Etiket arşivi: metropolis

Afyon Frig Vadisi Bisiklet Turu 2. Gün

19 Haziran 2021 Cumartesi

Emre gölü – Bayramaliler – Ayazini – Emre gölü

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Afyon’un kaymağı dillere destan,
Bolvadin kızları giyerler fistan,
Sandıklıda bağban Çayda gülistan,
Afyon kalesinin eteklerinde!

Rabia Barış

 

Öne çıkmış olan görsel. Kıvrılarak giden yol düzlükte, tepelerde çam ormanı. Kıvrık yolda bisikletler ardı sıra gidiyor.

DSCN2153

Güzel bir uyku uyudum sayılır gece boyu. Erkenden gözlerim açıldı, hemen tuvalete gidip kimse uyanmadan elimi yüzümü yıkıyorum. Rahatlamış biçimde güne başladım. Sabah kahvesi için hazırlık yaparken karşımdaki tepenin üzerinde kocaman bir kuş gözüme ilişti. Fotoğraf makinemi alarak kuşa yakından bakıp bir kaç poz çektim. İçlerinden en net olana bakınca bu kuşun kuzgun olduğunu görüyorum. Bana ilk önce şahin gibi gelmişti uzaktan. Yakınlaştırınca iyice ne kuşu olduğunu rahatça görüyorum. Uzaktan karga çok büyük görünüyor. Makine çok iyi ve net çekiyor uzaktakileri.

DSCN2141

Kahveyi yapıp afiyetle içtik şanslı olanlarla birlikte. Yanımda bacanağım oturuyor. İkimize kahve pişirip fincanlara doldururken Haşim Ağca bizi çekiyor. Sehpa üzerinde kahve kavanozu, el değirmeni, fincanlar, şeker, ıslak mendil, kahve kutusu. Arkada tel örgülü spor sahası.

207326548_4697100310318336_7903688281336853521_n

Kahve içmek için gelenlere de kahve yapıyorum. Dört kişi yanımda kahve pişmesini beklerken Haşim Ağca bizi çekiyor, bir kişi ayakta, diğerleri kendi sandalyesine oturmuş.

210719912_4697100100318357_8648896160673168186_n

Kahvemizi içtik, sıra kahvaltıya geldi. Tek yerden dağıtım yapılınca uzun kuyruk oluştu. Aç olanlar ilk önce sıraya girmişti çoktan. Benim acelem yok, aç olsam bile sıraya sonradan katılıp yemeğimi alıyorum. Kahvaltı tabağını alınca kendi masamıza oturup yiyoruz. Çaydanlığımı getirmiştim yanımda. Kendi çayımızı demliyorum, böylece çayı bolca içiyoruz kahvaltıyı yaparken. Kahvaltı masasında Bacanağım, İsmail ve ben oturmuşuz. Haşim Ağca da bizi çekiyor.

208574554_4697101743651526_2212837691966996782_n

Kahvaltıyı yaptık, verilenler az da olsa karnım doydu sayılır. Zaten her festivalde durumları bildiğimden mükemmel bir kahvaltı yada yemek beklemiyorum. Ne bulursak yiyorum, şikayet etmenin anlamı yok. Kahvaltıdan sonra Mersin’den Zerrin Aslantaş ayna bulamayınca soruyor aynanız var mı diye? Ben de var deyip dikiz aynamı gösteriyorum gidonuma takılı olan. Zerrin de rujunu çıkarıp dudaklarını kırmızıya boyuyor. Zerrin kiraz dudaklı oluyor böylece. Zerrin’i dudaklarına ayna karşısında ruj sürerken çekiyorum bir poz.

DSCN2146

Kamp alanı girişindeki afişi Haşim ağca çekmiş. Afişte; kırmızı renkli bisiklet, Free Pedal, Afyon Frig vadisi bisiklet festivaline hoş geldiniz. Bisiklet ve doğa sporları topluluğu. En altta da destek olanların logoları.

206132697_4697060810322286_6068362887211673700_n

Kahvaltı bitti, yola çıkmak için hazırlanıyor bisikletçiler. Hareket henüz verilmedi, ben de bekleyen bisikletçileri bir poz çekiyorum. Önde beton elektrik direği, metal aydınlatma lamba direği, arkada tepeler var. Eskişehir’den Osman abi de aramızda, yanında iki arkadaşı daha var. Üçü de tura çıkmışlar Eskişehir’den. Benimle vedalaşıyor. Nereye gideceklerini sorunca Afyon yönüne doğru pedal sürüp Eskişehir’e döneceklerini bildirdiler. Ben de onlara iyi yolculuklar dileklerimi ilettim. Onlar bizden önce yola çıktılar.

DSCN2148

Kamp alanı tesislerini yukarıdan, dron kamera ile çekilmiş resmi.

201348983_564166067910003_2146853056099247260_n

Herkes hazır olunca bisikletler yola çıktı, tesisin sağ tarafındaki yoldayız. Az gidince Emre gölü göründü, karşıda yerden düz olarak fışkırmış kayalıklar var.

DSCN2149

Daha ileride başka kayalıkları da yakınlaştırıp çekiyorum. Kayalara delikler açılmış sanki. Kayaların dibindeki izlere bakılırsa bir metre kadar yüksekte olan göl şimdi suyu çekilmiş durumda. Su seviyesi yaz ve kuraklık nedeni ile alçalmış.

DSCN2150

Her yerde değişik kaya görüntüleri, değişik yapıda kayalar kısa dikit gibi göl kıyısında kendini gösteriyor.

DSCN2151

Geniş bir ovada bisiklet sürüyoruz, yol düz, etrafta tarlalar yeşil durumda. Yolda giden bisikletler.

DSCN2152

Ova dar bir vadide bitiyor. Yol ovada son kıvrımını oluşturmuş. Kıvrılarak giden bu yolda 200 bisikletçi ardı sıra bisiklet sürüyor. Bisikletliler çok uzakta olmasına rağmen yakınlaştırıp yol ile bisikletçileri çekiyorum. Vadiyi oluşturan tepeler çam ormanı ile kaplı. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN2153

Hafif bir yokuşu çıkıyoruz, sağ tarafımda kayalık ve düz bir arazi var. Tek tük çam ağaçları görünüyor. Burada kulağıma uluma sesleri geliyor, kurt mu, köpek mi belli değil. Uluyan görünmüyor kayalıklar arasında.

DSCN2155

Aşağıdan gelen bisikletçileri çekiyorum.

DSCN2156

Antik Kral Yolu Ancient King Road yazan tabelayı çekiyorum.

DSCN2316

Kral yolu dedikleri yer kayalık bir zemin. İki kayalık arası bir arabanın geçeceği genişlikte kazılıp yol yapılmış. Yolun sol üst tarafında sanki tekerlekli araba geçmiş gibi derin izler olan yol var. Onun solunda da yine yarılmış bir yol derinde.

DSCN2157

Çam ağaçların üstünde dikine kayalık kümesini çekiyorum.

DSCN2159

Karşımda masa biçiminde dağ var. Dikine kayalıklarla çevrelenmiş kıyıları. Sol tarafındaki kayalık bir bölüm dağdan ayrı duruyor ve şekilli taşlar oluşmuş tepesinde.

DSCN2160

Yolun olduğu bölümde hareket ettiğimizden uzaktaki kayalıkları uzaktan çekiyorum. Buradaki kayalıklar yüzlerce metre genişliğinde. Hepsi de belli bir boyda, ne uzun, ne de kısa.

DSCN2161

Sivri külah şeklinde olan kayalıkların bir bölümünü iyice yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN2162

Bazen de kayalıklar yolun dibinde. O zaman yakınlaştırmadan olduğu gibi çekiyorum.

DSCN2163

Yol sivri kayalıklar arasından geçiyor. Seyrek ağaçlar kaya zeminde kendine yaşam alanı oluşturmaya çalışıyor. Adını tam olarak bilmediğim çam ile servi arası olan ağaç bodur boyda, kök etrafına dalları ile etek gibi kapatmış.

DSCN2164

Karşımdaki yamaçta kayaların şekli insanı büyülüyor. Tam tepede dört sivri kaya yan yana.

DSCN2166

Dört sivri kayayı iyice yakınlaştırıp kadraja sığacak şekilde çekiyorum. Doğanın meydana getirdiği sanat eseri.

DSCN2167

Hazır optik zoom devrede iken karşımdaki kayalık tepeyi yakından çekiyorum. Bir kaya kütlesi ana kaya kütlesinden ayrı. Birinin tepesinde yumru bir kaya oluşmuş. Diğerinde bir kaç ağaç bitişip büyümüş.

DSCN2168

Optik zoomu geri çektim normal gözle görünen boyutta aynı kaya kütlesini çekince ne kadar uzakta olduğumuzu görüyorsunuz. Mesafe 500- 600 metre var.

DSCN2169

Az biraz yükseldik ve geldiğimiz yerdeki Emre gölünü görünce geniş alana yayılmış Frig vadisini ve Emre gölünü çekiyorum.

DSCN2170

Vadideki kaya oluşumu buralarda devam ediyor. Karşımdaki kayalık tepe buna örnek.

DSCN2172

Sivri kayalar 10 – 15 metre yerden yükseklikte görünüyor. Yağmur, rüzgar, soğuk, sıcak gibi doğa şartları sanatçı gibi görseller oluşturmuş zamanla. Bizlere de bu sanat eserlerini doyasıya seyretmek düşüyor.

DSCN2173

Tarım ve orman bakanlığı buraya tabela dikmiş. Üç tane yan yana, iki direk arasına tahta perdeye üç tabela yapıştırılmış. Buraya; Frig vadisi – Tabiat parkı yazılmış.

DSCN2174

Burası tam tepenin sırtı, iki kolon üzerine çatı biçiminde kiriş konularak kapı yapılmış. Yol bunun içinden geçiyor. Alına da; Frig vadisi tabiat parkı sarı renkte yazılmış. Bisikletçiler yolu kaplamış durumda, kapıdan geçiyorlar. Solda tek katlı, prefabrik bir ev var.

DSCN2175

Tepe sırtında olduğunu yazmıştım, şimdi yokuş aşağı inme zamanı. Yol aşağı, sola doğru keskin bir U dönüşü yapıyor. Yol tamamen bisikletçilerle kaplı.

DSCN2177

İnilen yerde kayalıklar tamamen doğa şartları ile sivri, yuvarlak, geniş, uzun şekillerden meydana gelmiş harika bir yer. Frig vadisini burada başlamasının nedeni görülüyor gözlerimin önünde. Yoldan aşağı inen son bisikletçiler ve bir bisikletçi önümde durmuş manzarayı çekiyor.

DSCN2180

Buradaki kayalıklar dikine derin oyulmuş baca gibi sütun şeklinde. Birbirine yakın mesafede kayalıklar sanki uzayda başka bir gezegende olduğumu hissettiriyorlar.

DSCN2181

İniş devam ediyor, sağa dönen dönemeçte bisikletler kendini yokuş aşağı bırakmış vadide iniyorlar.

DSCN2182

Yan yana, altı geniş üstü dar olan peri bacaları kaya kütlesi tepede.

DSCN2183

Bayramaliler köyüne geldik tabelada yazdığına göre. Tabelanın altında üçgen, kırmızı şeritli tabelada kasis olduğunu belirtir siyah renkte şekil var.

DSCN2184

Vadide kurulu olan Bayramaliler köyünün evleri göründü. Vadinin iki yanındaki tepelerde kayalıklar var.

DSCN2185

Köyün mezarlığı, bir iki tane bodur ağaç var. Mezar taşları 30 santimetrelik kare ve uzun kayalardan oluşmuş. Mezarlık aynı tip kaya taşları dikine dikilip konulmuş.

DSCN2186

Tepede kayalar, altında köy evleri, kimi yeni sıvalı, kimi eski taş ve kerpiçten yapılmış. Büyük tahta kapı iki kanatlı bir yapı. Damda odunlar ile kaplanıp üzeri toprakla örtülmüş. Toprak olan kısımda otlar büyüyüp sararmış. Hayvan damı olabilir tek odalı bu yapı.

DSCN2187

Köyün delikanlı çocukları ile tanışıyorum. Yanımda BayKuş kesem olmadığı için çocuklara bir şey ısmarlayamadım ama kağıt beş Lira veriyorum harcamaları için. Üç çocuk yolda bana poz veriyorlar. Arkada bisikletim KUZ park etmiş durumda.

DSCN2188

Köy olur da eşek olmaz mı? Elbette olur. Evin duvarına yakın öylece durmuş eşek merakla geçen bisikletçilere bakıyor. Etrafı yeşil otlarla kaplı. Eşek burada otlanıp karnını doyuruyor bedavadan. Zaten parası yok ki kendine yem alabilsin.

DSCN2189

İlginç bir kaya kütlesi devasa boyutta. Yan yana iki parçadan tek kütle olarak yüksekçe. Üst tarafta sanki yanlamasına kesilmiş gibi bir iz var. Solda insan ağzı gibi bir açıklık oluşmuş. Kayanın önünde ağaç var yeşillik olarak.

DSCN2190

Önümde yeşil bir tarla var, tarlanın bitiminde tek katlı bir ev. Evin arkasında devasa bir kaya kütlesi Evin dört katı yüksekliğinde, altı katı genişliğinde. Kaya kütlesinin sağ tarafı sivri kayalıklardan oluşmuş. Sol tarafı ise ağaçlarla kaplı. Evi ve kaya kütlesini sevdim. Şirin ve güzel bir ev. Böyle bir yerde böyle bir evimin olmasını isterdim.

DSCN2191

Başka bir yerde aynı durumda bir ev daha karşıma çıkıyor, Önde tarla, arkada kaya kütlesi. Neredeyse fazla yüksek olmayan dağ gibi. Bu kayalık diğerinden daha fazla geniş ve yüksek.

DSCN2192

Yan yana sıkıştırılmış sütunlar dibi yüksek kaya kütlesi. Sanki topraktan fışkırmış gök yüzüne doğru. Kaya kütlesinin olduğu yerlerin dışı düz arazi. Bildiğimiz çayır çimenlik alan.

DSCN2193

Buradaki kaya kütlesi sık değil de biraz seyrek bir yapıda

DSCN2194

Ara sıra lastikler de patlıyor, teknik destek ekibi olaya hemen müdahale ediyor ve lastiği onarıyor. Elinde pompa olan teknik destek ekibinden bir kişi poz veriyor. Arkada tekerlekle uğraşan biri ve onlara bakan Ortaca’dan Sevgi Kırak.

DSCN2195

Uzun bir yalağı olan çeşme, çeşme az yukarıda. Çeşmenin yanında oturmuş bir kişi matarasından su içiyor. Arkada çam ağaçları olan bir tepe var.

DSCN2196

Çeşmeyi çekerken o ara İsmail ve Enes tandem bisikleti ile geçiyorlar. Ben de onları bisiklet sürerken çekiyorum yolda giderken. Yolun ardı çam ağaçları.

DSCN2197

Çeşmenin aynası yalağa göre dikine konulmuş. Borudan az da olsa su akıyor önündeki dar yalağa. Buradan yandaki yalağa akıyor sular. Yalaktaki su çok berrak.

DSCN2198

Çeşmenin yanından arkaya doğru giden yalak üç bölüm olarak yapılmış. İçindeki su çok berrak görünüyor. Sadece dibi yosun tutmuş.

DSCN2199

Sağ tarafı alçak, sola doğru yükselen kayalık kütlesi, ön taraf düz arazi, makilik çalılar var düz yerde.

DSCN2200

Demirli köyüne geldik tabelada yazdığına göre. Kırmızı şeritli üçgen tabelada yolun dönemeçli olduğunu belirtmişler. Az ileride, solda fazla yüksek olmayan kaya kütlesi çıplak olarak duruyor yolun kıyısında. Sanki birileri tarlanın kenarına getirip bırakmış gibi.

DSCN2201

Köyde tavuk, horoz görmek olası. Kızıl renkli bir horozu görünce durup resmini çekiyorum. Horoz da benim resim çektiğimi anlamış gibi bana dikkatlice bakıyor meraklı gözleri ile. Arkasında ince dallardan yapılmış çit görünüyor.

DSCN2202

Aynı yerde hindi de görüyorum. Durup kızdırayım dedim “Kabaramazsın kel Fatma, annen güzel sen çirkin” diye seslensem de oralı olmuyor ve kabarmıyor bir türlü. Arkasında çekiyorum hindiyi kabarmamış haliyle.

DSCN2203

Arazide olduğu gibi köyde de uzun yalaklı çeşmeler var. Arkada bahçe ve ağaç gölge yapmış çeşme üzerine.

DSCN2204

Çeşmeden su içerken sarı renkli bir kelebek görüyorum. Ürkütmeden optik zoom kullanarak kelebeğin resmini çekiyorum. Kanadın dış kısmında, tam ortada beyaz benek var, iç kısmında da siyah benek.

DSCN2206

Sola doğru kıvrılan yolda bisikletçiler. Yol çam ağaçları içinden gidiyor. Sol tarafta kalın çatal şeklinde kayalık görünüyor.

DSCN2207

Yamaçta, uçları sivri, beli dar, eteği geniş kaya kütlesi.

DSCN2208

Suyum bitmek üzere, hazır bir çeşme önüme çıkınca durup sularımı tazeleyeyim. Hem susuzluğumu gidereyim dedim.  Çeşme taş örülerek yapılmış. Borudan dökülen su önündeki yalağa dökülüyor. Çeşmenin soluna da bir yalak yapılmış. İlk defa böyle iki yönde yalak görüyorum. Hayvan çok olunca böyle oluyor demek ki. Bisikletim KUZ park etmiş durumda, Arkada çayır, otlak, bir kaç ağaç var, gövdelerinden kesilmiş, kütük gibi. Daha arkada, epey uzakta yolda bekleşen bisikletçiler görünüyor. Solda kayalık bir tepe var.

DSCN2210

Uzaktaki yolda bekleşen bisikletçiler. Neden beklediklerini bilmiyorum. Yol kayalığın dibinden geçiyor. Önümde çayırlık var, yemyeşil.

DSCN2209

Borudan akan su dökülürken arkada görünen bisikletçileri çekiyorum. Yalak akan çeşmenin solunda uzunlamasına, içi su dolu.

DSCN2211

Sularımı tazeledikten sonra yola çıktım. Yolun hemen sağında tek parça bir kaya kütlesi var. Yaklaşık beş metre yüksekliğinde, iki metre eninde kaya parçası. Kayayı ilginç yapan ise alt kısmı iyice ince oluşu. Yere değen kısmı bir metre çapında. Nasıl ayakta duruyor anlayabilmiş değilim. Kaya diğer kayalardan bağımsız, tek başına anıt gibi duruyor yol kıyısında. Diğer kayalıklar daha sağda ve yüksek. Kayanın önünde üçgen yol işaretinde dönemeçli yol çizgisi yapılmış, altındaki yuvarlak tabelada iki araba yan yana, biri siyah, soldaki kırmızı. Araba sollama yasağı olduğunu belirtmiş. İki tabelada kırmızı şerit ile çerçevelenmiş. Yol düzgün gidiyor, az ileride sola doğru dönüyor U biçiminde. Daha önce yolda bekleyen bisikletçilere varacak.

DSCN2212

Tam dönemeçte bir kaya daha yol kıyısında, bu kaya da diğeri gibi. Üstü geniş altı dar ve tek başına, bağımsız duruyor diğer kayalardan. Az ilerde sağa giden toprak yol görünüyor.

DSCN2213

Kahverengi tabelada yazdığına göre; Maltaş (200m) Maltaş Monument İleri doğru ok işareti ile yönü belirtilmiş. Tabela demir direkte duruyor. (Aslında Maltaş anıtı olduğunu belirtmişler ama İngilizce. Demek ki bizleri ilgilendiren bir yer değil.) İşaret edilen yer 200 metre olunca hadi bir göreyim dedim. Yakın zaten, toprak olan yola sapıyorum.

DSCN2214

200 metreden fazla gittim ama ne bir anıt ne de bir yer görebildim. (Aslında görülmesi gereken bir yermiş ama kaçırdım). O yüzden geri döndüm. Önümde kayalar sanki ana kayadan blok halinde kopup yana devrilmişler gibi.

DSCN2215

Bekleyen bisikletçilerin yanına vardım. Burada  insan eli ile yontulmuş bir kaya var. Kayanın yanında 15 santimlik çıkıntı var, bu çıkıntıya süslemeler yapılmış. Kaya parçaları blok halinde ana kayadan ayrılıp yola doğru düşünce sadece bu kayada süslemeler göze çarpıyor. Bir bütünün parçası sadece. Tam hali kim bilir nasıldır.

DSCN2216

İşte o anda kayanın üstünden atlayan Zerrin Aslantaş eğimli toprağa değince çığlık atıp yerde kalıyor. Zerrin “Eyvah ayağım kırıldı galiba!” diye söyleniyor. Yakından bakıyorum, dışarıdan bir şey belli değil. İlk önce şaka yaptığını zannettim ama ayağa kalkamıyor. Sonra ambulansla hastaneye gidince röntgen filminde ayak tarak kemiğinde kırıklar tespit edilmiş.  Sabah fazla süslenip güzelleşti, nazara geldi herhalde .Kendisine geçmiş olsun dileklerimi sunarım.

Kayalığın kopmamış üst kısmında da kayalar yontulmuş, belli belirsiz işaretler var. Kayalar liken yosunları ile kaplı.

DSCN2217

Kayaların şekli ilginç ve birbirine benzemez, Yukarıda kaya yarığında kuş başı gibi bir kaya parçası görülüyor. Resim çekerken kamera otomatik öndeki kayayı netleştirince arkada kalan kuş kafası bulanık çıkmış. Demek ki çekerken dikkat etmek gerek. O an anlayamadım.

DSCN2218

Karşımda ilginç kaya kütlesi var. Bakalım betimleyebilecek miyim? Kaya kütlesi parça parça blok taşlardan oluşmuş. Sanki yan yana, üst üste bilerek konuşmuş gibi. Birleşim yerleri düzgün. Üstte küçük blok taşlar üç tane, altta da iki daha büyük taş. Üst ile alt birleşim yerinde sanki harç kullanılmış gibi. Beş kayadan oluşan bu kaya kütlesi olduğu gibi sola doğru yatmış toprağın içine. Bir duvar olabilir bu kaya kütlesi. Daha arkadaki kayalıklar da sanki yan yana dizilmiş büyük kaya kütlesi.

DSCN2219

Burada bir zamanlar insanların yaşadığı kayalarda yapılan oyuklar, delikler ve kapılardan anlaşılıyor. Yaklaşık 10 metre yüksekliğinde duvar gibi kayalıklara odalar, oyuklar açılmış

DSCN2220

Kayadaki kare biçiminde oyulmuş deliği yakınlaştırıyorum, diğer yanda da aynı biçimde oyulmuş kaya. Daha aşağıda, solda ev biçiminde, yarım metre kadar oyulmuş. Bunlar mezarlık olabilir. Bir insan boyutunda ve çatılı biçiminde olması bunu kuvvetlendiriyor. Sanki ölülere ev yapmış gibi.

DSCN2221

Kare biçiminde oyulmuş delik oda biçiminde, içerisi karanlık, görülmüyor. Resmi çekerken tamamen yaklaştırıyorum kare deliği.

DSCN2222

Çatılı ev biçimindeki oyuğu da tamamen yakınlaştırıp çekiyorum. İç kısmına şekiller yapılmış duvarına ama buradan belli olmuyor ne olduğu. Tam bir mezar odası gibi algılıyorum.

DSCN2223

Diğer yanda da oyuklar yapılmaya başlanmış ama tamamlanmadan yarım bırakılmış. Çok az bir yer oyulmuş.

DSCN2224

Kaya kütlesi 7- 8 parçaya ayrılıp yanlara devrilmiş yerde yatıyor.

DSCN2225

Tek kaya kütlesi, altı oyulmuş, yatay çatlak aşağıda, Yukarı doğru dikine çatlamış, ileride bu kaya da dağılma olasılığı var. Her şey zamanla olur. Kayanın tepesinde küçük bir kaya parçası görünüyor .Sanki fesin tepesine konulmuş püskül gibi.

DSCN2226

Bisikletçiler vadiye doğru çok hafif rampada inerken arkalarından çekiyorum. En önde mavi renkli jandarma arabası gidiyor. Bisikletçi grup arkasında. Yol aşağıdaki düzlüğe inip sağa doğru dönemeç var. Dere yatağı olduğunu tahmin ettiğim uzun boylu kavaklık çayın dibinde. Sağda kırmızı şeritli üçgen tabelada arabanın tekerleği yoldan aşağı düşmüş şekilde çizilmiş. Bunun düşük banket olduğunu anlamına geldiğini işaret ediyor. Karşıda yüksek tepeler.

DSCN2227

Sekiz tabelanın yönleri sağ tarafı ok işareti ile belirtilmiş. Soldaki dört tabela kahverengi. Frigya, Aslantaş Göhnüş vadisi, Antik kral yolu ve Emre gölü yazılmış. Sağdaki iki tabela beyaz. Demirli 5 km ve Bayramaliler 8 Km, Beyköy 8 Km ve Sarıcaova 14 Km. Alttaki iki tabela mavi. İhsaniye, Döğer yazılmış.

DSCN2228

Afyon – Eskişehir ana yoluna çıktık ve kenarda beklemeye başladık. Burada Osman abi önümüzden geçti. “Hayırdır ters tarafa gidiyorsun!” diye söyleyince “Eskişehir’e dönüyorum, komutan çağırdı” diye cevap verdi. Neyse yine uğurladım Osman abiyi. Osman abiyi eşi çağırmış)

203298554_10159393903344099_4028243432616448575_n

Ben de az uzaktan hepsini kadraja sığdıracak şekilde resimlerini çekiyorum bekleyen bisikletçileri. En solda jandarma arabası.

DSCN2229

Bir süre ana yoldan aşağı gittikten sonra U dönüşü yaparak yokuşu tekrar çıktık. Sağa doğru giden Yeşilyayla köyüne doğru gideceğiz. Resmi tabelada yazan Yeşilyayla 4, altında köy muhtarının yazdırdığı mavi harfli tabelada ise Yeşilyayla (Sazak Köyü) olarak yazılmış. Bundan anlaşılıyor ki köyün esas adı Sazak köyü ama işgüzarın birisi köyün ismini değiştirmiş. Sağ tarafa doğru giden bisikletçiler. Yol hafif rampa ile başlıyor ana yoldan itibaren.

DSCN2230

Tepelere doğru giden yolda bisikletçiler konvoy halinde tek sıra gidiyor. Konvoy çok uzun, yol hafif çıkıyor ve hemen inişe geçtikten sonra tekrar çıkıp sağa dönüyor.

DSCN2231

Solumda peri bacası olmaya çalışmış kaya parçaları tam benzetememiş. Yarım yamalak bir taş görünümünde.

DSCN2232

En arkada yüksekteyim, yol aşağı sert bir iniş yaptıktan sonra hafif çıkışla sağa doğru dönerek kayboluyor. Yolda tamamen bisikletçiler var. Bir tek motorlu araç jandarma arabası. İleride yüksek tepeler var.

DSCN2234

Frig vadisini oluşturan ilginç şekilli kayalar topraktan fışkırmış durumda sola doğru küçük bir vadi oluşturmuş. Volkanik oluşumlarda kireç taşı ve kumdan oluşmuş kayaçlar bölgeyi kaplamış. Doğal şartlar gereği ilginç şekiller meydana getirip görseller çoğalmıştır.

DSCN2235

Eşek ağaç gölgesine bağlanmış otluyor durmadan. Aklıma nedense her eşek gördüğümde Kazak Abdal’ın türküsü aklıma gelir

Eşeği saldım çayıra,

Varıp ta karnı doyura

Gördüğü düşü hayıra

Yoranın da avradını

Gerçi bağlandığı yerde pek ot yok, daha ötede yeşil çimenler görünüyor.

DSCN2237

Ayazini köyüne geldik tabelada yazdığına göre. Köyün evleri ve bitiminde dik kayalık duvar gibi yükselerek plato oluşturmuş.

DSCN2238

İki tane köy çocuğu karşıma çıkıyor, cüzdanımdaki 10 Lirayı çocuklara verip dondurma almalarını söylüyorum. Biri sarı kazaklı, açık gri don giymiş. Diğeri koyu gri kazaklı, enine çizgiler var kazakta. Pembe renkli, beyaz benekli don giymiş. İkisinin ayaklarında spor ayakkabı var.

DSCN2239

Köy girişinde köylüler bisikletçileri durdurup ayran ikram ediyorlar. Ben de durup bir bardak ayran içtim. Elinde sürahi ve bardakla dolaşan kız bana ayranı sundu. Ben de “Kaç para ayran?” deyince biraz düşündü. 5 Lira” diye cevap verdi. Cüzdanımda 10 Liralık kağıt paralar var. Gıcır gıcır, daha yeni çekmiştim. “10 Lira olur mu?” deyince, bir şey demeden elimdeki parayı aldı. Paraları pek tanıdığını sanmıyorum. Hesap ta yapmasını bilmiyor. Resmini çekmek istedim, olmaz diyerek reddetti ve uzaklaştı. Az ileride yine de arkasından çektim, yüzü görünmeyecek şekilde. Bacanağım önde telefon ile konuşuyor bisikletinin üzerinde iken.

DSCN2240

Arkamızdan Enes ve İsmail gelince tandemin üzerinde ikisini çekiyorum. İsmail’in başında gölgelikli şapka var. Ön gidonda iki kask, arka gidonda bir kask asılı.

DSCN2242

İsmail ve Enes yanımdan geçip gittikten sonra arkalarından çekiyorum devasa kaya kütlesi ile birlikte. Kayalık yüksek biraz ve geniş alana yayılmış.

DSCN2244

Yamaçta kayalık doğal aşınma ile oluşmuş.

DSCN2245

Yüksek ve geniş kaya kütlesi tek parçadan oluşmuş. Yüksekliği neredeyse 20 metre kadar var. Üst tarafında insanlar görüyorum, demek ki çıkılacak bir yer var. Üst kısmında insan eli ile oluşturulmuş delikler görüyorum.

DSCN2246

Daha uzaktan çekince üstteki kayalar oda gibi oyulmuş ve diğer taraf görünüyor. Önümde arpa tarlası var.

DSCN2247

Üst taraftaki oyukları yakınlaştırıp çekince kayalar diğer tarafa oyularak açılmış.

DSCN2248

Daha küçük kayalık üzeri kale gibi oyulup bir zamanlar insanlar yaşadığını belirtir izler var. Kayanın en dibinde oyuk var. Sanki apartman gibi, giriş kapısı altta, ara katlar yok. Sadece üst kat var bir kaç odalı malikane gibi.

DSCN2249

Üstte kayada oyulmuş odaları yakından çekiyorum. Biri geniş olan odanın sol üst tarafında daha küçük bir oda daha var. Büyük olan oda içe doğru iki kademeli. Odaların üst kısmında baca gibi bir kaya parçası var.

DSCN2250

Haşhaş tarlasının yanından geçerken duruyorum, tarlanın içine dikkatli girerek artık olgunlaşmaya başlayan haşhaş başlarını yakından çekiyorum. Açık mat yeşil renginde olan başlar erik büyüklüğünde. Her haşhaş tanesi bir sapın üstünde. Tepesinde de çepeçevre taç var.

DSCN2251

Henüz çiçekte olan haşhaşı üstten çekiyorum. Beyaz taç yaprakları gelin elbisesine benziyor. Rüzgarın estiği yöne doğru hafifçe eğiliyor. Taç yaprakları dört tane. İçinde de haşhaş başı daha ufak boyutta. Başın üstündeki taç yedi tane çıkıntı yapmış.

DSCN2253

Artık iyice olgunlaşmaya başlayan haşhaş başının yeşil rengi üzerinde ince beyaz bir tabaka oluşmuş. Sanırım başın içinde oluşan afyon dışarıya sızmış. Herhalde zamanı değil, bu başlara bıçak ile çizik atıp içindeki afyonun tamamını dışarıya çıkmaları sağlanıyor. Dışarı çıkan afyon maddesi beyaz renkte. Daha çok ilaç yapımında kullanılan bu madde uyuşturucu yapımında da kullanılmakta.

DSCN2254

Köyün birine yaklaşıyoruz, evler gözüktü uzun kavak ağaçların altında. Yol köye doğru inerken zig zag çizerek kayalıkta kayboluyor.

DSCN2259

Yol derin kazılmış kayalık içine giriyor. Kireç taşı olan kayalık doğal yollardan derinleşerek bir geçit oluşturmuş. Bu geçide yol yapmışlar, yol köye gidiyor. Köyün ismi Ayazini, köyün girişinde tabelasını görememiştim. Geçit önünde bacanağım durmuş beni beklerken çekiyorum. Sağında üç üçgen, kırmızı şeritli dikkat  tabelası var. Üstte ! (dikkat işareti), toprak, taş düşebilir uyarısı ve düşük banket uyarı resmi. Arabanın sağ tekerleği yoldan aşağıda çizilmiş. Daha ileride yüne üçgen tabelada yolun daraldığını belirtir işaret var. Geçidin arkasında kavak ağaçları, evler ve tepe yamaçları.

DSCN2260

Dar ve derin olan geçide giriyorum. Geçitteki kayalar beyaza yakın krem renginde, derinliği 5 metre civarı. Üstündeki düzlükte ağaçlar çıkmış.

DSCN2261

Köy evleri arasından geçerken bir an kayaya oyulmuş kapı görünce durup geri dönüyorum. Evlerin arkasında kalmış kayalara bir mabedin giriş kapısı kayaya oyulmuş. Kenarları da süslenmiş, dış kısmı çerçeve olarak çevrelenmiş, iç kısma giriş yerinde iki sütun biçiminde kaya oyulmuş. Daha içte giriş yeri dar, içeriye giriş olduğu karanlık oluşundan belli.

DSCN2262

Köy yolunda ilerlerken başka bir oyulmuş yerler görünce durup resmini çekeyim dedim. O an fotoğraf makinesinin pili bitti. Ekran karardı ve kapandı. Tam da bulunduğum yerde bakkal dükkanı vardı. Hemen bakkal dükkanına girip dörtlü kalem pil aldım. Her olasılığa karşı dört tane daha yedek aldım. Ne olur ne olmaz, gerçi piller ucuzdu, pek dayanacaklarını sanmıyorum. Pilleri değiştirdim, makineyi açtım, çalıştırdı. Hemen resim çekmeye başladım. Çekemediğim yeri çektim. Evlerin arkasındaki yamaç tamamen kayalık. Bu kayalar oyulup evler yapmışlar ve buralarda barınmışlar eski zamanlarda. Az ileride yıkılmış evler görülüyor. Ayazini köyünde yenilenme çalışmaları yapılıyor. Evler yeniden elden geçirilerek turistlik amaçlı onarılıyor. Boşlukta çimentolar naylon pakette sarılı durumda paletin üzerinde.

DSCN2263

Köyün ana caddesindeki evler yenilenme çalışmaları devam ediyor. Evler taş bloklardan yapılmış. Kurulan demir iskelelerde işçiler çalışıyor. Çalışanlara “Kolay gelsin” diye selam veriyorum. Onlar da selamıma karşılık veriyorlar. Resimde çalışan işçi yok, iki bina arasındaki sokaktan görülen kayalara oyulmuş odalar apartman yapısı gibi üç kat var. Soldaki binada demir iskele var.

DSCN2264

Yolun sağında yüksek kaya kütlesi, bir kısmı doğal aşınmış, altta ise insanlar tarafında oyularak araba garajına dönüştürmüşler. Belki de eskiden ev olarak kullanılmış olabilir. Oyuk kısmında bir traktör ve yanında bir kaç araba park etmiş. Kayalığın sağında, yoldan yüksekte ev kayalıkla bir yapılmış. Evin olduğu tarafta oyuklar görülüyor.

DSCN2265

Ayazini tarihi ve turistlik bir yer olmasını sağlayan kayalara oyulmuş yapılar görülmeye değer. Ev girişi kemerli olarak oyulmuş, bir metre kadar derinlikte kapı boşluğu görülüyor. Oyulan yerlerin düzgünlüğüne bakılırsa ustalık epey ilerlemiş. Bu kayalık geniş ve site biçiminde evler kayalara oyularak yapılmış.

DSCN2267

Apartman büyüklüğünde kaya kütlesi dört katlı, her kata odalar oyulmuş. Yukarılardaki odalara nasıl çıkıldığını merak ediyorum.

DSCN2268

Kayalık yol boyunca devam ediyor ve oyulmuş kayaları görüyorum devamlı. Burada büyük bir medeniyetin yaşadığı çokça kaya evlerden anlıyorum. Bisikletim KUZ park halinde yol kıyısında, arkada yüksek kayalıklar ve oyulmuş evler.

DSCN2269

Köyü çıkmadan sağa doğru geniş bir vadi, vadinin tabanı düz. Genişlik 60 metre kadar vadinin. Bisikletçiler burada mola vermiş. Ben de mola yerine giriyorum. Bisikletim KUZ önde park halinde. Sol taraf yüksek ve düz duvar gibi kayalık.

DSCN2270

Ayazini Metropolis kilisesi üstteki tepede kayalara oyulmuş. Önde tabelalara açıklamalar yazılmış.

DSCN2271

Tabelada yazan bilgiler;

Ayazini / Metropolis

Ayazin köyü girişinde, yolun sol tarafına yayılan kaya kütlelerine oyularak yapılmış büyük bir kilise, Frig geleneğini devam ettiren üçgen alınlıklı, kapı üstü aslan kabartmalı mezar odaları ile çok sayıda basit mezar odaları ve üç katlı olarak kayaya oyulmuş iskan sahası yer alır. Roma ve Bizans döneminde Metropolis adını alarak dini bir merkez olan Ayazin’de eski ve yeni iskan yan yana ve iç içe yaşamaktadır. Kilise: Sarp tüf kayalık içinde dışa ve içe oyulmuş apsisli, içi tonozlu, sütunlu ve kubbeli, yan ve arka bölüm duvarlarında birbirine bitişik kemerli nişleri, nişler arasında haçlar ve yazı kabartmaları olan örnek bir kilise olup, bitişik kaya odalarıyla birlikte 1000’li yıllarda yapılmış manastır kompleksidir. Avdales kalesi: Tüf kayaya oyulmuş çok katlı ve çok odalı, sarnıçlı, bir kaya kütlesi olup yerleşim yeri olarak kullanılmıştır.

Maalesef magandalar eline silah alınca her yere ateş etmekten çekinmiyorlar. Bu tipler kendilerini erkek zannediyorlar elinde silah olunca. Cesur oluyorlar ama aslında korkaklar. Silah olmazsa korkak sıçan gibi kaçacak delik ararlar. Erkek gibi başkasının karşısına geçmeye hiç bir zaman cesaret edemezler. Bir de kendi başlarına hareket edemez bir köpek gibi başkasının kapısında hizmet ederler. Tabelanın sağ alt kısmından ortasına kadar rastgele  9 kurşun deliği var. Neyse ki yazı okunabiliyor.

DSCN2272

Avdales kayası denilen kaya kütlesini komple çekiyorum. Alt kısımda geniş bir yer oyuk, yanlarda ve üstlerde bir çok oda deliği görünmekte.

DSCN2273

Öğle zamanı oldu, yemek arabası gelerek yemek dağıtmaya başlayınca hemen kuyruk oluştu. Tek yerden dağıtım olunca kuyruk ta ona göre uzun oldu. Zamanla kuyruk azaldı ve herkes yemeğini alıp yemeğe başladı. Yemek lezzetli, hele bisiklet sürüp enerji harcayınca büyük bir iştahla yemeğe yumuluyorsun. Acıkmışım hani. Söğüt ağacının altında yemek arabası ve kuyruğa girmiş  insanlar yemek almak için bekliyorlar.

DSCN2274

Yediğim yemekler paylaşmayı pek sevmem ama bu kez yemeğe başlamadan önce köpük tabağın gözlerine konulmuş olan yemekleri sizlerle paylaşayım. Hani merak edersiniz ne yiyorsunuz diye? İşte menü; naylon poşet içinde küçük ekmek, etli patates, bulgur pilavı, cacık ve karpuz. Hani az diyebilirsiniz ama yedikten sonra doyduğumu hissettim. Zaten bisiklet festivallerinde çıkan yemeklere aldırmam az mı, çok mu diye. Karnımı doyurmaya çalışırım ve şikayet etmem. Daha fazla bir şey de istemem. Hep bana yeterli gelmiştir yemekler. Bir de acıkınca çok lezzetli geliyor. Daha ne isteyeyim ki!

DSCN2275

Yemek yediğim yerden fotoğraf makinesi ile yer hizasındaki oyulmuş geniş odayı çekiyorum.

DSCN2276

Kayalığın sol tarafında  geniş, yüksek oyulmuş, salondan geniş bir yerde iki kişi ve bir bisiklet. Oyulmuş yerin iç kısmında bir oda daha oyulmuş.

DSCN2278

Bizim İsmail tam karşımda ama uzakta, kayalığın dibinde yere oturmuş etrafı çok az görse de seyrediyor. Bir taraftan da kolunu kaşıyor usulca. Başında siperlikli şapka, gözünde gözlük var.

DSCN2279

Bulunduğumuz alan geniş, dibe doğru daralıyor, kıyılar kayalık ve yüksek.

DSCN2280

Harekete geçtik, yavaş gidiyorum. Çünkü Ayazini köyü geniş bir alana yayılmış. Doğal oluşmuş kayalar sürekli karşıma çıkıyor ve hepsine de insan eli değmiş. üstteki kayada kemerli oyulmuş, yanında da kapı boşluğu. Büyük bir olasılıkla kaya mezarlar olmalı. Kemerli oyukta ayin yapılıyor olabilir. Sağ önde bir kaya kütlesi daha var ama bu kaya doğal şekilli, ellenmemiş.

DSCN2281

Kayada kare şeklinde kapı açılmış. Yanında ve sol tarafta daha küçük delikler var. Altında çatı biçiminde ev olarak oyulmuş. Burası da mezar olabilir.

DSCN2282

Daha ileride geniş kaya kütlesinde aynı şekilde mezar odaları ve ibadet etmek için kemerli oyuklar yapılmış. Kaya kütlesi dibinde bir dizi oyuk var.

DSCN2283

Aynı kaya kadraja sığmadığından sol tarafı çekiyorum. Oyuklar sırayla devam ediyor.

DSCN2284

Biraz ötede bir kaya kütlesi daha görünce resmini çekiyorum. Kayalığın tam ortasında oyuklar değişik boyutta. Sanki zengin biri kendine köşk yaptırmış gibi. Ya da aile mezarlığı olabilir.

DSCN2285

Ayazini köyü sonunda bitti. Biz köyün diğer tarafından girdiğimiz için bu taraf ta köyün girişi. Girerken herhangi bir tabela yoktu. Burada ise yeni yapıldığı belli olan büyük bir kaya parçası taş duvarın üzerine konulmuş. Kayanın yüzeyi düz olarak yontulmuş. Üst kısmında iki aslan birbirine bakar durumda, ortada güneş saati biçiminde daire. Kenarları çentikli, ortasında yüz resmi. Burası çatı alınlı oyularak aslanlar kabartma olarak yapılmış. Altında da Yunanca olduğu belli olan harflerle AYAΣINI oyularak yazılmış.

DSCN2286

Üzerimize bir bulut geldi ve yağmur yağmaya başladı. Hemen yağmurluğu çıkarıp giydim. Islanmaması için fotoğraf makinesini çantanın içine koyarak koruma altına aldım. Beni bu halimle İsmail Kılık çekiyor.

201476298_10159393941984099_3670296822971438457_n

Kayanın dibinde oyulmuş oda. Girişinden biraz fazla genişlikte olan kaya 3 metre boylarında. Onun üstünde de ayrı bir kaya daha var. Bazı kayalara oyuklar açılmış, büyük olasılıkla kaya mezarlar olabilir.

DSCN2287

Sadece kayanın ön yüzeyi dışarda kalmış. Duvar gibi dümdüz yüzeyde kapı açılmış, içerisi karanlık bir oda gibi. Kayalığın üstü toprak ve otlar çıkmış.

DSCN2288

Ot bürümüş boş tarla, arkasında beyaz çiçekler açmış haşhaş tarlası, iki yanda kavak ağaçları göğe yükselmiş. Küçük ağaçlar da tarlada serpiştirilmiş bir kaç tane. Tarlaların bitiminde ağaçlar ve yüksek kayalık, Kale duvarı gibi, üzerinde tepe var. Kayalarda oyulmuş delikler olduğunu görüyorum.

DSCN2289

Aramızda çocuklar da var. Arkada koltukta oturan çocuk, babası bisiklet sürüyor. Çocuğun üstünde gölge yapsın diye şemsiye konmuş mavi renkte.

205415476_10159393953819099_7520305680052228905_n

Tarlalarda çeşitli korkuluklar görmüştüm ama şimdiye kadar görmediğim bir korkuluk var karşımda. Sırık üzerine t şeklinde bir tahta koyup üzerine siyah renkli ceket giydirilmiş. Başı yok, kıçı yok. Kolların ucuna da naylonlar bağlanmış. Kargalar bile gülüyordur bu korkuluğu yapanlara.

DSCN2290

Tarlanın kıyısında bir kuyu görüyorum. Yaklaşık 8 metre uzunluğunda ağaç sırık. Sırığın kalın tarafı yerde ve daha kısa. Kısa tarafa daha yakın demir destek üzerinde duruyor. Üst taraf daha uzun ama giderek incelmiş. Sırığın ucunda da bir ip bağlı. İp yerdeki kuyuya kadar iniyor. Tarla sınırında tel örgü var. Bu tel örgü Güneş panel tarlası sınırını oluşturmuş. Paneller Güneşe doğru çevrili olduğundan baktığım yerden panellerin alt kısmı görünüyor. Burada Güneş ışığından elektrik üretiliyor.

DSCN2291

Uçsuz bucaksız demeyeyim ama karşıdaki tepelere kadar olan buğday tarlası alabildiğine geniş bir alanı kaplamış. Artık sararmanın son aşamasına az kalmış buğday başakları rüzgara bırakmış usulca yatıyor sağa sola. Nedense buğday tarlasını izlemek bana huzur veriyor. Rüzgarın başaklarını dalgalandırması denizdeymişim hissine kapılıyorum. Sarı deniz. Huzur veren deniz. Bir süre başakların rüzgarda oynayışını izliyorum. İçim huzurla doluyor.

DSCN2292

Haşim Ağca kıyıda, kayalığın gölgesinde dinlenen Enes, İsmail ve bacanağımın resmini çekiyor. İsmail çömelmiş, diğerleri yere oturmuş

203255528_4697082180320149_2638607187764612594_n

Köyün birinden geçerken bizi takip eden araba arkamızdan kornaya bastı ama neden bastığını anlamadık. Enes ve İsmail tandem bisikleti  ve bacanağım ile birlikte en son kişileriz. Grup çoktan gitti bile. Neyse korna sesine aldırmadan yolumuza devam ettik. Kısa sürede ana yol kavşağına geldik. Burada kayanın tepesine Rotasız Ramazan çıkmış bekliyordu. Kavşakta da jandarma arabası ve jandarmalar vardı yol kesmek için. Rotasız ramazan beklemekten sıkılmış olarak sordu; “Grup geliyor mu?” diye. Biz de “Ne grubu, en son biz geliyoruz, grup çoktan geçti bile.” Jandarmalar ve Rotasız ramazan şaşırdılar. “Nasıl geçtiler, kimse geçmedi önümüzden, kamera ile videolarını çekecektim” “Ohooo, daha çok beklersin” diye cevap verip yolumuza devam ettik. Meğerse araba korna çalarak bize kestirme olan yolu göstermiş. Ama biz anlamadık. Grup oradan sağa dönerek kestirmeden ana yola çıkmışlar.

Yarık yarık olmuş kaya kütlesindeki doğal oluşmuş oyuklar dikkatimi çekti.

DSCN2293

Oyuk yerleri yakınlaştırdım iyice. Oyuklar leke gibi, fazla derin de değil. Sağ taraf liken bitkileri ile kaplı, rengi gri. Daha büyük alan ise sarı renk tonunda. Burada liken bitkileri yok. Herhalde yağmur gelmiyor bu tarafa.

DSCN2294

Başka bir kaya da da oyuklar fazla derin değil. Kayanın yarısı oyuklarla bezenmiş, diğer yarısı da herhangi bir oyuk yok. Liken ve yosunlarla kaplı.

DSCN2295

Hep çeşme olacak değil ya. Karşıma bu kez mavi renge boyanmış tulumba çıktı. Kuyudan tulumbanın kolunu çekerek su çıkarılıyor. Merak edenler, ya da hiç görmemişlere anlatayım tulumbanın nasıl kuyudan su çıkardığını;

Büyükçe bir sürahiyi canlandırın, aynı sürahi gibi bir gövdesi var. Üst tarafı geniş bir yuvarlak, Bir tarafında ağzı var su dökülmesi için. Yuvarlağın üzerine destek yapılmış. Desteğe de kısa taraf üstte, alt tarafı uzun demir kol. Kol yukarı – aşağı kaldırılıp indiriliyor. Üst tarafta uca bağlı demir çubuk tulumbanın ağzından aşağı iniyor. Ucunda da yuvarlak küçük silindir biçiminde kafa var. Bu kafa silindir bir çeperin içinde hareket ediyor. Alt kısmı ile üst kısmı hava almayacak şekilde. Gövdenin alt kısmı boruya bağlanacak yerde ağız var, düzgün yapılmış. Burada köseleden yapılmış klapa var. Bir tarafı sabit, yuvarlak bir şey. Tulumbanın altında ise bağlı boru var. Bu boru kuyu içine giriyor su içine kadar. Tulumbadan su çekmek için ilk başta su konuyor ağzına. Dökülecek yeri de elle kapatıp su içeride, üst kısımda kalacak durumda. Kösele suyu görünce biraz şişiyor. Diğer el ile kol yukarı – aşağı kaldırılıp indirildikçe uçtaki demir çubuk ta pistonu harekete geçiriyor. Hava geçirmediği için aşağıdaki suyu vakum ederek çekiyor. Kol aşağı indirilince kösele klapa havayı ve suyu boruya kaçırmıyor. Bu hareket devamlı yapılarak kuyudaki su yukarı çekiliyor kademe kademe. En sonunda kuyuya suyu geri kaçırmadan tulumbanın ağzından su akmaya başlıyor. Kuyu yerin altında olduğu için soğuk oluyor. Buz gibi suyu içebilir, elini yüzünü yıkayıp serinleyebilirsin. Az çok tulumbanın çalışmasını dilimin döndüğü kadar anlattım.

Mavi renkli tulumba ve altında yalak var hayvanların su içmesi için.

DSCN2296

Kayalar topraktan fışkırmış kalın sütunlar gibi. Sanki kale duvarı ve Uzunlamasına tarla sınırını oluşturmuş. Tarla buğday ekili

DSCN2297

Tarlanın dibinde de aynı kayalık devam ediyor. Tarladaki buğdaylar yeşil ama rengi sararmaya doğru gidiyor. Yeşilin tatlı bir tonunu oluşturmuş.

DSCN2298

Fazla büyük olmayan kaya parçası tarlanın ortasında tek başına kalmış, annesini arayan civciv gibi.

DSCN2299

Her yerde kayalıklar, hepsi de birbirine benzemez yapıda. Kimileri bir arada, kimisi tek yada bir kaç kaya kütlesi. Kimi düz, kimi de kendini peri bacasına benzetmeye çalışmış.

DSCN2300

Kayaların dibindeki renkler de ilginç. Enine katmanlar şeklinde, kahverengi, sarı ve bej renkleri ile, kimi yer kalın, kimi yer ince. Bir yerde kayboluyor renk katmanı. Aynı zamanda duvar gibi kayalık içi oyulmuş doğal şartlarda. Rüzgarın etkisi olabilir. Renkli kaya ince bir çatlakta son buluyor. Üstteki kaya yapısı tamamen değişik ve bej renginde. İki kaya birbirinden ayrı yapıda, sadece aralarında ince bir çizgi var.

DSCN2301

Tarlanın bitiminde üçgen biçiminde kaya kütleleri.

DSCN2303

Arkasında römork takılı bisiklet. Römorkta bir çocuk oturmuş. Başının üstünde gölgelik tente var. Önünde pedallara ayakları ile basıyor. Babası bisikleti sürüyor. Ne güzel! baba – oğul birlikteler. Römorkun arkasında bayrak çubuğunda kırmızı renkli bayrak var. Arka tekerlekteki bagajda kırmızı renkli çanta takılmış.

202667192_10159393897504099_5325504055011996771_n

Haşhaş çiçeği mor renkte, yakından çekiyorum.  Benden yana olan bir taç yaprağı yok, içindeki baş henüz küçük görünüyor.

DSCN2304

Bu da beyaz renkli haşhaş çiçeği.

DSCN2305

Uzun uzun kavaklar boy göstermiş.

DSCN2306

Artık dönüş yolundayız. Daha önce geçtiğimiz Bayramaliler köyüne geldik. Tabelada Bayramaliler, altında 30 Km hızla gidileceğini belirtir yuvarlak trafik işareti, yanında da Okul olduğunu belirtir üçgen tabela. Tabelada iki çocuk el ele tutuşmuş, diğer ellerinde çanta yürüyorlar. Arkada köy evleri ve cami minaresi görünüyor.

DSCN2307

Köyün içinden geçerken bisikletçi çocuklar bizle birlikte yarış yapar gibi sürdüler. Haliyle geçmelerine izin verdik ve bizleri geçtikleri için tebrik ettim. Köy yolunda üç çocuk bisikletli. Taş köy evleri arkada. Evler duvar gibi kayalıkların dibinde.

DSCN2308

Uzun boylu kaya kütlelerinin birisinin tepesinde küçük bir kaya kütlesi daha var. Tepedeki kayanın altı dar bir şekilde alttaki kaya kütlesinde duruyor. İttirsen sanki düşecekmiş gibi. Aşağıda kavak ağaçları kayaların boyuna yakın.

DSCN2309

Toprak bir yükseltide kaya kütleleri toprağın dışında kalmış. Kayaların boyutu küçük.

DSCN2311

Eşek sundurmanın altında, gölgede duruyor. Sanki kapalı durakta bekleyen yolcu gibi gelecek olan eşek otobüsünü bekliyor.

DSCN2312

Daha önce indiğimiz dönemeçli yokuşları tekrar çıkıyoruz ağır ağır. Daha önce çektiğim ilginç kayalıkları bu kez aşağıdan çekiyorum. Yokuşu tırmanan dört bisikletçi. En arkadakiler İsmail ve Enes.

DSCN2315

Emre gölüne geldik, göl kıyısında oynayan çocukları görünce durdum. İki kız çocuğu ip atlıyorlardı. Çaktırmadan ip atlarken çekiyorum.

DSCN2317

İp atlayan kızların resmini çekince kıyıda babalarının kamış olta ile balık avladıklarını gördüm. Az ileride kıyıya yakın, yüksek kayada bir adam balık tutuyor. Önde dört kamış olta kazıklarda dikili.

DSCN2318

Kıyıda, kökü suyun dibinde, yaprakları ve çiçeği su üstünde bitkiler var. Söğüt yaprağına benzeyen bitkinin çiçeği mısır koçanı gibi çiçeği suyun yukarısında kalmış. Çiçek pembe renkli.

DSCN2319

Gölün karşı kıyısında duvar gibi yüksek kayalıklar var.

DSCN2321

Balık avlayanlarla sohbet ediyoruz. Balık var mı diye. Daha yeni tuttuğu sazan balığını ip atlayan kızına evden getirmesini söylüyor. Kız da evden sazan balığını getirdi. İnsan elinden büyük olan sazan balığı bir kiloya yakın. Adamın elinde sazan balığını yakından çekiyorum.

DSCN2322

Yakında olan kamp alanına geldik. Biraz terlesem de duş alma sırası çok olunca yıkanmaya gerek görmedim. Ter kokusunu da hissetmiyorum. Burnum doğru dürüst koku da almıyor zaten. Ben koku hissetmiyorsam sorun yok. Akşam yemeğini birlikte yiyoruz. Yemekten sonra hava hızlıca karardı ve yüksek rakımdan dolayı soğumaya başladı. Pantolon paçalarını takıyorum. Üzerime polar ve deri ceketini giydim. Üşütmemek gerek. Çadırımın önünde küçük katlanır sehpada akşam kahvesini bacanağım ile birlikte oturmuş içerken Haşim Ağca bizi resmediyor gecenin karanlığında. Yolda gelirken aldığımız biralar ısınmadan içmek gerek. Biraları da keyifle içiyoruz. Sehpanın üzeri dolu, cezve, meyve torbası, fincanlar, powerbank, teneke bira kutuları. Bacanağımla katlanır tabureye oturmuşuz. Arkada mavi çadırım.

207115396_4697016013660099_8202105465738251649_n

Geç saatlerde Döğer belediye başkanı kamp alanına geldi. Hepimiz ile selamlaşıp beldemize geldiğiniz için teşekkür etti. Ardından dört tane zeybek meydana çıkıp zeybek oyunu oynadılar. Usulüne göre, efe kıyafetleri ile bizlere iyi bir gösteri sundular. El arabasının kasasında odunlar yanıyor. Efeler de etrafında kollarını kaldırmış zeybek oyunu oynuyorlar. Bu resmi Haşim Ağca kendi fotoğraf makinesi ile çekti.

207627570_4697086913653009_7148326235785305805_n

Ben de kendi fotoğraf makinesi ile çekmeye çalıştım zeybek oynayan efeleri ama görüntü yakalama konusunda pek becerikli olduğum söylenemez. Sadece otomatik konumda kullanıyorum makineyi. Efe kollarını kaldırırken hareketi aşağıdan yukarıya kadar perde şeklinde görüntülemiş. Hareketli görüntüler net değil. Hareketsiz olanlar ise net. Solda davulcu tokmağı davula vuruyor. Ortada el arabası içinde odunlar yanıyor.

DSCN2326

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlendik. Efelerin oyunundan sonra oyun havaları çaldı müzik seti. Biz de kurtları döktük biraz. Uyku ağır basmaya başlayınca çadırıma gidip yattım. Neredeyse 1.5 yıldır bu kadar bisiklet sürmemiştim. Hamlamışım biraz. Fazla kilolar da var. Bisiklet sürerken bunu hissettim. İki günün yorgunluğu üst üste binince uyku moduna girip dinlenmek gerek.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 58 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

 

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 1. Gün

21 Nisan 2018 Cumartesi

1 . Gün (Resimlerin çoğu Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

…Düşüyorum
Karıncanın peşine minik depremler oluyor
Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum…
Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli
Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Efes antik kentindeki Celcus kütüphanesindeki yapının penceresinden parlak güneş ışınları saçılıyor.

20180421_184947_HDR

Evet Yeni bir turun yeni bir yazısına daha başlıyorum. Aslında anlatacaklarım daha önce anlattıklarım, tekrarı olacak ama aynı yerleri tersine ve değişik anlatacağım. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunu her yıl bıkmadan, usanmadan, severek, gönüllü olarak yapmaktayız. Bu böyle devam edecek sağlığımız el verdiğince. Tüm kış, toplantılar, keşif turları, rotalar, neler yapacağız, katılımcılara ne hediyeler vereceğiz, resmi kurumlarla yazışmalar, müzelere giriş izni gibi konuları kış aylarında yaptık. Her şeyi ayarladıktan sonra tur günü geldi çattı. Sevgili dostum, tur arkadaşım Ferdi Kızıl, namı diğer kahramanımız Ferdimen bir gün önce evime gelerek misafirim oldu. Ferdimen hazırlıklıydı, tur için gerekli eşyaları ile birlikte gelmişti. Sadece bir sonraki suyun kaynağına yolculuk turunda kullanacağı kap kaçağı evde bıraktık. Ben de hazırlığımı yapıp çantalara yerleştirdim. Fazla olarak yanıma sağlık malzemeleri ve bisiklet yedek malzemeleri olan çantayı yanıma aldım. Ne de olsa turun süpürücüsü ve artçısıyım. Aynı zamanda teknik eleman ve sağlık elemanı hemşir olacağım. Bu turu her zamanki yaptığımız turların tersinden yapacağız. Daha önceleri son güne kalan Torbalı’daki Metropolis antik kentine girerek başlayacağız. Her seferinde Metropolis antik kentini es geçiyorduk. Sonrası Efes antik kenti, oradan Özdere Kalemlik, Ahmetbeyli Klaros antik kenti. Yeni Orhanlı köyünde 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Seferihisar Teos antik kenti. Urla Necati Cumalı kültür evi, İskeledeki Klaizonamei antik kenti ve İzmir’e dönüş şeklinde olacak

Güzel ve güneşli bir günde uyanıyoruz sabahın köründe. Kahvaltıyı yapıp bisikletlere atladığımız gibi yola koyulduk. Sabah 8 den evvel Konak’ta olmalıydık kimseler gelmeden. Tura hazırlık yapacağız. Sahil yolunda tamamlanmış olan bisiklet yolunda gidiyoruz Konak yönüne doğru. Ferdimen beni bisiklet üzerinde bisiklet yolunda çekiyor. Yol hariç diğer yerler yeşil çimenlerle kaplı. Sağ tarafta deniz masmavi görünüyor gökyüzü gibi. Üzerimde kahverengi deri ceketim var. Sabah serin oluyor hala Nisan ayında olsak ta.

IMG_2133

Henüz kimseler uyanmadığı için bisiklet yolunda kimseler yok bizden başka.

IMG_2135

Bir süre bisiklet yolundan gittik, Karantina tarafında alt geçit yapıldı. Üstünde ise çalışmalar bitmediğinden bisiklet ve yayaya kapalı olduğundan araç yoluna çıkıp yeni açılan alt geçitten geçiyoruz. Yolda araç bile yok, tek tük araçlar geçiyor. Alt geçitte belediye otobüsü var sadece.

IMG_2137

Karataş’a gelince lambalardan tekrar sahildeki bisiklet yoluna girip Konağa geldik. Konak meydanı, saat kulesi, belediye binasında 23 Nisan bayramı için iki dev Türk bayrağı ve ortasına Atatürk posteri asılmış şimdiden. Kaymakamlık binasında da Bayrak ve Atatürk posteri var. Meydanda güvercinler toplaşmış.

IMG_2138

Saat kulesi, yanında iki palmiye ağacı ile sakin halinde. Henüz insan kalabalığı yok, bir kaç kişi ve güvercinlere kalmış meydan.

IMG_2139

İlk olarak biz geldik, bisikletleri park ederek gelenleri karşılayacağız. Ferdimen beni çekiyor ellerimi açmış olarak.

IMG_2140

ABAK gönüllülerinden Fırat geliyor meydana bisikletiyle.

IMG_2141

Katılımcılar yavaş yavaş gelmeye başlıyor. Katılımcılar geldikçe kaydı yapılıp torbaları veriliyor ellerine. İzmir büyükşehir belediye binası, bayraklar ve Atatürk posteri asılmış.

IMG_2144

Gelen geldi, belirlediğimiz hareket saati gelince turu başlatıyoruz. Bir kısım katılımcı direk Tepeköy istasyonunda gidecek. O yüzden fazla kalabalık değiliz. İlk olarak saat kulesinin etrafını üç kez dolanıp geleneksel ABAK hacısı yapıyoruz herkesi.

IMG_2145

ABAK hacısı olduktan sonra trafiğe kapalı belediye önünden ileriye doğru yol almaya başladık. Ben en arkada süpürücü olarak son kalanları da yola sokup arkalarında gitmeye başladım.

IMG_2146

Aşağıda sabah yaptığımız yolun haritası, yaklaşık 11 Kilometre civarı yol yapmışız

Powered by Wikiloc

 

Bisiklet yolundan devam ederek Alsancak garına geldik. Burada parti parti izban metrosuna binerek Tepeköy istasyonuna vardık. Tepeköy’de istasyondan çıkıp toplanılacak kahvede bekliyorlar sonraki trenle gelenleri. Ben en son biniyorum trene. Tepeköy izban istasyonu, tren durmuş yolcularını indiriyor. Köşe kahvesinde bekleyen bisikletçiler.

IMG_2147

Herkes geldikten sonra harekete geçtik, yakın olan Yeniköy’de bulunan Metropolis antik kentine geldik. Antik kentin girişindeyiz.

IMG_2148

Bisikletleri girişe park edip gişelerden içeri giriş yapıyoruz. Önceden turizm müdürlüğünden ücretsiz giriş izni alınmıştı. İlk bulunduğumuz yer amfi tiyatronun olduğu yerdeyiz. Katılımcılar oturma yerlerinde otururken kazı ekibinden bir kişi ve arkeoloğumuz olan Selen Kanat bizlere Metropolisi anlatacak.

IMG_2150

Kazısı hala devam eden yer mozaiklerinin olduğu bölüm kapalı ve girilmeyecek şekilde çevrelenmiş. Uzaktan yerdeki figürleri çekiyor Ferdimen.

IMG_2151

Kazı ekibinden arkeolog spor ayakkabıları ile mozaiklerin üzerine basarak burayı anlatıyor.

IMG_2152

Tiyatronun üstten görünüşü.

IMG_2153

Sırası ile başka yerlere doğru gidiyoruz taş duvarlı binaların arasından.

IMG_2154

Arkeolog burayı da anlatıyor, çatısı olmayan binanı duvarında tahta destekli kemerin yanında.

IMG_2155

Arkeoloğun götürdüğü terasta dinleyiciler ve Torbalı ovasında tarlalar.

IMG_2156

Burası ile ilgili yazılan yazıt mermer bloğa kazılmış. Harfler çok küçük.

20180421_122646_HDR

Daire şeklinde tuğlalardan üst üste yapılmış bir çok sütün üzeri kapatılmış Roma hamamı. Alttan ateş yakılıp zemin ısıtılıyormuş.

IMG_2159

Sıcak sular künk borularla taşınıyormuş bir yerlerden. Toprak üzerinde küçük küçük arı delikleri künklerin üzerinde.

20180421_123300_HDR

Metropolis antik kenti gezimizi tamamlayıp bisikletlerin yanına geldik. Herkesin gelmesini bekliyoruz.

IMG_2161

Herkes toplanınca yola çıkarak Yeni köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında tabelada Yeniköy Güle Güle yazılmış gidenler için.

IMG_2162

Hava güneşli, sıcaklık iyice arttı. Geride kalanları bekleyip topluca hareket etmek için viyadüğün altında bekliyorlar arkadaşlar. Resmi Ferdimen çekiyor. O ara ben aralarında yokum. Çünkü en arkadan süpüre süpüre geliyorum geride kalanları. Viyadüğün altı gölgelik, bisikletlilerin bir kısmı gölgelik yerde.

IMG_2164

Küçük Menderes nehrinin üzerinden geçiyoruz. Nehirde fazla su yok ve rengi her zaman olduğu gibi simsiyah. Küçük Menderes nehri hala böyle kirli akmaya devam ediyor.

IMG_2166

Topluca Belevi köyüne girdik. Burada halk pazarına uğradıktan sonra yan yollardan Selçuk kasabasına vardık. Zaman geçirmeden ilk önce Artemis tapınağına girdik. Tapınakta ayakta duran utanç abidesi gibi tek sütun duruyor. İnsanlar bu muhteşem eseri zamanla yok etmiş. Geriye kalan sadece tek sütundan ibaret. Artemis tapınağı, yukarıdaki tepede Selçuk kalesinin surları duruyor. Altında İsa Bey camisi görünmekte.

IMG_2168

Artemis tapınağından geriye sadece devasa bir çukur kalmış. Kış aylarında burası sular altında kalıyor.

20180421_163151_HDR

Artemis tapınağında fazla kalmıyoruz, kısaca şöyle bir görüp Efes harabelerine doğru yola çıktık. Gittiğimiz yol eski Kuşadası yolu olan Dutlu Yol. Dut ağaçları yolu tamamen kaplamış, yeni yapraklar çıkmış ve yolu gölgelik yapmaya başlamış. Zamanında burayı genişletmek istemişler ama Selçuklu doğa severler protesto gösterileri düzenleyip yolu yan tarafa, tarlaların olduğu yere yaptırmışlar. Bu güzelim Dutlu Yol yürüme, koşu, ve bisiklet yolu olarak kalmış bizlere. Belediye de elinden geldiği kadar yolda kaldırım taşları ile parkur yapmış koşu ve bisiklet yolu için.

IMG_2170

Efes harabelerinin olduğu yere geldik. Arkada kimse kalmadı, antik kentin girişinde otoparkta bisikletleri bırakacağız.

IMG_2171

İçeri misafir olarak giriş yapıyoruz. Devasa amfi tiyatronun uzaktan çekilmiş resmi.

IMG_2172

Amfi tiyatronun oturma yerlerine oturup Efes antik kent hakkında taze rehber olan Fırat Okutucu bilgiler veriyor.

IMG_2176

Devasa Celcus kütüphane önü sütunları ile iki katlı bir yapı olarak muhteşem görünüyor.

IMG_2178

Efes antik kentinin hafif rampalı mermer döşeli caddesinde gidiyoruz.

IMG_2179

Ferdimen hemşerilerini bulmuş, Lise çağındaki bu gençlerle resmimizi çekiyor Ferdimen. Gençler sporcu eşofmanı giymişler, rengi de sarı.

IMG_2181

Eşofmanların arkasında Tekirdağ yazılmış, sırtları dönük çekiyor bir poz.

IMG_2182

Sevgili taze rehberimiz Fırat anlatmaya devam ediyor. Etrafında dinleyiciler toplanmış Fırat’ın anlattıklarını can kulağı ile dinliyorlar.

IMG_2183

O zamanın umumi tuvaletleri meşhurmuş. Buradaki tuvaletler mermerden yapılmış. Tuvalet delikleri yan yana sıralı dokuz tane var ve L biçiminde karşıda devam ediyor. Tiyatrolarda ön kısma oturan önemli kişilere Protokol denilmiş ta Yunanlılar zamanından beri. Protokol’un anlamı önde oturan kalın göt demek. Şimdi bu protokoldeki insanlar için de oturma yerleri ona göre yapılmış. Siyasi ve ekonomi tartışmalarını, fikirlerini burada belirtiyorlarmış. Hani bir atasözü vardır “İnsanların aklı ya kaçarken, ya sıçarken başına gelirmiş”. İşte burası da aklını başına getirilen yerlerden biri.  Protokol sahibi birisi oturma yerine oturmadan önce köleler buraya oturup vücut ısısı ile ısıtıyorlar sonra protokol oturuyormuş sıcak yere.

20180421_182157_HDR

Önemli yapıların ortasında geçen yolda daha yukarılara gidiyoruz. Sağda, solda sütunlu yapılar, kemerle süslenmiş.

IMG_2185

Sütunlu ve kemerli süslenmiş bir tapınak.

IMG_2186

Hıristiyanlık döneminde Bizanslılar tarafından yapılan yapıların duvarlarında kullandığı pişmiş tuğlalardan anlıyoruz. Eski ve yeni yapı tekniği bir arada.

IMG_2187

Bir tapınağı süsleyen nehir tanrısının çakma versiyonu kabartma olarak bir kayaya oyulmuş kanatlı melek figürü.

20180421_183351_HDR

Bazı yapılar orijinal haline getirmek için iskele kurulup kemerli yapıyı sağlamlaştırmaya çalışılıyor.

20180421_183407_HDR

Başka bir tapınak, kirişler sütunların üzerine konulmuş.

IMG_2189

Güneş alçalmaya başlayınca aşağıya doğru döndük, kütüphanenin önünden geçerken pencerede olan Güneş ışıkları tamamen pencereden fışkırıyormuş gibi. Diğer taraflar karanlıkta kalmış ışık hüzmesi ardında. Bu resim öne çıkan görsel olarak seçtim.

20180421_184950_HDR

Pamucak’taki kamp alanına Güneş batmadan vardık. Burası belediyenin halk kumsalı ve tesisleri. Okaliptüs ağaçlarının altına çadırları kurduk dağınık bir biçimde.

IMG_2190

Çadırı hızlıca kurup Güneşin batışını izlemek için kumsala koştum. Tam Güneş deniz üzerindeyken turuncu renge bürünmüş ufku çekiyorum. Küçük dalgalar kıyıya usulca vuruyor.

20180421_194920_HDR

Güneş denizin üzerinde yarıya kadar batmışken dijital zom ile dalgalarla beraber çekiyorum. Yakınlaştırınca dalga boyutu da büyüyor haliyle.

20180421_195039_HDR

Turuncuya boyanmış ufukta Güneş son ışıklarını vururken bir poz daha çekiyorum.

20180421_195157_HDR

Ve Güneş yarın doğmak üzere denizde batıyor.

20180421_195243_HDR

Kumsal geniş bir alana yayılmış, kumlar rüzgarın etkisi ile dalga izleri oluşturmuş. Henüz denize giren olmadığı için kumların üzerinde insan izi yok.

20180421_195251_HDR

Akşam yemeğini her zamanki yemekçimiz Hatice getiriyor ta Aliağa’dan buraya. Nefis yemeklerini yiyoruz. Hava serin olduğu için kapalı yerde toplandık. Ateş yakmak yasak dediler biz de yakmadık. İşletmenin masalarına oturup müzik ziyafeti dinlemeye başladık. Müzisyenlerimiz flütçü Öğretmenimiz Burak Çardak, kabak kemane cimiz Özgür Tekeli ve gitarist İsa Bezirci bizlere çalmaya başladı şarkılar, türküler.

20180421_215413_HDR

Kabak kemaneci Özgür çaldıkça coşuyor, tek olarak onu çekiyorum.

20180421_220504_HDR

Flütçü ve gitarist bizleri mest ediyorlar. Onlar çaldıkça eşlik ediyoruz türkülere.

20180421_220551_HDR

Akşamın ilerleyen saatlerine kadar çalıp söylendi şarkılar, türküler. Güzel bir günün daha sonuna geldik, artık uyku bedene yaklaşınca çadırıma girip bir güzel uyuyorum.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak 62 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes 1. Gün

25 Nisan 2016 Pazartesi

1.Gün Pamucak – Tire

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır.)

 

DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benziyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim….

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkan görsel, 11 bisikletçi, yüklü bisikletleriyle yolda giderken çekilmiş resmi.

Sabah güneş doğmadan gözlerimi açıyorum yeni bir güne. İçimde ayrı bir heyecan var bu sabah. Yeni gün yeni bir turun başlangıcı. Az bilinen antik kentler turunu kazasız belasız sadece küçük bir düşme dışında önemli bir olay olmadan turu başarıyla tamamlamıştık. Az da olsa ufak bir kırgınlığın bir parçası duruyor yüreğimde sızı olarak. Artık Az bilinen antik turunda olmayacağıma karar vermiştim. Şimdi bunları düşünmeye gerek yok diyerek Suyun kaynağına yolculuk turuna odaklanmalıyım. Uyku tulumundan çıkmadan bir süre tembellik hakkımı kullanarak düşünceler kafamda dolanıp durdu. Artık kalkmalıyım diyerek doğruluyorum yattığım yerden. İlk olarak çadırın fermuarını açarak dışarının resmini içeriden çekiyorum. Okaliptüs ağaçlarında kuşlar çoktan uyanmış bir o yana bir buyana cıvıltılarla uçuşuyorlar. Bir süre dışarısını izliyorum.

Çadırın içinden dışarısı. Önümde iki çadır, biri yeşilimtırak mavi diğeri haki renginde. Bir bisiklet ve okaliptüs ağaçları manzaram.

Henüz uyanmayan var, uyananlar da sabah kahvaltısı için hazırlık yapmaktalar. İlk iş olarak gidip parkın lambalarını kapatmak oluyor, enerji boşa gitmesin. Sonrasında elimi yüzümü yıkayıp çadırımın yanına geliyorum.

Okaliptüs ağaçları altında çadırlar gelişi güzel kurulmuş durumda. Bazı yerlerde yeşil çimenler, kısım kısım çakıl taşları. Okaliptüs yaprakları da yerlerde. Solda bir iğde ağacı yan yatmış durumda.

Üçer beşer gruplar, kimisi kendi başına kahvaltısını hazırlıyor. Çaydanlığı olanlar çay demliyor. İzmir den arabası ile gelen İsmail piknik tüpü, su ve kocaman çaydanlık ile bizlere sınırsız çay ikramında bulunuyor. Gruplar arası ikramlar oluyor birbirlerine. Salatalık, domates, zeytin, çay, yumurta elden ele dolaşıyor. Neşe içinde kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltının ardından toparlanmaya başladık. Eşyalar ve çadırlar hızlıca toplanıp bisiklet bagajlarına yükleniyor. El birliği ile etrafta bize ait olan olmayan bütün çöpleri topluyoruz. Bulduğumuzdan daha temiz bıraktık park alanında çadır kurduğumuz yeri. Her kez hazır olunca bisikletimdeki tripoda cep telefonumu takıp 10 saniye zaman ayarı ile topluca bir anı resmi çekiyorum.

Toplam 29 kişi, 15 kişi ayakta, diğerleri yere çömelmiş durumda Ben ve Cem ayaklarımızı öne doğru uzatıp yere yatar durumdayız.

Herkes hazır durumda, son kontrolleri yapıyoruz. Bir ara Olcay ile konuşuyorum. Artık Az bilinen antik kentler turunda olmayacağımı söyledim. O da bir şey demedi, demek ki durumun farkında. Neyse son kalan kumanyaların bir kısmını ve artan sulardan Olcay bize veriyor. İki de telsiz veriyor turda kullanmamız için. Biri bende biri Şafak Omaç’ta.  Aramızda bölüşüyoruz kumanyaları. Suları da bir yerlere sıkıştırdık çantalara. Son kontroller yapıldıktan sonra hep birlikte harekete geçerek parktan çıkıyoruz. Çıkarken bekçiye anahtarları teslim edip yardımları için teşekkürlerimi sunuyorum.

Parkın içi, yol parke döşeli. Kıyıları kaldırım ile toprak zeminden ayrılmış durumda. Okaliptüs ağaçları gölge yapmış yere.  Tek sıra üç bisikletli bagajları yüklü.

Konvoy halinde asfalt yola çıktık ilerliyoruz. Ben öne geçerek grubun resmini çekiyorum.

Arkadan gelenleri bekleyip onların da resimlerini çekiyorum. Kavşağa yakınız, bu kavşakta iki gruba ayrılacağız.

Kavşakta hepimiz durup vedalaşıyoruz birbirimizle. İki grup ta birbirlerine iyi turlar diliyor. Olcay Az bilinen antik kentler turunun devamını yapacak. Yanında da ona katılacaklar var. Yıllarca bir türlü Torbalı yakınlarında, Sağlık mahallesinde bulunan Metropolis antik kentine gidilmemişti. Hep turu Selçuk ta bitirmek zorunda kalmıştık. Son gün Pazar olunca Pazartesi işe başlayacaklar mecburen dönmek durumundaydılar. Bu kez yine aynı durumda çoğu Pazar akşamı evine gitti. Sadece işi olmayan ya da izni devam edenler kaldı, o da 15 kişi. Metropolis antik kentine gidecekler Selçuk yönüne düz devam ettiler. Suyun kaynağına yolculuğa katılanlar da kavşaktan sola döndük. Bulunduğumuz yer Küçük Menderes nehrinin zamanla doğal erozyon sonucu oluşmuş bereketli ovası. Dün geldiğimiz yolun tersine doğru gidiyoruz. Biraz kalabalık gibiyiz gibi sanki. Bir süre gittikten sonra yanımızda Olcaylarla Metropolis antik kentine gideceklerin olduğunu fark ediyorum. Pan dağcılıktan tanıdığım arkadaşlarımdan Aytekin, Itır ve Hakan kavşakta bizim peşimize takılmışlar farkında olmadan. Durum anlaşılınca kahkahalarla gülüyoruz bu olaya. Olcay’ı telefonla arayıp yanlışlıkla bize katılanlar olduğunu, Selçuk ta beklemelerini söylüyorum. Yanlışlıkla gelenler geri dönerek yollarına devam ettiler.

Bir grup bisikletçi sıralı olarak yol kıyısında bisiklet sürüyor. Etraf yeşil sazlıklar ve otlarla kaplı. Hava parçalı bulutlu.

Bu yoldan defalarca geçtim yıllarca. Bir türlü karşıma bir ceylan çıkmadı, umutla bekliyorum çıkmasını. Elbet bir gün çıkacak bir ceylan. Şimdiye kadar ceylan çıkmadı ama öküz bolca çıkıyor karşıma. İşte onlardan birisini yaptığı öküzlük. Ceylan çıkabilir tabelasına arabası ile çarpıp yere yapıştırmış. Uyarı tabelası yol kıyısında otlara yatmış durumda. Direği de çarpmanın şiddeti ile yamulmuş.

Solda yol, kıyısında beyaz çizgi. otların arasında üçgen uyarı levhası yerde yatıyor. Üçgenin içinde ceylan resmi. Solda ise bataklık yerlerde yetişen ılgın (Tamarix) çalıları.

Geçtiğimiz yıl yani 2015 yılının Mayıs ayının bahar günlerinde bu topraklardan geçerken Küçük Menderes nehrinin bu bereketli ovasında bisiklet sürüyordum. Nehrin karşısına köprüden geçtiğimde nehrin suları simsiyah akıyordu. Böyle kirli akan nehir neden ve nasıl kirleniyordu. Köprünün altından akan kirli sulara bakarak düşüncelere daldım bir süre. Biliyordum ki Dünya’nın en bereketli ovasına sahip olan Küçük Menderes havzası tarih boyunca bir çok kültüre, medeniyetler kurmuş şehirlere, insanlara bereketini sunmuştur. Binlerce yılda doğal erozyon sonucu bereketli toprakları taşıyan nehir burada tarım yapan köylülerin geçim kaynağı olmuştur. Bu ovada yetişen ürünler pazar tezgahına gelip satın aldığımız meyve ve sebzeler ne kadar temiz ve sağlıklı? Yavaş yavaş zehirleniyor muşuz gibi hissediyorum.

Bunun için bir şeyler yapmalı, geleceğimizi zehirlemeli kirli akan nehrin suladığı ovaya. Nehrin kıyısından geçen yollarda bisiklet sürerken nehrin giderek daha temiz olduğunu görünce demek ki suyun kaynaklı kirli değil. Sanayi bölgelerinde ki fabrikalar kirli sularını arıtmadan kolayca nehre boşaltmaktalar. Madem suyun kaynağından çıkan sular temiz ve denize kadar kirleniyor bu durumu tersine çevirmek gerek diyerek aklıma bir fikir geldi. Deniz kıyısında kirlenmiş toprağı alıp suyun kaynağına taşıyarak farkındalık yaratmak gerek. Suyun kaynağında dökeceğimiz kirli toprak tekrar denize akarken bir daha kirlenmemesi için mücadele etmeli. İnsanlara ve nehri kirletenlere çocuklarımıza temiz ve sağlıklı bir gelecek bırakmamız gerektiğini kulaklarına fısıldamak gerek.

Bu düşüncelerin ışığında İzmir’e dönünce arkadaşım ve bir çok turda beraber bisiklet sürdüğüm Şafak Omaç ile konuştuğumda  o da aynı düşünceleri olduğunu ama tersini yapmayı  planlıyormuş. Benim fikrimin daha iyi olduğunu söyleyerek buna hemen başlayalım dedi. İlk önce facebook ta bir grup kurduk. Grubun adı Suyun Kaynağına Yolculuk” olarak belirledik.

https://www.facebook.com/groups/suyunkaynaginayolculuk/

Bisikletçi arkadaşları gruba ekledik. İlk yapacağımız nehir de ikimizin aklına Küçük Menderes nehri. Fikir bu nehirde oluşmuştu. Bir kaç keşif turunu araba ve bisikletle yaptıktan sonra rota ve kamp yerlerini belirledik. Sonrasında etkinliği açtık sosyal medyada. İlgilenen arkadaşlar ile iletişime geçip kesin gelecekleri kaydettik. Tur başlangıcı da Az bilinen antik kentler turunun devamında olacaktı. Tur da Küçük Menderes deltasında bittiğinden böylece bir taşla iki kuş vuracaktık. Kamp yerleri için Tire belediyesi, Bayındır spor müdürü Erdal İnce ve Beydağ da bisikletçi arkadaş ile görüşüp kamp yerlerini ayarladık.

Rotamız ise başlangıç yeri Pamucak ta Selçuk belediye tesisleri. Oradan nehrin deniz ile kavuştuğu yere gidip birer avuç toprak alıp heybeye koymak. Nehir kıyısındaki yollardan önce Zeytinköy, yakınlarındaki Gebekirse gölü ve Çatal gölü kıyısından geçip Tire – Beydağ. Oradan nehrin ana kollarından olan Kiraz kasabası tarafında Çatak vadisine gidip heybemizde taşıdığımız insanların kirlettiği toprağı suyun kaynağına bırakmak. Çatak vadisinde bir gece kalıp dönüş yoluna geçerek Bayındır da bir gece konakladıktan sonra Torbalı da metroya binip eve döneceğiz.

Bir süre asfalt yolda gidip köprüye ulaşınca yanından nehrin kıyısına indik. Artık toprak yoldayız ve bisikletlerimizin tekerlekleri iz bırakıyor.

Nehrin kıyısındaki toprak yolda gidiyoruz. Bu yol artık bahçelere dönüşmüş arazide herkes kendine parsellediği yere götürüyor. Bisikletlilerin arkasından tek sıra giderken Gürel çekiyor.

Buraları henüz bahçelik olmamış, etrafı ılgın ağaçları kaplamış durumda. Zemin de iyice milli toprak olmaya başladı. Tekerleklerimiz hafiften batmaya başladı ama zorlanmıyoruz giderken.

Şafak Omaç daha önce yaptığı bisikletli keşifte toprağı alacağımız alana geldik. En son ben giriyorum alana. Bisikletim KUZ ve arkasında römorkum kıytırık. Sağda yürüyen Şafak gülerek poz veriyor. Ferdimen beni çekiyor.

Alana gelince bisikletimi park ediyorum. Nehir kıyısına gelerek resim çekmeye başladım. Nehir gerçekten çok kirli, rengi bulanık ve kötü kokuyor. Bu kadar kirli olmasına rağmen sazlıklar ve ılgın ağaçları kıyılarda inadına yaşamakta.

Şimdi sizlere insan eliyle yapılan doğal felaketin insanları nasıl ilkel yaşama döndürdüğünü anlatacağım. Yazıyı Ferdi Kızıl’ın web sitesin GGYISS kaynak olarak aldım. http://www.ggyiss.com/

Paskalya Adası, dünyanın en ücra bölgelerinden birisidir. Sadece 390 km² bir alanı kaplayan bu Pasifik adası, Güney Amerika’nın batı sahiline 3700 km, en yakın yaşanabilir adaya 2300 km uzaklıktadır.

Hollandalılar, adayı 1722 yılında ilk batılılar olarak ziyaret ettiklerinde, kulübelerde ve mağaralarda yaşayan, sürekli savaş halinde olan ve Ada’daki besin kaynaklarının yetersizliği yüzünden umutsuzca yamyamlığa yönelen 3000 kişilik ilkel bir toplum buldular.

Avrupalı ziyaretçileri en fazla şaşırtan ve ilgilendiren olay ise, bütün bu sefalet ve barbarlığın arasında, bir dönemin gösterişli ve gelişmiş bir toplumuna ait, Ada’nın çeşitli yerlerinde yükseklikleri altı metreyi aşan 600’den fazla yekpare taş anıt olmasıydı. Toplumsal açıdan gelişmiş ve teknolojik açıdan karmaşık bir iş olan heykellerin yontulması, taş ocaklarından başka yerlere taşınması ve dikilmesinin bu ilkel toplum tarafından gerçekleştirilmiş olması olanaksız görünüyordu. Paskalya Adası’nın geçmişi, kayıp uygarlıklarla ya da gizemli bilgilerle dolu bir tarih değildir. Bu tarih insanın çevreye olan bağımlığını ve bu çevreyi düzeltilemeyecek biçimde bozmasının sonuçlarını gösteren çarpıcı bir örnektir.

MS 5. yy.’da adaya batıdan 20 – 30 Polinezyalı göçmen geldi. Adanın çok zengin olmayan bir bitki örtüsü vardı ve hiç memeli hayvan yoktu. Evcil hayvanları tavuk ve Polinezya faresinden ibaretti; temel ekinleri tatlı patatesti. Yeterli derecede besleyici olmasına karşın tekdüze seyreden bir beslenme biçiminin tek yararı, tatlı patates ekiminin zor olmaması nedeniyle başka etkinliklere ayıracak zamanlarının kalmasıydı. Temel toplumsal birimler geniş ailelerden oluşan, aralarında her konuda rekabet olan klanlardı ve her klanın kendine ait tören alanları vardı.

Buralarda ahu denilen dev heykellerin dikildiği atalara tapınma platformları vardı. Bu heykeller bir taş ocağında yapılıyordu ve daha sonra adanın değişik yerlerindeki tören alanlarına, yük hayvanları olmadığı için ağaç gövdeleri kızak olarak kullanılıp insan gücüyle götürülmek zorundaydı. 1550 yılında ada nüfusu 7000 kişiyle doruk noktasına ulaşmıştı. Zamanla klan sayıları artmış yüzlerce ahu ve 600’den fazla dev taş heykel vardı. Sonra bu uygarlık birdenbire yıkıldı. Anıt heykellerin bir kısmı deniz kenarında, sahilde konuklara adeta “Hoş geldiniz” diyor… Taş ocağında yarım bırakılmış heykeller kaldı. Bu yıkımın nedeni, Paskalya Adası’ndaki “gizemi” çözmenin anahtarı, bütün adanın ormansızlaşmasının getirdiği çevresel bozulmaydı:

Göçmenler adaya ilk geldiğinde adada büyük ormanlar vardı. Nüfus arttıkça, tarım alanı açmak, ısınma ve yemek pişirme, ev aletleri, direkler ve sazdan ev yapımı için malzeme elde etmek ve balık avlayabilmek için tekne yapmak amacıyla ağaçlar kesilmeye başlandı: En çok da kızak yapımı için kesiliyordu. 1600 yılında ada tamamen çıplak kalmıştı. Heykel yapımı durdu. Ev yapılamadığı için mağaralarda yaşamaya başladılar. Artık tekne yapamadıkları için balık avlayamıyorlardı ve uzun yolculuklara çıkamıyorlardı. Erozyon topraklarını zayıflatıldığından yiyecek üretiminde ciddi sıkıntı yaşıyorlardı. 7000 kişiyi beslemek olanaksız hale geldi ve nüfus hızla azalmaya başladı. Dünyanın bu ücra köşesinde kapana kısılan ada halkı azalan kaynaklar üzerindeki tartışmalar sonucu neredeyse sürekli savaş halindeydi. Kölelik arttı ve alınabilecek protein miktarı düştükçe yamyamlık yaygınlaştı. Savaşların temel amacı rakip klanın ahularını yıkmaktı. 1830’larda neredeyse bu dev heykellerin tamamı yıkıldı. Adaya gelen ziyaretçiler bu heykellerin nasıl taşındığını sorduklarında adanın ilkel sakinleri, atalarının neler yaptığını artık hatırlamıyordu; yalnızca, bu dev figürlerin adanın öteki tarafından ‘yürüyerek’ geldiğini söyleyebildiler. Dünyanın öteki bölgelerinden neredeyse tamamen kopmuş olduklarını bilen Paskalya halkı, varlıklarının bu küçük adadaki sınırlı kaynaklara bağlı olduğunu anlamış olmalıydı. Taş ocağının yakınında tamamlanmamış birçok heykel bulunması, adada ne kadar ağaç kaldığının hiç düşünülmediğini, artan nüfusun ve ada halkının kültürel hırslarının, ellerindeki kaynaklardan çok güçlü olduğunu akla getirmektedir.

Kaynak: ClivePonting, Dünyanın Yeşil Tarihi – Çevre ve Uygarlıkların Çöküşü,

Çeviren: Ayşe Başcı- Sander,Sabancı Üniversitesi Yayınevi,s.1-7, 2000.

Özgün Basım: A GreenHistory of The World – The Environment andTheCollapse of Great Civilizations,PenguinBooks, 1991.

Ilgın ağaçları arasından kirli akan Küçük Menderes nehri.

Suyun rengi o kadar bulanık ki sadece yüzeyi görebiliyoruz. Burada canlı yaşıyor mu acaba? Bunu bilemiyorum. Sudaki oksijen oranı canlı yaşaması için yeterli olmayabilir.

Nehrin kokusu rahatsız edici, bir an önce toprağı alıp buradan uzaklaşmak gerek. Hemen yerden bir avuç toprak alarak, naylon torbaya koyup ağzını sıkıca bağladım. Gürel beni toprak alırken resmimi çekiyor. Etrafımda arkadaşlar toplanmış bana bakıyorlar.

Toprak dolu torbayı heybemin içine yerleştirdikten sonra geriye doğru gitmeye başladık. Giderken de izimizi bırakıyoruz toprak yola.

Küçük Menderes Deltası

Alan Tanımı:

Kuşadası Körfezinde, Selçuk ilçesinin kuzeybatısında, Küçük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerde oluşmuş bir deltadır. Çoğunluğu tarım alanına dönüştürülmüş deltada, kumullar, sazlıklar, geniş bataklıklar (Elaman ve Akgöl bataklıkları), bir tatlı su gölü (Çakal Gölü) ve hafif tuzlu bir göl (Gebekirse Gölü) bulunur.

Küçük Menderes Nehri’nin oluşturduğu alüvyal ova zengin bir kıyı sulak alanıdır. Deltadaki Çakal Gölü, 0.74 km2 büyüklüğünde ve 4 m derinliğinde; Gebekirse Gölü, 0.75 kmbüyüklüğünde ve 5 m derinliğindedir. Deltadaki Elaman ve Akgöl bataklıkları dışında Cevaşir Bataklığı, sadece kış aylarında sular altında kalır. Göllerin kenarı sazlıklarla (Phragmites) kaplıdır. Bataklıkların büyük bölümünde ise ılgın (Tamarix) hakim türdür. Deniz suyu nehir boyunca 4 km içeri sokulur, ancak sadece Gebekirse Gölü’nü etkiler.
Alanın ortasından geniş bir karayolu geçer. Bölgedeki en önemli turistik merkezlerden biri olan Efes antik kentinin yakınında küçük bir havaalanı vardır.

Fauna:

Selçuk Kuş Cenneti olarak da bilinen alanda 38 familyaya ait 92 kuş türü tespit edilmiştir. Göç sırasında önemli sayılarda küçük karabatak bölgede konaklar. Nesli bölgesel düzeyde tehlikede olan mahmuzlu kızkuşu alanda üremekte; küresel ölçekte nesli tehlikede olan fare kuyruklu yediuyur burada yaşamaktadır. Benekli kaplumbağa, tosbağa ve ev yılanı özel doğa alanı kriterlerini sağlayan sürüngen türleridir. Alan, iç su balıkları açısından da oldukça önemlidir. Ülkemize endemik ‘büyük esmer’ alanda yaşayan koruma öncelikli kelebek türüdür.

Flora:

Deltada kumullar, geniş sazlıklara sahip bataklıklar, tatlı ve hafif tuzlu su gölleri ile tarım alanları ana habitatları oluşturur. Çevredeki yüksek araziler makilikler, tarlalar, söğüt ve zeytinliklerle kaplıdır. Ovada ise başlıca tarım ürünü pamuktur.

Küçük Menderes Deltası, uygun iklim şartları ve deltanın güneyinde yer alan Efes Antik Kenti ve Bülbül Dağındaki Meryem Ana Evi dolayısıyla turizm aktivitelerinin yoğun olduğu bir bölgedir.

Deltada ana geçim kaynağı tarımdır. Ovadaki başlıca tarım ürünü de pamuktur. İki gölde toplam on iki tür balık bulunur, ancak ticari balıkçılık sadece Gebekirse Gölünde yapılır. 1995’te 10 ton balık yakalanmıştır. Nehrin denize döküldüğü yerde yavru balık toplanır.

İZSU, Ege Bölgesinin yıllık su ihtiyacının bir kısmını Küçük Menderes Nehrinden sağlar. Sulama ihtiyaçları için nehre 4 adet baraj yapılması planlanmaktadır.

1984’te özel koruma alanı içinde 10 km2’lik bir alan Yaban Hayatı Koruma Sahası ilan edilmiş, 1991’de deltanın tümüne SİT Alanı statüsü verilmiştir.

Tarihin ilk çağlarından beri insanoğlunun dikkatini çekmiş olan 125 km uzunluğundaki Küçük Menderes Nehri ve vadisindeki verimli topraklar, 1930’lardan başlayarak yoğun olarak kullanılmıştır. Sıtmayla mücadele amacıyla başlatılan kampanyalar kapsamında büyük çaplı kurutma çalışmaları yürütülmüş, sonuçta tüm Küçük Menderes Havzasında 260 km2 geçici ya da sürekli sulak alan yok edilmiş, nehir ağzından yaklaşık 50 km içeriye kadar çok sayıda göl kurutulmuştur. (Cellat, Akarca ve Nohut gölleri gibi). Bunun yanı sıra nehir yatağı değiştirilmiş, suyun Selçuk ilçesinin kuzeyinden düz bir hat üzerinden denize ulaşması sağlanmıştır. Geriye, eskiden daha büyük bir alan kaplayan ve taşkın dönemlerindeki tek bir göl haline gelen iki göl kalmıştır.

Geriye kalan 15 km2 sulak alanın bugün güvencede olduğunu söylemek mümkün değildir. Devlet Su İşleri yukarı havzada on binlerce hektar alanı sulamak için, nehir ve kolları üzerinde dört adet baraj inşaatı öngörmektedir. Bu barajlar ve sulamalar nehir debisini büyük oranda düşürecek, Akgöl ve Elaman bataklıklarının kurumasına sebep olabilecektir.

Kıyı boyunca kuzeyden ve özellikle güneydeki Kuşadası’ndan bölgeye doğru gelişen otel ve yazlık inşaatları alanı tehdit etmektedir. Deltanın güneyindeki kıyı çayırları üzerine golf sahası yapılması planlanmaktadır. Bölgede kaçak avcılık yapılmaktadır.

Küçük Menderes Havzasında bulunan ilçe ve beldelerde faaliyet gösteren sanayi kuruluşlarının kimyasal atıkları ve bu yerlerdeki evsel atıklar hiçbir arıtma yapılmadan Küçük Menderes nehrine boşaltılmaktadır. Bu da nehir ve deltada aşırı kirlenmeye ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmesine sebep olmaktadır.

Alanın bugün eski ornitolojik zenginliğinin çok uzağında olduğu açıktır. Geriye kalan sulak alanların kuşlar ile diğer canlılar göz önüne alınarak korunması gerekir. Hava alanı sık kullanılmamakla birlikte, alan üzerindeki etkileri araştırılmalıdır.

http://www.turkiyesulakalanlari.com/kucuk-menderes-deltasi-izmir/

Kısa sürede yola çıkıyoruz. Yol zeminden yüksekte, bir süre gittikten sonra Zeytinköy kavşağına geldik. Kavşak biraz daha yüksekte. Toprağı aldığımız alanın resmini çekiyorum. Nehir yatağı sazlık ve ılgın ağaçlarından görünmüyor. Sadece küçük bir su parçası görünür durumda. Bu alanda bazı yerler bahçeye dönüşmüş. Bahçelerde nar ağaçları dikilmiş durumda.

Küçük Menderes ovası, aşağıda yakın yerde nar bahçesi. Ağaçlar sıralı dikilmiş Solda küçük bir kayalık düz alandan fışkırmış gibi. Ovanın büyük bölümü ılgın ağaçları ile kaplı. Karşıda Dilek yarımadası, üzerinde beyaz bulutlar.

Ana yoldan Zeytinköy yoluna saptık. Selçuk tan bisikletçi arkadaşım Özer Çatori bizim buralarda olduğumuzu öğrenmiş. Hazır yolumuzun üstünde diyerek evine çay içmeye davet etti. Onu kırmadık ama evi vadinin diplerinde, yolumuzun ters tarafında. Bu kadar uzak olduğunu bilseydim çay molasını Zeytinköy de verirdik. Bu bize biraz zaman kaybettirdi ama geliyoruz diye bildirince sözümüzden dönemedik. Özer telefon ile oturduğu evi tarif etti. Evine vardık, ev vadinin bitiminde mandalina bahçesinin içinde güzel bir yerde. Bahçe girişinde üzüm çardağı ve ceviz ağacı gölgelik yapıyor.

Bahçe girişi, demir çardak maviye boyanmış. Üzüm asması ve ağaçlar baharın yeşilliği ile sarıp sarmalamış çardağı. Bisikletlerimizi duvar diplerinde park etmiş durumda.

Evin balkonuna oturup demli çayları içmeye başladık.

Haliyle balkonda hepimize oturacak yer yok. Bir kısmımız balkonda, diğerleri bahçede oturup çay içtik.  Bir sıra duvar dibinde 5 kişi, 2 kişi de balkon demiri tarafında.

Bahçede mandalina ağaçları yenilenmiş taze yaprakları ve çiçekleri ile bahar kokuları yayıyor etrafa.

Özer Çatori ve annesine çaylar için teşekkür edip tekrar yola çıktık. Zeytinköy’e geri gelip bir süre ana yoldan gittikten sonra Gebekirse göl yoluna girdik. Yolun bir kısmı toprak, bu yol kestirme bir yol. Tarlaların arasından gidiyor. Aramızda olan Şerif Kılavuz fazla zorlanmamasını söyleyerek düz gitmesini söyledik. Önümüzde tepeler var, çıkması biraz uzun sürecek. Düz gidip ileride bizi bekleyecek.

Gebekirse gölüne ulaşmak için alçak bir beli geçmek gerekli olunca çıkıyoruz haliyle. Etrafta çalılar, bodur ağaçlar arasında göl göründü.

Gölün kenarları geniş nar bahçeleri ile kaplı. Arazi düz. Az ileride göl görünüyor birazcık olsa da.

Gebekirse gölünün kıyısına geliyoruz, uygun bir alanda, göl kıyısında durduk. Burada kahve molası vereceğiz. Gölün tam kıyısında okaliptüs ağaçları dikilmiş. Bisikletleri ağaçların gölgesinde park ederek kahve takımlarımı çantalarımdan çıkarmaya başladım.

Kahve takımlarımı yere serip yanına bağdaş kurarak oturdum.  Hemen cezveye 4  kişilik kahve pişirmeye başladım. Gölün kıyısında sazlar henüz büyümeye başlamış. Kıytırığın arkasında bayrak çubuklarına iki tane Türk bayrağı rüzgardan hafif dalgalanıyor.

Kahve cezvede  pişerken sabırla bekliyorum taşmaması için. 4 Fincan kahvenin pişmesini bekliyor yan yana.

Ferdimen ve Gürel kahve pişerken etrafta resim çekiyor. Ferdimen’in göl kıyısında, suyun içinde bir kurbağayı kadrajında yakalamış. Kurbağa kendini fotoğraf makinesi ile resmini çeken uzun saçlı adamın niyetini anlamaya çalışıyor. Kurbağanın yüz ifadesi böyle.

Gölün kıyısında 3 güzel yan yana oturmuş ayaklarını suya sokarak zamanı değerlendiriyorlar. Oturduğu yerden başlarını resmi çeken Gürel’e döndürüp poz vermişler. Kurbağayı görmemiş olacaklar, yoksa prensine kavuşmak için öpmeye çalışabilirlerdi.

Bir posta pişirip 4 kişiye veriyorum. Zaman geçirmeden ikinci kez pişirmeye başladım. Kahveyi içenler de gölün suyunda fincanları yıkayıp yanıma bırakıyorlar. Kahve pişirirken bisikletin ön tekerleğinin arkasından resmimi çekiyor Gürel. Jant telleri, jant ve lastik güzel bir dekor oluşturmuş.

Üç kez kahve pişirerek herkesin içmesini sağlıyorum. Sonrasında kahve takımlarımı toparlayıp heybeme yerleştirdikten sonra yola çıktık. İki göl arasında tarlaların arasından geçerken arkadaşlar yerde kendi halinde yürüyen bukalemun görüyorlar. Aysel de bukalemunu eline alıp resim çektirmiş. Bukalemun bulunduğu ortama göre neyin üzerinde ise onun rengini alan bir hayvan. Şu an ki rengi yeşil, orijinal renginde. Ön ve arkada olmak üzere iki tırnaklı pençeleri ile parmakları kavramış, iki gözü de ayrı yönlere bakıp döndürebilen tek hayvan olarak etrafındaki insanları iki gözüyle ayrı ayrı inceliyor. Bu insanlardan birisi Şafak Omaç, arkada Figen Gülgör. Bukalemunu elinde tutan da Aysel Ataş.

Gebekirse gölü ile Çakal gölü arasındaki yol biraz yükseltili. Bunu aşmak bizim için kolay oluyor. Göl seviyesinde meyve bahçeleri düzlük alanda. Yamaçlar ise zeytin ağaçlarına ayrılmış. Yukarı, tepelere çıkan yol aşağıdan kıvrımlı görünüyor. Tırmanışa geçen bisikletliler arasında mesafe var. Herkes aynı performansı gösteremiyor.

Ben en arkada Ferdimen ve Gürel ile birlikte tırmanışa geçtik. Yol kıvrımlı, hafiften yukarıya doğru yükselmekte. Sol taraftaki yamaçta zeytin ağaçları. Önümüzde sadece Ferdimen var. Resmi Gürel çekiyor kamerası ile.

Tepeye varınca Çakal gölü manzarası eşliğinde bisikletim KUZ ve kıytırık ile bir poz hak ediyor. Göl zeytin ağaçları arasında yarım görüntüsü ve daha önce nehrin getirdiği toprak gölün yanında geniş bereketli ovaya dönüştürmüş.

Çakal gölünden ayrılıp ovaya iniyoruz. Artık Tireye kadar yolumuz düz. Küçük Menderes nehri kıyısındaki yolda ilerliyoruz.

Yol nehrin kıyısından giderken bazen karşı tarafa geçmek gerek. Köprüden geçerken arkadaşlara seslenip durmalarını söylüyorum. İlk önce dijital zom ile yakınlaştırılmış olarak çekiyorum ağaçların dalları arasından. Köprünün mavi boyalı demir korkulukları ardında bana el sallıyor arkadaşlar.

Bu da normal görüntü. Aramızda epey mesafe var. Solda bir zeytin ağacı ve şeftali bahçesi tamamen yaprak açarak meyvelerini olgunlaştırıyor.

Ben köprüye gelmeden önce Gürel kamerası ile elçek resim çekiyor. Arkadaşlar köprünün diğer tarafında toplaşmış. Kendisi diğer taraftan sadece portresi görünüyor. Köprü biraz yüksekte, meyve bahçeleri aşağıda kalmış. Köprünün ucunda dut ağacı top şeklinde. Köprünün korkuluk demirleri mavi boyalı. Sadece ortadaki uzun demir sarıya boyalı.

Araç trafiğinin olmadığı nehir kenarında sakince gidiyoruz sarı çiçek açmış otların arasından. Karşımızda kayalık dağlar yeşil otların arasından görünüyor. Demir örgülü elektrik direği de manzaraya girmiş. Ferdimen grup halinde giden bisikletçilerin arkasından resimlerini çekmiş.

Ben de arkalarından tek başıma doğada olmanın verdiği mutlulukla içime sindire sindire yol alıyorum. Yol kıyısında sarı çiçekler açmış otlar arasında insan boyundan büyük şerbetçi otları fışkırmış durumda.

Nehir yatağından akan su o kadar kirli ki hem görünümünden hem de kokusundan belli oluyor. Siyaha yakın yeşil rengi olmasına karşın söğüt ağaçları ve otlar kıyıları bürümüş. Nehirde sadece canlı olarak su kaplumbağalarını görüyorum. Onlar da kabukları siyaha yakın renge yani nehrin suları gibi olmuş. Bu kirli sularda nasıl yaşadıklarını anlamış değilim. Kaplumbağalar pek evrim geçirmeden milyonlarca yıl aynı kalmış bir canlı türü. Şekli değişmese de kirli sular pek etkilememiş görünüyor.

Nehirde su ilkbahar olmasına rağmen çok az akmakta. Köprünün üzerinden karşıya geçerken nehrin resmini çekiyorum. Su az da olsa akıyor simsiyah. Söğüt ağaçları kıyı boyunca sıralanmış. Sol tarafta bir tepe, ön tarafında kavak ağaçları grup olarak dikilmiş.

Kavak ağacı nedir bilir misiniz? Kavak ağacı evlilik ağacıdır. Çocuk doğduğu zaman babası bir grup kavak ağacı diker, fidan olarak sulak bir yerde. Kavak çocukla beraber büyür. 20 yıl sonra evlilik çağı gelince baba çocuğu için diktiği kavağı keserek satar ve elde ettiği para ile çocuğunun düğün masraflarını karşılar. Evini yuvasını kurarmış kavak ağacı ile. Kavak ağacı daha çok kibrit, ambalaj ve mobilya yapımında kullanılır. Gerçi şimdiki zamanda kibrit gazlı çakmaklara yenilmiş durumdadır.

Yeni sürülmüş tarlaların yanından topluca bisiklet sürüyoruz. Gürel de uzaktan optik zom yaparak harika bir resim çekiyor. Resimde 11 kişi bisiklet sürerken görünmekte. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Ben biraz gerilerden gelince tek başına beni ayrı çekiyor. Kıytırığın arkasında iki Türk bayrağı rüzgarın etkisi ile dalgalanıyor. Yolun iki tarafında tarla yeni sürülmüş.

Belevi’ye vardık bile, burada öğle yemeği yiyeceğiz. Daha önce işletmeci ile konuşmuştuk geleceğimizi. Bizler gelince köfte siparişlerini veriyoruz ve hemen mangalda köfteler pişmeye başladı. Köftelerin pişmesini beklerken bahçede elimizi yüzümüzü çeşmede yıkayıp paklanıyoruz. Yıkanırken kara dut ağacını görünce acıkan karnımızı biraz bastırmak için karadutları mideye indirmeden edemedik. Yeni kararmaya başlayan dutlar nefis. Dutların çoğu kırmızı olgunlaşmamış. Kimisi yarısı kırmızı yarısı kara. Biz de iyice olgunlaşmış olan kara dutları yiyoruz. Dutları dalında yaprakları ile beraber yakından bir resmini çekiyorum.

Belevi’nde aramıza 2 kişi daha katıldı, Sadun abi ve Hüseyin. Üç masayı birleştirip oturduk. Köftelerin pişmesini bekliyoruz sohbet ederek.

Bisikletler park edilmiş, bizler de masalara oturarak bekliyoruz. İşletmenin adı Belevi çöp şiş ayran. Mavi tabelasında yazıyor.

Sevil köfte ve şiş pişirirken ocak başında.

Sevil ocağın başında köfteleri pişirirken işletmeci de domatesleri söğüş dilimler halinde kesip tabaklara diziyor.

Pişen köfteleri bir çırpıda yiyip bitiriyoruz, çok acıkmışız. En son olarak Sevil kendine pişirip yiyor köftelerini. Biz de boş durmayıp yemeğin üstüne çayları yudumluyoruz. Masanın üstünde kocaman bir saksı, saksıda da beyaz üzeri mor çiçekler açmış. Binanın duvarında ay – yıldız yapıştırılmış. Türk bayrağı da  çatıya asılıp sarkıtılmış.

Yemeğin ardından tekrar yola çıkıyoruz. Yolumuz yine nehri takip eden yollarda. Tarlaların önünden geçiyoruz. Tarlayı otlar bürümüş. Herhalde nadasa bırakılmış.

Kimi tarla da sürülüp ekilmiş bile. Araları 1.5 metre genişliğinde düz bir çizgide fidanlar dikilmiş. Fidanların da yanında boylu boyunca damlama için hortum döşenmiş. Geniş tarlada yan yana fidanlar ekili. Her şey düzgün ve güzel görünüyor görünmesine de tarlada fazla olan bazı şeyler var. O da fidanlar üretim yerinde çimlendirilirken köpük fidelikler ile buraya geliyor. Fidanlar dikildikten sonra boşalan köpük kasalar toprağın üzerine öylece atılmış. Toplayıp geri dönüşüme yada çöpe atılmamış. Nehrin kirliliği buradan başlıyor. Petrol ürünü olan köpük fidelikler çevreyi hem görüntü olarak hem de kimyasal olarak kirletmekte.

Yolculuğumuz güzel yerlerden devam ediyor. Bağlar, bahçeler, tarlalar arasından. Buralarda yollar da toprak. Arada geride kalanları beklerken bisikletten inip bekliyorum. Bisikletim park halinde, toprak yolda geriden gelenler ve yol kıyısında otlar ve sazlık.

Yolumuz nehrin kıyısında olunca bazen sol tarafında, bazen de sağ tarafında gidiyoruz. Karşı tarafa da köprüden geçiyoruz. Yine böyle bir köprüden geçerken Gürel tura katılan herkesi nehir ile beraber elçek yaparak resmimizi çekiyor.

Tura katılanların isimleri :  Ahmet Nail Yavuz, Aysel Ataş, Bahadır Özer, Cem Koç, Ferdi Kızıl, Figen Gülgör, Gökay Terzi, Gürel Gürselp, Hasan Ata, Hüseyin Dölçek, Kaya Palancılar,  Kemal Lale, Sadi Bilguvar, Salih Gülbahar, Sevil Gülgün, Şafak Omaç, Serif Kılavuz, Urim Babacan

Nehirde aşağıda gördüğümüz yerden daha fazla su akıyor ama hala kirlilik var. Burada nehir yatağı daha dar ve söğüt ağaçları neredeyse nehrin üzerini örtmüş durumda.

Bağ bahçe yolu böyle olur, toz toprak. Üstüne üstlük kum gibi milli bir toprak olursa bisikletteki yükle birlikte gitmek zorlaşıyor. Gerçi arkamızdan bıraktığımız izler derin ve anlamlı. Birincisi bisikletlerimiz yüklü ve ağır, daha belirgin iz bırakıyoruz. İkincisi ise anlamlı yük. Bu yük taşıdığımız eşyalarda daha çok ağır. İnsan eliyle yapılan erozyona ve kirliliğe dikkat çekmek için bisiklet sürüyoruz. Temiz bir çevre ve geleceğe, çocuklarımıza temiz bir gelecek bırakmak için yollardayız. Bunun ağırlığı ölçülemez. Üçüncüsü de nehrin deniz ile buluştuğu yerden aldığımız toprak. İnsan eliyle kirletilen nehirde taşınan toprak ağır metaller içeriyor. Kirli topraklarda yapılan tarım bizleri zehirlediği gibi çocuklarımızı da tehdit ediyor. Suyun kaynağına bırakacağımız kirli toprak nehirlerin temiz akması umudunu taşıyoruz. Bu hepsinden ağır ve izler daha da derinleşiyor. Hem sonra arkamızda iz bırakmamız gerek. Öyle gösteriş için, lay lay lom turu değil. Yarış ta yapmıyoruz. Hem spor yapıyoruz hem de doğayı ve çevreyi bir nebze olsun koruma amacı güdüyoruz.

Yol kumlu toprak, toprakta bisikletlerimizin tekerlek izleri. Sol tarafta nehir yatağı, sağda ise tarlalar.. Yolun her iki yakasında da otlar ve sazlar toza bulanmış durumda.

Topraklı tarla yolları bitti, asfalt yola çıkıyoruz. Yol kıyısında sadece  Hamidiye camisinin minaresini görüyoruz. İzmir ili, Tire ilçesi, Tire-İzmir yolu üzerinde bulunan Hamidiye Camii, daha çok Rahmanlar Camii adıyla bilinmektedir. Hamidiye Camii, Sultan II. Abdülhamit tarafından 1894 tarihinde yaptırılmış olan külliyeye aittir.
Külliye içinde yer alan okul, çeşme ve havuz, İzmir, Tire yol çalışmaları sırasında yıkılmış, külliyeden günümüze sadece minaresi ulaşabilmiştir.

Yolda beni bisikletimle beraber minareyi de çeken Gürel. Minarenin yanında beton elektrik direği. Yol hafif sırt yapmış, inişe geçmiş olan Ferdimen’in yarısı görünüyor.

Bereketli topraklarda yaz için sürülüp ekilmiş tarlalar uçsuz bucaksız ta Bozdağlara kadar gidiyor.

su1-1-044

Ovada sadece tarla, bahçe yok. Milli zengin toprakta fidan yetiştiriciliği ve çim yetiştiriciliği de yapılıyor. Belki de 10 futbol sahasını kaplayacak kadar yere çim ekilmiş bir alanı görüyorum.  Boylu boyunca plastik borular ellişer metre aralıkla döşeli. Bu borular çimleri sulamak için. Doğal gübreli toprakta çabuk yetişiyor çimler.

Bülbüldere ve Göllüce köylerini geçerek Yeniçiftlik köyünde mola veriyoruz. Çay, soda ve atıştırmalıkları sundurmanın altında masalarda yiyerek biraz dinlenip güç topluyoruz.

Sundurmanın altında masalar, köylüler oturmuş çay içiyorlar. Bahadır bisikletine binmiş, kafasını arkadaki kameraya çevirmiş durumda.  Gökhan daha ilerde bisikletine bir şeyler yapıyor. Kıytırığın bir kısmı bayraklarla beraber sol tarafta görünüyor.

Moladan sonra yola çıktık, en arkada ben gidiyorum. Yanımda da bizim huysuz ihtiyar Şerif Kılavuz var. Arkadaşlar basıp gitti Tire’ye doğru. Huysuz ihtiyar geçen yıl kalbine pil takılmıştı. Pek bisiklette zorlanamıyor. Tura gelmeye de çok hevesliydi ve aramıza katıldı. Huysuz ihtiyarı kırmak olmaz, gönlü ne istiyorsa yapmak gerek. Artık iyice yavaşladı ve sık sık mola vermeye başladık. Bana sen git ben arkandan gelirim dese de pek aldırış etmedim. Geçen yıl yalnız bırakmıştık bilmeden kalp krizi geçirirken. Bir daha asla yalnız bırakmam diyerek sabırla bekliyorum. Bir yudum su içip biraz nefeslendikten sonra yola devam ediyoruz. Gittikçe molalar sıklaştıkça Şafak’ı cep telefonumla arayıp durumu bildirdim. Yolun karşısına geçip otobüse bindirmeye çalıştımsa da otobüsler bisikleti almadı. Gerçi Midibüs ve bisikleti koyacak bagajı bile yok. Nasıl alsın ki. Tire de evi olan arkadaşımız Birol Önal’a gelip Şerif’i almasını söyledim Şafak’a. Arkadaşlar Tire’ye varmıştı ve bizim daha 10 Km yolumuz daha var. Şerif’e oturup Birol’u beklemesini söyleyip pedala bastım. Birol arabası ile Şerif ve bisikletini alarak Tire’ye getirdi. Beni Tire girişinde benzinlikte Ferdimen bekliyordu. Ben de gelince birlikte Tire belediyesinin bizi konaklayacağı spor salonuna sora sora geldik.

Birol Önal’ın arabasının arkasında bisiklet taşıyıcısı var. Birol ve Şerif bisikleti arabadan indirirken.

Kapalı olan spor salonunun içine bisikletlerimiz ile girerek yerleşiyoruz. Sıcak duşumuzu da alarak, aklanıp paklanıyoruz bir güzel. Terli formaları yıkayıp yerine temiz eşyaları giyiyoruz.

Spor salonunun girişi geniş bir salon. Salon yüksek tavanlı, kıyılarda balkon var. Üst bölümde odalar var ve yukarı çıkan merdiven görünüyor. Aşağıda bisikletler, arkadaşlar toplaşmış kendi aralarında konuşuyor. Sağ alt tarafta pinpon masası var.

Akşam yemeğini Birol Önal yaptırmış bile. Pide ayran ile karnımızı doyurduk. Kendisine ayrıca teşekkür ederim bize ev sahipliği için ve misafirperverliği için. Akşam bastırdı, duşumuzu aldık, karnımız doydu. Bunun üstüne kahve gider diyerek kahve takımlarımı çıkarıp cezveyi ocağa sürüyorum. Akşam serinliğinde kahvelerimizi afiyetle içerek günün değerlendirmesini yaptık.

Gaz ocağım yanar durumda, cezvede taşan köpükleri fincanlara dökerken. Resim biraz bulanık çıkmış Ferdimen çekerken kahvenin kokusundan heyecanlanıp eli titremiş olmalı deklanşöre basarken.

Bir süre sohbet ettikten sonra günün yorgunluğu üzerimize uyku olarak çökmeye başladı. Her kes kendine yatacak yeri belirlemişti çoktan. Ben de koridorun birine matımı serip hazırlamıştım. Yarın Salı günü, Tire’nin pazarı kuruluyor. Hem de büyük bir pazar. İlk önce pazarı gezeceğiz. Yarın güzel bir gün bizi bekliyor ve uyku tulumuna mutlu girerek derin bir uykuya dalıyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 76 Kilometre civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 1. Gün

19 Nisan 2014 Cumartesi

Konak – İnciraltı – İskele – Urla – Malkoç

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

ACI ÇEKMİŞ AĞAÇ

 

Acı bir burgaçtı

Yüreğime doğru bitimsiz bir sarnıç

Sökülse de yabani otlar

Kapanmadı inatçı yol

 

Döndürdüm gözlerimi karanlıkta

Adımı saydım kaç kez

Nar değildi dilimdeki

Sokağın sesi sesime karışmış

Bağırdım bağırdım

İmdat umanlarla gözü dönmüşler arasında

 

Çocuklar yetişti

Yetişti boy boy

Var olsunlar gün gibi

Soysuz zebanilerin çatallı dilleri

Kesse de yolumuzu

Çırpınıyoruz burgacın debisine inat

Ama gözlerimiz yıldızlarda !

 

Ağır kanlı salınır şimdi bahçemdeki ağaç

Acıyla cenk etmiş biri gibi

 

Çiğdem BAYDAR                    8 Mayıs 2014

 

Öne çıkmış olan görsel, 2014 yılında yaptığımız Az bilinen antik kentler turunun afişi. Afişte; Az bilinen antik kentler turu, yazının üstünde üçgen antik kiriş. Yanında 19 ve 23 rakamı, yan olarak nisan, onun yanında yan olarak 2014 ve iki tane antik sütun. Solda, altta IONIA, altında Alper Güngör anısına yazılmış. Biri erkek, biri kadın tekerlekleri taştan, kadrosu odundan yapılmış bisiklete biniyorlar. Bisikletlerin pedalları yok, ayaklar yerde yürütüyorlar bisikletleri. Afişin zemini mavi renkte.

1909234_10152158967542529_1674789463_o

Bu yıl Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunun III. turunu yapacağız. Az bilinen antik kentler turunun yaratıcısı, fikir babası Kahramanımız H. Olcay Ormankıran. Kendisi bisiklete binmeyi sevdiği için herkesin bisiklete binmesini ister. Azıcıkta tarihe merakı vardır. Tarihi kentler de zaten doğanın içinde ayrı gezilebilecek bir yer. Bir de işin içine bisiklet girince daha bir başka oluyor bu tarihi yolculuk. İzmir ve çevresi tarihi antik kentler bakımından zengin bir yerde bulunuyor. Bu zenginliği herkes göremediğinden adı az bilinmekte antik kentler. Bu antik kentler arasındaki mesafeler arabayla 15 bilemediniz 30 dakikada gidilebilir. Bisiklette bir ulaşım aracı ve bizde binebildiğimize göre Az bilinen antik kentleri bisikletle dolaşmak niye olmasın diyerek Olcay’ın kafasına bir şimşek çakıyor ve az bilinen antik kentler turunu yapmaya karar veriyor. Aşağıda ilk yaptığımız az bilinen antik kentler turu yazılı tişört. Ayrıca tekerlekleri taştan, kadrosu odundan yapılmış bisiklete binen bir erkek. Yaptığımız turun günleri olan 21 22 23 Nisan yazılı.

180420146659

İlk tur deneme amaçlı olarak yapılıyor. Bu ilk tur 6 kişi ile yapıldıktan sonra 2012 yılında 1. Az bilinen antik kentler turunu hep beraber yapıyoruz. 100 kişiyi geçmeyecek sayıda katılımcı ile turu başarılı bir biçimde tamamlıyoruz. Turumuz 23 Nisanın resmi tatil olması nedeniyle 23 nisan içinde olacak tarihlerde Cumartesi Pazarı da içinde olacak zamanda yapıyoruz.

1 Az bilinen antik kentler turu toplanma yerimiz Konak meydanı Tarihi saat kulesinin önünden başladık. Sahil yolundan ilk antik kent Urla İskelede Klazonamei, İskender köprüsü, Urla İçmeler Roma hamamı, Çeşme Ildır Erythrai, Seferihisar Teos, Özdere Lebedos, Ahmetbeyli Claros, Selçuk Efes, Torbalı Meropolis Antik kentlerini 4 günde tamamladık. 5. gün tatil olmadığı için turu Selçuk ta bitirdik. İşe gitmeyen 8 kişi  Metropolis antik kenti turunu tamamladı. (Bu kişilerden birisi 10 şu an Dünyayı gezmekte olan Gürkan Genç) Bu turda yardımlaşmayı, paylaşmayı ve tur boyunca grubu gönüllü bir şekilde götüren arkadaşlar sayesinde çok güzel geçti. 2. Turun daha iyi olması için çalışma grubu bu turda oluştu. Aşağıda kendim tasarladığım görseli tişörte bastırıyorum. Tişörtte yazanlar; Klazomenai, Erythrai, Teos Lebedos, Klaros, Efes, Metropolis düzensiz olarak basılı. Fonda İzmir saat kulesi var. En alt sağda urimbaba yazılı. Bu tişörtün örneği yok, bir tane basıldı.

180420146656

1 Az bilinen  antik kentler turunun videosunu buradan izleyebilirsiniz

azbilinenantikkentler paylaşan: urimbaba

2. Az bilinen antik kentler turu daha sıkı çalışıp keşif turları yapılarak ve süprizler ile gerçekleştirdik. Doktor Serhat Ferahi Değimli de aramıza katılarak 23 Nisan günü bir köy ilk okulunda çocuklarla birlikte 23 Nisan gününü kutladık. Tur rotası biraz zorlu idi. Başlangıç Konak saat kulesi oldu yine, tarihi Kemeraltı çarşısını boydan boya geçerek Agora, Altın park kazı yeri, Fuar alanından Smyrna, Yamanlar dağı Karagöl 22 km tırmanış, toprak yoldan Emiralem, Buruncuk Larissa, Maltepe köyü Panaztepe, Pers mezarı, Foça Phokai, Aliağa Kyme, Yuntdağı Köseler köyü Aigai ( 15 km dik yokuş ), Bergama Bergammon. Bu turda Yuntdağı Köseler köyünde ki ilk okulda hayatımın en güzel 23 nisan bayramını köyün çocukları ile birlikte kutladık. Tüm katılımcılar harika bir tarih, doğa ve bisiklet turunu 4 gün boyunca turladı. Herkes turdan memnun olarak evlerine döndü. Aşağıda kendim bastırdığım tişört. Yıkandığı için rengi biraz solmuş, Antik sütunlu tapınak, Az bilinen antik kentler turu yazısı. Biri kadın, biri erkek taş tekerlekli bisiklete binmiş. Resmin sağ üstünde küçük bir Türk bayrağı.

180420146658

2 Az bilinen antik kentler turunun videosu

2. Azbilinen Antik Kentler Turu Nisan 2013 paylaşan: urimbaba

Bu yıl 3. turda 23 nisan hafta ortası Çarşambaya denk geldiğinden turu 5 gün olarak planladık. 23 nisan yine bir ilk okulda kutlanacaktı. Turun organizasyonunda  olduğum için toplantıda turda herkesin kendi eşyasını taşıması yönünde karar aldık. Ben zaten hiç bir turda eşyalarımı araca vermeden kendim taşımıştım. Diğer katılımcılar ne yapar bilmem. Böyle Türkiye de ilk defa olacaktı. Önemli kurallarımızdan biri de 2 kez üst üste tura katılan 3. tura katılamazdı. Katılımcı sayısı 100 kişi ile sınırlı olduğundan daha önce katılamayanlara hak tanıdık. 3. az bilinen antik kentler turu 1. turun aynısı olacaktı. Organizasyonda olan arkadaşımız Alper Güngör, ne demeli bilmem aramızdan istemediğimiz biçimde ayrıldığından bu turu onun adına yapmaya karar verdik. Alper Güngör ile Aigai antik kentine keşfe giderken çekilen son resimlerden birisi. Üzerinde kırmızı renkli bir yağmurluk var. Arkada dağlar, tepeler var, yokuş çıkıyor bisikleti ile.

Alper Güngör anısına.

857180_523966570986840_1269209914_o

Bu tur için keşif çalışmalarına katılamadım ama daha önce toplantılarda görev dağılımı yaptığımızdan sorun olmadı benim için. Turun rotasını biliyordum, görevim de arkadan süpürücü olarak en sonda tüm turcuları yolda bırakmadan kamp alanına götürmek. Bu sefer yanımda bana teknik konularda yardımcı olarak dünyayı gezmiş olan Ahmet Mumcu ve Doktor olarak ta Burcu Koçay her hangi bir yaralanmada bana yardımcı olacak. Süpürücü olarak bir de yedek parça olarak yama takımı, iç lastik, jant teli gibi bisiklette oluşabilecek parçaları bir çanta benim bagajımda devamlı olarak taşıyacaktım. Yanımda doktor olunca sağlık malzemeleri olan ilk yardım çantası da bendeydi. Yüküm çoktu ama benim için sorun oluşturmayacaktı bu kadar yük. Alışkındım yüklü tur yapmaya.

Bu turda yeni insanlar tanıyacaktım, yeni dostlar edinecektim. Ben üzerime düşen görev gereği sağlık malzemelerini Doktor Serhat tan alarak çantaya yedekliyorum. Bisiklet yedek parçalarını da Parkur Bisikletten, Ali den alıyorum. Parçaları da sırt çantasına yerleştiriyorum. Telefonumun şarj olması için şarj doğrultucu devresini çantama yerleştiriyorum. Can Küçükler’den USB’li şarj bataryasını daha önceden alıp tamamen doldurmuştum. Böylece hazırlıklarımı tamamlamış olarak 18 Nisan Cuma akşamı teknik toplantıya katılmak üzere Cin Atına gidiyorum.

Cin Atına giderken Kemeraltı çarşısına uğrayıp çakmak gazı tankı almam gerekti. Ocağımın gazı azdı ve tur esnasında kahve pişirecektim. Akşam üzeri olduğundan dükkanlar kapanmak üzereydi. Kemeraltı çarşısına girmeden 2 bisikletçiye denk geliyorum. Tanışıyoruz, Ankara’dan gelmişler. Biri Gözde Emine, Diğeri Enes Çalışkan. İkisini daha önce facebooktan tanıyordum ve resimlerini görmüştüm. Ayak üstü biraz sohbet edip Cin Atının yerini tarif ederek dükkanlar kapanmadan yanlarından ayrılıyorum. Cin Atı adlı kafenin sahibi, aynı zamanda organizasyonda olan Ahmet Yıldırım bizleri kapıda karşılıyor sevimli yüzüyle. Şehir dışından gelen bir kısım katılımcı toplantıya geliyor. Bir çoğunu tanıyorum, uzun zamandır görüşmediğimizden dostça kucaklıyoruz birbirimizi. Diğer katılımcılar yarın sabah saat kulesine gelecekler. Katılımcıların kaydını yapıp turun buufunu, yemek fişlerini ve gezeceğimiz rotaları gösteren haritaları veriyoruz. Bir kısmı Cin Atında kalacak bu gece. Kimisi arkadaşların evine yönlendiriyoruz kalması için. Teknik toplantının ardından eve doğru gidiyorum, yağmur başlıyor atıştırmaya. Yağmurluğu giyiyorum ama ıslatacak kadar yağmıyor. Yanımda İzmir de oturan Asuman Şen var. Onun evinde kalacak Esma, Gözde ve Enes ile birlikte pedallıyoruz. Mithat Paşa da benden ayrılıyorlar, ben Balçova da oturduğum için yoluma devam ediyorum.

Yarın başlayacak olan turda giyeceğim tişörtü bastırıyorum. Tişörtte bu yılki afişimiz basılı.

180420146660

Sabah erkenden kalkıyorum, hava kapalı ve yağmur yağıyor. Yapacak bir şey yok, artık bu tur yapılacak. Kahvaltımı yaparak Bagajımı yükleyip çöp poşetleri ile sarmalıyorum. Yağmurluğumu giyerek yola çıktım. Görevli olduğumdan erken varmak zorundayım Konağa. Yağmurun dinmeye niyeti yok gibi. Evden Konak arası 7 km, yağmur altında Konağa varıyorum. Bir kısım katılımcı gelmiş saçak altında yağmurdan ıslanmamak için sığınmışlar. Yağmur yağıyor hala, batı – güney batı yönüne bakıyorum. Oralarda bulutlar yüksek, bir kısım yerler mavi görünüyor. Demek ki birazdan yağmur dinecek. Katılımcıları kapalı bir yer olan çay bahçesine almaya karar veriyoruz. 1 saat kadar bekleyeceğiz. Çay bahçesinde çay ve kahvaltı etmeyenler kahvaltılıklarını yiyor. Bu arada Kumanya dağıtıyoruz. İçinde soğuk sandviç, meyve suyu 0.5 L su ve gofret var. Yeni gelen Katılımcıların kayıtlarını yapıp yemek fişleri ve malzemelerini veriyoruz bu arada. Ekipte görev alanlara telsiz dağıtılıyor, birbirimiz ile devamlı iletişim halinde olacağız.

İzmir Saat Kulesi

II. Abdülhamit’in (hükümdarlığı: 1876-1909) tahta çıkışının 25. yılı için 1901’de Sadrazam Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk binasını yapan mimar Raymond Charles Péré tarafından yaptırılan kule 25 metre boyunda olup, dairesel esas etrafında dört çeşmesi vardır ve kolonlar Kuzey Afrika temasını esinlendirir. Kulenin saati Alman İmparatoru II. Wilhem’in (hükümdarlığı:1888-1918) hediyesidir. Saat kurulduğu günden bu yana yalnızca bir kere durmuştur. 5.2 şiddetindeki 1974 İzmir Depremi sırasında hasar alan kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkılmış ve saat depremin oluş saati olan 02:04’te durmuştur. İki yıl içerisindeyse kule onarılmış ve saat tekrar çalışır vaziyete getirilmiştir.

Kulenin üzerindeki Osmanlı tuğrası ve Osmanlı’ya ait işaretler daha sonra kaldırılmıştır. Verilmek istenen mesaj sanatın genç Cumhuriyet ile başladığı hissini vermektir.

Aşağıdaki resim 2002 yılında nadir de olsa kar yağarken Saat Kulesi ve meydan.

545598_360751537308345_2037277030_n

Yağmur devam ettiğinden pasajın içince çay bahçesine girip yağmurun dinmesini beklemeye başlıyoruz. Çay bahçesinden saat kulesi görünümü, şemsiye ile işe giden yayalar önümüzden geçiyor. Sağda büyükşehir belediye binası.

10288051_10152378879057661_82478678_o

Yağmur azalınca Saat Kulesinin yanına gelerek Az Bilinen Antik Kentler Turunu başlatıyoruz. Yerler ıslak, bisikletçiler saat kulesi etrafında üç tur atıyor ve antik kentlerin hacısı oluyor.

10298757_10152209040737529_9109802026875004936_n

Bu da videosu.

abak1 paylaşan: urimbaba
Saat kulesinin çevresinde 3 tur attıktan sonra yola çıkıyor grup. Ben süpürücü olduğumdan tüm bisikletlilerin yola çıkmasını bekliyorum. Herkes yola çıktıktan sonra telsizle hareket ettiğimi bildiriyorum arkadaşlara. Tur hafif yağmur altında başlıyor ama bir süre sonra yağmur duruyor. Yağmurlukları çıkarıyorum, yoksa terden sırılsıklam olacağım. Ana yolda, ıslak asfaltta giden bisikletçiler.

10168114_10152208697097529_6630007113446618012_n

Grubun arkasından gidiyorum ama gruba 6 km sonra anca Göztepe vapur iskelesinde yetişebiliyorum. Yüklü olarak iyi gidiyorlar sanırım, pek arkada kalan olmadı. Bakalım sonlara doğru ne olacak. Ufukta bulutlar aralanmış mavi gökyüzü kendini gösteriyor. Demek ki yağmur bitti sayılır, hava bir süre sonra açacak. Göztepe iskelesi ve asma köprüsü. Bu köprü yayalara ait. Köprü Göztepe spor kulübünün renkleri olan sarı – kırmızı renge boyalı. Sağ tarafta yeşil çim alan, yürüme yolu ve deniz. Yeşil alanda hurma ağaçları dikili.

190420146665

İzmir’in en güzel yerlerinden geçiyoruz, Üçkuyular kent ormanından İnciraltı’na. Burası araç trafiğine kapalı, sadece yaya ve bisikletçiler geçebiliyor. İzmir’in en büyük yeşil alanı. Sol tarafta gördüğünüz deniz eskiden dalyan olarak kullanılıyordu. Şimdi ise göçmen kuşların barınma yeri. Dalyana deniz suyu bağlantısı iki tane var. Birisi daha geniş, üstüne büyük bir köprü yapılmış. Adı Barış Manço köprüsü. Resimde Barış Manço köprüsü üzerindeyiz. Karşı yamaçtaki evler Narlıdere ilçesi. Burası Balçova ilçesi. İzmir dışından gelenler anı resmi çekiyor köprünün üzerinde. Resimler çekildikten sonra yola çıkmalarını söyleyerek gruptan oldukça kopmamalarını söylüyorum.

190420146666

Video çekmek için grubun önüne geçip çekim yapıyorum.

abak2 paylaşan: urimbaba
İlk molamızı Uğur Mumcu parkında veriyoruz. Uğur Mumcu heykeli önünde yüklü bir bisiklet. Çantalar çöp poşeti ile sarılmış.

10262175_10152403210712369_5043415654907453798_n

Grup bazı yerlerde toplanmak için durunca öne geçip resim çekiyorum. Yoksa önde olmam imkansız, grubu kim toplayacak benden başka.

190420146668

Grubun artçıları olarak Ahmet Mumcu ve Doktor civanım Burcu Koçay ile gayet iyi götürüyoruz grubu. Zeytinalanı’na kadar sorun yaşanmadı ve ben hayret ediyorum. Umarım tur böyle gider sorunsuz. Zeytinalanı’ndan sonra hafif rampalar başlıyor,300 – 500 metre ama o kadar sert değil. Vitesler düşüyor haliyle. Grupta bazıları yanlış viteste kullanıyor bisikletleri, onları uyararak vitesleri doğru kullanması yönünde telkin ediyorum. Urla İskeleye dönmeden Ebru Uçurum artık yoruldu mu ne iyice yavaşladı. Ahmet Mumcu hızlanması için uyardı, daha sonra ben de uyardım ama Ebru iyice yavaşladı. Ona vitesi büyüt daha hızlı gidersin diyorum, vites büyütüyor ama bir türlü hızlanmıyor. Hızımız saatte 12 km/h civarında. Ebru da benim performansım bu kadar diyerek böylece gidiyor. Grubun gerisinde kaldık iyicene. Ebru da uyarılarımızdan iyice gerginleşti. Bunun farkına vardıktan sonra artık uyarmadım bir daha yoksa oturup ağlayacak dereceye geldi. Yavaş gitmesinin nedenini ertesi gün anlayacaktım.  Ebru’ya artık ne olursa olsun seni bırakmayacağımı ve turu bitireceğimizi söylemeye başladım. Acele etmemesini, istediği biçimde gitmesini söyleyerek peşi sıra Urla iskeleye kadar beraber gittik.

190420146669

Urla İskeleye varıyoruz, herkes balık ekmeğini yiyordu daha önce anlaştığımız lokantada. Herkes fişini veriyor balık ekmeğini alıyor. Fiş sayısına göre lokantacıya para vereceğiz. Ben de fişimi vererek balık ekmeğimi alıp karnımı doyuruyorum. Öğle yemeğinden sonra Uluburun batığının olduğu yere geliyoruz. Uluburun batığının bire bir kopyasını yapmışlar burada. Önde de küçük bir kayık yan duruyor.

190420146670

Burada tarihi antik gemiler kayıklar bire bir yapımı yapılmış. Savaş gemileri, ticaret gemileri var. Kırmızı renge boyalı gövdeye iki yana da balık biçiminde göz yapılmış beyaz renkli.

190420146671

Bu gördüğünüz gemi hiç çivi çakılmadan yapılmış. Aynısından bir tane daha yapılıp Yunanistan’a hediye edilmiş. Yan tahtaların birleşim yerinde çapraz ipler geçirilip birleştirilmiş. Kayığın önünde öne doğru 1 metre kadar kılavuz takılmış.

190420146673

Başka bir kayığın arka kısmı, önden arkaya doğru kıvrılmış. yanda da dümen yekesi.

190420146675

İlginç tarihi gemiler var burada. Saz çubuklarından yapılma kayık bile yapılmış. Yelken direği uzun, üstten aşağıya iple gerilmiş.

190420146676

Burada bu tarihi gemileri araştırıp aynısının yapıldığı atölye var. Ticaret gemilerinde korsanları def etmek için odundan yapılmış çeşitli toplar görmek mümkün. Bunu gören korsanlar gemilere fazla yanaşamıyormuş. İlginç bir hile ama o zamanlarda geçerli oluyormuş.

190420146678

Bize buradaki yapılan çalışmalar üzerine Osman Erkut hoca anlatarak bilgilendiriyor.

190420146679

Gemiye çıkarak içinin resimlerini çekiyorum. Burada kürek çekiliyormuş bir zamanlar.

190420146680

İç kısma hamak şeklinde raflar yapılmış ip örgülü. İki tane olta kasnak konulmuş rafa.

190420146681

Gemiden aşağıdaki uzun kayığı, tente örtülü yapım atölyesi,, dolaşan bisikletçiler etrafı inceliyorlar.

190420146682

Kürek çekenlerin oturma yerleri ve kürekler.

190420146683

Nil nehrinde kullanılmış saz kayıklardan birisi yanında resim çekiliyorum. Arkada ağaçlar ve parçalı bulutlar üzerimizden geçiyor.

10317729_10152326421067088_4167728342334159933_o

Yunanlı yazar Yorgo Seferis’in müze olarak kullanılan evine geliyoruz. Ev taş bina, iki katlı. Üstte iki pencere var, tahta panjurlu. Pencere altına uzun demir saksılar konmuş.

190420146684

Gözde Emine Özgürel bize Yorgo Seferis’i anlatıyor edebiyatçı olarak. Kendisi Ankara üniversitesi edebiyat fakültesinde öğretim görevlisi. Emine’nin etrafında dinleyiciler pür dikkat dinliyor anlatılanları.

10177255_10152403255657369_6937552452003623891_n

Liman yaşlıdır, artık bekleyemem
Çamlı adalar için çekip giden arkadaşları
Çınarlı adalar için çekip giden arkadaşları
Açık deniz için çekip giden arkadaşları.
Okşarım paslı gemileri, kürekleri okşarım
Ki bedenim canlansın ve güçlensin.
Yelkenler tuz kokusu verir yalnız
Öteki fırtınadan.

Yalnız kalmak isteseydim, sessizlik
Olurdu aradığım, yoksul ufukta
Bu çizgilerin, bu renklerin, bu suskunluğun
Ruhumu parça parça edeceği umudu değil.

Gecenin yıldızları yeniden getirdi bana
Ölümü bekleyen Odysseus’un güvenini, çiriş otları arasında.
Burda çiriş otları arasında demirlediğimiz zaman
Adonis’in yaralandığını bilen boğazı bulalım istedik.

Yorgo Seferis

Çeviri : Melih Cevdet ANDAY

Binanın iç kısmı, yüksek tavanlı, kirişler kalın kalaslardan yapılmış.

190420146685

Urla İskeleli olan sanatçı Tanju Okan’ı da unutmuyoruz. Şarkılarını söyleyerek Tanju Okan parkında anıyoruz.

Kadınım

Eşyalar toplanmış seninle birlikte
Anılar saçılmış odaya her yere
Sevdiğim o koku yok artık bu evde
Sen
Kıyıda köşede gülüşün kaybolmuş
Ne olur terketme yalnızlık çok acı
Bu renksiz dünyayı sevmiştik birlikte

Sen kadınım

Hatırla o günü karşıki sokakta 
Seni öptüğümü ilk defa hayatta
Kollarımda benim ilkbahar sabahım
Sen
Sönmüş bak ışıklar ev nasıl karanlık
O ılık aydınlık yuvamız soğumuş
Geceler bitmiyor ağlıyorum artık

Sen kadınım

Tanju Okan

Tanju Okan park girişinde ismi yazılmış, Selahattin Tavkaya’yı girişte çekiyorum.

190420146686

Tanju Okan’ın heykeli kahverengi renkli mermer kaide üzerinde.

190420146687

Resim çekilmek için Tanju Okan parkına gelin ve damat gelmiş. Damat beyaz ceket giymiş.

190420146688

İlk antik kentimize geliyoruz ; Klazomenai

KLAZOMENAI
Oniki İon kenti arasında anılan Klazomenai, Urla-Çeşme yarımadasının kuzey kıyısında, İzmir Körfezi’nin ortalarında yer almaktadır. Klazomenai arazisinin (khora) doğuda Smyrna yakınlarına dek uzandığı sanılmaktadır. Balçova yakınlarındaki Agamemnon Kaplıcaları’nın civarında yer aldığı bilinen Apollon tapınağı kent arazisi içinde kabul edilmektedir. Batıda Erythrai ile sınırının Hypokremnos (İçmeler) civarında olduğu, olasılıkla Gülbahçe Köyü’nün Klazomenai’nin batı sınırını oluşturduğu, güneyde de kent arazisinin Sığacık Körfezi’ne dek uzandığı anlaşılmaktadır.
Daha ayrıntılı bilgi ; http://www.izmirmuzesi.gov.tr/antik-yerlesim-alanlari-klazomenai.aspx İzmir müzesi sitesinden elde edebilirsiniz.
Aşağıda Klazomenai antik kentinin kazı alan tabelası.
190420146689

Girişte Roma dönemine ait buluntular sergilenmiş. Sütun parçaları, başlıkları ve mermer sandukalar.

190420146690

Yakın döneme ait bir yağhane, hep beraber yağhane ve çevresinde ki tarihi yapıları 2 grup olarak dolaşıyoruz. Taş bina, çatısı ince sazlarla kaplanmış.

190420146691

Bu yağhanede ezme ve sıkma yöntemi ile yağ üretimi yapılmış. Kazılarda elde edilen bilgiler doğrultusunda yağ çıkarma aletleri yeniden yapılarak sergileniyor. Zeytin zamanında bir miktar zeytin yağı elde ediliyor. Kazıda bulunan dev küplerde elde edilen yağları depoluyorlar. Bu bölgede halen kazılar devam ediyor. Yağhane binasına girmeyi bekleyen arkadaşlar. Çatıdaki sazlar çok düzgün tıraşlanmış.

190420146692

Yarıdan fazları gömülü dev yağ saklama küpü. Ağzı kapalı yuvarlak tahta ile.

190420146693

Kazılarda ortaya çıkan üç tane küp, üçünün de kapakları var. Yanında taş örülü kuyu var. Kuyu ağzı demir örgü ile kapatılmış. Küplerin olduğu yer yağmur  suyu ile dolmuş.

190420146694

Bina içine giriyorum. İçeride döner taş göze çarpıyor. İki tane tekerlek taş yanda kalas ile birbirine bağlı, İki taşın ortasında kalın bir kalas göbekten yukarıya doğru çıkmış. Kalın kalas yukarıdan döndürülünce taş yatakta tekerlekler dönerek zeytin tanelerini eziyor.

190420146695

Kaldıracı kaldırmak için manivela mekanizması. Altta çapraz kalaslara tutturulmuş milde delikler var. Sırıklar bu deliğe sokulup mil döndürülüyor. Milin ortasında dolanan ip var.

190420146696

Böylece büyük blok yaş yerinden kaldırılıp altına zeytin tanelerini koyuyorlar. Sonra ağır taş blok zeytinleri eziyor ve yağ çıkıyor. Taş zincirli kancalarla bağlı.

190420146698

Bu da keçeli presleme kaldıraçlı sıkma kalasları. Zeytin taneleri keçelerin arasına konuyor. Uzun ağaçlarla preslenip yağ çıkarıyorlar.

190420146699

Diğer binada elde edilen yağları amfora testilerde toplanıp gemilerle dışsatım yapılmış. Yağhanede sıkılan yağlar şişelerde sergileniyor. Amfora testilerinin dibi sivri, o yüzden tahta kafes içinde dik duruyorlar.

190420146700

Yağhane binanın küçük bit maketi, çatının ve binanın ön kısmına cam konmuş içerisi görünsün diye.

190420146701

Cam raflarda çeşitli ebatlarda cam şişelerde zeytin yağları sergilenmiş. Bu yağlar buradaki ilkel aletlerle sıkılan yağ örnekleri.

190420146702

Urla İskele Klazonamei antik turumuz bittikten sonra Urla merkeze doğru yola çıkıyoruz.

10168035_10152403300032369_247368971625431357_n

Urla belediye başkanı Sibel Uyar hanımefendi bizlere çay ve su ikramında bulunarak misafirperverliğini gösteriyor. Urla merkezdeki meydanda, Atatürk heykeli önünde tüm bisikletçiler kameraya poz veriyor.

10152450_10152403308237369_8689002348183890503_n

Ardından Urla’nın yetiştirdiği ünlü romancımız Necati Cumalı’nın evini geziyoruz. İki katlı taş bina, bahçede direkte Türk bayrağı dalgalanıyor.

190420146703

Edebiyatçımız Gözde Emine bize Necati Cumalı’yı anlatıyor güzel sesiyle ;

“Serap Akçaoğlu’nun  Necati Cumalı’nın Hikaye ve Romancılığı adlı doktora tezinden
edindiğimiz bilgiye göre, Cumalı 13 Ocak 1921 de Yunanistan’ın Florina şehrinde
doğdu. Asıl adı Ahmet Necati Acar’dır. Ünlü bir yazar olmayı istediği an,
babasının izni ve mahkeme kararıyla soyadını Cumalı olarak değiştirir. “Cuma”,
Necati Cumalı’nın annesi ve babasının sahip olduğu büyük topraklar üzerinde
Kaylar köyünde yaşayan bir köylü kadının adıdır. Yazar, bu isimden etkilenir ve
Cumalı soyadını alır. Yine de ilk şiirini 1939 yılında, o dönem Urla Halk Evi’nin yayın organı olan Ocak dergisinde, ‘A.N. Acar’ ismiyle yayımlar.

Cumalı henüz iki yaşındayken ailesi, İstiklal Savaşı’ndan sonra yapılan mübadele sonucunda İzmir’in Urla ilçesine göç eder. Dedesi için büyük bir üzüntü kaynağı olur bu karar. Lozan Antlaşması imzalanıp da Batı Trakya Türklerinin Batı Anadolu Rumlarıyla yer değiştirecekleri kararı açıklanınca inanmak istemez. “Benim yerim Florina, ölülerimi yalnız bırakmam!” Der. Cumalı Makedonya 1900 adlı eserinde anlatır dedesinin bu tepkisini. Florina’dan onları ayıracak vapur kalktı kalkacaktır; fakat yaşlı adam evinin demir parmaklıklarını iki eliyle kavramış bırakmamaktadır. Sonunda üç kişi onu koltuğu ile yerden havalandırıp parmaklıklardan ayırırlar; ama yaşlı adam vapura, koltuğunda, elden ayaktan kesilmiş olarak biner. Ayaklarına felç inmiştir. Üç yıl boyunca Urla’da sıla hasreti çeker ve yaşama gözlerini bu yeni topraklarda yumar. Necati Cumalı’nın babası tarım işleriyle uğraşan toprak sahibi bir kişidir. Kendini “Florina mübadillerinden Mustafa Acar” olarak takdim eder. Bağı arazisi olan, varlıklı, kültürlü, beyefendi ve Urla’nın en şık giyinen kişilerindendir. Kolalı yakası, altın kol düğmeleri ve siyah tivit paltosu içinde ve başındaki röleve şapkası ile resim ve filmlerde gördüğümüz bir Avrupalı gibidir o ve Urla kültür ve sosyal hayatında rol almış, uzun yıllar belediye meclis üyeliği yanında Ziraat Odası kuruculuğu yapmıştır.  (Uysal, A. Besim. Urla ve Nostalji, Eğitsel Yayımlar, 2000.) Cumalı’nın annesi Fitnat Hanım ise çalışkanlığıyla bilinen, Cumalı’nın hayranlık duyduğu, kişiliğinde çok olumlu etkileri ve katkıları olduğunu söylediği, kocasına tarla işlerinde yardım eden altı çocuklu bir kadındır. Necati Cumalı, altı kardeşin en büyüğüdür. Orta öğrenimini İzmir Erkek Muallim Mektebi’nde (1932-1935), lise öğrenimini ise İzmir Atatürk Lisesi’nde yapar. (1935-1938). Okulda son derece başarılıdır ama yatılı okuldan kaçıp Kordon’da dolaşmadan da edemez. 1938’de İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydolur oradan ise Ankara Hukuk Fakültesi’ne geçerek mezun olur. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin muhasebe bölümünde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Yayın Müdürlüğü’nde ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğünde Devlet Tiyatrosu Operasının Yayın İşleri’nde görev yapar. 1949 yılı başında ise Urla’ya döner ve burada avukatlık stajını tamamlar. Urla ve İzmir’de avukatlık yapmaya başlar. Bu arada İzmir’de Ara Tiyatro’yu kurar ve yöneticiliğini üstlenir. 1958 yılında Paris’e gider; ancak hem maddi yönden sıkıntıya düştüğü ve hem de

umduğunu bulamadığından hayal kırıklığına uğrar. Parasal sıkıntıları Paris Basın Ataşeliği’nde radyo dinleme görevlisi olarak çalışmaya başlamasıyla sona ere ve Paris’te bir yıl daha kalır. 1959’da İstanbul’a döndüğünde artık hayatını kendi deyimiyle “edebiyat adamı” olarak kazanmak kararını almıştır. İstanbul Radyosunda Tiyatro bölümü yöneticisi olarak çalışırken aynı iş yerinde Dış Basın Bürosu Şefi olarak çalışan Berin Teksoy ile tanışır ve evlenir. Aldığı son nefesine kadar eşi Berin Hanım’ı sever ve onunla mutlu bir yaşam sürer. Eşinin görevlendirilmeleri nedeniyle İsrail ve Paris’te bulunur. 1966 yılından itibaren ise meslekî olarak yalnızca yazarlıkla ilgilenmeye başlar.

“Edebiyat doğuşumda var benim” der Cumalı, edebiyata olan ilgisini ifade ederken. Edebiyatımızın pek çok sahasında eser veren Cumalı yazar ve şairdir; ama şairlik yönü, diğer yönlerine göre daha önceliklidir. Yazarın tiyatro ile tanışması ise Urla’ya gelen gezici tiyatro, cambaz kumpanyaları ve karagözcülerle olur. Hatta henüz beş, altı yaşındayken Urla’daki evlerinin boş ahırında Karagöz odası yapar ve mahalle arkadaşlarına Karagöz oynatır.  Her gün evlerine düzenli olarak alınan, tefrika olarak yayınlanan roman ve öykülerin sıkı takipçisidir; fakat evlerinde kitap okuma alışkanlığının olmadığını bu nedenle şiirle tanışmasının çok geç dönemlere rast geldiğini de söyler. Ortaokul yıllarında dayısının yanında kaldığı dönemlerde ise ders kitaplarından başka kitap okuması  hoş karşılanmamaktadır. Buna rağmen Cumalı okumaya devam edecek ve ilk eserlerini de bu ilk okumalarının ışığında kaleme almaya başlayacaktır. Sait Faik’e büyük hayranlık duyar. Cumalı’nın sanatsal olarak olgunlaşmasında Sait Faik’in eserlerinin rolü büyüktür. Yazarın “dostum, ağabeyim” diye tanımlayıp görüşlerine önem verdiği bir diğer şair Orhan Veli’dir. Cumalı 20 yaşındayken Orhan Veli 27 yaşındadır ve Cumalı’nın yazdıklarını okur, onu yazma konusunda cesaretlendirir. Ayrıca Dıranas’ın, Yahya Kemal’in ve Ahmet Haşim’in şiirini de beğenir ve bir şairin yetişmesi için özümsemesi gereken metinler olarak görür. Nazım Hikmet’ten de etkilenmiştir o ve hem de Nazım’ın yeni yetişen şairler arasında en çok beğendiği bir şair haline gelmiştir sonraki yıllarda. Sonuçta Cumalı şiirinde kendi yolunu açabilmiş, pek çok şairden etkilenmiş; fakat yine de bu şairlerden uzak, kendine özgü bir üslûp oluşturabilmiştir.

1939 yılından itibaren roman, hikâye ve tiyatroları pek çok gazete ve dergilerde tefrika edilen; şiirleri yayımlanan edebiyatçı kırkı

aşkın eseriyle edebiyatımızın en üretken ve değerli yazarlarından olmuştur. Eserleri pek çok dile çevrilmiş ve ödüllerle taçlandırılmıştır. 1957 yılında Değişik Göze adlı hikâye kitabıyla, 1977’de ise Makedonya 1900 ile Sait Faik Hikâye Ödülü’nü; 1969 yılında Yağmurlu Deniz adlı şiir kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü; 1978 yılında Yaralı Geyik adlı tiyatro eseriyle Ertuğrul Muhsin Tiyatro Ödülü’nü; 1984’te Tufandan Önce (Bütün Şiirleri) ile Yeditepe Şiir Armağanı’nı; 1995’te Viran Dağlar adlı romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, Orhan Kemal Roman Ödülü’nü ve I. Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü kazanır.

Yazarın Susuz Yaz adlı hikâye kitabından Metin Erksan tarafından uyarlanarak yapılan film de 1964 yılında Berlin Film Festivali Altın Ayı Ödülüne lâyık görülür.

Necati Cumalı İzmir için ne düşünür peki? Edebiyatımıza inci gibi saçtığı eserlerinde o hep biraz da İzmir’i yazmıştır. Kendi ağzından dinleyelim edebiyatımızın ulu çınarını: “ İzmir’de yaşadığım ilişkiler, anıların hepsi yazdıklarımda yankılarını buldu. Ben İzmir’i senelerce yazdım. Yine de tüketemedim. Galiba İzmir’in bana verdiklerini tüketemeden ayrılacağım bu dünyadan. Bu şehre gelince kendimi suyuna kavuşmuş balık gibi hissediyorum.”

Urla’da yetişmiş ve edebiyatımıza çok yönlü, değerli edebî metinler armağan etmiş olan Necati Cumalı’yı saygıyla anıyoruz. Binanın içinde ahşap üzerine metal harflerle; Necati Cumalı anı ve kültür evine hoş geldiniz yazılmış.

190420146704

Necati Cumalı’nın portre resmi, yanında da kitap ismi; Güneş Çizgisi olarak tabloda yazılmış.

190420146705

Necati Cumalı’nın çalışma masası, üzerinde daktilo, dik konulmuş çini cam kavanoz, küçük metal kutu, kalemlik var. Oturduğu koltuk masa arkasında.

190420146706

Bir yazarın en önemli parçası daktilo, okuyanlar bilir bir çok roman bu daktiloda yazılmıştır. İşte hayalimdeki çalışma masası ve daktilo. İleride mutlaka yapacağım böyle bir masa.

190420146707

Boy aynasında kendimi görünce bir resmimi çekeyim dedim. Devrim’in fotoğraf makinası ile kendi resmimi çekiyorum.

1622150_10152403340357369_1034436490717203969_n

Urla’nın tarihi çarşısını geziyoruz, El yapımı bir çok ürün bulabilirsiniz çarşıda. Çarşı insanı eski çağlara götürüyor sanki. Zamanın içinde kaybolmuş gibi el emeği ile göz nuru büyülüyor, kırık  parçaların içinde dolaşıyormuş gibi bir o dükkanda bir bu dükkanda kayboluyoruz. Zamanın çarkları yavaş dönmeye başladı sanki. Rengarenk boncuklar sıra sıra dizilmiş, çanlar, koyun çanı, keçi çanı, deve çanı, inek çanı, boğa çanı hepsi ayrı ayrı. Binek hayvanları için çeşitli nal, kolan, semer, üzengi, kayışlar, tekerlek çeşitleri, hepsi bin bir çeşit. Süs eşyaları, kap kacak, kimi bakırdan kimi kalaylı. Tahta masalar, yanında tahta sandalyeler. Kısa bir anda uzun bir zaman geçti sanki.

10268679_10152403322112369_1838416756465189137_n

İki direk arasına teller gerilmiş üst üste. Tellerde bakır eşyalar, terazi, makas, keçi -koyun çanları, anahtarlar, süs eşyaları asılmış. Altta iki tane at arabası tekerleği. Biri küçük, diğeri büyük.

10250320_10152403321487369_4211474976877472453_n

Urla ovanın ortasında kurulmuş, denizden uzak biraz. Ova olunca ulaşımda at çok işe yarıyor. Her tarafı arabalar kaplasa da at binenleri görmek olası. Urla sokaklarında dolaşan iki atlı.

1505434_10152403328827369_6281005619116480385_n

Sundurması tahta kaplı olan kahvenin iç kısmından dış mekan görüntüsü. Masa ve sandalyeler ahşap, sundurmanın altına tel gerilip eski eşyalar asılmış. Bunlar, bakraç, sürahi, çaydanlık yem torbası ve çeşitli eşyalar. Ortama otantik bir hava vermiş.

1512409_10152403320222369_8840673868782356829_n

Urla belediyesi kadınlara kendi ürünlerini yapıp satacakları kapalı bir yer açmış. Kadınlar tezgahlarda kendi ürettikleri reçel, şarap, yaprak sarması, börek, çörek, incik boncuk takılar gibi ürünleri satıyorlar.

190420146708

Sergi alanı büyük taş bina içinde, binanın diğer yanı. İçerisini geziyoruz.

190420146709

Resim çekilince hemen toplaşıyoruz birden bire. 13 kişi poz veriyoruz kameraya.

10325653_10152409485407369_8103525802919265488_n

Urla da ki gezintimiz bittiğinden yola çıkarak Tarihi İskender köprüsüne geliyoruz. Her gelen köprünün üzerine çıkıp resim çektiriyor. Tüm grup geldikten sonra ben de çıkıp resim çektiriyorum. Nasıl olsa çok az kaldı kamp yapacağımız yere. Onun için bolca resim çekmelerine ses çıkarmıyorum. Turumuzun pankartı her gelenle çekildiği için bize kadar kaldı. En son olarak pankartı toplayıp Mert’e veriyorum. Pankartı iki kişi tutmuş, toplam altı kişi var köprü üzerinde.

190420146710

İskender Köprüsü

İzmir ili, Urla ilçesi, İzmir Çeşme eski yol üzeri, Urla içmeleri mevkiindedir.

Tarihin en eski dönemlerinden beri insanoğluna kucak açan Urla’nın bilinen en eski adı Klazomenaidir. Sekiz bin yıllık bir geçmişe sahip olduğunu İskele Mahallesi, Limantepe Höyüğünde yürütülen arkeolojik çalışmalar kanıtlar. Limantepeliler ve yeni gelen İonlar denizcilik faaliyetlerine uygun şartlar sunan kıyılarda yeni yerleşimler kurarlar. Antik kaynaklar, Klazomenai ana kentine bağlı sekiz yerleşim yeri sayarlar.

Birçoğu henüz gün ışığına çıkmamış bu yerleşim yerlerinden Hypokremnos isimli yerleşimin ise İçmeler ve Gülbahçe arasında olduğu ileri sürülür uzmanlarca. Yine bazı antik kaynaklar Büyük İskender onuruna Aleksandria Oyunları düzenlendiğini aktarır bu civarda. Büyük İskender den sonra bağımsız yaşamına devam eden Klazomenliler de Roma hâkimiyetini tanırlar. Onların tüm Anadoluya hâkim olması ile başlayan  Roma Barışı süreciyle, pek çok kentte olduğu gibi, daha önce korunaklı merkezlerde yaşayanlar, kırsal alanlara dağılmaya başlarlar. Bizans döneminde ise, bu dağılışlar hızla sürer ve yerleşimler eski önemleriyle büyüklüklerini yitirirler. Bizans Dönemlerinde Urla da, pek çok yerde olduğu gibi, Bizansın mor salkımlı üzümlerinin geliştiği yerler arasında sayılır Hypokremnos da.

Yedi yüzyıl önce bu coğrafyaya gelen Türkler, kıyılara yerleşmek yerine denizden içeride kurarlar ve yeni bir isimle Urla diye adlandırırlar ana kentlerini. Urla çevresinde tıpkı Klazomenlilerin yaptığı gibi, kısa zaman içerisinde birçok köyler kurarlar. İşte bu köylerden birisi de, XV. yüzyıl içerisinde ortaya çıkan ve Malgaca Ovasında kurulan, Malkoç Köyü dür. Bu tarihten sonradır ki, bölge Malgaca Ovası adını almış ve bu isimle günümüzde de anılır olmuştur.

XV. ve XVI. yüzyıllar boyunca Anadolu’nun batıya açılan kapısı olan Çeşme Limanı sayesinde, önemli bir noktada yer alan Malkoç Köyü; bu önemini, deniz içerisinde dalgalara karşı direnmeye çalışan iki kervan köprüsü de göstermektedir. 1519 tarihli Piri Reis haritasında Çarpan Derbendi adıyla işaretlenen bu köprüler, Çeşme-Urla canlı ticaret yolunu koruyan bir derbent teşkilatının da varlığına işaret eder. Aynı haritada İçmeler sahili yakınına işaretlenen Samut Baba Tekkesi ise, XV. yüzyılda inşa edilmiş Derbent de görevli askerlerin konuşlandığı bir yerleşime dönüşmüştür.

Malkoç Köyünün tarih sahnesinden çekilmesiyle, İzmir’in, Levanten parlayan yıldızı olması aynı döneme rastlar neredeyse. Bu bir tesadüf değildir aslında. Sakız adasının 1566 yılında fethedilmesiyle, Çeşme Limanı önemini kaybedince; Anadoluya daha yakın korunaklı bir liman ihtiyacı ortaya çıkar. İzmir bu ihtiyacı karşılayan liman olunca gemilere, Malgaca derbendi köprülerinden geçmez olur yüklü deve kervanları. XVII. yüzyılın başlarında Çarpan derbendi dağılır, Malkoç Köyü söner. Fakat Malkoç ovasında yüzyıllar boyunca zirai faaliyetler devam eder gider. Bu verimli kıyı ovasında üretilen ürünler de iner Urla pazarına. Malkoç ovasından gelen ürünlerin çeşitliliğinden mi, yoksa bolluğundan mıdır, bilinmez; Urla içerisindeki pazarın adı olur Malgaca.

Zaman içinde Malgaca da sıcak kükürtlü suyun varlığı ortaya çıkar. Buraya herkesin faydalanacağı bir tesis yapılır. Bu aslında aynı zamanda şimdiye kadar bilinen bölgedeki ilk turizm faaliyetidir. Tesis; Ilıca etrafında bulunan kamping ve kiralık odalardan oluşur. İçmeler, zaman içerisinde o kadar tanınır ki, Malgaca yerine, bölge günümüzde olduğu gibi İçmeler adıyla anılır.

Sanat Tarihçisi Ferhan Erim’in değerli katkılarıyla…

Resimde 37 kişi köprü üzerinde pankart açmış halde. Köprüde üç tane göz var.

10298765_10152403399352369_8923406623574709122_n

Resim çekildikten sonra kalanların yola çıkmasını beklerken Devrim güzel pozumuzu yakalayıp resmi çekiyor. Bulunduğu yer aşağıda olduğu için ufuk çizgisinde yakalıyor o anı. Ben ve yanımda iki kişi ile birlikte bisiklet üzerindeyiz.

10255282_10152403409407369_5316935687437268338_n

Bir de beni bisikletim KUZ üzerinde çekiyor Devrim. Ön ve arka bagajda çantalar yüklü.

1238329_10152403409312369_1171509502050620278_n

Resim çekilme olayı bitince son kalan arkadaşlarla kamp yerine güneş batmadan ulaşıyoruz. Önde iki kişi gidiyor, sağda deniz. Hava parçalı bulutlu, Güneş ufka yaklaşmış tüm parlaklığı ile parıldıyor.

10299076_10152403376687369_5912903142656269385_n

Kamp yerimiz Davut’un Yeri, işletme sahibi ile marketten alışveriş yapacağımızdan kamp yeri için para ödemeyeceğiz. Kamp yerini daha önce ayarladığımızdan önce gelenler çadırlarını plajda kurmuşlar bile. Güneş tam batarken resmini çekiyorum ertesi gün karşılamak için.

190420146711

Çadır kentimizi kumsalın üzerine kurduk. Düz şeritler çekerek çadırları ikişerli kuracak şekilde planladık. Kamp yeri sokaklara bölünmüş küçük bir oba oldu. Ben de çadırımı arkadaşların ayırdığı yere kurup eşyalarımı ve ön bagaj çantamı çadırın içine yerleştiriyorum.

190420146712

Çadırlar arasına ip gerilerek yıkanmış çamaşırlar asıldı kuruması için.

190420146713

Gerçi geldiğimiz yol kısa ve hemen hemen deniz seviyesinde düz bir yol. Ama yüklü olarak bisikleti sürmek pistonları yoruyor haliyle. Isınmış pistonları soğutma çalışmaları yemekten önce yapılıyor. Yemeği üstü kapalı olan yerde yiyeceğiz. Masalar ve sandalyeler önceden hazırlandı. Ketring Osman’ı bekliyoruz akşam yemeği için. Akşam yemeği ve sabah kahvaltısını 5 gün boyunca Osman Duman bize verecek. Osman’ın yemek şirketi Bergama’nın İsmailler köyünde. Her akşam arabası ile kamp yerine gelip bizi leziz yemekleri ile doyurup bizimle geceleyecek. Sabah kahvaltısını verdikten sonra köyüne gidip akşam yemeğini hazırlayacak. Az bilinen antik kentler turumuzun en önemli destekçisi. Geçen yıl bize lezzetli yemeklerini tattırmıştı. Ketring Osman’ın arabası geldi. Yemekler hazırlanırken bir kişi pistonlara germe hareketi yapıyor.

190420146714

Osman Duman, eşi ve Can Çıtak elçek ile sevimli canavar velosipetçisi Enes’i çekiyor. (Can Çıtak genç yaşına doyamadan trafik canavarının kurbanı oldu ve aramızdan ayrıldı)

10275957_305042302978573_7718546877439732239_n

Doktor civanım, turumuzun doktoru Burcu çadırını kurmuş deniz kıyısına, manzarası süper. Bir de onca yükü benimle beraber taşıyan KUZ.

190420146715

Akşam yemeğinin ardından Projeksiyon cihazını kurarak bisikletle dünyayı altı kez dolaşmış ünlü gezgin Ahmet Mumcu bize dünyada dolaştığı yerlerin sunumunu yaptı. Bu turları kendi imkanları ile tek başına gerçekleştirmiş. Osman Duman’ın sınırsız çayları ile Ahmet Mumcu’nun güzel anılarını dinledik.

10314543_10152403433597369_6759210170505388086_n

Sunumun ardından bizlere kapılarını açan Davut’un Yerini işleten Mehmet abiye hediyemizi Doktor Serhat Ferahi Değimli sunuyor. Tahta üzerine el emeği ile özenerek boyanmış bisikletçi paketini Hakan Karahan arkadaşımız hazırladı. Kamp yaptığımız yerlerin güzel insanlarına vererek oranın Bisikletçi Dostu olarak ödüllendiriyoruz. Resimde; ben Ahmet Mumcu, Olcay, Mehmet Abi ve Serhat var. Bisiklete binmiş taş devri adamı plaketi elde tutuluyor.

10259874_10152403431002369_7830936323966710296_n

Sunum ve plaket töreninden sonra kıyıda ateş yakarak etrafında toplandık. Hava serin olmasına rağmen güzel sesli arkadaşlarımızın şarkılarına eşlik ederek ısındık.

190420146720

Antalya’dan katılan Devrim Dağ bizlere içinden gelen en güzel sesi ile türküler söyleyerek kulaklarımızın pasını siliverdi bir anda. Daha bu gün yolda tanışmamıza rağmen sevecen ve dost tavırlarıyla gönlümüzü kazandı. Bir de üstüne kadife sesiyle söylediği türküler yok mu içmeden sarhoş etti bizleri. Masalcı  Esma Eser Açıkgöz de sesini dinletti bize. Yusuf Ünlü, Enes Çalışkan, Abdurrahman Yurduseven de şarkılara eşlik etti. Olcay’ın şiirleri bizleri alıp uzaklara götürdü. Aramızda bir de Türkiye’nin tüm il ve hemen hemen bütün ilçelerini bisikleti ile aşmış Serkan Taşdelen vardı. Serkan’ın türküleri ile daha da coştuk. Şarkıların, türkülerin çoğunu ezbere bilemiyorduk. Sadece ilk mısralarını söyleyerek diğer sözlerini bilmediğimizden şarkılar hep yarım kalıyordu. Ama Serdar Aydıngüler arkadaşımızın parlak zekası ile bu soruna çare bulduk. Akıllı telefondan internete girip şarkı sözleri anında önümüze gelince ortam daha da neşelendi. Karşılıklı gruplar oluşturarak şarkılar, türküler ardı arkasına söylenmeye başlandı. Serdar kırolar grubunu kuruverdi bir anda. Daha çok doğu şivesi ile türküler söylediler. Bir grup ta biz kurduk Pedal sesi korosu. Karşılıklı türküler söyledik birbirimize.

190420146721

İşletme sahibi Mehmet abinin yeğeni Emre bize buralarda olmuş bir hikayeyi anlatıyor. Bulunduğumuz yer Urla içmeler, buradan çıkan bir su şifalı olarak içiliyor. Bu sudan içenlerin tüm bağırsakları boşalarak ne var ne yok temizleniyor.

Emre başlıyor bize hikayeyi anlatmaya. Sarı kızın hikayesi ;

Sarı Kız

“Bir zamanlar buralarda bir sarı kız yaşarmış ailesi ile birlikte. Sarı kızın saçları sapsarı imiş. Güzel mi güzel, hele sarı saçları dillere destan olmuş. Günlerden bir gün Sarı Kızın karnı şişmeye başlamış. Ailesi bunu görünce hamile olduğunu zannetmişler. Sarı kızın ailesi olay duyulmasın diye oğlan kardeşine Sarı Kızı bir yerlere götürüp öldürmesini söylemişler. Sarı Kızı alan kardeşi dağa kaynağın başına götürmüş. Sarı Kızın kardeşi son dileğin ne diye sormuş. Sarı Kız da su içmek istemiş. Kaynaktan su içmiş Sarı kız. Sarı Kızın kardeşi  ailesinden aldığı emri yerine getirmiş. Sarı Kız öldükten sonra içtiği suyun şifalı etkisiyle yılan karnından çıkmış. Bunu görünce yaptığına pişman olmuş ama iş işten geçmiş. O günden sonra bu şifalı sulardan içen derman bulmuş. ”

Diye sözünü bitiriyor Emre.

Araştırmalarımda Sarı Kızın başka bir hikayesine rastladım

http://www.pencerehaber.com/eski/koseyazisi-57-URLADA-IZ-BIRAKANLAR.html

Buradaki hikaye değişik

Tarihin  engin derinliklerinde çok önemli yerleşim birimlerinden olan Özbek Akkum mevkiinde bulunan beyliğin yöneticisi olan Bey’in üç oğlu bir de kızı ve eşi ile mutlu olarak yaşamaktadır. Bey’in kızı çok güzel ve alımlıdır. Altın sarısı saçları ile yöresel adı “Sarı Kız” olarak anılmaktadır. Her gencin gönlünde yeri olan Sarı Kız’ı ağabeyleri bile kıskanırlar. Fakat bu güzel ve mutlu günler bir gün gelir son bulur. Sarı Kız hastalanır, karnı şişmeye başlar. Kardeşleri şüphe ile Sarı Kız’ın karnı daha çok büyümeden halkın duymasını önlemek için aile meclisinde bey olan babalarının başkanlığında bir karar alırlar. Karar Sarı Kız’ın öldürülmesi yönünde olur. Bu karar üzerine anneleri Sarı Kız’ı öldürmeyip ıssız bir adada doğurmasını ister oğullarından. Annelerinin yakarmalarına dayanamayan üç oğlan Sarı Kız’ı içmelerin karşısında bulunan ıssız adaya yelkenli bir kayıkla getirip bırakırlar.

“Sarı kız ağabeylerinin bıraktığı azıkla yapayalnız kalır. Korku ve endişe içindedir. Karnındaki ıstırabın acısı ile gözyaşları sel olmuşken iki tavşan gelir yanına… Sarı Kız tavşanları sever okşar derdini unutur. Bunlarla geçen zaman su gibi akıp gider. Sarı Kız’ın karnı iyice şişer, bir gün deniz kıyısında tavşanları ile otururken bir yonuş balığı gelir yanlarına. Sarı Kız yunusla beraber yüzerken yunus  Sarı Kız’ı sırtına alıp denize açılır. Tavşanlar adada kalmıştır ve bu adanın ismi o günden sonra tavşan adası olarak anılır. Sarı Kız’ı sırtına alan yunus, İçmeler sahilindeki azmakları geçerek şimdiki sıtma suyu olarak bilinen kaynağın başına kadar getirip bırakır. Sarı Kız çok susamıştır ve kaynaktan su içerek susuzluğunu giderir. Suyu içtikten sonra karnında ki ağrılar azalmaya başlar. Üç beş gün sonra su içe içe karnı inmeye başlar. Ağrıları geçmiştir. Sarı Kızın ağabeyleri yiyecek getirmek için adaya vardıklarında Sarı Kız adada yoktur. Telaşa düşerler, üzüntü ile sahilde dolaşırlarken yunus yanaşıp onlara bir şeyler anlatmaya çalışır. Sarı Kız’ın ağabeyleri kayıklarına binerek yunusu takip ederler. Yunus bunları kaynağa Sarı Kız’ın yanına getirir. Sarı Kız’ı bulan ağabeyleri sevinçle kız kardeşine sarılırlar. Bakarlar ki Sarı Kız’ın karnı normal, şişliği inmiştir. Kardeşleri ne oldu diye merakla sorarlar Sarı Kız’a. Sarı Kız da başından geçen olayı anlatır. Sarı Kız’ı yanlarına alarak adaya gelirler. Adadan tavşanları alarak Özbek köyünün kum burnuna gelerek ailesine kavuşurlar.”

O günden sonra burası şifalı içmeler olarak insanlar şifa bulmaya başlarlar.

Ali Rıza Duran

Yanan ateş kor halinde, ben de yakından çekiyorum kor halindeki ateşi.

190420146724

Gecenin geç saatlerine kadar şarkılar sohbetler devam etti. Hava açık gökte yıldızlar pırıl pırıldı, ay kendini göstermişti. Uykum gelince çadırıma girip yatıyorum.

Resimlerden bir kısmı Devrim Dağ’a aittir.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 52 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc