Etiket arşivi: gelincik

8. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 3. Gün

22 Nisan 2019 Pazartesi

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Ildırı- Barbaros – Özbek – Çeşmealtı – Urla İskele

 

Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu

Ruhi Su

 

Öne çıkmış olan görsel, yeşil renkli çadırın içinden fışkıran aile mutluğu, Anne, Baba ve Çocuk gülümsüyorlar.

DSCN7110

Sabah erkenden uyanıp toparlanıyorum, bisikletim KUZ ve kıytırık yola çıkmaya hazır. Kahvaltıyı yapıp hızlıca antik kente çıkıyoruz. Hakan Sevin de beni takip ediyor. Köy sokaklarında, taş evlerin arasından yukarıya doğru yürüyoruz.

DSCN7113

Evlerin bahçelerinde limon ağaçları görüyorum, üstünde de bir sürü limon var. Sahibi henüz toplamamış, halbuki çiçek açma zamanı.

DSCN7114

Yukarıya çıkarken turdaki en yaşlı kişiyi görüyorum bankta oturmuş dinleniyor. Halit Gener bisiklete başladığından beri tanıdığım abimiz. Nedense kaskı eline almış sallıyor. Elinde de eldivenlerini giymiş. Bankta Çeşme belediyesi yazılmış.

DSCN7115

Eritrai Antik kentine çıktık, girişindeki tabelada ok işareti ile; Tiyatro, Agora, Akropol, Athena tapınağı, Matrone kilisesi yazılmış. Antik kenti yeşillikler kaplamış durumda.

DSCN7116

Antik kentin kalıntıları, mermer temel taşları.

DSCN7117

Ağaçların arasından giden dar bir geçitten tiyatroya doğru gidiyorum.

DSCN7118

Antik kentin düzlüğünde tarlada enginar ekilmiş, tam da başları olgunlaşmış durumda.

DSCN7119

Enginar tarlasının içinde kırmızı başlıklı kızı gördüm. Elinde fotoğraf makinesi enginarları yakından çekiyor. Nedense bu kız kaskını hep kafasında unutuyor.

DSCN7120

Enginar tarlasında kırmızı başlıklı kız olur da kırmızı gelincik çiçekleri olmaz mı? Olur tabi ki. Boyları kısa olup enginarların gölgesinde olsalar da yeşilliğe ayrı bir renk kattıkları kaçınılmaz.

DSCN7121

Mor çiçek açmış yaban otları da kıyıda kendini gösteriyor çekinmeden.

DSCN7122

Bahar ayının müjdecisi sayılan, Aşk fallarında yaprakları koparılsa da papatyalar açmaya devam ediyorlar. Mor çiçekler arasında papatya çiçekleri.

DSCN7123

Kırmızı rengi ile insanı adeta büyülüyor gelincik çiçeği.

DSCN7124

Tiyatro yamaca yapılmış doğal oturma yerleri bitkilerin örtüsü altında kalmış. Gerçi çoğu taşlar taşınıp götürülmüş, çok az taş kalmış.

DSCN7125

Sahnenin ortasındaki ağacın dibinde toplanmış arkadaşlar. Ben de yanlarına gidiyorum.

DSCN7126

Arkeolog Selen Kanat bir taşın üzerine çıkmış Eritrai hakkında bilgileri aktarıyor dinleyicilere.

DSCN7127

Sahnede  yontulmuş taşlar dizilmiş yan yana.

DSCN7129

Dinleyiciler arasında, annesinin yanına oturmuş bir kız çocuğu konuşulanlardan bir şey anlamıyor, kendi dünyasında.

DSCN7130

Selen Kanat gayet ciddi bir eda ile anlatmaya devam ediyor çıktığı taş üzerinde. Tanzer Kantık ta pür dikkat dinliyor anlatılanları.

DSCN7131

Mor çiçek açmış yabani otlar arasında resim çeken Hakan’ı yukarıya çıkan taş basamaklarının altında.

DSCN7132

Tiyatroda sağlam bir tek bu taş merdivenler kalmış, büyük bir olasılıkla kaçak kazı yapanlar ve köylüler rahat yukarı çıkıp inebilsinler diye sağlam bıraktıklarını tahmin ediyorum. Hatta eksik olan basamakları da küçük taşlarla örmüşler çimentolu harç ile.

DSCN7134

Tiyatronun en üst bölümüne çıktım. Aşağıda toplanmış dinleyicileri çekiyorum bir poz. Etraf yeşil ağaçlarla kaplı.

DSCN7135

Buradan uzaklardaki tarihi değirmenin yapısını da görüyorum. Yakınlaştırıp çekiyorum. Arkası masmavi deniz manzaralı.

DSCN7139

Tiyatrodan sonra patika devam ediyor. Buraya tabela konulmuş üç tane. Athena tapınağı, Matrone kilisesi. En altta da kırmızı zemine; Arkeolojik alanda ateş yakmak, piknik yapmak ve çadır kurmak, çöp atmak yasaktır ibareleri yazılmış. Bu yasakların yanına kaçak kazıları da yazsalardı daha iyi olur. Çünkü tüm antik kentlerde  resmi kazılardan çok kaçak kazılar yapılmakta ve sadece altın bulup zengin olma hayalleri karşısında dikkat etmeden tarihi kalıntılara büyük zarar vermekte ve yok etmekteler.

DSCN7140

Athena tapınağı görünürde yok, otların arasında kalmış bir kaç temel taşından başka. Bunun yakınında Matrone kilisesinin bir kaç duvarı ayakta duruyor. O da zamanla küçülüyor sanki. L biçiminde kalmış duvarda büyük bir niş var.

DSCN7142

Athena tapınağına ait temel kalıntıları otlar arasında neredeyse kaybolmuş.

DSCN7143

Kilisenin kalın duvarlarındaki kapı.

DSCN7147

Yuvarlak, küçük bir aydınlatma penceresi dört taş ile yapılmış. Yanlardaki iki taşın uç kıvrımlarında çıkıntılarla süslenmiş. Pencere deliğinden bakınca manzarada yeşil tarlalar ve dağlar görülüyor.

DSCN7152

Yukarısını merak eden iki kadın çıka geliyor.

DSCN7154

Athena tapınağının temel duvarı düzgün taşlardan örülmüş. Aşağıdan yukarıya doğru bir sıra ince taş, bir sıra kalın taşla örülmüş 7 sıra.

DSCN7155

Tabelada yazmasa da buradaki duvarda taşların pentagon şekli ile örülen duvar. Pentagon (beşgen) örülmesi nedeni ile Eritrai sarayının duvar kalıntısı olduğu kesin. Duvar taşları beşgen, ölçüsüz ama birbirine sıfır olarak yontuşmuş. Bu bir zenginin, ya da kralın sarayı olmalı.

DSCN7156

Yabani buğdaygillerin başakları arasında fışkıran kahverengi, tüylü bir çiçeğin tomurcuğu boy göstermeye başlamış.

DSCN7159

Bir gelincik çiçeğinin içinde bir böceği görünce resmini çekmeye çalıştım. Kameranın özelliklerini bilmediğimden bir türlü ne gelincik çiçeğini ne de içindeki böceği çekebildim. Makine çiçekte odaklanmıyor da daha arkadaki otların sapları netleşiyor. Kırmızı taç yaprakları içinde yeşil renkli osuruk böceği. Dibinde de siyah renkli erkek ve dişi organlar bulanık çıkmış.

DSCN7162

Yukarıdan aşağıdaki toplanmış bisikletçileri görüyorum park yerinde. Antik kente çıkmamış olanlar burada toplanmışlar. Otoparkın ötesinde papatya tarlası var. Köylülerin yol kıyısına kurdukları renkli pazar şemsiyeleri açık durumda. Gölgede ürünlerini satıyorlar yoldan geçenlere.

DSCN7163

Kıyıdaki en yüksek tepe olan antik kent uzaklardan görülüyor. Birisi de bir direkte Türk bayrağı dikmiş.

DSCN7164

Köy dışında giderek artan yapılaşma kıyı şeridini talan etmeye devam ediyorlar. Çirkin beton evler sahili neredeyse kaplamış durumda. Sahipleri yılda sadece bir kaç gün, ya da en fazla bir ay oturdukları yazlıklar ölü yatırım olarak sakin duruyor.

DSCN7165

Buradan oniki adalar dedikleri manzara görülüyor. Adalar düz ve yassı mavi denizin içinde.

DSCN7166

Demirlemiş bir balıkçı teknesi denizde.

DSCN7170

Aşağıya baktığımda yola çıkmışlar bile. Bir kişiyi yakınlaştırıp çekiyorum bisikleti sürerken.

DSCN7171

Kıyıya yakın küçük bir ada, adada maki çalılar, yeşil çimenler ve ucunda bir ağaç var sadece.

DSCN7173

Ağacı iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Yeşil çimenleri tam ucunda kayaların başladığı yerdeki ağaç sanki denize, rüzgara meydan okuyormuş gibi.

DSCN7174

İsmini bilmediğim bisikletçi kadını kayaya oturmuş olarak çekiyorum. Türk bayrağı rüzgarda dalgalanıyor deniz manzaralı.

DSCN7183

Antik kentten aşağı, köye indik. Köylü kadınların yaptığı bez bebeklerden Nazende’yi çekiyorum. Ayağında papuçları, çorapları, çiçek desenli elbisesi, baş örtüsü ve örgülü saçları.

DSCN7199

Arap bacı bez bebek, ismi  Çitlembik. Rengarenk eteği, kırmızı elbisesi, boyun bağı, başına bağladığı baş örtüsü ve halkalı küpeleri ile taş duvar kenarına oturtulmuş

DSCN7200

Aralarında da İsmet abi de var. Mavi spor ayakkabısı giymiş, kahverengi pantolonu, bir bacağını altına alarak oturmuş tahta sandalyeye. Kare desenli gömleğini giymiş, başında şapkası ile bıyıklı İsmet abi keyif çatıyor. Yanındaki taburede tepside kahve fincanları var.

DSCN7201

Bunun gibi bir çok bebek daha var yan yana konulmuş. Herhalde satıyorlar bez bebekleri.

DSCN7203

Resim çekme işini bitirip hızlıca aşağı inerek bisikletime biniyorum. En arkada kalanların peşinden gitmeye başladım. Deniz kıyısından sonra yokuş başlıyor, tırmanacağız biraz. Önümde Hakan ve yokuşu tırmananları çekiyorum.

DSCN7204

Yokuş başlayınca zorlanıp çıkamayanlar var. Kimisi bisikletten inmiş duruyor, kimi yürüyor, kimi de  S çizerek sertleşen yokuşu tırmanmaya çalışıyor.

DSCN7205

Yoldaki tek çeşme olan yerde duruyorum, sıkıştım ve tuvalete girdim. Tuvaletin içerisi karanlık, küçük penceresinden aydınlıkta kalan bisikletim KUZ ağacın gölgesinde dinlenirken çekiyorum. Çerçeve duvarların karanlık kısmı oluyor resmin.

DSCN7208

Çeşme bir evin yanında, borudan sürekli su akıyor. Su şişelerini dolduruyorum çeşmeden, sıcaklaşan havada biraz terledim. Kollarımı ve elimi yüzümü yıkıyorum bol su ile.

DSCN7209

Bu gittiğimiz rota Eurovelo bisiklet rotası. Tabelada Efes – Mimas bisiklet yolu, Pınar yazıyor. Tabela akan çeşmede olduğumuzu gösteriyor.

DSCN7210

Çeşmeden sonra sertleşen bir yokuşu çıkmaya başladık. Yol yukarıya doğru zig zak olarak çıkıyor, Sağımız zeytinlik, solumuz çam ormanı.

DSCN7211

Yokuşun ucunda dönemece yaklaşan bir bisikletçi ağır ağır pedal basıyor.

DSCN7213

Kısa sürede olmasa da tepeye yaklaştım. Üç bisikletçi tam yokuştan aşağı inerken yakalıyorum bir poz. Üçü de omuzun az aşağısına kadar görünüyor asfaltın ardında.

DSCN7217

Zirvede her zaman kayalıklar olur. Yağmur, erozyon, rüzgar burada fazla toprak biriktirmez. Kayalar ortada kalır yalnız olarak. Zirve böyle bir şey; Yalnızlık.

DSCN7218

Zirvede bir süre soluklanıyorum. Bundan sonra Barbaros köyüne kadar iniş ve düz olacak. Karşıda Kadıovacık köyü görünüyor.

DSCN7219

Kadıovacık köyünde mola vermeden geçiyoruz. Biraz daha gidince Barbaros köyü göründü uzaktan.

DSCN7221

Herkes gelmiş, en son ben geliyorum Barbaros köyüne. Bisikletler yol kıyısına park edilmiş durumda. Köy sokağında geziniyor arkadaşlar.

DSCN7222

Köy kahvesine yerleşmişler bile, herkes çay, soda, kahve içerek dinleniyor.

DSCN7224

Bizi araba ile takip eden Şeyma ve Güneş gelmişler. Güneş mavi kahve sandalyesine tutunmuş ayakta duruyor annesinin yanında. Başına güneş geçmesin diye mavi şapka takmış Güneş’e.

DSCN7225

Kahvede oturacak yer bulamayanlar kaldırıma, duvar dibine gölgede oturmuş dinleniyorlar.

DSCN7226

Kahvenin küçük sehpasının yanına Cem oturmuş, ayakta İlknur ve Tanzer poz veriyorlar çay içerken.

DSCN7230

Başkasının gözünden yansıyan başkası. Güneş gözlüğünün camı ayna gibi Hakan’ı yansıtıyor. Hakan sandalyede oturmuş poz veriyor sanki.

DSCN7231

Barbaros köyünde kumanyaları yedik, Herkes dinlendikten sonra yola çıktı. Manzara kahvesine çıkan yokuştan değil de küçük bir ovadan düzlükten giderek İzmir – Çeşme otobanını yanından gidiyoruz. Burada tarihi Tatar köprüsü var. Burada kahve molası vereceğiz. Saçlarım salınık halde Hakan benim makinem ile yakından çekiyor.

DSCN7241

Tatar köprüsünün üzerinde yere oturarak kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişirmeye başladım. Hakan da beni çekiyor kahve ocağının üzerindeki cezve ile.

DSCN7253

Sonra Hakan da yanıma gelip oturdu. İkimiz beraber çekiliyoruz. Tepede rüzgar türbinleri dönüyor.

DSCN7255

Olcay da yanımızda, telefon ile konuşurken uzaklaşsa da ben yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN7256

Kahvemizi içtik, Hakan ve Gündüz’e köprü üstünde durmalarını söyleyip aşağıdaki yola geldim. Bisikletim KUZ ve Kıytırık ile köprüyü olduğu gibi çekiyorum.

DSCN7260

Hakan ve Gündüz bisikletleri elinde poz veriyorlar köprü üzerinde. Köprüde üç göz kemer var.

DSCN7262

İyice yakınlaştırıp tanınacak kadar yakınlaştırdım optik zoom ile. Hakan, Gündüz ve bisikletleri kafa kafaya vermiş.

DSCN7263

Resim çekildikten sonra bisiklete binip yola çıktılar. Bisikletin üstünde ilk önce Hakan’ı çekiyorum.

DSCN7268

Ardından Gündüz’ü çekiyorum.

DSCN7269

Otobanın altından geçerken tünelin içi karanlık, dışarısı aydınlık olunca Hakan ve Gündüz karanlık, önlerindeki çam ormanı aydınlık ve görünür durumda.

DSCN7271

Otobanın yanındaki toprak yoldan inmeye başladık dikkatli olarak. Yerde mıcırlar var ve tekerleği kaydırıyorlar. Birden bire keçi sürüsü çıktı önümüze. Mecburen kenara çekilesiye kadar bekledik.

DSCN7274

İki at ve yeni doğmuş bir tay otlakta otlanırken. Anne at simsiyah, tay açık kahverengi. Diğer at siyaha yakın kahverengi renginde. İleride iki katlı çiftlik evi.

DSCN7276

Biraz daha gittikten sonra kahverengi bir at, yeni doğmuş tay yerde yatıyor. Acaba bir şey mi oldu diye dikkatli bakınca tay yerde bir süre yatıp kalktı. Biz de yolumuza devam ettik.

DSCN7277

Grup bizden epey ileride ama neredeler bilemiyorum Peşlerinden gidiyoruz. Ana yola çıktık, Deniz kıyısındaki İskender köprüsünde durmayıp  Torasan yönüne saptık ana yoldan. Buradaki yol denizden yüksekliği 50 santimden ağağıda. Neredeyse denize sıfır dedikleri yerden bisiklet sürüyoruz. Gel – gitler de deniz yola kadar gelip uzaklaşıyor. Şimdiki durum deniz epey ileride. Yer kumluk ve çamur.

DSCN7278

Özbek köyüne doğru düz yoldan gidiyoruz. En arkada kalan üç kişiyiz. Hakan, Gündüz ve ben.

DSCN7280

Düz yoldan giderken akan küçük bir dereye yaklaşınca birden bire deniz tarafından gelip yolun altından, dere yatağından geçen masmavi, yaldır yaldır, parlak mavi arı kuşu önümüzden geçti. Ben ve Hakan bisikletin üzerinden arı kuşunun uçup gitmesini izledik sadece. Her şey bir anda olup bitti. Masmavi arı kuşu acelesi varmış gibi bize bir resmini çekecek fırsat vermedi. İşte o derede sular akıyor usul usul. Başlarında çilli horoz ve 7 tavuk hiç bir şey olmamış gibi yemleniyorlar dere kıyısında. Derenin bir kısmında otlar coşmuş, yemyeşil.

DSCN7281

Özbek köyüne geldik, burada grup geçip gitmiş bile. Özbek köyünün geçmişi epey eskilere dayanıyor. Buradaki iki aynalı çeşme taştan yontulup yapılmış. Osmanlıca harflerle aynasına yazılar yazılmış. Haliyle Osmanlıca bilmediğimden anlamıyorum ne yazdıklarını. Çeşme var ama akan bir musluk yada boru yok maalesef. bir de güzelim taşları beyaz kireç ile tamamen boyamışlar.

DSCN7282

Hakan köy sokağında bisiklet sürerken.

DSCN7283

Tipik bir köy evi, yeşil kapısı ve yeşil panjuru olan ev tek katlı. Kiremitlerin yarısı eski oval kiremit, diğer yarısı yeni tip kiremitle kaplı. Tuğladan örülmüş bacası iki kiremit ile piramit olarak kapatılmış yağmur girmesin diye. Duvarlar beyaz kireç vurulmuş.

DSCN7284

Caminin bahçesinde bilmem kaç asırlık servi ağacı zamana karşı direniyor. Üst kısmındaki kalın dallarının çoğu kurumuş, yanlardan yeni dallar yeşerip açmış.

DSCN7285

Gövdenin yarısı yukarıya kadar kuru olan servi ağacı yine de yeni sürgünlerinden yaşamaya tutunmuş. Yeni sürgün dediğime bakmayın, kim bilir kaç yıl olmuştur çıkalı. Dalların kalınlığından belli. Asırlardır yaşamasına rağmen hala kozalak vermeye devam ediyor.

DSCN7290

Özbek köyünden kestirme yoldan Çeşmealtı’na gideceğiz. Biraz yokuş olsa da çıkmayı başardık ve zirvedeyiz. Zirvede rüzgarlıkları giyiyoruz inmeden önce.

DSCN7294

Zirveden Urla karantina adası ve İzmir’e doğru  olan evler, Güzelbahçe tarafları ve Narlıdere üstünde olan ikiz tepeler dağı görünüyor. Karantina adasına bağlı taş döşeli bir yoldan geçiliyor.

DSCN7299

Hızlıca inişe geçtik, Çeşmealtı yazlık evleri görünüyor daha düzlüğe gelmeden. Denize çıkıntı yapmış bir adacık karaya bağlantılı. Daha ileride adalar var.

DSCN7310

Urla İskele de kum denizine geldik akşam olmadan. Burada kamp yapacağız bu akşam. Olcay önceden gelmiş, Güneş’i salıncağa bindirmiş sallıyor. Olcay ile konuşuyorum, biz geldik herkes geldi mi diye soruyorum. O da herkesin geldiğini bildiriyor.

DSCN7312

Kendime uygun bir yerde çadırımı kurup yerleşiyorum. Akşam yemeğini birlikte yedikten sonra henüz havaların sıcak olmadığı bir zamanda olduğumuzdan kapalı bir yerde toplaştık. Çay içerek içimizi ısıtan muhabbetlerle zaman geçiriyoruz. Akşam geç olmadan gidip yatıyorum çadırıma.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 65 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 6. Gün

30 Nisan 2018 Pazartesi

Güney – Çal – Beyeli

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir)

 

“Ellerindi ellerimden tutan
Ellerimdi ellerinden tutan…
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde

Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin
Dile gelmiş ilk Türkçeydik
Henüz başlamış kül rengi bahar
Ne savaş, ne barıştık biz…
Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular”

Can Yücel

 

Öne çıkmış olan görsel resmi, U biçimde kıvrılmış nehir. Karşı kıyı kısa sazlıkla örtülü. Kıyılar yeşil, ortaları sararmış.

IMG_2779

Sabahın köründe uyandık, yataktan doğrulur doğrulmaz şarjdaki cep telefonumu şarjdan çıkarıp arkamda yatağa uzanmış, cep telefonuna bakan Ferdimen’i çekiyorum elçek ile. Yüzüm de tamamen görünüyor.

20180430_062843

Tüm çantalar odada olunca iyice yayılmışız. Epey uğraştık toparlanmak için. Kuruyan çamaşırları çantalarda yerini aldı. Ferdimen beni çantamı doldururken arkamdan resim çekiyor. Odanın tül perdelerinde sızan ışık ortamı loş olarak gösteriyor. Duvarlar sarı renkte badanalı.

IMG_2641

Toparlanıp aşağı indik. Görevli bize gecelememizin fişini kesip verdi. Ücret bana göre çok düşük, Otel diye kullanılan  odadaki yataklar dışında hiç bir şey yok. Görevlinin bize verdiği fişte yazanlar; Güney Belediyesi otel konaklama fişi Güney Bld telefon numarası ve fiş No: 003367 – YTL 6 – V.U.K. Hükümlerine Tabi Değildir (Yeni Türk Lirası, çok eskiden basılmış fişleri bitiremediklerinden hala kullanıyorlar)

20180430_062902_HDR

Aşağı çantaları indirip bisikletlere yükledik, Çeşmeden şişelerimi dolduruyorum. 1.5 Litrelik, 0.750 L ve 0.5 L plastik şişeler. 1.5 Litrelik şişe çuval içinde.

20180430_080752_HDR

Sabah kahvaltısını dün akşamki çorbacıda yapacağız. Yakında olan çorbacıya bisikletlerimiz ile gittik.  Bisikletleri kenara park edip sokakta kurulu masalara oturup çorbaları ısmarladık lokantacıya.

IMG_2642

Sabah sabah kelle paça bol sarımsaklı, bol sirkeli iyi gider. Nasıl olsa bisiklet sürerken koku moku kalmaz. Mehmet ve ben çorbamızı içerken Ferdimen çekiyor. Elimde sirkeli – sarımsak çanağını ileriden alırken yakalamış Ferdimen.

IMG_2644

Bize fazlası ile ikram yapan lokantacı, iki oğlu, biri küçük, biri büyük ile dükkanın önünde sadece ben çekiliyorum bir poz. Bisikletim KUZ önde, çantalar yüklü olarak duruyor.

20180430_080957_HDR

Lokantacıya teşekkürlerimizi sunduktan sonra yola çıktık ama kasaba içindeki yol o kadar dik ki bisikletten inip elde yürüyerek çıkıyoruz. Yemeğimizi yeni yedik, henüz ısınmadan birden bire yokuş çıkmak zorunda kalınca erkekliği bir kenara bıraktık. Eğimi % 20 üzerinde olan geniş yolun sağında Mehmet, solunda Ferdimen gidiyor yukarı doğru.

20180430_082416_HDR

Bir süre yürüyerek çıktık yukarıdaki düzlükte olan yola. Arkamda kalan yokuşu çekiyorum. Eşekler bile böyle eğimde bir yolu çıkmaz.

20180430_082842_HDR

Düzlüğe çıkınca rahatladık ve bisikletlere binip yol almaya başladık. Güney kasabasından çıktığımızı belirtir tabela ile önde giden Mehmet ve Ferdimen’i çekiyorum. Anadolu platosuna çıktık, bundan sonrası in – çık hemen hemen aynı düzlemde sayılır.

20180430_083925_HDR

Etraf çam ağaçları ile kaplı yol dümdüz gidiyor önümde. Hafif iniş ve çıkışla görünen kadarı ile 3 Kilometre civarı.

20180430_090843_HDR

Sağ tarafımda vadi var. Büyük Menderes nehri vadi dibinde akıyor ama görünmesi imkansız. Önümdeki yol vadiye, aşağıya doğru eğimli. Sağda gidonumdaki tüyler görüntüye girmiş.

20180430_092116_HDR

Nehir yatağı epey aşağıda, derin bir vadide görünmüyor. Karşıda tepeler yüksek.

20180430_092213_HDR

İnmeye devam ediyoruz ve aşağıda baraj duvarı, gölet ve zig zag barajın dibine giden yol görüyorum. Tam üstümden orta gerilim elektrik hattı geçiyor.

20180430_093313_HDR

Burası Adıgüzel barajı. Baraj set üzerinden yol geçmiş karşı tarafa. Gölet tarafı tel örgü çekilmiş kimse girmesin diye. Tel örgüye tabelamızı asıyorum.

20180430_094255_HDR

Set üzerinde giderken set kayaları arasında parçalanmış araba tekerleği ve dingili görünce durup resmini çektim. Herhalde arabanın biri kontrolünü kaybedip aşağı uçmuş kayalar üzerine. Parçalanıp kalan kısmı dışında diğer parçaları göletin içinde olmalı.

20180430_094309_HDR

Set üstündeki yol üzerinde Kahramanımız Ferdimen ile elçek resim çekiyorum bir poz.

20180430_094400

Setin sonunda yarım küre, beton kaideye tutturulmuş, küre kısmı aşağıda. Yanında kocaman kaya da beton içinde bir kısmı. Tabelada baraj inşaatı sırasında şehit olan işçilerin isimleri yazılmış. Böylece burada ölenler için bir anıt yapılmış.

IMG_2666

Set bitiminde sarı bir bina var, burada baraj görevlileri ve güvenlik görevlileri üstü üzüm asması olan çardağın altında oturuyorlardı. Bizi görünce dinlenmemiz için ve hazır olan çay saatine denk geldiğimiz için davet ettiler sağ olsunlar. Biz de bu teklifi kabul edip çardağın altına oturduk. Sarı bina, çardak, altında oturmuşuz, bisikletlerimiz park edilmiş yol kenarında. Soğuk su için su pınarı buz dolabı.

IMG_2669

Çardağın altında gölgede tavşan kanı çayları içip sohbet ediyoruz görevlilerle. Santral hakkında bilgi veriyor görevlinin birisi.

Büyük Menderes Nehri üzerinde, sulama, enerji ve taşkın kontrolü amacıyla 1976-1989 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır.

Amaç: Sulama, Enerji, Taşkın Kontrolü
Gövde dolgu tipi: Kaya
Yükseklik: 144 m
Göl hacmi: 1.076 hm3
Elektrik santrali;
Denizli’de bulunan Adıgüzel Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES); 62 MWA kurulu gücü ile ortalama 30.849 kişiye düşen tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılar.
Yıllık Elektrik Üretimi: ~ 112 GWh
Üretim Kapasitesi: 150 GWh-yıl
Santralin Yeri: Denizli, Güney
2016 Üretimi: 154 GWh

IMG_2670

Çay içerken nereden nereye, bisiklet, yollar, yükümüz, konaklama, patlak lastik hakkında sorular soruyorlar. Biz de sordukları sorular dışında yaptığımız turun amacını kısaca anlatıyoruz. Sohbet sırasında görevlilerden birisi bize yıllık hava tahmini hakkında tuttukları takvim sırasını anlattı. Ağustos ayının 3. gününden itibaren ayın 14. gününe kadar ger gün hava olaylarını takip edip yazıyorlarmış bir kenara. Her gün için bir ayı temsil ediyor. O gün ne oluyorsa hava şartlarında o güne denk gelen ayda olan hava meydana geliyormuş. Böylece yıllık hava tahminini Ağustos ayının ilk 12 günlerinde meydana gelen olaylarda tahminler tutuyormuş. Ağustos ayında hava durumunu takip ederim artık İzmir’e dönünce. Çaylar ardı sıra geliyor tepside. Ben de elçek ile hepimizi çekiyorum. Üç onlar, üç biz. Berabereyiz.

20180430_101038

Taze demlenmiş çayları içip şişeleri soğuk su ile dolduruyorum. Bir süre idare eder soğuk sular. Görevlilere çaylar ve sohbet için teşekkür edip yolumuza devam ediyoruz. 875 metre rakımdan 451 metre rakıma, baraj seviyesine indik. Yaklaşık 424 metre inmişiz. Baraj seviyesinden tekrar yukarıya doğru tırmanmaya başladık. Yükselmeye başladıkça dağların arasındaki baraj göleti manzarası da güzelleşiyor.

20180430_103135_HDR

Yola çıkar çıkmaz üzerimdekileri çıkardım, sadece şort pantolon var üzerimde. Güneş altında iyice kızardım. Ferdimen beni yokuşu çıkarken arkamda gölet manzarası ile çekiyor.

IMG_2674

Daha önceki aylarda araba ile keşif yaparken kahve içtiğim yere gelince arkadaşlara burada kahve molası vereceğiz diyerek durdurdum. Bisikletleri yol kıyısındaki küçük çamların gölgesine park ettik. Yol kıyısında üç bisiklet park etmiş durumda çamların gölgesinde.

IMG_2676

Kahve takımlarının olduğu çantayı ve su şişesini alıp az yüksekte olan tepe üzerine çıkıp mat üzerinde oturarak önüme tezgahımı kurdum. Kahveyi cezveye üç kişilik koyup suyunu üç fincanlık doldurup karıştırıyorum. Mehmet te yanıma oturmuş bekliyor sabırla. Ferdimen bizi çekiyor. Arkada çam ağaçları.

IMG_2678

Zaman geçirmeden kahve cezvesini ocağa sürdüm, gözümü ayırmadan pişmesini bekliyorum.

Kahve kadın gibidir,

Kıskanç bir kadın.

Gözlerinin sürekli üzerinde olmasını ister.

İlgi ister kahve.

Eğer bir an için gözlerini ayırırsan yandın gitti.

Kendini dereye at.

Kahve kızar, köpürür kıskanç kadınlar gibi

Çünkü gözlerini ayırmışsındır gözlerinden.

Köpürünce cezveden taşar

Ocağını bucağını söndürür,

Kahve köpüğü kalmamıştır

Köpüksüz kahvenin tadı olmaz.

Dudak dudağa değmemiş,

Sevdiğini öpmemiş gibi

Kahve kadın gibidir,

Kıskanç bir kadın gibi

Gözlerini gözlerinden ayıramazsın…

Urim Baba

Üstüm çıplak, önümde kahve ocağı rüzgarlık ile koruma altında.

20180430_112500_HDR

Ferdimen sırtımdan beni, kahve ocağını ve  epey aşağılarda kalan baraj göletini çekiyor. Sırtım pancar gibi kızarmış. Uzun saçlarım salınık omuzlarımdan aşağı.

20180430_112605_HDR

Ferdimen’i kendi kamerası ile ayakta, gölet manzaralı çekiyorum bir poz.

IMG_2679

Ferdimen kendi kamerası ile prodüksiyon hazırlayıp üçümüzü elimizde fincan kahve içerken çekiyor zaman ayarlı. Bu konularda uzman sayılır kendisi.

IMG_2680

Biraz yüksekçe olan toprak yığınında hayat var. Yeraltı fareleri toprak altına yuvalarını yapmış delikleri görünüyor. Bir sürü delik var ve hepsi yer altında birbirine bağlı olmalı bir galeri gibi. Az ötede yer örümceği otlara ağını örmüş kısmetine düşecek böcekleri bekliyor sabırla.

20180430_114201_HDR

Kahve molasını bitirip toplandık, Devam eden yokuşta taktık birinci vitese ağır ağır çıkmaya başladık. Kahve içerken şişemdeki su boşalmıştı tamamen. Yanında çınar olan uzun ayna duvarı ve yalağı olan bir çeşme görünce durduk. Bisikletim KUZ ile çeşmeyi çekiyorum.

20180430_115038_HDR

Çeşme beyaz badana boya ile boyalı, yalak beton ile üç bölüme ayrılmış. Bir borudan akan su miktarı çok az. Döküldüğü yalak içindeki su berrak ve tertemiz.

20180430_115055_HDR

Güneşin yükselmesi ile sıcak olmaya başlayan havada çeşmede serinliyoruz elimizi yüzümüzü yıkayıp. Ferdimen bizi bisikletle birlikte çeşmeyi ve çınarı olduğu gibi resmediyor bir anı olarak.

IMG_2682

Çeşmeden az su gelince suları doldurmak ta uzun sürüyor. Şişedeki çuvalın ağzında bulunan ip boruya takıp dolmasını bekliyor Ferdimen. Çeşmeyi, çuval içinde su şişesini yalakla beraber yandan çekiyor.

IMG_2685

Bisikletim KUZ dut ağacının gölgesinde sakince beni bekliyor yol kıyısında.

20180430_115117_HDR

Buraların rakımı yüksek olunca henüz dutlar olgunlaşmamış, yaprakları gibi yeşil ve ham.

20180430_115456_HDR

Cep telefonum çalınca ağacın gölgesinde durup konuşmamı yaparken Ferdimen beni çekiyor. Bisiklet üzerinden inmemiştim bile. Üzerim çıplak.

IMG_2696

Telefonla konuşmam bitince Ferdimen bana poz veriyor. Kendi kamerası ile arkasında üzüm bağı ile çektim.

IMG_2695

Baraj seviyesi epey aşağılarda kaldı. Çok az bir kısmı görünüyor göletin. Önümde uzayıp sararmış uzun otların ardından çektim bu manzarayı.

20180430_120030_HDR

Yerde, otların üzerinde bir çok yer örümceği ağını örmüş avını bekliyor. Yakından çekiyorum örümcek ağlarını.

20180430_120619_HDR

Yokuş çıkmaya devam ediyoruz, Bisikletim KUZ yolun kıyısında park halinde, aşağıdan bana doğru gelen Ferdimen. Yolda seyrek olarak araç geçiyor. Bu bizim için iyi bir durum.

20180430_120637_HDR

Yolun yukarıya çıkan kısmını da çekiyorum ardından. Yol sağa, bilinmeze doğru kıvrılmış. Solda tüyüm de görünüyor.

20180430_121309_HDR

Yol kıyısında Çal belediyesinin ve MENDOSK Menderes Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü ile yaptığı ortak yürüyüş rotalarını belirtir tabela gördüm. Boru üzerinde dört yönü gösterir tabela konmuş. Hepsini gösterebilmem için üç yönden çekmem gerekiyor. Tabelanın iki tarafında aynı yazılar yazılmış. Zemin sarı, Üstte mavi şeride beyaz yazı ile MENDERES YOLU yazılmış. En altta beyaz şeride yeşil renkte Çal belediyesi ve MENDOSK logoları ile birlikte yazılmış. Sağı gösteren tabelada KABALAR KM (araç) (KM belirtilmemiş), solu gösteren tabelada DAĞMARMARA 12 KM yazılmış

20180430_121450_HDR

Diğer taraftaki sağı gösteren tabelada YEL DEĞİRMENİ TEPE 12 KM, soldaki tabelada KABALAR KM (araç). (araç yolu olduğu için KM yazılmamış)

20180430_121457_HDR

Diğer taraftaki sağa gösterir tabelada GÜNEY KM (araç), sola gösterir tabelada YEL DEĞİRMENİ TEPE 18 KM yazılmış. Yürüyüş yollarını gösterir tabelada kaç KM olduğunu belirtmişler. Araç yollarında ise mesafe belirtilmemiş.

20180430_121506_HDR

Neredeyse sırta çıktık, rakım yükseldi. Yayla olan yerde asma bağında asma kütükleri burada epey zamandır üzüm bağcılığı yapıldığını gösteriyor. Bağ traktör ile sürülerek otlardan temizlenip toprak ortaya çıkmış.

20180430_123331_HDR

Çevrede bunun gibi bir çok bağ görüyorum. Bağlar parsel parsel, birbirinden ayrı yerlerde. Aralarda sürülmemiş tarlaları otlar bürümüş. Demek ki herkes kendine yetecek kadar  bağ yapmış. Yani her bağın sahibi ayrı.

20180430_124221_HDR

Yolda güzellikleri görmek olası, bu güzellikleri biz gezerken görüyoruz. Siz, okuyucularım için resim çekip görmenizi sağlıyorum elimden geldiği kadar. İşte bu güzelliklerden biri yol kıyısında mor çiçekler açmış zambaklar.

20180430_124741_HDR

Kimi yerde buğday tarlası çıkıyor karşıma. Bel hizasına gelmiş buğdaylar başak açmış ama şu an yeşil, henüz sararmamış. Buğday tarlalarının süsü olan gelincik çiçekleri kırmızı rengi ile yeşilliğe renk katmış.

20180430_125106_HDR

Kabalar köyüne geldik tabelaya göre. Köyün girişinde üzüm bağı ve birkaç ev görüyorum.

20180430_125522_HDR

Kabalar köyüne karnımızın acıktığını hissettik. Köyün içinde park alanında gölgelik bir masa bulduk kendimize. Buradaki bakkaldan domates, biber, soğan, yumurta alıp melemen yemeği yapmaya başladı Ferdimen. Aşçılık konusunda da uzmandır kahramanımız Ferdimen. Kendi ocağında küçük tencerede melemen pişirirken kendi kamerası ile çekiyorum Ferdimen’i. Ocağın etrafı alüminyum rüzgarlık ile çevrelenmiş, yanında gaz tüpü, sıvı yağ, tereyağı ve poşet içinde sebzeler. Arkada bakkal dükkanı.

IMG_2703

Park içinde, kıyılara köylüler açık hava müzesi yapmışlar. Ferdimen yemeği pişire dursun ben açık hava müzesini geziyorum. Müzede sergilenen her aletin resmini çekiyorum tek tek. İlk karşıma çıkan kalın iki tahtadan yapılmış yaba. Biçilmiş buğdayları samanlarından ayıran alet. Yabanın altında yarıklara taş sıkıştırmışlar.

20180430_130117_HDR

Kağnı tekerleği, eski zamanlardan kalma. Tarihi olmalı.

20180430_130127_HDR

Samanları toplamak, taşımak için çatal biçimindeki dirgen. İki dirgen çapraz asılmış ağaca. Bunlar tahtadan kesilip çatal biçiminde yapılmış. Esas dirgen olan sağdaki. Ağaç dalının ucunda üç dal ile çatal biçimi verilerek yapılmış doğal dirgen. Dirgenlerin altına asılmış boyunduruk ve kova.

20180430_130139_HDR

İnce çubuk dallardan ve kargılardan yapılmış iki geniş sepet. Bizim oralarda buna kelter diyorlar. Üzüm toplarken içine konulan üzüm salkımlarını taşımak için de işe yarıyor. Burada da üzüm bağları çok.

20180430_130148_HDR

Kaide üzerinde Atatürk büstü arkasında hamur teknesi. Tamamen ağaçtan oyulmuş olan hamur teknesi kullanılmadığı için çatlaklar oluşmuş. Yanında da dibi dar bir küp asılmış.

20180430_130157_HDR

Bulgur yaparlarken buğdayı tokmaklarla kırılan taş dibek. Ortası oyuk olan büyükçe taş parçası epey eski görünüyor. Artık bu dibek kullanılmıyor şimdilerde.

20180430_130205_HDR

Değirmen taşı.

20180430_130220_HDR

Demirden yapılmış tek pulluklu saban, bu saban tek bir at çekerek tarlayı sürmeğe yarıyor.

20180430_130305_HDR

Küp dala asılmış, yarısı kırık, altında taş silindir. Silindirin merkezi delik, buradan demir çubuk geçirilip üste doğru birleştirilerek çekilmesi kolaylaştırılmış silindirin. Bu silindir tarlayı düzleştirip sıkıştırmak için. Bir de toprak damlarda toprak serildikten sonra az su ile nemlendirilip toprağı sıkıştırmaya yarıyor.

20180430_130314_HDR

Ben açık hava müzesini gezip resimleri çektim. Ferdimen hala ocağın başında melemen yemeğini pişiriyor. Yanına oturup bakmaya başladım. Masada ikimizi birlikte Mehmet çekiyor bir poz. Bisikletim KUZ ve turuncu çantam yerde.

IMG_2704

Yemek pişti sonunda ve büyük bir iştahla yerken oradaki birine bizi çekmesini söyledik. O da bizi kırmadı çekti.

IMG_2705

Yemek yerken, yemeğin kokusunu alan dişi fino köpeği yanımıza geldi. Memelerinden anlaşıldığına göre yavruları var. Hemen yarım ekmek verdik. İlk önce kendi karnını doyurdu. Herhalde açtı. Köpek biraz zayıf görünüyor, tamamen beyaz tüyleri var. Kulakları dik olan köpeğin başı siyah renkte.

20180430_131559_HDR

Ekmeği bir çırpıda bitirdi ve beklemeye başladı. Herhalde doymadı dedik bir yarım ekmek daha attık önüne. Bu kez ekmeği kaptığı gibi bizden uzaklaştı. Yavrularının olduğu yere doğru gittiğini anladım. Sonra iki kez daha geldi, ikisinde de köpeği boş göndermedik. Köpeğe pek yiyecek veren yok galiba. O yüzden bulmuşken epey ekmek alıp götürdü. Köpek ağzında ekmek uzaklaşırken çekiyorum bir poz.

20180430_131605_HDR

Yanımıza iki kız çocuğu geldi, onları bakkala davet ettim, çantamdaki BayKuş kesemi alarak bakkala gittik. Canınız ne istiyorsa alın dedim. Kızlar da dondurma aldılar ve mutlu olarak dondurmalarını yalayıp gittiler. Ben de BayKuş kesemdeki paradan ücreti ödedim. Sonra toparlanıp yola çıktık hedefimize doğru. Ferdimen öndeydi ve ilk önce Mehmet’in resmini çekiyor. Etrafta pek ağaç yok, kırsal bir alan.

IMG_2711

Ardından ben de kareye girdim. Köyden çıktıktan sonra üstümü çıkarıp Güneş altında yanmaya devam ediyorum.

IMG_2712

Yol kıyısında, üzüm bağının yanında durduk. Burada uzun bir kavak, dibinde de kuyu var. Kuyu duvarı beton, üzerine de çıkrık makara takılmış.

IMG_2715

Bisikletlerimiz yol kıyısında park etmiş durumda beklerken kuyu ile birlikte resimlerini çekiyorum.

20180430_152810_HDR

Çıkrığa dolanmış ip, aşağı sarkan kovanın sapı ve karanlık kuyu dibi. Kova yok ortalarda, sadece sapı kalmış. Kuyudan su çekme umudumuz kalmadı.

20180430_152834_HDR

Çal kasabasına vardık, tabelasında yazdığı kadar 19.300 nüfusu var. Tabelanın üstünde de yuvarlak levhaya araba sollama yasağını belirtir uyarı. Sağ tarafta çam koruluğu görünmekte.

20180430_160459_HDR

Çal kasabasında, parkın içinde durup dondurmacıdan birer külah dondurma aldık. Güneş şemsiyesi altına oturup dondurmaları yalamaya çalışırken elçek resim çekiyorum üçümüzü.

20180430_163437

Parkın içinde yuvarlak, geniş kaidenin üstünde küçük bir kaide daha yapılıp üzerine insan eli, bilekten biraz daha uzun, aşağıdan çıkan bir el heykeli. Elin içinde üzüm salkımı. Demek ki gördüğümüz üzüm bağları Çal kasabasını sembolü.

20180430_170809_HDR

Yolun sağ tarafı mermer döşeli, sekiz basamaklı oturma yeri yapılmış. Orta yerine insanların yukarı doğru rahatça çıkması için ilave basamaklar konmuş araya. Üstte çam ve servi ağaçları var.

20180430_170828_HDR

İlginç yapıda ve boyalı bir çeşme görünce resmini çektim. Çeşmenin iki yanında kalın künk konmuş iki tane üst üste. Çeşmenin yalağı, aynası ve V biçiminde çatısı betondan. Çatı yeşil, diğer taraflar tamamen yağlı boya mavi renkte boyanmış. Çeşme yarım metre yükseklikte, taş duvar  ile birlikte yapılmış. Arkada tarla ve ağaçlar var.

20180430_171238_HDR

Başka bir çeşme önünde durdum. Küçük kareli mavi renkte fayans döşeli. Aynasındaki mermere;

“Kim bilir hangi akşam güneşle birlikte bende solacağım Yaşar Bacak”

Sağ altına iki kancalı askıya iki plastik beyaz tas asılmış. Solda bir askı daha var ama kancaları kırık.

20180430_172818_HDR

Yeşillikler arasındaki yolda arkadaşlar giderken durup köy tabelaları ile birlikte çekiyorum Tabelada Aşağıseyit 4 Km, Dayılar 9 Km, Gelinören 10 Km yazılmış. Biz de o köylere doğru gideceğiz. Tabelanın arkasında genişçe bir tarla yeni sürülmüş.

20180430_173235_HDR

Artık suyu azalan Büyük Menderes nehri çaya dönüşmüş durumda. O yüzden köprüler de kısaldı. Köprünün birinden geçerken demirine tabelamızı bağladım.

20180430_173528_HDR

Burada su çok az akıyor ve çok kirli. Suyun rengi ve yosunların renginden anladığım kadarı ile lağım suyu karışmış nehre.

20180430_173540_HDR

Köprüde resim çekerken bir aile ile tanıştık. İki kadın bir erkek. Akan lağım ve nehrin kirliliğini konuştuk. Amacımızı da kısaca anlattık. Onlar da akan lağım suyundan şikayetçi. Yanlarında olan oğluna bizi çekmelerini söyleyince hep birlikte elimizde bisikletlerle birlikte resim çekildik köprü üzerinde.

20180430_173949_HDR

Yolun solunda uzun kavak ağaçları, sağda ise söğüt ağaçları neredeyse yolu kaplamış durumda. Önde ağaçların arasında giden Mehmet’i arkadan çekiyorum ağaç manzaralı.

20180430_174210_HDR

Bazen nehir yatağından biraz yükseğe çıkıyoruz. Yol bizi öyle götürüyor ne yapalım. Yüksekten nehir yatağını çekiyorum. Nehir yatağını ağaçlar tamamen kapatmış, akan su görünmüyor. Kıvrılarak akan nehir kenarında uzun kavaklar boyları ile kendini belli ediyor. Aralarında söğüt ağaçları da var.

20180430_175017_HDR

Nehir yatağı kayalık bir vadiden geçiyor ve biz tepesindeyiz. Karşıdaki kayalık ağaçsız, çıplak. Kanyon halindeki vadinin kıyıları uçurum.

20180430_175316_HDR

Yol bizi deminki kanyonu tam  olarak önümüze çıkardı. Dibinde uzun kavak ağaçları derin bir kanyon içinden Büyük Menderes nehri akıyor. Bulunduğum yer bir plato sayılır.

20180430_175905_HDR

Geniş çimen ekili bir alanın kıyısında kare biçiminde beton, yarım metre yükseklikte. Üzerine küçük bir kare beton daha kondurulmuş. Anladığım kadarı ile bostan kuyusunun üzeri beton ile kapatılmış sanki. Kare köşenin az ilerisinde çoban, yanında iki koyun ve çoban köpeği heykeli yapılmış. Heykeller siyah renkte. Çim alanın ortasında telefon direği ve sonlarda tek katlı, beyaz badanalı bina. Arkasında uzun kavaklar.

20180430_181215_HDR

Artık çaya dönüşmüş nehir ile birlikte gidiyoruz. Nehir bazı yerde yatağından taşıp yayılmış olarak akıyor.

20180430_181222_HDR

Sık sık köprüler geliyor önümüze . Hepsine tabelamızı bağlıyoruz demire. Geçtiğimiz belli olsun. Bisikletim KUZ, tüylerim ve köprü korkuluk demirleri. Köprü demirlerine 3 metre yükseklikte profil demir kaynatılmış. Nedeni belli değil.

20180430_181655_HDR

Nehir yatağına set çekilip havuz biçimine dönüştürüşmüş. Fazla derin olmayan havuza su girip setten taşarak akmaya devam ediyor. Söğüt ağaçları ve kavak ağaçları nehre yakın.

20180430_181721_HDR

Beyaz renkli toprağı olan yerden geçiyoruz. Burası kıraç görünümlü küçük tepeleri olan arazi.

20180430_182026_HDR

Afyon sınırları içinde olduğumuzu belirtir afyon tarlaları çıktı karşıma. Mor çiçek açmış afyon bitkileri bu ayda, Mayıs ayında açıyor. Tarla içine Dayılar tabelası dikilmiş. Köy evleri az ilerde görünüyor.

20180430_184218_HDR

Ardından Gelinören köyüne de giriş yapıyoruz ama yeşil ağaçlardan köy görünürde yok.

20180430_184802_HDR

Köy tabelasından sonra köprü çıkınca bir tabela daha bağlıyorum bir tane. Köprü korkuluk demirleri tamamen ağaçlar sarmış.

20180430_185049_HDR

Köprüden aşağı bakınca suyun rengi bulanık ve çok kirli. Bu su aşağıya akıyor kirli olarak ama denize ulaşmadığını anlıyorum. Nedenine gelince Aydın – Denizli yolunda Sarayköy civarında Buldan yönüne dönüp nehri takip ettiğimizde Güney kasabasına doğru giderken Büyük Menderes nehrinin çok temiz aktığını görünce şaşırıp sevinmiştim. Temiz akmasının sebebi ne diye düşünürken burada akan suyu görünce anladım neden temiz aktığını. Büyük Menderes nehri üzerinde iki büyük baraj kurulu. Barajlara akan kirli sular baraj göl yatağına çöküp temiz su kanaldan elektrik santrali türbininden geçip yatakta akmaya devam ediyor. Nehir suyu iki kez barajdan arınıp tertemiz akarken kısa bir süre sonra Denizli yönünden gelen çaydan akan pis sularla karışıp akıyor denize kadar.

Bu kirliğe dur demek gerek. Köylerde lağım suları, sanayi bölgesinde fabrika atıkları. Buhar santrallarında zehirli ağır metaller Büyük Menderes nehrine akmamalı istedikleri gibi. Her yerde sıkı denetimli arıtma tesisi kurulmalı ve nehirlerimiz temiz akmalı. Büyük Menderes nehri büyük bir havzayı suluyor. Burada tarım ürünleri yetiştirilip pazarlardan soframıza geliyor. Yediklerimiz temiz sularda yetişmeli. Geleceğimize kanserli bir gelecek bırakmamalı, temiz bir geleceği planlamalıyız geç olmadan.

20180430_185105_HDR

Köyden geçerken yıkıntı durumuna düşmüş kerpiç bir ev görüyorum. Duvarın büyük bir bölümü yıkılmış içerisi görünüyor. İç kısımları ağaç direklerle desteklenmiş. Üzerinde topraktan dam var. Otlar çıkmış damın üstünde. Geçmişte yaşanmış anlar nelerdir kim bilir. İnsan böyle yıkıntı bir ev görünce geçmişi düşünmeden edemiyor.

20180430_185658_HDR

Hafif eğimli bir tepesi olan uçsuz bucaksız tarla sürülmüş, toprak rengi ortaya çıkmış. Tarla henüz ekilmemiş durumda.

20180430_190356_HDR

Büyük Menderes nehrine Menderes demelerinin nedeni düz, eğimi az olan arazide su akması için güce ihtiyacı var. Bu gücü de sudaki gerilim yüzünden alıyor. İleri akması için kıvrılıyor geriye doğru S biçiminde. Böylece düz arazide kıvrılarak yatağını yapıyor. Bu kıvrımlı akmaya da Menderes denmiş. Bu kelime Milattan önceki Yunan çağlarına ortaya çıkmış. Troya bölgesinde akan nehrin adı antik Yunanlılar Mendes diye adlandırmış. Bu kelime günümüze kadar gelip hala kullanılıyor. Menderes nehrinin akarken aldığı S biçimi aynı şekilde uzun ve ince olan yılanların yerde S biçiminde ilerlemesine benzetebiliriz. Yılanların ayakları yoktur ve kanının altında bulunan pulların hareketi ile kıvrılıp ileri doğru kıvrılarak S biçiminde hareket etme durumu gibi nehirlerin de düz arazide akması gibidir.

Durum böyle olunca düz arazide kıvrılarak akan nehir yatağını düz yapılmış yol yüzünden bir çok köprüden geçmemiz gerekiyor. İşte o köprülerden birinden daha geçerken tabelamızı bağlıyorum geçtiğimiz belli olsun diye. Toplam 6 köprüden geçmişiz bu gün.

20180430_191419_HDR

Köprü üzerinde bile nehrin S biçiminde aktığını görüyorum. Nehrin kısa bir bölümünü anca görüyorum, kıvrımlardan sonrası görünmüyor.

20180430_191427_HDR

Yine bir köprü ve tabelayı asıyorum demire. Bisikletim KUZ ile tabela bağlı köprü demirlerini çekiyorum.

20180430_192524_HDR

Nehir pis akmaya devam ediyor. Gördükçe içime sıkıntılar giriyor ve üzülüyorum.

20180430_192542_HDR

Başka bir köprüde çektiğim nehir görüntüsü, su akışı iyice azaldı ve pis akmaya devam ediyor. Bu pisliğe rağmen kıyılar ot bürümüş.

20180430_192553_HDR

Köprü demirine tabelamızı astım.

20180430_195447_HDR

Kimi yerde nehir kenarında söğüt ağaçları var.

20180430_195510_HDR

İşte demin bahsettiğim Menderes olayı. Nehrin kıvrımı S biçiminden neredeyse U biçimini almış. Karşıda kısa boyda sazlıklar kaplamış. Dipleri yeşil, üst kısımları sarı renkte. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_2779

Kavaklar tabelası köy ile birlikte karşımıza çıktı. Kavaklar köyünde iki kavak var, biri yeşil, diğeri kurumuş. Başka da kavak görünürde yok. Tabelada yazdığı kadar 356 kişi yaşıyor. Rakım da 800 metre olduğunu belirtmişler.

IMG_2788

Kavakları geçtik, kısa sürede yakındaki Beyeli köyüne geldik. Her ne kadar mahalle yazsa da benim için köy olarak kalacaktır. Mahalle şehirlerde olur. Akşam olmak üzere. Bakalım köy civarında kamp yeri bulabilecek miyiz?

IMG_2789

Beyeli ilk okulunun bahçesi kamp yapmaya uygun. Bahçe içindeki bakkala sorduk burada kamp yapabilir miyiz diye. Bakkal da muhtara soralım deyip muhtarı aradık. Muhtardan olumlu cevap geldi. Biz çadırı kurarken muhtar geldi yanımıza. Kimlikleri alıp jandarmaya sorgulattıktan sonra kimlikleri geri verip evine gitti. Bizim gizli saklı bir şeyimiz olmadığı için içimiz rahat şekilde kampımızı kurduk. Kamp yerinde akşam yemeğini yaparken köylülerden olan Hasip Karakaya ve Necati Alkan bizi akşam çayına davet etti. Evi de yakın, bize gösterdi. Biz de davetini kabul ettik. Yemekten sonra çay içmeye gideceğiz. Yemeği pişirip yedik, sonrasında Hasip’in evine doğru giderek bahçede oturduk. Önümüzde tahta bir divanı masa olarak kullanıyoruz. Komşulardan iki köylü daha aramıza katıldı. Tanıştık köylülerle, çaylar içildi, sohbet kahve eşliğinde devam etti. Çayı Hasip’in eşi ikram etti. Karşılığında ben de kahve pişirip ikram ettim. Turumuzu anlattık, ne amaçla, nereden nereye, Büyük Menderes nehri buralarda çok kirli aktığını belirtik. Köylüler denetimsiz bir şekilde, arıtma tesisi olmadığı için tüm lağım sularını nehre boşalttıklarını öğreniyoruz. Köydeki yaşamı, çocuklarını okutup üniversiteyi bitirdikten sonra sadece tatillerde köye geldiklerini söyledi Nasip. Köydeki işleri kendi çabaları ile gücünün yettiği kadar yaptıklarını öğrendik. Gelecek nesil için durum pek iç açıcı değil. Köylerde tarım ve hayat bitmek üzere. Gençler tarımla, hayvancılıkla uğraşmak istemiyor. Kahve içerken divan etrafında oturmuş halde Ferdimen resmimizi çekiyor sokak lambasının ışığı altında.

IMG_2790

Akşam fazla geç olmadan köylülerden izin istedik. Onlar da yorgundurlar bütün gün tarla, bağ – bahçede çalışmaktan. Erken yatabilirler. Yanlarından ayrılıp  çadırlarımıza vardık. Çadırlara girip tatlı uykuyu bekletmedik fazla.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 61 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Mysia Yolları 3. Gün

9 Mayıs 2017 Salı

Çaldere köyü – Kepsut – Recepköy – Susurluk

(Kör arkadaşlar için Betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Vedat Karakaya’ya aittir)

 

yüzümü senin için yıkarım

gömleğimi senin için geçiririm

ama sen bilmezsin bunu niçin

gömleğimi senin için geçiririm

yüzümü senin için yıkarım niçin ben

bilmem bunu âşk aşkür

ölüm o Ölüm

ateş ateştir a iki gözüm

neden bütün bunlar böyledir ve madem ki böyledir

neden böyle olmalıdır

işte kimse bilmez bunu

Agim Rıfat Yeşeren

 

Öne çıkan görsel, Uzayıp giden tren rayları, ağaçlar ve evler.

Çalderenin şırıltıları ile güzel bir uyku çektikten sonra doğa kendisi uyandırıyor erkenden. Erkenden uyanmanın nedeni temiz havada, bol oksijen solumanın getirdiği dinlenme insana yetiyor. Güneş henüz doğmamış ama kuşlar erkenden kalkmış güzel şarkılarını çayın söğüt dallarında söylüyor. Adeta çayın sesine ayak uyduruyor kuşlar. Çadırımın kapısını açınca çayın olduğu yerdeki ağaçları görüyorum.

Tam güneşin doğduğu sırada kahve cezvem ocağın üstünde pişmeye başladı. Güneşin doğuşunu kahve içerek kutlamak gibisi yok. Köpüklü kahve cezvesi ile tepede doğan Güneşin doğuş anını çekiyorum bir poz. Cezvenin sapı Güneşin doğduğu yere doğru duruyor. İleride Vedat’ın tripod, altında yağ şişesi ve portatif yemek masası. Masanın üzerinde su şişesi ve tencere, tava konulmuş.

Ben cezve ile Güneşin doğduğu anı çekerken yere uzanmış durumda Vedat ta benim resmimi çekiyor. Mata yatarak resim çekerken, ocakta cezve köpüklü, dört fincan. Kahve kutusu, ocak kabı turuncu plastik. Yeşil fincan kutusu ayağımın dibinde. Arkada tuvalet binası, betonunun üzerinde naylon poşetler, çaydanlık, kavurma sacı ve semaver.

Bulunduğumuz yerde parlak kırmızı renkleri ve artı biçiminde siyah parlak renkli taç yapraklarını açmış gelincik muhteşem görünüyor. Bu tip gelincik çiçekleri her yerde olmuyor, buralara özgü bir yapıya sahip. Vedat yakından tek olarak çekmiş gelincik çiçeğini.

Yamaçta bunun gibi birçok gelincik çiçeği daha var. Ben de çiçeklerin resmini çekiyorum. Gelincik çiçeklerinin arasında bir kaç tane sarı çiçek daha var. Siyah – kırmızı ve sarı çiçekler yeşil otların arasında uyumlu , doğal bir desen oluşturmuş. Seyretmeye doyum olmuyor bu güzelliği.

Çeşmenin yanında kurulu çadırlar arazide, bisikletler de çadırların yanında. Çayı kaplayan söğüt ağaçlarının yakınındayız. Güneş te doğuyor tepenin üzerinde. Resmi Vedat çekiyor. Sağ üst tarafta bor madeninin olduğu yer belli oluyor beyaz toprakları ile.

Ocağımızda ateş var ve bu ateşte sabah kahvaltısı için sucuklu yumurta ve köyde verilen peyniri de içine katarak güzelce pişiriyor Mehmet Ali. Sonra portatif masada tavanın etrafında toplanıp çalakaşık yemeye başladık. Zeytinimiz de bol, ekmek ve pişiler gani gani. Bolca da taze soğan. Semaverde odun ateşinde pişen çayın tadı da bir başka oluyor. Vedat tripod ile otomatik çekiyor kahvaltı masasının etrafında ayakta kahvaltı yapan altı kişi.

Kahvaltının ardında bulaşıkları yıkayıp toparlanıyoruz. Yükleri bisikletlere yükleyip yola çıktık. Köy yollarında fazla araç olmaması işimize geliyor. Ne güzel sakin sakin gidiyoruz. Ormanın içinden geçen yolda arkadaşlar durmuş. Ben de resmini çekiyorum.

Çaldere’nin aktığı yöne gitsek te yol nedense tırmanışla tepeye doğru gidiyor. Yani yol düz gideceğine belli bir eğimle yukarıya doğru yapılmış. Hal böyle olunca kaçınılmaz olarak yokuşu ağır tempoda çıkmaya başladık. Önümde giden arkadaşlarımın resmini çekiyorum. Sol tarafta yamaç, ilerde yolun gittiği tepeler. Sağ tarafta ise derenin vadisi.

Yokuş sürdükçe yola yeni çıkmış olarak yoruluyoruz az biraz. Bunu yol kenarında biraz dinlenerek nefesleri ayarlıyoruz. İleride biri düz, biri tepeye doğru giden iki yol var. Bakalım hangi yoldan gideceğiz.

Neyse ki tepeye giden yol toprak. Düz giden yola saptık ve yokuş ta bitti böylece. Ama Bursa’ya kadar düz gideceğiz demek değil. Yine başka yokuşlar önümüze çıkacak. Yolun sağında geniş bir çayır görüyorum. Çayırın bitiminde çaldere çayı. Bir de yolun kıyısında işlemeli güzel bir çeşme yapılmış. Çeşme tamamen taş bir bloktan işlenmiş. Çayırın solunda iki sarı bina duruyor. Biri çatılı, diğerinde çatı yok. Çeşmenin devamında ağaç fidanları dikilmiş sıralı. Fidanlara zarar gelmesin diye tahtalar ile koruma altına alınmış.

Çaldere çayı ile beraber hafif bir eğimle iniyoruz yukarıdan aşağı. Bazen çayın yatağına iyice yaklaşıyoruz. Çayın yakınından geçerken gözüme ölmüş bir ağacın gövdesi görünüyor. Her şeyin bir ömrü var, insanlar, hayvanlar, ağaçlar ve doğadaki her şey bir döngünün içinde. İşte bu döngüsünü tamamlamış söğüt ağacı ömrünü tamamlayıp değişime başlamış. Kökleri toprakla bağı çözülünce kuruyup çürümeye başlamış. Ağacı çayın yatağından traktörle çekerek ekili olmayan tarlanın kenarına çekilmiş. Kalın gövdeli ağaç üç dallı. İkisi yerde, biri yukarı doğru. Belki de köylünün biri kışlık odun için çaydan çıkarıp kesecek. İşte dönüşümde olacaklar; Bir kısmı çürüyüp toprağa karışıyor. Kesilirse odun olarak sobada yanarak küle dönüşecek. Yanarken çıkardığı karbondioksit ve diğer gazlar da fotosentez yapan diğer bitkiler özümseyip karbonu depolayacaklar gövdelerinde.

Solda yolda giden bisikletçi arkadaşlar. 30 km hız ile gidileceğini gösterir trafik levhası, üstünde ünlem işareti dikkati çeken levha. Gidonumdaki tüylerin bir kısmı ve çayın söğüt ağaçlarının yanındaki tarlada ölü ağaç gövdesi.

Mayıs ayının en güzel çiçeklerinden birisi olan sarı çiçek açmış uzun iğne yapraklı çalı. Baharın ilk günlerinde değil de havalar iyice ısındıktan sonra açar. Sarı çiçekler açan bu çalıya halk dilinde “Katır Tırnağı” deniyor. Akdeniz bitki örtüsünde ait olan katır tırnağı çiçekleri koparılıp vazolara konulsa da bence yerinde daha güzel görünüyor.

Yol kıyısında uzun iğne yapraklarının uçlarında sarı çiçekler açmış. Yeşil yapraklı bitkide sarı çiçekler daha baskın görünüyor. Sağda gidonumdaki tüyler le birlikte katır tırnağı çiçekleri.

Nusret köyüne geldik. Bu köyden tren demiryolu geçiyor. Raylar ve eski köy evlerinin resmini çekiyorum.

Bu raylardan bir kaç kez geçtim, Ankara’ya, Eskişehir’e, Kütahya’ya. Her trene binişimde uzakları yakın eden bir hal alıyor bende. Tren ile yolculuk yapmanın zevki başka oluyor. Tren raylarını görünce aklıma Nazım Hikmet’in şiiri gelir hep. 12 Eylülden önce, Ortaokul ve Lise yıllarımda Edip Akbayram’dan dinlediğimiz bu türkü ağzımızdan düşmezdi.

Gidenlerin Türküsü

Camların arkasında gece ve kar
Beyaz karanlıkta parlayan raylar
Umutsuz çaresiz sallanan eller
Kavuşulmamayı anlatıyorlar

Üçüncü mevkii bekleme salonu
Çıplak ayaklı bir çocuk yatıyor
Gece ve kar yine pencerelerde
Acı türküsünü mırıldanıyor

Bir türkü söylüyorlardı içerde
Bu giden kardeşimin türküsüydü
Arkadaşlar bakmayın gözlerime
Bu milyonların gerçek öyküsüydü

Nazım Hikmet Ran

Rayların hizasında raylar ve iki yanda köy evleri. Raylarla birlikte demir direkler dikilmiş. Elektrikli trenler için ama henüz teller çekilmemiş. Raylar traverslerin üzerinde hafif sola doğru dönüyor. Traversler iri çakıl taşlarından oluşan zemin üzerine döşenmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Köyün kahvesinde mola veriyoruz. Eldeki pişileri çayla birlikte yiyoruz. Ne bereketli ve çok pişi varmış, bitmek bilmiyor bir türlü. Yedikçe sanki çoğalıyor. Kahvenin üstünde köyün muhtarlık binası var.

Biz pişileri yerken yanımıza köyün delisi geliyor. Köyün delisi de yaşlı bir kadın. Bizi görünce sohbete başlıyor, yolcu olduğumuzu görünce yolcuyu gözeten melek gibi etrafımızda fır dönüyor. Çevredeki çöpleri süpürüp temizliyor. Sürekli konuşup bir şeyler anlatıyor. Kahvedeki köylüler deli kadına bizleri rahatsız etmemesi için uyarmalarına rağmen hiç te rahatsız edici bir yanı yok. Aksine sohbetimiz gayet iyi. Deli kadına bir çay ısmarlıyoruz, kahveci çayı verip içerken çaktırmadan resmini çekiyorum. Cem’i önde, kadını da Cem’in arkasında sandalyede otururken çekiyorum bir poz. Kadın sürekli hareket halinde, devamlı sağa sola başını döndürerek her yanı görmeye çalışıyor. Çayını çabucak içip söylenerek bir o yana, bir bu yana fır dönmeye başladı. Deli kadını çok sevdim, bana daha çok yolcuları kollayan bir melek gibi geldi. Görünüşü sevimli ihtiyar, yüzünün kırışıklıkları ve üzerine giydiği uzun kollu siyah çiçekli elbisesi, aynı desende baş örtüsü başına bağlamış ve üzerinde yeşil renkli örgü yeleği. Masamızın üzerinde bir boş çay bardağı ve bir dolu çay bardağı var.

Molamız bitti ve köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında kerpiç bir ev terkedilmiş olarak bahçenin bitkileri sarmalamış durumda çekiyorum.

Yola çıkan arkadaşları arkalarından resimlerini çekiyorum. Solda yeni sürülmüş tarlada toprak rengi ortaya çıkmış. Tarladan sonra ağaçlar devam ediyor.

Mola verdiğimiz Nusret köyü arkamızda kaldı. Köyü uzaktan komple çekiyorum. Önümde ekin tarlası yemyeşil, tarlanın sınırında ağaçlar.

Tarlanın birisi ekilmek için sürülmüş ama paralel sürülmüş çizgileri bazı yerlerde eğri büğrü sürülerek ilginç bir desen oluşturmuş. Tarlayı tüylerimle birlikte çekiyorum. Martı tüyü iki tane, kartal tüyünün yarısı boyutlarında.

Yol kıyısında erik ağaçları görünce yeşil eriklerden biraz koparıp yolda yemek için ceplerimize koyuyoruz.

Yol kavşaklarında konulmuş birbirine yakın köylere olan mesafeleri tabelalara yazılmış. En üstte en yakın köyden başlayarak en uzak olan Bigadiç kasabasına kadar yazılı. Nusret 9 Km, Osmaniye 10 Km, Dedekaşı 11 Km, Mahmuiye 12 Km, Ovacık 14 Km, Dombaydere 16 Km, İskele 28 Km, Bigadiç 38 Km olarak belirtilmiş. Hepsi de aynı yönde, geldiğimiz yoldaki yerler.

Aynı kavşakta, karşıda ise yakında olan Kepsut 1 Km sağda. Solu gösteren tabelada ise Balıkesir 24 Km. Kepsut’un dış mahallesindeki köy evleri ve damlar görünüyor.

Kepsut yakında olmasına karşın buraya girmeyeceğiz. Karşıda pek yüksek binaları olmayan Kepsut ilçesi görünüyor

Kepsut yakınlarında Çaldere çayı Simav çayı ile birleşiyor. Simav çayının karşısına geçiyoruz köprüden ve bir kavşak daha karşımıza çıkıyor. Eyvah yine kaybolduk. Avucumun içi Vedat kavşakta durmuş, bir tabelalara, bir elindeki notlara, bir de haritasına bakıyor. Ne yöne gideceğimizi bulmaya çalışıyor. Durduğumuz yer Köprübaşı Orman Emvalleri Deposu önü. Burada ormanlardan elde edilen mallar, ürünler, Arapçası olarak emvaller adı altında toplanan yer. Deponun önünde demir parmaklıklı sürgülü kapısı açık durumda.

Nasıl karıştırmasın, iki kavşakta bir sürü tabela görünce aklı karıştı ve kaybolma endişesi içinde yolu bulmaya çalışıyor. Ne de olsa buraları avucununiçi gibi bilse de kaybolmamak elde değil. Vedat’ın dediğine göre karısının sülalesi bu yöreden imiş.

Üç tabelada yazan ; Recepköy Mah. 4 Km, Karacaören Mah. 8 Km, Armutlu Mah. 10 Km – Servet Mah. 5 Km, Tekke Mah. 6 Km, Eşeler Mah. 9 Km – Bektaşlar Mah. 11 Km, Susurluk 34 Km olarak belirtilmiş. Her ne kadar köylerin ismi Mahalle olarak adı geçse de tabelada köyleri bir türlü silemiyorlar. Örneği de aşağıdaki tabelada var Recepköy Mahallesi yazan tabelada var. Yazıldığı gibi Recepköy.

Vedat sonunda gideceğimiz yolu buldu; Recepköy tarafına doğru gideceğiz.

Bir kilometre sonra yol yine ikiye ayrılsa da artık doğru yolu bulduğumuzdan Recepköy tarafına, sağ taraftaki yola doğru gideceğiz.

Ekin tarlasında buğdaylar başak vermiş, önümde de gelincik çiçeklerinin muhteşem kırmızı rengi.

Recepköy ismini yakınındaki dereye vermiş. köprüde öyle yazılmış. Köprünün korkuluk demirleri sarı boyalı, önünde kırmızı, beyaz enine yan şeritli reflektörlü uyarı dik tabela konulmuş.

Recepköy karşımda duruyor. Resmini çekiyorum bu şirin köyü. Tek katlı, kırmızı kiremitli çatıları ve camisi ile çok şirin görünüyor. Köy yoldan içeride kaldığı için girmiyoruz. Tepelerin üzerinde rüzgar türbinleri konulmuş dönüp duruyorlar.

Recep köy yamacın başlangıcında kurulmuş. köyden sonra sert bir yokuş bizi bekliyordu. Tepelerde görünen rüzgar türbinlerine kadar çıkacağız. Ağır tempoda çıkmağa başladık. Ağır tempoda çıkarken bisikletimden vırç vırç sesini duymaya başladım. Henüz inmeden bisikleti ve lastiklere bakıyorum. Ama sesin nereden geldiğini göremedim. Bisikletten inip lastiklere bakarken arka tekerleğin lastiğinde iki balon gördüm. Tekerlek her tur dönüşünde arka alt maşa demirine balon olmuş yanak lastiği değip vırç sesini çıkardığını fark ettim. Durup bisikleti ayakları üzerine park edip yakından bakıyorum. Lastiğin sağ yanağında iki balon şişik durumda görünce eyvah dedim ne olacak şimdi. Neyse ki arkadaşlar fazla uzakta değiller, onlara haber verdim durumu.

Lastik yanaklarında iki balon görünmekte.

Artık dış lastik fazla zarar görmesin diye yürümeye başladım. Yol kıyısında uygun bir yere kadar yürüdüm. Düzlüğe gelince bagajdaki çantaları indirip arka tekerleği söküyorum. Elimde tekerlek ve yerde çantalar dağılmış durumda.

Mehmet Ali yanıma gelerek lastiği söküyoruz janttan. Dış lastiğin balon yapan yerleri kontrol ediyoruz ama öyle yarılma gibi bir durum yok. İğne deliği kadar bir delik var sanki ama görünmüyor.

İç lastiği kontrol ediyorum, küçük delikler var. Onları yama ile kapatıp lastiği takıp şişiriyoruz, yine baloncuklar çıkmaya başlayınca lastiğin havasını indiriyoruz baloncuklar sönesiye kadar.

Dün Vedat’ın lastiğini yaparken kestiğimiz iç lastik şeritleri bu kez benim lastiğimiz dışına sarıyoruz sıkıca. Bir baloncuğu Mehmet Ali, bir baloncuğu da ben lastik ile sarıyorum güzelce. Sonra lastiği normal şişirip duruma baktık. Baloncuklar oluşmadı, bu iyi, idare eder. Fren pabuçlarını açıp iptal ediyorum arka freni.

Tekerleği yerine takıp çantaları bagaja yükleyip yola çıkıyoruz. Daha ileride bekleyen arkadaşlarla buluştuğumuz yerde ağaçların altında kahve ve çay pişirip yorgunluğumu alıyorum. Lastik tamir işi epey yordu ama sonunda hallettik. Hem iç lastik hem de yedek lastikler de patlak olduğundan yama yapmıştık. Bu kadar işten sonra yorgunluk kahvesi içmek farz oldu. Kahveleri içesiye kadar çaydanlıkta da çay demleyip bir de üstüne çay içmek ilaç gibi geldi. Enerjimizi topladık diyerek yola çıkıyoruz. Tepeye yaklaştık sayılır. Rüzgar türbinleri fazla uzakta değil.

Az sonra tepeye varacağız, yol kıvrılarak yukarı, yakındaki türbinlere doğru gidiyor.

Sonunda zirvedeyiz, rüzgar türbinlerinin hizasına geldik. Tepelerin sırtında türbinler sıralanmış dönüp duruyor. Zirvede olduğumuzdan küçük kaya parçaları fışkırmış sanki topraktan.

Yolun aşağısında rüzgar türbinlerinde üretilen elektrik enerjisinin toplandığı şalt sahası. Burada toplanan elektrik trafo ile voltajı yükseltilip enterkonnekte enerji sistemine bağlanıyor. Trafodan çıkan enerji telleri direklerle taşınıyor.

Yolda giderken bir yılan gördük yerde kıvranırken. Yılan görünüşü sağlam olmasına karşın pek hareket edemiyordu. Sanırım üzerinden araba geçmiş, o yüzden sersem durumda. Yılanı alıp kenara götürüyoruz. Artık doğa gereğini yapar.

Zirveye çıkmak bizi zorlasa da ulaşmanın zevkini inerken yaşıyoruz. Uzun bir iniş bizi bekliyor. Kendimizi salıyoruz yokuş aşağıya pedal çevirmeden. Gerçi benim sadece ön frenlerim devrede. O yüzden kontrollü iniyorum fazla hız kazanmadan. Ön frenle yaklaşık 12 kilometre civarı iniş yaptık. Bisikletimdeki tüylerin ardında yokuş aşağısı görünüyor. Yolun iki tarafında ağaçlar var.

İnişte küçük bir köyden geçerken Vedat benim resmimi çekiyor. Köy evleri ve kısa minareli cami ile birlikte güzel bir an yakalamış Vedat.

Düzlüğe inince ana yola çıkmış olduk. Yoğun araç trafiği eşliğinde bir süre gittik. Susurluk girişinde benzinlikte mola verdik bir süre. Benzinlikte çalışanlara buralarda nerede kamp atılabilir diye sorunca benzinci yaklaşık 3 kilometre içeride Çaylak mesire alanını tarif etti. “Burada kalabilirsiniz, çeşme ve tuvalet var.” Günlük alışverişi yapıyoruz akşam yemeği için. Ardından hiç oyalanmadan tarif edilen yere doğru gitmeye başladık. Tabelalar da koymuşlar direklere Çaylak diye. Ağaçların arasından hafif bir çıkışla gidiyoruz.

Sonunda hedefe vardık, Çaylak piknik ve mesire alanındayız. Burada kütüklerden kesilen kalın kalaslardan piknik masaları yapılmış. Masalar ve oturma yerleri sabit. Piknik alanı çınar ağaçları ile kaplı, sık dikilmiş, her taraf gölgede kalmış durumda. Piknik masaları ve çınar ağaçlarının uzun gövdeleri birbirine çok yakın.

Çay kenarında olan Çaylak piknik alanı kamp yeri olarak uygun bir yer. Çay çınar ağaçlarının altında sakince akıyor. Çayın akan suyu bana pek temiz gelmediğinden duş almaktan vaz geçtim.

Hava kararmasına daha epey zaman var. Çadırları kurup yerleşiyoruz. Ardından zaman geçirmeden yemek işine giriştik. Salata işi Cem de, Çorbayı Nafiz yapmaya başladı. Ana yemek işi Mehmet Ali de. Geri kalan onlara yardımcı oluyor. Ben sadece kahve pişirme işi ile uğraşıyorum. Bir piknik masası etrafına toplanıp yiyecek torbaları, tencere, kaplar harıl harıl çalışıyor arkadaşlar. Çadırlar da çınar ağaçlarının gölgesinde kurulu. Yemeği çevreden topladığımız odunlarla pişiriyoruz mangal yapılan bölümde.

Yemek pişirme işi bitince soğutmadan ilk önce sıcak çorbaları içiyoruz, ardından yemeği bir çırpıda bitirdikten sonra bulaşıkları Vedat yıkıyor. Bizler de durulamada ona yardım etik. Yemeğin üstüne kahve iyi gider diyerek kahve pişiriyorum. Sonrası semaverde bolca çay. Şakalaşmalar, muhabbet, bu gün yaşadıklarımız, benim lastiğin halleri ve yarın yapacaklarımızı konuşuyoruz. Benim teklifim yarın oyalanmadan bisikletçi bulup lastiği değiştirdikten sonra ana yoldan Gölyazı’ya gitmek. Mysia festivalinden bir gün önce oraya varıp kamp attıktan sonra boş zaman geçirmek. Gölyazı’yı gezip balık yemek. Bu fikir arkadaşlara iyi geldi. Yarın ola hayrola diyerek gecenin bir zamanında çadırlara girip yattık.

Bir çok kere, hem otobüs ile, hem de kendi arabam ile Susurluk’tan geçtim. Her seferinde molayı otobüs tesislerinde kalitesiz çay ve yemek yiyerek geçirdik. Bu yiyip içtiklerimiz de kazık marka ve fiyatlarla soyulduk her zaman. Susurluk’ta böyle bir yerin olacağı hiç aklıma gelmezdi. Belki de daha bir çok yer vardır, bilmiyoruz. Bizleri alışveriş merkezleri, otobüs firmalarının mola yerlerine yönlendirmeleri sonucunda böyle güzel yerleri kaçırmışız şimdiye kadar. Bisikletin yararları burada ortaya çıkıyor. Her yeri görüp keşfedebiliyoruz. İyi ki bisiklet var, özgürlüğü doyasıya tadıyorum.

Bu gün yaklaşık 55 Kilometre civarı yol yaptık.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 7 ve 8. Gün

25 – 26 Mayıs 2015 Pazartesi –  Salı

7 ve 8. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Denizli – Dereköy

 

Sana

Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden,

Seni öpsünler diye gönderiyorum sana.

Bana, kucaklarında seni getiriyorlar;

Ben de sonra o seni getiriyorum.

Özdemir Asaf

 

Öne çıkan görsel, yeşil buğday tarlası, sağda görkemli meşe ağacı, ileride göl ve dağlar.

20150526_190212

Sıcak duş, güzel yemek, özlem, sohbet yumuşak yatak. Hepsini harmanladın mı iyi bir uyku ve dinlenmiş olarak kalkmakla sonuçlanıyor. Ferdi de hayatından memnun, erkenden kalkıyoruz birlikte. Ev sahipleri henüz uyanmamış, sessizce gürültü yapmadan bekliyoruz. Esas ev sahipleri bizden önce uyanmış. Koko hemen yılışarak sevgi gösterisinde bulunuyorlar sabahın köründe. Ferdi’nin kucağında Koko.

20150525_230045

Koko sehpanın yanında yere uzanmış bana bakarken.

20150525_231037

Sonya ise dışarıda minderinde yatıyor.

20150525_231207

Ev sahipleri uyanınca kendilerini sevdirmeden güne başlatmıyorlar. Güzel bir kahvaltının ardından kahveleri afiyetle içiyoruz. Yeğenim kahvaltıdan sonra Pamukkale Üniversitesine gidiyor öğrencilerine ders vermek için. Ferdi ile ben bisikletlerin yükünü boşaltıp Denizli’yi dolaşmaya çıkıyoruz. Çarşıdan büyükçe kıytırığa sığacak kadar saklama kabı alıyorum. Sakallarım da uzamış, bir berber dükkanında sakal tıraşı oluyorum. Çarşıyı bir süre dolaştıktan sonra Mustafa ile buluşup öğlen yemeği yiyoruz. Sonrasında Mustafa dolmuş ile biz de bisikletlerle eve dönerek dinleniyoruz akşama kadar. Akşamda çarşıdan aldığımız balıkları pişirip bahçede kendimize ziyafet çekiyoruz. Kıytırığın bir köşesinde 1.5 Litrelik Kosova ev yapımı rakı duruyordu. Mersin de dostum Feyyaz’a hediyem olacak. Artık bir kısmı eksik olsun bir kaç tek atarak neşemizi iyice artırdık. Bir günlük dinlenme bize iyi geldi. Zamanımız var nasıl olsa, Burdur’a yetişiriz. Koko ve Sonya yeğenim Eylin’e yılışmaya çalışıyor.

20150526_090105

Sonya ile resim çekileyim diye o kadar uğraşmama rağmen bir türlü yüzünü bana dönmüyor. Çok nazlı bir köpek, sanki utanıyor resim çekilmekten. Sabah erkenden kalkıp eşyaları bisiklete yükleyip yola çıkmaya hazır hale geldikten sonra kahvaltıyı yapıyoruz. Mustafa da hiç üşenmedi bize kendi el emeği ile yaptığı küçük ekmekleri veriyor yolda yersiniz diye. Ekmekler 2 gün yetti bize. Ayrıca kahvaltıda yiyelim diye bir çeşit baharat olan Zahter ve zeytin yağı da veriyor. Kahvaltıda tadı hoşumuza gitmişti. Ekmeği yağa batırıp ardından zahtere batırarak yeniyor. Ağıza değişik aromalı bir tat bırakıyor. Akdeniz’in doğusunda yetişen bir bitki toz haline getirilip kahvaltıda yoğun olarak kullanılıyor. Verdiklerini de bagaj çantalarına yerleştirerek yola çıkmaya hazırız. Sonya başını çevirmiş halde elçek resim çekiyorum.

20150526_091145_HDR

Yeğenim Eylin ve Mustafa. Bir poz alıyorum vedalaşırken. Koko da onlara bakıyor.

20150526_091215

Cep telefonunu Ferdi’ye vererek bizi çekmesini söylüyorum. Sonya ve Koko da bizimle çekiliyor. Sonrasında her şey için teşekkür edip vedalaşıyoruz. Ayrılık her zaman zor olsa da tekrar kavuşmayı belirtir.

20150526_091253

Bulunduğumuz yer Denizli den biraz yüksekte olduğu için hızlıca aşağı inip Denizli’nin kalabalık ana yolundan Afyon yönüne sapıyoruz. Burada trafik biraz daha az. Yolu, yolda olmayı özlemişiz. Bilinmeyen her zaman bizi cezbeder. Bisikletim KUZ ve kıytırığı çekiyorum park halinde.

20150526_111628

Karşıda görünen dağların alçaldığı yere kadar gidip sağa doğru kıvrılacağız. Denizli sanayi bölgesinde trafik lambalarında garip bir olay oldu. Trafik lambaları bize kırmızı yanıyor. Haliyle trafik kurallarına uymak gerek diyerek emniyet şeridinde durup bekliyoruz yeşil ışık yansın diye. Biz beklerken arkamızda bir araç kornaya basıp yol istiyor. Bizim de korna çalan arabaya yol verme gibi bir niyetimiz yok. Yanımızda iki şeritte de bekleyen arabalar var. Hem emniyet şeridinde arabanın işi ne. Araç habire korna çalmaya devam etti, bizde tık yok. Yeşil yanınca hareket ettik. Arkamızdaki araç bizden kurtulunca gaza iyice basıp yanımızdan geçerken ben de ona tepki olsun diye havalı kornaya bastım Zort Zort diye. Arabanın içinde kadın sürücü olduğunu görünce şaşırdım. Acaba niye bu kadar acele ediyor diye arabanın arkasından bakarken 50 metre ilerde sağdaki dükkanlara yanaşıp park etti. Gerçekten garip bir durum, hem kadın sürücü, hem emniyet şeridinde hem de kırmızı ışıkta yol istiyor illa geçecek. Bir de 50 metre ileride duracak? Garip, çok garip!

20150526_111638

Denizli’ye yakın olsak ta mermer ocakları buralardan başlıyor. Yer yer dağlar tepeler peynir gibi kesilip bloklar çıkarılarak işlenmeye gidiyor. Buralarda kamyonlar, tırlar hep koca mermer blokları yüklemiş devamlı taşıyorlar kesim yerine doğru.

20150526_112517

Yol güzel olunca tempo biraz hızlı oluyor, ilk molamızı Kocabaş beldesinde veriyoruz. 30 Kilometre gelmişiz bile. Kahvede çay ve atıştırmalık bir şeyler yiyerek dinlendik bir süre.

20150526_122316

Buralarda çimento fabrikasının yakınında, karayolundan 4 Kilometre içeride Kaklık mağarası var. Arazi düz, mağara yerin altında. Pamukkale travertenlerini düşünün aynısı mağaranın içinde. Gidilip görülmesi gereken bir yer. Ferdi de ben de daha önce Kaklık mağarasını gördüğümüz için gerek yok diyerek yolumuzdan sapmadık. Tarladaki ekinler yeşil, düz arazide Kaklık mağarası görünmüyor.

20150526_151312

Duruma göre bazen Ferdimen önde, bazen ben önde oluyorum. Arada durup ilginç bir şey görünce ikimiz de kendimize göre durup resim çekmeden yola devam etmiyoruz. Ferdi’nin web sitesi var ona yazacak, resim topluyor benim gibi. Ferdi’nin web sitesini ziyaret etmek isterseniz linki aşağıda.

http://www.ferdimen.com/

Ferdi bisikleti ile önde çekiyorum.

20150526_151333

Karnımız da iyice acıktı, Bozkurt ta yemek molası vererek karnımızı iyice doyurup bir süre dinlendik. Tabelada; Bozkurt, Nüfus: 12300 yazılmış

20150526_151642

Bozkurt ta dinlenirken Ferdi Çardak tarafından değil de kestirmeden köy yollarından gidelim deyince ben de gidelim diyerek ana yolun gürültülü araçlarından kurtulmuş olduk. Çardak havaalanını ve Acıgöl’ü görmeden gideceğiz. Arazi düz, ileride dağlar var.

20150526_163646

İleride düzlükte Acı göl birazcık görünüyor ufukta.

20150526_165124

Ne güzel araç yok, motor gürültüsü yok, ekin tarlaları yemyeşil. Bizim pistonlarımız ses yapmıyor giderken tarlalar arasında. Ferdi önde gidiyor.

20150526_165329

Buradaki köyler küçük ve durmadan geçip gidiyoruz. Sazköy girişindeyiz. Öndeki tabelada; sola doğru Çaltı, ileriye doğru Beylerli ve Söğüt yönünü gösteriyor.

20150526_170635

Çiçekler rengarenk baharın coşkusunu bize sunmaktan çekinmiyorlar. Gelincik kırmızı elbisesini giymiş, mor sümbüller ahenkle rüzgarda dans ediyor. Papatyalar ise beyaz gelinliğini giymiş en güzel kokularını etrafa yayarak arıları çağırıyor gelip polenlerini alsın diye.

20150526_172344_HDR

Köylerdeki evlerin çoğu kerpiçten yapılmış. Ovada orman olmadığından en pratiği topraktan kerpiç.

20150526_173850

Büyük Menderes havzası düz, buradan sonra dağlar başlıyor. Önümüzde rampalar belirdi birden bire.

20150526_174624

İşte sert bir yokuş kıvrılarak yukarı doğru çıkıyor.

20150526_175202

Ovadan nasıl bir tırmanışa geçtiğimizi arkamıza dönünce anlıyoruz.

20150526_181107

Arkada kıytırık olunca biraz dinlenmek gerek. Dinlenirken de resimleri çekmeden olmuyor. Acı göl daha belirgin görünmeye başladı. KUZ ve kıytırık park halinde ova manzarasında.

20150526_181114

Ovanın kıyısında, dağın başlangıcı. İşte köylerin böyle yerlere kurulması gerekiyor. Tarım arazisinde yapı, bina olmaz. Dağın başladığı yerde bir köy görünüyor.

20150526_181128

Ovadan yükseklerde ormanlık alanlar başlıyor. Kimi yerler kıraç ve ağaçsız.

20150526_181131

Bazı yerler sert tırmanış gösteriyor, ama bizi yıldıramaz. Sabırla tırmanmaya devam.

20150526_182033

Ve sonunda yokuşun tepesine vardık. Bizden bir şey kaçmaz, bu yokuşlar ne ki? Nelerini gördük, nereleri çıktık. Daha nereleri çıkacağız. Zafer resmi çekiliyoruz iki uzun saçlı adam olarak. Son manzara resmi bundan sonra iklim ve coğrafya değişecek. Burdur iline giriş yapacağız. Rakım da 1000 metrelerin üzerinde olacak.

20150526_182306_HDR

İşte doğayı katleden taş ocaklarından biri. Dağın bir ucundan girmiş habire dağı yiyorlar. İş makinesi bile yedikleri alanda çocuk oyuncağından daha da küçük görünmesine neden olmuş.

20150526_183219

Son defa Büyük Menderes havzasının ve Acıgöl’ün artık iyice küçülmüş olarak bakmaktayım. Geçidin gösterdiği kadar.

20150526_184600

Yokuşu çıktıktan sonra yol düzleşiyor. Sol tarafta bir mıcır işletmesine gelince yolun kıyısında 10 – 15 kadar irili ufaklı köpeklerle karşılaştık. Meraklı bakışlarla bizi süzüyorlar ses etmeden. Saldırmaya pek te cesaret edemiyorlar anlaşılan. Sessiz ve sakince aralarından geçerken soldaki mıcır işletmesinden iribaş bir köpek havlayarak aşağı bize doğru inmeye başladı. Sağ yamacımızda da koyun ağılından iri bir çoban köpeği ona eşlik ederek aşağı havlayarak bize doğru inmeye başlayınca etraftaki diğer köpekler de hep birlikte havlayıp üzerimize gelmeye başladı. Ferdi ile ben bisikletlerden indik. İkimiz de içerde kalacak şekilde bisikletleri siper ederek yürümeye başladık. İribaş köpekler laftan anlamıyor, iyice yanımıza kadar geldiler. Bisikletlerden dolayı bize ulaşamadıklarından habire havlıyorlar. Küçük vadi 15 civarında köpeğin havlamalarıyla doldu. Bir süre böyle gittik yürüyerek. Köpeklerin havlamalarını duyan çoban ağıldan çıkarak kendi köpeğini çağırınca tüm köpeklerin sesleri kesilip hepsi kendi yerlerine dağıldı. Korkmadık desek yalan olur. Köpekler etrafımızdan çekilince bir süre daha yürüyerek o bölgeden uzaklaştıktan sonra bisikletlere anca binebildik. Büyük bir tehlikeyi böylece atlatmış olduk.. Tam da Denizli – Burdur il sınırında. Korkudan aklıma gelmedi köpeklerin saldırısını çekmek. Yolun aşağı doğru gittiğini gösteriyor.

20150526_184915

Köpeklerin tehlikesi geçtikten sonra biraz yokuş aşağı gitmek rüzgarın etkisiyle beraber rahatladık. Yeni bir manzara beliriverdi gözümüzün önüne. İşte bu durum beni daha mutlu ediyor. Bilinmeyen yere yokuş yukarı ter içinde yavaş çıktıktan sonra karşıma güzel, henüz hiç görmediğim yerlerin manzarasını görmek yaşamıma yaşam katıyor. Daha önce Acıgöl manzarasında çıktık, şimdi de yine göl manzarasında iniyoruz. Görünen gölün ismi Akgöl. Burdur zaten göllerden oluşmuş bir coğrafyaya sahip. Belki de göllerin alanı toprak parçasında daha geniş gibi.

20150526_185729

Rakım yüksek olunca ekinler taze yeşil renginde. Henüz başaklar olgunlaşmamış rüzgarın esintisine kendini bırakmışlar. Rüzgar estikçe bir o yana bir bu yana sallanıyorlar hep birlikte ahenk içinde. Ve Akgöl manzarasını seyrederek. Hava kapalı, güneş göle ışıklarını saçamıyor. Hava değişti birden bire. Sağda kocaman meşe ağacı tek başına tarlanın ortasında. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150526_190212

Ekin tarlasının kıyısında güzel manzaranın resmini çekerken Ferdi yol kıyısında oturmuş beni beklerken resmediyorum.

20150526_190218

Ekin tarlasının kıyısında ekinlerin rengi saptan başak kısmına kadar ton rengi açıktan koyuya doğru iyi bir kontrast oluşturmuş. Bu renk tonlarını tarlanın içine girmeden göremezsiniz.

20150526_191951

Akgöl’ün kıyısına vardık bile. Küçük bir göl. Yerleşim ve tarım alanı olarak kurutulan göl istenilen verimde olmadığı için tekrar su biriktirilip göle dönüştürülmüş. Doğayı değiştirmeye çalışmış insanlar ama doğa gereken cevabı vermiş burada. Gölün kıyısı sazlık ve bataklık olunca sinekler bulut gibi geliyorlar üzerimize. Ağzımı kapatıyorum buff ile, yoka sinekleri yutmamak imkansız. Aşırı derecede çoklar ve bisikletle giderken daha çok sinekle çarpışıyorum. Göl manzarasında KUZ ve kıytırık.

20150526_191954

Gölden uzaklaşınca sineklerden kurtulduk, sinekler daha çok göl kıyısında bulunuyorlar demek. Bunu öğrendiğim iyi oldu. Kamp kurarken en az 500 metre gölden uzakta kurmak gerek. Sineklerin rahat vereceğini sanmıyorum. Önümüzde bir köy görünüyor.

20150526_194805

Gölün etrafı tepelerle çevrilmiş, fazla düzlük alan yok. Düz olan yerler ekilmiş durumda.

20150526_194808

Dereköy girişinde yağmur yağmaya başladı hafiften. Hele bir köye bakalım ne var ne yok. Belki de bu köyde kalırız. Sağ tarafa giden yol Bayındır köyünü işaret diyor. Demek ki bir tane Bayındır isminde kasaba, köy yokmuş. Kim bilir kaç tane Bayındır isminde köy vardır. Aynı yakınında olduğumuz Dereköy gibi.

20150526_195352

Nedense köy evlerini seviyorum. Kerpiçten yapılmış, küçük tek göz odalı evleri. Yaşamasını bildikten sonra içi sıcak bir yuvaya döner. İnsanın mutlu sıcak bir yuvanın olmasını istediği başka neresi olabilir ki? Herkesin çekilebileceği bir odası yoktur kapısını kapatacağı. Özeli olmadığı için her şey ortadadır ve bencillik olmaz. Gizli saklı konuşmalar da olmaz çünkü aynı odada sesin duyulur gizli konuşmaya kalksan. Evin ocağında pişen yemek kokusu ile yemekten önce doyarsın. Hele kahve kokusu yok mu! Yemekten sonra kahve keyfi başlarken değirmende öğütülen taze kahve kokusu yayılır ilk önce odaya. Sonra ocaktaki közlerin üstüne sürersin cezveyi. Öyle acele pişmez kahve, için için yanan köz ateşi yavaş pişirir. Kahveni köpüğü kabarmaya başladı mı fincanlara boşaltırsın köpükleri. sonra tekrar cezveyi ateşe sürerek ikinci taşmayı beklersin. Kahve kokusu artık odayı kaplamıştır. Mis gibi kahve kokusu başlar dilleri konuşturmaya. Kahve piştikten sonra tadından sohbet bir başka olur içtikçe. Ve hikayeler başlar anlatılmaya. Yaşanmış hikayeler. Nene torunlarını karşısına almış tatlı diliyle öğütler veriyor solgun gaz lambasının ışığında ;

Sevcesin, sevdini gösterecesin, kısmecesin, ahrete saklamecesin. İnancesin, ağzından çıkana inancesin, sevdiğine sevdiğin için inancesin. Ona buna gulak asmecesin. Bicez demeylen inancesin. Ne yimin ne isbat. Insan sevdiğine inanmecek de kime inancek. APTAL olduğundan deyil, saf olduuundan hiç deyil. Insan sevdiğinden sevdiğine inanır. Hasılı salak deyil aşıktır, seviyodur. Sarılcesin goca direklere sarılır gibi, yaslancesin ırgın dağlara dayanır gibi. OT TARLANIN HASIYMIŞ başka baçelerin gülüne menevşesine bakmecesin. Gönül tarlanı ne güzel kokudur. Bahar’ı ayrı yazı ayrı, yeşili ayrı kurusu ayrı. Buhurlanır sen kokar. güneş vuru ayrı, yağmur yağa ayrı. Barınır göğnünde su vermedin demez toprağını beğenmedim demez, yazına gışına dayanır. Sevcesin gadın gızım, daşırcesin içinden dışına, yüzüne gözüne sincek. 
esmaeseraçıkgöz.

Tek katlı kerpiç ev, Temeli taşlarla örülmüş, üstüne kerpiçler. Çatısı kiremitli. Evin bu yönünde penceresi yok.

20150526_195717

Köyün girişinde akşam için bir şeyler almak için bakkalda durduk. Artık akşam olmak üzere, bakkaldan alış veriş yaparken köyde nerede çadır kurabiliriz diye sorunca bakkal da bize Jandarma’nın eski yerinde çadır kurabilirsiniz dedi. Kamp yerini halletmenin sevincini yaşadık Ferdi ile. Bakkal sadece muhtara haber vereyim ilk önce diyerek muhtarı telefonla arayıp çadır kuracağımızı bildirdi. Bakkalın tarif ettiği Jandarma karakol bahçesine gelerek çadırı nereye kurabiliriz hesabını yaptıktan sonra çam ağaçlarının altının uygun olduğuna karar verdik. Yağmur inceden yağıyor, çarçabuk çadırları kurup eşyaları içine yerleştirdik. Yağmurdan dışarıda yemek yemenin uygun olmadığını düşünerek yiyeceğimizi alıp köyün kahvesine gittik. Köylülerle selamlaştıktan sonra kahveciden eski gazete isteyerek masaya serdikten sonra yemeğimizi afiyetle yedik. Ardından çayları içerek yol yorgunluğunun bir kısmını giderdik. Hava iyice karardı, bir süre daha kahvede oturduktan sonra çadırların olduğu yere gelince muhtar ile karşılaştık. Kimlikleri muhtara GBT araştırmasını yapması için verdik. Bir süre sonra muhtar kimlikleri vererek bir şeye ihtiyacımız var mı diye sorunca teşekkür edip ihtiyacımızın olmadığını söyledikten sonra muhtar gitti. Ondan sonra bizi kimse rahatsız etmeden sabaha kadar çadırın üzerine vuran küçük damlalardan başka ses duymadık.

Ne güzeldir yağmurun sesinde yağmur kokusuyla uyumak. Ne güzel… Pıtı pıtı düşler görürsün.

Erken uyumak bazen iyidir, biz de bu akşam erken uyuduk. Yağmur da tam uyku havası yarattı üzerimizde.

Bu gün yaptığımız yol 90 Kilometre civarı. 1000 metre yüksekliği aşmış durumdayız.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

Kendi Kendine Oluşan Festival 5.Gün

15 Nisan 2015 Çarşamba

5. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Yüzün müdür acaba yolumu dolaştıran?

Acının bu solgun haritasında,

Kendime yeni duraklar bulduğum.

Ulaştığım ıssız dağ doruklarında

Yüzün müdür hep sorular sorduğum,

Bakışının titrek aydınlığında?

Metin Altıok

 

Öne çıkmış olan görsel, bisikletim KUZ, arkada gölet manzarası ve dağlar.

20150415_101203

Kapalı, sıcak bir odada uyumanın keyfini yaşadık. Erken uyumanın verdiği uzun zaman erken kalkmamıza neden oluyor. Eşyaları toparladık kısa sürede. Bisikletler yanımızda, odada güvendeydi. Toparlanma sırasında Can Küçükler çamurlanan bisikletini koridorda su ile yıkayınca küçük bir göl oluştu. Koridorda oluşan gölü gören İrfan bisiklette teknik konulardan pek anlamadığından yağ zannetmiş. Can Küçüklerden aldığı zincir yağ spreyini zinciri öyle bir yağlamış ki koridorda ayrı bir gölet oluşturmuş. Neredeyse yağ tüpünü bitirmiş. Bunu görünce kahkahayı bastık koridorda. Nasıl kahkaha atmayalım  ki? Arap sabunu görmüş gibi her tarafına sürmüş misali. Fazla yağları sildiriyoruz İrfan dengesizine. Yoksa kendini yağa bulayacak. Bisikletleri aşağı indirip otel ücretlerini ödedik.

Bu arada örümcek gece boş durmamış kendine sinekleri yakalamak için ağını örüp beklemeye başlamış bisikletin üzerinde. Örümcek ağını korna ve bağlı ip arasına örmüş. Sulukta 1.5 Litrelik su şişesi.

20150415_074709

Sabahın erken saatinde kahvaltı için gevrek ve peynir alarak kasabadan az ilerdeki Dereağzı köyündeki kahveye kadar gidip demli çay ile kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltının ardından köyü geride bırakıp ova bitiminde tırmanmaya başladık Aydın dağlarını. Kısa sürede yükseğe çıkıp İncirliova’nın bir resmini çekiyorum.

20150415_094411

Bu yol yeni yapılmış gibi, bazı yerde toprak kayması olmuş. Yolun bir şeridi toprak ile kaplanmış ve tehlikeli bir yerde. Tam da dönemeçte, karşıdan gelen araç görünmüyor bile. Aniden karşımıza çıkabilir, o yüzden bisiklet ile olmamıza rağmen yavaş ve dikkatli geçiyoruz. Gece araçlar için daha tehlikeli.

20150415_094923

Yol kıvrıla kıvrıla dağa doğru çıkmakta. Eğim bazı yerde sert ama kısa sürünce pek zorlanmadan çıkıyoruz. Şimdilik üç kademe çıkmışız bile.

20150415_095649_Pano

Kahvaltı yaptığımız Dereağzı köyü, ovanın ortasında da İncirliova kasabası. Bence kasaba yanlış yerde kurulmuş. Verimli ovanın ortasında geniş bir arazi tarım dışı kalarak üretime balta vurmuş durumda. Kasaba dağın kıyısında kurulmalıydı, tarım yapılmayan yamaçlarda. Yol kıyısında kolay yerleşim yeri kuranlar kendilerine ihanet ediyorlar aslında.

20150415_095705

Kocaman bir kaya kütlesi sanki ortadan üçe ayrılmış gibi. İlginç bir yapısı var ve dikkatimi çekiyor yarılmış kaya. Kim bilir nasıl yarılmış, belki kuvvetli paşalardan biri kılıcını taşa vurup peynir gibi kesmiştir!

20150415_095841

Yol açılınca yamaç tarafında ilginç beyaz kireç taşı kayaçları görmek olası.

20150415_100711

Tepelerin doruğundayız, az aşağımızda İkizdere baraj göleti karşımızda güzel bir manzara oluşturmuş. Seyrine doyum olmaz.

20150415_100850

Seyirlik olunca hele bir nefes alalım bakalım. Sabah kahvesini henüz içmedik daha. Bisikletim KUZ park halinde, arkada baraj göleti ve dağlar. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150415_101203

Düz olan bir yere hemen tezgahı kuruyorum. Ocak, cezve, ve fincanlar çıkıyor heybemden. Sürüyorum ocağa cezveyi. Yeni sopamla el çek yapıyorum kendimizi Kahve pişerken. Dört dengesiz yerde oturmuş halde.

20150415_102517_HDR

Dengesiz de beni kahve pişirirken çekiyor bir kaç resim. Bu keyif her yerde bulunmaz. Manzara güzel olunca keyfini çıkarmak gerek değil mi?

20150415_102917

Kahve keyfinden sonra yola çıktık. Baraj göletinin sonuna geldik ama bizim yolumuz devam ediyor.

20150415_105400

Baraj olunca yol su altında kalmış. Yeni yol da aceleye gelmiş anlaşılan. Yol zemini iyice oturmadığından göçük meydana gelmiş, yolun bir şeridi kapanmış yine. Gece araçlar için büyük bir tehlike eğer fark etmezlerse. Demir bariyerler de yolla birlikte çökmüş.

20150415_110608

Nihayet benim dağıma “Kahve Dağı” olan yere geldik. Gerçi biz az aşağıda kahvelerimizi içtik güzel manzarada. Kahve dağı yazan tabelayı çekiyorum.

20150415_111636

Yolun yamacında yağmurdan ilginç görünümlü küçük peri bacaları oluşmuş katlı olarak.

20150415_112623

Aydın dağlarının ilk tepelerinde ufak iniş ve çıkışlarla yol alıyoruz.

20150415_112816

Küçük yamaçlarda jeolojik katmanlar kendini gösteriyor. Sağda kırmızı yapıda toprak ve kayalar. Karşıda ise beyaz  bir renkte gözümüze çarpıyor.

20150415_113107

Burada küçük bir mola veriyoruz. Karşı yamaç toprak kayması ile oluşmuş. Toprak kayması sürekli devam ettiğinden herhangi bir bitki, ağaç yetişmemiş.

20150415_113253

Mola verdiğimiz yerde yaşlı bir amca bahçesinde eşeği ile bize hoş geldin diyerek bahçeye davet etti. Bahçede henüz meyve yetişmemiş. Sürekli yoluş çıktığımızdan biraz dinlenmek iyi gelecek. Amcam centilmenlik olarak ilk önce Tamam’ı eşeğe bindirip gezdirmeye başladı. Bahçe büyük olsa gerek gözden kayboldular. Bir süre görünmeyince içimize kurt düştü! Amca Tamam’ı kaçırmasın dağlara, belli mi olur. Hemen gittiği yöne giderek onları görünce içimiz rahatladı. Amca eşeğin ipini tutup tüm bahçeyi dolaştırdı Tamam’ı. Tamam da hayatından memnun, prensesler gibi kurulmuş eşeğin semerine.

20150415_113338

Tamam eşekle gezerken gelincikler gözüme ilişiyor. Arı gelip gelincik çiçeğine konmuş nektarını toplamakla meşgul. Bahar ayındayız.

20150415_113850

En son gençliğimde binmiştim eşeğe, hazır fırsat bulmuşken şöyle bir bineyim bakalım. Fazla üzerinde durmadan hemen iniyorum. İhtiyar amca da beni dolaştırmaya niyeti yoktu zaten.

20150415_114257

Barajın göleti hala görünmekte, bayağı büyük bir gölet anlaşılan.

20150415_115049

Aydın ilinden İzmir il sınırları içine giriş yapıyoruz.

20150415_120407

Barajı besleyen derelerden biri üzerinde eski bir taş köprü görünce durup resim çekiyorum.

20150415_120601

Madem taş köprü var üzerinden geçmek gerek diyerek köprü üzerinden geçiyorum. Köprü trafiğe kapalı durumda, yeni köprü devrede olunca eski taş köprü dinlenmeye çekilmiş.

20150415_120707

Beni bisikletle taş köprüden geçerken çeken Can da bana poz veriyor.

20150415_120841

KUZ köprünün üzerinde tek başına.

20150415_120916

Tamam ve İrfan da köprü üzerinde durarak bir resmini çekiyorum.

20150415_120957

Taş köprünün olduğu dere en aşağıda. Buradan sonra epey zorlu bir tırmanış bizi bekliyor.

20150415_122031

Tırmanış henüz başlamışken festivalin katılımcılarını çekmeden olmaz deyip resimlerini çekiyorum.

20150415_122205_HDR

Yeşil tepelere doğru yavaş yavaş çıkmaya başladık.

20150415_124513_HDR

Yine dik yamaçları dönemeçli yollardan çıkıyoruz.

20150415_124726

Arada bir nefes almak için duruyorum. Durduğum  yer de yeni çiçek açmış, hem de pembiş çiçekler baharı karşılamakta. Bulutlar bir ara iyice çoğaldı. Başladı yağmur atıştırmaya. Hemen çöp torbaları ile eşyaların üzerini örterek yağmur geçişini bekliyorum. Bahar yağmuru kısa sürünce yola devam ediyorum.

20150415_125609

Yukarılardaki yoldan bana sesleniyorlar. Sanki yokuş bitmiş gibi, ama durum hiç te öyle biteceğe benzemiyor.

20150415_125858

Çeşme bulunca su takviyesi yapmadan olmaz deyip şişeleri tazeliyorum. Bu arada dinlenmiş oldum. Yokuş bitmiyor, zorlamaya gerek yok. Dinlene dinlene çıkacağız bu yokuşları.

20150415_130346

Baraj göleti buradan bile görünüyor, uzak olmasına rağmen.

20150415_133804

Aydın dağları silsilesi uzayıp gidiyor dalga dalga, göz alabildiğince. Yamaçlar incir bahçeleri ile dolu.

20150415_140227

Yükseklerdeyiz ve Aşağılar dik yamaçlardan oluşmuş derin vadiler.

20150415_141238

Yukarıdan biri bizi gözetliyor. Kafamı çevirince yukarıya doğru beyaz bir at olduğunu gördüm. Meraklı gözlerle bana bakıyor. Ömründe bisikletli bir insan görmemiş anlaşılan. Belki de bisikletin üzerinde beni bir şeye benzetemedi. Buradaki atlar ile incir ağaçlarının diplerini saban ile sürüyorlar. Dik yamaçlarda traktör gibi araçların çalışma olanağı yok. En iyi araç kara saban. Ata koşuluyor tek pullu kara saban. Dik yamaçlarda enlemesine bir ileri, bir geri sürüp incir ağaç diplerini havalandırıyorlar.

20150415_141931_HDR

Dağların yamaçları alabildiğine incir ağaçları ile kaplanmış. Yamaçlarda tarım yapmak zor ve çetin bir uğraş gerektiriyor. İnmesi kolay da çıkması biraz zor. Yolun düz olanı uzun, dikine çıkmak neredeyse imkansız gibi. İş görmek gerçekten zor buralarda.20150415_145307

Fiyatları hiç düşmeyen ceviz bu kadar üretildiğine göre iyi para getiriyor olmalı. Kaliteli ceviz de yamaçlarda, dağların güney tarafında bol güneş ve hava alan yerde yetişiyor. Türkiye de ceviz üretiminin büyük bölümü Büyük Menderes havzasında Aydın dağlarındadır.

20150415_145436

Dağların sırtında sanki trans yapıyormuşçasına hiç aşağılara inmeden gidiyoruz. Yolun iki tarafı da dik yamaçlardan oluşmuş derin vadiler.

20150415_160906

Dağın sırtında olduğumuza göre köylerin hepsi aşağılarda vadinin tabanında kurulmuş. Haliyle köyün kahvesinde oturup bir yorgunluk çayı içemiyoruz.

20150415_161233

Baharın güzel çiçekleri ağaçta olacak değil ya yol kıyısında, yamaçta mor çiçekler açmış otlar.

20150415_162427

Erik ağaçları da baharı müjdeliyor beyaz gelinliği ile.

20150415_163547

Çınar ağaçları gövdesi yamaçta sanki topraklar kayıp düşmesin diye kökleri ile beraber sarıp sarmalamış. Üstlere yağan yağmur suları topraktan sızıp çınar ağaçlarının köklerini besliyor. Doğal bir duvar örülmüş gibi.

20150415_164622

Tepeler bitmiyor, çıktıkça çıkıyoruz yükseklere. Artık dayanacak gücüm kalmadı, doğru dürüst mola vermedik. Sürekli çıkmaktan şekerim iyice düştü. Beni bekleyen arkadaşlara ulaşınca oturup karnımı doyuracağım deyip çörekleniyorum hemen. İrfan su akan bir çeşme bulma ümidiyle mola vermeye niyeti yok gibi. Dağın sırtında da pek çeşmeye rastlayacağımız da yok. Yanımda 1.5 Litrelik pet şişede su var, çaydanlığa su doldurup kaynatmaya başladım ocakta. Bir bardak hazır çorba, makarneks ve ton balığı takviyesi ile düşen şeker oranını yükseltiyorum böylece. Arkadaşlara kaynamış su hazır kullanabilirsiniz diyorum ama yemek yemeye niyetleri yok kimsenin. Yok ne yapayım, bana enerji gerek ve pistonlar benzinle çalışmıyor ki. Yemek gerek enerji için. Etrafta tepeler var.

20150415_171453

Karnımı iyice doyurduktan sonra yola çıkıyorum. Sanki tırmanış bitmiş gibi, iniş gösteriyor yol. Hadi bakalım dönemeç ne gösterecek?

20150415_171619

Artık zirvedeyiz gibi, önümüzde bulunduğumuz yerden yüksek bir tepe de görünmüyor. Rüzgar türbini de bunun kanıtı.

20150415_171844

Bir süre sonra en yüksek nokta olan yeri belli eden Kömürcüoğlu geçidi yazan tabelanın önünde durduk. Rakım da 1307 metre. Bizi biraz zorlasa da zirveye ulaşmanın mutluluğunu yakaladık. İniş için hazırlıklara başladık. Bu kadar yüksekten Küçük Menderes ovasına, neredeyse deniz seviyesine kadar ineceğiz. KUZ da zirveye ulaşmanın keyfini yaşıyor.

20150415_172702

Nihayet Tire ve tireyi gösteren tabela karşımda. Tabeladan küçük görünse de aradaki mesafe 15 Kilometre civarı. İniş zevkli olacağa benziyor. Bisikletin en güzel tarafını yaşayacağım, uzun ve zorlu bir tırmanıştan sonra neredeyse hiç pedal çevirmeden 1307 metreden 120 metreye kadar ödülüm olacak.

20150415_172924

İniş başladı ve bitki örtüsü değişti birden bire. Dağın diğer tarafında ceviz ve  incir ağaçları çoğunluktaydı. Dağın kuzey tarafı tamamen kestane ağaçları ile kaplı. Kestane ağaçları da kocaman gövdeleriyle asırları devirmiş, kadraja sığmıyor. Henüz elbisesini giymemiş kalın dallarıyla hayalet gibi. Görüntüsü korkutucu ama bir ay sonra ortam tamamen değişecek. Burada Türkiye’nin kestane üretiminde büyük bir yer kaplıyor. Yüksek dağ ve az güneş görmesi nedeniyle kaliteli kestane üretimi yapılıyor.

20150415_174151

Çıktığımız yerde hiç çeşme yoktu ve olmaması normal. Dağın sırtında su ne arar akacak. Burada çeşme bol ve sular şarıl şarıl akmakta. Boşalan su şişelerini dolduruyorum çeşmede. Elimi yüzümü de yıkıyorum bu arada buz gibi akan çeşmede.

20150415_174347

Yol eski bir yol, Tire – Aydın yolu ve çeşme 1927 yılında İzmir valisi Kazım Paşa tarafından yaptırılmış. Gerçi biz çıkarken normal Tire – Aydın yolundan gelmedik. Trafiği az ve zorlu olan sırtlardan zirveye kadar çıktık. Zirvede Tire – Aydın yolu birleşiyor.

20150415_174616_HDR

İniş sürekli olunca pek durmadım, sadece bir süre yağmur yağdı. Yağmurluğu giydim sadece. Kısa sürede Tire’ye indim. Tire’ye girmeden arkadaşları beklemeye başladım. Kendimi kapıp koyuvermişim, o yüzden aramız epey açılmış olmalı ki bayağı bekledim gelmelerini. Tabelada Tire – Nüfus: 80400 yazıyor.

20150415_180302

İniş hep böyle dönemeçli U dönüşü yapıyorum. Tire’ye gelmeden son dönemeçteyim.

20150415_180834

Tire hala aşağıda, büyük ve eski bir kasaba. İşin ilginç tarafı Tire’ye hiç gelmedim ve geldiğim yol da normal bir yol değil. Dağlardan ve bisikletle, kendi gücümle geldim.

20150415_181308

İlk gelen İrfan oluyor, resmini çekiyorum hemen.

20150415_181431

İkinci gelen Tamam ve ardında üçüncü de Can. Tamam inişte sert dönemeçte karşısına araba çıkınca dengesini kaybedip düşmüş. Önemli bir şeyi yok, buna şükür.

20150415_182137

Buluştuktan sonra hep beraber Tire’ye iniyoruz. Tire içinde akşam yemeği için çarşıda mola verdik. Tire de ne yenir? Elbette Tire köftesi yenmeli. Biz de onu yapıyoruz. Yemekten sonra İrfan’ın peşine takıldık. Kamp yapacağımız bildiği bir yere götürüyor bizi. Bir süre kasabanın içinde düz gittikten sonra tekrar dağa doğru Kaplan köyüne çıkmaya başladık. Neyse fazla çıkmadan mangal yapılan bir çay bahçesinde durduk. İrfan dağcılarla daha önce bu bahçede kalmış. Havalar hala serin olduğundan pek kimse de yok piknik yapan. Bahçe içinde çimenlerin üzerine çadırları kurup yerleşiyoruz. Karnımız tok, sadece semaver söyleyip çay içiyoruz bir güzel. Bahçe sahibi bir süre sonra bahçeyi bize emanet ederek evine gitti. Sadece yol kıyısında çeşmeye su doldurmaya gelen arabaların gürültüsü kaldı. Neyse ki bahçe çit telle kapalı ve kapı sürgülü olduğu için bizi pek rahatsız eden olmadı.

Bu gün zorlu yollardan geldik. 57 Kilometre civarında yol gelmişiz.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc