Etiket arşivi: mustafa kemal

Gediz Keşif Bisiklet Turu 2. Gün

3 Temmuz 2018 Salı

Kütahya – Banaz – Yeşilyurt

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Rüyalar bile geceleri bekler
Gizlice görünmek için
Yüreğimdesin, saklısında içimin
Gizlice sevgilim

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, Akşam güneşi kavak ağaçları arasından batarken son ışıklarını yola vuruyor.

20180703_195047_HDR

Hamakta uyumanın keyfini sabah uyanınca çıkarıyorum. Bir süre sallanarak gece gördüğüm rüyaları hatırlamaya çalışıyorum. Hamağın ucu ve çam ağaçları.

20180703_070651_HDR

Bisikletim KUZ çam ağaçlarının arasında park ederek gizlemiştik.

20180703_070659_HDR

Şevketin hamağı benim hamağımın rengi aynı, mavi. İkisini bir kareye sığdırıyorum yattığım yerden.

20180703_070719_HDR

Şevket hamağın içinde iken uzaktan hamakları çekiyorum. Sık çam ormanı içinde.

20180703_071359_HDR

Hamakları toplatıp çantaya yerleştirdik. Aşağıdaki düzlükte kocaman çam ağacı var. Çam ağacının altına soframızı kurup kahvaltıyı yapacağız. Şevket’in bisikleti çam ağacına dayalı. KUZ ise sehpasının üzerinde park edilmiş durumda.

20180703_075849_HDR

Kahvaltımızı bitirip toparlandık, Yola çıkma zamanı diyerek yola çıktık. Ana yoldan Ankara yoluna çıkacağız. Yol gayet güzel, hafif eğimli yol kıvrılarak gidiyor. Şevket önde, bu kez beni bırakmadan beraber gidiyoruz. Biri sağda, biri solda iki tepe var önümde.

20180703_100825_HDR

Yol üstüne kocaman bir tabela konulmuş, Tabelada ; Afyonkarahisar – Antalya tarafına düz, Zafer havaalanı – Altıntaş – Uşak yönü sağ taraf olarak belirtilmiş. Biz Uşak yönüne, sağa doğru gideceğiz. Şevket önümde gidiyor. Zafer havaalanı Türkiye devletine atılmış büyük kazıklardan birisi. Buralara fazla yolcusu olmayan havaalanı müteahit firmaya yolcu garantisi ile yaptırılmış. Havaalanına ister yolcu gelsin, ister gelmesin belirli sayıda yolcu ücretini devlet ödemek zorunda.

20180703_105825_HDR

Alibeyköy köyüne geldik tabelada yazdığına göre.

20180703_110720_HDR

Köyün içe giriyoruz, su birikintisi komple yüzeyi yosun kaplamış, su görünmüyor. Sağda çakır dikenleri.

20180703_110937_HDR

Kaz sürüsü biz gelince topluca uzaklaşıyorlar. Ben de onları kaçarken çekiyorum. Küçük su birikintisi var, ilerisinde başka kaz sürüsünü de görüyorum.

20180703_111014_HDR

Bu köyde bir çok kaz sürüsü görüyorum. Köyde kaz yetiştirmeyen yok sanki. Yol üstünde kaz sürüsü, birisi liderlik yapıyor, diğerleri lideri paytak paytak takip ediyor. Lider nereye sürü oraya.

20180703_111016_HDR

Tek katlı köy ilkokulu, geniş bahçesi taş duvar ile çevrelenmiş. Okul kullanılmıyor, bahçe ve bina bakımsız. Bahçede bir kaç katran ağacı dikilmiş.

20180703_111125_HDR

Köyün camisinin önüne geldik. Burada tuvalet ihtiyacını karşılayacağız. Bisikletim KUZ cami girişinde park etmiş durumda.

20180703_111433_HDR

Cami dışında tarihi eserlerden parçalar görüyorum. Taşta Yunanca yazıları silik durumda, pek okunacak gibi değil.

20180703_111449_HDR

Etrafta blok taşlar görüyorum.

20180703_111505_HDR

Sütun parçası dikilitaş gibi dikilmiş duvar dibinde.

20180703_111510_HDR

Burada kanal yapılmış, mermer kapaklarla üstü örtülü.

20180703_111538_HDR

Eski mi eski kerpiç ev sıvanmamış, kerpiçler ortada. Üstü kiremit kaplı, içinde oturulacak gibi değil. Sanki dam olarak kullanılmakta.

20180703_111552_HDR

Tabelada yazan bilgiye göre Alibeyköy camisi 1944 yılında yapılmış. Köşede profilden yapılmış eski bir bank, yanında betondan yapılmış kaide.

20180703_111623_HDR

Abdest alma yerinde yazı çerçevelenip fayansların üzerine asılmış.

“Alim isen al

Eline kalemi yaz,

Cahil isen al

kazmayı durma

Kaz…”

Diye yazılmış.

20180703_112155_HDR

Altıntaş ilçesine geldik. Tabelada yazdığına göre nüfusu 5100. Küçük bir ilçe, burada pek kalan yok gibi, herkes büyük şehirlere çalışmaya gitmiş sanki.

20180703_114214_HDR

Yol kıyısında çeşmeler yapılmış ama araba ile hızlı geçenlerin çeşmeyi görme şansı yok gibi. Çeşme yoldan biraz yukarıda, çamların arasında.

20180703_122909_HDR

Yol boyu çeşmelerle donatılmış, adım başı çeşme görüyoruz neredeyse. Ağaçların dibinde yapılmış iki borulu çeşme.

20180703_125851_HDR

Tabelada yazdığına göre Zafertepeçalköy’e geldik. Burasının asıl ismi Çalköy, Zafer kazanılan tepe de burada bulunduğundan ikisi birleştirilip yazılmış.

20180703_131230_HDR

Köyün meydanında bulunan çardağın altına yerleşiyoruz. Burada öğle yemeğini yiyeceğiz. Meydanın bir köşesinde Biri Mustafa Kemal olmak üzere üç heykel masanın etrafında ayakta savaş için durum değerlendirmesi yaparken betimlenmiş. Şevket çardak altında oturmuş yemek için hazırlık yapıyor.

20180703_133238_HDR

Meydanın dibinde bakkaldan yoğurt, helva, ekmek alıp öğle yemeğini yiyoruz.

20180703_141442_HDR

Yemekten sonra yolumuza devam ediyoruz. Etrafta tepeler var, işte bu tepelerde Kurtuluş savaşında şiddetli çarpışmalar yaşanmış. Tepeler ele geçirildikten sonra savaş kazanılmış ve Büyük taarruz başlamış.

20180703_143944_HDR

Tabelalarda yazdığına göre Şehit sancaktar anıtı ve Zafertepe anıtı olarak yönleri belirtilmiş. Buraları başka bir zamana bırakıp yolumuza devam ediyoruz.

20180703_144215_HDR

Buralarda çok kar yağdığını uyarı levhasından anlıyorum. Üçgen tabelada kırmızı şerit içinde kar tanesi çizilerek betimlenmiş.

20180703_150314_HDR

Yeni yapılmış duble yolun bir tarafı tamamen göçmüş durumda. Sağlam zemin yapmamış müteahit firma.

20180703_154035_HDR

Dumlupınar kasabasına geldik. Tabelada nüfusu 1200 yazılmış.

20180703_155125_HDR

Dumlupınar şehitlik tepesine elinde süngülü tüfek olan Kuvayı milliye askerinin heykeli dikilmiş. Yukarıya çıkan merdivenler var. Tepe tamamen yeşil çimenlerle kaplı.  Aşağıda uzun bir direkte Türk bayrağı dalgalanıyor.

DSCN4290

Devasa heykeli daha yakından çekiyorum, Güneş arkasından vurduğu için heykelin yüzü görünmüyor.

DSCN4291

Dumlupınar anıtı yoldan çok uzakta olduğundan girmedik. Sadece uzaktan optik zoom ile yakınlaştırıp çekim yaptım tepeyi ve heykeli.

20180703_160041_HDR

Uzaklardan gelip

20180703_160047_HDR

Uzaklara giden tren hat boyu. Raylar traversler üzerine bağlanmış uzakları yakın ediyor. Tren yolu ileride sağa doğru dönmüş.

DSCN4292

Tepelere yerleştirilen rüzgar türbinleri ve Ankara – İzmir karayoluna yaklaştığımızı tabela belirtiyor. Sol taraf Afyonkarahisar – Ankara, sağ taraf Banaz – Uşak – İzmir olarak yazılmış.

20180703_160946_HDR

Anadolu bozkırında dağ tepe olmayınca rüzgarlar engele çarpmadan başı boş esiyor. Bu rüzgardan faydalanmak gerek diyerek Rüzgar türbinleri yapılmış çok sayıda. Türbinleri yakınlaştırıp çekiyorum. Tepede olan türbinlere çıkan toprak yol kıvrılarak gidiyor.

DSCN4296

Ankara – İzmir karayoluna çıktıktan sonra 1346 metre rakımdan 924 metre rakıma yaklaşık 5 Kilometre yokuş aşağı iniş yaptık. Neredeyse arabalarla aynı hızda hareket ettik sayılır. 5 Kilometreyi çarçabuk bitirdik. İniş bitince yol kenarında durduk. Burada vişne ağaçları var ve vişnelerin tadına bakıyoruz.

20180703_164033_HDR

Burada aynı zamanda akan bir çeşme de var. Suları tazeliyoruz çeşmeden. Çeşme önünde söğüt ağacı gölge yapıyor, altında tahtadan yapılmış piknik masası konulmuş. Şevket matarasını çeşmeden doldururken bir poz çekiyorum.

20180703_172500_HDR

Banaz ilçesine vardık, tabelada yazdığı kadarı ile 16.600 nüfusu var.

20180703_174720_HDR

Banaz merkeze geldik, burada tam sağa doğru dönecekken Şevket yerde kağıt 10 TL buldu. Hadi kahveye gidip çay içelim diyerek kahvenin birine oturduk. Çayları ısmarladık, içerken Şevket’e BayKuş kesemden bahsettim. Yolda bulduğum paraları alıp BayKuş keseme koyarak köylerdeki çocuklara dondurma, gazoz ısmarladığımı söyledim. Çayları ben ısmarlayayım, sen o parayı BayKuş keseye koy teklifinde bulundum. O da bu teklifimi kabul etti ve BayKuş keseyi çıkarıp parayı içine yerleştirdim. Böylece bir çok çocuk sevinecek bilinmeyen bir köyde. Şevket’in bagajının üstünde BayKuş kesesi ve 10 TL selenin üzerinde.

20180703_180737_HDR

İkişer bardak çay içip bir şeyler atıştırdık. Çay içerken bisikletimdeki aparata cep telefonunu yerleştirip otomatik çekiyorum ikimizi. Şevket ile burada yollarımız ayrılıyor. Şevket Çivril yönünden Denizli tarafına doğru gidecek. Ben ise tek başıma Gediz nehrinin kaynağına gidip keşif turu yapacağım. Haritayı Ferdimen önceden çizmişti. Uzun bacaklı dar bir sehpanın kenarlarında kırmızı döşemeli demir sandalyede oturuyoruz. Üstünde iki bardak çay dolu. Ben sol, Şevket sağ kolunu sehpaya dayamış. Şevketin sakalları siyah, benim sakalların kırlaşmış beyaz. Şevket beyaz gömlek giymiş. Bende uzun kollu kırmızı – siyah tişört var. Arkada kahvenin mavi boyalı camekanı.

20180703_181023_HDR

Şevket ile vedalaşıyorum, birbirimize iyi yolculuklar diledik. Şevket güneye, ben kuzeye doğru yol almaya başladık. Akşam güneşi alçalmış, gölgeler uzamış yatay olarak. Bakkaldan eksik olan yiyecek malzemeleri ve ekmek aldım bol miktarda. Yol boyunca giden elektrik hattı, tek tük evler ve bahçeler arasında giden yol.

20180703_191424_HDR

Küçük bir kavşakta yön tabelaları dikilmiş tam dört tane. Sola doğru ok işareti olanlar sırasıyla; Yeşilyurt 5, Muratlı 7, K. Oturak 8, Gürlek 13, Camsu 19, Çamsu 17, Ayrancı 21, Baltalı 23. Sağa doğru ok işareti ile belirtilen köyler; Hatipler 3, Alababa 8, Bahadır 9. Solda ayrı tabelada; Ovacık 22, Küçükler 22, Karacahisar olarak yazılmış. Köyler birbiri ardına geliyor demek ki. Ben Yeşilyurt tarafına doğru gideceğim, yani sola doğru.

20180703_192434_HDR

Akşam Güneşi ufka iyice yaklaştı, neredeyse batmak üzere. Yol tam Güneşe doğru gidiyor. Yol kenarlarında ağaçlar, Güneş tam karşımda, kavak ağacının ardında son ışıkların yola vururken çekiyorum. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180703_195047_HDR

Yol kıyısında bol suyu akan bir çeşmeden suyumu doldururken köylünün birisi ile sohbet ediyorum. Kamp yapabileceğim uygun bir yer, çeşme kenarı gibi bir alan var mı? diye sordum. Köylü de biraz ilerde çeşme olduğunu ama suyunun çok az aktığını, kamp yapmak için uygun düzlük olduğunu söyledi. Kendisine teşekkür edip yoluma devam ettim. Bol su akan çeşmede kamp yapılacak bir alan yoktu. Köylünün söz ettiği çeşmeye geldim. Çeşme güzel bir konumda, etrafında ağaçlar ve kamp yapılacak bir alan da var. Köylünün dediği gibi çeşmeden iplik gibi su akıyor. Neyse idare edeceğim artık.

20180703_200704_HDR

Yoldan az içeride, 2 metre daha yüksek, çimenlik bir alanda çadırımı kurdum ve yerleştim. Alan geniş ve açıklık, çeşme az ileride. Büyük bir çam ağacı çeşmeye yakın konumda.

20180703_202352_HDR

Buraların rakımı yüksek, haliyle Güneş batar batmaz hava serinlemeye başladı. Üzerime kalın ceketimi giydim, pantolonun paçalarını taktım, çorapları giydim. Serinlik iyice arttı Temmuz ayının ilk günleri olmasına rağmen. Kafa lambamla akşam yemeğimi hazırlayıp bir güzel karnımı doyurdum. Zaman geçirmeden kahve pişirip içtim. Ardından içimi ısıtmak için çay demledim. Tek başıma kalmamın özgürlüğünü yaşıyorum. Şimdiye kadar hep yanımda mutlaka birileri vardı ve yalnız kalmadım. Şimdi yalnızım ve canımın istediği biçimde hareket edeceğim. Önümde zorlu bir yol var, hem keşif yapacağım. Yeni yerler, yeni insanlar göreceğim.

İki tas çay içtim, içim ısındı biraz, fazla geç olmadan, erkenden çadırıma girip uyku tulumuna girerek tatlı rüyalara daldım.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 101 Km civarında.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Kayseri Festa 2200 4. Gün

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Tekir yaylası – Talas – Kayseri lisesi

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Dağların ve nehirlerin
Türküsünü söylemek istiyorum
Büyük gökyüzünün ve kırların.
Mavi çiçeğin türküsünü söylemek istiyorum
Umudun ve sevdanın.
Kahraman bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Ataol Behramoğlu

Öne çıkmış olan görsel, saçları örgülü beş kişi plastik sandalyede arkası dönük olarak oturmuş direkteki parlak ışığa bakıyor.

20180728_221611

Güzel bir uyku çektim bu gece, nedeni ise gökyüzüne en yakın yerlerden birinde akşam Ay tutulmasını izlememdi. Bunun sevinciyle uyandım, elimi yüzümü yıkadıktan sonra sabah kahvesini içmem gerek diyerek kahve pişirmeye başladım. Yanımda olan şanslı üç kişi de kahve içmeye hak kazandılar. Bu şanslı üç kişiden birisi çadır komşum Zehra Erbil. Kahvesini içti sonuna kadar ve fincanın içine bakınca ne görsün? Kahve telvesi aşk simgesi olan kalp şeklinde göründü birden bire. Zehra buna çok şaşırdı. Herhangi bir şekilde fincanı ne kapattı, ne de oynattı. Son yudumu içtikten sonra kalp şekli fincanın dibinde oluştu. Binlerce fincanı kapatsan da böyle bir kalp çıkması olanaksız gibi. Kahve falcıları buna ne yorum yapar bilemem ama Aşk işareti olduğu kesin. Fincanı elinde tutan Zehra fincanın içindeki kalp işaretini çekiyor Erciyes manzaralı. Erciyes dağının başı dumanlı.

20180728_180810_HDR

Kahvaltıdan sonra hazırlıklarımızı yaptık, yola çıkmaya hazırız. Pınar’ın pilotu Zeliş Ankara’dan geldi. Tandem bisikleti ona teslim ediyorum. Hazırlıklar bitti, yola çıktık topluca. Bir süre ana yoldan aşağı gidip toprak yola saptık. Ağaçsız, kırsal arazide, solda Ali dağı tamamıyla çıplak bir dağ. Hiç ağaç, yeşillik görünmüyor. Sağda duran bisikletçi biladerim Ramazan.

DSCN4825

Toprak yolda uzaklardaki bisikletçileri otların arasından yakınlaştırıp çekiyorum. Bisikletçiler hareketsiz, öylece duruyorlar.

DSCN4829

Yanlarına geldim, tüm bisikletçiler bekleyiş içinde. Festivali düzenleyenlerden Aslı Azman arkada kalanları toplamış, o yüzden gecikti biraz ama güneş altında beklemek biraz sıktı insanları. Neyse Aslı Azman çıka geldi ve aramızdan geçerek önlere doğru gitti.

DSCN4831

Pınar pilotuna kavuşmuş, pilot Zeliş te aramızda olmaktan mutlu ve zafer işareti yapıyor resmini çekerken. Arkalarında Hakan ve eşpedalı Nevin var.

DSCN4832

Aslı Azman öne geçince yolumuza devam ettik. Ben az önlerde olduğumdan geriden gelenleri epey uzakta olmalarına rağmen çekiyorum bisikletçileri.

DSCN4833

İyice yakınlaştırıp gelen bisikletçileri çekiyorum arkada Erciyes dağının eteği manzaralı.

DSCN4835

Çok geçmiş zamanlarda Erciyes dağı volkan olarak faaliyette olduğu zamandan kalan kaya kütleleri ilginç yapıda, toprağın üstünde kalmış.

DSCN4836

Bu kez gidenleri uzaktayken çekiyorum. Bisikletçiler tek sıra gidiyorlar.

DSCN4838

Vahşi değil de daha yumuşak, pürüzsüz kayalıklar silsilesini görünce bir poz çektim.

DSCN4839

Kayalıkların ardında puslu Kayseri şehrini çekiyorum. Kayseri epey aşağıda görünüyor. Biz de yukarılardayız hala.

DSCN4840

Önde giden Eşpedal katılımcılarından tandeme binmiş iki kişiyi çekiyorum. Arkada oturan Hüseyin Garip ama pilotun adını bilmiyorum.

DSCN4846

Önde gidenler sağa doğru giden geçitten geçerken çekiyorum. İki kişi geçidin kayalarına binmiş.

DSCN4848

Aşağı indikçe bitki örtüsü de değişiyor, ağaçlar beliriyor. Talas ilçesinde evler bahçeli ve birbirinden ayrı. Her bahçe yeşillik içinde, yüksek bina yok. Bazı yerlerde uzun kavak ağaçlarını boyu ile kendini gösteriyor.

DSCN4851

Kayseri’nin meşhur Ali dağı tam karşımda. Volkanik bir yapısı var sanki. Gerçi Erciyes dağının eteklerinde ufacık kalan Ali dağı bir insana göre kocaman bir dağ.

DSCN4852

Daha aşağıda küçük tepeler ve kayseri düzlüğü başlıyor..

DSCN4853

Çakır dikenleri arasından bisikletçileri çekiyorum.

DSCN4854

Ali dağına doğru gidiyoruz. İleride bisikletçiler mola vermiş bekliyorlar geride kalanları.

DSCN4856

Mola yerinde küçük bir kanaldan bol sular akıp gidiyor bahçeleri sulamak için. Coşkulu akan suyu çekiyorum yakından.

DSCN4857

Kanal kendine derin yarık oluşturmuş içinden akıyor.

DSCN4861

Kayserili Hamdi ilginç bir kişilik. Hareketleri anormal, zıpkın gibi, bir ileri, bir geri gidiyor. Bisikleti arızalanan birinin bisikletini alarak arkasındaki sırt çantasına kadrosu takılı halde taşıyor. Hem biz aşağı inerken Hamdi yokuş yukarı çıkıyor arkasında taşıdığı bisikletle. Bisikletinin lastikleri de çok kalın lastik, sanki motor lastiği gibi.

DSCN4862

Hamdi yokuş yukarı çıkarken arkasından taşıdığı bisikletle birlikte çekiyorum. İlginç bir bisikletçi.

DSCN4863

Ali dağının dibinden geçip yerleşim yerine vardık. Bahçelerdeki ağaçların gölgesinde  bekliyoruz geride kalanları. Beklerken de bakkaldan soğuk soda alıp serinliyoruz biraz. Her ne kadar Kayserinin rakımı yüksek olsa da Temmuz ayında güneş ısıtıyor adamı.

DSCN4864

Talas ilçesine geldik, Arnavut kaldırımı taş döşenmiş yola, taştan örülmüş duvarın dibinden geçiyor bisikletçiler.

DSCN4866

Talas ilçesinin bir özelliği hiç betonarme binanın olmaması. Evler ve binalar tamamen Kayseri taş işçiliğinin örnekleri ile dolu. Bahçelerdeki ağaçlar olmazsa taştan bir dünyadaymışız gibi geliyor insana. Soldaki sokak düz, sağdaki sokak aşağıya doğru gidiyor. Yan sokağın çatalından resim çekiyorum.

DSCN4867

Aşağıdaki sokaktan gelen yaşlı bir amcayı yakınlaştırıp çekiyorum. Çekmemin nedeni elinde taşıdığı naylon torbadaki ekmekler. Evine götürdüğü ekmeğin tadını az çok biliyorum. Kayseri de askerlik yaptığımdan ekmeğin tadı hala damağımda. Unundan mıdır, suyundan mıdır bilinmez ama ekmekler çok lezzetli, yemeye doyamadım bir türlü. Kayseri de ayrıca uzun boş pide de fırınlardan çıkıp taze taze yiyor insanlar. Poşette de o boş pidelerden var. Askerliğimi yaptığım kışlanın yanında Gültepe mahallesi var. Burada ekmek fırınından taze, fırından yeni çıkmış pidelerden alırdık. Pideleri sıcak sıcak katıksız yerdim. Çok lezzetliydiler. Çarşıda beyaz ekmekler de aynı lezzeti alırdım yerken.

DSCN4868

Bir tabelanın yanından geçerken ilgimi çeken yazı için durdum. Bisikletim KUZ tabelanın yanında park edilmiş halde resmini çekiyorum tabelanın. Tabelada yazanlar; “Talas belediyesi Yaman Dede kültür ve sanat evi, Yaman Dede (1887 – 1962) Mehmet Abdülkadir Keçeoğlu. Asıl adı Diyamandi olan Yaman dede Talaslı tüccar Rum bir ailenin çocuğudur. Çocukluğundan itibaren mesnevi derslerini alarak İslam dinine ilgi duyar ve Müslüman olur. Mevlana aşığı Yaman dede avukatlık mesleğinin yanı sıra İstanbul imamhatip ve yüksek İslam enstititüsü’nden Farsça derslerine girer. 3 Mayıs 1962 de Ölüm asuda bir bahardır diyerek Hakk’a yürür ve Karaca Ahmet mezarlığına defnedilir. Ruhu şad olsun”

DSCN4869

Yerler taş, duvarlar taş, evler taş, sokak tamamen taştan yapılmış. İki katlı, cumbalı taştan yapılmış bir ev.

DSCN4870

Sokak boyunca gidiyoruz. Karşıda yüksek bir kubbeli bir yapı görünüyor yeşilliklerin arasından. Büyük bir olasılıkla oraya doğru gidiyoruz.

DSCN4872

Kubbeyi iyice yakınlaştırınca tepesine hilal ve sağ tarafta minare benzeri sivri külahlı yapı var. Burası cami olmalı.

DSCN4873

Yamaç olan sokakta tünel gibi taştan yapılmış kemerli dükkan yapısı var. İçi boş olan dükkan zemin ile bir. Yukarıdan sarmaşık dalları aşağıya sarkmış.

DSCN4875

Bir çok taş kemerli dükkanlar, taştan yapılmış merdivenler görüyorum. Taş işçiliği mükemmel. Taş yapılar sanki yeni restore edilmiş gibi duruyor.

DSCN4876

Resim çekmekten hala kubbeli yapıya gelemedim. Dik yamaçta yapılmış yol düz gidiyor. Sağ tarafta taş duvar, aşağısı epey alçak bir bahçe olduğu ağaçlardan belli, tepeleri görünüyor sadece.

DSCN4877

Bizim Hamdi bir yukarı, bir aşağı gidiyor bir yukarı geliyor kalın tekerlekli bisikleti ile.

DSCN4878

Kubbeli yapıya sonunda vardım, tamamen kesme yaştan yapılmış.

DSCN4879

Kubbeli yapının cami olduğu tahminim tuttu. Cami girişindeki kapının üstündeki tabeladan anlaşılıyor.

Tabelada; “Talas yeni cami 1886 yılında II. Abdulhamit döneminde Tablakkaya mahallesinde Rum Kilisesi olarak yaptırılmış 1925 te camiye çevrilmiştir”

Altında İngilizce; “The Talas new mosque  It was build during the era of Abdulhamid II 1886 in the city quartes Tablakkaya as a greek church. In1925 is was altered to a mosque.

DSCN4881

Burada en önemli taş işçiliğin inceliklerini görüyorum. Sütun başları ve kirişler o kadar güzel desenlerle süslenip oyulmuş ki seyretmeye doyum olmuyor. Kapının her iki yanında ikişer sütun var. Kirişindeki süslemeleri yarım salkım yuvarlak, erik büyüklüğünde küreler, kare girinti ve çıkıntıları, aralarında küçük üçgen şekiller hepsi mükemmel ve büyük matematik hesaplamaları ile oyulmuş. Bu köşelerindeki tam ve kusursuz örtüşmeyi meydana getirmiş. Her ne kadar150 yıl önce yapılsa da Yunan ve Roma sütun başlarını taklit ettikleri belli.

DSCN4882

Kapı kirişinin altında ve köşesinde de süslemeler yapılmış. Kapı kocaman, iki kanatlı demirden yapılmış. Sac kısmına demir perçinler beşer santim aralıklarla çakılmış süs olarak ve kapıya dayanıklılık sağlasın diye. Kapıya çakılan bu perçinler belli bir dini sembol olduğu kesin. Ve bu dini semboller İslam sembolleri değil. Her ne kadar camiye çevrilse de Hristiyanlığın izlerini silememişler. Mutlaka bir iz, bir işaret kalmış. Sembollerden anlamak gerek.

DSCN4883

Kapı girişinde resim çekilen arkadaşlar beni de yanlarına çağırıp resim çekiliyoruz beş kişi olarak. Arkada kemerli, sütunlu demir kapı.

DSCN4884

Yamaçta cami altına oyulup yapılmış kemerli dükkanlar var. Burada oturma yerleri, kahveden çaylar içiliyor. Burası taş yapı olduğu için yaz sıcağında serinlik oluşuyor doğal olarak. İçeride yedi kişi kanepelere oturmuş serinlerken çoğunun elinde cep telefonu var, onla meşgul oluyorlar. Kemerli duvarda iki tane tablo asılmış, tavanda aydınlatma var. Soldaki duvarda bir tane bakır tencere asılmış.

DSCN4887

Cami olan kısım üst tarafta, aşağıdan ön kısmını çekiyorum. Giriş ve iç mekanlar kemerli olarak yapılmış.

DSCN4888

Hakan ve belediye kamyonetinin sürücüsü ile arkalarında şehir manzaralı çekiyorum duvar dibinde.

DSCN4889

Kendimize anca sokak kaldırımında taşlara oturmak için yer bulabildik. Burada çay, soda içiyoruz serinlemek için. Sekiz kişi var, ikisi ayakta. Arkada tahta kapılı dükkan girişi var.

DSCN4891

Fotoğraf sanatçısı Hakan elinde makine ile çekiyorum yakından.

DSCN4894

Bir süre dinlendikten  sonra süslü demir kapıdan içeri giriyorum. Taş merdivenler var önümde yukarıya doğru çıkmak için.

DSCN4895

Eskişehir’den Ergün Çetin hoca beni de çeker misin dedi. Ben de onu merdivenlerde çekiyorum.

DSCN4896

Merdiven girişi üstü kemerli yapı ile kapatılmış sütunların üzerinde.

DSCN4898

Eskiden kilise olan, sonradan camiye çevrilmiş binanın içine giriyorum. Kemerli revaklarla desteklenmiş kubbeli çatı epey yüksek. Avizeler zincirle tavandan sarkıtılmış aydınlatma için. Sütunların başları renkli boyalarla boyanmış.

DSCN4899

İç kısmına ayakkabıları çıkarıp giriyorum, arkamı dönüp tavanın diğer kısmını çektim.

DSCN4900

Hocanın namaz kıldırdığı niş üzerine Arapça yazılar yazılmış. Yön olarak kıbleyi tutmadığından seccade sola doğru 20 derece kadar serilmiş. Minber sonradan ilave olduğundan ahşap olarak tek gözüken yapı o.

DSCN4901

Kubbeyi tamamen en alttan görülecek şekilde çekiyorum. Tam ortasında zincir sabitlenmiş, aşağıya doğru iniyor.

DSCN4904

Sütun başlıklarını yakından görmek için optik zoomu kullanınca başlıkların renkli süsleri boyalı değil de renkli mermerlerden yapıldığını fark ediyorum.

DSCN4905

Yapının en üst kısımlarında yuvarlak pencerelerde 7 bölmeye bölünmüş renkli camlar var. Mavi, yeşil ve kırmızı renkte.

DSCN4906

Cami içinden çıkarken merdivenli yapıyı çekiyorum. Yapının merdiven üstünde bir oda var. Merdiven boşluğunun üst kısmını kemerli sütunlar ayakta tutuyor.

DSCN4907

Pencere kenarları tamamiyle taşlar oyulup süslenmiş.

DSCN4908

Kayaya oyulmuş küçük bir  niş, herhalde burada ayinde mum yakılıyormuş kilise zamanında. İç kısmı liken bitkileri çıkmış.

DSCN4909

Caminin arka kısmına doğru giden geçitten gidiyorum. Beni ısrarla takip eden birisi var. Elinde makinesi ile meraklı bir fotoğrafçı! Hakan.

DSCN4910

Arka kısımlarda yamaçtaki kayalıklar oyulup oda yapmışlar. Odanın içi kırmızı ağırlıkta az beyaz renkli desenli halı döşemişler. Üç tarafa da yer minderleri ve yastıklar konulmuş. Sağda bir kaç sunta mobilya, defterler ve plastik tabureler var.

DSCN4912

Ayakkabılarımı çıkarıp içeri giriyorum. Yerdeki mindere oturum iç kısmı çekiyorum. Burada yaz sıcağında serinleyip dinlenmek için güzel bir yer. Kitap okuyup az biraz şekerleme yapmanın en uygun yer olduğunu düşünüyorum. İçerideki nem de astım hastaları için de ideal yerlerden biri.

DSCN4913

Yer minderleri ve dayanmak için yapılmış yastıkları Türk motifleri ile süslenmiş. Kırmızı ve beyaz renkte.

DSCN4914

Arka taraflarda gidilecek başka yerler de var. Merdivenlerden bir üst kademeye çıkılıyor. Kıyıda ve üstte ağaçlar var.

DSCN4915

Bulunduğum yerde yüksek bir duvar var. Kapısı taştan yapılmış rahatça geçiliyor. Taş kapıdan caminin kubbesini çekiyorum.

DSCN4916

Duvarla ayrılmış olan yerde de taşlar oyulup oda yapılmış. Girişi dar bir kapı olarak oyulmuş odanın içi moloz ve çöp dolu. Dışarıdan kapıdan görünen çöpleri çekiyorum.

DSCN4917

İçi moloz ve çöp olan odaya giriyorum, iç kısımda bir çok yer oyulmuş girişler var.

DSCN4918

Bu girişlerden birisi dehliz biçiminde gidiyor, sonu karanlık. Başka bir yer ile bağlantısı olmalı. İçerisi karanlık olduğu için flaş ışığı ile çekiyorum.

DSCN4919

İçeriden tam çıkarken dışarıda Antalyalı dostları görünce aydınlıkta kaldıkları için renkli görüntülerini çekiyorum. Ceyhun Altın, Vedat Karakaya ve Nafiz Sağdur. Kapının iç kısımları karanlık.

DSCN4920

İç kısımlarda demir bir kapı daha görüyorum Bakımsız, paslanmış, üzerine numara yazılmış silinmek üzere. Ama perçinlerden yapılmış haç işaretini dikkatlice bakmazsan göremezsin. Haçın alt kısmında üç tane perçin sökülüp alınmış, delikleri ortada.

DSCN4921

Kubbeyi ve altındaki kemerli pencereli kısmı yakınlaştırıp çekiyorum. Kubbenin tepesinde alem ve hilal var.  Yapının İslami bir cami olduğunu belirtiyor.

DSCN4922

Sonradan camiye çevrilen kiliseye minare yapılmamış şöyle uzun ve gösterişli. Sadece yüksek bir yapının tepesine demir ve saçtan minare yapılmış ilave olarak Külahının tepesinde hilal konulmuş. Minare gövdesi de demir çubuklardan yapılmış, içi görünüyor.

DSCN4923

Bulunduğum yerden epey uzaktaki taş binaları çekiyorum yakınlaştırıp. Binada 5 pencere var.

DSCN4924

Karşı tarafın yanında da bir bina yüksekliğinde kaya oyulup sanki bir hamam yapılmış gibi Kemerli girişi ve yarım kubbeli bir yapısı var. Ne olduğunu anlayamadım. Duvarlarına da sprey boyalarla yazılar yazılmış karman çorman. Üst kısmında bahçe duvarı, duvarın üstünde demir çit parmaklık ve otları sararmış bahçe.

DSCN4925

Caminin girişindeki merdivenli yapıdan aşağı ineceğim. Merdivenlerin üstündeki kemerli tavanı çekiyorum. Kemer dört sıra uzun taşlarla kaplanmış. Kemerin altı boş.

DSCN4927

Kemerin altındaki giriş boşluğunda çeşme yapılmış. Duvarlar normal granit taştan yapılmış. Çeşme ise sarı taş çıkıntılı olarak yapılmış. Çeşmenin aynasında mermere siyah oyma harflerle; Hacı Şaban Arıkan hayratı. İki yanına da güller kondurulmuş. Çeşmenin solunda uzun mavi hortum, saplı fırça, saplı faraş var. Sağda ot süpürgesi duruyor.

DSCN4928

Talas molası bitti ve yola koyulduk. Soldaki yamaçta bir çok kemerli yapı görünüyor. Yapılar arazi ile sıfır denecek kadar ama içleri oyulmuş oda olduğu kesin. Taş işçiliği Talas ilçesinin mesleği yüz yıllardır.

DSCN4929

Az ileride taştan yapılmış minareli bir cami görüyorum yamaçta.

DSCN4930

Talas’tan ayrılırken muhterem bir zat hakkında yazılmış tabela görünce durup resmini çektim. Tabelada tanıtılan kişi Cemil Baba (Kazan) Başta vesikalık bir resmi olan Cemil baba halk arasında sevilen, saygı duyulan birisi olduğu yazıyor. Mesleği ayakkabı boyacılığı olan Cemil baba hacı olduktan sonra boyacılığı bırakıyor, ve nazara gelmiş kişilere mavi boncuk dağıtmaya başlamış. Bundan sonra tanılıp sevilmeye başlamış halk arasında. Bazı halk şairleri deyişlerinde Cemil babayı anmıştır.

Libası hem yorgan, hem yatağı,

Dünyaya meyletmez, yoktur metaı,

Ne zevcesi var, ne de otağı,

Halleri başkadır Cemil Baba’nın.

Halk arasında “Deli”, “Veli”, “Meczup” gibi sıfatlarla anılmıştır. En altta da Cemil Babaya ait olduğunu sandığım bir yazı var;

“Alem iyi olsaydı bağ duvar istemezdi, kapı anahtar”

DSCN4932

Talas sokaklarında, taş binaların arasından gidiyoruz Kayseri şehir merkezine doğru.

DSCN4933

Taş bir bina, terkedilmiş sanırım. Üst katı desteklemek için kalas payandalar konulmuş. Yarım yapılmış bir yapı var üst katta. Çatısı yok, içi de boş. Solda binaya giriş kapısı tahtadan yapılmış.

DSCN4934

İki katlı bir binanın üst katı  dışarıya taşan kısmın altına kalastan payandalarla destek olunmuş cumba. Odanın iki yanında iki pencere kafes telli taş bina.

DSCN4935

Büyük taş bina, kirişli çıkıntıları ve tek kubbesi üstündeki haç burasının Ermeni kilisesi olduğunu zannediyorum. Yüksek duvarları nedeni ile içerisi pek görünmüyor. Sadece 5 tane parmaklıklı küçük penceresi var.

DSCN4936

Kubbeli, kubbenin  altında pencerelerle çevrelenmiş yuvarlak duvarlı, çatısı V biçiminde ön kısmı ile taş binanın ne olduğunu bilmiyorum. Ama tarihi bir yapı olduğu kesin.

DSCN4937

Büyük bir binaya geldik, iki katlı yapı, geniş bahçesinde çınar ağaçları gölgesinde kalmış. Giriş kapısının iki yanında Türk bayrakları asılmış iki tane.

DSCN4938

Burası tarihi Kayseri Lisesi. Girişte taşa oyulmuş kocaman harflerle LİSE yazılmış.

DSCN4939

Lise müzeye dönüştürülmüş, eğitim yapılmıyor. Burada Milli Mücadele Müzesi kurulmuş. İngilizce olarak ta; “Kayseri High School  National Struggle Museum” yazılmış.

DSCN4940

Bahçede kocaman tekerlekli top sergileniyor.

DSCN4942

Tüm bisikletçiler Lise önünde toplanıp toplu resim çekilirken ben de hepsini bir çekiyorum Lise binası ile beraber. Önde fıskiyesi olan bir havuz var.

DSCN4944

İçeri girip gezmeye başladım, ilk olarak verilmiş olan diplomaları çekiyorum. Diplomalar dik olarak rulo halinde konulmuş.

DSCN4945

Lisede öğretim yapılırken canlandırılmış balmumu heykeller tahta sıralara tek tek, kız erkek öğrenciler karışık oturtulmuş.

DSCN4946

Zemin desenli karo plakalarla döşeli.

DSCN4947

Camekanlarda sergilenen eşyalar, Öğrenci resimleri, karşıda sinema makinesi, üstünde Atatürk büstü ve Türk bayrağı.

DSCN4948

Camekanlarda avlanıp doldurulmuş ördekleri bile sergilemişler nedense.

DSCN4949

8 mm’lik iki tane sinema makinesi ve film makaraları.

DSCN4950

Bir çok asker künyesi asılmış tavana. Herhalde şehitlerin künyeleri olmalı.

DSCN4952

Yuvarlak sahnesi ve iki kademeli oturma yerlerine minderler konulmuş bir sınıf.

DSCN4955

Burası aynı zamanda Etnografya müzesi olarak sergilenen eserler var. Onlardan birisi Kayserili bir köylü pazarda sepetinin kenarlarına astığı kurutulmuş meyve satan balmumu heykel.

DSCN4956

Başka bir köylü, yanında karısı ve eşeği ile pazara gelmiş sepetin içindeki yumurtaları satarken.

DSCN4957

Milli mücadelede halka bildiri yapan birisi sesi daha fazla çıksın diye metal megafondan halkı askere çağırıyor. Yandaki köylülerden birisinin elinde çatal digren tutuyor. Diğer köylü ile savaşta bir bacağını kaybetmiş, koltuk değneğine dayanmış  gazi olarak heykelleri yapılmış.

DSCN4958

Elinde Türk bayrağı ile milli mücadele duyguları kabarmış birisi, yanında da takkeli bir derviş sopası ile duruyor.

DSCN4959

Müzede testiler, küpler, sepet ve elek sergileniyor.

DSCN4960

Savaşta yaralananlara bakan sıhhiyelilerin sandığı ve alet edevatı

DSCN4962

Gazete çıkarmak için kurulmuş matbaa, baskı makinesi, harf kutusu, kağıt tomarları. Çalışma masası, sandalye ve tabure.

DSCN4964

Camekanlı bir bölmede küçük heykellerden savaşan askerler bir tepede. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan bayrakları taşıyan askerler. Türk Kuvayı Milliye askerleri, süvariler ve cepheye kağnılarla cephane taşıyan köylüler betimlenmiş. Üstlerinde iki tane Türk tayyaresi uçuyor. Ta o zamanlarda uçak yapabiliyormuşuz.

DSCN4965

Aynı camekan bölmeyi başka yönden çekiyorum.

DSCN4967

Arka kısımda topçular düşmana aman vermiyorlar.

DSCN4968

Yerde sedye üstünde yatan bir yaralıya sıhhiyeliler müdahale yaparlarken.

DSCN4969

Kuvayı Milliyecilerin yanında savaşan Türk köylüleri.

DSCN4970

Ata binmiş Kuvayı milliyeci ve çapraz fişek bağlamış Efe.

DSCN4971

Camekanda üç tane tabanca ve iki matara var.

DSCN4972

Değişik boyutta iki kama ve kılıfları camekan içinde.

DSCN4973

Çeşitli uzunlukta dört kama.

DSCN4974

Top mermisi, boş kovanı, yanında da tüfeklerin boş kovanları.

DSCN4975

Camekan içinde süngü ile göğüs göğüse çarpışan askerler.

DSCN4976

Kurtuluş savaşında Ankara’ya iyice yaklaşan Yunan birlikleri tehdidi altında hisseden Mustafa Kemal Meclisi Kayseri’ye taşımayı planlamıştı. Meclis bu lisede kürsüsü ve oturma yerleri ile hazırlanmıştı. İşte o kürsü ve meclis yeri. İki Türk bayrağı yan yana, yıldızları birbirine yakın.

DSCN4978

Kurtuluş savaşında kullanılan mavzer tüfekleri ve fişeklik.

DSCN4979

Türkiye haritası, düşman işgaline uğrayan yerlere düşman askerlerini yerleştirmişler. Kurtuluş savaşı cephelerini gösterir harita.

DSCN4980

Asker elbiseleri ve fesler.

DSCN4981

Bir komutana ait olan tüfek, kılıç ve fişekliği.

DSCN4984

Müzede resim çekme ge gezimi bitirip binanın dışına çıktım. Bahçede çay içebileceğimiz bir yer var. Çayları ısmarlayıp çerken karşıda oturan Hakan’ı yakından çekiyorum çaktırmadan.

DSCN4986

Bir çocuğun dünyasını nasıl anlarsınız? Davranışları mı?, Hareketleri mi? Yoksa oyunları mı? Bence oyunları… Elinde hiç bir oyuncağı yok, ya da yanına almamış. Ama çocuğun dünyası yeni şeyler bulmaya, kendi oyunlarını, oyuncaklarını ortaya çıkarmakta beceriklidirler. Oyuncakları her şey olabilir, oyun alanları da her yer. Annesinin, babasının kendi aralarında ve arkadaşları ile konuştukları konuları anlamazlar, bilmezler. İşin açıkçası umurlarında olmaz. Az önce çocuğu oyalansın, biraz arkadaşlarla muhabbet edeyim diye bardakta dondurma alıp verir. Bir süre çocukla ilgilenmez ama dondurma tükenmez değil ki! En sevdiği yiyecek olan dondurma bitti, şimdi ne yapacağım diye düşünmeden çocuğun Dünyasında hayal gücü ortaya çıkıyor. Anne babası kendisi ile ilgilenmediğini görünce dondurma kağıt bardağı ve dondurma çubuğu ile taş döşeli yere oturup hayalindeki oyunu oynuyor. Kağıt bardak trampet, dondurma çubuğu da baget oluyor birden bire ve başlıyor çalmaya. En ünlü orkestrada yada bando takımında böyle çalan yoktur. Kız çocuğu bahçedeki çiçeklerin yanında taş döşeli zemine oturmuş dondurma bardağı ile oynuyor.

DSCN4987

Ya da bu minik oğlan çocuğunun hayalleri. Bahçede bina duvarının dibine dökülmüş dere çakıl taşları ile taşlarla oynamanın mutluluğunu yaşayan çocuk. Her çakıl taşı ayrı renkte, her taş birbirine benzemez şekilde bir sürü oyuncak. Resmini çekerken tatlı yüzü ile bana bakıyor oynadığı oyundan başını kaldırmış durumda. Oynadığı oyundan mutluluk duyduğu yüzündeki ifadeden belli.

DSCN4988

Okuldaki ziyaret ve dinlenme bitti, topluca yola çıktık. Kayseri’nin caddelerinden geçerken güzel taş binaları görünce çekemeden edemiyorum. Yüksek duvarlı bir bina, sadece üç pencereli üst katı var. Üst kat yüksekte olmasına rağmen pencerelerde parmaklık var. Normalde çıkılması imkansız, uzun merdiven olmadan.

DSCN4989

Ben resim çekerken tandem ile Zeliş ve Pınar yanımdan geçiyor, ben de onları yakalıyorum.

DSCN4990

Burası tarihi yerler olmalı ki hiç yüksek bina yapılmamış. Ya bir katlı yada iki katlı taş binalar var sadece.

DSCN4991

Tek katlı olan bu yerlerde sokaklar da alabildiğine geniş. Belediye de yerdeki Arnavut kaldırımı onarım çalışmalarını yapıyor. Sokaklar tertemiz ve bakımlı. Geniş bir meydanda toplanıyoruz. Az ileride kubbeli bir hamam var ve arkasında yüksek apartmanlar başlıyor. Bu güzelim taş binaların yanında betonarme binalar kenti çirkinleştiriyor bana göre.

DSCN4993

Meydanda bizi bekleyen belediye otobüslerine binip Tekir yaylasına çıktık. Akşam yemeğini yedikten sonra her gece gürültülü eğlencenin yapıldığı yerde toplanıyoruz. Çünkü hava güneş battıktan sonra soğuyor, ısınmak için variller sadece burada yandığı için mecburen ateşin karşısında ısınmaya çalışıyoruz. Kimin aklına geldi bilmiyorum uzun saçlıların saçlarını örelim dedi. Hakan ve benim saçlarım uzun olunca saçlarımızı örüyorlar. Üç tane de kadın aynı bizim gibi saçları örülüyor ve beş kişi plastik sandalyeye oturup arkamızdan saç örgüler görünecek biçimde resim çekiliyoruz. Uzun direkte yanan aydınlatmanın parlak ışığı altında, önümüz boş, az ileride çadırlar olduğu halde arkamız dönük olarak oturuyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180728_221604

Uyku gelesiye kadar oturup sıcak çayları içerek sohbet ediyoruz ateş başında. Burada Güneş erken doğuyor, erken de batıyor. Haliyle fazla geç olmadan çadırlara girip yatmalı diyerek herkes kendi çadırına çekilip tatlı düşlere dalıyor.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 60 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Bisiklet Römorku KIYTIRIK

 Kıytırık

)Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bisiklet ve donanımları hakkında merak edilen ve sıkça karşılaştığım sorulardan birisini yazmaya çalışacağım. Edindiğim tecrübelere dayanarak deneyimlerin sonucu bisiklet römorku hakkında bilgiler vereceğim. Yararlı olacağını düşünüyorum;

Römorkum kıytırık.

İnsanın kısmeti ayağına gelirmiş.

İzmir de az biraz ılıman ve kısa soğuk günlerinde, Ocak ayında, öğleden sonra bisikletimle Bornova yönünden eve dönüş yapıyordum. Araç trafiğinden kurtulmuş, Alsancak’ta bisiklet yoluna atmıştım kendimi. Bisiklet yoluna çıkınca aheste aheste kürek çeker gibi pedala basıyordum. Böyle giderken arkamdan gelen bir bisikletli yanıma gelerek; “Merhaba Urim Baba” diye selam verdi. Ben de karşılık olarak; “Merhaba” dedim. İşin gerçeği bana ismimle selam veren kişiyi tanımıyorum. Bu isimleri aklımda tutamama hastalığım yine bana yapacağını yaptı. İsmi bir türlü aklıma gelmediği gibi nerden tanıdığımı da hatırlamıyorum. Neyse sohbet ederek yan yana bisiklet sürüyoruz. O da gideceğim yöne doğru gidiyor. Nasılsın, ne yapıyorsun gibi sözcüklerle başlayan muhabbet birden turlar hakkında konuşmaya geldi. Sonradan öğrendiğim adının Burak olduğunu, kendisinin gemilerde kaptanlık yaptığını anlatıp yaptığı bisiklet turundan bahsetti. Balkanlarda tur yaparak üç, dört gün önce geldiğinden bahsedince ilgimi çekti birden bire. Ne de olsa Balkanlıyız değil mi? Burak ta Balkanlı, Sırbistan’ın Yenipazar bölgesinden. Kosova’ya yakın sayılır. Burak balkanları römorkla dolaşmış. “Zor olmadı mı?” diye sordum. O da “İlk bir kaç gün römork biraz çekiyor kendisine, biraz zorladı ama sonradan bacakların alışıyor ve normal yoluma devam ettim tur boyunca” dedi. İlginçti anlattıkları. Sonra bana “Römorku satıyorum” deyince kısmet ayağıma geldi diyerek ” Ne kadara satıyorsun?”  2015 Yılına göre;  “400 liraya satıyorum” deyince hiç düşünmeden “Ben alırım, yarın getir bir göreyim” dedim. Tam da aradığım bir şey römork, gereksinimim vardı düşündüğüm bir proje için. Ama o proje hayata geçmedi.

Ertesi gün sözleştiğimiz gibi Üçkuyular da buluştuk. Bizim çay ocağında çayları içerken römorku inceledim. Römork tek tekerlekli, bisikletin arka teker miline kendi özel aparatına kolayca takılıyor. Çantası da kocaman ve fermuarlı. Topeak markası yazıyor çantanın üzerinde. Çaylar içildikten sonra pazarlık yapmadan 400 Lirayı verip römorku alıp eve götürdüm. Burak aparatlarını, yedek lastiğini ve kendi yaptığı mil demirlerini vermişti. İçim rahat olarak aldığım römorku tavan arasına kaldırdım hemen. Çünkü memlekete gidiyordum bir kaç gün sonra. Memleketim Kosova, Prizren şehrinde yaklaşık 2 ay gibi kaldıktan sonra eve geldim. Gelir gelmez de iki gün sonra kendi yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu’nun keşfine gidecektik iki günlük. Römorku tavan arasından indirip bisikletin arka tekerine aparatı bağladım ilk önce. Sonra römorku da taktım ama o da ne bağlantı maşası tekerlek lastiğine değiyordu. Yola da çıkmam gerekti. Bağlantı maşasını yatırıp çekiçle biraz takoz altında yanaştırıp lastikten az uzaklaştırdım. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Hedef şimdilik Alsancak izban istasyonu. İzbana binip Aliağa’ya trenle gideceğiz. Arkadaşlarla Aliağa’da buluşacağız.

Alsancak iskele önündeki belediyenin koyduğu İzmir yazan yazı önündeyim. Arkada yürüyüş yolu ve çimler. Bir tane ağaç, henüz kış olduğundan yapraklar çıkmamış. İzmir yazısının önünde bisikletim KUZ ve takılı römork.

140320158828

Römork ile yapacağım ilk tur olacaktı. İki gün olarak planladığımız turda daha ilk gün Aliağa’dan Çandarlı’ya kadar sorunsuz geldim. Çandarlı’dan sonra deniz kıyısında yokuşlar başladı. Yokuşta biraz zorlanınca sağ dizime bir ağrı girdi ve artarak devam etti yol boyunca. Benim sol ayağım sağ ayağıma göre daha kuvvetli. Yani top oynarken sol ayağımla vururum her zaman. Kısaca solağım ayakta. Sağ ayağım daha zayıf olunca zorlanmada sağ dizim ağrımaya başladı. Ertesi gün de ağrı devam etti ve eve döndüm. Sağ dizime sıcak su ile masaj yaptım bir süre. Ertesi gün dinlendim. Sonraki gün Çanakkale’ye doğru pedallayacağım. İlk önce kararsızdım, römorkla mı yoksa römorku takmadan mı gideyim diye. Dizimin ağrısı da devam ediyordu. Sonunda kararımı verdim ve römorku takıp yola devam ettim. Ya gideceğim yada ağrı çok kötü duruma gelirse otobüse atlar geri dönerim. İki gün sorna ağrı geçmeye başladı bisiklet sürerken. Üçüncü gün ağrı tamamen bitmek üzere olduğundan dizimde sorun olmadan Çanakkale, Gelibolu’ya vardım. Sağ ayağımdaki diz bağları tamamen güçlenip sol ayağımla eşitlenmişti. Buna sevindim. Elbette ilk günlerde zorluk çektim ama sonra insan alışıyor ve normal olarak yola devam ettim.

Çanakkale yolunda Asoss civarı küçük bir gölet. İki kişi oturmuş gölet kıyısına, bisikletim KUZ ve kıytırık sağda.

20150318_122242

Artık römorkuma alışmıştım ve hayallerimden biri olan Akdeniz  turuna çıkmaya karar verdim. Bu turda iki festival ve Antalya – Mersin olarak planlamıştım. Bu turda bana eşlik eden Ferdimen ile yola çıktığım ilk gün Konak Saat kulesinin önünde bisikletim ve römorkum sığacak şekilde resim çekiyorum anı olarak. Bakalım bu uzun turda römork bana nasıl davranacak.

20150519_091757

Römork tüm eşyamı alıyor, çadır, uyku tulumu, mat, branda, takım taklavat, yedek malzeme, tencere, tava, ocak, yiyecek, içecek ne varsa hepsi sığıyor. Bana fazlasıyla yer kalıyor. Çanta 100 Litrelik bir hacmi var. Her olasılığa karşı bagaj çantalarını da takıyorum ne olur ne olmaz diye. Yedek malzemeler, takımlar bir çantaya. Diğer çantaya kahve takımları ve ocak. Ayrıca yolda pratik olarak kullanacağım eşyalar da çantalara yerleştiriyorum. Böylece kamp kurarken ve toplarken daha kısa zamanda toparlanıp römorka yerleştirerek zamandan kazanıyorum. Uzun tur yaptığım için bir sürü eşya var yanımda. Konserve ve makarna da dahil. Bir de en önemli eşyalardan birisi güneş paneli. Günlerin çoğu açık ve güneşli. Güneş olunca da telefonu, bataryayı gün boyu yolda giderken şarj ediyorum pratik olarak. Gece de telefonu bataryadan şarj ediyorum ve şarj sorunu ortadan kalkmış oldu. Ayrıca ön tekerleğimde dinamo var. Gerektiğinde ya da güneşin olmadığı bulutlu havalarda ve gece dinamodan şarj olayını halledebilirim. Güneş panelim küçük boyutta; 5 Watt gücünde. Bana yetiyor şarj için. Güneş panelini römorkun üzerine lastikli kancalarla sabitledikten sonra güneş sürekli paneli görüyor. Römorkun arkasında araçların kolayca beni farketmeleri için iki yanda bayrak direği var. Soldakinde sarı, sağdakinde turuncu renkte üçgen bayrak takılı.

20150520_094907

Yolda bir at ile karşılaşıyorum, rengi siyaha yakın. At arabası olur ya benim atımın da arabası var. Bisikletimle çekiyorum at arabası gibi.

20150521_105038

Yolumuz sürekli çıkış ve inişlerle dolu. Akdeniz’e paralel uzanan Toros dağlarını üç kez aşmak zorunda kaldım. Bu bel ilk kez aşılan yer. Rakımı da 1560 metre yazıyor tabelasında. Adı ise; Ali Beli. Daha önce bu kadar yüksekliğe çıkmamıştım. Şimdi römorkumla çıktım. Demek ki dağlar römorkla da aşılırmış. Bunu deneyimledim bu turda.

20150601_125000

Ermenek girişinde bir benzin istasyonunda mola verdik. Elbette kendi kas gücümle gittiğimden yakıt almadım. Yakıtımız su ve yiyecek olunca petrol ürünlerine gerek yok. Ayrıca doğaya da zararlı egzoz gazı da salmıyoruz. Saldığımız doğal gaz, o da kendi üretimim. Buraya kadar da römoküm bana eşlik etti ve sorunsuz yola devam ediyorum.

IMG_0054

Bazı yerler çok dik ve toprak olunca fazla zorlamamak için bisikletten inip yürüyerek ittiriyorum. Böyle yerlerde bacaklar çekmiyor.

IMG_0438

Toros dağlarını ikinci kez aşmaya çalışırken uzun tırmanış daha bitmeden, akşam üzeri artık pilim bitiyor ve kendimi asfalta uzanmış olarak sere serpe yatıyorum. Römorkum ve bisikletim masum, sakin beni bekliyor. Ama tükenmişliği yaşadım. Bunun nedeni aynakoldaki dişli ve arka tekerlekteki en büyük dişli satısı. Aynakolda 24 diş, arka kasette 14 dişli, demek ki böyle uzun yokuşlarda yetmiyor ve aşırı zorluyor. Bunu İzmir’e dönünce değerlendirip dişli oranlarını değiştirmem gerek. Açıkçası römork epey zorladı bu dişli oranlarında.

Bu tur yaklaşık olarak 1750 Kilometre tuttu. Bir çok dağ, tepe, çıkış iniş karşıma çıktı. Bazen ittire kaktıra gittim ama hedefime vardım. Römork için edindiğim tecrübelerden birisi de tek tekerlekle çok dengeli yol almam. Savrulma gibi durum yok ve komple ağırlığım artınca Toroslardan Karaman tarafına inerken uzun inişte Kilometre sayacında 71.5 Km/h okudum. Bu benim yaptığım hız rekoru ve ip gibi indim bu hızda. Ama tavsiye etmem, küçük bir hata kötü sonuçlar doğurabilir. İnişte önüm açık, düz ve ilerisini görebiliyordum. Araçlar da yoktu, yoksa bu kadar hızlı gitmenin anlamı yok.

Yol yukarıya doğru eğimli devam ediyor, ben sereserpe kollarımı iki yana açmış duruda yatıyorum. Arkamda kıytırık, sarı, turuncu bayrakları ile. Etrafta çam ağaçları ile kaplı orman.

20150609_193030

Römorkuma bir isim gerekti, hangi adla anacaktım diye ararken sosyal medyada, facebook ta kendiliğinden ortaya çıktı. İlk başlarda arkadaşlarımdan birisi kendi yaptığı römorka isim arıyordu. Ben de yorum olarak “kıytırık” diye yazdım. Bana göre güzel bir isimdi. Neyse isim arayan kişi bana ters olarak bir ifade kullandığı için pek yapmadığım bir şeyi yaptım; arkadaşlıktan sildim. İsmi nedir diye de çoktan unuttum gitti. Sonrasında ben kendi römorkuma neden bu ismi kullanmayayım dedim. Böylece römorkumun ismi “kıytırık” oldu. Kıytırık ismi bence römork tırtıla benziyor. Tırtılın daha değişiği ve görünümü kırık, dökük gibi görünmesi kıytırık ismi çok yakıştı.

Bu arada son turumda Toros dağlarında römorkum kıytırıkla zorlanmıştım. Bunu dişli oranlarını ayarlamakla halletmeye çalıştım. Ön aynakol dişli sayısını düşürdüm; 22 dişli aynakol ile yeniledim. Arka tekerlekteki kaset dişli sayısını 9 olarak değiştirdim. En büyük dişli de 36 dişli. Toplam 4 diş kazanmış oldum. Böylece komponetleri komple değiştirdim. Bu değişiklikleri test etmek için Büyük Taarruz bisiklet turuna çıktım. Evden çıkarken bir poz çekiliyorum, bisikletim KUZ ve kıytırık ile. Arkamda kemerli taş örülü bahçe kapısı, üzerinde kanatlarını açmış kartal heykeli ve iki katlı evimiz. Bahçemde limon ağacı. Kıytırıktaki iki bayrağa ilave olarak başka bir fiber çubuk bağladım. Bu çubuk daha uzun, ucunda Türk bayrağı takılı.

20150905_073535

Böylece yenilenmiş komponetli dişlilerle Bornova çıkışındaki Belkahve yokuşuna sardım. Büyük Taarruz zamanında Yunan ordusunu İzmir’e kadar kovalayan Türk ordusunun başkomutanı Mustafa Kemal 8 Eylül de Belkahvede Mola verip kahvesini içmiştir. 9 Eylül İzmir’in kurtuluş gününde ordusu ile İzmir’i düşman işgalinde kurtararak Türkiye topraklarını kurtarmıştır. Büyük Taarruz zamanında yapılan yolu takip eden güzergahta arkadaşlarım tur yapıyor. Bu tura son 4 gününe katılacağım. Yurt dışında olduğumdan 26 Ağustosta başlayan tura yetişemedim. Yokuşu çıkarken hiç zorlanmadım desem yeridir. Römork ile rahatça Belkahve’ye kadar çıktım. Bisikletim KUZ, kıytırık ve arkada park haline gelmiş büyük Atatürk heykeli Bizi bekliyor. 8 Eylülde buraya geleceğim ve kahvemi içeceğim o günleri yad ederken.

20150905_100932

Artık yeni komponetlerin yardımıyla bisiklet turlarına kıytırık ta yanımda. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu, ardından kendi yaptığımız Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes Nehri Temiz Aksın turunda da kıytırık yanımda. Suyun kaynağına yolculuk başlangıcında Küçük Menderes nehrinin deltasında sembolik olarak bir avuç toprak alırken römorkum kıytırık bu değerli yükü taşımaya hazır.

su1-1-f-004

Römorkla bisiklet hiç sürmemiş olan arkadaşım Gürel de bisikletimi ve kıytırığı sürdü ve hoşuna gitti. Uzun araç sürmenin zevkini yaşadı.

20160428_151712_HDR

Bazen ovanın ortasında çok sert rüzgarlar esiyor ilkbahar da. Ne kadar sert eserse essin yine de yol almakta güçlük çekmiyorum. Bayraklarım sanki kıytırıktan uçacakmış gibi. Fiber çubukları yatırsa da bisiklet sürmeye devam.

su1-2-f-009

Uzun turlar olsa da kıytırıkla seyahat etmek zevkli bir o kadar da pratik benim için. Tur dönüşü kendi kahvemi kendim pişirip beleşe içmek gibisi yok. Bisikletim KUZ, kıytırık ve ben mutluyuz çimenlerin üzerinde Alsancak ta.

su1-5-f-006

Başka bir proje için aldığım kıytırık daha çok Urim Baba’nın kahvesinde işe yaradı. Kahve içmeyi sevdiğimden turlarda çantamda taşıdığım kahve takımlarını canımın istediği yerde, en güzel manzarada, bisiklet festivallerinde sürekli kahve pişirmek bana zevk verdi. Hayallerimden birisi olarak arkadaşlarım bir kahve aç önerilerine karşılık olarak Urim Baba’nın kahvesini açtım. Kahvem için uygun yer arayıp İzmir’in en güzel yerinde buldum İnciraltı Kent ormanı, Çakalburnu  mevkinde kocaman olmuş bir ılgın ağacının altında kahve yapmaya başladım. Kahvenin çatısı yok, duvarları da yok. Yani açık alanda kahve yapıyorum. Bisikletçi dostlarım sayesinde her hafta Cumartesi günleri öğleden sonra kahvemi açıyorum.

Bahçemde kullanmak için kendi yaptığım çivisiz tabure ve sehpamı kıytırığa yüklüyorum. Dört tabure ve bir sehpa kıytırığa rahatlıkla sığıyor. Cumartesi günleri bisikletim ve yüklü taburelerimle kıytırıkla beraber İnciraltı kent ormanına giderken.

13606875_1028912963895824_9112198734016286725_n

Urim Baba’nın kahvesini yaptığım yere gelince kıytırıktaki tabureleri ve sehpayı çıkarıp tezgahımı kuruyorum. Kahve fincanlarım, cezvelerim ve ocağım. Çekirdek kahve dolu kavanoz, su şişem, ocağın rüzgarlık koruyucusu hepsi yerini alıyor. Denizin kıyısında maviliği, iyot kokusu, çoğunlukla esen rüzgarı ile açık havada, duvarı ve çatısı olmayan bir mekanda kahveler beleş. Maksat muhabbet olsun diye zevkle pişiriyorum. Kıytırık tüm malzemelerimi taşıyor.

DSCN6744

İlk yaptığım kahve etkinliği yağmurlu bir günde şemsiyenin altında gerçekleşti. Beş kişinin katıldığı bu ilk Urim Baba’nın kahvesine kıytırık iş görmüştü. Biraz ıslansak ta sorun yoktu ve güzel bir etkilnikle kahve olayına başladım. 6 kişi taburelere oturmuş, sehpa önümde. Yağmur yağıyor ve şemsiyeler açılmış durumda.

82

Bazen rüzgar diniyor ve flütümü çıkarıp üflemeye çalışıyorum. KUZ ve kıytırık ses etmeden beni dinliyor pek çalamasam da.

20180113_124643_HDR

Deniz kıyısı bazen sert rüzgarların esmesine neden oluyor. Böyle durumlarda yanıma getirdiğim büyük şemsiyeyi rüzgar koruyucusu olarak ta kullanıyorum.

20160206_121655_HDR

Taburelerim ve sehpa kıytırığa yükleyince biraz havaleli oluyor. Yani boyutu yüksek. Yeni tasarladığım katlanır tabureleri yaptım. Tam da dokuz tane tabure kıytırığa rahatça sığıyor. Önde dokuz tabure, sehpa, üzerinde kahve takımları, KUZ ve kıytırık. Arkada denizin mavisi ve ılgın ağacı. Urim Baba’nın Kahvesi böyle bir yer.

DSCN7916

Kıytırık ve ben Türk bayrakları rüzgarda dalgalanırken Urim Baba’nın kahvesinde akşam olmak üzere. Güneş ufka bir yumruk kadar yaklaşınca takımları, tabure ve sehpayı kıytırığa sırasıyla yerleştiriyorum.

IMG-20180819-WA0004

Artık katlanın taburelerim ve sehpam kıytırığın çantasına rahatça sığdığından fazla yükseklik olmuyor. Ormanın içinde, ağaçların arasında KUZ ve kıytırık ile eve dönerken çekilen bir poz.

67792334_10220464657387859_2983969584488382464_o

Gelelim kıytırık parçalarına; Ana gövde ve bağlantı maşası alüminyumdan yapılmış. Gövde çantasız olarak çok hafif. Çantanın oturduğu taban sert plastik levha ile kaplı. Altta şase, üstte arka tekerlekten öne doğru boydan boya çevrelenmiş üst kısım. Alt ve üst ikişer destek kaynatılmış. Önde mafsallı maşa bisikletin arkasına bağlantı elemanı. Arkada iki bayrak çubuğu takılı.

IMG_20200509_151021

Ön mafsallı maşa yakından çekilmiş resmi. Arka tekerlekte bulunan makaralara kolayca takılabilen kilitli, yaylı aparat iki yanda sarı renkte. Sarı renkli plastik boruları geriye çekilince altta boruda oyuk var. Bu oyuk bisikletin arka tekerlek milinde duran makaralı parçaya oturtup yaylı plastik boruyu bırakınca oyuğu tamamen kapatarak kilitlemiş oluyor.

IMG_20200509_151034

Tekerlek ise 16 inçlik janttan oluşmuş, göbek mili mandallı. Üstünde çamurluk var. Çamurluğun üstünde kırmızı renkli ışığı olan aydınlatma kondurulmuş.

IMG_20200509_151106

Römorkun çantasının içi çok geniş, bir el arabasından fazlaca yeri var. Sanırım 120 Litre civarında hacmi var.

IMG_20200510_135810

Fermuarı kapatıp kıvırdıktan sonra ön ve arkada kilitli plastik mandallarına takıldıktan sonra su alma olanağı yok gibi. Yağmurlu havalarda eşyalar ıslanmıyor.

IMG_20200510_135918

Bisikletin arka tekerlek miline takılan taşıma ve bağlantı aparatı yakından çekimi. Parmaklarımın ucunda olan parça orijinali. Benim sonradan kendi yaptığım parça biraz daha uzun. 28 inçlik tekerlekte bağlantı maşası tekerleğe sürtmesi engellenmiş oluyor.

IMG_20200510_135357

Bağlantı maşasının ucunda taylı kilitleme mekanizması sarı renkte. Yaylı olan mekanizmayı geri çekince borudaki oyuk meydana çıkıyor. Tekerlekteki mile bağlı olan aparatın ucundaki plastik makaraya oturtuluyor.

IMG_20200510_135617

Sonra sarı mekanizmayı bırakınca alttan borudaki yarığı kapatıp kilitliyor. Çıkması olanaksız ve güvenle römork bisikleti takip ediyor.

IMG_20200510_135635

Böylece hayatıma giren kıytırık bir römork değil. O bisikletim KUZ’un yoldaşı, benim de yardımcım. Akşam güneşinin ufka yaklaştığı anda duvara yansıyan gölgesini ölümsüzleştirmek gerek diye düşünüyorum. Bisikletim KUZ, arkasından kıytırık takip ediyor. KUZ’un  üstünde de ben. Üçümüzün de taş örülü duvara yansıyan gölgemiz.

20150319_173541

Şimdi gelelim römorkun tek tekerlek mi? yoksa çift tekerlek mi? sorusuna. Bence deneyimlerde, turlarda gördüğüm kadarı ile tek tekerlek daha uygun. Çift tekerlekli römork takılı olarak sürdün mü? deseniz henüz  sürmedim. Sürsem de fark etmez. Neden diye sorarsanız çift tekerlekli bisiklet yere daha çok basıyor ve sürtünme tek tekere göre iki kat fazla. Ağırlık ta o kadar artıyor. Sonra bir yerden bir yere aktarırken daha fazla sorun olacağı kanaatindeyim. Tek tekerlekli römorkta kaldırıma çıkarken pek rahat çıkabiliyorum. Ayrıca otobüs bagajına daha rahat sığıyor. Ben sürerken ilk başlarda zorlanmama rağmen bir kaç günde alışıp normal olarak yola devam ettim. Hızlı giderken de dengeli gittiğini test ettim sayılır. Sonra kamp kurarken, toplarken daha pratik oluyor. bazen çadırı öylesine katlayıp çantasına koyuyorum, nasıl olsa yerim çok.

Bir de yolda tanıştığım, dost olduğum, hikayelerini dinlediğim, gezip gördüğüm yerleri hazine torbama atıyorum. Hazine torbam çok geniş, sizlere yeri ve zamanı gelince anlatıyorum hazine torbamdaki hikayeleri. Römorkum kıytırığın çantası büyük dolmak bilmiyor

Büyük Taarruz 4. Gün

8 Eylül 2015 Salı

4. Gün Turgutlu – Kemalpaşa – Belkahve

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.

Nazım Hikmet RAN

Kurtuluş Savaşı Destanı Şiiri

Öne çıkan görsel, Atatürk heykeli, iki yanda ikişer direkte Türk bayrakları. Kaidenin dibinde Büyük Taarruz bisikletçileri toplu halde poz vermiş.

Turgutlu kasabasının en büyük sorunu motorlar. Öyle ki bütün gece serseri mayınlar gibi motor homurtuları ile dolaşıp durdular. Serserilerin uykusu da yok ve sadece gürültü yapmaktan başka bir şey bilmiyorlar. Babalarından öyle görmüşler, açıkçası kültürleri böyle. Kamp yerimiz yeşil alan, dere kenarı olunca motor gürültüleri yüzünden pek rahat uyudum diyemem. Sabah güneş doğmadan uyanıyorum, çadırımın içinden sabahın seher manzarası böyle. Karşımda bir ağaç, daha arkada binalar.

Uyanır uyanmaz elimi yüzümü yıkadıktan sonra hızlıca çadırı toparlayıp eşyaları kıytırığa yükleyiverdim.  Harekete hazırım, sabah kahvaltısını yine aş evinde bir güzel yapıyoruz. Aş evi belediye sebze meyve hali içinde. O yüzden bisikletle gidip gelmek en iyisi. Kuz ve kıytırık yola çıkmaya hazır, çimenlerin üzerinde park etmiş. Çubuğun üzerinde Türk bayrağı, ağaçların ardındaki yüksek direkte daha büyük Türk bayrağı dalgalanıyor.

Kahvaltının ardından herkes hazır olunca yola çıkıyoruz. Ana yola çıkmadan direk dağların eteklerine doğru gidip köy yollarından gideceğiz. Zaten eski yol oralardan geçiyor. Büyük Taarruz da askerlerimiz de bu yoldan gitmişler.

Yol köy yolu olsa da trafiği epey hareketli, yol dar olunca dikkatli gitmek gerek.

Yaz sonları, Eylül ayına yeni girdik. Yaz boyu yağmur yağmayınca tarlalar sararmış otlar ile kaplanmış durumda. Bozkır görünümünde ortalık.

Bu yoldan ilk defa geçiyorum, şimdiye kadar hep Ankara ana yoldan gidip geldim araba ya da otobüs ile. Bisiklet olunca yol değişiyor. Etraf yeşillikler altında gözüm gönlüm açılıyor resmen. Oysa ki ana yolda fabrikalar ile kaplanmış bunun getirdiği kamyon, tır trafiği alabildiğine armış ve gürültülü. İyi ki bu yoldan geliyoruz. Köprü korkuluğunda bisikletim KUZ ve kıytırık duruyor.

Yolun iki tarafı da bahçeler ve ağaçlardan yeşil bir örtü ile kaplanmış durumda. Resim çekmek ve nefis incirlerin tadına bakmaktan grubun arkasında kaldım. Olsun gidilen yer belli, nasıl olsa yetişirim onlara. O yüzden acele etmiyorum. Doğanın keyfini çıkara çıkara yol alıyorum.

Bizimkiler Bağyurdu köyünde mola vermişler. Ben de bisikleti park edip bir çay içecek zamanı buluyorum. Kahvede oturmuş arkadaşları çekiyorum. Sağda köylüler, motorlarını, traktörlerini park etmişler. Onlar da çay içmeye gelmişler.

Çaylar içildikten sonra tekrar yola çıkıyoruz, yol benim için çok güzel. Yolun keyfinden ne zaman Kemalpaşa kasabasına geldik anlayamadım. Kasabanın yukarılarında bulunan Kültür evine doğru yöneldik.

Kültür evinin önüne bisikletleri park edip içeri giriyoruz hep beraber.

Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e girerken konakladığı bir kasaba olmasına borçlu olan Kemalpaşa, 25.000 nüfuslu, tarihi özellikleri güçlü bir yerleşme… Tarihi öneminin odakları, sırasıyla, MÖ 1450 tarihli Hitit-Batı Anadolu kavimleri arasındaki savaş ve bu savaşın anısına dikilen (Hitit prensini simgeleyen) Karabel isimli büyük bir kaya anıt; MS 13.Yüzyıl’da Latin İşgalinde İstanbul’dan göçen Bizans Hanedanı’nın kurduğu Nymphaion, kenti ve kente ait Laskarisler sarayı; Osmanlı dönemi yapıları ile Nif Dağı ve mitolojik Nif çayının oluşturduğu doğal güzelliklerden oluşmaktadır.

16 Mayıs 1919 tarihinde Yunan işgaline uğrayan “Nif” şehri daha sonra 8 Eylül 1922 sabahı Savandağ Mevkiinde yapılan küçük bir çarpışmayı müteakip Türk askerleri tarafından saat 15:00’te kurtarılmış ve Hükümet Konağına Bayrağımız çekilmiştir. Büyük kurtarıcımız Atatürk 8 Eylül 1922 günü İlçemize gelmiş ve o zaman düşman karargahı olan ve halen Askerlik Şubesi olarak kullanılan binada geceyi geçirmiştir.

Müzenin kapısından içeri girerken

Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı binada yattığı yatak ve eşyalar günümüze kadar iyi korunarak sergilenmekte. Yatak ve özel eşyaları. İki tane Atatürk portresi yatakta.

Atatürk resimleri, dikine duvar halısı ve bir kaidenin üstünde gaz lambası.

Askerler geceyi beklediler, 
Bozkır gecesini. 
Sıcak toprak üstünden 
Bir buğu yükseliyordu 
Yıldızlara baktı Hasan Çavuş 
Dedi: “emme de parlak bu gece” 
Bir sigara yaktı 
Mangasından tekmil getirdi Memiş Onbaşı: 
Aydınlı İsmail’in bacağında sızı varmış, 
Tireli Hüseyin sabaha kadar uykusuz kalmış. 
Bodur Ali ah diyor bir memlekete gitsem, 
Yine hafiften bir türkü tutturmuş, 
Giresunlu Rüstem. 
Tüfeği elinden düşmez Bergamalı Ahmed’in, 
Avrat, tüfek, at, 
Namus sözüdür, diyor 

Arif Hikmet PAR

Solda küçük bir dolap, sağda, çekmeceli ayna, üzerinde kırmızı kaplı defter duruyor. Aynanın yanında tahta sandalye.

Süslü boy aynası, önünde defterler.

Zamanımız epey var, müzenin önünde toplanıp resim çekiliyoruz. Ardından gölgelik yerde oturup dondurma ile serinlemeye çalışıyoruz. Resimde 26 kişi var.

Öğle yemeği için Büyük Taarruz turuna sponsor olan lions kulübünden birisinin fabrikasında öğlen yemeği yiyoruz. Yemekten sonra ana yola çıkınca trafik polis arabaları eşliğinde yola çıktık. Polisler yolu tamamen kapattılar ve Bel kahveye kadar da bir tane araba bile salmadılar. Aslında gereksiz yere kapattılar. Yol iki şerit gidiş, emniyet şeridi de geniş. Tek şeridi kapatsalardı bize yeter de artardı bile. Topu topu 25 kişiyiz zaten, eskortluk eden arabamız ile karayolunda fazla yer de kaplamıyoruz. Sadece bir tır alanı kadar yerde gidebiliriz. O gün de neredeyse fırtına şiddetinde lodos rüzgarı tam karşıdan esmekte. Rüzgara karşı pedal çevirmek te zorlaşınca 10 Km/h ile gidiyorum. Sadece ben arkadayım o da emniyet şeridinde gitmeme rağmen polis arabaları arkamda bir tane bile araba bırakmadılar. Böyle yavaş yavaş Belkahveye kadar rüzgara karşı pedalladım zar zor. Belkahve park alanına girince serbest kalan arabaların homurtuları korkunçtu. Belki 1 saatten fazladır tın tın yol aldılar ve neden bu kadar yavaş geldiklerini bilmeden sinir olmuşlardır. Haybeye araç birikimi olduğu için boşa giden akaryakıt ve işine yetişemeyen sinirli sürücüler için üzgünüm. Polislere o kadar yolu açın ben giderim desem de önüm bomboş olan yolda ilerlemek canımı sıktı biraz. Elimden bir şey gelmedi ne yazık ki.

Bisikletim KUZ ve kıytırık Belkahvede, Atatürk heykelinin ardında. Heykelin iki yanında ikişer bayrak direğinde Türk bayrakları dalgalanıyor. Benim bayrağım da kıytırıktaki çubukta Atatürk’e selam veriyor.

Ben ve trafik rahatlayınca bisikletimi park ediyorum alana. Etrafı şöyle bir kolaçan ediyorum. Bisikletim KUZ ve kıytırık park alanının kıyısında park etmiş durumda.

Müze binasının yanından, Atatürk heykeli.

Mustafa Kemal, Kurtuluş savaşında Büyük Taarruzun son günü İzmir girişinde ki tepede son molasını veresiye kadar kahvesini hep sade içmiştir. Önemli işler ve çetin geçen savaşta uyanık kalmak, düzgün karar vermek, temiz ve duru düşüncenin olması için sade kahve ile gerçekleştirmiştir. Artık iyice dağılmış Yunan ordusu ardına bakmadan yıldırım gibi gelen Türk ordusundan biran önce kurtulmak için kendini denize atması an meselesi. Bunu bilen Mustafa Kemal İzmir’e girmeden önce son gecesini burada (sonradan adı Belkahve olacak) kahvesini bol şekerli içerek rahat bir şekilde uyumuştur çadırında. Artık savaşın sonuna gelinmiştir ertesi gün düşman denize dökülecektir.

Çadırı İzmir’e bakacak şekilde kurduktan sonra kahve takımımı çıkarıp bol şekerli kahve cezvesini ocağa sürüyorum. Yanımda şanslı 3 kişi daha var. Onlarla paylaşıyorum ve Büyük Taarruz bisiklet turunun sonuna gelmenin rahatlığı ile kahvelerimizi keyifle içiyoruz İzmir’ karşı.

Alanda bulunan bir kaç yeşil alana çimenlerin üzerine çadırları kurduk.

Mustafa Kemal’in dev heykelinin dibinde merdivenlerde toplanıp resim çekiliyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

İzmir den bisikletçi arkadaşlar da bu akşam Bel kahveye geleceğimizi bildiklerinden bizleri ziyarete geliyorlar. Bu tarafa geçiş biraz sorunlu olduğundan dikkatlice geçmeye çalışırlarken resimlerini çekiyorum. Aşağıda 5 bisikletçi orta şeritte bekliyorlar karşıya geçmek için.

Akşam yemeğinden sonra henüz güneş batmadan turda olan arkadaşımız Ertuğrul Arda evine gidip seyyar buzlukta bizlere sürpriz yaparak kutlamamıza neşe içinde votka limonata ile kadehleri kaldırdık şerefimize. Muhabbetimiz artsın hep birlikte herkesin kendi bardağı kendine yetiyor. Ben, Ergun, Nafiz ve Şafak yan yana. Hasan Berat Kur bizi çekiyor.

Hava karardıktan sonra İzmir’in muhteşem ışıklarını bir süre seyrettim. Bu şehri olduğu gibi seviyorum, kalabalık sakinliği, gürültülü sessizliği, kargaşalı duruluğu, Lodosu ayrı, Meltemi ayrı. Poyrazın soğuğu ile Karayelin serinliği hep içimi ısıtmıştır. Havası kalleş olsa da insanları kalleş değildir. Oldum olası sevmişimdir güzel İzmir’i, körfezi, mavisiyle.

İzmir’in dağlarında çiçekler açar.
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar.
Yaşa Mustafa Kemal paşa,yaşa;
Adın yazılacak mücevher taşa.

Gece karanlığında, Belkahve’den ışıklar içinde güzel İzmir.

Şimdiye kadar yüzlerce kez geçmişimdir Belkahve’den ama ilk defa kalıyorum burada. Hem de çadırda. Evim 20 Kilometre ötede olsa da bisikletin dünyamı değiştirdiğini, burada çadır kurup kalmamdan belli. İyi ki de bisikleti tanımışım, dünyasına girmişim. Bir çok ilk olayı yaşıyorum ve yaşamaya da devam edeceğim sağlığım elverdiğince. Bu gece çadırımda daha da mutlu bir şekilde uyuyacağım kesin.

İzmir düşlerimde olacak

Bu gün yaptığımız yol 45 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Büyük Taarruz 1. Gün

5 Eylül 2015 Cumartesi

1. Gün İzmir – Salihli

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar büyük
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu
yalnız, Yunan’dan önce ve Seferberlikten evvel
geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek
ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Üç” dediler,
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.

Nazım Hikmet RAN

Kurtuluş Savaşı Destanından

 

Mondros ateşkes antlaşması imzalanmış, yurdun dört bir yanı işgal altında. Emperyalist güçler 1. Dünya savaşını kazanıp dünya haritasını kendi planları doğrultusunda çizmeye başlamıştı. Osmanlı devleti de yenik düşmüş, asker silah bırakıp terhis olmuştu. Ama Türk kanında esir düşmek diye bir şey yok. Tarih te yazmamış şimdiye kadar.  Emperyalist güçler Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanlılara atalarının yurdunu vermişlerdi. Yunanlılar da 15 Mayıs 1919 da İzmir’e çıkarma yapıp Ege bölgesini işgal ederek Türk köylülerine katliamlar yapıp yerleşmeye başlamıştı. Oysa ki Antik Yunan Tanrıları kendilerini çoktan terk etmişti. Bunu bilmeden emperyalistlerin sözlerine kanarak sevinmişlerdi. Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bu durumda 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkıp Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.

Mustafa Kemal bir çok savaşta edindiği deneyimlerden yola çıkarak emperyalistleri yenmek için onların maşalarını ortadan kaldırmak yeterdi. Çünkü emperyalistler kendisi hiç bir saman savaş meydanına çıkmaz maşalarını savaşa sürerlerdi. Yunan birlikleri tüm Ege ve Marmara’nın bir çoğu yeri işgal etmişlerdi. Erzurum Sivas kongreleri yapılmış  23 Nisan 1920 de Büyük Millet Meclisi Ankara da kurularak işgalci güçlere karşı orduyu yeniden kurup  Kurtuluş Savaşını başlatmıştı. Bu arada bir çok kahraman çeteler kurarak düşman işgaline karşı küçük şaplı savaşlar yapsa da işgali durduramamışlardı. Sonrasında hepsi düzenli orduya katılarak Kuvayı Milliye hareketini güçlendirmiştir.

Ermeniler doğu da yenilgiye uğratmış Rusya ile doğu sınırları güvence altına alındıktan sonra Güney doğu illeri de zayıf işgal güçleri kolayca defedilebilirdi. Mustafa Kemal emperyalist maşaların en kuvvetlisi Yunan ordusu olduğunu bildiğinden Yunan işgaline son verirse yurdumuz kurtulup bağımsızlığını ilan edebilirdi. 21 gün 21 gece süren Sakarya Meydan Savaşı 23 Ağustos 12 Eylül 1921 kazanıldı. 1683 Yılında Viyana yenilgisinden beri çekilmekte olan Türk orduları ilk defa düşman ilerlemesine dur diyerek büyük bir güç kazanarak Büyük Taarruz’a başlayabilirdi.

Ordular artık hazırdı, 26 Ağustos 1922 de sabahın erken saatlerinde Afyon Kocatepe den başlayan topçu ateşi ile 9 Eylül 1922 de İzmir de Yunanlıları denize dökmekle sona ermiştir. 15 gün gibi kısa bir sürede Dünyada hiç bir savaşta bir ordu bu kadar hızlı savaşarak ilerleyip zafere ulaşmamıştır. Dünyada örneği yoktur ve tektir! Yunanlılar denize döküldükten sonra yurdun geri kalanı kısa sürede düşmandan temizlenerek Türkiye Cumhuriyetini kurarak Emperyalistlerin planlarını bozulmuştur.

 

Öne çıkmış olan görsel, Bisikletim KUZ ve kıytırık Belkahve önünde. Arkada Atatürk heykeli.

İşte bu savaşın başlayıp bittiği yere kadar orduların geçtiği yerlerden geçerek o anları yaşatmak için Osman Kutlu Büyük Taarruz Bisiklet Turu düzenlemeye karar vermiş. Bu yıl 2. tur yapılıyordu Ben ise 26 Ağustos Afyon Kocatepe den başlamak isterdim ama Kosova da bisiklet turu yaptığımdan yetişememiştim. Kosova dan Türkiye’ye geldikten sonra Büyük Taarruz Bisiklet Turuna 5 Eylülde Salihli den katılmaya karar verdim ve henüz Kosova yorgunluğumu atmadan hazırlığımı yaptım. Bu kez yanıma kıytırığı da alacağım. Son turumda Denizli, Salda derisi Antalya, Mersin turunda kıytırıkla zorlanmıştım açıkçası. Bu boşlukta KUZ fabrikada yeniden boyanıp adımı yazdırdım. Komponetleri değiştirerek daha küçük aynakol dişlileri, daha büyük kaset dişlisi ile değiştirip 9 lu 27 vites sistemine geçtim. Kendimi de test edeceğim kıytırık ve dişlilerle.

5 Eylül sabahın erken saatlerinde henüz sıcak başlamadan evin önüne çıktım. KUZ kıytırık ve ben yola çıkmaya hazırım.

Henüz İzmir sabah trafiği artmadan hızlıca ilk yokuşumu, metro üst geçidini aştım Basmane den sonra. Gerçi pek ahım şahım bir yokuş değil ama kıytırıkla hissetmedim bile. Bisikletim KUZ, arkasında kıytırık, yol kıyısında duruyor.

Oradan stadyum, sanayi, garaj bölgesinden Pınarbaşı fabrikalarına ulaştım. Bu yol hafif eğimli habire yukarı doğru tırmanıyorum ama pek hissedilir bir çıkış değil.

Fabrikalardan sonra kamyon tır trafiği azaldı, Belkahve’ye doğru yaklaştım. Karşımda taş ocakları, neredeyse dağı yok edecekler.

Belkahve geçidi 1200 metre tırmanış ve 3 şeritli yolda hiç emniyet şeridi yok. Sadece arabaları düşünüp yapılmış bir yol. Tehlikeli olduğundan çıkışın büyük bir kısmını Kavaklıdere köyünden çıkacağım. Karşımda Kavaklıdere köyü.

Kavaklıdere köyünden çıkan yol kısa ve sert bir yokuştan çıkılarak zirveye az bir mesafede ana yola çıkıyor. Kıytırık ve KUZ köyün üzerimde, karşıda tepeler ve vadi. Kıytırıkta, çubuk üzerimde Türkbayrağı dalgalanıyor.

İşte Mustafa Kemal 9 Eylül 1920 de burada kahvesini içerek güzel İzmir’i seyretmiştir. Öncü birlikler Belkahve den saldırıya geçerek hızla kaçan Yunanlıları önüne katarak denize kovalamaya başlamıştı o sıralar. 8 Eylül akşamı burada kamp kuracağız. Atatürk anıtı karşıda, bisikletim yol kıyısında park etmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum

Belkahve zirvedeyim, tabela 260 metre rakım gösteriyor. Pek te zorlanmadım çıkarken, yeni dişliler işe yaradı.

Belkahveyi indikten sonra yoldaki emniyet şeridi bisiklet sürmek için uygun genişlikte. O yüzden rahatça yol alıyorum. İlk molamı Sütçüler köyünde çay ve atıştırmalık bir kaç kuru meyve, bisküvi ile dinleniyorum. Hava açık, rüzgar pek yok. Asfalt kaymak gibi olunca tempo gayet iyi. Bisikletim kilometre tabelasının yanında. Tabelada: Turgutlu 32, Uşak 195, Ankara 564 kilometre olduğunu gösteriyor.

Manisa il sınırına geldim bile.

Turgutlu kasabasında yemek molası verdim. Menü pide – Ayran. Turgutlu kasabası bayağı kalabalık. Araçlardan çok motor var ve hiçbirisi kask takmıyor. Trafik pek denetlemiyor anlaşılan. Oysa ki uyarı afişleri yazılmış en çok ölümler motor kazalarında oluyor diye. Motorcular bu uyarılara pek aldırdığı yok. Nasıl olsa bize bir şey olmaz diyerek motorların ses kirliliğinden başka bir şey yapmıyorlar. Yemekten sonra kasabanın parkına giderken yanıma bir bisikletçi yanaşıyor. Manisa da çalışıyor ve bisikletle işe gidip geldiğini söylüyor. Beni tanıyor ama ben onu tanımıyorum. İsmi de aklımda kalmadığından hatırlayamıyorum bir türlü. Parkta oturup sohbet ediyoruz kahve pişirirken. Nereye gittiğimi neden gittiğimi anlatınca benimle beraber Salihli’ye kadar pedallamaya karar verdi. Turgutlu da genç bir bisikletçiyi arayıp gelmesini söyledi. O da bizimle Salihli’ye pedallayacak. Arkadaşla bankta oturmuş kahve içiyoruz, bisikletim önde park halinde.

Lise çağındaki genç bisikletçi gelince hep beraber yola çıktık. Ahmetli kasabasına kadar durmadık. Daha önceleri araba ile yıllarca gelip geçmiştim bu yoldan ama hiç bir zaman böyle bir yer olduğunu görememiştim. Salihli yönüne giderken yolun solunda, çınarların altında gölgelik bir çay evi var. Aynı zamanda yanından da küçük bir çay şarul şurul akıyor. Burayı bisiklet turlarımda keşfetmiştim. Artık her geçişimde burada mutlaka mola veriyorum. Zaten mesafe olarak Turgutlu – Salihli arasının tam da ortasında kalıyor. 20 Kilometre mola yeri uygun bir yere denk gelmesi çok iyi. Hem dinleniyorsun hem de çınarların gölgesi altında akan suyun şarıltıları insana huzur veriyor.

Çay, soda, su ile çınarın altında enerji toplarken Turgutlu da ki bisiklet durumunu konuşuyoruz. Bireysel bisiklet biniyorlar bir kaç kişi. Öyle grup kurup düzenli bisiklet sürmüyorlar. Ben de onlara Perşembe akşamı bisikletçileri grubu kurup bisikletçileri bir araya toplayıp insanları bisiklete binmeye özendirmelisiniz diye öneriler sundum. Turgutlu ufak bir yer değil, nüfusu 100.000 sayısını aşmış durumda. Türkiye deki bir çok ilden daha kalabalık. Çınar altındaki masada üç kiş oturmuş poz veriyoruz kameraya.

Dinlenme bittikten sonra tekrar yola çıkıp hızlı pedal çevirmeye başladık. Eskiden karayolu Sart köyünün içinden geçerdi. Sart harabelerini seyretmek hoşuma giderdi. Yeni yapılan yol köyün çevresinden dolanınca araba ile geçişte harabeleri görmez olmuştum. Eski yola giriş bile bırakmamışlar. Toprak, dik bir yerden anca inebiliyorsun. Biz de öyle yaptık ve trafik gürültüsü ve yoğunluğundan bir süreliğine kurtulmuş olduk. Aynı zamanda bisikletli olduğumdan harabeleri daha yakından ve daha çok görme şansına sahibim. Bir de resim çekerek daha iyi görüyorum harabeleri. Yüksek duvarlı saray kalıntısı, önde sütunlar ve yıkıntılar.

Kalıntıların devamı.

Arkadaki tepelerde yıkıntı kalıntıları.

Salihli ye saat 16:00 civarında vardık. Girişteki parkta yayılıp hem dinlenme hem de birer kahve içmeli.  Ne de olsa hak ettik bir kahveyi. Üç kişi çimenlerde oturuyoruz.

Grubun içinde arkadaşım Şafak Omaç’ı telefon ile arayıp nerede olduklarını öğrendim. Salihli dışında Taytan köyü yakınındaki Tuana oteline doğru sora sora gittim. Tura katılanların çoğunu tanıyordum, beni görünce sevinçle karşıladılar. Yeni kişilerle de tanışıyorum bu arada. Onlar için taze kan ve hareket demek. 10 gündür aynı kişileri görmekten ve kimileri arasında soğuk rüzgarlar esmiş olduğunu fark ettim. Ben gelince hava değişti ve tur sonuna kadar da böyle gideceğini sanıyorum. Hemen çadırı kurup deniz şortumu giyerek otelin mavi renkli havuzunda keyif yapan arkadaşların arasına katıldım. Akşam üzeri Eylül ayının nefis gün batımında havuz bana çok iyi geldi. Havuzda 5 kişiyiz, üzerimize yandan fıskiyeden sular fışkırıyor.

Havuz keyfini fazla uzatmadan çıkıp kurulandıktan sonra hemen üzerimi giyiyorum ve güneş batmadan seyretmeye başladım. Harika bir günün ardından muhteşem görünümü ile ortalığı kızıla boyayıp batasıya kadar izlemek beni hep mutlu etmiştir. Ağaçların arasında batan Güneşi digital zoom yaparak yakından çekiyorum.

Bu da normal hali, solda ağaç yığını, ortada Güneş ve sağda tek bir ağaç.

Çadırım, KUZ ve kıytırık öylece henüz hava kararmadan bekliyorlar. KUZ için yaptığım yenilikler iyi olmuştu ve kıytırık ile fazla zorlanmadan 100 kusur kilometre sorunsuz, fazla zorlanmadan gelmiştim. Çadırımla birlikte bisikletimi çekiyorum.

Havuz gece ışıkları ile bir başka görünüme büründü. Maviden çok turkuaz rengi insana huzur veriyor. Fıskiyelerden fışkıran suyun havuza düşen sesi eşliğinde havuz kenarında kurulan masalarda akşam yemeğini hep beraber yiyoruz. Yemeği de otelin müzik grubunun çaldığı güzel şarkılarla tamamladık.

Havuz başında Nazlı ile bir resim çekilmeden olmaz. Güzelliğe güzellik katmak gerek.

Müziğe eşlik ederek ve oyun havalarında oynayıp kurtları bir nebze olsun döküyoruz. Kurtlar bittikten sonra fazla geç olmadan herkes birer ikişer çadırlarına çekilmeye başladı. Hava ve ortam değişip herkes birbirine iyi geceler diyerek çadıra gidince yorgunluğun etkisi ve havuz keyfinin verdiği gevşeme ile çadıra girip hemen uykuya dalıyorum tatlı düş ile.

Bu gün 109 Kilometre civarında yol yapmışım.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc