Etiket arşivi: konak

Eşpedal EGE Turu 7. Gün

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Çandarlı – Aliağa – İzmir

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarldamarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, İzmir, Gündoğdu meydanındaki atlar ve insanların heykeli mermer kaide üstünde. Ön tarafta Eşpedal katılımcıları topluca poz veriyor.

Gün ağarınca, güneş daha doğmadan gökyüzü beyaz renktedir. Deniz de gökyüzü ile bütünleşir aynı rengi alır. Beyaz renkli gökyüzü altında beyaza bürümüş deniz çarşaf gibidir. Hiç rüzgar esmez, sakin ve insana huzur verir. Denize girip yıkanıp arınırsın, tüm dertler, kötülükler suda kalır. Gece düşlerine girmeye çalışan iblisler sudan korkarlar. Suya girince hepsi karanlık dünyalarına geri döner. Ferahlamış olarak güne başlamalı. Ben de öyle yapıyorum, açıkta duran yalnız adaya doğru biraz yüzdüm. Etrafta çıt yok, sessiz. Sadece kulaç atarken kollarımın suya değdiği ses var. Bir süre yüzüp yunuyorum sakin denizde, balıklar benden ürkmüyor, etrafımda dolanıyor sakince. Suyun berraklığında görüyorum balıkları. Birlikte yüzüyoruz.

Denizden çıkıp kurulanıyorum, gün böylece başlıyor. Deniz yüzeyi çarşaf gibi, karşıda yalnız ada. Ufukta dağların siyahımsı gri silueti görünüyor. Denizin dibinde çakıl taşları tek tek seçiliyor baktığım yerden.

Hazır denizi çarşaf gibi görmüşken bulunduğun deniz kıyısından Çandarlı kalesini ve denize girinti yapan yarımadayı çekiyorum. Aslında şirin bir deniz kasabası yazlıkçıların istilasına uğramış. Aç gözlü emlakçılar da para kazanmak için her tarafa ev yaparak dokuyu bozuyor güzelim kasabanın. Yarımada bozulmamış dokusu ile güneşin ilk ışıkları Çandarlı kalesine vururken çekiyorum bir poz.

Sabah kahvemi içtikten sonra eşyalarımı toplayıp çantalara doldurdum. Bu gün yola çıkacağız İzmir’e doğru. Benimle birlikte diğer arkadaşlar da toparlanıp hazırlandı. Sabah kahvaltısını Baattin’in yazlığında yapıyoruz hep birlikte. Pis su gideri tıkalı olduğu için bulaşıkları bahçede yıkanıyor. Rabia sabunlu su ile yıkıyor, Merve de çeşmede duruluyor yıkananları. Bahçede asma gövdeleri ve solda nar ağacında bir tane henüz olgunlaşmamış nar var. Nar hala yeşil, biraz daha zamanı var olgunlaşması için.

Evi derleyip toparladık, Baattinin eşine hiç bir iş bırakmadık evde. İşimiz bitince yola çıkıyoruz ama tuvaleti kullanamadığımız için ilk benzin istasyonunda durup tuvalet ihtiyacını giderdik. Benzinlik Çandarlı’nın hemen çıkışında. Bisikletler park halinde, Cem Tabanlı kendi bisikleti ve benim bisikletim KUZ arasında bana poz veriyor. Ben de onu çekiyorum. Bisikletler yüklü durumda.

Yola çıkıyoruz, Çandarlı çıkışı hafif bir yokuşla başlıyor. Sağda çamlık tepesinin yanmış çam ağaçları. Yolda giden bisikletliler ve en arkada Baattin motorla bizi takip ediyor. Bisikletini eve bıraktı, motorla gelecek. Baattin’in yerine Hakan pilotluk yapmaya başladı. Yolun iki tarafında elektrik direkleri ve tam karşıda artarda iki tane rüzgar türbininin kanatları tepenin arkasında görünüyor. Türbinin kanatları neredeyse aynı eksende dönüyor.

Yanmış olan çamlı tepenin korkunç hali. Yakın zamanda yanan çamlık görülecek bir manzara değil ama örnek olarak çekiyorum bir poz. Aldığımız bilgilere göre çamlığın dibinde atölyeden çıkan kıvılcımlar Ağustosun kavurucu sıcağında kuru otlar ve çıralı çamların çabuk tutuşup yanmasına neden olmuş. Ve bu atölye hala çalışıyor ben ona şaşıyorum. Acaba gerekli cezayı alıp yaptırım uygulanmış mıdır? Ben olsam atölyeyi tamamen kapatır bir daha ormanlık alana yakın hiç bir bina dahi yaptırmazdım.

Yaklaşık 11 Kilometre gelince Çanakkale – İzmir karayolunun kavşağına geldik. Burada tezgahlar kurulmuş, üzerine geniş şemsiyeler gölgelik yapıyor. Burada kavun, karpuz ve sebze satan köylüler var. Tezgahların önünde arabalar durup alacağını alıyor ve yoluna devam ediyorlar. Tezgahlardan artan çöpler yolun karşısına atılıyor. Kimse de bu çöpler nereden burada birikiyor diye hesap sormayınca çevre kirliliğinin bir örneğini görmüş oluyoruz.

İlk molamızı Kazıkbağları’nda çay bahçesinde veriyoruz. Ağustos sıcağında gölgede serinlemek gerek. Asırlık koca çam ağacının gölgesine oturup soğuk ayran içiyoruz.

Masa etrafında toplanıp oturuyoruz hep birlikte. Ayranları içtikten sonra soda, su ve çayla takviye yapıyoruz. Hüseyin Alkan ile biraz sohbet etme fırsatı buldum. Ben yaptıklarımı, gezdiklerimi ve çektiğim resimleri anlatıyorum. Daha önce demiştim ya “Öğrenmenin ve öğretmenin yaşı yoktur” diye. Hüseyin yeni bir şey öğretiyor. Bana “Urim Baba, çok iyi işler yapıyorsun, gördüğün yerlerin resimlerini çekip paylaşıyorsun. Bizler ise resimleri göremediğimizden ne olduğunu anlayamıyoruz. Telefondan sadece sesli dinleyebiliyoruz. Görüntülerde Betimleme olmayınca neye yarar ki bizler için.” deyince ne kadar haklı olduğunu anladım. Ben de ona “Tamam, bundan sonra yazılarımdaki resimlerde Betimleme yazıp öyle paylaşacağım.” Şimdiye kadar onbinlerce resim çekip paylaştım Dünyanın güzelliklerini. Ben ve görenler çektiğim güzellikleri görebiliyoruz. Sağır, dilsiz ve diğer engelliler görebiliyor ama görmeyenlere resimleri anlatmalı, onların gözü olmalıyız. Yeni bir şey daha öğrenmiştim ve o günden sonra yazılarımda resimleri Betimlemeye başladım.

Çam ağacı gölgesinde masanın etrafına oturmuşuz. Garson boşları topluyor, bizden başka müşterisi olmayınca sadece bize hizmet ediyor. Kalabalık olunca epey satış yaptı.

Elimde su geçirmez kamera var, ara sıra video çekimi de yapıyorum. Aklıma tüm katılımcıları konuşturup tur hakkındaki düşüncelerini kısacık anlatmasını söyleyip tek tek video kaydını aldım. İlk başta su geçirmez kabı takılı çektim ama su geçirmez kap sesleri de geçirmediğinin farkına varınca kabı çıkarıp çekmeye başladım. Videoda altta sarı renkli tarih yanlış tarihtir. Tarih ve saati ayarlamamışım, bilgilerinize.

Aşağıda videosu var.

Mola bitimi yola çıktık. Aliağa’ya kadar birbirimizden kopmadan, hep birlikte bisiklet sürdük. Yenişakran civarında yol daralınca tek şeridi kapatıp güvenli bir şekilde yolumuza devam ettik. Diğer yerlerde emniyet şeridinde gidiyoruz. Son molamızdan sonra hiç mola vermeden Aliağa’ya geldik. Aliağa girişinde sahildeki bisiklet yolundan izban metro istasyonuna geldik. Buradaki görevlilerle konuşup iki seferde trene binmek için anlaştık sorumlu kişi ile. Yoksa normalde ikişer kişi haricinde fazla kalabalık almıyorlar. Yarımız bindi trene, diğer yarımız bekliyoruz istasyon binasında.

Bisikletlerin başında Didem Turan ve Cem tabanlı sohbet ederken büyük Şevket duvarın dibine çömelmiş cep telefonu ile konuşuyor. Binanın camındaki yazıda izban logosu ve açılımı yazıyor. İzban İzmir banliyö sistemi diye.

Diğer tren gelince bisikletleri merdivenlerden el birliği ile taşıyıp trenin ön ve arka vagonlarına biniyoruz. Burada yine ikiye bölündük. Aliağa ilk istasyon olması nedeni ile rahatça bindik. Hatta oturduk bile boş koltuklara. Yüzleri birbirine dönük ikişer koltukta; Emine, Merve, Didem ve Mehmet oturmuşlar bana poz verdiler. Ben de onları çekiyorum bir poz.

Diğer tarafta ilk vagonun başlangıcında bisikletlerimiz duruyor. Cem ve ben onları kontrol altında tutuyoruz düşmesinler diye. Cem ve bisikletler, iki yolcu da koltukta oturmuş bizlere meraklı bakışlarla bakıyor.

Cem’e cep telefonumu verip beni çekmesini söylüyorum. O da beni çekiyor. Üzerimde Dünya Kalp Günü tişörtüm var. Tişört beyaz renkte.

Arka vagonda diğer grup yerleşmiş. Şevket Yiğit resmi çektirmiş. Burada Rabia, Hüseyin, ortanca Şevket ve Şemsettin koltuklara oturmuş durumda. Bisikletler borulara dayanıp bağlanmış.

Karşıyaka istasyonunda inip diğerleri ile buluştuktan sonra Karşıyaka çarşısından geçip vapur iskelesine geldik. Burada vapura biniyoruz. Toplu ulaşım araçlarını da tandemlerle binerek test etmiş oluyoruz böylece. Bisikletim KUZ ve iskeleye bağlı vapur. Vapura binen bisikletçiler. Vapur yüksek olunca merdivenlerle çıkılan platform yapılıp maviye boyanmış tamamen. Engelliler için de az eğimli, uzun ve dönemeçli rampa yapılmış.

Vapurda koltuklara oturduk. Solda Hakan Sevin, ben ve Sağda Cem Tabanlı elçek resim çekiliyoruz. Arkamızdaki camlardan fazla ışık gelince biraz parlak çıktı resim. Çatık kaşlı Hakan’ın kaşları birbirinden ayrılmış, yüzünde mutlu bir gülümseme. Sanki yüzüne nur vurmuş gibi. Sanki değil gerçekte yüzünden nur akıyor. Adam mübarek oldu.

Vapurun orta bölmesi bize ait, tamamen Eşpedal grubu oturuyor.

Kısa süren vapur yolculuğumuz Konak ta bitiyor. Vapurdan inip bisikletlerle Gündoğdu meydanına geldik. Burada İzmir bisikletçilerinden bir kaç kişi karşılıyor. Meydanın ortasında dev bir kaidenin üzerinde atlar, insanların oluşturduğu kalabalık bronz heykel var. Burada toplanıp birlikte resim çekiliyoruz hep birlikte.

Mermer kaidenin altındaki mermer platforma oturup yorgunluk çıkarıyoruz. Bir haftadır güzel günlerin yorgunluğunu var üzerimizde. Kazasız belasız turu bitirmenin sevinci içimizde. İçinde sanatçı kimliği taşıyan Hakan, ben ve Remila yan yana otururken tandem bisikletin arkasından resmimizi çekiyor. Yanımızda biri kız biri oğlan iki çocuk oturuyor. Tandem bisikletin bagajı yüklü, co pilotun selesi ve gidonu. Aradaki kadro borusunda Tandem yazıyor. Mor renkte bir suluk ta yerinde takılı.

Remila ile sohbetimiz kahve yaptığım yer ve haritası. Bunu anlatırken Hakan tepemizden bizi çekiyor ve ikimiz Hakan’a bakarken. Elimdeki cep telefonumda kahve yaptığı yerin haritası. Remila’nın başında kaskı ve gözünde güneş gözlüğü. var. Benim uzun saçlarım açık, özgürce omuzlarıma dökülmüş durumda.

Gündoğdu meydanından Konak meydanına geldik. İzmir’in sembolü saat kulesinin etrafında bisikletlerimizle dönüp turu sonlandırıyoruz. Pazar günü Ören’den yola çıkıp 7 günlük bisiklet turu bitmiş oluyor ve saat kulesinin etrafında dönerek hacı oluyoruz. Saat kulesinin alt kısmı, etrafında ben ve Remila’nın ardından gelen diğer bisikletçiler. Palmiye ağacı ve arkada valilik binası görünüyor. Yanında da Emniyet binası.

Eşpedal Ege Bisiklet Turunda çektiğim videolar aşağıda.

Saat kulesini dikine bisikletim KUZ ve Cem Tabanlı’nın bisikleti yan yana çekiyorum. Tesadüf eseri yan yana koyduğumuz bisikletlerin gidon çantalarının önündeki Bakırçay Temiz Aksın temalı plakamız takılı durumda. Cem’in gidon çantasında takılı metal kupa var.

Bir süre Gündoğdu meydanında durduktan sonra son olarak yemek yiyelim hep birlikte diye karar aldık. Bisikletlerle Konağa geldik. Bir lokantaya oturup yemekleri ısmarladık. Yemeğimizi yedik afiyetle. Hakan Sevin bendeki değirmen hoşuna gitmiş illa bir tane bana da alalım deyince Hakan’a hadi yürü deyip peşime taktım. Tarihi Kemeraltı çarşısında değirmen satan dükkanların olduğu yere geldik. Mesafe biraz vardı, epey yürüdük desem yeridir. Ama Kemeraltı çarşısı büyük bir alana yayılmış durumda. Çarşı neredeyse tüm dükkanlar tek katlı olması nedeni ile bu kadar geniş. Satılan değirmenler daha çok süs için yapılıyor. O yüzden kaliteli bulmak imkansız. Hakan dışarıda beklerken içeri girip değirmeni alıyorum parasını verip. Sonra da Hakan’a buyur hediyeni diyerek eline verdim. O da parası deyince bu dükkanlar hediyelik eşya satıyor, o yüzden para almıyorlar deyip hadi dönelim bakalım arkadaşlar bizi bekler. Arkadaşlar bizi lokantada bekliyorlardı. Yanlarına gelince hepsi ile tek tek vedalaştım. Yedi gündür birlikte tanışıp kaynaşmanın getirdiği dostlukla kucaklaşıp başka bir turda birlikte pedallamayı diledik birbirimize.

Arkadaşlardan ayrılıp eve doğru gitmeye başladım Cem Tabanlı ile. Beraber çıktık beraber dönüyoruz evlerimize. İkimiz de mutluyduk ve bir turu daha bitirmenin hazzını içimizde hissettik. Tur kazasız belasız bitirdik ya, o bana yeter. Yine dolmak bilmeyen hazine torbama bir çok yeni dostluklar koydum. Güzel hikayeler biriktirdim. İşte sizlere hazine torbamdan çıkarıp anlattım yaşanmış hikayeleri.

Eve girdikten sonra duş aldım sadece ve hiç bir şey yapmadım. Ertesi sabah erkenden kalkıyorum ve sabah kahvemi pişirip balkondaki yerimi aldım. Yedi gündür beni bekleyen beyaz güvercin ben balkona çıkınca hemen gelip tele kondu. Ben de beyaz güvercini gördüğüme sevindim. Hemen bir kase buğday atıyorum yemesi için. Sabah kahvesini içerken hazine torbamdaki video ve cep telefonumdan çektiğim görüntüleri bilgisayara aktarıyorum. Sonra hepsini gün gün ayırarak klasörlerine kaydettim. Yedeklerini de aldım harici belleğe. Artık olgunlaşıp pişmesini bekleyeceğim zamana bırakıp. Her şey birden bire olmuyor ki. Ben de hikayelerimi zamana bırakıyorum iyice olgunlaşsın diye. Bir turun yazı dizisinin sonuna geldik, başka bir turun anılarını, yaşanmışlıklarını sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Sağlıcakla kalın sevgili okurlar.

Balkonumda masanın üzerinde bilgisayar ekranı ile birlikte, ocağım, tek kişilik cezvem, içi kahve dolu fincan yeni pişmiş. Kahve kutum, hepsi de masanın üzerinde. Masanın askı demiri balkon korkuluklarına takılı durumda. İleri doğru uzatılmış bayrak direğinde Türk bayrağı ve elektrik kablosuna konmuş beyaz güvercin. Karşıda komşuların apartmanı manzaramı kapatmış durumda.

Bu gün yaptığım yol 50 kusur Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc

Eşpedal EGE Turu 1. Gün

6 Ağustos 2017 Pazar

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence şimdi herkes gibisin

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, gece kamp alanı. U biçiminde 22 kişi sandalyelere oturmuş.

Cem Tabanlı ile Alsancak’taki bir etkinlikten dönüyoruz eve doğru. O gün Yanımızda bizle bisiklet süren Gündüz Atlı var. Sahildeki bisiklet yolunda sohbet ediyoruz üçümüz. Bir ara Gündüz bize “Urim Baba Pazar günü Eşpedal ile Ege bisiklet turuna gelsenize. Bize destek olursunuz.” dedi. Yaz aylarının sıcağında bisiklet turu pek olmadığı için Cem ve ben fazla düşünmeden muhabbetin getirdiği sakinlikle “Neden olmasın, elbette gelip destek oluruz” diye cevap verdik. Gündüz “Pazar günü Ören de olun, Pazartesi tura başlayacağız.” Bu ani gelişen olay karşısında nereye gideceğiz, neler olacak, kimler olacak diye düşünüp endişeye kapılmadan bu turu kolayca yaparım diye düşündüm.

Ertesi gün turda kullanacağım eşyaları çantalara yükleyip hazır durumda bekliyorum. Zaten bir gün sonra Pazar günü. Cem ile Pazar sabah saat 09:00 da buluşuruz diye sözleştik. Tüm yaz boyu havalar soğuyana kadar balkonda yatıyorum her gece. Az da olsa yıldızları seyrederek uykuya dalıyorum. Bazen denk geliyor kayan bir yıldız görüyorum birkaç saniye içinde. Dilek tutmaya fırsat vermeden kayıp gidiyor. Bunu görmek bile tatlı düşler görmeme yetiyor. Pazar sabahı güneş doğmadan uyanıyorum her sabah olduğu gibi. Sabah kahvemi yapıp balkonda benim yem atmamı bekleyen güvercinleri izleyerek içiyorum. Nereden kaçmışsa aralarında lekesiz, süt beyaz bir güvercin var. Diğerleri çarşı güvercini, kurşuni siyah, mor, alacalı renkteler. Elektrik tellerine ve direğe konmuş güvercinler ile kahvemi yudumluyorum birbirimize bakarak. Kahveyi içtikten sonra güvercinlere buğday atıyorum bir tas. Buğdaylar polyester eternitin üzerinde ses yapınca ilk önce güvercinlere fırsat vermeden serçeler dalıyor cıvıldayarak. Ardından hepsi birden buğdayları yemek için hücum ediyorlar. Polyester eternitin üzerinde çok ses yapıyorlar gagaları ile yemleri yerken. Bir türlü sakin yemelerini öğretemedim. Aralarında kumrular da var iki tane. Onlar çekingen ve sakin yiyorlar ürkerek. Kahvaltıyı yapıp hazırlıklarımı tamamlıyorum. Eşimi uyandırıp  “Ben gidiyorum” diye seslendim. O da ” Allaha emanet, hayırlı yolculuklar” dileğini gözleri yarı açık söyleyip uğurladı yattığı yerden.

Türk bayrağım en altta boruya asılmış durumda, Elektrik direği ve tellerine güvercinler konmuş yem atmamı bekliyorlar sabırla. Karşıda önümü tamamen kapatan beton binalar var. Beyaz güvercin en üst telde solda duruyor. Balkon perdesi sağda demire bağlı.

Akşamdan hazırladığım bisikletime sadece soğuk, taze su ile şişeleri doldurup bisikleti sokağa çıkardım. Evimin bahçe giriş kapısının önünde bisikletimi park edip resmini çekiyorum.

Bisikletim KUZ, bagajda turuncu çantalarım yüklü. Kendim taşları döküp ördüğüm kemerli taş desenli bahçe kapısı. Kemerin üzerinde kanatlarını yukarıya doğru açmış kartal heykeli. Kartalın altındaki kilit taşına gömülü kocaman bir nazar bocuğu. Evimin balkonu ve boruya asılı Türk bayrağım rüzgarda hafif sallanıyor. Kemerin solunda kapı zilleri ve üzerinde posta kutusu. Kutunun üzerinde 34 numara yazılı. Bahçenin içinde limon  ağacı ve kaldırıma ektiğim erguvan ağacı. Çiçekleri baharın ilk günlerinde açtığı için Ağustos ayında yeşil yaprakları ile doğaya ve bahçeme renk katıyor. Kapının önünde büyük saksıda salon bitkisi duruyor. Sabah güneşi bisikletime ve yola vurmuş durumda.

Üçkuyularda Cem ile buluştum. Oradan geçen birine ikimizin resmini çıkarsın diye cep telefonumu veriyorum. O da bisikletlerimiz yüklü durumda bizleri çekiyor bir poz. Henüz ortalarda kimseler yok, sabahın dokuzu şu an. Gidon çantalarımızda son olarak yaptığımız Suyun Kaynağına Yolculuk turundan kalan levhalar bağlı durumda.

Sahil yolundan Konak, Alsancak tarafına kadar bisiklet yolundan gidiyoruz. Alsancak’tan sonra trafiğe karışıp Kamil Tunca bulvarından dosdoğru otogara gidiyoruz. Edremit tarafına giden otobüslerden biletimizi alıp biniyoruz bisikletlerimiz bagaja yükledikten sonra.

Aşağıda Fahrettin Altay – otogara kadar yolun haritası yaklaşık 17 Kilometre civarı

Powered by Wikiloc

Bagaja bisikletleri yerleştirdikten sonra koltuklarımıza oturduk. Hazır oturmuşken Cem ile birlikte elçek bir resim çekiliyoruz. Burhaniye’ye doğru Çanakkale yolundan gitmeye başladı otobüsümüz.

İki saatlik rahat bir yolculuktan sonra Burhaniye de iniyoruz otobüsten. Bisikletlerin ön tekerleklerini takıp çantaları da bagaja yükledikten sonra deniz kıyısında olan Ören’e doğru pedalladık. Belediyeye ait park alanında kamp kurmuşlar Eşpedal ile tura katılanlar. Çadır alanında kimseler yok, millet denize gitmiş yüzmeye. Öğle zamanı geçtiğinden acıktık, büfeden birer sandviç ve ayranla karnımızı doyurduk. Karnımız doyunca çadırları kurup yerleşiyoruz. Yanımda taşıdığım hamağı biri kalın, biri ince iki ağaç gövdesine bağladım. Parkta hamak kurulacak sadece bu iki ağaç var yakın olarak.  Denizdekilerin gelmesini beklerken biraz şekerleme yapmak gerek. Hamağa uzanmışken Cem benim bir resmimi çekiyor. Arkada kurulu çadırlar yeşil renkte.

Güzel bir şekerleme iyi geldi, bir süre uyuyorum. Akşam üzeri denizdeki arkadaşlar gelince uyandım. İlk gelenlerden birisi Baattin Şimşek. Beni uyurken görünce “Hoş geldin Ustam” diye uyandırıyor. Hamaktan kalmadan “Hoş bulduk” diye karşılık verirken Baattinin resmini çekiyorum. Baattin şaka yollu ” Ustam beni yanına çıkar olarak alsana” dedi. Ben de “Çırağımın çırağı olduğun için olmaz, git Şafak ustana.” diye karşılık verdim. Arkada parkın ağaçları, Cem ve piknik masasında iç lastik. Beyaz plastik sandalyeler de masanın etrafına konulmuş.

Baattin benim yerime hamağa yatıyor bir süre. Hatta uyudu bile yorgunluktan. Denizde epey boğuşmuşlar, ayrıca güneşin sıcaklığı da yormuştur. Biri küçük gövdeli, diğeri kalın gövdeli iki çınar ağacına bağlı hamak. Yanında yeşil renkli bir çadır ve benim çadırım mavi renkli, solda kurulu.

Bir süre sonra diğerleri de geldi kamp alanına. Hepsi ile selamlaştık, kimisini tanıyorum kimisi ile yeni tanıştım. Aralarında biri vardı ki asık suratla gelir gelmez daha selam vermeden “Bu hamak kimin, hemen kaldırsın buradan. Çadırlara çok yakın” diyerek negatif enerjisini otama yaydı. Ben de bu enerjiyi yumuşatıp “Tamam kaldırırız, alt tarafı iple ağaca bağlı bir hamak” diyerek karşılık verdim. Adam esmer ten rengi, geniş yüzünde çatık kalın kaşları neredeyse birbirine değmiş durumda. Suratı hep asık olarak konuştuğu için bu adamdan acayip korkum. İçimden ” Ulan ne yapacağım yüzü gülmeyen bu adamla tur boyunca. Beraber yiyip içeceğiz, bisiklet süreceğiz. Bu böyle çekilmez ki'” diye düşündüm. Neyse yeni tanıştığım ve acayip korktuğum, yüzü gülmeyen, çatık kaşlı adamın ismini sonradan öğrendiğime göre Hakan Sevin. Adamın soyadı yüzü ile hiç uyumlu değil. İlk önce güldürmeli bu asık suratlı adamı. İçimde umut var. Soyadına yakışır biri olmalı. Birleşik kaşlarını birbirinden ayırmalı ilk önce. Zaten çatık kaşlar birbirine yakın olunca gözler de birbirine yakınlaşıyor. Böylece dar görüşlü olarak Dünya’nın güzelliklerini görmesini engelliyor bir derece. Kaşlar birbirinden ayrılınca gözler de normal yerine gelerek Dünya’yı geniş bir açıyla görerek ufku açılacak. Böylece çevresindekileri tanıyıp daha yeni tanıştığı biri ile iyi ilişkilerle ortamı germeden dost olacak. Bunu zamanla yapacağım. Aslında iyi bir insan ama çatık kaşları insanı korkutuyor, yanına yaklaşamıyorsun.

Neyse şimdilik bu adamı bir kenara bırakıp normal hayata dönelim. Akşam olmadan yeni tanıştığım arkadaşlarla sohbet eşliğinde bizleri misafir eden Burhaniye belediyesinin tesislerinde akşam yemeğini yiyoruz. Sonrasında iki piknik masasını yan yana ve plastik sandalyeleri de sıralayıp U düzeninde yapıp oturuyoruz. Böylece sohbetimizi yaparken birbirimizin sesini bağırarak değil de normal konuşarak dinleyebiliriz.

Hepimiz oturup sohbete başladık. Ben de kahve takımlarımı çıkarıp plastik bir masayı da önüme koyarak kahve pişirmeye başladım. İlk defa kahve pişiren birini görmüşler gibi merakla bana bakıyorlar. Görmeyenler de kahve kokusundan anlıyorlar kahve pişirdiğimi. Henüz birbirini tanımayanlar var. Sırayla söz alarak kendini tanıtmaya başladılar. Herkes kendini tanıttıktan sonra, yapılan turu, amacı, gideceğimiz rotayı konuşmaya başladık.

Toplam 22 kişiyiz, U düzeninde oturulmuş durumda sağ başta piknik masasını oturak olarak kullanıp plastik masada kahve takımları var. Tabelam da masanın üzerinde. Urim Baba’nın Kahvesi Maksat Muhabbet yazıyor tabelamda. Bir de benim kahve pişirirken bağdaş oturmuş durumda resmim basılı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Cezvem 4 kişilik olunca 5 kez kahve pişirdim. Fincanlar da 4 tane olunca çırağımın çırağı Baattin içilen fincanları lavaboya gidip yıkıyor. Ben de tekrar cezveye kahve koyup pişirmeye başlıyorum. Yeni tanıştığım Bursa’dan aramıza katılan Şevket Yiğit kahve pişirirken cezveyi ve fincanları yakından çekiyor. Cezvenin içindeki kahve köpürüp taşmaya hazır, kabarmış durumda.

Aramızda üç tane şevket var. Büyük Şevket Kaplan İzmir’den tanıyorum. Ortanca Şevket Bursa’dan katıldı. Aşağıdaki resmi de o çekiyor. Bir de küçük Şevket Akçahasan var. O daha genç, üniversitede öğrenci, hala okuyor. Masanın başında kahve pişiriyorum. Cezve ocağın üstünde, ocağın etrafında alüminyum rüzgarlık, yanında 4 fincan, Urim Baba’nın Kahvesi yazılı tabelam ve yanımda büyük Şevket oturuyor.

Ortanca Şevket elçek ile hepimizi birden otururken resmimizi çekiyor. Kendi kafası büyük ve çatık kaşlı Hakan bakıyor resim çeken Şevket’e.

Tanışma, sohbet iyice koyulaştı gecenin ilerleyen saatlerine kadar. Bu gün fazla yorulmadık, Pazar olması nedeni ile sanki hafta tatilinde dinlenmişim gibi. Artık uyku zamanı diyerek herkes çadırına çekilip yattı birer ikişer.

Bu gün yaptığım toplam yol 20 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritası Burhaniye – Ören arası 3.5 Kilometre

Powered by Wikiloc

V. Az Bilinen Antik Kentler Turu Hazırlık

5. Az Bilinen Antik Kentler Turu Hazırlık

21 Nisan 2016 Perşembe

Alaçatı Kamp Yeri.

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi Kızıl’a aittir)

 

Çelik uğultularla burgaçlanırken

Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu

Ve her nasılsa keklik sekişli

Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine

Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa

Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları

Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde

Pervasız bir acemi, bir çılgın

Soyu tükenen bir bilgeydi belki de… 

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, Üstü palmiye dalları ile örtülü çardağın önünde bisikletim KUZ ve kıytırık duruyor. Çardakta Az Bilinen Antik Kentler Turu pankartı asılı.

Bir tur yazısı daha başlıyor ama bu turun bir özelliği var. Her zaman gönüllü olarak çalıştığım tur benim olduğu kadar daha çok bizim. Bu turun oluşmasını sağlayan Olcay Ormankıran ve bizler hepimiz katılımcıyız. Çünkü ABAK gönüllüleri olarak hepimiz elimizi taşın altına koyup tur nasıl yapılır, neler yapılır, niye yapılır en ince ayrıntısına kadar değerlendirip daha az maliyetli daha çok kaliteli bir tur yapmaya çalışıyoruz. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu bir festival değil, bir hizmet turu değil. Katılımcılar da gönüllülük esasına dayanarak hep birlikte sorumluluk alarak gerçekleştiriyoruz. Biliyoruz ki parayla sadet olmaz, gönüller bir araya gelince en güzel turları yaparız. Tur hem iyi bir tatil, hem antik kentlerde yaşanmış uygarlıkları öğrenip kültürümüz artıyor hem de dayanışmayı, birlikte olmayı, dostlukların, sohbetlerin sürekliliği insanı psikoloji terapi yaparak ruhunu dinginleştiriyor.

Tüm kış boyunca bir araya gelip turda yapacaklarımızı, tur haritasını, kimlerin neler yapacaklarını karara bağladık. İki kez hafta sonu kamplı turlar yapıp grubun gideceği yolları görerek iyice netleştirdik. 23 Nisan Çocuk bayramını hangi okulda nasıl kutlayacaktık onun araştırmasını yapıp okul yönetimi ile anlaştık. Ören yerlerine giriş için gerekli izinler alındı. Belediyeden kumanya ve çocuklara vereceğimiz hediyelerin desteğini aldık. Turda katılımcıların her zaman kullanacağı minik hediyeyi belirledik. Hediyemiz krom nikel bardak. Buff rengimiz de yeşil. Tur hazırlıkları bittikten sonra katılımcıların kayıtlarını alıp 100 kişilik kontenjana göre gelecekleri belirleyip yayınladıktan sonra tura başlayacağımız günü beklemeye başladık. Ben her yıl olduğu gibi kendime özel tişört bastırdım. Tişörtümün rengi bordo.

Bir yıl boyunca İzmir büyükşehir belediyesi öncülüğünde Eurovello bisiklet yolunun Avrupa dan Türkiye’ye bağlantısı için Efes – Mimas rotasını çıkarmıştık gönüllüler olarak. Bu yıl yapacağımız Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu’nun rotasını Efes – Mimas rotasına uyarladık. O yüzden başlangıç yerini Çeşme olarak belirledik. Belediye bunun için özel forma bastırdı ama hatalı olunca turda kullanamadık.

Tur Çeşme Alaçatı dan başlayacak o yüzden kamp yerinin hazırlıklarını yapmak için bir gün önceden gideceğiz. Toplanma yeri Alaçatı olacak. Hazırlıklarımı yaptım, eşyalarımı bisikletim KUZ ve römorkum kıytırığa yükledim. Bu kes kıytırığı evde yalnız bırakmayacağım. Kıytırık sevinçten yerinde duramıyor kıpır kıpır. Yola çıkmaya hazırım.

Evimin bahçesinin kapı önü sokakta bisikletim KUZ ve römorkum kıytırık. Bahçemin iç kısmında bir limon ağacı var. Kaldırımda ise Soldaki giriş kapısının dibinde Erguvan ağacı, yanında güzel kokulu Melisa. Arada Sardunya çiçekleri kırmızı, beyaz renkte. Aşağıdaki bahçe kapısının dibinde ise Ihlamur ağacı, kocaman oldu. Bu yıl yedinci yaşında, ıhlamur açması gerek. Kapının diğer yanında çekirdeksiz Sultaniye Üzümü. Salihli den getirip dikmiştim. Henüz üzüm yiyemedim daha. Bakalım ne zaman üzüm verecek. Üzümün aşağısında Gül ağacı açmış beyaz gül çiçeği. Bahçemizde rotvaydır köpeğimiz dışarısını görmeden yaşıyor. Köpeğin olduğu tarafta sac eternit var. Köpeğimiz gelen geçeni korkuttuğu için kapattık. Bir de dikkat köpek yazısı uyarı levhası asılı.

İlk önce Konak ta belediyenin olduğu yere geldim. Belediyenin kamyonetine bisikletleri ve eşyaları yükleyip Alaçatı’ya kamp yerine geldik. Kamp yerini Doktor Serhat ayarladı. Burası rüzgar sörfünün yapıldığı yer. Sezon henüz açılmadığından tesis boş olunca kamp yerimiz burası olacak.

Çitlerde “Turist güç gelir, kolay gider” bez pankartı asılmış. Doğru bir söz ama işletmeciler gelen turistlere kazıklamaktan geri durmuyorlar. Hele hele Alaçatı’ya gelinmez bile. Çünkü fiyatlar o kadar uçmuş ki bizleri aşar. Parasının hesabını bilmeyenler için önemli değil. Yedikleri kazıklardan bıkan turistler niye gelsin ki. Turist gelmedi diye ağlaşmaları bence boşuna, beter olsunlar diyorum. Çitin arkasında yeşil çimenler ekilmiş.

Yakın zamanda işaretleme yaptığımız kamp yeri yönlendirmeleri asfaltta duruyor. Kendi gelecek olanlar kamp yerini kolayca bulacaklar.

Asfaltta sola ok işareti ve ABAK KAMP yazısı kırmızı sprey boya ile yazılmış.

Kamp alanına inmeden, biraz yüksekçe bir yerden yat limanı üç havuz olarak yatlar bağlanmış, kıyıda kiremitli tek katlı küçük evler. Karşıda tepeler ağaçsız çıplak. Deniz mavi, gökyüzü mavi, çimenler yeşil. Renk uyumu iyi olmuş.

Kamp alanına gelip eşyaları ve bisikletleri indirdik. İlk olarak kamp yerinin temizliğini yaptık. Bir elimde süpürge diğer elimde kürek çöpleri toplarken. Üzerimde Bordo renkli ABAK tişörtü. Yaldır yaldır yanıyor. Arkamda iki tane sörf ve şezlonglar tentenin altında gölgede.

Karargah olarak çardağı seçtik. Kayıt ve katılımcılara vereceğimiz hediyeleri burada vereceğiz. Kamp alanını temizleyip çadırların yeri için şeritleri çektikten sonra biraz dinlenmeli. Buraya bisikleti ile bir gün önceden gelen Ferdi kızıl, namı diğer Ferdimen ABAK gönüllüsü olarak yardımlarını bizden esirgemedi. Öyle olunca kahveyi hak etti ve oturup birlikte kahve içtik. Uzun süredir görmemiştim yol arkadaşımı. Sohbet edip dertleştik kahve içerken.

Çardak ahşaptan yapılmış, yanında taze yapraklarını açmış incir ağacı. İyi gölge yapıyor. Ferdimen arkası dönük yan oturmuş. Ben de yüzüm Ferdimen’e dönük yan oturmuşum. Yüz yüze kahve içerek sohbet ediyoruz mavi tahta kahve sandalyesinde. Benim kafamda mor buf ve bordo tişörtüm, Ferdimen’in kafasında koyu mavi buf, siyah uzun kollu tişört. Renk cümbüşü oluşturmuşuz.

Ahşap çardak üzeri palmiye dalları ile örtülü. Az Bilinen Antik Kentler Turu pankartımızı asıyoruz çardağın kenarına. Pankartın solunda taş devrine ait taş tekerlekli bisiklet, binicisi erkek. Sağ başta aynı bisikletten ve kadın binmiş üzerine. Az Bilinen Antik Kentler Turu yazısı sarı yeşil karışımı renkte yazılmış. Yazının üstünde sütunlu bir tapınak çizimi ve antik dikdörtgen yapı. Pankartın zemini mavi, bir kaç bulut ile süslenmiş. Pankartın yanında bisikletim KUZ ve kıytırık bağlı olarak duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Hava iyice sıcakladı, serinlemek için deniz şortumu giyip denize dalıyorum kıyıdan balıklama. Kendi sitilimde atlıyorum, bilmeyenler atlamasın yoksa kafasını kumlara gömer. Demedi demeyin. Ferdimen benim atlayışımı çekiyor. Başım denizin içinde diğer tarafım henüz suya değmemiş olarak havada yakalıyor. Bu yıl deniz sezonunu burada açmış oluyorum.

Katılımcılar birer ikişer gelmeye başladı. Kamp alanı giderek doldu. Çadırlar rengarenk,  Ferdimen ile yüzdüğümüz yerden çalı çırpıları toplayıp boş gelmemiş olduk kamp alanına. Akşama ABAK ateşi yanacak.

Sıra geldi çocuklara vereceğimiz hediyelerin çantalara konulmasında. Her çocuk için diş fırçası, macun seti kendi küçük çantasına konuldu. Sonrasında balon, kalem, silgileri birer birer torbalara el birliği ile yerleştiriyoruz. Yerde bağdaş kurup oturmuşum, elimde torba. Karton kutulardan hediyelikleri alıp torbaya yerleştirirken Ferdimen bizi çekiyor.  Olcay ayakta, kamyonet şoförü de çömelmiş bize yardım ediyor. Bunları yaparken neşe içinde gülerek yapıyoruz.

Renkli çadırlar doldu, önde beyaz bir bisiklet. arkada iki bisiklet, biri beyaz biri siyah. Sağda çadırım ve kıytırık. Çadırlar yeşil, mavi, kırmızı renkte.

Akşam ABAK ateşi için birkaç palet ve kesilmiş tahta parçası getiriyoruz. Sabaha kadar ateş için odun var. Ateşi kumsalda yakacağız. Odunları kovayla taşıyıp yığına döküyorum.

Hemen hemen tüm katılımcılar geldi. kayıtları yapılıp metal bardak ve yeşil buflarını veriyoruz. Herkes çadırını kurduktan sonra ilk önce sunum için bir araya geliyoruz. Sunumu Doktor Serhat yapıyor. Olcay da bize turum amacını ve gideceğimiz rotaları perdede gösteriyor. Doktor Serhat anlattıkça anlattı. Bir ara sahilden kadın kahkaha sesi gelmeye başladı. Neyse sunum sonunda bitti. ABAK ateşini ateşten sorumlu Şafak Omaç yakarak ateşin etrafında toplaşmamızı sağladı. Ateşi kumların üzerinde değil yarım varilde yakıyoruz. Ay tepemizde, ateşin yalımlarından sohbetler derinleşti.

Ay gökyüzünde, ateşin kızıl alevi gecenin karanlığında muhteşem.

Bir türkü tutturuyorum Lorca dan

Ay kocaman at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Kordoba’ya

Ova geçtim yel geçtim
Ay kırmızı at kara
Ölüm gözler yolumu
Kordoba surlarında

Yola baktım yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Kordoba’ya

Federiko Garcia Lorca

Gecenin ilerleyen saatlerinde uykusu gelen çadırına girip yattı. Son kalanlar ateşi söndürerek geceyi bitirdik.

Bu gün sadece evden Konak saat kulesine kadar bisiklet sürdüm. Alaçatı’ya kamyonetle geldim.

Canavar-ül velosipet Enes Şensoy’un çektiği video görüntüsü.

Bu gün yaptığım yol 7.28  Kilometre civarı.

Bu gün yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

 

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 1. Gün

19 Mayıs 2015 Salı

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdi’ye aittir)

1. Gün

İzmir – Tire

 

Nerde beklenirse ordaydılar

bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Neydi onları ordan oraya

savurup duran şey

Onları daima yalnız kılan

neydi bu yaşam denilen gürültüde

Her dilden bir adları vardı onların

ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, bisiklet yolunda gidiyorum, etraf çimen kaplı. Gökyüzü masmavi.

IMG_0327

Uzun zamandır düşlediğim yerleri görmek ve dostlarla sıcak sohbet etmek için fırsatlar üst üste bindi. Serin geçen kış günlerinde bu yıl yapacağım turlardan Denizli Bisiklet Festivali, Burdur – Salda festivali artarda gelmesi benim için daha da ileriye gitme fırsatı doğurdu. Amacım hazır Salda gölüne kadar gitmişken iyice yakınlaşan Antalya’ya şöyle bir dostları ziyaret etmek. Eeee madem Antalya’ya kadar gelmişim Feyyaz dostumu da görmeden olmaz diyerek Mersin’e kadar gidebilirdim.

Dubakalımneolcek!

Denizli ve Burdur – Salda bisiklet festivaline kaydımı yaptırdım. Tura tek başıma gitmeyi düşünüyordum. Gelibolu da Ferdi ile yapacağım turlarımı paylaşmıştım.  Ferdi beni telefon ile arayıp beraber tura gidebilir miyiz deyince elbette, yola çıkacağım tarihte İzmir de olursan gideriz dedim. Ferdi Çorludan 4 gün önce yola çıkıp 18 Mayıs akşamı İzmir’e gelerek bir gece misafirim oldu. Ferdi zaten hazırdı, ben de gerekli eşyaları hazırlayıp kıytırığa yükledim. Ferdi’ye kaba taslak gideceğimiz yol hakkında bilgi verdim. Güzel insan anlayışlı olur, hiç itiraz etmeden benim programıma uyacağını belirtti. Sohbetin sonunda “Kervan yolda düzülür” deyip yattık.

Apartman koridorunda Ferdi’nin ve benim bisikletler akşamdan hazır halde bekliyorlar.

IMG_0324

Sabah erkenden kalktık, balkonda nefis bir kahvaltı bizi beklemiyordu. Hepsini kendi ellerimle hazırladım. Bu sabah beni bekleyen Güvercinlere buğdayı Ferdi verdi. Uzun saçlarından dolayı kuşlar fark etmedi bile yemlerin kimin verdiğini. Balkondaki masada kahvaltılıklar ve Ferdi kuşlara yem atıyor balkonun ucundan.

IMG_0321-1

Güzel bir kahvaltı kahve ile sonlandı. Son eşyaları da bisikletlere yükledikten sonra yola çıktık. Metro izbana 09:30 da aldıklarından acelemiz yoktu. Göztepe iskelesindeki asma köprü üst geçidinde turun başlangıç resmini Ferdi’nin tripodunda çekiliyoruz. Bu gün 19 Mayıs gençlik ve spor bayramı. Göztepe iskelesi bayraklarla donatılmış. İkimiz bisikletlerimizle sarı – kırmızı kuşaklı Göztepe asma köprüsünde poz veriyoruz.

IMG_0325

Kısa sürede Konak saat kulesinin önüne geldik. Yoldaşım KUZ ve kıytırık saat kulesinin zamanı gösterdiği 09:17,59 de masmavi gök yüzünün altında bana poz veriyorlar.

20150519_091757

Sonrasında cep telefonumu birine verip resmimizi çekmesini istedim. Çeken arkadaş pek resimden anlamıyor olsa gerek bizleri kare içinde almış ama saat kulesi tam kadraja girememiş. Olsun buna da şükür. Herkes sanatçı değil ki! fotoğrafçı olacak ta değil ya!

20150519_091851

Resim çekiminden sonra Konak saat kulesinden ayrılıp Alsancak metro istasyonuna doğru yola çıktık. Benim resmimi çeken Ferdi  her zaman olduğu gibi.

IMG_0326

Bisiklet yolundan gidiyoruz. Bisiklet yolunun kıyılarında mavi şerit ve yeşil çimenler.

IMG_0327

Alsancak metro istasyonunda saatinde ikişer bilet basarak içeri girdik. Artık kötü bir trafik ortamından kurtulmuş olarak vagondaki yerimizi aldık.

20150519_094139

Sarnıç istasyonunda inerek çıkışa doğru gitmeye başladık. Merdivenleri kullanmayacağız, yandan engelli ve acil çıkış kapısı var düz ayak çıkışı yapacağız.

IMG_0330

İzmir den çıktık, Aydın yolundayız. Tempo gayet iyi, kıytırık pek zorlamıyor, usulca KUZ‘un ardından geliyor. Böyle usulca yoldan giderken arkamdan bir bisikletçinin geldiğini görüyorum. Yanıma gelince Emre Tavkaya olduğu görüp sevindim.  Sevgili dostum Selahattin Tavkaya Usta’nın oğlu. Geçen ay Az bilinen antik kentler turunda beraberdik.  Kamp ateşini yakmak için yakacak olarak palmiye dalını koparırken dikeni bacağına batarak yaralanmasına neden olmuştu. Acil hastaneye gidip tedavi olduktan sonra turu bırakarak evine dönmüşlerdi baba oğul. Hepimiz üzülmüştük. Şimdi durumu iyi, İzmir den Kuşadası’na gidiyor. Antrenman olsun diye uzun yol olan Selçuk tan gidiyor. Ferdi ikimizi arkadan çekiyor yolda giderken.

IMG_0332

Yol kenarında dut ağacı olan bir kahvede çay molası vererek hem dinlendik hem de sohbet ettik Emre ile. Üçümüz yeni yaprak açmış dut ağacının altında masada oturmuş halde çay içerken.

IMG_0333

Bu sayede Selahattin ustayı arayarak bu sürpriz buluşmayı konuştuk. Emre ile yan yana.

20150519_120758_HDR

Emre ile bir süre yol aldıktan sonra vedalaşıp o Belevi yönüne, biz Bayındır yönüne saptık. Hava baharın son ayında iyice ısındı. Köy kahvesinde pistonları soğutma ve çay iyi geliyor. Sarmaşık çardak altındayız, dut ağacının yaprakları yeni çıkmış, taze.

IMG_0337

Fazla eğimi olmayan Bayındır yolunda normal tempoda  yol alıyoruz. Bayındır’a geldik bile. Yolun orta bölümünde sarı çiçekler insanın içini açıyor. Zaten çiçekçiliğin merkezine gelmiş bulunmaktayız. Bayındır bahçe çiçeği yetiştirmede uzmanlaşıp epey ilerlemiş durumda. Her yıl Mayıs ayının ilk haftasında burada çiçek festivali düzenleniyor. İyi ki 2 hafta önce olmuş festival yoksa çok kalabalık oluyor. Arabalardan bisikletle bile geçemezdik bu yoldan. Yolun orta refüjünde, çiçeklerle birlikte poz veriyorum, yanımda bisikletim.

IMG_0341

Bayındıra hoş geldiniz yazısı bizi karşıladı. Biz de hoş bulduk deyip giriş yapıyoruz. Bayındırda bir kahvede çay molası vereceğiz.

IMG_0343

Yoldan yukarı, şehir merkezine hafif rampa çıkarak bir kahve ararken birden bire adamın biri önümüze atlayarak heyecanlı olarak

“Where are you from?”

diye İngilizce sordu. Ben İngilizce bilmediğimden

“Merhaba ne oldu, ne istiyorsun?”

diye cevap verdim. Adam;

“Aaa siz Türk müsünüz?”

diyerek kahkaha ile tanıştık. Bu durum epeyce gülmemize neden oldu. Bayındır gençlik ve spor müdürü Erdal İnce olarak tanıttı kendisini. Aynı zamanda Kendisi Öğretmen olarak okulda eğitim veriyor. Biz de kendimizi tanıttık. İkimizin de saçı uzun, keçi sakallı, bir de bisikletli ve römorklu olduğumuzu görünce yabancı turist sanmış Erdal İnce. Bizi müdürlüğe çay içmeye davet etti. Zaten müdürlüğün önündeydik. Eh biz de çay içmek için yer arıyorduk hali hazırda. Çay davetini kabul ederek müdürlüğün bahçesine bisikletleri park edip içeriye girdik. Binanın önündeki kaldırımda bisikletlerimiz park etmiş. Kaldırımda yeşil mini golf sahası var çocuklar için. Daha ileride satranç taşları dizilmiş damalı yere.

IMG_0344

Müdürlüğün arka bahçesi geniş ve yeşil, tam dinlenmek için uygun bir yer. Eskiden askeriyenin yeri imiş. Spor bakanlığına devredilerek gençlerin spor yapmaları için ayrılmış. Erdal İnce öğretmen, ek olarak sporla ilgilendiğinden geçici olarak spor müdürlüğü yapıyor. Bahçeye oturup sıcak çaylar içiliyor. Bizleri ağırlamaktan içleri kıpır kıpır, heyecanlılar. Biz de bu karşılamadan dolayı mutluyuz. Böyle bir çay molası bizim için iyi oldu, parasından değil bahçede hoş sohbet ve dostlukla içilen çayı kahve sandalyesinde içemezdik. Üçümüz masada çay içerken.

20150519_163225

Çaylar içildikten sonra binanın ön tarafına, bisikletlerin yanına geldik. Spor müdürlüğü önünde beyin sporu olan satranç taşları  ve tahtası kaldırıma konulmuş. Gençlerin ilgisini çekmek için güzel bir yöntem. Çocukların dev satranç taşları ile oyun oynama isteği satranç öğrenmeye kadar gideceğine eminim. Ben bile ilk bakışta oyun oynama isteği duydum. Kareler ve satranç taşları siyah – beyaz renkte.

20150519_165859

Artık yola çıkma zamanı diyerek Erdal İnce ile son bir resim çekilerek vedalaşıyoruz. Öncesinden telefonlarımızı birbirimize verdik. İrtibatı koparmamak gerek.. Kervan yolda düzülmeye başladı yavaş yavaş. Hazineme biri daha girdi. Yol kıyısında, gençlik merkezi binasının önünde bisikletlerimiz ve Erdal İnce ile poz veriyoruz.

20150519_170124

Tekrar yola çıktık, hava iyice ısınmaya başladı. Ama öyle bunaltıcı bir sıcaklık yok, gayet rahat gidiyoruz. Yol kıyısında fıstık çam ağaçları.

IMG_0346

Bir süre ovada gittikten sonra yol çatağına geldik. Karşı ki İzmir yolundan da gelebilirdik ama Bayındır yolu bana göre daha sevimli geldi. Sola Tire yönüne sapacağız.

IMG_0353

Çocukluğumda mahallemize develer gelirdi bir şeyler satmak için. Çoktandır uğramaz oldular, deve görmeyeli hayli zaman oldu. Şimdi ki zamanda deve daha çok güreş için besleniyor. Bu da insanoğlunun başka bir vahşeti, hayvanlara eziyetten başka bir şey değil. Deveyi görünce aklıma saz ustası Ruhi SU’nun söylediği bir türkü geldi. Sözleri ilginç !

Bir oba kalkıp ta yola koyuldu mu

Hayvanların çanları başlarmış konuşmaya.

Önden giden devenin çanı “Benim ağam zengin dir, benim ağam zengin dir” diye ötermiş.

Ortada giden devenin çanı “Neden, neden, neden, neden” diye ötermiş.

Arkadan gelen devenin ise “Ondan bundan, ondan bundan, ondan bundan, ondan bundan” diye ötermiş.

20150519_172920

Yol alabildiğine geniş, ovanın bir başından bir başına gidiyor. Gençler motorlarla gezinti yapıyor, arada kapışmadan da edemiyorlar.

20150519_173825

Küçük menderes nehrinden karşı tarafa geçtik köprüden.

20150519_181816

Güneş batmadan Tire’ye vardık bile. Tabelada Tire, Nüfus: 80400 olarak yazılmış.

20150519_184033

Akşam çadır kurulacak yer için daha önce kaldığımız bahçeye doğru tırmanmaya başladık. Yol hafif rampa, bu kez ben Ferdi’yi çekiyorum.

20150519_191802

Geçen ay kalmıştık bahçede ama aradan geçen bir ay günlerin uzamasına, havanın ısınmasına bağlı olarak buraya piknik yapmaya gelenlerin artmasına neden olmuş. Aynı zamanda 19 Mayıs olması nedeniyle resmi tatil. Bahçenin sahibi ile merhabalaşıp kalabilir miyiz diye sorunca elbette kalabilirsiniz ama gece saat birlere kadar piknik yapıyorlar o yüzden rahat edemezsiniz deyince burada kalmaktan vaz geçtik. Zaten ortam mangalda pişen et kokusundan durulmayacak kadar kötü durumda. Pek rahat edeceğimiz bir yer olmaktan çıkmış. Bahçe sahibine ilgisinden dolayı teşekkür edip tekrar aşağıya doğru inmeye başladık. Bahçe sahibi bize Fatih Sultan Mehmet parkında kamp atabilirsiniz diye yer de göstermişti. Bahçede bisikletlerimiz park halinde, etraf kalabalık, insan dolu çoluk çocuk pikniğe gelmişler.

IMG_0356

Daha önce yanından geçtiğimiz parka gelerek kendimize en uygun yeri beğenip bisikletleri park ettik. Çadırları kurmada acele etmiyoruz, hava biraz kararsın.

20150519_195308

Matımı yere sererek şöyle bir iki seksen uzanıp havanın kararmasını dinlenerek geçirmek iyi olacak. Ferdi de yere oturmuş, otomatik çekiyor ikimizi.

IMG_0358

Uzandığım yerden gök yüzünü kaplamış olan çam ağaçlarını bir süre seyrettim. Parka dikilen çam ağaçları epey uzun, belli ki yarım asırdan fazla olmuş dikileli.

20150519_195940_HDR

Hava karardıktan sonra çadırları kurup eşyaları yerleştirip yemeği yapmaya başladık. Karnımız doydu ve üstüne birer kahve iyi gitti doğrusu. Tire güzel bir kasaba. Parkta oturan gençlerle bir süre sohbet ederek zaman geçirdik. Yakınımızda tuvalet var. Tuvalete bakan yaşlı amcaya burada kalacağız haberin olsun dedik. Tam yatmaya hazırlanırken sivil polisler gelerek bizleri kontrol etti. Yaşlı amca haber vermiş kontrol etmeleri  için. Bizim çekincemiz olmadığı için rahatız. Kimlikleri vererek gbt kontrolü yapıldıktan sonra polisler iyi geceler deyip çekip gittiler. Ardından çadırlara girip yattık. Bisikletleri birbirine kilitlemiştik daha önce. Gecenin bir vaktinde parkın sulamasını açan görevli çadırlara hafif su gelmesine neden oldu. Ferdi’nin çadırına fazla su geldiğinden çadırı az yana almak zorunda kaldı. Sonrasında yorgunluktan ağır basan uykunun etkisine girdim.

Şaka maka toplam 90 kilometre civarında yol yapmışız.

Yaptığımız yolun haritaları aşağıda

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

4. AzBilinenAntikKentlerTuru Sonrası

13 Mayıs 2015 Çarşamba

16 Mayıs 2015 Cumartesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

güneşin olsun gönlünde

kar bile yağsa, ya da fırtına olsa

gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa

güneşin olsun gönlünde

o zaman gelsin ne gelirse

doldurur ışıklarla en karanlık gününü

bir şarkın olsun gönlünde

sevinçli ezgilerde

seni günlük tasalar boğsa bile

bir şarkın olsun dudaklarında

o zaman gelsin ne gelirse

yardım eder atlatmaya en yalnız gününü

başkaları için de bir diyeceğin olsun

tasada ve bunalımda

ve seni mutlu edecek her şeyi söyle onlara da

bir şarkın olsun dudaklarında

yitirme sakın cesaretini

güneşin olsun gönlünde

ve her şey iyi olacak…

İlkay Akkaya

 

Öne çıkan görsel, çocuklar ve veliler, grup olarak İzmir saat kulesinin önünde poz vermiş halde resimlerini çekiyorum. Saat 11:15.

20150516_145527

Tadına doyamadığımız Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu bitmişti bitmesine ama aklımız Yunt dağlarındaki Köseler köyündeydi. Köyün çocuklarına sürprizlerimiz henüz bitmemişti. Kuşun kanadındaki düşünceler aklımızda. Yeni fikirler belirdi minik yürekler için, bir karne hediyesi gibi.

Turdan bitimi biraz dinlendikten sonra ABAK gönüllüleri olarak hem turu değerlendirme adına hem de oluşan yeni fikirlerimiz hakkında görüşleri toparlayıp nasıl hayata uygularız diye İnciraltı kent ormanında toplanmaya karar verdik. Vapur direğinde bir martı konmuş, üstünde uçan diğer martıya doğru bakıyor.

20150502_151054

Herkes kendi yiyeceğini, içeceğini getirip piknik yapılacaktı. Bana düşen semaverde çay demlemek. Kimi mangal, kömür getirecekti. Ben KUZ ile birlikte kıytırığa semaveri, çaydanlık ve yakacak odun ile birlikte yiyeceğim miktarda zerzevatı yükleyip kent ormanına gelerek hazırlandım. Bisikletim KUZ ve kıytırık, deniz kenarında. Arkadaki piknik masasında semaver görünüyor.

20150504_174919

Mangal yakıldı, semaverde odun ateşi ile çay demlendi. El birliği ile akşam yemeğini yedikten sonra o gece Dolunay’ın muhteşem doğuşunu izlemeye başladık. Cep telefonum ile digital zoom yaparak pek yakından olmasa da çekiyorum parlak olarak. Ay parlak şehir ışıklarının üzerinde çıkmış, üstündeki buluta bir parçası girmiş durumda.

20150504_204532

Ay yavaş yavaş doğuda yükselmeye başladı. Bunu izlerken yapacakları da konuşmaya başladık. Yunt dağlarındaki Köseler köyünde öğrencilere dağıttığımız bisikletleri kontrol etmek ve arızalı olan eski bisikletleri onarmaya gidecektik. Bunun için bir ekip oluşurduk. Ekipte Tolga Ayzit, Mert Ardar ve ben varım. Araba ile günübirlik alet edevat ile köye gidip gelecektik. Diğer bir konu ise çocuklara karne hediyesi olarak bir gezi yapacaktık. Köyün çocuklarını alıp doğal yaşam parkındaki hayvanat bahçesini görmek. Henüz vapura binmediklerinden körfezde vapura binmek. Vapurdan martılara ekmek atmak. Ardından Konak meydanındaki saat kulesinin etrafında güvercinlere buğday atıp kuşların uçuşmalarını izlemek. Son olarak ta Varyantta bulunan Ümran Baradan oyuncak müzesini gezip görmek. Bunları iyice konuşup bir program çerçevesinde detaylandırdıktan sonra yükselen ayın ışığı altında evimizin yolunu tuttuk.

20150504_211158

13 Mayıs Çarşamba günü Mert, Tolga ile birlikte arabayla Köseler köyüne sabahtan vardık. İlk defa köye araba ile geliyorum, benim için ilginç bir durum. Şimdiye kadar hep bisiklet ile geldiğimden bana garip bir durummuş gibi geldi. Neyse daha önce köy Muhtarı ve Hatice Öğretmene haber verdiğimizden çocuklar bisikletleri okula getirmişler bile. Avluda yere yatırılmış bisikletler.

20150513_121023

Arızalı olan Bisikletleri ayırıp getirdiğimiz malzemelerle onarmaya başladık.

20150513_121126

Turda Aliağa’dan köye kadar bizi takip eden köpek te yanımıza geldi. O gün köyde bıraktığımız iyi olmuş. Yara olan ayakları iyileşmiş, çocuklar iyi beslediklerinden kendini toparlayıp kilo bile almış. Çocuklar ismini SÜTLÜ koymuş, güzel bir isim. Köpek dişi olduğundan bu isim akıllarına gelmiş. Çocukların sevgisinden olacak yılışarak yanımızda dolaşmaya başladı.

20150513_123824

Bisikletleri tamir ettikten sonra çocuklarla birlikte resim çekildik. Bu çocuklar bir harika, neşe içinde bisikletleri ile birlikte poz veriyorlar.

20150513_141817

Bizler de onların bu neşesine ortak oluyoruz.

20150513_141839

Okulun etrafında turlar atılmaya başlandı. Bisiklet onlara bambaşka bir yaşam sevinci vermiş. Bisikletin verdiği özgürlük, kendi rüzgarını hissetmenin zevkini onlar da öğrenmiş.

20150513_145304

Çocukların sevinci bizim gururumuz oldu. Bizler de onların sevincine ortak olarak katkıda bulunmakla iyi bir şeyler başardığımızı düşünüyorum. Bu mutluluğu her yerde yaşayamayız.

Hatice Öğretmen ve çocuklarla vedalaşıp İzmir’e doğru araba ile yola çıktık. Cep telefonumda ki navigasyonu açarak yol tarifi programını çalıştırdım. Rotayı belirledikten sonra Manisa üzerinden İzmir’e kadar yol tarifi yaptı sağa dön, sola dön, 500 metre ileride kavşak var, 70 Km hızla git diye habire uyardı bir kadın sesi. Demek ki hat olmasa da yolu kaybetmeyeceğim bundan sonra. Bunu öğrendiğim iyi oldu. Mert bahçe duvarında bağdaş kurmuş oturuyor. Tolga ise bahçe içinde, ayakta duruyor.

20150513_145521

Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun;

Öylesine süslü, öylesine sadesin ki..

Sen o kadar güzelsin ki sabah,

O kadar güzelsin ki.

Özdemir Asaf

16 Mayıs Cumartesi günü sabah 05:00 te Dünden aldığım 15 adet bayat ekmek ve 5 kilo buğdayı bisiklete yükleyip evden çıkarak Konak meydanına vardım. Yolda hemen hemen hiç araç yoktu, herkes derin bir uykudaydı. Araç olmadığı için en iyisi bisiklet. Konak meydanında saat kulesine vardığımda kimseler yoktu, hatta güvercinler bile gelmemişti. İlk defa böyle sakin, sessiz ve kimsenin olmadığı zamanda buradayım. Sabahın bu huzurunu doya doya yaşadım ilk defa. Bisikletim KUZ saat kulesinin önünde park etmiş. Saat kulesinin ışıkları alaca karanlıkta yanıyor. Saat 05: 46.

20150516_054732

Gün ağarmaya başlayıp ortalık aydınlanınca beni gören güvercinler gelmeye başladı. Akşamdan kalan buğday tanelerini yemeğe başladılar. Kulenin saati 05:47 gösteriyor. Henüz ortalıkta kimseler yok.

20150516_054746

Belediyenin bize verdiği otobüs ile Köseler köyüne vardık. Hatice Öğretmen, çocuklar ve bir kaç veli bizleri bekliyordu okulun bahçesinde.

20150516_085604

Sütlü de bizleri karşılayanlar arasındaydı. Neşe içinde etrafımızda dolanıp durdu yılışık şey…

20150516_085651

Köpeği seviyoruz, o da kendini sevdiriyor. Otobüs park etmiş binmemizi bekliyor yolda.

20150516_085710

Çocukları otobüse bindirip yerleştirdikten sonra ilk gezeceğimiz doğal yaşam parkına doğru hareket ettik. Olcay Ormankıran önde oturmuş, Hatice Öğretmen de biraz arkada. Çocukların boyu kısa olunca pek görünmüyorlar.

20150516_090131

Çocukların neşesi tüm otobüste yankılanıyor. Ben ortada ayakta dururken Olcay da otobüsün içini çekiyor.

20150516_090151

Ben de otobüsün en arkasına oturdum. Arkadan ön tarafı çekiyorum.

20150516_090637

Okulda olsun, otobüste olsun en arka yerler her zaman en eğlenceli yerler olur. Yaşamım boyunca bunu öğrendiğimden her zaman arka sıraları tercih etmişimdir. En arkada Öğrenci velisi bir kadın ve dört Öğrenciyi çekiyorum.

20150516_091310

Okulun en yaramazları, yaşça ve boyca en büyükler arkada toplaşınca şarkılar, türküler başladı. Altı çocuk ve ben çekiliyoruz.

20150516_094856_HDR

Sonrasında kendi aralarında çocuk oyunları oynanmaya başladı. Karşılıklı el çırpma oyunu oynuyorlar.

20150516_095242

Şarkılar, türküler, oyunlar. Derken bir de baktık ki doğal yaşam parkına varmışız bile. Nasıl geldiğimizi anlamadık. Hep birlikte otobüsten inip sıralı olarak parkın içine girmeden henüz sabah kahvaltısı yapmamış çocuklara kahvaltılık kumanya vereceğiz. Otobüs tutmasın diye aç karnına bindirdik. Yolculuğa pek alışkın olmayan çocukların bir kaçı otobüs tuttu. Artık olacak o kadar deyip önceden hazır olan poşetler işimizi gördü. Köye sadece Olcay ve ben gidip çocukları almıştık. Diğer gönüllü arkadaşlar doğal yaşam park girişinde bizlerle buluştu. Çocuklar sıraya girmiş, kumanya almayı bekliyorlar.

20150516_103413

El birliği ile kumanyaları dağıttık sırayla. Kumanyamız bol, doymayana ikinci kumanyayı da verdik. Ayrıca güneş geçmesin diye birer şapka da verdik.

20150516_104034

Kumanyasını alan dörderli, beşerli banklarda oturup afiyetle yemeye başladı kahvaltılıklarını. Dört KIZ Öğrenci bankta oturmuş, İki kadın veli ise ayakta çocukların kahvaltı yapmalarına yardım ediyor.

20150516_104054

Diğer bankta ise altı erkek öğrenci sığmış durumda oturuyor. Başlarında bir kadın veli duruyor.

20150516_104143

Kahvaltı bitiminde toparlanıp hep birlikte bize beleş olan doğal yaşam parkına giriş yapıyoruz sırayla.

20150516_110004

Tuvalet girişte olduğundan ilk önce heyecandan, tuvaleti gelenler işini hallettikten sonra başlıyoruz hayvanat bahçesini dolaşmaya.

20150516_110212

Buraya ilk defa geldiklerinden meraklı gözlerle hayvanları gözlemeye başladılar.

20150516_110331

Daha henüz yaşamlarının başında yeni yerler, bilmediği hayvanları görmenin heyecanı ile büyük bir anı yaşıyorlar. Kim bilir bir daha ne zaman böyle gelip görecekler. Önlerinden, çocukları çekiyorum hayvanları izlerken.

20150516_110707_HDR

Dünyanın en büyük uçabilen deniz kuşu olan Pelikan kuşu da bir gözü ile gelen bu küçük insanları merakla inceliyor. Pelikanın başını yakından çekiyorum.

20150516_110803

Hep birlikte, sıralı olarak diğer hayvanların olduğu yere gidiyoruz.

20150516_110915

Bu da dünyanın en büyük uçamayan ve yüzemeyen deve kuşu. Dünyada uçabilen en büyük kara kuşu Toy kuşu ama burada bulunmuyor maalesef. Olsaydı iyi olurdu. Uzaktan deve kuşunu çekiyorum, alanı büyük.

20150516_111209

Hayvanları izleme çardağında insanlar daha yakından görüp resimlerini çekiyorlar.

20150516_111215

İzleme yerinden deve kuşunu daha yakından çekiyorum.

20150516_111256

Şimdi de Zebraları gözlemliyoruz. Zebralar biraz uzakta.

20150516_111341

En uzun boylu kara hayvanı Zürafa da izlediklerimizin arasında. Zürafaya göre yapılmış büyük bir şemsiyenin altında, gölgede zürafa dinleniyor.

20150516_112102

Heyecanlı, meraklı duygularla minik dostlarımız en güzel resimlerini çekiyor. Ben de onları…

20150516_112501

Aslanların olduğu yerdeyiz, Aslanlar pek ortada görünmüyor.

20150516_112518

En küçük bisikletçi minik bisikleti ile bizimle tur atıyor. Başında mor ABAK buffu ve mavi bisikleti, ağzında lolipop şekeri ile poz veriyor.

20150516_112618

Uçan yırtıcı kuşların bulunduğu yere geldik. Kuşların alanı geniş ama özgür değiller. Uçabildikleri mesafe 20 metre bile değil. O yüzden taşlara tünemiş durumda izleyebiliyoruz.

20150516_113823

Midilli atlar da minik gözlerin hedefinde.

20150516_114523

Erkek çocuk odun çitin üzerinden Midilli atlarına bakıyor. Kim bilir ne hayaller kuruyordur. Kırlarda, atın üzerinde rüzgarla yarışıyordur dört nala.

20150516_114614

Güney Amerika’nın devesi Lama. Yerde oturmuş.

20150516_114654

Göç edemeyen, kolu kanadı kırık hacı Leylekler. Gerçi kaçmasınlar diye üzerleri file ağ ile kapatılmış.

20150516_115128

Bildiğimiz deve, neresi doğru ki? İki tane deve duvar dibinde dinleniyorlar.

20150516_115632

Hava sıcak, çocuklar biraz dinlenmeli diyerek kafeteryaya oturup su ve dondurma ikramı yapıyoruz. Dolaş dolaş nereye kadar, alan epey büyük olunca bizler de yorulduk haliyle.

20150516_120302

Diğer masada dondurma yiyen çocukları da çekiyorum.

20150516_120310

Kafeteryayı kapladık sayılır, kalabalık olunca, hemen hemen tüm masalarda biz varız.

20150516_120326

Olcay tüm masaları kontrol ediyor ayakta.

20150516_120335

Bir süre dinlendikten sonra tekrar gezimize devam ediyoruz. Midilli atları ve kara koyunlar aynı yerdeler.

20150516_122533

Hayvanat bahçesinin hatıra resim panosunda hayvanlarla beraber tüm çocukları ikişer ikişer çekilmeye başladı. Ben de çekiyorum sırayla. Panoda iki delik var, başlar buradan çıkıyor. Resim olarak; zürafa, maymun, aslan, zebra, fil ve bir tane kuş var.

20150516_122704

İki kişiyi çekiyorum.

20150516_122733

Diğer iki kişi geçiyor.

20150516_122741

İki kız çocuğunu çekiyorum.

20150516_122753

İki erkek çocuk poz veriyor.

20150516_122810

Diğer iki erkek çocuk poz veriyor.

20150516_122824

Bu kez bir kız, bir oğlan başını gösteriyor.

20150516_122837

İki erkek çocuk.

20150516_122840

İki kız çocuk.

20150516_122854

İki kız çocuk.

20150516_122903

Bir erkekle, bir kız çocuk.

20150516_122914

İki kız çocuk.

20150516_122925

İki erkek çocuk.

20150516_122950

Bu kez de anneler poz veriyor.

20150516_123049

Biraz de bizim bisikletçi kızlar poz veriyor.

20150516_123035

Veliler poz veriyor.

20150516_123132

Tolga ile ben poz veriyoruz.

20150516_123148

Bir erkek, bir kız çocuk poz veriyor.

20150516_123109

Bu kez sadece solda bir kız çocuğu poz veriyor.

20150516_123114

Bisikletçilerden bir kız, Tolga ile poz veriyor.

20150516_123024

Bizlerden iki kişi, biri kız, biri erkek poz veriyor.

20150516_123010

İki kız çocuğu.

20150516_122938

İki kız çocuğu.

20150516_122928

Pano önündeki resim çekilme olayı sonunda bitiyor. Keçi olmazsa olmaz hayvanat bahçesinde. Siyah tüylü keçiyi çekiyorum.

20150516_123254

Arkadaşım eşek te buradaymış.

20150516_123308

Sıcak iyice bunalttı, ağaçların gölgesinde biraz oynayalım dedik. Bariyer altından geçmek için uygun. Hep beraber sırayla bariyerin altından geçiyoruz. Oyuna Olcay başlıyor ilk olarak. Arkasında sıraya girmiş erkek çocuklar duruyor. Oyuna sadece erkek çocuklar katılıyor.

20150516_124824

Erkek çocuk bariyer demirinin altından geçerken.

20150516_124834

Şarkı eşliğinde sırayla diğer çocuklar geçmeye başlıyor.

20150516_124841

Erkek öğrenci geçerken.

20150516_124845

Kimisi çömelerek geçiyor.

20150516_124850

Kimisi de belini kırıp geçmeye çalışıyor.

20150516_124853

Bariyer altından geçen çocukları Olcay gözetiyor düşmesinler diye.

20150516_124857

Çocukların eğlencesi hepimizi mutlu ediyor. Erkek öğrenci geçerken alkış tutuyoruz.

20150516_124900

Sadece erkeklerin oyunu değil ki! Kız öğrencilerden biri cesaretle bariyere yaklaşıyor.

20150516_124903

Ve çömelerek geçiyor, geçerken de neşesi yerinde, gülümsemesi eksik değil yüzünde. Tam olmasa da başardığına inanıyor.

20150516_124904

Erkek öğrenci cesaretle bariyere yaklaşıyor.

20150516_124907

Eğlence iyi oldu çocuklar için, kaldığımız yerden gezimize devam ediyoruz.

20150516_125650

Maymunları da bakmak gerek. Maymunların olduğu bölüme geldik.

20150516_125930

Maymunun birisi yere yatmış boylu boyunca.

20150516_130000

Maymunlara yiyecek verilmemesi için camlı bölmelerle kapatmışlar. Görebilmek için küçük pencere yeterli gelmiyor. Biz kalabalık olunca pencereye sığmıyoruz. Meraklı gözler görmek istiyor.

20150516_130100

Karadaki en iri hayvan Fil.

20150516_130623

Tropikal bölgeye geldik. Burası sıcak ve nemli, içindeki hayvanlar böyle ortamlarda yaşadıkları için gerekli. İçinde tropikal bitkiler ve ağaçlar dikilmiş.

20150516_131020

İlk sırada camlı bölmelerde sürüngenleri görüyoruz; Yılanlar, dünyanın çeşitli bölgelerinden getirilmiş rengarenk, desenli irili ufaklı.

20150516_131137

Çanak gibi oyukta yılan kıvrılmış durumda.

20150516_131224

Hindistan da yılanların ayrı bir yeri var. Aşağıdaki yılan öyle bir şekilde duruyor ki Hint alfabesinde G harfi almış. Bu durumda Hint ve uzak doğu dilleri yılanların şekline göre harfler belirlenmiş gibi geldi bana. Krem renkli yılan, kalın gövdesini C harfi gibi yapıp kuyruğu ve başını C’nin uçlarında halka yapıp iç kısmında birleşip dışa doğru durmuş. B harfine de benziyor.

20150516_131346

Kocaman yarasalar ayakları ile ağlara asılmış baş aşağı duruyorlar. Gündüz uyuyup gece avlanırlar yarasalar ama her tarafı ağlarla çevrili yarasalar nasıl uçup yiyecek toplayacaklar belli değil.

20150516_131401

Devasa iguana ellerini ayaklarını salmış aşağı tembel tembel duruyor. Zaten yapacak işi yok ki! Sırtında dikine çıkıntıları hayvanı korkutucu gösteriyor.

20150516_131501

Toprak renginde, ikisi büyük, biri daha küçük üç tane kertenkele.

20150516_131534

Yılan, ağaç kütüğünde dolanmış, uyuyor.

20150516_131556

Kertenkele ortamdaki renge bürümüş, dikkatli bakmazsan fark edemezsin.

20150516_131614

Sonunda yılanın biri hareket halinde kendini gösteriyor.

20150516_131639

Siyah yılanın sırtında ince şerit beyaz rengi ile dikkati çekiyor. Yılan tam ortasından, 180 derece dönüp kuyruğu ile kafası aynı boya gelmiş.

20150516_131649

Sürüngenler bitince diğer bölümlere gidiyoruz.

20150516_131815

Kırmızı tropikal balıklar havuzda yüzüyor. Çocuklar da balıkları gözlemliyor.

20150516_131904

Havuzda kırmızı balıklar yüzüyor.

20150516_131937

Havuzun duvarına cam konulmuş, yüzen balıklar arada gelip camlı bölmeden kendini gösteriyor. Balıkların çoğunluğu kırmızı renkte. Aralarında beyaz renkte olanlar var.

20150516_132001

Timsah ta kendini nehirde zannediyor. Öylece avını bekler gibi hiç kımıldamadan havuzun dışında.

20150516_132033

Devasa bir kaplumbağa. Kabuk üzerindeki halkalara bakılırsa çok genç bir kaplumbağa, hatta çocuk bile sayılır. Ama devasa boyutta.

20150516_132311

Bisikletli küçük dostumuz yorulmuş, babasının omuzunda geziye devam ediyor. Rahatı iyi.

20150516_132316

Yarasalar tekrar karşımıza çıktı.

20150516_132636_HDR

Sonunda Aslanları camlı bölmeden görebildik.

20150516_133016

Kısa süre de olsa aslanları görmek bizi sevindiriyor.

20150516_133121_HDR

Solda erkek, sağda dişi aslan yere oturmuş.

20150516_133419

Hayvanat bahçesi gezimiz bitti, kapıya doğru yürümeye başladık.

20150516_133657

Otobüse binip hayvanat bahçesinden ayrıldık. Bostanlı vapur iskelesine varınca gişelerin önünde beklemeye başladı çocuklar. Kent kartlara para yükleme işi biraz uzun sürüyor.

20150516_141850

Çocuklar heyecanlı, çoğu vapura ilk defa binecek.

20150516_142147

Vapura bindik sonunda. Vapurun üst güvertesinde, dışarıdayız, Çocukları yandan çekiyorum korkuluklara tutunmuş halde.

20150516_142921

Çuvaldaki bayat ekmekleri yarımşar bölüp çocuklara veriyorum. Onlar da ekmekten lokma koparıp uçuşan Martılara atıyor.

20150516_143954

Konak iskelesine yanaşmaya başladı vapurumuz. Çocuklar önümde, kıyı ve Kadifekale tepesi görünüyor. Her tarafta bina var.

20150516_144540

Vapurdan inip İzmir’in sembolü Saat kulesinin önüne gelip resim çekiliyoruz hep beraber. Saat üçe beş var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150516_145527

Sıra geldi güvercinlere yem atmaya. 5 Kilo buğday almıştım, çocuklar birden avuçlayıp güvercinlere atmaya başladı. Buğday kısa sürede bitti

20150516_145632

Güvercinlere buğday atan çocuklar.

20150516_145755

Torbadan avuç, avuç buğday alan çocuklar.

20150516_145855

İzmir Büyükşehir Belediyesi çocukların gezisi için bize otobüs ve kumanya vererek destek sağladı. Kuşlara yemleri attıktan sonra Belediyenin merdivenlerine doğru giderek oturduk.

20150516_150126

Çocukların neşesine diyecek yok, hepsi sevinçli, mutlu daha yeni başlayan yaşamlarında ilk defa bir gün içinde bir çok şeyi görüp yaşamışlardı. Onların bu sevinci beni de mutlu ediyor. Henüz sürprizlerimiz bitmedi. Çocuklar ve Olcay kollarını havaya kaldırıp neşe içinde yürüyorlar.

20150516_150131

Çocukların en sevdiği dondurma ile ödüllendirmek gerek. Dondurmalar, merdivenlerde oturup kaşık kaşık afiyetle yendi.

20150516_150425

Belediye binası ve merdivende oturmuş çocukları çekiyorum.

20150516_150452

Elbette çöpleri çevreye atmadan poşetlere topladık. Çocuklarla birlikte elçek resim çekiyorum.

20150516_150747_HDR

Dondurma yenirken bir süre de dinlenmiş olduk. Sonrasında otobüse binerek Varyanta çıkıyoruz. Varyanttan Konak tarafını çekiyorum.

20150516_153522

Varyant ta bulunan özel Ümran Baradan oyuncak müzesine geldik. Çocukların oynayıp büyüdükleri oyuncakları göreceğiz. Doktor Serhat bizleri Oyuncak Müzesinin önünde, kucağında bir çocuk ile karşıladı. İkisi de mutlu, yüzlerinden belli.

20150516_161944

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
dünyayı çocuklara verelim
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler

Nazım Hikmet Ran

Oyuncak Müzesinin daha girişinde yaramaz çocuklar bizleri karşılıyor. Kimisi korkuluklarda cambazlık yapıyor. Bir ayağı korkuluk demirinin üstüne atmış, yaramaz çocuk heykeli.

20150516_154116

Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler

Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar

Aziz Nesin

Kimisi de ağaçlara tırmanma telaşı içinde. Saklambaç oynayan çocuk, ağaca kolunu dayayıp sayıyor. Bir çocuk ta ağacın gövdesinde tırmanmış sayı sayan çocuğun üstünde duruyor.

20150516_154128

Oyuncak Müzesinin kapısında kahramanımız Olcay tüm çocuklar içeri girdikten sonra mutlu bir poz veriyor gülüşüyle.

20150516_154135

Ve başlıyoruz Müzeyi gezmeye. Müzede çeşit çeşit oyuncaklar, çocukken kendi yaptığımız oyuncaklardan başka dünyanın her yerinden değişik, yöresel, ilginç oyuncaklar var. Ben de hepsini tek tek çekmeye başladım. Bronz çocuk heykeli.

20150516_154145

Bina içinde çocuklar nereye bakacaklarını şaşırmışlar.

20150516_154154

Çocuklar oturmuş, veliler ayakta poz veriyorlar.

20150516_154247

Bebek arabasında uyuyan oyuncak bebek.

20150516_154343

Oyuncak, peluş kediler ağaç dallarına konulmuş.

20150516_154354

Çeşitli küçük oyuncaklar.

20150516_154505

Pamuk Prenses ve yedi cüceler.

20150516_154513

Kurbağa, kendisini öpecek Prensi bekliyor gibi.

20150516_154521

Camekanda çeşitli hayvan oyuncaklar sergilenmiş.

20150516_154525

Demirden yapılmış bisiklet, Ön tekerleği büyük, arka tekerleği küçük.

20150516_154537

Küçük oyuncak köylüler, sofra başında oturmuş bir şeyler yapıyorlar. Bir kadın da eşeğe yük bağlıyor.

20150516_154543

Minyatür köy odası, bir tane kadın oyuncak ayakta bekliyor.

20150516_154553

Oyuncak köylüler.

20150516_154603

Minyatür, üç katlı ev. Yanında da evden büyük kız oyuncaklar.

20150516_154605

Kızlar tahterevalliye binmişler usulca oynamaktalar.

20150516_154612

Oyuncak insanlar, minyatür ev, evin üzeri kiremit kaplı.

20150516_154617

Oyuncak bebekler, renkli kıyafetler giydirilmiş.

20150516_154650

Geleneksek kıyafetler giymiş bez oyuncaklar.

20150516_154701

Oyuncak ev ve eşek arabası.

20150516_154704

Çeşitli boyda oyuncak bebekler.

20150516_154714

Mısırlı kadın heykeli, ellerini kovaya daldırmış.

20150516_154724

İki oyuncak kız bebek, kıyafet giydirilmiş.

20150516_154739

Erkek çocuğunun yanağını öpmeye çalışan kız çocuğu.

20150516_154743

Oyuncak kayıklar.

20150516_154749

Oyuncak itfaiye arabası, otobüs ve otomobil.

20150516_154759

Oyuncak motor, otomobiller ve bisiklet.

20150516_154811

Birdir bir bile oynuyor yaramazlar.

20150516_154917

Boksör, bebek ve otomobiller.

20150516_154957

Kargalar, sakın anneme söylemeyin!
Bugün toplar atılırken evden kaçıp
Harbiye nezaretine gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım,
Simit alırım, horoz şekeri alırım;
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar,
Bütün zıpzıplarımı size veririm.
Kargalar, ne olur anneme söylemeyin!

Orhan Veli Kanık

Bizler meşe deriz yuvarlak renkli cam bilyelere. Kimi yerde Cincibir, Zıpzıp. Yere çömelmiş bir çocuk meşe oynarken.

20150516_155001

Oyuncak sobalar, bir tarafta Lorel ve Hardi oyuncakları. Çizgi film karakteri fare ve köpek.

20150516_155014

Oyuncak çocuk, etrafında küçük oyuncaklar.

20150516_155017

Oyuncak mutfak tezgahı, temizlikçi kadın elinde sopalı süpürge tutuyor. Bebek ve buzdolabı.

20150516_155038

Basmacı dükkanı, arkada raflı dolap, önünde tezgah ve kadın tezgahtar.

20150516_155041

Değişik bir Sek Sek oyunu. Sek sek oynayan çocuk heykeli.

20150516_155105

Uçurtma zamanı bahar aylarında olur. Uçurtma ipleri elinde çocuk heykeli. Ayakları dibinde iki oyuncak tavşan kıyafet giydirilmiş.

20150516_155119

Oyuncak bebek, bebek arabası ile. Yanında iki tane oyuncak bebek var.

20150516_155126

Minyatür mutfak ve dükkan.

20150516_155130

Oyuncak bebekler ve arabalar.

20150516_155134

Tezgahı önünde olan minyatür dükkan ve bez bebek.

20150516_155138

Karton kutu içinde on taneden fazla bez bebekler sıralanmış.

20150516_155151

Savaş sahnesini canlandıran minik heykeller.

20150516_155156

Oyuncak dönme dolaplar.

20150516_155159

Deniz kıyafeti giymiş, kadın ve erkek oyuncak.

20150516_155201

Vitrin dolabı ve oyuncak bebek.

20150516_155206

İki katlı ev maketi, içi görünüyor. İçindeki eşyalar da yerli yerinde.

20150516_155213

Pamuk Prenses ve yedi cüceler ormanda.

20150516_155218

Küçük heykeller.

20150516_155221

Çatı katındaki odada, masa ve sandalye, dinlenen bebek.

20150516_155226

Çizgi film karakteri oyuncak.

20150516_155228

Kızlar İp atlamadan duramaz ki! İp atlayan kız çocuğu heykeli.

20150516_155232

Çeşitli boyutta uçaklar.

20150516_155235

Otobüs ve otomobil oyuncaklar.

20150516_155242

Kovboy filmlerindeki at arabalarının oyuncağı yapılmış.

20150516_155256

İki katlı, beş odalı evin içi.

20150516_155258

Oyuncak bebek, çamaşır makinesi ve minyatür ev.

20150516_155320

Oyuncakların sergilendiği camekanın diğer tarafındaki çocukları çekiyorum. Dikkatleri oyuncaklarda, benim resim çektiğimin farkında bile değiller.

20150516_155330

Oyuncak kale ve küçük oyuncaklar.

20150516_155333

Küçük oyuncak arabalar, benzin istasyonu içinde ve üzerinde.

20150516_155340

Çeşitli boyda oyuncak arabalar.

20150516_155337

Oyuncak trenler ve vagonlar.

20150516_155350

Oyuncak tahta at.

20150516_155356

Oyuncak tahta kamyonlar ve bez bebek.

20150516_155358

Peluş oyuncak hayvanlar.

20150516_155410

Ejderhanın kafasında ittiren birini, arkasındaki yere yatmış, ayakları ile kıçından ittiriyor.

20150516_155417

Oyuncak askerler.

20150516_155424

Oyuncak arabalar.

20150516_155432

Savaşan oyuncak askerler.

20150516_155503

Oyuncak roket ve robotlar.

20150516_155508

Kızılderili köyü ve kovboy.

20150516_155513

Oyuncak itfaiye arabaları.

20150516_155527

Minyatür ağıl ve koyunlar.

20150516_155551

Karagöz – Hacivat perdesi ve karakterleri.

20150516_155607

Deriden yapılmış Hacivat – Karagöz karakterleri hayvan gövdeli.

20150516_155627

Hacivat – Karagöz perdesinin diğer karakterleri.

20150516_155631

Hacivat -Karagöz karakterleri.

20150516_155634

Perdelerde gördüğümüz Hacivat – Karagöz karakterleri deriden yapılmış, üzeri renkli boyalarla karakterlere canlılık vermişler.

20150516_155641

Başka karakterler.

20150516_155658

Değişik Hacivat – Karagöz karakterleri.

20150516_155702

Karakterlerin deri üzerine yapılış teknikleri. Ham deriye çizilmiş karakterler yarım. Efe karakteri de altta.

20150516_155709

Hacivat – Karagöz oyununda kullanılan def ve çubuklar.

20150516_155719

Ve oyuncak Müzesi gezimiz de bitiyor. Çocuklarla beraber onların sevinçlerine katılarak güzel bir gün geçti. Olcay bu geziden mutlu.

20150516_155857

Güzel bir günün ardından çocukların gözlerindeki sevinç parıltılarına bakarak otobüse bindirip köylerine doğru uğurladık.

Çocuk olmak güzeldi, ara sıra çocukluğa dönmeli insan. Bu kısacık ömrümüzde zaman hızla geçiyor. İş, dünya telaşı göreceli olan zamanı stres ile birlikte büküp günlerin hızlı tükenmesine neden oluyor. Oysa sabah evden çıktığımdan beri sanki bir hafta geçmiş gibi. Çocukların dünyasına öyle bir dalmışım ki zaman geçmek bilmedi bir türlü. Ama bana çok uzun bir süre geldi. Çocuklar otobüse binip gittiğinde bunu anlıyorum.

Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Cahit Sıtkı Tarancı