Etiket arşivi: güneş

Kayseri Festa 2200 4. Gün

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Tekir yaylası – Talas – Kayseri lisesi

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Dağların ve nehirlerin
Türküsünü söylemek istiyorum
Büyük gökyüzünün ve kırların.
Mavi çiçeğin türküsünü söylemek istiyorum
Umudun ve sevdanın.
Kahraman bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, saçları örgülü beş kişi plastik sandalyede arkası dönük olarak oturmuş direkteki parlak ışığa bakıyor.

20180728_221611

Güzel bir uyku çektim bu gece, nedeni ise gökyüzüne en yakın yerlerden birinde akşam Ay tutulmasını izlememdi. Bunun sevinciyle uyandım, elimi yüzümü yıkadıktan sonra sabah kahvesini içmem gerek diyerek kahve pişirmeye başladım. Yanımda olan şanslı üç kişi de kahve içmeye hak kazandılar. Bu şanslı üç kişiden birisi çadır komşum Zehra Erbil. Kahvesini içti sonuna kadar ve fincanın içine bakınca ne görsün? Kahve telvesi aşk simgesi olan kalp şeklinde göründü birden bire. Zehra buna çok şaşırdı. Herhangi bir şekilde fincanı ne kapattı, ne de oynattı. Son yudumu içtikten sonra kalp şekli fincanın dibinde oluştu. Binlerce fincanı kapatsan da böyle bir kalp çıkması olanaksız gibi. Kahve falcıları buna ne yorum yapar bilemem ama Aşk işareti olduğu kesin. Fincanı elinde tutan Zehra fincanın içindeki kalp işaretini çekiyor Erciyes manzaralı. Erciyes dağının başı dumanlı.

20180728_180810_HDR

Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı yaptık, yola çıkmaya hazırız. Pınar’ın pilotu Zeliş Ankara’dan geldi. Tandem bisikleti ona teslim ediyorum. Hazırlıklar bitti, yola çıktık topluca. Bir süre ana yoldan aşağı gidip toprak yola saptık. Ağaçsız, kırsal arazide, solda Ali dağı tamamıyla çıplak bir dağ. Hiç ağaç, yeşillik görünmüyor. Sağda duran bisikletçi biladerim Ramazan.

DSCN4825

Toprak yolda uzaklardaki bisikletçileri otların arasından yakınlaştırıp çekiyorum. Bisikletçiler hareketsiz, öylece duruyorlar.

DSCN4829

Yanlarına geldim, tüm bisikletçiler bekleyiş içinde. Festivali düzenleyenlerden Aslı Azman arkada kalanları toplamış, o yüzden gecikti biraz ama güneş altında beklemek biraz sıktı insanları. Neyse Aslı Azman çıka geldi ve aramızdan geçerek önlere doğru gitti.

DSCN4831

Pınar pilotuna kavuşmuş, pilot Zeliş te aramızda olmaktan mutlu ve zafer işareti yapıyor resmini çekerken. Arkalarında Hakan ve eşpedalı Nevin var.

DSCN4832

Aslı Azman öne geçince yolumuza devam ettik. Ben az önlerde olduğumdan geriden gelenleri epey uzakta olmalarına rağmen çekiyorum bisikletçileri.

DSCN4833

İyice yakınlaştırıp gelen bisikletçileri çekiyorum arkada Erciyes dağının eteği manzaralı.

DSCN4835

Çok geçmiş zamanlarda Erciyes dağı volkan olarak faaliyette olduğu zamandan kalan kaya kütleleri ilginç yapıda, toprağın üstünde kalmış.

DSCN4836

Bu kez gidenleri uzaktayken çekiyorum. Bisikletçiler tek sıra gidiyorlar.

DSCN4838

Vahşi değil de daha yumuşak, pürüzsüz kayalıklar silsilesini görünce bir poz çektim.

DSCN4839

Kayalıkların ardında puslu Kayseri şehrini çekiyorum. Kayseri epey aşağıda görünüyor. Biz de yukarılardayız hala.

DSCN4840

Önde giden Eşpedal katılımcılarından tandeme binmiş iki kişiyi çekiyorum. Arkada oturan Hüseyin Garip ama pilotun adını bilmiyorum.

DSCN4846

Önde gidenler sağa doğru giden geçitten geçerken çekiyorum. İki kişi geçidin kayalarına binmiş.

DSCN4848

Aşağı indikçe bitki örtüsü de değişiyor, ağaçlar beliriyor. Talas ilçesinde evler bahçeli ve birbirinden ayrı. Her bahçe yeşillik içinde, yüksek bina yok. Bazı yerlerde uzun kavak ağaçlarını boyu ile kendini gösteriyor.

DSCN4851

Kayseri’nin meşhur Ali dağı tam karşımda. Volkanik bir yapısı var sanki. Gerçi Erciyes dağının eteklerinde ufacık kalan Ali dağı bir insana göre kocaman bir dağ.

DSCN4852

Daha aşağıda küçük tepeler ve kayseri düzlüğü başlıyor..

DSCN4853

Çakır dikenleri arasından bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4854

Ali dağına doğru gidiyoruz. İleride bisikletçiler mola vermiş bekliyorlar geride kalanları.

DSCN4856

Mola yerinde küçük bir kanaldan bol sular akıp gidiyor bahçeleri sulamak için. Coşkulu akan suyu çekiyorum yakından.

DSCN4857

Kanal kendine derin yarık oluşturmuş içinden akıyor.

DSCN4861

Kayserili Hamdi ilginç bir kişilik. Hareketleri anormal, zıpkın gibi, bir ileri, bir geri gidiyor. Bisikleti arızalanan birinin bisikletini alarak arkasındaki sırt çantasına kadrosu takılı halde taşıyor. Hem biz aşağı inerken Hamdi yokuş yukarı çıkıyor arkasında taşıdığı bisikletle. Bisikletinin lastikleri de çok kalın lastik, sanki motor lastiği gibi.

DSCN4862

Hamdi yokuş yukarı çıkarken arkasından taşıdığı bisikletle birlikte çekiyorum. İlginç bir bisikletçi.

DSCN4863

Ali dağının dibinden geçip yerleşim yerine vardık. Bahçelerdeki ağaçların gölgesinde  bekliyoruz geride kalanları. Beklerken de bakkaldan soğuk soda alıp serinliyoruz biraz. Her ne kadar Kayserinin rakımı yüksek olsa da Temmuz ayında güneş ısıtıyor adamı.

DSCN4864

Talas ilçesine geldik, Arnavut kaldırımı taş döşenmiş yola, taştan örülmüş duvarın dibinden geçiyor bisikletçiler.

DSCN4866

Talas ilçesinin bir özelliği hiç betonarme binanın olmaması. Evler ve binalar tamamen Kayseri taş işçiliğinin örnekleri ile dolu. Bahçelerdeki ağaçlar olmazsa taştan bir dünyadaymışız gibi geliyor insana. Soldaki sokak düz, sağdaki sokak aşağıya doğru gidiyor. Yan sokağın çatalından resim çekiyorum.

DSCN4867

Aşağıdaki sokaktan gelen yaşlı bir amcayı yakınlaştırıp çekiyorum. Çekmemin nedeni elinde taşıdığı naylon torbadaki ekmekler. Evine götürdüğü ekmeğin tadını az çok biliyorum. Kayseri de askerlik yaptığımdan ekmeğin tadı hala damağımda. Unundan mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama ekmekler çok lezzetli, yemeye doyamadım bir türlü. Kayseri de ayrıca uzun boş pide de fırınlardan çıkıp taze taze yiyor insanlar. Poşette de o boş pidelerden var. Askerliğimi yaptığım kışlanın yanında Gültepe mahallesi var. Burada ekmek fırınından taze, fırından yeni çıkmış pidelerden alırdık. Pideleri sıcak sıcak katıksız yerdim. Çok lezzetliydiler. Çarşıda beyaz ekmekler de aynı lezzeti alırdım yerken.

DSCN4868

Bir tabelanın yanından geçerken ilgimi çeken yazı için durdum. Bisikletim KUZ tabelanın yanında park edilmiş halde resmini çekiyorum tabelanın. Tabelada yazanlar; “Talas belediyesi Yaman Dede kültür ve sanat evi, Yaman Dede (1887 – 1962) Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu. Asıl adı Diyamandi olan Yaman dede Talaslı tüccar Rum bir ailenin çocuğudur. Çocukluğundan itibaren mesnevi derslerini alarak İslam dinine ilgi duyar ve Müslüman olur. Mevlana aşığı Yaman dede avukatlık mesleğinin yanı sıra İstanbul imamhatip ve yüksek İslam enstititüsü’nden Farsça derslerine girer. 3 Mayıs 1962 de Ölüm asuda bir bahardır diyerek Hakk’a yürür ve Karaca Ahmet mezarlığına defnedilir. Ruhu şad olsun”

DSCN4869

Yerler taş, duvarlar taş, evler taş, sokak tamamen taştan yapılmış. İki katlı, cumbalı taştan yapılmış bir ev.

DSCN4870

Sokak boyunca gidiyoruz. Karşıda yüksek bir kubbeli bir yapı görünüyor yeşilliklerin arasından. Büyük bir olasılıkla oraya doğru gidiyoruz.

DSCN4872

Kubbeyi iyice yakınlaştırınca tepesine hilal ve sağ tarafta minare benzeri sivri külahlı yapı var. Burası cami olmalı.

DSCN4873

Yamaç olan sokakta tünel gibi taştan yapılmış kemerli dükkan yapısı var. İçi boş olan dükkan zemin ile bir. Yukarıdan sarmaşık dalları aşağıya sarkmış.

DSCN4875

Bir çok taş kemerli dükkanlar, taştan yapılmış merdivenler görüyorum. Taş işçiliği mükemmel. Taş yapılar sanki yeni restore edilmiş gibi duruyor.

DSCN4876

Resim çekmekten hala kubbeli yapıya gelemedim. Dik yamaçta yapılmış yol düz gidiyor. Sağ tarafta taş duvar, aşağısı epey alçak bir bahçe olduğu ağaçlardan belli, tepeleri görünüyor sadece.

DSCN4877

Bizim Hamdi bir yukarı, bir aşağı gidiyor bir yukarı geliyor kalın tekerlekli bisikleti ile.

DSCN4878

Kubbeli yapıya sonunda vardım, tamamen kesme yaştan yapılmış.

DSCN4879

Kubbeli yapının cami olduğu tahminim tuttu. Cami girişindeki kapının üstündeki tabeladan anlaşılıyor.

Tabelada; “Talas yeni cami 1886 yılında II. Abdulhamit döneminde Tablakkaya mahallesinde Rum Kilisesi olarak yaptırılmış 1925 te camiye çevrilmiştir”

Altında İngilizce; “The Talas new mosque  It was build during the era of Abdulhamid II 1886 in the city quartes Tablakkaya as a greek church. In1925 is was altered to a mosque.

DSCN4881

Burada en önemli taş işçiliğin inceliklerini görüyorum. Sütun başları ve kirişler o kadar güzel desenlerle süslenip oyulmuş ki seyretmeye doyum olmuyor. Kapının her iki yanında ikişer sütun var. Kirişindeki süslemeleri yarım salkım yuvarlak, erik büyüklüğünde küreler, kare girinti ve çıkıntıları, aralarında küçük üçgen şekiller hepsi mükemmel ve büyük matematik hesaplamaları ile oyulmuş. Bu köşelerindeki tam ve kusursuz örtüşmeyi meydana getirmiş. Her ne kadar150 yıl önce yapılsa da Yunan ve Roma sütun başlarını taklit ettikleri belli.

DSCN4882

Kapı kirişinin altında ve köşesinde de süslemeler yapılmış. Kapı kocaman, iki kanatlı demirden yapılmış. Sac kısmına demir perçinler beşer santim aralıklarla çakılmış süs olarak ve kapıya dayanıklılık sağlasın diye. Kapıya çakılan bu perçinler belli bir dini sembol olduğu kesin. Ve bu dini semboller İslam sembolleri değil. Her ne kadar camiye çevrilse de Hristiyanlığın izlerini silememişler. Mutlaka bir iz, bir işaret kalmış. Sembollerden anlamak gerek.

DSCN4883

Kapı girişinde resim çekilen arkadaşlar beni de yanlarına çağırıp resim çekiliyoruz beş kişi olarak. Arkada kemerli, sütunlu demir kapı.

DSCN4884

Yamaçta cami altına oyulup yapılmış kemerli dükkanlar var. Burada oturma yerleri, kahveden çaylar içiliyor. Burası taş yapı olduğu için yaz sıcağında serinlik oluşuyor doğal olarak. İçeride yedi kişi kanepelere oturmuş serinlerken çoğunun elinde cep telefonu var, onla meşgul oluyorlar. Kemerli duvarda iki tane tablo asılmış, tavanda aydınlatma var. Soldaki duvarda bir tane bakır tencere asılmış.

DSCN4887

Cami olan kısım üst tarafta, aşağıdan ön kısmını çekiyorum. Giriş ve iç mekanlar kemerli olarak yapılmış.

DSCN4888

Hakan ve belediye kamyonetinin sürücüsü ile arkalarında şehir manzaralı çekiyorum duvar dibinde.

DSCN4889

Kendimize anca sokak kaldırımında taşlara oturmak için yer bulabildik. Burada çay, soda içiyoruz serinlemek için. Sekiz kişi var, ikisi ayakta. Arkada tahta kapılı dükkan girişi var.

DSCN4891

Fotoğraf sanatçısı Hakan elinde makine ile çekiyorum yakından.

DSCN4894

Bir süre dinlendikten  sonra süslü demir kapıdan içeri giriyorum. Taş merdivenler var önümde yukarıya doğru çıkmak için.

DSCN4895

Eskişehir’den Ergün Çetin hoca beni de çeker misin dedi. Ben de onu merdivenlerde çekiyorum.

DSCN4896

Merdiven girişi üstü kemerli yapı ile kapatılmış sütunların üzerinde.

DSCN4898

Eskiden kilise olan, sonradan camiye çevrilmiş binanın içine giriyorum. Kemerli revaklarla desteklenmiş kubbeli çatı epey yüksek. Avizeler zincirle tavandan sarkıtılmış aydınlatma için. Sütunların başları renkli boyalarla boyanmış.

DSCN4899

İç kısmına ayakkabıları çıkarıp giriyorum, arkamı dönüp tavanın diğer kısmını çektim.

DSCN4900

Hocanın namaz kıldırdığı niş üzerine Arapça yazılar yazılmış. Yön olarak kıbleyi tutmadığından seccade sola doğru 20 derece kadar serilmiş. Minber sonradan ilave olduğundan ahşap olarak tek gözüken yapı o.

DSCN4901

Kubbeyi tamamen en alttan görülecek şekilde çekiyorum. Tam ortasında zincir sabitlenmiş, aşağıya doğru iniyor.

DSCN4904

Sütun başlıklarını yakından görmek için optik zoomu kullanınca başlıkların renkli süsleri boyalı değil de renkli mermerlerden yapıldığını fark ediyorum.

DSCN4905

Yapının en üst kısımlarında yuvarlak pencerelerde 7 bölmeye bölünmüş renkli camlar var. Mavi, yeşil ve kırmızı renkte.

DSCN4906

Cami içinden çıkarken merdivenli yapıyı çekiyorum. Yapının merdiven üstünde bir oda var. Merdiven boşluğunun üst kısmını kemerli sütunlar ayakta tutuyor.

DSCN4907

Pencere kenarları tamamiyle taşlar oyulup süslenmiş.

DSCN4908

Kayaya oyulmuş küçük bir  niş, herhalde burada ayinde mum yakılıyormuş kilise zamanında. İç kısmı liken bitkileri çıkmış.

DSCN4909

Caminin arka kısmına doğru giden geçitten gidiyorum. Beni ısrarla takip eden birisi var. Elinde makinesi ile meraklı bir fotoğrafçı! Hakan.

DSCN4910

Arka kısımlarda yamaçtaki kayalıklar oyulup oda yapmışlar. Odanın içi kırmızı ağırlıkta az beyaz renkli desenli halı döşemişler. Üç tarafa da yer minderleri ve yastıklar konulmuş. Sağda bir kaç sunta mobilya, defterler ve plastik tabureler var.

DSCN4912

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri giriyorum. Yerdeki mindere oturum iç kısmı çekiyorum. Burada yaz sıcağında serinleyip dinlenmek için güzel bir yer. Kitap okuyup az biraz şekerleme yapmanın en uygun yer olduğunu düşünüyorum. İçerideki nem de astım hastaları için de ideal yerlerden biri.

DSCN4913

Yer minderleri ve dayanmak için yapılmış yastıkları Türk motifleri ile süslenmiş. Kırmızı ve beyaz renkte.

DSCN4914

Arka taraflarda gidilecek başka yerler de var. Merdivenlerden bir üst kademeye çıkılıyor. Kıyıda ve üstte ağaçlar var.

DSCN4915

Bulunduğum yerde yüksek bir duvar var. Kapısı taştan yapılmış rahatça geçiliyor. Taş kapıdan caminin kubbesini çekiyorum.

DSCN4916

Duvarla ayrılmış olan yerde de taşlar oyulup oda yapılmış. Girişi dar bir kapı olarak oyulmuş odanın içi moloz ve çöp dolu. Dışarıdan kapıdan görünen çöpleri çekiyorum.

DSCN4917

İçi moloz ve çöp olan odaya giriyorum, iç kısımda bir çok yer oyulmuş girişler var.

DSCN4918

Bu girişlerden birisi dehliz biçiminde gidiyor, sonu karanlık. Başka bir yer ile bağlantısı olmalı. İçerisi karanlık olduğu için flaş ışığı ile çekiyorum.

DSCN4919

İçeriden tam çıkarken dışarıda Antalyalı dostları görünce aydınlıkta kaldıkları için renkli görüntülerini çekiyorum. Ceyhun Altın, Vedat Karakaya ve Nafiz Sağdur. Kapının iç kısımları karanlık.

DSCN4920

İç kısımlarda demir bir kapı daha görüyorum Bakımsız, paslanmış, üzerine numara yazılmış silinmek üzere. Ama perçinlerden yapılmış haç işaretini dikkatlice bakmazsan göremezsin. Haçın alt kısmında üç tane perçin sökülüp alınmış, delikleri ortada.

DSCN4921

Kubbeyi ve altındaki kemerli pencereli kısmı yakınlaştırıp çekiyorum. Kubbenin tepesinde alem ve hilal var.  Yapının İslami bir cami olduğunu belirtiyor.

DSCN4922

Sonradan camiye çevrilen kiliseye minare yapılmamış şöyle uzun ve gösterişli. Sadece yüksek bir yapının tepesine demir ve saçtan minare yapılmış ilave olarak Külahının tepesinde hilal konulmuş. Minare gövdesi de demir çubuklardan yapılmış, içi görünüyor.

DSCN4923

Bulunduğum yerden epey uzaktaki taş binaları çekiyorum yakınlaştırıp. Binada 5 pencere var.

DSCN4924

Karşı tarafın yanında da bir bina yüksekliğinde kaya oyulup sanki bir hamam yapılmış gibi Kemerli girişi ve yarım kubbeli bir yapısı var. Ne olduğunu anlayamadım. Duvarlarına da sprey boyalarla yazılar yazılmış karman çorman. Üst kısmında bahçe duvarı, duvarın üstünde demir çit parmaklık ve otları sararmış bahçe.

DSCN4925

Caminin girişindeki merdivenli yapıdan aşağı ineceğim. Merdivenlerin üstündeki kemerli tavanı çekiyorum. Kemer dört sıra uzun taşlarla kaplanmış. Kemerin altı boş.

DSCN4927

Kemerin altındaki giriş boşluğunda çeşme yapılmış. Duvarlar normal granit taştan yapılmış. Çeşme ise sarı taş çıkıntılı olarak yapılmış. Çeşmenin aynasında mermere siyah oyma harflerle; Hacı Şaban Arıkan hayratı. İki yanına da güller kondurulmuş. Çeşmenin solunda uzun mavi hortum, saplı fırça, saplı faraş var. Sağda ot süpürgesi duruyor.

DSCN4928

Talas molası bitti ve yola koyulduk. Soldaki yamaçta bir çok kemerli yapı görünüyor. Yapılar arazi ile sıfır denecek kadar ama içleri oyulmuş oda olduğu kesin. Taş işçiliği Talas ilçesinin mesleği yüz yıllardır.

DSCN4929

Az ileride taştan yapılmış minareli bir cami görüyorum yamaçta.

DSCN4930

Talas’tan ayrılırken muhterem bir zat hakkında yazılmış tabela görünce durup resmini çektim. Tabelada tanıtılan kişi Cemil Baba (Kazan) Başta vesikalık bir resmi olan Cemil baba halk arasında sevilen, saygı duyulan birisi olduğu yazıyor. Mesleği ayakkabı boyacılığı olan Cemil baba hacı olduktan sonra boyacılığı bırakıyor, ve nazara gelmiş kişilere mavi boncuk dağıtmaya başlamış. Bundan sonra tanılıp sevilmeye başlamış halk arasında. Bazı halk şairleri deyişlerinde Cemil babayı anmıştır.

Libası hem yorgan, hem yatağı,

Dünyaya meyletmez, yoktur metaı,

Ne zevcesi var, ne de otağı,

Halleri başkadır Cemil Baba’nın.

Halk arasında “Deli”, “Veli”, “Meczup” gibi sıfatlarla anılmıştır. En altta da Cemil Babaya ait olduğunu sandığım bir yazı var;

“Alem iyi olsaydı bağ duvar istemezdi, kapı anahtar”

DSCN4932

Talas sokaklarında, taş binaların arasından gidiyoruz Kayseri şehir merkezine doğru.

DSCN4933

Taş bir bina, terkedilmiş sanırım. Üst katı desteklemek için kalas payandalar konulmuş. Yarım yapılmış bir yapı var üst katta. Çatısı yok, içi de boş. Solda binaya giriş kapısı tahtadan yapılmış.

DSCN4934

İki katlı bir binanın üst katı  dışarıya taşan kısmın altına kalastan payandalarla destek olunmuş cumba. Odanın iki yanında iki pencere kafes telli taş bina.

DSCN4935

Büyük taş bina, kirişli çıkıntıları ve tek kubbesi üstündeki haç burasının Ermeni kilisesi olduğunu zannediyorum. Yüksek duvarları nedeni ile içerisi pek görünmüyor. Sadece 5 tane parmaklıklı küçük penceresi var.

DSCN4936

Kubbeli, kubbenin  altında pencerelerle çevrelenmiş yuvarlak duvarlı, çatısı V biçiminde ön kısmı ile taş binanın ne olduğunu bilmiyorum. Ama tarihi bir yapı olduğu kesin.

DSCN4937

Büyük bir binaya geldik, iki katlı yapı, geniş bahçesinde çınar ağaçları gölgesinde kalmış. Giriş kapısının iki yanında Türk bayrakları asılmış iki tane.

DSCN4938

Burası tarihi Kayseri Lisesi. Girişte taşa oyulmuş kocaman harflerle LİSE yazılmış.

DSCN4939

Lise müzeye dönüştürülmüş, eğitim yapılmıyor. Burada Milli Mücadele Müzesi kurulmuş. İngilizce olarak ta; “Kayseri High School  National Struggle Museum” yazılmış.

DSCN4940

Bahçede kocaman tekerlekli top sergileniyor.

DSCN4942

Tüm bisikletçiler Lise önünde toplanıp toplu resim çekilirken ben de hepsini bir çekiyorum Lise binası ile beraber. Önde fıskiyesi olan bir havuz var.

DSCN4944

İçeri girip gezmeye başladım, ilk olarak verilmiş olan diplomaları çekiyorum. Diplomalar dik olarak rulo halinde konulmuş.

DSCN4945

Lisede öğretim yapılırken canlandırılmış balmumu heykeller tahta sıralara tek tek, kız erkek öğrenciler karışık oturtulmuş.

DSCN4946

Zemin desenli karo plakalarla döşeli.

DSCN4947

Camekanlarda sergilenen eşyalar, Öğrenci resimleri, karşıda sinema makinesi, üstünde Atatürk büstü ve Türk bayrağı.

DSCN4948

Camekanlarda avlanıp doldurulmuş ördekleri bile sergilemişler nedense.

DSCN4949

8 mm’lik iki tane sinema makinesi ve film makaraları.

DSCN4950

Bir çok asker künyesi asılmış tavana. Herhalde şehitlerin künyeleri olmalı.

DSCN4952

Yuvarlak sahnesi ve iki kademeli oturma yerlerine minderler konulmuş bir sınıf.

DSCN4955

Burası aynı zamanda Etnografya müzesi olarak sergilenen eserler var. Onlardan birisi Kayserili bir köylü pazarda sepetinin kenarlarına astığı kurutulmuş meyve satan balmumu heykel.

DSCN4956

Başka bir köylü, yanında karısı ve eşeği ile pazara gelmiş sepetin içindeki yumurtaları satarken.

DSCN4957

Milli mücadelede halka bildiri yapan birisi sesi daha fazla çıksın diye metal megafondan halkı askere çağırıyor. Yandaki köylülerden birisinin elinde çatal digren tutuyor. Diğer köylü ile savaşta bir bacağını kaybetmiş, koltuk değneğine dayanmış  gazi olarak heykelleri yapılmış.

DSCN4958

Elinde Türk bayrağı ile milli mücadele duyguları kabarmış birisi, yanında da takkeli bir derviş sopası ile duruyor.

DSCN4959

Müzede testiler, küpler, sepet ve elek sergileniyor.

DSCN4960

Savaşta yaralananlara bakan sıhhiyelilerin sandığı ve alet edevatı

DSCN4962

Gazete çıkarmak için kurulmuş matbaa, baskı makinesi, harf kutusu, kağıt tomarları. Çalışma masası, sandalye ve tabure.

DSCN4964

Camekanlı bir bölmede küçük heykellerden savaşan askerler bir tepede. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayrakları taşıyan askerler. Türk Kuvayı Milliye askerleri, süvariler ve cepheye kağnılarla cephane taşıyan köylüler betimlenmiş. Üstlerinde iki tane Türk tayyaresi uçuyor. Ta o zamanlarda uçak yapabiliyormuşuz.

DSCN4965

Aynı camekan bölmeyi başka yönden çekiyorum.

DSCN4967

Arka kısımda topçular düşmana aman vermiyorlar.

DSCN4968

Yerde sedye üstünde yatan bir yaralıya sıhhiyeliler müdahale yaparlarken.

DSCN4969

Kuvayı Milliyecilerin yanında savaşan Türk köylüleri.

DSCN4970

Ata binmiş Kuvayı milliyeci ve çapraz fişek bağlamış Efe.

DSCN4971

Camekanda üç tane tabanca ve iki matara var.

DSCN4972

Değişik boyutta iki kama ve kılıfları camekan içinde.

DSCN4973

Çeşitli uzunlukta dört kama.

DSCN4974

Top mermisi, boş kovanı, yanında da tüfeklerin boş kovanları.

DSCN4975

Camekan içinde süngü ile göğüs göğüse çarpışan askerler.

DSCN4976

Kurtuluş savaşında Ankara’ya iyice yaklaşan Yunan birlikleri tehdidi altında hisseden Mustafa Kemal Meclisi Kayseri’ye taşımayı planlamıştı. Meclis bu lisede kürsüsü ve oturma yerleri ile hazırlanmıştı. İşte o kürsü ve meclis yeri. İki Türk bayrağı yan yana, yıldızları birbirine yakın.

DSCN4978

Kurtuluş savaşında kullanılan mavzer tüfekleri ve fişeklik.

DSCN4979

Türkiye haritası, düşman işgaline uğrayan yerlere düşman askerlerini yerleştirmişler. Kurtuluş savaşı cephelerini gösterir harita.

DSCN4980

Asker elbiseleri ve fesler.

DSCN4981

Bir komutana ait olan tüfek, kılıç ve fişekliği.

DSCN4984

Müzede resim çekme ge gezimi bitirip binanın dışına çıktım. Bahçede çay içebileceğimiz bir yer var. Çayları ısmarlayıp çerken karşıda oturan Hakan’ı yakından çekiyorum çaktırmadan.

DSCN4986

Bir çocuğun dünyasını nasıl anlarsınız? Davranışları mı?, Hareketleri mi? Yoksa oyunları mı? Bence oyunları… Elinde hiç bir oyuncağı yok, ya da yanına almamış. Ama çocuğun dünyası yeni şeyler bulmaya, kendi oyunlarını, oyuncaklarını ortaya çıkarmakta beceriklidirler. Oyuncakları her şey olabilir, oyun alanları da her yer. Annesinin, babasının kendi aralarında ve arkadaşları ile konuştukları konuları anlamazlar, bilmezler. İşin açıkçası umurlarında olmaz. Az önce çocuğu oyalansın, biraz arkadaşlarla muhabbet edeyim diye bardakta dondurma alıp verir. Bir süre çocukla ilgilenmez ama dondurma tükenmez değil ki! En sevdiği yiyecek olan dondurma bitti, şimdi ne yapacağım diye düşünmeden çocuğun Dünyasında hayal gücü ortaya çıkıyor. Anne babası kendisi ile ilgilenmediğini görünce dondurma kağıt bardağı ve dondurma çubuğu ile taş döşeli yere oturup hayalindeki oyunu oynuyor. Kağıt bardak trampet, dondurma çubuğu da baget oluyor birden bire ve başlıyor çalmaya. En ünlü orkestrada yada bando takımında böyle çalan yoktur. Kız çocuğu bahçedeki çiçeklerin yanında taş döşeli zemine oturmuş dondurma bardağı ile oynuyor.

DSCN4987

Ya da bu minik oğlan çocuğunun hayalleri. Bahçede bina duvarının dibine dökülmüş dere çakıl taşları ile taşlarla oynamanın mutluluğunu yaşayan çocuk. Her çakıl taşı ayrı renkte, her taş birbirine benzemez şekilde bir sürü oyuncak. Resmini çekerken tatlı yüzü ile bana bakıyor oynadığı oyundan başını kaldırmış durumda. Oynadığı oyundan mutluluk duyduğu yüzündeki ifadeden belli.

DSCN4988

Okuldaki ziyaret ve dinlenme bitti, topluca yola çıktık. Kayseri’nin caddelerinden geçerken güzel taş binaları görünce çekemeden edemiyorum. Yüksek duvarlı bir bina, sadece üç pencereli üst katı var. Üst kat yüksekte olmasına rağmen pencerelerde parmaklık var. Normalde çıkılması imkansız, uzun merdiven olmadan.

DSCN4989

Ben resim çekerken tandem ile Zeliş ve Pınar yanımdan geçiyor, ben de onları yakalıyorum.

DSCN4990

Burası tarihi yerler olmalı ki hiç yüksek bina yapılmamış. Ya bir katlı yada iki katlı taş binalar var sadece.

DSCN4991

Tek katlı olan bu yerlerde sokaklar da alabildiğine geniş. Belediye de yerdeki Arnavut kaldırımı onarım çalışmalarını yapıyor. Sokaklar tertemiz ve bakımlı. Geniş bir meydanda toplanıyoruz. Az ileride kubbeli bir hamam var ve arkasında yüksek apartmanlar başlıyor. Bu güzelim taş binaların yanında betonarme binalar kenti çirkinleştiriyor bana göre.

DSCN4993

Meydanda bizi bekleyen belediye otobüslerine binip Tekir yaylasına çıktık. Akşam yemeğini yedikten sonra her gece gürültülü eğlencenin yapıldığı yerde toplanıyoruz. Çünkü hava güneş battıktan sonra soğuyor, ısınmak için variller sadece burada yandığı için mecburen ateşin karşısında ısınmaya çalışıyoruz. Kimin aklına geldi bilmiyorum uzun saçlıların saçlarını örelim dedi. Hakan ve benim saçlarım uzun olunca saçlarımızı örüyorlar. Üç tane de kadın aynı bizim gibi saçları örülüyor ve beş kişi plastik sandalyeye oturup arkamızdan saç örgüler görünecek biçimde resim çekiliyoruz. Uzun direkte yanan aydınlatmanın parlak ışığı altında, önümüz boş, az ileride çadırlar olduğu halde arkamız dönük olarak oturuyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180728_221604

Uyku gelesiye kadar oturup sıcak çayları içerek sohbet ediyoruz ateş başında. Burada Güneş erken doğuyor, erken de batıyor. Haliyle fazla geç olmadan çadırlara girip yatmalı diyerek herkes kendi çadırına çekilip tatlı düşlere dalıyor.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 60 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Kayseri Festa 2200 3. Gün

27 Temmuz 2018 Cuma

Tekir yaylası – Develi – Sultan sazlığı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Güz güneşi benzeşiyor bahar güneşiyle
Biri kışa girerken biri kıştan çıkarken
Biri yeni bir aşk öncesinse bir kederden

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, Develi Atatürk meydanında Atatürk heykeli önünde toplanan bisikletçiler resim çekilmeden önce.

DSCN4658

Sabahın ilk ışıkları ile uyanıyorum. Bu gece rahatça yattım, yani üşümedim. Çadırımdan çıktığımda gördüğüm ilk manzara; çadırların arka kısmında küçük bir dere yatağında buharlaşmış halde görmem oldu. Buharlar dere yatağını terk etmiyor, sanki sudan kopup gitmek istemiyormuş gibi dere yatağının üstünde asılı kalmış buhar kütlesi. Bir daha su ile buhar bir araya gelmesi olanaksız. Buhar havaya karışınca rüzgar sayesinde Dünyanın ne tarafına düşeceği belli değil. Belki de Tekir yaylasına yağmayacak. Buharın ismi de hazır, “Hüzünlü buhar”. Dere içinde sararmış uzun otlar.

DSCN4631

Belki de Erciyes dağı buharı çağırıyor ama buhar Erciyes’in azametinden korkuyordur. Diğer buharların arasında kaybolmak istemiyordur. Erciyes dağına Güneşin ilk ışıkları vururken küçük bir bulut zirveyi ele geçirmek üzere.

DSCN4632

Erciyes dağının güney tarafında kalan yerler tamamen çıplak, bulutsuz ve yalçın kayaların sivri uçları görünüyor. Zirveden aşağılarda kayak merkesi binası ve kayak pisti görülüyor.

DSCN4633

Umumi tuvalet yukarda bir yerlerde. Tuvalete giderken akşamdan kalan ateşle sabah serinliğinde üşüyenler toplanıp ısınıyor. Varilin etrafında 7 üşüyenler var.

DSCN4634

Fotoğraf makinesiyle sürekli Erciyes dağını çekmeye çalışıyorum. Teleferik sonundaki dev makara ve varış istasyonunu çekiyorum yakınlaştırıp.

DSCN4639

Teleferik direklerini ve tellerini yakınlaştırıp çekiyorum, solunda da kayak pisti görünüyor.

DSCN4647

Güneş Erciyes dağına ışıklarını vursa da kamp alanına henüz güneş doğmuş değil. Ama Koç dağının tepelerinden ışıltılar giderek artıyor. Bulutlar ile beraber gelmek üzere Güneş.

DSCN4640

Koç dağının zirvesindeki kayalıkları çekiyorum.

DSCN4641

Dağın zirvelerine yakın bir yerlerde bir kaç kaya kütlesi birbirinin üstüne binmiş sanki bir tapınak görünümünde.

DSCN4642

Sonunda Güneş Koç dağının tepesinden ilk ışıklarını bize saçmaya başladı.

DSCN4644

Ve Güneş tüm parlaklığı ile kendini gösteriyor. Işık hüzmeleri kamp alanına, çadırlara, bizlere ve yayladaki tüm canlılara hayat vermeye başladı.

20180727_064318_HDR

Güneşin hayat verdiği canlılardan birisi yer sincabı. Çoktan doğada yiyecek arayışına başlamış bile. Gecenin soğuğunda taç yapraklarını kapatan papatyalar Güneşin doğması ile beraber ısınıp açmaya hazır.

DSCN4649

Sabah kahvaltısını yaptık,  hazırlıklarımızı yapıp yola çıktık, bakalım nereye gideceğiz. Hakan bana pilotlardan birisinin gelmediğini, benim pilotluk yapmamı istedi. Ben de olur dedim. Eşpedalım Pınar Göçen. Birlikte tandem süreceğiz. Resimde Ben, eşpedalım Pınar, yanımızda Hakan sevin ve eşpedalı Nevin Garip yan yana tandemleri sürüyoruz.

37830470_1714580585307165_6221630234177830912_o

Bu gün Kayseri’ye değil de ters tarafa, yokuş yukarıya doğru tırmanmaya başladık. Zirveden sonra Erciyes dağının güney tarafındaki Develi kasabasına doğru inişe geçtik. İnişte dikkatlice gidiyorum, çünkü tandem bisikletin huyunu suyunu bilmiyorum. KUZ bu gün dinleniyor kamp alanında. Develi kasabasını biraz yükseklerden çekiyorum bir poz. Önümde yeşillik, ağaçlı bir alan var. Kavak ağaçları çoğunlukta.

20180727_102927_HDR

Develi halkı milliyetçi yörüklerden olduğundan belediye kasabanın meydanında şimdiye kadar kurulmuş Türk devletleri için birer anıt kaya yerleştirmiş.

DSCN4653

Her kayaya bir devletin ismi yazan plaka çakılmış.

DSCN4654

Bu kayaya Hazar devleti yazılı plaka çakılmış. Her devletin kendi bayrağı da üstünde kondurulmuş.

DSCN4655

Meydanda Atatürk heykeli, 6 tane direk ve Türk bayrakları çekili durumda. Burada tüm bisikletçiler toplanıyor. Anı resmi çekileceğiz. Ben de hazır toplanmışlarken bir poz çekiyorum.

DSCN4657

Resim çekilenlerin arasına karışıyorum. Bizleri çekenleri çekiyorum, bir tane kamera var, video çekiyor. Arka tarafta pencerelerin kenarı değişik renklerde boyanmış iki katlı bir bina var. Duvarları beyaz badanalı ve mavi boyalı harflerle “mutluluk durağı Develi” yazılmış.

DSCN4660

Develi belediye başkanı bizleri selamladı ve katkılarımızdan dolayı teşekkür etti. Ardından yola çıktık, biraz yüksek bir tepede bulunan parka geldik. Burada çay içip dinleniyoruz biraz. Bu parkta Kayseri yöresine özgü kümbet türbeler var. Bu parktaki kümbet mezar 8 kenarlı, çatısı da dahil kesme taş yontulup yapılmış. Kayseri de taş işçiliği çok gelişmiş durumda. Taşların düzgünlüğünden anlaşılıyor.

DSCN4661

Verilen ikramlardan bir kaç şey kapmış olan Hakan ellerini açmış, daha yok mu dercesine hareket yapıyor. Bunlar dişinin kovuğuna sığmaz ki ! Yine aç kaldım hallerini oynuyor.

DSCN4663

Parkta bisiklete binen bir çocuğa bana poz ver dedim, o da bisikletin ön tekerleğini kaldırarak poz veriyor. Yani çocuk ayakları yerde, bisiklet üzerinde olmadan ön tekerleğini kaldırmış. Arkasında Develi kümbet türbesi.

DSCN4664

İki görmeyen, Nevin ve Pınar hem konuşuyorlar hem de bir şeyler atıştırıyorlar. Hem çeneleri, hem ağızları boş durmuyor.

DSCN4668

Dinlenme bitiminde tekrar yola çıktık. Bu kez hedefimiz Soysallı köyü yakınındaki mesire yeri. Develi yükseklerde olduğu için sürekli inerek kısa sürede mesire yerine geldik. Burada Erciyes dağının güney tarafında su çıkıyor kaynaktan. Bu su ve diğer su kaynakları Sultan sazlığını oluşturuyor. Gölette ördekler yüzüyor, biri siyah biri beyaz renkte.

DSCN4670

Mesire yeri olunca insanlar da buraya gelip ağaçların gölgesinde serinliyor, piknik yapıyor. Piknik yaparlarken de arkalarında çöplerini toplamadan olduğu gibi bırakmakla sakınca görmüyorlar, çöplerin bazıları yiyecek. Allahtan çöpleri yiyen canlılar var, yoksa dünya çöplükten geçilmezdi. Bu çöplerin arasında çiğdem çekirdekleri olunca serçe kuşları gelip onları alarak temizliyor bir şekilde. Bir serçe kuşu tam çiğdemi ağzına almışken çekiyorum uzaktan.

DSCN4675

Bir kayanın ortasına delik açmışlar, buradan su şarıl şarıl akıyor.

DSCN4677

Yuvarlak kocaman bir kayanın göbeğinde soba borusu kadar genişlikte bir delik açılmış. Su buradan az aşağı akıyor sürekli olarak.

DSCN4678

Su kaynağından gelen miktar deliğin yarısını doldurmuş akıyor.

DSCN4679

Sürekli akan su bir gölet oluşturmuş. Diğer kıyıda bir kaç ağaç var.

DSCN4681

Su kaynağından sonra bir kaç kademe yapılmış. Üst kademeden akan suyun kıvrılması görülmeye değer. Sürekli izlemek istiyor insan. Akan suyun kıvrılmış şeklini yakından çekiyorum.

DSCN4685

Çoraplarını çıkaran suya ayaklarını sokuyor. Su o kadar soğuk ki fazla duramadan hemen çıkıyor insanlar. Soğuk su yorgun ayaklara masaj etkisi yapıyor. Arkadaşlar da karşı kıyıda dinleniyor su birikintisine ayaklarını sokarak. Bunlardan birisi Ramazan Küçükberber. Bana çok benzediğinden birbirimize birader olarak sesleniyoruz.

DSCN4688

Nereye gideceğimizi bilmediğimden yanıma su donumu ve havlumu almadım. Yoksa bu soğuk suda bir duş almak gerekirdi ya neyse sadece ayaklarımı sokuyorum buz gibi suya. Bu da yeter şimdilik.

DSCN4689

Meliha Tekin de tam karşımda, resmini çekerken beni fark ediyor ve gözünde güneş gözlüğü ile gülerek poz veriyor.

DSCN4690

Birisi ayaklarını suya sokup üşüdükten sonra çorabını giyerken çekiyorum. Bir çorabı ayağında diğerini tam giyerken. Bu kişinin ayakları Hüseyin Garip’e ait.

DSCN4692

Eşpedal üyeleri bir arada Garip çifti, Pınar ve Hakan otururlarken çekiyorum suyun içinden. Ayaklarım buz kesti suyun içinde.

DSCN4693

Bir çok kişi içinde olsa da devamlı taze su kaynağından çıkıp havuzu tazeliyor sürekli olarak. Böylece su tertemiz görünüyor. Su yüzeyi hafif çalkantılı olsa da dibindeki çakıl taşları suyun berraklığından dolayı daha canlı görünüyor.

DSCN4694

İşte suyun kaynağı, kayaların arasında suyun çıktığı belli oluyor. Kayaya bir zincir çakılmış, ucunda da bir tas var. Bu tas ile su içiyor insanlar. Müslüman bir toplumda ayıp sayılabilecek bir durumla karşı karşıyayız. Tası koyan sadece suyun kaynağından insanlar su içsinler diye konulmuş. Ama kendini Müslüman zanneden bir toplum hırsızlıktan utanmıyorsa bu zincire bağlı tası normal karşılamak gerek.

 

DSCN4698

Küçük kayıklar, küçük çocuklar binmiş pedal çevirerek gölette geziniyorlar.

DSCN4699

Suyun soğukluğundan ayaklarını havaya kaldırmış olarak oturuyor karşıda üç kişi.

20180727_153238_HDR

Ayaklarını sürekli değiştiren birisi sırası ile bir ayağını suda, bir ayağını dışarıda tutuyor. İki ayağını bir arada fazla tutamıyorsun, o derecede yani.

20180727_153309_HDR

Belediye görevlileri araç ile bizleri takip ediyor sürekli olarak. Onlardan ikisi çay içerken çekiyorum bir poz.

DSCN4702

Mesire yerinden ayrılıp Sultan sazlığındaki bir tesise giderek öğle yemeğini yedik. Buradan tekrar geri dönerek bizleri bekleyen belediye otobüslerinin olduğu yere geldik. Mesire yerinden sonra resim çekmedim. Bisikletleri otobüslere bindirip kendimiz de oturarak Tekir yaylasına geldik. Akşam yemeğine kadar serbest oturduk, yemekten sonra kameramı hazırladım ve saat 20:15 gibi resim çekeceğim yeri belirledim. Aslında küçük bir tripod getirmiştim ama tripodun plastik halkası kırılınca iş göremez oldu. O yüzden park etmiş olan belediye kamyonetinin kasasına fotoğraf makinesini dayayıp ilk resmimi çektim. Koç dağının tepesinin ardından Ay doğacağını ışıkları ile haber veriyor gecenin karanlığında.

DSCN4703

Karşı tarafta Erciyes dağı karanlıkta bir siulet olarak kendini gösteriyor gizli saklı. Solda Mars gezegeni küçük beyaz bir nokta gibi duruyor gecenin karanlığında.

DSCN4704

Bu gece Dolunay ve Dolunayda tam Ay tutulması olacak bir kaç saat sonra. Ay parlak ucunu gösterdi ve saat 20:44 te doğmaya başladı.

DSCN4708

Giderek daha çok göstermeye başladı ama parlaklıktan netleşmiyor görüntü.

DSCN4709

Netleşmesi için biraz daha ortaya çıkması gerek.

DSCN4710

Yarısında biraz az olarak Ay kendini gösterince netleşiyor yamaçta.

DSCN4712

Tam yarısında iyice yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN4714

Ay Koç dağından ayrılmak üzere, az kaldı tamamen doğmasına.

DSCN4719

Ve ay doğdu, tüm yüzünü gösteriyor gecenin karanlığında. Ay bu gece çok çekici.

DSCN4723

Ayı zoom sonuna kadar getirip ile iyice yakınlaştırıp çeyrekten biraz fazla kısmını çekiyorum. Kamyonetin kasasına dayadığım makineyi titrettirmeden deklanşöre basıyorum ve Ayın alt kısmındaki kocaman krater görülecek şekilde çekiyorum. Böylece Ayın doğuşunun tüm evrelerini çektim poz poz.

DSCN4730

Şirin baba içinde odunların yandığı varilin başına oturmuş ısınıyor. Alevler varilin içinden fışkırıyor sanki.

DSCN4734

Ayı sürekli gözlemliyorum saat  21:21 gibi Ay tutulmaya başladı. Ayın sol tarafı hafif kararmaya başladığını görüyorum.

DSCN4740

Her beş dakikada bir Ayın görüntüsünü kaydediyorum kameranın hafızasına. Ay biraz daha karanlığa giriyor.

DSCN4741

Dörtte biri karardı.

DSCN4742

Ayın alt kısmında görünen büyük kratere kadar karardı. Üçte biri kadar.

DSCN4746

Biraz daha karanlık Ayın yüzeyini kaplıyor.

DSCN4750

Yarısından fazlası, üçte biri aydınlık olarak kaldı.

DSCN4755

Ayı ekran boyutunda tam görülecek kadar yakınlaştırıyorum. Biraz uzaklaşınca karanlık olarak gördüğüm yer yarı görünür oldu. Işıklı olan yer parlak ve net değil. Hafif karanlık olan yerler net görünüyor.

DSCN4757

Karanlık iyice Ayı kaplamaya başladı, çok az bir yer parıldıyor. Aydan yansıyan ışık azalınca karanlık yerler netleşmeye başladı.

DSCN4767

Son ışıklar aydan yansıyor.

DSCN4775

Ve Dünyanın gölgesi Ayın tamamını kapladı. Güneş Ay yüzeyine ulaşamıyor.

DSCN4798

Ay tamamen karanlığa gömüldü, silik olsa da tam tutulma anını yaşıyoruz. Dolunayın saçtığı ışık gece Dünyayı bir derece aydınlatıyor. Şimdi ise dünya kendi gölgesi sayesinde tamamen karanlığa gömüldü. Eski inanışlara göre Ay bir canavar tarafından esir alındığına inanılırmış. İnsanlar da yapabilecekleri şey gürültü çıkarıp canavarı kovmak ve Ayı kurtarmak. Teneke, davul çalmak, tencereye vurmak, Aya doğru tüfek atmak gibi gürültülerle canavar korkutulur ve bir süre sonra canavar korkup kaçar ve Ay eski parlaklığına kavuşur. Ay 22:40 ta tam tutulma oldu. Yaklaşık 1 saat 19 dakika sürdü tutulma. Bundan sonrasını çekmeye gerek görmedim.

DSCN4804

Ay tamamen karanlığa gömülüp ışık saçmadığı anda fotoğraf makinesi otomatik olarak görüntüyü netleştiremediğinden anca kırmızı, yuvarlak bir cisim olarak çekti.

DSCN4817

Şimdiye kadar Ay tutulmasını, hem de Dolunay zamanına denk gelmesini ilk defa çok yakından gördüm. 2200 metre rakımda Ay daha da yakın geldi bana deniz seviyesindekilere göre. Evre evre ay tutulmasını hem izledim hem de makinenin optik kamerası ile iyice yakınlaştırıp ekranda gördüm, ellerimi titrettirmeden denklanşöre yavaşça bastım. Gayet net biçimde, yüksek çözünürlükte çektim Ay tutulmasını. Kendimi çok şanslı hissediyorum. Hem hava bulutsuz ve pırıl pırıldı. Teşekkürler Kayseri bisikletçileri, Develi bisikletçileri, Meliha Tekin, Aslı Azman, teşekkürler bu güzelliği bana yaşattıkları için.

Ay tutulma evrelerinin resimlerini çektim yakından ve tutulma bitti. Soğuk geceyi ateşin başında ısınarak ve çok gürültülü müzik eşliğinde kahve pişirip içiyoruz arkadaşlarla birlikte. İçinde odunların yandığı varilden alevler fışkırırken Urim Baba’nın kahvesi logolu fincan elin ucunda.

IMG-20180727-WA0004

Ateşin başında epey zaman geçirdik, odun bol, ateş sönmeden sürekli odun atıyoruz canavarın ağzına. O da doymak bilmiyor. Baktım canavar doymak bilmiyor ateşi beslemeyi bırakıp çadırıma giderek bu günü yaşadığım için Tanrıya şükür ettim. Ve tatlı düşlerle uykuya daldım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 64 Kilometre civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 2. Gün

22 Nisan 2018 Pazar

2 . Gün (Resimlerin çoğu Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Şiir yazanlar, ne kadardılar ve nerdeydiler

Hatıralar üretiyorum telgraf tellerinden
Akşamüstleri fesleğenleri suluyorum
Bekle demiyorum kimseye, unutma demiyorum

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, alçak taş kemerleri sıralı, su seviyesi yüksek, kemerlerin gölgesi suya vurmuş.

20180422_121831_HDR

Okaliptüs ağaçları altında, büyümüş otların sabah gün ışırken fotosenteze başlaması ile ötmeye başlayan kuşların cıvıltısı başladı. Uzaktan gelen dip dalgasının kumlara vurdu gece boyu. Erkenden uyanmak güzel, doğada olmak ayrıcalık. Kuşlarla beraber uyanıyorum ve ilk işim çadırın fermuarını açık bir süre dışarısını gözlemlemek. Bu her sabah yaptığım doğayı dinleme anı minik bir yoga sayılır. Yoga yapanlar nasıl yapıyor bilmiyorum ama kendiliğinden oluşan bu an bir daha gelmiyor. Güneş doğmadan canlılar üzerindeki etkisini hissettiriyor.

20180422_070344_HDR

Çadırımdan dışarı çıktım, Güneş ilk ışıklarını vurmaya başlamış kampın üzerine. Az kişi uyanmış, diğerleri uyuyor.

20180422_074725_HDR

Sabah elimi yüzümü yıkadıktan sonra ilk işim kahve yapmak. Hemen cezveyi ocağa sürüyorum. Kahve ocağın üstünde pişiyor, rüzgarlık etrafında ocağı koruyor. Yerde kutu, kapağı ayrı yerde, üzerinde 4 fincan var. Henüz kahve taşmadı, şanslı olan üç kişi daha kahve içecek.

20180422_074745_HDR

Az bilinen antik kentler turu hatırası pankartında sevgili Bacanağım ile hatıra resmi çekiliyorum. İlk insanlar taştan yapılmış bisiklete biniyor, biri kadın biri erkek. Sadece kafa yerleri delik. Bacanak erkek yerinde, ben kadın yerindeyim. Arka fonda antik bina sütunlu.

20180422_082706_HDR

Sonra yanımıza akrabam Mesut geliyor. Üç akraba resim çekildik hatıra pankartının önünde. Solda Mesut, ortada Bacanağım Selahattin ve ben.

20180422_082751_HDR

Kahvaltıyı yapıp toparlanıyoruz, çadırlar, eşyalar bisikletlere yüklendi. Harekete geçmeden önce kumsala, deniz kıyısına gidiyoruz. Burada toplu bir resim çekileceğiz. Burası belediyenin kumsalı, cankurtaran çardağı kumsalın ortasına kurulmuş.

IMG_2195

Denizin kıyısına tek sıra gidiyor arkadaşlar.

20180422_095634_HDR

Sevgili anne adayı Şeyma hamileliğin son günlerinde. Karnı burnunda araçla bizi takip ediyor. Şu turu atlatalım öyle doğum yapsın diye Olcay Ormankıran terapi yapıyor arkadaşların önünde. Sanki doğacak Güneş’i biraz daha doğmaması için tören yapar gibi ellerini Şeyma’nın karnına doğru uzatmış. (Neyse ki turda doğum yapmadı. Güneş 1 Mayısta dünyaya geldi)

20180422_095830_HDR

Herkes toplandıktan sonra birlikte pankartımız ile resim çekiliyoruz kumsalda. Arkamızdaki fon deniz ve gökyüzünün maviye boyanmış hali.

20180422_095908_HDR

Hatıra resmi çekildi, sıra geldi harekete. Hedefimiz Klaros antik kenti. Herkes yola çıktı, artçı olarak kamp alanını kontrol edip unutulan herhangi bir şey var mı diye gözden geçirdik. Kalan çöpleri de toplayıp tertemiz bırakıyoruz kamp alanını. Son kalanları da yola çıkardıktan sonra biz de yola çıktık. Cem Tabanlı, Doktorumuz Mete Güney, Ferdimen, Bacanağım ile birlikteyiz. Ferdimen çekiyor bizi arkadan. KUZ turuncu çantalarım ile beni götürüyor pedal çevirdikçe.

IMG_2196

Küçük Menderes nehri deltasında ilerliyoruz. Dünyanın en bereketli ovalarının olduğu yerde nehrin üzerinden geçerken pis olarak akan suyu görmek üzücü.

IMG_2197

Küçük Menderes deltasını geçip denize girintili, çıkıntılı ve yükselip, alçalan yoldayız. Solumuz deniz manzaralı. Sol tarafta olan Kuşadası ve Dilek yarımadasının resmini çekiyorum.

20180422_114120_HDR

Doktorumuz Mete’yi Ferdimen çekiyor deniz manzaralı.

IMG_2199

İn – çık 6 tane yokuş ve iniş bitince kısa bir düzlük alana indik. Burası Ahmetbeyli sahili. Buradan içeriye doğru biraz gidince Klaros antik kentine varmış olduk. Antik kentin kapısındayız, giriş binası tek katlı taş bir kulübe, çatısı kiremit. Sürgülü demir kapı ardına kadar açık.

IMG_2201

Antik kenti dolaşmaya başladık. Kazı devam ediyor bazı yerlerde. Etrafı çit iplerle çevrelenmiş. Kazı yapılan yer toprakla örtülmüş. Yapılar 1.5 – 2 metre derinlikte.

IMG_2207

Zamanında buradan akan çay kendi yatağından akıp gidiyormuş denize doğru. Zamanla deniz kıyısı toprakla dolunca antik kentin büyük bir bölümü toprak altında kalmış. Yapılan kazılarda otaya çıkan eserler, yapılar şimdi su altında kalmış durumda.

20180422_121419_HDR

Bazı yerler kuru olsa da su içinde olan yerlerde yıkılmış sütunlar ve iki tane sütun yerine oturtulmuş.

20180422_121522_HDR

Burada bulunan eserlerin, heykellerin polyesterden yapılmış kopyaları sergileniyor. Heykellerin çoğu tam değil. Kimi sadece baş kısmı, kiminin kolları yok, bacaklar kırık.

20180422_121637_HDR

Sütunlar tek parça yapılmamış. Yaklaşık 70 santim boyunda bir çok mermer işlenmiş olarak üst üste konularak yüksek sütunlar yapılmış. Depremlerde yıkılmış sütün parçaları yerde sergileniyor. Böyle bir çok sütun parçası yerde yan yana duruyor.

20180422_121645_HDR

Başka bir sütun devrildiği gibi parça parça yere uzanmış durumda.

20180422_121707_HDR

Klaros antik kenti bilicilik merkezi olarak ün yapmış. İnsanları etkilemek için dev Tanrı heykelleri yapmışlar. İnsanlar bu dev heykellere bakıp falcılara saygı duyuyorlarmış. Dev heykellerinin parça parça bulunmuş kısımları demir iskele ile ayağa kaldırılmış. Heykelin başı ve ayağının yarısı yok. İki parça var sadece.

20180422_121717_HDR

Binanın üzeri kemerli yapı ile kapatılmış. Geriye sadece sıra sıra kemerler kalmış. Burası su içinde, bir metre kadarı su yüzeyindeki kemerleri altından kemerlerin resmini çekiyorum. Su bulanık yeşile yakın renkte. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum

20180422_121831_HDR

Rehberimiz ilk defa katılanlara  Klaros antik kenti hakkında bilgi veriyor. Etrafına dinleyiciler toplanmış.

20180422_121945_HDR

Antik dönemde kullanılan Güneş saati kaidesi  su altında kalmış. Güneş saati yarım çanak biçiminde su üstünde duruyor. Çanağın iç kısmı çizilmiş. Üst kısmına konulan bir çubuğun gölgesi çanağa vurunca günün saatini belirliyor.

20180422_124359_HDR

Buluntular arasında yılan kuyruğu gibi kabuklu kabartma yapılmış. Mermer blok üzerine yapılmış yılan gövdesi kıvrımlı. Üst tarafta bir parça kırık. Başı sonu yok. Bulunan bu kadar demek ki.

20180422_124609_HDR

Restorasyonu yapılmış bir sütun, boyu 10 metre kadar. Sütunun üst kısmı, tam yarısı eski hali, alt kısmı kaidesi ile birlikte yeni mermerden yapılmış. Yeni mermerin rengi beyaz, üst kısmı kirli bej renginde. Bu sütun yeni konulmuş buraya. Daha önceleri görmemiştim.

20180422_125137_HDR

Klaros antik kenti ziyaretini bitirip yola koyulduk. Klaros antik kenti ana yoldan içeride. Bahçeler arasında dar bir yoldan girilip çıkılıyor. Meyve bahçeleri arasından giden bisikletçiler.

IMG_2208

Öğle yemeği için Ahmetbeyli sahiline indik. Burada kumanyalar dağıtıldı. Kumanya soğuk sandviç, meyve suyu, yarım litre su, bir elmadan oluşuyor. Herkes kumanyasını alıp gölgelik bir yerde çimenlerin üzerine oturup karnını doyuruyor.

IMG_2209

Öğle molası bitti, tekrar yoldayız ve yine iniş – çıkışlar başladı. Yol böyle arazi yüzünden. Önümüzdeki yokuşu tırmanan bisikletliler tepelere tırmanmakta.

IMG_2211

İn – çık bitiyor ve Özdere Çukuraltı kumsalına geldik. Burada deniz molası vereceğiz. Akşama daha çok var, zaten kamp alanına yakınız. Deniz kıyısından karşıda görünen yazlıklar ve yüksekçe bir dağ.

IMG_2213

Bu sahilde, bu gün deniz sezonunu açacağım. Henüz karpuz kabuğu denize düşmese de. Su donumu giyip klasik denize aylayışımı Ferdimen seri biçimde çekiyor. Onların arasından üç kare seçip buraya koydum. İlki kumların üzerinde koşarken. Denize daha ulaşmadan.

20180422_141444_Burst03

İkinci karede denizin içinde 1.5 metrede iki ayağımı yere basmışken zıplamaya hazırım. İki elim de arkaya doğru gererek, belimden hafifçe bükülmüş olarak kuvvet alıyorum yerden.

20180422_141444_Burst10

Üçüncü karede zıplayıp ileriye doğru balıklama uçmaya başladım. Uzun saçlarım dalgalanıyor uçarken. Henüz havada olduğumdan ıslanmadım daha. Deniz ıslak olunca mecburen ıslanıyorsun, kaçarı yok. Henüz kuru olarak denize giren görülmemiş şimdiye kadar.

20180422_141444_Burst11

Deniz maceramızı bitirip yola koyulduk. Solumuz deniz manzaralı olarak.

20180422_160028_HDR

Az gidip uz gitmeden kamp alanına vardık. Zaten yakındı, kamp alanımız Özdere de bulunan mesire yeri Kalemlikteyiz. Buranın işletmecisi sezon açılmadığından bizim kamp yapmamıza izin veriyor. Ücret te almıyor, sadece içeceğe para veriyoruz, o da pahalı değil, fiyatları uygun tutuyor. Herkes çadırını kurmuş yerleşme telaşında. Çamların altı teras olarak kazılmış zemin eğimli bir arazi. Benim görevim elektrik panosuna bağlantıyı yapmak. Onu halledip çadırımı kuruyorum gözüme kestirdiğim yerde.

IMG_2214

Akşam yemeğini ketring Hatice getirip dağıtıyor. Gönüllü yemek dağıtıcıları onlara yardım ediyor. Akşam olanda müzik başlıyor. Müzisyenlerimiz yine iş başında. Onlarla beraber türküler söylüyoruz gecenin karanlığında. Piknik masasının etrafında oturmuşuz.

20180422_224617_HDR

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar şarkılar söyledik. Uyku bastırınca çadırıma girip yatıyorum.

Bu gün yaklaşık 36 Kilometre yol yapmışız. Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

 

 

 

Eşpedal EGE Turu 2. Gün

7 ağustos 2017 Pazartesi

Ören – Burhaniye -Gömeç – Ayvalık

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, Burhaniye belediye binası önünde 21 kişi resim çekiliyoruz.

Güzel bir uykunun sabahında parktaki çınar ağaçlarında kuş cıvıltıları ile uyanıyorum erkenden. Benden önce uyananlar var. Çadırımın kapısını açıp dışarısını izliyorum bir süre yattığım yerden. Çınar ağaçları ve hazırlık yapanlar göze çarpıyor.

Çadırdan dışarı çıkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra hızla eşyaları ve çadırı toplayıp bisikletin bagajına yüklüyorum. Yola çıkmaya hazırım. Sabah kahvaltısını Burhaniye belediyesi bizlere sunuyor. Sonrası bisikletler yüklenmeye başladı. Eşpedal olarak tandem bisiklet kullanılıyor. Önde gören sürücü (Pilot) bisiklete kumanda ederek arkada oturan  görmeyen sürücü yardımcısı (Copilot) ile sürekli sesli iletişimde bisikleti birlikte sürüyorlar. Bu birliktelik çadır kurma ve toplama, bisiklete yüklemede de devam ediyor. İkili birbirinden ayrılmadan günü tamamlıyorlar. Daha önce tandem süren görme engelli arkadaşlarla birlikte bisiklet sürmüştüm ama şimdi daha yakın ve iyice gözlemleyerek süreceğim. İlk olarak birlikte bisikleti yüklerken nasıl davrandıklarını izliyorum. Neşe içinde gayet düzgün ve sıralı bisikletler yükleniyor. Tüm hazırlıklar tamamlanınca harekete geçtik. İlk başlarda Ören’in yeşil alanında, dar yolda bisiklet sürüyoruz.

Eşpedal Ege Bisiklet turuna katılanların isimleri;

Eşpedal İzmir dernek başkanı Saldıray Altındağ, sürücü yardımcıları (Copilotlar);  Elif Ünver, Pınar Göçen, Didem Turan, Şemsettin, Emine Alkan, Hüseyin Alkan, Fatih Söylemez,

Sürücüler (Pilotlar); Şevket Yiğit, Şevket Akçahasan, Rabia Özdilli, Merve Eroğlu, Baattin Şimşek, Gündüz Atlı, Deniz Kel, Mehmet Doğancı.

Grup lideri; Hakan Sevin.

Yancı ve yardımcılar Remila Polat, Atilla Özakdağ, Şevket Kaplan, Mürşit Uzunoğlu.

Artçılar; Cem Tabanlı ve Urim Babacan

Aşağıda tura ilk çıktığımız anda ağaçlı yolda çektiğim video.

Ören sokaklarında ilerliyoruz, hafif bir yokuştan çıkarken Baattin yokuşun ortasında vitesi küçültmeye çalışınca aktarıcıdan katur, kutur sesler geldi ve zincir koptu. Fazla yüklenmeye dayanamayan zincir ne yapsın. Haliyle durduk, yancı arkadaşlar olaya müdahale ettiler. Zinciri birleştirip çalışır duruma getirdik. Tekrar yola çıkıp Burhaniye’ye geldik. Zinciri kopan Baattin’in bisikleti tamirciye gidip başka bir zincir ile değiştirip yanımıza geldi. Biz Burhaniye belediyesinin olduğu alandayız. Burada Burhaniye belediye başkanına bizleri ağırladığı için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ardından toplu bir resim çekiliyoruz Belediye başkanı ile birlikte. Belediye başkanından bazı isteklerimiz oldu, yüzüne karşı dileklerimizi ilettik. Ören’den geçen gezgin bisikletçiler için konaklayacakları çadır kamp yeri yapmasını rica ettik. Yanındaki bürokratlar bu dileğimize pek sıcak bakmadı. Belki kendilerine rant kapısı olarak görmedikleri bir işe sıcak bakmamaları normal olabilir.

Arkada Burhaniye belediye binası meydanın yuvarlak şekli ile bütünleşmiş cephesi cam ile kaplı. Arnavut kaldırımı döşeli meydanda resim çekilmek için bir araya gelen Eşpedal grubu, Burhaniyeli bisikletçiler ve Belediye başkanı. Önde görülmesi için iki tane tandem bisiklet. Bir tane normal bisiklet duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Burhaniye belediye başkanı ve bisikletçilerle vedalaşıp yola koyulduk. Şehrin çıkışında, Çanakkale – İzmir ana yolun başlangıcında şehitlikte durup bir resim çekiyorum bisikletim KUZ ile. Şehitliğin Önünde ata binmiş, kucağında tüfeği ile Efe küçük bir alanın ortasında. Arkada basamaklı yükselti ve heykeller görünüyor. Yanları yeşil çimenli kıyı ve palmiye ağaçları. Burası Kuvay-ı Milliye Parkı.

Kavşağın diğer tarafında pervaneli bir uçak duruyor. İzmir’den Çanakkale yönüne giden araçlar uçağı görmeden gidemiyorlar. Bu uçağın bir hikayesi var. Kurtuluş savaşından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir Dünya savaşı, ardından düşman işgalinden kurtulmak için verilen mücadele sonunda bağımsızlığını kazandı. Genç Türkiye Cumhuriyeti ordusu için Burhaniye Halkı tarafından toplanan paralarla iki tane uçak alıp Türk hava kuvvetlerine bağış yapmışlar 1925 yılında. Türk Hava Kurumu da bu yapılan bağışı unutmamış 9 Eylül 2011 tarihinde şehrin girişine getirilip konularak Burhaniye halkı onurlandırılmıştır.

ULUDAĞLI RECEP

Gidiyor işte doludizgin.. doru yağız atıyla..
Gidiyor vatan için.. bayrak.. ve namus için..
Gidiyor.. istiklal için.. korkusuzca ölüme..
Ve onlar imanla yemin etmişti bir kere..

BU TOPRAKLAR.. VE BU MİLLET..
ASLA ESİR OLMAYACAK..

Düşmanla bu uğurda kahramanca vuruştular
Bu kutsal dava.. ve topraklar için
Düştüler bir bir şehit..

Ve herkes bilmeli ki..
Türk’ün özgürlük mücadelesi..
Hiçbir zaman durmayacak..
TÜRK ELBET ÖLECEK.. AMA..
ASLA ESİR OLMAYACAK..

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR..
RUHLARINIZ ŞAD OLSUN..

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=80179&start=5

Kurtuluş savaşında kurulan ilk Kuvay-ı Milliye kahramanlarından Uludağlı Recep Onbaşı ( 1890 – 1919 ) Yunanlılara ilk kurşun atanlardan ve ilk şehit olanlardan birisi.

Kucağında mavzeri ile başında kalpak ve atına binmiş olarak heykeli yapılmış. Atın altındaki kaidenin anlına İlk Şehit Uludağlı Recep yazısı kabartma olarak yazılı.

Şehrin girişindeki şehitlik kavşağından ana yola çıktık. Ayvalık yönüne doğru gideceğiz. Rotamız bu ama ana yola çıkar çıkmaz sevgili zincir kıran Baattin tekrar zinciri kopardı. Ana yolda durmanın olanağı yok, Güneş tepede, gölgelik bir yer de yok. Neyse ki yoldan aşağıda bir şantiye barakası görünce barakanın olduğu yere indik. Biz en arkada olduğumuz için toplam 4 kişiyiz. Ben, Cem Tabanlı, Pilot Baattin Şimşek ve Copilot Fatih Söylemez. Fatih’i gölgelik bir yere oturtup bu kez zincire ben baktım. Zincir tam kopmamış ama pimi diğer yandan çıkmış. Takan kişi pimi tam olarak yerine oturtmadan öylesine taktığını anladım. Daha önce başıma gelmişti aynı durum. Hemen zincir takma aparatımı çıkarıp pimi tam yerine yerleştirip işi bitirdim. Artık zincirin kopma, çıkma hali olmaz. Biraz oyalandık zinciri tamir ederken, o yüzden geciktik. Arkadaşlara da Baattin haber verdi zincirde problem var diye. Böylece ilk benzin istasyonunda bizleri beklerken bulduk grubu. Grup epey önce geldiklerinden soğuk ve serinletici bir şeyleri çoktan içmişler bile. Biz de biraz serinlemek için dondurma, soda ile kendimize geldik. Ağustos sıcağında bisiklet sürmek, hele Güneşin anlı kabağında su kaybını terleyerek iyice artmasına neden oluyor.

Benzinlik marketinin önünde park etmiş yüklü bisikletler. Bir kısmı bisikletin başında duruyor.

Biraz dinlenmeden sonra yola çıkıyoruz. En arkada ama gruptan kopmadan birlikte bisiklet sürüyoruz. Ana yolda arkadan gelen araçları el işareti ile uyarıp yavaşça sol şeritten geçmelerini sağlıyoruz. Görev adamı Atilla Özakdağ bu işte uzman. Kolunu öyle bir kaldırıyor ki araçların görmemeleri imkansız. Onu  kolunu gören yavaşlayıp sola geçip gidiyor. İsterlerse durmasın. Atilla’nın heybetli görünüşünde insan korkar. Ana yolda hızlı giderek, bazen de benzinliklerde mola verip fazla geç olmadan Ayvalık Girişinde toplandık.

Hep birlikte Ayvalık içinden “Eşpedal Eşpedal söylemleri ile geldiğimizi belirtiyoruz insanlara. İnsanlar da merakla bize bakıyor. Tandem bisikletleri görünce merakları daha da artı. İlk defa bu kadar çok tandem bisikletini bir arada görmekteler. Eşpedal için slogan da gelişti bu arada.

“Ay akşamdan ışıktır

Eşpedal Eşpedal

Yüküm tulum çadırdır

Eşpedal Eşpedal

Yancı yolu zapteyle

Eşpedal Eşpedal

Yüküm tulum çadırdır

Eşpedal Eşpedal

İki Teker dört pedal

İki sele dört elle

Eşpedal Eşpedal

Ayvalık sokaklarını inletiyoruz sloganlarla. Ayvalık’ta hiç durmayıp doğruca belediyenin bize kamp yeri olarak gösterdiği yere geldik. Burası Ayvalık dışında çam ormanının deniz ile buluştuğu küçük bir tepenin olduğu yere geldik. Çamlık deniz ile buluşmuş durumda. Derme çatma bir kaç baraka, tuvalet ve duş yeri, zemini fazla özen gösterilmeden öylesine çadır kurmak için alanlar açılmış ormanın içinde. Biraz geniş bir alanda üzeri açık bankoya iki lavabolu çeşme konularak çadırda kalan kampçıların kullanabilmesine imkan vermişler. Burada on – on beş piknik masası konulmuş yemek yenmesi için.

Lavabolu çeşmeler, bankosu ve düzlükte piknik masaları. Masalarda oturuyoruz akşam yemeği için. Belediye bize özel yemek getirecek.

Kargı hasırdan yapılmış duş, wc. Bay, bayan iki tarafa ok ile gösterilmiş. Çamların altında çadır kurulu. Çamlık yamaçta eğimli bir yer. Doğru dürüst yol, patika gibi yer yok. Arazide tamamen özgürce toz toprak, çalı çırpının içinden yürümek zorundayız.

Bu ağustos sıcağında çadırda kalmaktansa hamakta uyumayı tercih ettim. Hemen kendime uygun iki çam ağacı bularak hamağı bağlıyorum. Biraz uzanıp hamak keyfini çıkarıyorum bir süre. Ormanın içinde yeri gölgelik bir yerde denizi seyrediyorum. Aşağıda mavi, sarı renkli bir çadır kurulmuş.

Arkadaşlar denize girmek için hazırlanınca ben de deniz donumu giyip havlumu alarak peşlerine takıldım. Denize girebilmek için epey yürüdük. Buralarda pek denize girilebilecek bir yer değil. Ayvalık coğrafyası girintili çıkıntılı bir yapıya sahip olduğundan iç kısımlarda kalan yerlerde kumsal oluşmamış. Deniz arazi yapısıyla olacak derin de değil, yüzebilmek için epey ileri yürümek gerek. Denizin dibi otlu, taşlı. Yürümenin zorluğunu siz tahmin edin. Neyse bir süre yüzecek kadar derin yerde yüzüp fazla durmadan çıkıyorum denizden. Karaya çıkmak bile insanı yoruyor. Berbat bir deniz kıyısı. Havlu ile kurulanıp kamp alanına gelip duşumu alıyorum. Burada oturan ve görev yapan sevgili baytar Serkan Sezer’i telefonla arayıp burada olduğumu söyledim. O da hemen yanımıza gelince betondan yapılmış piknik masasında kahve pişirip ikram ediyorum. Yanımda da Baattin, Atilla, Mürşit ve Serkan. Sohbet eşliğinde kahvemizi içiyoruz.

Akşam Güneşi ufukta alçalınca işi gücü bırakıp kıyıya iyice yanaştım. Karşıda şeytan sofrası ve körfez. Denizin rengi batan Güneşin ışıkları etkisi ile beyaza büründü. Güneş ufku kızıl alev rengine boyayınca artık izlemenin zamanı. Çam ağacı ve arkada batan Güneş. Şeytan sofrasının olduğu yarımada tamamen çam ormanı ile kaplı. Burada herhangi bir yapı yapılmamış, doğal görünüyor. Keşke rantçı emlakçılar ve arsız müteahhitlerin elinden kurtarabilirsek buraları. Gözü dönmüş bu insanları buralara sokmamak gerek.

Yarımadanı büyük bir çoğunluğunun resmini çekiyorum. Arkada batan Güneşin kızıl ışıkları ile yarımada siluet halinde. Yarımadanın solu alçak bir araziden tatlı bir yükselti ile sağa doğru bir çizgi. Ve şeytan sofrası yüksek tepe ile azametli duruyor karşımda. Güneş tam tepenin ucunda.

Güneş kızıla boyamış ufku dijital zom yaparak tepenin üzerinde yakınlaştırıyorum. Güneş altın sarı renginde. Etrafı kızıl olarak boyanmış bir tablo gibi. İzlenmesi gereken bir an ve bu anı yaşıyorum sakince oturduğum yerden.

Güneş tepelerin üstünde batmaya başlarken soldan bir balıkçı teknesi kadraja girince zamanı dondurdum bir an için. Pancar motorunun pistonu küçük körfezin sessizliğini tatlı bir dokunuşla tablonun içinde yerini alıyor.

Güneşin batış anını izledikten sonra yemek geldi. Masalara hep birlikte oturup yemeğimizi sohbet eşliğinde yiyoruz neşe içinde. Artık birbirimizi iyice tanımaya başladık. Yemekten sonra da sohbetimiz kahve eşliğinde devam etti. Yarın da burada kalacağız. Yarından sonra Dikili tarafına pedal çevireceğiz. O yüzden herkes rahat. Ben çadırı kurmadım, hamakta yatacağım üstümde bir şey olmadan yıldızları seyrederek tatlı düşlere daldım. Sonrası uyku.

Bu gün yaptığımız yol toplam 44 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Mysia Yolları 5. Gün

11 Mayıs 2017 Perşembe

Gölyazı 1 Günlük Tatil

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Vedat Karakaya’ya aittir)

 

Kumsal olurum denizi duymak için

bir türkü söyler radyo

giderim uzak

tarih odur ki

atılır üstüne

o en güzeli

olsa olsa hepimizin olacak

toprak varken

hiç bir şeye benimdir diyemem

Agim Rıfat Yeşeren

 

Öne çıkan görsel, kıyıdakı kayıkların altı ve göl yüzüne vuran yansımaları. Evler ve tarihi duvar da yansımalar içinde.

Gece boyu göl sakinlerinin sesi ninni gibi geldi. Arada ördek ve karameke kuşların sesi dışında en kapsamlı sesleri kurbağalar çıkardı. Doğada uyumanın getirdiği rahatlık ve çadırda uyumanın zevki anlatılmaz yaşanır. Dünkü rüzgara karşı pedal çevirmek, hele hele 80 kusur Kilometre biraz yordu. Sıcak duşun etkisi olsa gerek güzel bir uyku çektim. Öyle erkenden de kalkmayıp tembellik hakkımı çadırımda kullanıyorum. Tembellik gibisi yok, gerine gerine çadırımın kapısını açıp içeriden dışarıdaki gölü, sazlıkları ve ördeklerin sazlıklar arasında görünmeden çıkardıkları ötüşü dinleyip hayaller kuruyorum. Tembellik yaparken hayal kurmak daha da güzel kılıyor hayatımı. Buraya kadar 500 Kilometre den fazla yol yaptım, yaşadıklarım, gördüklerim, geçtiğim yerleri düşünüyorum. Ve kendi gücümle, kendi bisikletim ile daha önce arabam ile geldiğim yoldan değil de aykırı yollardan geldim buralara kadar. Kısacası dere tepe düz geldik desem yeridir. Köyler, rüzgar türbinleri dibinden geçerken “iyi ki bisikletle buralardan geçiyorum” düşüncesiyle hareket halindeyim. Zaten hareket halinde olmalı insan. Durdun mu çürümeye başlarsın. Sonra çok güzel bir yere geldik, tarihi, doğal güzellikleri iç içe geçmiş Gölyazı da bu gün güzel zaman geçireceğimize eminim. Sonra en lezzetli balıklardan yiyeceğiz. Bu gün tatil yapacağız ve iyi değerlendirmek gerek. Tembellik hakkımı kullanırken bu düşüncelerle zaman geçiriyorum.

Çadırımın kapısının fermuarı açık, dışarısı görünüyor. İki ayağım ve göldeki sazlıklar manzaramı oluşturuyor.

Sabah kahvaltısını hep beraber kazıevi’nin mutfağından faydalanarak güzelce yaptık. Hiç acelemiz yok, kahvaltıdan sonra bisiklete binip köyün merkezine köprüden geçerek adaya geldik. Henüz ihale başlamadı, çınarların altına çay bahçesinde oturduk. Burada birer çay içerek ihale saatini bekledik. Çınarların altında oturduğumuz kahvenin içinden mezat tellalı çıktı. Bu adamı yıllardır tanırım, bir çok kez de mezatta gördüm. Siyah takım elbise giyer sürekli. Bu gün sarı gömlek ve kırmızı ağırlıklı kravat takmış boynuna. Seyrelmiş saçlarını arkaya doğru taramış büyük bir ciddiyetle işine doğru gitmeye başladı. Elinde el çantasını sallaması tam olarak devlet memuru görüntüsünü veriyor.

Kahvenin kapalı kısmı camekan, mezat memuru üç merdiven başında durmuş, solda su buzdolabı, dondurma dolabı, Güneş şemsiyesi. Dolabın üzerinde Gölyazı’yı havadan çekilmiş tanıtım resimleri. Sundurmada oturan dört kişi ve bir kaç boş kırmızı döşemeli sandalye. Sağda yukarı çıkan merdivenler. Üst kat Gölyazı Mahalle muhtarlığı. Daha önce belediye binası olarak kullanılmaktaydı.

Gölyazı balıkçı kasabası, burada Uluabat gölünde yetişen balıklar sürekli avlanıp geçimlerini balıkçılıktan sağlıyorlar. Kendilerine kooperatif kurmuşlar, devlete belli bir ücret ödüyorlar. Gölde tutulacak balıkları, av yasağı, kuralları kooperatif belirliyor ve kontrol ediyor. Daha önce üstü kapalı mezat yeri vardı. Burada balıklar satılırken belediye orayı balıkçılardan alıp işletmeye vermiş. O yüzden mezat gölün kıyısında bir yerde kilitli beton taşların üzerinde, yerde yapılıyor. Henüz mezat başlamadı.

Yerde, mavi, kırmızı ve beyaz renkli büyük leğenler sıralanmış. Balıkçılar balıkları bu leğenlere koyup sırayla balıkları mezat usulü satılacak. Kim daha çok, kim daha az verecek satış anında belli olacak. Karaya çekilmiş kayıkların küpeştelerine insanlar oturmuş. Bir kaç kişi ayakta mezat saatini bekliyorlar.

Bizler de bisikletçi altı kişi ve akrabamız Hasan’ın abisi Malik te aramızda bekliyoruz. Arkadaşlar merakla mezat saatini bekliyor. Ben de onların resmini çekiyorum. Arkadaşlara çaktırmadan balıkçılık yapan ve mezatta adamları olan Hasan’a bize yetecek miktarda balık almasını söyledim. 7 yada 8 tane turna balığı bize yeter. Hasan da “Tamam enişte” diyerek ihaleden balıkları alacağını belirtti.

Vedat’ın çektiği resimlerden biri. Balıkçılar kayıkların küreklerini çekerek kıyıya yanaşıyor. Kürekleri çeken de bir kadın. Burada ailecek balıkçılık yapılıyor. Kadın, erkek fark etmiyor. Bahar ayında yağan yağmurlardan dolayı gölün seviyesi yükselmiş durumda. O yüzden söğüt ağaçları suyun içinde kalmış. Sular çekilince söğüt ağaçları karada kalıyor.

Başka balıkçılar da kıyıya teknesi ile yanaşırken resmini çekiyorum. Tuttuğu balıkları mezata getirirken ağ sepetin içinde, teknenin kenarına bağlayıp suda duruyor. Kıyıda iki ağ sepet daha var. İçinde balıklar kıpır kıpır oynuyor canlı olarak. Burada turna balıkları ağ sepetlerde yakalanıyor. Ağ sepetler demir helezon biçiminde solucan gibi yapılmış. Etrafı ağla kapatılıp ağzı açık kalacak şekilde suya bırakıyor. Göl fazla derin değil. Sepetin başına da uzun bir sırık çakıp yerini belirliyorlar. Ağ sepet tuzaklı, içine giren balığın bir daha çıkmasına olanak yok. Her balıkçı kendi avlanma bölgesinde, kendi sırıkları ile avlanıyor. Kimse kimsenin avını ellemiyor. Her balıkçı kendi kısmetine ne gelirse “Allah bereket versin” diyerek tuttuğu balığı mezata getirip satıyor. O gün kısmetinde ne varsa duruma göre 50, 100, 300 TL kazanırken bazen de hiç balık tutamıyor. Kısmet ne diyelim.

Bir balıkçı teknesi ile kıyıya yanaşmış inmek üzere. Teknenin baş kısmında kırmızı – sarı renkli bez bohça konulmuş. Sağda ağ sepeti suya sarkık durumda. yanda başka bir tekneye ip ile bağlı iki ağ sepet suyun içinde. Sahipleri de çizmeleri giymiş kayığına yaslanıp yeni gelen balıkçıyı ve sepetlerini gözlüyorlar. Sepetin içinde canlı turna balıkları var.

Yolun ortasında plastik leğenler dizilmiş, piknik masasını da satış komisyonu için hazırlamışlar. Masanın üzerine iki kişi oturmuş ayakları oturulacak yere koymuşlar. Satış takip defteri elinde son hazırlıklar yapılıyor. Birisi piknik masasına oturmuş, elini çenesine dayayıp düşünüyor satacağı balıklardan elde edeceği parayı nasıl harcayacağım diye. Kimisi de cep telefonu kulağında habire konuşuyor karşısındaki ile. Ne kadar balık alayım, kaça alayım gibi. Daha arkada Apolyont antik kentinden kalan kale duvarları. Üzerine ev yapılıp içinde oturanlar var.

Yeri ilk başta göl suyu ile bir kaç kova su dökerek tozu toprağı temizliyorlar. Ve mezat başlıyor, ilk olarak tutulması pek kolay olmayan yılan balıkları satışa çıktı. Yılan balıklarını tutan Hasan’ın amcası. Ederi yüksek olan yılan balıkları epey pahalı bir fiyata artırmayla satılıyor. Başka yılan balığı tutan da yok. Sonrasında turna balıklarına geliyor, ağ sepetten balıklar yere dökülüyor.

Mezatta balık satışı o günkü durumuna, balıkların canlılığına ya da balığın büyüklüğüne göre değişebiliyor. Balığın sayısı ve boyutlarına göre kilosu belli. Ona göre fiyatı da üç aşağı beş yukarı belli. Açık arttırma ya da eksiltme usulüne göre  mezat tellalı yürütüyor. Yerde yatan turna balıkları, ağ sepetler ve leğenler duruyor. Balıkları döküp toplatan çizmeli bir görevli var.

Satışı yapılan balıklar leğene konulup alan kişi arabasına götürüyor. Balıkları toplayan görevli leğene koyuyor ama canlı olan turna balıkları zıplayıp leğenden dışarıya çıkıyor.

Mezatta satış şöyle oluyor; balıkların sahibi bir fiyat belirtip mezat tellalına söylüyor. Tellal da balığın durumuna göre fiyatı uygun bulursa fiyatı açıklıyor sesli olarak. Fiyat 70 Liradan açıyor tellal. Çember oluşturmuş alıcılar da tellalın söylediği fiyatı arttırıyor elini kaldırıp alacağı fiyatı belirtiyor. Tellal cin gibi, alıcıların hepsini tanıyor ve kim ne istiyor, ne kadar verdiğini takip edip idare ediyor.

Tellal; “70” diyerek arttırmayı başlatıyor. Arttırmayı yapan;

“1” deyince tellal;

“2” deyip arttırıyor. “3” “5” “80” “90” diye gidiyor fiyat. En son fiyatı kabul eden balıkları almış oluyor. Sonra diğer balıklar yere dökülüp satış devam ediyor. Piknik masasında defteri tutan yazıcı da kimin balığını kim aldı diye yazıyor. Satıştan da kooperatif adına komisyon kesiliyor her satışta. Bazen çekişmeli arttırma oluyor, bazen de kısa sürüyor. Bu mezata katılıp satışları, arttırmayı, çekişmeyi izlemenizi isterim. Yerde 20 tane turna balığı var hepsi de canlı ve zıplayıp duruyorlar sürekli olarak. Balıkları toplayan görevli yere eğilmiş balığı tutmaya çalışırken etrafta toplanmış alıcılar çember oluşturmuş. Sağda iki boş plastik leğen var.

Bazı balıklar da canlılığını kaybetmiş, hareketsiz ve solgun görünümünde. Bu balıklara biçilen fiyat alıcı bulmayınca tellal birer, ikişer fiyat düşürmeye başlıyor. Alıcılar da söylenen fiyatı daha da düşürerek en son veren alıyor balığı. Bazen arttırma, bazen de eksiltme ile mezat yarım yada bir saatte bitiyor. Her şey çarçabuk hızlı biçiminde olup bitiyor. Satışı takip etmek epey zor.

Amcamın elini havaya kaldırıp aldığı turna balığını gösteriyor. Turna balığı iri, 8 Kilo civarı. Epey iri ve uzun bir balık, fiyatı yaklaşık 80 – 90 Lira arasında eder. Kamyonetindeki buzluğa koyup müşterilerine porsiyon porsiyon satıp para kazanacak. Ticaret böyle, al sat. Resmi Vedat çekiyor.

Gölyazı turistlik bir yer, hem antik kent, hem de evleri tarihi. Evler tek tek restore edilerek yenilenip boyanıyor. İşte bunlardan birisi, ev duvarları tamamen kırmızı renge boyalı. Pencerelerin çerçeveleri kahverengi ahşap kaplayarak dekoru tamamlamışlar. Ev iki katlı, yanında yeşil boyalı, onun yanında da sarı boyanmış evler dizili durumda. Solda duvarları taş örülü hamam var. Bu hamam da restore edilerek ziyarete açılmış.

Bu da Ağlayan Çınar. Yaklaşık 750 yaşında olan tarihi çınar geniş gövdesi ile muhteşem görünüyor. Alt kısmında yana doğru uzamış kalın dalı kol gibi duruyor. Dirsek yapmış olan yerden sonra dal yukarıya doğru uzamış. Tam dirseğin olduğu yerin altına destek olarak beton taş yapılmış. Dal böylece sağlam duruyor.. Çınar ağacının içi çürüyüp oyuk olmuş. Ağlayan çınarın hikayesi de şöyle;

Adını gövdesinden akan suyundan alan çınarın efsanesi, eski adıyla Apolyont şimdiki adıyla Gölyazı’da yüzyıllar önce Rumlar ve Türkler birlikte yaşadığı yıllara dayanıyor.

Çınarın arkalarından gözyaşı döktüğü aşıklar, yakışıklı Türk genci Mehmet ve güzeller güzeli Rum kızı Eleni bu barış dolu ortamda, çocukluklarından itibaren hiç ayrılmadan büyüdüler. Ancak bu iki millet arasında başlayan düşmanlık aralarına girdi. Rum köyleri boşaltıldı ve burada bulunan Rumlar ile Selanik’te bulunan Türklerin yer değiştirmesine karar verildi.

Mehmet, göç için yola çıkan Rumlar arasında sevgilisi Eleni’nin de olduğunu öğrenince kendini yollara vurdu ve onu aramaya başladı. Eleni’nin ağabeyi Yorgi, Mehmet’in yolunu kesip artık kardeşliğin bittiğini, sonsuza kadar sürecek bir düşmanlığın başladığını söyleyerek, Eleni’ye ulaşmasına engel olmak istedi. Mehmet sözünden dönmeyi, aşkından vazgeçmeyi kabul etmedi. Bir anlık öfkesine yenilen Yorgi, Mehmet’i öldürerek kanlar içinde olduğu yerde bıraktı. Mehmet son gücünü, Eleni’siyle gizli gizli buluştuğu çınara varmak için kullandı ve çınarın oyuğuna sevgilisi için bir not yazdı. Kanıyla yazdığı notta “Canım sevdiğim, sonsuza dek seni burada bekleyeceğim” diyordu. Eleni olanlardan habersiz konvoyda ailesiyle birlikte ilerlerken, sırdaşı Penelopi’den olanları öğrendi. Konvoydan ayrılıp Mehmet’i bulmak için ilk aklına gelen yer olan çınarın yanına gitti. Mehmet’in ölü bedenine son kez sarıldı, notunu okudu ve gizli buluşma yerleri, aşklarını şahidi olan bu çınarın altında canına kıydı. Çınara ise onların hikâyesini geleceğe taşımak ve sonsuza dek onlar için gözyaşı dökmek kalmıştı.

Hasan bize 7 tane turna balığı almış. Parasını verip balıkları alıyorum. Arkadaşlar ne zaman, nasıl alındı şaşırıyorlar. Ben de “Merak etmeyin Hasan hepsini halletti, balıklar elimizde.” Dedikten sonra salata için malzeme ve ekmeği de fırından taze, sıcak alarak Malik ile birlikte evlerinin olduğu yere geldik. Salatalık malzeme, irmik helvası ve balıklar dahil adam başı 12.5 Lira tuttu. Evleri göl kıyısında, bahçeli. Malik balıkları alıp bizim için kesip temizlemeye başladı. Bizler de onu izliyoruz, elinde keskin bıçak, masanın üstünde balıklar.

Malik balıklarla uğraşa dursun göl kıyısında kayıkların arasında dolanan leylek kadrajıma giriyor. Ürkütmeden yaklaşıp resmini çekiyorum. Yeşil ve açık mavi iki kayık, altları beyaz renge boyalı. Mavi kayığın küpeştelerinde dört tane direk üzerine kırmızı tente takılmış. Solda söğüt ağaçları, sağda sazlar gölün içinde.

Leyleğe yaklaşınca ürküp havalanıyor. Elimde cep telefonu, kamera açık bekliyordum havalanmasını. Tam kanatlarını açıp havalanırken kırmızı tenteli kayığın arkasında kanatlarını açmış uçarken bir poz yakaladım.

Bir iki kanat çırptıktan sonra kanatları iyice gererek süzülmeye başladı biraz ileride gölün üzerinde.

Bu fırsattan istifade eden Cem mavi kayığın oturma yerine uzanıyor. Başını küpeşteye koymuş yastık olarak. Ayakları da diğer taraftaki küpeşteye uzatmış şekerleme yapıyor.

Malik ustalıkla ilk önce başını ve kuyruğunu kesiyor, ardından yüzgeçlerini. Karnını yarıp iç organlarını çekip alıyor. Turna balığını yanlamasına omurga kemiğinin üzerinden fileto olarak boydan boya kesiyor. Omurganın diğer tarafından da kesip aldıktan sonra löp et çıkıyor ortaya. Etleri dört parçaya ayırıp karın kısmına gelen yerlerdeki kılçıkları bıçakla ince ince değdirip kesiyor. Böylece pişen balığın kılçıkları zarar vermiyor yerken. Parça olarak kesilen löp etler leğene konuluyor.

Balık temizlenirken etrafta kediler bir parça kapabilmek için miyavlayıp dolanıyorlar. İç organlarını atıyoruz kedilere. Parçayı kapan alıp kenarda bir yerde yemeye başlıyor.

Malik sağ olsun, ellerine sağlık balıkları kesip hazırladı. Sonrası aşçıbaşımız Mehmetali işe el atıyor. Leğendeki parça etleri çeşmede tek tek yıkıyor elleriyle.

Balıklar temizlendikten sonra dolaba koyuyoruz. Yemek için henüz erken. Yeşil kayık Malik’in, bizi gezdirecek. Kayığı hemen hazırlamaya başladık, küpeşteye direkleri takıp gölgelik tenteyi de üzerine çekip iplerle sıkıca bağladıktan sonra kayığı göle salıyoruz. Motoru çalıştırıp gölde dolaşmaya başladık. Göl suları bahar yağmurlarından dolayı yükselmiş. O yüzden Gölyazı’nın bir tarafı ada olmuş. Adaya köprüden geçiş sağlıyorlar. Sol taraf ana kara parçası, ortada köprü, sağda ada olan yer. Evler iki tarafta, birer ikişer katlı. Fazla yüksek bina yok ve yapılmasına izin verilmiyor. Doğal ve tarihi sit alanı. Adada bir tane cami var. Minaresi göğe yükselmiş.

Kayık suları yararken köpüklü dalgalar saçıyor durgun sularda.

Gölde bir kaç ada var, bunlar yassı adalar. Fazla yükseltileri yok.

Adanın kenarına yakın çevresini dolanmaya başladık. Ana karadan uzaklaştık.

Adada en fazla iki katlı evler var. Evler yapıldığı zamanlarda sit alanı, tarihi değer varmış yokmuş kimse bakmadığı için gelişi güzel binalar konmuş. Sanki gecekondu mahallesi gibi. Kıyıya yakın yerde kale kalıntılarının yüksek duvarları görünüyor.

Gölün durgun sularında yansıyan görüntüler muhteşem. Beyaz badanalı ev, ters dönmüş ağaç ve tarihi duvar kalıntıları suya yansımış.

Kıyıya çekilmiş kayıklar da tarihi duvarla beraber yansımış sulara. Kayıkların alt kısmı su yüzeyine yansımış, sanki dünya tersine dönmüş gibi. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Kıyılarda söğüt ağaçları hakim, evlerin bahçelerinde meyve ağaçları ile birlikte daha çok incir ağacı göze çarpıyor.

Yüksek ve geniş duvar Roma döneminden kalma olduğu gibi sağlam ayakta kalmış. Önündeki söğüt ağacının gövdesi ile birlikte komple suya yansımasını çekiyorum.

Tarihi kale duvarları kıyıda düz olarak devam ediyor. Burada köşede burç kalıntısından sonra 90 derece dönüyor. Burç’un üzerinde bir kaç kişi çıkmış.

Normalde adanın etrafını dolanan yol var ama sular yükseldiği için çoğu yerde yol sular altında kalmış. Kıyıya çekilmiş iki kayık, zeytin bahçesi, arkasında evler.

Ada küçük bir tepe, tepeye çıkmak için bazı yerde merdiven yapılmış. O merdivenlerden birisi ise 7 renge boyanmış basamakları. Merdivenin suya değdiği yerde tekne bağlı duruyor. Tekne gezinti teknesi, üzerinde gölgelik tente var. Bizim gezdiğimiz tekne de gezinti teknesi. Cumartesi – Pazar tatil günlerinde Gölyazı aşırı kalabalık oluyor. Bir çoğu da teknelerle gezi yapıyor gölde.

Adada yaşayan balıkçıların tekneleri kıyıda yan yana bağlı duruyor. Karede 10 tane tekne var.

Evlerin şekli şemali yok, herkes imkanlarına göre kendi kafası nasıl basmışsa öyle yapmış evini. Evler yamaçta olduğu için bahçelerin aşağı kısmına taş duvar örerek teras yapılmış. Hiç bir ev ötekine benzemiyor. Arabesk olarak yapılmış evler. Kıyıda tekneler bağlı.

Bazı evler iki katı geçmiş, üç hata dört katlı olanlar var. Bunlar kaçak olduğunu sanıyorum. Belediyeye gerekli rüşveti verdikleri kesin. Karaya çekilmiş tekneler ve söğüt ağaçları.

Durgun sularda yolculuğumuz devam ediyor, neredeyse tüm adanın etrafı kayıklarla dolu. Gezenler hariç kıyıda bağlı olan yüzlerce tekne gördüm. Balık avlama işi daha çok akşam bırakılan ağ sepetler, sabah gidip alınıyor. İhalede satılarak kazancını cebine indirdikten sonra akşama kadar dinleniyorlar. Öğle zamanında kimseler yok ortalıkta, herkes teknesini kıyıya çekip bağlamış.

Güneşte ısınmış üzüm taneleri

Yıldızlardan devşirilen sır

İksir küçük kalplerinde

Zaman döndürürken avuçlarında her şeyi

Kıyıdasın sen, deniz seni salmış

Gözlerin ağaç reçinesi

Kuşların dağarcığında adın var

 Çiğdem Baydar

 

Durgun suda kayığın dalgaları geriye doğru kabarırken güneş te solda yansımış dalgalarda.

Adanın etrafını tamamen döndük ve ana kara ile adayı birbirine bağlayan köprüye geldik. Ana kara kısmı sağ taraf. Burada asırlık ağlayan çınar ağacı var.

Hep köprünün üstünden geçecek değiliz ya, bu kez altından geçeceğiz. Hem de kayıkla. Köprünün ortada iki ayağı kalın taş duvar ile yapılmış. Taş duvar ayaklarındaki izlere bakılırsa gölün seviyesi 1 metre kadar daha yükselmiş daha önce. Kayığın başını iki ayağı ortalamış durumda, hızı da iyice düşürdük. Köprünün altından yavaş geçeceğiz.

Köprünün altından geçip geldiğimiz yere çıkmış olduk. Adanın başlangıç yeri, çınarların olduğu kahveler, cami ve kıyıda bağlı kayıklar. Normalde köprünün dibinden yol var. Belediye otobüsü ve araçlar su altında kalmış olan yoldan adaya geçiyor. Şimdi ise yol sular altında. Daha önce kayıkla bir kaç kez dolaşmıştık adanın etrafını ama göl ilk defa bu kadar yüksek seviyede ve adanın etrafını gerisin geri dolaşmayıp kestirmeden eve döneceğiz.

Kıyıların çoğu yerinde sazlıklar kaplamış durumda. Burada yaşayan su kuşlarına yuva olarak korunaklı bir alan oluşturmuş.

Toplam yedi kişiyiz, iki önde, iki ortada, iki kişi arkada oturmuş durumda ağırlık dengede. Kaptanımız Malik en arkada dümenin başında tek olarak kayığı idare ediyor. Arkada oturan üç kişi, Vedat, Ceyhun ve Malik. Üstümüzde beyaz tente gölgelik yapıyor. Mehmetali’nin sadece kafasının bir kısmı çıkmış sağ alt köşede.

Kıyıya yakın, sazlıkları ve tek tük evleri seyrederek gidiyoruz.

Sazlıkların olmadığı yerler de var. Kıyıda söğüt ağaçları yeni yeni yaprak açmakta.

Sonunda eve gelerek kayığı karaya el birliği ile çektik. Sevgili malik bize zaman ayırdığı için ve bizi tekne ile Gölyazı adasının etrafını kayıkla gezdirdiği için çok teşekkür ediyorum kendisine. Artık bir kahveyi hak etti sanırım. Hemen kahve takımlarını çıkarıp Malik’e özel kahve pişiriyorum. Masanın başında Malik ile yan yana durup resim çekiliyorum. Kahve ocağımın üzerinde cezve, koruyucu teneke rüzgardan ocağı koruyor. Önünde tabelam, su şişesi masanın üzerinde. Arkada büyük yağ tenekelerinde çiçekler ekilip sıralanmış.

Kuşluk vakti, saat üç sıraları iyice acıkmaya başladık. Hazır mutfak bulmuşken Mehmetali tavada balıkları pişiriyor. Bu arada Cem de salatayı yaptı. Balıklar pişti, tepsi yığın balık dolu. İki küçük tepside de salata masada. Fırından aldığımız taze ekmeği de dilimleyip hepimiz masaya oturup yemeğe başladık.

Masada ekmek var ama o kadar çok balık var ki ekmeksiz yemeğe başladık. Yedi kişi tıka basa yedik löp etli turna balıklarını. Salata da nefis olmuş. Artık gık dedik ve tepside bayağı balık kaldı. Artan balıkları Malik’e verip evdekilere götürmesini söyledim. Aramızda doymak bilmeyen Nafiz de artık yiyecek durumda değil. Nafiz’i doyuramayız dedik ama o da doyduğuna göre bizler halyi doymuşuz demektir. Turna balığının tadı nefisti. Malik tepsiyi olduğu gibi eve götürdü. Sonrasında bisikletlere binip kamp alanına gelerek yemeğin ağırlığı üzerimize çökmüşken biraz kestirelim dedik. Hamağımı çıkarıp iki ağacın gövdesine bağlayıp yatıyorum. Bu şekerleme iyi geldi kuşluktan sonra. Güneş batasıya kadar hamakta uyudum. Tam güneş batarken uyandım. Güneş tepelerin ardında batmadan önce resim çekiyorum. Güneş son ışıklarını saçarken göl, sazlıklar, hamağın ipini bağladığım ağacın gövdesi, hamak ve ayaklarım.

Hamağın mavi renkli kumaşından görünen Güneşi çekiyorum. Güneşin kızıllığı belli oluyor.

Güneş tam tepenin üzerinde batmak üzere.

Dijital zom yaparak tüm kareyi kızıla boyayacak kadar yaklaştırdım.

Güneş batıp akşam karanlığı çökmeden son kez hamakta yattığım yerden ufku çekiyorum. Gökte iki bulut üst üste okey işareti gibi asılı kalmış.

Kuşlukta o kadar balık yedik ki akşam yemeğini yemeye gerek kalmadı. Yemek yerine gündüz kararlaştırdığımız Cem Tabanlı’nın isteği üzerine irmik tatlısı yapmaya koyulduk. Malzemeleri gündüz almıştık. Hava karardıktan sonra Mehmetali aşçımız olarak tatlıyı yapmaya başladı. Geniş tencerede süt, irmik ve şeker ile ocakta karıştırarak pişirme aşamasındayız. Tatlının pişmesi yaklaşık bir saat kadar sürecek. O yüzden sırayla karıştırma işini de yapıyoruz. Başında aydınlatma feneri olan Nafiz tenceredeki pişen tatlıyı tahta kaşıkla karıştırırken. Başındaki fenerin ışığı parlak.

Daha çok Mehmetali, biraz da Nafiz sürekli karıştırıyor tatlının dibi tutmasın diye.

Bir saat civarı karıştırarak koyulaşmaya başlayan helva kıvama gelince ocak kapatıldı. Kokusu bile ne kadar leziz olduğunu belirtiyor. İrmik helvası hazırdı yemeye. Hasan ve Malik’i çağırdık yemesi için. Onlar gelince hep beraber helvanın başına çöreklenip çala kaşık yemeğe başladık. Bu kadar zahmetle pişen bir şeyin tadı da mükemmel oluyor. Tenceredeki helva sıcak sıcak bir çırpıda bitti. Çayı da demledik bu arada. Çay içerek sohbetimiz geç saatlere kadar sürdü. Akşam olunca festivale katılacaklar da birer ikişer gelmeye başladı kamp alanına. Gelen çadırı kurunca ortalık kalabalıklaştı.

Artık yatma zamanı diyerek herkes çadırına çekildi. Ben bu gece hamakta uyuyacağım. Uyku tulumunun içine girerek hamakta yatmanın zevkini tatlı düşlerle uyumaya başladım. Düş görme zamanı.