Etiket arşivi: kiraz

Mysia Bisiklet Turu 2. Gün

13 Mayıs 2017 Cumartesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Kederlendiğim günler olmuş
Naçar dolaşmışım sokaklarında,
Sevinçli günlerim olmuş
Başım havalarda gezmişim.
Bağrımı açıp ılgın ılgın
Esen serin rüzgarlarına,
İlk defa kıyılarından
Denizi seyretmişim.
Issız çorak ovalarında
Günlerce yolculuk etmişim.

Ağladığım senin içindir
Güldüğüm senin için
Öpüp başıma koyduğum
Ekmek gibisin.

Cahit Külebi

 

Öne çıkan görsel, Kartal tüyünün ucu ve meşe ormanında kıvrılarak giden yol.

Güzel bir uyku çekmek gibisi yok, günlerdir yolda olmamın ve çadırda uyumanın verdiği rahatlığı hiç bir yerde bulamadım. Artık vücut iyice alıştı erkenden uyanmaya. Sabahın körü oldu mu ister istemez uyku kendiliğinden bitiyor. Görülmesi gereken yerler görmenin huzuru var içimde. Asıl önemli olan yeni göreceklerim. Ben her zaman yeni göreceklerimin iyi olacağını düşünürüm. Ve her zaman iyi şeyler başıma gelmiştir. Belki de iyi şeyler düşünmenin getirdiği şeyler olabilir. Her zaman yaşama iyi gözle baktığımdan olacak yaşamayı sevmeyi öğrendim. Yaşarken de paylaşmayı, hem öğrenmeyi, hem de öğretmeyi. Yaşadığım tecrübeleri paylaşıyorum, bilmediğim konuları arkadaşlardan öğreniyorum. Bu sürekli olan şeyler ve sonu yok. “Öğrenmenin ve Öğretmenin yaşı yoktur” derim her zaman.

Erkenden kalkıp çadırımın kapısını açıp bir süre dışarısını izleyip bunları düşündüm. Solda bisikletim KUZ ön tekerleği ve gidon çantama bağlı katılımcı numaram. Mavi plakada 049 siyah rakamla yazılmış. Futbol sahasının yeşil çimen zemini. Karşıda toprak yükseltide çam ağaçları. Sahanın karşı tarafında, duvar dibinde kurulu çadırlar.

Eşyaları, çadırı toplayıp kamyona verdikten sonra kahvaltıyı yapıp karnımızı doyurduk. Bisikletlerimiz yola çıkmaya hazır durumda. Hareket saatini bekliyoruz.

Mysia Yolları Bisiklet Turu yazılı pankart önünde İzmir den buraya kadar pedal çeviren dostlar bir arada resim çekiliyoruz. Soldan; Mehmet Ali Akyüz, Cem Tabanlı, Urim Babacan, Nafiz Sağdur ve Ceyhun Altın.

Bizi çeken Özcan kendisi de kareye girsin diye elçek yapıyor kendini ve bizi çekiyor bir poz.

Başka bir pankartta ise “Mysia Yolları Bisiklet Turu Hatırası” yazısı altında biri kadın, biri erkek iki bisiklete binerken resmedilmiş. İki bisikletli birbirine doğru dönük durumda. Sadece kafa yerleri kesilmiş. Biz de yaramaz çocuklar gibi pankartı ele geçirip çeşitli resimler çekildik. Erkek kısmında Cem Tabanlı kafasını çıkarmış kameraya doğru bakıyor güneş gözlüğü ile. Kadında ise Nafiz Sağdur, Cem’in tarafına bakıyor kafasında kaskı ile. Ben sağda Ceyhun Altı solda sadece kafaları yandan dışarı çıkarmış durumdayız.

Cem çıkıyor, yerine ben giriyorum uzun saçlarım salık durumda. Nafiz kafasını bisikletlinin durumuna göre ters tarafa doğru çevirmiş. Cem yandan kafasını çıkarıp bize bakıyor.

Bu kez Cem kadın tarafından kafasını çıkarıp kollarımız da dışarıda sanki bisikletin gidonunu tutuyormuşuz gibi. İkimizin yüzleri birbirimize dönük.

Bu kez Mehmet Ali kadın yerinde, Ceyhun Altın erkek yerinden başını çıkardı. Ben ve Nafiz sağda, Cem solda öylece poz veriyoruz.

Sonunda hareket edip yola çıktık, dünkü geldiğimiz yolun tersine, gölete doğru diğer yoldan tırmanmaya başladık ve manzara yine karşıma çıktı. Ulubat gölü göründü.

Tırmanma devam ediyor ve yol sola dönerken yeni ufuklara doğru gidiyorum.

Yol kıyısında, ormanın içinde siyah – beyaz bir köpek durmuş geçen bisikletçilere bakarken fark ediyorum. Durup resmini çekiyorum. Yerleşim yerinden uzaktayız, ne işi var burada ormanın içinde. Sanırım bu sevimli köpek dişi ve yavruları var. Yavruları ormana gizlemiş, kendisi geçen bisikletçilerden zarar gelir mi gelmez mi diye tetikte. Sadece bizleri izliyor, ormana girersek harekete geçer sanırım ama bizler yoldan geçip gittiğimiz için oturmuş izlemekle yetiniyor. Kulakları ve sırtı siyah, yüzü ve göğsü beyaz renkte. Sol gözü siyah renk tarafında kalmış.

Geniş dallı servi ağacı yukarıya doğru dalları kısalarak üçgen olmuş. Ağacı daha da güzelleştiren mor çiçekler açmış otları dibinde barındırması.

Çay yoğun bitki örtüsü altında sakince akıyor kendini göstermeden. Sadece dikkatli dinlersen su sesini duyabilirsin.

Anlayacağınız her taraf yeşil bitki örtüsü etrafı sarmış durumda. İstanbul’dan sonra en yoğun araç trafiği olan Bursa yaklaşık 50 Kilometre ötede. İnsanlar beton yığınlarında yoğun trafik içinde cebelleşirken biz doğanın içinde Yeşil Bursa’ya yakışır durumda bisiklet sürme şansına sahibiz. Ve öyle yapıyoruz; bisiklet sürerken ormanın içinden kuş seslerini dinleyerek geçiyoruz. Etrafı kirletmeden, sessizce pedal basarak tırmanmaya devam ediyoruz. Yol kıvrılarak yukarı çıkıyor. Sağ ,sol ormanı oluşturan ağaçlarla kaplı.

Bisiklet sürdüğümüz yollar, yürüyüş yolu ve bisiklet yolu rotaları. Bazı rotalar çakışıyor. Hem yürüyüş, hem de bisiklet yolu. Gönüllülerin yaptığı çalışmalar ve Nilüfer belediyesinin katkıları ile kavşaklara rota tabelaları dikilmiş. Solu gösteren kahverengi boyalı yürüyüş yolu tabelasında Maksempınarı 3.5 Km, Sağı gösteren tabelada üstte yürüyüş rotası Akçalar 5.5 Km, altında sarı boyalı bisiklet rotası 5. 5 Km göstermekte.

Yeşil ağaçlar arasından Gölyazı ve Ulubat gölü. Yüksekten ve uzaktan görünümü harika. Daha dün sabah oradaydım ve şimdi uzaktan izliyorum. Manzara süper.

Diğer yönde ise sıradağlar ve meşe ormanları yeşil bir deniz gibi. Sadece yol kıyıları, bazı yerlerde biraz derinde tarla açılarak ekilip biçiliyor.

Ormanın içinde bol oksijen soluyup bisiklet sürmenin keyfini yaşıyoruz. Yolun iki tarafı meşe ağaçları ve bisiklet sürenler.

Buralara özgü şakayık çiçekleri yine karşıma çıktı. Ben de ormanın yeşil bitki örtüsünde kırmızı taç yaprakları ile desen yaparak sanki nakış işlenmiş yeşil atlasa.

Yeşil alanda bazı yerde yeşil yerine krem renginde taş ve toprak olan yerler var. Burası mermer ocağı, mermer bloklar kesilip alındıktan sonra atıkları gelişi güzel etrafa saçılıyor ve çirkin bir görüntü ile insanın zevkini bozuyor.

Üstteki resim ile alttaki resim arasında bir tezat oluşmuş durumda. Üstteki resimde mermer ocağından çıkan moloz yığınlarının çirkin görüntüsü alttaki resimde yok. Ormandan kesilen ağaçların gövdeleri istiflenmiş yol kıyısına. Odun istifi göze daha hoş geliyor ve beynimdeki algı beni rahatsız etmiyor bu görüntü. Bir metre boyundaki odunlar iki metre yüksekliğe kadar odundan bir duvar oluşturulmuş. Odun duvar da elli metreyi geçkin. Yeşillikler arasına gizlenmiş bir köy de görünüyor. Asfaltta bisikletliler için Mysia yazısı ve gidilecek yönü belirten ok işareti mavi renkli sprey boya ile belirtilmiş. Dün akşam turu düzenleyenlere yerlere işaret yaparsanız herkes yolu kolaylıkla takip edebilir diye tavsiyelerde bulunmuştum. Bu tavsiyelere uymaları hem beni hem de katılımcıları sevindirdi.

Uzaktan gördüğüm köye geldik. Köy evlerinden birinin önüne gelince durdum ve resmini çektim. Karkas olarak yapılmış evin dış görünümü ilgimi çekti. Köşede kalın dikme ve arada daha ince dikmeler, köşedeki dikmeye çapraz çakılmış kalaslar ve atkılarla iskeleti oluşturmuş. Araları da kerpiç örülüp duvarlar tamamlanarak çatıyı da üzerine kondurulmuş. Evin kapısı ve arka kısımda duvarın bir kısmı blok tuğla örülüp onarıldığı belli oluyor. Kapı demir saçtan yapılmış. Evin penceresi yok ve sadece yerden bir, bir buçuk metre kadar olan kısmı çamurla sıvalı. Kalaslar ve kerpiç duvar dış etkenlerden etkilenerek eskiyip dökülmek üzere.

Bir tarla, 30 yada 40 dönüm bayırda ekin ekilmiş yemyeşil. Tarla sınırı meşe ağaçları ile çevrelenmiş durumda. Bisikletimdeki kartal tüyü de görüntüye girmiş.

Arazide kayalıklı bir alana gelince şakayık çiçeklerinin o muhteşem kırmızı renkleri ile açıp görsel olarak bizlere sunmuş olarak görünce durup bisikletimden inerek yakından görmeye gittim.

Cep telefonumun kamerasına en yakın olan şakayık çiçeği ile bir çok şakayık çiçeğini birlikte çektim.

Şakayık tarlasında başka küçük çiçekler de var. Beyaza yakın pembe renkli, beş taç yapraklı küçük çiçekler şakayık çiçekleri altında halı deseni gibi olmuş.

Şakayık çiçekleri arasında daha açmamış tomurcuklar da var. Demek doğayı bir süre daha güzel görünümde tutacaklar.

Yeşilin coşmuş hali, meşe yaprakları ve şakayık çiçeklerinin yaprakları birbirine karışmış. Taze, canlı ve parlak yeşilinde şakayıkların kırmızı rengi, çiçeklerin içindeki sarı organları ile doğanın ne kadar muhteşem olduğunu gözlerimin önüne seriyor. Bir süre bu güzelliği seyre dalıyorum. Beni dinlendiriyor adeta. Ruhum orman derinliklerinde yeşil renge bürünüp huzura ermiş durumda.

Ortası delik bir kaya ilgimi çekiyor. Yakından çekiyorum arkada görünen ağaç ile beraber. Kayadaki delik yandan yarılmış, küp şeklinde. Yanları düz, sanki yontulmuş ama görünümü doğal.

Şakayık tarlasında benimle beraber dinlenen bir kaç bisikletli daha var. Onların bir kısmı bizi takip eden ambulanstaki görevliler. Koca gövdeli, büyük bir meşe ağacının gölgesinde dinleniyorlar.

Asfalt yoldan ormanın içinden geçen toprak yola saptık. Önümde iki bisikletli durmuş bir şeylere bakıyorlar. Orman meşe ağaçları içinden geçen toprak yol çok güzel. Yerde de Mysia ve ok işareti yazılıp gideceğimiz yönü belirtmişler. Artık kaybolmadan grubu takip edeceğim.

Ormanın içinden giden toprak yol biraz çukurda olan yere inip tekrar çıkarak uzayıp gidiyor. Solda ileride mermer ocağından çıkan atıklar bir tepe oluşturmuş. Yeşil meşe ormanı içinde krem rengi ile doğanın ahengini bozmuş sanki. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Meşe ağacının kabuklu gövdesinin yanından fışkırmış meşe dalları coşkulu yeşil ve iri yaprakları arasında kendini gösteren şakayık çiçekleri üç tane. Yeşil zemine üç kırmızı rengi kondurmuş ressam güneş ışıkları altında tablo yapmış gibi.

Hep şakayık çiçeklerini çekecek değilim ya. Diğer çiçekler de alınmasın diye onları da çekiyorum. Orman içinde birbirine karışmış bitkilerin olduğu yerde beyaza yakın pembe çiçekler açmış çalıyı çekiyorum.

Yabani gül filizi taze açmış, büyümekte ormanın içinde. Henüz çiçeklerini açmamış. Meşe yaprakları arasında boy göstererek büyümekte.

Daha önce uzaktan gördüğüm krem renkli yığına geldim. İşe yaramaz moloz taşlarını getirip buraya yığıyorlar ormanın içinde. Meşe ağaçları ve moloz yığınları yanına bir de doğaya atılmış karyola, çekyat atıkları manzarayı tamamlamış. Doğayı katletmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.

Biraz ileride, ağaçların arasına getirilip bırakılmış kırmızı renkli hurda bir araba sorumsuzluğun daniskasını oluşturmuş.

Mermer ocağını görüyorum sol tarafımda. Blok olarak kesilen mermer kayaları işe yararlar alınıp kenara istiflenmiş. İşe yaramaz molozlar da kenarda yığın tepeleri oluşturmaya başlamış.

Çıkarılan bloklar kenarda bir yerde konularak kesilmek üzere yüklenmeyi bekliyorlar. Buradan kamyonlarla alınıp mermer kesme atölyesinde 2 yada 3 santim kalınlığında plakalar halinde kesilecek.

Atlas köyüne geldik ve karşıma eski bir ev çıkıyor. Ev iki katlı, kagir olarak yapılmış. Alt kat taş duvar, çamur sıva ile kapatılmış. Sıvaların bir kısmı dökülerek taşlar görünüyor. Üst kat ise çoğu yer dikdörtgen çerçeve tahtalar içinde pişmiş tuğla ile duvarlar yapılmış. Üst kat hiç sıvanmamış, olduğu gibi sıvasız. Çatı kiremitli, omurga kalasları dışarıya taşmış durumda. Pencereler camsız, çeşitli malzemelerle örtülü. Evin tam köşesinde asma dikilmiş ve evin birinci katından itibaren köşeden iki yana doğru uzatılmış. Yeni yaprak açmış olan filizler az da olsa eve renk katmaya başlamış. Sağ arkada yeni evler görünüyor.

Başka bir eski evi de köşeden çekiyorum. Ev çamur ile sıvalı, pencereler perişan, kapısı gelişi güzel tahtalardan derme çatma. Eve güzellik katan pencerenin üstünden bağlanmış asma gövdesi ve yeni filizlenmiş yapraklar. Evin iki cephesinden dolaştırmışlar asmayı. Eski evleri görmek hoşuma gidiyor. Kim bilir neler yaşanmıştır, neler görmüştür tarih kokan ev. Sağda, karşıda görünen yeni yapılmış betonarme iki katlı ev aynı asma dikilse de pek sevimli değil.

Bahçede tavukları ve başlarında horozu görünce resim çekeyim derken cep telefonumu çıkarasıya kadar benden uzaklaştılar. Ama yine de görüntüye alabildim. Bahçe bitiminde meşe ormanı başlıyor.

Yürüyüş tabelalarını daha önce görmüştüm. Şimdi ise yürüyüşçülerin işareti olan kırmızı – beyaz boyalı şerit işareti kayada gördüm. Bisiklet ve yürüyüş rotası kesişiyor burada. İşaretli kaya yerde.

Ben habire resim çekmekle uğraşırken çok gerilerde kaldım. Grup haldır huldur gidince en arkada teknik destek aracını kullanan hemşerim Rıfat Küçükler bana “Urim Baba çok geride kaldın, öğle yemeğine yetişmek gerek. Hadi arabaya bin de öğle yemeğini kaçırmayalım” dedi. Ben de “İlk defa gördüğüm yerlerden bisikletle geçiyorum ve bu güzellikleri görüp te resimlerini çekmeden olmaz ki! Turun amacı hiç durmamak mı?” diyerek karşılık verdim. “Şimdi yemeğe başlamışlardır, yemeği dağıtan firma beklemez bizi” deyince  ben de “Eh ne yapalım grubu yakalayalım” diyerek bisikletimle arabaya binip kısa sürede gölete geldik. Göletin başlangıcında arabadan indim bisikletimle.

Burası Dağyenice göleti. Gölet’in başlangıç yerine yasakların bolca yazıldığı üç tabela dikkat çekici bir şekilde karşıma çıktı. Tabelalardaki yazılarda karar verilememiş. Baraj mı yoksa gölet mi? diye. Artık sizin yorumunuza kalmış bir şey. Arkada göletin suları, önde üç tabela. Soldaki tabela kırmızı zemine beyaz yazılarla “Baraja girmek tehlikeli ve yasaktır” Devlet su işlerinin etiketi DSİ amblemi var. Altına da brandaya elle yazılmış “Ördekleri avlamak yasaktır” yazısı yeşil renkte tazılı. Bence en doğru ve gerekli olan bu uyarı yazısı. Bilinçsiz avcılar yüzünden neredeyse yaban ördekleri bitmek üzere. Keklik kuşlarını bitirdikleri gibi. Soldaki tabelada “Gölete girmek tehlikeli ve yasaktır” yazısı yeşil zemine beyaz yazı ile yazılmış. Üstte DSİ ve orman bakanlığının amblemi. Altta da dört uyarı işareti, mangal yakmak, balık tutmak, kayıkla gezmek ve yüzmek yasak ibareli işaret. Kırmızı daire içinde ve soldan kırmızı şeritle çizilmiş. Anlayacağınız her şey yasak, böyle yasakçı zihniyetle bir yere varılmaz. “Yasak” yazılacağına “Tehlikeli” yazılsa insanlar belki daha iyi algılar. Gerçi bizim toplumda pek okuma alışkanlığı yok denecek kadar az, neyse artık.

Yürüyüş yolu tabelaları burada var, bisiklet tabelası yok. Bizler bisikletle geldiğimize göre bisiklet yolu tabelası konulmalı. Sola Kadriye 8 Km, Misi 28 Km olduğunu belirtmiş. Sağa doğru ise Güngören 1 Km olduğunu belirtmiş. Biz Misi yazan yere doğru gideceğiz. Öğle yemeğini baraj göletinin yanında yiyoruz ve bir süre dinlendik. 28 Km yolumuz kalmış. Tabelanın arkasında toprak yol ve ağaçlar.

Meşe ormanı dibinde ve taze otlar çiçek açmak üzere, kimi açmış.

Göletin kıyısında öğle yemeği yedik, biraz dinlendik, yorgunluğumuzu aldık sohbet ederek. Harekete geçmeden önce topluca resim çekilelim deyip gölet arkada kalacak şekilde poz verdiler. Ben de karşıdan resimlerini çektim. Pankart önlerinde, birisi sağda bisikletini kaldırmış başının üzerinde. Soldaki de ön tekeri havada poz veriyor.

Yola çıkan grup ile beraber inmeye başladık orman içinde. Güzel bir alan görünce akan çayın dibinde durup kahve molası verdik arkadaşlarla. Kahve molası iyi geldi. Akan çayın berraklığı güneş ışıklarıyla parıldıyor. Yosun tutmuş taşların arasından usulca akıyor yolumuzla beraber. Su yüzeyine oturduğumuz ağaçların gölgeleri yansımış.

Akan çaya başka dereler de karışıyor. Çayın aktığı yerler yeşil bitkiler, ağaçlar ve her yerde olduğu gibi çınar ağaçları boy gösteriyor.

Görülmesi gereken yerlerde bisikletle dolaşmak ve durup ormanın bu güzelliğini içime sindire sindire izlemek gibisi yok. Toprak ve ağaç gövdeleri kahverengi – gri tonda, yapraklar ise yemyeşil. Suluboya tablosu gibi olmuş. Doğada gözümün önünde canlı izliyorum. Sanat galerisinde, dört duvar beton binada izlemeye gerek yok ressamın görüp te boyadığı hayalleri.

Kahve olayını çabuk halledip toplandık ve yolun akışına bıraktık kendimizi yokuş aşağıya. Etraf meşe ağaçları ile dolu ormanın yeşilliği büyülüyor adeta. Ve sarmaşıklar kalın ağaç gövdelerini sarmış yukarı doğru.

Akan bir çeşmenin başında durup su içiyorum biraz. Tüm şişelerimi de taze su ile dolduruyorum. Çeşmenin aynası yamaçta taş duvar olarak yapılmış, akan çeşme borusu ve üstünde kare bir boşluk bırakılmış. Yalak betondan dikdörtgen olarak ağzına kadar su dolu. Yalak tamamen yosunlarla kaplı. Duvarın etrafı yeşil bitkilerle renklendirilmiş doğal olarak. Yan orta solda kartal tüyüm de resme girmiş.

Dağların arasından iniyoruz. Açık alanda dağın tepesini ve yukarı doğru giden orman yolu hattını görüyorum.

Büyüleyici meşe ormanında sık gövdeler o kadar kalın değil. Çapları 25 – 30 santim kadar. Hemen hemen aynı kalınlıkta olmalarının nedeni belli bir kalınlığa geldi mi ağaç kesilip odun yapılıyor. Köylerde evi ısıtmak için sobalarda yakacak olarak kullanılıyor. Ayrıca taş fırınlarda odun ateşinde ekmek te pişirmek için meşe odunu kullanılıyor. Bunun yanında odun kömürü yapımında da kullanılmakta. Odun kömürü mangal yakılıyor. Meşe odununun sık dokusu köz ateşinin daha çok ısı ve yanma süresi, yavaş yanması nedeni ile tercih ediliyor. Ormanın zenginliklerinden insanlar faydalanıyor sürekli. Bu devinim içinde meşe ağaçları sürekli yenileniyor. Kesilenin yerine hemen yenisi filizlenmiş hazır bekliyor. Kendine yer buldu mu uzayıp gidiyor göğe doğru.

Biri kadın biri erkek bana poz veriyor bisikletlerle yanımdan geçerken. İkisi de az önce kahvemi içmişlerdi, selamları sol elleri ile verdiler.

Yolda giderken birden karşıma yolun yarısını kaplamış toprak yığını karşıma çıktı. Büyük bir olasılıkla gece döktüklerini zannediyorum. Karanlıkta öylece toprağı döküp kaçmış kimse görmeden. Büyük bir sorumsuzluk örneği olarak dökülen bu toprak yığını gece hızlı giden bir araç dönemeçten hemen sonra karşısına çıkınca ne olacağı belli değil. Ya direksiyonu ani reflekse kırıp uçuruma düşebilir. Ya da toprak yığınına çarpıp ters dönme olasılığı var. Gece karanlıkta ise direk toprak yığınına çarpar.

Ormanın bitki örtüsü meşe ağaçları yerini çam ağaçlarına bıraktı. Asfalt yola çıkıp göl seviyesine yaklaştık sayılır.

Asfalt yola çıkınca varacağımız yere az kaldı, Çalı ve Demirci köylerini geçip şimdiki adı Gümüştepe olan Misi’ye geldik. Burada Nilüfer belediyesinin kamp karavan tesislerinde çadırları kurduk. Hiç zaman geçirmeden daha aşağıda olan duş yerine gelip duşumuzu aldık. Çamaşırları terden arındırdıktan sonra çadırlara eşyaları yerleştirdik. Islak çamaşırları kurusun diye tellere astım. Kamp yeri çimenlik bir alan, ortalık curcuna yerine döndü birden bire. Herkes yerleşmeye çalışırken Keşan’dan gelen Muammer Taşkıran şortunu giyip üstü çıplak ısınma hareketleri yapıyor duş kuyruğuna girmeden önce.

Buradaki evler restore edilerek boyanmış. Mor renkli, iki katlı bir ev karşında. Pencereleri kahverengi renginde boyalı. Sola doğru giden sokağın başında Nilüfer Belediyesi yazılı branda iki direğin üstüne konulmuş. Yerler Arnavut kaldırımı taş döşeli. Köy turistlik olarak ziyarete gelenler var ve bütün evler restorasyondan geçirilip yenilenmiş. Köylere has ürünler sergilenip satılıyor. Bunlardan birisi ise tam buğday ekmek ve köy kahvesi yazılarından anlaşılıyor. Biz akşam yemeğini belediyenin tesislerinde yiyoruz. Köy kadınları burada nefis yemekler pişirip ikram ediyorlar.

Daha yeni hayata geçirilen Myisia Yolları yürüyüş ve bisiklet rotalarını ilk defa bizler bisiklet sürerek başlattık. Belediye kocaman bir tabelada büyük bir alanı gösterir coğrafi harita ve yolları gösterir biçimde köyün meydanına koymuş. Haritada rotalarda işaretler ve açıklamalarını yazıp gezginlere yollarının nereler olduğunu belirtmiş.

Akşam karanlığı çökünce müzik grubu gelip bizlere rock tarzında Türkçesi sert müzik çalmaya başladılar. Sert yokuşlara iyi oldu sert müzik. İki gitar, iki mikrofon ve arkalarında bateri. Buraya kadar beraber geldiğimiz Ceyhun, Mehmet Ali, Nafiz, Cem ve ben çadırlarımızın önünde oturup Nafiz’in 500 Kilometreden fazladır taşıdığı bir litrelik votkayı içmeye başladık. Bu bizim için ödül oldu sanki ve yarınki tura gitmeyip eve dönmeye karar verdik. Evlerimizin hasreti alkolle daha da belirginleşti. Uzaktan gelen sert müziğin etkisi de olabilir. Uzun süredir yollardayız ve artık yeter dedik bardaklarımızı tokuştururken. Önemli olan bir şey vardı; o da yaptığımız bu turdan hepimiz de memnunduk, mutluyduk ve çok güze zaman geçirdik birlikte. Hepimiz de uyumlu olunca bir daha yaparız böyle uzun turlar diye kararlaştırdık. Vedat Karakaya aramızda olmasa da onu da anarak yad ettik. Hiç program yapmadan anı yaşayarak yolun getirdiği güzelliklerle beraber yolun nasıl geçtiğini anlamadan 500 Kilometreden fazla birlikte bisiklet sürdük.

İki gitarcı ve bir baterist müzik yapıyor gecenin karanlığında.

İçkinin verdiği güzel kafa ile çadırlara çekilip ninni gibi gelen müzik eşliğinde yatıp uyudum bir güzel.

Ertesi gün çektiğim videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Bisikletçiler kamp alanından çıkıyor.

Bu gün yaptığımız tol yaklaşık olarak 46 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

Ertesi gün, eve dönüş;

Sabah erkenden uyanmadım bu gün, tembellik hakkımı kullanıyorum. Güneş çıkmış çoktan ve bisikletin gölgesi çadırıma vuruyor güneşle beraber. Yol bisikletinin boynuz gibi gidonu, üstte fren kolları ile şekil oluşturmuş. Ön tekerleğin bir kısmı da gölge olarak vuruyor. Böyle bir manzarada uyanıp tembellik yaptım bir süre. Çadırım iyice ısınmış güneş ışıkları altında.

20170514_085122_HDR

Fazla yanmadan çadırımdan çıkıp temiz havayı ciğerlerime çekiyorum. Dere kenarı, köyün yeşilliği, bozulmamış dokusu harika. Sabah kahvaltısını birlikte yapıyoruz. Turu düzenleyen arkadaşlara bizi otogara bırakmalarını rica ettik. Artık dönme zamanı deyip toplanmaya başladık. Sağ olsun arkadaşlar bizim için belediyeden bir kamyonet gelip otogara bırakacağını söyleyince içimiz ferahladı. Kalan arkadaşlarla vedalaştım görebildiğim kadarı ile. Kalanlar yapacakları tura başlarken vidosunu çekip uğurladım.

Aşağıda videosu var.

İçimiz ferahlayınca kamyoneti beklerken parkın girişinde köylü kadını dikkatimi çekti. Koyu renkli ve siyah çarşaf giymiş yaşlı kadın başına da siyah örtüyü bağlamadan atmış yerde oturmuş durumda topladığı kiraz ve erikleri satmaya çalışıyor. Kilosu kaça demeden bir kilo kiraz alıp parasını verdim. Halinden anladığım kadarı ile oturup pazarlık yapılacak durum yoktu. Sattığı kirazlar pahalı olsa da almak gerektiğini düşündüm.

Ağacın dibinde kaldırıma oturmuş kadın, kaldırımda iki kasa kiraz, yeşil erikler plastik kapaklı kaplarda sergilenmiş. Bez bir pazar çantası ve sepet ağacın dibinde. Parkın giriş kapısı çit olarak yapılmış.

20170514_111823_HDR

Uzun süredir yolda olduğumuzdan Cem Tabanlı’nın ayağı iyice kötüleşti. Pek bisiklete binemedi son gün, araçla kamp yerine geldi.  Kamyonet gelince bisikletleri ve çantaları kasaya yükleyip otogar yolunu tuttuk. Otogar Bursa’nın diğer yanında. Bursa’nın korkunç trafiğinde bisiklet sürmenin anlamı yok. Şehri boydan boya geçmek gerek otogara gidebilmek için. O yüzden araçla gitmek daha mantıklı. Kamyonet bizi otogara bıraktı, bisikletleri ve çantaları indirip yazıhanelerin olduğu yere geldik. Ben ve Cem İzmir için Kamil Koç firmasından biletleri aldık. Biletleri alırken bisikletli olduğumuzu belirttik özellikle. Şimdiye kadar hiç sorun çıkmamıştı, şimdi de sorun çıkarmadılar. Kamil Koç firması bisikletçi dostu oldu her zaman. Antalya’ya gidecek olan Ceyhun, Nafiz ve Mehmet Ali biletleri anca geceye bulabildiler. Bizim otobüs bir saat sonra kalkacak. İzmir’e saat başı araba kalkıyor o yüzden yer bulmakta sıkıntı çekmedik. Antalya’ya gidecek arkadaşlarla vedalaştık kucaklaşarak. Otobüs hareket saatinden önce perona gidip ön tekerlekleri söküp otobüsü bekledik bir süre. Otobüs gelince dikkatlice bisikletleri ve çantaları yerleştirip koltuklarımıza oturduk Cem ile birlikte. Otobüs hareket ettikten sonra hatıra olsun diye elçek resmini çekiyorum Cem ile.

20170514_154352

Yaklaşık 6 saat gibi bir zamanda rahat bir yolculukla İzmir’e vardık. Bisikletleri ve çantaları indirip ön tekerlekleri taktık. Cem’in ayağı kötü olduğundan bisikletini Uluğ Cem Balkanlı otogara geldi bisikleti almak için. Çantalarını da bir arkadaşı araba ile Cem ile birlikte alıp götürdü. Çantaları da bagaja yükleyip dosdoğru bir yol ve korkunç bir trafikte bisiklet sürüp Alsancak yeşil çimenlerine attık kendimizi. Oh dünya varmış deyip çimenlere yayıldık.  Çimlerde bizi Gülşah Ongun ve Habibe karşıladı. Avrupa şehirleri bisiklet yarışması için hazırlanan tabelanın dibinde oturduk. Tabelada yazan “Kendim için Kentim için Sürüyorum” ve #eccizmir yazısı, İzmir siuleti ile İzmir büyükşehir belediyesi saat kulesi logosu var. Avrupa şehirleri bisiklet sürme yarışları devam ediyor Mayıs ayı boyunca. Tabelanın dibinde yeşil çimenlere oturup yorgunluk kahvesi pişiriyorum. Hak ettik sayılır. Uzun bir turun sonunda eve kavuşmanın sevinci ve yaptığımız yolculuğun tadı henüz damağımda iken kahve ile birlikte arkadaşlarla paylaşıyorum.

Çimenlerin üzerine oturmuş kahve pişirirken yanımda iki güzel kadın da eşlik ediyor. Arkada belediyenin tabelası ve apartmanlar var. Kahve takımları önümde serili durumda. Sağ alt köşede bisiklet gidonu ve asılı sarı renkli bir kask var.

20170501_114612_HDR

Böylece 10 günlük bir turun daha sonuna geldik sevgili okurlar. Turda bir çok yer gördüm, yaşadım, yedik, içtik, yorulduk, terledik, kahve içtik, sohbet ettik, paylaştık, kavuştuk, ayrıldık. Bolca resim çektim tur boyunca, bunların hepsini sizlerle paylaştım, gördüklerimi anlattım. Herkes gittiğim yoldan gitme olanağını yakalamayabilir ama ben yolu açıyorum, bu yol hepimizin ve paylaşalım. Ben paylaşıyorum her zaman olduğu gibi. Paylaştıkça dostlarım artıyor sürekli. Hazine torbam dolmak bilmedi yol boyu. Dostlar, hikayeler doldukça sevindim. Mutlu bir duyguyla turu bitiriyorum ama başka turlarda yine görüşeceğiz. Durmak yok, yola devam derim her zaman. Bu yazı biraz geç oldu ama yazmak kolay değil, zaman yetmiyor.

Sağlıcakla kalın, başka turlarda görüşmek üzere

Otogar – Fahrettin Altay yaklaşık 17 Kilometre civarı.

Aşağıda haritası var

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes 3. Gün

27 Nisan 2016 Çarşamba

Beydağ – Kiraz – Çatak Vadisi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır.)

Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, sul taraf kayalı, sağ taraf yeşil bitki örtüsü ile kaplı. Yukarıdan şelaleden sular döküldükten sonra, dört kademe basamaktan çağlaya çağlaya çay akıyor.

Çadırımın kapısını her zaman doğuya doğru, Güneşin doğduğu tarafa kurarım. Sabah ilk gün ışıkları ve Güneş çadırımın içine girmesini isterim. Ve bu sabah Güneş ilk ışıklarını çadırımın içini dolduruveriyor ilk ışıklarıyla. Öyle bahtiyarım ki zamanın tadını çıkarıyorum. Hiç acele etmeden. Bazen zamanı durdurmak gerektiğinde zamanı durduruyorum. Zaman durunca çadırımın için bir Dünya Güneş ışığın içeriye dolmasını sessizce izliyorum sadece. İçim de ışıkla doluyor, kalbim berraklaşıp yeni güne başlamak için enerji ile doluyor. Zaman durunca tembellik hakkımı da kullanmış oluyorum.

Çadırımın fermuarı açık içeriye Güneşin parlak ışıkları doluyor. Tam karşımda çınar ağacının kalın gövdesi ve bisikletim KUZ sadece ön tekerleği ile görünmekte. Gidonda sarı kaskım asılı durumda.

Tuvaletlerin olduğu binaya geldim. Elimi yüzümü yıkayıp güne güzel bir sabah ile başlıyorum. Çadırı kurduğum yer küçük bir tepede. Fıstık çam ağaçları dikilmiş sıralı olarak. İstinat duvarı taş ile örülüp beyaz kireç ile badana yapılmış. Yukarıya doğru merdiven de taşlardan yapılıp beyaza boyanmış.  Uzaktan bakınca temiz ve bakımlı bir park görünümünde.

Sabahları her zaman yaptığım kahve pişirme olayına zaman geçirmeden başladım. Kahve takımlarını çıkarıp kahve cezvesini ocağa sürüyorum. Çınarın gövdesi köklerde daha da genişliyor saçak biçiminde. Urim Baba’nın Kahvesi tabelamı da gövdeye iliştirdim. Bağdaş kurup kahvenin pişmesini bekliyorum sabırla.

Kahve tiryakisi olan Sadun abi de bankta oturup kahvenin pişmesini sabırsızlıkla bekliyor. Resmimizi çeken Ferdimen de sırada, o da sabırsızlıkla bekliyor kahve pişmesini.

Kahve faslından sonra eşyalarımı ve çadırı toplayıp kıytırığın çantasına yerleştiriyorum çarçabuk. Ardından kahvaltılık malzemelerini alıp az aşağıda çay bahçesinde masalara yerleşiyoruz. Masaları tek sıra birleştirip sıraladık manzaraya karşı. Aşağımızda Beydağ baraj göleti görünmekte. Ondan öte Bozdağların sonları ve Suyun Kaynağına gideceğimiz Çatak vadisini görüyoruz. Masanın üzerinde duble bir çay bardağı içi çay dolu ve kavanozda bal.

Hepimiz önümüz açık şekilde oturup kahvaltıyı eşsiz bir manzarada keyfimizce yapıyoruz. Hani Şair demiş ya Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı işte o anları yaşıyoruz mutlulukla.

Şafak ve ben yan yana kahvaltı yaparken arkamızdan Gürel Beydağ baraj göleti ile birlikte resmimizi çekiyor.

Kahvaltıyı afiyetle yaptıktan sonra az yukarıda şelalelerin olduğu yere doğru yürümeye başladık. Etraf yeşillikler içinde, dere de şarıl şarıl akıyor otların arasından. Arkadaşlar da ileride yürüyüş kolunda ilerliyor.

Eski taş köy evleri, duvarlar düz olarak örülmüş. Evlerin üstü kiremit ile kaplı.

Evlerin kimisi iki katlı, kocaman bacası ve dağılmak üzere olan eğri büğrü çatısı. Ha yıkıldı, ha yıkılacak gibi.

Dere yatağında yukarıya doğru çıkıyoruz. Dere küçük ama şarıl şurul küçük çağlayan olarak akıyor kayaların arasından.

Az yukarıda dere yatağında taş duvar örülmüş, Dere duvarın tepesinden aşağıya dökülürken Figen Gülgör ayaklarını ve kollarını iki yana açarak altından akan dere ile poz veriyor. Duvarın kenarında saksılar dizelenmiş. Sağda bir masa duruyor.

Duvarın olduğu yere geldim, su dökülürken güneşi de parlak ışıklarıyla kareye alıyorum bir poz.

Dere kademeli olarak akıyor. Üç kademe ve gerisinde daha yüksekten dökülen dere. Şimdiye kadar çektiğim en güzel resimlerden birisi. Suyun kademelerden akışı, ışığın akan su yüzeyinde yansıması görülmeye değer. Su ile beraber sağ taraftaki yeşil bitkiler resmi tamamlıyor. Yeşil bitki örtüsü derinlemesine gidiyor. Sol tarafı ise yosun tutmuş kayalar. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Su bereket getirmiş, yükseklerden dökünen az miktarda su etrafı yeşile boğmuş. Ayrıca kayalar da yosun tutmuş. Kökler aşağıya su ile birlikte süzülmüş.

Burada her taraftan ayrı ayrı küçük çağlayanlar olarak dökülüyor kayaların arasından kayaların üstüne. Suyun döküldüğü yer epey yüksek.

Bazı yerlerde ise düşük kademelerden sakince akıp gidiyor minik dere. Ağaç gövdeleri bile yosun tutmaya başlamış.

Gidebildiğimiz yere kadar gidip resimler çekildikten sonra geriye dönüyoruz. Yoğun bitki örtüsü altında arkadaşlar aşağıda dönüş yolunda aşağıya doğru dere ile birlikte gidiyor.

Buradan manzara ağaçların bana gösterebildiği kadar çok güzel. Bir süre bakmak bile bana yetiyor. Yeşillikler arasından Küçük Menderes havzasının başlangıcı.

Bahar ayında olduğumuzun gerçeği karşımda duruyor. Anne koyun bir yün yumağı halinde yakın zamanda doğmuş kuzusunu emzirirken. Kuzu da annesinin memelerine adeta saldırıya geçmiş. Anlaşılan karnı çok aç kuzunun.

Yılların arkadaşı Hüseyin Dölçek Çay bahçesinde diğer arkadaşların hazırlanmasını beklerken beraber poz veriyoruz. Hüseyin ile yıllarca bir çok turu beraber yaptık, Bazen acele eder, bir an önce yola çıkmak ister ama bazen yanlış yere de gittiği olur. Bazen de o kadar acele eder ki geç kalır, ulaşamazsın ama eninde sonunda gelir. Buna rağmen sağlam bisikletçidir.

Köyün muhtarı geliyor yanımıza, kendisine teşekkür ediyoruz bizi köyde ağırladıkları için. Herkes hazır olunca dün tırmandığımız yokuşu çarçabuk indik. Beydağ da konaklamamızı sağlayan arkadaşa teşekkür etmek için şöyle bir uğrayıp teşekkür ettik ama ne kadar yardımcı oldu bilemiyorum. Belki de hiç yardımcı olmadı. Zaten pek ulaşamamıştım kendisine telefonla ama arkamızdan söz ettirmektense bir görünüp öyle yola çıkalım dedim. Kısa görüşmemizden sonra yola çıkıyoruz. Kasaba çıkışından hemen sonra baraj göletinin olduğu yere doğru tırmanıp  göletin gökyüzünün rengini aldığı masmavi suların kenarında durduk toplanmak için. Ferdimen de bizi gölün masmavi suyu ile birlikte resmimizi çekiyor.

Kıytırık arkasında bayrakları ve KUZ ile gölün kıyısında bir poz çekiyorum.

Göl nehir boyunca kıvrılıp gidiyor. Baraj gölü tamamen dolu, bu yıl iyi yağış yağdı ve dereler, nehirler dağlardan şarıl şarıl akıyor. Tarlalar da gölün bittiği yere kadar gelmiş.

Çaylı köyünde çay molası veriyoruz. Masanın etrafında toplandık köylülerle beraber.

Kahvede oturan Ahmet Sezer ısrarla bize çay ısmarladı, kendisine teşekkür ederim. Daha önceki tecrübelere dayanak olan uydurma efeler gibi değil. Sözünde durdu ve çayları ısmarladı hepimize. Nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz klasik mabetten sonra at muhabbetine geliyor. Adam atlara hasta, atları ballandıra ballandıra anlatıyor heyecanla. Elinde sigarasını yakmaya bile fırsat bulamadı. “Süleyman’ım vuruldu yarım saate Ödemiş’e duyuldu. Yarım saatte atla ödemişe gidip haber vermişler, bu hikaye gerçek” diye anlatıyor. Aşağıda anlattığı türkünün sözleri;

Süleyman Bacanak Türküsü

Kaymakçı kıraathanesinde masa kuruldu

Masanın başında Süleyman vuruldu

Saat beşe varmadan Ödemiş’e duyuldu

Kıyma bana bacanak Abdullah merdenesiyim

Anamın babamın bir denesiyim

Kaymakçı kıraathanesinde halı döşeli

Doktorlar geliyor eli şişeli

Süleyman üç gün oldu şehit düşeli

Kıyma bana appak Abdullah menrdenesiyim

Anamın babamın bir denesiyim

 

Ahmet Sezer heyecanla türküyü anlatırken.

Masada duran dergide atları ve rahvan at yarışlarını bize heyecanla gösteriyor.

Dut ağacının gölgesinde Ahmet Sezer demli çayları yudumlarken türkülerin ve efelerin hikayesini anlatıyor.

Çay molasının ardından Ahmet Sezer’e teşekkür edip yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Her ne kadar leylek yuvasında dursa da daha önce havada uçarken görmüştük. O yüzden bu yıl bol bol gezeceğiz. Zaten gezmelerdeyiz ve yola çıkmaya hazırız.

Yakın çekimde leylek yuvasında gagası ile tüylerini temizlerken.

Hazır olunca leyleğin gözetiminde yola çıkıyoruz. Elektrik direği tepesine ilave demir konularak leyleğin yuvasını yapması sağlanmış. Elektrik tellerine zarar verilmemiş oluyor. Yola çıkmış bisikletliler tek sıra halinde giderken Gürel arkadan resmi çekiyor Leylek yuvası altından

Göl seviyesinde yemyeşil tarlalar ve otlayan inekler yayılmış otluyorlar. Baraj gölü ve ardında dağlar yükselmekte.

Baraj gölünün ardı ova, geniş bir alan oluşturmuş ta Bozdağlara kadar. Dağın dibinde de İzmir’in Kiraz ilçesi var. Oraya doğru gideceğiz.

Yoğun papatya çiçekleri arasında çakır dikeni tek başına açmış, uzun boyu ile ve mor çiçeğin altında dikenli taç yaprakları.

Yol düz ve iyi gidiyoruz. Yolumuz öyle uzun değil. Yol kıyısında bir kahvede mola veriyoruz yine, çay soda içmek gerek.

Kısa sürede Kiraz’a vardık, öğle yemeği için serbest zaman verdik. Şafak ta bizi kendisinin olmayan lokantasına götürdü. Şafak Lokantasının önünde Şafak olarak poz veriyor.

Nefis kuru fasulye, bulgur pilavı, kuru soğan ve acı turşu biberi ile karnımızı doyurduk.

Masa donatılmış durumda, Sevil, Figen, Şafak ve ben kendimize ziyafet çekiyoruz.

Serbest zaman bitiminde herkes alışverişini yapmış ve karnını doyurmuş olarak toplanıp Çatak vadisine doğru yola çıktık. Çatak vadisinin gürül gürül akan Keleş çayının dibinden gidiyoruz yukarıya doğru. Çay yatağına bentler yapılmış taşkın ve sel olmasın diye.

Henüz sert rampa yok önümüzde. Çok hafif bir eğim var sadece. Tek sıra katar misali gidiyoruz.

Yoldaki güzellikleri görmeden geçmiyorum. Bunlardan birisi de tarla kıyısında kırmızı açmış gelincikler. Yeşil otların arasından bir canlılık vermiş doğaya.

Başka bir güzellikte içi dolu su akan kanallar. Suyun akışı insanı cezbediyor.

Küçük bir tepe, tepede kale duvarları yıkık dökük görünüyor. Sol tarafta cami minaresi göründüğüne göre oralarda bir köy olmalı. Ağaçlardan görünmüyor.

Ferdimen de bisikletin gidonuna ABAK ta kullandığımız yeşil renkli kurdeleyi bağlamış aheste aheste bisiklet sürüyor.

Kavaklar ve bahçeye dönüşmüş dere kenarı, bahçede nar ağaçları dikilmiş. Henüz çiçek açma zamanı değil, Mayıs ayında açıyor nar çiçekleri. Çay yatağındaki su dengeli aksın diye sık sık bentler örülmüş ki çay yatağını bozmasın taşkın olmasın diye.

Az bir eğimle düz çay yatağı düzenlenmiş olarak sakince akmakta.

Bisikletim KUZ ve kıytırık bendin üstünden dökülen çay ile beraber resmini çekiyorum.

Daha çok çınar ağaçları olan çay yatağında kimi yerlere ceviz ağaçları da dikilmiş. Çay tertemiz olarak kayalardan çağlayıp akıyor. Arada durup çayın akışını izliyorum. Hem biraz da dinlenmiş oluyorum böylece. Tırmanış artmaya başladı, eğim sertleşiyor git gide.

En arkada yavaş yavaş çıkıyorum kendi tempomla. Önümde Kaya Palancılar ve Cem Koç var sadece. Eğimin fazla olduğu yerde bir dönemeç var önümde. Dönemece gelmeden bir hışırtı duyuyorum. Herhalde traktör ile dereye toprak döküyorlar az ileride. Ben öyle sandım o hışırtı sesini. Dönemeci dönünce Kaya Palancılar telaş içinde derenin kenarında aşağıya bakarken ne göreyim bizim Cem Koç bisikleti ile 4 metre aşağıda dikenli böğürtlen çalısının içinde bisikletin üzerinde yan yatmış olarak öylece duruyor. Hemen bisikletimden inip Cem’in durumunu sordum her hangi bir kırık çıkık var mı diye. O da sakince şimdilik iyiyim deyince az rahatladım. Çalılara aldırmadan çok dik olan yerden dikkatlice Cem’in yanına indim. İlk önce dikenli çalıları üzerinden ayıklayıp bisikletten inmesini sağladım. Bisiklet ile beraber takla atıp hiç inmeden selesinin üzerinde öylece dik olarak yamaçta duruyordu. Bisikletten inince sağını solunu kontrol etti. Herhangi bir şeyi yok. Sadece dikenler batıp bir kaç yerini çizmiş. Batan dikenleri üzerinden temizledim. Yukarıya bisikleti iterek çıkarmanın olanağı yok. Kaya Palancılar araçlardan yardım istemiş, kamyonetin birinden bir ip bulup aşağı attılar. İlk önce bisikleti bağlayıp çıkartmalarını sağladık. Sonra ipe tutunan Cem’i çıkardık. Son olarak ben çıktım yukarıya. Üstümüzü başımızı temizledik, toz toprak içindeydik. Cem’in çiziklerine baktım, az biraz çizikten dolayı kanama var ama o kadar önemli değil. sonra bisikletini kontrol ettim o da sağlam. Cem’in kafası da sağlam çünkü kaskı takılı değildi. Neyse ki kafası taşa çarpmamış. Ucuz atlattık sayılır. Cem’e “Nasıl olduğunu sordum?” O da ” Tam dönemeçte bir arabaya yol vereyim diye durayım dedim. Sağ ayağımı yere koyunca birden boşlukta hissedip bisikletle bir takla atarak aşağı düştüm. Meğer ayağımı koyacağım yer çalılık ve üzeri çınar yapraklarla kapanmış, altı boşluk olunca ayağım boşluğa geldi.” Diye anlattı. Anlatınca da kendi haline gülmeye başladı. Beraber güldük halimize. Neşemiz yerine geldi sayılır. Telefon ve telsiz ile yukarıya çıkmış olan arkadaşlara haber veremedik. Neyse az bir yolumuz kaldı sayılır. Gidince durumu anlatırız, yapacak bir şey yok. Cem tekrar kendini kontrol etti, bisiklete binebilecek durumda.

Kaya Palancılar da bizim aşağıdaki halimizi çekmiş. Cem ve ben bisikleti ip ile bağlayıp yukarıya çektirirken.

Kısa sürede arkadaşların yanına vardık. Durumu anlattım kısaca, önemli bir şeyin de olmadığını belirttim. Şafak Omaç ta bizimle iletişime geçemediğinden meraklanmış gecikmemizden dolayı. Programımızda çayın yukarılarına kadar yürüyüş yapacaktık ama biz gecikince grubu bekletmiş bizden haber alasıya kadar. Bu arada aramızdaki en yaşlımız Sadi abi biraz panik yapmış, o yüzden yaşın getirdiği telaş ile biraz konuşmuş ileri geri. Kemal Lale de söylenmeye başlayınca Şafak dayanamayıp patlamış Kemal Lale’ye. Şafak kimseye çadır da kurdurmamış bizi beklemişler. Artık durum sakinleşince Şafak ile yukarıya gitmeye gerek yok, biraz yıprandık ve akşam olmak üzere deyip arkadaşlara çadırları kurup dinlenmeye çekilebilirsiniz dedik.

Kayaların ve bentlerin üzerinden akan gürül gürül bir ortamdayız.

Çay coşkunca aşağıya doğru akıyor. Çayın iki yanında ağaçlara bağlanmış bir hamak su üzerinde gergin duruyor.

Cem’in atlattığı küçük kaza ve onun getirdiği stresi almak için hemen çadırımı kurup su donumu giyerek bendin yüksekten akan çayın serin sularına bıraktım kendimi. 2 Gündür de duş almıyordum. Bu soğuk duş biraz olsun üzerimdeki yükü aldı götürdü. Güzel bir duş terapisi gibisi yok. Soğuk suyun kılcal damarlarımı harekete geçirip kan dolaşımını hızlandırarak yeniden doğmuş gibi hissetmemi sağladı. Benden başka da suya giren olmadı.

Bendin tepesinden beyaz köpüklerle akan çayın sularında yıkanırken.

Zamanla olgunlaşan düşüncelerimiz bizi çevreye daha duyarlı olmamızı sağlıyor. Hele bisiklete binmek ve doğanın içinde turlar yapmak iyice olgunlaşmamızı sağladı. Ve çevreyi düşünmeye başladık. Çevre olarak doğada gördüğümüz olumsuzluklar, kirlilikler, pislikler gözümüze batmaya başladı. Zaten doğada aykırı olan kendini belli ediyor. Bu düşüncelerimizden birisini de şimdi gerçekleştiriyoruz “Suyun Kaynağına Yolculuk” İnsanın doğaya yaptığı zararları azaltıp yok etmek için bir şeyler yapmalı diyerek Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerden aldığımız sembolik toprağı kendi gücümüz ile bisikletlerimizle suyun kaynağına getirdik. Buralarda tertemiz, insan elinin kirletmediği sulara kirli toprakları döküyoruz ellerimizle. Toprağın su ile yolculuğunda denize ulaşıncaya kadar temiz akmasını diledik. Geleceğimize, yarınlara, çocuklarımıza tertemiz bir dünya bırakabilme umudu hala içimizde var. Bu anlamlı yolculuğumuzu 3 günde tamamladık. Bizim gibi düşünen arkadaşlarımız da bizim gibi düşündüklerinden destek olup bu yolculuğa çıktı. Hepimiz iyi bir şey yaptığımıza inanarak mutluyuz.

Ben ve Ferdimen ellerimiz ile çayın sularına toprağı dökerken arkadaşlar da bizi izliyor.

Duşumu almış tertemiz olarak giyinip bir yorgunluk kahvesini hak ettik sanırım. Kahve takımlarımı çıkarıp uygun bir yere oturuyorum. Arkamda çağlayanın aktığı görüntü ve Urim Baba’nın Kahvesi tabelamı Ferdimen’in tripoduna asıyorum.

Kaza zade ve kurtarıcı olarak yan yana oturup kahve pişiriyorum Cem de yanımda. Cem haliyle boş durmuyor, herkese yetecek kadar hazırda kahve olmayınca kahve değirmenini verdim. O da yanımda kahve öğütmeye başladı.

Keyfimin kahyası yerine geldi kahveyi yudumlarken. Böyle güzel bir yerde kahve içilmez mi?

İşletmenin küçük kızı bizlere pastel boya ile resim yapıyor. Burada ailesi alabalık yetiştirip pişiriyor gelen müşterilere. Okul dışı zamanlarda ailesinin yanında durduğundan çevrede olanları kağıda çizmiş renkli boyalarla. Bir ağaç ve ağacın bir dalı var. O dala da minik bir kuş konmuş, Ağacın yaprakları sarı, çimenler de sarı renkte. Bir de dereyi yukarıdan aşağıya çizmiş. Çocuk bilinci doğada gördüğünü çiziyor temiz, saf ve duru düşünceleri ile. Belki bizleri gördükten sonra doğayı daha çok sevecek ve doğayı korumak için çaba harcayacak.

Akşam olmak üzere, kendimize ödül vermek gerek, hem işletmeciye de destek olmalı. O yüzden herkes yiyeceği balığı ısmarladı. Balık ta toprak tabak içinde tereyağlı, sebzeli, patatesli, peynirli olarak odun yanan fırına sürüyor. Şimdiden pişmiş balık kokuları burnumuza gelerek acıktığımızı hissettiriyor.

Yarım yuvarlak fırın ağzından içerisi odun alevi ile aydınlatılmış. İçeride toprak tabaklarda pişen balıklar. Dışarısında ise pişmiş olanlar biraz soğumasını bekliyor.

Yemeğin üstüne de demli duble çay içimizi ısıttı fırından gelen sıcaklık ile.

Çay bardağı fırının ağzına yakın bir yerde. Fırın içinde de köz olmuş odunlar ve bir tane toprak tabak içeride pişiyor.

Alabalıklar havuzda yetiştiriliyor. Borulardan sürekli olarak su akmakta havuzun içine.

Havuzun içinde siyak derili alabalık sırtları görünüyor yüzerken.

Havuza yukarıdan da sular dökülerek daha çok suyun soğumasını sağlıyor. Üç kademe havuz içleri balık dolu.

Nefis pişen balıklarımızı yiyip karnımızı doyurduk. Sonrasında çayın kıyısına kamp ateşimizi yakıp etrafında toplaşarak sohbete başladık.

Sevil ateşin yanında kayaya oturup poz vermiş. Gecenin karanlığında şelaleden dökülen suların beyaz köpükleri görünüyor.

Kamp ateşinde yanan odunlar ve ateş suyu içimizi ısıttı.

Ateşin başında epey oturduk, günün değerlendirilmesi, yaptığımız turu, yarın ki dönüş yolunu konuştuk aramızda. Fazla geç olmadan çadırlarımıza çekilip yattık. Ben çadırımı dere kıyısına kurdum. akan suyun gürültüsü çok yakın ama bana ninni gibi geldi. Kısa sürede derin bir uykuya daldım.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 36 Kilometre kadar.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası.

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 21. Gün

8 Haziran 2015 Pazartesi

21. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerim bir kısmı Ferdimen’e aittir)

Toros Dağları – Karaman Civler

 

Yeni sözler demeye geldim yeni seslerle,

Bağırmalarla değil, canımdan nefeslerle..

Sana kalacak ne var dersen, anlamı derim;

Susmalarında bile bulur seni seslerle

Özdemir Asaf

 

Öne çıkmış olan görsel, Sağda yol, Solda yolun altı derin uçurum. Yol dağların eteklerinde tepelere doğru gidiyor.

CAM01750

Dumanlı dağlarda uyumanın rahatlığı ile sabahın erken saatlerinde yanımıza kadar gelen bir motorun sesi ile uyanıyorum. Bu gece de harika bir uyku çektim. Motor durduktan sonra bir kadın ve adamın sesleri duyuldu ilk önce. Sonrasında iki çocuğun kendi aralarında konuştuklarını duydum. Çadırımın fermuarını açınca iki kafa, dört meraklı göz ile burun buruna geldim. İşte resmi çekilmeyen anlardan birini yaşadım. Bazı şeylerin resmi çekilmez ya! O anın resmini çekmek istemezsin de sadece sen görürsün. Çocukların kocaman kafaları çadırıma uzanmış merakla; “Acaba içinden ne çıkacak, kim çıkacak?” diye gülüşerek beklerken göz göze gelmek. Sabahın bana sunduğu sürpriz ile güne başlamak harika.

Dışarı çıkınca, aile ile tanışıyorum. Kadın hemen kuzineyi yaktı ve gözleme için hazırlıklara başladı. Bu arada çay da hemen demlenmeye başladı. Ailenin reisi Hüseyin ile sohbete başladık. İlk önce kimse olmadığından burada izinsiz kaldığımız için özür diledik. Yolda sisten dolayı çardağa sığınmamızı anlattık. Hüseyin de önemli değil diyerek ailesini ve dün niye gelmediğini anlattı. Dün hem seçim vardı hem de çocuklar hasta olduğu için doktora götürmüş. O yüzden gelememişler. Çocuklar biraz zayıf görünüşlü ve sık sık hasta oluyorlar. Tek geçim kaynağı da burası ve pek para kazanamıyor anlaşılan. Köydeki uğraşı anca boğaz tokluğuna. Biraz para kazanayım diye karısı ile birlikte bazlama, çay gibi şeyler satmaya çalışıyorlar. Hüseyin tatlı ve sakin bir yapıya sahip.

Sohbetten sonra çay olasıya kadar çadırları ve eşyaları toplayıp bisikletlere yükledik. Kahvaltı malzemelerini hazırlayıp çayı da Hüseyin den aldık. Katkımız olsun diye ilk müşteri olarak birer bazlama da ısmarlayıp sıcak sıcak yedik. Kahvaltının ardından kahveler benden deyip kahve pişirip Hüseyin ve karısına ikram ederek içtik bir güzel. Sonrasında da yediğimiz bazlamanın ve çayların ücretini verdim Hüseyin’e. Bir miktar para da çocuklara vererek sevindirdim. Çok tatlılar ya, utanarak aldılar parayı. İki çocuk, plastik sandalyede oturuyorlar.

20150608_081936

İşte kaldığımız bazlamacı ve çardağı. Derme çatma, kendi olanakları ile yapmış Hüseyin. Bisikletler yola çıkmaya hazır bekliyorlar.

20150608_082344

Hüseyin ile yola çıkmadan birer resim çekiliyoruz. Bir ben çekiliyorum.

20150608_082407

Ardından Ferdi çekiliyor. Ferdimen’in boyu Hüseyin’den bir baştan fazla.

20150608_082419

Hüseyin ve ailesi ile vedalaşarak yola çıktık. Dün akşamki bulut dağın tepesinden kalkmış. Hava pırıl pırıl güneş ışığı ile masmavi. Mis gibi çam kokusu ortalığa yayılmış. Taze oksijen ciğerlerime doluyor. Yol bir süre daha tırmanacağımızı gösteriyor. Dik yamaç ve çam ağaçları.

20150608_082639

Sıradağlar sıralanıp gitmiş, etrafta bir tane bile bulut yok. Güneşin ilk ışıkları ile ısınmaya başlayan toprak hafif buharlaşmanın etkisi ile serinliğini hissettiriyor.

20150608_082642

Toros dağları muhteşem ve heybetli. Bir çok yaşama hayat veriyor bereketi ile. Buraları gezebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Görüyorum ve yaşıyorum uzaktaki dağlardan çam ağaçlarına kadar.

20150608_083849

Vadi çok derin ve dibi görünmüyor.

20150608_083856

Yola ilk çıkışımızda tırmanışla başlamak biraz zorluyor. Sıkça durup dinleniyoruz. Bisikletim KUZ ve Ferdimen. Yol dik kayalıkta kıvrılarak gidiyor.

20150608_083905

Dinlenirken elçek ile bir resim çekmeden olmaz. Arkada dağların heybetli manzarası da kareye giriyor.

20150608_084238_HDR

Yükseldikçe ağaçların yapısı değişiyor ve daha da yükseklerde seyrelmiş durumda. Zaten ortalık kayalık.

CAM01771

Bir çam türü olan Katran ağacı gözüme ilişiyor, durup resmini çekiyorum. Ağacın tepesi kırılıp yana doğru uzamaya başlamış. Katran ağaçları değişik biçimde dalları yere paralel üzeri de yayılmış bir düzlük gibi. Seyretmesi bile insana terapi gibi bir etki yaratıyor.

20150608_084930

Yolun sağ tarafı yüksek ve dikine kesilmiş kayalıklar. Yolu nasıl yapmışlar acaba bu dik ve çetin yerde. Epey uğraştıkları, zor şartlar altında çalıştıkları belli.

20150608_084949

Sağda, dağların kıvrımları aşağıdaki derin vadiye çıkıyor.

20150608_085041

İşte bitkilerin yaşam savaşı ve bir çam ağacının  en uç noktada yaşama tutunması. İnsanı hayretler içinde bırakıyor. Doğa müthiş bir şekilde yaşamı devam kılmakta. Doğanın bu yaşam gücünü hayranlıkla ve anlamaya çalışarak izliyorum sadece. Çam ağacı, dik kayalığın ucunda göğe doğru yükselmiş.

20150608_085047

Kimi yerlerde toprak kayması olmuş koca çam ağaçları toprakla beraber aşağıya kaymış durumda. Kimisi devrilmiş, tutunacak toprak altında kalmayınca.

20150608_090822

Yamaçta toprakla beraber kaymış çam ağaçları.

20150608_090824

Toprak kaymaları yüzünden tünel yapım çalışmaları başlamış. Henüz inşaat halinde tüneller var.

20150608_090826

Tünel yapılırken yol da genişletiyorlar.

20150608_091126

Toros dağlarını izlemek muhteşem.

20150608_091130

Bir taraftan tünel yapım çalışmaları devam ediyor, diğer taraftan toprak kaymaları sürekli olmakta. Kayan toprak yığınları kaldırmak ta kepçe ile sürekli çalışılıyor. Toprak kaymasın diye beton ile önlemeye çalışıyorlar ama o da yeterli gelmemiş anlaşılan. Dağ hareket etti mi karşısında hiç bir şey duramaz bunu görüyorum.

20150608_092101

İş makinaları ve kamyonların arasından dikkatlice geçiyoruz. Hafriyat nedeni ile kamyonlar asfalt filan kalmamış. Yol toprak ve düz değil.

20150608_093233

Büyük bir olasılıkla tüneller bitince buralardan geçemeyeceğiz anlaşılan. Hele bisikletle geçmek zorlaşacak. Çünkü tüneli sadece arabalar için yaptıklarından bisiklet için yer yok ve tehlikeli. Yol yamacı ikiye bölmüş.

20150608_093950

İşte yolun durumu bu, biraz ileride “Kuş Yuvası” denen yer varmış. Köylüler öyle söylemişti. Yol çok tehlikeli olduğunu, her yıl bir kaç arabaya yukarılardan kaya parçaları düşerek uçuruma sürüklüyormuş. Aylar sonra araba bulunup haberleri oluyor insanların. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

CAM01750

Biz de anlatılanlardan etkilenip riske girmeden yeni açılmış tünelden gitmeye karar verdik. Tünelin ağzı görünüyor.

20150608_094330

Tünelin içindeki yolu görüyorsunuz değil mi? Sağda hiç pay bırakılmamış bisiklet için. Belki kaldırımdan yürüyerek bisiklet elde geçilebilir.

20150608_094612

Tüneli rahat geçtik, pek te araç yok denecek kadar az. Tünel çıkışında iki yabancı bisikletli gezgin ile karşılaştık. Onlar da tünele girmeye hazırlanıyorlardı. Tarzancam çok iyi olduğu için yolun tarifini verdim. Sadece tünel çalışmalarının olduğu yerde dikkat etmelerini söyledim. Yollarının hep iniş olduğunu, akşama Alanya’ya çabuk varacaklarını anlattım Tarzanca. Tüneli ucunda güneş ışığı ile yüzlerimize vuran yolcu mutluluğunu bir anı olarak yakalıyorum. Elçek ile dördümüzü çekiyorum.

20150608_095418_HDR

Yokuş tünelin çıkışında bitti, artık pedal çevirmeden ineceğiz. Kendimizi bırakıyoruz ağırlığımızın ivmesi ile.

20150608_100912

İnişimiz hızlı oluyor düzlüğe kadar. Petrol istasyonuna denk gelince biraz mola vermeli deyip duruyoruz. Hazır da çay varmış. Çay iyi geldi, bakkaldan bisküvi takviyesi ile atıştırdık ara öğün olarak.

20150608_104004

Etrafta evler var ve dağınık yapılmış durumda.

20150608_104400

Fazla düz yerde gidemiyoruz. En aşağı seviyeye inip Toros dağlarının ikinci dağ sırasını aşacağız ve tırmanış hemen başladı hafif te olsa.

20150608_104403

Yalçın kayalar burada yine var ama yola yakın değil ve tehlike yaratmıyorlar. Buranın hakim bitki örtüsü Katran ağacı. Lübnan dan yayıldığı için adı Lübnan sediri olarak ta bilinmekte. Akdeniz bitki örtüsüne ait bir ağaç olarak daha çok Toros dağlarında yetiştirilmektedir. Katran ağacı denmesinin nedeni yakılınca katran gibi bir yağa dönüşüp doğal ilaç olarak kullanılmakta.

20150608_104727

Karapınar köyüne geldik, Köy dere kenarında dağınık olarak yerleşilmiş. Kahve, bakkal gibi bir şey bulamadığımızdan durmadan yola devam ediyoruz.

20150608_105354

Dere yatağı çınar ağaçları ile kaplı, Toros dağları arasında çukur olarak oluşmuş. Sanki dağların arasına sıkışmış bir yayla. Kış aylarında iki yöndeki dağların tepelerinde oluşan kar soğuğu aşağıdaki sıcak dere yatağını ayaz içinde bıraktığı kesin.

20150608_105652

Meşhur Gevne köprüsündeyiz. Neden meşhur olduğu belli değil ama harita öyle gösteriyor. Magandanın birisi de atış talimi yapmış arabanın camını açarak. Erkek ya, tabancası belinde olacak. Canı istediğinde tabancasını çekip rast gele ateş edecek. Kime gelirse gelsin önemli değil onun için. Belki de en yakın birisini öldürmüştür maganda kurşunuyla. Ağlayıp sızlamıştır bile, acısı geçince adam olmaz. Erkek ya Allah’ın magandası! olarak yine aynı şeyleri yapar.

20150608_105827

Gevne köprüsünden sonra Gevne çayının geldiği yöne doğru gitmeye başladık. Eğim fazla değil, çay da akan su miktarı fazla. Ama sakin akıyor.

20150608_110559

Çay, KUZ, kıytırık ve dağlar hepsi uyum içinde güzel bir manzaranın parçası.

20150608_110955

Meşe ağaçlarının altına girip biraz dinleniyoruz. Burası piknik alanı, insanlar gelip mangal yakarak kültürümüzü devam ettiriyorlar. Haliyle çöplerini alıp götürme gibi bir huyları da olmayınca ortalık her piknik alanında olduğu gibi çöp içinde. Cam içki şişeleri de nedense hiç birisi sağlam değil. Şişe toplayıcılar burada aç kalır.

20150608_111405

Bisikletim KUZ ve kıytırık, meşe ağaçlarının dibindeki gölgede dinleniyor.

20150608_111516_HDR

Buralarda Mut kelimesi yaygın olarak kullanılıyor. Gevne çayı ile birleşen küçük bir kol olan Sarımut çayı.

20150608_111933

Gerçek yayla kirazı henüz oluşmakta. Pembe kimisi, olgunlaşan kırmızıya dönüşmüş koparılmayı bekliyor. Biz de kirazların bu isteğini yerine getirdik. Yoksa kiraz küser bizi koparmadınız diye, karalar bağlar olduğu yerde çürürler. Kirazlar naziktir ve nazlanır. O yüzden biri baktı mı pembeleşir önce. Elini uzatınca utancından kızarır. Kiraz bilir dudakların kırmızı olduğunu. Kendini hazırlar, dudaklara değmeden dudak kırmızısı rengine bürünür.

20150608_112847

Kayalar yerden öyle bir hışımla fırlamış ki şaşılacak derecede muhteşem heybeti ile akan çayı korumak için sanki nöbet tutuyor.

20150608_113134

Kayalık vadiden coşkun akan çay zamanla toprağı alıp götürmüş kendine göre yatağını bulduktan sonra sakince akmakta.

20150608_113447

Katran ağacı, yada Libya sediri. Sonradan açılan yolun kıyısında kalmış tek başına ormandan koparılarak. Şimdi kavak ağaçları ile birlikte yaşayıp gidiyor. Yaşlı gövdesi asırlara dayanmış bilge bir ağaç. Genç kavaklar daha bir şey görmeden bir süre sonra kesilip işlenecek. Kavaklar kesildikçe yerine yenisi dikiliyor. Köylüye bir miktar da olsa gelir getiriyor kavak ağaçları. Köyde yaşam zor, sürekli çalışmak durumundasın.

20150608_114121

Çınar ağaçları çayın kıyısında her zaman görmek olası.

20150608_114229

Çayın solunda bir minare görüyorum. Bir köye yaklaştığımızı zannediyorum. Gidince göreceğiz bakalım nasıl bir yer?

20150608_114232

Çay bazı yerde sakin akıyor.

20150608_114415

Bazı yerde ise coşkulu akmakta.

20150608_114627

O da çay yatağına göre değişmekte, bir coşkun, bir sakin.

20150608_114705

Minaresini gördüğüm yere geldik, burası iki çayın birleştiği yer. Çayın önüne taşlardan set yapılarak geniş bir su havuzuna dönüştürülmüş.

20150608_114709

Burası Çayarası köyü, evler dağınık yapılmış küçük şirin bir köy. Akdeniz’i Anadolu’ya bağlayan yollardan birisi olduğu için gelen geçen için çay bahçeleri, aşevleri, dükkanlar yapılarak satabildikleri şeylerden geçiniyor. Öyle alışmışlar ki kıytırığın tekerleğine biraz hava bastım sadece ve borcumuz ne diye sorunca utanmadan 1 Lira diyerek aldı. Parasından değil de sineğin kanadından yağ çıkarmaları beni üzdü. O yüzden burada durulmaz deyip yola devam etme kararı aldık.

20150608_115041

Bir süre giderek köyden uzaklaşınca alabalık pişiren bir yere geldik. İlk önce fiyatları sordum ne kadar diye? Sonradan kazık yemeyelim ne ödeyeceğimizi bilmek gerek. Kesemize uygun olunca birer kiremitte alabalık ısmarladık.

20150608_120500

Tesisin arka kısmında, çayın aktığı yere oturup balıkların pişmesini beklerken manzaramızın hidrolik santralın olduğunu gördüm. Kısaca HES denen yerdeyiz. Yıllık debileri yüksek çayların içine yapılan hidroelektrik santralları yapılmış. İlk defa görüyorum bu santralleri. Balıklar pişince afiyetle salata ile yiyip karnımızı doyurduk. Balık ile birer de bira gazoz niyetine soğuk iyi gidiyor. Böylece balığı üzmüyoruz.

20150608_120827

Yemeği yedik karnımız doydu yola çıkma zamanı diyerek yola koyulduk. Yol çayın geldiği yöne doğru, şimdilik hafif tırmanışlarda ilerliyoruz.

20150608_125956

Çeşme bulunca durup şişelerdeki suları tazeliyorum. Bir miktar da içmek gerek diyerek içiyorum kana kana. Ferdimen çeşme başında sularını dolduruyor.

20150608_130248

Yolu öyle bir yapmışlar ki genç katran ağacı öylece kalakalmış. Eğer toprak kayarsa ağaca yazık olacak. Ağaç tam da yamacın ucunda kalmış.

20150608_130548

Bir ara eğim artmaya başladı, dağların tepeleri sıralı gidiyor.

20150608_130826

O kadar yükseğe çıktık ki çayın dibi epey aşağılarda kaldı. KUZ ve kıytırık yolun kıyısında.

20150608_131728

Derin kayalık vadide kanyon oluşturan çay, kendine yol açmış. İşte HES’lerin yarattığı durum açıkça görülüyor. Borulardan geçen su çayın yatağından akmadığı için su miktarı çok az. Şimdilik akıyor ama yaz sıcaklarında kuruduğu kesin. Hayvanların ve bitkilerin susuz kalacak. Doğal yaşam alanı dengesini kaybediyor bu tür  yapılan santrallerde. Su akmazsa yaşam da yok olacak.

20150608_132109

HES’lerin bir özelliği de baraj duvarı yapıp suyu tutmuyorlar. Su debisi sürekli fazla olunca belli yerlerdeki yükseklikte bent yapılarak suyun boruların içine girmesi sağlanıyor. Çaydan akan tüm suyu tutup boruya yönlendirdiklerinden bundan sonra su akmıyor çayın yatağında. Neredeyse çayın dibi elektrik türbininin olduğu santrala kadar kuru. Böylece hem santrali gördüm hem de suyun tutulup borulara yönlendirdiği yeri gördüm. HES’lerin nasıl olduğunu, nasıl elektrik üretildiğini anladım.

20150608_132645

Bir süre suyun akmadığı çayda gittikten sonra çağlayarak akan coşkun sular beni mutlu ediyor. Suyun akışı beni etkilediği kadar diğer canlıları da etkilediği kesin.

20150608_133303

Ferdimen önde ben arkada tıngır mıngır gidiyoruz yukarı doğru. Bazen vadi genişliyor ve görüş alanı iyice çoğalınca durup resim çekmeden olmaz.

20150608_133624

Önemli bir kavşağa geldik, Konya yolu düz gidiyor, tabela yön işaretlerinden bunu anlıyoruz. Geldiğimiz yön ise zaten Alanya yolu. Biz ise Sarıveliler yolundan Ermenek tarafına gideceğiz.

20150608_133856

Köprüden karşıya geçmemiz gerek. Köprü üzerinden geçerken durup bir kaç resim çekeyim dedim. Önümüzde yokuş başlıyor ve akan suyu bir daha ne zaman görürüz belli değil. Doyasıya seyretmek gerek değil mi?

20150608_133950

Yokuş başlayacak dedik ya hadi bir de çimelim diyerek coşkun akan çaya şöyle bir girelim bakalım. Ama o da ne su buz gibi soğuk. Soğuktan öte bir şey çivi gibi. Çivi gibi sulara çok girdim. Çayın suyu o kadar soğuk ki iğne gibi desem yeridir. Yavaş yavaş giriyorum, ayaklarım buz kesti sanki.

20150608_134732

Alıştırmaya çalışıyorum ama çok soğuk, kendimi bırakamıyorum sulara.

20150608_134734

Neyse nefesimi tutup salıyorum kendimi, donmaya fırsat bulamamış buzdan öte, soğukluktaki coşkun akan çaya.

20150608_134751

Suyun içinde kalmak kolay değil, bir dakika bile duramadan çıkıyorum suyun içinden. Ben böyle soğuk su görmedim şimdiye kadar.

20150608_134754

Su hızlı aktığı için fazla ileri gidemiyorum, akıntıya kapılmamak gerek. Onun için temkinli olarak bitkilere tutunmaya çalışıyorum.

20150608_134758

Fazla duramasam da kollarımı açarak, zafer kazanmış biri olarak poz veriyorum. Üzerimdeki ter gitti çay ile birlikte. Gevne çayına girmek öyle herkesin harcı değil galiba, bunu anladım. Suyun bu kadar soğuk olmasının nedeni de HES santrallerinin burada olması. Boruların içinden geçen su toprak altından geçerken toprağın soğuğunu alıp santraldan geçtikten sonra güneş altına çıkıyor. Coşkun akan su da ısınmadan tekrar boru içine girince katmerli soğuyor.

20150608_134805

Fazla durmanın anlamı yok diyerek çaydan çıkıyorum. Terli olan forma ve atleti yıkayıp suyunu sıktıktan sonra Ferdi de bağıra çağıra suya şöyle bir dalıp çıkıyor hemencecik.

20150608_134814

Kurulandıktan sonra giyindim. Yıkadığım çamaşırları da bagajın üstüne, lastiklerle sabitleyerek kurumaya bıraktım. Yolcu yolunda gerek diyerek tırmanma bölümüne başladık. Çıktıkça manzara artmakta, görüş alanım genişlemekte. Geldiğimiz vadiyi gözlemliyorum bir süre. Pek tırmanış görünmese de bayağı çıkmışız. Durum öyle gösteriyor.

20150608_144553

Eğim yer yer değişiyor, bazen %10 dan fazla olduğu kesin.

20150608_144601

Bazen değişik anıt taşlar gözüme çarpıyor. Öylece tak başına, dimdik ayakta bekler gibi beni selamlıyor. Ben de selamımı çakıp bir resmini çekerek anılarıma kaydediyorum.

20150608_150543

Çıktıkça çıkıyoruz, ağaçlar seyrek olsa da görsel güzelliği seyredilmeye değer. Hele bir kaç ağaç katran ağacı olunca bambaşka bir güzellik katıyor yelpaze gibi dallarıyla.

20150608_151518_HDR

Kış aylarında buralardan geçmek imkansız gibi. Belki de yollar kardan dolayı kapanıyordur. O kadar kar yağıyor ki buralara çığ tehlikesi olasılığı fazla olunca uyarıcı tabela konulmuş dikkat çekmek için. Çığ tehlikesi 3 Km boyunca devam ediyor.

20150608_152115

Kendimi çok şanslı hissederim ger zaman. Yolun getirdiği güzellikler hep karşıma çıkar. Ben de şansımın bana sunduğu bu güzellikleri kaçırmadan seyrederim, tadına varırım doyasıya. Ve Tanrıma dua ederim bu güzellikleri bana yaşattığı için. Bazı dinlerdeki inanışlara göre Tanrı yukarılarda, dağların tepesinde daha yakın olarak inanırlar. Bana göre Tanrı her yerdedir, gökte de, yerde de. Bakmasını bildikten sonra.

20150608_152836

Derin vadi manzarası çekiyorum, epey çıkmışız.

20150608_152839

Çetin kış şartlarına direnen yaşam, işe bu ağaçta görüyorum. Kış aylarında gecenin ayazına dayanan, yaz güneşi altında kavurucu güneş ışınlarına aldırmayan bu ağaç. Her fırtınaya dayanan güçlü gövdesiyle yaşama tutunmasını bilmiş. Orada tek başına orman olamamış, kardeşleri uzakta, yapayalnız dimdik ayakta. Bu ağaçta yaşamın gücün görüyorum. Pek toprak olmasa da kayaların çatlaklarına köklerini daldırıp az toprak parçası ile yaşama tutunmuş.

20150608_152845

Ben ağacı seyrederken KUZ ve kıytırık sakince beni bekliyor mızmızlık etmeden.

20150608_152849

Bazı ağaçların tepesi yok, belli ki yağan karların ağırlığına dayanamayıp kırılmış. 100 yıldan fazla olduğu belli gövdesinin kalınlığına bakarak. Üç çam ağacı görünüyor.

20150608_154152

Tırmanış sürekli olunca artık bir şey düşünmeden gidiyorum. Nasıl olsa bir an gelecek ve inişe başlayacağım. Bunu düşünmek bana yetiyor ve yılmadan çıkmaya devam ediyorum. Hedef zirve, Toros dağları öyle kolay aşılmıyor. Bunu terleyerek ödüyorum bedelini. Alın terinden öte bir şey, tüm vücudum terliyor. Ben de memnunum bu durumdan. Vücudumdaki zararlı tüm mikropları terleyerek atıyorum. Bazen de kaslarıma enerji olsun diye mikropları yakıt olarak kullanıp yakıyorum bile.

20150608_154911

Yolun yeni yapıldığı belli, çeşmenin sadece plastik hortumu kalmış ama nereden geliyorsa su hala akmakta. Temiz su olduğu belli, hemen şişelerimi tazeliyorum akan sudan.

20150608_160023

Sularımı tazelediğim çeşmesi olmayan borudan su doldururken sanki zirveye gelmişiz gibi. Öyle hissettim birden bire. Arazi öyle gösteriyor. Bisikletim KUZ ve kıytırık zirveye doğru çıkmaya hazır gibi duruyor.

20150608_160033

Aşağısı geldiğimiz vadi, epey çıkmışız anlaşılan.

20150608_160235

Zirvede bir süre dinlenip son yokuşu da tırmanmak gerek diyerek yola devam ediyor Ferdimen.

20150608_160413

Tam da burası Antalya – Konya – Karaman sınırı olan dağların tepesi. Yaklaşık 2 Kilometre Konya sınırları içinde gideceğiz. Kısa da olsa Konya’ya ayak bastım ya bu bana şimdilik yeter.

20150608_160821

Bir süre daha Konya’da olmanın tadını çıkarıyorum. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim Konya’ya. Ferdimen kendini aşağı saldı gitti. Nasıl olsa ona yetişirim. KUZ ve kıytırık, zirvede poz veriyor.

20150608_160832

Konya toprakları, arazi yapısı daha bir başka. Tepelerde ki kayalıklar değişik yapıda. Sanki masa gibi üzeri dümdüz.

20150608_175046

Rahmetli Barış Manço’nun TV programı geldi aklıma. 7 den 70 e diye gezip gördüğü yerlerde çocuklardan yaşlılara hazırladığı neşeli, eğlenceli, sohbetli, şarkılı program. Kendine has sunumuyla el kol hareketleri ile öne çıkan, her parmağındaki değişik yüzüklerle dikkatimizi çekerek geçmişten geleceği anlatırdı. Yani 70 yaşındaki geçmişten geleceğimiz olan çocukların yaşı 7 ye. Severek, ilgiyle, Pazar günlerini sabırsızlıkla beklerdim. O günlerde zaten tek kanal vardı. Evde başka eğlence yoktu, hem de siyah beyaz. Barış Manço ve 7 den 70 e bir an aklıma geldi. Neden derseniz Antalya’nın plaka numarası 07, Karaman’ın plaka numarası sonradan il olması dolayısı ile 70. Ben de bu sınırda 7 den 70 e geçmekteyim. Antalya il sınır tabelası.

20150608_175714

Burası da Karaman il sınır tabelası. Ferdimen poz veriyor bana, bisikletlerle birlikte.

20150608_175723

Zirveden sonra kendimizi yokuş aşağı bırakıyoruz, iniş harika ve çabuk oluyor. Ama zevkli, bunun tadına doyum olmaz. Kısa da olsa.

20150608_180142

İnişten sonra yine kısa bir çıkış yapmamız gerek diyerek sarıyoruz pedalla yokuşu. Çıkmadan zirvesini göremeyiz ki! Küçük bir vadide, çam ormanı içinde kendimizi salıyoruz.

20150608_180832

Kısa bir yokuştan sonra uzun bir iniş oldu. Bu inişte hız rekorumu kırdım. Şimdiye kadar en fazla yapabildiğim hız 69.5 Km/h. Arkada kıytırık ta olunca onun ağırlığı ve itmesi ile hızım biraz daha arttı. Yol uygun olunca hızın artması kaçınılmaz oluyor. Kilometre saatine bir baktım 60’ı geçtim ve kıytırık arkamda ip gibi beni takip ediyor. Denge mükemmel, savurma falan yok ve hızım 71.5 Km/h olunca kısa bir an öyle gittim. Sonrasında fazla abartmaya gerek yok diyerek frenlere yavaşça asılarak hızımı 50 Km/h düşürerek inişimi gerçekleştirdim. Bu kadar hızlı inersen kısa sürede yolu bitirirsin. Ama bisiklet için tehlikeli, en ufak bir hata kötü sonuçlar getirebilir. Siz dikkatli olun ve bu kadar hız yapmayın derim. Bundan sonra ben de yapmam artık bu kadar hız. Hem sonra gerek yok değil mi?

Neyse kısa sürede inince Civandere köyünde bir çay molası verdik. Köyün kahvesinde otururken kahvedeki köylüler ile sohbete başladık. Köylüler pek alışkın değil bisikletlilere. Hele bir de yerli turisti sanki hiç görmemiş gibi merakla bakıp habire sorular soruyorlar. Biz de uygun cevapları veriyoruz Ferdimen ile birlikte. Bir süre konu hep aynı olunca hemen değişik bir konu açarak muhabbeti renklendirdim. Köydeki durum, seçimler, geçim derdi derken benim hız rekoru yaptığım yerde olan bir kazayı anlatıyor köylünün biri. Aslında tehlikeli bir iniş ve bir çok kaza oluyormuş inerken. İstanbul da silahlı çatışmada sağ olarak ele geçen Hizbullah lideri cezaevinden nakledilirken cezaevi arabası yokuştan inerken kaza yapıyor. Jandarmaların hiçbirisi kurtulamıyor. Sadece hükümlü sağ kurtuluyor arabayı bulduklarında. Tabi bu anlatılanları bizler bilmiyorduk ve kaza beni biraz ürküttü doğrusu. Bir daha o kadar hız yapmam artık. Temkinli olmak gerek. Çaylarımızı tatlı sohbetle içtik ve bizlere para ödetmedi köylüler. Biz ordayken arabalı seyyar manav geldi. Hazır manav geldi bari biraz sebze, meyve alalım diyerek biraz soğan, domates, salatalık, elma, armut, kiraz ve 4 tane muz alarak erzağımızı zenginleştirdik. Fırından da ekmeğimizi alarak en önemli yiyeceğimizi de aldıktan sonra yolumuza devam ettik. Köy olunca ağaçlar kavak oluyor haliyle. Yolun kıyısında kavak ağaçları var.

20150608_181035_HDR

Düzlük bitti, artık yine rampa başladı. Karşıki yamaçta çam ağaçları var., yol sağa dönemeç.

20150608_181043

Güneş batarken durup batışını her zaman olduğu gibi izlemeye başladım. Bu muhteşem olayı kaçırmam. Güneşin son ışıkları bana enerji verir hep. Ben de depolarım bu enerjiyi sabaha kadar idare eder. Kıytırığın arkasından, batan güneşi izliyorum.

20150608_194504_HDR

Konya – Mersin ana yoluna çıkıyoruz. Artık buradan sonra fazla trafik var ve gürültülü. Ana yola çıktıktan sonra kamyonun biri yanımdan geçip az ileride durdu. Hurda toplayanlara beziyordu kamyonun içindekilere bakarak. Bana “Nereye gittiğimizi “sorunca ben de “Mersin’e” gittiğimizi söyledim. “İsterseniz sizi götürelim” diye söyleyince “Arkadaşım var ona söyleyeyim” diyerek Ferdimen’i bekledik bir süre. Ferdimen’e sordum gidelim mi kamyonetle. Ferdimen kamyona bir de adamlara şöyle bir baktıktan sonra “Olmaz deyip tekliflerini nazikçe geri çevirdik. Anlaşılan Ferdimen’in gözü tutmamıştı adamları. Kamyon gidince yolumuza devam ettik. Sonradan düşündüm de iyi ki binmedik kamyona, yolda ne olur bilinmez. Üç kuruşluk bisiklete göz koymuş olabilirler. Tabelada; Konya, Mersin yoluna bağlanacağımızı işaret etmiş.

20150608_194858

Tekrar çıkmaya başlayınca güneş yine doğdu ama kısa bir süreliğine. Dağların ardına batmaya başlayınca ikinci defa güneşin ışıklarını topluyorum.

20150608_194907

Yol kıyısında yaban mersini çiçek açmış beyaz gelinliğini giyerek. Bu güzelliğe bakmadan geçersen çok şey kaçırmışsındır demektir yaşamında. Ben tadını çıkarmayı yeğlerim her zaman. Çiçeğin taç yaprakları ince ve zarif. Beni cezbettiği gibi arıları da kendine çekiyor bu görüntüsü ile. Doğanın döngüsünde ilk önce böcekler çiçeklerden faydalanıyor, sonra çiçekten meyveye dönüşünce kuşlar ve diğer hayvanlar faydalanıyor. Sonrasında birbirini yiyerek en sonunda toprağa karıştıktan sonra gübre olarak bitkiye geçip tekrar çiçek açarak döngüyü başlatıyor. İşte yaşamın sırrını burada çiçeğin taç yapraklarında ve yaydığı cezbedici kokusunda saklı.

20150608_200154

Güneş batınca hava kararması uzun sürmez, hemen hava kararmadan çadır kurabileceğimiz bir yer bakmaya başladık. Gözümüze bir kiraz bahçesini kestirerek hemen daldık. Kiraz bahçesinde bir tane bile kiraz yoktu, yeni toplanmış. Yoldan ve gözden biraz uzakta çadırları kurup yerleşiyoruz. Akşam yemeğini beraber hazırlayıp yiyerek karnımızı doyurduktan sonra serinleyen havanın etkisinden giyinerek ve sıcak çay demleyerek kurtuluyoruz. Kamp yaptığımız yer 1500 metrenin üzerinde olunca geceler Haziran ayı olsa bile soğuk oluyor. Sıkı giyinmek gerek. Yol boyunca dinamodan şarj ettiğim batarya şimdi telefonumu şarj etmede kullanacağım.

Fazla geç olmadan yol yorgunluğunun getirdiği ağırlık ile erkenden yatmaya karar verdik ve çadırlara girip yattık.

Bu gün yaptığımız yol 58 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 20. Gün

7 Haziran 2015 Pazar

20. Gün

Kuzyaka – Toros dağları Yalçı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

 

SİS

İki şehri var gecenin, biri gözümde

tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur

gibi çöken siste, bana bu uykusuz

şehri niye bıraktın, göze alamadığım

bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,

gece değil istediğin hayli karanlık

bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak

hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz

bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;

gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız

göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,

ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,

öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,

sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak

şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

Haydar ERGÜLEN

 

Öne çıkan görsel, Dağa çıkan yol, dik yamaç, bulut dağa inmiş ortalığı sis kaplamakta.

CAM01738

Çadırda uyumayı özlemişim 4 gecedir. Harika bir uyku ile bir kaç köpeğin havlaması dışında köyde pek gürültü olmadı. Sabah ezanında mecburen uyandım, karşıda cami olunca yapacak bir şey yok. Geceden şarja bıraktığım bataryamı gidip prizden çıkarıp aldım ne olur ne olmaz diye. Hava aydınlanasıya kadar çadırımdan çıkmadım. Bu gün seçim günü, köylü ve seçim sandığı jandarma ile birlikte geldi. Pek bizimle uğraşacak zamanları yok anlaşılan. Jandarma da bizi çadırla birlikte gördü ama herhangi bir soru sormadı. Sanki küsmüşüz gibi bizleri görmemezlikten geldi. Sandık görevliler cami avlusuna sandıkları yerleştirme telaşı ve görev dağılımı ile uğraşırken selam verip çeşmede elimizi yüzümüzü yıkadık. Sandık başkanına burada kimlikle misafir olarak oy kullanabilir miyiz diye sordum öylesine. Haliyle öyle bir kanun olmadığı için olmaz deyip kestirip attı. Ben de biliyorum olmayacağını. Henüz digital ortama geçmedik. Kimlik numarası ile her yerde oy kullanma devri henüz başlamadı. Bizler de yolda olduğumuz için oy kullanamadık ve seçim geçerli olmayacak gibi. Dediğim de çıktı sonunda, seçim tekrarladı.

Sonrasında çayı demleyip bir güzel kahvaltı sofrası hazırlayıp keyifle yaptık. Sıra geldi toparlanmaya. Hemen eşyalarımı ve çadırı toplayıp kıytırığın çantasına yükledim çabucak. Ferdi her zaman olduğu gibi biraz zaman alıyor toplanması. Ferdimen ile benim çadırım sundurma altında, beton zeminde kurulu. Çadırların önünde eşyalar duruyor.

IMG_0001

Ferdimen de toparlandıktan sonra yola çıktık. Hava açık, sadece başı dumanlı dağlar görünüyor bulutları toplamış olarak.

20150607_075311

Baraj göleti epey aşağılarda, yeşilimtırak rengi ile bizi takip ediyor. Yoksa biz mi onu takip ediyoruz?

20150607_075321

Baraj seviyesinden biraz yukarılarda hafif iniş – çıkışlar ile ilerliyoruz. Bazen Ferdimen önde gidiyor. Arkadan resmini çekiyorum çaktırmadan.

20150607_093027_HDR

Bazen de ben öndeyim, Ferdimen de benim resmimi çekiyor çaktırmadan. Sizin anlayacağınız yol arkadaşlığı böyle bir şey. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz ve uyum içinde, fazla gözden kaybolmadan, birbirimizi kollayıp yol alıyoruz. Zaten dağların arasındayız ve telefon çekmiyor. O yüzden çok rahatım telefonun çekmediğinden. Eskiden telefon mu vardı? Kendimizi yaşıyoruz dağlarda.

IMG_0008

Şimdi tabelada yazan %13 ne demek? İnecek miyiz yoksa çıkacak mıyız? Tabeladaki siyah üçgen soldan sağa doğru değerlendirirsek yokuş çıkacağız. Eğer sağdan sola olursa iniş olması gerek. Hadi çık işin içinden! Bisikletim KUZ ve kıytırık tabela yanında.

20150607_093514

Neyse ki manzara güzel,  şöyle bir göletin kıyılarının girinti çıkıntılarını süzüyorum. Buradan barajın gövdesi görünüyor. Demek ki fazla yol almamışız.

20150607_094802

Tabela hala yerinde duruyor ve Ferdimen’in çektiği resme bakılırsa çıkacağımızı görüyorum. Demek ki tabeladaki siyah üçgen soldan sağa doğru okunması gerek. Yalnız %13 biraz fazla gibi. 100 metrede 13 metre yükselmemiz anlamına geliyor. Şu matematik sevimli de yokuş pek sevimli değil. Ferdimen bisikletlerle birlikte çekiyor beni.

IMG_0012

Neyse yapacak bir şey yok, yola sarıyorum tonajlı araçlar gibi 1. vitese takıp. Ama tabelada yazdığı gibi %13 eğimden fazla gibi. Yük fazla olunca kıytırık inat etmeye başladı, Pek çıkası yok. 1. Vites işe yaramıyor ve KUZ dan inip bazı sert olan yerleri bir süreliğine yürüyerek çıkmak zorunda kaldım.

IMG_0015

Kan ter içinde olsam da emin adımlarla fazla zorlanmadan çıkıyorum. Eğim biraz azalınca bisiklete binip bir süre gidiyorum. Ta ki bazı sert, neredeyse gözle görüp tahmin ettiğim kadarı ile % 25 eğim olan yerlerde yürüyorum. Toros dağları ve zirveleri.

20150607_095146

Ama bu manzaraya değer olduğuna inandığım için mutluyum ve bu yolda olduğum için. Eğer mutlu olamıyorsan yola çıkmanın anlamı yok. Baraj gölet manzarası çamların arasında.

20150607_101035

Gölet seviyesinde gidiyoruz, bazı yerlerde su içinde kalan evleri görüyorum. Su içinde kalan evlerin yerine daha üst seviyelerde yenisi yapılmış.

20150607_101632

Geriye dönüp baktığımda sanki “Bir arpa boyu yol almışım” gibi hissediyorum. Yoksa bir Masalın içinde miyim?

20150607_102038

Arada masal arkadaşımla günün anlamı ve önemi nedeniyle bir resim çekiliyoruz birlikte. Bisikletlerimiz de yanımızda.

IMG_0041

Buradan arpanın boyunu görebilirsiniz. Barajın gövdesi hala görünüyor.

20150607_102042

Ve önümüzde hala uzantısı var. Bisikletim park etmiş yol kıyısında.

20150607_102809

Burası da yan kollarından biri göletin. Küçük bir dere de gölete katkıda bulunuyor.

20150607_103408

Yol yapılırken ortaya ilginç kaya oluşumları çıkmış. Kaya pek sağlam değil, neredeyse dağılacak gibi ufalandıkça ufalanmış. Daha da ufalanacakmış gibi.

20150607_103808

Arpanın boyu giderek uzuyor ama baraj gövdesi karşımda. Bu manzarayı seyrederken yabancı iki kişi yanıma gelerek “Hello” dedi. Pek alışkın değilim yabancı turistlerin “Hello” demelerine. Genellikler bizim vatandaşlar ve çocuklar bizlere “Hello” diyor. Biri kadın biri erkek iki genç bisikletli. Bisikletleri kiraladıkları belli, yanlarında hiç bir şey yok. Bana İngilizce bir şeyler sordular ama ben Tarzancayı çok iyi bildiğimden ne dediklerini anladım. Tarzanca ve el işaretleri ile yola devam edin bir süre sonra baraj göleti bitecek ve soldan yolunuza devam ederseniz yol sizi ta Alanya ya kadar götürür dedim.  Onlar da anlamış olacaklar ki “Thank you” gibi bir şeyler deyip ve yola devam ettiler. Teşekkür ettiklerini anlamıştım. Ne de olsa Tarzancam süper. Vadide gölet ve uzaklarda baraj gövdesi.

20150607_104049

Dediğim gibi pistonları zorlandığı yerde bisikletten inip yürüyorum. Dişliler yeterli değil bunu anlıyorum. İzmir’e dönünce dişlilerin oranlarını değiştirmek gerek. Ferdimen beni bisikleti ittirirken arkamdan çekiyor.

IMG_0058

İttirmek te yorunca biraz dinlenmek gerek. Gerçi KUZ pek yorulmuşa benzemiyor ama kıytırık zorlanıyor gibi. Böyle yerlere alışkın değil. Toros dağları pek te çetin. Kıytırık geçtiğimiz yıl 2014 te Balkanları dolaştı ama oralarda böyle sert yokuşlara hiç denk gelmedi. Balkanlarda en fazla %7 eğimli yollar yapılmış. Onun için nazlanmakla haklı. Eğim %20 lerin üzerinde. Bisikletim yol kıyısında, çamların gölgesinde dinleniyor.

IMG_0065

Bir yerde Ferdimen’in yol kenarında beni beklerken buluyorum. Yanına yaklaşınca;

“Urimbaba”

“Efendim Ferdimen”

“Yanlış yola saptık sanki, gel bak bir haritaya”

Haritaya bakınca cep telefonunda daha önce Manavgat ta çizdiği rotanı dışına çıkmışız. Çizdiğimiz yol başka yerlerde biz başka yerde konum olarak görünüyoruz. İyi ki Ferdimen arada bir haritayı kontrol ediyor. Çamların arasında kıvrılarak çıkan yol.

20150607_105118

Neyse bir süre dinlenip kendimize geldikten sonra güzel manzaranın tadını çıkararak aşağı inişe başladık. Ağaçların ardında gölet manzarası.

20150607_114403

Neyse ki sapmamız 2.5 kilometre civarında. İniş olunca hızla iniyoruz ve pedal çevirmediğimiz için bisiklet üstünde dinleniyoruz.

Şimdi gelelim aşağıdaki resme! Gördüğünüz gibi GÜMÜŞKAVAK MAHALLESİNE HOŞ GELDİNİZ yazıyor. Siz olsaydınız ne anlardınız bu yazıdan? Bizim anladığımız (mahalleyi boş verin benim için her zaman köy olacaktır) köyümüze hoş geldiniz ve köyün girişi olduğunu ve yolun sol taraftan devam ettiğini. Biz de yola soldan devam ettik. Resimde solda görünmeyen küçük tabelalar dikkatimizi çekmedi. Orada “Konya”,” Sarıveliler” yolunu gösterir küçük, pek görünecek yerde olmayan tabelaları görmemişiz. Daha çok zafer tak’ı şeklinde yapılmış olan tabela bizi şaşırttı. Doğru yolu bulduk ya. Allah bizi doğru yoldan ayırmasın!

20150607_114940

Gümüşkavak köy yoluna sapınca yokuşlardan kurtulacağımı hiç sanmıyorum. Pek te umurumda değil, nasıl olsa ittire kaktıra çıkacağım zirvelere. Bisikletim gölgede dinleniyor.

20150607_122208

Dediğim gibi köy yollarında mutlaka çeşme vardır ve hepsinde durup suyunu içmeli. Aynı zamanda tüm şişelerdeki suları tazelemeli derim. Yol zorluğunu çeşme başında elimi yüzümü yıkayıp biraz dinlenmekle atıveriyorum. Kısa bir şarj molası gibi, pistonların pilleri doluyor kısa şarjda. Bisikletler par halinde, kayaların dibindeki çeşme ve Ferdimen’i çekiyorum.

20150607_122213

Yolumuza küçük bir mağara denk gelince durup inceliyorum. Etrafındaki kayaçlar ve içi sert ve yumuşak olanları ayırt edebiliyorum. Kırmızı görünenler daha yumuşak yapıda. Zaten çoğu eriyip gitmiş bir boşluk oluşturmuş durumda. Böylece küçük te olsa bir mağara oluşmuş.

20150607_122330

Dışındaki kayalar da sarı renkte liken ile kaplanmaya başlamış. Daha çok yeşil renk yada gri tonları ile kayalarda ilk yaşamı başlatan likenler ilk defa sarı renkte olanına denk geldim.

20150607_122405

Gümüşkavak köyü dağınık olarak kurulmuş. Birbirine en yakın ev 100 metreden aşağı değil. Köyün kahvesine oturup biraz enerji takviyesi almak gerek. Enerji takviyesi derken birinci olarak çay. İkincisi çay ile beraber kurutulmuş meyvelerden oluşan atıştırmalık. Kahvede büyük bir kafeste Keklik kuşunu görüyorum. Benim bildiğim Keklik düz ovada olur. Şarkılarda öyle söylüyor türkücüler. Dağlık arazide ne işleri var ki?

20150607_124554

Başka bir kafeste de bıldırcın. Öylece yemlenip duruyorlar. Bu kafesteki kuşlar çocuklar için mi yoksa menüde kuşları mı pişiriyorlar müşterilere? Pek anlamış değilim. Bazı yerlerde canlı alabalık verirler ya havuzdan çıkarıp. Bıldırcın ve keklik te bu kategoriye giren hayvanlardan. Hadi balık tamam da bu kuşları keserken insan acır. Bir damlacık et için değmez.

20150607_124606

Çayları içip takviyeleri aldık yeşil manzara eşliğinde. Garson bizi masada otururken resmimizi çekiyor.

20150607_125020_HDR

Köyün her tarafından sular akıp gidiyor küçük arıklardan. Bisikletimle birlikte çekiyorum akan suları.

20150607_131911

Akıp giden su üstünde ağaçlar kapatmış yeşil dalları ile. Güneş ışığı yoğun yapraklardan toprağa pek düşmüyor.

20150607_131941

Neden budamışlar belli değil çam ağacını. Ağaca çıkmak için tahta bir merdiven konulmuş. O da belli bir yere kadar çıkmak için. Daha da yukarı çıkabilmek için de dalların çıkıntıları merdiven benzeri olmuş. Karşıdan bir ip getirip ağacın yukarılarına bağlanmış.

20150607_132813

Ağaç tek olunca ilginç budaması ile kel kalmış gibi. Otomatik zaman ayarlı kendimizi ağacın dibinde çekiyoruz.

IMG_0083

Neyse yolumuza devam ediyoruz ama sadece çıkarak. Daha da ne kadar çıkacağımızı kestiremiyorum.

20150607_133323

Baraj göleti aşağılarda kaldı, belki de son defa bir parçasını görüyorum. Dağların sırtları kademeli olarak ufukta uzanıp gitmiş. Seyretmesi bile insana uzakları çağrıştırmakta.

20150607_133629

Arazi düz olmayınca yamaçlara küçük te olsa biraz düzleştirmek için duvar örülerek tarla yapılmış. Burada hayvanlara yemlik ürünler ekilip karlı soğuk kış günlerinde ot  bulunmayınca beslemesi için veriliyor.

20150607_135128

Aşağıdaki resmi çekmek için aşağıya inmek durumunda kaldım. Yolda gördüğüm yerleri kafamda kurgulayıp ona göre yazılacak resimleri çekerek hikayemi yazıyorum. Çekilecek resim kafamda oluşunca biraz ileriye gitmiş oluyorum. Ne yapayım yolda oluyor bazen bu durumlar. Zaten hep yokuş çıkmakta olduğumuzdan acele etmeye hiç gerek yok. Biraz da dinlenmiş oluyorum.

20150607_135131

Yolda giderken arabaların ezip pastırma olmuş bir kurbağa denk geldi. Kurbağa kurumuş, al duvara as. Yada defterin arasında sakla.

20150607_135310

Çıktıkça zirvelere bulutlar da çoğalmaya başladı. Yağmur mu yağacak yoksa başı dumanlı dağlarda mıyız? Bakalım yol ve zaman bize neyi gösterecek.

20150607_135911

Hala Gümüşkavak köyündeyiz, yol kıyısında yükseklerde yeni olgunlaşmış kirazları görünce yol hakkı olanı kadar koparıp yiyoruz. Tadı da nefis, kırmızı kırmızı kiraz.

20150607_140338

Ferdimen de benden kalır yanı yok, ileride durmuş resim çekiyor gördüğü ilginç bir yeri. Çınar ağaçları olduğuna göre bir dere olmalı.

20150607_140526

Tahmin ettiğim gibi bir dere var ve küçük bir şelalesi. Şelale olur da ben durur muyum? Hem de bu sıcakta yokuş çıkarken. Evvel ki gün Alanya da denize girmiştim, duş almadığım için de tuzluyum ve dün Kuzyaka köyünde duş alacak ortam yoktu. Hemen su donumu giyip doğal duşumu alıyorum. Hayat bazen bizlere harikalarını sunuyor. Bu harikalardan faydalanmak gerek. Hem serinliyorum hem de su masajı ile kasları gevşetiyorum. Duşun ardından terli olan atlet ve tişörtü suda duruluyorum. Ferdimen beni şelale içinde çekiyor. Şelaleden dökülen köpüklü sular vücudumu kaplamış, üzerimden akıp gidiyor.

20150607_141532

Ferdimen dere üzerinde resim çekerken fotoğraf makinasını suya düşürüyor. Hemen pillerini çıkarmasını ve güneşin altında kurumaya bırakmasını söyledim. Hazır suyun başındayız ve fotoğraf makinesi kurumaya bıraktık nasıl olsa deyip öğle yemeğini de burada yiyebiliriz. Yemek dediğimiz şey de Barbunya konserve. Ekmeğimiz de bol, bir güzel karnımızı doyuruyoruz. Çöpleri de etrafa atmadan naylon poşete koyup yanımızda götüreceğiz. Öyle ormanı kirletmek yok. Temiz olmalı. Ferdimen’in tripodu ve kurumaya bırakılan fotoğraf makinesi yerde.

20150607_150501

Yemekten sonra birer Türk Kahvesi iyi gitti doğrusu. Şimdiye kadar hiç kimse burada kahve pişirmemiştir. Kahve kokusu ormana yayılıyor mis gibi. Ferdimen ile kendimi üzerimiz çıplak olarak elçek resim çekiyorum.

20150607_151809_HDR

Ormanda çınar ağacı görürseniz bilin ki orada mutlaka akan bir su vardır. Çınar ağaçları susuz yerlerde yetişmez.

20150607_153209

Yolun bu kıvrımlarını seviyorum. Düz yol bana sıkıcı geliyor nedense. Aynı nehirler gibi. Dağlarda kıvrım kıvrım çağlayıp düz ovaya inince can sıkıntısını gidermek için kıvrılarak akmaya başlar. İşte buna tarih boyunca kıvrımlı akan nehirlere Menderes derler. Menderesleri severim bu yüzden ve yolun da Menderes gibi olmasını isterim. Yokuş olsa da fark etmez.

20150607_153306

Şelalede duş aldıktan sonra üzerime bir şey giymedim. Zaten yokuş çıkıyoruz ve terlemekteyim. Yokuşun hakkını terlemekle veriyorum. Hani derler ya sucuk gibi terledim işte o durumdayım. Sucuklar nasıl terler bilmem ama ben iyi terliyorum. Hava sıcak ama bunaltıcı değil, dağlarda nem oranı düşük deniz seviyesine göre. Kendimi çıplak olarak çekiyorum elçek. Anlım ter içinde.

20150607_160204_HDR

Solda, yamaçtaki kayalara bakıldığına göre zirveye yaklaşmışız demektir.

20150607_164701

Birden bire kayaların, toprağın yapısı değişti. Beyaz toprak yapısı sanki başka bir dünyaya gelmişiz hissini uyandırıyor. Buradan beyaz toprakların kamyonlarla alındığını gösteren  makine izleri var. Küçük beyaz tepelerin üzerinde gezerken Ferdi benim bir resmimi çekiyor kanatlarımı açmış olarak. (Neyse ki Ferdimen’in kamerası kurudu ve çalışıyor. Böylece beni çekiyor)

CAM01719

Bulunduğum yerden manzara müthiş. Dağlar sıralanmış alabildiğine uzanıp gidiyor. Seyretmeye doyamıyorum bu güzellikleri. Dim çayının aktığı derin vadilerin dibi görünmüyor bile. Görebildiğim kadarı ile harika kanyonlar var ve gidilmesi gerek. Belki bir gün.

20150607_165105

Manzara devam ediyor Toros dağlarının zirvelerine doğru.

20150607_171435_HDR

Bir süreliğine manzarayı seyretmek iyi geliyor. İnsanın ufku açılıyor resmen. Dağların eteklerinde olduğumuzdan sağ tarafımız dik yamaçlar. Tepelerde ağaçlar seyrelmiş, bir de kayalıklar olunca. Sol taraf uçurum.

20150607_172706

Yamaçlar dik ve kayalık olsa da çam ağaçları küçük bir çatlakta kendine yer edinerek yaşamı devam ettirmeye çalışıyor. Zamana ve mekana direniyor çam ağaçları. Binlerce, on binlerce yıl sonra yaşam kazanacak ve kayalar yaşama boyun eğip toprak olacak.

20150607_174111

Toros dağları bana zamanı unutturdu. Dünya ile bağlantım kesik, saatten de haberim yok. Bu güzelliği çekmek için sadece telefonun kamerasını kullanıyorum. Neredeyim, nerelere gidiyorum, daha ne kadar gideceğim bilmiyorum. Bunları düşünmeden sadece gözlerimle Toros dağlarının bulutlu zirvelerini taramakla.

20150607_174117

Bisikletim KUZ ve kıytırık’ı manzarada çekiyorum. Hak ettiler doğrusu.

20150607_174132_HDR

Manzara seyrini tamamladıktan sonra yol kıyısında paslanmış bir bisiklet zinciri gördüm. Kim bilir kimin bisikletinin zinciri. Ne oldu da yol kıyısına bırakıldı belli değil. Acaba yola nasıl devam etti? Yedek zinciri var mıydı? Yoksa araca binip öyle mi yoluna devam etti? Ama gerçek olan zincir paslanmaya bırakılmış, bir daha tekerleği döndürmeyecek olması.

20150607_180027

Ve dağların zirvesine yakın olduğumuzun işareti ; SİS. Yada dağlarda yaşayanların dediği gibi DUMAN. Ben BULUT olduğunu biliyorum. Hep aşağılardan başı dumanlı dağlara bakarken BULUT olarak görürüm. Ama BULUT’un içinde olmak durumu değiştiriyor. Bazen SİS gibi, bazen de DUMAN gibi sürekli devinim içinde. Bir ara yol tamamen kapanıyor bir şey göremiyorum. Sonra biraz dağılıyor önümü görebiliyorum. Heyecan ile yoluma devam ediyorum. İlk defa BULUT’un içinde bisiklet sürmekteyim. Bazen kaybolmak istersin ya her şeyden, kimsenin görmediği yerlerde. Dağların içinde BULUT seni bağrına basmış kimseye göstermiyor. İşte ben de kaybolmaya gidiyorum BULUT’un içinde etrafı SİS basmış, başı DUMANLI dağlara.

20150607_180706

Yolun aşağısı uçurum ve hiç bir şey göremiyorum sisten.

20150607_180710

Ferdimen de bazen durup beni bekliyor. Görüş alanı iyi olmadığından göz temasını kaybetmiyor benim ile. Ferdimen beni beklerken çekiyorum.

20150607_181107

Ferdimen beni bekledikten sonra arkamdan bir resmimi çekmiş çaktırmadan DUMANLI dağlara yürüyerek çıkarken. Ben ileride bisikletimi ittirirken, yamaçtaki çam ağaçları sis içinde kaybolmak üzere. Daha ilerisi kaybolmuş sis içinde. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

CAM01738

Yürürken yerde pek görmeye alışık olmadığım siyah renkte sümüklü böcek gördüm. Sümüklü böceğin kabuğu yok ve sümük salgısı da salmıyor giderken. Derisi sanki kurumaya başlamış gibi. Belki de cinsi böyledir bu hayvanın.

20150607_181748

Tırmanış zorlu olsa da yürüyerek yada eğim biraz azalınca bisiklete binerek devam ediyor. Yavaş giderken ilginç kaya oluşumları göze çarpıyor. Yanardağlardan lavlar akarken hamur halindeki kayalar soğudukça katılaştığı, arkadan akan lavların baskısı ile ilginç şekiller oluşmuş. Kayaların kat kat görünümü ve kimisi 90 dereceden fazla kıvrılmış durumda. Nasıl bir anda donmuşsa öylece kalmış on binlerce belki de milyonlarca yıl önce.

20150607_182336

Artık akşam olmak üzere ve sisten yol kapanmaya başlayınca araçların bizi görmesi zor. Hemen kendimize sığınacak güvenli bir çadır yeri olacak yer ararken yolun solunda bir çardak ve gözlemeci görünce hemen oraya giriyoruz. Tehlike yaşamamak için artık yola devam etmenin anlamı yok deyip çadırları kurduk. Eşyaları da içine yerleştirdikten sonra akşam yemeği hazırlıklarına başladık. Gözlemeci kapatıp gitmiş, kimseler yok ortalıkta. Yemeğimizi yedikten sonra etrafı şöyle bir kolaçan ettik. Bidonlarda su var, bir gözleme sacı, altında ateş yakmak için ocak. Sundurmanın altında tahtadan çakılmış bir kaç masa. Oturacak uzun tahtadan yapılmış oturacak. Etrafta çeşme olmadığından.  mecburen bidonlardan biraz su kullanmak zorunda kaldık.

Hava birden bire karardı ve duman o kadar yoğunlaştı ki göz gözü görmüyor. Ara sıra gelen arabaların farları ortalığı biraz aydınlatıp hayalet gibi geçip gidiyorlar.

20150607_211011

Kendi ışığımız ile kahve keyfini araçların farlarını sisi aydınlatmasını seyrederek  içiyoruz. Yine şans yüzümüze güldü ve çadır kurabileceğimiz düz ve korunaklı bir yer bulduk.

20150607_212353

Bu günkü yol biraz çetindi ve 1000 metrenin üzerine tırmanış yaptık. Yol eğimi kimi yerlerde %20’nin üzerindeydi. Bazen yürümek zorunda kaldım. Ferdi’nin yükü benden az olsa da arka dişlisindeki problemden dolayı 1. ve 2. viteslere geçemediğinden 3. viteste çıkmak zorunda kaldı. O da zorlandı desem yeridir. Gerçi uzun boyun avantajı var ve piston boyları benden uzun olunca pedala daha iyi bir güç uyguluyor. Haliyle bana pek çaktırmasa da yorulduğunu hissediyorum. Benim gibi yavaş çıkamıyor, 3. viteste zaten yavaş gidemezsin. Önden gitmesi nedeni ile durup beni bekliyor bir süre. Böylece biraz dinlenmiş oluyor. Telefonlar da dağlarda çekmediğinden birbirimizi kaybetmemiz gerektiğini biliyor yol arkadaşım. Bir gerçeği de itiraf etmem gerekirse resim çekmesini de seviyor ve sanatçı kişiliğini kullanarak çok güzel ve kimsenin aklına gelmeyecek prodüksiyonlar düşünerek harika resimler çekiyor.

Biraz yorgunluk eseri olarak erkenden çadırımıza çekilip yatıyoruz. Yarın ne olacağı belli değil, dinlenmek gerek. Yorgun olsam da mutlu bir günün sonunda uykuya dalıyorum tatlı düşler içinde.

Bu gün yaptığımız yol biraz kısa ama yol bazen böyle. Yaklaşık olarak 28 Kilometre civarı bisiklet sürmüşüz.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 3. Gün

21 Mayıs 2015 Perşembe

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdiye aittir)

3. Gün

Kiraz – İğdeli – Buldan – Denizli

 

Gitmek.

Bir büyü gibi saran

Ağrılar yumağı, kışkırtılmış

Düşlerdir ki sen şimdi

Esirgeme kendini

Kederin o derin yalnızlığından

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Bisikletim KUZ ve kıytırık yol kıyısında park etmiş, az ilerinde siyah bir at duruyor.

20150521_105038

Ormanda uyumanın en güzel tarafı sabah kuş seslerinin erken saatlerde rüyama girmesi. Rüyaların hatırlanması uyanmadan önce son anlarda gördüğümüz rüyalardır. Filimler de, romanlarda bizlere anlatılan ve öyle hissetmemizi sağlayan korkunç canavarlar, hayvanlar, zebaniler falan öyle bir şey yok. Rüyalarıma da hiçbirisi girmiyor. Ormanın dinginliğinde kabus bile görmüyorum. Ormanda yaşayan canlılar doğal yaşamlarına devam ediyor. Bizlerin yolcu olduğunu bildiklerinden kokumuzdan anlayıp yaklaşmıyorlar bile. İşte böyle bir ortamda uyumanın zevkine doyum olmuyor. Kuşların tatlı ötüşlerini dinlemek orman terapisi etkisini gösteriyor. Uyandıktan sonra bahar ayında aşkla kuş cıvıltılarını dinleyip tatlı hayallere dalmak gibisi yok. Yaşadıklarım, yaşayacaklarım, sevdiklerim, dostlar. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni sohbetler hepsi aklımdan geçiyor. Hele hasret duyduklarım kavuşmayı bekleyen hasretler. Dinlenmiş beynimde taze düşünceler oluşuyor. Güne iyi düşüncelerle ve gülümseyerek başlamalı.

Çadırımın içinden dışarısı, düz çayırlık ve çam ormanı.

20150521_063203

Bir süre çadırımın  içinde tatlı hülyalara daldıktan sonra çadırımdan dışarı çıkıp akan dereden elimi yüzümü yıkadım. Bisikletleri ne olur ne olmaz diye birbirine kilitlemiştik. Üzerine de yağmurluğumu atmıştım. Gece bıraktığım gibi duruyor. Çaydanlığı akan dereden doldurup ocakta kaynaması için bıraktım.

20150521_063843

Sabahın erken saatlerinde kamp yaptığımız yerin etrafını şöyle bir kolaçan etmeye başladım. Dere kıyısında geniş bir otlak, neredeyse düz.

20150521_063905

Oradan dere yatağına giriyorum, dere pek coşkulu akmıyor. Herhalde gece pek yağmur yağmamış olacak.

20150521_063959

Derenin aşağı tarafı, az aksa da temiz görünüyor.

20150521_064013

Alanın diğer ucunda bir kuyu olduğunu gördüm. Üzeri çalılarla örtülmüş, içinde elektrikli su pompası var. Demek ki yazın dere akmıyor ve bahçelerini bu kuyudan çektikleri su ile suluyorlar.

20150521_064209

Epey geniş bir alan, burası köylülerin ortak kullanım alanı olarak kullanıldığı uygun bir yer. Belki düğün dernek yapılıyordur burada.

20150521_064409

Kısa gezintim bittikten sonra çadırların yanına gelip kahvaltılıkları çıkarıp bir güzel kahvaltı yapıyoruz. Güne iyi bir kahvaltı ile başlamalı. Kahve de üstüne iyi gitti doğrusu. Keyifli miyiz? keyifliyiz, keyfimiz yerinde mi? yerinde. Daha ne olsun ki ! Mutluluk her zaman yanımızda. Önemli olan o anı iyi değerlendirip yaşamak. Ocak üstünde cezvede ikinci taşımı bekliyor. Yanda iki fincan içi köpüklü.

20150521_083419

Kahvenin ardından toparlanıp yola çıkıyoruz. Gece karanlığında pek göremediğim iniş epey dikmiş. Bisikleti elde çıkarıyorum ta yola kadar. Ferdi beni arkadan çekiyor yokuşu çıkarken.

IMG_0438

Ana yola çıktıktan bir süre sonra, yakınlarda bize tarif edilen çeşmeyi görüyoruz. Suyu devamlı akıyor borusundan hemen tüm şişeleri tazeliyorum. Burada kalınır mıydı ? kalınırdı ama pek rahat edeceğimizi sanmıyorum. Çeşme yola yakın ve burada durup su alabilirlerdi gece boyu. Belli mi olur. Sonra ormanın sesi burada yoktu ki!

20150521_092600

Yolcu yolunda gerek diyerek yola koyulduk tekrar.

20150521_093453

Hava bulutlu, üzerimiz açık, Bulutlar yüksek dağların tepelerine çekilmiş. Tepeler boyu meyve ağaçları ve bahçeler, arada tek tük evler yapılmış. İnsanlar bir şekilde toprağı işleyerek yaşam mücadelesinde geçimini sağlamaya çalışıyor.

20150521_093457

Yağmur etrafı yıkamış, paklamış, durulamış tertemiz hale getirmiş. İşte hıyarın biri içtiği sigarasını izmaritini güzelliğin ortasına atıp gitmiş. Ne demeli bilmem…

20150521_100314

Çıkışlar bir süre daha devam ediyor, yol kıyısında ki kar çubukları buraya güzel kar yağışı olduğunun göstergesi. 1 metreyi geçtiği kesin.

20150521_101314

Heybetli çınar ağacı tüm görkemiyle burada su olduğunu belirtiyor. Yakından kadraja girmediğinden biraz uzaktan anca sığdırabildim. Bisikletim bariyere dayalı duruyor.

20150521_104111_HDR

At ve demir at, ikisi de siyah, ikisi de KUZ. İkisi de yavuz. Birlikte poz veriyorlar bana. At şimdilik dinlenmede ve otlamak için bağlanmış. KUZ da dinleniyor ama yoldaşım yemez, içmez. Sadece bakım ister, çamurları silinsin, zinciri yağlansın. Lastiklere gerektiğinde hava basılsın yeter. KUZ beni her yere sessizce götürür. Buralara kadar getirdi daha da ileriye götürecek. Hani bisikletçiler arasında söylenir ya “Demir Atlara binelim” diye sakın ola inanmayın söylenenlere. Çünkü bisikletlerin çoğunluğu alüminyumdan yapılma ve demir değil. KUZ gibi tur bisikletleri demirden yapıldığı için “Demir At” olarak söylenmesi yerindedir. Alüminyum at uymuyor söylemlere. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150521_105038

Bulutlar üzerimizde fıldır fıldır dolaşıyor. Bazı yerlerde üzerimize yağmaktan da geri kalmıyor yağmur. Ne de olsa bahar yağmuru, yağıp geçiyor çisentili olarak. Yolumuzdan da alı koymuyor bizi.

20150521_110709

Yine bir At görüyorum, resim çekesiye kadar at kafasını otlara gömerek yemeğine devam ediyor. Bisikletim ile atı çekiyorum.

20150521_145308

Kimsenin olmadığı kocaman bir ceviz ağacı ve küçük bir ev. Betondan banklar ve masa, dinlenmek için biraz mola vermeli.

20150521_152531

Pistonlar iyice ısındı, ceviz ağacının gövdesine pistonları dayayıp kanın başıma doğru akmasına yardım ediyorum. Kan devamlı ayaklarımın ucunda olunca ara sıra dengeyi sağlamak gerek. Sadece ayaklarımı ağaca dayalı olarak çekiyorum.

20150521_152751

Hem dinleniyoruz hem de kuru yemişle enerji depoluyoruz. Bir taraftan da gideceğimiz rotayı belirlemeye çalışıyoruz Ferdi ile. Çünkü Uluderbent köyünden sonra yol gösterici navigasyon yolu bayağı uzatıyor. O kadar dolaşmaya gerek yok diyerek dağlardan giden kestirme yoldan gitmeye karar verdik. Beton masa üzerinde sarı su matarası, çerezlerin poşetleri ve Ferdi. Kahramanımız Ferdimen.

20150521_152808_HDR

Bir süre daha gittikten sonra tam da tepenin üzerinde Ferdi çay içilebilecek bir yer bulmuş. Burası da hareketli bir mekan, hemen duble çayları içerek terimizi soğuttuk. Hem bakkal hem de çayhane. Barakadan yapılmış. Bisikletlerimiz park halinde, ben sandalyede oturuyorum.

IMG_0461

Çay molasının ardından bisikletleri kendi ataletine bırakarak Uluderbent köyüne kadar geldik pedal çevirmeden. Öğle zamanı, fazla yol gelmesek te çıktığımız yokuş enerjiyi bitirdi. Hazır sulu yemek yapan lokanta bulmuşuz. Bir kuru pilav yemeden geçmek olmaz deyip bir de bir baş soğan ve acı biber. Önümüzde bir süre daha tırmanış var Derbent’e kadar. Ondan sonrası da uzun bir iniş bekliyor bizleri. Köy geçiş yeri ve uğrak bir yer olduğundan dünden kalan yemek yok. Her gün pişirilip bitiyor ve yemekler leziz.Ferdi lokantayı çekiyor, üzerinde 4 daire de var.

IMG_0471

Yemekten sonra birden yokuş çıkmak karnımızdaki fasulyeler henüz öğütülmediği için kana karışmamış. Karın şişliğinden kendimi zorlamaya gerek yok. Bisikletten inerek sert olanları yürüyerek çıktım. Ferdi de beni çekiyor yürürken.

IMG_0480

Bir süre sonra hazım başladı ve normale dönünce yol almaya başladık. Bahçelerde kiraz ağaçlarından meyve gereksinimini henüz pişmemiş kirazlardan karşılayamıyoruz. Buraları yüksek rakım olduğundan henüz pişmemiş kirazlar. Sadece bakmakla yetiniyoruz. Henüz olgunlaşmamış kiraz ağacını yakından çekiyorum.

20150521_153838

Tatlı bir iniş başladı ve kilometreler hızla tükeniyor. Denizli il sınırına giriverdik birden bire. Bir günde üç il topraklarından geçtik. İzmir, Manisa Ve Denizli. Aydın sınırlarına bir kaç kilometre yakınından geçtik. Yol olsaydı dört ilin topraklarını görmüş olacaktık. Böyle her zaman yolumuza denk gelmez. Denizli il sınırını gösterir tabela. Yanında Ferdimen.

20150521_162002

Bayırlar ekin tarlaları ile kaplanmış, henüz yeşil ortalık.

20150521_164219

Buldan çatağına geldik, sadece girişinde biraz yukarı çıkıp marketten ve tuvaletten yararlanıyoruz fazla oyalanmadan. Daha gidilecek epey yolumuz var. Tabelada düz olarak; Sarayköy, Denizli, Antalya. Sağ tarafa ise; Buldan yazılmış.

20150521_173639

Denizli’nin dağları ufukta göründü.

20150521_185136

Buralarda tam da erik zamanı, bir kaç eriğin tadına bakmak gerek. Ben erik ağacından erik toplarken.

IMG_0511

Buldan dan sonra dik bir iniş yapıyoruz. Yol kaymak gibi olunca bir ara hız göstergesine bakınca 71 Km/hıza ulaşmışım. Daha önce 69.5 olan hız rekorum 71 Km/hıza çıkarmış oldum. İnsan bu kadar hıza ulaştığını fark edemiyor. Haliyle dikkatli bir şekilde ip gibi akıyorum. Fazla gitmedim bu hızda, hemen frenlere asılıp hızımı 50 Km/hızlara düşürdüm. Römorkum kıytırık hiç sorun çıkarmadan KUZ’u takip etti iniş boyunca yüksek hızlarda. Her zaman olduğu gibi bu kadar hızlı inersen düzlüğe çabucak varıyorsun. Güneş ufukta alçalmaya başladı. Ferdi beni inerken çekiyor, arkamda Güneş bulutların arkasında batmak üzere. Asfalta kızıl rengini yansıtmış.

IMG_0526

Güneşin son ışıkları üzerime vururken gölgemi de uzatmakta asfaltın üzerinde. Gölgeme bakarken korna çalarak az ilerimde bir araba duruyor. Arkasında da iki bisiklet. İzmir den arkadaşlar Gönül ve Bülent Karadağ çifti. Yolda karşılaşmanın heyecanı ile kucaklaşıyoruz. Bir süre sohbet ediyoruz, yükünüzü alalım diyorlar ama kabul etmiyorum. Kendimi test etmem gerek kıytırık ile. Arkadaşlar arabaya binip gittiler. Ben de yoluma devam ettim. Bir süre durunca Ferdi merak etmiş haliyle, yol kıyısında durup beni beklemiş. Arkadaşların arabasını görünce neden geciktiğimi biraz tahmin etmiş. Beni beklerken bulunca durumu açıkladım. Yol arkadaşlığı bu işte; biri ile karşılaşıp hasret giderdikten sonra yol arkadaşının seni merak edip beklemesi. Asfalta vurmuş gölgemi çekiyorum.

20150521_185720

Denizli’ye vardık hava kararmadan. Kamp alanı Denizli’nin diğer ucunda, daha epey yolumuz var. Bu arada gideceğimi yönde ufukta bulutun aşağı indiğini gördüm. Umarım biz gidene kadar bulut kalkar ve ıslanmayız. Rüzgarın yönüne bakacak olursan lodos ve yağmur bulutunun uzaklaşacağını tahmin ediyorum. Yukarıda bulutlar bizden daha hızlı hareket ediyorlar. Denizli şehir tabelasını çekiyorum. Üzerinde; Denizli, nüfus: 574000, rakım: 354 yazılı.

20150521_201024

Denizli’nin berbat trafiğinde dikkatlice ilerliyoruz, hava karardı ve aydınlatmaları yakıp fosforlu yeleği giydim. Ana yolda arabalar hızlı gittiğinden yan yolda gidiyoruz. İşte esas tehlike buradaki yolda, sağa giriş yollarında arabalar aniden önümüzü kesiyor. Dikkat etmezsek halimiz harap. Bir de yan yoldan gelip önümüzü kesmeleri yok mu. Bisikletlere alışkın olmadıkları belli. Trafik ışıkları, kavşaklar tam bir curcuna. Bu yoğun trafik ve gürültüsü enerjimizi tüketiyor resmen. Arkadaşlardan kamp yerini öğrendikten sonra navigasyona işaretleyip yol tarifi aldım. Bakalım yeri bulacak mı ? Bir süre iyi tarif etti ama sonunda kafası karışınca ters yöne götürdü. Baktık olmayacak canlı navigasyona baş vurduk. Bakkalın birine tenis kulübünü sorup yol tarifi alarak kamp yerini bulduk. Yollarda çareler tükenmez, hep bir çıkar yol bulunur. Gerçi canlı navigasyonlar yolu tarif ederken bazen kendileri şaşırınca yol tutmuyor haliyle. Yol tariflerine alışığız zaten. Buralarda yollar ıslaktı, kamp alanı da yağmur görmüş. Bizler ıslanmadık yol boyunca. Bizden önce arabaları ile yada otobüsle gelenler çadırlarını kurmuş bile. Biz de çadırları kurmadan önce son kalan akşam yemeğini yiyerek doyduk. Ardından uygun bir yere çadırları kurup eşyaları içine atıyoruz. Kıytırığı da bisikletten ayırıp çadırın yanına koyuyorum. Çadır kamp alanı sabit olduğundan fazlalık yük çadırın içinde olacak üç gün boyunca.

Daha önce tanıdığım dostlarla hasret gideriyorum, beni tanıyan ama benim henüz tanıyamadığım arkadaşlarla tanışıp kaynaşıyoruz. Festivali düzenleyen Pamukkale bisiklet derneği başkanı Yavuz Öge ve Halil İbrahim Kurt bize hoş geldin diyerek kayıtları alıp formaları veriyor.

Daha önceki yıllarda Denizli’ye 2 günde gelmiştim ana yoldan. Bu kez biraz yolu uzatarak 3 günde Denizli’ye ulaştım. Geldiğim yolu daha önce kullanmadığımdan yeni yollardan gelmek beni mutlu etmişti. Dostları görmek mutluluğumu kat kat artırdı. Daha ne isteyeyim ki?

Bu gün biraz abarttık galiba 118 Kilometre den fazla yaptım.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc