Etiket arşivi: kuz

Aliağa 2 Teker Bisiklet Festivali 3. Gün

5 Haziran 2022 Pazar

Ağapark – Aliağa – Alsancak – Üçkuyular

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Gülün tam ortasında ağlıyorum
Her akşam sokak ortasında öldükçe
Önümü arkamı bilmiyorum
Azaldığını duyup duyup karanlıkta
Beni ayakta tutan gözlerinin

Cemal Süreya

 

Öne çıkmış olan görsel, Üst geçit köprüsünde sıralanmış bisikletçiler ellerini kaldırmış selam veriyorlar. Köprünün altında görünen petrol rafineri tesisleri.

DSCN4480

Güzel bir uykunun bedeli sabah erkenden, daha Güneş doğmadan uyanmak. Ödülü de Güneşin o muhteşem doğuşunu izlerken kahve keyfi. Bu her şeye değer. Bir kahvenin kırk yıl hatırı olabilir ama kendime yaptığım kahvenin hatırı ne olabilir ki? Güneşin doğuşu. Sabah Güneşi doğmaya hazırlanırken çadırımın içinden dışarısının görüntüsü. Palmiye ağacı ve bir kaç çadır.

DSCN4473

Dün akşamdan yan bacanağım Tanju’yu kahvaltıya davet etmiştik. O da üşenmedi erkenden kamp alanına geldi bisikleti ile. Kahvaltı dağıtılmaya biraz geç başlandı bu sabah. Çünkü bu gün festival bitiyor. Kısa bir sürüş ile Aliağa içine kadar bisiklet süreceğiz. O yüzden acele etmeden kahvaltımızı alıp çimenlere oturuyoruz. Küçük masanın etrafında üç bacanak kahvaltı yaparken bizi Mehmet Cingıl çekiyor. Ne yapsın garibim. Karşısında üç bacanak olunca eli mahkum bizi çekecek.

WhatsApp Image 2022-06-05 at 08.54.40

Dün ödünç aldığım bisikleti Muhlis Dilmaç’a geri veriyorum. O da bisikletleri römorka yüklemeye başlayınca ona yardım ediyoruz. Çantalarımı bisikletim KUZ’a yükledim ve yola çıkmaya hazır. Sele biraz kıçımı acıtsa da artık idare edeceğim.

DSCN4474

Hareket saati gelince yola çıkıyoruz. Bu kez ana caddeye çıkmadan sahildeki bisiklet yolundan gitmeye başladık. Sahildeki bisiklet yolunu boydan boya kapladı bisikletçiler. Yandan deniz ile birlikte bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4475

Aliağa’daki ikinci büyük bayrak direği altında geçerken bisikletçileri çekiyorum. Türk bayrağı direk tepesinde dalgalanıyor.

DSCN4476

Kıyıdaki yer dönemeçli olunca sağa doğru giden bisikletçileri kadraja alıyorum deniz ile birlikte.

DSCN4478

Aliağa’daki Marina ve park olan yere geldik. Marina içinde kayıklar bağlı. Dar bir boğazdan içeriye tekneler, kayıklar girip çıkıyorlar. Girişe de bir köprü yay biçiminde yapılmış Bisikletleri kenara park edip köprüye doğru çıkmaya başladılar bisikletçiler. Ben ve bacanaklarım köprüye çıkmayıp bisikletlerin yanında kalmaya karar verdik. Üç bacanak köprü manzaralı resim çekiliyoruz. Haliyle resmimizi Mehmet Cingıl çekiyor, üçümüzü birden.

WhatsApp Image 2022-06-05 at 10.41.01

Kameram ile köprüdeki sıralanmış bisikletçileri tamamını çekiyorum. Optik zoom olunca her şey olanaklı. Bisikletçiler el sallıyor bizlere. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4480

Optik zoomu iyice uzatarak yakınlaştırıyorum önde giden Osman ve Akif’i. Resimde üç kişi yürüyor. Akif’in elinde megafon var.

DSCN4483

Köprüdeki arkadaşlar yanımıza gelince vedalaşıp ayrılıyoruz. Sabah çay içmemiştik, o yüzden bir kahveye oturup duble çay içerek doyuyoruz. Ardından yan bacanağım Tanju ile vedalaşıp Aliağa metro istasyonuna gelip trene bindik bacanağım ile. Trende en öne biniyoruz Alsancak’ta kolay inmek için. Bacanağım Buca’ya gideceğinden Şirinyer durağında inecek. Bacanağım bisikleti orta direğe kancalı lastik ile sıkıca sabitliyor.

DSCN4488

Yaklaşık 1 saat 5 dakikada Alsancak istasyonuna vardık. Bacanağım ile vedalaşıp iniyorum trenden. Alsancak’tan bisiklet yoluna çıkıp trafikten uzak, sakince ve yavaş yavaş, arada dinlenerek bisiklet sürmeye başladım. Seledeki gergi civatası olmayınca pek rahat oturamıyorum. Karantina meydanına gelince gölgelik bir yerde dinleniyorum. Hava da rüzgarlı, karayel esince direk karşıdan rüzgara karşı gitmek durumunda kalıyorum. Bisikletim KUZ Karantina meydanında benim ile birlikte dinleniyor.

DSCN4489

Rüzgara karşı olsa da, sele kıçımı acıtsa da sonunda eve vardım sağ salim. Bagajdaki çantaları bisikletten indirip eve alıyorum ama içindekileri öylece bıraktım. İlk önce güzel bir duş, yemek ve en sevdiğim şekerlemeyi yapıyorum. Üç gündür bileğimde taşıdığım festivalin bilekliğinin resmini çektikten sonra çıkardım. Bileklikte; Aliağa 2 teker bisiklet festivali yazıyor mavi zeminde.

DSCN4490

Böylece güzel geçen bir festivalin sonuna geldik. Benim için harika bir etkinlikti. Uzun süredir görmediğim arkadaşları gördüm. Yeni arkadaşlar tanıdım. Aliağa çevresinde görmediğim yerleri gördüm. Elimden geldiği kadar resim çekip gezip gördüğüm yerleri sizlere anlatmaya çalıştım kendi yorumumla. Bundan sonra pek festivallere gitmeyeceğim. Ağırlık olarak kano yapım işini hızlandırıp bir an önce denizlerdeki maceralarımı yazmalıyım.

Bu gün yaptığım yol toplam 20 Kilometre civarı

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Alsancak – Üçkuyular

Powered by Wikiloc

Aliağa 2 Teker Bisiklet Festivali 2. Gün

4 Haziran 2022 Cumartesi

Ağapark – Yenişakran – Yuntdağı Köseler köyü – Aigai – Ağapark

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalara

Cemal Süreya

 

Öne çıkmış olan görsel, Aigai antik kentindeki agora binasının ön duvarı. Blok taşlardan örülmüş bina üç katlı. Alt katta dükkan kapıları ve yanında birer pencere var. İlerde duvarın bir kısmı yıkık durumda. Sağda ise dört basamaklı, daire biçiminde balık satış yeri.

DSCN4462

Sürekli ve biraz şiddetli esen rüzgar nedeni ile dalgalanan bayraktan gelen pat pat sesleri sabah henüz güneş doğmadan, erken saatlerde uyandırıyor. Kalkar kalmaz hemen fazla kalabalık olmadan tuvalete gidiyorum. Sabahın köründe benim gibi uyananlara “Günaydın” diyerek selam veriyorum. İşim bitince çadırıma gelerek kahvemi pişirdim. Afiyetle içiyorum Güneşin doğuşunu izleyerek. Kahvemi içerken bir kelebek gelip etrafımda uçmaya başladı. Sonra çimenlere kondu. Hemen kameramı alıp kelebeğin muhteşem desen ve renkteki kanatlarını çekiyorum.

DSCN4395

Etrafta kamera ile dolaşırken arkadaşların resmini çekiyorum yan yana.

DSCN4396

Kahvaltımızı yapıp hazırlandım. Bu gün Muhlis Dilmaç’tan aldığım cararro bisikletle gideceğimden arka bagaja bir çantayı taktım. Önde gidon çantası aparatı olunca gidon çantamı da taktım. Bisikletim KUZ dinlenecek yattığı yerde. Yere yatırmamın nedeni rüzgar devirmesin diye. Bu gün bisikletçilerin yola çıkış videosunu çekmeye karar verdim. Hareket saatinden önce bisikletle gölet kenarına gidip hazırlandım video çekmek için. Kamerayı hazırlayıp açmam için bacanağıma harekete başlayınca bana haber vermesini söyledim. Grup kamp yerinden harekete geçtiğinde bacanağım telefon ile haber verdikten sonra yola çıkınca Muhlis Dilmaç resmini çekmiş bacanağımın.

DSCF3820

Ben haber beklerken, flamingo kuşlarını çekmeye başladım. Uzun bacaklı, kafası su içinde çamurda yiyecek ararken çekiyorum flamingonun birini. Sazlık arkada yeşil fon oluşturmuş.

DSCN4398

Ara sıra kafasını dışarı çıkarıp nefes alıyor ve etrafını gözlemliyor herhangi bir tehlike var mı diye. Aynı zamanda uzun bacakları ile de yürüyor su içinde. Bir bacağı su içinde düz, diğer bacağı geriye doğru kıvrık ve su dışında. Gagası tam suya değmiş durumda. Bacağın alt kısmı, ayak bileğinden aşağısı siyah renkte.

DSCN4400

Sazların içindeki martıyı fark edince başını iyice uzatıp martıya bakıyor flamingo. Martı sazların içinde yuvasını yapmış.

DSCN4401

Ara sıra gagası ile kuyruğundaki yağdan alıp tüylerini yağlıyor sudan ıslanmasın diye.

DSCN4402

Uzun süredir yem yediklerinden olacak ara sıra kanadını ve bacağını gerip açma hareketi yapıyor. Bu anı yakalamak çok zor. Bu gün şansıma tam gerinirken yakalıyorum bir poz. Böylece kanadındaki muhteşem renkleri ortaya çıkıyor; Turuncu ve siyah renkleri. Flamingo kuşunun tüyleri beyaz renkte. Sadece kanatlarının üst ve yarısına kadar turuncu, diğer yarısı uçlara kadar siyah renkte. Bacakları da turuncu renkte. Bu üç renk; Beyaz, turuncu ve siyah birbirine o kadar uyumlu ki bu anı yaşıyorum kısa olsa da. Kanadı kapalı olunca turuncu ve siyah tüyleri görünmüyor. Arkada üç tane flamingo kuşu, başları su içinde. Arkada sazlıklar.

DSCN4404

Çok uzaklarda flamingo kuşları grup halinde resmi geçit töreni gibi uzun bacakları ile adımlar atarak yürüyorlar. Ben de onları iyice yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN4408

Kamp alanındaki dev direkte dalgalanan Türk bayrağını çekiyorum okaliptus ağaçları arasından.

DSCN4414

Grup kamp alanından harekete geçerken gelen haberle kamerayı hazırladım. Kameramın bir huyu var. Video çekerken optik zoom yapınca görüntü bulanık çıkıp netleşmiyor bir türlü. Zamanla çözümünü keşfettim. Video çekmeye başlamadan önce optik zoomu iyice yakınlaştırıp denklanşöre hafifçe basıp netleştiriyorum. Ardından video kayıt düğmesine basıp çekmeye başlayınca optik zoomu geri çekip yakından çekmeye başlıyorum. Ne kadar optik zoom yaparsam yapayım netlik bozulmuyor. Ne yapayım başka çaresi yok. Videoyu işlerken baştaki görüntüleri kesiyorum. Aşağıda linkten kamp alanından çıkıp dönemeçten çıkan bisikletçilerin videosunu izleyebilirsiniz.

Video 1

Video 2

Videonun tamamını youtube den izleyebilirsiniz. Videonun linki aşağıda

https://youtu.be/DuKvTpdj07g

Grubun tamamını videoya kaydettikten sonra ben de peşlerine takıldım arkalarından. Altımdaki yeşil tur bisikleti iyi gidiyor doğrusu. Gruba yetiştim. Birlikte trafik polislerinin eskortluğunda sağ şeritten gidiyoruz. 15 Kilometre sonra sağa doğru dönüp yokuşu çıkmaya başladık. Yokuşun başlarında S biçimindeki kıvrılan yolda çıkan bisikletçileri çekiyorum arkalarından.

DSCN4417

Yokuş olunca pek deneyimsiz ve benim gibi ham olanlar geride kalıyor haliyle. İleride geride kalanları bekleyenleri uzaktan çekiyorum. Yol kıyısında kimisi oturmuş, kimisi ayakta, meşe ağaçları arasında beklerken.

DSCN4419

Buradaki düzlükte cezaevi var. Karşısında da büyükçe bir su göleti. Yukarıdan göleti çekiyorum.

DSCN4420

Mola verenlere katılmayıp yokuşu çıkmaya devam ediyorum. Artık sıkça görmeye başladığım Güneş tarlaları yamaçta kurulmuş elektrik enerjisi üretiyor gün boyu. Tarıma elverişli olmayan yamaçlarda iyi bir uygulama. Burada üretilen enerji elektrik şebekesine bağlı. Enterkonnekte sistemi besliyor.

DSCN4421

Başka yerde de daha geniş bir yeri kaplayan Güneş panelleri elektrik üretiyor.

DSCN4422

Güneş tarlaları daha yeni yapılıp üretime başlamışlar. Bunlardan daha eski olanlar rüzgar türbinleri. Yunt dağlarının tepelerini kaplamış onlarca rüzgar türbini. Türbinlerin altındaki yamaçta da Güneş panelleri görünüyor. Biri rüzgardan, birisi Güneşten elektrik üretiyorlar.

DSCN4424

Aşağıda bekleten grup hareket edince yakınlaştırıp çekiyorum. Ardından tekrar yola çıktım. Önümde daha da çıkacağım yokuş daha çok. Arkada gölet görünüyor.

DSCN4425

Daha önceki turlarımda buralarda bir kuyu olduğunu görmüştüm. Kuyuyu bulup duruyorum. Eskiden ipe bağlı kova olurdu kuyu başında. Şimdi ise ne kova var ne de ipi. Kuyunun ağzını çekiyorum. İçinde su var ama su alacak bir tas yok. Festivalde tanıştığım Arif Dağlıoğlu, bana ünlü düşünür Romen Diyojen’in tasını hatırlattı. Rivayete göre bir gün bir çeşme başında avucu ile su içen bir çocuğu gördüğünde “Bu çocuk bana fazladan eşyam olduğunu öğretti” diyerek elindeki tası da atmıştı.

DSCN4426

Elimde optik zoom olan kamera olunca istediğim görüntüyü çekmek zor değil. Kuyunun dibindeki suda yansıtan görüntümü yakınlaştırıp çekiyorum. Suda yansıyan başımdaki siperlikli şapka ve sakallı yüzüm görünüyor gökyüzü ile birlikte.

DSCN4427

Kuyunun olduğu yere grup gelince geride kalanları tekrar beklemeye başladılar. Ben de onlar beklerken bindiğim yeşil bisikleti çekiyorum. Bize eşlik eden jandarma arabaları da görüntüye giriyor.

DSCN4428

Daha önceleri geldiğimde optik zoomlu kamera olmayınca çektiğim resimler sınırlıydı. Şimdi ise istediğim kadar yakınlaştırıp çekiyorum. Dik olarak oluşmuş kayalık kısmı çekiyorum yakınlaştırıp. Bir kaya ana kayadan ayrı duruyor.

DSCN4429

Ana kaya epey büyük bir kütle ve kayalar dikine oluşmuş. Aralarında ağaçlar çıkmış seyrek te olsa.

DSCN4430

Kayalığı geçip ileride duruyorum. Geçtiğim kayalık arasından bir geçit var. Yol oradan yapılmış. Kameramı hazırlayıp arkadan gelecek olan bisikletçilerin videosunu çekeceğim. İlk bisikletçi görününce video kaydına başladım. Videonun linki aşağıda, izleyebilirsiniz.

Video 3

Video 4

Video5

Videonun tamamını youtube den izleyebilrsiniz. Videonun linki aşağıda

https://youtu.be/OX6QNisQKYA

Grubun tamamını videoya çekince en arkadakilerin resmini çektim. Böylece grubun en arkasında kaldım.

DSCN4432

Önümüzdeki yokuşu çıkan bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4433

Yol S biçiminde ve bisikletçilerin yokuşu çıkma çabaları.

DSCN4434

Karşıma ilk köy olan Kapıkaya köyü çıktı. Bu köyde daha çok hayvancılık yapılıyor. O yüzden hayvanlara su vermek için kayalık zeminde su göletleri yapılmış yer yer. İşte bir inek tam da göletin önünde bana poz veriyor.

DSCN4435

Köydeki bakkaldan soğuk gazoz alıp içiyorum. Bir derece serinletiyor, biraz da şeker takviyesi iyi geldi. Köyün çeşmesinden sularımı tazeleyip dolduruyorum. Köyde fazla oyalanmayıp yoluma devam ediyorum. Önümde sert bir iniş ve devamında aynı sertlikle çıkış var. Yokuşun tepesinde de Karaahmetli köyü görünüyor. Aşağıdaki dere İzmir – Manisa sınırını oluşturuyor.

DSCN4436

Kocaman gövdesi ile çitlembik ağacı, tamamen kadraja alıyorum.

DSCN4437

Yüz yıldan fazladır burada olan çitlembik ağacı kim bilir neler görmüş, neler yaşamıştır. Kalın gövdesinde oluşmuş şekiller büyük olayları yaşadığı belli. Hani ileri yaşlardaki ihtiyarların yüzlerinde oluşan derin çizgiler gibi. Gövdenin altında oyuktan anlaşılacağı üzere çürümüş iç kısmı ama dışı sağlam görünüyor.

DSCN4438

Ağacın diğer yanında ise gövdedeki çürükler meydana çıkmış tamamen. Kalın gövdenin bitimindeki oluşan dalların kalınlığına bakarsak sürekli dalları kesilip odun yapıldığı anlaşılıyor. Her ne yapmışlarsa ağaç yaşama sarılıp hayatta kalmış. Kimseye de boyun eğmeden dalları dik olarak yükselmiş gök yüzüne.

DSCN4439

Dağlardaki arazi tarıma pek uygun değil. O yüzden hayvancılık yapılıyor. aşağılarda bir yere küçük bir gölet yapılmış.

DSCN4440

Dedim ya arazi tarıma pek elverişli değil ama hayvanlar için yem gerek. Malum yem fiyatlarını devlet değil de tüccarların inisiyatifine kalmış. Yemleri istediği fiyata alıp fahiş fiyata satmaktan çekinmiyorlar. Buna dur diyecek kimse de yok. Çünkü tüccarlar iktidarda olunca istediği biçimde at koşturuyorlar. Oy isterken Vatan – Millet – Sakarya – din – iman – kitap. Yem fiyatlarına gelince hepsi unutuluyor. Köylünün biri araziyi taşlardan temizletip ortaya bir tarla çıkarıp ekmiş. Tarladaki ürün sararmış. Çıkan taşları da tarlanın sınırına duvar örmüş.

DSCN4441

Karşıma yine bir çitlembik ağacı çıktı. Epey kalın gövdesine karşılık ince dalları dikkat çekiyor.

DSCN4442

Daha genç bir çitlembik ağacı karşımda. Aslında bu çitlembik ağacı değişime uğramış. Yani Antep fıstığı aşılanmış. Yapraklarından belli, geniş yapraklı bir ağaca dönüşmüş.

DSCN4443

Neyse ki kameram optik zoomlu. Olduğum yerden yakınlaştırıp yeni olmaya başlamış Antep fıstıklarını yakından çekiyorum Fıstıklar üzüm salkımı gibi bir arada ama seyrek biraz. Yeşil kabuğunun uç kısımları kızarmaya başlamış. Olgunlaşması için biraz daha zaman geçmesi gerek, henüz taze durumdalar. Hani halk dilinde derler ya “Fıstık yeşili” işte yeşilin bu tonu fıstıklardan almış. Yani fıstık gibi yeşil. Birde güzel ve alımlı kadınlar için de “Fıstık gibi kadın” deseler de bu konumuzla alakalı değil.

DSCN4444

Çitlembik ağacı yol kıyısında, yanında yağmur sularının aktığı kanal var. Bu kanal toprağı aşındırarak çitlembik ağacını köklerini ortaya çıkarmış. Toprak altından çıkan bu kökler zamanla kabuk bağlayıp dış ortamlardan kendini korumuş. Köklerin yapısına bakılırsa toprağa sağlam biçimde tutunarak koca gövdesini ayakta tutuyor.

DSCN4445

Grubun önlerindeyim, daha önce gördüğünüz dereye inip yokuşu çıktım. Karaahmetli köyüne gelince arkamdan gelen bisikletçileri yokuş aşağı inerken çekiyorum uzaklardan. Yol S biçiminde kıvrımlı.

DSCN4447

Karaahmetli köyünde karşıma çocuklar çıkıyor. Çocukları yanıma çağırıyorum. Onlar da koşarak yanıma geliyorlar. Çocuklara bakkalın yerini soruyorum. Çocuklar da bana bu köyde bakkal olmadığını söylüyorlar. Amacım çocuklara bakkaldan bir şeyler ısmarlamak ama kısmet değilmiş. Bana doğru koşarak gelen üç çocuk.

DSCN4448

Çocuklar neşeyle köyün sokaklarında oynuyorlar. Bu oyuna üstü kahverengi, altı beyaz bir köpek te eşlik ediyor. Yılışık köpek benim üzerime de atlıyor. Biraz başını okşuyorum köpeğin, hoşuna gidiyor sevilmek. Her canlı sevilmek istiyor. Köpeklerin başını okşarken bir yılanı okşayamazsın. O yüzden yılanı uzaktan seveceksin. Neme lazım yılanlar okşanmaktan hoşlanmazlar hart diye ısırırlar. Ondan sonra hastaneye koş.

DSCN4450

Köyde bakkal olmamasının nedeni köy ilkokulunun öğrencilerinin olmayışı. Köy okulu tek sınıflık küçük bir bina. Her ne kadar kullanılmasa da bina sağlam görünüyor. Giriş kapısı, iki penceresi ve kiremitli çatısı ile iyi durumda. Okulun geniş bahçesi de duvar örülerek çevrelenmiş. Okulda çocuk olmayınca bir ağaç ta okulun kaderini paylaşıp yaşama veda etmiş. Ağaç kurumuş halde okul binası ile kaderine terk edilmiş. Hüzünlü bir durum.

DSCN4451

18. Yüzyılda bulunan Paskalya adasında insanların ilkel ve vahşi yaşadıklarını gördüler. Aslında adada dev heykeller yapılmış, taş ocağından adanın diğer yerlerine taşınıp konmuş. Bu ileri bir medeniyet gerektirir. Adadaki kısıtlı kaynaklar nedeni ile ve sürekli ağaç kesimi adada av hayvanı ve yiyecek sıkıntısı baş gösterince birbirlerini öldürüp yamyamlık başlamış. Zamanla bildiklerini unutup vahşileşmişler. Kabileler de küçülmüş yiyecek sıkıntısından.

Ağaçların kesilmesi ve çevreyi kirletmek toplumu geriye götürür, ilkelleşir. İşte bunun örneği karşımda duruyor. İleride gördüğünüz dağ Aigai antik kentinin olduğu yer. Geçmişte buraların pazarına ve yöreye hakim olan medeniyet yok olunca başka toplumlar gelmiş. Bunlar da ağaçları sürekli kesip çevreye de çöplerini bırakınca geri kalmış. Daha önce gördüğünüz terk edilmiş okul binasında öğrenciler olmayınca ortalık tarikatlara, din yobazlarına kalmış. Böylece çöplerini gelişi güzel yol kenarlarına bırakır olmuşlar. Böyle giderse etraf çöp ve çorak olacağa benzer. Yol kıyısında çöpler ve Aigai dağı.

DSCN4453

Uzaktan Yuntdağı Köseler köyü göründü.

DSCN4454

Köye varır varmaz yeni yapılmış köy meydanındaki sundurmada yemeğimizi yiyoruz. Ayrıca bol su tüketiyorum. Hava sıcak, bir o kadar da terledim. Bir de yaklaşık 10 Kilometreden fazla yokuş çıktım, haliyle su kaybı çok oldu. Yemekten sonra araçlarla Aigai antik kentine çıktık. Kimisi bisikletle çıkmayı tercih etti. Ben de zorlamanın anlamı yok, hem hava da sıcak mı sıcak. Kalabalık olunca iki gruba ayrıldık. 1. Grup önceden rehber eşliğinde dolaşmaya başladı. Ben 2. Gruba kaldım. Rehberimiz kazı ekibinden genç bir kız. Daha önceleri görmemiştim, yeni başlamış kazı çalışmalarına. İlk başta bizlere Aigai kentinin tarihini anlatıyor girişteki tabelanın önünde.

DSCN4455

Rehberimiz kısaca anlattıktan sonra kenti dolaşmaya başladık. Her kentte olduğu gibi girişte mezarlık var. Daha önce geldiğimde bu kadar mezar yoktu. Yeni kaya mezarları yan yana dokuz tane var. Mezar sandukaları tamamen granit taştan, düzgünce yontulmuş. İşçilik mükemmel.

DSCN4456

Kente giden yolu bitirip girişteki ilk yapıya geldik. Buradaki tapınakta yolcuların koruyucu tanrısı Hermes’e adaklar adıyormuş yolcular. Bizler adak adamadık ama Hermes bizleri koruduğu şüphe götürmez. 1 metreden biraz yüksek temel duvarları, içinde blok taşlar ve küçük sütunlar var.

DSCN4457

Meclis amfisi ve işliklerin olduğu yapı.

DSCN4458

Aigai antik kentinin ayakta kalmış en önemli yapısı agora binasının duvarı. Üç katlı olarak yapılmış agora binasının arkadan görünümü. Arkasındaki yamaçta binanın dükkanları bölüm bölüm.

DSCN4459

Agora binasının ön kısmına geldik. Burada en önemli yer olan balık satılan yuvarlak yapılı, dört basamaklı havuz. Yenişakran denizinde yakalanan balıklar buraya getirilip satılıyormuş. Yuvarlak havuzun tabanı da taş döşeli. Daha önceleri bu alana giriyorduk ama tel örgü çekilerek insanların girmesi engellenmiş.

DSCN4461

Agora binasının yüksek duvarı. Dükkan giriş kapıları ve yanlarında birer pencere. üst katlarda pencere yok. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4462

Duvarı büyük blok taşlardan, düzgün yontularak mükemmel bir işçilikle örülmüş. Kapı ve pencere arasında iki blok taş üstteki kirişi tutuyor. Dükkanın iç kısımları yıkılmış moloz taşlarla kaplı.

DSCN4463

Duvarın üst kısımlarında küçük bir pencere ve üstüne taş blok çıkıntı olarak dışarıya taşırmışlar. Yağmur yağdığında pencereye su gelmesin diye yapılmış olmalı.

DSCN4464

Genç rehberimiz bizlere bilgiler veriyor ama biraz acemi olmalı. Ben bir çok defa gelip bilgi aldığımdan anlatılanları pek dinlemeye gerek görmedim. Zaten fazla da dolaşmıyoruz antik kenti. Önemli olan meclis binası ve agora binası. Aslında bir çok yer daha var ama henüz kazısı bitmediğinden oraları gezmiyoruz. Böylece dönüşe geçtik antik kentin taş döşeli yollarından.

DSCN4466

Sevgili bacanağım taş bloklardan yapılmış koltuk gibi yere oturup poz veriyor bana. Oturduğu yeri gölgede bırakan çitlembik ağacı var.

DSCN4467

Bisikletleri bıraktığımız yere minibüslerle vardık. Bisikletlere binen yola çıktı. Ben de yola çıkıyorum. 2012 yılından beri bir çok defa bu köye geldim. O yıllardan kalan tabelası paslanmış, yazılar silinmeye başlamış durumda. Tabelada; Köseler Hane 60 Nüfus 270 olarak yazılmış

DSCN4468

Yola çıktık çıkmasına da hemen sert bir yokuş var önümde. Ağır tempoda çıkıyorum yokuşu. Karaahmetli köyünde su molası veriyorum. Mola verdiğim yerin karşısında künk boruları ile donatılmış duvarla çevrili bir bahçe görünce merak edip bakıyorum. Onlarca yuvarlak boru gibi beton ile yapılmış kuyu ağızları serpiştirilmiş bahçeye. Ortada geniş bir kuyu ağzı var.

DSCN4471

Geniş kuyu ağzının içinden bakıyorum. İçi taş duvar örülmüş kuyunun ağzı tuğla örülerek bitirilmiş. Kuyunun içinde su var.

DSCN4469

Beton kuyuların içinde de su var. Burası köyün içme su deposu olmalı. Bu kuyulardan çok var ve toplam kapasite epey tutuyor.

DSCN4470

Bundan sonrası kolay ve iniş olduğundan kendi halimde, fazla hız yapmadan inmeye başladım. Yanımda bacanağım var. Bacanağıma gölge bir yerde kahve içelim deyince daha önce durduğum kuyunun başındaki dut ağacının altına oturduk. Gölgede kahveyi pişirip afiyetle içiyoruz. Kahvenin tadına varıyoruz doğrusu. En güzel yerde kahve içmeli. Kahve molasını yaparken bütün bisikletçiler bizi geçti. En son kalan artçıya da gitmesini söyledim. Onlar gittikten sonra kahve takımlarını toplayıp yola çıktım. Güneş hala yukarıda ve parıldıyor tüm sıcaklığı ile. Deniz de ufukta göründü. Artık kıyıya kadar iniş bekliyor.

DSCN4472

Kamp alanına kadar rahatça ve resim çekmeden geldim. Yemek zamanına epey var o yüzden üzerime ağırlık olan uykuyu def etmek için matı çimenlere, gölgelik bir yere serdim. Uyku tulumunu da üzerime örttüm. Rüzgar şiddeti devam ediyor ve üşütüyor hala. Böylece şekerlemeyi de yapıyorum. Bu şekerleme kısa olsa da en tatlı uyku bence. Dünyada hiç bir şeye değişilmez. Ben uyurken Mehmet Cingıl telefonu ile çekiyor boylu buyunca uyurken.

WhatsApp Image 2022-06-18 at 09.37.35

Akşam yemeğine yan bacanağım Tanju da geliyor. Hep birlikte, üç bacanak yemeği yerken Mehmet bizi çekiyor. Üç bacanak olunca çekiniyor biraz bizden ama kaçacak yeri yok. Mecbur çekecek resmimizi.

DSCF3926

Akşam olanda muhabbet başlıyor, hikayeler, anılar, kahkahalar gırla. Mehmet Cingıl’ın bir huyu var, kendi yaptığı espriye bizlerden çok kahkaha ile gülmesi. Kampın her yerinde kahkahası duyuluyor. Ben alıştım artık kahkahalarına. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar muhabbetimiz şarap eşliğinde sürüyor. Fazla geç olmadan Tanju evine dönüyor, bizler de fazla zaman geçirmeden çadıra girip yatıyoruz.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 53 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Aliağa 2 Teker Bisiklet Festivali 1. Gün

3 Haziran 2022 Cuma

Ağapark – Aliağa – Güzelhisar – Ağapark

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.

Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.

Hain bir aşk

 

Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice’inkine
Fena öykünüyor.

İşgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.

Cemal Süreya

 

Öne çıkmış olan görsel, iki katlı bina pencereleri mavi. Siyah boya ile çizgiler çizilerek taş blok olarak yapıldığını resmedilmiş. Üstteki pencerede küçük bir Türk bayrağı asılmış. Alt kattaki pencerenin üzerine kemer çizilmiş. Çatıdan aşağı sarkan mor salkım çiçekler. Alt solda sarı turuncu kanatlı, kanat uçları siyah kelebek. Binanın önünde park etmiş bisikletim KUZ.

DSCN4337

Bir gün birisi sosyal medyadan bana mesaj atıp telefon numaramı istedi. Mesajı atan arkadaşı ismen tanımıyorum. Haliyle ortam kötü deyip telefonumu vermedim. Neme lazım dolandırıcılar ortalıkta kol geziyorlar. Mesajı atan arkadaşa telefonunu yaz ben seni arayıp konuşalım dedim. Nasıl olsa dakika bol telefonda. Telefon numarasını atınca aradım. Meğerse Aliağa’dan Osman Özcan beni arıyormuş. Aliağa’da bisiklet festivali yapacağını, beni de davet ettiğini söyledi. Ben de şu sıralar pek festivallere gitme düşüncesinde değilim. Aliağa yakın ve ulaşımı kolay olunca gelirim sözünü verdim. İlk olarak yapıyorlar festivali. Adı da 2 Teker bisiklet festivali. Hem bisiklet hem de motor festivali olacak.

Festivale bacanağımı da götüreceğim. Festival gününden bir gün önce eşyalarımı hazırlayıp çantalarıma yerleştirdim. Öğleden sonra bisiklete binip Alsancak tren istasyonuna vardım güç bela. Şiddetli rüzgar esintisine karşı bisiklet sürmek zor olsa da yapacak bir şey yok. Metro İzbana biniyorum. Yaklaşık 1 saat 5 dakikada Aliağa istasyonuna vardım. Dışarıda benden önce gelen bacanağımı beklerken buluyorum. Aliağa içinden içecek bir şeyler alıp şehir içinden ve bisiklet yolundan kamp alanına vardık. Burası yeni yapılan Ağapark tesisleri. Belediye yapmış ve içeri giriş ücretli. Bizler festivalde olduğumuz için ücret ödemiyoruz. Giriş 20 Lira, az değil. Muhlis Dilmaç ta römork ile bir kaç elektrikli bisiklet ve normal bisiklet getirmiş. Standını kurarken ona yardım ediyoruz. Kamp alanındaki binanın duvarına katılan grupların afişleri asılmış. Bilseydim ben de Urim Baba’nın kahvesi logolu bayrağımı da getirip asardım. Bu resmi Muhlis Dilmaç çekmiş, duvar ve afişler.

IMG_20220603_090500

Bizden önce gelenler çadırlarını kurmuş kamp alanına. Arkadaşım Mehmet Cingıl bize yer ayırmış. Kamp alanına girerken ve çadır alanında bir çok arkadaş ve kişi bana “Hoş geldin Urim Baba” diye sesleniyor. Haliyle bir çoğunu tanımıyorum ama onlar beni tanıyor. Çadırları kurup yerleşiyoruz. Ardından kayıt oluyoruz girişte. Burası çimenlik alan ve düz bir yer. Güzelhisar çayının oluşturduğu deltanın ucundayız. Rüzgar azmış durumda, dev direkte Türk bayrağı sürekli dalgalanıyor ve pat pat ses hiç kesilmiyor. Eşyaları rüzgar uçurmasın diye korumak gerek. Çadırı da kazıklar çakarak sabitliyorum yere. Neme lazım rüzgar alıp götürür çadırı. Aliağa’dan aldığımız şarabı açıp içiyoruz arkadaşlarla. Çadır komşumuz Ali ve eşi ile tanışıyoruz. Ali kendi şarabını üzümden doğal olarak yapıyor yüzlerce litre. Kendi yaptığı şaraptan tadıyoruz birer kadeh.

Hava rüzgarlı olsa da açık ve yeni doğmuş ay kendini gösteriyor gök yüzünde. Kameram ile iyice yakınlaştırıp çekiyorum hilal olarak.

DSCN4327

Şarap, muhabbet derken gecenin geç zamanı gelmeden çadıra girip yatıyoruz. Güzel bir uykunun ardından sabahın erken saatlerinde, henüz alarmım çalmadan kalkıyorum. Kalkan yok çadır komşularımdan. Kahvemi içiyorum Güneş doğarken. Festivallerin en güzel tarafı sabah kahvesini Güneş doğarken çadırın önünde içmek. Sonrasında millet yavaş yavaş uyanıyor. Kahvaltılıkları alıp çadır önündeki portatif masada yapıyoruz bacanağım ile birlikte. Herkes kahvaltısını bitirince saat 09 gibi yola çıkıyoruz. Polis ve jandarma bize eskortluk edip yolu açacak bisikletçilere. İlk başta Aliağa içinden ana yola çıktık. Kavşaktan sola, yukarı tırmanmaya başladık. Önümde giden bisikletçileri çekiyorum yokuşu çıkarken.

IMG_20220603_113846

Tam yokuşu bitirip düze çıktım ki oturduğum sele birden bire boşaldı ve kıçım demire değmeye başladı. Bunu hissedince durup bisikletten indim. Bir de baktım ki selenin ön tarafı dağılmış. Ayar civatası ve demiri düşmüş. Arkadan gelen araçtaki biri senden bir parça düştü deyip demir aparatı verdi. Civata ortalarda yok. Kim bilir nerede düştü. Artık böyle idare edeceğim. Aşağıda dağılmış sele önü görünüyor.

Bisiklete başladığımdan beri üç tane seleyi eskittim. 2014 yılında Brooks seleyi taktıktan sonra biraz rahatladım sayılır. Brooks sele kalın deriden yapılmış sert, sağlam bir o kadar daha rahat. İlk oturduğumda sanki koltuğa oturmuş gibi rahat gelmişti. Halbuki benim kıçım da Brooks sele kadar sert ve inatçı. Daha önce üç sele parçalamış biri olarak Brooks sele ne ola ki. Onun için iki tane civata dayanamayıp kırıldı. Tornada özel yaptırdım civataları ve değiştirdim. Bu arada perçinleri de dağılmaya başlayınca metrik 5 X 10 havşa başlı civatalarla tüm perçinleri değiştirdim. Bu gün de kıçımın sertliğine dayanamayan deri biraz yırtıldı civata deliğinden. Ardından tekrar kırılmamak için civata seleyi terk edip düştü. Yani firar etti sayılır. Ne yapsın garip firar etmeyip te.

IMG_20220711_124518

Festivalde teknik servis olarak destek veren Sökeli Sarızeybekler bisiklet bizi arabası ile takip ediyor. Yanımdan geçerken arabada oturan Hakan Sarızeybek’i çekiyorum.

IMG_20220603_113851

Önümde giden bisikletçileri uzakta olsa da yakınlaştırıp çekiyorum dönemeçtekileri. Otlar sararmaya başlamış bile. Yamaçta çam ağaçları görünüyor.

DSCN4329

Toprak yoldan gidiyoruz, burada bizi takip eden araçlardan başka araç yok. İlerideki tepeyi aşan bisikletçileri yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN4330

Az da olsa yokuşlar var önümüzde ve herkesin performansı aynı değil. Haliyle geride kalanlar oluyor. Ben de geride kalıyorum. Nedeni ise sürekli olarak ilk defa geçtiğim yerleri görünce resim çekmek. Bir resim çekmek için durup çekesiye kadar bisikletçiler gözden kayboluyor. Ama fazla uzaklaşamıyorlar. Çünkü elimde optik zoomu olan kamera var. Ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar yakınıma kadar getiriyorum. Bisikletçiler durmuşlar arkadan gelenleri beklerken uzaktan yakınlaştırıp çekiyorum. Benden kaçamazlar. Çam ağaçları yamaçta.

DSCN4332

O kadar yakınlaştırıyorum ki sanki dibimdeymişler gibi. Kim olduklarını görebiliyorum. Bir çam ağacının altında toplanmışlar, gölgesinden faydalanıyorlar ama hepsi sığmıyor çam ağacının altına. Çoğu Güneş altında kalmış.

DSCN4333

Genç çam ormanı içinden geçiyoruz. Ormancılar kestikleri çam ağaçlarının kütüklerini yolun kenarına duvar gibi istiflemişler. Bir bisikletçi kadın odun istifi yanından geçerken çekiyorum bisikleti ile birlikte.

DSCN4334

Geriden bisikletçileri kameram ile takip ediyorum. Yamaçtaki çam ormanı içinden geçen toprak yoldaki bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4335

Güzelhisar köyüne geldik. Köyün dar sokaklarında gidiyoruz. İleride cami ve minaresi görünüyor. Cami taş bloklardan yapılmış tarihi bir cami. Minaresi de öyle. Telefon direğinde Türk bayrağı asılmış.

DSCN4336

İki katlı bir bina boyanmış, sanki taş ile örülmüş gibi. Her katta bir pencere, maviye boyanmış. Üstteki pencerede küçük bir Türk bayrağı asılmış. Alt kattaki pencere kemerli olarak süslenmiş. Çatıdan mor salkım çiçekleri resmedilmiş. Sol altta ise sarı, turuncu bir kelebek, kanat uçları siyah. Bisikletim Kuz bina önünde park etmiş durumda. Bagajda turuncu çantalar takılı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4337

Ben resim çekmeye devam ediyorum. Bisikletli birisi önümden geçerken çekiyorum.

DSCN4338

Bisikletle geçen bir kadını da çekiyorum.

DSCN4339

Arkadan gelen iki kişi daha kadraja giriyor.

DSCN4340

Eski bisikletçilerden, festivallerin duayeni arkadaşım Timukan Karaca’yı da gelirken çekiyorum bisiklet üzerinde.

DSCN4341

Karşıda çocuk parkı, renkli plastik kaydırak yapılmış. Soldaki kaydırak düz, sarı renkte. öndeki ise eğri kaydırak mor renkte. Çatısı kırmızı olarak yapılmış. Merdiven ise turuncu korkuluklu yapılmış.

DSCN4342

Binadaki kelebek resmi önünde kaldırıma Timukan ile oturup çekiliyoruz bir poz. Bir arkadaşım bizi çekiyor.

DSCN4345

Aliağa belediyesi Güzelhisar’a sosyal tesis yapmış. Girişteki tabelayı çekiyorum, önde bisikletim KUZ duruyor.

DSCN4347

Bu tesislerde çay molası veriyoruz. Çayımı kendi çelik bardağım ile içiyorum. Oturacak yer olmayınca çimenlere yayılıyoruz. Çelik bardağım çimenler üzerinde, içi çay dolu. Bardağın sapında keçi çanı takılı.

DSCN4349

Festivali düzenleyen Osman Özcan yanımıza gelip muhabbet ediyoruz. Elinde kağıt bardaktan çay içerken çömelmiş durumda konuşurken çaktırmadan çekiyorum. Osman herkesi dolaşıp hal hatır soruyor. Karşısında çimenlere oturmuş Berkant Kayalı var.

DSCN4350

Berkant bizi çekiyor cep telefonu ile. Çimenlerde ben, bacanağım Selahattin Kelmen ve Dilek çay içerken.

285505642_333280948950162_4305817469131592856_n

Bu kez Osman yanımıza oturuyor. Bir poz da çekiyor Berkant. Osman, ben ve bacanağım.

285934253_569258231253039_4428850984272676556_n

Bizi çeken Berkant ve Dilek çiftini elleri birleşik olarak çekiyorum yerde oturmuş halde. Önde çay termosları ve kağıt bardaklar tepsinin içinde.

DSCN4352

Yerdeki çimenlerdeki gölgelik yerde oturuyor arkadaşlar. Kimisi ayakta dolanıyor.

DSCN4353

Bu tesis biraz yüksekte. Düzlüğün kenarına çardaklar yapılmış tahtadan. Kenarlarında oturma yerleri var. Bisikletçilerin bir kısmı çardaklarda oturuyor.

DSCN4354

Park içinde bir çok çardak var, bisikletçiler tüm çardakları işgal etmiş durumda. Yer bulamayanlar bizim gibi çimenlere oturmuş. Kimisi ayakta. Bisikletler de kıyılarda duruyor.

DSCN4355

Bize dağıtılan formaların arkasına tarihi antik kent olan Aigai amblemi basılmış. Çelenk biçiminde, bir tarafında defne dalı, bir tarafında meşe dalı, ortasında boynuzlu keçi resmi olarak basılmış. Altta da Yunanca AIΓAI yazılmış

Bu resmi ileride bana sırtı dönük bir arkadaşı yakınlaştırıp çekiyorum. Solda da bisiklete binen bir kişi basılmış.

DSCN4356

Çay molasını bitiriyoruz, yola çıkma zamanı. Herkes bekliyor tüm bisikletçilerin hazır olması için. Bir arkadaşın bacağında doğal yapılmış bisikletçi döğmesini görünce yakından çekiyorum. Bisikletçilerin çoğunda oluşan bu döğme farkında olmadan bacak bisiklet zincirine değiyor. Zincirdeki hareketten oluşan metale bulaşmış yağ da bacakta kendi resmini basıyor. Ben resmini çekerken arkadaş ta işaret parmağı ile döğmesini gösteriyor. Kolundaki saat kayışı yeşil renkte.

DSCN4358

Yola çıktık ve kısa sürede yemek molasını vereceğimiz yer Aliağa belediyesi hayvan barınak tesisleri. Aç olanlar ilk olarak yemek dağıtılan tezgahın önünde sıraya giriyorlar. Ben de yemek dağıtılan tezgahı, aşçıları ve kuyruktakileri çekiyorum. Kuyruk uzayıp gidiyor.

DSCN4359

Ben de sıraya girip yemeğimi alıyorum. Muhlis Dilmaç ta beni yemek alırken tepsi elimde çekiyor.

DSCF3341

Masalara oturmuş yemek yiyenleri çekiyorum. Millet acıkmış olmalı ki yemeğini iştahla yiyor. Yemekler doyurucu, her yemekte bolca erik veriyorlar. İlk defa karpuzu tadacağım bu yıl.

DSCN4360

Yemekten sonra yediklerimizin mideye oturması için çardak altında otururken ben de kahve takımını çıkarıp kahve pişirmeye başladım. Beni kahve yaparken Berkant arkamdan çekiyor. Karşımda yemek yemeye henüz başlamış Muhlis Dilmaç var.

285842071_599700881271058_9171923996975794118_n

Dört tane logolu fincan yan yana dizelenmiş olarak masanın üstünde kahve pişmesini bekliyor.

DSCN4361

Kahve de cezvede kabarmaya başlamak üzere. Ocağın etrafında rüzgarlık var.

DSCN4362

Kahveleri bir pişirimlik yaptım. Çünkü hareket zamanı geldi. Yola çıktık, uzaktaki yolda giden bisikletçileri yakinen çekiyorum.

DSCN4364

Güzelhisar çay yatağına doğru indik, ileride sulak bir alan görünüyor.

DSCN4365

Yakınlaştırıp çekince sazlıklarla kaplı yeşillikler içinde su birikintisini görüyorum. Yamaçta ise tek tük zeytin ağaçları görünüyor.

DSCN4366

Uzaktaki yamaçta bir köy görünüyor. Yakınlaştırıp köyü çekiyorum. Köydeki en belirgin bina köyün camisi. Bu köyün adı Karaköy. Tepeler tamamen çıplak, ağaç ve çalılık yok. Sadece köyde biraz yeşillikler görünüyor.

DSCN4367

Güzelhisar çay köprüsüne gelince durup yukarı tarafı çekiyorum. Çay az da olsa iyi derecede akıyor.

DSCN4368

Köprüyü geçinde kimse kalmamış olduğunu görüyorum. Haliyle durup resim çekersen millet pedala basıp gidiyor. Neyse ben resim çekmeye devam ediyorum. Yol kıyısında çıkmış dikenli bir bitkinin mor çiçeğini çekiyorum. Yanlarında tomurcuk halde daha çiçek açmamış goncalar var.

DSCN4369

Toprak yolda yol ayrımına geldim. Burada artçı Metehan, Timukan Karaca ve belediyenin bisiklet toplayıcısı kamyonet, bir de minibüs duruyordu. Metehan’a ne tarafa gideceğimizi sorunca bilmediğini söylüyor. Grubun çok gerisinde kaldığımızı söyleyince bisikletleri kamyonete yükledik. Ben ve Timukan karaca minibüse bindik ve kısa sürede kamp alanına geldik. Millet çoktan gelmiş kamp alanına. Bisikletimi kamyonetten indirip çadırın yanına geldim. Karayel rüzgarı sürekli esmeye devam ediyor. Zaten deniz donumu ve havlumu almayı unutmuşum. Denize de girmeye üşeniyorum rüzgar yüzünden.

Dün fazla resim çekmediğim flamingo kuşların resmini çekmeye karar verdim. Bisiklete binip gölete gelerek kamera ile kanatlarının ucunda turuncu rengi olan flamingo kuşlarını iyice yakınlaştırıp, ürkütmeden çekmeye başladım. Uzun bacaklı, sürekli kafası suyun içinde olan, kanat uçları turuncu renkli üç tane flamingo kuşu. Arkası sazlık.

DSCN4370

Daha çok flamingo kuşu olmasına rağmen diğer su kuşlarını da kadraja aldım. Bunlardan birisi balıkçıl kuşu. Tam da sazların önünde, başı yukarıda.

DSCN4371

Ağapark’a giden yol kıyısında bisiklet yolu var. İki kişi bisiklet sürerken uzaktan çekiyorum. Yol kıyısında okaliptus ağaçları var.

DSCN4376

Sazların dibinde iki balıkçıl kuşu, önde altı flamingo kuşları. Kafaları sürekli su içinde çamurdan yiyeceklerini yiyorlar.

DSCN4378

Sürekli kafaları su içinde olunca sonunda birini kafası dışarıda yakalıyorum. Beş tane flamingo kuşu, kafası dışarıda olanın turuncu kanadı iyice belirgin.

DSCN4387

Buradan çadır alanındaki dev Türk bayrağını kuvvetli rüzgarda dalgalanırken çekiyorum. Bayrağın uç kısımları sürekli dalgalanmaktan yırtılmaya başlamış.

DSCN4388

Eurovelo bisiklet yolu buradan geçiyor. Geçtiğimiz yıllarda yapılan rota belirleme çalışmalarından sonra yön tabelaları dikilmiş. Bisikletçilere yönleri ve mesafeyi gösteriyor. Direkteki tabelada sağa doğru Aliağa 3 km, sola doğru ise Myrina 3 km olduğunu gösteriyor. Tabelada Avrupa birliğinin yıldızlı amblemi, içinde rotanın numarası 8 olarak belirtilmiş. Üstüne de bisiklet resmedilmiş.

DSCN4389

Resim çekme işim bittikten sonra kamp alanına döndüm. Festivalde teknik destek ekibi Sarızeybekler bisiklet. İki sahra çadırı altında bisikletlerde oluşan arızalar gideriliyor. Ayrıca bisiklet parçaları da satışı yapıyorlar.

DSCN4390

Arkadaşım Muhlis Dilmaç ta Accel bisiklet firmasında çalışıyor. O da iki sahra çadırı kurmuş, elektrikli bisiklet reklamını yapıyor. Getirdiği bisikletle içinde yeşil renkli bir tur bisikleti var. Çelik kadrolu bisikleti alıyorum yarınki tur için. Benim selem dağıldı, oturmak olanaksız.

DSCN4391

Sürekli mızmızlanan, benim sertifikam, formam nerede diyen Mehmet Cingıl sonunda sertifikasını aldı. Henüz formadan eser yok. Çünkü vermemişler. Neyse sertifika ile mutlu olmaya çalışıyor. Mehmet Cingıl ve Berkant Kayalı bir dizi yerde, bir dizi yukarına, sertifikaları önünde gülerek poz veriyorlar. Arkada direkte dalgalanan Türk bayrağı.

WhatsApp Image 2022-06-03 at 21.33.21

Akşam yemeğinden sonra yan bacanağım olan Tanju yanımıza geliyor. Tanju Aliağa’da oturuyor. İş çıkışı yanımıza geldi. Artık üç bacanak olduk. Mehmet Cingıl’ın sesini soluğunu kestik. Ben yere bağdaş kurup oturdum, iki bacanağım da sandalyede otururken kahve çekiyorum değirmende. Üç bacanak olunca sessizliğe bürünen Mehmet Cingıl resmimizi çekiyor.

WhatsApp Image 2022-06-03 at 21.29.30

Gece yatasıya kadar oturup muhabbet ediyoruz. Bu arada gökteki hilal olan Ay gözüme çarpınca kameram ile yakınlaştırıp resmini çekiyorum. Aydaki kraterler belirgin olarak görünüyor. Ay düne göre biraz daha genişlemiş.

DSCN4392

Fazla geç olmadan muhabbeti bitiriyoruz. Yan bacanağım evine dönünce fazla oyalanmadan çadırıma girip yattım.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 40 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Bahar Turu Diğer Günler

29 – 30 – 31 Mart – 1 Nisan 2022

Köyceğiz – Göcek – Fethiye

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Erik rakısını kim daha çok içecek diye

Kadehleri ardı ardına içerek

Arnavut kaldırımında naralar atıp yalpalayacaktık

Ardından boza iyi gider diyerek bozacıda soluğu alacaktık.

Çarşıda kafede oturup kahve içecektik sevdiğimle

Yüzüne doyasıya bakarak

Uzun, çok uzun yıllar

Neredeyse yarım asır…

Urim Baba’CAN Ağustos 2015

 

Öne çıkmış olan görsel, sığla ormanı içinde devrilmiş sığla ağacı. Kökü toprakla dolu.

DSCN4066

Gün erken başlıyor, kaçırmamak gerek diye henüz Güneş doğmadan kalktım. Güzel bir güne başlamak için iyi uyumak gerek. Artık iyice alıştım her yerde uyumaya, ister çadırda, ormanın içinde. İster yumuşak bir yatakta uyuyayım, fark etmez, her zaman rahat uyur ve dinç kalkarım. Sabahları serin oluyor, üzerime kalın deri ceketimi giyip balkona yerleştim. Sabah kahvesini Güneş doğarken içmek gerek. Köyceğiz’in suları güzeldir, her yerden fışkırır. Şişedeki suyu tazeliyorum çeşmeden. Kahvemi Köyceğiz suyu ile pişiriyorum. Evdekiler henüz uyanmadı daha, o yüzden kahveyi tek başıma içiyorum.

Cam saksı üzeri cam piramit içinde çiçekler masanın üzerinde kahve fincanı ile birlikte. Arkada sığla ormanı.

IMG_20220329_080056

Ev halkı uyanıyor sonunda, ev halkı dediğim Tuğba ve Cüneyt. Evin mutfağında ne nerede, çayı nerede demlediklerini bilmediğimden hiç karıştırmadım. Cüneyt kalkınca çayı demliyor, birlikte kahvaltıyı yapıyoruz. Cüneyt küçük tostlardan ikişer tane yapıyor kahvaltı için. Benim hazır kaynamış yumurtaları da tüketiyoruz bu arada. Kahvaltıdan sonra, işe başlamadan önce kirli çamaşırları yıkamam gerek diyerek bahçede poşet çamaşır makinesinde terli olan çamaşırları yıkayacağım. Siyah poşetin içine çamaşırları atıyorum. Biraz da deterjan, bahçe hortumu ile yeteri kadar su dolduruyorum. Yerde bahçe hortumu ve içi çamaşır dolu siyah poşet.

IMG_20220329_104251

Çamaşırlar  ve su hazır olunca çamaşır makinesini kaldırıp çalkalamaya başlıyorum. Böyle 5 dakika kadar çalkaladım. Benim çamaşır makinem kısa süreli programda çalışıyor. Hem pratik hem çabuk yıkıyor. Cüneyt beni poşet çamaşır makinesini çalkalarken çekiyor.

IMG_20220329_104324

Deterjanlı yıkama bitince  iki kez daha su ile durulayıp çamaşırları çıkararak suyunu sıkıyorum. Kuruması için de çamaşırları çamaşırlığa asıp kurumaya bıraktım. Tuğba’nı öğrencileri var. Öğrencilere dans kursu veriyor, o yüzden erkenden gitti. Zalım ev sahibi de beni boş oturtmuyor. Bahçe bellenecek, illa ki çalışacaksın deyip bel küreğini elime veriyor. Boğaz tokluğuna çalıştırıyor. Neyse iki kişi kısa sürede son kalan yeri belliyoruz. Yıllarca bakılmadığı için toprak sertleşip ayrık otları sarmış. Biraz zorlasa da bitiriyoruz bel işini. Cüneyt beni bel küreği ile bahçeyi bellerken çekiyor. Elimde sarı iş eldiveni var.

IMG_20220329_112258

Bel işi biraz yordu, bir süre dinleniyoruz. Bu günü Cüneyt ile birlikte zaman geçireceğim. Ne yapalım diye karar vermeye çalışırken fazla uzak olmayan bir yerden tavus kuşunun sesini duyuyorum. Cüneyt’e soruyorum nerede bu tavus kuşu diye. Cüneyt te bana ormanın içinde her halde diye cevap veriyor. Ben de buralarda serbest yaşayamaz tavus kuşları diye cevap veriyorum. O zaman hadi ormanı biraz gezip tavus kuşlarını bulalım teklifinde bulundum.

Yanıma fotoğraf makinemi alıp ormanın içine dalıyoruz. Sığla ormanında sadece sığla ağaçları ve ağaçlara tutunup büyüyen sarmaşık bitkileri var. Diğer bitki çeşitleri barınamıyor ormanın içinde. Sığla ağaçlarının gövdeleri ve gövdelere tutunan sarmaşıklar.

DSCN4053

Tavus sesi kuvvetli ve uzaklardan bile duyulabiliyor. Sık sık sesi gelince nerede olduklarını bulduk. Ormanın dibindeki bir evin arka bahçesinde kümesin içindeki tavus kuşlarını bulduk sonunda. Yakınlaştırıp tavus kuşunu kümesin içinde çekiyorum.

DSCN4055

Sığla ormanı tam bir bataklık örneği. Gerçi batma tehlikesi yok ama her tarafta küçük su akıntıları görmek olası. Sular, az eğimli yerde küçük dereler halinde sakince akıyor Köyceğiz gölüne doğru.

DSCN4056

Su akıntısını yerden çekiyorum. Akıntı belli belirsiz.

DSCN4057

Ormanda büyüyen sığla ağaçları belli bir kalınlığa gelince güçlü fırtınalara dayanamayıp ya devriliyor, ya da gövdesinin ortasından kırılıyor. Tıpkı yarım gövdesi kalmış bu sığla ağacı gibi.

DSCN4058

Sığla ormanı içinde bir tek yaşayan bitki sarmaşık. Hani tarzan ormanda sarmaşıklara tutunup atlıyor ya aynısı burada da var. Sarmaşık ağacın en yüksek yerine kadar tırmanmış. Ben de tarzan gibi sarmaşık demetine tutunup sallanayım dedim. Ağırlığımı taşımayıp yukarılardan koptu. Sarmaşık kurumuş, neyse ki kopan sarmaşık hala yukarılarda bağlı ki kafamıza düşmedi. Cüneyt beni sarmaşıkla beraber çekiyor.

DSCN4061

İşte sarmaşıklar, gövdeleri 10 – 12 santim kadar kalınlıkta. Yerden çıkıp yana doğru gittikten sonra tutunacak bir ağaç bulunca yukarıya doğru kendini çekerek yükselmiş.

DSCN4062

Sığla ağaçları sık ve kimi yerde ince gövdeli. Güneşe ulaşmak için boylarını çok uzatması gerek. Tahminime göre 15 metreden fazla var. Sarmaşıklar da öyle. İşin ilginç yanı sarmaşığın birisi yaklaşık 8 metre ötedeki ağaca nasıl atlayıp tutunmuş. İki ağaç arasında ve yüksekte köprü olup birleştirmiş. Sığla ağaçları daha yeni yaprak açmaya başlamış.

DSCN4063

Sular her yerde akıp duruyor. Ayaklarımız çamura, suya batırmadan yürümek güç.

DSCN4064

Uzun yıllar önce devrilmiş bir sığla ağacından geriye kalan kalın kütük.

DSCN4065

Bir hafta önceki fırtınada devrilen sığla ağacı yere yatmış durumda. Daha kökündeki topraklar duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4066

Sığla ağaçlarının gövdesinde kabuklar belli bir yere kadar sıyrılmış. Bu sıyrık yerden akan sıvıları topluyorlar.

DSCN4067

Orman içindeki su birikintilerinde, akan küçük derelerde canlılar var. Onlardan biri su kaplumbağası. Bizi görünce durup bakmaya başladı. Biz de durduk ve resmini çekiyorum.

DSCN4069

Su kaplumbağasını ürkütmeden optik zoom ile yakınlaştırıp su üstündeki kafasını çekiyorum bir poz.

DSCN4070

Sığla ormanı içinden sulara, çamurlara batmadan çıkıp eve geldik. Cüneyt komşudan el arabasını almıştı bahçeden çıkan otları ormanın içine dökmek için. Ama el arabasının tekerleği dağınık. Mil yatağındaki ince sac yırtılmış. Cüneyt’e hadi tekerleği yapalım çarşıdaki demircide deyince o da yapalım dedi. Tekerleği söktük. Benim bisikletimin bagajına sıkıca bağlayıp yola çıktık. Köyceğiz içindeki dondurmacıya gittik ama sezon açılmadığı için dondurmacı kapalıydı. Cüneyt’e burayı iyice belle. Köyceğiz’de yiyebileceğin en güzel dondurma burada bulabilirsin. Sonda Hakan Sevin’in evine gittik. Hakan İstanbul’da şu an. Evde kimse yok, içeri girmedik zaten. Yakında olan çarşıdaki sıcak demirci dükkanına gittik. Burada tekerleği kaynak yapıp yürür hale getirecektik. Demirci ustasına tekerleği gösterip neler yapabiliriz deyince usta tekerleği alıp inceledi. Bize; “Bu tekerlek adam olmaz, sacı çok ince ve kaynak tutmaz. Siz en iyisi sanayiye gidin, orada hurdacıda çıkma tekerlek bulabilirsiniz” diye söyledi. Tamam deyip sanayiye doğru gitmeye başladık. Köyceğiz çayı üstünden geçerken köprüden çay yatağını çekiyorum. Çay hızlı akmasın diye bentler yapılmış bir çok. Çay yatağı da çok geniş. Akan çay bentlerden aşağı dökülüyor.

DSCN4072

Sanayideki hurdacıyı bulduk. Bize gerekli olan el arabası tekerleğini sorduk var mı diye. Adan ayağını kırmış kenarda bir yerde sandalyede oturuyor. Geçmiş olsun dileklerimizi söylüyoruz. Hurdacı bize yerini gösterip oralara bakmamızı söyleyince dediği yere bakmaya başladık. Ama gözüme istediğimiz bir tekerlek ilişmedi. Hurdacının yanına gelip; ” Bulamadık” deyince hurdacının elemanı; “Sizin aradığınız burada var” deyip elinde bir tekerlekle çıka geldi. Tam aradığımız tekerlekti. Hurdacıya” Bu tekerlek ne kadar?” deyince pazarlık başladı.

“100 Lira”

“50 Lira verelim” deyince ilk önce olmaz dese de

“Eskisini de size bırakacağız, 50 Liraya anlaşalım. Zaten yenisi 120 Lira” deyince Hurdacı olumlu cevap verdi. Hemen 50 Lirayı verip tekerleği alıp eve geldik. El arabasına taktım, Şimdi el arabası yalpa yapmadan düzgünce gidiyor.

Akşam yemeğimizi yerken yanımda taşıdığım şarap şişesini çıkardım. Birer bardak içiyoruz şaraptan. Gerçekten şarabın tadı nefis ve içimi de güzel. Tadı damağımızda kaldı ama elimizde olan bu kadar. Bununla yetinip tadı damağımızda kalsın deyip kadehleri tokuşturduk.

Dalamanda oturan Zehra ve Tarkan çifti benim geldiğimi duyunca oturmaya geldiler. İlk önce kahve yapıyorum, birlikte muhabbet ederek içtik, ardından çay demledik. Muhabbet geceye kadar sürdü. Cüneyt uzun boylu olunca beşimizi birden uzun kolu ile elçek resim çekiyor. Tarkan, Tuğba, Zehra ve ben kanepede oturmuş durumda. Cüneyt kendinle birlikte çekiyor.

WhatsApp Image 2022-03-31 at 20.02.59

Ertesi sabah yine erkenden uyandım ve balkonda yerimi aldım sabahın seherinde. Güneş doğarken kahvem hazır. Masada kahve fincanı, içi köpüklü kahve dolu. Masada logolu rüzgarlık ve cam kavanoz duruyor. Güneş sığla ağaçları arasından doğmuş, ışıklarını saçıyor.

DSCN4074

Kahvemi içerken en korkak kuşlardan olan alakarga ormanın kıyısında bir direğe konmuş halde görünce içeriden fotoğraf makinesini alıp gelesiye kadar hayvan beni beklemeden uçup gitti. Ben de konduğu direği yakınlaştırıp boş olarak çekiyorum. Sığla ağacının kalın gövdesi yeşil yosunlarla kaplı. Bu yosunlar kuzey yönünde.

DSCN4073

Hazır fotoğraf makinasını elime almışken ormanın derinliklerini çekeyim deyip optik zoom ile daldım ormanın içine. Güneş ışıkları az miktarda ormanın içine girse de derinliklerdeki yaprakları yeni açmaya başlamış sığla dallarını çekiyorum. Sığla ağaçlarının kalın gövdeleri, gövdeye tutunan sarmaşıklar ve Güneş vurmuş dallar.

DSCN4075

Balkonda otururken ürkek ve korkak alakarganın bir o yana, bir bu yana uçtuğunu görünce takip etmeye başladım. En sonunda bana poz vermeye karar vermiş olmalı ki henüz tomurcuk halinde olan bir ağaca kondu ve pozunu verdi. Ben de iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Alakarga kuşların en ürkeği, nedeni ise diğer akrabası olan kuzgun ve kargalara benzemiyor olması. Ayrıca tüylerinin rengi bambaşka. Başının tepesinde ve gözlerinin altındaki yanak kısmı siyah, gövdesi gri. Esas bu kuşu güzelleştiren kanatlarındaki mavilik. Kanadının dış kısmında, küçük bir alan masmavi bir renk. Bu renk o kadar güzel dokunmuş az beyaz renkle ki görmeye doyamazsın. Bana özel poz veren alakargaya teşekkür ederim kendini gösterdiği için. Şanslıyım demek ki. Yoksa her zaman böyle resmini çekmek neredeyse olanaksız. Alakarganın kanatlarının diğer yanı ve kuyruğu siyah. Normal kargalarla bir tek bu siyah yerler benziyor. O da az miktardan

DSCN4077

Bu gün mahalle çocuğu, arkadaşım Mehmet Ertekin’e ziyarete gideceğim. Cüneyt’in soyadı da Ertekin. Bir Ertekin’den diğer Ertekin’e gideceğim. İkisi de akraba değil, sadece soyadı aynı. Bu tura çıkmamın esas amacı Mehmet’e gelmek. Çünkü yapacağım kano hakkında bazı fikir alış – verişinde bulunmam gerek. Mehmet’in Göcek marinada ve Dalaman’da tekne ve yat yapım atölyesi var. Kano yapımında kullanacağım malzemelerin bir kısmını da o verecek. Hem tekne yapımında uzman olur kendisi.

Telefon ile Mehmet’i arıyorum sana nasıl gelebilirim diye. Mehmet te bana; “Neredesin, olduğun yerde baba konum at gelip seni alayım” dedi. Ben de; “Gelmene gerek yok, minibüs ile gelirim” desem de ısrar edip beni Köyceğiz’e kadar gelip aldı arabası ile. İlk önce Göcek’teki atölyesine gittik. Marina içindeki yazıhanesine uğradık. Orada sekreteri ile bazı işlerini hallettikten sonra koca bir yata götürdü. Üzeri tamamen örtülü koca yat içine girdik. Yat süper lüks bir yat olacağı bir çok yatak odası ve geniş bir salonunun olmasından belli. Marina içinde bir yere oturup kazandibi yiyelim dedik ama kazandibi kalmamış. Onun yerine muhallebi yemeğe karar verdik. Masadaki menüde fiyatlara bakınca bir fincan kahvenin 28 Lira olduğunu görünce şaşırmadım. Böyle lüks yatların olduğu marinada kahveyi benim gibi beleş veremezsin.

Yatın içini şöyle bir gezdik, çalışan işçilere bir kaç yerin nasıl yapılacağını tarif ettikten sonra kendi teknesine gittik. Tekne marinada kıyıya bağlı. İçine girip oturduk. Teknede her şey var. Bu tekneyi satıp kendisine daha büyük bir teknenin geleceğini söyledi. Göcek’ten geri dönüp Dalaman’daki atölyesine geldik. Burada da büyük yat kalıpları ve yaptığı tekneler var. Elemanları çalışıyor vızır vızır. Akşam olmadan Mehmet’in eşi Şirin’i kursa gittiği yerden alıp eve geldik. Şirin halı dokuma kursuna gidiyor hobi olarak. Kendisi de kilim dokumuş, koridora sermiş bile.

Mehmet Ortaca da oturuyor. Çatı katında dubleks bir dairesi var. Şirin bize fırında kefal pişirdi. Kefal da iri bir balık. Balkonda yemeğimizi yiyoruz. Ardından kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişirdim. Mehmet’in Sabri isminde bir oğlu var. Ortaokul son sınıfta, seneye liseye gidecek. Mehmet Sabri’yi denizcilik lisesine gönderecek. Sabri babası ile İzmir’e geldiği bir zaman bahçemde kahve pişirip içirmiştim. Bu Sabri’nin hayatında içtiği ilk Türk kahvesi. Hala unutamamış ve o günden sonra içtiği ikinci kahve olduğunu söylüyor. Şirin iki mahalle çocuğu ile birlikte balkonda oturmuş, ben kahve pişirirken çekiyor.

WhatsApp Image 2022-03-30 at 19.21.05

Ertesi gün Mehmet beni Göcek girişinde arabası ile bırakıyor. Amacım Fethiye’ye gitmek. Bu gün arkadaşım Filize gideceğim. Minibüs erken kalkmış olmalı ki yaklaşık 45 dakika bekledim gelmesini. Başka minibüsler buradan yolcu almıyorlar. Minibüs beklediğim benzin istasyonundan kalktı sonunda. İlk olarak Köyceğiz tarafına doğru gitti, Tünellerden geri dönüp kalktığımız yere gelip şehir içine girerek yolcuları topladı. Böylece bir süre sonra Fethiye içine geldik. Filiz bana nerede ineceğimi söylemişti. Minibüs sürücüsü beni söylediğim yerde indirdi. Filiz’in attığı konuma göre biraz yürüdüm ve evini buldum navigasyon haritası ile. Eve gelmeden önce Filiz’e hediyelik bir eşya alıyorum. İlk defa evine gideceğim.

Filiz ile epeydir görüşmemiştim, kendisi resim Öğretmeni. Emekli olunca Fethiye’ye yerleşti, Tuğba ve Cüneyt ile birlikte. Tuğba Fethiye’den sıkılmış, o yüzden Köyceğiz’e taşınmaya karar vermiş. Filiz bahçeli bir evin zemin katında, küçük bir dairede oturuyor. Buralarda balık ucuz ve bol olmalı ki Filiz de fırında balık pişirmiş. Balık ta nefis olmuş. Birlikte muhabbet ederek yiyoruz öğle yemeğini. Yemekten sonra ne gider, tabi ki kahve. Hemen sırt çantasında taşıdığım kahve takımlarını çıkarıp sehpa üzerinde kahve pişiriyorum. Filiz beni kahve pişirirken çekiyor salonun ortasında.

WhatsApp Image 2022-03-31 at 18.32.24

Filiz ile bir süre zaman geçirdikten sonra vedalaşıyorum. Geldiğim yoldan yürüyerek durağa gelince minibüsün geldiğini gördüm. Bir süre koşup minibüs gelmeden durağa gelip bindim. Bu kez hiç beklemedim. Köyceğiz girişinde iniyorum. Yürüyerek Tuğba’nın evine doğru giderken evin birinde babası ile oturan küçük bir çocuk el sallayıp “Dede, dede” diye seslendi. Ben de ona el sallıyorum. Ne güzel bir çocuk hiç tanımadığı birisine, bana “Dede” diye el sallaması. Çok hoşuma gitti. Umarım torunlarım olur ve bana dede diye seslenirler. Umutla bekliyorum.

Tam eve yaklaşmıştım ki Tuğba ve Cüneyt balkonda oturduklarını gördüm. Yanlarında birisi vardı; kel kafalı. Hemen tanıdım, bizim Gürel gelmiş, balkonda oturuyorlar. Çaktırmadan Gürel’i tam telefonla arayacaktım ki gürel beni görünce el sallayarak “Urim Baba” diye seslendi. Gürel ile daha önceden konuşurken bu yörede bisikletle geçeceğini söylemişti. Ben unutmuşum. Gürel’i görünce aklıma geldi. Birlikte tur yapacağı arkadaşlarla buluşacak burada.

Yemekten önce aperatif olarak şarap içiyoruz kadehleri kaldırarak balkonda. Tuğba bizi elçek ile çekiyor.

WhatsApp Image 2022-03-31 at 18.04.11

Akşam Hakan Sevin beni aradı, Köyceğiz’e geldiğini bildirince sabah kahvaltıyı birlikte yapalım diye söyledim. Sabah erkenden kalkıp ilk önce kahvemi içiyorum. Ardından eşyaları toplayıp çantalara yerleştirip bisiklete yükledim. Gürel de kalkıyor, o da hazırlığını yapıp yola çıkmaya hazır. Ev sahipleri olan Tuğba ile Cüneyt’i uyandırıp vedalaşıyoruz. Beni evlerinde misafir ettikleri için çok teşekkür ederim, iyi ki varsınız. Gürel ile birlikte evden ayrılıp merkeze geldik. Bakkaldan yumurta, fırından da taze ekmek alıp Hakan’ın evine geldik. Hakan da çayı çoktan demlemişti bile. Balkonda nefis bir kahvaltı yapıyoruz. Tam kahvaltıyı bitirdik ki Gürel’i arkadaşları arkadaşları arıyor telefonla. Gürel hemen bisikletine binip gitti. Ona iyi turlar diledim giderken.

Hakan ilginç bir adam. Nereden bulduysa sığla ağacının kütüğünü, getirip balkona bırakmış. Hakan da bir süredir evinde yoktu. Haliyle kütük bile Hakan’ı beklemekten ağaç olacak neredeyse. Kütük her ne kadar kesilip buraya geldiyse de bahar ayında yaprak açan sığla ağaçları gibi filiz verip yaprak açmaya başlamış. Kütük 35 santim boyunda, 30 santim kalınlıkta ve hala yaşadığını, yaşamaya tutunduğunun canlı kanıtı.

Yeşermiş kütüğü yakından çekiyorum.

IMG_20220401_082830

İzmir’e dönüş için biletimi almıştım dünden. Hakan ile vedalaşıp otogara geldim. otobüsün gelmesine daha var. Otobüsü beklerken serçelerin cıvıldaşarak uçup kırlangıçların yuvasına girdiklerini görünce fotoğraf makinesini çıkarıp kırlangıç yuvasını işgal eden serçeleri yakından çektim.

DSCN4080

Kırlangıçlar yuvayı terk etmiş, ya da bir şekilde dönmemiş olacak ki boş kalan yuvalara serçeler sahiplenmiş. Diğer yuvadaki serçeyi de çekiyorum.

DSCN4081

Daha önceden çantaları bisikletten indirmiştim. Ön tekerleği de söküp hazır halde beklerken otobüs yanaştı. Otobüsün muavini bana bisikleti bagaja yatır deyince yatırıyorum. Şöfer de bunu görünce benden bagaj ve bisiklet için bilet almamı söyledi. Neden diye sorunca eşyaların çok, böyle alamam deyince yeni bir bilet aldım. Yazıhanedeki kıza bisiklet diye söylesem de bagaj bileti ve 6 numaralı koltuk bileti kesti. Otobüsün bagajında bisikletim KUZ ve çantaları çekiyorum. Şimdiye kadar hep kamil koç firması ile seyahat ettim ve hiç sorun çıkmadan bisikletimden para almadılar. Bu ilk defa başıma geldi. (Eve dönünce firmaya şikayet ettim ama fazladan ödediğim ücreti geri vermediler. Bir daha asla bisiklet düşmanı kamil koç ile seyahat etmeyeceğim, bu böyle biline)

IMG_20220401_105911

Yolda muavin ikramlarda bulundu ama hiç bir şey kabul etmedim. Neme lazım, verdikleri sudan bile para isteyebilirler, kamil koç firmasını yabancı bir şirket satın almış. O yüzden bu firmayı asla kullanmayacağım. Bisikletçi arkadaşlarıma da binmemeleri konusunda uyaracağım. İzmir’e varınca hemen bisikletleri ve çantaları indirdim. Ön tekerleği yerine takıp çantaları yükledikten sonra bir süre araçların arasından dikkatlice giderek Alsancak’taki bisiklet yoluna vardım. Bisiklet yoluna çıkınca rahatladım ve ağır ağır pedala basarak İzmir’de olmanın, denizin keyfini çıkarıyorum yol boyunca. Göztepe iskelesine yaklaşınca bisikletim KUZ ve Göztepe iskeleti ile birlikte asma köprüyü çekiyorum. İskelede bir vapur bekliyor. Bisikletimin yanında hurma ağacının kalın gövdesi görünüyor.

DSCN4084

Sonunda evime kavuştum, insanın evi gibisi yok. Uzun süredir bisikletle bu kadar yol almamıştım. Biraz denge problemi olsa da dikkatli olarak bisikleti sürdüm. Her ne kadar planladığım gibi olmasa da esas amacımı gerçekleştirdim. Bu turda en çok ta tek başıma, yalnız olarak gerçekleştirmek oldu. İnsan bazen yalnız kalmalı, kendi halinde, kendini dinleyerek. Bu turda da ilham perileri beni yalnız bırakmadı. Kulağıma fısıldadıkları şiirleri, hikayeleri yazdım. Hala da yazıyorum kulağıma fısıldadıkça. Hayallerim olduğu sürece yeni yerler keşfedeceğim, büyümeden, çocukça.

Yeni yerler gördüm, dostlarımla zaman geçirdim, güzel muhabbetlerimiz oldu. Çocukluk arkadaşım Mehmet’ten kano yapımı için gerekli bilgiyi ve desteği aldım. Artık denizlere yelken açmanın zamanı geldi. Kısa sürede kanoyu yapmaya başlayacağım. Kanoyu da yaparken yapım aşamasını not edip ilerde sizlerle paylaşacağım. Bununla da bitmeyecek; Denizdeki maceraları ve denizi anlatacağım sizlere. Denizin maviliklerini. Bunlar hep hayallerim. “Hayal kurmayan büyür, hayal kuran hep çocuk kalır ve hayatın tadına çocuklar varır”

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 17 Kilometre civarı.

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Bahar Turu 6. Gün

28 Mart 2022 Pazartesi

Akyaka – Kızılyaka – Köyceğiz

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir şarkı mırıldanarak

Ak derenin buz gibi akan sularını seyredecektim

Şadırvan da su içecektim devamlı akan çeşmesinden

Korzo da her akşam gezinip

Yeni bir tiyatro oyununu konuşacaktık arkadaşlarla

Urim Baba’CAN 18 Ağustos 1015

 

Öne çıkmış olan görsel, iki yanda okaliptus ağaçları, yolun ortasında turuncu çantalar yüklü KUZ park etmiş.

DSCN4047

Akyaka’nın dingin sabahı insanı erkenden uyandırıyor. Bu biraz da dün akşam çok erken yatmam nedeni ile de olabilir. Ama Akyaka sakin ve sessiz bir yer. Sakar geçidinin olduğu dağdaki çam ağaçları ta deniz dibine kadar iniyor. Akyaka da çamların içinde. Haliyle gece sabaha döndüğünde bol oksijen ağır ağır deniz seviyesine doğru inerken beni oksijen tedavisi yapıyor. Oksijen tedavisi sayesinde hücrelerim yenilenmiş olarak beni uyandırıyor. Otelin üst katında mutfak var. Burada otelde kalanlar yemeğini yapıyor, masada da yemeğini yiyorlar. Yatağımdan kalkar kalkmaz eşyaları toplayıp çatı katına çıkıyorum. Henüz kimseler yok ortalıkta, sessiz. Kahvemi yapıp içiyorum.

Kahvaltı yapmak için yumurta ve ekmek almaya iniyorum sahile doğru. Açık olan bir bakkaldan 6 yumurta ve 1 ekmek aldım. Otele geri dönüp çatı katına çıktım. çıkarken de kahvaltılık malzemeleri ve çaydanlığı da yanıma aldım. İlk önce çayı demledim. Çaydanlığı ocaktan alıp demlenmesi için kenara bıraktım. 6 yumurtayı haşlıyorum büyükçe bir kabın içinde. 11 dakikada yumurtalar haşlandı. Bu da çayın demlenmesi demek. Kahvaltı soframı kurup bir güzel yaptım afiyetle. Dediğim gibi kahvaltıyı her zaman kuvvetli yapacaksın.

Apart otelin bahçesini çekiyorum, burada 3 tane çam ağacı vardı. Geçen hafta meydana gelen fırtına 3 ağacı da devirmiş. Bir tanesi de sol tarafa, diğer evlerin bahçesine düşerek ne varsa yere yapıştırmış. Şimdi ise onarım çalışmaları sürüyor. Apart otelin girişini çekiyorum. Bahçe demir parmaklıkla çevrelenmiş. Bahçede piknik masası duruyor. Bir tane de çanak anten var.

IMG_20220328_085404

Kahvaltıyı yaptıktan sonra Esma aradı uyanık mısın, kahve içmeye geleceğim diye. Ben de gel kahve içelim deyince hemen yanıma geldi. İki kişilik kahve cezvesini ocağa sürüyorum. Kahve pişince de fincanlara dolduruyorum köpüklü olarak. Esma beni ocağın üstünde cezve, iki fincan içi kahve dolu ve beni çekiyor olduğu gibi.

WhatsApp Image 2022-03-28 at 11.46.55 (1)

Esma ile muhabbet ederek sabah kahvelerini içtikten sonra kahve takımlarını toplayıp çantalarıma tam koymuştum ki Fırat telefon ile aradı. Bana “Kahve hakkımız duruyor mu Urim Baba?” Ben de ona “Her zaman, sana kahve içirmeden yola çıkar mıyım Fırat çığım” “O zaman hemen geliyorum” diyerek 5  dakika sonra otele geldi yanında arkadaşı ile birlikte. Aynı Esma’ya yaptığım gibi onlara da iki kahve pişirdim. Köpüklü kahveler fincanda, ocağın üstünde cezve. Bu kez Fırat yanımda çekiyorlar bizi.

WhatsApp Image 2022-03-28 at 11.46.55

Onlar kahvelerini içerken muhabbet ediyoruz sağdan soldan, salgın nedeni ile 2 yıldır yapamadığımız Az bilinen antik kentler turundan. Yani ABAK turundan. Bir ara konu İzmir’deki vapurlarda bisikletçilerden alınan ücrete geldi. Vapurlara bisikletle binenlerden 5 kuruş ücret alıyorlar deyince Fırat ta bana “Oda ücreti de bu otelde 5 kuruş” deyince hemen cebimdeki 5 kuruşu Fırat’a uzattım; “Al bakalım otel ücreti olan 5 kuruşu” deyince kahkahalar koptu birden bire. Ne güzel böyle arkadaşlarımın olması. Sizleri seviyorum.

3 ABAK’lı olarak divanda oturup resim çekiliyoruz anı olsun diye. Esma, Ben ve Fırat yan yana. Kollarımı iki arkadaşımın omuzlarına atıyorum.

WhatsApp Image 2022-03-28 at 12.10.08

Kahveler içildiğine göre artık yola çıkma zamanı deyip kahve takımlarını çantaya yerleştirip bisiklete yükledim. Esma ve Fırat ile vedalaşıyorum. Sevgili Fırat beni misafir ettiğin için çok teşekkürler. Fırat bana yola çıkmadan önce “Gökova köyünden devam et, daha az yokuş çıkarsın köy yolundan” diye rotayı çizdi. Ben de “Biliyorum o rotayı, daha önce bisikletle gelmiştim buralara” diye cevap verdim. Apart otelden yola çıktığımda saat 12’yi geçmişti.

Bu gün gideceğim yol 35 kilometre civarı, o yüzden acelem yok. Amacım fotoğraf makinem ile Kadın azmağından bir kaç resim çekmek. Otelden doğruca aşağıya, kadın azmağı kıyısına vardım. Kadın azmağının deniz ile birleştiği yeri çekiyorum. Sağda bağlı kayıklar, ileride azmağın önüne set  gibi girinti yapmışlar. Buraya da kayıklar bağlanmış. Çayın sol tarafı denize burun olarak uzamış kumsal var. Akan çayın üzeri çarşaf gibi görünse de yüksek bir debi ile akıyor. Çay burada genişlediği için yayılmış, sanki akmıyor görüntüsünde.

DSCN4019

Çayın karşı tarafı kumsal, bir tane iskele yapılmış tahtadan. İskelenin yanında da yuvarlak odunlar çakılmış kumsala. Burada başlayan sahil karşıdaki Datça yarımadasını oluşturan dağların dibine kadar gidiyor. Sahil Gökova körfezinin dibi ve yaklaşık 5 Kilometre kadar. Deniz de çarşaf gibi düz, sakin görünüyor.

DSCN4020

Su berrak, dibi görünüyor, sakin görünse de akıntı fazla ve buz gibi.

DSCN4021

Çayın iki yakasında da gezinti tekneleri bağlı. Bu gezinti tekneleri ile çayın diplerine doğru insanları ücret karşılığında gezdiriyorlar.

DSCN4022

Karşı tarafa geçmek için köprü yapılmış tahta ve demir ile. Bisikletim KUZ tahta köprünün başında çekiyorum. Daha önceleri buraya geldiğimde köprünün kenarlarında tel örgü yoktu. İnsanlar köprüden buz gibi çaya atlıyorlardı. Ben de atlamıştım bir kere. Herhalde boğulanlar oldu ki korkuluklara ilave tel çit çekilerek insanların atlaması için önlem alınmış. Köprüde merdiven ve rampa yapılmış.

DSCN4023

Köprünün üzerinden çayın denize döküldüğü tarafı çekiyorum, İki kıyıda da kayıklar bağlı.

DSCN4024

Çayda iki tane yeşil başlı dövel ördek yüzüyor .

DSCN4025

Beyaz kaz da dibi yeşil yosun tutmuş çayda geziniyor.

DSCN4026

Çayın sol tarafında kayıklar bağlı, sağ taraf ise sazlıklarla kaplı, bakir ve bir çok su kuşunun barınak yeri.

DSCN4027

Sakar geçidinin olduğu kayalık dağı çekiyorum. Denizden yüksekliği 700 metre olan bu dağ azametli görüntüsü ile Akyaka’ya muhteşem bir çay sunuyor. Hem de sodalı çay.

DSCN4028

Çayda yüzen beyaz renkli kazı yakınlaştırıp çekiyorum. Akıntı kuvvetli olmasına karşı iyi bir yüzücü.

DSCN4032

Çay pırıl pırıl, berrak olarak akıyor. İçinde yeşilin tonlarını barındıran yosunlar, akıntıyla beraber dans ediyor adeta. Akan çayın içindekileri görmek için iyice gözlerimi açarak gayet net olarak görüyorum. Böyle akan sudaki görüntü sanki gözlerimi tedavi ediyormuş gibi geliyor bana. Gözlerim dinleniyor.

DSCN4033

Çayın yukarılarında restoran yapılmış çayın dibinde. İki tane taş kemer altından sular akıyor. Aynı zamanda buradan da sular yer altından fışkırıp çayı oluşturmaya başlamış. Çay buralarda başlıyor oluşmaya. Daha ötesi az miktarda akan bir dere. Bu dere ta Ula’dan geliyor. İsmi de Çay deresi.

DSCN4034

İşte yeşilin tonlarına sahip yosunlar çayın dibinde. Suyun akıntısına göre oluşan yüzey kıvrımları ışık oyunları getiriyor yeşil yeşil. Sanki gözleri tedavi eden terapi gibi. Bakmaya doyamıyor insan Baktıkça gözlerimin daha da açıldığını hissediyorum. Ve daha net görmeye başlıyorum.

DSCN4035

Buralarda çıkan kaynaklardan çay meydana geliyor. Akıntı az ve derin değil. Yosunlar güneşe yakın olunca çoğalmış ve çayın dibini kaplamış neredeyse. Çay buradan başlayan kaynaklar ve denize yaklaştıkça görünmeyen diğer kaynaklarla çoğala çoğala nehir gibi denize akmakta.

DSCN4036

Buralarda bir antik kent olduğunu bilmiyordum. Sadece kaya mezarlarını görmüştüm daha önce. Şimdilerde ise yeni kazılmaya başlanmış ve kalıntılar yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamış bile. Buranın adı bulunan yazıta göre İdyma antik kenti olduğu anlaşılmıştır. Buradaki kazı çalışmaları yaklaşık 10 ay önce başladığını öğreniyorum. Tel çit çekilerek kazı alanı korumaya alınmış.

DSCN4038

Yeni kazı çalışmalarının yapıldığı yeri geçtikten sonra daha önceleri de gördüğüm kaya mezarları yanında duruyorum. Düz duvar gibi kaya kare gibi oyulup mezar yapılmış. Giriş yeri zemin ile düz, içerisi karanlık.

DSCN4039

Bu daha geniş ama derin olmayan mezar. Üstteki alın çatısı belli belirsiz görülüyor. Mezar sahibi erken ölmüş olmalı ki kaya mezarı yarım kalmış sanki. Ya da parası bitmiş olabilir. Usta bedava çalışmaz.

DSCN4040

Yanında da girişi küçük mezar odası var.

DSCN4042

Bu mezar ise zengin birine yada ünlü komutana ait olmalı. Kayalar yanlar ve çatısı tamamen oyulup, girişinde sütun ve çatı alınlık olarak yapılmış. Yanlardaki boşluktan bir insan geçecek kadar. Daha önce çepeçevre geçmiştim. Kapısı küçük olsa da içerisi oda kadar geniş. mezarın içi tamamen boş.

DSCN4043

Yoluma devam edip Gökova köyüne geldim. Meşhur eski Marmaris yolu, şimdiki adıyla aşıklar yolunun başladığı yerdeyim. Buradaki yol beton kilitli taş ile kaplanmış. Yolun iki yanındaki okaliptus ağaçları acayip biçimde budanmış. Neredeyse dal yok.

DSCN4044

Köyün içinde kalan yolun pek önemi yok. asıl olan yer ise Marmaris – Fethiye kavşağından sonra başlayan yol. Aşıklar yolu olmasının nedeni okaliptus ağaçlarının budanmamış olması ve araç trafiğine kapalı olması. Yol kullanılmadığı için asfalt bozulmaya başlamış. Bisikletim KUZ’u yolun ortasına park edip uzaktan çekiyorum iki yandaki kalın gövdeli okaliptus ağaçları arasında. Yol düz olarak uzayıp gidiyor.

DSCN4046

Optik zoom ile bisikletimi yakınlaştırıp okaliptus ağaçlarının muhteşem güzel sarkan dalları ile yeşillikler içinde çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4047

Optik zoomu daha da yakınlaştırıp yolu kimse olmadan çekiyorum. Öyle bir görüntüsü var ki sanki orman içinden geçen bir yol gibi. Ağaçların boyu çok yüksek ve gökyüzünü tamamen kapatmış durumda. Yeşil bir tünel görünümünde.

DSCN4049

Buraya aşıklar yolu denmesinin nedeni ise yanımdan geçen sevgililer yürüyüşe çıkmış. Yanımdan geçip gittikten sonra KUZ ile birlikte ileride yürürken çekiyorum.

IMG_20220328_130740

Aşıklar arkası dönük yürürken daha da yakınlaştırıp çekiyorum aşıklar yolunda.

DSCN4051

Aşıklar yolundan geri dönüp Gökova köyünde ilerlemeye başladım. Amacım Fırat’ın dediği yoldan gitmek. Köyün içinden geçerken Toros dağları beyaza bürünmüş halde görünce çekiyorum. Daha yeni bahar aylarına girmemize karşın yüksek Toros dağları kar örtüsü altında.

DSCN4052

Ovada da beyaza bürünmüş bahar çiçekleri ile. Erik ağacının dalları tamamen beyaz çiçeklerle kaplı.

IMG_20220328_143632

Gökova köyü içindeki yolu takip ederken bir de baktım ki ana yola çıkmışım! Hayret köy içinden giderek diğer köylerden geçecektim. Köy sokaklarında da herhangi bir yol sapağı da görmediğimden ana yola çıkmış oldum. Artık geri dönmenin anlamı yok deyip ana yola çıkıp gitmeye başladım. Henüz ovadayım, yol kıyısındaki emniyet şeridinden giderken az ileride birinin bana el salladığını gördüm. Yanlarına gelince bir de baktım ki bizim Fırat. Bana; “Hayırdır çok geç kalmışsın” deyince ben de ona bisikletimdeki küçük kaplumbağayı gösteriyorum. “Benim acelem yok, kaplumbağa gibi hareket ediyorum.” Fırat mermerciye gelmiş ama mermerci ortalarda yok. Fırat ile tekrar vedalaşıp yoluma devam ettim. Önümde uzun bir yokuş var. Bir kısmını yürüyerek çıktım, sonrası küçük inişler, çıkışlarla devam ediyorum. Bir ara sıkışınca bir yerde durup orman içine girdim. İşimi hallettikten sonra orman içinde bizim buralarda “Sarmaşık” ya da halk dilinde “Teldirgen” dediğimiz yenen bir bitki görüyorum. Bu bitki normalde ince dikenli bir bitki. Bahar aylarında yerden yeni filiz verir. Bir adı da “Filiz” olarak ta anılır. Bu filizleri çiğ olarak yiyebilirsiniz. Bu filizleri toplayıp satan da var, salata olarak yapıp yiyen de var. Ben de bu filizleri görünce çevredeki toplayıp yiyorum taze taze. Bu filizler büyüyüp dikenli bir bitkiye dönüşecek. Teldirgen filizini yakından çekiyorum kurumuş çam yaprakları arasında.

IMG_20220328_160906

Yola devam ediyorum, yol düz değiş, iniş çıkış var ama sert değil. Daha önce bu yoldan bir kaç kez geçmiştim, çam ağaçlarından başka görülecek bir şey olmadığından Köyceğiz’e karar resim çekmedim. Yolda Tuğba beni telefon ile arıyor “Neredesin, geç kaldın” diye. Ona “Saat 5 gibi gelirim, yanına gelince anlatırım” diye cevap veriyorum. Tuğba bana daha önce konum atmıştı. Bir de Köyceğiz’e girmeden düz devam edip son çıkıştan içeri girmemi söylemişti. Köyceğiz’e bir kaç kez geldiğimden evinin yerini tahmin edebiliyorum.

Yolda en güzel şey nedir biliyor musunuz? Bir ses duymak derim. Çok uzaklardan bir dostun sesi. Uzun süredir görmediğin, duymadığın sesi birden çalan telefondan duymak. Yol kısa olsa da yorgunluk baş gösterirken bana güç veren ses.

“Bir ses gelir ya uzaktan,

Sanki yakınınımdaymış gibi

Hani duymayı özlediğin ses

Bir türkü çığırır gibi

Tatlı, huzur dolu

İçim huzurla dolar

Duyduğum ses ile

Oturup dinlersin

Dünya yok olur

Bir martının ayaklarında

Masmavi deniz, bir kayık yelkenini açmış

Bir anda kavuşursun

El salladığına

Urim Baba’CAN Haziran 2022

Telefon çalınca yol kıyısında durup açıyorum. Sevgili arkadaşım Devrim’in telefonda sesini duyunca birden içime bir huzur geldi. Tüm yorgunluğum bir anda kayboldu. Ne kadar özlemişim, sesini duymayalı epey olmuştu. Haliyle ilk önce şaşırdım niye arıyor diye. Hem de yolda giderken. Beni Fırat’ın paylaştığı resimde görmüş sosyal medyada. Nerede olduğumu da öğrenince yolcuya moral vermek için telefonla arayayım demiş. Ne de güzel oldu araması. Bir süre muhabbet ediyoruz, ordan burdan, hal hatır. İnsanın sevdikleri olmalı, uzak ta olsa hal hatır soracak. Devrim’e teşekkür ediyorum aradığı için. Yolcunun başına gelebilecek en güzel şey bu olmalı. Ben de şanslı olmalıyım ki böyle şeylerle karşılaşıp anılıyorum. Moralim çok yüksek.

Hedefime çok yaklaşmışken birden enerjim yükseliyor ve kısa sürede başka bir dostların evine varıyorum. Tuğba ve Cüneyt beni bahçelerinden karşılıyorlar. Hasretle kucaklaşıyoruz. Bisikleti bahçeye alıyorum. Tuğba’ya neden geç kaldığımı bisikletimdeki kaplumbağayı gösteriyorum. “Kaplumbağa gibi yavaş hareket ediyorum, o yüzden geç kaldım ama varacağım yere de varmış oluyorum” diye açıklamada bulunuyorum. Bahçede yatar bez koltuklarda oturup bir süre dinlendim. Tuğba da hemen bir yorgunluk kahvesi yapıyor. Kahveyi içerken Tuğba bizi çekiyor Cüneyt ile. Ev sığla ormanının dibinde.

WhatsApp Image 2022-03-28 at 17.44.31

Gelmemi dört gözle bekleyen ev sahipleri hazırlıklarını yapmış. Ben duşa girerken Cüneyt balıkları pişiriyor. Üzerime temiz elbiseleri giydikten sonra mutfaktaki küçük masaya oturduk. Balıklar pişmiş, mideye indirmeden önce ön hazırlık yapıyoruz. Kadehler kaldırılıp tokuşturuluyor kavuşmamıza. Zaten balıklar boş midede ne yapsınlar ki! illaki rakı denizinde yüzmek isterler. Ondan sonra ne yersen ye. Cüneyt elçek resim çekiyor üçümüzün kadeh tokuşturmasını.

WhatsApp Image 2022-03-30 at 10.15.49

Yemek faslı muhabbetle uzun sürdü. Ne çok konumuz varmış konuşmak için. Mutfaktaki küçük masadan kalkmadan saatlerce muhabbet ediyoruz. Ne güzel dostlarım varmış, iyi ki varlar. Ben onlara yoldaki maceralarımı anlatıyorum. Onlar da dinliyorlar can kulağı ile. Gecenin geç vakitlerine kadar muhabbet devam ediyor. Mart ayının son günleri olmasına rağmen havalar henüz ısınmadı. Kapı, pencereyi kapattık, klimayı da çalıştırıyor Cüneyt. İnsan bir yere kadar dayanıyor, sonunda uyku kapı ardına geldi. Kaçırmadan yatmalı değil mi. Ben de kaçırmadan hazırlanmış yatağıma girip yatıyorum tatlı düşlerle.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 42 Kilometre civarı

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc