Etiket arşivi: nisan

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 3. Gün

23 Nisan 2018 Pazartesi

3 . Gün (Resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir dünya bırakın biz çocuklara

Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir barış bırakın biz çocuklara
Uzansın şarkımız güneşe ve aya

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne “SEVGİLİ DÜNYA”

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

 

Öne çıkmış olan görsel, Minik öğrenciler, tabureler etrafında dönüyorlar. Karşıda okul binası. Solda Türk bayrağı.

20180423_140723_HDR

Bu gece çadırı kurmadım, hazır çam ormanı içindeyken hamakta uyumanın keyfini yaşadım. Ağaç gövdesine iplerle bağlı hamak, bisikletim KUZ ve diğer çadırlar. Çadırı kurmayınca fazla eşyalar çıkmıyor çantalardan. O yüzden sabah toparlanmam kısa sürüyor.

20180423_072145_HDR

Millet uyandı mecburen, çünkü erkenden hareket edeceğiz. Sevimli canavar Enes elinde megafon ile dolaşarak biran önce uyanıp toplanmalarını sağlıyor. Çam ağaçları altında çadırlar, herkeste toplanma telaşı. Ağaç gövdelerine iplerle bağlı ABAK hatıra pankartı.

20180423_071706_HDR

Sabah kahvaltısını deniz manzaralı yerde yapıyorum. Bulunduğumuz yer denizden biraz yüksek. Piknik masasında oturmuş çelik tasım ile çay keyfi yapıyorum manzarada.

20180423_082244_HDR

Çadırlar kademe kademe teraslarda rengarenk bir görüntü oluşturmuş çamların altında.

IMG_2217

Ferdimen denizin sabah sakinliğini çekiyor. Denize doğru girinti yapmış kara parçası. Ucunda küçük kaya parçaları denizin içinde adacıklar zinciri oluşturmuş.

IMG_2219

Herkes hazır olunca yola koyulduk, yüksekte olduğumuzdan inişe geçtik ve deniz kıyısında ilerliyoruz. Gümüldür’ü geçip Ürkmez’e geldik. Burada deniz kıyısında mola veriyoruz. Bu gün 23 Nisan egemenlik ve çocuk bayramı. Yeni Orhanlı köyünde çocuklarla birlikte 23 Nisan çocuk bayramını kutlayacağız. Bundan dolayı daha önce hazırladığımız bayrakları ve balonları dağıtacağız. Dağıtımı yapan arkadaşlar kolilerin başında, katılımcılar da kuyruğa girmiş sıra bekliyor. Deniz kıyısında palmiye ağaçları dikilmiş.

IMG_2222

Sırası gelen torbasını alıyor, içinde öğlen kumanyası da var. Kuyrukta torbasını alanlar bisikletinin yanına gidiyor.

IMG_2223

Torbaların dağıtımı bittikten sonra yola koyulduk. Yakındaki kavşaktan Karakoç kaplıcalarının olduğu yola girdik. Bundan sonra rampalar başlıyor hafiften. Bir süre gidiyoruz, yol ayrımında Yeni Orhanlı köyüne doğru saptık. En son ben geldiğimden arkamda kimse yok. Kavşakta sağa doğru işaret oku boyanmış. Ayrıca ABAK olarak ta yazılmış kırmızı sprey boya ile. Önümde bir kişi var o da Doktorumuz Mete sağa doğru sapan yola giriyor.

20180423_123622_HDR

Buraya kadar mıcırlı asfaltta geldik, Yeni Orhanlı yoluna saptıktan sonra yol sıcak asfalt ile kaplanmış. Yani yol kaymak gibi.

20180423_130552_HDR

Biraz daha çıkarak Yeni Orhanlı köyüne geldik. Köydeki Yeni Orhanlı ortaokulunda 23 Nisan çocuk bayramını kutlayacağız. Bu okulda tanıdığımız bisikletçi Öğretmen  Hilmiye İklim Tren görev yapıyor. Hilmiye Fen bilgisi Öğretmeni. Daha önce kendisi ile ve Okul müdürü ile görüşüp 23 Nisan çocuk bayramını bu köyde kutlayacağımızı bildirip anlaşmıştık. Onlar da hazırlığını yapıp bizleri bekliyorlardı köylülerle birlikte. Bu köyde hem ilkokul hem de ortaokul var. İlkokul bahçesi küçük olduğundan ortaokulun geniş bahçesinde törenleri yapacağız. Okulun bahçesinde köyün kadınları duvarın dibine oturmuş. Öğrenciler meydanda gruplar halinde duruyor.

20180423_132444_HDR

Dev Türk bayrağı okul binasına asılmış. Bina iki katlıı, bayrak iki katı da kaplamış durumda. Bir grup öğrenci solda sıralanmış, siyah pantolon giymişler. Üzerinde beyaz tişört, kırmızı renkli ay yıldız baskılı.

20180423_132457_HDR

23 Nisan çocuk bayramı törenleri başladı. İlk önce ana sınıfı öğrencileri alana çıkıyor. Kız öğrenciler siyah giyinmiş, etekleri pembe renkli tülden, erkekler ise siyah renkli pantolon, üzerine turkuaz yeşil renkli gömlek var. Genç öğretmen karşılarında hangi hareketleri yapacağını söz ve el hareketleri ile yönlendiriyor öğrencileri. Öğretmen pembe renkli etek giymiş, üzerinde siyah elbise var.

20180423_132619_HDR

Kırmızı renkli ay – yıldız tişörtlü öğrenciler çuval oyunu oynuyorlar birinci gelmek için.

20180423_133859_HDR

Birinci sınıf öğrencileri yere çömelerek gösterilerini sunuyor. Başlarında öğretmenleri.

20180423_134036_HDR

Minik gelin ve damat meydana çıkıp gösterilerini en iyi şekilde oynamaya çalışıyor bizlerin karşısında.

20180423_134132_HDR

10 Öğrenci büyük bir Türk bayrağını yukarıda elleri ile tutarak gelin ve damadı takip ediyor.

20180423_134752_HDR

Geleneksel, renkli baş örtülü kadınlar sıralara oturmuş öğrencileri dikkatle izliyorlar. Kimisi oğlunu, kimisi kızını ya da torununu gururla izlemeye çalışıyor.

20180423_134959_HDR

Tabureye oturma oyunu oynayan çocuklar. 13 tabure, 14 çocukla oyun başladı. Şarkı eşliğinde taburelerin etrafında dönerek oynuyorlar. Müzik sesi kesilince hemen bir tabureye oturmaları gerek. Tabureye oturamayan eleniyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180423_140723_HDR

En sonunda elene elene iki çocuk, bir tabure kaldı. Biri kız biri erkek, bakalım kim kazanacak. Kız daha uyanık ve oyunu kız öğrenci kazandı.

20180423_141618_HDR

Okulda müzik derslerinde müzik aleti çalanlar sahneye çıktı. Saz, flüt ve piyano ile bizlere türküler söylediler. Başlarında kadın müzik öğretmeni şeflik yapıp yönlendiriyor.

20180423_141809_HDR

En son olarak orta son öğrencileri U düzeninde sıralanıp gösterisini tamamlıyorlar. Altı öğrenci yerde sırt üstü uzanmış, solunda iki öğrenci eğilip üzerlerine elinde Türk bayraklı bir öğrenci ayakta.

20180423_142421_HDR

Gösteriler, oyunlar bitti, sıra geldi hediyelerini vermeye. En öne yaşları en küçüklere hediyelerini vermeye başladık. Öğrenciler renkli elbiseleri ile sıraya girmiş durumda. Çok kalabalıklar.

20180423_143633_HDR

Biz de kalabalığız ve sıraya girdik öğrencilere hediyelerini vermek için.

20180423_143655_HDR

Hediyesini alan bir erkek öğrenci yüzünde tatlı bir tebessümle yanımdan geçerken resmini çekiyorum.

20180423_143704_HDR

Pembe renkli etek giymiş minik bir kız öğrenci de aynı mutluluğu yaşıyor. Yüzlerindeki mutluluk tarif edilemez güzellikte.

20180423_143813_HDR

Selahattin Tavkaya ustaların ustası kız öğrenciye hediye torbasını verirken poz veriyor.

20180423_143921_HDR

ABAK gönüllülerinden sevgili Uluğ Cem Balkanlı desteği ile okulun bahçesinde öğrencilerin oyun oynamaları için renkli çizgilerle boyandı. Alanın kenarına da hatıra olsun diye. “# abak her renkte” yazısı pembe, yeşil, turuncu, mavi, beyaz, kırmızı renkte her harf ayrı renk kullanıp betona yazılmış.

IMG_2230

Her çocuğa hediyelerini verdik ve yola çıkma zamanı geldi çattı. Her yıl 23 Nisan da çocuklarla birlikte biz de çocuk olarak bayramı kutladık. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde işgal edilmiş yurdumuzu kurtarmak için Türkiye Büyük Millet Meclisini 23 Nisan günü Dünyaya tam bağımsızlık sözleri ile ilan etmişler. Atatürk te bu günü çocuklara armağan etmiş, yani geleceğimize. Bizler de sevinçle kutluyoruz çocuklarla çocuk olarak.

Bisikletlerin başına gidip yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

20180423_145101_HDR

Yeni Orhanlı köyünden ayrılıp yola çıktık Seferihisar’a doğru. Önümüzde biraz rampa var, haliyle zorlananlar oldu. Zorlananlar da yokuşları yürüyerek çıkarken resimlerini çekiyor Ferdimen. Etraf Nisan ayının bahar rengi olan yeşil renge bürünmüş durumda.

IMG_2233

Az gittik, uz gittik. Dere tepe düz gittik. Bir çıktık bir indik. Baktık ki Seferihisar’ın deniz kıyısında olan Sığacık mahallesine gelmişiz. Burada biraz mola verdik. Palmiye ağaçları ve yeşil alanı ile şirin bir yerde seyyar satıcıların tekerlekli arabaları kenarda duruyor. Birisi bardakta süt mısır satıyor.

IMG_2234

Yeşil alanda dinleniyoruz, yokuşlar yordu biraz. Çimenlerin üzerinde bisikletler park edilmiş, bagajlarında Türk bayrakları bağlı durumda. Herkes masalarda oturmuş dinleniyor.

IMG_2235

Dinlenme bitiminden sonra Teos antik kentine doğru yola çıktık. Teos antik kentin arka kısmından, bahçeler arasından toprak yoldan gittik. Kısa sürede Teos antik kentine gişelerden değil de alt kısmından girdik. Yani kaçak olarak, zaten beleşti bize giriş. Bisikletleri bir kenara bırakıp antik kent hakkında katılımcılara bilgileri Selen Kanat anlatıyor. Selen’in etrafında dinleyiciler pür dikkat dinliyorlar anlatılanları.

IMG_2236

En arkadan ben geldim antik kente ve ilk olarak anıt zeytin ağacının dibine bisikletimi park edip resmini çektim.

20180423_175450_HDR

Yaklaşık 1000 yılı aşmış bu ağaç hala zeytin vermeye devam ediyor. Daha önce olmayan bir şeyi fark ettim. Birisi tabela asmış ağaca, kahverengi boyalı tabelada “Umay nine ağacı” yazılı. Kim, neden, nasıl asmış bilemiyorum. Gerçek mi değil mi? Yoksa birisinin ninesinin ismini yazıp ağaca asarak ağacı isimlendirmek mi istemiş belli değil. Daha önceleri yoktu bu tabela.

20180423_175527_HDR

Teos antik kenti kalıntıları çimenlerle kaplanmış.

IMG_2237

Antik kenti geziyoruz, ayakta kalan yapılardan birisi amfi tiyatro. Çoğu blok taşlar alınıp Sığacık kalesinde ve evlerin yapımında kullanılmış.

20180423_182347_HDR

ABAK gönüllüsü olan Arkeoloji öğrencisi Selen Kanat amfi tiyatroda oturmuş olanlara Teos antik kentinin tarihini anlatıyor.

20180423_182546_HDR

Antik taşlara oturanlar hem dinleniyor hem de anlatılanları dinliyorlar. Güneş ufka yaklaştığı için göldeler tiyatroyu kaplamış bile.

IMG_2239

Yavaş yavaş kentin yukarılarına doğru gidiyoruz tek sıra halinde.

20180423_183641_HDR

Antik kentin tapınaklarından geriye kalmış bir kaç taş blok var sadece. Bir sütun yarım olarak ayakta.

20180423_184537_HDR

Antik kentten çıkıp yola koyulduk yokuş yukarı. Küçük bir tepeyi aşacağız. Sevgili Olcay Ormankıran yere şu yazıyı kırmızı sprey boya ile yazmış “ABAK Gidebilmeli her yere bisikletiyle ve İnsan sevdiğiyle” En üste de ileriyi gösteren ok işareti.

20180423_190322_HDR

Tepeyi aşınca akşam Güneşi henüz ufukta parlarken denize vuran ışıkları ile güzel bir manzara resmi çekiyorum. Karşıda dağlar, deniz ve kamp yapacağımız büyük akkum.

20180423_191034_HDR

Büyük akkum kumsalı ağaçların arasında görüntülüyorum. Büyük akkum koyunda tatil oteli var karşıda ve yarımadayı işgal etmiş.

20180423_191611_HDR

Tatilcilerin henüz doldurmadığı kumsalın otoparkında belediyenin bize getirdiği plastik masa ve sandalyeleri sıralıyoruz. Burada akşam yemeği yiyeceğiz

20180423_195717_HDR

İğdelerin altına çadırları kurup kampımızı atıyoruz. Çadırların her biri ayrı renkte ve yapıda renk cümbüşü sanki. Bir de batan Güneşin sarı rengi sağ tarafı bürümüş.

IMG_2240

Kumsalda futbol oynamaya başladı gençler kızlı erkekli. Kimisi denize girdi, kimi kıyıda oturmuş sohbet ediyor.

20180423_195721_HDR

Ben de su donumu giyip denize dalıyorum terimi atmak için. Duşumu alıp tuzdan arındıktan sonra giyinip akşam yemeğini yiyoruz hep birlikte. Geceniz serinliğinde kalın bir şeyleri üzerimize giyip ateşi yaktık kumsalda. Şarkılar, türkülerle neşelendik günün yorgunluğunu atarken. Güzel bir gün oldu, Çocuklarla çocuk olduk, oyunlar oynadık. Çocuklar gibi şendik. Çocuk ruhumuzu kaybetmemeye karar verdik. Hep çocuk kalacağız. Büyüyüp te ne olacağız ki? Dünyayı mı kurtaracağız?

Uyku ağır basınca çadırıma çekilip tatlı, çocuksu rüyalara dalıyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 63 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

VI. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 3. Gün

24 Nisan Pazartesi 2017

Bergama – Dikili

( Kör arkadaşlarım için resimlerde betimleme yapılmıştır )

 

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, Güneş, mermer kaidenin içindeki siluet kısmından parıldıyor. Sağ alt köşede benim başım görünüyor. Deniz ve dağ, diğer yerler turuncu renge bürünmüş.

Köseler köyündeki soğuk havadan eser yok, Deniz seviyesine yakın olan yerler daha sıcak. O yüzden bu gece üşümedik desem yeridir. Güzel bir güne başlamanın sevinci ile uyanıyorum güneş doğmadan. Çadırımın yönü doğuya doğru kurulu. Fermuar açık olarak dışarısının resmini çekiyorum. Karşımda dört çadır ve parkın yüksek çam ağaçları. Gün yeni ağarmış, havanın pusu görünümü biraz bulandırmış fon olarak.

Herkes uyandıktan sonra kahvaltı faslına geçiyoruz. Bahçedeki masalar kahvaltı düzeninde. Kahvaltı almak için sırada bekleyenler ayakta duruyor.

Çadırlar toplandı, hep birlikte bize ait olan ve bizden önce bırakılan tüm çöpleri toplayıp bulduğumuzdan daha temiz bıraktık kamp alanını. Grup hareket ettikten sonra en son olarak etrafı dolaşıp unutulan, kalanları yola çıkarıp son kontrolleri yapıyoruz. Yeşil çimenlerin üzerinde artçı grup  bisikletleri park halinde son hazırlıkları yapıp birazdan biz de yola çıkacağız. Solda kafeterya binası, masa ve sandalyeler. Yeşil alanın bitimi tahta çitlerle diğer bölümlerden ayrılmış. Ortasında tahta geçit açık. Parktaki çam ve servi ağaçları.

Son kalanlarla beraber yola çıktık, Hedefimiz önceden belli olduğu için acele etmeden arkalarından gidiyoruz. Bergama biraz yüksekte, o yüzden hafif bir inişle hızlıca Çanakkale – İzmir ana yoluna çıktık. Kavşağa gelmeden yön tabelalarının resmini çekiyorum. Sola ok işareti ile Aliağa İzmir yönünü belirtmiş. Sağa ok işareti ise Ayvalık Çanakkale yönünü. Altlarında da karayolu numaraları yazılı.

Şansımıza lodos rüzgarı esiyor ve gruba Ovacık köyünde mola yerine yetişiyoruz. Burada çay, ayran, gazoz, soda, kahve içerek dinlenip biraz enerji topluyoruz. Solda üç tarafı kapalı otobüs durağı. Tabelada Ovacık yazısı durağın neresi olduğunu belirtmiş. Karşıda köyün iç yolu ve mola verdiğimiz köy kahvesi. Bisikletler yolun kıyısında park etmiş.

Mola bitimi grup  olarak yola çıkıyoruz hep birlikte. O kadar çay, ayran, soda içersen kaçınılmaz son başa gelir. Tuvalete gidenleri beklerken benzinlikte henüz ayını doldurmamış yavru bir köpek tüm sevimliliği ile yanıma geliyor kuyruğunu sallayarak. Üstü tamamen siyah, altı ise beyaz rengi ile kendini bana sevdiriyor. Ben de sevilmesine yardım ederek isteğine karşılık veriyorum. Sevimli yaratık erkek. Sol kolumun altında sessizce poz veriyoruz Ferdimen’in kamerasına. Mavi kot pantolon, beyaz tişört kısa kollu, lacivert yelek ve sarı kaskım güneş altında köpekle beraberim. Solda bisikletlerimiz park halinde tuvalettekilerin işini bitirmesini bekliyoruz kaldırıma oturmuş olarak.

Bu gün ilk olarak Atarneus antik kentini dolaşacağız. Yoldan sağa doğru saparak iç kısımdaki tepenin kıyısına geldik. Bisikletim KUZ önde park edilmiş olarak duruyor. Arkasında Antik kentin olduğu zeytin ağaçları ile kaplı tepe görünüyor.

Bulunduğumuz yerde koyun – keçi ağılı var. Aynı yerde su deposu ve çeşme de var. Hayvanlar içsin diye uzun bir yalak ta yapılmış çeşmenin altına. Çeşmenin arkasında çalılar ve büyük bir dut ağacı taze yaprakları ile yeşile bürünmüş. Ferdimen’in bisikleti park etmiş durumda sol tarafta. Resmi Ferdimen çekiyor kamerası ile.

Ferdimen mataralarını çeşmeden doldururken ben de olduğu gibi çeşme ile birlikte çekiyorum.

Daha önce planladığımız bir olay yapılacaktı. Gönüllülerimizden Mert ARDAR evlenmeye kesin karar vermişti. Bunu bildiğimizden Son akşam dikili kampında kına gecesi yapacağımızı karar vermiştik. Ama beklenmedik bir durumdan gelin adayı Eskişehir’e dönmesi gerektiğinden kına gecesi seremonisini Atarneus antik kentine çıkmadan yapmışlar. Ben gündüz zamanı yapılan kına gecesini kaçırdım. Zaten daha sonra evlenmekten vaz geçince kına gecesinin önemi de kalmadı. Kınayı gelin yerine damada yapıldı. Kırmızı tülbent damadın üzerinde, eli kınalı, ağzında da bir emzik, elinde kına tepsisi ve tepside mumlar. Gelinle beraber resim çekilmişler.

Dağın dibinde bisikletleri bırakıyoruz. Antik kente yürüyerek çıkacağız. Bisikletler park halinde, insanlar yukarıya çıkmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Bazen beklenmedik sürprizler de başa geliyor. Katılımcılardan birisinin lastiği patlamış. Arka tekerleği yerinden söküp patlağı tamir etmeye çalışıyor. Bisiklet yerde yatık olarak durmakta.

Atarneus antik kenti savunma açısından yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş. Doğal savunma sistemi olsa da tarih boyunca bir çok saldırı ile karşılaşmış. Yukarıya çıkan yol henüz keşfedilmediğinden yamaçta oluşan patikadan tek sıra çıkıyoruz. Önümde gidenleri tepe ile beraber Ferdimen çekiyor.

Keçiler diyarında olduğumuzdan keçi sürüsü ile karşılaştık. Keçiler genellikle ağaçların filizlerini yemeye bayılırlar. O yüzden bıraksalar ormanı yer bitirirler. Keçilerin olduğu yerde  orman pek yetişmez çünkü yeni yetişen bitkileri, fidanların filizlerini yiyerek büyümelerine olanak sağlamaz. Hatırlarım, eski Yugoslavya Tito döneminde Josef Broz Tito keçilerin ormanı yok ettiğini bildiğinden keçi beslenmesini yasaklamıştı. Haliyle Tito öldü mertlik bozuldu. Keçiler başında çoban ile otluyorlar, bir tane beyaz keçi de arka ayakları üzerine kalkmış küçük bir ağacın bahar ayında taze sürgün vermiş filizini yiyor.

Laleler açmış kırmızı gelinliği ile, böceğin biri de lale çiçeğinden nektarını almaya çalışıyor. Etraf çiğdem çiçekleri açmış bitkilerle dolu.

Keçiier her ağacı yemiyor, sevmedikleri ağaçlar da büyüyüp gelişerek koca bir ağaç olmuş. Bunlardan birisi çitlembik ağacı. Zaten buralarda çitlembik ağaçlarından başka bir ağaç ta göremezsin. Yamaçta kocaman gövdeli asırlık çitlembik ağacı ve keçi sürüsü.

Tepeye yaklaştık, şehrin surlarının duvarları göründü. Yamaçta çitlembik ağacı ve taş bloklarla örülü yer yer yıkılmış duvar.

Yukarıya bizden önce varmış olanlar oturulacak bir alanda yere oturarak rehberimizi dinlemeye hazırlar. Resmin üst kısmında incir ağacının bir dalı boydan boya geçmiş. Yaprakları tam olarak büyümemiş henüz.

Ferdimen hem sağ tarafta oturanları.

Hem sol tarafta oturanların resmini çekmiş. Kimi çimenlere uzanmış boylu boyunca.

Koca çitlembik ağacı da sessizce rehberi dinlemeye hazır.

Amatör tarih meraklısı Taylan Köken elinde notları Atarneus hakkında bizleri bilgilendiriyor. Etrafındakiler de onu pür dikkat dinliyorlar.

Anlattıklarının detayı: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2012/01/atarneus-antik-kenti-i-izmir-aiolis.html

Taylan hoca anlatırken onu dinlemeye gelen sinekler de hem güneşleniyor hem de atalarının ataları neler yapmış burada onu öğreniyorlar. Bir zamanlar sinekler o kadar çoğalmışlar ki artık kentte yaşayamaz olmuş insanlar ve şehri terk ederek sineklerin olmadığı bir yere göç etmişler. Zambakgillerden bir bitkinin uzun yapraklarına konmuş bir kaç sinek hiç kımıldamadan güneşleniyorlar.

Yerde dağınık bulunan, belki de kaçak kazı yapanların etrafa saçtığı tarihi eser parçaları iki döneme ait. Kaçakçı mezar hırsızların değer vermediği bu parçalarından birisi altta kırmızı renkte pişmiş tuğla. Bunlar yakın döneme ait. Üstte ise geniş bir çömleğe ait ağız kısmının beşte biri kadar bir parçası gri renkte. Bu gri renkli çömlek daha eski dönemlere ait olmalı.

Bundan iki yıl önce yazdığım yazıda Atarneus hakkında daha detaylı okuyabilirsiniz. http://www.urimbaba.net/?p=7621

Atarneus antik kente ait anlatılanlar bitince aşağıya doğru iniş başladı. İniş geldiğimiz yoldan değil de Güney tarafından olacak.  İlk başlarda dağınık olarak düzensiz yürüyüş kollarında gruplar halinde yürüyoruz.

Yamaçtan aşağıya patikadan tek sıra olarak taşlı arazide dikkatlice inişe başladık. Buradan manzara süper. Tarlalar, bir kaç kapalı sera ve tepeler görünmekte.

Patika derken öyle patika yolu yok, taşların üzerinde sekerek iniyoruz.

Tarlalar, kimi yeşile bürünmüş, kimi yeni sürülüp ekim yapılmış. Bazı yerde seralar var. İzmir – Çanakkale yolu, yol boydan boya gidiyor. Sağ tarafta birisi bir şeyler yakmış, dumanı havaya doğru çıkıyor. Buradan rahatlıkla görebiliyorum.

Dikili buradan görünüyor bir parçası olsa da. İnişte antik kentin kalıntılarının üzerinde yürüyoruz.

Artık Dikili’nin tamamı görünüyor bulunduğum yerden deniz ile beraber.

Kaçak yapılan kazılardan birisi karşıma çıkıyor. Bir odaya benziyor, dört tarafı duvar örülü, yaklaşık 1.5 metre derinliğinde. Toprağın tazeliğine bakarak geceleri sürekli kaçak kazılar yapıldığı belli. Atarneus öyle zengin kentlerden biri değil. Burada sadece Aristoteles’in kurduğu felsefe okulu var ve mezar soyguncularının aradığı değerli şeyleri bulamayacakları kesin. Sadece düşünce, fikir ve teoriler bulabilirler toprak altında. Taşların oyuklarında sözcükler kalmıştır belki geçmişten.

İnişimiz devam ederken düz duvarlar karşımıza çıkıyor. Üstte bir yerden 20 cm civarı çıkıntı olarak yapılmış iki taş. Taş blokların hepsi aynı ölçüde ve düzgünce örülü 9 sıra olarak. Taş duvarı yandan çekiyorum.

Duvarı bir de karşıdan çekiyorum. Duvardaki taşların üzerinde liken denilen yosunlar yer yer yapışık olarak kendilerine yer bulmuş.

Bisikletlerin olduğu yere geldik, güneş havayı ısıtınca ve yürüyüşün etkisi ile iyice ısındık. O yüzden ağaçların gölgesine toplanmış bisikletçiler.

Tüm bisikletçiler bisikletlerini alıp yola çıkasıya kadar bekledim. En son olarak ben de yola çıkarak yakın olan Dikili kasabasına vardım. Kasabanın meydanında Atatürk ata binmiş halindeki heykelin önünde toplandık. At şaha kalkmış durumda, Atatürk subay elbisesi giymiş, sağ elini ileriye uzatarak “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” emrini verdiği anı betimlemiş.

Herkes hazır olduktan sonra sahilden kamp yapacağımız yere geldik. Çadırlar kuruldu, yerleştik ve Güneşin henüz batmasına epey var. Solda çadırın bir kısmı, kıyıda kayaların üzerine çıkmış birisi denize bakıyor. Bir bisiklet kıyıda park halinde ve güneş sol tarafta parlak ışıklarını saçmaya devam ediyor.

Kamp alanı, çadırım ve diğer çadırla üç sıra halinde kurulmuş. Zemin çimen ekili yemyeşil. Üç kişi arkası bana dönük sohbet ediyorlar. Birisi yere çömelmiş durumda.

Henüz yemek zamanına epey var, hemen su donumu giyerek beni çağıran denize koşarak atlıyorum balıklama. Beni denize atlarken Ferdimen çekiyor yandan. Tam da havada uçarken ve henüz ıslanmadan. Biliyorsunuz deniz yaş, insanı ıslatır sırılsıklam yapar. Mavinin tutkusu aşık eder kendisine. Ben de dayanamam bu aşka ve kendimi henüz ısınmamış denize bırakırım. Sırılsıklam mavi bir aşk bu. Böylece deniz sezonunu açmış oluyorum.

Denizde bir süre yüzüp tuzlu su duşumu alıyorum. Su şahane ve serin su hücrelerimi uyandırıp kılcal damarlarımı harekete geçirip kan dolaşımı hızlanıyor. Hani aşık olduğun birisini görünce kalbin küt küt atar da hücrelerin atağa kalkar ya işte öyle maviye olan aşkım da beni bu duruma getiriyor. Denizden çıkıp üzerimi kuruladıktan sonra giyinerek yemek zamanını beklerken kıyıda dolaşmaya başladım. Geri dönüşte denize hafif burun yapmış olan yerde kocaman mermer bir blok var. Mermer blok içi oyulup kesilerek anlamadığım bir şekil yapılmış. İşte şu an güneşin mermer blokun arkasında kalması gerçeği görmeme neden oldu. Daha dikkatli bakınca kızıl renk arkada, oyuk olan yerde bir siluet görünmeye başladı. Kıyıda buluşmuş iki sevgili hasretle birbirine yaslanmış duruyor. Kadın erkeğe göre kısa boylu, erkeğin başı kadına doğru hafifçe eğilmiş durumda.  Bu durumun farkına vardığımda güneş daha da yukarıdaydı. Bir gözüm Güneşi takip ederek elektrik işlerini hallettikten sonra mermer blok hizasına gelerek resim çekmeye başladım.

Güneşin ışıkları parlak olunca cep telefonumdaki kamera siluetin içinde sanki alev topu varmış gibi çekiyor.

Güneş tepelerin üzerine gelince batmadan son ışıltıları ile daha belirgin bir resim çekiyorum.

Gürel Gürselp’in makinası profesyonel olduğundan daha kaliteli çekimler yaptı. Çekim yaparken ben de heykelin diğer tarafında oturarak iki sevgili silueti içinde altta benim siluetim de görünüyor.

Keşanlı üç kafadar kendi yeşil formaları ile elleri göğsüne kavuşturarak poz veriyor. Üçünde de güneş gözlükleri var. Ferdimen yandan çekmiş.

Yemek geliyor ve gönüllü dağıtıcılar kazanların başına geçip kepçelerle yemek dağıtmaya başladılar. Acıkan sıraya girip yemeğini aldı. Masaların üzerinde yemek kazanları, dağıtıcılar solda, sıradakiler sağda.

Gürel ile Olcay da Ferdimen’e poz vermişler. İkisi de kafalarını birbirlerine doğru hafifçe eğmişler.

Yemek masası olmayınca kimi duvarda, kimi yerde oturup karnını doyurmaya çalışıyor.

Zeynep Nuray Oymak dizinde yemek tepsisi, çalakaşık yemeğini yerken poz veriyor Ferdimen’e.

İlknur ile Gürel de çalakaşık bardakta çorbalarını bitirmeye çalışıyor.

Bu gün 24 Nisan, Olcay’ın doğum günü bu gün. O yüzden küçük bir çikolatalı pasta, üç mum ile yaş gününü kutluyoruz.

Yaş günü çocuğu mumları üfledikten sonra sevinçle ellerini çırparak resmi çeken Ferdimen’e dönerek poz veriyor.

ABAK Ateşini yaktık kazanda. İlk dansı da yaş günü çocuğu Olcay ve eşi Şeyma ile yaparak kutlamalar başladı. Ben de kahve takımlarımı çıkarıp bol bol kahve yaparak içenlere ikram ediyorum.

Henüz Nisan ayında olduğumuzdan akşam havalar serin oluyor. Ateş başında toplaşıp ısınmaya başladık. Delikli kazanda yanan odunların alevi hem etrafı aydınlatıyor hem de sohbetimizi ısıtıyor karanlıkta.

Eskişehir den katılan müzik Öğretmeni Burak Çardak yan flütü ile bizlere şarkılar türküler üflüyor dudaklarından. Ateşin etrafında toplananlar da türkülere eşlik ederek katılıyor.

Gitar ve yan flüt ateşe hükmederek daha çok ısı yaymasını sağlıyor. Çember giderek genişlemeye başladı.

Ferdimen beni ve ateşi bir karede resmediyor. Alevin kızıllığı yüzüme vurmuş. Ayağımın dibinde Urim Baba’nın kahvesi tabelası duruyor.

Bir tarafta gitar ve ateş,

Bir tarafta yan flüt bazen bizleri alıp uzaklara götürüyor dinlerken.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar  şarkılar, türküler eşliğinde güzel zaman geçirdik. Uyku kapının ardına gelmeye niyeti yok. Zaten kapı da yok ortalarda. Olan çadır kapısı ama bezden olunca sesi duyulmuyor uyku geldiğinde.

Bu gün yaptığımız yol 49 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc