Etiket arşivi: prizren

Uluslararası Kosova Bisiklet Turu 1. Gün

Prizren Şehir Turu

16 Ağustos Pazar

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

GÜVERCİN KASAPLARI

Yel ulur kar toz durur bir kış

Yazı yabanda şu sıra içimiz.

Oysa sevmelerin ustasıyız biz

Bir de alçaklıklarla kavganın.

Alıcıkuş kesiliriz ve de ense kökünde

Göğsümüzdeki o sıcak güvercini

Kara dirgen elleriyle

Boğmaya kalkışanların

 

Neden güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız

Öyle kötüsünüz ki

İki gözden dört ölüm bakarsınız,

 

Tabanca gibidir tabanca

Sevgilenmemiz de vuruşmamız da

Ta yürek dalında patlar

Ya da bir alın çatında,

Ne ki çok kez dalaşmaktansa

Acıdan yükünü tam almış

Güçlü bir katır gibi

Vururuz yalnızlık yokuşumuza

 

Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten

Öyle bataklısınız ki

Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden.

tahsin saraç

 

Öne çıkmış olan görsel, bisikletim KUZ kale duvarının üstünde park etmiş. Aşağıda Prizren şehri.

20150816_103550

Sabaha kadar süren disko sesi, alkolün etkisi ile garip sesler çıkaran sarhoşlar. Yağmurun yağmasını istemediğimiz halde “Rain rain” diye bağıran biri. Yat zıbar, ne bağırıyorsun gecenin ortasında. Sen yağmur istiyorsun diye biz istemek zorunda değiliz. İngilizce yağmur diye bağırıyordu, Tanrı ne dediğini anlamadı herhalde. Kampta kalan insanların gürültüleri yarım yamalak bir uyku ile sabahı ettim. Henüz sabahın beş buçuğu, hava karanlık. İrfan uyanmış sesini duyuyorum. Bir süre sonra çadırıma gelerek “Dengesiz kalk sabah oldu” diye seslendi. Zaten uyumaya çalışıyordum, çadırdan çıkmadan ” Sorumsuz saatin kaç olduğunu biliyor musun? Sabahın beş buçuğu. Henüz hoca sabah ezanını okumadı bile.” dedim. İrfanın dengesi bozulmuş. Saatini geri almayı unutmuş altı buçuk zannediyor. Gün ağarıyor ve çadırın içinden dışarısını bir süre seyrediyorum. Sabah kahvaltısına amcaoğlu muharrem davet etti. Arabası ile bizi almaya geldi. Bisikletsiz olan Mehtap hanım sadece arabaya binecek. Biz bisikletlerle Muharremin evine giderek bahçesinde kahvaltıyı yapıyoruz hep birlikte. Bahçede uzunlamasına üç masa art arda, masaya 14 kişi oturmuş kahvaltı ederken. Kenarlarda bisikletler park etmiş.

11879169_10153602556836170_822276557645826161_o

Kahvaltıdan sonra kamp alanına gelerek hazırlanıyoruz tura. Uluslararası Kosova Bisiklet Turuna başlamış bulunuyoruz. Bisikletlerle birlikte yan yana sıralanmışız. Üzerimizde sarı renkli yelekler var.

20150816_093106

Uluslar arası Kosova Bisiklet Turunun 1. günü Prizren şehri Tarih ve Kültür turu olacak. İlk olarak şehrin az dışında tarihi kilise kalıntılarını göreceğiz. Öncümüz Yaşar Curci, ben en arkadan geliyorum. Dere boyu yukarı giderken arkalarından çekiyorum bir poz. Yolun sağı solu yamaç.

20150816_093839

Derenin kenarından yukarı doğru gidiyoruz bir süre. Önümde İrfan var.

20150816_094309

Dere içinde restoranlar ağaçların arasında gizlenmiş.

20150816_094356_HDR

Derin bir kanyonda gidiyoruz.

20150816_094513

İki dengesiz gülümseyerek etraftaki doğal güzellikleri ilk defa görmenin mutluluğunu yaşıyor. Tamam ve İrfan.

20150816_094515

Derenin aktığı geniş vadiye hakim kayalık tepeye Kız Kalesi yapılmış ama şimdi yıkıntı durumunda.

20150816_094529

Yol kıyısında bisikletliler durmuş beni bekliyorlardı.

20150816_094643

Sırp kralı Stefan Duşan tarafından XIV. yüzyılda yaptırılan bu kilisenin adı Aziz Arhancel Manastırı. Tamamen harabe olmuş bu manastır yeniden yapılmış. Ziyarete açık değil, sadece dışarıdan resim çekiyoruz. Derenin üzerine taş köprüden manastıra giriliyor. Kocaman, kemerli bir kapısı var.

20150816_094922

Manastırdan geri dönerek yürüyüş ve bisiklet yoluna girip Prizren Kalesine çıkacağız. Gruptan geri kalıp karşıdan geçmelerini bekliyorum. Resim ve video çekeceğim. Bisikletim KUZ park etmiş, karşı yamaçta bisiklet ve yürüyüş yolu var. Henüz bisikletliler gelmedi.

20150816_095352

Grup göründü, ilk önce resim çekiyorum, ardından video çekimini yapacağım. Videosu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/uG7MN3Ut1z8

20150816_095416

Kaleye çıkan Kara Potok yolu, (kara dere). Böyle denmesinin nedeni derenin bir yerinde toprağın kapkara olması. Bu topraktan evin duvarlarına vurulan kirece katıp duvarın alt kısmı 1 metre kadar siyah renge boyanıp üst tarafı beyaz kireçle boyanması ayrı bir görünüm kazandırıyor evin bahçe duvarlarına. Şimdi yapıyorlar mı bilmem ama çocukluğumda bahçe duvarları siyah beyaz boyanırdı. Yürüyüş için yapılan bu yol Prizren de yürüyüşçülerin artmasına neden olmuş. Kenarları beton kaldırım, içi de mıcır dökülerek yolun çamurdan arındırmışlar. Yürüyüş yolu ta kaleye kadar gidiyor, eğimi de fazla değil. Bisikletle rahatça çıkılabilir. Etraf ağaçlarla kaplı.

20150816_095909

Öncümüz Yaşar Curci, arkasında bisikletçi arkadaşlar onu takip ediyor. Kimi bisikletten inmiş yürüyor.

11951578_10153602541396170_598417745209748332_o

Tamam da kendini zorlamadan yürüyor sert olan yerleri.

20150816_100405

Dengesiz İrfan ise ağır ağır pedal çevirerek yukarı çıkıyor.

20150816_100408

Ben bu kısma kelebekler vadisi diyorum. Bu kısımda bazen binlerce kelebek görmemiz olası. Bir tanesini dikenli çiçeğin üzerinde resmini çektim.

20150816_100741

Yolun etrafı yemyeşil ağaçlarla kaplı, temiz oksijen her zaman bulunur bu yolda. Yürüyüş yapanlar hem spor yapıyor hem de temiz havada  vücutlarını tazeliyorlar. Bizde öyle, Eğimi daha az olan yerde Tamam bisikletine binmiş halde çekiyorum. Bisikletim KUZ, arkasında Tamam yukarı çıkarken.

20150816_101338

Bazı yerler tozlu toprak. Tekerlek izlerimiz buradan geçtiğimizin kanıtı.

20150816_101648

Eğim fazla olmasa da epey yükseğe çıkmışız. Kanyonun karlı yamacı, kayalık ve orman.

20150816_101653

Kale kaleye karşi

Kalenin dibi çarşi

Veli kardaşın kapsı  bre Safuşum

Kasaphaneye karşi Harmanlık doli saman

Aman efendim aman

Ellerimiz kınalı bre Safuşum Düğinimiz ne zaman

Uzun uzun hayatlar Oturmiş yorgan kaplar

Büyüği yorgan kaplar bre Safuşum

Küçüği canlar yakar

Video, Kale kaleye karşı, Safuşum, Raif Vırmica

https://youtu.be/SInB9XxvGTk

Sonunda kaleye vardık, arkadaşlar benden önce gelmiş Prizren’i seyre dalmışlar. Bisikletim KUZ, arkada altı kemerli kale duvarı, üstünde bisikletli arkadaşlar.

20150816_102423

Elçek ile şehrin manzarasında arkadaşları ve Ak dereyi çekiyorum bir poz.

20150816_102937_HDR

Bugünkü adıyla ilk kez Prizren’den XI. asrın başlangıcında söz edilmektedir. Bu ad Prizren’in önemli bir ekonomi ve kültür merkezi olduğu evrede, Bizans Çarı olan II. Vasilius’un 1019 tarihi beratında yer almaktadır. Bizans devrinde bu kentin yukarısında 3 Km uzaklığında Kız Kalesi (Vişegrad) ile Drvengrad – derebenciler kalesi (yol koruyucuları) gibi kaleler yapılmıştır.  Lakin bu dönemden önce Prizren adının çeşitli tarih dönemlerinde: Prizdriyan, Prizdriyana, Prizrendi, Porzerin, Perserin, Prizrin, Prezrin, Perserin vb. gibi geçtiği bilinmektedir . Osmanlı kaynaklarında da Prizren için değişik olarak birkaç adın geçtiğini beyan ederken, Örneğin: Pür-zeyn, Perzerrin, Pürzen, Pürzerin, Zerrin gibi bütün bu adların anlamında “Ziynet Dolu Şehir” anlamının çıktığını da vurgulamak gerekir.

Bazı araştırmacılar Prizren kökeninin daha eski olduğunu dile getirirken, birileri Theranda’yı bugünkü Suva Reka bölgesinde aramakla yetinirken, diğerleri Prizren’in bulunduğu yerde Eski Roma devrinde Roma istasyonlarından birinin yer aldığını bildirmektedirler. Bu ise Prizren ve yöresinde geçip yitmiş kültürlerin maddi kalıntıları pek eski zamanlarda bile, insanın ilk medeniyete attığı adımları evrede bu yörelerde yaşadığını kanıtlamaktadır. Çünkü bugüne kadar yapılan kazılarda, arkeoloji bölgeleri olarak tanımlanan Vlaşna köyü yakınlarında, Kale’de ve Suva Reka bölgelerinde, Milattan Önce III. yüzyıldan çeşitli eşyalar ve diğer kültür kalıntıları bulunmuştur.
Bu bölgede önceleri İlir boylarına mensup olan Dardanlar ve Keltlerin yaşadıklarına dair arkeoloji kazılardan belirlenmiştir. Aynıca Roma egemenliğinin maddi kalıntılarına da bugün bu yörenin, Şiroka, Naşets, Kruşa, Rahovça, Vlaşna, Reçane, Muşutişte ve Popovlan köylerinde rastlanmaktadır. Üçüncü yüzyılda bile Prizren’de emeği geçmiş ve tükenmiş savaşçıların geldiği, onlara buralarda hayvan, tohum ve toprak verildiği, onların hayatlarının son yıllarını buralarda geçirdikleri de bilinmektedir. Romalıların Kosova-Prizren yöresinde kendi yaşama yerlerini ne zaman yapmaya başladıkları bilinmemesine rağmen, bunu II. yüzyılın ortalarında gerçekleştirdikleri tahmin edilmektedir. Yani Roma döneminde burada ilk kent olarak Theranda’nın kurulduğuna inanılmaktadır.  VII. yüzyılın başlangıcında buralara Güney Slavlar iskân ederek buraları yurt edinmişlerdir. Daha geçlerde buralardan Hun, Avar, Kuman ve Peçenek Türklerinin de gelip geçtiği ve yerleştiği bilinmektedir  479 yılında Batı Roma İmparatorluğun düşmesiyle ve doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans İmparatorluğunun) kurulmasıyla, Prizren yöresi Bizanslara düştü. Bu imparatorluk altında bazı kısa kesintileriyle XIII. yüzyıla dek kalmıştır.
Prizren kalesinin iç kısmında onarılan binalar.
20150816_103159_HDR

İlk defa gelen bisikletçiler büyük bir ilgiyle Prizren şehrini seyrediyor, resimler çekiyor. Ben de onları çekiyorum.

20150816_103207

Bisikletim KUZ sonunda Prizren kalesinde. Aşağıda şehri bölen Ak dere. Karşıda Pahstriku dağının azameti. Solda doğduğum Terzi Mahallesi. 3. sınıfa kadar okuduğum Mustafa Baki ilkokulu.  Bu defa bisikletimle gelip doğduğum şehri gururla seyrediyorum. İçimde bir sevinç var, anlatılmaz. Doğduğum, yaşadığım, çocukluğumda yaşayamadığım şehir. Yıllar geçmiş, uzun yıllar, yaşamadığım yıllar. Çocukluğumu yaşamaya devam etmeliyim. Kaldığı yerden, tanışamadığım arkadaşları, sokak aralarında oynayamadığım oyunları. Yaşanmamış çocukluk aşklarımı, kim bilir hangi kıza aşık olacaktım. Ağaçlarda kalp içine yazmadım henüz adını hala. Dolaşmadığım sokaklarda ayak izlerim olmamış, ayağımda nasır yapmamış bayramlık kunduralar. Mahalle maçı yapmamış, kunduraları parçalayıp annemden dayak yememiştim. Güzel Öğretmenim derslerini anlatamamıştı. Yarım kalmış okulumda diploma almamıştım mezuniyet törenlerinde. Kışın yağan karlarda kızakla kaymamıştım. Kardanadamın kömür gözlerini henüz yerleştirmedim. Takmadım havuç burnunu. Sobada pişen kestanelerin kokusunu içime çekmemiştim, elim yanmamıştı kestaneleri soyarken. Uzun kış gecelerinde bitmez masalları anlatan Dedemin masalları bitmemişti, daha çok anlatacak masalı vardı. Yılbaşında Noel baba oyuncaklarını verememişti kapımıza gelip. Belki de Şair olacaktım, kaleye çıkıp şiirlerimi fısıldayacaktım tüm Prizren’e. Kimseyi ayırt etmeden, eşit olarak. Zengin yada fakir. Şar dağlarında gezinecektim orman patikalarında. Bir şarkı mırıldanarak Ak derenin buz gibi akan sularını seyredecektim. Şadırvan da su içecektim devamlı akan çeşmesinden. Korzo da her akşam gezinip yeni bir tiyatro oyununu konuşacaktık arkadaşlarla. Erik rakısı kim daha çok içecek diye kadehleri ardı ardına içerek Arnavut kaldırımında naralar atarak yalpalayacaktık. Çarşıda kafede oturup kahve içecektik sevdiğimle. Ardından boza iyi gider diyerek bozacıda soluğu alacaktık. Uzun, çok uzun yıllar. Neredeyse yarım asır…

Bisikletim KUZ kale duvarının üstünde, aşağıda Prizren şehri. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150816_103550

Murat bana poz veriyor şehir manzarasında.

20150816_103602

Hep birlikte panoramik bir resim çekiliyoruz. Resimde 16 kişiyiz.

IMG-20150819-WA0031

Kaf Kaf Kaf

Sin Sin Sin

Kafsin Kafsin Kaf

Aramızda Karşıyakalılar var. Karşıyaka yazılı atkıyı elinde tutan Kemal Lale ve Şahin Güngör. İkisi de Karşıyakalı ve Karşıyaka spor takımını tutuyor. Denis, amca oğlu Muharrem ve Muhlis Dilmaç.

IMG-20150831-WA0061

Şahin Güngör ve Kemal Lale Karşıyaka yazılı atkıyı germişler. Üstte de küçük Türk bayrağını elleri ile tutuyorlar.

IMG-20150831-WA0060

Şahin Güngör ve Kemal Lale üstte, ben ve amca oğlum Muharrem poz veriyoruz kameraya. Arkada Prizren şehir manzarası.

IMG-20150831-WA0062

Eee kaleye çıkmışız, manzara güzel, hava uygun. Keyfimizin yerine gelmesi için kahve içilmez mi? İçilir, hem de hemen. Kahve takımını çıkarıp kahve yapmaya başladım bile. Keyfimizin kahyası oldu dört köşe. Urimbaba kahvesi herkese nasip olmaz, şanslı olan 3 kişi içebilir! 4 Fincan, ocak üstünde cezvede kahve pişerken.

11953419_10153602545901170_1378308642049604949_o

Muhlis Dilmaç’ın gözünden kahve ve Prizren. Sarı Güneş gözlüğünde yansıyan Prizren şehri ve kahve fincanını yakından çekiyorum.

20150816_105100

Mehtap Dilmaç’ın gözünden kahve ve Prizren.

20150816_105132

Muharrem Ramazan topu ile poz veriyor, sanki Ramazan topunu patlatacakmış gibi. Eğer ramazan topçusu olsaydı Muharrem saati gelmeden Ramazan topunu patlatır erkenden iftarı açtırırdı.

20150816_105835

Kale surların dibinde Dokufest kısa film festivalinde kullanılan salonlardan biri. Akşamları burada film gösterisi oluyor her gece. Tahtadan platform üzerinde sandalyeler sıralanmış, karşıda sinema perdesi. Solda kale duvarı, sağda, aşağıda evler.

20150816_110538

Goga – Cincar Klisesi. Yunan Ortadoks Kilisesi.

1370/1371 yıllarında inşa edildi ve kalenin altındaki anıtların orda bulunmaktadır. Kilisenin sekiz açılı kubbesi taş ve tuğla malzemelerinden oluşmaktadır.
11025953_913165898733570_5365753101998174288_n

Kalenin dik yokuşundan aşağı çarşıya iniyoruz. Çayhanede çayları içiyoruz bardak bardak. Çarşıda tek çayhane burası, adı Menta Çayhanesi. Türkler buluşmak için “Menta da buluşalım” dediklerinde burada buluşup çay içerler. Perşembe akşamı bisikletçilerinden Hayat Toçila ve kardeşi Ezra Toçila bize eşlik ediyorlar çay içerken. Kalabalık olduğu için bir kısmımız karşı kaldırımda oturduk.

20150816_112738

Değer arkadaşlar daha yukarıda.

20150816_112718

Kader mahkumları parmaklıkların ardında kalmış. Sinan Paşa camisinin avlusundaki abdest alma yeri. Duvarda kare demir parmaklıklar.

20150816_112846

Arkadaşımız Enis Tabak gazeteci, televizyoncu. DHA haber ajansında çalışıyor. Bizimle Kosova bisiklet turu için röportaj yaptı Sinan Paşa Cami avlusunda. http://www.haberler.com/izmir-den-gelen-persembe-aksami-bisikletcileri-ile-7607219-haberi/

https://www.haberler.com/guncel/izmir-den-gelen-persembe-aksami-bisikletcileri-ile-7607219-haberi/

Muhlis Dilmaç yandan elçek yapıyor ikimizi.

11894519_10153602547941170_7510230997744631956_o

Çay molasının ardından Prizren tarihi yerleri turumuz devam ediyor. Prizren de Arnavut birliği Osmanlılara karşı 3 Mart 1878 yılında toplantı taptıkları tarihi bina “Liga.” Burası ayrıca Etnografya müzesi ile birleştirilmiş. Daha çok Osmanlı Türk kültürünü yansıtıyor müzede sergilenen. Bina biraz yüksekçe, öne doğru cumba çıkıntılı yapılmış. Binanın köşeleri kahverengi boyalı tahta ve pencereleri de kahverengi boya ile boyanmış. Beyaz badanalı duvarlarda kendini gösteriyor. Binanın iki yanında, üzeri kiremit kaplı duvarlar.

20150816_121502_HDR

Binanın arka kısmından kale ile birlikte çekiyorum.

20150816_121911_HDR

Müzenin içine giriyoruz, rehber bizlere tarih konusunda bilgi vermeye başlıyor. Arkada portre resimler duvara asılmış. Bunlar o toplantıya katılan kişiler.

IMG-20150831-WA0016

Binanın içindeki dar merdivenler üs kata çıkmayı sağlıyor. Merdiven 5 basamaktan sonra sola dönülerek devam ediyor.  Merdivenin sağında bir masa, yanları perdeli ve tahta sandalye.

20150816_121935

Üst katta  duvarda büyük Arnavutluk haritası asılmış. 1877 – 1881 tarihleri yazılmış. Bitiş tarihi dikkat çekici; Mustafa Kemal Atatürk’ün doğum tarihi olan 1881.

20150816_121949

Camekan içinde kılıçlar ve kamalar sergileniyor.

20150816_122110

Müzeden dışarı çıktık, karşısında Bayraklı camisi var. Tarihi ise şöyle;

Bayraklı Cami Gazi Mehmed Paşa (Bayraklı) camii, Prizren’de muhteşem Osmanlı eserlerinden biridir. 1573 yılında, zamanın Prizren valisi Rüstem Paşa, bütün camilerde beş vakit ezanın aynı anda okunması için, gündüzleri caminin âlemine bayrak çekilmesini geceleri ise fener yakılmasını emreder. Gündüz ezan vakitlerinde çekilen bayraktan dolayı adı Bayraklı Camii olarak anılır. Yapılışından bugüne kadar iftar vakitlerinde ilk kandiller bu camide yakıldığından Priznen halkı hala Bayraklı Camii’nin minaresinin kandillerine bakarak iftar etmektedirler. Bu Camiinin hoş bir yapılış hikâyesi vardır. Camiinin banisi Gazi Mehmed Paşa, helal parayla bir cami yaptırmayı arzu eder. Bu camiyi Prizren’de yapmaya karar verir. Cami inşaatında kullanacağı paraların helal olduğunu test etmek ister. Bir gün bütün altınlarını alıp Bistriça deresinin kenarına gelir ve altınların tamamını dereye ‘helal olanlar su dibinde kalsın, haram olanları su götürsün’ diyerek atar. Bir süre bekledikten sonra su dibinde kalan altın paraların helal olduğuna kanaat getiren paşa, dereden altınları toplar. Gönül rahatlığı içinde büyük bir şevkle caminin temelini atıp yapımına başlar. Cami inşaatında çok sayıda işçi istihdam eden Gazi Mehmed Paşa, bir an önce inşaatın bitmesini ve caminin ibadete açılmasını ister. Bu gaye ile her gün inşaata gelir ve çalışmaları takip eder. Bir gün, bir hadise üzerine, önce hamam yapılması icap ettiğini düşünen Gazi Mehmed Paşa, cami inşaatının durdurulmasını emreder. Böylelikle Prizren’de önce hamam, daha sonra cami inşa edilir. Hamamın inşaatından sonra, işçiler, planlanan süre içinde cami inşaatını da tamamlarlar. Cami 1573 – 74 yılları arasında yapılmıştır. Caminin açılış merasiminde Mehmed Paşa’nın emri üzerine, giriş kapısına büyük bir kilit takılır. Açılış gününde paşa, cemaatle birlikte kapıya yaklaşınca: ‘ey kilit bu cami helal parayla yapılmışsa kendiliğinden açıl, haram karışmışsa açılma’ der. Biraz sonra kilit kendiliğinden açılır. Böylece cami inşaatında haram para karışmadığı bir daha tespit edilir. Bu kilit hadisesi hamamın açılışında da aynen tekrarlanır.

Minarenin külahında saplı olan kılıç hakkında hiç bilgi yok. Benim çocukluğumda duyduğum kadarıyla Kılıç hikayesi şöyle;

Cami inşaatı bitip ibadete açılır. Ramazan ayı gelmiştir. Gazi Mehmed Paşa camiye bayrak asın diye emir verir. Yanındakiler de nereye asalım deyince Paşa öfkelenerek kılıcını çıkarıp minarenin tepesine fırlatır. Kılıç külaha saplanınca ” İşte buraya asın bayrağı” diyerek bu bayrak asma olayını başlatır. Her Ramazan ayında kılıca bayrak asılır.

Cami, kubbesi ve minarenin külahında saplı kılıç görülüyor.

20150816_122252

Caminin çevresindeki evler onarılıp beyaz badana ve kahverengi tahtalarla, kenarları ve pencereleri ile süslenmiş sokak. Sağdaki bina 2 katlı, soldaki bina 3 katlı.

20150816_122322_HDR

Pencereleri kahverengi boyalı, beyaz badanalı müzenin yandan çekilmiş resmi.

20150816_122336

Müze içine giriyoruz kırmızı örtülü kaide üstünde dört başlı bir büst konulmuş. Başlar ayrı ayrı, gövdeler bir. duvarda kalabalık insanları gösterir tablo, altında niş içinde insan başı heykeli.

20150816_122500

İlginç tipiyle, pala bıyıklı, başında fesi, kalın paltosu ile Arnavut kahramanı. Yanında da sakallı bir heykel.

20150816_122507

Çocuklar her yerde saf, tertemiz ve sevimliler. Yanımıza gelerek resim çektiriyorlar tek bayan bisikletçi Tamam ile. Taş kaide üstünde çekiyorum.

20150816_122708

Müzenin içinde bir mangal görüyorum. Bizde aynı mangal vardı, bakır mangal ve tahtası aynı model. Karlı soğuk kış günlerinde kuzineden közleri kürekle alıp mangala atardı Annem. Biz de mangalın başında oturup ısıtırdık kardan adam yaparken üşüyen ellerimizi. Hiç unutmam, henüz 3 yada 4 yaşlarında ilk sigara içme denemeleri. Yine bir kış günü, eve gelen misafirleri ağırlayan Annem mangalın başında oturup kahve ve sigara içerek sohbet etmişlerdi. Annem sigara pek içmezdi. Sadece öyle kahve ile bir tane tüttürürdü. Biten sigaraları küle batırıp söndürürlerdi. Misafirleri sokak kapısına kadar uğurlamak için dışarı çıktıklarında mangalın başında oturan ben ilk sigara izmaritini mangalda ki közde misafirler nasıl içiyorsa ben de öyle yaktım. Çocuk aklı işte… Misafirleri uğurladıktan sonra odaya giren Annem benim ağzımda sigara ile görünce yanıma gelerek “Öyle içilmez böyle içilir” diyerek sigaranın ateş olan tarafını ağzıma getirdi. Sigaranın ateşi hemen dudaklarımı yaktı. Bende feryat figan müthiş bir şekilde. Bağıra bağıra yana dudaklarımın acısıyla ağlıyordum. Ağlaya ağlaya evde bizimle beraber yaşayan Annemin Anneannesinin ardına sığındım. Evde tek kurtarıcım Cüzide Nane beni eteğine alarak annemin hiddetinden korudu. Anneme çıkışarak “Ne araysın küçük çocoktan, zaten yakmışın dudaklarıni. Hiç mi acımaysın evladıni” diye Annemi azarladı. Annem okuma yazma bilmezdi ama Türk gelenekleri ile yetişmiş, bir evde 8 kişiyi çekip çevirecek kadar bilgiliydi. Elbette sigaranın kötü olduğunu bildiğinden bana öyle davranmıştı. Her yaramazlık sonunda Annemin dayağından kurtulmak için Nanemin eteğine sığınırdım.  Bu olayı her zaman anarım mangalı görünce. Annemin bu davranışına rağmen yine de sigara içmeye devam ettim. Hem de çocukluğumdan itibaren. Keşke Annem olsaydı da tekrar dudaklarımı yakıp sigarayı bırakmama neden olsaydı….Ahhh Annem, canım Annem…..

Kırmızı halı üstünde tahtadan, şekilli kesilmiş sehpa ortasına bakır mangal. İki tarafında da mangalı kaldırmak işin tutacak. Tutacaklar pirinçten, mangal ve tutacaklar parlatılmayıp kararmış durumda.

20150816_123003

Babamın babası Dedemi hiç görememişim. Ben doğmadan ölmüş. Kendisi sert Arnavutlardan. Sertliğinden yanında öyle kimse rahat duramazmış. Yoksa gazabına uğramaktansa yerin dibine bat. Babaannem tatlı bir ihtiyar, Amcamlarda kalırdı. Ev zaten dedemin eviydi. Amcamlara kalmaya gittiğimizde evin en küçüğü olarak Babaannem beni kollardı. Onunla beraber yatardım soğuk kış gecelerinde. Babaannemin sıcaklığı yorganın altında da devam ederdi. Sanki fırın gibiydi. Soğuktan üşümüş halde yanına yatmaya girince beni sarar, hemen ısıtırdı kısa sürede. Babaannem Türkçe bilmezdi, Arnavutça konuşurdu. Nasıl anlaşırdık bilmem ama iyi anlaştığıma eminim. Gerçi o zamanlar Arnavutça konuşup anlayabiliyordum. Hala onun sıcaklığını özlüyorum. Tahtadan yapılmış halı dokuma tezgahı. İçi boş durumda.

20150816_123027

Evimizin büyük bir salonu vardı. Bu salonda; giriş tarafında köşede perdeli hamamcık. Kış günlerinde banyoyu burada yapardık. Kapının girişinde kuzine, sadece odun yanardı kuzinede. Tüm yemekler, fırınında Annemin yoğurduğu mis gibi ekmek pişerdi. Çaydanlık da devamlı olarak üstünde kaynayıp demlenirdi. Sütten kesildikten sonra tabakta çay poparası verirdi sabah kahvaltısında Annem. Annemin Anneannesi Cüzide Nane Annem yardımcı olurdu evde 100 yaşına merdiven dayamış haliyle. İki dünya savaşını yaşamış, çeşitli ulusların işgallerini görmüş ama toprağını terk etmemiş. Bu yaşına rağmen hala dinç ve evin tüm işini yapacak kadar hareketliydi. Tüm kış ailecek aynı odada yaşantımız sürerken bir kişi grip oldu mu herkes grip olup yatağa düşerdi. Hiç unutmam tüm aile grip olmuş yatak yorgan yatarken sadece Nane ayaktaydı. Yemekleri o yapar, bize yedirip bakardı. 5 kardeşin en küçüğü olarak fazla şımartılmışım. Eh biraz da yaramazlık yapardım, her yaramazlıktan sonra Annem  bana kızıp peşimden kovalamaya başladığında hemen Cüzide Nane’nin ardına saklanırdım. Cüzide Nane de beni Annemden korur, dayak yememi engellerdi.

Tamamen bakır işlenerek kadeh gibi yapılmış değişik bir mangal kırmızı halının üstünde.

20150816_123035

Kendi evi olmasına rağmen bize sık sık Annemin babası Sıtki Babo gelirdi kalmaya. Emekli maaşını aldı mı bizlere Topli adlı poğaça alırdı fırından. Bana da oyuncak almadan edemezdi. Her gelişinde eli boş olmazdı Sıtki Babomun. Sıtki Babo okumuş yazmış, kısaca mürekkep yalamış birisi. Osmanlıca okur yazardı. Bir de anımsadığım kadarı ile çokça masal bilirdi. Uzun kış gecelerinde bize kalmaya gelince 5 torununu etrafına toplar masal anlatmaya başlardı. Öyle masallar anlatırdı ki bir gecede bitecek masal değildi. Masal, uykumuz gelinceye kadar anlatırdı Sıtki Babo. Ertesi akşam yemekten sonra kaldığı yerden anlatmaya başlardı. Sıtki Babo yaşamışlığı, gün geçirmişliği bizler hayranlıkla onu dinlemeye doyamazdık. Evde ana dilimiz Türkçe idi. Cüzide Nane, Sıtki Babo ve 5 kardeş evde sürekli olarak Türkçe konuşurduk.

Başka bir yerde değişik mangal. Ayakları demirden ve üzerinde kapağı olan bir mangal.

20150816_123043

Arasta Camii Minaresi: Hemen karşıda, öyle tek başına kalakalmış bir minare var. Caminin kapalı bir çarşısı (yani arastası) varmış zamanında. Epey kocaman bir kompleks yani. 1960’larda komünist rejim buraya yeni bir bina yapmak isteyince camiyi yıkmış, minaresini bırakmış sadece. Karşıda Sinan Paşa camisi görünüyor. Burası şehrin merkezi ve ana caddesi. Sağda Teranda oteli.

10981441_913165968733563_7676878014311715603_n

Gazi Mehmet Paşa hamamı Cami yapılırken yapılıp hizmete sunulan kadın ve erkekler aynı anda kullanabildikleri çifte hamam sınıfına dahildir.  1573 yılında Gazi Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hamam son yapılan restorasyon çalışmalarında taş yapısı berbat edilerek sıva ile çirkin bir yapıya dönüşmüş durumda. Bu restorasyonun berbat olması durdurulmuştur. Hamam aynı zamanda buluşma noktası olarak kullanılmakta. “Nerede buluşalım? Hamamda” diye. Ayrıca “Neredesin?” diye sorulunca “Hamamdayım” diye cevap verilirdi. Hamamın arkasında cami minaresi görünüyor.

11008410_913165985400228_6021629651400336984_n

Prizren şehri ana caddelerinde bisikletlerimizle yaptığımız tur devam ediyor. Halkın şaşkın bakışları arasında ilerliyoruz. Kimisi durup alkışlıyor bizleri. Pek sık rastlamadığımız açık camilerden birine geldik. Kırık cami dedikleri Namazgah 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından ordu sefere giderken Cuma namazı için yaptırmıştır. Yugoslavya döneminde yıkık ve harap olarak zor ayakta duran yapı Türkiye tarafından onarılarak özgün yapısına kavuşmuştur. Demir parmaklıklı duvar dibindeki tabelasını çekiyorum. Tabelada; Namazgah – 1455 yazılmış, altında Türkçe, Sırpça, Arnavutça ve İngilizce tarihi hakkında bilgiler yazılmış.

11988552_10207492697891077_8302888343138098653_n

Bisikletlerle namazgah içine giriyoruz. İçerisi çimen kaplı, avlu ise kayrak taşı döşeli.

20150816_124801

Namazgah etrafı ve üstü açık olan bir yer. Onarımda küçük bir alan 1 metre kadar yükseltilip namaz kılınan yeri olarak yapılmış. Avlu ile birlikte çekiyorum uzaktan.

20150816_124818

Kesme taş ile yapılmış namazgah üç basamakla çıkılıyor. Girişinde kemerli bir kapıdan giriliyor. Üst kısmı düz, duvarsız bir platform. Sağda cuma hutbesinin okunduğu mimbere merdivenlerle çıkılıyor, üstünde minare yapılmış Mimber merdivenlerin başlangıcında kemerli, sütunlu kapı var.

11013305_10207492697451066_5389654713190958693_n

Namazgahta Türk köyü olan Mamuşa’ya gidelim diye karar aldık. Bunu öğle yemeği için bize evinde Prizren’e ait olan Fulya hamur böreği yapan Halamın oğluna bildirdim. İlk önce tamam dedi, ardından kızgın biçimde telefonda yaptığım değişikliği onaylamadığını bildirince ne yapacağımı karar veremedim ilk önce. Halamın oğlu Cevat ta Şubat ayında bana söz vermişti Fulya yaparım diye. Şimdi iş sarpa sarmadan fikrimi değiştirerek Mamuşa’ya gitmeyip Öğlen yemeği için kamp alanına gideceğimizi bildirdim arkadaşlara. Halamın oğlunu telefonla defalarca aramama rağmen açmaması üzerine grubu tura devam etmesini söyleyerek ayrıldım. Grup programa göre devam edip kamp alanına gidecekti. Ben de bisiklete atlayıp Halamın oğlu Cevat’ın evine vardım. Bana epey kızgındı, zaten saatlerce ateşin başında epey kızgın durumda olan Cevat bana da kızınca kor haline gelmişti. Cevat’a sarılıp özür üstüne özür dileyerek ateşini söndürdüm.

Ama ocağın ateşini söndürmeden fulya yapımına devam etti sağ olsun. Davul biçimindeki ocakta tahta parçaları yanıyor. Soba borusu ile dumanlar bacaya gidiyor. Üzeri kül kaplı sac kızmış halde soldaki tepsinin üzerinde cıvık hamuru pişiriyor. Yedek saç ocağın yanında.

20150816_133447

Neyse beni sevdiğinden affederek yapmakta olduğu Fulya tepsisini bitirdiler. Cevat Eşi ile birlikte saatlerce süren bu pişirme olayını uyum içinde yapıyorlar. Tepside pişen fulyayı çekiyorum. Yanında cıvık hamur olan leğen var.

20150816_134400

Bu da kısa bir videosu Fulya yapımının. Youtube den izleyebilirsiniz.

Ben Fulyanın bitmesini beklerken grup şehri dolaşmaya devam ediyorlardı. Benden sonra ilk olarak Karabaş denilen eski Osmanlı mezarlığını ziyaret ediyorlar. Karabaş aynı zamanda 6 Mayıs Hıdırellez gününün piknik yapılan mesire yeri olarak kullanıldığı yer.  5 Mayıs akşamı ateş yakılıp Hızır ve İlyas hazretlerinin buluşmasını kutlar, ateşin üstünden atlayıp dileklerin gerçekleşmesini dilerlerdi. 6 Mayısta da yiyeceklerini alıp baharın yaza kavuşmasını, son kış yiyeceklerinin evde değil de açık havada hep birlikte yemek için kırlara çıkarlardı. O gün pamuk helva, kaynamış darı, şekerli elma, top haline getirilmiş şekerli pembe patlamış mısır satıcıları gelip tezgahlarda satarlardı. Ortalık bayram havasına dönerdi.

Arkadaşlar tabelayı çekmiş, Tabelada Türk bayrağı solda ve Osmanlı Mezarlığı (Karabaş) Osmanlı mezarlığı (Müslüman mezarlığı) XV. Yüzyılda yapılmış olup, mezarlığın içine ünlü Türk komutanı Horasanlı Karabaş Baba, Kemani Rabia hanım ve şeyh Hüseyin ile şeyh Abdülrahman’ın türbeleri bulunmaktadır. Osmanlı mezarlığı 2.9 hektarlık alana sahiptir. Prizren belediyesi kadastro kayıtlarında Türk mezarlığı olarak kaydı bulunmaktadır. Mezarlığın sahibi Prizren İslam birliği heyetidir.

Altında Arnavutça ve Sırpça devam yazılmış.

11988233_10207492699411115_4428044099238683638_n

Mezarlık üstte olduğundan merdivenlerle çıkılmaktadır. Mezarlığın etrafı taş duvar ve demir parmaklıkla çevrelenmiş. Bu işi yapan Tika da tabelasını kondurmuş kapının soluna.

11923216_10207492698811100_4618018654664387807_n

Mezarlık içinde mezar taşları isimsiz ve Türbe yapıları küçük ev gibi yapılmış.

11951430_10153602551181170_7688641896217458982_o

Osmanlı mezarlığından sonra yola devam edilmiş. Yolun devamında Terzi mahalle camisi önünden geçilmiş. Terzi Mahalle Camisi, bu mahalle aynı zamanda benim doğduğum mahalle. Evimiz  az yukarıda 2. sokakta. Cami de mahallemizin Camisi. Çocukluğumuzda Caminin ön tarafında asırlık ağaçlar bulunuyordu. Şimdi yerinde yeller esiyor. Caminin yanından yukarı doğru giden sokak Bülbül deresine gider. Bahar aylarında 21 Mart nevruz kutlamalarında baharın gelişini kutlardık. Bu kutlamada Ortodoksların adetleri de  karışmıştı. Kaynamış yumurtaları rengarenk boyayıp bayır aşağı yuvarlardık. Eğer yumurta kırılmazsa dileğin gerçek olurdu. Bu adet nasıl girmiş Nevruz kutlamalarına anlamış değilim. Bir de yukarı çıkan bu sokak Prizren de kızakla kayılacak en iyi bir eğime sahip. Kışın kar yağdığında tüm Prizren gençleri, çocukları kızaklarını alıp buraya kaymaya gelirlerdi. Kızaklar iki çeşitti, birisi büyük üç kişilikti. İkincisi tek kişilik 15 santim yüksekliğinde, tahtadan, kızak olan yere demir tutturularak kullanılan bir kızaktı. Kızakları elde sokağın en yukarısına çıkararak aşağı kaymaya başlarlardı. Tek kişilik kızakları olanlar tren katarı gibi olurdu. Kızaklara oturup ayaklarını öndeki kişinin önüne dolardı. Böylece sekiz on kişi ardı ardına birbirine bacakları dolanmış durumda tren katarı gibi ötekinin peşi sıra aşağıya kadar çılgınca inerlerdi. Kış günlerinde burada kızaklarla kaymak en büyük eğlencemizdi ve çocukluğumda mutluydum, hem de çok…

Cami iki katlı, tek minareli, avlusu tüksek duvarlı ve demir parmaklıklı. Sokaktaki ağaç direkte Telefon kabloları karman çorman.

010320158755

Mahallemizde bulunan İlk öğretim okulu. Mustafa Baki İlk okulu. Ben bu okulda 3. sınıfın ilk yarı dönemine kadar okudum. Okulda iki dilde öğretim yapılmaktaydı. Arnavutça ve Türkçe. Abim Arnavutça, en küçük ablam ve ben Türkçe öğrenim aldık. Diğer iki ablam başka bir okulda Sırpça okuyorlardı. Resimde gördüğünüz bina 2012 yılında arka kısmında yapılan inşaat kazısında toprağın kayması sonucu hasar oluştu. Neyse ki yaz tatili olması herhangi bir kötü durum yaratmadı. Şimdi okul yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Ağaçların bir kısmını Abim dikmiştir.

295943_227236543993179_7448941_n

Henüz 2. sınıftayım. Öğretmenim ve sınıf arkadaşlarım ile okulun arka bahçesinde çekilmiş bir resim. O zaman yeni Öğretmen olmuş genç Öğretmenimiz Mürvet Karahoda bizi okuturdu. Geçtiğimiz yıl Öğretmenimi buldum. 70 yaşında olmasına rağmen ilk gördüğümde sanki hiç değişmemiş, genç haliyle karşımda buldum. Daha önce haber verdiğimiz için bende olan aynı resmi çıkarıp bana gösterdi. Ben Öğretmenim dışında sınıf arkadaşlarımın hiç birini hatırlamıyordum. İsimleri de yoktu kafamda. Sanki günlere ait her şey silinmişti. Öğretmenim ilk okula yeni başlamışım gibi elimde defter kalem ile sınıf arkadaşlarımın isimlerini resimde tek tek göstererek yazdırdı. Arkadaşlarımın kimisi yurt dışında çalışmaya gidip yerleşmiş, kimisi ölmüş. Kimisi de Prizren de. Görüştüklerinin yerlerini bana söyledi Öğretmenim. Facebook ta bir kaç arkadaşımı buldum. İstanbul da olan sıra arkadaşım ile yazışmaya başladım. Sınıfta sıralarda kız ve erkek yan yana olacak şekilde otururduk. Sıra arkadaşım haliyle kız ama ben hiç birini, yanımdakini bile hatırlamıyorum bile. Bu duruma çok sıkılıyordum. Neyse sıra arkadaşım bana tekrar sınıftaki arkadaşlarımı tek tek hatırlatmaya çalıştı. Sınıftaki son günü anlatınca şimdiki durumumu anladım. Türkiye’ye taşınırken sınıftaki son günümde Babam gelip sınıftan beni almış. Ben gitmek istemediğimden ağlaya ağlaya arkadaşlarımdan koparıp almış. İşte hatırlayamamın nedeni o gün yaşadığım travma. O andan önceki hafızamdan her şey silinmiş. Sınıf arkadaşlarımı ve Arnavutçayı tamamen unutmuşum. Şimdi resme bakıp o günleri hatırlamaya çalışıyorum. Hayatta olanları tek tek zamanla bulacağımı umuyorum. Bu resim 1969 yılının Nisan ayında 2. sınıfa gittiğim yıl çekilmiş. Okulumdan kalan tek hatıra….

O yıllarda söylediğimiz çocuk şarkısı;

Yarın öbür gün

Biz çiçeğe gideriz

Haydi be Şeriban

Bizimle beraber..

 

Yarın öbür gün

Biz çiçeğe gideriz

Haydi be Afrim

Bizimle beraber…

Aşağıda genç Mürvet Öğretmen ve sınıf arkadaşlarımla beraber okul merdivenlerinde çekildiğimiz resim siyah – beyaz. 10 Erkek Öğrenci, 13 Kız Öğrenci. Toplam 23 Öğrenci.

1014065_695397837177045_1138479313_n

Neyse biz şehir turuna devam edelim. Katolik Klisesi Kisha e Zonjës Ndihmëtare Yardımcı Bayan Konkatedrali 1870 yılında Argjipeshkvi Dario Buciarelli inşa ederken, daha geçlerde Toma Glasanoviq çan kulesini dikmiştir. Bina sözde treainate ve sözde sunak ark seklindedir.

010320158756

Şehrin en önemli yerinin başladığı yer. Arnavut kaldırımı döşeli olan sokak tüm Prizren’in buluştuğu bir sokak. Ne zaman başladığı belli olmayan bir yürüyüş yeri, adına Korzo dedikleri bu sokağın başlangıç yeri. Gündüzleri dükkanların açık olduğu çarşı akşamları başka bir görünüme dönüşüyor. İnsanlar gündüz işinde çalıştıktan sonra  akşam ailesi ile birlikte burada yürüyüş yaparlar. Daha çok etli yapılan Prizren yemekleri hazım için uygun yürüyüş yeri olan Korzo da gezinerek eritirlerdi. Yaklaşık 500 metre olan Korzo gezinti yeri her akşam insanların beraber buluşup yan yana sohbet ederek bir ileri bir geri gidip gelirler. Bu gezintide zamanla herkes kendi kafa dengi arkadaşını bulur sağlam arkadaşlıklar kurulurdu. Gençler birbirlerini süzer kendine eş seçerlerdi yürüyüşte. Tabi ki sonunda evlilikle biten bu gezintiler tüm kasaba halkı birbirileri ile tanışmış olurlardı. Babamın arkadaşlarının çocukları ile hala dostuz ve birbirimiz ile görüşürüz.

010320158758

Küçük bir şapel. Kisha e Shën Nikollës Qafa e pazarit Prizren’deki Aziz Nikola Kilisesi veya Tutiçin Kilisesi 1331/1332 yıllarında inşa edilmiştir. Kilise Aziz Corc ve Ranoviç Kilisesinin altında Prizren’in merkezinde bulunmaktadır.

010320158759

Ortadosk klisesi. Kisha e madhe e Shën Gjergjit Runoviç. Aziz Cerc Kilisesi- Prizren’in eski yeri olan Şadırvan Bölgesindedir. Bina XV yy ‘lın sonunda Runoviç kardeşler tarafından yapılmış ve Aziz Cerc’e verilmiştir.

010320158761

Sinan Paşa Cami, MS. 1615 (hicrî 1024) yılında Kosova’da bulunan Osmanlı-Türk eserleri içinde en ünlülerinden biridir. Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu kayıt, cami içinde de mevcuttur.

010320158763

Yeni mahallede bulunan Cuma camisi. Prizren de bir tek bir kilisenin camiye dönüştürülmesi olmuştur. Bogorodica Ljeevişka Katedrali olarak yapılan kilise Fatih Sultan Mehmet Prizren’i ele geçirdikten sonra bu kilisede Cuma namazını kılmış. Ardından kilise camiye dönüştürülüp adı Cuma Cami olmuştur. Osmanlı’nın elinden çıkan Prizren de bir süre cami olarak kullanıldıktan sonra tekrar kiliseye çevrilmiştir. MS. XIII. yüzyılda katedral olarak gelişen yapı hakkında yapılan incelemelerle ve elde edilen bazı buluntular bu mabedin kuruluşunu MS. X. yüzyıl olarak belirtmektedir. Kosova’nın Sırpların egemenliğinde olduğu devirde katedral olarak ismi Bogorodica Ljeviška’dır. 1306/7 yılında Kral Stefan Uroš II. Milutin tarafından restore edilmiştir. Bizans İmparatoru II. Basil tarafından Sırp Ortodoks Kilisesi’nin, 1018 yılında bu kilisede yerleştirildiği farz edilmektedir. Katedral olarak XIV. yüzyılda Stefan Uroš II. Milutin tarafından inşa edilmiştir. Çan kulesi üç katlı kare biçiminde yapılmış.

040320158766

Saat kule, kulenin etrafı evlerle öyle çevrilmiş ki bulmak imkansız. 17 Yüzyılda yapıldığı biliniyor. Yanında da Arkeoloji müzesi bulunmaktadır.

040320158767

Maraş semptinde Ak derenin kıyısında 400 yıllık çınar bulunmaktadır. Çınar anıt ağaç olarak koruma altına alınmıştır.

180120144850

Çınar deyince aklıma Babam geliyor. Babalar Çınar gibi yere ayaklarını sağlam basan kökleri toprağın derinliklerinde ki Suyu yaşam kaynağı olarak tüm gövdesine hayat verir. Ben çınarları İnsana benzetirim. Asırlarca yaşaması İnsanın köklerinin güçlü olması gibidir. Kocaman dalları ile çocuklarını kucaklayan kollara benzetirim Babam gibi. Hayatın zorluklarına karşı direnen, onları koruma altına alan, en sert kış günlerinde ısıtan, en sıcak yaz günlerinde gölge olan Babam. Asırlardır toprakta yatan Atalarından aldığı güçle çocuklarını kollayıp büyüten ve geleceğe hazırlayan Babam. Babam tek başına, 5 çocuk, Annem ve asırlık Nane ile 8 kişiye bakıyordu maaş ile. Hastanede sağlık memuru olarak ameliyathanede çalışıyordu. Sağlık memuru olarak çalıştığı için herkesin iğnesini yapar ve hiç bir zaman para almazdı. Sağlığın para ile alınmayacağına inanırdı. Babamın aldığı maaş iyi olmalı ki baktığı 8 nüfusa karşılık evimizde her şey boldu. Yugoslavya’nın Tito zamanında en iyi döneminde Hastaneye çalışacak biri için Türkiye’ye göç etme kararı almış. İşe Arnavut yerine Sırp alınınca ta o zamanda anlamış Yugoslavya’nın geleceğini. 1969 yılının Aralık ayında tüm işlemlerini tamamlayıp Türkiye’ye göç ettik. İzmir de bulunan akrabamızın yanında bir süre kaldıktan sonra kiralık olarak hemşerinin evinde 1 yıl kaldıktan sonra kendi evimizi yapıp yerleştik. Hemşerimiz de babamın elinden aldığı paraları geri verirken gıdım gıdım geri verdi. Ayrıca işe yerleştireceğim diye sağlık diplomasını da Ankara da kaybetti. Babam Sağlıkçı olarak değil de hademe olarak sağlık ocağında çalışıp emekli olabildi. Tüm bu zorlukları yeni bir ülkede 8 nüfus ile birlikte bizleri aç ve açıkta bırakmadan bu günlere getirdi. 5 çocuğunu da evlendirdi. Annem de her zaman ona destek oldu ve yalnız bırakmadı hayat yolunda. Annem ve Babam tüm bu zorluklarda neşe içindeki muhabbetleri, kavgasız gürültüsüz ömürlerinin sonuna kadar beraberdiler. Hiç kavga ettiklerini görmedim, birbirlerine kızdıklarında bir süre konuşmazlardı. Birbirlerine hakaret etmeden alttan alıp ortalığı sakinleştirirlerdi. Sonra barışır muhabbetlerine devam ederlerdi. Evde küfürlü konuşma hiç olmazdı ve hala olmaz. Annem ve Babam mükemmel insanlardı. Ben Babamın çınara benzediğini Babam öldükten sonra anladım. Babam olmayınca yaşamın yükü sanki benim omuzlarıma yüklendi. Şimdi ben de köklerimin toprakta olduğunu biliyorum ve oradan aldığım güçle çocuklarıma ve insanlara hayat vermeye çalışıyorum. Babam Çınar gibiydi…

180120144849

Prizren Tarih ve Kültür turumuz bittikten sonra kamp alanında toplandık. Halamın oğlunun pişirdiği Fulya tepsisini kamp alanında karpuz ve reçelle yedik. Fulyayı yerken bir yağmur indirdi ki kamp alanında bulunan güneş şemsiyesinin altında yemek zorunda kaldık. Gerçekten de nefis olmuştu Fulya. Ellerine sağlık halamın oğlu Cevat ve eşi Lume. Yemekten sonra serbest zaman olduğu için herkes kendi havasında takıldı. Akşam yemeğini de Şadırvan da iyi bir lokantada yedik, yemekler nefisti.

Bu akşam Dokufest kısa film festivalinin kapanış gecesi. Ödül töreni galaya davetliyiz. Bizi galaya Amcamın torunu Nezir festivalde çalıştığı için alacak. Kendisi başka sinema gösterim yerinde olduğu için galada yok. Kapıdaki görevli Nezir’le telefon görüşmesinin ardından içeriye alınıyoruz. Ödül töreni henüz başlamış. Festivale katılan yapımcılar, oyuncular tek tek çağırılarak ödüllerini veriyor festival komitesi.

20150816_204838_HDR

Ödül töreni bittikten sonra birinci gelen filmi gösteriyorlar yazlık sinema perdesinde.

20150816_204918

Film bittikten sonra seyirciler çıkış kapısına doğru hücum edince bir süre bekledik kapının boşalması için. Perdeye yansıyan kameramanın görüntüsü güzel bir kompozisyon oluşturuyor. Kameraman ve omuzunda kamerası.

20150816_205640

Sinemadan çıkıp kamp alanına giderek günün yorgunluğunu gidermek için çadırlara girip yatıyoruz. Yarın tur başlayacak, bakalım nasıl olacak Kosova turu. Bu düşüncelerle uykuya dalıyorum.

Bu gün yaptığımız yol 14 km civarı

Powered by Wikiloc

Uluslararası Kosova Bisiklet Turu, Hazırlık

Kosova Bisiklet Turuna Hazırlık

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

 YOL GÖRÜNDÜ

Gidiyorum dedim

 Zor olmayacak mı dedi

 Kolay var mı dedim

 Sen ki Gölü’nü beslemek için Taşı delip akıyorsun

 Haklısın dedi Zora alışıp yol ediyorum

 Yolu bulup akmak Lazım dedim

 Kendi yolunu açıp Akman Lazım dedi

 Yollara akmak lazım dedim

 Yolunda akasın, dedi

 Gözüme bir damla verdi akıttı

Al dedi yolluk olsun….

Esmaeseraçıkgöz

 

Öne çıkmış olan görsel, avucumda böğürtlen, bisikletim KUZ ile birlikte.

20150811_122347

Türkiye’nin bir çok yerinde bisiklet festivali düzenleniyor. Bisiklet festivalleri o kadar çoğaldı ki aynı tarihlerde 3 ayrı yerde görmek olası. Her yıl tekrarlanan bisiklet festivallerinin bazılarına gittim. Festivallere giderken araç kullanmayı sevmediğimden festivalin yapıldığı yere kadar bisikletimle gitmeyi tercih ettim.

Festivalde en önemli unsur ; yemek, çadır kurma yeri, duş ve tuvalet. Bu üçünü haletin mi gerisi kolay. Bunlar önemli festivalde. Diğer bir konu da turu götürecek ekibin iyi olması. Ekipteki arkadaşlar tur güzergahlarını iyi bilecek, olabilecek sorunların üstesinden anında başa çıkıp güvenli bir biçimde tura katılanları varacağımız noktaya götürmek. Turda bir öncü ve bir artçı olmalı ve turdakileri kimseyi yolda bırakmadan hep birlikte yol almalı. Lastik patlağı ya da herhangi bir arızada teknik konuları çözebilmeli. Diğer bir konu da mutlaka ufak tefek yaralanmalarda kullanılmak üzere sağlık çantası olmalı. Bunların dışında festival harcamaları için sponsor bulunursa katılımcılardan alınacak ücret düşer. Tabi ki sponsorun ne kadar katkı sağlayacağı önemli.

Ben Kosova Prizren doğumluyum, 9 yaşımda ailem ile birlikte Türkiye’ye göç ederek İzmir’e yerleşip evimizi yaptık. Diğer akrabalarım hala Kosova da yaşamakta ve sık sık Kosova’ya gidip geliyorum. Bisikletçi arkadaşlarım Kosova da bisiklet turu yapalım diye bana istekte bulunuyorlardı sık sık. Ben de ne zaman vizesiz gideriz o zaman Kosova da ve Balkanlar da bisiklet turu yaparız diyordum. Gerçekten de şu vize işlemleri, konsoloslukta bin bir çeşit eziyet. Yetmedi sınırda bekleme, gümrük memurunun insafına kalmışsın. Bunları hiç sevmiyorum ve daha çok gidip gelirken uçakla yolculuk yapıyorum. Kosova’ya gitmek için 3 sınırdan geçmek gerek. Her sınırda bir çıkış işlemi yaptırıyorsun bir de diğer ülkeye girerken giriş işlemi. Benim için büyük eziyet. Her gün gümrük memurlarının yüzlerce insanla uğraşmasının getirdiği psikolojik bozukluk ister istemez kapıdan geçen insanlara yansıtıyor.

Böyle gidip gelmelerde geçen yıl Prizren de Perşembe akşamı bisikletçileri grubu kurdum. Bisikletçi Yaşar Curci ile tanışıp birlikte her perşembe saat 20:00 de Prizren’in merkezinde Şadırvan çeşmesindeki meydanda buluşup şehir turu atmaya başladık. Bir kaç perşembe turundan sonra ben görevi Yaşar Curci’ye bırakarak Türkiye’ye döndüm. Yaşar elinden geldiği kadarı ile her perşembe turu yaptı. Bu yıl Kosova’ya gidince Perşembe akşamı bisikletçilerinin 1. yıl dönümü oldu. Yıl dönümü için güzel bir pasta yaptırdık hep birlikte.

220120158569

Kafamda olan Kosova bisiklet festivali için çalışmalara başladım. Kosova da yada başka bir yerde bisiklet festivali yapmak için kurumlar ve sponsorlar için resmi bir kimlik, yani dernek olmak gerek. Bunun için Prizren Bisikletçileri Derneği kurma çalışmalarına başladık. Dernek kurucuları oluşturup resmi makama başvuruyu yaptık. Haritadan tur rotasını planlayıp kamp yerlerini, mola yerlerini belirledik. Tur programını hazırlayıp nerede mola vereceğimiz, nerede kamp yapacağız, hangi yoldan gideceğiz, bunların hepsini tek tek belirledik. Festival tarihi Prizren de her yıl yapılan Dokufest kısa film festivalinin son gününde biz de orda olacak şekilde ayarladık. 16 Ağustos pazar günü film festivalinin son günü. Ertesi gün biz turumuza başlayacaktık. 5 gün boyunca Prizren’den başlayıp Gjakova – Peja – Mitrovica – Priştine – Ferizay – Prizren dolaşacaktık. En önemli sorun yemek işi oldu ama tanıdık birisini yemek işi için görüştüm. Yemek listesini vererek bana günlük fiyat çıkarmasını söyledim. Her gün sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği ve günde 2 kez çay. 5 gün boyunca bize bulunduğumuz yere getirerek yemekleri saatinde verecekti. Yemek listesine göre günlük kişi başı fiyatı bildirince anlaştık. Yemek işi hallolmuştu, benim için en büyük iş buydu tur için. Henüz dernek kurulmadığı için belediyelerle resmi görüşme yapamadık. Hava kış ve soğuk olduğundan tur keşfi de olmadı. Keşif işlerini bahar aylarına bıraktık. Dernek kurulduktan sonra da resmi başvuruları yaparsınız diyerek Yaşar Curci’ye görevi bırakıp Türkiye’ye döndüm.

Daha sonra hazırlıklara başladım. Tur için düşündüğüm katılımcı sayısı 30 kişi. Ne olacak? nasıl olacak? bilemediğimden daha kalabalık yapmak istemedim. Tur 16 Ağustos 2015 – 22 Ağustos 2015 tarihleri arasında yapılacağından son 1 ay kala duyurusunu facebook ta etkinlik açarak bildirdik. Muhlis Dilmaç ile birlikte tur programı, tur rotası ve gidiş dönüş otobüs işlerini ayarlayıp katılımcıları belirledik. Yemek işini yapacak tanıdık işten vaz geçince ne yaparız diye düşünürken zaten her yerde köfteci, lokanta var. Fiyatlar da ucuz diyerek bir şekilde hallederiz dedik. Benim Kosova pasaportum olduğundan Bulgaristan dan vize almam gerekti. Son bir hafta kala vize için firmalara gidince vizenin bir hafta süreceğini öğrendim. Vize yetişmediği için uçakla gitmeye karar verdim. Bu bana biraz tuzluya patladı ama turu ben düzenlediğim için gitmem gerekti. Katılımcıların çoğu yeşil pasaportlu idi. Sadece biri şengen vizesi aldı, o da bin bir güçlükle.

Nasıl olsa uçakla gideceğimden biraz erken gidip henüz belirlenmemiş kamp yerlerini ayarlamam gerekti. Bisikletim için bir kutu aldım bisikletçiden. Tekerleklerini söküp havalarını indirdim. Bisikleti ve bagaj çantamı kutunun içine yerleştirip kutunun kapağını güzelce bantlıyorum. Bisiklet kolisini tartı aletinde tartınca 32 kg geldiğini gördüm. Uçakta bagaj hakkı 20 kg, ne yapacağız, 15 kg fazla var. Yanıma da öyle fazla bir şey almadım. Neyse 20 kg ilave bagaj aldım. Gideceğim gün daha önce bisikleti ile uçağa binmiş arkadaşım Mehmet Değirmenci’yi aradım telefonla bisikleti nasıl verdin diye. O da ” Bileti chek-in yaptırırken bisiklet olduğunu bildiriyorsun. Bisiklet ücreti 80 TL ödeyip tartıya girmeden koliyi alıyorlar” dedi. Ee ben ilave bagaj ücreti ödedim. Dur bakalım ne olacak. Yeğenim Beni arabasıyla hava alanına bıraktı. Bagaj el arabasına koliyi koyarak içeri girdim. Şansıma girişteki kontrol yerlerini kaldırmışlar İzmir de. Biletlerin alındığı yere gelip bileti almak için kimliğimi verdim. Görevli kolide ne var diye sormadan bisikletim var deyince “git ücretini yatır” dedi. Ücretini yatırdım gişesinden, sonra gelip biletimi aldım. Bisiklet kolisini tartmadan alıp götürdü bir görevli. Koli İstanbul da almadan direk Priştine de alacağım artık.

Uçak biletini alırken sabah uçağı 06:20 de İzmir İstanbul bilet fiyatı Akşam 23:15 uçağından 100 TL fazla olduğu için akşam uçağına almıştım. Nedense uçaklar rötarlı olduğu için benim uçağım 00:15 te anca kalkabildi. Bence sakıncası yoktu, nasıl olsa İstanbul Sabiha Gökçen hava alanında sabaha kadar bekleyecektim Priştine uçağının kalkış saatini. İstanbul’a vardım, saat 02:00 oldu bile. Hemen iç hatlardan dış hatlara gelerek pasaport kontrolünden geçerek sakin, yatabileceğim bir yer arayıp buldum. Yanımda el bagajı olarak bagaj çantamın üst kısmı var. İçinde de çamaşırlarım, pantolon ve tişörtler var. Polar ceketi ve kot pantolonu giyerek oturma yerine uzandım. Yastık olarak el çantası işe yaradı. Sabaha kadar öylece fazla derin uykuya dalmadan uyudum. Sabah olunca kalkıp tuvalette elimi yüzümü yıkayıp yanımda olan bisküvi ile sabah kahvaltısı yaptım. Eskiden 100 ml den fazla sıvı alamazdın dışarıdan hava alanının içine. Şimdi 1 Litreye kadar alabiliyorsun. Hava alanında nedense dükkan kiraları aşırı pahalı olduğu için yarım litrelik bir şişe su 4 TL civarında. Yiyecekler de ona göre ateş pahası, sanki aylık gelirimiz 10.000 Euro anasını satayım da dükkan kirasını ödesin. Suyumu da İzmir de evde çeşmeden doldurmuştum. Tonu 4 TL, burada tonu 16.000 TL. Bileti akşamdan aldığımdan uçağın binileceği kapı sabah saatlerinde monitörden öğrenerek kapıya doğru giderek açılmasını beklemeye başladım. Uçaklarım biri iniyor biri kalkıyor. Hava yağışlı diyordu ama parçalı bulutlu görünüyor dışarısı.

20150811_075256

Fazla rötar yapmadan uçak havalandı. Telefonum uçak modunda sadece resim çekmek için açtım. İstanbul – Priştine uçuşu 1 saat 15 dakika sürdü. Tam kanat üstündeyim, hem de pencere kenarında. Uçağın kanadını çekiyorum.

20150811_100837

Priştine hava alanına indi uçağımız. Pasaport kontrolünden geçerek bisiklet kolisinin gelmesini bekledim bir süre. Bagaj alım yerinden kolinin gelmesini beklerken el arabası ile bisikletim gelmiş haberim yok. Akamı dönünce kolimi gördüm, el arabasına üstünde öylece ortada duruyordu. Kolimi alıp tam çıkacakken gümrük polisleri beni durdurarak kolinin içinde ne var diye sordu Arnavutça olarak. Bende bisiklet var dedim tarzanca. Gümrük memuru maket bıçağı getirerek koli banlı olan kapağı keserek açtı. İçine şöyle bir baktıktan sonra geçebilirsin dedi. Diğer memur elimde koli bandı getirerek kapağı tekrar bantlamak istedi. Ben de gerek yok diyerek bantlatmadım. Araba ile koliyi dışarı çıkardım. İlk defa hava alanında beni karşılamaya kimse gelmedi. Bisiklet ile geldiğimden Prizren’e kadar bisiklet sürecektim nasıl olsa. KUZ’u kolisinden dikkatlice çıkararak tekerlekleri taktım. Ardından inik olan lastikleri pompa ile şişirdim, yola çıkmaya hazırım artık. Ben bisikleti toplarken meraklılar etrafımda toplanmaya başladı. Herkes bir şey soruyor Arnavutça, ben de Tarzanca cevap veriyorum. Koli içinde bisikletim.

20150811_104142

KUZ yola çıkmaya hazırdı, ilk defa yurt dışında bilinmeyen yerlerde gidecekti. Koliyi taşımaya gerek olmadığından katlayıp duvar kenarına bıraktım. KUZ ters olarak yerde nalları dikmiş olarak duruyor. Arkasında karton koli.

20150811_104823

Priştine Adem Jashari Havaalanı, KUZ ile bir resmini çekiyorum.

20150811_111149

Bagajın arkasına sarı yeleği takıyorum ki arkadan gelen arabalar beni fark etsin diye.. Sarı yelekte fosforlu iki şerit var.

20150811_111207

Hazır olunca yola çıktım, daha önce gideceğim yolu Wikioc adlı harita programında çizip telefonuma yüklemiştim. Program tam çalışmayınca bu kez navigasyon programını açtım. Hava alanı içinden geçen bir yol var, gideceğim yere doğru diğer yolla birleşiyor. Yol çok sakin, bir süre sonra Nato’nun askeri kamyonları görünmeye başlayınca herhalde askeri bölgeye girdim ilerde geri döndürecekler endişesi ile geri dönerek arabaların gittiği yoldan gitmeye başladım. Havaalanından çıkan yolu görünce sadece beton bariyerle araç girmesin diye kapatıldığını görünce boşuna geri döndüğümü anladım. Artık yapacak bir şey yok diyerek yola devam ettim. Önüme küçük köyler çıkıyor ama hiç birinde durmadan geçiyorum. Zaten köylerde bir şey yok, herkes işinde gücünde.

20150811_121115

Dağın bu tarafı ağaçsız, çıplak tepeler görünümünde. Biraz yükseklerde solda ağaçlar görünüyor. Yanımda evde yaptırdığım börek ve limonata var. Henüz kahvaltı yapmadım. Etrafta gölgelik bir alan olmadığı için güneşin altında durulmaz deyip dağa doğru çıkmaya devam ediyorum.

20150811_121343

Yol kıyısında böğürtlenler olmuş, hem de bayağı iriler. Durup atıştırıyorum taze olgunlaşmış siyah böğürtlenleri. Tatları nefis, yemeğe doyamıyor insan. Böğürtlenleri dalında çekiyorum.

20150811_122205

gi

git dedin

giderim dedim

gitme dedin

gitmem dedim

artık sen bilirsin dedin

artık ben bilrim dedim

agim rıfat yeşeren

Avucumda böğürtlenler ve bisikletim KUZ. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150811_122347

Ağaçlık alana geldim ama öyle yol kenarında düzlük yer olmadığından  dağın tepesine çıkıp inişe geçtikten sonra şöyle oturup karnımı doyuracak gölgelik bir alan görünce hemen duruyorum. Böreğimi limonata ile afiyetle yiyerek karnımı bir güzel doyuruyorum. Bayağı acıkmışım.

20150811_124747

Yoldan geçen arabalar beni fark etmiyor. Sadece traktörle geçenler beni fark ederek meraklı gözlerle bakıyorlar. Karnım doydu, ee bunun üstüne bir kahve gitmez mi ? Kahve takımımı çıkarıp kendime şöyle güzel bir kahve pişiriyorum. Keyfimin kahyasına diyecek yok çünkü yerine geliyor keyfimin kahyası. Kahve pişmekte bir güzel. Kamp tüpü üzerinde içi kahve dolu cezve pişerken yanında fincan.

20150811_130107

hiç önem vermediğim

çok önemli bir şey var

nedir o

ah !  bir bilsem nedir o

agim rıfat yeşeren

20150811_125806

Daha önce haritada çizdiğim yolu göremediğimden artık sorarak gidiyorum Prizren’e doğru. Marketteki çocuğa Prizren’e hangi yoldan gideceğimi sorunca o da bana sağdaki yola gideceğimi gösterdi. Güneşe bakarak az çok ters tarafa gittiğimi anlayıp motorlu birine daha sordum. Motorlu gittiğim taraf otobana doğru gidiyor dedi. Diğer taraftan gitmemi söyledi. Otobana bisikletle girmek yasak olduğunu biliyorum. Motorcu da bunu bildiğinden bana doğru yolu göstermişti. Üzüm bağı ve dağlar.

20150811_132931

Daha sonra bir köyde yol ikiye ayrıldığını görünce duraksadım. Sağdan dağa doğru gitmem gerektiğini tahmin ediyordum ama emin olmak için arabalı birine soruyorum yolu. O da ileride giden otobüsü takip etmemi söyledi. Neyse adamın dediği yerden gitmeye başladım. Ama yolun biraz uzattığını fark ettim ana yola çıkınca. Nedense Türkiye de olduğu gibi burada da yolu tarif edemiyor insanlar. Kendi bildiği yolu gösteriyorlar. Kestirme yada alternatif yolları bilemiyorlar maalesef. Beni her zaman yanlış yola sokuyorlar. Şu navigasyonu artık öğrenmem şart.

20150811_145306

Ana yola çıkınca hafif rampada zorlanmadan bisiklet sürmeye başladım. Kosova da araçların nasıl hareket edeceğini bilmiyordum. Gittiğim bu yolda araç trafiği yoğun. Ama dikkatimi çeken bir şey oldu; araçlar beni sıkıştırmadan, karşı yönden gelen araba olmadığı zamanda geçtiklerini fark ettim. Bu iyi bir durumdu, demek rahat gidecektim. Dhula diye bir yere doğru çıkıyorum. Çıkışı fazla sert olmayan bir yol da ilerliyorum. Bu ikinci dağ tırmanışım olacak. Zirveden sonra sadece iniş olacak ta Prizren’e kadar. Yol kıyısında meyve satan bir seyyar satıcıdan muz, şeftali ve üzüm alarak biraz vitamin takviyesi yapıyorum. Fazla yorulmasam da biraz dinlenmek iyi geldi.

20150811_151849

Bizde olduğu gibi burada da yol kenarları pet şişelerle dolu. Arabasında suyunu içen camdan dışarı atıyorlar sorumsuzca.

20150811_162059

Nihayet dağın zirvesine vardım. Bundan sonra iniş, zirvede durup bir resim çekiyorum KUZ’u. Prizren karşıda görünen dağların dibinde. Daha önce arabayla bir çok kez yolda gidip gelmiştim. Bana bu yokuşlar sert görünmüştü. Oysa bisikletle fark etmedim bile. Tıngır mıngır rahatça çıktım zirveye kadar. KUZ kavşağın ortasında.

20150811_162115

Zirveden aşağı kendimi bırakıyorum. Hızım zaman zaman 60 km’yi geçiyor. Yokuşu çıkarken beni sollayan arabalar artık beni sollayamıyorlar. Arabalarla aynı hızda iniyorum düzlüğe kadar. İniş elbette hızlı olunca çabuk oluyor. Ama rüzgar etkilemesin diye yağmurluğumu giyiyorum inmeye başlamadan önce, terliyim çünkü.

20150811_164132

Yol kıyısında restorant’ın yanında  tahta fıçı görüyorum. Fıçı ilgimi çekiyor, hem kocaman hem de elips biçiminde. Daha önce gördüğüm tahta fıçıların hepsi yuvarlaktı. Tahtalar dik, enine dört tane demir çemberle fıçı sabitlenmiş.

20150811_165252

İniş bitince düzlükte bisiklet sürmeye başladım. Düzlük dedimse hafif bir inişle gidiyorum. Gördüğünüz gibi yol kıyısında emniyet şeridi yok ve düşük banket. Araçlar saygı gösteriyor bana. Trafikte beraber gidiyoruz sorunsuz.

20150811_170740

Yaşar Curci ve yeğenim Denis benim geleceğimi biliyorlardı. Sadece ikisine haber vermiştim geleceğimi. Beni yolda karşılayacaklardı. Yaşar’ın işi çıkmış gelemiyor, Denis geliyor karşılamaya. Prizren’e yakın bir yerlerde buluşuyoruz Denis ile. Beraber tek sıra gidiyoruz, yol dar, yan yana bisiklet sürmek imkansız. Prizren şehrine giriş tabelası önünde durup resim çekiliyorum. Tabelada dört dilde yazılmış, Arnavutça, Sırpça, Türkçe ve İngilizce. Arnavutça; mirë se vini. Sırpça; Dobro došli. Türkçe Hoşgeldiniz. İngilizce; Welcome. Altında Prizren ve hız sınırı uyarısı kırmızı daire içinde 40 Km hızla gidileceği belirtilmiş. Denis beni tabela önünde çekiyor.

20150811_175945

Prizren de bir çok akraba var, ilk defa bisikletle böyle giriş yapıyorum. Benim için alışılmadık bir olay. Garibime gidiyor, şu sınırlar, vize olayları olmasaydı İzmir’den gelmek isterdim buralara kadar. Bir çok akraba olunca Denis nereye gideceğimi soruyor. Ben de ilk önce Şadırvana gidelim, bir makiato içelim çeşmeye karşı. Akşam üzeri saat 19:00 civarı. Kimseyi görmeden Şadırvana gelerek bir resim çektiriyorum KUZ ile. Arkada Şadırvan çeşmesinde su içen insanlar. Yer Arnavut kaldırım taşı ile döşeli.

20150811_182543

Dokufest film festivali olduğu için Şadırvan meydanı kalabalık. Çeşmenin üstüne de bizim havaalanı işletmesi Tav şirketi maket uçaklarla kapatmış. Tekrar gelmek için ilk önce Şadırvan çeşmesinden su içtim. Su dağlardan geliyor, buz gibi soğuk, sürekli akıyor durmadan. Denis ile kafeye oturup makiatoları ısmarladık. Denis’e babasını telefonla aratıp “Türkiye den bir arkadaşın gelmiş, seninle buluşmak istiyor Şadırvanda” demesini söyledim. Amcaoğlu Muharrem bir süre sonra Şadırvana geldi, meraklı gözerle bizleri arıyor neredeyiz diye. Ben onu gördüm ama o beni fark etmedi ilk önce. Ayağa kalkıp kendimi gösterince çok şaşırdı, sevindi, ne yapacağını bilemedi. Hasretle kucaklaştık çarşının ortasında. Benim geleceğimi hiç beklemiyordu. Beraber oturup hal hatır sormaya başladık. Geleceğimi biliyordu ama erkenden gelmemi beklemiyordu doğrusu. Makiatoları içtikten sonra izin istedim. “Nereye gidiyorsun bize gel” ısrarlarına karşılık; “Halama gideceğim ilk önce onunla buluşayım” diyerek halama doğru yola çıktım. Ne de olsa Kosova da ailenin en büyüğü. Alttan uçaklarla çekiyor beni Denis.

20150811_182554

Halamların da geleceğimden haberi yoktu. Bahçe kapısına bisikletin ön tekeri ile vurarak açıp içeri girince halamın oğlu, yengem şaşırdılar ne oluyor diye. Beni görünce sevinçle karşıladılar, hasretle kucaklaştık. Halam içerideydi, içeri girip beni görünce o da şaşırdı, sevinçten başladı ağlamaya beni görünce. 88 yaşında Tonton bir ihtiyar halam var. Hal hatır sormalardan sonra halamın oğlu bahçede kendisinin yetiştirdiği patlıcanları ( domates ) övünerek gösterdi. Domates te neredeyse bir kilo gelecek, maşallah. Kızarmış bir domatesi kopararak akşam yemeği için mutfağa götürdü.

20150812_082439

Ertesi gün akrabaları dolaşarak buluştum. Kosova turu için hemen araştırmalara başladım. Amca oğlunun arabası ile tüm Kosova’yı dolaşıp kamp yerlerini, mola yerlerini belirlememiz gerek. Buradaki arkadaşlar hiç bir ön hazırlık yapmamışlar. Artık benim halletmem gerek. İlk önce Prizren de dere kenarındaki kamp yerine giderek işletmeye bakan görevli ile görüştüm. Yanımda Denis var, tercümanlık yapıyor. Ben çok az Arnavutça biliyorum, kimisi hiç Türkçe bilmiyor yada az biliyor benim gibi. Kamp görevlisi ile anlaşarak ilk sorunu hallettik böylece. Kampta Dokufest film festivaline gelen çadırcılar kalıyor. Bize de yer var kamp alanında.

20150812_163825

Kamp yerini hallettikten sonra ertesi gün araba ile Turda gideceğimiz yerleri dolaşmaya başladık Denis ile. İlk önce Kosovanın Drin nehrinin aktığı, Şivan köprüsüne geldik. Burada çay ve dinlenme molası vereceğiz. Burayı işleten elemanla görüşerek neler var, ne içebiliriz, ne yiyebiliriz diye oturup konuştuk. Öğle yemeği burada olacak, nehir balığı pişirebilirim deyince fiyatta da anlaştık. Restoranın bahçesi, üstü çardak, masalar altına konmuş. saksılarda bitkiler var. Denis’i çekiyorum bahçede.

20150813_092448

Şivan köprüsü, her yıl buradan nehre atayışlar düzenleniyor. Aslında burada kamp yapılabilir, yer uygun ama Prizren’e yakın bir yer. Köprü tek kemerli ve büyük

20150813_092504

Gideceğimiz yolda çeşmeler var, demek ki susuz kalmayacağız. Kalın gövdeli bir ağacın gövdesine çeşme yapılmış. Su içerken Denis beni çekiyor ağaç ve çeşme ile.

20150813_120450_HDR

Gjakova da kamp yeri için Spor müdürü ile görüşerek nerede kamp yapılır diye danışınca bize kamp için. Spor müdürlüğü bahçesinde yer gösterdi. Tuvaletler de var, bakımsız ama idare eder. İlk gün için kamp yeri ayarlandı. Kampı çimenlerin üzerine kuracağız. Çimenlerin üstünde şimdilik kargalar dolaşıyor.

20150817_173432

Gjakova kamp yeri ayarlandıktan sonra Peja’ya doğru gittik. Peja da Spor biriminden sonuç alamadık. Öğlen tatiline denk geldiğimiz için biz de öğlen yemeğini yedik bu arada. Turizm infarmasyon bürosunda ki görevliden nerede kamp yapabiliriz diye sorunca Peja dan 1.5 – 2 km uzakıkta, dağların arasında Rugova denilen yerde uygun kamp atabilirsiniz deyince hemen o yere gittik. Dağlardan gelen dere kenarında muhteşem bir yer keşfettik. Dere önüne set çekip yüzmek için havuz yapmışlar. Su soğuk çünkü devamlı akıyor dere. Yanımıza şortları almamıştık, yoksa şöyle bir serinlemek iyi olurdu. Dere üstüne bir de köprü yapmışlar, gençler köprü korkuluklarına binip havuza balıklama atlıyorlar. Cesaret işi, gençler bunu başarıyor daha küçük yaşlarda. Köprü üstünden havuzu ve yüzenleri çekiyorum.

20150813_142921

Derenin geldiği dağlar ve vadi.

20150813_143006

Restoran sahibi ile anlaşıyoruz akşam yemeği ve sabah kahvaltısı için. Düzlükte de kampı kurabileceğimizi söyleyince Peja kamp yeri de hallolmuş oldu.

20150813_143056

Peja dan sonra dağların kıyısında bulunan İstok adlı kasabada öğlen molası için durduk. Burası alabalık üretim yeri, büyük havuzlarda binlerce alabalık dağlardan gelen soğuk sularda yetişiyor. Ayrıca Trofta adlı restoranda alabalıkları çeşitli biçimde pişiriyorlar. Fiyatlar da uygun. Restoran sivri servilerin arasında kaybolmuş gibi.

20150819_120050_HDR

Daha sonra yolumuza devam ettik. İstok yolu dağların kıyısından gidiyor. Anayoldan bir süre uzaklaştık. Anayola çıktıktan sonra iniş ve çıkışlar başladı, ta Mitrovica’ya kadar. Ben de Denis de ilk defa geliyoruz Mitrovica’ya. Açıkçası biraz çekincelerim var, devamlı Sırplarla Arnavutlar arasında çatışmalar olduğunu televizyonlarda duydum. Bakalım ne olacak. İki şerefeli minareli cami. Adı İsa Beg camisi.

20150813_171800

İşte Mitroviça’nın ortasında akan nehir, adı İbre nehri. Şehri ikiye bölmüş. Hem öyle bir ikiye bölünmüş ki. Kuzeyde Sırplar oturuyor, güneyde ise Arnavutlar. Aralarındaki düşmanlığı dere biraz soğutmuş durumda. Pek diğer tarafa geçmiyorlar karşılıklı olarak. Geçerlerse kavgalar başlıyor. Mitroviça da sorunların başlıca kaynağı değerli altın madenlerinin burada Sırpların oturduğu bölgede olması. Altın madenini kaptırmak istemiyorlar Arnavutlara. Aslında eşit paylaşsalar hem Sırplar hem de Arnavutlar ihya olur. Gerçi bu durumda olmasının nedeni altın madenini işleten şirketler. Bu şirketler böyle anlaşmazlıkların ortasında istediği gibi altını çıkarıp halka zırnık koklatmadan kendilerine alıyorlar. Sırplar da madenler elimizde diye avuna dursun. Sırplar devamlı Arnavutlarla uğraşmaktan kendileri de fakir. Aşırı milliyetçiler sayesinde adil paylaşılmayan altın çatışmalara neden oluyor.

Dere kenarında nerede kamp kurabiliriz diye Denis ile araştırırken restorana girip birer makiato içtik. Denise restoranda çalışanlara sor bakalım nerede kamp kurabiliriz diye. Denis sorunca kasadaki arkadaş telefonla birini aradı. Saat 17:00’yi geçti bile. Arkadaş Mitrovica’nın Spor müdürü ile görüşmüş. Spor müdürü bir süre sonra geldi yanımıza. Ardian Kavaja, Mitroviça da Türkçe bilen çok, çat pat Spor müdürü ile anlaşıyoruz. Makiatoları içerken nerede kamp kurabiliriz deyince dere kenarı sakıncalı ve tehlikeli olduğunu söyledi. Spor müdürü Ardian bize hesabı ödetmedi, kendisine teşekkür ettik. Kamp yapacağımız yere yürüyerek gittik. Pazar yeri gibi, bir tarafında okul olan geniş bir yerde kamp yapabileceğimizi söyledi. Zemin beton, olsun önemli değil. Tuvalet yakında, çeşmede var, daha ne olsun diyerek anlaştık müdürle. Mitroviça da bayağı çay satan çayhaneler var. Burada çay için sorun yok, diğer yerlerde kafeler daha çoğunlukta. İbre nehir kenarı, yürüme yolu kademeli.

20150813_173021

İbre nehri üzerinde İbri köprüsü.

20150813_173034

Mitroviça kamp yerini ayarladıktan sonra Priştine’ye doğru yola çıktık. Bisikletle gideceğimiz yol Vıçıtırın’a kadar ara yol ve tenha. Akşam olmak üzere, gündüz gözüyle yetişebilirsek son kamp alanını da ayarlamamız gerek. Şimdiye kadar işlerimiz iyi gittik, kamp yerleri ayarlandı. Ferizaj nasıl bir yer, kamp için bir yer bulabilecek miyim, bunun endişesindeyim. Priştine de öğle yemeği yiyecektik ve şehri şöyle bir turlayacaktık. Denis Priştine de Üniversitede okuduğundan Priştine’yi avucunun içi gibi biliyor. Onun için şehre girip zaman kaybetmeden doğruca Ferizaj’a devam ettik. Priştine yakınlarında Kosova savaşında şehit düşen Sultan Murat’ın türbesi var. Ana yola çok yakın, tabelası da gösteriyor. Yol çok kalabalık, akşam saati. Başkent Priştine’de işi olan gelip işini hallettikten sonra geldiği yere doğru gidiyor. Ayrıca Makedonya’ya giden yol burası. Fazla derecede araç trafiği var. Bakalım bisikletlerle buradan nasıl geçeceğiz. Priştine – Üsküp otoban yol yapımına başlanmış, ne zaman biter bilinmez. Akşam hava kararmadan Ferizaj’a vardık. Araba içinden kiliseyi çekiyorum.

20150813_200614

Arabayı uygun bir yere park ettikten sonra şehirde yayan olarak dolaşmaya başladık. Karnımız da acıktı, bir şeyler atıştırıyoruz. Karnımızı doyururken karşımızda bir berber dükkanı gördüm. Denis’e ” Sor bakalım çadır kurabileceğimiz bir kamp yeri var mı?” diye. Berberlerin kulağı delik olur. Denis te berbere sordu ama berberin kulağı delik değilmiş bunu öğrendik. Şehirde araç trafiğine kapatılmış yürüme yolunda şöyle bir turladıktan sonra hadi gidelim artık diyerek arabanın olduğu yere gitmeye başladık. Giderken cep telefon aksesuarları satan bir dükkanın önünde bir bisiklet var. Markalı ve kaliteli görünüyor. Denis’e sor bakalım bisikletin sahibi kim diye. Dükkana girip soruyor Denis. Bisikletin sahibi vücudunda dövmeleri olan kel kafalı biri. Bunu öğrendikten sonra “Biz de bisikletçiyiz, Kosova da bisiklet turu yapacağız, Ferizaj da çadır kurabileceğimiz bir yer var mı? ” diye muhabbete başladık. Muhabbete dükkan sahibi de karışınca bize piknik yapılan bir yerde kalabilirsiniz deyince tamam dedim kamp yeri bulduk. Denis kamp yerinin olduğu yerin tarifini aldıktan sonra kamp yerine doğru hareket ettik.

Şehrin merkezinde aynı alanda birbirine duvar komşusu Cami ve Kilise. Aralarında da saat kulesi. Hepsini bir yere yapmışlar. Kilise solda, dört kubbesi yüksek duvarların üstünde. Ortasında daha geniş bir kubbe ile çatısı örtülmüş. Saat kulesi kiliseden biraz küçük, altı katlı. Cami iki minareli ve geniş bir kubbesi var.

20150813_202011

Hava iyice karardı, etraf ışıkların gösterdiği kadarını görebiliyoruz. Sora sora kamp yapacağımız yerin giriş yolunu bulduk. Yol bayağı dik ve toprak. 500 Metre kadar çıktıktan sonra restoran çıkıyor karşımıza. Birer makiato içip kamp yerini soracağız. Restoranın sahibi ile muhabbete başladık. Tabi ki Denis Arnavutça konuşuyor, ben de anladığım kadarı ile çat pat bazı kelimelerle muhabbete karışıyorum. Biraz yukarıda ormanlık alanda kamp kurabiliriz. Yemek ve tuvalet restoranda olacak. Fiyatta da anlaştık. Artık gecenin bu saatinde göz gözü görmüyor başka neresini bulacağız.

Böylece son kamp yerini de ayarladıktan sonra derin bir nefes aldım. İçim birden ferahladı. Sanki büyük bir yük üzerimden kalktı, tüy gibi hafifledim. Gideceğimiz yol dağların zirvesinden Brezovica – Prevalac yolu. Artık o gün gideriz deyip ana yoldan Prizren’e  Saat 23:30 gibi geldik. O gece rahat, misler gibi bir uyku çektim.

Ertesi gün Matbaacı olan amcaoğlunun dükkanında tur programını hazırladık. Hareket saatleri, gideceğimiz yol, mola yerleri ve akşama varacağımız kamp yerlerini yazan broşürler hazırladık 20 tane. Otobüsle gelecekler 11 kişi. Yaşar, Denis ve ben 14 kişi olacağız toplam. Eşyalarımızı taşıyacak arabayı da Yaşar ile beraber ta Keşan’a kadar gelen Ergin verecekti. Arabası minibüs, tam bize uygun.  Gerçi yeğenimde opel binek araba var, alabilirsin demişti ama arabayı bulunca gerek yok dedim. Ergin son gün telefonla arayarak araba lazım deyip vermekten vaz geçti, ne yapalım sağlık olsun dedim. Yeğenime arabayı alıyorum dedim, ona göre hareket et boşta kalma. Araba işi böylece halloldu. Arabayı amcaoğlu Muharrem kullanacaktı. Şimdilik her şey yolunda, tura katılacakları beklemeye başladım. Gezi programı kağıda basılı durumda. Üç günlük program, Programda tahmini saatte neler yapılacağı yazılmış. Altta da benim, Yaşar Curci ve Denis’in Kosova telefon numaraları yazılı.

20150918_083148

Diğer sayfadaki üç günlük hareket programı.

20150918_083200

Gelecekler Cuma akşamı saat 17:00 de İstanbul dan otobüsle yola çıkacaklardı. İnternetten mesajla Saat 19:00 da ikinci bir otobüs ile yola çıkacaklarını bildirdi Muhlis Dilmaç. Gelirken obüste çekilen bir resim, otobüs sadece bisikletçilere çıkarılmış, Yunanistan üzerinden gelecekler.

IMG-20150831-WA0009

15 Ağustos Cumartesi öğlen vakitlerinde otobüs geldi. Garajda bisikletlerini ve yüklerini indirmiş bisikletlerin tekerleklerini takmaya çalışırken buldum. Hepsi ile buluşup kucaklaştım. Muharremin arabasına eşyaları doldurduk. Bisikletlere binip Kamp alanına gittik hep birlikte.

Bu tura katılanlar sırası ile;

1- Urim Babacan          Prizren – İzmir

2- İrfan Özden                  İzmir

3- Tamam Taşdemir        İzmir

4- Ahmet Kamil Selçuk   Antalya

5- Mehtap Dilmaç            İzmir

6- Muhlis Dilmaç              İzmir

7- Murat Yılmaz               Fethiye

8- İdris Bal                         İzmir

9- Uğur Tanılkan              Alanya

10- Şahin Güngör            İzmir

11- Zafer Tanılkan           Ankara

12- Kemal Lale                İzmir

13- Yaşar Curci               Prizren

14- Denis Gjafiqi            Prizren

Çadırları kurup eşyaları yerleştirdikten sonra şehir merkezi Şadırvana gelerek bir resim çekildik.

20150815_170413

Burada şehir merkezinde Şadırvanda bulunan gezinti yerine Korzo diyorlar. Ben bildim bileli her akşam insanlar akşam yemeğinden sonra Korzo da yürüyüş yapıyorlar. Büyüklerimiz “Yemekten sonra ya 40 adım at, ya da uzanıp yat” der. İnsanlar yürürken burada kimi muhabbetlerini yaparken kimi kendine bir kız arkadaşı bulup bir süre sonra evleniyor. Bütün kasaba her akşam Korzoda yürürken herkes birbirini artık iyice tanıyorlar. Çok güzel dostluklar ve arkadaşlıklar kuruluyor. Bu yürüyüşler sadece 1999 yılında savaş zamanında kesintiye uğradı. Biz de Korzo da yürümeye başladık birlikte. Korzoda gezinirken bir bisikletçi ile karşılaştık, bisikletin önü arkası doluydu. İrfan’ın İngilizcesi iyi, muhabbete başladık. Adı Alfonzo, İspanyol, Avrupa’yı bisikleti ile tavaf ediyor. Hıristiyan olduğu için Avrupa da belirli Kiliseleri dolaşarak elinde bulunan bir belgeye mühür bastırarak bin çeşit hacı oluyor kendi dinindeki inanışa göre. Listesindeki çoğu mühürlenmiş durumda, az bir yer kalmış gezmediği. Ona çadırını kamp alanına götürüp kurmasını söyledik. Bir iki gece kalacakmış, o da bizden olsun deyip Alfonzo’yu kamp yerine yolladık. Alfonzo ile birlikte resim çekiliyoruz.

20150815_172252

Bu akşam herkes serbest dedik, istedikleri yerde yemek yiyebilirler deyip serbest bıraktım. Çarşıda kafenin birinde oturup makiyato içerek bir süre dinlendik. Dokufest film festivali olduğu için çarşı kalabalık. Festivale dışarıdan gelenler çok, tüm oteller neredeyse dolu, yer bulmak zor. Korzoda sürekli insan kalabalığı var, bitmek bilmiyor. Kafelerin hepsi dolu, yer bulamıyorsun oturacak. Bazen birilerinin kalkmasını beklemek zorunda kalıyorlar. İrfan, Tamam, Muhlis’i elçek resim çekiyorum kendimle birlikte.

20150815_175916_HDR

Oturduğum yerden diğer masadaki arkadaşları çekiyorum. Arkada Sinan Paşa camisinin giriş kısmı görünüyor.

IMG-20150831-WA0007

Prizren den akşam manzaraları. Gece karanlığında lamba ışıkları altında Akdere ve taş köprü.

IMG-20150817-WA0002

Bu da Sinan Paşa camisi ve minaresi. Şerefesinde lambalar var.

IMG-20150817-WA0001

Akşam yemeği için Teyzemin Kızı Arife, Halamın torunu Lumri bize köfte aldılar. Mangalda köfteleri pişirerek hep beraber yedik. Diğer halamın oğlu Sedat ta sucuk aldı ama o kadar yedik ki sucukları pişiremedik bile. Yemeğimizi yer sofrasında yiyoruz.

IMG-20150818-WA0000

Akşam yemeğini yedikten sonra çadırlara girip dinlenmeye çekiliyoruz. İki gecedir uykusuzluk ve otobüs yolculuğu yormuş arkadaşları.

Priştine hava alanı – Prizren arası yaptığım yol aşağıda haritada. 74 km civarında.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc

Menderes Deltası Bisiklet Turu 1.Gün

22 Mart 2014 Cumartesi

Cumaovası – Ahmetbeyli – Kuşadası

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Öne çıkmış olan görsel, altı sıra kemer yapı art arda sıralı, kemerin üst kısmı su üstünde, yansıması suya vurmuş.

220320145331

“Şu kibritin, şu yanmam diyip fısır fısır fısırdayıp da sonradan peki emret yanayım, diyen şu kibritin ışığına bak. Bu olur mu arkadaş. Böyle bir el sürçmesiyle açılıveren hararet, ışık, bayram gördün mü sen? Gül, sevin arkadaş. Şu ağzımızdan çıkan dumanlara bak! Nasıl uçuyorlar.

Yaşıyorsun efendi. Pırıl pırıl, tane tane, ıslak ıslak. Cam cam, billur billur, fanus fanus, çeşmibülbüller gibi yaşıyorsun dostum. Dumanlarımıza, cigaralarımızın dumanlarına bak efendi! Bu mavi şey nedir? Bu insanın içini sevinçten, keyiften parlatan şey nedir? Ne kadınla yatmak, ne şarap içmek, ne arkadaşlarla iskambil oynamak, ne tiyatro, sinema seyretmek…Hepsi bir yana, dünyayı seyret.”

Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık resminin olduğu kitap kapağı. Yere oturmuş, başında siperli şapka, arkasında kurt köpeği görünüyor.

10893916_766231786781968_892890169_n

Kış aylarının ılıman ve yağışsız geçmesi daha çok bisiklete binmeme neden oldu. Arada 2 ay boyunca memleketim Kosova Prizren’de olmam  bisiklete engel olmadı. Prizren’de havalar ılık olması ile beraberinde Perşembe Akşamı Bisikletçileri Prizren ( Biçiklistet e mrembjës së enjte, Prizren ) grubunu kurmama neden oldu. Böylece tüm Türkiye de olduğu gibi yurt dışına taşmış oldu Perşembe akşamı bisikletçileri. Kosova’dan döndükten sonra ılık havaların devam etmesi Aydın bisikletliler derneğinin düzenlediği Menderes Deltası turunu yapmasıyla 2014 yılının ilk turuna katılmaya karar verdim. Dengesiz arkadaşım İrfan Özden’i arayıp gelecek misin diye sorunca tura katılma kararı aldık beraber. Bisiklet sürerek gidecektik, Kuşadası’nda kalıp ertesi gün Söke Yenidoğan mahallesinde buluşma noktasına gidecektik. Arkadaşım Selahattin Tavkaya ile konuşunca nasıl olsa ben de geleceğim bizde kalırsınız deyince kabul ettik teklifini. Hem de Selahattin’in yeni aldığı bisikletini test etmiş olurduk. İrfan yol konusunda uzman olduğu için rota işlerini ona bıraktım. Menderes Delta turu Pazar gününde yapılacaktı. İrfan da turdan sonra gruptan ayrılıp Dilek yarımadasının güneyindeki  en uç noktasından Samson dağının tepesinden kanyonun içinden milli parka inecektik. Çok güzel bir rota çıkarmıştı doğrusu. Selahattin’e evden izin almasını söyledim turdan sonra bize katılması için. O da hazır bekliyormuş yeni bisikletiyle. Teklifimi hemen kabul etti.

Aydın Bisikletliler Derneğinden arkadaşlar bu turu düzenliyorlardı. Daha önceki yıllarda Aydın ilinde bulunan hemen hemen tüm antik kentleri bisikletlerimiz ile Aydınlı bisikletçiler ve diğer illerden gelenlerle beraber yapmıştık. Bu yıl da Pirene ve Miletos antik kentlerini dolaşacaktık.

Bisikletime çantaları ve kamp malzemelerimi yükledim. İlk bahar başlangıcının ilk gününde yola çıkıyorum. Alsancak metro istasyonunda İrfan ile buluşacaktın saat 09:30 da. Sabah 08:30 da evden yola çıkarak Alsancak tarafına pedallamaya başladım. Hava açık bir ilk bahar günü. Konak alt geçidinde girmeden yeşil ve mavinin su zerrecikleriyle buluşmasının KUZ ile resmini çekerek başlıyorum bu tura. Su fıskiyeleri çimenleri suluyor, alt geçit girişi, arkada İzmir büyükşehir belediye binası.

220320145293

Alt tünelden çıkar çıkmaz yol kıyısına park etmiş birini görünce resmimi çekmesini rica edince o da hemen çekiyor beni. Bisikletimin ön çantaları yüklü.

220320145294

Alsancak tren garı ve metro istasyonuna gelince burada da bir resim çekiyorum İrfan’ı beklerken. Alsancak gar binası, üstünde Tcdd yazıyor. Binanın önünde renkli çiçekler dikilmiş, Tcdd Alsancak kaidesi çiçeklerin yanında. Bisikletim KUZ park halinde, ön ve arka bagaj çantaları dolu, arka bagajda sarı fosforlu yelek var dikkat çeksin diye.

220320145295

İrfan gelince metroya giriş saatinde gişeden 2 kez kent kartını basıyoruz. Neden olduğunu bilmediğimiz bir uygulamayı hala sürdürüyor izban metro şirketi. Bisiklete de bilet almaya devam ediyorlar. Dünyada eşi yok bu uygulamanın. Ama mecburen basıyoruz istemeden 2 bilet. Yazık… İstasyonda beklerken birisi bizi çekiyor bisikletlerimizle. Arkada tren vagonları park halinde duruyor.

220320145296

Bir süre bekledikten sonra tren gelince biniyoruz bisikletlerimizle. Elçek ile resim çekiliyorum İrfan ile. Ayaktayız, bir elimizle bisikletleri tutuyoruz.

220320145298

Cumaovası son durakta trenden inerek yola çıkıyoruz birlikte. İrfan ve ben.. Önümde İrfan bisiklet sürüyor. Tabelada Kuşadası 59, Seferihisar  80 Km olarak yazılı.

220320145299

Hava güzel olunca bisiklet sürmenin keyfine diyecek yok doğrusu. Hele bir de yanında dostun olunca muhabbetten kendimizi kaybediyoruz. İrfan’a Kosova da 2 ay boyunca neler yaptığımı anlatıyordum. İrfan da kış boyunca gezdiği yerleri anlattı. Neredeyse 3.5 ay boyunca görüşmemiştik. Anlatacak çok yaşamışlığımız vardı. En önemlisi de aramızdan istemediğimiz bir şekilde ayrılan Alper Güngör hakkında konuştuk.

İrfan birden bire kahkahayı bastı

– Hhaaaaahhhhaaaahhhhhhhaaaaaaaa diye.

Hadi diyelim ilk turumuzda tanışma faslı ile muhabbet derindi. Habire gitmiştik farkında olmadan. Peki şimdi olan ne? Sohbeti kesip önümüze bakınca bir de ne görelim Tahtalı barajı göleti yine solumuzda kalmış. Hemen duruyoruz kahkahalarla gülerek. Farkında olmadan düz gitmişiz, kavşaktan sola Ahmetbeyli tarafına gitmemiz gerekti. Hemen geriye doğru dönüp kavşağa pedallamaya başladık.

220320145301

Kavşağa gelince sağa Kuşadası yönüne döndük. Kavşakta trafik lambaları var, bize kırmızı yanıyor.

220320145302

Selçuk 45, Kuşadası’na 53 Km kalmış tabeladaki yazıya göre.

220320145303

Tahtalı barajını besleyen derelerden biri Bulgurca deresi. Bu yıl pek kurak geçtiğinden az su akıyor dereden. İlk baharda olmamızdan dolayı bu aylarda gürül gürül akması gerekti. Bakalım önümüzdeki aylarda yağış nasıl olacak.

220320145305

Az akan çayı çekiyorum, kıyılarda küçük çalılar var.

220320145304

Tahtalı barajı İzmir’in en büyük göletti olan baraj. İçme suyunun büyük bölümü buradan sağlanıyor. Yaz aylarının sonunda göletteki su miktarı azalınca çeşmelerden çamurlu su akmaya başlıyor. Neyse ki ben Balçova da oturuyorum. Balçova barajı böyle değil, çeşmeden rahatlıkla su içebiliyorum. Bir zamanlar insanları sular arsenikli diye korkutarak damacana suya alıştırdılar. Damacana suya alışan insanlar çeşme suyunun kokusuna alışamadıkları için çeşmeden içemeyince her ay belli bir para karşılığında içme suyuna ayırıyorlar. Bu arsenik olayı başladığı zaman kuraklık vardı. İzmir ve çevresi pek yağış almadığından yer altı kaynak suları azaldı. İzmir’in bazı yerlerinde kuyular var. İçme suyu buradan sağlanıyor. Kuyulardaki su kuraklıktan azalınca  doğal olarak bulunan arsenik oranı artıyor. Öyle olunca da bazı uyanıklar bunu fırsat bilerek suda normal değerinden fazla arsenik var diyerek şebeke suyundan, çeşmelerden içmek tehlikeli diyerek damacana satmaya başladı. İlk gün basın yayın televizyonlarda öyle bir korkuttular ki ben bile damacana almak zorunda kaldım. Ertesi gün düşündüm ki bizim Balçova barajından suyumuz geliyor, kuyu suyu ile ne alakamız var diyerek alışkanlık edinmeden tekrar çeşmeden su içmeye başladım. Damacana su işi epey yaygınlaşıp çoğaldı. Çok para kazandılar ve bu hala devam ediyor maalesef. Belediye içme suyunu arıtmaya başladı arsenikten ama Televizyondan yaratılan korku hala geçmiş değil.

220320145306

İrfan gölettin manzarasında resim çekmek için durunca ben de onun resmini çekiyorum. Resim çekenin resmi çekilir resmen! Bisikletler kenarda park halinde, İrfan direğin tepesinde resim çekiyor.

220320145308

İlk molayı Çamlık köyünde vereceğiz, öğle yemeğini de bu arada yaparız diyerek yoldan Değirmendere yönüne dönerek ana yoldan çıktık. Çamlık köyü de Değirmendere den biraz ileride. Eskiden yol köylerden geçiyordu. Yeni yapılan yol daha kestirme yerden yapıldığı için köyler devre dışı kalmış. Tabelada düz olarak Selçuk, Kuşadası, sağa doğru ise Değirmendere ve kahverengi zeminde Antik kent (Kolophon) yazılmış.

220320145309

Ana yoldan sapınca araç trafiği de yok denecek kadar az. Sadece köylüler ve köyde işi olanlar bu yolu kullanıyorlar. Elçek ile kendimizi çekiyorum bisiklet sürerken.

220320145311

Bahar tüm haşmetiyle giyinmiş, bereketiyle geldiğini hissettiriyor. Ağaçlar beyaz gelinlik giymiş gibi etrafında uçuşan arılara en güzel kokularını salgılıyorlar. Amaç arılara çiçekteki nektarı vermek, en güzel balını yapsın diye. Karşılığında da çiçekleri dölleyip meyveye dönüşmesini sağlamak. Bunlar olurken de bizlere görsel şölen meydana getirerek mutlu bir şekilde bisikletlerimizle doğanın bağrında pedallamak.

220320145312

Çamlı köyü ufukta belirdi, bu yola sapmamız iyi oldu. Arada kısa da olsa trafik gürültüsünden kaçmak gerek. İrfan önümde gidiyor.

220320145313

Çamlı köyünde lokantanın birinde durup bisikletleri park edip bisiklet sürerken hareket etmeyen kaslarımızı çalıştırarak rahatlamaya çalışıyoruz bir süre. İrfan’ı çekiyorum bisikleti ile uğraşırken.

220320145314

Bu kez İrfan beni çekiyor bisikletlerle birlikte.

220320145316

Eğer yolunuz Çamlı köye uğrarsa mutlaka kuru fasulye yemeğini yemenizi öneririm. Hem lezzetli hem de yemekler günlük. Yemekler ertesi güne kalmıyor lokantada. Gelen geçen çok olduğundan öğle zamanında lokanta kalabalık oluyor. Yer bulmak zor oldu bizim için. Kuru fasulye, acı turşu biber, bir baş kuru soğan! Dünyanın en güzel yemeği. Lokantacı bizi masada çekiyor İrfan ile birlikte. Önümüzde kuru fasulye tabak dolu, turşu tabağı, sepette ekmek, su şişesi, bardak, tuzluk ve acı biber. Masaya gazete kağıdı serili.

220320145317

Hiç resim kursuna gitmedim yada sanat çalışmalarına.  Ders te almadım fotoğrafçılık üzerine. İnsanın gözüne ışık geldiği sürece her şeyi görür ve ben de çevremde ki her şeyi görmeye çalışırım. Dünyada öyle güzellikler var ki o güzellikleri seyretmeye doyamam. Böyle güzellikleri seyrederken de yaşamıma güç kattığına inanırım. Fotoğraf sanatına gelince; karanlık ortamdan aydınlık ortamı görünce resim daha güzel görünüyor doğrusu. Bana öyle geliyor ki resimde ki çerçevenin kenarları siyah olması ortadaki ışığın yansıması daha belirgin oluyor. Yani resim tekniği öylece gözümün önüne geldi birdenbire.

Öğle yemeğini yedikten sonra lokantanın tuvaletine gittim. Tuvaletin içinde aydınlatma yok ve bir pencereden içeriye vuran ışık ortalığı loş bir karanlık meydana getiriyor. Pencerenin dışında ilkbaharı karşılamaya hazırlanan incir ağacı yapraklarını giyinmeye başlamış gri gövdesine. Ortamı böyle görünce cep telefonumla resmi çekiyorum hemen.

220320145318

Menderes’ten Ahmetbeyli’ye tatlı bir iniş olduğundan rahat yol alıyoruz rampa aşağı. Çile köyüne geldik, Çile Bülbülüm Çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee. (Bu şarkıdaki çile kısmını yaklaşık bir dakika kadar söyleyebilirim. Şimdiye kadar saat tutmadım ama bir dakikayı da geçebileceğimi sanıyorum)

220320145319

Kuşadası’na yolumuz az kaldı. Tabelada Selçuk 22, Kuşadası 30 yazıyor.

220320145320

İlkbahar başladı, doğa elbisesini giymiş. Ortalık yemyeşil, yeniden yaşam başlıyor doğada. Resim çekerken birden telefonum çaldı; arayan ağabeyim bana memlekette halamın vefat haberini bildirdi. Durdum birden bire, halamı düşündüm. Oracıkta ruhuna bir Fatiha okudum hemencecik. Başka yapacak bir şeyim yoktu. Daha Kosova dan geleli 3 hafta olmuştu ve halamı 2 ay boyunca sık sık ziyaret ederek görmüştüm. Gerçi ne konuşabiliyordu ne kalkıp yürüyebiliyordu. Konuşmaya kalktığında dudaklarını okuyup öyle anlaşabiliyordum. Bir deri bir kemik kalmıştı öyle sessiz yatakta yatmaktan. Yıllarca oğlu ve gelini en iyi şekilde bakıyorlardı ve yanında mutlaka birisi kalıyordu her zaman. İyi ki son zamanda gidip görmüştüm halamı. Nur içinde yat canım halam.

Zeytin tarlasındaki yeşillik bana biraz huzur verdi, acımı hafifletti.

220320145321

Ahmetbeyli’ye vardık, kahve içmemiştik. Kahve molasını Claros antik kentinde vereceğiz. Claros antik kentine doğru giriyoruz. Antik kent yolun solunda 500 metre ileride. Tabelada düz olarak Selçuk, Kuşadası, kahverengi zeminde Claros yazılmış.

220320145322

Mandolin bahçeleri arasından antik kente mıcırlı toprak yoldan gidiyoruz Claros’a doğru.

220320145323

Antik kente varınca bisikletleri park yerine bırakıp bir kısmı su altında olan antik kenti dolaşıyoruz İrfan ile. Kapıda üniversite öğrencisi iki kişi vardı. Sezon olmadığı için para almadılar bizden. Sütunlar ve kalıntıların bir kısmı su içinde. İrfan resmini çekiyor kalıntıların aşağıda.

220320145324

Antik kent su içinde gölet gibi, uzun bir sütun tek olarak duruyor kalıntıların içinde.

220320145325

Su olunca sazlar da çıkmış ortaya, su içinde yarım yuvarlak oturma yeri görünüyor.

220320145326

Aslında depremde yıkılmış olan dev sütunlardan iki tanesini dikmişler. Diğer sütunların parçaları yerde.

220320145327

Burada bulunan heykellerden bir kısmının taklitleri sergileniyor. Bulunduğu halde; kafası, kolları ve ayakları yok, kimisinin dizden alt kısmı yok, Öylece sergileniyor.

220320145328

Burası bilicilik ve fal merkezi, Geleceğini öğrenmek için buraya gelenleri etkilemek için devasa heykeller yapılmış. Bu güne kalanlar tahrip edilmiş çoğu. Bulunan parçaların bir kısmı sergileniyor. Dev kadın heykelinin başı omuzlarından yok, kolları ve kalçadan itibaren yok.

220320145329

İrfan çoğu su altında kalmış kalıntıya doğru gidiyor. Önünde kemerli bir yapı var. Kemer suya çok yakın.

220320145330

Kemerin üst kısmı su üstünde, alt kısmı suyun yeşil renginden dolayı görünmüyor. Kemerler art arda sıralı, alt kısımdan kemerlerin suya yansıması ile çekiyorum. Kemerler altı sıra. Sonunda taş blok var ama açık alanda. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

220320145331

Tek sütun ve yerde dizili sütun blok parçaları. Sütunlar düz yiv olarak oyulmuş.

220320145332

Kemerlerin üstüne çıkıyorum, kemerlerin aralığı yarım metre kadar. Taş işçiliği o kadar mükemmel ki şimdiye kadar sağlam kalmış, ayakta duruyor. Kemerlerin altı insanların yaşadığı yer olarak kullanılıyormuş.

220320145333

Üst üste üç blok sütun parçası konulmuş. Bu blok parçaların çapı 2 metreden fazla ve 80 santim yüksekliğinde. Ağırlığı bir ton kadar olabilir. Bunları üst üste koymak için vinç gerekli. Diğer yanda depremde yana devrildiği gibi duruyor blok parçalar.

220320145334

Tapınağın orijinal halinin maketi yapılmış. Sütunları çatısı üçgen alınlı. Maket camekan içinde.

220320145336

İrfan baharı yaşıyor, yeşillikler ve çiçek açmış ağaç altında çekiyorum harabelerle birlikte.

220320145335

Mor gelinliğini giymiş bir ağaç baharı karşılıyor tüm güzelliği ile.

220320145337

Antik kenti şöyle bir dolaşıp kentin su altında kalan kısmı ile su üstünde kala yapıları manzarasında kahve takımımı çıkarıp güzelliğin içinde kahvemi pişiriyorum. Görevli öğrencilerden biri kahve içmiyormuş, buna şaşırdım doğrusu! Diğeri bizimle kahveyi afiyetle içti. İrfan ile beni kahve içerken remimizi çekiyor.

220320145338

Kahve keyfimizden sonra bisikletleri alıp yola çıkıyoruz ama ana yola çıkmadan deniz tarafına doğru bahçeler arasından gitmeye karar verdik. Nasıl olsa ana yola çıkacaktık bir yerden. İrfan toprak yolda gidiyor bahçeler arasından.

220320145340

Yol bitti, çimlerin üzerinde gidiyoruz, dağın dibine yaklaştık neredeyse.

220320145342

Eeee yol bitti, patika bile yok. Tarla başladı, tarlanın kenarından bisikleti ittirerek yürümeye başladık. Bakalım nereye çıkacaz ama ana yola az bir mesafede olduğumu biliyorum. Tarla kenarında İrfan, bisikleti yerde, ona bakıyor.

220320145343

Bazen bilinmeyen yol size süprizler çıkarır önünüze. İşte bilmediğimiz yolda karşımıza kaya mezarları çıkıyor. Tarlaların bitiminde kayalar dik biçimde olduğundan içe doğru oyulup mezar yapılmış zamanında. Kayayı öyle ustalıkla yontmuşlar ki insan hayranlık duymadan edemiyor. Diğer antik kentlerin mezarları kentin hemen dışında. Claroslular biraz uzakta ve dik kayalıklara yapmışlar mezarlığı. Burada bir çok mezar görebiliyorum, göremediklerim de vardır mutlaka. Burada durup mezarları inceleyip bir kaç resim çekiyorum. Kendi kendime iyi ki buradan gelmişiz demekten kendimi alamıyorum. Yıllarca buralardan geçtim bisikletimle böyle mezarlık olduğunu ne gördüm ne de biliyordum. İki mezar kayaya oyulmuş yan yana.

220320145344

Mezar içinde ölünün konduğu yer de oyulmuş tabana.

220320145345

Mezar içine girip oturuyorum, İrfan beni çekiyor.

220320145346

8 -10 metre yüksekliğindeki düz kayalarda bir çok mezar oyulmuş. İrfan birisinin yanında durunca çekiyorum onu cep telefonumla.

220320145347

Mezar içini içeriden çekiyorum. Defineciler buraları talan etmişler ve hala talan etmeye devam ediyorlar. Belki bir şeyler kalmıştır diye.

220320145348

Yine karanlık yerden ışık ortamında bulunan dış mekanın resmini çekmeden edemedim. İrfan bisikleti ile yeşillikler içinde.

220320145349

Kaya mezarlarını geçtikten sonra ana yolu gördük ama yol yüksekte. Nasıl çıkacağımızı İrfan araştırıyor. En uygun olan çıkıştan bisikletleri tek tek elbirliği ile çıkarıyoruz ana yola. Yoksa yüklü bisikletle tek başına  biraz zor olacağa benziyor. Çalılar bir taraftan, toprakta ayakkabıların kaymasından iki kişi olmamıza rağmen zar zor  çıktık. İlk önce İrfan’ın bisikletini çıkardık, sonra benimkini çıkaracağız. İrfan benim bisikleti itirirken.

220320145350

Nihayet yola çıktık ve ilerlemeye başladık ama dağın başlangıcında ki dik kayalarda mezarları görmeye devam ediyorum. Daha önceki geçişlerimde yolun sağından gittiğimden kaya mezarlarını hiç görmemiştim. Gerçi dönüşte görmem gerekti. Çünkü yoldan gayet iyi görünüyor. Demek ki dikkatli bakmak gerek.

220320145351

Burada böyle kaya mezarlığının olması define ve hazine arayıcıların dağın her tarafını talan etmesine neden olmuş. Kimi yerlerde kazı izlerini görmek mümkün.

220320145352

İlk yokuş biraz uzun olduğu için yokuş bitiminde durup dinleniyorum. Manzarası da güzel olunca hem manzarayı hem de beni taşıyan KUZ’u çekiyorum. Karşıda Dilek yarımadası görünüyor.

220320145353

Deniz harika görünüyor, henüz denize girmedim. Eğer bu koya iniş olsaydı mutlaka girerdim. Yokuşta epey terleyip ısındım. Yamaç dik ve kıyı yalçın kayalık.

220320145354

Yokuşları bitirip Küçük Menderes deltasına varıyoruz. Yarın Büyük menderes deltasında pedal çevireceğiz. Deniz seviyesinden az yüksekteyiz. Tabelada; Selçuk 12, Kuşadası 20 Km olarak yazılmış.

220320145355

Ovaya inince yol cetvelle çizilmiş gibi düz. Biz de bu yolda sakince gidiyoruz. Eskiden buraları denizdi.

220320145356

Küçük menderes nehri sürekli denize toprak taşıdığından kıyı epey uzakta kalmış. Dolan yerlerde tarlalar, nar bahçeleri oluşturulmuş. Bazı yerlerde henüz toprak işlenmemiş, çünkü bataklık ve sulak. Buralarda ılgın ağaçları bitişmiş. Bahar ayına girmeye başladığımız şu günlerde ılgın ağaçları çiçek açmaya başlamış

220320145357

Küçük Menderes nehrinin köprüsüne gelerek resim çekiyorum.

220320145359

Nehir sakin kendi halinde akıp duruyor. Akıntı neredeyse görünmüyor, sanki durgun. Nehrin kenarları tarla ve bahçelik, ağaçlar dikili.

220320145360

Küçük Menderes nehri geçen yıl olduğu gibi hala simsiyah, katran renginde akmaya devam ediyor. Kimsenin de temiz akması için uğraşı vermediği kesin. Bir kaç çevreci ara sıra nehirdeki kirliliği gündeme getirse de pek sesini duyuramıyorlar. Geleceğimizi zehirleyen nehrin durumu kimsenin umurunda değil.

220320145362

Selçuk – Pamucak kavşağına geliyoruz. Bu kez Pamucak tarafından gideceğiz, sağa dönerek sahile doğru pedal çeviriyoruz.

220320145364

Deniz nefis görünüyor ama giresim yok, daha önceki isteğim şimdi bu istek yok oldu nedense! Güneş ufukta alçalmaya başlamış, ışıklarını denize vurmuş parlak bir yüzey olmuş denizde.

220320145368

Selahattin Tavkaya telefonla beni arıyor neredesiniz diye. Pamucak tarafından Kuşadası’na doğru geldiğimizi söylüyorum. O da bize doğru geldiğini söylüyor. Nihayet Selahattin ile buluşuyoruz yolda. İrfan ile daha önceden tanışıyorlar yürüyüşlerden. Karşılaşınca hemen bir resmimizi elçek durumunda çekiyorum Üçümüzü. Arkamızda deniz var.

220320145370

Selahattin ile buluştuktan sonra hep beraber Kuşadası şehir merkezine doğru yol alıyoruz. Sahile inip Poseidon heykelinin önünde durup bakıyorum. Poseidon sakin görünüyor, o zaman tura devam. Poseidon heykeli en üstte, elinde çatal mızrak tutuyor. Altındaki kaidede çocuk heykelleri, en altta ise dört heykel oturmuş durumda.

220320145371

Limanı geçtikten sonra Güvercin adasına vardık. Güvercin adası karşıda, karaya bağlantılı yol var.

220320145372

Güvercin adasına vuran güneşin ışıkları her şeyi ile muhteşem görünüyor. Hava durgun, kaleyi en ince ayrıntısına kadar görebiliyorum. Seyretmeye doyamadım her geçişimde. Burada bir kaç resim çekmeden edemiyorum. Ada çevresi surlarla çevrili bir kale.

220320145373

Az ilerde güvercin adasının biraz küçük olan yeri çekiyorum, Güneş parlak ışıkları ile solda parlıyor. Saz çiçeği de ışıklar içinde.

220320145375

İrfan ile ben güvercin adası manzarası ile çekiliyoruz. Bizi Selahattin çekiyor. İrfan demir korkuluklara oturmuş durumda.

220320145376

Bir süre şehrin içinden gittikten sonra mecburen ana yola çıkmak zorunda kalıyoruz. Trafik kalabalık buralarda.

220320145377

Akşam olmak üzere, bütün gün pedal çevirmekten enerji tükenmeye başladı. Yol kıyısında durup biraz depoyu doldurmak gerek. Yakıtım da kuru yemiş, bir miktar yemek iyi oluyor. Kan şekeri yükseldi. Kuru yemişler naylon torba içinde.

220320145378

Söke – Davutlar kavşağına geliyoruz. Bu gece Selahattinlerin evinde kalacağımızdan Davutlar yönüne gitmemiz gerek. Kavşak henüz tamamıyla bitmemiş, inşaat devam ediyor.

220320145379

Güneş batmak üzere, batmadan önce durup bir resmini çekiyorum. Resimde gördüğünüz  tepeye çıkacağız. Arkadaş ne işin var tepelerde yazlık mı olur? Yazlık dediğin deniz kıyısında  düz yerde olur değil mi? Neyse manzarası güzel olur diye katlanıyoruz mecburen. Aslında yüksekte olması hem havadar hem de geniş ufukları seyredebilirsin. Tepelerde hava pek kirli olmaz. Ayrıca rutubet te olmaz duvarlarda ve evde. Sarı çiçekler önümde, Güneş tepeden son ışıklarını vururken kameranın merceğindeki yansıma nedeni ile sarı çiçeklerin ortasında büyük bir çiçek oluşmuş. Çiçek pembe renkli, ortası sarı.

220320145380

Bir süre Davutlara doğru yol alıyoruz, neredeyse Davutlara yaklaştık, biraz gittikten sonra sola, yokuşa doğru döneceğiz. Tabelada; Davutlar 9, Güzelçamlı 16, kahverengi zemine Milli park 17 Km olarak yazılmış.

220320145381

Akşam kararmaya başladığında iyi bir tırmanıştan sonra Selahattin’in yazlığına vardık. Eşi güler yüzle karşıladı ve buyur etti içeri. Balkonda bulunan salıncakta bir süre pistonları soğutmaya çalışıyoruz İrfan ile. Yokuşta pistonlar iyice ısındı. Salıncakta sallanırken İrfan uyuklamaya başladı, bıraksan orada sabaha kadar uyuyacak. Selahattin ikimizin resmini salıncakta çekiyor. İrfan gözleri kapalı, uyuyor.

220320145383

Bisikletleri balkonun arka tarafına alarak duş için temiz eşya ve havlumu alıyorum. Selahattin bahçenin giriş kısmını derin kazarak alt kısma iki yatak, duş ve tuvaleti olan bir misafir odası yapmış. Gelen misafirlerini burada ağırlıyor Selahattin. İrfan ile eve girmeden misafirhaneye eşyalarımızı yerleştirip sıcak duş alarak paklanıyoruz. Ardından evin hanımının güzel yemekleri ile karnımızı tıka basa doyurduk. Selahattin üşümeyelim diye kuzineye bir kaç odun atarak yaktı. Sıcak duşun ardından karnımız da doyunca bir de kuzinenin ısıtması ile iyice mayıştık. İyice mayışmadan çaylarımızı en üstte bulunan odada güzel manzarayı seyrederek içtik. Bu arada Çanakkale Şehitlere saygı bisiklet turu için yaptığımız plan hakkında konuştuk. Çanakkale’ye bizimle gelecek Selahattin. Nerede buluşup nerelerden gideceğimizi konuştuk çayları içerken. Çay da nefis olmuş gerçekten. Bu kış böyle uzun tur ve yüklü olarak yapmamıştım. Kışın bitmesiyle başladığım ilk turun ilk gününde biraz yorgunluk oldu. Uykumuz ağır basmaya başladığında ev sahiplerinden izin isteyerek misafirhaneye yatmaya gidiyoruz. Başımı yastığa koyar koymaz dalmışım renkli rüyalara.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 100  Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 8. Gün

9 Eylül 2013 Pazartesi

Keşan – İpsala – Uzunköprü

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir

Cahit Zarifoğlu

 

Öne çıkmış olan görsel, Rahman Karataş ile haritayı yere serip üzerinde rota çalışıyoruz çömelmiş olarak. Bisikletim KUZ yüklü olarak park halinde.

8-1-1

Kuşların cıvıltılarıyla güzel bir güne dinlenmiş olarak uyanıyorum. Hava masmavi, sonbaharın hafif serinliği beni hala üşütmüyor. Bisikletin getirdiği enerjiden dolayı üşümeyi unuttum diyebilirim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra İspirto ocağında çay demleyip kahvaltımı yapıyorum Orhan’la beraber. Derken geçmişten gelen bir akrep zehrini bırakıp gidiyor. Eh ne yapalım kahvaltım da zehir olsa da bağışıklık sistemim bunu hazmediyor. Üstüne bir acı kahve iyi gidiyor zehrin.

“Eğer birisi sizin hakkınızda kötü bir şey söylüyorsa, Emin olun kendileri hakkında söyleyecekleri iyi şeyleri yoktur.”

Can YÜCEL

Yerde kahve takımları, küçük tabureme oturmuş olarak kameraya bakıyorum.

5-2-1

Parkta kalan diğer arkadaşlar da uyanıyor. Muammer Kızak ve İDA bisiklet grubu ile vedalaşıp yolcu ediyorum. Rahman ve Başak ta burada gecelemişler. Kahvemi içtikten sonra kurumuş olan çantaları bisikletin bagajına bağlayıp eşyalarımı yerleştiriyorum. Ardından çadırı söküp mat ve uyku tulumunla birlikte bagaja bağlayıp yola çıkmaya hazır hale geliyorum. Keşan – Edirne 112 kilometre civarında. Bu yolu bir günde yaparız diye Orhan ile konuşuyorum. Ama Rahman işin içine girince iş değişiyor. Bir dünya gezgininden feyz almak bir başka. DOÇEK’in verdiği Trakya haritasını yere serip gideceğimiz yolu bize çiziyor. Nerelerden gidileceğini, nerede konaklayacağımızı, görülecek güzel yerleri bir bir anlatıp bize önemli bilgiler aktarıyor. Benim rotam İğneada’ya kadar gidip oradan Tekirdağ yapmak. Rahman İğneada’ya kadar harita üzerinde işaretliyor. İpsala’dan Yunanistan sınırından Edirne, oradan Bulgaristan sınırından İğneada’ya. Harita üstünde bile harika bir tur olacağa benziyor. Can Küçükler ile telefonla konuşarak nerede olduğunu öğreniyorum.

Rahman ile harita üzerine çömelip çalışırken, KUZ yüklü durumda yola hazır sakince beni bekliyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

8-1-1

Bisikletimin kilometre kablosu biraz gevşek idi, kabloda bollaşınca sabahın süprizi kabloya geliyor. Bollaşıp sarkan kablo ön bagajımın ağır olmasından gidon  ani hareketle kilometre kablosu kökünden kopuyor. Hadi buyur buradan yak. Elbette bir gün kilometreden kurtulacağım ama henüz bağımı koparamadığımdan biraz üzülüyorum. İzmir den buraya kadar 547 kilometre yapmışım. Kablo dipten koptuğundan ek yapamıyorum. Aklıma da bir çözüm gelmiyor şimdilik. Yola böyle devam edeceğim mecburen. Arkadaşlarla vedalaşıyorum, Okan Tuztaş, Rahman ile Başak Bulut ve diğer arkadaşlarla vedalaşıp Orhan ile yola çıkıyorum. Keşan’dan çıkışımız biraz geç oluyor haliyle. Orhan uyumlu birisi, iyi anlaşıyorum onunla. İlk hedefimiz İpsala, pedallar dönmeye başlıyor. Üç gündür sanki tatil yapmışım gibi geldi bana. Kendimi dinlenmiş ve zinde hissediyorum. Ama yola çıkmakla içim başka bir duyguyla kaplanıyor. Serkan Taşdelen’in dediği gibi “Önemli olan yolda olmaktır”.  Yola çıkınca dünyam değişti, yola ve yolculuğa çabuk adapte oluyorum. Ova düz olunca yol altımızdan akıp gidiyor. İpsala’ya 20 Km kalmış. Hudut ise 20 Km olduğunu tabelada yazan yazıdan anlıyorum.

8-1

Kısa sürede İpsala’ya vardık. Tabelada önemli kavşakta olduğumuzu belirtiyor. Sola Karpuzlu – Enez, sağa İpsala, düz ise kahverengi yazılmış Yunanistan – Gümrük (Douane) yazılmış.

8-3

İpsala kasabasına giriyoruz. Burası sınırdan önce son yerleşim yeri. Burada kilometre kablosunu lehimlemek için elektronik tamircisini arıyorum. Sora sora tamirciyi bularak kabloyu lehimlettiriyorum. Elektronik tamircisine nasıl yapacağını tarif ediyorum. Büyük bir ihtimalle fazla tecrübesi yok ve böyle kilometre kablosu hiç lehimlememiş. Bu ilk tecrübesi olacak. Kabloyu lehimledikten sonra test yaparak çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorum. Çalıştığını gördükten sonra yerine takıp kablonun tekrar kopmaması için güzelce ve dikkatlice klipsle bağlıyorum. Ayrıca kabloyu da göstergenin kaidesine Japon yapıştırıcı ile sabitliyorum çıkıntılık yapmasın diye.

Sınıra 6 km kalmış, Selanik’e iyice yaklaşmışım, şunun şurasında Selanik’e 355 km kalmış, 3 günlük yol. Elbet bir gün Selanik’ten geçeceğim. Edirne yoluna girmeden hazır buraya kadar gelmişken sınır kapısını bir görelim diyerek sınıra pedallıyoruz. Tabelada Yeşil E-90, D-110 yolun olduğunu belirtmişler. Hudut (Yunanistan) 6, Selanik 355 Kilometre olduğu yazılmış.

8-4

Sınır kapısına geliyorum. Pasaportum yok diye geçiş izni vermiyorlar. İnsanların özgürlüğünü kısıtlayan şu sınırları hiç sevmiyorum. Ülkemizde çifte standart var, vatandaşları iki sınıfa ayırmışlar. Birisine kırmızı pasaport veriyorlar, paran varsa pasaport alıp bir de vize almak için ülkelerin elçiliklerinden eziyet çekmek var. O da elçinin o günkü ruh haline göre vizeyi ya alırsın yada alamazsın. Diğerlerine yani devlet memurlarına yeşil pasaport veriyorlar, onlara vize sormuyorlar, elini kolunu sallaya sallaya sınırdan sorgusuz sulalsiz geçiyorlar. Ben de çalıştım vergi ödedim bu ülkeye, hatta memurlardan daha fazla vergi kesildi benden. Ama nedense bize geçiş yok bu sınırlardan. Nefret ediyorum bu durumdan, sınırlar kalksın… Bisikletim KUZ üzerindeyim, arkamda sınır kapısı gişeleri.

8-5

Elbet bir gün delip geçeceğim bu sınırdan, açılsın kapılar. Sınırdan geriye döndüğümüzde yol üzerindeki tabelada Türk bayrağı ve Türkiye’ye Hoşgeldiniz Welcomw to Turkey yazılmış. Orhan ile beraber hatıra resmi çekiliyorum elçek ile..

8-7

Türkiye’den çıkamadık ama hoş bulduk dedikten sonra yolcu yolunda diyerek yolumuza dönüyorum yol arkadaşım Orhan Şentürk ile birlikte. Bizi sınırdan geçirmediklerine göre geriye dönüyoruz mecburen. 110 numaralı kara yolunun 1. parseli 2. km tabelasında bir resim çekerek İpsala’ya doğru yolumuza devam ediyoruz.

8-8

Dedim ya çifte standart,  Keşan turundan sonra Yunanistan’a bir grup bisikletçi karşı yönde sınır kapısına giderken karşılaşıyoruz. Karşılıklı selamlaşıyoruz. Karşı karşıya gelince Orhan ile benim resmimi çekerek yollarına devam ediyorlar.

8-7-1

İpsala küçük bir sınır kasabası, canlı ve hareketli. Bu hareketlilik elbette sınırdan önceki son yerleşim yeri olmasından dolayı. Bizim gibi bisikletçi gezginler hariç diğerleri araçlarla buralardan geçiyorlar. Her taraf araba dolu, daha çok tırlar mevcut. Bu şirin sınır kasabasında fazla oyalanmak istemiyoruz. Ama öğlen vakti olduğundan karnımız da acıktığından karnımızı doyurup hemen yola çıkıyoruz. Yolumuz uzun. Kısa minareli cami ve İpsala’nın ana caddesi, cadde girişine demir borulardan tak yapılmış, Ortasında Atatürk portresi, altına Welcome, Hoşgeldiniz yazılmış.

8-9

Resimde görüldüğü üzere bayağı geniş bir alanda toprak taşımışlar. Geniş bir çukur oluşmuş. Buradan çıkarılan toprakların nereye götürüldüğünü anlayamadım. Belki de yol yapımında kullanmış olabilirler. Bilmem ne demeli…

8-10

İpsala Edirne arası yol sınıra yakın ve yolda fazla araç görünmüyor. Bu bizim için iyi, tenhada keyifle pedal çeviriyoruz Orhan ile. Sohbet ederek, birbirimizi tanımaya çalışıyoruz. Orhan tam bir yol adamı, birlikte uyumlu bir şekilde pedal çeviriyorum. Birbirimizle çabuk kaynaşıp yolun getirdiği dostluk gelişiyor ikimiz arasında, bu uzayıp giden yolda. Edirne ye kadar yolculuğumuz iyi geçecek, bunu hissediyorum. Etrafı tarla olan sakin ve uzayıp giden yolu çekiyorum.

8-11

Yol arkadaşım Orhan Şentürk, kendisi Trabzonlu. Dağcılık ve bisikletle haşır neşir. O da benim gibi saçlarını özgürce uzatıyor. Yakışıyor uzun saç. Saçlarımın bakımını nasıl yaptığını soruyor bana. Ben de ona saçlarımı serbest bırakıyorum, istedikleri biçimde uzuyorlar. Sadece sabun ile yıkadığımı, şampuan kullanmadığımı anlatıyorum. Orhan bisikletinin yanında resmini çekiyorum.

8-12

Biraz da Ergene nehrine yakın olmamızdan dolayı arazi düz. Hafif iniş çıkışlar var ama o kadar da fazla değiller. Orhan önümde bisiklet sürerken.

8-13

Güne bakan Ayçiçeği tarlaları Trakya’nın ana tarım ürünü. Dolayısıyla her tarafta Ayçiçeği tarlaları mevcut. Bu Ayçiçeği güneşi izlemeyi bırakmış, çoğalmaya başlayan bulutlara yönünü çevirmiş sanki susamış gibi sonbahar yağmurlarını bekliyor. Güneş diğer yönde.

8-14

Yolda sık sık molalar vererek hem resim çekiyorum, hem de bu güzel tarlalarda kendimi eğlendiriyorum. Her tarafta Ayçiçeği tarlaları olmasına rağmen her ayçiçeği ayrı bir güzel görünüyor bana nedense. Şöyle bir şey aklıma geliyor, hani bizler Çinlilerin hepsini birbirine benzetiriz ya ayır edemeyiz. Ama Çine gittiğimizde aslında birbirine hiç benzemediklerini görerek yanıldığımızı anlıyoruz. Tarlanın içinde binlerce ayçiçeği birbirine benzemiyor. Tarlanın içinde gezinirken bunu fark ediyorum. Tarlanın içinden Ayçiçeği ve yolda park ettiğim bisikletim KUZ.

8-15

İbriktepe baraj göletinde resim çekiyorum. Tarlaları sulama amaçlı olduğunu biliyorum ve göletin fazla derin olacağını zannetmiyorum. Öyle derin vadi olacakmış gibi görünmüyor zaten. Tabelada; DSİ Sultanköy (İbriktepe) barajı yazılmış.

8-16

Yolda gördüğünüz gibi hiç araç yok. Motor gürültüsü yok, daha ne olsun ki. Sen çok yaşa Rahman Karataş bize bu yolları çizdiğin için. Benim de gönlümde böyle yerlerden geçmek vardı ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu. Karşımıza ilk önce Sultanköy çıkıyor, burada mola vermeden geçiyoruz. Düz giden yolda yolumuza devam ediyoruz. Baraj göleti sağımızda.

8-17

Ufukta Balaban köyü görünüyor, burada mola vermek gerekiyor. Suyumuz var ama takviye etmemiz gerek. Bas pedala, uç, yollarda demir atım KUZ. Balaban köyünde mola veriyoruz. Duble çaylar pistonlara iyi geliyor. Biraz da atıştırıyoruz aperatif olarak. Yolda sık sık mola ve atıştırmak gerek, yoksa enerji takviyesi almazsak şekeri düşürmek an meselesi. Daha önce yolda başıma geldiğinden bu sefer işi sıkıya bağladım, neme lazım.

8-19

İlk defa sürülmüş bir tarla görünce durup resmini çekiyorum. Şimdiye kadar tarlalar yeşil, yada sarı renkte ve çoğunda ürünler henüz toplanmamıştı. Yeni sürülmüş toprağın rengi beni cezbediyor. Bu da ayrı bir güzellik katıyor doğaya. Aynı zamanda gözlerim rengini topraktan almış doğal olarak.

8-20

Kurtbey köyünden geçiyoruz durmadan, daha yeni mola vermiştik. İleride köy görünüyor.

8-21

Bazı yerlerde duble yol yapım çalışmaları var. Bizler her ne kadar fark etmesek de bayağı hızlı çalışıyorlar. Yollar düzgün ve geniş oluyor. Asfalt yeni dökülmüş ve ardından silindirler iyice eziyor. Yol kaymak gibi oluyor. 3 tane silindirin artarda gelişi güzel bir görüntü oluşturuyor.

8-22

Ve Uzunköprü’ye varıyoruz, benim için yeni bir yeri keşfetme heyecanı her tarafımı kaplıyor. Yeni insanlar göreceğim yeni sokaklar, değişik yapılar ve en önemlisi tarihi uzun köprü burada. Tabelada Uzunköprü, Nüfus: 40600 yazılmış.

8-23

Kasabanın içinde köprünün maketini yapmışlar. Maket bana biraz küçük geldi, zira bildiğim kadarıyla adı üstünde uzun köprü, 174 kemerden yapılmış bir köprü. Kim yaptırdıysa maketi 5 tane kemerle geçiştirmiş laf olsun diye. Uzun köprüye akşam üzeri vardık ama havanın kararmasına var daha. Karnımız da acıktı, kasabanın merkezine varıp sulu yemek yapan bir lokanta aradık. Lokantalara gelince adamlar öyle bir davet ediyor ki içeri sanki bedava yemek vereceklermiş gibi yaka paça lokantaya buyur ediyorlar. Zaten karnımız öyle bir açtı ki fazla önemsemeden lokantanın birine oturup siparişleri veriyoruz. Karnımızı doyururken gece nerede çadır atabiliriz diye lokantanın sahibiyle konuşuyoruz. Lokantacı bize köprüyü geçtikten sonra benzinlikte kalabilirsiniz diyor. Yemekten sonra bir de kahve içince kendimize geliyoruz. Beş kemerli taş köprü, arkasında 1 metre yüksekliğinde kayalık. Buradan aşağı su dökülüyor ama havuzda su yok. Kasabanın simgesi olarak süs havuzu yapmışlar. Etrafına sarı çiçekler dikilmiş.

8-24

Yemekten sonra sabah kahvaltısı için alışveriş yaparak yola çıkıyoruz. Güneş batığı için hava kararmadan çadırı kurabileceğimiz bir yer bulmak için tarihi Uzun köprüyü geçiyoruz Orhan ile birlikte. Hava kararmadan köprünün kemerlerinde son bir resim çekiyorum KUZ ile birlikte.

8-25

Uzun köprü çıkışında bir resim çekildikten sonra yola devam ediyoruz. Yarın sabah gelip aydınlıkta resim çekeriz nasıl olsa. Keşan’dan geç çıkmamız, İpsala’dan sınıra gidip gelmek ve yolda sallana sallana gelmemizden dolayı akşamı Uzun köprüde konaklamamıza neden  oldu. Hava da kararmaya başladı. Lokantacının bahsettiği benzinliği ararken birden karşımıza çıkıyor, İşbaşaranlar Petrol. Benzinlik görevlisine burada uygun bir yerde kalabilir miyiz diye soruyorum. O da benzinliğin yanında ağaçlık yerde kurup tuvaletten yararlanabilirsiniz deyince rahatlıyorum. Lavaboya girip elimi yüzümü yıkayıp kendime gelerek görevliyle sohbete devam ediyorum. Benzinlik zemininde kilitli taş döşeme çalışması yapılıyor. Yarısı döşenmiş, diğer yarısı döşenecek. Biz görevli ile sohbet ederken kilitli taş döşenmemiş tarafta kaldırımda oturan orta yaşlı birisi bize sesleniyor.

“Nereden geliyorsun?”

“İzmir’den”

“Nereye gidiyorsunuz?”

“Edirne’ye”

“Memleket nere?”

Ben ” Kosova” diyorum

Orhan da ” Trabzon” diyor

Bana “Kosova’nın neresindensin”

“Prizren” deyince sohbet bir anda değişiyor. Bizi yanına çağırarak görevliye kahve yapması için talimat veriyor. Arkadaşın ismi Güray İşbaşaran. Benzinliğin sahibi, babası kurmuş şimdi kendisi işletiyor. Güray Balkanları, Kosova’yı ve Prizren’i gezmiş. Hele Prizren’e bayılmış. Bu aralar kahveler, çaylar ardı ardına geliyor. Bize benzinlik sizin, nereye canınız isterse çadır kurabilirsiniz diyerek gönlümüzü fethediyor. Teşekkürler Güray İşbaşaran, misafirperverliğin için ve bizi ağırladığın için. Elemanlarına bizlere her türlü konuda isteklerimizi yerine getirmelerini iyice tembih ediyor. Orhan’la uygun bir yere çadırları kurup lavaboda elimizi ayağımızı yıkayıp uyumak üzere  çadırlara giriyoruz. Benzinliğin aydınlatmaları bize yetiyor, buralar sivrisinek dolu. O yüzden el fenerleri yanmadan çadırın içine giriyorum. Yoksa tüm gece sivrisineklerle savaşmak zorunda kalırım. Gerçi sivrisineklerle aram iyidir, beni değil de Orhan’ın bacaklarını bir kaçı şişledi bile.

Resimlerin bazıları yol arkadaşım Orhan Şentürk’e aittir.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 95 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc