Etiket arşivi: kamp

İki Ada Bir Yarımada 5. Gün

27 Ağustos 2017 Pazar

Saraylar – Erdek

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

20170827_194623_HDR

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.

Orhan Veli KANIK

 

Gece Cem’in hamağını alıp uyumuştum. Hamakta uyumanın zevki bir başka oluyor. Ben de bunu yapıyorum ve kuş cıvıltıları başlar başlamaz uyandım. Hava tam sabah havası, çınarların altı cıvıl cıvıl kuş sesleri. Yattığım yerden cep telefonum ile ayak ucumu çekiyorum.

20170827_070103_HDR

Hakan da erkenden uyanmış kendine filtre kahve pişirmeye hazırlanıyor. Piknik masasının kenarına arkası dönük oturmuş. Ben de olduğu gibi çekiyorum. Solda çınar ağacının içi çürümüş gövdesi ve kaya parçası.

20170827_070116_HDR

Hakan’a günaydın deyip masaya oturuyorum. Kahve kutumda kahve kalmamış, Kahve değirmenini çıkarıp kahve öğütmeye başladım. Aynı şekilde Hakan da ona hediye olarak aldığım kahve değirmenini çıkarıp kahve öğütüyor. Onun değirmeni kalın çekmeye ayarlı. Çünkü filtre kahve için kalın çekmek gerekli. Yoksa buharlaşan su süzgeçteki kahveyi alıp yukarısındaki hazneye taşır ve fitre kahve olmaz. İkimizin elinde kahve değirmeni, Hakan’ın önünde filtre kahve cezvesi, bende bakır Türk kahve cezvesi. İki ocak ta yanıyor ve kahveler pişiyor. Masanın üstü kahveler, cezve, çaydanlık, içinde çay dolu bardak. Arkada bisikletler ve çadırlar.

20170827_071740_HDR

Sabah kahvelerimizi içiyoruz, ilk önce Türk kahvesi. Ardından filtre kahve ve çay. Hepsi bir arada. Sabah kahvaltısının dağıtımını beklerken acıkmış olarak camlı kapının arkasında aç, sefil, camları tırmalarken bizi çekiyorlar. Camlı kapının arkasında Hakan, Cem ve ben cama yapışmış tıırmalarken.

20170827_080735_HDR

Sonunda kahvaltı dağıtılmaya başlandı ve kahvaltılıklarımızı alıp uzakta olan piknik masamıza geldik. Kendi çayımızı kendimiz demledik çaydanlıkta. Gidip uzaklardan çay getirmenin alemi yok. Bu gün yol arkadaşlığı yapacak olan beş kişi masada kahvaltı yapıyoruz. Ben, Hakan, Yıldız, Demet ve Cem. Hakan elindeki yumurtayı Demet’e uzatırken elçek resim çekiyorum.

20170827_083536

Bu gün Demet’in doğum günü ve hakan pasta yerine kaynamış yumurtanın üzerine acı biber salçası sürülmüş olarak eli ile uzatırken resmini çekiyorum. Hakanın sadece eli, Demetin yüzü ve elde salça sürülmüş yumurta.

20170827_083551_HDR

Kahvaltıyı güle oynaya yaptıktan sonra eşyaları ve çadırları toparlayıp bisikletlere yükledik. Yola çıkmaya hazırız. Yola çıktık ve festivaldeki bisikletler de yola çıkıyorlar. Önden resimlerini çekiyorum. Sol tarafta çınar ağaçları, sağda ise çam ormanı.

20170827_100843_HDR

Bisikletlileri uğurluyoruz, biz de arkalarından yola çıkmaya hazırız.

20170827_100953_HDR

Onları uğurlarken beş bisiklet yüklü ve dört kişi gidenlere el sallıyor. Resmi ben çektiğim için aralarında yokum.

20170827_101005_HDR

Ve biz de beş kişi yola çıktık. Deniz kıyısında nefis koyları izleyerek pedal çeviriyoruz. Deniz alabildiğine mavi ve hafif çalkantılı. Rüzgar yok gibi. Küçük bir kumsal ve denize doğru girintili kayalık.

20170827_101701_HDR

Biraz yükselince koy daha belirgin olarak güzelliğini gösteriyor. Koyun iki ucu da kayalık denize doğru. Kumsalda çam ağaçları iki sıra dikilmiş.

20170827_101849_HDR

Marmara adasına ve Marmara denizine adını veren mermer ocakları görülmeye başladı. Sol tarafta kesilen mermerler blok halinde çıkarılıp molozları deniz kıyısına dökülerek denizi dolduruyorlar.

20170827_102134_HDR

Sağda aşağıda terk edilmiş bir ev görüyorum. Önünde de antik iskele kalıntıları var.

20170827_102207_HDR

Yol yapılırken kazılan yerler mermer olarak ortaya çıkmış. İleri tarihlerde buraları da kesilip düzleşecek.

20170827_102322_HDR

Mermer kayalıklarını daha yakından çekiyorum. Tabaka tabaka yana doğru yarıklar var kayalarda. Dış etkenlerden daha çok oksit rengine bürünmüş mermer kayası kırık yerleri beyaz rengi ile kendini belirtiyor.

20170827_102443_HDR

Mermer Cenneti Saraylar’a Hoşgeldiniz tabelası bizleri karşılıyor. Altından geçenlerle birlikte resim çekiyorum.

20170827_102930_HDR

Mermerler kesilmiş blok halinde kenarda duruyor. Kırık dökük, işe yaramaz molozlar da bayağı var.

20170827_103021_HDR

Yönümü deniz tarafına çeviriyorum. Marmara adasının yanında minik adacıklar da görmek olası.

20170827_103137_HDR

Saraylar’a gelmeden tepeden yarımadayı çekiyorum. Rüzgar çıktı ve şiddetini artırmaya başladı. Yarımadanın rüzgar alan yerinde kumsal var. Burası dalgalı. Diğer tarafı sakin ve dalga yok. Dün biz sakin yerde denize girmiştik.

20170827_103412_HDR

Saraylar Marmara adasının kuzeyinde kalıyor. Mermer ocakları da bu tarafta. Dağ, tepe mermer çıkarılıyor binlerce yıldır ve hala çıkarılmakta. Tepenin başında resim çekmek için durunca Hakan da durmuş bana bakarken çekiyorum. Festivaldekilere de yetişmişiz bu arada. Arkadakilerin bir kaçı ile beraberiz. Arka fon tamamen mermer ocakları ile kaplı.

20170827_103419_HDR

Saraylar köyü ve sahili. Sahili mermer plakalarla kaplamış deniz kıyısını.

20170827_104005_HDR

Bisikletim KUZ ön ve arka çantaları ile birlikte çekiyorum. Ön tekerlek mazgalın içine girmiş durumda. Mazgalları yerleştiren belediye ve çalışanları bisikletin buralara geleceğini hiç düşünmemişler. Her şey araba için düşüncesindeler. Çünkü ulaşımı araba ile yapıyor tüm adadakiler, ister sivil olsun ister resmi hiç fark etmez. Belki de ilk defa bu kadar çok bisikletli gördü Saraylar. Bisikletlerle geleceğimizi bilseler mazgalların yönünü dik değil de enine koyarlardı. Mazgalda yazdığına göre Saraylar belediyesi döktürmüş döküm mazgalı. Gerçi şimdi belediye kalmamıştır köy olunca.

20170827_104301_HDR

Mermer yurdunda olunca bir kaç blok mermer heykeltıraşların eline bırakmışlar. Heykeltıraşlar da sanatını göstermiş mermerleri oyup. Bu heykelde sadece insan yüzü yapılmış, diğer tarafları çıkıntılarla bezeli.

20170827_104409_HDR

Saraylar küçük bir kasaba ve tamamı mermer ocaklarında çalışanlar oturuyor. En yüksek bina 4 katlı, sahil yürünme yolu ve küçük tekneler kıyıya bağlı durumda. Karşı tarafta festivaldeki bisikletçiler toplanmış. Sarı formaları ile kendilerini uzaktan belli ediyorlar.

20170827_104433_HDR

Sahil yürüme yolunda ilginç tarzda yontuşmuş mermer heykeller var. İnsan yüzü şekilsiz, yamuk. Biraz gövde ve kollar düzgün, ayaklar yok. Sadece etek olarak tasarlanmış.

20170827_104520_HDR

Gözleri kapalı güzel bir kadın heykeli, yüzü temiz ve düzgün yontulmuş. Belinden aşağı sarkmış saçları ve sol kolunu önden beline koymuş. Elin parmakları belirgin biçimde. Sadece sol kolu yok. Mermerdeki doğal siyah renkleri elbise giymiş gibi gösterilmiş kadın vücut hatlarında. Sol bacağı aşağıya kadar yontulmuş. Ayaklar yok. Sanki heykel bir şeyler anlatmak için yapılmış. Bunu bir gün öğrenmek gerek. Açıkhava mermer heykel müzesi 2015 yılında Prokennesos heykel sempozyumunda bir kaç heykeltıraşın yaptığı heykeller sahil yürüme yolunda sergilenmiş.

20170827_104547_HDR

Kuş kafası heykeli.

20170827_104613_HDR

Limanın iç kesimlerinde küçük sandallar, tekneler kıyıya bağlı.

20170827_104619_HDR

İzmir’den festivale katılan bir kaç kişi ile birlikte resim çekiliyoruz.

20170827_110206_HDR

İskeleye geldik, Erdek tarafına gidecek gemi öğlen zamanı saat 12:30 civarı hareket edeceğini öğrenince fazla zaman kalmadı. Hemen biletleri alıp gemilerin olduğu yere geldik. Buradaki liman daha büyük ve ağır tonajlı gemiler tırlara yüklenen mermer blokları geminin içine sıra ile dengeli biçimde alıyorlar. Bir ara bineceğimiz gemi iskeleden açıldı. Yerine başka gemi yanaştı. Mermer yüklü tırlar gemiye alındı ve iskeleden ayrıldı. Bizim gemi açıkta bir süre bekledikten sonra tekrar yanaştı ve en son bizleri aldı gemiye. Gemi iskeleye yanaşırken pervanenin çıkardığı beyaz köpükleri çekiyorum.

20170827_122005_HDR

Artık gemideyiz ve biraz gecikmeli olarak denize açıldık. Geminin yanlarında yürüme yolu var ve yüksekte. Orada korkuluklara tutunarak arka kısma doğru yürüdüm. Saraylar limanı ve denize açılışımızın resmini çekiyorum Marmara adası geride kalıyor.

20170827_132320_HDR

Geminin içi tamamen tırlar mermer yüklü olarak doldu. Kimisi branda ile kapatmış yükünü. Kimisi de açık durumda. Yolcular köprü güvertesinde kapalı alanda duruyor. Güvertenin anlında Güzel Saraylar Köroğlu Kardeşler yazısı yazılmış kırmızı renkte.

20170827_132325_HDR

Bazı tırlarda bloklar kesilmiş dilimli halde yüklenmiş. İki üç tane de binek arabası en önde. İlk onlar inecek gemiden.

20170827_132432_HDR

Yolculuk uzun olunca kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişiriyorum. Keyfini sürmek gerek yolculuğun. Elçek ile Ben, Demet ve Hakan’ı kahve fincanları ile birlikte çekiyorum.

20170827_134622

Bisikletler en önde merdivenlere dayalı durumda sakince duruyorlar.

20170827_140653_HDR

Aslında gemiye arka kısımdan inilip biniyorlar. Bisikletler en arkada ve yandan pervanenin çıkardığı beyaz köpükler bir kaynamayı gösteriyor.

20170827_140729_HDR

Beyaz köpükler geminin ardından beyaz bir yol olarak arkada iz bırakıyor denizin lacivert renginde.

20170827_140733_HDR

Hava güzel, dışarıda gidiyoruz. Yanlardaki oturaklarda sıralanmış olarak oturuyoruz. Yine elçek ile ben, Hakan, Demet ve Cem ardımızda denizile çekiyorum. Güneşin parlak ışıkları arkada yansıyor.

20170827_141049_HDR

Marmara adası giderek bizden uzaklaşıyor. Yoksa biz mi uzaklaşıyoruz. Adadaki dağlar denizin rengini alıyor. Tıpkı gök yüzü gibi MAVİ

20170827_142021_HDR

Hol uzun olunca ve hava da iyice ısınınca mayıştı bizimkiler. Haliyle şekerleme olayları başladı. Yıldız, Cem, Demet ve Hakan gözleri kapalı uyuyorlar resmen. Ben de onların bu halini çaktırmadan çekiyorum. Hiç te çakmadılar.

20170827_143603_HDR

Erdek’e yaklaşırken Hakan ile son bir resim çekiliyorum erkek erkeğe. İkimizin kolları birbirimize atık durumda gülümseyerek poz verdik kameraya.

20170827_161115_HDR

Bizi kıskanan kadınlar da bizi niye çekmiyorsun deyince Demet ve Yıldız’ı aynı bizim gibi poz verirken çekiyorum.

20170827_161350_HDR

Öğleyi geçince Erdek’e vardık. Bir süre Erdek’te dolanıp Hakan’a kahve değirmeni aldık antikacının birinden. Değirmen eski ve üzerinde resimler çizilmiş. Sonradan hakan bana hediye etti kullanamadığı için ve değirmeni saklıyorum. Fazla para da vermedik, 40 TL anlaştık satıcıyla. Öğle yemeğini yine nohutçuda ucuza hallettik. Artık veda zamanı deyip Hakan ve Demet ile vedalaşıyoruz. Onlar arabalarına bisikletleri yükleyip Denizli’ye doğru yola çıkacaklar. Kapıdağı yarımadası turunu yapacak üç kişi yola çıkmadan önce alış verişimizi yapıyoruz. Fazla zaman geçirmeden yola çıktık. Erdek bir hayli kalabalık bir yer. Çoğunluğu yazlıkçı ve tüm yazlıklar dolmuş durumda. Kısa sürede kasabadan çıkıp tabiatın kucağında bisiklet sürmeye başladık. Erdek’ten çıktığımızı tabela bize belirtiyor. Etraf zeytin ağaçları ile dolu. Tabelanın altında 50 Km hız sınırının sonuna geldiğini belirtir trafik işareti var. Tabi biz o kadar süratli gitmeyeceğiz.

20170827_172552_HDR

Yol deniz ile beraber gidiyor. Sol taraf deniz, sağ taraf tepeler başlıyor.

20170827_181229_HDR

Deniz kıyısından biraz ileride su üstünde sıralanmış şamandıra grubu görüyorum. Yüzlerce şamandıra deniz içinde yetiştirilen midye tarlası.

20170827_181637_HDR

Bu deniz hayvancılığı tarımı oluyor. Kontrollü yetiştirilen midyeler büyük şehirlerde mutfakları ve midye dolma satan tepsileri dolduracak.

20170827_191926_HDR

Güneş sabah uyandığımız Marmara adasının tepelerinin üstüne geldi. Neredeyse bir süre sonra batacak. Üç bisikletçi yol kıyısında durmuş batan güneşin meydana getirdiği muhteşem manzarayı izliyor.

20170827_191945_HDR

Kapıdağı yarımadasının belirli yerlerine deniz fenerleri konulmuş. Onlardan birinin yakınından geçerken durup fener kulesinin arkasında kalan güneş ile beraber çekiyorum. Fenerin etrafı tel örgü ile çevrelenmiş. Dışardan kimse giremiyor.

20170827_192442_HDR

Bulunduğum yer rüzgarı çokça alan yer. Rüzgar türbinleri yerleştirilmiş yamaca. Rüzgarın döndürdüğü kanatlar sürekli elektrik üretiyor.

20170827_192451_HDR

Yamacın ta ucuna kadar türbinler sokulmuş. Burası yarımadanın burnu sayılır.

20170827_192559_HDR

Biraz dik bir yamaçtan aşağısı küçük bir koya iniyor. Küt bir tepe burun olarak denize doğru girinti yapmış.

20170827_193043_HDR

Rüzgar türbininin en yakınında bisikletim KUZ ile resmini çekiyorum. Türbin kanatlarının uçlarına doğru iki şerit kırmızı renk çekilmiş. Güneşin son ışıkları bisikletimin turuncu çantalarına vuruyor.

20170827_193104_HDR

Marmara adasında Saraylar tarafında batmakta olan güneşi bisikletim KUZ ile deniz manzaralı çekiyorum.

20170827_193116_HDR

Küçük bir limanı olan İlhanköy’e geldik. Yol koyların girinti ve çıkıntılarından dolayı sürekli deniz seviyesine inip tekrar tepelere çıkıyoruz. Yine tepeden aşağı inerken İlhanköy manzarasını izlemek yetiyor.

20170827_193300_HDR

Köyün içinden geçerken bahçelerin yeşilliği, meyve ağaçları. kabak ve çam ağacı tünelinden geçiyoruz.

20170827_193553_HDR

Köy olur da eşek olmaz mı? Olur tabi ki. Boş bir tarlada bağlı olan eşek ben resim çekerken bana bakıyor acaba ne yapıyorum diye.

20170827_194246_HDR

Kısa adı İlhan olan İlhanköy’den çıkış yapıyoruz tabelasını görünce. Gidonumdaki kartal tüyü de tabelalarla birlikte çekiliyor.

20170827_194416_HDR

Bisikletin arka çantalarının üzerinde güneş panelini açmışım. Güneş paneli bataryamı dolduruyor yavaş yavaş. Gece de bataryadan cep telefonumu şarj edeceğim. Bisikletim KUZ park halinde ve güneşin batışını izliyorum. Tam gidonumun üstünde, tüylerin yanında güneş Marmara adasının Saraylar tarafındaki burunda batıyor. Marmara adasından daha da ilerde silik olarak Tekirdağ, Şarköy tarafları görünüyor.

20170827_194623_HDR

Güneşin batışını izledikten sonra hava kararmadan bir süre daha gidelim ve kendimize uygun kamp alanı bulalım diye gidiyoruz. Sol tarafta beton duvar, üzerinde bir o kadar yeşil plastik çit takılmış. Ne olduğu görülmüyor. Bu kadar kapalı bir alan yaptıklarına göre gizli saklı bir şeyler yaptıkları kesin. Yoksan neyi saklayacaklar. Duvarın yanında elektrik direkleri, lambaları yanmaya başlamış bile hava kararmadan. Sağda yamaçta yüksek voltaj elektrik hatları demir direkler üzerinde yolu takip ediyor.

20170827_195022_HDR

Deniz kıyısı dik kayalık, inmesi olanaksız. Küçük bir ada ise tamamen kayalıktan oluşmuş. Üzerinde ağaç gibi bir bitki görünmüyor.

20170827_195752_HDR

Yol bazen daralıyor. Bunu tabelada belirtmişler. Yuvarlak kırmızı daire içinde siyah ok geliş yönünü, Kırmızı ok gidiş yönünü belirtmiş. Yani inişte olan kırmızı ok yönü, çıkışta olan gelişteki araçlara yol vermek zorunda.

20170827_195910_HDR

Yol girintilere göre içeriye alabildiğine  düz yol olarak gidiyor. Girintinin sonunda deniz seviyesine yakın iniş olduktan sonra çıkış başlıyor denize doğru olan çıkıntıda. Yolda pek araç ta geçmiyor. Nadir olarak bir, iki araç geçiyor bir saatte. o da bize yetiyor rahatça gidebilmemiz için.

20170827_195913_HDR

Güzel bir kumsal ve koy gördük biraz yüksekçe bir yerden. Hava kararmadan kamp yapmalıyız. Deniz kıyısındaki kumsaldan sonra düzlük içerilere kadar devam ediyor.

20170827_200345_HDR

Toprak yoldan aşağı inip kumların üstünde bisikletleri yürüterek deniz kıyısındaki kayalığın dibine geldik. Buradaki kayalık rüzgarı da kesiyor. Kayalığın üstünden kamp yapacağımız yerin resmini çekiyorum. Bisikletim ve Yıldız kayaların dibinde. Cem ise kumlarla cebelleşiyor yanımıza varmak için.

20170827_201231_HDR

Rüzgardan korunaklı yerimizde çadırları kurup içine yerleşiyoruz. Hava kararırken yemeğimizi ortaklaşa pişirip yiyoruz. Ardından kahve ve birer bardaklık çay. Fazla suyumuz yok. O yüzden idareli kullanıyoruz. Buralarda çeşme gibi bir şey de yok. Hava iyice kararmaya başladı. Güneşin battığı batı tarafında kızıllık ve biraz aydınlık kalmış. Geri kalan yerler karanlık.

20170827_204136_HDR

Artık hava iyice karardı ve ay yarım da olsa biraz aydınlatıyor ortalığı.

20170827_212614_HDR

Fazla geç olmadan çadırlara girip yatıyoruz dinlenmek için. Bu gün hareketli bir gün oldu ve kendimize uygun bir kamp yeri bulmanın verdiği rahatlıkla uyuyoruz.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak yaklaşık 29 Kilometre civarı.

Piknik alanı – Saraylar yol haritası

Powered by Wikiloc

Erdek – Doğanlar köyü yol hartiası

Powered by Wikiloc

İki Ada Bir Yarımada 4. Gün

26 Ağustos 2017 Cumartesi

Çınarlı – Saraylar

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

20170826_063307_HDR

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı, kubbeli mavi bir liman

Beni o limana çıkaramazsın

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı, kubbeli mavi bir liman

Beni o limana çıkaramazsın

Nazım Hikmet RAN

 

Deniz kıyısında olmamıza rağmen nemsiz havada uyumanın rahatlığı ile rahat uyudum çadırımda. Sabah erkenden uyanıp kahvemi pişiriyorum. Ama tek başına değilim. Yanımda içecek olanlar da var. Bunların en başında Hakan Sevin var. Gün ağarınca o da erkenden ayağa kalkmış. Gece verdiğim hamakta yatmış yatmasına da hamağı cart diye ikiye ayırıp yırtmış boydan boya. Hakan’a sağlık olsun diyerek ünlü pasajı söylüyorum; “Yırtılmış bir hamak her zaman hamaktır. Onun için sahibi pekala ağlayabilir” diyerek teselli ettim. Hamaktan sadece ipleri ve karabinaları aldım. Hamak bezi işe yaramaz deyip doğru çöpe. Bunun üstüne kahveler iyi gitti doğrusu.

Asırlık çınar ağaçları ve ileride çadırlar

20170826_063307_HDR

Çadırları toplayıp eşyaları çantalara yükledik. Kahvaltıyı Marmara kasabasında yapacağız. Artık tur başlıyor, yola çıkma zamanı. Yola çıkıyoruz, bir tarafı kayalık duvar, diğer tarafı deniz manzaralı bir yolda Marmara kasabasına doğru gidiyoruz. Gidonumdaki tüyler de yerinde duruyor.

20170826_074227_HDR

Güneş henüz yükselmeden çatısı olmayan taş bir binadan geçerken benden tarafta olan pencereden güneşi görünce durup resmini çekiyorum.  Güneş tüm parlaklığı ile pencere boşluğunda ışıldıyor.

20170826_075952_HDR

Kısa sürede Marmara kasabasına geldik. Kasabayı yüksekçe bir yerden çekiyorum. Küçük limanı ve kırmızı kiremitli çatılı evler ile doğal manzarada bir süre izliyorum sabahın seherinde. Solda caminin minaresi ve az üstünde güneş parıldıyor.

20170826_080248_HDR

Kahvaltıyı kafenin birinde yapıyoruz. Kahvaltı sonrası çay keyfini kırmızı örtülü masada denizi ve liman iskelesini izleyerek içiyorum kağıt bardaktan. Bardağın içinde ahşap karıştırıcı var.

20170826_081424_HDR

Katılımcılara verilen Marmara adası haritası, gideceğimiz iki günlük rota bilgileri. Birinci gün için yeşil yol, ikinci gün için kırmızı yol ve isteyenler dağın zirvesine çıkacakları mavi çizgili yol. Hepsi bir yere çizili.

20170826_090436_HDR

Hazır buluşmuşken Ferdimen, ben ve Cem birlikte festivalin sarı formaları  ile elçek resim çekiliyoruz.

20170826_091702

Festivale desteği olan Marmara Adalar belediyesi önünde toplanıyoruz. Belediye başkanı bize konuşuma yapıp festivali başlatacak. Herkes festival formasını giymiş arkası dönük olarak belediye binasına doğru bakıyor. Formanın arkasında Marmara Adası yazıyor. Bir kişi balkona çıkmış resim çekiyor.

20170826_092047_HDR

Heykeltıraşın birisi ilginç bir heykel yapmış Marmara mermerinden. Koca sakallı bir ihtiyarı canlandırmış. Sağ elinde bidon, sol elinde de bastonu var. Sanki çeşmeden su doldurmaya gitmiş gibi.

20170826_094210_HDR

Festival startı verilmeden önlere geçip video çekeyim dedim. Harekete geçmeden önce resim çekiyorum bisikletim KUZ ile. Sağda traktör park etmiş.

20170826_094952_HDR

Aşağıda turun başlangıç ve tırmanış videosu.

Tırmanmaya başladık ve deniz seviyesinden yükseldikçe manzara daha da güzelleşiyor. Dağ ve deniz kıyısındaki Marmara kasabası. Küçük limanında bir gemi bağlı duruyor.

20170826_100015_HDR

Avşa, Balıklı ve Paşalimanı adaları manzarayı güzelleştiriyor.

20170826_101946_HDR

Birisine zor gelmiş olmalı bir kamyon plastik çöpü buraya dökmüş. Doğayı katletmeye devam ediyor insanlar.

20170826_103042_HDR

Yokuş dik olunca antrenmansız ve kondisyonsuz olanlar yürümeye başladılar. Bisikletleri elde yürüyerek sert olan yerleri çıkıyorlar. Dağın tepesinde nato gözetleme tesisleri var. Amerikalılar yolu yaparken eşeklerden yardım almamış. Dikine dağa doğru yolu yapmışlar.

20170826_103218_HDR

Bazıları küçük te olsa bir ağacın gölgesinde dinlenip nefesini kontrol etmeye çalışıyor.

20170826_103332_HDR

En tepeye yakın yerde çöp dökme ve depolama alanı yapmışlar. Aslında çok yanlış yerde çöpleri atıyorlar. Yağmur yağdığında tüm pislik yağmur suları ile kirli olarak aşağıya akıyor. Toprağı bilmeden zehirliyorlar. Çöpler zamanla metan gazı üretmeye başlar.

20170826_103337_HDR

Çıkmaya devam ediyoruz.

20170826_103438_HDR

Bisikletim KUZ ile aşağıda bekleyen grubun resmini çekiyorum. burada öne geçtim gruptan. Video çekmeyi düşünüyorum.

20170826_103936_HDR

Beni geçenlerin resmini çekyorum arkalarından.

20170826_104608_HDR

Denizden epey yükseklerdeyim. Yolun en yüksek rakımı 291 metre civarı. Marmara denizi ve adalar küçük görünüyor. Adalar minyatür görünümünde, elini uzatıp değecekmişim gibi görünüyor gözüme. Havada bir kaç parçalı bulut mavi gökyüzünü pamuk tarlasına çevirmiş.

20170826_105046_HDR

Zirvedeyiz ve zirvede karayollarının çakıl taş yığınları yolun sağ tarafında depolanmış.

20170826_110403_HDR

Çakıl yığınının tepesine biri çıkmış onu resmediyorum.

20170826_110412_HDR

Zirvede herkese yavaş ve dikkatli inmelerini söylüyorlar.

20170826_111701_HDR

El değmemiş bakir koylar yüksekten gözüme harika görünüyor. Seyretmesi büyük bir haz veriyor. Yüksekte esen hafif rüzgarın etkisiyle bir süre bu manzarayı izliyorum doyasıya. Karşıda adalar siulet gibi.

20170826_111808_HDR

Çıkış bizi yorsa da iniş o kadar zevkli oluyor bizler için. Pedal çevirmeden kendimizi salıyoruz aşağıya doğru. Aşağıda bir köy görünüyor. Etraf ağaçlarla kaplı yeşil alan.

20170826_111929_HDR

Kısa sürede deniz seviyesinde olan Topağaç köyüne geldik. Köyün giriş tabelasının resmini çekiyorum. Arkada köy evleri ve bir ağaç. Adada tek düz yeri olan buraları. Biraz geniş düzlüklerde tarlalar var. Köy deniz kıyısında düzlükte kurulu.

20170826_112754_HDR

Topağaç ta öğle yemeği yiyoruz.. Köyün meydanında yüzlerce bisiklet park etmiş durumda. Ortalıkta Ferdimen dolaşıyor avare avare.

20170826_113214_HDR

Kahvede yemekleri yeyip tavla oynuyorum Hakan ile. Bu kez tavlayı oynayanlar değil izleyenler çayların parasını ödüyor. Uzun bir dinlenmenin ardından yola çıkıyoruz. Deniz seviyesine yakın yerlerde bisiklet sürüyoruz. Deniz hemen yolun altında.

20170826_133741_HDR

Yine biraz yokuşa sardık ama burası daha kısa ve fazla dik değil. Yokuşun bitiminde grubu durdurup toplamaya başlamışlar. İnişte hep birlikte hareket edeceğiz. Yine birileri buraya inşat artıkları molozları dökmüş kimseye çaktırmadan.

20170826_141610_HDR

İnişe geçtik, karşıda Kapıdağı yarımadasının yüksek tepeleri görünüyor. Tepelerin üzerinde bulutlar toplanmış.

20170826_141619_HDR

Çabucak kamp yapacağımız piknik alanına geldik. Burası kuru bir dere yatağının geniş alanı kaplayan çınar ağaçlarının altı. Ağaçlar gölgelik yapmış ortalığı.

20170826_143457_HDR

Burada insanlar piknik yapıyor. Geleneksel mangal ocakları yer yer konulmuş sabit olarak. Genel kültürümüzde piknikle mangaldan başka yapacak bir şeyimiz yok ki ! Çınarların gölgesinde yürüyen bir kişi.

20170826_143506_HDR

Herkes kendine göre yer seçip çadırını kuruyor. Alan o kadar geniş ki bisikletçiler kayboluyor.

20170826_150411_HDR

Dere yatağının olduğu yer, dere akmıyor. Demek ki kaynağı yeterli değil. Yağmurlar da yağmadı henüz. Marmara adasına ismini veren mermer burada kocaman bir kaya parçası olarak duruyor. Bir tarafı kırık olan mermer blok enine siyah füme ve beyaz damarlardan oluşmuş.

20170826_150418_HDR

Çevrede ağacın gövdesine yapışmış ağaç mantarı görüyorum. Mantarın üst kısmı kahverengi bir tabaka. Alt kısmı sarıya yakın krem renginde. Mantar gövdeye takılmış balkon gibi tutunmuş.

20170826_154924_HDR

Çadırları kurup eşyaları içine yerleştirdikten sonra deniz donlarını ve havluyu alıp minibüse biniyoruz. Minibüs bizi Saraylar da bulunan kumsala götürecek. Burada denize gireceğiz. Minibüs şöförü ilginç bir koleksiyoncu. Şöför mahallinde tavana iplerle tutturduğu onlarca oyuncak hayvanlar sarkıyor. Hepsi de değişik renkte. Dikiz aynasına koleksiyoncu şöförün yüzü yansımış.

20170826_155628_HDR

Saraylarda deniz kıyısına vardık. Su donumu giyip cep telefonumu Ferdimen’e veriyorum beni çekmesi için. Artık cep telefonumdaki özellikten dolayı denize atlarken havada yakalama uğraşı sona erdi. Resim düğmesine parmağını sürekli basılı tutarsan sürekli çekimle 20 – 30 kare çekiyor. O yüzden tek seferde istediğim resimleri elde ediyorum. Kıyıdan biraz uzaklaşıp denize doğru koşmaya başladım. Tam zıplamışken havada bir poz.

20170826_161510_Burst07

Ardından ileriye doğru uzamışken denize paralel konumda bir poz daha. Henüz ıslanmadım havada öylece duruyorum. Kıyıdan iki karış denize atlamasını bilmeyenler bunu denemesin. Yoksa kafasını kumlara sürtebilir. Aman dikkat !

20170826_161510_Burst11

Denize değince mecburen ıslanıyorum. Kaçarı yok. Bir süre denizde yüzüp eğleniyoruz. Sonra duşumuzu alıp giyindik. Minibüs bizleri alıp kamp alanına götürüyor çabucak. Akşam olmak üzere. Şöförün koleksiyon oyuncakları tekrar bütününü çekiyorum.

20170826_181122_HDR

Kamp alanına geldik, akşam oldu. Yemek zamanı olunca kuyruğa girip yemeği alıyoruz. Yemeği aldıktan sonra çadırların olduğu yere giderken beş kişi yemek tepsisini duvara koymuş ayakta yiyorlar. Duvar biraz yüksek göğüs hizasında. Cep telefonumun kamerasını ayarlanıp yemek yiyenlere seslendim. Onlar tam kafasını çevirip bakarken resimlerini çekiyorum. Duvar kırık dökük mermer parçalarından örülmüş.

20170826_190442_HDR

Yemeği yiyip kahvelerimizi içiyoruz. Sonrası bol muhabbet ve şakalaşmalar. Ferdimen’in tanıdığı Osman abi ile tanışıyorum. Osman abi kahve sever birisi ve kendi kahvesini kendisi kavuruyor. Ondan kahveyi nasıl kavurduğunu soruyorum. O da tamburu Hatay’dan aldığını, yeşil kahve alıp evde ocağın üstüne tamburu koyup yavaş yavaş tamburu döndürerek pişirdiğini anlattı. Bu kahve pişirme olayı kafama iyice yattı. Eve gidince kahve pişirme çalışmalarına başlamalıyım. Daha önce demiştim “Öğrenmenin ve Öğretmenin yaşı yoktur” diye. Bunu bir kez daha öğreniyorum.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar oturduk muhabbet ettik. Yarın tura katılmayıp doğru Saraylara giderek gemiye binip Erdek’e gitmeye karar verdik Ben, Cem ve Yıldız. Kapıdağı yarımada turunu yapmaya başlayacağız. Bize Hakan ve Demet te katılacak ama Erdek’e kadar bizimle gelecekler. Erdek’te yollarımız ayrılacak. Bu karar kesinleştikten sonra yatıyoruz. Ben Cem den hamağını ödünç alıyorum. Hamakta yatacağım bu gece.

Bu gün yaptığımız yol toplam 26 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Eşpedal EGE Turu 5. Gün

10 Ağustos 2017 Perşembe

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

Dikili – Çandarlı

 

Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
farkına bile varmadan?
Nasıl etmeli de ağlayabilmeli
ayıpsız,
aşikare,
yağmur misali?

Nazım Hikmet RAN

 

20170810_193745_HDR

Deniz kıyısında hava kirlenmez, engin deniz buharlaşırken havayı da temizleyerek gök yüzüne çıkar. Böylece soluduğumuz havadaki moleküller buharda yıkanmış olarak ciğerlerimize dolar. Bu havada biraz da iyot vardır, işte bu iyot sağlık demektir. İnsan hücrelerindeki DNA tuzdan meydana geldiğinden havaya karışmış iyot hücrelerimize kadar girerek onları onarır. Gece boyu soluduğumuz hava sabaha karşı etkisini gösterir ve yenilenmiş hücrelerin çalışmasıyla dinlenmiş, dingin olarak uyandırır. Ağustos sıcağı Güneşin doğması ile kendini belli etmeye başladı. Güneşin ilk ışıkları ile çadırımın kapısını açıp denizi ve enginliğini izliyorum bir süre. Önümde deniz, karşıda dağlar, çadırın içinden görünen manzara.

20170810_075554_HDR

Herkes uyandı ve toplanmaya başladık. Sabah belediyeden gelen kahvaltıyı geri çevirdik. Kahvaltıyı kendimiz yapacağız. Dün akşamki belediyenin tutumu hiç hoş değildi. Herkes hazır olduktan sonra sahildeki kayrak taşı döşeli yoldan merkeze doğru gitmeye başladık. Sağda taş örülü istinat duvarı, duvarın dibinde zakkum bitkileri, kayrak taşı döşeli geniş bir gezinti yolu. Solda deniz ve önümde giden tandem bisikletler.

20170810_101355_HDR

Merkezde bir bahçeli kahveye oturup hep birlikte kahvaltıyı yaptık. Kahvaltı sonrası toplantıya başlıyoruz. Belediyenin dün akşamki davranışını beğenmediğimizi Eşpedal derneği olarak belirtmek için dilekçe yazmak için fikir birliği oluşturarak sunacağımız metni hazırladık. Metin hazırlandıktan sonra baskı için yazıcı bulmaya gitti gönüllüler. Biz de bahçede  masaları birleştirip, çay, kahve, soda içerek durum değerlendirmesi yapıyoruz. Masanın etrafında 17 kişi var.

20170810_125944_HDR

Dikili’ni meşhur un kurabiyecisi hala satış yapmakta. Üç tekerlekli, üstünde tahta tezgah, tezgahın üzerinde büyükçe bir camekan. Camekanın içinnde yarım yuvarlak, küçük un kurabiyeleri. Camekanda yazan yazı ilginç; Hala 100 kuruş. Satıcı eskilerden, 40 yada 50 yıldır bu işi yapıyor. Artık kuruşların değeri kalmasa da adam kuruş kullanıyor. Başında şapkası, üzerinde turuncu tişörtü ile tekerlekli tezgahında satış yapıyor. Biz de un kurabiyesi alıyoruz külahı 100 kuruşa. Kurabiyeleri külaha koyup veriyor. İçinde üç tane un kurabiyesi var.

20170810_133539_HDR

Bahçede otururken aklıma Hakan Sevin ile yolda nasıl haberleşeceğiz diye. Hakan dan cep telefon numarasını aldım. Telefon numarasını katdettikten sonra arıyorum. Hakan’ın cep telefonu çaldı, açtı ve “Alo” dedi. Benim cep telefonu onda kayıtlı olmadığı için arayan numarayı tanımadı. Sonrasında ise aramızdaki konuşmalar şöyle gelişti;

“Alo”

“Alo” diye cevap verdim. O tekrar

“Alo kimsiniz?” Ben

“Sen kimsin?” diye cevap verdim. Kaşlarını biraz çatarak daha sert bir sesle;

“Alo, kimsin kardeşim?”

“Ben benim asıl sen kimsin?” Aramızda 8 -10 metre mesafe var, ayakta telefon ile konuşuyor ama dikkati telefonda olduğu için benimle konuştuğunun farkında değil. Neyse fazla uzatmadan yanına iyice yaklaşarak telefondan;

“Sen kimsin?” deyince benimle konuştuğunu anladı. Ardından bastım kahkahayı. O da bu durumda gülmeye başladı ve sarılıp öptüm. Gülerek “Bu benim telefonum, kaydet, yolda gerekirse haberleşiriz” dedim. Yüzü değişti ve şaşkınlıkla gülmeye başladı oyuna geldiği için.

Dilekçemiz kağıda basıldıktan sonra hep birlikte belediyenin olduğu yere geldik. Binada halkla ilişkiler müdiresine dilekçemizi verdik ve duyduğumuz rahatsızlığımızı ilettik. O da bizlere çay ısmarlayarak bizi dinledi. Sonuç ne olur bilemeyiz ama yapılanlar karşısında susmamak gerek, sesimizi duyurmalıyız yapanlara karşı.

Binanın karşısında oturmak için çardaklar yapılmış. Üzeri kapalı ve gölgelik yapıyor oturma yerlerine. Dışarıya çıkıp çardağa gelince sigara içenler için içine sigara izmariti atılan kavuniçi bir dik boru konulmuş. Borunun altında geniş bir hazne var. Boruya dikine “Sigaranı Söndürmeden Atınız” yazısı yazılmış. Yazı ok işareti ile yukarıdaki deliği işaret ediyor. Haznenin üstünde de “Sigaranızı söndürmeden atabilirsiniz” yazısı yazılmış. Diğer yanda “Dış mekan küllükleri” yazısı. Burada oturup sigara içenler bu delikten izmaritlerini atsınlar diye konulan bu borunun içinde izmarit var mı diye bilemiyorum ama dışında, yerde epey izmarit olduğunu görüyorum. Bir tane de boş sigara paketi yerde öylece izmaritlerle duruyor. Sigara içmeyenler de çiğdem yiyip kabuklarını çekinmeden yere atmışlar.

Kötü alışkanlıkları kırmak çok zor. İnsanlar alışmışlar elindeki her şeyi yere atmaya. Boru dikkatlerini çekmiyor demek ki. Yazık

20170810_152402_HDR

Belediyede şikayet dilekçemizi verdikten sonra aynı kahveye gelip öğle zamanı acıkan karınlarımızı doyurduk. Öğleden sonra yola çıkıyoruz. Hedefimiz Çandarlı. Dikili çarşısından bisikletlerimizle geçiş yaptık. Caddeni kıyılarında dükkanlar sıralı. Dükkanların üzerinde yapı yok, tek katlı, sadece dükkan var.

20170810_174600_HDR

Dikili’nin çıkışında, henüz yokuşa sarmadan durduk. Burada bakkaldan su takviyesi yapıyoruz. Çandarlı’ya kadar yetecek miktarda su alıyoruz ve çantalara yerleştiriyoruz.. Bakkalın önünde duran bisikletliler.

20170810_175806_HDR

İlk yokuşları çıkıp biraz gittikten sonra ilk köyde mola veriyoruz. Kahveye oturduk, çay, soda içerek su kaybımızı gideriyoruz bir nebze. Köyün bisikletli çocukları kalabalık bisiklet grubunu görünce yanımıza gelip bisikletleriyle hava atmaya başladılar. İçlerinden birisi bisiklet cambazı olmuş. Ön tekerleğini kaldırarak uzun bir mesafe gidiyor. Ben de ön tekerleği havada giden bisikletçi çocuğun resmini çekiyorum. Arkada sarı badanalı kahve, dışarıda masa ve tahta sandalyeler.

20170810_190516_HDR

Mola bitince yola çıkıyoruz. Birisi hareket eden, diğeri henüz harekete geçmemiş iki tandem bisikletçinin resmini çekiyorum. Bunlar en son kalanlar. yola çıkmalarını bekliyorum. Kahve solda.

20170810_190601_HDR

Güneş ufka yaklaştı, çam ağacının dallarından ışık hüzmeleri geliyor. Bir tandem ve arkasında Cem Tabanlı bisiklet sürüyor.

20170810_193745_HDR

Geride kalanlarla öndekilere yetişiyoruz ve grup halinde gitmeye başladık. Grup halinde giderken arkamızdan Hakan resmimizi çekiyor. Akşam üzeri Güneş batınca sıcaktan üzerimdeki tişörtü çıkarttım. Üzerim çıplak bisikletim KUZ, sürüyorum.

20170810_194732

Çandarlı tarafına indik. Karşımdaki tepede yanmış ağaçları görünce içim cız etti. Geçtiğimiz aylarda Suyun Kaynağına Yolculuk turunda burada kamp yapmıştık tam tepedeki bayrağın olduğu yerde. Yazık olmuş ağaçlara, yeşil örtü gitmiş yerine kapkara bir görüntü oluşmuş. Sorumsuz insanlar çevreyi kirlettiği yetmiyormuş gibi ağaçları, ormanı yakmak umurlarında değil. Nasıl olsa yerine çıkar düşüncesi ile hareket eden bu yobaz insanlar hala çevreye zarar vermeye devam ediyor.

20170810_195343_HDR

Hava kararmadan kamp kuracağımız yere geldik. Kamp yeri işletmecisi ile burada yeme, içme karşılığında ücret ödemeden kalacağız. Kamp alanının etrafına Servi ağaçları dikilmiş. Ağaçlar daha küçük, yeni dikildiği belli. İşletmenin yeni oluşu hiç müşteri olmaması bizim için iyi. Kamp alanı bize ait ve iki gece kalacağız. Kamp alanı deniz kıyısında. Kenarlara çadırları kurmaya başladık.

20170810_202455_HDR

Çadırımı kurduktan sonra su donumu giyip şöyle denize girip hem serinleyeyim hem de terden arınayım dedim. Kamp alanının deniz olan yerinde hasır şemsiyeler ve plastik şemsiyeler var. Denize girip yunduktan sonra duşumu alıp giyiniyorum.

20170810_202540_HDR

Kamp alanında büfe ve tuvalet var. Bu bizler için çok iyi, rahat iki gün geçireceğiz demek ki. Zemin sert çakıl taşları ile kaplı.

20170810_202548_HDR

Çadırları görmeyenler de kurmasını öğreniyor. Onlar için bir tecrübe oluyor çadır kurmak, çadır toplamak. Görme engelli Didem Turan ve Pınar Göçen ortanca Şevket Yiğit ile çadırlarını birlikte kuruyorlar.

20170810_202553_HDR

Akşam için işletmedeki büfeden köfte ekmek ve bira ile karnımızı doyuruyoruz. Sonrası hep birlikte oturup sohbet etmeye başladık. Yaptığımız turu, yolu, oluşan arızaları, edinilen tecrübeleri paylaşıyoruz. Görmeyenler için harika bir tur oluyor. İlk defa ömürlerinde kamplı tur yapmanın heyecanı içlerinde. Açıkça ifade ediyorlar. Evde durmanın, birisinin yardımı olmadan dış dünyaya çıkamadan yaşamanı zorluğunu hepsi biliyor ve yaşıyorlar. Aralarında çok az kimse tek başına dışarı çıkma cesaretini gösterebiliyor. Yaşam çetin olunca dışarısı tehlikelerle dolu. Ama bu tehlike içinde yaşamak zorundalar. Bu tur sayesinde bisikletin verdiği özgürlüğü tadıyorlar. Çadırda yaşamanın basitliği, az eşya, görmeseler de rüzgarı, kokuları sesleri çok iyi algılayıp yaşama sevincini artırıyorlar. Bizlerden bir şeyler öğreniyorlar, bizlerde onlardan çok şey öğreniyoruz. Birlikte hareket etmeyi, paylaşmayı, dostluğu öğreniyoruz. Hem de yaşayarak.

Kahve değirmeni elden ele dolaşıyor, herkes biraz çevirip diğerine vererek kahve çekiliyor değirmende taze olarak. Ardından taze kahve kokusu henüz uçmadan pişirilerek tadına doyum olmuyor. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ediyoruz. Sonunda uyku ağır basıyor ve çadırlarımıza girip yatıyoruz.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 23 Kilometre gibi kısacık bir yol.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası.

Powered by Wikiloc

Mysia Yolları 2. Gün

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Hamidiye köyü – Bigadiç – İskele kasabası – Çaldere

(Kör arkadaşlarım için resimlerde betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bazıları Vedat Karakaya’ya aittir)

 

bütün mesele yaşamakta

ölmekte değil kıraç

çorak toprakta yılmanı

demekte arayıp

arayıp seni bulmakta

seni güzeli namusu

ekin biçmekte

dal budamakta

umut dermekte

yürümekte

yürümekte

bütün mesele yaşamakta

ölmekte değil

deprem alır götürür

savaş gelir oturur

salgın süpürür

afrika’da

avrupa’da

asya’da oy

büyük küçüğü sömürür

dedim ya

bütün mesele

yumruk sıkmakta

göğüs germekte

sevda beslemekte

yaratmakta

yaratılmakta

Ölmekte değil

Agim Rıfat Yeşeren

 

Öne çıkan görsel, üzüm bağı, sürülmüş tarla ve dağ yamacı. Sol üst köşede parlayan güneş ve bisikletimde kartal tüyü.

Sabahın erken saatleri, henüz gün ağarmadı. Etraf zifiri karanlık olsa da ay ışığı ormanı aydınlatıyor az da olsa. Gün henüz ağarmasa da kuşlar kalkmış bile çoktan. Şimdiye kadar hiç duymadığım çoklukta kuş sesleri ormanı çınlatıyor. Çeşit çeşit, dört bir yandan gelen kuş sesleri insanı uyandırıyor. “Biz uyandık, hadi siz de uyanın” der gibi kuş cıvıltıları ormanı kaplamış durumdayken uyumanın olanağı yok. Kuş sesleri arasında sadece karatavuk kuşunun sesini tanıyorum. Çok güzel bir ötüşü var ama bir çok kuş sesi de karatavuk sesinden aşağı kalır yanı yok. Hani türküde “Ormanların gümbürtüsü” der ya işte kuş cıvıltıları o kadar çeşit ve çok ki ormanların gümbürtüsünü geçmiş durumda. Demek ki bu bölgede kuş çeşitliliği çok fazla. Hepsi bir arada olunca birbirleri ile yarışır durumda eşlerine sabah yemlenmeye gitmeden önce kur yapıyorlar. Gün ağarasıya kadar uyku tulumunun içinden çıkmadan kuş cıvıltılarını dinliyorum. Dinlediğim kuş seslerini ayırt etmeye çalışıyorum. Acaba bu güzel melodileri çıkarak kuş nasıl bir şey, adı ne, rengi ve boyutu nasıl? diye düşünerek zaman geçirdim.

Gün ağarınca çadırımın kapısını açıp dışarısının resmini çekiyorum. Çam ormanı, çalılar ve yeşillik görünüyor. Asfalt yolun bir kısmı da manzaramda.

Kalkar kalkmaz çeşmenin başına giderek elimi yüzümü yıkıyorum. Yüzümü yıkarken suyun geldiği deliğin ağzında örümcek ağlarını örmüş olarak görünce yakından resmini çekmeye çalıştım. Ama ağları o kadar ince ki gözlerimle gördüğüm ağ iplikleri resimde görünmüyor. Cep telefonumun mega pikseli yüksek olsa da bazı ayrıntıları göremiyor anlaşılan. Örümcek ağı daha yeni örmüş belli. Çünkü akşam yoktu. Kuşlarla beraber uyanıp sineklerin suya geldiğinde görünmez ağları örmesini bitirmesi gerek. Sinekler suya gelip ağa takılarak günlük besinlerini alıyor örümcek.

Suyun geldiği delik içeriye doğru oyuktaki delikten çanağın içine akıyor. Delik 5 santim yüksekte. Dökülen sudan arada sıçrayan su damlaları ağa takılmış bir kaç tane. Çember şeklinde kenarları olan kap ön tarafta kanal biçimindeki dar yerden de aşağıya dökülüyor. Çemberin etrafı kırmızı bola ile boyanmış magandalar tarafından.

Çeşmenin başından kamp alanı, çadırlar ve çamaşır ipinde kuruması için asılan çamaşırlarımız. Çadırlar çam ağaçlarının altında.

Erguvan ağaçları dere yatağında mor çiçeklerini açarak yeşilliğe renk katmış. Bu arada da ateşimiz de yanmaya başladı bile. Hem sabahın serinliğinde içimiz ısınsın hem de çayı demlemek için köz gerek.

Video, kamp ateşi, kamp alanında çadırlar ve orman.

Vedat matını ateşin yanına sererek uzanmış hem kendini hem de henüz kurumayan kısa pantolonunu kurutmaya çalışıyor. Ateşin etrafı taşlarla kaplı. Kısa pantolon kare patiskadan yapılmış.

Nafiz: “Saat kaç?” diye sorunca Vedat: “Saat 7.30 olmuştur” dedi. Ben de araya girerek “Ben demeden saat 7.30 olmaz” diyerek söyleyince “Hadi ya nasıl oluyor öyle” diyerek cevap verdiler. Ben de “Herhalde bileceğim, çünkü henüz cep telefonumun alarmı çalmadı. Saat 7 olmadan 7.30 olamaz” diye cevap verince bastık kahkahayı. Güne kahkaha ve neşeli olarak başladık. Sabah erkenden uyanınca zaman geçmiyor. Bu konuşmadan bir süre sonra cep telefonumun alarmı çalmaya başladı. Saat henüz 7. Semaver de çayımızı Nafiz demliyor görevli olarak. Kahvaltılıkları çıkarıp hazırlıkları yaptıktan sonra hep birlikte bir güzel kahvaltı yapıyoruz. Pişileri bitirmeye çalışıyoruz ama o kadar çok vermişler ki bitmek bilmiyor.

Ateşin etrafında yere matı sererek oturmuşum sabah kahvesi pişiriyorum. 4 Antalyalı kendi sandalyelerine oturmuş keyif yaparken Cem ayakta dinelmiş durumda. Ateşi yaktığımız yer orman yangın yolu. Burada daha önce ateş yakılmış taşları duruyordu ocak biçiminde. Biz de aynı yere ateşi yaktık. Orman yangın yolu dik bir yokuş ile yukarıya kadar çam ağaçlarının arasını iyice açmış. Bunun nedeni orman yanarken diğer tarafa sıçramasın diye.

Doğu tepenin ardında olduğundan Güneşi biraz geç görüyoruz. Güneş çoktan doğmuştu ama bize görünmesi kahvaltıdan sonra oldu. Orman yangın yolunun bitiminde, tepede Güneş kendini parlak ışıkları ile kendini gösterirken hemen aşağıda, tam önümde bir çadır ve bisikleti orman manzaralı çekiyorum.

Kahvaltı bitiminde çadırları, eşyaları çantalara yerleştirip bisikletlerin bagajına yükledik. Yola çıkmadan önce çeşmenin başında son defa durup su şişelerini dolduruyoruz çeşmeden. Çeşmede ki örümceği ve ağını tekrar yakından çekmeye çalıştım ama pek başarılı değil çektiğim resimler. Yakın çekimde dökülen su çanağın altından su yüzeyine çıkarken hafif dalgalanması su yüzeyine yansıyan görüntü ve dibindeki görüntü yan yana harika görünüyor. Suyun berraklığı yaşama yaşam katar derecesinde saf ve temiz. Resmi yandan çekiyorum çanağı, örümcek çok küçük olması nedeni ile görünmese de ben yerini biliyorum.

Çeşme ve uzun yalağı çok işimize yaradı, suyumuzu içtik, duş aldık, yemek yapmak için, çayı da bu çeşmedeki su ile demledik. Kamp yapılacak bir yerde mutlaka su yada çeşme olmalı. Çeşmenin aynası taş duvar örülü. Yüksekliği 1 metre, uzunluğu da 10 metre civarı. Yalak duvar boyunca yapılmış betondan. Arkada çam ormanı başlıyor.

Bisikletim KUZ üzeri yüklü biçimde yola çıkmaya hazır. Gidonumda bulunan üç martı tüyü yanına dün yol kenarında aldığım kartal kanatlarından bir tane koparıp gidona takıyorum. Artık kartal tüyü bisikletim giderken kendi yarattığı rüzgarı hissedecek yol boyunca. Kartal aramızda olmasa da ruhu gökyüzündeki özgürlüğü devam edecek. Bisikletimin arka bagajında iki yanda çanta bağlı, üzerinde sosis çanta, yeleğim ve mat kancalı lastiklerle bağlı. Çantalarım turuncu renginde, araçların dikkatini çekiyor yolda giderken. Oturduğum selenin demirinde keçe kese asılı. Yolda bulduğum paraları kesenin içine atıp biriktiriyorum yol boyu. Arada köylerdeki çocuklara dondurma ısmarlıyorum kesedeki paralardan. Sele borusu altındaki kadro borusunda 1.5 Litrelik su şişesi çuval içinde. Etrafı ocak koruyucu alüminyum sac sarılı. Gidon çantam siyah, gidon sargısı kahverengi olarak sarılmış kelebek gidonumda. Gidonun solunda dikiz aynam arkayı kontrol etmek için. Gidon çantamın önünde Bakırçay temiz aksın levhası asılı. Aydınlatma lambam ve yanında martı, kartal tüyü duruyor. Kaskım da kelebek gidonumun sol tarafında asılı.

Yola çıkmadan önce çeşmenin üst tarafından yola çıkan arkadaşların resmini çekiyorum. Tam da yolun U dönüşü ile beraber. Biz soldan geldik, sağdaki yoldan aşağıya doğru gideceğiz. Yol kıyısında bir araç park etmiş.

Sonunda yola çıkabildik. Artık iyice büyümüş ekin tarlası baş vermiş olgunlaşması için biraz daha zamanın geçmesi gerek. Ekin tarlası bayağı geniş, bitiminde dere yatağı ağaçlarla örtülü. Ekinler yeşil bir denizi andırıyor.

Yola çıkar çıkmaz önümüzde birden bire yokuş başladı. Artık mecburen çıkacağız. Yol kıvrımlı olarak yukarıya gidiyor, etrafta yeşil ağaçlar, çalılar. En önemlisi de araba yok, ne güzel. Sakince yokuşu çıkıyoruz. İleride arkadaşlar ağır tempoda yokuşu çıkmakta

Çıktığımız yokuşun sol tarafı derin ve dibinde bir çay var. Kayalık arazi de olsa ağaçlar çay yatağını kaplamış durumda.

Bazı yerlerde çay hiç görünmüyor ağaçlardan.

Çay manzarası güzel olmasına güzel de insanların doğaya verdiği yıkım çok. Yol kıyısına inşaat artıklarını getirip molozları döktükleri yetmezmiş gibi yakınlarda olduğu belli olan inek çiftliğinden getirilen hayvan pislikleri de dökülmüş molozların yanına. Fazla gelen gübreler tarım arazilerine değil de çay kenarına dökülmesi çevreye büyük zararı var. Yağmur ile beraber çayın sularına karışan gübreler suyu da kirletiyor. Belki çaydan içme suyu elde ediliyor. Yazık!

Fazla gitmeden karşımıza Hamidiye köyü çıkıyor. Köy yokuş yukarı kurulmuş, henüz girişinde durup yokuşla beraber köyün tabelasını çekiyorum. Evler de tabeladan sonra başlıyor. Yol kıyısında kavak ağaçlarının iri gövdeleri, karşıda ise bahçe duvarının dibinde incir ağacı.

Köyün hemen girişinde bir borudan akan çeşme önündeki yalağa dökülüyor. Yalağın baş tarafından, uzunlamasına durgun görünen su yüzeyini borudan akan su ve solda bisikletim KUZ olarak resim çekiyorum. Su yüzeyinde gök yüzü ve ağaçların yansıması görünüyor. Arkada birer, ikişer katlı köy evleri benden yüksekteler.

Köye giriş yaptıktan sonra tuğla duvar örülü bir binanın gölgesinde arkadaşları beklerken görüyorum. Ceyhun yolun ortasında duruyor, Cem de soldaki evin bahçe duvarına oturmuş durumda.

Yanlarına gelince Vedat’ın lastiği patlamış, o yüzden bekliyorlardı. Lastik patlarken dış lastiği de yarmış 8 santim kadar. İç lastik neyse dış lastik yarılması kötü. Köyde yedek lastik bulmak zor. Köyün ilkokulunun bahçesine girip bank üzerinde oturarak tamire başladık dış lastiği. Epey yol yapmış lastikler artık ömrünü tamamlamış olmalı. Lastiği tamamen söktük. Mehmet Ali de iğne, iplik var, dış lastiği dikmeye başladı. Vedat ta ön tekerlekteki lastiği söküp arka tekerleğe takıyor bu arada. Bisiklet yükü arkada daha çok olduğu için hasarlı lastik önde olması daha iyi olur. Ceyhun patlamış olan iç lastikten şeritler kesiyor makasla. Bankın solunda yapacak işi olmayan Nafiz elini çenesine dayamış öyle oturmuş düşünüyor. Yanında Mehmet Ali lastiği dikerken Cem de nasıl dikiyor diye bakıyor. Onların yanında da Ceyhun iç lastikten şeritler keserken Vedat ta arka tekerleğe önden söktüğü takarken yere oturmuş durumda. Ben de hepsinin bu çalışkan halini çekiyorum. Tam bir ekip olarak olayı çözümlemeye başladık.

Mehmet Ali lastiği dikerken daha yakından çekiyorum. Lastik pek kolay dikilmiyor, o yüzden yanında oturan Cem arada iğneyi havada tutup Mehmet Ali’nin iki eliyle lastiğe operasyon yapmasına yardım ediyor.

Dikme işi bitince Ceyhun’un kestiği şerit lastik ile dikilmiş olan bölgeyi Bant gibi sıkıca sarmaya başladı. İç lastik dışa taşıp patlamasın diye.

Henüz lastik işi bitmediğinden yapacak işi olmayan Cem okulun bahçesindeki oyun parkında kaydırağın yere yakın olan yere uzanıp kestirmeye başladı. Bir dönerli kaydırak turuncu renkte, bir tane de düz kaydırak turkuaz yeşil renkte. Kaydıraklar polyesterden yapılmış, merdivenlerden çıkılıyor. Sarı boyalı demir korkuluklar takılmış çocuklar merdivenlerden düşmesin diye. Kaydırağın sağında iki salıncaktan bir tanesi sağlam. Diğeri yok ama yeri duruyor. Yer kum ile kaplı. Daha sağda ise tahterevalli duruyor. Tuğla örülü bir bina, bahçenin sınırını belirlemiş.

Okumaya devam et

Uluslararası Kosova Bisiklet Turu 3. Gün

18 Ağustos 2015 Salı

Gjakova – Peja

 

TEKDÜZE SAYRISI

Mutluluk sevmek ve sevilmekten doğar

Derler

Sağduyu ise her davranışa geçer

Oysa acunun tekdüzesine sayrı olanlar

Bunu bilmezler.

Murtaza BUŞRA

Öne çıkan görsel, bent havuzuna balıklama atlarken. Altımda sular akıyor havuza, ayaklarım havaya kalkmış, ileri doğru fırlıyorum.

11058327_10153557507574861_3103546071571812333_n

İyi bir uyku çekmek insanı dinlendiriyor. Akşam gelip geçenler evlerine gittikten sonra gecenin sessizliğinde uyumak, tatlı ve derin. Günün ilk ışıkları çadırıma vurunca yeni doğmuş güneşi seyretmek için çadırın önünü açıp güneşi seyretmeye başladım. Çadırın içine giren ışınlar hayat veriyor sabah yeni uyanmış bedenime. Bir süre güneşi seyre daldım. Henüz sabahın erken saatleri. Kimi arkadaş kalkmış sabah güneşinde uyku mahmurluğundan kurtulmaya çalışıyor.

20150818_063626

Diğer arkadaşlar da kalktıktan sonra çadırları toplayıp eşyalarla birlikte arabaya yüklüyoruz birer birer. Bu sabah eşyaları ben yükledim ve sığdırdım hepsini. Dün sabah pek sığmamıştı arabanın içine. Eşya yüklemesi bittikten sonra İspanyol Alfonzo ile hepimiz tek tek vedalaşıyoruz. Alfonzo buradan  Arnavutluk’a  doğru  pedallayacak. 3 Gündür iyi alışmıştık Alfonzo’ya, bizim gibi gezgin olması, güler yüzü ile kendini sevdirmişti. Bizle beraber yemek yedi ve misafirimiz oldu. Alfonzonun yolu uzun, kendisine kazasız belasız gitmesini diledik. Tanrı seni korusun, yolunu açık etsin dileklerimizle. Alfonzo ile elçek resim çekiliyorum.

20150818_073746_HDR

Hazır resim çekerken yeğenim Denis ile resim çekiliyorum. Denis’in bana çok yardımı oldu, keşif turunda ve Kosova turunda yardımları işimi rahatlatıyor.

20150818_073807_HDR

İrfan ve Alfonzo resim çekiliyor bisikletlerin yanında.

IMG-20150819-WA0054

Murat ta geri kalmıyor. Adamım Alfonzo ile resim çekiliyor.

IMG-20150823-WA0000

Ahmet abi de hatıra resmi çekiliyor Alfonzo’yu yanına alarak.

IMG-20150823-WA0001

Kahvaltı yapılacak bir fırın buluyoruz. Hep birlikte güzelce kahvaltı yapıyoruz bir güzel. Demleme çay olmasa da sallama çay ile idare ettik. Sokaktaki masalara oturmuş kahvaltı yaparken çekiyorum.

20150818_081353

Pizzacı dükkanını karşıdan çekiyorum. Muhlis Dilmaç bisikletin arkasında, ayakta poz veriyor, diğerleri masada oturmuş.

IMG-20150819-WA0075

Kahvaltıdan sonra hep birlikte bir resim çekildik. Alfonso ile buradan vedalaşıp ayrılıyoruz. Resimde 14 kişiyiz.

20150818_085723_HDR

Eeee biz de turumuza kaldığımız yerden devam etmek için yola diziliyoruz. Araç bizi takip ediyor arkamızdan.

20150818_092353

Denis’e mola vereceğimiz kasabada bir kafe bulup orada bizi beklemesini söylüyorum. Denis te gaza basıp gitti mola vereceğimiz yeri bulmaya. Tabelada yazdığına göre Skivjan köyündeyiz.

20150818_092602

Bazı yerlerde kilise görünüyor ama kiliseye gidecek kadar insan yok, savaştan sonra Sırbistan’a gitmişler.

20150818_093841

Marketin birinde kısa bir mola veriyoruz yol kenarında. Marketin yanında elma ağaçları, elma ağaçlarında asılı şişeler görünce bu nedir diye alma ağacının yanına varıyoruz. Cam şişe ağacın dalına bağlanmış, şişenin içinde de elma. Dalı ile birlikte. Yakından görünce nasıl olduğunu anlıyorum iyice. Daha önce içinde meyve olan rakı şişesi görmüştüm ve içmiştim. Nasıl yapıldığını da anlatmışlardı ama ağaçta ilk defa gördüm. Demek böyle yapılıyor içinde meyve olan içki şişesi. Elma çiçekten meyveye döndükten sonra dalınla birlikte şişenin ağzından içeri yerleştiriliyor dikkatlice.  Ardından şişeyi diğer üst dala bağlanıyor sıkıca. Şişenin içinde büyümeye başlayan elma şişenin camından dolayı diğer meyvelerden daha çabuk gelişerek olgunlaşıyor. Belli bir büyüklüğe erişince dalından koparılarak şişeye evlerde yapılan rakı konularak bir süre bekletildikten sonra rakı içiliyor. Rakının içinde duran meyve bozulmuyor uzun süre. Şişenin içinde rakı bittikçe takviye yapılıyor. Meyve hava ile temas edince bakteriler hemen harekete geçerek meyveyi çürütüyor kısa sürede.

20150818_094835

Başka bir şişe daha yukarıda bağlanmış.

20150818_094839

Şişeyi elimle sarsmadan tutarken beni çekiyorlar.

20150818_094952_HDR

Molayı fazla uzatmadan yola çıkıyoruz. Bu günkü hedefimiz Peja ve yolumuz bu gün yine az olacak. Tabelada; düz olarak Peja, sola doğru Junik gidileceği belirtilmiş.

20150818_101715

Yaşar navigasyon ile ara yoldan Peja’ya gidelim deyince hadi düş önümüze bizi götür dedik. Ana yol trafik bakımından kalabalık. Gerçi araçlar fazla sıkıştırmıyorlar yolun dar olmasına rağmen. Koy yolunda gidiyoruz.

20150818_103306_HDR

Bir süre sakin yollardan giderek trafik gürültüsünden uzaklaştık. Bir de baktık ki yol bitti, ee nereye gideceğiz? En iyisi bildiğimiz yoldan gitmek deyip tekrar ana yola dönüyoruz. Navigasyon bazen yanıltabiliyor ne yapalım!  Çocuklar her yerde güzeller, Tamam da çocuklarla resim çektirmeden duramıyor.

20150818_103736

Kosova da soğuk geçen kış günlerinde ısınmak için odun yakılıyor. Kış gelmeden odunları satın alıp evin önünde ilk önce sobaya girecek boyutta makine ile kesiliyor kütük halinde. İşte bundan sonrası en sevdiğim kısım geliyor. Balta ile kütükleri yarmak. Her kütük ayrı özellikte, kimisi kolay yarılıyor, kimisi de budaklı. İlk önce kütüğün üstüne yaracağın kütüğü sağlam duracak şekilde yerleştiriyorsun. Ardından baltayı sapından iki elinle kavradıktan sonra kaldırıp daha önce vuracağın yeri kestirip tüm gücünle keskin tarafı kütüğün ortasına indiriyorsun. Kütük ikiye çatırdayıp ayrılıyor. Yarılan odun parçalarından nefis ağaç kokusu ortalığa yayılıyor. Evet bu koku beni mest ediyor. Ardından ikiye yarılmış olan parçalardan birini tekrar kütüğün üstüne yerleştirip tekrar ikiye ayırıyorsun. Yine odun kokusu etrafa yayılıyor. Baltayı gevşek tutmayacaksın, vuracağın noktayı önceden görüp ona göre tüm gücünle indireceksin tam isabetle. Ne de olsa odun, pek nazik davranmayacaksın yoksa baltayı sanki taşa vurmuşsun gibi geri teper yaramazsın odunu. Odunlar sobaya girecek boyutta kesildikten sonra üstü kapalı odunluk ya da sundurmanın altına istif ediliyor tek tek.

Bu her yıl tekrarlanıyor kış gelmeden. Karlı kış günlerinde kuzinenin içine atıp ısınmanın keyfi hiç bir yerde yok, bir de kestane pişirmek çıtır çıtır, nefis kokusuyla. Kimi yarılmış, kimi kütük halinde odun yığını.

20150818_103923

Tekrar yola ana çıktık, artık çizdiğimiz yolda gideceğiz bundan sonra. Önümde İrfan ve Tamam var.

20150818_104728

Yol kıyısında Kosova savaşında Sırpların şehit ettiği askerlerin mezarlarını görüyoruz sık sık. Yugoslavya dağıldıktan sonra çoğunluğu Arnavutların yaşadığı Kosova tek taraflı bağımsızlığını ilan edince Sırplar buna karşı çıkarak saldırıya geçip baskı ile yıldırmaya çalıştı.  Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bu savaşta orantısız güç kullanan Sırplar katliamlar yapmaktan çekinmemiştir. Önceki yıllarda Saray Bosna da Avrupa’nın gözü önünde on binlerce insanı katliam boyutunda yapmasına rağmen üstünden fazla geçmeden Kosova dada aynı katliamlara devam etmiştir.

Avrupa bir insanlık ayıbı ile tarihe bu acı olayları kara harflerle siyah bir sayfaya yazmıştır kimse okumasın diye. Hem de Dünya’nın gözleri önünde. Resimde iki kırmızı bayrak direkte asılı, ortada bir tabla ve çiçekler konulmuş.

. . . . . . . .

20150818_104932

Deçan da kahve molası verdik. Şimdilik sorunsuz gidiyoruz trafik yoğun olsa da. Yol dağların kıyısından gittiği için her yerde su akan bir dere, kanal görmek olası. Cafenin altından akan bir kanal var. Akan suların hepsini de kontrol edilemediğine göre kanallarla ana nehirlere kadar boşa akıyor. Kimi bahçesini sulamak için motorlu pompa ile çekiyordur kanaldan.

20150818_111553

Masaları birleştirip hep beraber oturup makiatoları içiyoruz. O kadar içiyoruz, gelen hesap uygun. İnsanın içine oturmuyor. Bizde olsa şişirirler de şişirirler hesabı. Turist diye..

20150818_112547

Mola bitti yola çıkacağız, Denis karşı kaldırıma park ettiği arabanın yanına gidiyor. Araba çalışmıyor, akü bitmiş. Hadi bakalım ne olacak şimdi?  Hemen yeğenimi arıyorum cep telefonuyla. Akü nasıl biter, nasıl çalıştırırız arabayı diye soruyorum. Yeğenim de araba otomatik vitesli araba olduğu için ittirerek çalıştıramazsınız, aküye takviye yapmamız gerektiğini söylüyor. Bir de çakmaklığa herhangi bir şey takılı mı diye sorup, arabanın içine bakınca çakmaklığa şarj olsun diye bataryayı takmışlar. Hemen şarjdan çıkardım bataryayı. Bir daha denedik çalıştırmak için ama tine tık yok. Ne yapacağız diye etrafa bakınırken 20 metre ileride tamirci dükkanını görünce Denis’e gidip getirmesini söylüyorum tamirciyi. Denis tamirciye durumu anlatınca tamirci hemen akü şarj cihazı ile gelerek aküye bağladıktan sonra arabayı çalıştırdı. Araba takviye enerjiyi görünce çalıştı haliyle. Tamirci arabayı durdurmamızı söyleyip 10 dakika akünün şarjda durması gerektiğini söyleyince hep beraber yine kafeye oturup beklemeye başladık. 10 Dakika sonra tamirci şarj kablolarını aküden çekip arabayı çalıştırdık. Borcumuzu sorduk tamirciye. Borcunuz yok deyip yolunuz açık olsun dedi. Kendisine teşekkür edip yola çıktık, yol dar olmasına karşı tek sıra gidince araçlar da sıkıştırmıyor bizleri. Çapraz kırmızı çizgi çekilmiş Deçan tabelası bu kasabanın bittiğini gösteriyor.

20150818_120143

Ufukta Peja şehri göründü. Yolumuz az kaldı şehir göründüğüne göre. Öğle yemeğini Peja da yiyip kamp alanına sonrasında gideceğiz. Otların büründüğü tarla ötesinde Peja şehri ve dağlar.

20150818_122808

Bu gün sulu yemek tarzında bir şeyler yiyeceğiz ne bulursak. Bir lokanta bulduk sulu yemek yapan, hem de kuru fasulye de var. Köfte yemekten biraz kurtulmak gerek deyip kuru fasulye ısmarlıyoruz çoğumuz. Aramızda hala köfte yemek isteyenler de var. Onların tercihi, ne yapalım. Neyse yemeğimizi yedik tam hareket edeceğiz Denis yanıma gelerek arabanın yerinde olmadığını söyledi. Haydi bakalım, ne oldu, nasıl oldu, kim çekti? Soruşturmalarda polislerin çektirdiğini öğrendik.

Hemen polis merkezine giderek ne olduğunu öğrenmeye çalıştık. Arabayı polis çektirmiş. Özel şirketin arabası ile özel park alanına çekmişler arabayı. Bize denilen  ilk olarak cezayı ödeyin dediler. Cezayı yazan polisin yerini öğrendikten sonra görev yaptığı yere gelerek polisi bulduk. Polis te bisikletli polis çıktı. Vay anasını sayın seyirciler, olacak iş değil. Polise Türkiye’den bisikletlerimizle gelip Kosova turu yaptığımızı söyledik. Arabamızı yemek için park ettik, lokantanın yan sokağına dememize rağmen polis Nuh dedi Peygamber demedi yazdı ceza tutanağını. Bankaya gidip ödedik yazılan cezayı. Ardından Denis gidip park yerine çekilen aracı alıp yanımıza geldi. Denis ve Yaşar’ın dediğine göre başka şehirden gelen araçlara böyle davranıyorlarmış. Aynı yerde başka araçlar olmasına rağmen sadece bizim aracı çekmişler. Prizren deki tanıdıkları arayıp aracı kurtarmaya çalıştıysam da hiç bir şey yapamazsınız, cezayı ödemeniz gerek diye bildirdiler. Prizren polis müdürü tanıdık olmasına rağmen.

En çok bisikletli polisin bize olan tutumu beni rahatsız etti. Polisin bisikletini çekiyorum. Kadro demirinde Police yazıyor.

20150818_141751

Trafik polisi ile konuşan Denis konuşurlarken resimlerini çekiyor ceza yazarken.

11225340_10207492884295737_4366131825933770730_n

Lokantada bizi bekleyen arkadaşlara giderken Anadolli bisiklet tamircisini görünce durup bakıyoruz ne var ne yok diye. İsmi de Anadolu olunca memleket hasreti bastı birden bire. Yurt dışında böyle yerler daha çok ilgimizi çekiyor. Kırmızı – beyaz bir bisiklet asılmış, üzerinde bir kask var ve çocuk bisikletleri kaldırımda.

20150818_150853

Doktor Serhat Ferahi Değimli ile ara sıra internetten haberleşiyorduk. En son olarak Karadağ da olduğunu bildirmişti. Aramıza katılmak için nereye geleceğini sorunca Prizren’e gelen otobüsle gelmesini söylemiştim en son yazışmamızda. Tam arabayı kurtarmış arkadaşların yanına gelince cep telefonum çaldı. Telefondaki Doktor Serhat’tı. Birden bire sesini duyunca, sevindim. Bir de Kosova numarasından arıyordu. Nerede olduklarını sorunca Peja da olduğunu, garajda beklediğini söyledi. Hemen geliyoruz deyip Yaşar ile bisikletlere atlayıp garajın yolunu tuttuk. Kısa sürede garaja vardık. Etrafa bakınıp nerede olduklarını görmeye çalışırken Doktor bizi görmüş seslenerek yanına çağırdı. Garajın karşısında kefeye oturmuş bizi bekliyorlardı Semra ve Serhat. Hasretle kucaklaştım ikisi ile de. Özlemişim kendilerini, onlar da beni özlemiş. Neredeyse 1 aydır Serhat yollarda. 4 Kişilik ekip ile Now We Move etkinliğini yapıyorlardı. Muğla dan başlayıp İzmir’e gelerek, oradan Brüksel’e kadar bisikletlerle gideceklerdi. Daha önce Serhat bu tura katıldığı için Semra bizimle Kosova turuna katılacaktı. Ama Semra Bulgaristan da olan Serhat’ın yanına giderek onlara katılmıştı. Ardından biz Kosova’ya gelince aramıza katılacaktı Semra. Serhat’ın izni bitiyor, o yüzden Brüksel’e giden ekipten ayrılıp aramıza katılmak için otobüse binip yanımıza geldiler. 2. Gün Peja da olduğumuzu bildiklerinden burada inmişler otobüsten. Ben Kosova da ki telefonumu eksik vermişim Semra’ya. Eksik olan telefon numarasına rağmen bana ulaştılar ya tebrik ederim Doktor Serhat’ı. Semra başında kaskı ile bisikletinle beraber çekiyorum.

20150818_150915

Semra ve Serhat’ı alarak arkadaşların yanına geliyoruz. Arkadaşlarla beraber kamp yapacağımız yere doğru hareket ettik. Kamp alanı şehirden 3 kilometre kadar  uzakta dağların dibinde dere kenarında bir yer. Tatlı bir rampadan çıkarak kamp alanına geliyoruz. Çadırları kuracağımız yer düz bir arazi. Arabadan kamp malzemeleri alarak çadırları kuruyoruz hep birlikte.

20150818_161538

Muhlis Dilmaç cep telefonu ile havuz olan yeri video olarak çekiyor. Videoyu aşağıda izleyebilirsiniz.

Buraya kadar düzlük bir yapıya sahip olan arazi birden bire yükselerek dağları oluşturuyor. Dağların zirvesi Arnavutluk sınırını oluşturuyor. Yani dağın öteki tarafı Arnavutluk. Derenin geldiği yer vadi.

20150818_161547

Kamp alanının aşağısında restoran var. Burada akşam yemeği ve sabah kahvaltısı yiyeceğiz.

20150818_161557

Kamp alanı çok uygun, dağların dibi, şehir gürültüsünden uzak. Tertemiz havası ile harika bir yer.

20150818_161624

Tura katılanlara daha önce bahsetmemiştim buradan. Sadece sürpriz bir yerde kamp atacağımızı söylemiştim. Herkesin şortlarını giyip derenin havuzuna girmesini söylüyorum. Dere yatağına set çekilerek doğal bir havuz oluşturulmuş. Su devamlı aktığı için temiz ve soğuk. Cep telefonumu Denis’e vererek beni çekmesini söylüyorum. Denis benim suya atlayışımı çekiyor.

20150818_162817

İleri zıplayıp U biçimini alıyorum havada.

20150818_162823

Bir uçak gibi inişe düz olarak yaklaşıyorum.

20150818_162859

Denis’nin suya atlarken resmini çekiliyor Semra tarafından. Denis  havalanıyor.

20150818_162933

Köprü korkuluğundan atlayan gençlere özenen Uğur Tanılkan köprüye çıkarak korkuluğa çıkıp şöyle bir bakıyor. Uğur’a yapma, etme, atlama, gençliğine yazık diyerek engel olmaya çalışıyoruz. Uğur da merak etmiş, nasıl görünüyor diye yukarıdan. Atlamaya niyeti yok zaten.

20150818_165956

Dengesiz irfan da atlayabilir miyim diye şöyle bir kontrol ediyor. Herkes atladığına göre ben de atlaya bilirim diyor, ne var bunda. Şahin elini çenesine dayamış, havuza gözlerini havuza dikmiş düşünüyor. “Acaba su soğuk mu? Çivileme mi yoksa balıklama mı  atlasam? Suda balık var mıdır? Acaba ısırır mı? Suyun altından karşıya kadar gidebilir miyim?” diye düşüncelere dalmış bir türlü karar veremiyor.

20150818_170032

İrfan kararını çoktan vermiş kendini havuza doğru bırakıyor ama atlamasını bilmeden atlayınca göbeği ile suya çarpma sesini duyuyoruz sadece. Zaten kör, doğru dürüst görmüyor benin yaptığımı yapmaya çalışıyor. Sanırsınız olduğu yerde kavak suya devriliyor.

20150818_170056

Neyse göbek sesinden sonra su üstüne çıktığını görünce rahat nefes alıyorum.

20150818_170107

Uğur da aynı şekilde atlıyor ama göbek sesi gelmedi. Atlamasını biliyormuş.

20150818_170154

Havuzun üst kısmında betondan bir set yapılmış. 3.5 metre yüksekten çağlayan gibi akan derenin altına girerek poz veriyorum İrfan’a. Böyle akan çağlayan gördüm mü hemen altına. Buz gibi akan suyun altında yukarıdan dökülen şelale masaj yapıyor.

Kış boyu yağan karların çatlakları doldurarak oluşturduğu su depoları yaz sıcağında erimeye başlar. Öyle birden bire erimez, derin yarıklar güneş yüzü görmez ama ılık havayı görünce kar taneleri su damlacıklarına dönüşür. Su damlaları diğer su damlaları ile buluşur. Kayaların derin yarıklarının dibinde kendine yol bulur küçük çatlaklardan. O küçük çatlaklar dağın başka bir yerine çıkar. Saf ve duru olan su çatlağın ucundan yer yüzüne çıkarken temizdir. İşte yer yüzüne çıktığı yere kaynak derler. Kaynaklardan aşağılara akarken küçük derelerde çağlarlar aşağıya doğru. Burada hayat başlar birden bire. Çünkü su hayattır, canlılar su ile hayat bulur ve yaşarlar su ile. Kaynaklardan çıkan sular diğer kaynaklardan çıkan sularla birleşe birleşe daha çok akmaya, daha çok yaşam vermeye başlar ormana ve hayvanlara. Hava sıcak olsa da kar tanesinin suya dönüştüğü zamanki soğukluğunu korur.

Üzerimden akan suyun kar halini hissederim. Su damlacıkları ilk soğuk haliyle kılcal damarlarımda akan kanın hızlanmasına neden olur. Ruhum okşanır, tatlı bir huzur yaşarım binlerce su damlacıkları arasında. Saçımı tarar her damlacık incitmeden.

11902423_10153557507474861_5195657871073168607_n

ırmaklarımız

haydi adlandıralım

bu ırmakları

aramızda

sevgi diyelim bunlara

akşamlar görünmeden

karşımızda

aksın, aksın bu ırmaklar

 deniz bekliyor çünkü,

ötelerde

kimi ırmaklar denize dökülür

kimileri dökülmez yiter

denize dökülenlerdendir

bizimkilerde

haydi adlandıralım

bu ırmakları

aramızda

güzel yaşam diyelim onlara

akşamlar görünmeden

karşımızda

İskender Muzbeğ

 

Denis te benden görerek poz veriyor İrfan’a.

11903870_10153557507764861_6848786988473967561_n

Havuz keyfi çok iyi oldu bizim için. Hepimiz suyun dadını çıkardık. Şansımıza dünkü havadan eser yoktu. Hava açık ve yaz sıcağı olması burada geçirdiğimiz zaman içinde sanki bir tatil köyündeymişiz gibi geldi. Şelalenin olduğu taraftan suya balıklama atlarken havada yakalıyorlar beni. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

11058327_10153557507574861_3103546071571812333_n

Yandan tam U olmuş biçimde, köpüklü sulardan ayaklarım yukarıda, havuz daha aşağıda.

IMG-20150819-WA0081

Havuz keyfimiz bittikten sonra üzerimizi değiştirip şortları güneşe kurumaya bırakıyoruz. Restorana gelip masalara oturduk. Peja birasının üretim yerin gelmişiz tadına bakmadan olmaz deyip biraları ısmarlıyoruz. Biranın alkol oranı biraz düşük, içimi de güzel. Hiç olmazsa ertesi gün baş ağrısı yapmıyor. Restoran sahibi ile resim çekiliyoruz biraları içerken.

20150818_173157_HDR

Bir süre sonra, bir kaç biranın ardından restoran sahibinin çaldırdığı Türkçe parçalar bildiğimiz oyun havalarına dönünce kalkıp hep beraber oynamaya başladık.

20150818_175635

Oynadıkça coşuyoruz.

20150818_175730

Coştukça oynuyoruz.

20150818_175734

Kollar havaya kalkmış.

20150818_175741

Coştukça coşuyoruz.

20150818_175749

Oynadıkça oynuyoruz.

20150818_175806

Kafamız ve neşemiz yerinde.

20150818_175813

Yolun kısa olması, kamp yerine erkenden gelip yerleşmemiz iyi oldu. Günün sürprizi havuz keyfi herkesin moralinin yüksek olmasına neden oldu. İyice kurtları döktükten sonra akşama çok var deyip 3 tane taksi çağırtıp şehre gidip biraz gezinti yapmaya karar verince taksileri restoran sahibi telefonla çağırdı. Taksilere binip şehre geldik. Başladık dolaşmaya şehri, hem de yürüyerek.

IMG-20150831-WA0001

Kosova hatırası resmi çekildik. Elimizle Kosova yazan kırmızı atkı.

IMG-20150819-WA0026

Bir tane de Türkiye atkısı olunca dostluk buluşması oldu Kosova ile.

IMG-20150819-WA0022

Şehir gezisinden sonra taksilere atlayıp kamp alanına geldik.  Akşam yemeği için masaları birleştirip hep beraber oturduk. Alabalıklar pişmeye başladı bile. Masaları bolca salata ile süsleyerek balıkların pişmesini beklemeden yemeğe başladık. Alabalıkların ağlamaması için gerekeni yapmak lazımdı. Biz de gerekeni yaptık. Evde yapılan damıtma rakının tadı balık ile daha iyi anlaşıyor. Restoranda bizden başka kimse yoktu, ve nefis balıkları neşe içinde sohbet eşliğinde yedik afiyetle. Arada kalkıp müzik eşliğinde oyunlar oynadık. Karşılıklı göbek atarak, gerdan kırarak müziğin ahengine bıraktık kendimizi.

IMG-20150819-WA0004

Horon tepiyoruz, horon başı da ben oldum.

IMG-20150831-WA0026

En güzel günlerden birini yaşadık, bir kaç olumsuz olay olmasına rağmen neşemizi kaybetmedik hiç bir zaman. Bu gece iyi uyuyacağız bu yüksek moralle.

Bu gün 39 Kilometre yol yaptık. Kısa olan yol bizi fazla zorlamadı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc