Etiket arşivi: pentagon

8. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 3. Gün

22 Nisan 2019 Pazartesi

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Ildırı- Barbaros – Özbek – Çeşmealtı – Urla İskele

 

Hangi taşı kaldırsam
Anamla babam
Hangi dala uzansam
Hısım akrabam
Ne güzel bir dünya bu

Ruhi Su

 

Öne çıkmış olan görsel, yeşil renkli çadırın içinden fışkıran aile mutluğu, Anne, Baba ve Çocuk gülümsüyorlar.

DSCN7110

Sabah erkenden uyanıp toparlanıyorum, bisikletim KUZ ve kıytırık yola çıkmaya hazır. Kahvaltıyı yapıp hızlıca antik kente çıkıyoruz. Hakan Sevin de beni takip ediyor. Köy sokaklarında, taş evlerin arasından yukarıya doğru yürüyoruz.

DSCN7113

Evlerin bahçelerinde limon ağaçları görüyorum, üstünde de bir sürü limon var. Sahibi henüz toplamamış, halbuki çiçek açma zamanı.

DSCN7114

Yukarıya çıkarken turdaki en yaşlı kişiyi görüyorum bankta oturmuş dinleniyor. Halit Gener bisiklete başladığından beri tanıdığım abimiz. Nedense kaskı eline almış sallıyor. Elinde de eldivenlerini giymiş. Bankta Çeşme belediyesi yazılmış.

DSCN7115

Eritrai Antik kentine çıktık, girişindeki tabelada ok işareti ile; Tiyatro, Agora, Akropol, Athena tapınağı, Matrone kilisesi yazılmış. Antik kenti yeşillikler kaplamış durumda.

DSCN7116

Antik kentin kalıntıları, mermer temel taşları.

DSCN7117

Ağaçların arasından giden dar bir geçitten tiyatroya doğru gidiyorum.

DSCN7118

Antik kentin düzlüğünde tarlada enginar ekilmiş, tam da başları olgunlaşmış durumda.

DSCN7119

Enginar tarlasının içinde kırmızı başlıklı kızı gördüm. Elinde fotoğraf makinesi enginarları yakından çekiyor. Nedense bu kız kaskını hep kafasında unutuyor.

DSCN7120

Enginar tarlasında kırmızı başlıklı kız olur da kırmızı gelincik çiçekleri olmaz mı? Olur tabi ki. Boyları kısa olup enginarların gölgesinde olsalar da yeşilliğe ayrı bir renk kattıkları kaçınılmaz.

DSCN7121

Mor çiçek açmış yaban otları da kıyıda kendini gösteriyor çekinmeden.

DSCN7122

Bahar ayının müjdecisi sayılan, Aşk fallarında yaprakları koparılsa da papatyalar açmaya devam ediyorlar. Mor çiçekler arasında papatya çiçekleri.

DSCN7123

Kırmızı rengi ile insanı adeta büyülüyor gelincik çiçeği.

DSCN7124

Tiyatro yamaca yapılmış doğal oturma yerleri bitkilerin örtüsü altında kalmış. Gerçi çoğu taşlar taşınıp götürülmüş, çok az taş kalmış.

DSCN7125

Sahnenin ortasındaki ağacın dibinde toplanmış arkadaşlar. Ben de yanlarına gidiyorum.

DSCN7126

Arkeolog Selen Kanat bir taşın üzerine çıkmış Eritrai hakkında bilgileri aktarıyor dinleyicilere.

DSCN7127

Sahnede  yontulmuş taşlar dizilmiş yan yana.

DSCN7129

Dinleyiciler arasında, annesinin yanına oturmuş bir kız çocuğu konuşulanlardan bir şey anlamıyor, kendi dünyasında.

DSCN7130

Selen Kanat gayet ciddi bir eda ile anlatmaya devam ediyor çıktığı taş üzerinde. Tanzer Kantık ta pür dikkat dinliyor anlatılanları.

DSCN7131

Mor çiçek açmış yabani otlar arasında resim çeken Hakan’ı yukarıya çıkan taş basamaklarının altında.

DSCN7132

Tiyatroda sağlam bir tek bu taş merdivenler kalmış, büyük bir olasılıkla kaçak kazı yapanlar ve köylüler rahat yukarı çıkıp inebilsinler diye sağlam bıraktıklarını tahmin ediyorum. Hatta eksik olan basamakları da küçük taşlarla örmüşler çimentolu harç ile.

DSCN7134

Tiyatronun en üst bölümüne çıktım. Aşağıda toplanmış dinleyicileri çekiyorum bir poz. Etraf yeşil ağaçlarla kaplı.

DSCN7135

Buradan uzaklardaki tarihi değirmenin yapısını da görüyorum. Yakınlaştırıp çekiyorum. Arkası masmavi deniz manzaralı.

DSCN7139

Tiyatrodan sonra patika devam ediyor. Buraya tabela konulmuş üç tane. Athena tapınağı, Matrone kilisesi. En altta da kırmızı zemine; Arkeolojik alanda ateş yakmak, piknik yapmak ve çadır kurmak, çöp atmak yasaktır ibareleri yazılmış. Bu yasakların yanına kaçak kazıları da yazsalardı daha iyi olur. Çünkü tüm antik kentlerde  resmi kazılardan çok kaçak kazılar yapılmakta ve sadece altın bulup zengin olma hayalleri karşısında dikkat etmeden tarihi kalıntılara büyük zarar vermekte ve yok etmekteler.

DSCN7140

Athena tapınağı görünürde yok, otların arasında kalmış bir kaç temel taşından başka. Bunun yakınında Matrone kilisesinin bir kaç duvarı ayakta duruyor. O da zamanla küçülüyor sanki. L biçiminde kalmış duvarda büyük bir niş var.

DSCN7142

Athena tapınağına ait temel kalıntıları otlar arasında neredeyse kaybolmuş.

DSCN7143

Kilisenin kalın duvarlarındaki kapı.

DSCN7147

Yuvarlak, küçük bir aydınlatma penceresi dört taş ile yapılmış. Yanlardaki iki taşın uç kıvrımlarında çıkıntılarla süslenmiş. Pencere deliğinden bakınca manzarada yeşil tarlalar ve dağlar görülüyor.

DSCN7152

Yukarısını merak eden iki kadın çıka geliyor.

DSCN7154

Athena tapınağının temel duvarı düzgün taşlardan örülmüş. Aşağıdan yukarıya doğru bir sıra ince taş, bir sıra kalın taşla örülmüş 7 sıra.

DSCN7155

Tabelada yazmasa da buradaki duvarda taşların pentagon şekli ile örülen duvar. Pentagon (beşgen) örülmesi nedeni ile Eritrai sarayının duvar kalıntısı olduğu kesin. Duvar taşları beşgen, ölçüsüz ama birbirine sıfır olarak yontuşmuş. Bu bir zenginin, ya da kralın sarayı olmalı.

DSCN7156

Yabani buğdaygillerin başakları arasında fışkıran kahverengi, tüylü bir çiçeğin tomurcuğu boy göstermeye başlamış.

DSCN7159

Bir gelincik çiçeğinin içinde bir böceği görünce resmini çekmeye çalıştım. Kameranın özelliklerini bilmediğimden bir türlü ne gelincik çiçeğini ne de içindeki böceği çekebildim. Makine çiçekte odaklanmıyor da daha arkadaki otların sapları netleşiyor. Kırmızı taç yaprakları içinde yeşil renkli osuruk böceği. Dibinde de siyah renkli erkek ve dişi organlar bulanık çıkmış.

DSCN7162

Yukarıdan aşağıdaki toplanmış bisikletçileri görüyorum park yerinde. Antik kente çıkmamış olanlar burada toplanmışlar. Otoparkın ötesinde papatya tarlası var. Köylülerin yol kıyısına kurdukları renkli pazar şemsiyeleri açık durumda. Gölgede ürünlerini satıyorlar yoldan geçenlere.

DSCN7163

Kıyıdaki en yüksek tepe olan antik kent uzaklardan görülüyor. Birisi de bir direkte Türk bayrağı dikmiş.

DSCN7164

Köy dışında giderek artan yapılaşma kıyı şeridini talan etmeye devam ediyorlar. Çirkin beton evler sahili neredeyse kaplamış durumda. Sahipleri yılda sadece bir kaç gün, ya da en fazla bir ay oturdukları yazlıklar ölü yatırım olarak sakin duruyor.

DSCN7165

Buradan oniki adalar dedikleri manzara görülüyor. Adalar düz ve yassı mavi denizin içinde.

DSCN7166

Demirlemiş bir balıkçı teknesi denizde.

DSCN7170

Aşağıya baktığımda yola çıkmışlar bile. Bir kişiyi yakınlaştırıp çekiyorum bisikleti sürerken.

DSCN7171

Kıyıya yakın küçük bir ada, adada maki çalılar, yeşil çimenler ve ucunda bir ağaç var sadece.

DSCN7173

Ağacı iyice yakınlaştırıp çekiyorum. Yeşil çimenleri tam ucunda kayaların başladığı yerdeki ağaç sanki denize, rüzgara meydan okuyormuş gibi.

DSCN7174

İsmini bilmediğim bisikletçi kadını kayaya oturmuş olarak çekiyorum. Türk bayrağı rüzgarda dalgalanıyor deniz manzaralı.

DSCN7183

Antik kentten aşağı, köye indik. Köylü kadınların yaptığı bez bebeklerden Nazende’yi çekiyorum. Ayağında papuçları, çorapları, çiçek desenli elbisesi, baş örtüsü ve örgülü saçları.

DSCN7199

Arap bacı bez bebek, ismi  Çitlembik. Rengarenk eteği, kırmızı elbisesi, boyun bağı, başına bağladığı baş örtüsü ve halkalı küpeleri ile taş duvar kenarına oturtulmuş

DSCN7200

Aralarında da İsmet abi de var. Mavi spor ayakkabısı giymiş, kahverengi pantolonu, bir bacağını altına alarak oturmuş tahta sandalyeye. Kare desenli gömleğini giymiş, başında şapkası ile bıyıklı İsmet abi keyif çatıyor. Yanındaki taburede tepside kahve fincanları var.

DSCN7201

Bunun gibi bir çok bebek daha var yan yana konulmuş. Herhalde satıyorlar bez bebekleri.

DSCN7203

Resim çekme işini bitirip hızlıca aşağı inerek bisikletime biniyorum. En arkada kalanların peşinden gitmeye başladım. Deniz kıyısından sonra yokuş başlıyor, tırmanacağız biraz. Önümde Hakan ve yokuşu tırmananları çekiyorum.

DSCN7204

Yokuş başlayınca zorlanıp çıkamayanlar var. Kimisi bisikletten inmiş duruyor, kimi yürüyor, kimi de  S çizerek sertleşen yokuşu tırmanmaya çalışıyor.

DSCN7205

Yoldaki tek çeşme olan yerde duruyorum, sıkıştım ve tuvalete girdim. Tuvaletin içerisi karanlık, küçük penceresinden aydınlıkta kalan bisikletim KUZ ağacın gölgesinde dinlenirken çekiyorum. Çerçeve duvarların karanlık kısmı oluyor resmin.

DSCN7208

Çeşme bir evin yanında, borudan sürekli su akıyor. Su şişelerini dolduruyorum çeşmeden, sıcaklaşan havada biraz terledim. Kollarımı ve elimi yüzümü yıkıyorum bol su ile.

DSCN7209

Bu gittiğimiz rota Eurovelo bisiklet rotası. Tabelada Efes – Mimas bisiklet yolu, Pınar yazıyor. Tabela akan çeşmede olduğumuzu gösteriyor.

DSCN7210

Çeşmeden sonra sertleşen bir yokuşu çıkmaya başladık. Yol yukarıya doğru zig zak olarak çıkıyor, Sağımız zeytinlik, solumuz çam ormanı.

DSCN7211

Yokuşun ucunda dönemece yaklaşan bir bisikletçi ağır ağır pedal basıyor.

DSCN7213

Kısa sürede olmasa da tepeye yaklaştım. Üç bisikletçi tam yokuştan aşağı inerken yakalıyorum bir poz. Üçü de omuzun az aşağısına kadar görünüyor asfaltın ardında.

DSCN7217

Zirvede her zaman kayalıklar olur. Yağmur, erozyon, rüzgar burada fazla toprak biriktirmez. Kayalar ortada kalır yalnız olarak. Zirve böyle bir şey; Yalnızlık.

DSCN7218

Zirvede bir süre soluklanıyorum. Bundan sonra Barbaros köyüne kadar iniş ve düz olacak. Karşıda Kadıovacık köyü görünüyor.

DSCN7219

Kadıovacık köyünde mola vermeden geçiyoruz. Biraz daha gidince Barbaros köyü göründü uzaktan.

DSCN7221

Herkes gelmiş, en son ben geliyorum Barbaros köyüne. Bisikletler yol kıyısına park edilmiş durumda. Köy sokağında geziniyor arkadaşlar.

DSCN7222

Köy kahvesine yerleşmişler bile, herkes çay, soda, kahve içerek dinleniyor.

DSCN7224

Bizi araba ile takip eden Şeyma ve Güneş gelmişler. Güneş mavi kahve sandalyesine tutunmuş ayakta duruyor annesinin yanında. Başına güneş geçmesin diye mavi şapka takmış Güneş’e.

DSCN7225

Kahvede oturacak yer bulamayanlar kaldırıma, duvar dibine gölgede oturmuş dinleniyorlar.

DSCN7226

Kahvenin küçük sehpasının yanına Cem oturmuş, ayakta İlknur ve Tanzer poz veriyorlar çay içerken.

DSCN7230

Başkasının gözünden yansıyan başkası. Güneş gözlüğünün camı ayna gibi Hakan’ı yansıtıyor. Hakan sandalyede oturmuş poz veriyor sanki.

DSCN7231

Barbaros köyünde kumanyaları yedik, Herkes dinlendikten sonra yola çıktı. Manzara kahvesine çıkan yokuştan değil de küçük bir ovadan düzlükten giderek İzmir – Çeşme otobanını yanından gidiyoruz. Burada tarihi Tatar köprüsü var. Burada kahve molası vereceğiz. Saçlarım salınık halde Hakan benim makinem ile yakından çekiyor.

DSCN7241

Tatar köprüsünün üzerinde yere oturarak kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişirmeye başladım. Hakan da beni çekiyor kahve ocağının üzerindeki cezve ile.

DSCN7253

Sonra Hakan da yanıma gelip oturdu. İkimiz beraber çekiliyoruz. Tepede rüzgar türbinleri dönüyor.

DSCN7255

Olcay da yanımızda, telefon ile konuşurken uzaklaşsa da ben yakınlaştırıp çekiyorum.

DSCN7256

Kahvemizi içtik, Hakan ve Gündüz’e köprü üstünde durmalarını söyleyip aşağıdaki yola geldim. Bisikletim KUZ ve Kıytırık ile köprüyü olduğu gibi çekiyorum.

DSCN7260

Hakan ve Gündüz bisikletleri elinde poz veriyorlar köprü üzerinde. Köprüde üç göz kemer var.

DSCN7262

İyice yakınlaştırıp tanınacak kadar yakınlaştırdım optik zoom ile. Hakan, Gündüz ve bisikletleri kafa kafaya vermiş.

DSCN7263

Resim çekildikten sonra bisiklete binip yola çıktılar. Bisikletin üstünde ilk önce Hakan’ı çekiyorum.

DSCN7268

Ardından Gündüz’ü çekiyorum.

DSCN7269

Otobanın altından geçerken tünelin içi karanlık, dışarısı aydınlık olunca Hakan ve Gündüz karanlık, önlerindeki çam ormanı aydınlık ve görünür durumda.

DSCN7271

Otobanın yanındaki toprak yoldan inmeye başladık dikkatli olarak. Yerde mıcırlar var ve tekerleği kaydırıyorlar. Birden bire keçi sürüsü çıktı önümüze. Mecburen kenara çekilesiye kadar bekledik.

DSCN7274

İki at ve yeni doğmuş bir tay otlakta otlanırken. Anne at simsiyah, tay açık kahverengi. Diğer at siyaha yakın kahverengi renginde. İleride iki katlı çiftlik evi.

DSCN7276

Biraz daha gittikten sonra kahverengi bir at, yeni doğmuş tay yerde yatıyor. Acaba bir şey mi oldu diye dikkatli bakınca tay yerde bir süre yatıp kalktı. Biz de yolumuza devam ettik.

DSCN7277

Grup bizden epey ileride ama neredeler bilemiyorum Peşlerinden gidiyoruz. Ana yola çıktık, Deniz kıyısındaki İskender köprüsünde durmayıp  Torasan yönüne saptık ana yoldan. Buradaki yol denizden yüksekliği 50 santimden ağağıda. Neredeyse denize sıfır dedikleri yerden bisiklet sürüyoruz. Gel – gitler de deniz yola kadar gelip uzaklaşıyor. Şimdiki durum deniz epey ileride. Yer kumluk ve çamur.

DSCN7278

Özbek köyüne doğru düz yoldan gidiyoruz. En arkada kalan üç kişiyiz. Hakan, Gündüz ve ben.

DSCN7280

Düz yoldan giderken akan küçük bir dereye yaklaşınca birden bire deniz tarafından gelip yolun altından, dere yatağından geçen masmavi, yaldır yaldır, parlak mavi arı kuşu önümüzden geçti. Ben ve Hakan bisikletin üzerinden arı kuşunun uçup gitmesini izledik sadece. Her şey bir anda olup bitti. Masmavi arı kuşu acelesi varmış gibi bize bir resmini çekecek fırsat vermedi. İşte o derede sular akıyor usul usul. Başlarında çilli horoz ve 7 tavuk hiç bir şey olmamış gibi yemleniyorlar dere kıyısında. Derenin bir kısmında otlar coşmuş, yemyeşil.

DSCN7281

Özbek köyüne geldik, burada grup geçip gitmiş bile. Özbek köyünün geçmişi epey eskilere dayanıyor. Buradaki iki aynalı çeşme taştan yontulup yapılmış. Osmanlıca harflerle aynasına yazılar yazılmış. Haliyle Osmanlıca bilmediğimden anlamıyorum ne yazdıklarını. Çeşme var ama akan bir musluk yada boru yok maalesef. bir de güzelim taşları beyaz kireç ile tamamen boyamışlar.

DSCN7282

Hakan köy sokağında bisiklet sürerken.

DSCN7283

Tipik bir köy evi, yeşil kapısı ve yeşil panjuru olan ev tek katlı. Kiremitlerin yarısı eski oval kiremit, diğer yarısı yeni tip kiremitle kaplı. Tuğladan örülmüş bacası iki kiremit ile piramit olarak kapatılmış yağmur girmesin diye. Duvarlar beyaz kireç vurulmuş.

DSCN7284

Caminin bahçesinde bilmem kaç asırlık servi ağacı zamana karşı direniyor. Üst kısmındaki kalın dallarının çoğu kurumuş, yanlardan yeni dallar yeşerip açmış.

DSCN7285

Gövdenin yarısı yukarıya kadar kuru olan servi ağacı yine de yeni sürgünlerinden yaşamaya tutunmuş. Yeni sürgün dediğime bakmayın, kim bilir kaç yıl olmuştur çıkalı. Dalların kalınlığından belli. Asırlardır yaşamasına rağmen hala kozalak vermeye devam ediyor.

DSCN7290

Özbek köyünden kestirme yoldan Çeşmealtı’na gideceğiz. Biraz yokuş olsa da çıkmayı başardık ve zirvedeyiz. Zirvede rüzgarlıkları giyiyoruz inmeden önce.

DSCN7294

Zirveden Urla karantina adası ve İzmir’e doğru  olan evler, Güzelbahçe tarafları ve Narlıdere üstünde olan ikiz tepeler dağı görünüyor. Karantina adasına bağlı taş döşeli bir yoldan geçiliyor.

DSCN7299

Hızlıca inişe geçtik, Çeşmealtı yazlık evleri görünüyor daha düzlüğe gelmeden. Denize çıkıntı yapmış bir adacık karaya bağlantılı. Daha ileride adalar var.

DSCN7310

Urla İskele de kum denizine geldik akşam olmadan. Burada kamp yapacağız bu akşam. Olcay önceden gelmiş, Güneş’i salıncağa bindirmiş sallıyor. Olcay ile konuşuyorum, biz geldik herkes geldi mi diye soruyorum. O da herkesin geldiğini bildiriyor.

DSCN7312

Kendime uygun bir yerde çadırımı kurup yerleşiyorum. Akşam yemeğini birlikte yedikten sonra henüz havaların sıcak olmadığı bir zamanda olduğumuzdan kapalı bir yerde toplaştık. Çay içerek içimizi ısıtan muhabbetlerle zaman geçiriyoruz. Akşam geç olmadan gidip yatıyorum çadırıma.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 65 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

4. AzBilinenAntikKentlerTuru 3.Gün

25 Nisan 2015 Cumartesi

Bergama – Dikili

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

ben gelecekten korka korka dönen bir mutluyum

dünyanın bu küçük sesini işit

bak, bir dalı, bir örtüyü, bir denizi tutan ellerime

nanelerden, ıtırlardan, ıhlamurlardan gelen

anlayamadığın sevgililik

var ya

yani uzaktan yüzünü bile seçemediğin birinin

adı en sevdiğin şairin adıyken.

Edip Cansever

 

Öne çıkmış olan görsel, asırlık çitlembik ağacı. İki sevgili birbirine sarılır gibi yatmış gövdesi yerde. Dalları iyice yanlara uzamış, muhteşem bir ağaç. Belki dibindeki kalıntıların zamanını görmemiştir ama gövdesine bakıldığına göre epey gün görüp geçirmiş. Ağacın dibinde blok taşlar dağınık.

20150425_132129

Yattıktan sonra parka piknik yapmaya gelen gençlerin sarhoş konuşmaları ve içkileri bitip “dem baba dem baba” nakaratı ile birini içki almaya göndere göndere sızdılar. Sesleri kesildikten sonra anca uyuyabildim. Az uyumama rağmen güneşin doğuşu ile uyanıyorum. Güneşin parlak ışıkları günün güzel geçeceğine işaret. Belki denize de girebilirim, her ne olursa olsun. Uyandıktan sonra bir süre güneşi seyrediyorum. Çadırda kalmanın verdiği bir durum bu. Güneşin doğuşu ve yavaş yavaş yükselişini izlemek. Bizlere yaşam kaynağı olan güneşin içimi ısıtması ile güne başlamak harika oluyor benim için.

20150425_064941

Herkesi uyandırıp toparlanması için anons ediyoruz. Kahvaltıyı öğretmen evinde yiyeceğiz o yüzden biran önce yola çıkmamız gerek diye sürekli arkadaşları uyararak toplanmalarına yardımcı oldum. Islak olan çadırlar kurusun diye tahta çitlere asıyor kimisi.

20150425_073725

Belediye sabah kahvaltısını öğretmen evinde bizlere veriyor. Bergama’nın biraz yukarı mahallesinde olan öğretmen evine çıkarken biraz zorlandık. Açık büfe kahvaltısı yokuşlarda harcadığımız enerjiyi yerine getirmesine neden oldu. Bir güzel kahvaltı ediyoruz afiyetle. Sırada bekleyenler ve kahvaltısını yiyenler.

20150425_082729

Kahvaltının ardından zaman geçirmeden ana yoldan Dikili’ye doğru gitmeye başladık. Ana yol olunca hızlı gidiyoruz haliyle. Ovacık köyünde çay molası verdik bir süre. Molanın ardından tekrar yola düzüldük. Çandarlı sapağını az geçtikten sonra sağa saparak bu gün ziyaret edeceğimiz antik Atarneus tepesine geldik. Antik kent tepede olduğu için bisiklet ile çıkılacak bir yol da yok. Bisikletleri aşağıda düzlükte bıraktık. Kumanyalar da hazır gelmiş, tırmanışa geçmeden bir şeyler atıştırmak gerek. Kumanyalarını alanları çekiyorum.

20150425_121501

Koyun ağılı dibindeyiz, haliyle çeşme ve koyunların su içmesi için uzunca bir yalak. Kimisi yalağın dibine oturup kumanyasını afiyetle yiyor.

20150425_121516

Kimisi de çimenlere yayılmış, bahar kokusu ile çiçeklerin arsında piknik havasında.

20150425_121532

Ve üzerimizden bir leylek geçiyor, demek ki bu yıl bolca gezeceğiz anlaşılan.

20150425_121553

Havadan antik kenti ve bizi görüntülemek için Doktor Bülent paramotoru çıkarıp uçmaya çalıştı. Hava da pek rüzgarlı olmadığından havalanamadı ve hafif bir düşme olduktan sonra uçmaktan vaz geçti. Uçuş gerçekleşmeyince yürüyerek tepeye doğru gitmeye başladık.

20150425_124933

Bazıları da matı sermiş gel keyfim gel. Oh ne rahat, yan gel yat hesabında.

20150425_124952

Bir kaç kişi bisikletlerin başında nöbetçi kaldı. geri kalan patikayı takip ederek tepeye doğru tek sıra yürümeye başladı.

20150425_125158

Atarneus antik kenti bizim konseptimize uygun. Az bilinen antik kentlerden birisi. Bundan dolayı kazı çalışması yok. Bir aralar kazı yapılmış ama sonrasında kaderine terk edilmiş. Anlaşılan pek önemli eser bulunamamış. Mezar soyguncuları önceden halletmiş anlaşılan, pek bir şey bırakmamış. Yamaç dikleşmeye başladığı yerlerde kente ait yontulmuş taşlar kendini göstermeye başladı.

20150425_130022

Bitki örtüsü baharın getirdiği coşku ile etrafı kaplamış durumda.

20150425_130048_HDR

Her taraf yeşile bürünmüş, ağaçlar, çimenler yem yeşil. Yeşil ortama çiçekler de bezeme yaparak renk cümbüşünü katlamış durumda.

20150425_130059

Çiçekler parlak renkleri ile mavi, mor, beyaz, sarı. Güzel kokularını da etrafa yayarak böcekleri kendine çekmeye çabalıyor. Antik taşlar da Liken yosunları ile mat renkte yeşil, kahverengi tonlarda kaplamış. Dışarıdan gelmiş yabancı gibi doğaya uyum sağlamaya çalışıyor.

20150425_130119

Nereye bazsan yeşil, nereye baksan çiçek. Yamacı çıkarken eğimden dolayı yüzümüz yere daha yakın olunca hepsi görünür oluyor gözümüze.

Çalıların arasından pembiş bir kuş beliriyor.

20150425_130622

Derken pembiş kuşlar iki tane oluyor. Pırr pır önümden kanat çırparak geçip gidiyorlar.

20150425_130625

Tepeye daha var, öyle pek yüksek bir tepe değil ama çık çık bitmiyor. Tepeye doğru şöyle bir bakınca bulutların çoğalmaya başladığını fark ediyorum. Umarım yağmura yakalanmayız.

20150425_130925

Aristoteles de tıpkı Platon gibi doğadaki tüm değişime rağmen değişmeksizin kalan bir öz, form ya da bulunması gerektiğini düşünmekteydi. Ama formu ya da ideayı görünür şeylerden ayrı görmedi, görünür şeylerde içkin olduğunu, görünür şeylerde kendisini dışa vurduğunu ve onlara biçimlerini kazandırdığını savundu. Aristoteles, maddenin form sayesinde gerçeklik kazandığını, form sayesinde biçimlenip belli niteliklere büründüğünü düşünmekteydi. Buna karşılık formun da ancak maddede kendisini gerçekleştirebileceğini, madde olmasaydı, formun kendisini asla açığa koyamayacağını savunmaktaydı. Ona göre form kazanmamış, formun kendisini gerçekleştirmediği madde varlık kazanmış sayılamazdı. Aristoteles’e göre varlık kazanma süreci, yani “oluş” (genesis) maddede gizil hâlde bulunan formun edimselleşmesidir. Her şey, kendi formunu, özünü mümkün olduğunca mükemmelleştirmek, tamamlamak amacına yönelmiştir. Tüm varlıklar, formun edimselleşme derecesine göre aşağıdan yukarıya doğru sıralanırlar. En altta, formun pek az edimselleştiği maddeler, yani cansız varlıklar, en üstte salt form olan yani tamamen edimselleşmiş olan Tanrı durur. Tanrı hareket etmeyen hareket ettiricidir. Herhangi bir şeyin ya da bir bütün olarak evrenin meydana gelmesini sağlayan başlıca dört neden vardır; maddi neden, formel neden, amaç neden ve etker neden. Maddi neden bir şeyin yapıldığı malzeme, formel neden onun biçimi, amaç neden yapılış gayesi, etker neden ise söz konusu amaç doğrultusunda maddeyi biçimlendiren güçtür. Form maddede edimselleştiğinde yani görünür evren düzeni meydana gelip tikeller varlık kazandıklarında daima belli nitelikleri, yüklemleri ya da kavramları da taşıdıkları görülür.

Bunlar;

1. Töz,

2. Nicelik,

3. Nitelik,

4. İlişki,

5. Yer,

6. Zaman,

7. Konum,

8. İyelik,

9. Etkinlik

10. Edilginliktir.

Bu on kategoriden dokuzu ilinek, biri tözdür. Töz, en genel ifadesiyle “bir şeyi o şey yapan şey” olarak tanımlanabilir. Aristoteles’e göre doğa araştırması, madde yasalarının, her şeyden önce de hareket yasalarının incelenmesi demekti. Ona göre ne kadar varlık kategorisi varsa o kadar çeşit hareket vardı. Aristoteles’te madde hareket ettirilen, form ise hareket ettirendir. O hâlde, bir şeyde form kendisini ne kadar açığa vurmuşsa ne kadar edimselleşmişse o şeydeki hareket de o ölçüde mükemmelleşecektir. Böylece Aristoteles, evreni başlıca üç kısma ayırır; Ay-altı âlem, yeryüzüdür. Evrenin bu bölümündeki her şey Empedokles’in dört nedeninden, yani toprak, su, hava ve ateşten meydana gelmişlerdir ve doğrusal olarak hareket ederler. Gök cisimleri ise esir denen bir maddeden meydana gelmişlerdir ve dairesel bir harekete sahiptirler.

http://www.felsefe.gen.tr/aristoteles_kimdir.asp

Kozak yaylasına doğru bakarken bir tarla kuşu pııııırrrrr diye uçarak karşımdaki antik taşın üzerine kondu. Sonra iri gözleri ile etrafı  gözlemeye başladı. Sanki binlerce yıldır buralarda yaşamış ve yaşanmışların bilgeçliği var. Belki de Aristoteles ile felsefe yapmıştır geçmiş zamanda bu tepede, kırlarda bahar çiçekleri kokusunda.

20150425_131322

Neyse tepeye az kaldı.

20150425_131543

Şehrin duvar kalıntılarına geldik. Duvarlar düzgün taşların yontulması ile sıralı örülmüş. Kent terk edildikten sonra bakım olmayınca doğa gelişi güzel bitki örtüsü ile ortalığı kaplamış. Çitlembik ağaçları duvarın ortasından çıkıp büyüyüp kocaman bir ağaç olmuş duvarı bozmadan.

20150425_132043

KABAKUM KÖYÜ VE ÇEVRESİ -ESKİ TARİHİ : ATARNEUS

Kabakum Ovası M.Ö 4.yüzyılda Akalılar tarafından merkezi Dikili-İzmir yol ayırımı karşısında bulunan Ağıl tepede kurulan ilk kent çevresindeki pınarlar ve sıcak su kaynakları yüzünden kutsal kaynak Ana tanrıça kaynağı ve kurulan kentin ismi dönemin kahramanlarından Atarneustan ismini almaktadır. Ataerneus ovasının verimliliği yanında kentin zenginliği ün salarak kültür bakımından da Bergama tiyatrosundan iki adet bulunarak çevresine zenginliği ile ün salarak hatta kent kendi adına para basarak Bergama Krallığı kadar çevresinde ün salmıştır.

M.Ö.4.yüzyılda kral Hermias döneminde ihtişamlı günler yaşayan çok iyi korunduğu ve surlarının çok büyük oluşu nedeniyle burada Persler ve Yunanlılar arasında 8 yıl süren savaş sonrası şehri ele geçiremeyen Persler büyük kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Bu dönemde kentin kahramanı olan Atarneus adına kentin ismi verilmiştir. Şehir içine Atarneus adına büyük tapınak ve kral Hermiasın adına da saray inşa edilmiştir. Kralın kız kardeşinin kocası ünlü filozof  Platonun talebesi büyük İskenderin hocası filozof Aristo burada okul açarak çağın en ileri bilginlerini yetiştirerek Aterneus kenti çağın ünlü bir kültür şehri olmuştur.

Daha sonraki yıllar Pers istilası ve kralın öldürülmesi ile şehir fakirleşip M.Ö. 2.yüzyılda Bergama krallığına bağlanmıştır. Çevrede bulunan bataklıklardaki sivrisinekler ile sıtma hastalığı başlamış hastalıklar nedeniyle kent yerleşim yerleri terk edilip bu şekilde kent yok olmuştur. 1925 yılında Alman arkeologların kazı çalışmaları ile bazı tarihi kalıntılar ortaya çıkarılmış daha sonra kazı çalışmaları da durmuştur. Şu anda kaderine terk edilmiş olarak durmaktadır.

Atarneus kentinin denizden çıkacak düşmanları görmek için Altınova’ya kadar çeşitli yerlerde yığma tepeler yaptırılmış içine de sığınakları bulunmaktadır, şu anda Ada tepe ve Kabakum’un ilk kurulduğu Üçek tepe eski haliyle durmaktadır. Bu tepeler gelen düşmanı haber vermek için kullanılmış tüm tepeler Atarneus kentinden kuş bakışı görülmekte olup, Atarneus kenti Büeller köyü arkasındaki Büeller yaylasında bulunan Hasan kaleyi görmekte Hasan kale’de Bergama kalesini görmekte olup haberleşme amacı ile bu yığma tepeler kullanılmıştır.

Kaynak : http://kabakumkoyu.com/?islem=paket/sayfaP/sayfa_detay.php&sayfa_id=1

Herkesi oturmuş halde dinlenirken çekiyorum.

20150425_132135

Platon’da olduğu gibi Aristoteles etiğinde de eylemler daima bir erek doğrultusunda incelenirler ve tüm insani eylemler son kertede insanın iyiliği, mutluluğu amacına yönelmişlerdir. Böylece Aristoteles’in etik anlayışı da “mutluluk ahlakı” olarak adlandırılır. Aristoteles’e göre iyi olma ya da mutluluk erdeme uygun etkinliklerle elde edilebilir. Erdem, insanın kendi amacına uygun durumda olması, doğasına uygun eylemesi, ruhun farklı bölümlerinin doğru biçimde hareket etmesi, bedenin işlevlerini uygun biçimde yerine getirmesine bağlıdır. Eylemin ahlaki değer taşıyabilmesi için gönüllü, bilinçli ve özgür biçimde seçilmiş olması gerekir. Aristoteles’e göre erdemli bir kişilik, insanın özgür seçimleriyle daima erdemi seçerek ve bunu alışkanlık hâline getirerek başarılabilecek bir amaçtır. Etik erdemler, insanın istemesinin ve seçimlerinin eğitilmesiyle oluşurlar. Aristoteles’e göre erdem, insanın aşırılıklardan ve eksiklikten kaçması, daima ortayı araması, onu tercih etmesidir. Yani erdem, tercihlere ilişkin bir huy: Akıl tarafından ve aklı başında insanın belirleyeceğiyle belirlenen, bizle ilgili olarak orta olanda bulunma huyudur. Aristoteles etik erdemlerin yanı sıra bir de dianoetik erdemlerden söz eder. Zorunlu ve ezeli-ebedi şeylerin bilgisi olan bilim, şeyleri nasıl meydana getireceğimizin bilgisi olan sanat, bilimin kendilerinden hareket ettiği ilk ilkelerin bilgisini veren sezgisel akıl, insan hayatının amaçlarının nasıl sağlanabileceğinin bilgisini veren pratik bilgelik ve sezgisel akılla bilimin birliğini ifade eden felsefi yani teorik bilgelik dianoetik erdemleri oluşturur. Aristoteles, adalet bahsine ise sözcüğün iki ayrı anlamını ayırarak başlar;

1) Yasaya uygun olan

2) Doğru ve eşit olan. İlk anlam adaletin tümel, evrensel kullanımına karşılık gelir. Bu ikincisi de kendi içinde ikiye ayrılır;

1) “Dağıtıcı” ya da “pay edici” adalet,

2) “Düzeltici” adalet.

Dağıtıcı adalet sitenin ya da toplumun getirilerini, kazançlarını yurttaşlar arasında adil biçimde pay etmek esasına dayanır. Düzeltici adalet ise yurttaşlar arasında baş gösteren anlaşmazlıkların giderilmesi suçların cezalandırılması esasına dayanır.

İki sevgili birbirine sarmaş dolaş sarılıp yan yatmış gibi gövdesi olan çitlembik ağacı, geniş bir alanı kaplatan dalları ile tarihin kalıntılarından fışkırmış. Her ne kadar dibindeki kalıntılardan binlerce yıl sonra yaşamaya başlasa da epey gün görüp geçirmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150425_132129

Herkesin toplanmasını bekliyoruz, çoğu geldi, kalan bir kaç kişi var. Yere yan yatmış dinlenen birini çekiyorum. Arkada oturup sohbet edenler var.

20150425_132235

Bir bıldırcın otların arasına oturup etrafı dinliyor. Beni görünce şöyle bir doğrulup pozunu vererek resim çektirmeden edemedi. Sevgili Nilgün Bilgin’i çekiyorum.

20150425_132245

İlk önce amatör tarihçi rehberimiz Taylan KÖKEN hocamız bizlere Atarneus hakkında bilgi veriyor. Herkes dikkatlice dinliyor anlatılanları.

20150425_132253

Kuşlar da ne çokmuş, ses etmeden dinliyor Taylan hocayı.

20150425_132302_HDR

Tarla kuşu da bizi takip ederek çitlembik ağacı dibine kondu.

20150425_132327

Pembiş kuşlar son yokuşu çıkarken çekiyorum.

20150425_132356

Taylan hoca bizleri geçmişe götürüyor anlattıklarıyla. Kendi blok sitesinde paylaştığı tarih ile ilgili yazı ve resimlere bakabilirsiniz.

http://arkeodenemeler.blogspot.com.tr/search/label/Atarneus

20150425_132419

Ankara Üniversitesi edebiyat öğretim üyesi Gözde Emine bizlere Aristotelesin felsefesini kısaca anlatıyor.

Aristoteles, Yunan materyalizminin tam karşıtı bir felsefe geleneği yaratan idealizmin de bu iki konuda kesin olarak başarısız olduğu, aynı ölçüde tek yanlılık sergilediği kanaatindeydi. Parmenides’le başlayıp, Platon’da doruk noktasına erişen idealizmin yanıtının da aşırı basitleştirici olduğunu düşünen Aristoteles, Platon’un bile, başkaca şeyler yanında esas bu dünyada değere yer açmak için çalışan metafizik kuramıyla hedeflenen sonuca varamadığını iddia etti. Onun da bu yönden hatası, İdeaların maddi dünyadan ayrı varoluşunu öne sürerken, doğallıkla değerin duyusal dünya ile ilişkisini kuramamak veya filozof olmayan ortalama insan için değer arayışını mümkün kılamamak olmuştur. Aristoteles’in bakış açısıyla, yapılması gereken açıktı. Felsefi teşebbüsü mümkün kılacak, aklı fiili bütün tehditlerden kurtaracak bir metafizik kuram, bir gerçeklik teorisi inşa etmekti. Başka bir deyişle, tatmin edici bir gerçeklik yorumunun değişme problemini çözmek zorunda olduğunu daha öğrencilik yıllarında gören Aristoteles, “Sağlam ve tutarlı bir metafiziğin, gerçekliğin görünüşte olduğu gibi gerçekten de değiştiğini göstermek ve böylelikle aklı, bilgi edinmenin geçerli bir aracı olarak yeniden sağlığına kavuşturmak zorunda olduğunu gördü.” Böyle bir metafizik, ona göre, dahası ahlaki bir varlık, değerlerin merkezi ve taşıyıcısı olarak insanla ilgili sezgilerimizi de temellendirmek zorundaydı. Aristoteles’i harekete geçiren motifler, sistemine hayat veren düşünceler, bunlardı.

Bir kişi hoparlörü tutuyor, Gözde Emine, elinde mikrofon, dinleyicilerine Aristoteles’i anlatıyor.

20150425_133005

Aristoteles Sözleri:

  • Kahraman çevresine ölüm yaymaz ama ölüme meydan okuɾ. / Aristoteles
  • Cesaret kuvvetle birleşince birazcık artar. / Aristoteles
  • Okuyup yazanla okumayıp yazmayan arasındaki ayrılık, ölülerle diriler arasındaki ayrılık kadardır. / Aristoteles
  • Kimi ister, kimi verir; doğa ile insan bir bütündür. / Aristoteles
  • Ortak tehlikeler, birbirlerinin can düşmanı olanları bile birleştirir. / Aristoteles
  • Bütün insanlar doğaları gereği bilmek isterler. / Aristoteles
  • Kimse tesadüfle veya onun vasıtasıyla doğru ve akıllı olmaz. / Aristoteles
  • Bütün insanların düşüneceği bir aklı vardır ve kullanmasını bilmek gerekir. / Aristoteles
  • Herkes en fazla kendi çıkarını, en az başkalarının çıkarını düşünür. / Aristoteles
  • Kişiler başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. / Aristoteles
  • Fazileti olmayan insan, hayvanların en kirlisi, en vahşisi, en muhteris ve en doymak bilmez olanıdır. / Aristoteles
  • İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe. / Aristoteles
  • Çok süslenenlere bakın; hepsi de gizlenmek istiyordur. / Aristoteles
  • Eğitim görmüş aklın işreti, herhangi bir düşünceye onu kabul etmeden önce açık olmasıdır. / Aristoteles
  • Eflatun’u severim ama gerçeği daha çok severim. / Aristoteles
  • Erdem ve kabiliyet yönünden üstün olan kimselerin arkasından gitmek ve onlara uymak doğrudur. / Aristoteles
  • İsteklerini tutsak ol, vicdanına tutsak ol. / Aristoteles
  • İnsanları iyi yapan yasalardır. / Aristoteles
  • Zayıflar her zaman adalet ve eşitlik isterler. Güçlülerse bunların hiçbirini takmaz. / Aristoteles
  • Hiçbir iyilik sahtelikle bir arada gitmez; doğru hiçbir zaman yanlışa yer vermez. Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır. / Aristoteles

http://e-okulbilgi.com/aristoteles-kimdir-aristotelesin-hayati-ve-eserleri-706.html

Gözde Emine yazdıklarımı bizlere anlatıyot.

20150425_133024

Kimisi felsefe ile ilgilenmeyip birbirleriyle konuşuyor.

20150425_134801

Kalıntıların arasında duvar taşları pentagon biçiminde yapılmış bir duvar var. Böyle duvar yapısı kralın sarayında anca görünür, bir zenginlik işareti sayılır. O zamanlarda böyle pentagon duvar yaptırmak herkesin harcı değil. Kent antik zamanlarda pek öyle bir zengin değilmiş. Kenti zengin yapan Aristo gibi bir felsefecinin gelip burada felsefe okulu açıp felsefeciler yetiştirmesi. O yüzden pek değerli eşya yok gibi. Zenginlik “Düşünce” olunca geriye sadece fikirler kalmış. Salgın hastalıktan kaçanlar geriye değerli eşyalar bırakmadıklarından zavallı “Mezar soyguncuları” buraları kazarken hayal kırıklığına uğramışlar.

20150425_134836

Gözde hocamız Aristoteles felsefesini bizlere anlatırken Taylan hoca ile Aristo öncesi antik Yunan tanrılarından Zeus zamanını konuşuyorduk aramızda. Taylan; “Eskiden ne güzeldi, insanlar felsefe tartışırlarken fazla ileri gittiklerinde baş tanrı Zeus yıldırımları ile tartışmayı anında keserdi. Ne o öyle felsefe melsefe ne işinize yarayacak, susun oturun oturduğunuz yerde” diye söyleyince ne kadar haklı olduğunu anladım.

20150425_134947

Bu antik kentte pek kazı yapılmadığından öyle fazla kalıntı yok. Zaten pek sanatsal eser yokmuş. 1925 yılında kazı yapan Alman olanları götürmüş. Geriye de duvar kalıntılarından başka bir şey kalmamış.

20150425_135015

Antik kent turumuz bittikten sonra tepeden hızlıca aşağı bisikletlerin yanına indik. Bisikletlere binip yakın olan Dikili kasabasının meydanına geldik. Burada Belediye başkanı ile buluşup anı resmi çekildik pankartımız ile. Dikili bu kadar kalabalık bisiklet grubu görmediği için meraklı gözlerle bizlere bakıyor.

20150425_150116

Meydanda fazla oyalanmayıp doğruca kamp alanına gelerek biraz geç kalmış öğle yemeğini yemeğe başladık. Yemek dağıtma işine aramızdan gönüllü arkadaşlar Ketring Osman’a yardım ediyorlar.

20150425_154332

Belediye sahili güzel düzenlemiş. Bize kamp alanı olarak sahil şeridini verdi. Deniz kıyısında olmak güzel. Granit kaya modern sanat ile kesilip yontularak kıyı düzenlemesine katkıda bulunmuş. Balıkçı teknesi de balık avından dönüşe geçmiş.

20150425_154941

Yemek yemek için pek masamız olmadığı için uygun yerlerde yemeklerimizi yiyoruz. Olcay kesilmiş mermer blok arasında yemeğini yerken.

20150425_155032

Bizim canavar da keşifte, kendine yazacak ilgin şeylerin resmini keşfetmekle uğraşı içinde.

20150425_160842

Kamp alanı yeşil çimlerin üstünde. Çadırları kurup eşyaları yerleştirdik.

20150425_160850

Yeşil alan uzun olunca diğer taraftaki çadırları çekiyorum.

20150425_160853

Akyaka’nın soğuk nehri Azmak nehrinde yüzmeye alışmış Fırat deniz şortunu giyerek dalmaya hazırlanmış durumda. Sanki biraz ürpermiş gibi bir süre denize bakıyor.

20150425_162438

Sonrasında şöyle işaret parmağı ile suyun sıcaklığını ölçüyor.

20150425_162449

Denizin o kadar soğuk olmadığına karar verince kendini atıyor birdenbire.

20150425_162533

Başlıyor yüzmeye, iyice arınsın yıkansın. Tanrılar temiz kurban ister.

20150425_162536

Dikili’ye 9 Kilometre uzaklıktaki Bademli köyüne bir kaç kişi pedal çevirmeye karar verdik. Denize orada gireceğiz. Bir saate yakın Bademli köyüne vardık, buranın ünlüsü koruk suyu. İçmeden geçmek olmaz. Köprünün bitimindeki kahvede her zaman mis gibi koruk suyu içebilirsiniz.

20150425_171814

Dikili Bademli de KİLLİK BURNU ve koyu…Burada antik KANAİ kentinin keramik ve duvar kalıntılarıyla karşılaşırsınız. Bir de tabi ki KİLLİK Koyunun akvaryum gibi güzeller güzeli deniziyle.. Karşısında Antik Lesvos (Midilli), arkasında görkemli antik Kane Dağı (Karadağ 772m. Seyret tepesi.)..

Bilge Umar’a göre Kanai adı, Ku(wa)-(u) madan türemiş, yani “Kutsal Ananın Yurdu anlamına gelmekte..
Dikili Bademli yakınlarında Killik kumsalı var. Sağında genişçe körfez; ortasında tam karşınızda, denize doğru 200-300m. kadar uzanmış bir dil.. Dilin ucunda bir ören, tepecik göreceksiniz. Halk oraya Yahudi Kalesi diyor. Üzerinde bulunduğunuz tepeden ve onu eteklerinden başlayarak, bütün o dil üzerinde, toprak sayısız eskiçağlardan kalma keramik, çanak, çömlek kırığıyla dolu.
Bu dil akropolis tepesinin ucu..
Kanai kenti tarih yapıtlarında bir olay nedeniyle anılmış.. Titus Livius’a göre İÖ 191-190 kışında Roma donanması , Seleukos’lar devleti Kralı 3. Antiokhos’a karşı yürütülen savaşta bağlaşık Bergama krallığının ülkesi kapsamındaki bu kentin limanında (Killik Kumsalında) konaklamıştı.

Georaphıca’da Strabon Kanai ile ilgili şu bilgiyi veriyor..
Amasyalı Strabon; “Kanai, Kynos’tan gelen Lokris’lilere ait küçük bir kasabadır” diyor.. Kıyı kentlerinin başına gelen Kanai’nin de başına gelmiş, yüzeyde görülen her şey deniz yoluyla taşınmış, geriye burunda görülen duvar kalıntılarından, dikdörtgen prizması taşlardan başka bir şey kalmamış.. Ancak burada kapsamlı bir bilimsel yüzey araştırması ve kazı yapılmadı.

http://erkmensenan.blogspot.com.tr/2009/04/kanai-antik-kenti-dikilibademlikillik_22.html

Köyün içinden geçip deniz kıyısında bulunan  Kanai (Canae) antik kentin olduğu yere geldik. Deniz kıyısına gelir gelmez hemen deniz şort ve mayoları giyip sezonu açıyoruz. Kurulanıp giyindikten sonra bir anı resmi çekiliyoruz. Antik kente ait kalıntıların yerini bilmediğimizden gezemedik. Dokuz kişi ayakta, üç kişi önde çömelmiş halde.

20150425_183722

Deniz sefamız bittikten sonra Dikili’ye doğru pedal çevirmeye başladık.

20150425_194302

Akşam yemeğinden sonra ABAK ateşini yakarak etrafında toplandık. Yağmur da yağmaya başladı. Hemen üzerimize çöp poşetlerini geçirip ateşi yalnız bırakmadık. Sağda ateşin yalımı, üç kişi poz veriyoruz.

20150425_222053

Ateş bizleri etrafında “Ateşin ışığına aşık kelebekler” gibi topladı. Dostlar bir arada olması, sohbetin koyulaşmasına neden oluyor. Artık yağmura aldırmıyoruz. Ateş içimizi ısıttığı gibi havayı da ısıtarak koruma altına alıyor. Sanki ışıktan bir şemsiye altındaymışız gibi.

20150425_232512_HDR

Işık yüzlerimizi aydınlatıyor, gülümseme hiç eksik değil. Ortam mutluluğumuzun artmasına neden oldu. Bizler harika insanlarız ve bunu hak ettiğimize inanıyorum.

Hiç kimsenin yağmurun bile
Böyle küçük elleri yoktur
Bütün güllerden derin
Bir sesi var gözlerinin

e.e. cummings

Ateşin sarı ışığı yüzlere yansımış.

20150425_232531

Odun bittikçe ateşi besliyoruz. Ateş hiç sönmesin içimizde.

20150425_232538

İnsanların hayalindeki anları bizler sahil kasabasında, deniz kıyısında yağan yağmur altında ıslanmadan oturarak yanan odunların sıcaklığı yüzlerimizde hissederek yaşıyoruz.

20150425_232548

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar ateşin başında oturup tatlı sohbetlerle zamanın nasıl geçtiğini anlamadan yaşadıktan sonra uykuyu sahile dalgalar getirince çadırlara çekilip çadırların tentesine vuran yağmur damlalarının sesiyle uykuya daldım.

Yağmur Kaçağı

Elimden tut yoksa düşeceğim
Yoksa bir bir yıldızlar düşecek
Eğer şairsem beni tanırsan
Yağmurdan korktuğumu bilirsen
Gözlerim aklına gelirse
Elimden tut yoksa düşeceğim
Yağmur beni götürecek yoksa beni

Attila İLHAN

Yaklaşık 49 Kilometre yol yaptık bu gün.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc