Etiket arşivi: lahit

İki Garip Bir Akdeniz 3. Gün

30 Eylül 2017 Cumartesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

An gelir
Paldır küldür yıkılır bulutlar
Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
O eski heyecan ölür
An gelir biter muhabbet
Çalgılar susar heves kalmaz
Şatârâbân ölür

Atilla İlhan

 

Öne çıkan görsel, altı kişi oturmuş, bir kişi ayakta. Dilek önde, bisikleti ile poz vermiş oturarak.

Nedense Antalya da güneşin erken doğması yaşadığım İzmir’e göre sabah kalma saati daha da erken oluyor. Sabahın körü derler ya, işte o kadar erkenden kalkıyorum. Havasından mıdır, suyundan mıdır, güneşinden midir bilemedim ama yakınlarda öten horozlarla beraber uyanıyorum. Horozlar öterken ben henüz tuvaletlerde kuyruk oluşmadan işimi hallediyorum. İşte benim gibi İzmir de yaşayan Tolga Tunalı da erkenden uyanmış saçı başı dağınık biçimde çadırının içinden kafasın çıkararak şaşkın şaşkın bakıyor. Tabi ki alışkın değil bu kadar erken uyanmalara ama burası Antalya. Akdeniz’in incisi, güneş burada da doğudan doğuyor ama bir farkı var. Bir kıyıdan doğup diğer kıyıdan batıyor her gün.

Tolga Tunalı tünel biçimindeki çadırın fermuarını sadece üstten açıp kafası görünüyor sadece. Uzun saçları yastıkla beraber dağılmış durumda. Tolga’nın çadırı diğer çadırlara göre daha alçak seviyede. Arkada görünen çadırlar kendi çadırının boyundan yukarıda. Çadırın altına ayakkabı ve terliğini sokuşturmuş.

Kahvaltıyı yapıp bu günkü tura hazırlanıyoruz. Hareket saati belli, görevli arkadaşlar da son dakikalarda katılımcıları uyarıyor. Hazır olan kamp alanına sapan yolun başına gelerek beklemeye başlıyor hareket saatini. Ben her zaman olduğu gibi pratik olarak çabuk hazırlanırım yola çıkmaya. O yüzden beklerken çevrenin resimlerini çekiyorum. Bu sabah Olimpos dağının başı dumanlı. Güneş ışıklarını çoktan vurmaya başlamış bile. Önümdeki arazinin girişi parmaklık kapı ile kapatılmış. Kapının ardında küçük bir dere var. Sazlardan anlıyorum orada dere olduğunu. Elektrik direği ve teller havada. manzarayı bozuyor.

Tahtalı dağı, eski adıyla Olimpos dağının devamı olan Beydağları uzaktan üç sivri tepeleri ile kendini gösteriyor.

Hareket saatini bekleyen bisikletliler toplanmış. Hava parçalı bulutlu olduğundan güneş vurmuyor bisikletlilere. Asfaltta festivalin amblemi ve ok işareti duruyor.

Hareket saati değil de son kalanlar toparlanıp geldikten sonra yola çıktık. Tekirova içinden geçerek ana yola geldik. Bu gün sol tarafa doğru gideceğiz. Tabi ki yola çıkar çıkmaz yokuş başladı. Herkes kendi gücüne göre serbest sürüyor. Önümde dağlar, solda çay yatağı ve yolda giden bisikletliler.

Tırmanırken sağda mola noktasını görüyorum. Mola yerinde yüksek kayalıklar, dibinde akan çayın çınar ağaçları ile örtülmüş durumda. Burası daha çok arabaların yoldan geçerken dinlenmeleri için yapılan bir tesis. Yapan da Orman bakanlığı. Tabelada “Beydağları sahil milli parkı Yarıkpınar mola noktası” diye yazılmış.

Biraz daha tırmandıktan sonra kaybettiğimiz suyu takviye etmek için solda mola yeri ayarlamışlar. Görevli arkadaşlardan birisi de yolun durumuna göre bisikletiler sol şeride yönlendirip mola yerine gitmelerini sağlıyor. Önümde bir kişi sol şeridin solundan gidiyor. Ben de sol şeritteyim.

Mola yerinde su, soda ve muz dağıtımı yapılıyor. Burası kalabalıktan ana baba günü gibi görünüyor. Bayağı kalabalıkmışız. Mola yeri mıcır dökülmüş düz ve geniş bir alan. Etraf, yamaçlar çam ağaçları ile kaplı.

Bulunduğumuz yer aynı zamanda yürüyüş rotalarının olduğu yer. Sarı tabelalar direğe takılıp gidilecek yerleri ve kilometresi yazıyor. Sol tarafı gösteren iki tabela var. Üstekinde; Tekirova 7 Km, 4 Saat. Alttakinde Tekirova Bükü 5 Km, 4 Saat yazılı. Nedense biri 5 biri 7 Km olmasına karşın ikisine de yürüyerek 4 Saatte gidilebilmesi biraz tuhaf! Sol tarafa ise Beycik 3 Km 1.30 dk yazılı. Yani 1 saat 30 dakikada yürüyerek ulaşabilirsiniz. İki tarafa da 18 yazılmış. Herhalde yürüyüş rotasının numarası olsa gerek.

Mola bitiminde tekrar tırmanışa geçtik. Eğim biraz fazla ve sürekli olunca ikinci bir su molası daha vermek zorunda kaldık. Bu kez sağ tarafta, yol ayrımında araçlar durmuş gelenlere su veriyor. Ben de onları çekiyorum. Asfaltta sağa ok işareti, bisiklet resmi ve MOLA olarak boyanmış. Ok ve bisiklet beyaz renkte, mola mavi renkte. İleride iki araba ve su alan bisikletliler.

Hava parçalı bulutlu demiştim daha önce. Bulutlar daha çok dağların tepesinde. Dağlar bulutları başında toplayıp rüzgarın etkisi ile parçalanıp üzerimizden geçiyor. İşte karşımda dağlardan kopup gelen parçalı bulutlar masmavi Akdeniz gökyüzünü beyaza boyuyorlar ressamın fırçası değmiş gibi. Yeryüzünü ise yeşile boyamış ağaç biçiminde. Ressam sıkılmayalım diye ağaçların tonlarını değiştirmiş. Bununla beraber boylarını da uzatmış gökyüzüne. Çam ağaçlarının açık tondaki yeşili, aralarında uzun servilerin koyu tonda yeşili desenleri görselliği tamamlamış. Bunun yanında kesilen ağaç gövdeleri dere yatağında karşıdan karşıya köprü olarak konulmuş. Kesilen ağaçların dalları, yaprakları kahverengi olarak tabloda yerini almış durumda. Ağaçlar birbirine girmiş sık bir orman görünümünde. Ormancılar da aralarda kalınlaşmış ağaçları ayıklayıp ormanı gençleştiriyor. Gövdeler taşınıp kereste olacağı yere götürülecek.

Yaklaşık 10 kilometre kadar, biraz fazlası tırmandıktan sonra bir süre yayladaki gibi düz giderek Çıralı kavşağına geldik. Çıralı yolun solunda kalıyor. Kahverengi renkli tabelada; Çıralı, Yanartaş (Chimaera) 7 yazısı var. Yani 7 Kilometre deniz kıyısına kadar safi iniş olacak.

İniş başlarken dağların arasından görünen bir parça Akdeniz’i çekiyorum manzara eşliğinde. Ağaçlar ve otlar önümde.

İniş dik ve tehlikeli olan yerlerde görevli arkadaşlar yerleştirilmiş uyarı için. Bir kadın, elinde beyaz renkli festival bayrağını sallayıp inen bisikletçiyi uyarıyor, tehlikeli viraj var diye. Ben de bayrağı sallarken resmini çekiyorum. Etraf çam ağaçları, otlar sararmış.

Daha aşağıda bir görevli yolun ortasına bayrağı taşlar yardımı ile dikmiş. Kendisi 15 metre aşağıdaki sert virajın başında duruyor. İnen bir kadın bisikletçi bunu görerek yavaşlıyor. Asfalta da mavi renkli sprey boya ile KESKİN VİRAJ yazılmış.

Başka bir arkadaş ise yolun sağında çam ağacı gölgesine sığınmış tek ayağı yerde, diğerini dolamış. Elinde bayrak, kafasında da şapka yerine henüz poşetinden çıkarılmamış tişört duruyor.

Aşağılarda kadın görevli, o da sağda çam ağaçlarının gölgesine sığınmış. Elinde bayrak ile bizleri uyarıyor.

Gültekin abi de sarı tişörtünü giymiş elinde bayrakla gülerek bana yavaşlamamı söylüyor. Yerde 1 rakamı boyanmış mavi renkte. Demek ki tehlikeli iniş azaldı.

Son virajda da gülümseyen biri bayrağını iyice yukarı kaldırmış. Antalyalıları seviyorum. Hepsi güleç, sıcakkanlı Akdeniz insanı. Akdeniz insanı sevimli ve güleç yapıyor demek ki.

Tehlikeli iniş ve sert virajlar bitiyor ve yol düzleşiyor birden bire. Vadinin içinde giden yol uzayıp gitmiş. Solda iki bisikletli durmuş çam ağacının altında. Çam ağacının gövdesi kalın, asırlık.

Solda kayaçlar tepeler sert görünümlü. Sert kayaların çatlaklarında yer yer çam ağaçları kendine yaşam alanları oluşturmaya başlamış bile.

Sonunda Çıralı olarak anılan yere geldik. Burası turistlik belde. Cafeler, resoranlar, pansiyonlar, oteller kaplamış buraları. İşin ilginç yanı hem Yörük hem de cafe, bir de resaurant patlatmış . Al sana Avrupabesk. Turistlik olunca sokaklar kilitli beton taş ile kaplamış belediye. Şehrin girişinde bayrağını sallayan oto  yarışçıları gibi Cem Salih Altın karşılıyor. Bizi hem yönlendiriyor hem de artık inişiniz bitti, geldik diyerek yavaşlamamızı istiyor Cem. Arabası ile gelen Tolga kapısını açmış ayakta Cem’in bayrak sallayışını izliyor.

Kıyıda, kumsalın başladığı yerdeki işletmede durduk. Burada hem denize gireceğiz hem de öğle yemeği yenilecek. Bisikletçilerin androidi Gökay kendine oyalanacak iş bulmuş. Bisikletin birini ters çevirmiş tamiratını yapıyor. Yanında da bisikletin sahibi üstü çıplak çömelmiş Gökay’a bakıyor. Gökay her işten anlıyor, anlamadığı, bilmediği iş yok. Becerikli elleri ile bisikletin üstesinden geliyor. İki kişi bisikletin başında çömelmiş. Yeşil renkli bahçe hortumu da yerde.

Bisikletim KUZ her zaman çantalı olur. Bu gün sadece bir çanta takılı. Ona da; tamir takımları, pompa, kahve takımları, deniz donu ve havlu koymuştum. Çıralı’nın denizi, kumsalı çok güzel, bunu bildiğimden gelir gelmez hemen su donumu giyiyorum. Yemekten önce denizin tadını çıkarmak gerek. Bisikletim KUZ ve diğer bisikletler park etmiş durumda. Kumsalda hasır şemsiyeler ve deniz.

Denizin tadını çıkarıyorum bir süre. Harika bir günde harika bir denizdeyim. Deniz keyfimi çıkardıktan sonra kurulanıp kuru elbiselerimi giyerek yemeğimi aldım. Karnımı doyuruyorum bir güzel. Kahveyi burada içmiyorum. Olimpos antik kentinde içmeye karar verdim. Yemeği yer yemez bisikletimi alıp yürümeye başladım. Çünkü gideceğimiz yere doğru herhangi bir yol yok. Sahilde, çakıl taşlarından bisikletleri elde Olimpos’a doğru gitmeye başladık. Sahilde bisikleti ile yürüyenler, karşıda kocaman bir dağ. Yalçın kayalıkları ile korkunç bir devi hatırlatıyor. Sanki yere yatmış Olimpos şehrini koruyor gibi. Sahilin bitiminde sağ tarafta vadi görünüyor. Olimpos antik kenti burada. Denizde bir tekne demirlemiş durumda.

Kumsal bitmek üzere. Vadiye girmeden üs tarafındaki kayalıklar sivri sivri, ilginç bir görünüm sergiliyor. Ben de resim çekerek anılarıma katıyorum. Kumsalda plastik bir baraka duruyor öylece, içi boş.

Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarla çakıllar üstünde birlikte resim çekiliyoruz. Cep telefonumu bizi çekmesi için bir arkadaştan rica ettim. O da kırmayıp çekti. Soldaki arkadaşın ismini bilmiyorum. Yanında Nafiz Sağdur, ben, Cem ve Dilek Koçyiğit. Ellerimizde bisikletler, arkada çayın ağzı olan azmak su birikintisi. Üzerimizde festivalin formaları var.

Antik kente giriyoruz. Burada yukarılardan gelen su kaynağı var. Suyu görünce kaynağına kadar gidip sularımı tazelemeyi düşündüm. Su birikintisinin etrafı antik kente ait duvar kalıntıları var.

Dar bir yoldan yürümeye başladım içeriye doğru. Taş duvar kalıntıları arası, 30 santim duvar örülmüş. Etrafı ağaçlar kaplamış, gölgelik.

Yüksek duvarlı taş binalar, kapısına tahta çit konulmuş. İçeride taş lahit var. Kapağı üstünde duruyor mezarın. Alın ve yan kısmında ay ve içinde yıldızı belirtir yuvarlak desen yapılmış.

Suyun kaynağına geldim. Mataramı ve 1.5 Litrelik pet şişedeki suları boşaltım. Kahveyi taze sudan pişireceğim. Nafiz sularımı doldururken beni çekiyor. Karşımda bir ağaç gövdesi, bana doğru gelen dalı kesmişler.

Suları doldurup geri dönüyorum. Daha önce buraları görmemiştim. Resim çeke çeke ve de iyice görerek yürüyorum. Buralar yoğun olarak evlerin yapıldığı yer. Duvar kalıntıları bunu gösteriyor.

Taş duvarlar, kemerli yapılar, birbirine geçişi sağlayan kapılar. Bu demektir ki şehirdeki evler birbirine bağlı. Herhangi bir saldırıda kolay kolay ele geçirilemiyormuş. Komşudan komşuya geçitler sayesinde iyi bir savunma ile kendilerini koruyorlarmış.

Pek eski olmadığı taş duvarların yapısı, kemerde kullanılan taşların özensiz örülmesinden anlaşılıyor. Özensiz seçilen taşlar yontulmadan öylece örülmüş. Bu demektir ki yakın zamana kadar burada insanlar yaşamış.

İki bina arası dar bir yol burada insanların, silahlı atların geçişini zorlaştırmışlar. Sadece yürüyerek geçilebilecek kadar. Anca iki kişi yan yana yürüyebilir. Duvarlar yüksek.

Dar yolda Nafiz durmuş sağ tarafa bakıyor. Duvar yüksek olmasına rağmen üzerini ağaç dalları örtmüş durumda. Binanın kapısından gelen güneş ışınları Nafiz’i nur içinde bırakmış.

Nafiz’in baktığı yere ben de gelip bakıyorum. Bir kaidenin üzerinde lahit mezar var. İşlemeli olan taş lahit mezar soyguncularının vahşice hışmına uğramış. Bir iki altın için acımadan tarihi güzellikleri tahrip etmekten çekinmiyor mezar hırsızları. Kapağı kırılıp parçalansa da birleştirip sandukanın üzerine konulmuş. Sandukanın yanında ise kocaman bir delik delinerek parçalanmış. İçerisi karanlık görünüyor. Arkeologlar kazıda buldukları bu lahitin parçalarını birleştirerek buraya, binanın içine konuşmuş. Gelenler insanların ne kadar acımasız olduğunu görsünler diye sergileniyor. (Bu resim 2017 de çekildi. Aradan iki yıl geçti ve 2019 yılında basit bir ağaç kesme yüzünden kazı yardımcısı bıçaklanarak katledildi. Gerçekten insanlar çok acımasız. Her şeyi, yaşamı yok ediyorlar. Ölen arkeoloğu rahmetle yeri gelmişken anıyorum.)

Lahidin yan kısmından resim çekiyorum. Kapağın yanında çıkıntılar var. Sanduka tarafında yanlarda simetri biçimde bir vazo ve yukarıya doğru uzamış sarmaşık oyulmuş, Ortada iki dikdörtgen çerçevenin birinde ay yıldız kabartması var. Diğer çerçevenin içi boş.

İleride, ağaçların arasında yüksek bir binanın epeyce yüksek kalın duvarı göğe yükselmiş. Duvarın köşesinde altıdan fazla delik bırakılmış. Duvarın sol tarafı düzgün ve bozulmamış, sağ taraf ise çoğu yıkık durumda.

Kaynaktan çıkan su artarak akmaya devam ediyor sık ağaçların arasından. Dere yatağı antik kentin yıkılmış taşlarından oluşmuş.

Dere akıp gitsin diye taşlar kanal biçiminde örülmüş. Ağaç dalları arasından süzülen güneş ışıkları akan derenin suyuna vuruyor. Taşların bazıları kahverengi renginde.

Kent kayalığa kadar gidiyor ve kayalığın üzerinde kale surları yapılmış. Kent savunmasında yardımcı oluyor surlar.

Yerlerde yatan, henüz kazılmamış halde duran sütunlar, işlenmiş kiriş taşları yarı toprak içinde. Sararıp kurumuş, kahverengiye dönmüş yapraklar ise gri renkli mermer parçalarının arasında renk uyumu oluşturmuş.

Dere kenarından patikaya ulaştım. Az ileride kemerli duvarları olan yapının önündeki geniş alanda oturuyoruz. Burası ağaçların gölgesi. Kahveyi burada pişireceğim suyun kaynağından aldığım taze su ile. Bisikletler park etmiş gölgede. Denizli den arkadaşım Halil İbrahim Kurt elinde bisikleti ile bana gülümsüyor. Hüseyin’i kahve içmeye davet ediyorum.

Neyse 30 santimlik bir yükselti duvara oturduk. Kahve takımlarımı çıkarıyorum. Taze doldurduğum sudan biraz içeyim dedim mataramdan. O da ne su içilmeyecek kadar acı. Tüh tüm sular acı, ne yapacağız kahve için. Şişe ve mataramı boşaltıyorum, içilecek gibi değil. Arkadaşların mataralarından su alıp kahveleri pişiriyorum. Yanımda 7 kişi var. İki kez kahve pişirerek içiyoruz muhabbet eşliğinde. Oturanlar soldan Halil İbrahim Kurt, Cem Tabanlı, ben, İlhan Balkan , Nafiz Sağdur ve Ali Kırbaş. aramızda tek kadın Dilek Koçyiğit ise aşağıda yerde oturuyor. Turuncu renk ile süslenmiş bisiklet önde duruyor. Bu bisiklet Dilek’in, turuncu rengini çok sever. Toplam sekiz kişiyiz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Uzun saçlarımı salmışım omuzlarımdan aşağı. Önümde cezve, içinde kahve pişiyor ocakta. Dört fincan ve kahve kutu üzeri düz olan bir taşın üzerinde Saçlarım kumral, keçi sakalım neredeyse beyaza bürünmüş, siyah çok az. Saçlarımda ise beyaz yok.

Kahve molasını bitirip fincanları ve cezveyi yıkatıp toparlanıyorum. Yola çıkıyoruz, kavşakta bekleyen şeker portakalı gülümsemesi ile Halil Şenel bizleri karşılıyor elinde bir kasa armut ile. Bize yiyin yiyebildiğiniz kadar deyip kasayı uzatıyor. Mide hepsini almaz, sadece iki tane armut alıyorum. Elbette içlerinden en iri olanlardan seçiyorum. Halil’in kafasında kırmızı renkli bandana, tepesinden yukarı fışkırmış kıvırcık saçları ve uzamış siyah sakalı, güneş gözlüğü ile bana poz veriyor. Yüzünde deri parçası çok az görünüyor. Her tarafı kıl. Arkada takviyesini yapıp yola çıkanlar var.

Armut aldıktan sonra su takviyesi yapıyorum. Mataram ve su şişesini içindeki acı suyu temizlemek için tatlı su ile iyice çalkalayıp dolduruyorum. Önümüzde yine sıkı bir rampa var. Yanımda su olmalı. Takviyemi yaptıktan sonra yola çıkıyorum. Henüz rampa başlamadan solda bir deve heykeli görünce durup resmini çekiyorum. Devenin üzerinde bedevi bağdaş kurup oturmuş. İlginç olanı ise devenin kulaklarında kulaklık takılmış. Yani kulaklığından müzik dinleyerek yürüyen deveyi betimlemişler. Deveye kamp reklamı tabelası asılmış iple. Arkada çam ağaçları.

Tırmanış başladı, ağır tempoda tırmanırken bir çeşme görüyorum. Duvar yazıcıları çeşmenin aynasını yazı ile donatmışlar renkli sprey boyalarla. Yazılar üst üste, en son yazanın yazısı en üstte. Renkli yazılar çok olmasına karşın çeşmeden bir damla bile su akmıyor. Soldan plastik borular çeşmeye kadar gelmiş ama suyun kaynağında su yok demek ki. Çeşme kayanın dibine yapılmış, etraf çalılar ile kaplı.

Yavaş yavaş, tıngır mıngır çıkıyoruz, yolda yürüklerin işlettiği gözleme yerinde çay içiyoruz. Çay ucuz, kimisi acıkmış gözleme ısmarlıyor. Sonrasında tırmanmaya devam ediyoruz. Bahçenin birinde tel çitten taşmış üzümlerden koparmak için duran arkadaşları görünce ben de duruyorum. Arkadaşlar da Nafiz Sağdur ve Cem Tabanlı. Üzüm koparırken Nafizin bir ayağı birden bire toprağa gömülüyor. Ayağı boşa gidince kendini koruyup yere oturuyor öylece. Çok komik bir durum, hem Nafiz kendi haline gülüyor hem de biz gülüyoruz. Bir üzüm uğruna neredeyse ayağını kıracaktı Nafiz. Neyse ki biraz sıyrıkla atlattı. Üzeri naylon ile örtülüp toprakla kapatılmış çukur 40 santim civarında bir derinliğe sahip. Gizli bir tuzak gibi. Belki de bahçe sahibi böyle tuzaklar yapmıştır üzüm koparanlar için. Bilemiyorum, aklıma bu gibi düşünceler geliyor. Bu duruma epeyce gülüyoruz. Nafiz’in bir ayağı dizine kadar çukurun içinde. Kendisi de yola oturmuş durumda. Arkada bahçenin çit telleri ve üzerinde asma yaprakları.

Nafiz ayağını çukurdan çıkarırken çekiyorum bir poz.

Çukurdan ayak çıkınca kontrol ediyoruz. Bu arada ayakkabı ve çorap ta çıkıyor. Burnumuzu tutarak kokan ayağı inceliyoruz. Neyse ki bir şey yok. İri gövdesi ve uzun boyu ile kapı gibi olan Nafiz dengeli oturunca ayağına bir şey olmadı. Ağır gövdesi yana doğru devrilseydi ayak kırılırdı. Nafiz bizle beraber hala gülüyor. Yerde kopardığı üzüm salkımı duruyor. Düşerken elinden düşürmüş olmalı.

Ayağında bir şey olmadığını anlayınca çorap ve ayakkabısını giyerek ayağa kalkıyor Nafiz. Alt tarafı bir – iki salkım üzüm ne hale getirdi bizi. Neyse ki neşeli insanlar olduğumuz için gülerek atlattık bu durumu. Allah beterinden korusun. Cem’in elinde bir salkım siyah üzüm Nafiz ile bir poz çekiyorum. İkisi de gülüyor resim çekilirken. Arkada çit tellerine sarılmış asma üzümü, bahçede nar ağacı, narlar kırmızı renkte henüz koparılmamış.

Yola devam ediyoruz, ana yolda bize greyfurt suyunu buz gibi ikram ediyorlar. Zorlu tırmanıştan sonra bunu hak ettik. Mehmet Ali Akyüz bize çubuk dondurma ikram ediyor. Çikolatalı dondurmaları yiyoruz. Nafiz iki taneden fazla yiyor. Anca doyuyor mübarek. Artık zirvedeyiz ve bundan sonra 7 Kilometreden fazla sadece ineceğiz. O yüzden üzerime rüzgarlığımı giyiyorum ve kendimi bırakıyorum yer çekiminin kuvvetine. Zaman zaman 60 Kilometre hızı geçiyorum inerken. Hız yüksek olunca kısa sürede Tekirova’ya gelip kamp alanına vardım. Hemen su donumu giyerek denizde yıkanıp duşumu aldım. Kuru elbiseleri giyip akşam yemeğini beklemeye başladık çadır alanında. Nafiz de çiğ köfte ısmarlamış bir tabak. Çiğ köfteyi hep birlikte yiyoruz. Cem Tabanlı da çok leziz diyerek yiyor çiğ köftelerini, üzerine limon sıkarak marul yaprağı ile beraber. Nafiz çaktırmadı, sonra söyledi çiğ köfte et ile yapılmış diye. Cem Tabanlı vejeteryan olduğu için et yemiyor. Uzun süredir et ve et ürünlerini yemediği için ağzına leziz geldi çiğ köftedeki et. Neyse ki et yemese de bizler için ve Cem  için bir anı olarak kaldı.

Akşam yemeğini yedikten sonra kamp alanındaki sahnede dans gösterileri başladı. Masalara oturup izliyoruz dans gösterisi yapan grubu. Sahnede kadınlar önde, erkekler arkada dans figürleri yapıyor. Kimileri cep telefonu ile video çekiyor dans edenleri. Sahnenin altında Kemer Belediyesi yazan pankart var.

Dans gösterileri bir süre devam ediyor. Bittikten sonra festivali düzenleyen arkadaşları tanıtıp tek tek sahneye davet ediyorlar. Hepsi sahneye çıkınca el ele tutuşup oynuyorlar. Toplam 12 kişiler.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğleniyoruz. Zamanla birer ikişer çadırlarına çekilenler ortalığı sakinleştiriyor. Ben de uykum gelince çadırıma çekilip uyku tulumunun içine girerek tatlı bir uykuya dalıyorum. Uyumak gibisi yok

Bu gün toplam 52 Kilometre civarı yol yaptık. Zorlu çıkışlar ve bir o kadar inişlerle.
Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Antalya Manavgat – Mersin Bisiklet Festivali 1. Gün

30 Eylül 2015 Çarşamba

Yolculuk İzmir – Manavgat

Manavgat Bisiklet Festivali Side ve Perşembe Akşamı Bisiklet Turu

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

ben gelecekten korka korka dönen bir mutluyum

dünyanın bu küçük sesini işit

bak, bir dalı, bir örtüyü, bir denizi tutan ellerime

nanelerden, ıtırlardan, ıhlamurlardan gelen

anlayamadığın sevgililik

var ya

yani uzaktan yüzünü bile seçemediğin birinin

adı en sevdiğin şairin adıyken.

Edip Cansever

 

Öne çıkan görsel, Manavgat, Perşembe akşamı bisikletçileri, Cumhuriyet meydanında toplu halde.

Büyük Taarruz bisiklet turundan sonra Antalya dan beni Arayan Işıl Antalya bisiklet festivaline beklediklerini ve mutlaka gelmemi istiyordu. Şimdiye kadar bir türlü gitmek isteyip te gidemediğim Antalya bisiklet festivaline her seferinde bir şey yüzünden gidememiştim. Antalyalı bisiklet dostlarının bu davetini geri çevirmek olmaz deyip gitmeye karar verdim. Aslında kış aylarında yıllık gideceğim yerlerin programını yaparken Antalya ve Mersin düşünmüştüm. İki festival bir hafta arayla yapılacağından madem Akdeniz’e gideceğim ikisini bir arada çıkarayım dedim. İlkbahar sonunda bisiklet sürerek gitmiştim Antalya ve Mersin’e kadar. Şimdi ise zamanım kısıtlı olduğu için otobüs ile gideceğim. Bisiklet taşıma konusunda şimdiye kadar hiç sorun çıkarmayan Kamil Koç firmasından biletimi aldım Manavgat’a kadar. Gündüz yolculuk yapacaktım o yüzden bisikletimi akşamdan eşyaları hazırlayım yükledim. Sabahın erken saatlerinde evden ayrılarak yolculuğum başladı.

İlk resmim evimin önünde KUZ bana poz veriyor. Eşyalarım bagajda yüklü ve sarı renkli, fosfor şeritli yelek üzerine örtülü. Yolda görünür olmak gerek. Bahçe çiti demir parmaklıklı. İçinde ise köpeğimiz LEO beni uğurluyor kuyruğunu sallayıp. LEO Rotvaydır cinsi, biraz iri, dana gibi. İnsanlar nedense çok korkuyor. Korkmakta da haklılar.

Güneş yeni doğmuş, garaja yaklaşırken parlak ışıkları ile yükselmeye başladı. Ana caddede gidiyorum.

Garaja varım otobüslerin kalktığı yerde bisikletin ön tekerini söküp otobüsün bagajına yükleyiverdim sorun çıkarmadan. Zaten muavin de bana yardımcı olarak bana yer gösteriyor bisikleti nereye koyacağımı.

Bisikleti bagaja sorunsuzca yerleştirmek beni rahatlatmıştı. Otobüse binip yerime oturdum. Yerimi her zaman koridor tarafı alırım ki rahatça yerimden kalkıp oturayım. Pencere tarafında 25 – 30 yaşlarında, uzun boylu, gayet iyi giyimli bir erkek oturuyordu. Saçları kısa ve düzgün kesimli, yüzünde kirli sakal ama gülümsemesini etkilemiyordu. Otururken “Merhaba” dedim. O da bana bakmadan “Merhaba” diyerek karşılık verdi. Bana bakmadan cevap vermesini sohbete başladıktan sonra anladım. Genç adam görme engelliydi. Kısaca Kördü. Hassas kulakları ile benim “Merhaba” sözümü dinleyerek tanımaya çalışmış besbelli. Sesimden tanımaya çalışması 8 saat sürecek yolculukta çekilebilir bir yol arkadaşı olup olmadığımı anlamaya çalışması.

Otobüs saatinde kalktı İzmir garajından. Yol arkadaşım bana kendini tanıttı ilk önce. İsmi Hüseyin, Ankara da Telekomda santral görevlisi. İzmir’e seminer için gelmiş. Burada Eşpedal bisikletçileri ile tanışıp kaynaşmış. Eşpedal bisikletçilerini tanıyorum. Sonra ben kendimi tanıttım Urim Babacan, kısaca Urim Baba olarak. Ben de onun gibi bisikletçi olduğumu, bisikletle gezdiğimi ve gezdiğim yerleri anlatan bir web sitemin olduğundan bahsettim. Gezip gördüğüm yerleri web sitemde çektiğim resimlerle yorumlar katarak paylaşmamı anlattım. Gezime başladıktan sonra kendi romanımı yazmaya başladığımı ve bunu resim çekerek yaptığımı söyleyince Hüseyin bana;

” Urim Baba web sitende resimde gördüklerini nasıl betimliyorsun ?” diye sordu.

“Her resimi betimlemiyorum, sadece en üsttekine yorumumu yazıyorum, devamı gelen resimlere hiç bir şey yazmıyorum.”

“Biz körler resimleri göremiyoruz ki!”

Sorduğu soru karşısında ilk önce cevap veremedim bir süre. Düşündüm, şimdiye kadar binlerce, on binlerce resim çektim. Ama hiç birini görmemişim ve hiç birini anlatamamışım okuyucularıma. Görenler zaten çektiğim güzellikleri görüyor, dağları, vadileri, ağaçları, dereler, denizler. Yolların kıvrımlarını, yön tabela trafik işaretlerini. Görenlere bir resim çok şey anlatır fakat görmeyenler bundan ne anlar diye düşündüm. Demek ki şimdiye kadar çektiğim resimleri görmeden çekmişim. Bir garip oldum bunları düşünürken.

Hüseyin benim dünyayı yeniden görmemi sağladı. Yazılarımı yazarken yeni bakış açımla yazmalıyım demek ki. Artık dünyaya yeni gözlerimle, Hüseyin’in gözleri ile bakmaya başladım.

“Öğrenmenin ve Öğretmenin yaşı yoktur”

Yolculuğun büyük kısmı Hüseyin ile sohbet ederek, bir kısmında kitap okuyarak, biraz da şekerleme ile geçti.

Akşam hava karardıktan sonra Manavgat’a garaja vardık. Hüseyin ile tanıştığıma memnun olarak vedalaşıyorum yanından ayrılırken. Hemen bagajdan bisikletimi ve çantaları indirip ön tekerleği takıyorum yerine. Bisikleti indirirken kilometre saatinin ekranı hiç göstermiyordu. Pili bitmiş olacak, dile kolay 6 yıldır kilometre saatini aldığımdan beri çalışıyordu. Eh ne yapalım yapacak bir şey yok. Bagaja çantaları ve eşyaları yükledikten sonra arkadaşım Mustafa Sayan’ı aradım ve yerimi bildirdim. Hemen geleceğini söyledikten sonra beklemeye başladım.

Sokak lambaları sıralı olarak ışıkları sıralı, geceyi aydınlatıyor. Yol kıyısında okul bölgesi olduğunu yazan tabela ve üstünde üçgen uyarı levhası. Üçgen içinde kırmızı üçgen ve kasis olduğunu belirtir resim. Altta ise 40 Kilometre hız yapılacağını gösterir yuvarlak, kırmızı uyarı işareti.

Mustafa fazla bekletmeden motorla geldi. Hasretle kucaklaştık, ardından takip etmemi söyledi. Kamp alanına götürecek beni.

Kamp alanına varıyoruz gecenin serinliğinde. Festivali düzenleyen arkadaşlarla buluşup hasret gideriyorum. Hepsini özlemişim ve uzun zamandır görüşemediklerimle de görüşüyorum. Zaman geçirmeden kendime çadır kurabileceğim bir yer beğenip çadırı kurup içine eşyalarımı yerleştiriyorum. Kamp yeri sabit olacak. O yüzden turlarda kullanmadığım bütün eşyalar çadırın içine yerleşiyor. Fazla geç olmadan yatıp uyuyorum.

1. Gün 2 Ekim 2015 Cuma

Manavgat – Side – Manavgat ve Perşembe akşamı bisiklet turu – Manavgat şehir içi

Güzel bir uykunun ardından kuş sesleriyle uyanmak bir harika. Hava mis gibi, sabahın tembelliği üstümde. Hiç acelem yok, bir gün erkenden geldiğimden bu gün tatil günüm sayılır.

Çadırımın içinden dışarısının resmini çekiyorum. Manzaram pek iç açıcı değil, çam ağaçları yanı sıra otomobiller daha ağırlıklı.

Sabah çayını semaverde demlemişler o yüzden çay içerek güne başladım.

Çadırı kurduğum yer kampın başladığı yer olarak belirlemiştim.

Sonra Manavgat çayının kenarı daha bir güzel ve manzaralı yer buldum kendime. Hemen çadırı söküp taşınıyorum çabucak. Güzel manzarada kahvaltımı yapıyorum. Fazla gecikmeden kamp görevlileri yanıma gelerek bulunduğum yer karavancılara ait olduğundan aşağıya çadırı taşımamı istedi. Aslında karavan da yok etrafta ama zihniyet insanların rahatını bozmak olunca fazla tatsızlık çıkmasın diye tekrar eski yerime taşınıyorum.

Öğleye doğru İzmir den bisikletçi arkadaşım Ümit kamp alanına gelerek buluşuyoruz. Hoş beşten sonra bana pil lazım deyince bende var diyerek çantasından yedek pil çıkarıp verdi. Hemen pili değiştiriyorum kilometre saatinin. Kalibrasyon ayarını tahmini yapıp yerine taktım. Ardından  öğle yemeği için Manavgat merkeze giderek öğle yemeğini yiyoruz. Yemeğin ardından Side’ye doğru yola koyulduk. Tarihi kentin kalıntıları ilk girişte gözümüze ilişmeye başladı bile.

Her tarafta tarihi kalıntılar görmek mümkün. Sütunlu yol kıyılarda, ortası taş döşeli ve düz. Eskiden ana cadde olmalı

Asfalt yol tatlı eğimlerle kıvrılarak gidiyor, etraf tarihi kalıntılar ile göze çarpıyor.

Başlı başına tarihte önemli bir yere sahip olması şimdiki kalıntılarda belli oluyor. Muhteşem bir uygarlık ve zenginlik.

Yemekten sonra kahve içmemiştim, tarih kokan Side girişinde oturup kahve keyfini yapmak gerek. Hemen cezveyi ocağa sürüyorum. Bu arada grubu da bekliyoruz. Side’ye tur yapacaklar. Gelince onlara katılacağız. Ümit, beni kahve yaparken çekiyor. Bisikletim KUZ da yanımda.

Kahve pişerken bisikletim KUZ’un önüne bağladığım katılımcı tabelamı resmediyorum.

Kahvenin pişmesine daha var. Öyle aceleye gelmez kahve pişirmek. Sabredeceksin. Yanımda arkadaşım Ümit sabırla kahvenin pişmesini bekliyor. Elçek resmimizi çekiyorum ikimizi.

Festivale katılacaklar da buraya gelecekler, biraz da onları bekliyoruz Ümit ile. Sonrasında gelenlerle birlikte tarihi kentte karışıyoruz.

Grup gelince cep telefonumla video çekiyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=vqWDj8X5bJw

Side amfi tiyatro ile sur duvarları arasından kemerli geçit var. Tiyatro taş blokları ve duvar kalıntılarını taş blokları aynı yapıda. Görünümü sadece asfalt ve arabalar bozuyor.

Side müzenin giriş yeri Taş duvar örülü bir sokak, duvar diplerinde ise mermer sütunlar dikilmiş. Giriş demir kapı ile kapalı, yanda bilet gişesi var.

Tapınak sütunları yol kıyısında sıralanmış.

Karşısında amfi tiyatro. Daha önce gezmiştim amfi tiyatroyu. Dünyada düz arazide yapılmış tek tiyatro. Bütün amfi tiyatrolar yamaç yerlere yapıldığından Side tiyatrosu benim için ayrı bir yere sahip. Seyirci bölümünün yüksekliği 10 metre civarında, taş kemerli dükkanlar yan yana. Dükkanların içi boş ve bariyerlerle kapalı.

Kentin ana giriş kapısı. Yol yüksek kemerli bir duvarın içinden geçiyor.

Burası da çarşı ve dükkanlar, turistlere hizmet ediyorlar.

Limana varıyoruz, limanda tekneler bağlı.

Dört sütunu kalmış tapınak kalıntısı. Haziran ayında daha önce buraları Ferdimen ile gezmiştik. Bisikletler park edilmiş, dört sütun, üzerinde tamamı üçgen kiriş ama az bir kısmı sağlam. Gerisi yok. Ümit bana poz veriyor bisikletlerin başında.

Daha önce girmediğim müzeye müze kartımla girerek içerisini hızlıca gezip hepsinin tek tek resmini çekiyorum. Girişte sütunlu caddedeyim ilk önce.

Eski Yunan harfleriyle yazılı mermer tabletler.

İnce işçilik örneği ile işlenmiş kiriş mermer bloklar.

Müzenin dış avlusu, taş bina. Binanın girişi kemerli kapı. Duvar diplerinde de bulunan mermer blok kalıntıları sergilenmiş.

Yunan yazısı ile yazılmış mermer tablet.

Yunan yazılı blok taş.

Müzeye giriş kemerli kapıdan. Kemerin içinde dikdörtgen taş kapı. Kapı kenarlarına da Roma dönemine ait kilometre taş blokları iki tane.

İçeri girince başka bir avlu karşıma çıkıyor. Dört taraf ve yer taş örülü. Yine bir kemerli kapı, kapı demirden yapılmış. Gece kitleniyor tarihi eserleri korumak için. Avlunun ortasında vazoya benzer siyah renkli bir taş. duvar diplerinde heykeller sıralanmış.

Siyah renkli, taş işlemeli, bir parçası kırık. Tabanı kare, üstü yuvarlak işlenmiş.

Duvarın birinde günümüz mermer blok üzerine konulmuş iki tane öküz başı. İkisinin ortasında hamamlarda gördüğüm kurna konulmuş.

Yunan alfabesinden omega harfi benzeri bir metre derinliğinde havuz. Havuzun kıyısında başsız, bazı yerleri kırık heykeller sıralanmış. Havuzun içinde iki metre boyunda ince bir sütun, sütunun üzerinde küçük bir mermer blok.

Dış alanı bitirip iç kısımdaki kapalı yeri gezmeye başlıyorum. Burada kazılarda bulunmuş heykeller büyük, küçük sergilenmekte.

Erkek heykeli çıplak, karşıda başı olmayan kadın heykeli. Heykel üzeri elbiseli mermer işçiliği yapılmış. Yerde küçük heykeller işlenmiş lahit.

İlginç bir heykel örneği, ön kısmı orantısız kadın biçimi. Bacakları, göğsü ve kafası. Arka ayakları çömelmiş bir hayvan ile birleşik bir yapıda.

Garip heykelin bir benzeri daha var. Bu heykelin sol göğsü kırılmış. Başı ise güzel bir kadını betimliyor.

Yunan tanrılarından Apollon başı, Roma döneminden kalma.

Roma döneminden kalma heykeller sıralanmış. En başta belinden aşağısı olmayan elbiseli kadın heykeli. Elbisenin kıvrımları mermer işçiliğinde ne kadar usta olduğunu belirtiyor. Yanında çıplak kolları, ayakları ve başı olmayan bir heykel. Onun yanında Roma askeri, belden aşağısı yok ama kolu ve başı sağlam duruyor.

Roma döneminden kalma Yunan tanrılarından Hermes başı.

Apollon baş heykeli, Roma dönemine ait. Uzun saçları yandan sarkmış sanki peruk takılmış gibi.

Zengin yada ünlü bir komutana ait olduğu belli mermer lahit. Lahit gövdesinin dört köşesinde kadın heykeli işlenmiş. Aralarda çocuk heykelleri. Heykellerin arka kısmı lahidin gövdesinde olmak üzere ustalıkla işlenerek sanki canlı görünüm kazandırılmış. Kapağı ise üçgen, kenar eteklerinde aslan başları. Üçgen alın başında ise kötü kişileri etkilemek için bakışları karşısındakini taşa çeviren Medusa kabartması. Saçları yılanlı ve uzun.

Lahit sanduka dış duvarındaki çocuk heykelleri öyle bir işlenmiş ki hepsi ayrı bir figür biçiminde. Bir tanesinin elbisesini sepet torba gibi yapıp içinde elmalar bulunuyor. Sağ kolunla elmanın bir tanesini konuklara ikram eder gibi uzatmış. Köşedeki kadın heykeli de sağ eliyle lahidin halkasından tutmuş. Sanki lahidi taşıyormuş gibi. Dört köşede aynı kadın heykeli sağ elleri ile halkayı yukarıda tutmuş.

Küçük bir çocuğa ait lahit. Kapağı kırık ama parçalar birleştirilmiş.

Başka bir lahit, lahidin kapağı düz, üzerindeki kabartma heykel kırık. Ne olduğu belli değil. Lahidin gövdesinde ölüyü betimleyen kabartmalar. Sevdiği köpeği de işlemeyi unutmamış heykeltıraş.

Başsız, kırık dökük heykeller.

Başı olmayan bir tanrı heykeli, çıplak. Kolları havaya kalkık ama bileğinden kırık. Bacağının bir tanesi yok, diğeri sonradan eklenmiş. Diz altı kırık ve yok.

Sol bileği olmayan ve çene kısmı kırılmış tanrıça heykeli. Elbisesi üzerinde işlenmiş.

Başka bir kadın heykeli, üzerinde elbisesi ile işlenmiş. Sağ göğsü çıplak, sol omuzundan bağlanmış elbise üzerini örtüyor. Belinde ip kuşak bağlı. İp fiyonk biçiminde bağlanmış. Elbisenin kıvrımları ince işçiliğin muhteşem örneği, İnsana hayranlık uyandırıyor. Bakmaya doyamıyorsun. Elbisenin altında eteği, sol bacağını diz kapağından az yukarısına kadar gösterir durumda. Eteğin kıvrımları da ayrıca ince işlenmiş. Sol bileği ve diz altından aşağısı kırılmış.

Roma döneminde M. Ö. II. yüzyılda yapılmış Yunan tanrısı Hermes heykeli. Heykel tamamen çıplak, boynunda pelerin bağlı. Pelerin arkadan sarkıtılıp sol koluna tutturulmuş. Pelerinin kıvrımları ise ayrı bir güzellikte işlenmiş. Sağ elinde bir kese tutuyor sarkmış olarak. Pelerin sol omuz başında kocaman bir toka ile tutturulmuş. Heykelin sol elin bileği, sol ayağı diz kapağı ile ayağın tam ortasından alt tarafı, sağ ayağı ise ayak bileğinden kırık. Bir de kıran kişi kendinden utanmış olacak ki ahlak bekçisi gibi görmek istemediği erkeklik organı kırık durumda. Saçların kıvrım kıvrım işlenmesi, pelerinin kıvrımları ve vücut hatları düzgün ve parlak mermer kusursuz bir erkek heykeli ortaya çıkmış. Demir çubuklarla mermer bloğa sabitlenmiş heykel.

Her tarafta kazılarda bulunmuş çeşitli heykellere donatılmış müzenin içi.

Bir metreye iki buçuk metre boyutlarında kenarları oluklu kiremitlerle çevrili bir mezar. Toprak zemine yatırılmış insan iskeleti. İskelet hiç bozulmamış, tüm kemikler tam. Öylece yatırılmış durumda müzenin bir kenarında sergileniyor.

Mezarlıklarda bulunduğu anlaşılan kabartmalı figürlerle bezeli lahit kenarları, heykeller sergilenmiş.

Lahit süslemeleri kırık dökük parçaları, sağlam kalan kısımları bile işçiliğin en güzel örneklerini oluşturmuş.

Salonun ortasında sergilenen üç kadın heykeli, kadın hatlarının tüm ayrıntılarını gösterir mükemmel işçilik. Ortadaki yandaki heykellere göre ters konulmuş. Heykellerin kolları, başları, ayakları tahrip edilerek kırılmış.

Heykellerin diğer tarafından resmini çekiyorum. Tamamen çıplak olan heykellerin göğüs kısımları sapık birileri tarafından kırıldığı kesin. Bu sapıkların büyük bir olasılıkla heykellere tecavüz ettiklerini bile düşünmeden edemedim. Heykeller mermer bir bloğa ayaklarından demir çubuklarla dik olarak sabitlenmiş.

Yarım yuvarlak bir havuzun içinde çeşitli boyutta pişmiş testiler, amforalar sergilenmiş.

Derin mermer kaplı bir havuz ve havuzun başında nehir tanrısı Melas yatar durumda heykeli var. Heykel sol kolu tarafında yastıklara dayamış yan olarak uzanmış, üstü çıplak, belden aşağısı örtülü. Heykelin başı ve sol kolu omuzun biraz aşağısından kırık.

Yarı tanrı güçlü Herakles heykeli. Sakalı ve saçları ince işçilikle işlenmiş mermer başında. Sol ayağı komple, sağ ayak bilekten ve erkeklik organı tahrip edilmiş.

Küçük çocukların minik lahitleri. Çocukları betimleyen yüz kısmı. Birisinin kapağında sol koluna yaslanıp uzanmış çocuk heykeli.

O dönemlere ait çeşitli mezar kalıntıları, kimisi lahit yaptırmış, kimisi basit bir şekilde gömülmüş, iskeleti ile sergileniyor. Kimisi de küp içinde kemikleri toparlanıp öyle gömülmüş.

Kabartma insan figürleri işlenmiş lahit parçası.

İç kısımdan çıkıp dış kısımda görmediğim yerleri çekiyorum. Yılan saçlı üç Gorgonlarlardan birisi olan Medusa başı. İki baş yan yana yapılmış. Bakışları ile karşısındakini taşa çeviren Medusa kötü kişileri ve ruhları bulunduğu yerden uzaklaştırmak için yapılıyor. Medusa figür bloğunun altında kabartma süslemeli kiriş bloğu.

Bahçe süs ağaçları ve sarmaşıklarla bezenmiş. Kenarlarda süslemeli sütun başları sergilenmiş.

Bahçede yeşillikler içinde yarısı kırık sütun dikilmiş. Kabartma işlemeli bir timsah ve insan figürleri.

İri bir kadın heykeli, sağ göğsü çıplak ve tahrip edilmiş. Sol omuzuna asılmış elbise vücudunu kaplıyor. Belinde kumaş bir kuşakla bağlanmış. Heykelin başı ve kolları yok. Dizlerden alt kısmı da tahrip edilerek yok olmuş. Yerde ise heykele ait olduğu anlaşılan parçalar var.

Yine bir kadın heykeli, üzeri kumaş bir elbise ve omuz şalı olduğu anlaşılan örtü ile omuzlarında. Heykelin kolları ve başı her zamanki gibi yok. Sağ ayak bileğinden kırık. Sağ ayağı ise sağlam ve küçük nazik kadın ayağı.

Aslan yüzünü yana dönmüş bir heykel mermer bir bloğun üstünde. Aslanın ön ayağı altında bir dişi aslan başı duruyor.  Aslanın bacakları ve karnı daha önce kırılıp yok olmuş. Ayakta durması için yerine sonradan parçalar eklenip tamamlanmış.

Yan uzanmış kadın heykeli başsız olarak oturmuş bir erkek heykeline yaslanmış. Heykellerin elbiseleri ince işçilikle yapılmış. Etiketinde sadece Klineli lahit kapağı yazıyor.

Kimi kapaklı, kimi kapaksız lahitler. Lahitler süslemesiz sade.

Kimisi ise süslemeli kabartmalarla bezenmiş. Önümdeki lahitte inanç değişiminin başlangıcını betimlemiş. Lahidin yan kısmında iki kanatlı çocuk melek figürü. İki elleri ile çiçek bezeli ay biçiminde çelengi tutuyor. Çelengin ortasında iki saplı bir vazo. Bu figürler İsa dan sonraki Hristiyan roma dinini, kapağındaki Medusa başı ise Pagan inanışını simgelemiş.

Lahitler genelde ev biçiminde yapılmış. Sanduka oda biçiminde, kapağı da üçgen çatı tarzı. Ölen kişinin durumuna göre lahit yapılıyor. Zengin ise süslemeleri bol. Geliri daha az ise süslemesi az ve sade yaptırıyor. Ölümden sonra yaşama inandıkları için daha önceden ustalara lahitlerini ısmarlıyorlar. Kimi bitmiş, kimi lahit bitmeden sahibi ölünce yada parası ödenmediği zaman yarım kalmış biçimde gömülüyor. Bu sanduka sade, kapağındaki üçgen kısmında sadece yuvarlak bir kabartma var. Bu da lahitte yatanın bir erkek olduğunu belirtiyor.

Bazı lahit kapaklarında kötü ruhlardan korunmak için Medusa başı kabartması yapılmış.

Antik Yunan ve Roma dönemi değerli eserler yanında Selçuklulardan dan kalan yazıtlar da sergilenmiş. Alttaki resimde han kitabesi olduğunu belirtir etiket var ama ne yazdığını anlatan bir yazı görmek mümkün değil.

Uzun ve dar sanduka kitabeleri, üzerinde Arapça yazılar var. Mezarın üstüne konuluyor ve ölen kişiler hakkında bilgiler yazılmış. Müslümanlık döneminde lahitler mezara dönüşmüş. Ölüler gömüldüğü için sadece kitabeler sandukanın üzerine konulmaya başlanmış. Sanduka kapakları Yunan ve Roma dönemi lahit kapaklarının benzeri. Üçgen biçiminde uzun ve dar yapılmış tabut gibi. Yanlarında işlemeler yapılmış sadece. Süslerden geri kalınmamış sadece heykel yada yüz kabartmaları yok.

Neredeyse Beş dakikadan kısa bir sürede müzeyi geziveriyorum bir çırpıda. Sadece gördüğüm her şeyin resmini çektim. Fazla dikkatlice bakmadan. Bisikletin başında Ümit bekliyor, fazla bekletmemek olmaz. Çıkışa doğru yürüyorum avluda.

Bu 4. Antalya – Manavgat bisiklet festivali. Afişleri de tabelalarda yapıştırılmış bile. Afişte bir bisiklet ve festivali belirtir yazı var. Antalya bisiklet festivalinin amblemi yuvarlak içinde güneş, deniz ve bisiklete binen biri sadece düz çizgi ile betimlenmiş. Yuvarlak amblemden kıyılara doğru ipe asılmış renkli üçgen bayraklar. Bisikletim KUZ ile birlikte çekiyorum.

Yerlerde kamp alanına giderken yolu gösterir işaretler ve bisiklet resimleri çizilmiş. İşaretleri takip edersen kamp alanını bulmak kolaylaşıyor.

Kamp alanına geliyorum, afiş te konulmuş giriş yerine. Yazıda Uluslar arası Antalya Bisiklet Festivali antalyabisikletfestivali.com. Kamp alanına hoş geldiniz yazısı üzerine asılmış.

Akşam yemeğinden sonra Perşembe Akşamı Bisikletçilerinin düzenlediği Perşembe akşamı turuna gideceğiz. Tüm bisikletçiler toplandık. Hepimiz aydınlatmalarımızı yakıp kamp alanından Cumhuriyet meydanına doğru gitmeye başladık.

Cumhuriyet meydanına varıp bisikletleri park ediyoruz. Manavgat ta ilk defa bu kadar kalabalık Perşembe akşamı turu olacak.

Manavgat Cumhuriyet meydanı geniş bir alan. Alanın başında Atatürk heykeli, arkasında 6 direk. Her bir direkte Türk bayrağı asılmış. Bisikletliler bisikletlerini park etmiş durumda.

Antalya Perşembe akşamı bisikletçileri başkanı Ceyhun Altın festivalin afişi ile römork ile tura renk katacak.

Meydanda bisikletçiler yuvarlak oluşturacak şekilde yan yana dizilmeye başladık bisikletlerimizle beraber.

Meydanın diğer ucundan tüm bisikletlilerin resmini çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Çok kalabalık olduğundan herkesi bir kareye yakından sığdıramadığımdan üçer beşer çekmeye başladım katılımcıları.

Diğer grup.

Onun yanındakiler.

Bunlar da yanındakiler.

Onların yanındakiler.

Diğerleri.

Diğer arkadaşlar.

Bir grup daha.

Onun yanındakiler.

Başkaları daha var.

Videosunu da çekiyorum

https://youtu.be/dZCMe9OUg2s

Perşembe akşamı bisikletçileri toplantı halinde bir arada.

Topluca bir resim çekiliyoruz.

Perşembe akşamı bisiklet turu ile festival başlamış oldu. Başlangıçta videosunu çekiyorum cep telefonumla.
https://youtu.be/lUuBXYdOsJA

Manavgat sokaklarında en kalabalık Perşembe akşamı bisiklet turunu gerçekleştiriyoruz. İnsanlar bizleri görünce şaşırmadan edemiyor. Tur Manavgat caddelerinden geçtikten sonra Sorgun Titreyen gölde bitiyor. Titreyen göl de kamp alanına çok yakın, hemen kamp alanına gelerek çadırlara istirahate çekiliyor herkes.

Bu gün yaptığım yol 28 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 9. Gün

27 Mayıs 2015 Çarşamba

9. Gün

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdimene aittir)

Dereköy – Yeşilova – Salda Gölü

 

Biri sana sorarsa;

Sana, beni sorarsa;

Gitti, der misin?

Gittiğimi söyler misin?

Gidiyorum ben sana

Benimle gider misin?

Özdemir Asaf

 

Öne çıkan görsel, Bisikletim KUZ, arkasında kıytırık römork, yeşil alan ve  Akgölün bir kısmı. Dağlar uzakta.

20150527_110742

Bütün gece yağan yağmurun sesiyle uyumak ne güzel. Ve yağmur ile uyanmak tertemiz havada. Yağmur damlalarının yıkadığı hava ciğerlerime doldukça ne kadar mutlu olduğumu düşünün. Yağmurun sesini dinleyerek bir süre dışarısını seyrediyorum çadırımın açık olan girişinden. Öyle usulca yağıyor ki tüm bitkiler kana kana yağmur suyunu içiyor. Kuşlar da çoktan uyanmış, günlük yiyecek bulma telaşı içinde bir o oyana bir bu yana uçuşup duruyor. Uçarken de tatlı ötüşleri eksik değil. Çadırımın içinden dışarısı, çam ağaçları ve tek katlı bir bina. Yerde otlar fışkırmış.

20150527_064237

Çadırımın içinden yağan yağmuru seyrediyorum, ne güzel yağıyor çisil çisil. Islak otların kokusu etrafı sarmış, hava mis gibi. Köyün meydanında Atatürk büstü, binanın bahçesinde, bir kaidenin üstünde.

20150527_065526_HDR

Köyün camisi yakın, el yüz yıkandı paklandı, sabah mahmurluğu üzerimden gidiverdi. Hemen yanı başımızda köyün ilk okulu temiz ve bakımlı olduğuna göre burada eğitim var. Yağmurdan dolayı çadırları henüz toplamadık.

20150527_065701

Çadırlara geliyoruz, yağmur çisil çisil yağmaya devam ediyor. Çadıra girip eşyaları toplayıp hazır hale getirdim. Bir ara yağmur şiddetlendi, dışarı çıkmanın anlamı yok. Yağmurun sesini dinleyerek zaman geçirmek, hiç bir şey yapmadan. Nasıl olsa acelemiz yok. Keyfimiz de yerinde. Mavi çadırımın içi, kapalı ve yağmur damlalarını dinliyorum.

20150527_100700

Yağmur yağarken sabah kahvaltısını yapalım diyerek kahvaltılıkları alıp köyün kahvesine soframızı kurduk. Bir güzel kahvaltıyı yaptık, kahvaltıyı yaparken Ferdi ile ne yapacağımızı karar verdik. Festival toplanma yeri Burdur, hemen hemen 80 Kilometre var. Yağmur da hala yağdığına göre Burdur’a gitmeye gerek yok. Nasıl olsa Salda gölüne gelecekler. Biz de Salda gölünde onları bekleriz. Biraz fazla tatil yapıp dinlenmiş oluruz. Yağmur saat 10:00 civarı dindi. Bu kararı aldıktan sonra yağmurun dinmesiyle çadırları toplamaya gittik kamp yerine. Toparlanıp eşyaları bisikletlere yükledikten sonra yola çıkma zamanı. Köyün camisi karşıda, kahve sağda. Ben de bisikletimle soldan geliyorum kahveye doğru. Ferdimen beni çekiyor.

IMG_1116

Çadırları toplatıp eşyalarla birlikte bisikletlere yükledikten sonra yola çıktık. Yolun kıvrımları her daim güzel görünüyor gözüme. Sağa kıvrılan yol ve tarlalar.

20150527_110735

Son kez Akgöl’ün manzarasında KUZ ve kıytırık ile bir resmini çekiyorum. Her şeyim yerli yerinde, yerim bol. Daha da eşya koyacak yerim var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150527_110742

Yol kıyısında sarı çiçekleri görmek olası. Sarı çiçekler bir ilkbahar da açarlar, bir de sonbahar da. Bahar çiçekleri hep doğanın güzelliğine güzellik katar. Doğanın ana rengi yeşil olması çiçeklerin cezbedici renkleri ile uyum sağlıyor. Sarı çiçekler de bunlardan biri. Eeee KUZ ile kıytırık bu güzelliği hak etmiyor mu? Elbette hak ediyor ve ben bunun resmini çekerek ödüllendiriyorum bir nebze de olsa.

20150527_112503

Bazen yol kıvrımlı değil, dümdüz. İp gibi ve hiç bir araç yok. Motor gürültüsü olmayan yol her zaman güzeldir. Sadece esen rüzgarın sesi gelir kulaklarıma. Arada tarla kuşlarının sesi rüzgar sesine karışır. Ve bu yolda olmaktan mutluluk duyarım, hiç bitmesin isterim.

20150527_112745

Yol o kadar güzel ki kendimi rüzgara kanadımı açıp uçuyormuşum gibi hissediyorum. Yalnız iki kanadımı açamıyorum, tek kanadım açık benim. Dümeni bırakamam çünkü dümen düz durmaz hemen dönüverir. Tek kanatla da uçabilirim. Ferdimen beni sol kolum açık halde çekiyor.

IMG_1138

Tarlalar yeşil, etrafta pek te ağaç yok. Yamaçlarda bile tarım yapılıyor.

20150527_113214

Yol kıyısında çeşmeyi görünce durup şişelerimdeki suları tazeliyorum. Çeşmenin suyu gür akıyor ve yalağı epey uzun. Belli ki hayvanlar su içsin diye. Evet, evet hayvanlar içsin diye.

20150527_114520

Orhanlı köyüne geldik, burada mola vermek gerek. Tabelada köyün nüfusunun 389 olduğu yazılmış.

20150527_114536

Köyün kahvesine gelip oturanlara selamı verip selamlarını alıyoruz. Hemen duble çayları kahveciye ısmarladık. Kahvede oturanlar meraklı gözlerle benim KUZ’a ve kıytırığa bakıyorlar. Şimdiye kadar böyle bir şey görmedikleri belli oluyor. Ferdimen bisikletime merakla bakan köylüleri çekiyor.

IMG_1146

Sadece Afyon da değil buralarda da afyon yetiştiriliyor. Demek ki afyon 1000 metrelerde yetişiyor. Sert havalardan hoşlanıyor. Çiçekleri de pek nazlı, saten gelinliklerini giymiş baharı karşılıyor. Tarladaki afyon çiçeklerinin hepsi beyaz renkte. Aralarında sadece bir tanesi mor çiçek açmış ve tarlaya ayrı bir güzellik katmış sanki.

20150527_115739

Kırlarda, ovalarda yolun en güzel tarafı böyle kıvrımlı olması. Daha önce eşeklerle gidip gelinerek açılan patika aynı yere yol yapılarak asfaltlanmış. Yani geçmişten günümüze yolda değişen sadece toprak yolun asfalt oluşu. Tarla sınırları patikaya göre belirlenmiş öylece kalmış.

20150527_121001

Yeşilova kasabası uzaktan göründü. İlçe olmasına rağmen pek te küçük bir kasaba.

20150527_124942

Kasabanın ilk mahallesindeyiz, genç bir bisikletçi bizi görünce etrafımızda bisikletini sürerek hava atmaya başladı. Belli ki kanı kaynıyor, gücünü ve yeteneklerini sergilemeden duramadı. Ön tekerleğini kaldırarak on – onbeş metre sürünce resimlerini çekip tebrik ediyorum. Bizim gibi turcu abilerinden kutlamaları alınca sevincinden duramıyor yerinde. Yolda ve her yerde çok karşılaştığımız sorulardan birisi “Önü kaldırabiliyon mu?” Elbette hiç bir zaman denemedim ön tekerleği kaldırmayı. Artık bizden geçti, ön tekerleği kaldırma işini genç delikanlılara bırakmak gerek.

20150527_130838

Bazen ön tekerleği fazla kaldırınca durum resimde olduğu gibi sonuçlanıyor. Artık iyice alışmış olmalı ki ayakları üstünde kalıyor.

20150527_130840

Genç delikanlı ön tekerleğini kaldırmaya devam ediyor.

20150527_130851

Bir süre genç delikanlının hareketlerini izleyip yolumuza devam ediyoruz. Kasabanın ilk mahallesi biraz aralı kalmış. Yol düz gidiyor, yanlarda kavak ağaçları.

20150527_143446

Yeşilova kasabası tabelasında durup bir resim çekiyorum. Tahmin ettiğim gibi küçük bir kasaba, nüfusundan anlaşılıyor. Tabelada; Yeşilova, Nüfus: 5700 yazıyor.

20150527_144148

Yeşilova kasabasına öğle zamanı vardığımızdan ara sokaktaki bir lokantada kuru – pilav ikilisi ile karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında fırından kocaman bir ekmek ve bakkaldan da eksik olan yiyecekleri alarak çantalara yerleştiriyoruz. İşimiz bitince kamp yapacağımız Salda gölü kıyısına doğru pedallar dönmeye başladı. Etrafı yeşil bir yolda, ufukta beliren Salda gölüne doğru pedallarken Ferdimen beni çekiyor.

IMG_1149

Sonunda Salda gölüne vardık, göl o kadar büyük değil. Gölün etrafı dağlarla çevrilmiş, karşı kıyılar görünmekte. Gölün sol tarafını çekiyorum.

20150527_145550

Burası da sağ tarafı, önde bir kaç çam ağacı var.

20150527_145553

Kamp yapacağımız yeri tam bilemediğimizden gidiyoruz habire. Sonra telefon ile yeri öğrendik, kamp alanını geçmişiz bile. Salda gölü, yay çizen kumsalı ve çam ağaçları.

20150527_145945

Eh ne yapalım geri dönüyoruz mecburen. Ben bisiklet sürüyorum Salda gölü manzarası ile.

IMG_1152

Kamp yapacağımız yeri sormak için restoranda durduk. Restoran sahibi burada kalabilirsiniz dedi ama kabul etmedik. Çünkü Burdur dan gelecek olanlar Yeşilova belediyesinin kamp alanına gelecekler. Ayrı gayrı olmaz. Havuzunda müşterilerini bekleyen alabalıklar buz gibi akan suda sakince yüzüyorlar. Canlı alabalık denilen bu olsa gerek.

20150527_150538

Yeşilova Belediye halk plajına gelip kamp alanına geldik. Daha önce tabelayı görmüştük ama burası olduğunu kestiremedik doğrusu. Tabelada yazan; Yeşilova belediyesi kamp alanı. Ferdimen tabelaya bakıyor bisikletinin üzerinde.

20150527_150754

Kamp alanına girip işletmeciye “Salda gölü bisiklet festivali kamp alanının burası mı?” diye sorunca o da “Evet burası” diyerek kamp alanını ve çadır kuracağımız yeri gösterdi. Burayı işleten Ahmet sevimli, cana yakın ve dostça karşıladı bizi, çabuk kaynaştık. Ahmet bize çadır kurulacak yeri gösterdikten sonra işinin başına gitti. Ferdi ile arazi çalışması yaptık, burayı belediye yeni düzenleyip temizlemiş. Restoranın aşağısında tüm yaz kalan çadırcılar var. Festival için yeni düzenlenen alanı bize ayırmışlar. Arazi çalışmaları sonucunda en uygun yeri seçerek çadırı kuracağımız yeri küreklerle düzelttik. Yağmur yağma olasılığına karşı çadır etrafına hendek açarak herhangi bir su baskınında helak olmayalım. Kamp alanına fıstık çam ağaçları düzenli bir biçimde dikilmiş. Gövdeleri beyaz kireç ile badanalamışlar. Mavi çadırım kurulu durumda, kürekle kıyılarına kanal açıyorum.

20150527_161543

Çadırlar kuruldu bir güzel, eşyaları da bisikletten indirip yerleştirdik. 5 Gün buradayız nasıl olsa. Çadır sabit kalacak. Ferdi kamerası ile çadırlarla birlikte elçek resmimizi çekiyor.

IMG_1158

Kampa ilk gelenlerdeniz, onun için bir masa dört sandalye çadırların önüne getirerek yerde yemek yemekten kurtulacağız bir süre. Festival başlamadan yerine götüreceğiz çünkü katılımcılar bu masalarda yemek yiyecekler.

IMG_1169

Yerleşmemiz bitince Ferdi ile gölün kıyısına gidiyoruz. Bakalım nasıl bir gölmüş. Göl sodalı suyu ve beyaz kumu ile şimdiye kadar görmediğim güzellikte. Hava serin ve rüzgarlı olduğu için göle girmekten vaz geçiyorum. Kumsal iri beyaz çakıllı taş ile kaplı, suyun rengi beyaz taşlardan turkuaz yeşil renginde.

20150527_165557

Rüzgardan dolayı göl çalkantılı, bu yüzden dalgalar kıyıya vuruyor sürekli.

20150527_165602

Dalgaların kıyıya vurmasını izlemek bile insanı dinlendiriyor. Terapi gibi, her dalga kumsala vurup ileri gidiyor, ardından geri çekilip güç kazanarak dalga yükselip ileri hamle yapıyor.

20150527_165607

Hava kapalı ve her an yağmur yağabilir o yüzden hazırlıklıyız. Gölün kumsalına oturup birer tane bira ile tatilimizi başlatıyoruz. Ferdimen tipodda cep telefonum ile çekiliyoruz. Ben katlanır tabureme oturmuşum, Ferdimen ise yere oturmuş bağdaş kurup. Göl manzarası ve dağlar ardımızda. Üzerimde deri mont var, Ferdimen de uzun kollu ceketini giymiş.

20150527_165952

Yanımda taşıdığım flütü çıkarıp ilk defa çalmaya başladım. Bakalım neler çalınacak göl kıyısında.

IMG_1159

Uzun süredir çalmadığından bildiğim parçaların notaları çıkmaya başladı yavaş yavaş.

IMG_1160

Çaldıkça aklıma geliyor, Ferdi de can kulağı ile rüzgarla karışık flütün ince sesine kaptırdı. Ne de olsa memleketinde uzakta gurbette sayılır. Günlerdir yolda olmanın verdiği hasretle flütün yanık sesi Ferdi’yi alıp memleketine götürüyor bir süreliğine. Her ne kadar uzun yolculuklarda tek başına bisiklet sürüp olgunlaşsa da hasretlik ağır basıyor. Annesini, babasını, kardeşini özlemiş belli. Gerçi gözünden hiç yaş gelmedi ama flütün sesi ona bu duyguların ortaya çıkmasını sağladı. Ferdi otomatik zamanlı olarak kamerası ile çekiyor ikimizi.

IMG_1162

Beklenen yağmur birden bire yağmaya başladı. Kendimizi hemen tahta barakaların saçağının altına atıyoruz. Bir süre gelip geçici bahar yağmurunu seyrederek bekledik. Yağmurun kokusu bir başka duygu veriyor bana. Bunu ciğerlerime çektiğim her nefeste hissediyorum. Kendimi yağmurun güzelliğine kaptırıp flütümle eşlik etmeye başladım ahenk içinde.

CAM01653

Yağmur dindikten sonra kamp alanına gelirken lahit mezar kapaklarını görüyorum. Kapaktaki işaretler mezarın erkek için yapıldığını belirtiyor. Kalıntıları buraya başka yerden getirdikleri belli. Buraya ait değiller. Bunları incelerken Ahmet bize bu işten anlıyorsunuz, hazine bulabilir miyiz diye söyleyince; merakımız var tarihi eserlere ama hazine ile işimiz olmaz deyip kestirip attık. Bulunan altının ve zenginliğin insanlara hiç bir zaman faydası ve rahatlığı olmamıştır. Başları beladan kurtulamamıştır altın ile. Biz özgür insanlarız ve zenginliğimiz dostlarımızdır dedik Ahmet’e. Parayla pulla işimiz yok.

20150527_181222

Kırık bir kiriş blok başka yerden getirilip buraya konmuş.

20150527_181443

Kamp alanına, çadırların yanına geldik. Kamp alanı yeni olmasına rağmen zamanla daha güzelleşeceğe benziyor.

20150527_181848

Yapacak bir şey olmadığı için hadi 5 çayı içelim deyince çaydanlığı hemen ocağa koydum. Poşet demlik çayı ile çayı demleyip bir güzel keyif çatarak içtik. Ortam çok güzel, yeni yağmur yağmış ve çam yaprakları daha da yeşillenmiş sanki. Mis gibi çam ve yağmur kokusu ile içilen çayın tadını hiç bir yerde bulamazsınız. Masanın yanına sandalyelere oturmuş keyif çayı içerken otomatik çekiliyoruz bir poz.

IMG_1170

Akşam olmadan yemeği yapıp bir güzel karnımızı doyurduktan sonra Restoran’a Ahmet ile sohbet etmeye gittik. Henüz sezon açılmadığı için restoran boş. Biz bize oturuyoruz. Fazla geç olmadan çadırlara gelip yatmak gerek diyerek Ahmet ten izin istedik. Pek yorgun olmasak ta havanın kapalı ve yağmurun etkisi ile insanın uykusu geliyor. Elbette uykuyu kaçırmamak gerek. Çadırın yanına gelip çadırın yerinden oynamış olduğunu görünce herhalde biri kurcalamış olacak dedim. Fermuarı açınca ekmek torbasının delinip bir kaç dilimin eksik olduğunu gördüm. Çadırın alt sağ yanından delinmiş. Köpeğin biri ekmeği aşırmış anlaşılan. Çadırı düzeltip öylece bıraktım deliği, umarım böcek girmez. Ekmeği de kıytırığın çantasına koydum gece köpekler rahatsız etmesinler. Yapacak bir şey yok artık, olan olmuş. İzmir den buraya festivale gelecek olan Mustafa Güven’i telefonla arayıp bana yeni bir çadır almasını söyledim. Artık gerisini yarın düşünürüz. Çadırın iç kısmındaki deliği yakından çekiyorum. Tabanda da bir delik açılmış.

20150528_082343

Telefon ile arkadaşlarımı arıyorum, ilk önce Göller bölgesinden yola çıkan Şafak Omaç ile konuştum. Kendisi Ağlasun da kamp attığını, yarın akşam Salda gölünde olacağını söyledi. Ardından bizim dengesiz İrfan Özden’i aradım. O da İzmir den yola çıkmıştı, Başmakçı bisiklet  festivaline katıldıktan sonra Hayıtlı da termal tesislere gitmiş. Yarın akşam yanımıza geleceğini bildirdi. Yarın büyük buluşma olacağı kesin.

Bu gün kısa bir yol kat ettik. Yaklaşık 23 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc