Etiket arşivi: keklik

Mysia Bisiklet Turu 2. Gün

13 Mayıs 2017 Cumartesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Kederlendiğim günler olmuş
Naçar dolaşmışım sokaklarında,
Sevinçli günlerim olmuş
Başım havalarda gezmişim.
Bağrımı açıp ılgın ılgın
Esen serin rüzgarlarına,
İlk defa kıyılarından
Denizi seyretmişim.
Issız çorak ovalarında
Günlerce yolculuk etmişim.

Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.

Cahit Külebi

 

Öne çıkan görsel, Kartal tüyünün ucu ve meşe ormanında kıvrılarak giden yol.

Güzel bir uyku çekmek gibisi yok, günlerdir yolda olmamın ve çadırda uyumanın verdiği rahatlığı hiç bir yerde bulamadım. Artık vücut iyice alıştı erkenden uyanmaya. Sabahın körü oldu mu ister istemez uyku kendiliğinden bitiyor. Görülmesi gereken yerler görmenin huzuru var içimde. Asıl önemli olan yeni göreceklerim. Ben her zaman yeni göreceklerimin iyi olacağını düşünürüm. Ve her zaman iyi şeyler başıma gelmiştir. Belki de iyi şeyler düşünmenin getirdiği şeyler olabilir. Her zaman yaşama iyi gözle baktığımdan olacak yaşamayı sevmeyi öğrendim. Yaşarken de paylaşmayı, hem öğrenmeyi, hem de öğretmeyi. Yaşadığım tecrübeleri paylaşıyorum, bilmediğim konuları arkadaşlardan öğreniyorum. Bu sürekli olan şeyler ve sonu yok. “Öğrenmenin ve Öğretmenin yaşı yoktur” derim her zaman.

Erkenden kalkıp çadırımın kapısını açıp bir süre dışarısını izleyip bunları düşündüm. Solda bisikletim KUZ ön tekerleği ve gidon çantama bağlı katılımcı numaram. Mavi plakada 049 siyah rakamla yazılmış. Futbol sahasının yeşil çimen zemini. Karşıda toprak yükseltide çam ağaçları. Sahanın karşı tarafında, duvar dibinde kurulu çadırlar.

Eşyaları, çadırı toplayıp kamyona verdikten sonra kahvaltıyı yapıp karnımızı doyurduk. Bisikletlerimiz yola çıkmaya hazır durumda. Hareket saatini bekliyoruz.

Mysia Yolları Bisiklet Turu yazılı pankart önünde İzmir den buraya kadar pedal çeviren dostlar bir arada resim çekiliyoruz. Soldan; Mehmet Ali Akyüz, Cem Tabanlı, Urim Babacan, Nafiz Sağdur ve Ceyhun Altın.

Bizi çeken Özcan kendisi de kareye girsin diye elçek yapıyor kendini ve bizi çekiyor bir poz.

Başka bir pankartta ise “Mysia Yolları Bisiklet Turu Hatırası” yazısı altında biri kadın, biri erkek iki bisiklete binerken resmedilmiş. İki bisikletli birbirine doğru dönük durumda. Sadece kafa yerleri kesilmiş. Biz de yaramaz çocuklar gibi pankartı ele geçirip çeşitli resimler çekildik. Erkek kısmında Cem Tabanlı kafasını çıkarmış kameraya doğru bakıyor güneş gözlüğü ile. Kadında ise Nafiz Sağdur, Cem’in tarafına bakıyor kafasında kaskı ile. Ben sağda Ceyhun Altı solda sadece kafaları yandan dışarı çıkarmış durumdayız.

Cem çıkıyor, yerine ben giriyorum uzun saçlarım salık durumda. Nafiz kafasını bisikletlinin durumuna göre ters tarafa doğru çevirmiş. Cem yandan kafasını çıkarıp bize bakıyor.

Bu kez Cem kadın tarafından kafasını çıkarıp kollarımız da dışarıda sanki bisikletin gidonunu tutuyormuşuz gibi. İkimizin yüzleri birbirimize dönük.

Bu kez Mehmet Ali kadın yerinde, Ceyhun Altın erkek yerinden başını çıkardı. Ben ve Nafiz sağda, Cem solda öylece poz veriyoruz.

Sonunda hareket edip yola çıktık, dünkü geldiğimiz yolun tersine, gölete doğru diğer yoldan tırmanmaya başladık ve manzara yine karşıma çıktı. Ulubat gölü göründü.

Tırmanma devam ediyor ve yol sola dönerken yeni ufuklara doğru gidiyorum.

Yol kıyısında, ormanın içinde siyah – beyaz bir köpek durmuş geçen bisikletçilere bakarken fark ediyorum. Durup resmini çekiyorum. Yerleşim yerinden uzaktayız, ne işi var burada ormanın içinde. Sanırım bu sevimli köpek dişi ve yavruları var. Yavruları ormana gizlemiş, kendisi geçen bisikletçilerden zarar gelir mi gelmez mi diye tetikte. Sadece bizleri izliyor, ormana girersek harekete geçer sanırım ama bizler yoldan geçip gittiğimiz için oturmuş izlemekle yetiniyor. Kulakları ve sırtı siyah, yüzü ve göğsü beyaz renkte. Sol gözü siyah renk tarafında kalmış.

Geniş dallı servi ağacı yukarıya doğru dalları kısalarak üçgen olmuş. Ağacı daha da güzelleştiren mor çiçekler açmış otları dibinde barındırması.

Çay yoğun bitki örtüsü altında sakince akıyor kendini göstermeden. Sadece dikkatli dinlersen su sesini duyabilirsin.

Anlayacağınız her taraf yeşil bitki örtüsü etrafı sarmış durumda. İstanbul’dan sonra en yoğun araç trafiği olan Bursa yaklaşık 50 Kilometre ötede. İnsanlar beton yığınlarında yoğun trafik içinde cebelleşirken biz doğanın içinde Yeşil Bursa’ya yakışır durumda bisiklet sürme şansına sahibiz. Ve öyle yapıyoruz; bisiklet sürerken ormanın içinden kuş seslerini dinleyerek geçiyoruz. Etrafı kirletmeden, sessizce pedal basarak tırmanmaya devam ediyoruz. Yol kıvrılarak yukarı çıkıyor. Sağ ,sol ormanı oluşturan ağaçlarla kaplı.

Bisiklet sürdüğümüz yollar, yürüyüş yolu ve bisiklet yolu rotaları. Bazı rotalar çakışıyor. Hem yürüyüş, hem de bisiklet yolu. Gönüllülerin yaptığı çalışmalar ve Nilüfer belediyesinin katkıları ile kavşaklara rota tabelaları dikilmiş. Solu gösteren kahverengi boyalı yürüyüş yolu tabelasında Maksempınarı 3.5 Km, Sağı gösteren tabelada üstte yürüyüş rotası Akçalar 5.5 Km, altında sarı boyalı bisiklet rotası 5. 5 Km göstermekte.

Yeşil ağaçlar arasından Gölyazı ve Ulubat gölü. Yüksekten ve uzaktan görünümü harika. Daha dün sabah oradaydım ve şimdi uzaktan izliyorum. Manzara süper.

Diğer yönde ise sıradağlar ve meşe ormanları yeşil bir deniz gibi. Sadece yol kıyıları, bazı yerlerde biraz derinde tarla açılarak ekilip biçiliyor.

Ormanın içinde bol oksijen soluyup bisiklet sürmenin keyfini yaşıyoruz. Yolun iki tarafı meşe ağaçları ve bisiklet sürenler.

Buralara özgü şakayık çiçekleri yine karşıma çıktı. Ben de ormanın yeşil bitki örtüsünde kırmızı taç yaprakları ile desen yaparak sanki nakış işlenmiş yeşil atlasa.

Yeşil alanda bazı yerde yeşil yerine krem renginde taş ve toprak olan yerler var. Burası mermer ocağı, mermer bloklar kesilip alındıktan sonra atıkları gelişi güzel etrafa saçılıyor ve çirkin bir görüntü ile insanın zevkini bozuyor.

Üstteki resim ile alttaki resim arasında bir tezat oluşmuş durumda. Üstteki resimde mermer ocağından çıkan moloz yığınlarının çirkin görüntüsü alttaki resimde yok. Ormandan kesilen ağaçların gövdeleri istiflenmiş yol kıyısına. Odun istifi göze daha hoş geliyor ve beynimdeki algı beni rahatsız etmiyor bu görüntü. Bir metre boyundaki odunlar iki metre yüksekliğe kadar odundan bir duvar oluşturulmuş. Odun duvar da elli metreyi geçkin. Yeşillikler arasına gizlenmiş bir köy de görünüyor. Asfaltta bisikletliler için Mysia yazısı ve gidilecek yönü belirten ok işareti mavi renkli sprey boya ile belirtilmiş. Dün akşam turu düzenleyenlere yerlere işaret yaparsanız herkes yolu kolaylıkla takip edebilir diye tavsiyelerde bulunmuştum. Bu tavsiyelere uymaları hem beni hem de katılımcıları sevindirdi.

Uzaktan gördüğüm köye geldik. Köy evlerinden birinin önüne gelince durdum ve resmini çektim. Karkas olarak yapılmış evin dış görünümü ilgimi çekti. Köşede kalın dikme ve arada daha ince dikmeler, köşedeki dikmeye çapraz çakılmış kalaslar ve atkılarla iskeleti oluşturmuş. Araları da kerpiç örülüp duvarlar tamamlanarak çatıyı da üzerine kondurulmuş. Evin kapısı ve arka kısımda duvarın bir kısmı blok tuğla örülüp onarıldığı belli oluyor. Kapı demir saçtan yapılmış. Evin penceresi yok ve sadece yerden bir, bir buçuk metre kadar olan kısmı çamurla sıvalı. Kalaslar ve kerpiç duvar dış etkenlerden etkilenerek eskiyip dökülmek üzere.

Bir tarla, 30 yada 40 dönüm bayırda ekin ekilmiş yemyeşil. Tarla sınırı meşe ağaçları ile çevrelenmiş durumda. Bisikletimdeki kartal tüyü de görüntüye girmiş.

Arazide kayalıklı bir alana gelince şakayık çiçeklerinin o muhteşem kırmızı renkleri ile açıp görsel olarak bizlere sunmuş olarak görünce durup bisikletimden inerek yakından görmeye gittim.

Cep telefonumun kamerasına en yakın olan şakayık çiçeği ile bir çok şakayık çiçeğini birlikte çektim.

Şakayık tarlasında başka küçük çiçekler de var. Beyaza yakın pembe renkli, beş taç yapraklı küçük çiçekler şakayık çiçekleri altında halı deseni gibi olmuş.

Şakayık çiçekleri arasında daha açmamış tomurcuklar da var. Demek doğayı bir süre daha güzel görünümde tutacaklar.

Yeşilin coşmuş hali, meşe yaprakları ve şakayık çiçeklerinin yaprakları birbirine karışmış. Taze, canlı ve parlak yeşilinde şakayıkların kırmızı rengi, çiçeklerin içindeki sarı organları ile doğanın ne kadar muhteşem olduğunu gözlerimin önüne seriyor. Bir süre bu güzelliği seyre dalıyorum. Beni dinlendiriyor adeta. Ruhum orman derinliklerinde yeşil renge bürünüp huzura ermiş durumda.

Ortası delik bir kaya ilgimi çekiyor. Yakından çekiyorum arkada görünen ağaç ile beraber. Kayadaki delik yandan yarılmış, küp şeklinde. Yanları düz, sanki yontulmuş ama görünümü doğal.

Şakayık tarlasında benimle beraber dinlenen bir kaç bisikletli daha var. Onların bir kısmı bizi takip eden ambulanstaki görevliler. Koca gövdeli, büyük bir meşe ağacının gölgesinde dinleniyorlar.

Asfalt yoldan ormanın içinden geçen toprak yola saptık. Önümde iki bisikletli durmuş bir şeylere bakıyorlar. Orman meşe ağaçları içinden geçen toprak yol çok güzel. Yerde de Mysia ve ok işareti yazılıp gideceğimiz yönü belirtmişler. Artık kaybolmadan grubu takip edeceğim.

Ormanın içinden giden toprak yol biraz çukurda olan yere inip tekrar çıkarak uzayıp gidiyor. Solda ileride mermer ocağından çıkan atıklar bir tepe oluşturmuş. Yeşil meşe ormanı içinde krem rengi ile doğanın ahengini bozmuş sanki. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Meşe ağacının kabuklu gövdesinin yanından fışkırmış meşe dalları coşkulu yeşil ve iri yaprakları arasında kendini gösteren şakayık çiçekleri üç tane. Yeşil zemine üç kırmızı rengi kondurmuş ressam güneş ışıkları altında tablo yapmış gibi.

Hep şakayık çiçeklerini çekecek değilim ya. Diğer çiçekler de alınmasın diye onları da çekiyorum. Orman içinde birbirine karışmış bitkilerin olduğu yerde beyaza yakın pembe çiçekler açmış çalıyı çekiyorum.

Yabani gül filizi taze açmış, büyümekte ormanın içinde. Henüz çiçeklerini açmamış. Meşe yaprakları arasında boy göstererek büyümekte.

Daha önce uzaktan gördüğüm krem renkli yığına geldim. İşe yaramaz moloz taşlarını getirip buraya yığıyorlar ormanın içinde. Meşe ağaçları ve moloz yığınları yanına bir de doğaya atılmış karyola, çekyat atıkları manzarayı tamamlamış. Doğayı katletmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.

Biraz ileride, ağaçların arasına getirilip bırakılmış kırmızı renkli hurda bir araba sorumsuzluğun daniskasını oluşturmuş.

Mermer ocağını görüyorum sol tarafımda. Blok olarak kesilen mermer kayaları işe yararlar alınıp kenara istiflenmiş. İşe yaramaz molozlar da kenarda yığın tepeleri oluşturmaya başlamış.

Çıkarılan bloklar kenarda bir yerde konularak kesilmek üzere yüklenmeyi bekliyorlar. Buradan kamyonlarla alınıp mermer kesme atölyesinde 2 yada 3 santim kalınlığında plakalar halinde kesilecek.

Atlas köyüne geldik ve karşıma eski bir ev çıkıyor. Ev iki katlı, kagir olarak yapılmış. Alt kat taş duvar, çamur sıva ile kapatılmış. Sıvaların bir kısmı dökülerek taşlar görünüyor. Üst kat ise çoğu yer dikdörtgen çerçeve tahtalar içinde pişmiş tuğla ile duvarlar yapılmış. Üst kat hiç sıvanmamış, olduğu gibi sıvasız. Çatı kiremitli, omurga kalasları dışarıya taşmış durumda. Pencereler camsız, çeşitli malzemelerle örtülü. Evin tam köşesinde asma dikilmiş ve evin birinci katından itibaren köşeden iki yana doğru uzatılmış. Yeni yaprak açmış olan filizler az da olsa eve renk katmaya başlamış. Sağ arkada yeni evler görünüyor.

Başka bir eski evi de köşeden çekiyorum. Ev çamur ile sıvalı, pencereler perişan, kapısı gelişi güzel tahtalardan derme çatma. Eve güzellik katan pencerenin üstünden bağlanmış asma gövdesi ve yeni filizlenmiş yapraklar. Evin iki cephesinden dolaştırmışlar asmayı. Eski evleri görmek hoşuma gidiyor. Kim bilir neler yaşanmıştır, neler görmüştür tarih kokan ev. Sağda, karşıda görünen yeni yapılmış betonarme iki katlı ev aynı asma dikilse de pek sevimli değil.

Bahçede tavukları ve başlarında horozu görünce resim çekeyim derken cep telefonumu çıkarasıya kadar benden uzaklaştılar. Ama yine de görüntüye alabildim. Bahçe bitiminde meşe ormanı başlıyor.

Yürüyüş tabelalarını daha önce görmüştüm. Şimdi ise yürüyüşçülerin işareti olan kırmızı – beyaz boyalı şerit işareti kayada gördüm. Bisiklet ve yürüyüş rotası kesişiyor burada. İşaretli kaya yerde.

Ben habire resim çekmekle uğraşırken çok gerilerde kaldım. Grup haldır huldur gidince en arkada teknik destek aracını kullanan hemşerim Rıfat Küçükler bana “Urim Baba çok geride kaldın, öğle yemeğine yetişmek gerek. Hadi arabaya bin de öğle yemeğini kaçırmayalım” dedi. Ben de “İlk defa gördüğüm yerlerden bisikletle geçiyorum ve bu güzellikleri görüp te resimlerini çekmeden olmaz ki! Turun amacı hiç durmamak mı?” diyerek karşılık verdim. “Şimdi yemeğe başlamışlardır, yemeği dağıtan firma beklemez bizi” deyince  ben de “Eh ne yapalım grubu yakalayalım” diyerek bisikletimle arabaya binip kısa sürede gölete geldik. Göletin başlangıcında arabadan indim bisikletimle.

Burası Dağyenice göleti. Gölet’in başlangıç yerine yasakların bolca yazıldığı üç tabela dikkat çekici bir şekilde karşıma çıktı. Tabelalardaki yazılarda karar verilememiş. Baraj mı yoksa gölet mi? diye. Artık sizin yorumunuza kalmış bir şey. Arkada göletin suları, önde üç tabela. Soldaki tabela kırmızı zemine beyaz yazılarla “Baraja girmek tehlikeli ve yasaktır” Devlet su işlerinin etiketi DSİ amblemi var. Altına da brandaya elle yazılmış “Ördekleri avlamak yasaktır” yazısı yeşil renkte tazılı. Bence en doğru ve gerekli olan bu uyarı yazısı. Bilinçsiz avcılar yüzünden neredeyse yaban ördekleri bitmek üzere. Keklik kuşlarını bitirdikleri gibi. Soldaki tabelada “Gölete girmek tehlikeli ve yasaktır” yazısı yeşil zemine beyaz yazı ile yazılmış. Üstte DSİ ve orman bakanlığının amblemi. Altta da dört uyarı işareti, mangal yakmak, balık tutmak, kayıkla gezmek ve yüzmek yasak ibareli işaret. Kırmızı daire içinde ve soldan kırmızı şeritle çizilmiş. Anlayacağınız her şey yasak, böyle yasakçı zihniyetle bir yere varılmaz. “Yasak” yazılacağına “Tehlikeli” yazılsa insanlar belki daha iyi algılar. Gerçi bizim toplumda pek okuma alışkanlığı yok denecek kadar az, neyse artık.

Yürüyüş yolu tabelaları burada var, bisiklet tabelası yok. Bizler bisikletle geldiğimize göre bisiklet yolu tabelası konulmalı. Sola Kadriye 8 Km, Misi 28 Km olduğunu belirtmiş. Sağa doğru ise Güngören 1 Km olduğunu belirtmiş. Biz Misi yazan yere doğru gideceğiz. Öğle yemeğini baraj göletinin yanında yiyoruz ve bir süre dinlendik. 28 Km yolumuz kalmış. Tabelanın arkasında toprak yol ve ağaçlar.

Meşe ormanı dibinde ve taze otlar çiçek açmak üzere, kimi açmış.

Göletin kıyısında öğle yemeği yedik, biraz dinlendik, yorgunluğumuzu aldık sohbet ederek. Harekete geçmeden önce topluca resim çekilelim deyip gölet arkada kalacak şekilde poz verdiler. Ben de karşıdan resimlerini çektim. Pankart önlerinde, birisi sağda bisikletini kaldırmış başının üzerinde. Soldaki de ön tekeri havada poz veriyor.

Yola çıkan grup ile beraber inmeye başladık orman içinde. Güzel bir alan görünce akan çayın dibinde durup kahve molası verdik arkadaşlarla. Kahve molası iyi geldi. Akan çayın berraklığı güneş ışıklarıyla parıldıyor. Yosun tutmuş taşların arasından usulca akıyor yolumuzla beraber. Su yüzeyine oturduğumuz ağaçların gölgeleri yansımış.

Akan çaya başka dereler de karışıyor. Çayın aktığı yerler yeşil bitkiler, ağaçlar ve her yerde olduğu gibi çınar ağaçları boy gösteriyor.

Görülmesi gereken yerlerde bisikletle dolaşmak ve durup ormanın bu güzelliğini içime sindire sindire izlemek gibisi yok. Toprak ve ağaç gövdeleri kahverengi – gri tonda, yapraklar ise yemyeşil. Suluboya tablosu gibi olmuş. Doğada gözümün önünde canlı izliyorum. Sanat galerisinde, dört duvar beton binada izlemeye gerek yok ressamın görüp te boyadığı hayalleri.

Kahve olayını çabuk halledip toplandık ve yolun akışına bıraktık kendimizi yokuş aşağıya. Etraf meşe ağaçları ile dolu ormanın yeşilliği büyülüyor adeta. Ve sarmaşıklar kalın ağaç gövdelerini sarmış yukarı doğru.

Akan bir çeşmenin başında durup su içiyorum biraz. Tüm şişelerimi de taze su ile dolduruyorum. Çeşmenin aynası yamaçta taş duvar olarak yapılmış, akan çeşme borusu ve üstünde kare bir boşluk bırakılmış. Yalak betondan dikdörtgen olarak ağzına kadar su dolu. Yalak tamamen yosunlarla kaplı. Duvarın etrafı yeşil bitkilerle renklendirilmiş doğal olarak. Yan orta solda kartal tüyüm de resme girmiş.

Dağların arasından iniyoruz. Açık alanda dağın tepesini ve yukarı doğru giden orman yolu hattını görüyorum.

Büyüleyici meşe ormanında sık gövdeler o kadar kalın değil. Çapları 25 – 30 santim kadar. Hemen hemen aynı kalınlıkta olmalarının nedeni belli bir kalınlığa geldi mi ağaç kesilip odun yapılıyor. Köylerde evi ısıtmak için sobalarda yakacak olarak kullanılıyor. Ayrıca taş fırınlarda odun ateşinde ekmek te pişirmek için meşe odunu kullanılıyor. Bunun yanında odun kömürü yapımında da kullanılmakta. Odun kömürü mangal yakılıyor. Meşe odununun sık dokusu köz ateşinin daha çok ısı ve yanma süresi, yavaş yanması nedeni ile tercih ediliyor. Ormanın zenginliklerinden insanlar faydalanıyor sürekli. Bu devinim içinde meşe ağaçları sürekli yenileniyor. Kesilenin yerine hemen yenisi filizlenmiş hazır bekliyor. Kendine yer buldu mu uzayıp gidiyor göğe doğru.

Biri kadın biri erkek bana poz veriyor bisikletlerle yanımdan geçerken. İkisi de az önce kahvemi içmişlerdi, selamları sol elleri ile verdiler.

Yolda giderken birden karşıma yolun yarısını kaplamış toprak yığını karşıma çıktı. Büyük bir olasılıkla gece döktüklerini zannediyorum. Karanlıkta öylece toprağı döküp kaçmış kimse görmeden. Büyük bir sorumsuzluk örneği olarak dökülen bu toprak yığını gece hızlı giden bir araç dönemeçten hemen sonra karşısına çıkınca ne olacağı belli değil. Ya direksiyonu ani reflekse kırıp uçuruma düşebilir. Ya da toprak yığınına çarpıp ters dönme olasılığı var. Gece karanlıkta ise direk toprak yığınına çarpar.

Ormanın bitki örtüsü meşe ağaçları yerini çam ağaçlarına bıraktı. Asfalt yola çıkıp göl seviyesine yaklaştık sayılır.

Asfalt yola çıkınca varacağımız yere az kaldı, Çalı ve Demirci köylerini geçip şimdiki adı Gümüştepe olan Misi’ye geldik. Burada Nilüfer belediyesinin kamp karavan tesislerinde çadırları kurduk. Hiç zaman geçirmeden daha aşağıda olan duş yerine gelip duşumuzu aldık. Çamaşırları terden arındırdıktan sonra çadırlara eşyaları yerleştirdik. Islak çamaşırları kurusun diye tellere astım. Kamp yeri çimenlik bir alan, ortalık curcuna yerine döndü birden bire. Herkes yerleşmeye çalışırken Keşan’dan gelen Muammer Taşkıran şortunu giyip üstü çıplak ısınma hareketleri yapıyor duş kuyruğuna girmeden önce.

Buradaki evler restore edilerek boyanmış. Mor renkli, iki katlı bir ev karşında. Pencereleri kahverengi renginde boyalı. Sola doğru giden sokağın başında Nilüfer Belediyesi yazılı branda iki direğin üstüne konulmuş. Yerler Arnavut kaldırımı taş döşeli. Köy turistlik olarak ziyarete gelenler var ve bütün evler restorasyondan geçirilip yenilenmiş. Köylere has ürünler sergilenip satılıyor. Bunlardan birisi ise tam buğday ekmek ve köy kahvesi yazılarından anlaşılıyor. Biz akşam yemeğini belediyenin tesislerinde yiyoruz. Köy kadınları burada nefis yemekler pişirip ikram ediyorlar.

Daha yeni hayata geçirilen Myisia Yolları yürüyüş ve bisiklet rotalarını ilk defa bizler bisiklet sürerek başlattık. Belediye kocaman bir tabelada büyük bir alanı gösterir coğrafi harita ve yolları gösterir biçimde köyün meydanına koymuş. Haritada rotalarda işaretler ve açıklamalarını yazıp gezginlere yollarının nereler olduğunu belirtmiş.

Akşam karanlığı çökünce müzik grubu gelip bizlere rock tarzında Türkçesi sert müzik çalmaya başladılar. Sert yokuşlara iyi oldu sert müzik. İki gitar, iki mikrofon ve arkalarında bateri. Buraya kadar beraber geldiğimiz Ceyhun, Mehmet Ali, Nafiz, Cem ve ben çadırlarımızın önünde oturup Nafiz’in 500 Kilometreden fazladır taşıdığı bir litrelik votkayı içmeye başladık. Bu bizim için ödül oldu sanki ve yarınki tura gitmeyip eve dönmeye karar verdik. Evlerimizin hasreti alkolle daha da belirginleşti. Uzaktan gelen sert müziğin etkisi de olabilir. Uzun süredir yollardayız ve artık yeter dedik bardaklarımızı tokuştururken. Önemli olan bir şey vardı; o da yaptığımız bu turdan hepimiz de memnunduk, mutluyduk ve çok güze zaman geçirdik birlikte. Hepimiz de uyumlu olunca bir daha yaparız böyle uzun turlar diye kararlaştırdık. Vedat Karakaya aramızda olmasa da onu da anarak yad ettik. Hiç program yapmadan anı yaşayarak yolun getirdiği güzelliklerle beraber yolun nasıl geçtiğini anlamadan 500 Kilometreden fazla birlikte bisiklet sürdük.

İki gitarcı ve bir baterist müzik yapıyor gecenin karanlığında.

İçkinin verdiği güzel kafa ile çadırlara çekilip ninni gibi gelen müzik eşliğinde yatıp uyudum bir güzel.

Ertesi gün çektiğim videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Bisikletçiler kamp alanından çıkıyor.

Bu gün yaptığımız tol yaklaşık olarak 46 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

Ertesi gün, eve dönüş;

Sabah erkenden uyanmadım bu gün, tembellik hakkımı kullanıyorum. Güneş çıkmış çoktan ve bisikletin gölgesi çadırıma vuruyor güneşle beraber. Yol bisikletinin boynuz gibi gidonu, üstte fren kolları ile şekil oluşturmuş. Ön tekerleğin bir kısmı da gölge olarak vuruyor. Böyle bir manzarada uyanıp tembellik yaptım bir süre. Çadırım iyice ısınmış güneş ışıkları altında.

20170514_085122_HDR

Fazla yanmadan çadırımdan çıkıp temiz havayı ciğerlerime çekiyorum. Dere kenarı, köyün yeşilliği, bozulmamış dokusu harika. Sabah kahvaltısını birlikte yapıyoruz. Turu düzenleyen arkadaşlara bizi otogara bırakmalarını rica ettik. Artık dönme zamanı deyip toplanmaya başladık. Sağ olsun arkadaşlar bizim için belediyeden bir kamyonet gelip otogara bırakacağını söyleyince içimiz ferahladı. Kalan arkadaşlarla vedalaştım görebildiğim kadarı ile. Kalanlar yapacakları tura başlarken vidosunu çekip uğurladım.

Aşağıda videosu var.

İçimiz ferahlayınca kamyoneti beklerken parkın girişinde köylü kadını dikkatimi çekti. Koyu renkli ve siyah çarşaf giymiş yaşlı kadın başına da siyah örtüyü bağlamadan atmış yerde oturmuş durumda topladığı kiraz ve erikleri satmaya çalışıyor. Kilosu kaça demeden bir kilo kiraz alıp parasını verdim. Halinden anladığım kadarı ile oturup pazarlık yapılacak durum yoktu. Sattığı kirazlar pahalı olsa da almak gerektiğini düşündüm.

Ağacın dibinde kaldırıma oturmuş kadın, kaldırımda iki kasa kiraz, yeşil erikler plastik kapaklı kaplarda sergilenmiş. Bez bir pazar çantası ve sepet ağacın dibinde. Parkın giriş kapısı çit olarak yapılmış.

20170514_111823_HDR

Uzun süredir yolda olduğumuzdan Cem Tabanlı’nın ayağı iyice kötüleşti. Pek bisiklete binemedi son gün, araçla kamp yerine geldi.  Kamyonet gelince bisikletleri ve çantaları kasaya yükleyip otogar yolunu tuttuk. Otogar Bursa’nın diğer yanında. Bursa’nın korkunç trafiğinde bisiklet sürmenin anlamı yok. Şehri boydan boya geçmek gerek otogara gidebilmek için. O yüzden araçla gitmek daha mantıklı. Kamyonet bizi otogara bıraktı, bisikletleri ve çantaları indirip yazıhanelerin olduğu yere geldik. Ben ve Cem İzmir için Kamil Koç firmasından biletleri aldık. Biletleri alırken bisikletli olduğumuzu belirttik özellikle. Şimdiye kadar hiç sorun çıkmamıştı, şimdi de sorun çıkarmadılar. Kamil Koç firması bisikletçi dostu oldu her zaman. Antalya’ya gidecek olan Ceyhun, Nafiz ve Mehmet Ali biletleri anca geceye bulabildiler. Bizim otobüs bir saat sonra kalkacak. İzmir’e saat başı araba kalkıyor o yüzden yer bulmakta sıkıntı çekmedik. Antalya’ya gidecek arkadaşlarla vedalaştık kucaklaşarak. Otobüs hareket saatinden önce perona gidip ön tekerlekleri söküp otobüsü bekledik bir süre. Otobüs gelince dikkatlice bisikletleri ve çantaları yerleştirip koltuklarımıza oturduk Cem ile birlikte. Otobüs hareket ettikten sonra hatıra olsun diye elçek resmini çekiyorum Cem ile.

20170514_154352

Yaklaşık 6 saat gibi bir zamanda rahat bir yolculukla İzmir’e vardık. Bisikletleri ve çantaları indirip ön tekerlekleri taktık. Cem’in ayağı kötü olduğundan bisikletini Uluğ Cem Balkanlı otogara geldi bisikleti almak için. Çantalarını da bir arkadaşı araba ile Cem ile birlikte alıp götürdü. Çantaları da bagaja yükleyip dosdoğru bir yol ve korkunç bir trafikte bisiklet sürüp Alsancak yeşil çimenlerine attık kendimizi. Oh dünya varmış deyip çimenlere yayıldık.  Çimlerde bizi Gülşah Ongun ve Habibe karşıladı. Avrupa şehirleri bisiklet yarışması için hazırlanan tabelanın dibinde oturduk. Tabelada yazan “Kendim için Kentim için Sürüyorum” ve #eccizmir yazısı, İzmir siuleti ile İzmir büyükşehir belediyesi saat kulesi logosu var. Avrupa şehirleri bisiklet sürme yarışları devam ediyor Mayıs ayı boyunca. Tabelanın dibinde yeşil çimenlere oturup yorgunluk kahvesi pişiriyorum. Hak ettik sayılır. Uzun bir turun sonunda eve kavuşmanın sevinci ve yaptığımız yolculuğun tadı henüz damağımda iken kahve ile birlikte arkadaşlarla paylaşıyorum.

Çimenlerin üzerine oturmuş kahve pişirirken yanımda iki güzel kadın da eşlik ediyor. Arkada belediyenin tabelası ve apartmanlar var. Kahve takımları önümde serili durumda. Sağ alt köşede bisiklet gidonu ve asılı sarı renkli bir kask var.

20170501_114612_HDR

Böylece 10 günlük bir turun daha sonuna geldik sevgili okurlar. Turda bir çok yer gördüm, yaşadım, yedik, içtik, yorulduk, terledik, kahve içtik, sohbet ettik, paylaştık, kavuştuk, ayrıldık. Bolca resim çektim tur boyunca, bunların hepsini sizlerle paylaştım, gördüklerimi anlattım. Herkes gittiğim yoldan gitme olanağını yakalamayabilir ama ben yolu açıyorum, bu yol hepimizin ve paylaşalım. Ben paylaşıyorum her zaman olduğu gibi. Paylaştıkça dostlarım artıyor sürekli. Hazine torbam dolmak bilmedi yol boyu. Dostlar, hikayeler doldukça sevindim. Mutlu bir duyguyla turu bitiriyorum ama başka turlarda yine görüşeceğiz. Durmak yok, yola devam derim her zaman. Bu yazı biraz geç oldu ama yazmak kolay değil, zaman yetmiyor.

Sağlıcakla kalın, başka turlarda görüşmek üzere

Otogar – Fahrettin Altay yaklaşık 17 Kilometre civarı.

Aşağıda haritası var

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 20. Gün

7 Haziran 2015 Pazar

20. Gün

Kuzyaka – Toros dağları Yalçı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

 

SİS

İki şehri var gecenin, biri gözümde

tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur

gibi çöken siste, bana bu uykusuz

şehri niye bıraktın, göze alamadığım

bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,

gece değil istediğin hayli karanlık

bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak

hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz

bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;

gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız

göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,

ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,

öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,

sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak

şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

Haydar ERGÜLEN

 

Öne çıkan görsel, Dağa çıkan yol, dik yamaç, bulut dağa inmiş ortalığı sis kaplamakta.

CAM01738

Çadırda uyumayı özlemişim 4 gecedir. Harika bir uyku ile bir kaç köpeğin havlaması dışında köyde pek gürültü olmadı. Sabah ezanında mecburen uyandım, karşıda cami olunca yapacak bir şey yok. Geceden şarja bıraktığım bataryamı gidip prizden çıkarıp aldım ne olur ne olmaz diye. Hava aydınlanasıya kadar çadırımdan çıkmadım. Bu gün seçim günü, köylü ve seçim sandığı jandarma ile birlikte geldi. Pek bizimle uğraşacak zamanları yok anlaşılan. Jandarma da bizi çadırla birlikte gördü ama herhangi bir soru sormadı. Sanki küsmüşüz gibi bizleri görmemezlikten geldi. Sandık görevliler cami avlusuna sandıkları yerleştirme telaşı ve görev dağılımı ile uğraşırken selam verip çeşmede elimizi yüzümüzü yıkadık. Sandık başkanına burada kimlikle misafir olarak oy kullanabilir miyiz diye sordum öylesine. Haliyle öyle bir kanun olmadığı için olmaz deyip kestirip attı. Ben de biliyorum olmayacağını. Henüz digital ortama geçmedik. Kimlik numarası ile her yerde oy kullanma devri henüz başlamadı. Bizler de yolda olduğumuz için oy kullanamadık ve seçim geçerli olmayacak gibi. Dediğim de çıktı sonunda, seçim tekrarladı.

Sonrasında çayı demleyip bir güzel kahvaltı sofrası hazırlayıp keyifle yaptık. Sıra geldi toparlanmaya. Hemen eşyalarımı ve çadırı toplayıp kıytırığın çantasına yükledim çabucak. Ferdi her zaman olduğu gibi biraz zaman alıyor toplanması. Ferdimen ile benim çadırım sundurma altında, beton zeminde kurulu. Çadırların önünde eşyalar duruyor.

IMG_0001

Ferdimen de toparlandıktan sonra yola çıktık. Hava açık, sadece başı dumanlı dağlar görünüyor bulutları toplamış olarak.

20150607_075311

Baraj göleti epey aşağılarda, yeşilimtırak rengi ile bizi takip ediyor. Yoksa biz mi onu takip ediyoruz?

20150607_075321

Baraj seviyesinden biraz yukarılarda hafif iniş – çıkışlar ile ilerliyoruz. Bazen Ferdimen önde gidiyor. Arkadan resmini çekiyorum çaktırmadan.

20150607_093027_HDR

Bazen de ben öndeyim, Ferdimen de benim resmimi çekiyor çaktırmadan. Sizin anlayacağınız yol arkadaşlığı böyle bir şey. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz ve uyum içinde, fazla gözden kaybolmadan, birbirimizi kollayıp yol alıyoruz. Zaten dağların arasındayız ve telefon çekmiyor. O yüzden çok rahatım telefonun çekmediğinden. Eskiden telefon mu vardı? Kendimizi yaşıyoruz dağlarda.

IMG_0008

Şimdi tabelada yazan %13 ne demek? İnecek miyiz yoksa çıkacak mıyız? Tabeladaki siyah üçgen soldan sağa doğru değerlendirirsek yokuş çıkacağız. Eğer sağdan sola olursa iniş olması gerek. Hadi çık işin içinden! Bisikletim KUZ ve kıytırık tabela yanında.

20150607_093514

Neyse ki manzara güzel,  şöyle bir göletin kıyılarının girinti çıkıntılarını süzüyorum. Buradan barajın gövdesi görünüyor. Demek ki fazla yol almamışız.

20150607_094802

Tabela hala yerinde duruyor ve Ferdimen’in çektiği resme bakılırsa çıkacağımızı görüyorum. Demek ki tabeladaki siyah üçgen soldan sağa doğru okunması gerek. Yalnız %13 biraz fazla gibi. 100 metrede 13 metre yükselmemiz anlamına geliyor. Şu matematik sevimli de yokuş pek sevimli değil. Ferdimen bisikletlerle birlikte çekiyor beni.

IMG_0012

Neyse yapacak bir şey yok, yola sarıyorum tonajlı araçlar gibi 1. vitese takıp. Ama tabelada yazdığı gibi %13 eğimden fazla gibi. Yük fazla olunca kıytırık inat etmeye başladı, Pek çıkası yok. 1. Vites işe yaramıyor ve KUZ dan inip bazı sert olan yerleri bir süreliğine yürüyerek çıkmak zorunda kaldım.

IMG_0015

Kan ter içinde olsam da emin adımlarla fazla zorlanmadan çıkıyorum. Eğim biraz azalınca bisiklete binip bir süre gidiyorum. Ta ki bazı sert, neredeyse gözle görüp tahmin ettiğim kadarı ile % 25 eğim olan yerlerde yürüyorum. Toros dağları ve zirveleri.

20150607_095146

Ama bu manzaraya değer olduğuna inandığım için mutluyum ve bu yolda olduğum için. Eğer mutlu olamıyorsan yola çıkmanın anlamı yok. Baraj gölet manzarası çamların arasında.

20150607_101035

Gölet seviyesinde gidiyoruz, bazı yerlerde su içinde kalan evleri görüyorum. Su içinde kalan evlerin yerine daha üst seviyelerde yenisi yapılmış.

20150607_101632

Geriye dönüp baktığımda sanki “Bir arpa boyu yol almışım” gibi hissediyorum. Yoksa bir Masalın içinde miyim?

20150607_102038

Arada masal arkadaşımla günün anlamı ve önemi nedeniyle bir resim çekiliyoruz birlikte. Bisikletlerimiz de yanımızda.

IMG_0041

Buradan arpanın boyunu görebilirsiniz. Barajın gövdesi hala görünüyor.

20150607_102042

Ve önümüzde hala uzantısı var. Bisikletim park etmiş yol kıyısında.

20150607_102809

Burası da yan kollarından biri göletin. Küçük bir dere de gölete katkıda bulunuyor.

20150607_103408

Yol yapılırken ortaya ilginç kaya oluşumları çıkmış. Kaya pek sağlam değil, neredeyse dağılacak gibi ufalandıkça ufalanmış. Daha da ufalanacakmış gibi.

20150607_103808

Arpanın boyu giderek uzuyor ama baraj gövdesi karşımda. Bu manzarayı seyrederken yabancı iki kişi yanıma gelerek “Hello” dedi. Pek alışkın değilim yabancı turistlerin “Hello” demelerine. Genellikler bizim vatandaşlar ve çocuklar bizlere “Hello” diyor. Biri kadın biri erkek iki genç bisikletli. Bisikletleri kiraladıkları belli, yanlarında hiç bir şey yok. Bana İngilizce bir şeyler sordular ama ben Tarzancayı çok iyi bildiğimden ne dediklerini anladım. Tarzanca ve el işaretleri ile yola devam edin bir süre sonra baraj göleti bitecek ve soldan yolunuza devam ederseniz yol sizi ta Alanya ya kadar götürür dedim.  Onlar da anlamış olacaklar ki “Thank you” gibi bir şeyler deyip ve yola devam ettiler. Teşekkür ettiklerini anlamıştım. Ne de olsa Tarzancam süper. Vadide gölet ve uzaklarda baraj gövdesi.

20150607_104049

Dediğim gibi pistonları zorlandığı yerde bisikletten inip yürüyorum. Dişliler yeterli değil bunu anlıyorum. İzmir’e dönünce dişlilerin oranlarını değiştirmek gerek. Ferdimen beni bisikleti ittirirken arkamdan çekiyor.

IMG_0058

İttirmek te yorunca biraz dinlenmek gerek. Gerçi KUZ pek yorulmuşa benzemiyor ama kıytırık zorlanıyor gibi. Böyle yerlere alışkın değil. Toros dağları pek te çetin. Kıytırık geçtiğimiz yıl 2014 te Balkanları dolaştı ama oralarda böyle sert yokuşlara hiç denk gelmedi. Balkanlarda en fazla %7 eğimli yollar yapılmış. Onun için nazlanmakla haklı. Eğim %20 lerin üzerinde. Bisikletim yol kıyısında, çamların gölgesinde dinleniyor.

IMG_0065

Bir yerde Ferdimen’in yol kenarında beni beklerken buluyorum. Yanına yaklaşınca;

“Urimbaba”

“Efendim Ferdimen”

“Yanlış yola saptık sanki, gel bak bir haritaya”

Haritaya bakınca cep telefonunda daha önce Manavgat ta çizdiği rotanı dışına çıkmışız. Çizdiğimiz yol başka yerlerde biz başka yerde konum olarak görünüyoruz. İyi ki Ferdimen arada bir haritayı kontrol ediyor. Çamların arasında kıvrılarak çıkan yol.

20150607_105118

Neyse bir süre dinlenip kendimize geldikten sonra güzel manzaranın tadını çıkararak aşağı inişe başladık. Ağaçların ardında gölet manzarası.

20150607_114403

Neyse ki sapmamız 2.5 kilometre civarında. İniş olunca hızla iniyoruz ve pedal çevirmediğimiz için bisiklet üstünde dinleniyoruz.

Şimdi gelelim aşağıdaki resme! Gördüğünüz gibi GÜMÜŞKAVAK MAHALLESİNE HOŞ GELDİNİZ yazıyor. Siz olsaydınız ne anlardınız bu yazıdan? Bizim anladığımız (mahalleyi boş verin benim için her zaman köy olacaktır) köyümüze hoş geldiniz ve köyün girişi olduğunu ve yolun sol taraftan devam ettiğini. Biz de yola soldan devam ettik. Resimde solda görünmeyen küçük tabelalar dikkatimizi çekmedi. Orada “Konya”,” Sarıveliler” yolunu gösterir küçük, pek görünecek yerde olmayan tabelaları görmemişiz. Daha çok zafer tak’ı şeklinde yapılmış olan tabela bizi şaşırttı. Doğru yolu bulduk ya. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın!

20150607_114940

Gümüşkavak köy yoluna sapınca yokuşlardan kurtulacağımı hiç sanmıyorum. Pek te umurumda değil, nasıl olsa ittire kaktıra çıkacağım zirvelere. Bisikletim gölgede dinleniyor.

20150607_122208

Dediğim gibi köy yollarında mutlaka çeşme vardır ve hepsinde durup suyunu içmeli. Aynı zamanda tüm şişelerdeki suları tazelemeli derim. Yol zorluğunu çeşme başında elimi yüzümü yıkayıp biraz dinlenmekle atıveriyorum. Kısa bir şarj molası gibi, pistonların pilleri doluyor kısa şarjda. Bisikletler par halinde, kayaların dibindeki çeşme ve Ferdimen’i çekiyorum.

20150607_122213

Yolumuza küçük bir mağara denk gelince durup inceliyorum. Etrafındaki kayaçlar ve içi sert ve yumuşak olanları ayırt edebiliyorum. Kırmızı görünenler daha yumuşak yapıda. Zaten çoğu eriyip gitmiş bir boşluk oluşturmuş durumda. Böylece küçük te olsa bir mağara oluşmuş.

20150607_122330

Dışındaki kayalar da sarı renkte liken ile kaplanmaya başlamış. Daha çok yeşil renk yada gri tonları ile kayalarda ilk yaşamı başlatan likenler ilk defa sarı renkte olanına denk geldim.

20150607_122405

Gümüşkavak köyü dağınık olarak kurulmuş. Birbirine en yakın ev 100 metreden aşağı değil. Köyün kahvesine oturup biraz enerji takviyesi almak gerek. Enerji takviyesi derken birinci olarak çay. İkincisi çay ile beraber kurutulmuş meyvelerden oluşan atıştırmalık. Kahvede büyük bir kafeste Keklik kuşunu görüyorum. Benim bildiğim Keklik düz ovada olur. Şarkılarda öyle söylüyor türkücüler. Dağlık arazide ne işleri var ki?

20150607_124554

Başka bir kafeste de bıldırcın. Öylece yemlenip duruyorlar. Bu kafesteki kuşlar çocuklar için mi yoksa menüde kuşları mı pişiriyorlar müşterilere? Pek anlamış değilim. Bazı yerlerde canlı alabalık verirler ya havuzdan çıkarıp. Bıldırcın ve keklik te bu kategoriye giren hayvanlardan. Hadi balık tamam da bu kuşları keserken insan acır. Bir damlacık et için değmez.

20150607_124606

Çayları içip takviyeleri aldık yeşil manzara eşliğinde. Garson bizi masada otururken resmimizi çekiyor.

20150607_125020_HDR

Köyün her tarafından sular akıp gidiyor küçük arıklardan. Bisikletimle birlikte çekiyorum akan suları.

20150607_131911

Akıp giden su üstünde ağaçlar kapatmış yeşil dalları ile. Güneş ışığı yoğun yapraklardan toprağa pek düşmüyor.

20150607_131941

Neden budamışlar belli değil çam ağacını. Ağaca çıkmak için tahta bir merdiven konulmuş. O da belli bir yere kadar çıkmak için. Daha da yukarı çıkabilmek için de dalların çıkıntıları merdiven benzeri olmuş. Karşıdan bir ip getirip ağacın yukarılarına bağlanmış.

20150607_132813

Ağaç tek olunca ilginç budaması ile kel kalmış gibi. Otomatik zaman ayarlı kendimizi ağacın dibinde çekiyoruz.

IMG_0083

Neyse yolumuza devam ediyoruz ama sadece çıkarak. Daha da ne kadar çıkacağımızı kestiremiyorum.

20150607_133323

Baraj göleti aşağılarda kaldı, belki de son defa bir parçasını görüyorum. Dağların sırtları kademeli olarak ufukta uzanıp gitmiş. Seyretmesi bile insana uzakları çağrıştırmakta.

20150607_133629

Arazi düz olmayınca yamaçlara küçük te olsa biraz düzleştirmek için duvar örülerek tarla yapılmış. Burada hayvanlara yemlik ürünler ekilip karlı soğuk kış günlerinde ot  bulunmayınca beslemesi için veriliyor.

20150607_135128

Aşağıdaki resmi çekmek için aşağıya inmek durumunda kaldım. Yolda gördüğüm yerleri kafamda kurgulayıp ona göre yazılacak resimleri çekerek hikayemi yazıyorum. Çekilecek resim kafamda oluşunca biraz ileriye gitmiş oluyorum. Ne yapayım yolda oluyor bazen bu durumlar. Zaten hep yokuş çıkmakta olduğumuzdan acele etmeye hiç gerek yok. Biraz da dinlenmiş oluyorum.

20150607_135131

Yolda giderken arabaların ezip pastırma olmuş bir kurbağa denk geldi. Kurbağa kurumuş, al duvara as. Yada defterin arasında sakla.

20150607_135310

Çıktıkça zirvelere bulutlar da çoğalmaya başladı. Yağmur mu yağacak yoksa başı dumanlı dağlarda mıyız? Bakalım yol ve zaman bize neyi gösterecek.

20150607_135911

Hala Gümüşkavak köyündeyiz, yol kıyısında yükseklerde yeni olgunlaşmış kirazları görünce yol hakkı olanı kadar koparıp yiyoruz. Tadı da nefis, kırmızı kırmızı kiraz.

20150607_140338

Ferdimen de benden kalır yanı yok, ileride durmuş resim çekiyor gördüğü ilginç bir yeri. Çınar ağaçları olduğuna göre bir dere olmalı.

20150607_140526

Tahmin ettiğim gibi bir dere var ve küçük bir şelalesi. Şelale olur da ben durur muyum? Hem de bu sıcakta yokuş çıkarken. Evvel ki gün Alanya da denize girmiştim, duş almadığım için de tuzluyum ve dün Kuzyaka köyünde duş alacak ortam yoktu. Hemen su donumu giyip doğal duşumu alıyorum. Hayat bazen bizlere harikalarını sunuyor. Bu harikalardan faydalanmak gerek. Hem serinliyorum hem de su masajı ile kasları gevşetiyorum. Duşun ardından terli olan atlet ve tişörtü suda duruluyorum. Ferdimen beni şelale içinde çekiyor. Şelaleden dökülen köpüklü sular vücudumu kaplamış, üzerimden akıp gidiyor.

20150607_141532

Ferdimen dere üzerinde resim çekerken fotoğraf makinasını suya düşürüyor. Hemen pillerini çıkarmasını ve güneşin altında kurumaya bırakmasını söyledim. Hazır suyun başındayız ve fotoğraf makinesi kurumaya bıraktık nasıl olsa deyip öğle yemeğini de burada yiyebiliriz. Yemek dediğimiz şey de Barbunya konserve. Ekmeğimiz de bol, bir güzel karnımızı doyuruyoruz. Çöpleri de etrafa atmadan naylon poşete koyup yanımızda götüreceğiz. Öyle ormanı kirletmek yok. Temiz olmalı. Ferdimen’in tripodu ve kurumaya bırakılan fotoğraf makinesi yerde.

20150607_150501

Yemekten sonra birer Türk Kahvesi iyi gitti doğrusu. Şimdiye kadar hiç kimse burada kahve pişirmemiştir. Kahve kokusu ormana yayılıyor mis gibi. Ferdimen ile kendimi üzerimiz çıplak olarak elçek resim çekiyorum.

20150607_151809_HDR

Ormanda çınar ağacı görürseniz bilin ki orada mutlaka akan bir su vardır. Çınar ağaçları susuz yerlerde yetişmez.

20150607_153209

Yolun bu kıvrımlarını seviyorum. Düz yol bana sıkıcı geliyor nedense. Aynı nehirler gibi. Dağlarda kıvrım kıvrım çağlayıp düz ovaya inince can sıkıntısını gidermek için kıvrılarak akmaya başlar. İşte buna tarih boyunca kıvrımlı akan nehirlere Menderes derler. Menderesleri severim bu yüzden ve yolun da Menderes gibi olmasını isterim. Yokuş olsa da fark etmez.

20150607_153306

Şelalede duş aldıktan sonra üzerime bir şey giymedim. Zaten yokuş çıkıyoruz ve terlemekteyim. Yokuşun hakkını terlemekle veriyorum. Hani derler ya sucuk gibi terledim işte o durumdayım. Sucuklar nasıl terler bilmem ama ben iyi terliyorum. Hava sıcak ama bunaltıcı değil, dağlarda nem oranı düşük deniz seviyesine göre. Kendimi çıplak olarak çekiyorum elçek. Anlım ter içinde.

20150607_160204_HDR

Solda, yamaçtaki kayalara bakıldığına göre zirveye yaklaşmışız demektir.

20150607_164701

Birden bire kayaların, toprağın yapısı değişti. Beyaz toprak yapısı sanki başka bir dünyaya gelmişiz hissini uyandırıyor. Buradan beyaz toprakların kamyonlarla alındığını gösteren  makine izleri var. Küçük beyaz tepelerin üzerinde gezerken Ferdi benim bir resmimi çekiyor kanatlarımı açmış olarak. (Neyse ki Ferdimen’in kamerası kurudu ve çalışıyor. Böylece beni çekiyor)

CAM01719

Bulunduğum yerden manzara müthiş. Dağlar sıralanmış alabildiğine uzanıp gidiyor. Seyretmeye doyamıyorum bu güzellikleri. Dim çayının aktığı derin vadilerin dibi görünmüyor bile. Görebildiğim kadarı ile harika kanyonlar var ve gidilmesi gerek. Belki bir gün.

20150607_165105

Manzara devam ediyor Toros dağlarının zirvelerine doğru.

20150607_171435_HDR

Bir süreliğine manzarayı seyretmek iyi geliyor. İnsanın ufku açılıyor resmen. Dağların eteklerinde olduğumuzdan sağ tarafımız dik yamaçlar. Tepelerde ağaçlar seyrelmiş, bir de kayalıklar olunca. Sol taraf uçurum.

20150607_172706

Yamaçlar dik ve kayalık olsa da çam ağaçları küçük bir çatlakta kendine yer edinerek yaşamı devam ettirmeye çalışıyor. Zamana ve mekana direniyor çam ağaçları. Binlerce, on binlerce yıl sonra yaşam kazanacak ve kayalar yaşama boyun eğip toprak olacak.

20150607_174111

Toros dağları bana zamanı unutturdu. Dünya ile bağlantım kesik, saatten de haberim yok. Bu güzelliği çekmek için sadece telefonun kamerasını kullanıyorum. Neredeyim, nerelere gidiyorum, daha ne kadar gideceğim bilmiyorum. Bunları düşünmeden sadece gözlerimle Toros dağlarının bulutlu zirvelerini taramakla.

20150607_174117

Bisikletim KUZ ve kıytırık’ı manzarada çekiyorum. Hak ettiler doğrusu.

20150607_174132_HDR

Manzara seyrini tamamladıktan sonra yol kıyısında paslanmış bir bisiklet zinciri gördüm. Kim bilir kimin bisikletinin zinciri. Ne oldu da yol kıyısına bırakıldı belli değil. Acaba yola nasıl devam etti? Yedek zinciri var mıydı? Yoksa araca binip öyle mi yoluna devam etti? Ama gerçek olan zincir paslanmaya bırakılmış, bir daha tekerleği döndürmeyecek olması.

20150607_180027

Ve dağların zirvesine yakın olduğumuzun işareti ; SİS. Yada dağlarda yaşayanların dediği gibi DUMAN. Ben BULUT olduğunu biliyorum. Hep aşağılardan başı dumanlı dağlara bakarken BULUT olarak görürüm. Ama BULUT’un içinde olmak durumu değiştiriyor. Bazen SİS gibi, bazen de DUMAN gibi sürekli devinim içinde. Bir ara yol tamamen kapanıyor bir şey göremiyorum. Sonra biraz dağılıyor önümü görebiliyorum. Heyecan ile yoluma devam ediyorum. İlk defa BULUT’un içinde bisiklet sürmekteyim. Bazen kaybolmak istersin ya her şeyden, kimsenin görmediği yerlerde. Dağların içinde BULUT seni bağrına basmış kimseye göstermiyor. İşte ben de kaybolmaya gidiyorum BULUT’un içinde etrafı SİS basmış, başı DUMANLI dağlara.

20150607_180706

Yolun aşağısı uçurum ve hiç bir şey göremiyorum sisten.

20150607_180710

Ferdimen de bazen durup beni bekliyor. Görüş alanı iyi olmadığından göz temasını kaybetmiyor benim ile. Ferdimen beni beklerken çekiyorum.

20150607_181107

Ferdimen beni bekledikten sonra arkamdan bir resmimi çekmiş çaktırmadan DUMANLI dağlara yürüyerek çıkarken. Ben ileride bisikletimi ittirirken, yamaçtaki çam ağaçları sis içinde kaybolmak üzere. Daha ilerisi kaybolmuş sis içinde. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

CAM01738

Yürürken yerde pek görmeye alışık olmadığım siyah renkte sümüklü böcek gördüm. Sümüklü böceğin kabuğu yok ve sümük salgısı da salmıyor giderken. Derisi sanki kurumaya başlamış gibi. Belki de cinsi böyledir bu hayvanın.

20150607_181748

Tırmanış zorlu olsa da yürüyerek yada eğim biraz azalınca bisiklete binerek devam ediyor. Yavaş giderken ilginç kaya oluşumları göze çarpıyor. Yanardağlardan lavlar akarken hamur halindeki kayalar soğudukça katılaştığı, arkadan akan lavların baskısı ile ilginç şekiller oluşmuş. Kayaların kat kat görünümü ve kimisi 90 dereceden fazla kıvrılmış durumda. Nasıl bir anda donmuşsa öylece kalmış on binlerce belki de milyonlarca yıl önce.

20150607_182336

Artık akşam olmak üzere ve sisten yol kapanmaya başlayınca araçların bizi görmesi zor. Hemen kendimize sığınacak güvenli bir çadır yeri olacak yer ararken yolun solunda bir çardak ve gözlemeci görünce hemen oraya giriyoruz. Tehlike yaşamamak için artık yola devam etmenin anlamı yok deyip çadırları kurduk. Eşyaları da içine yerleştirdikten sonra akşam yemeği hazırlıklarına başladık. Gözlemeci kapatıp gitmiş, kimseler yok ortalıkta. Yemeğimizi yedikten sonra etrafı şöyle bir kolaçan ettik. Bidonlarda su var, bir gözleme sacı, altında ateş yakmak için ocak. Sundurmanın altında tahtadan çakılmış bir kaç masa. Oturacak uzun tahtadan yapılmış oturacak. Etrafta çeşme olmadığından.  mecburen bidonlardan biraz su kullanmak zorunda kaldık.

Hava birden bire karardı ve duman o kadar yoğunlaştı ki göz gözü görmüyor. Ara sıra gelen arabaların farları ortalığı biraz aydınlatıp hayalet gibi geçip gidiyorlar.

20150607_211011

Kendi ışığımız ile kahve keyfini araçların farlarını sisi aydınlatmasını seyrederek  içiyoruz. Yine şans yüzümüze güldü ve çadır kurabileceğimiz düz ve korunaklı bir yer bulduk.

20150607_212353

Bu günkü yol biraz çetindi ve 1000 metrenin üzerine tırmanış yaptık. Yol eğimi kimi yerlerde %20’nin üzerindeydi. Bazen yürümek zorunda kaldım. Ferdi’nin yükü benden az olsa da arka dişlisindeki problemden dolayı 1. ve 2. viteslere geçemediğinden 3. viteste çıkmak zorunda kaldı. O da zorlandı desem yeridir. Gerçi uzun boyun avantajı var ve piston boyları benden uzun olunca pedala daha iyi bir güç uyguluyor. Haliyle bana pek çaktırmasa da yorulduğunu hissediyorum. Benim gibi yavaş çıkamıyor, 3. viteste zaten yavaş gidemezsin. Önden gitmesi nedeni ile durup beni bekliyor bir süre. Böylece biraz dinlenmiş oluyor. Telefonlar da dağlarda çekmediğinden birbirimizi kaybetmemiz gerektiğini biliyor yol arkadaşım. Bir gerçeği de itiraf etmem gerekirse resim çekmesini de seviyor ve sanatçı kişiliğini kullanarak çok güzel ve kimsenin aklına gelmeyecek prodüksiyonlar düşünerek harika resimler çekiyor.

Biraz yorgunluk eseri olarak erkenden çadırımıza çekilip yatıyoruz. Yarın ne olacağı belli değil, dinlenmek gerek. Yorgun olsam da mutlu bir günün sonunda uykuya dalıyorum tatlı düşler içinde.

Bu gün yaptığımız yol biraz kısa ama yol bazen böyle. Yaklaşık olarak 28 Kilometre civarı bisiklet sürmüşüz.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc