tabla.

IMG_20211120_084907

Tablanın alt kıyılara 4 santim eninde çıtalar için sıvı çivi ile yapıştırıyorum. Elde uzun tahta yok. İşkence ile sıkıştırılmış tahtalar.

IMG_20211123_094150

Tablanın kenarlarını düzgün biçimde kesiyorum ve zımpara makinesi ile siliyorum. Ağaç sert olunca uzun sürüyor silinmesi.

IMG_20211125_112853

Kenar çıtalarını da uçlarını gönyeli kesip alt kısma sıvı çivi sürerek yapıştırıyorum. Bu işlem yine işkenceler sayesinde oluyor. Tablanın kıyısında 14 tane işkence çıtayı sıkıştırmış.

IMG_20211126_151313

Ayaklar biraz kalın geldiğinden yarım santim kesiyorum. Planya ile düzeltip zımpara yaptım. Kıyılarını makinede oval tıraşladım. Dört ayak ters yatırılmış tabla üzerine koydum, kenar destek tahtalarını da ona göre kesiyorum uçları gönyeli. Masa nalları dikmiş durumda tezgahın üzerinde.

IMG_20211229_151937

Ayakları ve yan tahtaları yapıştırdım. Çekmece için iç kısma da kenar tahtası koyunca masa dört ayak üzerinde zımparalanmış olarak hazır. Sıra geldi çekmeceyi yapmaya.

IMG_20211229_160809

Çekmeceyi de masanın ölçülerine göre kesip yaptım. Çekmecenin altına da 6 milimetre marin kontraplak kesiyorum. Marin kontraplak suya dayanıklı bir malzeme, tahtalar da suya dayanıklı. Sadece ayaklar normal ağaçtan. Çekmece masaya taktım açık durumda. Önüne de tahta bir sandalye koyunca masa bitmiş oluyor.

IMG_20211230_165856

Masa bitince bir yorgunluk çayını hak ettiğimi düşünüyorum. Çayı demleyip bardağa koydum ve masaya oturmuş halde keyifle çayı içiyorum. Marangoz Özcan da beni çekiyor çay içerken.

IMG_20211230_170025

Sıra geldi yakma işlemine. Masa öyle bildiğiniz masa olmayacak. Yazı masası anlamlı olmalı. Yazacağım yazıları dik olarak hazırlayıp kağıda bastırıyorum. Karbon kağıdı ile ayaklara çiziyorum yazıları. Sonrası yakma işi. Yakma makinesi ile yakarken kendimi çekiyorum otomatik.

IMG_20211231_124223

Masanın dört ayağı var, hepsinin bir ismi olmalı. Madem yazı masası olacak isimler de ona göre anlam katacak masaya. Yıllar önce Selçuk’taki  Efes antik kentini dolaşmıştım. Burada bir kütüphane var. Adı da Celcus kütüphanesi. Bu kütüphaneyi MS 110 – 135 yılları arasında Celsus onuruna oğlu Gaius Julius Aquila tarafından yaptırılmıştır. İşte bu kütüphanenin ön tarafında dört tane heykel koydurmuş Gaius Julius Aguila tarafından. Bu dört heykelin ismi de;

APETH KEΛΣOY (ARETE = Erdem ve karakter)

ENNOIA ΦIAIΠΠOY (ANNOİA = Kader ve muhakeme)

EΠIΣTHMH KEΛΣOY (EPİSTEME = İlim ve bilim)

ΣOΦIA KEΛΣOY (SOPHİA = Bilgelik ve Akıl)

Bu isimler yazı masasında yazacağım şiirler, romanlar ve yazılar bu karakterleri taşıyacak. Geleceğe güzel bir miras bırakmalı. Edebiyat budur, güzelliği dışa yansıtmak. O yüzden aklımda olan bu isimlerin orijinali olan Yunanca harfler olarak iki yüzeye yakıyorum. Diğer iki yüze de Türkçe anlamları yakıyorum. Masanın dört ayağını çekiyorum alttan, Yunanca ve Türkçe yazılar yakılmış durumda. Nereden bakarsan bak iki dilde yazdığım yazı görünüyor.

IMG_20220102_001925

Masa odanın ortasında komple görünür biçimde. Yanında da koltuk. Koltukta Urim Baba’nın Kahvesi logo baskılı yastık var. Arka fonda çekyat, kömür sobası ve televizyon.

IMG_20220102_141454

Masa bitti, sıra geldi cila işine. Ama ilk önce zımpara yapmalı. Zımpara önemli! Zımpara yaparken toz çıkacağından masayı bahçeye çıkardım. Zımpara çok ince, 300 numara. O yüzden saatlerce zımpara yaptım ama pürüzsüz bir duruma geldi. Zaten sert bir ağacı zımpara yapıyorum. Neyse her tarafını en ince ayrıntılarını zımparaladı bir güzel. Bir taraftan da elimle kontrol ediyorum.

IMG_20220103_133926

Zımpara işi bitince sıra geldi cila işine. Özcan marangoza bana vernik almasını söyledim. O da sağ olsun almamış. Dükkana gidince bana neden vernik almadığını anlattı. Masayı yaptığım ağaç Teak cinsi İreko ağacı. Değerli bir ağaç. “Ağacın rengini, desenlerini orijinal göstermesi için tik yağı ile yağlamalısın” dedi. Elinde de bir miktar kalmış teneke kutuda. Tik yağını nasıl uygulayacağımı da anlattı. Küçük bir miktar tik yağını kaba koydum. Küçük bir fırça ile uygulayacağım yere iyice yediriyorum. Sonrasında bez ile sildikten sonra sanki kurumuş gibi oluyor ve akıntılar, fırça izi yok oluyor. Böylece dört kat vuruyorum. Her kat vurduktan sonra 24 saat beklemek gerek yağın iyice kuruması için. Tik yağı uygulama işi 4 gün sürdü. Tik yağını fırça ile masaya uygularken otomatik çekiyorum kendimi. Arkada motor ve bisiklet var. Limon ağacı da görünüyor.

IMG_20220105_134032

Tik yağı iyice kuruyunca masayı odaya aldım. çekmecenin soluna mavi nazar boncuğu yapıştırıyorum. Alttan masanın görünümü, dört ayak, çekmece ve nazar boncuğu. Çekmece kulpsuz. Nazar boncuğunu koymamın nedeni; Nazara inanırım. Bir kaç kez kem gözlerin, kıskançların kötü bakması sonucu eşyaların çatlayıp patladığını, başıma da kötü olayların geldiğine şahit oldum ve yaşadım. Böyle bir masayı görenler mutlaka beğenecek. Aralarında kıskananlar, sahip olmak isteyenler olacak. Özellikle mavi gözlü insanların nazarı kötü oluyor. Masanın başına kötü şeyler gelmemesi için bir tane mavi nazarlık olsun ki kötü bakışlardan korusun. Nazardan korunmak için başka bir çaresi de yok maalesef.

DSCN3683

Masayı duvar dibine yerleştirdim. Daktiloyu da üzerine koyunca kendini gösterdi. Demir çelik fabrikasında çalıştığım zamanlarda çektiğimiz demirlerin en kalını olan 50 milimetre kalınlığındaki nervürlü demirden kendime kalemlik yapmıştım. Kaplamacılarla iş yaptıran bacanağım Vural Civan kalemliği çinko ile kaplattırdı. Nervürlü demir olan kalemlikte 18 yıl çalıştığım İzmir demir çelik harfleri kabartma olarak basılı. İki nervür arasında bir harf gelecek şekilde İ D Ç yazılı. Yıllarını verdiğim fabrikanın ismi yazılı kalemlik benim için anlamlı.

Masa üzerinde daktilo, yazmaya hazır kağıt takılı. Yanında kalemlik, içinde kurşun kalem. Biraz önünde yeni yaptığım köpüklü Türk kahvesi. Kahve içilmeye hazır. Fincandaki logonun yansıması tabakta tersine görünüyor. Masanın sağıda şiir ve solda yazı masası yakılmış durumda.

DSCN3687

Masanın üzerine tik yağı vurmadan önce yazdığım ilk şiiri yaktım.

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

Şiirle ilgili çizdiğim görsel olan kanoyu da iki kişi binmiş, denizde yelken açmış olarak giderken yakıyorum en üstte.

DSCN3680

Masayı yandan çekiyorum koltukla beraber. Koltukta logolu yastık var. Masanın üzerinde daktilo, kalemlik, defter ve içilmeye hazır kahve var. Masanın sol alt tarafına da “Yazı Masası” olarak yakılı.

DSCN3685

Tam istediğim bir masa oldu mavi nazarlıklı yazı masası. Arkadaşım da sanki biliyormuş gibi tam bir masa yapacak kadar tahta verdi. Ayrıca dört ayak ta tesadüf değil, sanki bilerek bana geldi. İş sadece yapmaya geldi. Elimden de geliyor marangozluk işleri. Hem yaptıkça daha çok öğreniyorum. Artık şiirler, masallar, romanlar, yazılar yazılacak. Hatta şu anda okuduğunuz bu yazıyı bile bu masada yazdım bilgisayarda. Şimdiye kadar hep iyi şeyleri, güzel şeyleri diledim. Hepsi de bir şekilde beni buldu ve dileklerim gerçeğe dönüştü. Her şey de birden bire olmuyor. Zamanı gelince kendiliğinden ortaya çıkıyor. Tıpkı “Yazı Masası” gibi. Ben de ilham perilerinin kulağıma fısıldadığı kelimeleri yazıya dönüştüreceğim. Ama kalemle, ama daktilo ile. Mutlaka iyi şeyler yazacağıma inanıyorum. Biz gelecekteydik, geleceğe iyi şeyler bırakacağız. Yarınlar güzel olacak, Güneşli günler göreceğiz.

Şair ne demiş; “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey”

En son olarak ta ben şöyle diyorum; “Bu günü yazmazsan yarınlar olmayacak”

Gediz Keşif Bisiklet Turu 1. Gün

2 Temmuz 2018 Pazartesi

Eskişehir – Kütahya

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

ben mi? evet…
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak…
bir çiçek merhaba diyecek…
hoşgeldin diyecek dağ…
orman gülümseyecek…

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, İçi su dolu yalağa çeşme borusundan su dökülüyor. Bisikletim KUZ diğer tarafta. Yalağın uzunlamasına, yanından küçük bir kanaldan su boşalıyor.

20180702_120846_HDR

Güzel bir uykunun sabahında erkenden uyanıp çadırımı, eşyaları toplayıp bisikletin çantalarına yerleştirdim. Ön ve arka bagaj çantalarını KUZ’a taktım. Yola çıkmaya hazır olarak bekliyor KUZ. Kahvaltıyı yapıp karnımı doyuruyorum. Ben yola çıkmaya hazırım ama yol arkadaşım Şevket Karahasan ortalarda yok. Nerede uyuyor, çadırı nerede bilmiyorum. Artık kalkmasını bekliyorum Şevket’i.

Bisikletim KUZ, çantalar yüklü durumda bahçede duruyor

20180702_090954_HDR

Bisiklet evinin salonunda bulunan camekanda Urim Baba’nın Kahvesi havlusu konulmuş. Havluyu camekanın içinde çekiyorum.

DSCN4277

Bisiklet evinde kalan ilk konuk olarak hatıra defterine yazdığım yazının resmini çekiyorum. 8 Ay önce, 05 Kasım 2017 tarihini not düşmüşüm. Aynı zamanda bisiklet evinin açılışını da ben yapmıştım o tarihte.

DSCN4280

Benden sonra burada kalanlar anı defterine yazmışlar duygularını. Yazılanları okudum tek tek. İçlerinden sadece dostum Fernando Feyyaz Alaçam tarafından yazılan yazıyı çekiyorum anı olarak. Feyyaz da 24.02.2018 tarihini atmış.

DSCN4279

Bisiklet evinde demleme çay poşetlerinden bir kaç tane aldım yol için. Bir süre bekledim Şevket’i, sonunda kalktı, hamakta uyuyormuş bahçede. Bileydim erkenden kaldırırdım, yola çıkardık. Fazla geç olmadan yola çıktık Kütahya’ya doğru. Eskişehir den çıktığımızı tabeladan anlıyorum. Önde Şevket durmuş telefona bakarken tabelayı katran ağaçları ile birlikte çekiyorum.

20180702_100658_HDR

Yol kıyısında çeşmesi akan bir yerde duruyorum. Şevket gözden kayboldu, göremiyorum yolda. Çeşme başında bisikletim KUZ park etmiş olarak çekiyorum.

20180702_120055_HDR

Pistonlar ısınmaya başlamıştı, iki tane borudan su akıyordu. Ben de yalağın içine girerek iki çeşmeden akan sularla iki pistonu ayrı ayrı soğutma çalışmalarına başladım. Bisikletimdeki kamera tutucuya kamerayı bağlayıp otomatik olarak çektim pistonları soğuturken.

20180702_121134_HDR

Yalak içi su dolu, yandan küçük bir kanaldan su boşalıyor. Bisikletim arkada, çeşmeden akan su ve yalak ile resmini çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180702_121305_HDR

Asfalt kaymak gibi olunca yolda hızlı gidiyorum. Karayolları tabelasında Kütahya il sınırı yazılmış, demek ki Eskişehir den çıktık, Kütahya’dayız artık.

20180702_123716_HDR

Yol kıyısında çeşme yapılmış, çeşmeyi yoldan görmek olanaksız. Anca bisikletle yol alırsan fark edebilirsin. İşte bisikletin faydaları. Su ihtiyacım olmadığı için sadece çeşmeyi göstermek için durup KUZ ile çekiyorum çeşmeyi.

20180702_124908_HDR

Eskişehir – İstanbul ana yolundayım, Buradan Kütahya yönüne gideceğim. tabela kavşakta olduğumu gösteriyor.

20180702_130923_HDR

Porsuk barajıma geldim, barajın su seviyesi düşmüş. Karşı kıyılardaki kayalıklar dikine oluşmuş. Burada kayalar oyulup odalar yapılmış.

DSCN4285

Kayalıklar baraj boyu sıralanmış.

DSCN4286

Kiminin dibinde doğal oluşmuş mağaralar var.

DSCN4288

Kayalar 30 ila 40 metre dikine yarılmış sanki.

DSCN4289

Barajın başlangıç yerine geldim. Su seviyesi düşük olduğu için buralarda sadece akan Porsuk çayı ve toprak görünüyor.

20180702_133637_HDR

Tek başıma yolda gidiyorum, henüz Şevket görünürde yok. Öğle zamanı olunca acıktım. Yol kıyısında çeşme görünce burada durup öğle yemeğimi yiyorum. Yemekten sonra keyif kahvemi de pişirip içtim. Burası hareketli bir yer, yoldan geçenler burada durup gözleme, kebap yiyerek kalabalık oluşturuyorlar. Bisikletim KUZ ve çeşme kareye giriyor.

20180702_134013_HDR

Bu yoldan ilk defa geçtiğimden etrafı seyrederek yol alıyorum. Manzara yavaş olsa da değişiyor sürekli. Tepeler, otlaklar, Porsuk çayı ile birlikte giden yoldayım.

20180702_141627_HDR

Kayalık bir tepe, dibinde çam koruluğu sık dikilmiş. Diğer yerlerde seyrek çam ağaçları var.

20180702_141706_HDR

Yol duble, emniyet şeridi geniş. Rahatça yolda ilerliyorum. Karşımda biri iri biri küçük iki dikili taş sivri olarak görünüyor.

20180702_142007_HDR

Bisikletle giderken yol kıyısındaki her şeyi görmek olası demiştim. Gözüme ayçiçeği bitkisi ilişti. Yol boyunca bir çok yerde görüyorum ayçiçeklerini. Otların arasında boyu uzamış sarı renkli çiçekleri dikkat çekiyor.

20180702_142041_HDR

Yolun üstünde kocaman kayalar heybetli görünümünde.

20180702_142308_HDR

Kütahya bölgesinde toprak ve kaya yapısı beyaz renkli. Sodalı da diyebiliriz. Yatay katmanlar yol açılırken ortaya çıkmış.

20180702_142805_HDR

Bazı yerde katmanlar parçalı kırık şeklinde.

20180702_143011_HDR

Sık sık karşıma çıkan ayçiçeği bitkileri yanında başka bitkiler daha var. Yoldan geçen arabalar pek fark etmese de ben rahatça ne olduğunu görüyorum. Bu bitkiler uyuşturucu olarak kullanılan kenevir bitkileri. Yol boyunca bir çok kez gördüm bu bitkileri. Hepsinin yanında ayçiçekleri de ekilmiş. Esrar yapımında kullanılan keyif verici bitkilerini yol boyunca birileri ekmiş çaktırmadan. Dikkatli bakılmazsa fark edilmiyor.

20180702_143251_HDR

Toprak yapısı Kapadokya coğrafyasındaki gibi. Doğal şartlarda oluşmuş sivri, küçük tepeler peri bacaları gibi. Sadece üstlerinde kaya parçaları yok. O yüzden yağan yağmurlar kayaları sivri olarak oymuş. Etrafta katran ağaçları var.

20180702_143703_HDR

Yol kıyısında yağan yağmur birikintileri kuruyunca dipte kalan beyaz çamur sıcaklıktan çatlamış.

20180702_144746_HDR

Porsuk çayından geçiyorum, köprü başındaki tabelayı akan çay ile birlikte çekiyorum bir poz. Tabelada Porsuk 1 yazıyor. Çayda akan suyun rengine göre lağım suyu renginde akıyor. Yani çok pis.

20180702_145652_HDR

Kütahya’ya giriş yapacağım az sonra. Yolda devasa bir tak yapılmış, her tarafı Kütahya çinileri ile kaplanmış. Tak duble yolda iki kemerli, her ayakta bir tane sivri kubbe var. Toplam üç tane ayak, üç kubbe. Tak şehrin girişinden epey önce yapılmış. İleride şehir genişleyince buraları da evler, iş yerleri ile dolacağı kesin.

20180702_152223_HDR

Kütahya tabelasının resmini çekiyorum. Nüfus ; 245.000, Rakım ; 950 metre. Eskişehir’in rakımı 800 metre olduğuna göre 150 metre daha yükselmişim. Yolda gelirken yükseldiğimi fark etmemişim bile.

20180702_152542_HDR

Yavaş yavaş şehir merkezine doğru yaklaşıyorum. Buralarda azot sanayi fabrikası, seramik fabrikaları, şeker fabrikaları sanayisini oluşturmuş. Pembe çiçek ekili meydanda küre üstünde ata binmiş Atatürk heykeli dikilmiş. Heykel ve küre kocaman.

20180702_154525_HDR

Şevket ile Kütahya’ya varınca haberleşiyorum sonunda. İç kısımda bir kahvede buluştuk. Çay ve atıştırmalık bir şeyler yedik. Kütahya’yı az çok biliyorum. Ben önde, Şevket arkamda Kütahya meydanına geldik. Burada Kütahya’nın simgesi çini vazonun heykelinin resmini çekiyorum. Su fıskiyeleri vazoya doğru su fışkırtıyor.

20180702_160720_HDR

Henüz erken olduğundan yola devam ettik, yol kıyısında, bir çeşme bulursak kamp yapacağız. Nitekim Kütahya dan 8 – 9 Kilometre uzaklaştıktan sonra kamp yapacağımız uygun bir çeşme gördük. Kütahya da her tarafta su var ve her yere çeşme yapılmış. Hatta acıklı bir türküsünün başında Kütahya’nın Pınarları diye başlar. Çeşmeyi yaptıran “Şehitler Çeşmesi” olarak ismini vermiş. Çeşmenin üstüne büyük bir şapka yapılmış. Kırmızı beyaz bayrak renklerine boyanmış. Çam ağacına da Türk bayrağı takılmış bir sopaya. Aynasına da “Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun” yazılmış. Betondan yapılmış yalağa iki borudan su akıyor.

20180702_202634_HDR

Su olunca kamp yapmak kolay. Hava şartları uygun hamak kurmaya. Çam koruluğunda hamakları kuruyoruz. Şevket’te de hamak var. O bir ağaca, ben bir ağaca geriyorum hamağı.

20180703_070651_HDR

Düzlük bir yerde akşam yemeğimizi yedik. Hava kararınca bisikletleri ağaçların arasına sakladık. Fazla geç olmadan hamakta uyuklamaya başladık. Bir süre sonra yorgunluktan uyuya kalmışım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 89 Km civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

99. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu 9. Gün

9 Nisan 2014 Çarşamba

Ayazma da bir günlük dinlenme

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

SOLUK SOLUĞA-2

Büyük aşklar yolculuklarla başlar

ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

Onlar ki dünyanın son umudu

soyları tükenen birer çılgındırlar

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında

Ölümle alay ederler sanki

Nerde beklenirse ordaydılar

bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Neydi onları ordan oraya

savurup duran şey

Onları daima yalnız kılan

neydi bu yaşam denilen gürültüde

Her dilden bir adları vardı onların

ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

Sarışındılar belki de esmer

yani birçok yüzün bileşkesi

Ne altın arayıcısıydılar

ne de aylak bir gezgin

Vurulup düşseler de her kuşatmada

serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa

Bulurlar heder olmanın bir yolunu

Onlar ki bu dünyada

kahraman olmaya mahkumdurlar

Sislenen anılar kaldı bize onlardan

renkleri bozulup duran solgun anılar

Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin

bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı

onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi

vurulup düştükçe ışığını karartan

O serüvenlerin günlüğü tutulmadı

yazılmadı o insanların destan şiiri

Parça parça ettirilseler bir kartala

(ki sanırım böyle oldu sonları)

Fışkırır yüreklerinden

başarısız ihtilallerin yangınları

Ahmet TELLİ

 

Öne çıkmış olan görsel, Dar bir yerde akan suyun içinde iki elim yandaki kayalara tutmuşum. Soğuk sular üzerimden köpürerek akıp gidiyor.

10151299_10152333382159861_3903726615810480825_n

Her yerde böyle güzel uyunmaz, sabah uyansan da ormanın şarkıları seni rüyalarına karıştırmaz. Tembelce yatıp kuş seslerini dinleyemezsin her yerde. Ancak ormanın içinde sabahın erken saatlerinde uykunu almış olarak benden önce uyanmış doğa huzur veriyor çadırımın içinde. Güneş bile doğmuş, bu sabah seyredemedim. Tembelliğime verin artık. Bu günü tatil ilan ettik, erken kalkmak yok, canın ne zaman isterse. Çadırımın tepesi açık, öyle uyudum öyle uyandım güneşle beraber. Hava güneşli ve sakin, ismini bilmediğim kuşlar ötüp duruyor ağaçların arasında. Bir zaman yattığım yerden dinliyorum ormanın sesini. En güzel terapi olsa gerek, insanın ömrü de uzar, boyu da. Çadırımın içinden tepesini yattığım yerden çekiyorum. İki üçken tülden çam ağaçları görünüyor.

090420146415

Gece karanlıkta geldiğim için nasıl bir yer olduğunu sabah çadırımdan çıkınca görüyorum. Çadırları kurduğumuz yer düz, etraf uzun çam ağaçları ile kaplı. Küçük bir bina gördüm, bina tuvalet olarak kullanılıyor. Elimi yüzümü yıkamak için biraz aşağıda akan çay kenarına inmeye başladım. Üç çadır yan yana, üç bisiklet park edilmiş kenarda.

090420146416

Uzun çam ağaçları arasından çaya doğru gidiyorum.

090420146418

Çay küçük şarıltılarla akıyor taşların arasından.

090420146419

Çay yosun tutmuş kayalarında şarıldayarak akıyor. Buz gibi akan su ile elimi yüzümü yıkıyorum. Güne böyle başlamak güzel dostlar. Çay dibinde kalın gövdeli çınar ağaçları da yosun tutmuş.

090420146421

Mustafa da yok yok, piknik için 4 köşe tavada sucuklu yumurta pişiriyor. Kahvaltılık malzemeleri çıkarıp masaya seriyoruz güzelce. Mutluluğun kahvaltı ile olan ilişkisini bildiğimizden güzelce kahvaltı yapacağız güneşin altında.

090420146423

Sucuklu yumurta nefis olmuş, afiyetle yiyoruz. Sıra kahve pişirmeye geldi. Kahve işi bende, takımlarımı çıkarıyorum masa üstüne. Üçümüzü masada elçek resim çekiyorum.

090420146424

Kahvaltıdan sonra kahyamızı da çağırıp kahve keyfini yapıyoruz üçümüz. Çanakkale şehitlere saygı turunda beraber pedalladığımız İrfan’ın arkadaşları turdan sonra Gökçeada’ya gitmişlerdi. Onlar da bu akşam aramıza katılacaklarını bildirdiler İrfan’a. Masanın üzerinde köpüklü kahve üç fincanda.

090420146425

Kahve keyfi bittikten sonra İrfan’ın rehberliğinde Ayazma mesire yerini dolaşmaya başladık. Patikada İrfan gidiyor önden.

090420146426

Burada iki çay birleşiyor, çadırlar diğer çay kenarında. Gezimiz daha ilginç ve gür akan çayı gezeceğiz. Tahta yürüme yolları, köprüler çayın üzerinde.

090420146427

Tahta köprünün altından çay köpürerek dökülüyor aşağıya doğru.

090420146428

Çay bazı iri kayalar arasından akıyor. Kayalar yosun tutmuş.

090420146430

Ayazma çayının sağ kolundan yukarısını dolaşıyoruz. Çay şarıldayıp akıyor uzun, iri, gövdesi yosun tutmuş çınar ağaçların gölgesinde.

090420146429

Yosun tutmuş çınar ağacının gövdesi sağda, ileride kademeden dökülen çay ve tahta köprü.

090420146432

Çay yatağında bir sağdan, bir soldan yukarı çıkmaktayız. Bazı çınar ağaçlarının gövde içleri çürüyüp oyuk açılmış.

090420146433

Kayaların arasından köpürerek akan çay kenarında Mustafa yere oturmuş cep telefonu ile resim çekiyor.

090420146434

Dere bazen iki iri kayanın arasında sıkışıp kendine daracık ta olsa bir yer bulup küçük çağlayan oluşturmuş. Aşağı dökülürken çıkardığı ses ilk önce beyaz köpüklerin içinde hapis oluyor. Ancak köpük patladıktan sonra sesi duyabiliyorum. Bu ses olayını öyle kolay duyamazsınız. Oturup dinlemek gerek köpüğün içinde hapis olmuş sesleri.

090420146436

İrfan da çınar ağacının altında çömelmiş resim çekiyor kendi gördüğü yerleri. İleride yüksekten dökülen çay köpürmüş.

090420146435

Yaşamın izlerini suda aramak gerek. Su varsa yaşam da vardır. Önce yosunlar, küçük çalılar ardından ağaçlar dere kenarında. Sonra böcekler, kuşlar ve diğer hayvanlar sudan faydalanıyor. Oturup köpüklerde saklı olan sesi dinlerken bunları düşünmeden edemiyorum. Çağlayıp dökülen sular köpürüyor.

090420146437

Bir ağaç devrilmiş ve çay üzerinde doğal bir köprü oluşturmuş.

090420146438

Bazen de dere dinginleşiyor bir süre. O zaman berrak suda tüm renkleriyle çakıl taşları büyülüyor adeta. Su o kadar berrak ki seyrederken en ince ayrıntısına kadar suya, ağaçlara, kuşlara aşık olmayı düşünüyorsun birden bire. Derenin içinde çakıl taşı olmayı düşlüyorsun, renkli çakıl taşı. Güneşin ışıklarını bakanları kendine aşık edecek kadar renkli.

090420146439

Öyle ilginç ağaçlar görüyorum ki durup resmini çekmeden edemiyorum. Ağacın gövdesinden başka yerler görünüyor. Benim gördüklerim sadece birazı, kim bilir daha ne kadar değişik ilginç resimler vardır doğada.

090420146440

İşte burası efsanede anlatılan ilk güzellik yarışmasında Hera, Athena ve Aphrodit altın elmayı alabilmek için havuzda buz gibi suda yıkanarak vücutlarını dirileştirip Paris’in karşısına tek tek çıktıkları havuz. Köprü altından, yüksek kayadan köpürerek havuza akan çay.

090420146441

Demin gördüğüm çağlayanı yakından ve yandan çekiyorum.

090420146442

Derede akan suyun yanı sıra çeşmelerden de sular akmakta. Ardından dereye kavuşup çılgınca çağlayıp denize kadar yolculuğuna devam ediyor. İki borudan dökülen su ve arkada çağlayandan köpürerek dökülen su aynı karede.

090420146443

Yürüyüşçüler için patikalar oluşturulmuş ormanın içinde. Ormanı dinleyerek yürüyüş yapabilirsiniz çam ağaçlarının gölgesinde.

090420146444

Devasa kayalıklar da dik olarak karşımıza çıkıyor. Tıpkı çam gövdeleri gibi.

090420146445

Dün gördüğümüz su türbinine giden boruyu görüyorum. Boru delinmiş, suyun basıncından metrelerce yukarı fışkırıyor.

090420146446

Yanlardan gelen küçük dereler çaya kavuşup birleşiyor.

090420146447

Kimi yerde de kayaların altından fışkırarak çıkıyor sular.

090420146448

Dik kayalık sanki su deposu ve her kayanın altı delik, sular fışkırıyor yer yüzüne, dereleri, çayları oluşturuyor.

090420146449

İrfan’ın rehberliğinde yukarılara doğru çıkıyoruz Mustafa ile. İrfan Keçi gibi tırmanarak kayalıklarda ki küçük mağaralara götürüyor bizi. Merakla takip ediyoruz sadece.

090420146451

Bu susuz mağara, epey gidiyor yukarı doğru. Ancak bir insan gidebiliyor.

090420146452

Mağaranın içine giriyorum, içerisi zifiri karanlık. Cep telefonumun ışığı ile etrafı görebiliyorum. Mağaranın içi kupkuru, 2 metre yanında su olmasına rağmen. Bir yere kadar gidebiliyorum. Mağara öyle sessiz ve karanlık ki insan ürperiyor bu durum karşısında. Kapalı yerde kalma korkusu olanlar buraya girmemeli bence. Korkudan ölebilir. İrfan’ın dediğine göre mağara yukarıdan çıkışı varmış. Ama gözüm yemedi doğrusu çıkışa kadar. Çıkış deliği de görünmüyor karanlığın içinde. Kendimi elçek ile remimi çekiyorum

090420146459.

Bu da suyun gözü, İrfan’ın dediğine göre su buradan fışkırarak dışarıya çıkıyormuş ama şimdi hiç akmıyor. Bu kış yağışsız geçtiğinden olsa gerek bu kaynakta su bitmiş anlaşılan.

090420146453

İçerisi loş karanlık, su var ama akmıyor.

090420146455

Deliğin içinde su var, loş ışıkta bile su o karar berrak ki seyretmeye doyamıyorum. Mavimtrak bir rengi var suyun içindeki çakıl taşlarının.

090420146456

Etrafta bahar çiçekleri açmış durumda. Mor çiçek tüm güzelliğini ortaya sermiş, arılara nektarını sunmaya hazır.

090420146460

Yürüyüş biraz yordu galiba, oturup dinleniyoruz. Kendimizi yormaya da gerek yok. Tembelliğimiz üzerimizde nasıl olsa. Üçümüzü yere oturmuş dinlenirken elçek resim çekiyorum.

090420146463

Çayın aktığı yer derin bir yarık, üstünde çam ormanı ve bir çardak görünüyor.

090420146464

Başladığımız yere tekrar geliyoruz. çağlayanın tam tepesinden aşağıya aktığı yeri çekiyorum.

090420146465

Dengesiz İrfan’ı tahta köprünün üzerinde resmini çekiyorum. O da sorumsuzca bana poz veriyor. İrfan korkuluğa dayanmış durumda.

090420146466

Hiç bir yerde görmediğim güzellikte bir yer Ayazma. Büyüleyici bir görünümü var sanki. Daha önce yaşanmışların hikayesi saklı bir yerlerinde. Hikayelerini dinleyecek birilerini bekler gibi. Kim bilir neler yaşanmış ağaç gölgelerinde. Sanki yaşanmışların hikayeleri ağaçların kovuklarında saklı. Kulağını ağaç kovuğuna getirip hikayeleri dinleyecekmişsin gibi. Akan çaydaki çınar ağaçlarında kovuklar, solda yürüme yolunda İrfan yürüyor.

090420146471

Suyun içinde renk cümbüşü var sanki. Suyun akışında meydana gelen gerilmeler öyle bir görüntü veriyor ki saatlerce seyretsen doyamazsın. Mavisi, beyazı, yeşili, kahverengisi. Açık renkli, koyu renkli seyredilmeye değer.

090420146472

Su yüzeyinde akıntının meydana getirdiği gerilmeleri seyretmeye doyamıyorum. Yaşama yaşam katıyor.

090420146473

Güneşin ışıkları suyun üzerine yansıması apayrı bir görüntü veriyor. Işık sanki köpüklerle dans ediyor gibi. Köpüklerde hapis olan sesler ışıkla bütünleşerek insana huzur veriyor.

090420146474

Yaşlı çınar ağacı derede başına gelmedik şeyler yaşamış gibi yuvarlak biçim oluşurmuş. Buraya gelen aşıklar da aşkını ağaç gövdesine kazıyıp ilan etmiş tüm dünyaya.

090420146475

Yıllarca, uzun yıllarca dağlarda dolaşmış biri olan İrfan hala doğaya aşık olarak oturup doğanın bize sunduğu güzelliklere bakmaya doyamıyor. Çay yanından akıyor usulca. İrfanın yanında uzun bir ağaç kalem gibi düz.

090420146476

Sanki tarihte ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Ayazma da tüm güzellikler toplanmış gibi. Kademe kademe dökülen çay Güneşte parıldıyor.

090420146477

Suyun yüzeyinde minik minik güneşleri görebilirsiniz. O bize hayat veriyor, biz de onu yaşıyoruz suya vurmuş renk cümbüşü içinde.

090420146478

Hep etrafı, ağaçları, akan çayı çekecek değilim ya. Bir de beni sessizce takip eden gölgemi de çekmek gerek diyerek kendi gölgemi çekiyorum. Gölgem yere vurmuş.

090420146479

Henüz Bahar aylarının başlarındayız. Nisan ayının ilk günleri, hava pek o kadar sıcak değil. Benim niyetim antik çağlarda güzellik yarışması için Paris’in karşısına çıkmadan önce girdikleri güzellik havuzuna girmek.  Şortumu giyip havlumu aldıktan sonra güzellik havuzuna geliyorum. Dostum Feyyaz Alaçam der ki “Üşümek psikolojiktir” diye. Ben de ona uyarak psikolojik olarak kendimi hazırlayıp güzellik havuzuna giriyorum. Su aşırı derecede soğuk, insanın bedenini yakıyor adeta. İlk önce ayaklarımla giriyorum, ayaklar dondu bir süreliğine. Ardından sudaki kayalıklara dikkat ederek havuzun içine kendimi bırakıyorum usulca. Soğuk su tüm bedenimi haşlıyor ilk önce. Henüz kılcal damarlarım açılmamış, suyun içinde hızlı kulaç atarak bir süre yüzüyorum. İrfan da beni çekiyor yüzerken. Arkamda çağlayan köpürerek havuza dökülüyor.

1538791_10152333402244861_3108746995654024903_n

Fazla kalamadım suyun içinde, bir süreliğine çıkıyorum. Üşüme desen hiç yok, gayet iyi durumdayım. Biraz dinlenmek gerek, kılcal damarların açıldığını hissediyorum. En uç damarlarda dolaşan sıcak kan ısınmama neden oluyor. Havuzun dışında kollarımı yumruk yapıp poz veriyorum İrfan’a

10258275_10152342080349861_740001071005153424_n

Fazla beklemeden tekrar suya dalıyorum, gövdem suyun sıcaklığına alışıyor. Tüm organlarım en üst düzeyde çalışıyor galiba. Havuzun içinde bir o yana, bir bu yana yüzerek keyfini çıkarmaya başladım. Ohh hayat bu işte sevgili dostlar. Günlerin yorgunluğu üzerimden çekiliyor sanki. 9 Gündür hiç durmadan pedal çeviriyoruz. Sadece Dardanos yerleşkesinde duş almıştım. Şimdi ise Kaz dağlarının kayalar içinde sakladığı kar suları, kayalardan fışkırıp ortaya duru, saf ve soğuk olarak çıktığı yerde yıkanarak arınıyorum adeta.

10268526_10152342083829861_279651908245008789_n

Havuzda ki tüm su benim üzerimden akıyor Müthiş bir şey bu. Doğal masaj oluyor benim için. Yüzlerce metreküp su üzerimden akıp gidiyor aşağılara doğru. Uzun saçlarım suya uyum sağlıyor akarken. İki elimle yandaki kayalara tutunmuş halde sular üzerimden akarken İrfan çekiyor bir poz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

10151299_10152333382159861_3903726615810480825_n

Bir süre sonra sudan çıkıp kurulandıktan sonra çadırların olduğu yerde yere uzanıp Güneşlenmeye başladım. Soğuk suda vücudum o kadar diri haldeki sanki Afrodit ile havuzun içinde çılgınlar gibi sevişmiş haldeyim. Ve hala Güneşin altında bu sevişme devam ediyor gibi. Güneşin ışınları ile ısınırken ilk güzellik yarışmasının yapıldığı bu yerde geçmişte olan olayları düşündüm. Elde ettiğim sonuç ; tüm savaşların bir kadın yüzünden çıkmış olduğu. Hem de en güzel kadın yüzünden…

Tanrıların yaşadığı Olimpos dağında bir düğün vardır. Gümüş Ayaklı diye anılan Thetis evlenmektedir. Nereid (deniz perisi) olan Thetis olağanüstü güzel bir kadındır. Zeus onunla birlikte olmaya niyetlenmiş fakat hevesi kursağında kalmıştır. Çünkü Thetis’in üzerinde bir hediye/bir lanet vardır. Doğuracağı çocuk babasından güçlü olacaktır. Bunun üzerine Zeus onu bir ölümlüyle evlendirmeye karar verir. Bu kişi Peleus’tur.

Tanrıların evinde muhteşem bir şölen vardır. Su perileri bile düğüne çağrılıyken, Kavga ve Karmaşa tanrıçası Eris, düğünün tadı kaçmasın diye, Zeus tarafından davet edilmemiştir.

Eris buna çok bozulur. Düğündekilere ve özellikle de Zeus’a bu saygısızlığını cezasını vermek için bir yol düşünür. Bir altın elma alarak üzerine “En güzele” yazar ve Olimpos’a fırlatır.

Elma düğünün tam ortasına düşer. Zeus daha elma düşerken, olanları anlamıştır. Eris’i davet etmediğine pişman olur ama çok geçtir. Elmanın üzerindeki yazı salonda fısıltı şeklinde dolaşmaktadır.

Bütün kadınlar elmayı kendilerine layık görmektedirler. Ama ortada güçlerin savaşı da vardır. 3 kadın elma üzerinde hak iddia etmek üzere öne çıkarlar. Hera, Athena ve Afrodit. Hiç biri geri çekilmek niyetinde değildir. Zeus’a dönerek tanrıların tanrısı olarak en adil kararı onun vereceğini, elmayı hak edene vermesini söylerler.

Zalim, bencil, çıkarcı, yalancı. Bunların hepsi Zeus için kullanılabilir sıfatlardır. Homeros da İlyada’da satır aralarında bu sıfatları ona yerleştirmiştir fakat, asla aptal değildir Zeus. Böyle bir seçimi yaptığında, başına gelebileceklerden haberdardır; İki ölümsüz tanrıçanın sonsuz kinini kazanmak.

İşten sıyrılmak için, kendisinin onları sadece fiziksel güzellikleriyle değil aynı zamanda tanrısal güzellikleriyle de bildiğini, bu yüzden seçimi başkasının yapması gerektiğini söyler. Bir ölümlünün. Gözleri fiziksel güzellikten başka hiçbir şey göremeyen bir ölümlünün.

İyi kıvırdığının farkındadır. Şimdi tanrıçaların arasında seçim yapacak bir ölümlü bulmak gereklidir. Hermes’e emir verir; Bir ölümlü bul ama ihtiyar olmasın. Onlar görmüş geçirmiş olduğundan böyle bir seçimin neye mal olacağını hissedecek kişilerdir. Tanrılar arasında hakem olmayı kabul etmezler. Genç, toy birini bul. Dikkat et, soylu biri olsun. Ne de olsa tanrıçaların içinden seçim yapacak. Ama çok önemli birini de seçme. Tanrıçalar öç aldığında, insanlar fazla isyan etmesin.

Bugün Londra, National Gallery’de sergilenmekte olan Paul Rubens’in 1636 tarihli “Paris’in Kararı” tablosu bu anı resmetmektedir.

Rubens_-_Judgement_of_Paris

Aslında Zeus’un kimi kast ettiği bellidir. Priamos’un oğlu Paris.

Troya kralı Piramos’un karısı Hekabe rüyasında yılan doğurduğunu görünce uykusundan uyanıp Troya ve İda dağının yanmakta olduğunu haykırmış. Piramos oğlu kahin Aisakos’a rüyayı yorumlatmış. Aisakos yorumunda “Kraliyet ailesinden doğacak bir çocuğun Troya’nın yerle bir olup yıkılmasına neden olacak.” Bunun üzerine Kral Piramos öldürmesi için İda dağı baş çobanı Agelaos’a yeni doğan çocuğunu öldürmesi için İda dağına götürmesini emretmiş. Agelaos yeni doğmuş çocuğu alarak İda dağına götürmüş. Yufka yürekli olan Agelaos çocuğa kıyamamış, dağa bırakmış. Paris’i dişi bir ayı emzirerek hayatta kalmasını sağlamış. Baş çoban Agelaos Paris’i bıraktığı yere gidince hayatta olduğunu gördükten sonra bunda bir keramet var, tanrılar ölmesini istemiyorlar diye İda dağında Paris’e bakmaya başlamış. Bilge, akıllı ve yakışıklı bir çoban oluvermiş Paris.

Hermes Zeus’tan aldığı emirle yanına Hera, Athena ve Afrodit’i alarak İda dağında sürüsünü otlatan Paris’in yanına gelerek altın elmayı ona verdikten sonra Zeusun mesajını iletti : ” Gönül ilişkilerindeki adaletin yakışıklılığın kadar göz kamaştırıcı.  Bu nedenle tanrıçalardan en güzelini söylemen için Zeus sana emrediyor.”

Paris elmayı kabul ederek şüphelerini dile getirdi ; “Benim gibi basit bir çoban nasıl olur da hakemlik yapabilir? Elmayı üç eşit parçaya böleceğim” diye bağırdı.

Hermes, “Hayır bölemezsin, Ulu Zeus’un emrine karşı gelmen imkansız !” diye Paris’in isteğini reddetti.

Paris “Nasıl istiyorsan öyle olsun” diyerek derin bir iç çekip tanrıçalara dönerek “Verdiğim karardan dolayı kaybedenlerin beni cezalandırmaması için size yalvarıyorum. Neticede ben aptalca hata yapabilecek bir ölümlüyüm” dedi.

Tanrıçaların üçü de Paris’in  söylediklerine hak verip ona katıldılar.

“Onları göründükleri gibi yargılamak yeterli mi, yoksa soyunmaları da gerekiyor mu?” diye sordu Paris Hermes’e

Hermes de ona “Yarışmanın kuralları şu andan itibaren senin kararların olacak” diyerek bıyık altından güldü. Hermes bunun üzerine tanrıçalara soyunmalarını nazik bir dille söyledi.

Tanrıçalar soyunduktan sonra Paris “Şimdi eğer bir itirazınız yoksa sizlerle teker teker görüşmek isterim. Böylece gereksiz tartışmaları önlemiş oluruz. İlk olarak siz gelin Azize Hera! Diğer tanrıçalar bizi bir süreliğine yalnız bırakabilirler mi acaba?”

“Bana dikkatlice bak” dedi Hera, muhtelşem vücudunu yavaşça döndürüp gösterdikten sonra “Unutma ki eğer beni seçersen seni tüm Asya’nın hükümdarı ve Dünyanın en zengin kişisi yaparım.”

“Hiç bir şekilde rüşvet kabul etmem mümkün değil, teşekkür ederim yeterince gördüm. Şimdi siz gelin Azize Athena” diye karşılık verdi Paris.

“İşte buradayım” dedi Athena maksatlı bir şekilde ileri atılarak. “Dinle Paris, eğer ödülü bana verecek olursan seni tüm savaşlarda muzaffer bir komutan yaparım. Aynı zamanda en yakışıklı ve bilge insanı olursun”

“Ben bir asker değil basit bir çobanım” dedi Paris tanrıçaya dönerek. “Kral Piramos’un egemenliği altındaki Lydia ve Phyrigia’nın dört bir köşesinde barış sürmekte. Bunu kabul edemem” diyerek tanrıça Athenayı gönderdi.

Son kalan Afrodit’ seslenerek yanına çağırdı. Afrodit beklerken güzellik havuzuna girerek güzel vücudunu soğuk suda adeta diriltti. Sudan yeni çıkmış durumda Paris’in yanına gelerek neredeyse teni tenine değecek karar yaklaşan Afrodit Paris’in kıpkırmızı olmasına neden oldu.

“Lütfen bana dikkatlice bak” dedi Afrodit. ” Ve hiç bir şeyi atlama…  Seni görür görmez kendi kendime dedim ki Dünyanın en yakışıklı adamı duruyor. Onun gibi birisi böyle bir yerde nasıl olur da çobanlık yapar. Benim kadar güzel ve benim kadar tutkulu bir kadın olan Spartalı Helen ile evlenmen sana neyi kaybettirir. İnanıyorum ki birbirinizi ilk gördüğünüzde Helen senin aşığın olabilmek için ailesini, evini kısacası her şeyi arkasında bırakıp seninle gelecektir.”

Bunu duyduktan sonra Paris altın elmayı Afrodit’e uzatarak aşkı seçer.

Yarışmayı kaybeden diğer tanrıçalar Paris’e verdikleri sözü tutmuşlardır. Kendisine hiç bir zarar vermediler. Ama Troya savaşta çok acı çekti halkı ile birlikte ve yerle bir oldu.

Homeros İlyada da bu savaşı destanlaştırarak anlatmıştır bu trajik tanrıların oyunlarını.

Alıntı ; Yunan Mitleri Tanrılar, Kahramanlar, Söylenceler. Robert Gravers kitabından.

Yukarıda anlattığım hikayenin kısaltılmışını tabelaya yazmışlar, Tabelada yazılan;

İda’da Dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçimi

Kral Piramos’un bir kuşkuyla dağda ölüme terk ettiği oğlu Paris bir ana ayı tarafından emzirilerek kurtarılıp büyüyüp yaman ve güzel bir delikanlı olur. Bir gün güzeller güzeli tanrıçalar Hera Athena ve Aphrodite arasında kimin en güzel olduğu konusunda kavga çıkar. avgayı çözümlemek üzere Zeus Paris’i görevlendirir. Paris birbirinden güzel üç kadın arasında seçimi nasıl yapıp elmayı kime vereceğini düşünürken belkide dünyanın ilk rüşvetlerinden biri devreye girer. Hera; Asya ve Avrupa krallığını, Athena; Savaşta Dünyanın en büyük yiğidi olmayı ve insan üstü akıl vadederler. Aphrodite ise; Benden sana en güzel kadın sevgisi der. Pars krallığı ve kahramanlığı bir kenara itip sevgiyi seçer ve Aphrodite uzatır elmayı. Böylece Dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçimi sonuçlanır!

Diye yazılmış.

090420146491

Güneşin altında iyice ısındıktan sonra giyinerek arkadaşların bulunduğu yere geliyorum. Cep telefonlarının çektiği noktada Mustafa ve İrfan çektiği resimleri facebook’ta  paylaşmaya çalışırken resimlerini yüksek bir yerden çekiyorum.

090420146480

Yanlarına iniyorum, ikisi de hala telefonlarınla meşguller.

090420146482

 

Ayazma da bir amfi tiyatro bulunmakta. Ama öyle antik çağlardan kalma değil. Sahnesi betondan yapılmış, oturma yerleri yuvarlak ağaç gövdeleri kesilerek yapılmış.

090420146485

Amfi tiyatronun oturma yerleri kısa çam kütükleri dik olarak toprağa gömülmüş, Oturma yerlerini yandan çekiyorum.

090420146486

 

Buraya gelen piknikçiler için çardak yapılmış ama çardağın içine yağmurdan kaçan uyanık piknikçinin bıraktığı masa duruyor. Kimse de dışarı çıkartmaya yeltenmiyor açıkçası.

090420146481

 

Tiyatronun oturma yerindeki kütüğe bir orman kuşu gelince resmini çekiyorum. İşte sabahın erken saatlerinde ormanın şarkısını söyleyen bu kuşlar. Ürkek bakışları ile beni süzdükten sonra fazla durmayıp uçup gidiyor yiyecek bulmaya.

090420146488

 

Öğle yemeği için Mustafa aşağıdaki balık çiftliğine gidip balık alıyor. Ardından tavasında pişirerek bize sunuyor. Mustafa yemek pişirmesini seviyor ve ağzının tadını bilerek en lezzetli biçimde hazırlıyor sofrayı. Yemek keyfini de rakı ile süsledi. Zaten balıklar ağlardı rakı olmazsa sofrada. Yemekten sonra kahveleri içtik. Ardından güzel bir çay demliyorum. Çay da çay oluyor tavşan kanı gibi. Tembelliğimizin üst noktasındayız. İki çaydanlık üst üste.

090420146492

İrfan piknik masasında çay içerken, yanda bisikletim KUZ duruyor. Çadırlar solda.

090420146493

 

Akşam hava kararmadan İrfanın arkadaşları geliyor. Hakan Berktan ve Özcan Doğan. Kendileri ile daha önce tanışmamıştım. Tanışıyoruz ve çadırlarını kurmalarına yardımcı olduk. Akşam yemeği için bolca makarna yapıp ortaklaşa yiyoruz afiyetle. Bu arada hava kararıyor, dereden gelen su sesinden başka ses yok etrafta. Ağaçların arasından ay bize kendini gösteriyor. Ayı biraz yakınlaştırıp çekiyorum.

090420146498

 

Kalabalık olunca sohbet te güzel oluyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde uykumuz gelince çadırlara girip yatmak gerek. Bu gün dinlenerek geçtiğinden tatlı bir yorgunlukla ormanın içinde mis gibi bir havada iyi bir uykuya dalıyorum tatlı düşlerle.

KUZ’un Yeniden Doğuşu

KUZ’un Yeniden Doğuşu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

 Uzaklardan çağırıyorsa

Yolcu yolunda olmalı,

Götürmeli heybesindeki hazineyi

Dostlara.

Kahve de içilmeliydi, 40 yılın hatırına.

urimbaba’can

 

Öne çıkmış olan görsel, İ harfinin noktası nazar boncuklu, İzmir yazısı önünde KUZ park etmiş durumda.

20150723_164608

Bisiklet  yaşamıma girmeye başladığı yıllarda mavi renkli Bianchi 26 jant bisikletle hafta sonu günü birlik turlara gidiyordum. Bisikletim demirden, 21 vitesli, azıcık ağırca ama iyi de gidebilen bana göre iyi bir bisikletti. Bisiklete binmem iyice yaşamıma girdikçe tecrübelerim artarak devam ediyordu. Mahallemizde bisiklet tamircisi Mevlüt Ustanın dükkanında bir bisiklet gördüm. Bisikleti toplamışlar, bir de altın rengine alacalı boyayıp satılığa çıkarmışlardı. Bir tur atayım diye bisiklete binerek şöyle bir dolandım. Kadro 52 cm boyunda tam boyuma uygun, çelik kadro, gidişi rahat ve hızlı, 24 vitesli. Bisikletin kullanışı da rahat geldi bana. Mevlüt Ustanın yeğeni Hakan işletiyordu dükkanı. Bisikletin fiyatını sordum

” Hakan bisiklet kaç para” diye. Hakan da

“Sana 200 TL olur Urim baba” dedi.

Şöyle bir düşündüm 200 TL çok para diyerek almaktan vaz geçtim. Bir bisiklete o kadar para veremem.

Bisiklete binmem artıkça yeni arkadaşlarla tanışmaya başladım. Arkadaşlar bana şehirler arası uzun turlar yapanlar var deyince internetten aramalarımda uzun turcuları buldum. Serkan Taşdelen ve Feyyaz Alaçam. Serkan Taşdelen kendi web sitesinde yazılarını yazıyordu. www.pedalla.com

Serkan ile Feyyaz İzmir Çeşme ilçesinden başlayıp ta Van Kapıköy sınır kapısına kadar giden D 300 kara yolu turunu okumaya başladım. Yol 2000 km civarında. Yazıları okudukça uzun tur yapma isteğim başladı. Ardından Feyyaz’ın web sitesini www.feyyazalacam.com  keşfederek onun yazılarını da okuyunca tur bisikleti şart diyerek Mevlüt ustada gördüğüm bisiklet aklıma geldi. Feyyaz da tüm Türkiye kıyılarını 4.000 kilometre 17 yaşında tek başına dolaşmış.

Aradan aylar geçmişti, acaba bisiklet satıldı mı ? Heyecanla bisiklet dükkanına gidip sordum bisiklet duruyor mu diye. Mevlüt usta depoda duruyor, hakana gidip depodan getirmesini söyledi. Hakan da bisikleti getirdikten sonra yine;

” Kaç para?” dedim Hakan da “Aynı fiyatı değişmedi sana 200 TL” deyince pazarlığa başladım.

“Bende eski bir bisiklet var onu verirsem kaça olur”

“Eski bisiklete 25 TL sayarız üstüne de 175 TL verirsen bu iş olur” dedi.

Tamam anlaştık” diyerek evde duran eskimiş bisikleti getirip Hakan’a verdim. Bisikleti alarak hemen sahile giderek dolaşmaya başladım. Boyası hoşuma gitmemişti. İlk önce tüm ekipmanları Hakan ile söktüm. Tüm boyalarını tel fırçayı canavara takıp kadroyu tertemiz yaparak Karabağlar da fırın boya yapan atölyeye götürerek siyah renge boyattım. Parlak siyah renk pırıl pırıl görünmesine neden oldu. Ardından Hakan ile beraber bisikleti topladık. Artık bisikletim hazırdı. Sadece bir isim bulmam gerekti. Aklıma bisikletin siyah renginden dolayı Kuzgun, Kuzey, anlamı da gölgede kalan, siyah olan KUZ geldiğinden bisikletimin bundan sonra ismi KUZ olacak.

Türkiye’nin bir çok yerini KUZ sayesinde dolaştım. Dere, tepe, dağ, bayır. Taşlı yollar, kaymak gibi asfalt yollar. her yerde beni taşıdı. Kilometre saatim 37.000 kilometre gösteriyordu. Kuz ile epey yol yapmıştım. Ön ayna kol hariç  tüm ekipmanlar da değişmişti şimdiye kadar. Ayna kolda en küçük dişli 24 diş. Kaset dişlisi de 1. vites dişlisi 34 diş. Yılbaşından önce bir arkadaşımdan bisiklet römorku almıştım. Römorkun adını da KIYTIRIK olarak verdim. Onun hikayesi başka yazımda olacak. Son turlarımda Kıytırığı kullanmıştım. Her ne kadar bana rahatlık verse de yokuşlarda epey zorladı. Bisikletimin kadroda bazı yerlerde boyalar atmaya başlamıştı.

Artık KUZ şöyle iyi bir bakım gerekti. Son Mersin turundan geldikten sonra Ramazan ayında nasıl olsa bisiklete binmediğimden boya yapmaya karar verdim. Bisikletteki tüm ekipmanları söktüm. Ardından boyanması için Muhlis Dilmaç’a kadroyu verdim. Fabrikada boyanan ve isim yazdırılan kadro pırıl pırıl elimdeydi. Emektar mavi bisikletim ile kadroyu almaya gittim Muhlis abinin evine. Kadroyu dikkatlice havlu ile sararak bagaja sıkıca bağladım. Ardından eve getirip odaya şimdilik durması için bıraktım. Teşekkürler Muhlis Dilmaç…

Mavi bisikletin arka bagajında yeni boyalı kadroyu taşırken.

20150716_132827

Gördüğünüz gibi harika boyandı, KUZ da bunu hakketti doğrusu. Kadro maşa ile birlikte yandan çekilmiş hali. Kadro alt demirinde URİMBABA’CAN yazıyor.

20150716_134952

Kadroyu bir de önden çekiyorum Önde nedense iki tane KUZ yazılmış.

20150716_135021

Bayramdan sonra Selim usta ile konuşarak bisikleti toplamam için  ne zaman getireyim diye konuştuktan sonra Arkadaşım Can Küçükler’in arabası ile Selim ustanın dükkanına getirdik. Yeni boyanmış bisikletime hangi donanım takılacak, fiyatları neler diye daha önce konuşup anlaşmıştık. İşte Selim ustanın dükkanı. Bana biraz uzak, ben Balçova da oturuyorum. Selim ustanın dükkanı Bornova da. Uzak muzak fark etmez benim için. Hem arkadaşım hem de iyi bir usta olduğu için Selim ustayı her zaman tercih ederim. Selim ustanın dükkanının önü. Tabelasında Özge Bike Bisiklet servisi yazıyor.

20150723_095019

Kadroyu aparata taktık, toplanmaya hazır. Metrik 5 kılavuz ile tüm cıvata deliklerini açıyorum ilk önce. Sonra Hurçları takıyor Selim usta.

20150723_095059

Ardından maşa takılıyor bir güzel. Maşa biraz önden darbe aldığı için arkaya doğru yamuktu. Bunu fabrikada düzeltmişlerdi. Düzeltirken hafif ezilmeleri zımpara yaparak düzeltmek durumunda kaldık. Bu işler fazla sürmedi. Maşa yerine takıldı.

20150723_102043

Ayna kol Shimano 391 Atera 22 -42 dişli. Küçük dişli 22 olması benim için uygun. Önceki 24 dişli idi, şimdiden 2 diş kazandım yokuşlarda.

20150723_102058

Sıra geldi arka aktarıcıya ; Deore aktarıcı taktık. Arka aktarıcı en çok hareket eden parça olduğu için biraz kaliteli ve iyi olmalı.

20150723_102107

Ön aktarıcı da takılıyor.

20150723_102207

Arkada oturan bir çırak görüyorsunuz. Dükkanda ufak tefek işleri yapıyor Selim ustaya yardım ediyor. İşte bu çırak ne çay yapmasını biliyor, ne kahve yapmasını. Dükkana gelen müşterilere hiç bir ikramı yok. Kalkın kendiniz yapın diyerek başından savıyor. Dükkanda da çay yapmak için her şey var ama tembel çırak oralı bile değil bu konularda. Varsa yoksa yama, jant örme gibi işlere bakıyor. Yakında Selim ustanın işini elinden alacak gibi. Neyse madem çay yapmıyor biz de kendimiz demleriz, ne olacak.

Ön ve arka tekerlekler takılıyor, ön tekerlekte dinamo var göbekli. Arka tekerlekte de yeni değiştirmiştim göbeği. İşte turcuların kullandığı  kelebek gidon. Kelebek gidon da takılıyor. Altına beyaz boyun iyi renk uyumu oldu. Siyah – Beyazın uyumu.

20150723_115149

Tekerlekler takıldıktan sonra yer sehpasına alındı bisiklet. Selim usta fren pabuçlarını takıyor. V fren benim tercihim, hem kolay ayarlanıyor hem de arızasını daha çabuk halledebiliyorum. Sadece fren pabuçları iyi bir marka olsun yeter. Fren pabuçları takıldıktan sonra ayarlarını yaptı Selim usta. Vites kolları ve fren elcikleri Shimano Alivio takıldı. Fren ve vites tellerine beyaz renkli kablo takılarak renk uyumu sağlandı.

Arka kaset dişlisi de Shimano Alivio marka 12 – 36 dişli 9 vites takıldı.  Eski kasetim 8 vites 11 – 34 dişli idi. Arkada da 2 diş kazandım. Etti 4 diş, artık yokuşlar beni durduramaz.

Zincir de 9 vitese uygun Shimano Deore zincir takıldı.

Tüm parçalar takıldıktan sonra vites ayarları yapılıp işi bitirildi bisikletin.

20150723_125856

Sele, bagaj ve bagaj çantasını yerine takınca KUZ hazır hale geliyor. Kornayı da takıyorum. Kendimi araçlara ve insanlara en iyi duyurmanın yolu korna. Kornayı çalınca araçlar durup sesin nereden geldiğini anlayasıya kadar ben yanından geçiyorum. Yada beni kornanın sesinden görüp duruyor. İnsanlar da kimi dalgın yada cep telefonunla konuşurken korna sesi ile kendine geliyor. Korna mutlaka gerekli bisiklette.

Bisiklet donanımları kaliteli, iyi ve dayanıklı olmak zorunda. Uzun turlarda gerekli bu. Binlerce kilometre yol yapıyorsanız biraz masraf etmeli. Yada yeni bisiklet alıyorsanız donanımlara dikkat etmeli. Bir de kaliteli alacağım diye de dünyanın parasını da vermeye gerek yok. Daha uygun fiyata kaliteli donanım da alabilirsiniz. Bunu araştırıp sorarak bütçenize en uygun olanını seçmelisiniz. Bisikletim KUZ dükkanın önünde park etmiş durumda, yola çıkmaya hazır demir a gibi duruyor.

20150723_144022

İşimiz bittikten sonra cep telefonumu çırağa verip Selim usta ve Gürcan Yılmaz ile resim çekiliyoruz. Çırak resim çekmekten pek anlamıyor. Bir kaç kez resim çektiriyorum. Çektikleri arasında en iyi resim bu oldu. Gürcan Yılmaz da bisiklet turuna çıkacağı için bisikletine bakım yaptırmaya gelmiş. Tren ile Kars’a gidip oradan dolaşa dolaşa Gürcistan, İran turu yapacaklar. Şimdiden iyi turlar dilerim arkadaşım.

20150723_144141

Kuz’un yeniden doğuşu böyle oldu. Beni yıllarca taşıdı, yenilenmiş haliyle taşımaya devam edecek. KUZ İzmir’e yakıştı doğrusu, Allah nazardan saklasın. Kuz’un yeniden doğuşu böyle oldu. Beni yıllarca taşıdı, yenilenmiş haliyle taşımaya devam edecek. KUZ İzmir’e yakıştı doğrusu, Allah nazardan saklasın. İ harfinin noktası nazar boncuklu İzmir yazısı önünde KUZ park etmiş durumda.

20150723_164608

Artık yeni maceralara çıkmaya hazır. Yeni yerler, yeni turlar, yeni dostlar. Hikayeler oluşacak, hikayeleri hazine torbamda toplayacağım sizlere anlatmak için.