Etiket arşivi: lodos

Eşpedal EGE Turu 6. Gün

11 Ağustos 2017 Cuma

Çandarlı

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır. )

 

Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, minderlere oturmuş Eşpedal ailesi. Çember olarak muhabbet ediyoruz, arkada, kırmızı, yeşil renklendirilmiş ağaçlar.

Yağmur yağmayacağından çadırın tentesini örtmedim. Tül perdeli çadırda uyudum bu gece. Hamak kurmak için uygun ağaç yok. Sabah erkenden uyanıyorum. Bu gün buradayız o yüzden tembellik hakkımı kullanıyorum sonuna kadar. Güneşin ilk ışıkları ile uyanıp kendimi dışarı attım. Her sabah olduğu gibi kahve keyfimi yapacağım ama kahve bitmiş kutumda. Değirmene kahve koyup çekmeye başladım. Beni kahve çekerken gören Rabia Özdilli yanıma gelerek kahve içmek isteyince hemen değirmeni ona verip “Hadi çek bakalım, öyle beleşe kahve yok”  dedim. Yeteri kadar kahve çekilince çekilen miktarı kutuya boşaltıp tekrar değirmeni çekmesi için Rabia’ya verdim. Cezveye dört kişilik kahve koyup ocağa sürüyorum.

Tentesiz çadırım, yanında turuncu sosis çanta duruyor. Mat yere serili, üzerinde bağdaş kurarak oturuyorum. Önümde kahve cezvesi ocağın üstünde pişerken çuval içinde su şişesi, fincan kutusu, kapağında bir fincan ve çakıl taşı yığınının üstüne oturmuş Rabia değirmeni çekerken.

Artık herkes uyandı, sabah kahvaltısı için Çandarlı da yazlığı olan Baattin Şimşek’in evine geldik. Kahvaltılık malzeme ve ekmek alıp bahçede kurduğumuz masalarda güle oynaya kahvaltımızı yapıyoruz. Kalabalık olduğumuz için iki gruba ayrıldık. Bir grup çardağın alındaki masalara oturdu.

Masalarda kahvaltı yapan Eşpedal katılımcıları. Ev sahibi Baattin çay işinle uğraşıyor. Çayı biten doldurması için ona veriyor. Hakan hazır bizi bir arada bulmuşken bu gün ve yarın yapacaklarımız hakkında nutuk çekmeye başladı.

Daha azınlıkta olan grup bahçedeki tek masaya oturup kahvaltısını yapıyor. Burada Emine, Merve, Baattin, Cem, ben ve Hüseyin oturmuş durumda mutluluğun resmini çekiliyoruz. Ne de olsa “Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı” demiş şairimiz.

Kahvaltı bittikten sonra bulaşıkları yıkayıp ortalığı temizliyoruz. Bu arada pis su gideri tıkanınca alttaki tuvaletin zemin giderinden sular çıkmaya başladı. Artık kimse suyu kullanmasın dedik ve taşan suları temizledik. İşimiz bitince yanımıza Eşpedal derneğinde olan ama aramızda bisiklet sürmeyen ve yazlığı olan Suat Güler geliyor. Suat’ı tanımıyordum, burada tanışıyorum kendisi ile. Tanışırken dikkatimi çeken giydiği ayakkabılar oldu. Eldivende beş parmak var, bunun çorabını da yapmışlar, onu gördüm ama ayakkabısını ilk defa görüyorum. Beni şaşırtan da bu. Her parmak için bir çıkıntı var. Eldiven gibi ayağına giyiyorsun. On parmak birbirinden ayrılıp bağımsız olmuş. Ayakkabı siyah renkte, sadece parmaklarının üzerinde beyaz şeritler var. Bu ayakkabılarla nasıl koşulur acaba merak içindeyim. Sadece ayakkabı-diven’i çekiyorum Suat’ın ayakları ile.

Suat gelip aramıza katılınca görmeyenler için bisiklet bakımı çalışmasını yapmaya başladık. Sokakta demir mazgallarda mazot ile zincirin yağlarını temizlerken resimlerini çekiyorum. Gören tarif ediyor, görmeyen de parmakları ile dokunarak neyin nerede, nasıl bir şey olduğunu beynine yazıyor. Bisiklet temizliği ve bakımı nasıl yapılır dokunarak öğreniyor. Zincir, aktarıcılar nerede hepsini öğreniyor. Bu eğitim çok iyi oldu görmeyenler için. Ufukları genişledi desem yeridir.

Bu arada şimdiye kadar sürmediğim tandem bisikletini arkada kimse olmadan biniyorum. İlk defa kullanırken biraz zorlandım alışasıya kadar. Daha çok dönüşlerde zorlandım ama uzun olan tandem bisikleti çarçabuk öğreniyorum biraz binince. KUZ gibi olmasa da fazla zor değilmiş sürmek.

Tandem bisikletin arka tekerleği mazgal demirlerinde. İki kişi çömelip bisikletin bakımını yapıyor.

Cem Tabanlı da sözlü olarak bisikleti, parçalarını, vitesleri anlaşılır biçimde ağaçların gölgesinde anlatıyor.

Eğitim bittikten sonra bisikletlere binip Çandarlı kalesine geldik. Kaleyi ve çevresini gezerek hakkındaki gerekli bilgiyi paylaşıyoruz buraya ilk defa gelenlerle. Kale surları dibinde hep birlikte, kimimiz ayakta, kimimiz çimenlere oturarak 22 kişi resim çekiliyoruz.

Aynı pozu daha uzaktan kalenin burçları ile birlikte çekiyorum.

Tam Çandarlı kalesinden ayrılacakken Merve ve Emine pedala ilk basışlarında zinciri koptu. İki kadın o kadar güçlü basmışlar pedala zincir kopunca ayna kolun küçük dişlisine üç kez dolanmış. Ben yanlarında olduğum için hemen durdum, diğerleri gözden kayboldu bile. Emine’yi kenarda bir yere oturttuk. Takımları çıkarıp tornavida ve pense yardımı ile epey bir uğraşı sonucu zinciri dolandığı yerden çıkardım. Ardından zincir söküp takma aparatı ile zinciri birleştirip kullanır duruma getirdikten sonra Baattin’in evine geldik.

Öğle yemeği için bolca makarna pişirip yoğurtla karnınızı doyuruyoruz. Elbette kahve de içiyoruz sonrasında. Kahve sürekli çekiliyor değirmende çünkü sürekli bitiyor kutuda. Şimdiye kadar onlarca yıl kahve değirmeninde kahve çektim ama hiç aklıma gelmedi değirmenin kolunu kaç kere çevireceğiz diye. Saymak ta zor. Bu zinciri kıran biri çıktı karşıma; Hüseyin Alkan. Hüseyin Alkan, meraklı, girişken, araştırmacı. Ayrıca el futbolu, bolgol da oynuyor. Sportif birisi, bisiklete binmekten de hoşlanıyor. Ankara Eşpedal kurucularından. Kahve çekirdeklerini doldurup değirmeni eline verdikten sonra hiç üşenmemiş kolu her turda çevirip saymış. Değirmenin içinde çekirdek kalmayıp kol boşa dönünce bana söylediği; “Urim Baba saydım, kolu tam 1200 kere çevirince kahve bitmiş oldu.” Vay be hiç üşenmedi saydı kaç kere kolu çevirdiğini.” Böylece öğreniyorum değirmenin kapasitesini, kolu kaç kere çevireceğimi. Hüseyin akıllı adam ve zekası süper derecede çalışıyor. Gözleri görmese de diğer şeyleri kolaylıkla yapıyor. Dört duyusu gözlerinin yerini almış.

Çandarlı denize girinti yapmış küçük bir yarımada. Üç tarafı deniz ile çevrili. Tam burunda Çandarlı kalesi yapılmış. Burasını yazlıkçılar doldurmuş durumda. Konumu itibarı ile rüzgar nereden eserse essin her zaman denize girebilirsiniz. Eğer Güneyden Lodos eserse Kuzey tarafındaki deniz sakin olur. Kuzeyden Poyraz eserse, Güneydeki deniz sakin olur. Dalgadan hoşlanmayan burada denize girebilir. Burada yazlıkçıların tekneleri de var, kimisi kıyıya bağlı, kimisi alarga da. Güney tarafındaki denizi iki tekne arasından yanmış olan çamlık tepesini çekiyorum.

Akşama kadar tembellik yapıp biraz şekerleme yapıyorum çadırımda. Herkes kendi havasında, kimi denize giriyor, kimi yürüyüşe çıkmış geziniyor. Ben ise biraz denize girdikten sonra çadırda biraz şekerleme yaptım. En çok sevdiğim anlardan birisi şekerleme yapmak. Akşam yemeği için işletmeden birer porsiyon köfte, meze, bira, rakı söyledik. Fiyatları da uygun. Kamp alanında 6 tane sehpa plastik masaları yan yana koyup uzun bir sofra hazırladı. Büyük yer döşeklerini de altımıza serip oturduk sofraya. Tam da Halil İbrahim sofrası gibi, yok yok, var olanla idare ediyoruz. Aklıma Barış Manço’nun şarkısı geldi;

İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken
Elalemin namusuna yan gözle bakmaz iken
Bir sofra kurulmuş ki Halil İbrahim adına
Ortada bir tencere boş mu dolu mu bilen yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Daha çatal bıçak kaşık icat edilmemişken
İsmail’e inen koç kurban edilmemişken
Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna
Kapağı ver kulbu al kurbanı ne hiç soran yok
Buyurun dostlar buyurun Halil İbrahim sofrasına
Buyurun dostlar
Barış Manço
Halil İbrahim sofrasının hikayesi de şöyle;
“Halil ve İbrahim adında iki kardeş varmış. Büyük olan Halil evli çoluk çocuk sahibiymiş. Küçüğü İbrahim ise bekarmış. Bu iki kardeş tarla eker biçermiş, mahsulü de ortak olarak bölerlermiş. Yine bir hasat sonrasında buğdaylarını bölecekleri zaman İbrahim abisi Halil’e “Sen git çuval getir demiş” Abisi gittikten sonra İbrahim düşünmüş. Ben bekarım, abim evli. Üstelik çocukları da var. Onun bu buğdaya daha çok ihtiyacı var. Kendi payından abisinin çuvallarına bölüştürmüş. Abisi Halil geldikten sonra kardeşine “Sen şu çuvalları içeri taşımaya başla” demiş. İbrahim gittikten sonra Halil düşünmüş. Ben evlendim. Çoluk çocuk sahibi oldum. Benim kardeşim bekar. Şimdi onun evlenip bir yuva kurması gerek. Onun daha çok ihtiyacı var bu buğdaya. Diyerek kendi payından kardeşinin payına buğday dökmeye başlamış. İki kardeş birbirinden habersiz kendi paylarını birbirlerine paylaştırmışlar. Allah onlara öyle bir bereket vermiş ki günlerce o buğdayı taşımışlar ama bitirememişler. Onlar hallerine şükredip birbirlerini düşündükçe Allah onların buğdaylarının bereketini artırmış.”

Yemeği yedik sıra geldi türkülere. Suat bize bir saz bulup getiriyor. Sazın akort ayarını Hakan yaptıktan sonra Deniz Kel alıyor sazı eline, başlıyor çalmaya. Bizler de ona eşlik ediyoruz. Türküler ardı ardına geliyor, sazın teline vurdukça söylenen şarkılar dudaklarımızdan çıkıp denize ulaşıyor. Denize ulaşan ses dalgaları tüm dünyanın deniz kıyılarına ulaşıyor. Sesimizi sadece kulağına deniz salyangozu dayayıp dinleyenler duyabiliyor. Onlar müzikten anlayan kimseler ve deniz her sesi kıyılara ulaştırır. Kaynağı nereden olursa olsun. Deniz salyangozunu alıp kıyıda denizi dinlerseniz belki de siz de Afrika’nın bir kıyısında söylenen şarkıyı duyabilirsiniz, ya da Avusturalya da Aborjinlerin dans müziğini duyabilirsiniz. Belki de Alaska da Eskimoların. Belli mi olur, her yerde müzik var.

Yuvarlak biçimde oturmuş, önümüzde sehpalar. Sazı elinde Deniz çalıyor, bizlerde ona eşlik ediyoruz.

Gecenin karanlığında sadece bizim sesimiz duyuluyor. Çandarlı sus pus bizi dinliyor sanki. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Bu gecenin başka bir özelliği daha var Emine ve Hüseyin Alkan çiftinin evlilik yıl dönümü. Bu evlilik yıl dönümü anısına Alkan çifti birbirine sarılıp dans ederek kendi yıl dönümlerini kutluyorlar. Bizler de onları tebrik ederek uzun yıllar birlikte mutlu, sağlıklı bir yaşam diliyoruz.

Cep telefonumla biraz titrek çektiğimden bulanık bir görüntü ile dans eden Emine ve Hüseyin’i çekiyorum bir poz.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar oturup türküler söyleyip sohbet ettik. En güzel gecemiz bu gece oldu. Yarın son gün, İzmir’e gidip turu bitireceğiz. Gecenin geç saatinde herkes çadırına girip mutlu bir şekilde yatıyor.

Bu gün sadece Çandarlı’nın içinde bir tur attık, yaklaşık olarak 2.5 – 3 Kilometre civarı yol yapmışız

Aşağıda yaptığımız yolun ve Çandarlı haritası

Powered by Wikiloc

Bir İstanbul Masalı – Avrasya Maratonu 5. 6. Gün

18 Kasım 2016 Cuma

Yalova – Bursa

(Kör arkadaşlarım için resimlerde betimleme yapılmıştır.)

 

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmeIerim ağır.
İçimde çaIınan ısIık
beni nereye çağırır?

MemIeket mi, yıIdızIar mı,
gençIiğim mi daha uzak?
KayınIarın arasında
bir pencere, sarı, sıcak.

Ben ordan geçerken biri :
“Amca, dese, gir içeri.”
Girip yerden seIâmIasam
hane içindekiIeri.

Eski takvim hesabıyIe
bu sabah başIadı bahar.
Geri geIdi Memed’ime
yoIIadığım oyuncakIar.

KuruImamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi Ieğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
öImüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir haIısı var
bir de kitabı, imzaIı.
EIden eIe geçer kitap,
daha yüz yıI yaşar haIı.

Yedi tepeIi şehrimde
bıraktım gonca güIümü.
Ne öIümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek öIümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanIıktır yaşamak :
ÖIeceğimizi biIip
öIeceğimizi mutIak.

MemIeket mi, daha uzak,
gençIiğim mi, yıIdızIar mı?
BayramoğIu, BayramoğIu,
öIümden öte köy var mı?

GeceIeyin, karIı kayın
ormanında yürüyorum.
KaranIıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyoIu, ova.
Yirmi beş kiIometreden
pırıI pırıIdır Moskova…

 Nazım Hikmet Ran

 

Öne çıkan görsel, bisikletim KUZ bariyer yanında park etmiş. Arkada dağ silsilesi uzayıp gidiyor.

Yeğenimin evinde kahve içerken üç kişi resim çekiliyoruz. Kocası tiyatro eğitmeni, Güldür Güldür Show oyuncularının hocası. Oyuncuları yetiştirmiş. Akrabası olan oyunculardan Aziz Aslan yanımıza gelince o da kahvemin tadına baktı. Urim Baba’nın kahvesinin patentini almak için sattığım havlulardan iki tane aldı, Kendisine desteği için teşekkür ederim

Yeğenimin evinde bir gece kaldım, ertesi gün Kağıthane dolaylarında oturan diğer yeğenime gitmek için yola düştüm. Yanımda sadece sırt çantası ve yeğenimin oğluna hediye olarak vereceğim tahta bisiklet var. Sırt çantamda da kahve takımı ve geceliklerim. Yoğurtçu parkından Kadıköy iskelesine kadar araç kullanmadan yürüyerek gittim. Zaten hangi araçla gideceğimi bilmiyorum. Kadıköy iskelesinden Beşiktaş vapuruna biniyorum. Beşiktaş iskelesinden inip az yürüyerek Kağıthane dolmuşuna bindim. Yeğenimin tarifine göre hareket ediyorum. Dolmuşun son durağında inip oturduğu apartmana gelip eve giriyorum. Yeğenim ve biri kız, biri oğlan, çocuklarla tanışıyorum. Henüz küçükler. Oğlan biraz yabani, yabancılara pek yanaşmıyor ama kız henüz bir yaşında. O farkında değil, sadece gülücükler dağıtıyor. Henüz yürümüyor, örümceği sayesinde evin içinde dört dönüyor. Yeğenimin oğluna hediyesini veriyorum, sevinçle tahta bisiklete biniyor. Yeğenimin evinde bir gece kaldım. Sabahın erken saatlerinde kalkıp kahvemi yaparak kitabımı okuma fırsatı yakalamışken biraz okuyorum. Ev halkı hala uyuyor.

Mutfağın masasının üzerinde kahve ocağım, kahve cezvesi üzerinde pişiyor. Yanında boş fincan ve kitabım. Binalar yüksek olunca manzarayı seyrettiğim yer de yüksek oluyor. Mutfağın penceresinden görünen manzara sadece binalar, apartmanlar ve devasa yükselmiş tek bir gökdelen. Nedense bulunduğum sitenin önü yeşil bir bayır, binalar henüz kaplamamış.

Artık dönüş yoluna geçmeliyim. Yeğenim ve çocukları ile vedalaşıp dolmuşa binerek Beşiktaş’a geldim. Beşiktaş iskelesinin önünde Ozan ile buluşacağım. Ozan’ı beklerken iskele önündeki meydanda anıt heykel ve eski topların resmini çekiyorum. Üç tane top çaprazlamasına art arda kaidelerin üzerine konmuş. Toplar büyük boyutta olmasına karşı sanırım Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alırken döktürdüğü toplar değil. Cumhuriyet anıt heykelinin yanlarında iki direkte Türk bayrakları dalgalanıyor.

Ozan geliyor, ilk önce iskelenin üstünde olan yerde birer çay içiyoruz boğaz manzaralı. Çay pek ahım şahım bir şey değil. Sonra yakınlarda olan Beşiktaş çarşısına giderek Ozan’ın istediği çadırı aldık. Hazır Beşiktaş’ın meşhur çarşısına geldik Beşiktaş’ın sembolü Karakartal heykelinin önünde bir hatıra resmi çekilmek gerek. Çarşıda iki Karakartal heykeli var. İlk önce modern heykeltraş örneği olan kartalın önünde resim çekiliyorum tek başıma. Ozan beni çekiyor. Kartal küçük bir meydanda, etrafında dükkanlar sıralanmış. Kartal heykeli kanatlarını iyice geride olarak yapılmış. Sadece kartalın başı ve geriye doğru olan kanatlarının bir kısmı anlaşılıyor. Pençeleri görünürde yok. Heykelin yanında da Kalp şeklinde büyük bir Beşiktaş arması var. Kalpte BJK, Türk bayrağı arması ve 1903 yazısı var. Yukarıdan aşağıya şerit halinde siyah, beyaz olarak boyanmış. Bu heykel yeni yapılmış.

Daha eski olan heykel çarşının başka bir meydanında. Bu heykel kartal görünümünde, kanatlarını açmış durumda, sağ pençesi şampiyonluk kupasının üzerine koymuş. Kartal yüksek bir kaidenin üzerinde. Ozan ile elçek resim çekiliyoruz, arkamızda kanatlarını açmış Karakartal.

Çarşıda bir süre gezip dolanıyoruz Ozan ile. Ozan beni iskeleye getirip uğurluyor. Vapurla Kadıköy’e geçip Sabiha Gökçen hava alanına giden belediye otobüsüne biniyorum. Uzun bir yolculuktan sonra hava alanının giriş kapısında iniyorum. Beni Dilek karşılamaya gelmiş. Ev yakın bir yerlerde o yüzden yürüyerek eve vardık. Akşam hoş beş sohbet ederek dönüş için plan yaptık. İstanbul’un bir köşesindeyiz, otobüs garajı diğer köşelerde ve gitmek bir dert, otobüse bisikleti bindirmek ayrı bir dert. Ne yapalım diye düşünürken aklıma Bursa’ya kadar bisikletle gitsem de oradan rahatça otobüse binsem daha iyi olur. Güzel ve mantıklı bir fikir. Hem daha ucuza gelecek. Çünkü İzmit körfezine yapılan köprü geçiş ücretleri astronomik. O yüzden otobüs ücretleri de ona göre iyice artmış. Akşamdan eşyalarımı çantalarıma yerleştirip hazırlandım. Ertesi sabah erkenden kalkıyorum. Hava sıfırın altına düşmüş geceleyin. Çimenlere bembeyaz kırağı yağmış. Hava soğuk, Pendik iskelesine Oğuz beni bırakıyor. Yalova’ya giden vapura binerek karşıya geçiyorum.

Vapurdan İzmit körfezinin üzerine vuran sabah Güneşinin ışıltılarını çekiyorum güverteden.

Yalova’ya varınca vapurdan inerek yola çıktım bisikletimle. Hava soğuk olmasına karşı açık ve güneşli. Benzin istasyonunun birinde üzerimdeki kalın giyecekleri çıkarıp kısa pantolonumu ve kısa kollu formamı giyiyorum. Üzerim hafif olunca daha rahat bisiklet sürüyorum. Zaten Yalova dan çıkışla beraber 12 Kilometrelik bir tırmanış var. Tırmanışta fazla efor sarf edeceğimden iyice ısınacağım. Kalın elbiseler içinde terlerim, inişte de soğuk rüzgar hasta eder. Ağır tempoda 12 Kilometrelik tırmanışı hiç mola vermeden zirveye çıktım. Zirve 332 metre yükseklikte. Zirveden uzaklar görünüyor, daha da uzakta Uludağ tüm haşmetiyle beyaz gelinliğini üzerine giymiş. Dün gece yağan kırağının nedeni belli oldu. Uludağ’a kar yağmış ve tamamıyla beyaza bürünmüş. Kar sıcak olan yerlere doğru soğuk rüzgarların esmesine neden oluyor. Zirvede soğuk rüzgar birden esmeye başlayınca hemen içime yeleği, üzerime de deri ceketi giyiyorum. Bir süre dinlenip biraz su içiyorum.

Rüzgar isimlerinin nereden geldiğini bilir misiniz? Türkiye’de daha çok Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde denizcilik merkezi İstanbul olması nedeni ile denizcilik terimleri, isimleri, rüzgar isimleri İstanbul merkezli olarak verilmiştir. Türkiye’de denizcilerin kullandığı rüzgar isimleri ; Keşişleme, Kıble, Lodos, Karayel, Yıldız, Poyraz, Gündoğusu ve Günbatısı. https://www.tech-worm.com/kesisleme-kible-lodos-karayel-yildiz-poyraz-gundogusu-gunbatisi-nedir/

Şimdi bulunduğum yerden görünen Uludağ ve esen soğuk rüzgarın adı Keşişleme. İzmir’de esen Keşişleme rüzgarı soğuk esmez. Aksine ılık ve sıcak eser. Çünkü güney doğudan esen bu rüzgar bulunduğum yerde neden soğuk esiyor? Eskiden Uludağ‘ın ismi Keşiş Dağı olarak isimlendirilmiş. İstanbul konum itibarı ile güney doğudan esen bu rüzgara Keşiş dağı tarafından estiği için Keşişleme ismini kullanmış. Dün gece yağan yoğun kar Uludağ’ı tamamen beyaza boyadığı için iyice soğumuş. Uludağ’ın soğuk havası dört bir yanda olan sıcak hava taraflarına rüzgar olarak esmeye başlar. İstanbul’a Keşişleme esen rüzgar İzmir tarafına da aynı zamanda estiği için Poyraz rüzgarı olarak eser. Çünkü Poyraz soğuk eser.  Uludağ’a yağan kar çevresindeki geniş bir coğrafyayı iklim bakımdan bir süre etkiler. Bazen, çoğu zaman hava tahmincilerini yanıltır Keşiş Dağı yani Uludağ. Nedendir bilinmez hava tahmincileri Uludağ’a yağan karın yarattığı soğuk havayı pek dikkate almazlar o yüzden yanılma oranları hep yüksek olmuştur. Yağmur beklersiniz yağmaz, hava açık dersiniz yağmur gelir. Uludağ’ın o anki şartları ne ise çevresinde atmosfer olayları değişebilir. Kısaca özetlersek “Uludağ’ın kafasına göre.”

Yol kenarında bariyerlere yakın bisikletim KUZ ve arkasında sıra dağlar uzanmış. Daha da ilerde Uludağ bembeyaz olarak görünüyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Yolda pek bisiklet üzerindeyken resim çekmedim. Zaten resim çekmek için herhangi bir şey de yok. Bildiğiniz duble karayolu, emniyet şeridinde rahat şekilde gidiyorum. Etrafta dağlar, kışa hazırlanmış ağaçlar yapraklarını dökmüş. Yaz güneşinde sararmış otların yerine yağmurların yağmasıyla çimenler çıkmış ve ortalık yeşile bürünmüş. Tırmanış uzun sürdü ama iniş çabuk oldu. Orhangazi’ye yaklaşınca karnım acıkmaya başladı. Orhangazi de durup öğle yemeği olarak kelle paça yiyorum bol ekmekle. Paça dizler için bulunmaz bir yiyecek. Hem karnımı doyuruyorum hem de dizlerdeki eklemlere jelatin takviyesi yapıyorum. Karnım doyunca tekrar yola çıkıyorum, Gemlik’te durmadan tırmanışa başladım.  Sadece ilgimi çeken bir tabelanın önünde durup resim çekiyorum. Köyün girişinde tabelasını görmemiştim, köyün çıkışında karşıma çıkınca duruyorum. Köyün ismi Kurtul, yani İstanbul ne kadar güzel olsa da aşırı kalabalıktan kurtulduğuma seviniyorum. Hem evime, İzmir’e kavuşacağım. O yüzden bir an önce Bursa’ya varmaya çabalıyorum.

Bu gün doğru dürüst sabah kahvesinden sonra hiç kahve içmediğimin farkına vardım Bursa giriş tabelasında. Yemekten sonra ikinci molamı Bursa şehrinin tabelasının dibinde veriyorum. Kendime şöyle okkalı, bol köpüklü bir kahve pişiriyorum. Kahve fincanından kahvemi keyifle içerken Bursa tabelasını çekiyorum. Bursa’ya varmanın sevinci var içimde. Kendi aracım olan bisikletimle, kendi gücümle buraya kadar geldim. Yanımda uyku tulumu, mat ve çadır olmadığı için İzmir’e kadar bisiklet süremeyeceğime üzülüyorum. Olsun başka sefere sürerek ve kamp yaparak giderim. Sağlık olsun.

Bursa tabelasında yazanlar; Bursa Nüfus : 2100000 Rakım : 155  Resimde sol elimde kahve fincanı.

Bursa’ya vardım ama otogar nerede diye aklımdan geçirirken henüz girişte olmamıza karşı otogara giden tabelayı görünce şaşırdım. Hemen haritayı açıp bakınca otogarın dibinde olduğumu gördüm. Buna çok sevindim, çünkü Bursa trafiği korkunç ve tehlikeli. Sürücüler de çok kaba. Arabaya binince yollar benim deyip kimseye saygı göstermiyorlar. Bunu biliyorum, sevincim o yüzden. Hemen otogarın içine girip Kamil Koç firmasından biletimi aldım. Bisikleti sorunsuzca otobüsün bagajına yerleştirip biniyorum. Otobüs hareket saati 17:00 de. 6 Saatlik bir yolculuk yaparak İzmir’e vardık.

Yolda kitap okuyarak ve İstanbul da yaşadığım günleri, dostları, yeni tanıştığım arkadaşları aklımdan geçiriyorum. Hazine torbama yeni insanlar, dostlar ve hikayeleri doldurdum. Yine de hazine torbam dolmak bilmedi. Bunun yanında hayallerimi gerçekleştirmenin mutluluğu var içimde kıpır kıpır. İçimdeki kıpırtılarla gecenin ilerleyen saatlerinde iyice azalan trafikte bisiklet sürerek Alsancak çimenlere vardım. Hava serin sadece üzerimde ceketim var, kısa pantolon üzerimde.

Alsancak ta vapur iskelesinin önünde İ harfi üzerindeki nokta merkezde kalacak şekilde nazar boncuklu İzmir yazısı önünde bisikletim KUZ ile resmini çekiyorum. Nazar boncuğun ortasındaki İ harfinin noktası lacivert renkli, kalın halkalar şeklinde dışa doğru sarı, beyaz, açık mavi ve en dışta lacivert renkte boyanmış. İzmir yazısı iki tümsek şeklinde kaidenin üzerine harfler lacivert renkte. Arkada yapraklarını dökmüş bir ağacın dalları sokak lambaları aydınlatmış. Daha akada geniş alanlar yeşil çim ekili. Kıyıları çiçek dikilmiş.

Bisiklet yolundan, trafikten uzakta aheste aheste gece serinliğinde eve vardım.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık Yalova dan Bursa’ya kadar 61 Kilometre civarı. Toplamda 72 Kilometre.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc

Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 3. Gün

21 Mayıs 2015 Perşembe

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Resimlerin bir kısmı Ferdiye aittir)

3. Gün

Kiraz – İğdeli – Buldan – Denizli

 

Gitmek.

Bir büyü gibi saran

Ağrılar yumağı, kışkırtılmış

Düşlerdir ki sen şimdi

Esirgeme kendini

Kederin o derin yalnızlığından

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Bisikletim KUZ ve kıytırık yol kıyısında park etmiş, az ilerinde siyah bir at duruyor.

20150521_105038

Ormanda uyumanın en güzel tarafı sabah kuş seslerinin erken saatlerde rüyama girmesi. Rüyaların hatırlanması uyanmadan önce son anlarda gördüğümüz rüyalardır. Filimler de, romanlarda bizlere anlatılan ve öyle hissetmemizi sağlayan korkunç canavarlar, hayvanlar, zebaniler falan öyle bir şey yok. Rüyalarıma da hiçbirisi girmiyor. Ormanın dinginliğinde kabus bile görmüyorum. Ormanda yaşayan canlılar doğal yaşamlarına devam ediyor. Bizlerin yolcu olduğunu bildiklerinden kokumuzdan anlayıp yaklaşmıyorlar bile. İşte böyle bir ortamda uyumanın zevkine doyum olmuyor. Kuşların tatlı ötüşlerini dinlemek orman terapisi etkisini gösteriyor. Uyandıktan sonra bahar ayında aşkla kuş cıvıltılarını dinleyip tatlı hayallere dalmak gibisi yok. Yaşadıklarım, yaşayacaklarım, sevdiklerim, dostlar. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni sohbetler hepsi aklımdan geçiyor. Hele hasret duyduklarım kavuşmayı bekleyen hasretler. Dinlenmiş beynimde taze düşünceler oluşuyor. Güne iyi düşüncelerle ve gülümseyerek başlamalı.

Çadırımın içinden dışarısı, düz çayırlık ve çam ormanı.

20150521_063203

Bir süre çadırımın  içinde tatlı hülyalara daldıktan sonra çadırımdan dışarı çıkıp akan dereden elimi yüzümü yıkadım. Bisikletleri ne olur ne olmaz diye birbirine kilitlemiştik. Üzerine de yağmurluğumu atmıştım. Gece bıraktığım gibi duruyor. Çaydanlığı akan dereden doldurup ocakta kaynaması için bıraktım.

20150521_063843

Sabahın erken saatlerinde kamp yaptığımız yerin etrafını şöyle bir kolaçan etmeye başladım. Dere kıyısında geniş bir otlak, neredeyse düz.

20150521_063905

Oradan dere yatağına giriyorum, dere pek coşkulu akmıyor. Herhalde gece pek yağmur yağmamış olacak.

20150521_063959

Derenin aşağı tarafı, az aksa da temiz görünüyor.

20150521_064013

Alanın diğer ucunda bir kuyu olduğunu gördüm. Üzeri çalılarla örtülmüş, içinde elektrikli su pompası var. Demek ki yazın dere akmıyor ve bahçelerini bu kuyudan çektikleri su ile suluyorlar.

20150521_064209

Epey geniş bir alan, burası köylülerin ortak kullanım alanı olarak kullanıldığı uygun bir yer. Belki düğün dernek yapılıyordur burada.

20150521_064409

Kısa gezintim bittikten sonra çadırların yanına gelip kahvaltılıkları çıkarıp bir güzel kahvaltı yapıyoruz. Güne iyi bir kahvaltı ile başlamalı. Kahve de üstüne iyi gitti doğrusu. Keyifli miyiz? keyifliyiz, keyfimiz yerinde mi? yerinde. Daha ne olsun ki ! Mutluluk her zaman yanımızda. Önemli olan o anı iyi değerlendirip yaşamak. Ocak üstünde cezvede ikinci taşımı bekliyor. Yanda iki fincan içi köpüklü.

20150521_083419

Kahvenin ardından toparlanıp yola çıkıyoruz. Gece karanlığında pek göremediğim iniş epey dikmiş. Bisikleti elde çıkarıyorum ta yola kadar. Ferdi beni arkadan çekiyor yokuşu çıkarken.

IMG_0438

Ana yola çıktıktan bir süre sonra, yakınlarda bize tarif edilen çeşmeyi görüyoruz. Suyu devamlı akıyor borusundan hemen tüm şişeleri tazeliyorum. Burada kalınır mıydı ? kalınırdı ama pek rahat edeceğimizi sanmıyorum. Çeşme yola yakın ve burada durup su alabilirlerdi gece boyu. Belli mi olur. Sonra ormanın sesi burada yoktu ki!

20150521_092600

Yolcu yolunda gerek diyerek yola koyulduk tekrar.

20150521_093453

Hava bulutlu, üzerimiz açık, Bulutlar yüksek dağların tepelerine çekilmiş. Tepeler boyu meyve ağaçları ve bahçeler, arada tek tük evler yapılmış. İnsanlar bir şekilde toprağı işleyerek yaşam mücadelesinde geçimini sağlamaya çalışıyor.

20150521_093457

Yağmur etrafı yıkamış, paklamış, durulamış tertemiz hale getirmiş. İşte hıyarın biri içtiği sigarasını izmaritini güzelliğin ortasına atıp gitmiş. Ne demeli bilmem…

20150521_100314

Çıkışlar bir süre daha devam ediyor, yol kıyısında ki kar çubukları buraya güzel kar yağışı olduğunun göstergesi. 1 metreyi geçtiği kesin.

20150521_101314

Heybetli çınar ağacı tüm görkemiyle burada su olduğunu belirtiyor. Yakından kadraja girmediğinden biraz uzaktan anca sığdırabildim. Bisikletim bariyere dayalı duruyor.

20150521_104111_HDR

At ve demir at, ikisi de siyah, ikisi de KUZ. İkisi de yavuz. Birlikte poz veriyorlar bana. At şimdilik dinlenmede ve otlamak için bağlanmış. KUZ da dinleniyor ama yoldaşım yemez, içmez. Sadece bakım ister, çamurları silinsin, zinciri yağlansın. Lastiklere gerektiğinde hava basılsın yeter. KUZ beni her yere sessizce götürür. Buralara kadar getirdi daha da ileriye götürecek. Hani bisikletçiler arasında söylenir ya “Demir Atlara binelim” diye sakın ola inanmayın söylenenlere. Çünkü bisikletlerin çoğunluğu alüminyumdan yapılma ve demir değil. KUZ gibi tur bisikletleri demirden yapıldığı için “Demir At” olarak söylenmesi yerindedir. Alüminyum at uymuyor söylemlere. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150521_105038

Bulutlar üzerimizde fıldır fıldır dolaşıyor. Bazı yerlerde üzerimize yağmaktan da geri kalmıyor yağmur. Ne de olsa bahar yağmuru, yağıp geçiyor çisentili olarak. Yolumuzdan da alı koymuyor bizi.

20150521_110709

Yine bir At görüyorum, resim çekesiye kadar at kafasını otlara gömerek yemeğine devam ediyor. Bisikletim ile atı çekiyorum.

20150521_145308

Kimsenin olmadığı kocaman bir ceviz ağacı ve küçük bir ev. Betondan banklar ve masa, dinlenmek için biraz mola vermeli.

20150521_152531

Pistonlar iyice ısındı, ceviz ağacının gövdesine pistonları dayayıp kanın başıma doğru akmasına yardım ediyorum. Kan devamlı ayaklarımın ucunda olunca ara sıra dengeyi sağlamak gerek. Sadece ayaklarımı ağaca dayalı olarak çekiyorum.

20150521_152751

Hem dinleniyoruz hem de kuru yemişle enerji depoluyoruz. Bir taraftan da gideceğimiz rotayı belirlemeye çalışıyoruz Ferdi ile. Çünkü Uluderbent köyünden sonra yol gösterici navigasyon yolu bayağı uzatıyor. O kadar dolaşmaya gerek yok diyerek dağlardan giden kestirme yoldan gitmeye karar verdik. Beton masa üzerinde sarı su matarası, çerezlerin poşetleri ve Ferdi. Kahramanımız Ferdimen.

20150521_152808_HDR

Bir süre daha gittikten sonra tam da tepenin üzerinde Ferdi çay içilebilecek bir yer bulmuş. Burası da hareketli bir mekan, hemen duble çayları içerek terimizi soğuttuk. Hem bakkal hem de çayhane. Barakadan yapılmış. Bisikletlerimiz park halinde, ben sandalyede oturuyorum.

IMG_0461

Çay molasının ardından bisikletleri kendi ataletine bırakarak Uluderbent köyüne kadar geldik pedal çevirmeden. Öğle zamanı, fazla yol gelmesek te çıktığımız yokuş enerjiyi bitirdi. Hazır sulu yemek yapan lokanta bulmuşuz. Bir kuru pilav yemeden geçmek olmaz deyip bir de bir baş soğan ve acı biber. Önümüzde bir süre daha tırmanış var Derbent’e kadar. Ondan sonrası da uzun bir iniş bekliyor bizleri. Köy geçiş yeri ve uğrak bir yer olduğundan dünden kalan yemek yok. Her gün pişirilip bitiyor ve yemekler leziz.Ferdi lokantayı çekiyor, üzerinde 4 daire de var.

IMG_0471

Yemekten sonra birden yokuş çıkmak karnımızdaki fasulyeler henüz öğütülmediği için kana karışmamış. Karın şişliğinden kendimi zorlamaya gerek yok. Bisikletten inerek sert olanları yürüyerek çıktım. Ferdi de beni çekiyor yürürken.

IMG_0480

Bir süre sonra hazım başladı ve normale dönünce yol almaya başladık. Bahçelerde kiraz ağaçlarından meyve gereksinimini henüz pişmemiş kirazlardan karşılayamıyoruz. Buraları yüksek rakım olduğundan henüz pişmemiş kirazlar. Sadece bakmakla yetiniyoruz. Henüz olgunlaşmamış kiraz ağacını yakından çekiyorum.

20150521_153838

Tatlı bir iniş başladı ve kilometreler hızla tükeniyor. Denizli il sınırına giriverdik birden bire. Bir günde üç il topraklarından geçtik. İzmir, Manisa Ve Denizli. Aydın sınırlarına bir kaç kilometre yakınından geçtik. Yol olsaydı dört ilin topraklarını görmüş olacaktık. Böyle her zaman yolumuza denk gelmez. Denizli il sınırını gösterir tabela. Yanında Ferdimen.

20150521_162002

Bayırlar ekin tarlaları ile kaplanmış, henüz yeşil ortalık.

20150521_164219

Buldan çatağına geldik, sadece girişinde biraz yukarı çıkıp marketten ve tuvaletten yararlanıyoruz fazla oyalanmadan. Daha gidilecek epey yolumuz var. Tabelada düz olarak; Sarayköy, Denizli, Antalya. Sağ tarafa ise; Buldan yazılmış.

20150521_173639

Denizli’nin dağları ufukta göründü.

20150521_185136

Buralarda tam da erik zamanı, bir kaç eriğin tadına bakmak gerek. Ben erik ağacından erik toplarken.

IMG_0511

Buldan dan sonra dik bir iniş yapıyoruz. Yol kaymak gibi olunca bir ara hız göstergesine bakınca 71 Km/hıza ulaşmışım. Daha önce 69.5 olan hız rekorum 71 Km/hıza çıkarmış oldum. İnsan bu kadar hıza ulaştığını fark edemiyor. Haliyle dikkatli bir şekilde ip gibi akıyorum. Fazla gitmedim bu hızda, hemen frenlere asılıp hızımı 50 Km/hızlara düşürdüm. Römorkum kıytırık hiç sorun çıkarmadan KUZ’u takip etti iniş boyunca yüksek hızlarda. Her zaman olduğu gibi bu kadar hızlı inersen düzlüğe çabucak varıyorsun. Güneş ufukta alçalmaya başladı. Ferdi beni inerken çekiyor, arkamda Güneş bulutların arkasında batmak üzere. Asfalta kızıl rengini yansıtmış.

IMG_0526

Güneşin son ışıkları üzerime vururken gölgemi de uzatmakta asfaltın üzerinde. Gölgeme bakarken korna çalarak az ilerimde bir araba duruyor. Arkasında da iki bisiklet. İzmir den arkadaşlar Gönül ve Bülent Karadağ çifti. Yolda karşılaşmanın heyecanı ile kucaklaşıyoruz. Bir süre sohbet ediyoruz, yükünüzü alalım diyorlar ama kabul etmiyorum. Kendimi test etmem gerek kıytırık ile. Arkadaşlar arabaya binip gittiler. Ben de yoluma devam ettim. Bir süre durunca Ferdi merak etmiş haliyle, yol kıyısında durup beni beklemiş. Arkadaşların arabasını görünce neden geciktiğimi biraz tahmin etmiş. Beni beklerken bulunca durumu açıkladım. Yol arkadaşlığı bu işte; biri ile karşılaşıp hasret giderdikten sonra yol arkadaşının seni merak edip beklemesi. Asfalta vurmuş gölgemi çekiyorum.

20150521_185720

Denizli’ye vardık hava kararmadan. Kamp alanı Denizli’nin diğer ucunda, daha epey yolumuz var. Bu arada gideceğimi yönde ufukta bulutun aşağı indiğini gördüm. Umarım biz gidene kadar bulut kalkar ve ıslanmayız. Rüzgarın yönüne bakacak olursan lodos ve yağmur bulutunun uzaklaşacağını tahmin ediyorum. Yukarıda bulutlar bizden daha hızlı hareket ediyorlar. Denizli şehir tabelasını çekiyorum. Üzerinde; Denizli, nüfus: 574000, rakım: 354 yazılı.

20150521_201024

Denizli’nin berbat trafiğinde dikkatlice ilerliyoruz, hava karardı ve aydınlatmaları yakıp fosforlu yeleği giydim. Ana yolda arabalar hızlı gittiğinden yan yolda gidiyoruz. İşte esas tehlike buradaki yolda, sağa giriş yollarında arabalar aniden önümüzü kesiyor. Dikkat etmezsek halimiz harap. Bir de yan yoldan gelip önümüzü kesmeleri yok mu. Bisikletlere alışkın olmadıkları belli. Trafik ışıkları, kavşaklar tam bir curcuna. Bu yoğun trafik ve gürültüsü enerjimizi tüketiyor resmen. Arkadaşlardan kamp yerini öğrendikten sonra navigasyona işaretleyip yol tarifi aldım. Bakalım yeri bulacak mı ? Bir süre iyi tarif etti ama sonunda kafası karışınca ters yöne götürdü. Baktık olmayacak canlı navigasyona baş vurduk. Bakkalın birine tenis kulübünü sorup yol tarifi alarak kamp yerini bulduk. Yollarda çareler tükenmez, hep bir çıkar yol bulunur. Gerçi canlı navigasyonlar yolu tarif ederken bazen kendileri şaşırınca yol tutmuyor haliyle. Yol tariflerine alışığız zaten. Buralarda yollar ıslaktı, kamp alanı da yağmur görmüş. Bizler ıslanmadık yol boyunca. Bizden önce arabaları ile yada otobüsle gelenler çadırlarını kurmuş bile. Biz de çadırları kurmadan önce son kalan akşam yemeğini yiyerek doyduk. Ardından uygun bir yere çadırları kurup eşyaları içine atıyoruz. Kıytırığı da bisikletten ayırıp çadırın yanına koyuyorum. Çadır kamp alanı sabit olduğundan fazlalık yük çadırın içinde olacak üç gün boyunca.

Daha önce tanıdığım dostlarla hasret gideriyorum, beni tanıyan ama benim henüz tanıyamadığım arkadaşlarla tanışıp kaynaşıyoruz. Festivali düzenleyen Pamukkale bisiklet derneği başkanı Yavuz Öge ve Halil İbrahim Kurt bize hoş geldin diyerek kayıtları alıp formaları veriyor.

Daha önceki yıllarda Denizli’ye 2 günde gelmiştim ana yoldan. Bu kez biraz yolu uzatarak 3 günde Denizli’ye ulaştım. Geldiğim yolu daha önce kullanmadığımdan yeni yollardan gelmek beni mutlu etmişti. Dostları görmek mutluluğumu kat kat artırdı. Daha ne isteyeyim ki?

Bu gün biraz abarttık galiba 118 Kilometre den fazla yaptım.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

99. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu 11. Gün

11 Nisan 2014 Cuma

Kaz dağı – Avcılar köyü – Akçay – Otogar Konak – Ev

(Kör arkadaşalar için betimleme yapılmıştır)

 

LODOS

Gökyüzünde bir yerlerde korkunç bir savaş var!

 Ucu bucağı yok

 Öyle sesler duyuyorum ki

 Öfkeyle savrulan kılıçlar gibi

 Kesiyorlar günahsız zeytin dallarını

Kırıyorlar öldürüyorlar !

 Bir tek kuş kalmamış kanat çırpan

 Kediler köpekler kuytu bir sığınak bulmuş

Oldum olası ürktüm ben bu savaştan

 Savaşın adı Lodos …

Nilgün Ünveren    31/01/2015

 

Öne çıkmış olan görsel, Uçurum kenarına üç kişi oturmuşuz, önümüzde Akçay ve Edremit körfezi var.

 

Yüksek rakım olmasına rağmen yağmış yağmurdan iyice yıkanmış hava gece iyi uyumama neden oluyor. Uykunun en güzel tarafı gün ağarmaya başladıktan sonra çamların yeşil yaprakları karbondioksit vermeleri birden bire oksijen vermeye başlaması ile oluyor. Uykunun bu bölümünde rüyalar görmeye başlıyoruz. Hem de renkli rüyalar. Ormanın içinde egzoz ve diğer sanayi kötü gazlar yok. Sadece karbondioksit olduğundan fotosentez yapmaya başlayan yapraklar karbonu kendine saklayıp oksijen atomunu dışarı soluduğunda iyice saf olan oksijeni soluduğumuzda gördüğümüz rüyaların iyice renkli olmasına neden oluyor. Buna bir de cıvıl cıvıl kuş sesleri sanki cennette uyumuşuz gibi. Gördüğümüz bu renkli rüyalar sabah daha dinç ve diri kalkmamıza neden oluyor.

Zinde uyanıyorum bu sabah, düşünceler duru ve temiz. Kaslarım dinlenmiş harekete hazır durumda. Kalkar kalkmaz ilk önce çadırı ve eşyaları topluyorum. Arkadaşlar da uyanıp toparlanıyorlar. Ardından güzel bir kahvaltı yaptık. Eşyaları bisiklete yükleyip yola çıkmaya hazırız. Son defa içerileri kontrol ediyoruz bir şey unuttuk mu diye.

Bu gün Sarıkız zirveye çıkacağız, eğer yolu bulabilirsek. Hep birlikte yumuşak toprak zeminde gitmeye başladık. Dün yağan yağmur yolun zeminini iyice yumuşatmış. Bazı yerlerde küçük su birikintileri var. Ama genelde zemin iyi. Orman yolunda üç bisikletli önümde gidiyor.

110420146577

Ormanın içindeki toprak yolda hafif aşağı doğru inişe geçtik. Hava tertemiz, bol oksijen ciğerlere dolarak bize güç veriyor.

110420146578

Sabahın serinliği var, rüzgarlıkları giydik. Üşütmemek gerek. Mustafa önümde, diğerleri epey ileride gidiyor.

110420146579

Yol bazen kuru dere yatağından geçiyor, Arkadaşlar ileride.

110420146580

Padişah pınarları mevki olan yere geldik. Hala 1000 metrenin üzerindeyiz. Buranın rakımı 1120 metre. Kimseler görünmüyor ortalarda bizden başka.

110420146581

V biçiminde arazide çamlar yamaca göre değil de teraziye göre dik çıkmış. Yeni çam fidanları da büyümekte.

110420146582

Dünkü yağmurdan dereler coşmuş durumda, her taraftan sular fışkırıyor. Rehberimiz İrfan arada durup yön tayini yapıyor. Etrafı iyice gözlemleyerek nereye doğru gideceğimizi kestirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de kimseyle konuşmuyor, kimseye de cevap vermiyor. Artık bunu iyice öğrendiğimizden onu öylece etrafı dinlemesini, görmesini sessizce izliyoruz sadece. Küçük bir dere akıyor, ileride İrfan durmuş etrafa bakarken orman içinde.

110420146583

İrfan’ın nereye gidileceğini düşünürken bekliyoruz. Beklerken de kesilmiş ağaç kütüğü ile bisikletleri ve arkadaşları çekiyorum.

110420146584

Genç çam ağaçları gözüme çarpıyor. Orman sürekli kendini yeniliyor. Yaşlı çürümüş ağaçlar devrilip yerine genç çam ağaçları alıyor. Yağmur da çam ağacını yıkamış, yeşil rengin tonu da göze çok hoş bir renkte çarpıyor.

110420146585

Bulutlar Kaz dağlarını henüz terk etmiş değil. Hala tepelerde dolaşıp duruyorlar. Bakalım şansımıza, yağacak mı bu gün. Şimdilik parçalı bulutlu, bulutlar üzerimizden geçip gidiyor. Daha çok güneş görüyoruz. Ama ne olacağını kestirmek güç, her an yağabilir. Bizler hazırlıklıyız her daim. Yağsa da gideceğiz hedefimize doğru.

110420146586

Bazı bulutlar vadiye inmiş sanki uykusu gelmiş öylece uzanmış.

110420146587

Bazen de çoğalıyor bulutlar. Dağı sarıp sarmalıyorlar.

110420146588

Yine yolun çatalında rehberimiz durup Sarıkız yolunu bulmaya çalışıyor. Bisikletim KUZ İrfan’ın yanında.

110420146590

Sağdaki yol hiç kullanılmamış, biz soldaki yola giriyoruz. KUZ yol çatağında.

110420146591

Bazı çam ağaçlarında asalak bitkileri görüyorum. Bu bitkiler toprakta kök salacam diye uğraşmadan ağaçların gövdelerinde, dallarında ağacın topraktan çektiği öz suyu hazırlop kendileri de yararlanmaktan çekinmiyorlar.

110420146592

Tertemiz havada bisiklet sürmek çok keyifli. İnanılmaz yollardan gidiyoruz. Hem de hiç karbon salınımı yapmadan kendi gücümüzle. İki pistonumuz var, bunlarla pedal çevirip doğayı kirletmeden, resimde gördüğünüz gibi yemyeşil çamların içinde bisiklet sürüyoruz. Daha ne isteyebilir ki insan?

110420146594

Sarıkız oralarda bir yerde  bizi bekliyor. Gitmeyi arzuladığım yerlerden biri Sarıkız. Ulaşılmaz gibi görünüyor ama ulaşacağız bir türlü. Hedefimiz Sarıkız zirvesi.

110420146595

Normalde hafif yokuş aşağı gitmemize rağmen bisiklet sanki çok ağır ve gitmiyormuş gibi. Pedal çevirmeden gitmek imkansız. Bunun nedenini arkaya dönüp baktığımda anlıyorum. Tekerlekler yumuşak toprağa iyice gömülerek gitmiş. Yağan yağmur toprak zemini iyice yumuşatmış. Yüklü olan bisikletlerimiz de yumuşak zeminde iyice batınca haliyle gitmek te zorlaşıyor. Bisikletim KUZ park halinde yolda. Solda ağaç kütüğü oyularak yalak yapılmış. Çeşme ise dal parçası kanal olarak oyulup suyun kanaldan akması sağlanmış.

110420146597

Sanki ormanda kaybolmuşuz gibi, bizden başka kimse yok görünürde. Sabahtan beri henüz kimseyi görmedik. Ormanda kaybolmak ne güzel, telefon çekmiyor, internet yok. Şehir gürültüsü, trafik sıkışıklığı yok. Kırmızı ışıkta geçen kimse olmuyor ormanda. Zaten trafik lambaları da yok. Dünyanın var olduğunu burada anlıyorum.

110420146598

Yine bir çatal ve İrfan, ellerini kalçalarına koymuş bizi bekliyor. Şu yöne gideceğiz diyor, biz de o yöne gidiyoruz. Ben nereye gideceğimiz konusunda hiç düşünmüyorum dert te etmeden. Dengesiz İrfana güvenim tam. Kaz dağlarında kaybolmuş gibi görünsek te bizleri hedefimize götüreceğinden eminim.

110420146599

Bazı yerlerdeki ağaçlar neredeyse yolu kapatmış durumda. Yol ürkütücü görünüyor. Yolun ortasında çıkmış olan çam fidanları buralara uzun zamandır insan eli değmemiş gibi. Buna ormancılar da dahil. Sanki buraları unutulmuş, hafızalardan silinmiş. Bir zamanlar açılmış olan yol bir daha hiç gelinmemiş gibi. Bisikletim KUZ yol ortasında.

110420146600

Çam fidanları neredeyse yolu kapatacaklar gibi. Eğer belli bir süre daha gelinmezse yol tamamen ağaçlarla kaplanacak ve bize geçit vermeyecek. Mustafa yanıma gelerek az önce sol yamaçtan bir domuzun bana geldiğini görünce bağırarak domuzu kaçırdığını söyledi. Ben de hiç farkında değildim, Mustafa çok korkmuş domuzun bana doğru geldiğini görünce. Elçek kendimi ve bisikletimi çekiyorum ormana dönüşmek üzere olan yolda.

110420146601

Yol birden bire bitti, haydaaa nasıl biter yol? Sağa sola bakındık herhangi bir taraf ta yok. Sağımız solumuz uçurum, radar karşı tarafta duruyor. Yanından geçmemiz gerekirken yol bıçak gibi birden bire kesildi. İrfan da buna çok şaşırıyor. Hesabı, yönü, pusulası şaştı. Buradan öyle görünüyor ki Sarıkız’a ulaşmamız olanaksız. İrfanın dediğine göre gece kaldığımız yerden önce sapağın birini kaçırmışız. Sapak ta dünden kaçmış. Artık geri dönmekten başka yapacak bir şeyimiz yok.

110420146602

Sevgili Mustafa yükü ağır. Kendinle beraber bir 150 kilo gelir. Zemin bazı yerlerde o kadar yumuşak ki bisikletten inmek zorunda kaldı Mustafa. Yürüyerek yoluna devam ediyor.

110420146603

Hakan’ın lastiği patladı, o tamir yaparken biz de keyifle seyrediyoruz. İşini tek başına hallediyor, yardıma gereksinimi yok. Biz de bakıyoruz ona.

110420146604

Kayalıklara geldik, burada yemek için mola vermeye karar verdik. Manzarası da güzel hani. Aşağısı uçurum.

110420146605

Sevgili rehberimiz kayalıklara oturmuş düşünüyor. Yolun bitmesi şaşkınlığı hala üzerinde. İçi içini yiyor, yolu nasıl şaşırdım diye.

110420146606

Mustafa da kendi keyfinde, nevaleleri çıkarmış öğlen yemeği için sucukları dilimliyor. O zaten tura katılırken kendini bize bırakmıştı. Biz nereye o da oraya, sesi soluğu da çıkmıyor. Yolun çıkıp çıkmaması umurunda değil. Bizlere güveni tam.

110420146607

Sucuklar soyuluyor, ben de manzaranın keyfini çıkarıyorum. Bu gün için yemek yapmaya 3 kişi için uygun değil. O yüzden ben de boşta kaldım.

110420146608

Sucuklar doğrandıkça pişirme işi irfanda olduğu için tavada başladı pişirmeye. Biren bire ortalığı sucuk kokusu sardı. Nefis sucuk kokusu iyice acıktırdı beni.

110420146609

İrfan da güzel pişiriyor doğrusu, yemek yapmaktan zevk alıyor. Mustafa da öyle olunca yolda yemek yapma konusunda sıkıntı duymuyorum. İki aşçı beni güzel doyurdu şimdiye kadar. Neyse ki küçük tavam burada işe yarıyor. Tavada pişen sucukları yakından çekiyorum. Aşağısı uçurum.

110420146610

Manzara güzel, hava mis gibi  çam kokuları. Bu kadar güzel bir ortamda rakı da ne gider değil mi? Mustafa çantasında kalan son rakı şişesini çıkarıp herkesin bardağına bölüştürüyor. Kadehlerimizi sağlığa kaldırıyoruz. İşte her zaman paylaşımcı gezgin ruhu ortaya çıkıyor. Her anı her yerde, hem de en güzel yerde ortam yaratılıyor. Hedefimize ulaşamasak ta Sarıkız nasıl olsa orada, başka sefere çıkarız. Her anı yaşıyoruz birer kadeh rakı eşliğinde. Yarasın!

110420146611

Yemekle beraber birer bardak rakı iyi gitti doğrusu. Yemeklerde bir yada iki bardak rakı iyi gider. Üçüncü bardak alkolün pençesine doğru iter. Onun için fazlaya gerek yok. Kendini ispat etmek için yok şu kadar içtim, yok bunu devirdim demeye gerek yok. Atalarımız ne demiş ; “Azı karar çoğu zarar.” Özcan dördümüzü manzara eşliğinde rakıları kaldırmışken çekiyor.

110420146612

Kaz dağları bulutları yakalamaya çalışıyor ama bulutlar bu gün pas vermeden geçip gidiyorlar kuzeye doğru. Belli ki şimdilik bulutlar yüklü değil. Yemekten sonra birer kahve iyi gidiyor.

110420146614

Karnımız doydu, keyfimizi de yaptık, yola çıkma zamanı. Mustafa önde gidiyor.

110420146616

Durup resim çekmeden olmaz. Beni ve ağır yükümü taşıyan bisikletim KUZ. Arada dinlendirmek gerek. Gerçi demir atım hiç yorulmaz, o kadar yükle bu dağlarda gezip duruyor. Gıkı bile çıkmaz ama bana göre dinlenmesi gerek. Bunu hakkettiğine inanıyorum.

110420146617

Baş tanrı Zeus’un yıldırımlarından biri gördüğüm bu ağaca isabet etmiş olmalı. Ağaç ikiye yarılıp gövdesinin ortasından kırılmış. Çok  kötü darbe almış olmalı. Zeus’un kızgın bir anına denk gelmiş.

110420146618

Mustafa sessizce yoluna devam ediyor. Ormanın sessizliğine uymuş sanki. Bizim gibi çılgın sesler çıkarmıyor. Henüz bağırdığını da duymadım. Çok ta uyumlu,  böyle olmasının sebebi erken yaşta ailesinin tüm yükünü omuzlarına binmesi. Uzun yıllar bu yükü başarıyla yerine getirmesi sessiz, sakin ve olgun biri olarak hep ciddi durmasına neden olmuş. Belki de hayatında hiç yapmadığı şeyleri yapıyor bizimle birlikte. Her ne olursa olsun Mustafa’yla daha tanışmadan ilk telefon görüşmemizde kanım kaynamıştı. Tanıştıktan sonra da çok sevdim, harika bir insan. Yamaç dik, yol düz ve terazide açılmış ormanın içinde.

110420146619

Bazı yerde yolun alanı genişliyor. Çam ağaçları da genç, en fazla 30 yıllık.

110420146620

Arada çiçek açmış ağaçlar da görmek olası. Hep çam ağaçları arasında gelin gibi süslenmiş bu ağaç ormana ayrı bir renk katmış. Büyük bir olasılıkla bu ağacı ormancılar dikmiş olmalı. Çiçekler çoktan açmış yapraklar tomurcuklardan çıkmak üzere.

110420146621

Sıkça çeşmeler görüyoruz yol boyunca. Suları takviye yapmadan geçmiyoruz. Gerçi daha çok inişteyiz, öyle terlemeden iniyoruz. Fazla su kaybı olmadığından  su da pek içmiyorum. Sadece suları tazeliyorum çeşmeden. Böylece plastik şişelerde suyum fazla kalmamış oluyor. Her zaman taze.

110420146622

Yön tabelalarına denk geldik, giderek Kaz dağlarından aşağıya inmişiz epeyce. Tabelada; Sağa doğru Padişah pınarları 6 km, Düden alanı 8 km. Sola ise Dereçatı 13 km yazılmış.

110420146623

Yollar hep çatal, hep çatal. Yine tekerlek izleri bizim gideceğimiz yolu belirtiyor. Biz soldaki yola girdik.

110420146624

Dün yağan yağmurdan gevşemiş olan toprak zemin. Bagajlarımız yüklü olduğu için ağırlıktan tekerlek izleri haliyle derin oluyor. Yolda izleri biz yapıyoruz, isteyen takip etsin. Bir şekilde kendi yolumuzu çizmiş olduk. Önemli olan da bu zaten.

110420146625

Çıkışta bizleri geride bırakan dengesiz inişte geri kalıyor benden.

110420146626

Kaz dağları uzaktan pek azametli görünmesine rağmen içinde yaşamak apayrı bir şey. Zirveden inmemize rağmen ufak ta olsa bazen çıkmak gerekiyor küçük tepeleri.

110420146627

Ormanın sessizliğini dinlemek ne güzel; sakin, sessiz, dingin, huzurlu.

110420146628

Bu ağacı Baş Tanrı Zeus ellememiş anlaşılan. Yanık, kırık yok devrilmiş yana doğru. Olsa olsa bunu ancak Herkül yapar ancak. Muhteşem gücü ile her şeyi yerinden oynatan halkın kahramanı Herkül.

110420146630

İnişe devam ediyoruz.

110420146631

Epey inmişiz, bir de yanlış yola girdik üstelik. Tabelalar aşağı yukarı ne kadar indiğimizi gösteriyor. Padişah pınarları 11 km, Düden alanı 14 km.

110420146633

Kaz dağları milli park giriş kapılarından birine geldik. Kapıdaki görevli bizi görünce şaşırdı; bunlar nereden geldiler diye. Kaz dağlarını korumak için kapıları koymuşlar. Kaz dağlarını kuzey tarafında fazla yerleşim alanı yok. Fazla insan kalabalığı da yok. Denize kıyısı olan güney tarafı neredeyse tüm kıyı kesimi yazlıkların kaplaması ile aşırı insan kalabalığı var. Bir de Balıkesir ilinin Edremit ilçesi de içeride olmasına rağmen nüfusu kalabalık bir şehir. Ormanlara en çok zarar veren canlılar da insan olunca ormanı koruma gereği duyulmuş. Ormanı sadece mangal yakmak için piknik alanı olarak kullanan bu insanlar çok tehlikeli. Piknik yapmaya gelen insanlar her istediği şekilde her yerde mangal yakarak ortalığı et kokusuna bürüyor. Ardından dev çöp yığınları bırakarak. Ormanda başka canlı yaşamış umurlarında değil. Bu canlılardan nasıl kurtulacağız bilmiyorum.

İşte kapitalizmin yarattığı düzen burada da kendini gösteriyor. Milli parka, ormana giriş ücretli! Aynı zamanda bisikletlileri de almıyorlar içeriye. Bir kaç bisiklet kazası, çeşitli yaralanma olmuş dağlarda. Ormancılar arama kurtarma işleri ile uğraşmamak için sorumluluk kabul etmeyerek bisikletli girişi yasaklamışlar. Bunu kapıda ki görevliden öğrendik. Görevli ılımlı olacak bizlere bir şey demedi şükür. Tabela yanında bisikletler park halinde. Tabelada, sola doğru; Şahin dere kanyonu 5 Km. Sağa doğru; Düden çatı 14 Km, Düden alanı 15 Km yazılmış.

110420146635

Üç dengesiz oturup Ege denizinin muhteşem görünümüne bakıyoruz. Manzarayı bozan tek şey kıyıları yağmalamış yazlıkçılar. Beton binaların çirkinliğine rağmen biz daha çok ufka bakmaya başladık. Karşıda Midilli adası neredeyse tüm ufku kaplamış. Bakalım bir gün Midilli adasında pedal basıp dağlarından buraları, Kaz dağlarını seyredebilecek miyiz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

110420146636

Hakan pozunu veriyor denizden gelen esintiye karşı. Sanki uçacakmış gibi kollarını yana açmış.

110420146638

Sevgili Hakan Berkan ve Özcan Doğan; 3 günlük tanışıklığımızda öyle fazla sohbet edemedik. Birlikte geçirdiğimiz günler çok güzeldi. Beraber kaz dağlarını aştık, onlarla birlikte dağları aşmanın gururunu yaşıyoruz. Resimde hakan Berkan.

110420146639

Bu da Özcan Doğan.

110420146640

Orman bittiğine göre bitki yapısı da değişiyor. Zeytin ağaçları çarpıyor ilk önce gözüme.

110420146641

Henüz  hala yüksekteyiz ve iniş kıvrıla kıvrıla devam ediyor.

110420146642

O da  KUZ gibi evi sırtında istediği yere gidiyor, istediği yerde uyuyor. Anlayacağınız o da bizim gibi gezgin.

110420146643

Bahçeler, zeytinlikler giderek çoğalmaya başlıyor.

110420146644

Dere yatakları sert kayalardan oluşmuş. Yağmur suları giderek aşındırmakta. Seneye aynı durumda görmemiz imkansız.

110420146645

Uzaktan gördüğümüz dağlardan kıyıya ulaşmak öyle kolay değil. Arası epey mesafeli. Henüz deniz seviyesine inmedik. Aşağımızda Avcılar köyü görünmekte. Kıyıdaki betonarmeyi boş verin. Karşıda Midilli adası.

110420146646

Avcılar köyüne vardık, inişte kahveden bize seslendiler durun diye. Durup baktık ki Kaz dağlarının imparatoru Muammer Kızak. Arkadaşları ile dağları dolaşmışlar dönüşte köyde çay molası vermişler. Onları görünce hasretle sarmaş dolaş birbirimize sarıldık. Bizleri çay içmeye buyur ettiler. Dağlardan gelen sular köyün içinde küçük kanaldan aşağı akıyor. Bisikletleri kanalın içine, buz gibi dağ sularında soğutmaya bıraktım.

110420146647

Biz de kahveye oturunca kalabalık grup oluştu. Ortam havası birden değişti, her zaman aynı sohbetleri yapmaktan bıkmış olan köylüler de değişik konularda bizlerle sohbete başladı. Kahve neşe doldu sanki. Duble çaylar sohbetimize sıcaklık kattı.

110420146648

Bir süre köyde dinlendikten sonra Muammer Kızak ve arkadaşları ile birlikte ana yola indik. Köyün girişinde toprak yoldan asfalt yola girmiştik zaten. İzmir – Çanakkale ana yol da kaymak gibi. Yüklü olmamıza rağmen  bütün gün ağır bisikletlerimizle yağmurdan gevşemiş toprak yolda düşük hızda, daha çok  firenle inmemiz yormuştu bizleri. Kaymak gibi yolda hızımız arttı. Öyle ki birbirimizi gaza getirip 45 km/h kızına kadar çıktık. Ağır yükümüze rağmen hızını alan bisikletimiz rüzgar gibi gidiyor. Altınoluk’tan Akça’ya kadar çabucak geldik.  Mustafa kendi aynasından benim resmimi çekmiş.

893576_10152734694913222_5419133551963304078_o

Akçay da karnımızı doyurduktan sonra evden gelen haberle turu buradan bitirmek zorunda kaldım. Akşama misafirler davetliymiş, mutlaka gelmemi istediler. İrfan ile Mustafa Akçay da pansiyonda kalacaklar bu gece. Tura birlikte devam edecekler. Hakan ve Özcan bizle vedalaşıp ayrılıyorlar. Ben de İrfan ve Mustafa ile vedalaşıp oto gara doğru giderek otobüs hareket saatlerini sordum. Sebat turizmin otobüsü 5 dakika önce kalkmış. O da son otobüs olduğunu söylediler. Metro turizm otobüsünden bilet alayım dedim görevli otobüslerin bagajları dolu almazlar deyip bileti kesmedi. Otobüs gelince şöfere alır mısınız deyince yer yok diye kabul etmedi.

Metro turizm şöferlerin eline kalmış berbat bir firma. Şöfere Allahından bulasın deyip oto gardan ayrıldım.

İrfan’ı telefon ile arayıp nerede olduklarını öğrendim. Kaldıkları pansiyona giderek o gece onlarla birlikte kaldım. Artık eve gidemeyeceğime göre. Sıcak bir duşun ardından güzel bir uykuyu hakkettik doğrusu. Ertesi gün erkenden kalkarak arkadaşlarla tekrar vedalaşıp kahvaltı yapmadan otogara giderek biletimi Sebat  turizmden aldım. Hava yağışlıydı. Otobüs perona yanaşınca boş olan bagajın içinde çantalarımı sökmeden bisikleti olduğu gibi yatırdım. 2 Saatlik yolculuktan sonra İzmir oto garına gelerek bisikleti bagajdan indiriyorum. Ardından eve kadar aheste aheste pedal basarak ulaştım. Nasıl olsa misafirler dünde kaldı.

Acelem de yok. Neyse evime kavuştum sonunda. Bisikletim KUZ evin önünde, kemerli kapı dekortaş ile yapılmış. Kilit taşında nazar boncuğu takılı. Girişte merdivenler var. Evim iki katlı, pembe badanalı, ben üst katta oturuyorum balkonlu yerde. Bahçem yeşillik içinde, Erguvan, melisa, ıhlamur ve limon ağaçları var. Kaldırım taşları sarı – beyaz renk ile boyalı.

120420146649

Böylece 11 günlük bir turun daha sonuna geldim. Bu turda yeni insanlar tanıdım, yeni dostlarım oldu. Güzel zaman geçirdik dostlarla.

Başka bir turda görüşme dileği ile. Haydi siz de çıkın yola, bisikletin özgürlüğünü yaşayın.

Bu gün yaptığım yol toplam : 78 km

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 13. Gün

14 Eylül 2013 Cumartesi

Karadeniz ucunda bir günlük tatil

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Genişliğin Ölçüsünü Alırken

 

Yakalamak boşluğu boşa gideni boş günleri

Aynı suda yıkanmak aynı düşü görmek tekrara dokunmak

Ters tepmek geri saymak hemen aniden kıstırmak

Cesareti esaretten ayırıp çark etmek

 

Yoğun düşünmek çoğul gütmek tek teker üstünde

Kendine durmak kendi dünyanda kendi hesabına

Toptan sevmek tümden ayrılmak bütünün ucunu bulmak

Anlamak / Anlamadan yaşayanlardan öğrenmek

 

İz sürmek yüreğinin göz attığı yerde çadır kurmak taht kurmak

Yıldırımları parlamak şimşekleri çakmak yük atmak

Ağırlığını ölçmek uzunluğun / Genişliğin ölçüsünü almak

Tadına varmak şimdiden her şeyden önce ve geç kalmadan

Agim Rıfat YEŞEREN ( Kısa Kollu Palto Şiir kitabından Prizren KOSOVA )

 

Öne çıkmış olan görsel, etrafı sazlık olan göl manzarası, lagün.

1409201337011

Dün akşam toplanan bulutlar derin uykudayken birden bire lodos fırtınası ile beni uyandırdı. Dışarı çıkıp şöyle bir etrafı gözlemledim; rüzgar deli gibi esiyordu, ağaçlar bir o yana bir bu yana rüzgarın şiddetine kendini bırakmış, sallanıyordu. Hava lodos rüzgarıyla resmen patlamıştı. Nerdeyse ev uçuyordu pencereden. Lodos karadan esince longoz ormanı deniz gibi kara yeşil renkte dalgalanmakta. Henüz yağmur yok. Hava; anlayabilir misiniz bilmem ama benim için çok güzeldi. İğneada’ya kadar Güneşli mavi bir gökyüzü altında, ara sıra bulutlandı ama fazla rüzgar yoktu. Şiddetli rüzgar ağaçların dallarına ve yapraklarına değerken çıkardığı sesler müthişti. Bazen çatırtılar geliyor, sanırım zayıf dallar kırılıyordu bazı ağaçlarda. Her yandan sesler geliyordu. Yalnızca senfoni orkestrası biraz ritmini hızlandırmıştı sadece o kadar.

Deli rüzgar ormanın içinde zayıf, çürük ne varsa silip süpürüyor, tertemiz yaparak ardından yağmuru ile yıkayıp paklıyordu. Ve ben bu havayı seviyorum. Bir süre dolandıktan sonra yağmur başlayınca çadırımın içine girdim. Girer girmez de yağmur öyle yağmaya başladı ki anlatılmaz. Rüzgarla beraber çadırın her tarafına yağmur damlaları vuruyordu. Çadırım eski olduğundan suyun girmesi kaçınılmaz. Çadır dostum genç şair Feyyaz Alaçam’dan bana hatıra. Kim bilir kaç binlerce kilometre yol yapmış en güzel yerlerde kurulmuş, güneşli günler, fırtınalı havalara göğüs germiştir. Ben ona güveniyorum, bu fırtınayı da atlatacaktır. Hal böyle olunca cep telefonu ve eşyalarımı naylon torbanın içine koyarak ne olur ne olmaz diyerek ıslanmasını engelledim ilk önce.  Çadırı ağaçların altına kurmama rağmen yağmurun ve fırtınanın etkisini ağaçlar koruyamadı. Yıldırımlar her yöne düşerek  ışıkları çadırımın içini bile aydınlatıyordu, ardından gök gürültüsü. Ortalık gümbür gümbür, çatur çutur sesleri dinliyorum.

Bir süre sonra çadırın içine sular girmeye başladı, küçük göletler oluşunca havlu ile suları alıp çadırın altından dışarı sıkarak boşaltmaya çalıştım. Fırtına öyle şiddetliydi ki neredeyse çadırı yere yapıştıracaktı. İçinde ben olmasaydım büyük bir ihtimalle çadır uçup gitmişti. Ellerimle rüzgarın estiği yöne doğru çadırı içten tutarak yatmasını önlemeye çabaladım, polleri de kırabilirdi fırtına. Arada sular çoğalınca havlu ile boşaltma işlemine de devam ettim sürekli olarak. Altımda mat ve şişme mat olunca uyku tulumu ıslanmıyordu, bu iyiydi. Fırtına ve yağmurun ne kadar süreceği belli değil. Fırtına ve yağmur gece 02:30 da başlamıştı. Hemen hemen 2.5 – 3 saat kadar sürdü mücadelem, uykum olmasına rağmen fırtınanın dinmesini bekledim. Fırtına durunca yağmur normal yağmaya başladı. Son kez çadırın içindeki suları havlu ile boşaltıp yattım ve sabaha kadar deliksiz uyudum.

Fırtınalı yağmurlu güzel bir gecenin ardından yepyeni bir güne uyandım. Doğa temizliğini yapmış yeni bir güne başlamıştı. Hava açık ve Güneş pırıl pırıldı, sanki Güneş yağmurda yıkanmış gibiydi. Her ne kadar az uyusam da 08:00 gibi kalkarak elimi yüzümü yıkayıp çadıra girerek eşyalarımı piknik masasına taşıyıp seriyorum. Bisikletimdeki çantaları naylonla örtmemiştim, her şey ıslanmış vaziyetteydi. Çadırı, uyku tulumu, matları, ıslanan elbiseleri, çantalarda ıslanan eşyaların hepsini güneşe kurusunlar diye serdim. Akşamdan kahvaltı için ekmek almıştık. Çay demleyerek güzelce kahvaltımızı yaptık  can ile birlikte. Bu gün dinlenme günümüz ne de olsa. Kahvaltının ardından bir de kahve pişirerek kafimize keyif kattık. Elçek ile kahve içerken resmimizi çekiyorum Can ile birlikte.

1409201336981

Bu da sevimli bekçimiz, o mu bizi bekliyor yoksa biz mi onu bekliyoruz? Kim bilir geceki fırtınadan korkmuştur garibim. Biraz ekmek vererek karnını doyuruyoruz. Açık kahve – beyaz renkli köpek yere oturmuş bize bakıyor.

1409201336991

Kamp yaptığımız yerin yanında  erikli gölü var. Derelerin deniz ile bağlantısı olmadığından göle dönüşmüş. Gölde sazlar ve çeşitli bitkiler sarmış durumda. Ördekler başta olmak üzere çeşit çeşit kuşları da görmek mümkün. Bazılarını görmesek te seslerini duyabiliyorum. Gölde avcılar da mevcut ördek avlamaya çalışıyorlar. Ağaç tabelaya oyma olarak Erikli Gölü sola ok işareti yapılmış.

1409201337001

Gölün bir resmini çekiyorum göl kıyısından. Etrafı kısa sazlıklarla sıkı olarak çevrelenmiş göl. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

1409201337011

Ayrılık Sevdaya Dahil
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın

En görkemli saatinde yıldız alacasının

Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader

Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın

Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları

Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan

Onu çok arıyorum onu çok arıyorum

Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları

Bir yerlere yıldırım düşüyorum

Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan

Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu

Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş

Tedirgin gülümser

Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili

Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar

Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili

Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar

Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu

Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte

Yansımalar tutmuş bütün sahili

Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil

Çünkü ayrılanlar hala sevgili

 Atilla İlhan

Burası da derenin denize ulaşmaya çabaladığı kesim. Dere ne kadar çabalasa çabalasın Deli poyraz estiğinde kudurmuş dalgaların getirdiği kum ile her zaman derenin önünü keserek galip geliyor. Longoz oluşumunu anlatan belgelere göre derelerin getirdiği alüvyonlarla önünün kapatıldığını açıklıyor. Bence öyle değil, sahildeki derenin denize kavuşmaya çalıştığı yeri görünce durumu fark ediyorum. Öyle alüvyon göremedim ortalıkta, sadece kumsal var denize kadar. Kumsalın karaya olan derinliği gösteriyor ki 5- 10 metrelik dev dalgalar anca böyle bir kumsal yapabilir. Zaten bir günlük bir poyraz fırtınası yetiyor sahili kumlar içinde bırakmaya. Kapanan dere ağzı bunu aylarca açmaya uğraşıyor, Ama zamanı yetmiyor kendine yatak açmaya. Yine bir fırtına kumlar dere ağzını yine kapatıyor. Karadeniz muhteşem.

1409201337021

Gece o kadar fırtına ve yağmura rağmen dere kendine yol yapıp denize ulaşamamış. Bu aynı Mecnun’un Leylasına ulaşamaması gibi bir aşk meselesi sanki. Dere denize aşık Deniz de dereye, tutkulu bir aşk. “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli” . Umutsuz bir aşk, umarsız. Sevdaya dair.

 

Taş Sekmez Dere Ağıtı

 Yüzüm güneşe

Sırtım dünyaya yaslı

Göbek deligimde yosunlardan bir bahar

 Gök

Mavilemesine mavidir de

Balık oynamaz yüregimde, taka yüzmez

Bir taş sektirenim bulunmaz içerde

 Kara (olma) deniz

Yakın ol

 Sana

Dört adım

Uzakta olmak

Kurutacak beni…

Feyyaz Alaçam

 

Derenin denize kavuşmaya çalıştığı yer, önü yükselmiş kumsal, ardı deniz. Karadeniz.

1409201337031

Gördüğünüz sahil muhteşem Karadeniz’in en batısı. Fırtına sonrası dinginleşmiş gök yüzü, bulutlar yükünü boşaltmış, sakin esen lodosa kendini bırakıp süzülüyorlar pamuk tarlası gibi.

1409201337051

Hava lodos olduğu için Karadeniz sakin, sadece dip dalgası belirli zaman aralıklarıyla sahile kendini bırakıyor.

1409201337071

Tüm gün boyu tembellik ediyorum. Sahilde kah dolaşarak kah denize girerek  tembellik hakkımı kullanıyorum. Arada tembel olmak, dinlenmek gerek, makine değiliz, acelemiz de yok. Denizin de girilecek en güzel ayındayız; Eylül ayı. İğneada da yaz 1 ay sürüyormuş anlattıklarına göre. Diğer aylarda çoğunlukla fırtınalı, soğuk ve yağmurlu oluyor. Kış günleri de soğuk ve kar yağışlı. Zaten İğneada’nın sahilinin önü açık, fırtınalar her an patlayıp ortalığı hallaç pamuğu gibi dağıtınca sakin günler de az oluyor. Kendimi Karadeniz ile birlikte elçek resim çekiyorum.

1409201337081

Kamp yaptığımız alanın önüne yol yapılmış limana doğru. Yolda yüksek yapılmış dev dalgalar bozmasın diye, bir nevi set biçiminde olmuş. Kamp alanı da deniz seviyesinin biraz altında.

1409201337091

Uçsuz bucaksız Karadeniz, Av yasağı 1 Eylülde bittiğinden balıkçı tekneleri balık tutmak için denize açılmışlar. Karadeniz de nasiplerini tutup limana dönüyorlar. Ufukta balıkçı teknesi.

1409201337101

Tembellik güzel şey, ara sıra yapmalı. Geceki fırtınadan sonra havanın sakin olması iyice cıvataları gevşettim. Sanki bitlerim kabardı.  Öğle yemeğinden sonra biraz çadırda kestirdim. Özlemişim akşam 5’te şekerlemeyi. Akşama kadar eşyaların hepsi kurudu ve bagaj çantalarına yerleşti. Mavi boyalı piknik masasında oturmuş güneşleniyorum. Arkamda bisikletim KUZ ve mavi çadırım. Hepsi de güneş altında.

1409201337121

Kamp yeri gerçekten çok güzel bir yer. Bir tarafında göl, bir tarafında deniz, ayrıca ağaçlar. Doğanın içinde kamp atmışız gibi geliyor. Sezonda kim bilir kaç para ister bir çadır yer için? Kim bilir? Piknik masasında oturmuş, KUZ solda, arkada turuncu büyük bir çadır kurulu ama kimse yok.

140920133713

Ağaçların Yaprakları ve meyveleri duta benziyor ama dut değil. Sakın aldanıp yemeyin. Değişik bir ağaç.

1409201337151

Gün içinde dinlenerek geçtikten sonra akşam yemeği için kasabaya giderek balık ekmek yiyerek karnımızı doyurduk. Akşam için bir kaç bira aldık. Ardından kamp alanına dönüp yanımıza aldığımız biraları içerek sohbete başladık. Şimdi İzmir’e dönüş yolundan nereden gideceğiz diye haritadan bakarak yolumuzu belirledik. Benim düşüncemde Kıyıköy’e uğramaktı fakat kıyıdan yol olmadığı için bu fikirden vaz geçtik. Bu bize 2 gün fazladan yolda olmamız demek. Dönüş yolumuz kabaca Demirköy – Pınarhisar’ın yanından Ahmetbey köyü. Ahmetbey de kasap köftesi meşhur olduğunu söyledi Can. Daha önce yemiş kasap köfteyi. Sohbet ettiğim kişiler de Ahmetbey de kasap köfte yemeden geçmeyin diye tavsiyelerde bulundular. Oradan Muratlı – Tekirdağ , arabalı vapur ile Erdek. Erdek’ten şöyle cetvelle düz bir çizgi çizerek sırasıyla Edincik – Gönen – Balya – İvrindi – Dereköy – Bergama. Çanakkale yolundan Aliağa. Metro ile Alsancak ve sahilden aheste aheste ev. Artık yolda ne olur bilinmez diyerek konaklayacağımız yerleri belirlemedik. Duruma göre nerde akşam orda sabah olacaktı. Bunu yola bıraktık. Yol en iyisini bilir. Böyle çene çalarak akşamı ediyoruz. Artık yatma vakti geldi, birbirimize iyi geceler diyerek çadıra girip tatlı bir uykuya dalıyorum.

Bu gün dinlenme ve tembellik günü olduğu için yol yapmadığımızdan Kilometre falan yok.