Etiket arşivi: söke

Bahar Turu 2. Gün

24 Mart 2022 Perşembe

Gökçealan köyü – Kuşadası – Söke – Didim – Akbük

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

İçimde bir sevinç var, anlatılmaz

Doğduğum, yaşadığım, çocukluğumda yaşayamadığım şehir

Yarım kalmış

Yıllar geçmiş,

Uzun yıllar,

Yaşamadığım yıllar

Urim Baba’CAN Ağustos 2015

 

Öne çıkan görsel, tek katlı evin duvarına üç kadın resmedilmiş. Kenarlarda asma dalları ve ortadaki kadın üzüm salkımlarını topluyor. Diğer iki kadın leğende ayakları ile üzümleri ezip suyunu sıkıyorlar.

IMG_20220324_101008

İyi bir uyku uyumanın verdiği dinginlikle erkenden uyanıyorum. Yattığım yeri toplayıp oturulacak hale getirdim. Bir süre sonra Burcu da uyandı. Birlikte bir güzel kahvaltı yaptık. Kahvaltıdan sonra bakkaldan şarapları almak için köyün sokaklarında giderken evlerin duvarlarındaki resimler ilgimi çekti. Dün akşam önünde traktör olan evi bir daha çekiyorum. Asma dalı üstte, kız çocuğu üzüm topluyor. Bir pencere yapılmış, pencerenin önünde iki mavi saksı. Saksıda çiçekler ve en altta kırmızı, beyaz çiçekler resmedilmiş. Kapının sağıda ise denizde bir kayık, yanında da palmiye ağacı.

IMG_20220324_100812

Başka bir duvarda asmayı ağaç gibi kalın ve uzun gövdeli yapılmış Dallarında siyah üzümler var. İleride üzüm bağı, siyah salkımları kendini gösteriyor. Daha ötede bir tepede ev kondurulmuş. Arkada sıra dağlar.

IMG_20220324_101114

Bakkaldan emanet bırakılan şarap şişelerini aldık. Bir tane de ekmek alıyorum. Yürüyerek eve dönüp eşyalarımı bisikletim KUZ’a yükledim. Bir şarap şişesini çantama koydum, diğer şişeyi de Burcu’ya bıraktım içmesi için. Artık yola çıkma zamanı geldi çattı. Burcu ile vedalaşıyorum ilk önce, ardından elçek resim çekiyorum ikimizi. Burcu’nun başında hediye ettiğim buffu takmış, gözünde siyah çerçeveli yuvarlak gözlükler. Benim başımda sarı renkli kask var. Arkada KUZ park etmiş evin önünde.

IMG_20220324_103809

Evden ayrılıp yola çıktım, artık özgürlüğümü yaşamaya başladım. Yol hafif inişli, çıkışlı. Fazla zorlanmıyorum giderken. Gidona telefon tutma aparatını daha önceden takmıştım. Yol haritasını açıp konumumu görüyorum. Henüz döneceğim kavşağa daha çok var. Telefonun pili bitmesin diye kapatıyorum harita uygulamasını. Karşımda kayalıklı tepe var.

IMG_20220324_110353

Başında bir ağaç olan çeşme görünce durup dinleneyim dedim. Hem su içmem gerek. Çeşme aynası yüksek duvar olarak yapılıp beyaza boyanmış. Sağda dikine yalağı var. Çeşmeye yakından bakınca suyun akmadığını gördüm. Bir damla bile su yok ve kupkuru bir çeşme ile karşı karşıyayım. Bisikletim KUZ ile çeşmeyi çekiyorum.

IMG_20220324_110514

Çeşme aynasının arkasına dolanıp bakınca çeşmeye gelen su borusu dirsekle aşağı alınıp yan tarafa giden boruya bağlanmış. Birisi suyu çeşmeden çalmış sanki. Boru etrafında sular var ama çeşme ile bağlantısı kesilince su içemiyorum. Bu durumu yakından çekiyorum.

IMG_20220324_110634

Neyse yapacak bir şey yok, zaten terleyip su kaybetmedim henüz. Yanımdaki su idare eder deyip yola devam ediyorum. Yol düz gidiyor, solda kayalık tepe var.

IMG_20220324_110811

Neyse bir çeşme daha önüme çıkıyor. Buradaki borudan su şarıl şarıl aktığını görünce içime bir ferahlık geldi. Yolcu için su hayattır. Yamaçta duvar örülüp ortasına bir boru yerleştirilmiş. Borudan uzun bir yalağa su devamlı akıyor. Suyun aktığı yerlerde yosun tutmuş. Yalağın dibinde kalın gövdeli çınar ağacı var. Bisikletim KUZ ile çeşmeyi çekiyorum.

IMG_20220324_111132

Çeşmeden sularımı tazeleyip elimi yüzümü yıkadım. Fazla oyalanmadan yola devam ediyorum. Taş duvar üzerine tel çit yapılmış bir tesisin bahçesinde değirmen taşları görüyorum. Çeşitli boyda değirmen taşları düzgün yontulmuş. Bahçe büyük ve onlarca değirmen taşı dizelenmiş.

IMG_20220324_111600

Eskiden tarlalar, bağlar, bahçeler görürdüm. Şimdilerde görüntü değişti. Tarla yine tarla ama Güneş tarlasına dönüşmüş durumda. Güneş panelleri direk üzerine Güneşe bakacak şekilde yatırılmış sırayla. Buradan elde edilen elektrik enerjisi elektrik sistemine bağlanıp besleniyor. Buradan gelir elde ediliyor.

IMG_20220324_114332

Fabrikanın önünden geçerken köpekler beni karşıladı. Başladılar seramoniye. Ben de bisikletten inip yürümeye başladım köpeklere aldırmadan. Fabrikanın bekçisi dışarıya çıkıp köpekleri susturmaya çalıştı. Ben de yürümeye devam ettim bir süre daha. Köpeklerin bana bir zararının olmayacağını biliyorum. Bunlardan daha tehlikeli ve daha büyük köpeklerle karşılaştım önceki turlarımda. Hepsini de defetmiştim. Fabrika binası önünde bana havlayan iki köpek.

IMG_20220324_114340

Köpeklerin bölgesinden geçtikten sonra bisikletime binip yola devam ettim. Yine Güneş tarlaları çıktı karşıma. Onların da resmini çekiyorum. İki Güneş tarlası art arda.

IMG_20220324_114613

Hamlığım üzerimden henüz gitmedi. O yüzden durup elma çıkarıyorum çantamdan. Elma da sulu ve sert, bana enerji veriyor. Hem biraz dinleniyorum elmayı yerken. Elimde ısırılmış elma ve KUZ karşımda. Bu arada cep telefonumda haritayı açtım. Haritada konumum bir türlü ortaya çıkmadı. Epey bekledim, nerede olduğumu göremedim. Bir yerden sola sapmam gerek ama konumum olmayınca nereden döneceğimi bilemedim.

IMG_20220324_134710

Dönüşü göremeyince düz olarak yola devam ettim. Sonunda yükseklerden denizi görüyorum. Uçsuz, bucaksız engin denizi. Rengini gök yüzünden alıp biraz daha koyulaştırıp laciverte yakınlaştırmış.

IMG_20220324_140445

Düz olarak aşağı inince Kuşadası yoluna indim. Rotayı kaybedince yolu biraz uzatmış olacağım. Kuşadası’ndan Söke yoluna saptım. Burada aşmam gereken bir yokuş var. Yokuşu yavaş yavaş çıkmaya başladım. Bazı yerde bisikletten inip yürüdüm. Neyse yokuş bitti ve aşağıya doğru kendimi fazla kaptırmadan ve pedal çevirmeden inmeye başladım. Kafamdaki sallantı nedeni ile 56 Kilometreden fazla sürat yapmadan Söke’ye indim. Söke içinden giderken rotasını çizdiğim yoldan değil de ana yoldan gitmeye karar verdim. Nedeni ise akşam Akbük civarlarında kamp atmam gerek. Yolu bulamayınca Kuşadası’na inip tekrar yokuşu çıkmak bana epey zaman kaybettirdi. Bu zamanı karşılamak için kestirmeden gitmem gerek. Söke ovası düz olunca yolu düz yapmışlar. Aynı zamanda emniyet şeridi geniş, asfalt ta kaymak gibi olunca hızım 20 Kilometre üstünde. Öğle zamanı geçti, saat dörde yaklaşıyor. Artık acıkmaya başladım. Uzun süredir bisiklete binmedim, biraz kilo aldım. Boyuma göre bir kaç kilo fazlam var, göbek te kendini gösteriyor yakından bakınca. Kahvaltıyı iyi yapınca pek acıkmadım. Hem göbekteki yağlardan da biraz idare etmem gerek. Artık iyice acıkınca sağa sapan yola girip uygun bir yerde yemeğimi yedim. Yemek te pratik, konserve barbunya ve et kavurma. Bir miktar et kavurmayı konserveye katıyorum. Yarım ekmekle birlikte yedikten sonra karnım doydu. Yemekten sonra kahve iyi gider diyerek kahve pişirdim kendime. Kahvemi afiyetle içerken logolu fincanımı elimde tutarken çekiyorum yakından.

IMG_20220324_163845

Yemek molası iyi geldi, hem karnım doydu, hem enerjim doldu, yani şarj oldum ve pillerim doldu. Yola devam ediyorum, kısa sürede Akyeniköy kavşağına geldim. Burada çay içebileceğim kahve var. Aynı zamanda bakkal ve yemek yiyebileceğiniz lokanta da var. Kamyoncular burada mola veriyor, hareketli bir yer. Ben de kendime şöyle duble bir çay ısmarlıyorum. Çay da insana başka bir enerji veriyor. Hem dinlendiriyor hem de rahatlık veriyor çay. Çayı içerken motorcu birisi yanıma gelip selam veriyor. Başlıyoruz muhabbete. Nerden nereye gidiyorsun ana konu. Sonrasında yalnız nasıl gezebiliyorsun? Gece tek başına korkmuyor musun? Başına bir şey gelirse ne yaparsın? gibi sorular sormaya başladı. Bir de Urfa dolaylarında iki motorcuyu katledip soyduğunu anlattı. Bu olaydan haberim vardı. Ona Tanrıdan başka kimseden korkmadığımı, yalnızken daha rahat hissettiğimi, başıma gelebilecek en kötü şet de bir canım var alabilecekleri, onu da alabilirlerse alabileceklerini anlattım. Yıllardır yolda başıma hiç bir kötü olay da gelmedi şimdiye kadar. Şimdiden sonra da gelmeyeceğini biliyorum. Motorcu arkadaş bana iyi turlar diledi, ben de ona iyi turlar diledikten sonra yoluna devam etti. Ben çayımı içip parasını ödemeye kalkınca kahveci çay paramı ödediklerini bildirince giden motorcu arkadaşa teşekkür edemedim diye düşündüm. Yola çıkmadan önce bakkaldan iki şişe su ve ekmek alıyorum. Çantama yerleştirdikten sonra yola çıktım. Önümde bir yokuş var, tam çıkarken beton bir duvardaki yazının resmini çekiyorum. Bu yazıyı 2013 yılında Gökova bisiklet turuna giderken görmüştüm. Yazı 9 yıldır hala duruyor. Duvarda; “Attığın şişeden dolayı 10 km yürüdüm” yazıyor.

IMG_20220324_181750

Ağır ağır çıkıyorum, bazen de yürüdüm ama sonunda bayırı çıkıyorum. Güneş iyice alçalmaya başladı, çayırda otlamak için başlanan kahverengi bir at beni geçerken baktığını görüyorum.

IMG_20220324_185102

Yokuş bitince mecburi olarak iniş başlıyor. Didim tarafına gidiyorum ama soldaki bir yola sapmam gerek. Daha kestirme olan yol Akbük’e doğru gidiyor. Akbük dolaylarında kamp atacağım. Cep telefonumdan haritayı açıp döneceğim yolu kaçırmadan buldum. İniş kısa sürdü ve deniz kıyısına vardım. Akbük köyüne gelmeden Güneş ufukta iyice alçaldı, neredeyse batacak. Hava kararmadan kamp yapacak bir yer aramaya başladı gözlerim. Deniz kıyısında küçük bir yarımada gözüme ilişti ilk önce. Ama deniz kıyısı açık alan ve rutubet dolayısı ile fazla soğuk olur diye düşününce orayı gözümden çıkardım. Bir süre daha gidince yolun sol tarafında delice zeytinlerin olduğu, taşlı, çimenli bir alanı görünce burada kamp kurabilirim diye daldım. Taşların arasından içerilere girip yoldan görünmeyecek bir alanda durdum. Tam kamp yapılacak yer, etraftan da gözden de ırak, ıssız, sakin bir yer. Delice zeytin ve çalılıklar duvar gibi. Çadır kurabileceğim bir alandaki taşları temizleyip çadırımı kurdum. Eşyalarımı ve çantaları yanıma aldım. Karanlıkta çadırımı ve bisikletimi çekiyorum.

IMG_20220324_195033

Hava kısa sürede karardı. Akşam üzeri saat 4 te yemek yediğim içim karnım aç değil. O yüzden yemek yemeyeceğim. İlk önce kahve pişiriyorum kendime. Cezve ocağın üstünde, içinde köpürmeye başlayan kahve var. Ocağın etrafı rüzgarlık ile çevrili.

IMG_20220324_201437

Kahveyi afiyetle içiyorum. Arkasından çay demledim kendime yetecek kadar. Hava karardıktan sonra iyice serinlemeye başladı. Polarımı, deri ceketimi giyiyorum. Havanın serinliğinden olsa gerek burnum sürekli akmaya başladı. Sık sık peçete ile silsem de akıntı bitmiyor. Sıcak çay içerek burnumu rahatlattım bir süre. Özlemişim çadırda kamp yapmayı. En son geçtiğimiz yıl Ağustos ayının sonlarında Simav’da çadırda kalmıştım. Neredeyse 7 ay olmuş çadır kurmayalı. Artık çadırda kalmanın, yalnız ve tek başıma kalmanın huzurunu yaşıyorum. Yanımda konuşabileceğim kimse olmayınca sessizliğin tadına varıyorum.

“Sessizliğin sesi”

Nedense!

“Kalabalıktaki yalnızlıktan kurtulup yalnızlıktaki kalabalık” duygusu içindeyim.

Sıcak çayımı içtikten sonra matı yere serip uzanıyorum sırt üstü, gökyüzüne bakıyorum. Ne kadar çok yıldız var. Türkülerdeki gibi;

“Gökteki yıldızları sayalım elli elli” diye saysam bile sayılacak gibi değil. Yıldızlara bakarak sonsuz uzayda dolaşıyorum bir süre. Dünyada bisikletle, kendi gücümle denizler hariç karada her yere gidebilirim bisikletimle. Ama uzayı, yıldızlar arası mesafeyi düşününce bisiklet ile nasıl, ne kadar zamanda gidebilirim ki? Hem ömrüm yeter mi pedal çevirmeye? Uzay gemisi ile yıldızlar arası gezinmek bile olanaksız şimdiki zamanda. İnsan ömrü ne kadar? 70 yıl, bilemedin 90 yıl, o da ne kadar sağlıklı olacaksın. Ama hayal kurmak bedava ve yaşamanın sınırı yok. Sonsuz zaman var.

Hayal kuruyorum;

Bisikletim ile pedal çevirip yıldızları dolaşmaya başladım. Hem de ışık hızından daha hızlı. İnsan düşündü mü hızı çok oluyor. Evrende en hızlı şey düşüncedir. Pedala bir kere bastım mı diğer yıldıza ulaşıyorum. Geceleyin gök yüzünde göze çarpan takım yıldızı Büyük Ayı takım yıldızı. Bunu kolayca buldum. Kepçenin dış yanındaki iki yıldız ölçüsünde beş birim düz gidince Kutup yıldızı olan Polaris yıldızını buluyorum. İlk pedalı Polaris yıldızına bastım. Gökyüzündeki tüm yıldızlar bu yıldızın etrafında dolaşıyor. Halk arasında bu yıldıza “Demirkazık” yıldızı da dendiğini biliyorum. Amacım Polaris yıldızından evrene şöyle bir bakıp diğer takım yıldızlarını gözlemleyip ardından dolaşmak. İlk önce küçük ayı takım yıldızını dolaşmaya başladım.  Topu topu 7 pedalda. Zaten gök yüzünde en küçük takım yıldızı olarak görünüyor. Polaris yıldızından üç birim yukarı gidince Kral takım yıldızına çabucak ulaştım. Burası yakın, Kralın yanı Kraliçeye yakışır. Kraliçe takım yıldızı iki tane V yan yana gelmiş W olmuş. (Her ne kadar gökyüzünde  W olarak bir düzlemde görsek te aslında beş tane yıldız gerçekte birbirinden uzakta ve kimi önde, kimi epey arkalarda. Yani aynı düzlemde değiller. Biz aynı düzlemdeymiş gibi görüyoruz.) Kral takım yıldızındaki en parlak yıldızda kralın sarayı var. Kral benim bisikletle geldiğimi görünce şaşırdı. Şaşkınlığı gidince bana;

“Hoş geldin Urim Baba” diye karşıladı. Beni nerden tanıyor? İsmimi nerden biliyor anlamış değilim. Bozuntuya vermeden;

“Hoş bulduk Kralım, şöyle bir hayal dünyasında bisikletle dolaşmaya çıktım. Sizi tanıdığıma sevindim.”

Biraz sert ve otoriter görünüşüne karşı beni iyi karşıladı.

“Ben Ertuç Kral. Sen bizi tanımazsın ama biz seni tanıyoruz. Hayallerini takip ediyoruz buradan. Herkesin hayallerini görürüz, hayal kurmayanlar zaten buraya gelmeye cesaret edemezler. Yola çıkmaktan korkarlar. Seni bu evrende tanımayan yok ki Urim Baba!”

Ben hayretler içinde Ertunç Kralı dinliyorum. Beni saraya davet etti, ikramlarda bulundu ama hiç te aç değilim, o yüzen hiç bir şey yemedim, içmedim. İnsan hayalinde gezerken acıkmaz ki! Ertunç Kral ile geniş ve yüksek salonda muhabbet ediyoruz. Nedense gözüme öyle şatafatlı, altın kaplamalı, zenginliği gösteren hiç bir eşya yok. Bir tek Ertunç Kralın tacı altından. Ertunç Kral bana dönerek;

“Urim Baba senden bir ricam var. Şu benim haylaz oğlum Küçük prens Poyrazali hiç büyümek istemiyor, hep çocuk kalmak istiyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Hani diyorum ki Küçük prens Poyrazali’yi yanına alsan da biraz dolaştırsan yıldızları, biraz yer görsün, gezegenleri tanısın. Hem tecrübesi artar hem de belki büyür. Ne dersin? Benden sonra tacı oğluma bırakmak istiyorum. Bir çocuğa bırakamam ya koskoca Krallığı?”

“Ne diyeyim Ertunç Kralım, bisikletimde yerim var, yalnız dolaşmaktan kurtulurum. Poyrazali benden iyi bilir yıldızları, beni de gezdirmiş olur. Belki de ondan bir şeyler öğrenebilirim.”

“Bir çocuktan ne öğrenebilirsin ki?”

“Ne mi öğrenebilirim? Her şeyi. Ben yolda şunu öğrendim; Ne biliyorsam bir şey bilmediğimi öğrendim. Hem Öğrenmenin yaşı yoktur, Öğretmenin de. Yol bana sürekli yeni şeyler öğretiyor. Poyrazali benden küçük olsa da bana pekala bir şeyler öğreteceğine eminim.”

“Tamam o zaman anlaştık, Poyrazali şu anda annesinin yanında. Bana komşu olan Kraliçe takım yıldızında. Oraya uğrarsan sevinirim. Poyrazali’yi al ve yıldızları gezdir bakalım!” diye sözünü tamamladı.

Ertunç Kraldan izin isteyip oradan ayrıldım bir pedalla. Kraliçe takım yıldızına çabuk vardım. Yani bir anda. Kraliçenin sarayı uzaktan tüm ihtişamı ile göründü. Sarayın kapısında bisikletimden inip park ediyorum. Kapıdaki iki dev nöbetçi karşılıyor ilk önce. Kalın ve tok iki ses;

“Hoş geldin Urim Baba” diye gürlediler.

“Hoş bulduk gençler” diye karşılık veriyorum. Beni burada da tanıdıklarına şaşırdım! Demek beni her yerde tanıyorlar, Hayret!

“Poyrazali’yi görmeye geldim, kendisi nerede acaba?” diye sorunca;

“İçeride, yola çıkmak için hazırlanmakta. Senin gelmeni dört gözle bekliyor.” Birden kapıda kraliçe belirdi. Uzun boyu, gülümsemesi eksik olmayan güzelliği ile;

“Hoş geldin Urim Baba, ben Kraliçe Ece. Biz de seni bekliyorduk. Küçük prensim Poyrazali yola çıkmak için hazırlığını bitirmek üzere.” Diyerek elini uzatınca Kraliçenin elini öpüp;

“Hoş bulduk Ece Kraliçem, çok güzelsiniz ve Ertunç Krala yakışıyorsunuz.” diye karşılık verdim. Bir anda Poyrazali kapıda belirdi. Beni görünce koşarak üzerime atlayıp sarıldı.

“Hoş geldin Urim Baba, ben de seni bekliyordum uzun zamandır. Hep seni hayal ediyordum, buraya ne zaman geleceksin diye. Sonunda geldin öyle sevinçliyim ki! anlatamam. Yola çıkmaya hazırım, hemen çıkabiliriz. Görmem gereken yerler var. Halledeceğim sorunlar beni bekliyor.” Biryandan konuşuyor, bir yandan da sıkıca sarılıp yanaklarımdan öpüyor.

“O zaman eşyalarını çantaya koyup yola çıkalım” Poyrazali yanına bir değnek ve ucuna takılı küçük bir çıkın var sadece.

“Poyrazali bu sana yetecek mi?” diye sordum

“Yeter de artar Urim Baba, hem kervan yolda düzülür. Gideceğimiz yerlerde her şey var, ihtiyaçlarımızı oralardan karşılarız. Senin yanında da öyle ahım şahım bir şey yok. Sadece kahve takımın ve cezven var.”

“Öyle deme, kahve içmeyi sevdiğimden yanımda sürekli taşıyorum. Sonra yanımda hazine torbam var, neye ihtiyacım olursa hop çıkarıyorum torbamdan.”

“Ece Kraliçem madem Poyrazali yola çıkmaya hazır bize izin verir misiniz? Bir an önce yola çıkalım, gezeceğimiz çok yıldız takımı var” diyerek Poyrazali’yi kucağımdan indiriyorum. Poyrazali yola çıkacağı için sabırsız olarak yerinde duramıyor. Kraliçe Ece;

“Yolunuz açık olsun, güle güle gidin, güle güle gelin. Yeni yerler görün, yeni insanlarla tanışın. Yalnız Avcı takım yıldızından geçerken köpeklere dikkat edin” diye tembih etti.

“Merak etme köpekleri, bir şekilde kendimizi koruruz” diyerek bisikletimi aldım. Artık yola çıkmaya hazırız. Bisikletime biniyorum ilk önce, Poyrazali’ye “Hadi bin bakalım” deyince Poyrazali bir sıçrayışta bisikletin bagajına atladı.

“Hazır mısın Poyrazali?”

“Hazırım Urim Baba”

“Sıkı tutun!” diye seslenip pedala bastım.

“Poyrazali nereye gidelim? “ diye sordum.

“Polaris yıldızına gidelim, Demir amcam oranın kralı. Hem onu görürüm hem de tüm yıldızları oradan rahatça gözlemlerim.”

Pedala kuvvetlice basıp bir anda daha önce gittiğim Küçük ayı takım yıldızındaki Polaris yıldızına vardık. Daha önce geldiğimde bir şey görememiştim ama şimdi görkemli bir saray görüyorum. Sarayın dışında kocaman bir çark var. Başında da devasa bir adam, çarkı elleri iye sürekli çeviriyor ama öyle hızlı değil. Çok yavaşça çeviriyor. Bisiklet durunca Poyrazali yere atlayıp saraya doğru koşuyor. Çarkı çeviren adama sesleniyor;

“Kolay gelsin adamım Aykun, nasıl gidiyor? Birazdan yanına geleceğim.”

“Sağ olasın Poyrazali, idare ediyorum. Tüm yıldızları dengede döndürmek zor olsa da çarkı çevirmek hoşuma gidiyor. Her gün sürekli yeni yıldızları gözlemliyorum.”

Poyrazali koşarak saraya girdi. Kapıda nöbetçi yok. Ben de çarkı çeviren Aykun’un yanına vardım. Selam verince Aykun geldiğimin farkına vardı.

“Hoş geldin Urim Baba, nasılsın? Pedalın çarkları nasıl dönüyor? Farkında mısın ben de senin gibi çark döndürüyorum. Bütün takım yıldızları ve diğer yıldızlar sayemde etrafımızda dönüyor. Eğer çarkı döndürmezsem tüm yıldızlar birbirine girer. Ortalık karışır. Çark döndükçe evren dengede dönüyor etrafımızda. Sen de bisiklette pedal çevirmezsen üstünde duramazsın, dengeni kaybeder düşersin değil mi?”

“Haklısın Aykun, bisiklet sürmek denge işidir. Pedal çevirdikçe dengeni sağlarsın. Durunca ayağını yere basmazsan düşersin.”

Poyrazali amcası Demir’in omuzuna oturmuş halde kapıdan çıktılar. Amca Demir Kral;

“Hoş geldin Urim Baba”

“Hoş bulduk Demir Kralım”

Kral Poyrazali’yi omuzundan indirerek çarkı çeviren Aykun’nun yanına gittik. Buradan bütün takım yıldızları rahatça görünüyor. Demir Kral;

“Bak görüyor musun Poyrazali, Büyük ayı takım yıldızındaki Megez yıldızda ışık yok, parlamıyor. Bir sorun var her halde. Dubhe yıldızındaki yedi ayının Kralı olan Güray’ın yanına gidin, o size yardımcı olur”

“Tamam Demir amca, Urim Baba beni anında oraya götürür.”

Demir Kraldan izin isteyip yola çıktık. Dubhe yıldızına varmamız an meselesi. Zaten vardık bile bir anda. Büyük bir mağaranın kapısında aslında ayı olan ama ayıya benzeyen Güray Kral bizi sarayı olan mağaranın kapısında karşıladı. Kral iri bir ayıya benziyordu. Aslında ayıydı. İhtişamlı ve büyük mağara sarayı olmalı diye düşündüm. Kral telaşlı bir biçimde bizi karşıladı.

“Hoş geldin Poyrazali, hoş geldin Urim Baba, ben de sizi bekliyordum. Sorma başıma gelenleri, 7 tane olan yıldızdan Mergez yıldızı görünmüyor. Bir yıldız olmazsa Dünyadan bizi göremiyorlar. O yüzden diğer takım yıldızlarını bulmakta güçlük çekiyorlar. Ortanca oğlum Boyga uyumuş olmalı. Baksana Hiç ışık yok, ne olur gidip bakın benim yaramaz, başına buyruk Boyga ne hallerde.”

Poyrazali şöyle bir diğer yıldızlara baktı.

“Biz Dubhe deyiz, Merak görünüyor, Phecda da öyle. Mergez yıldızındaki Boyga sanki yerinde yok gibi. Çift yıldız Alioth ve Mizar yerinde. Alcor ve Alkait te yerli yerinde. Hmmm demek ki Boyga ortalıktan kaybolmuş. Tamam Kralım sen merak etme gidip buluruz Boyga’yı. Zaten en yaramazları da Boyga. Urim Baba hemen gidelim Mergez yıldızına, bakalım neler olmuş, Boyga nerelere gitmiş.”

Küçük prens bisikletetin arkasına atladı. Güray Kral ayı pençesine benzeyen elini kaldırıp bize;

“Güle güle gidin, aman Boyga’yı bulun gözünüzü seveyim” diye uğurladı.

Hemencecik Mergez yıldızına vardık. Ortalık zifiri karanlık. Hiç bir yer görünmüyor. Bisikletimin lambasını yakınca ortalığı görmeye başladık. Boyga’ın mağarasını aramaya başladık. Poyrazali birden bire;

“Urim Baba dur biraz, horultu sesleri duyuyorum, şu tarafa gidelim, kulağıma horultu gibi sesler geliyor.” Diye beni yönlendiriyor. Halbuki ben hiç ses duymuyorum. Poyrazali’nin kulakları benden daha iyi duyuyor. Gerçi şu aralar kulaklarım daha az duymaya başladı. Dünyaya dönünce kulaklarımı yıkatmalıyım. Poyrazali’nin işaret ettiği yere doğru pedal çevirmeye başladım. Nedense garibime gitti. Uzayda çok hızlı hareket etmeme rağmen yerde daha yavaş gittiğime şaşıyorum. Kısa sürede küçük bir mağaranın önüne vardık. Bisikletin feneri olmasa mağarayı göremezdik bile. Mağaranın önüne gelince içeriden horlama sesini duymaya başladım.

Bisikletten indik. Ben feneri alıyorum bisikletin üzerinden. Fenerin ışığı yardımı ile sesin geldiği mağarayı bulduk. Mağaranın içinde horul horul uyuyan Boyga’yı gördük. Poyraz ali kahkaha ile gülmeye başladı. Bana dönerek;

“Urim Baba Boyga’nın suratı çok komik baksana, beni güldürüyor bu surat.” Poyrazali uyuyan Boyga’yı uyandırdı. Uyanan Boyga ilk önce kollarını yana açıp iyice gerindi.

“Amma uyumuşum ha. Eyvah eyvah siz beni uyandırdığınıza göre ateş sönmüş olmalı.” diyerek  yerinden fırladı. Doğruca odunluğa giderek bir kucak dolusu odun alıp ocağa gitti. Odunları ocağa bir güzel dizdikten sonra üzerini aramaya başladı. Telaşla;

“Kibritiniz var mı, benimkini bulamıyorum?”

Ben hemen kibritimi Boyga’ya uzatıyorum.

“Al bakalım kibriti.”

“Sağ ol Urim Baba.” diyerek kibriti aldı. (Artık beni tanımalarına şaşırmıyorum) Kibrit kutusunu açtı, içinden bir kibrit çöpü çıkarıp yaktı. Yanan kibrit çöpünü odunların içine koyup çırayı tutuşturdu. Odunlar yanmaya başladı ve ortalık aydınlandı birden bire. Odunlar iyice tutuşunca birkaç odun daha ateşe attı. Alevler büyüdükçe büyüdü. Boyga sürekli odun atarak ateşi iyice büyütünce yıldız parlamaya başladı sonunda.

“Dün akşam masalcı Esmavi buradaydı. Bana masal anlatmaya başladı, sesi o kadar tatlıydı. Bir de çok güzel masal anlatıyordu ki gözlerim kapanıp uykuya dalmışım. Anlattığı masal benim derin uyumama neden olmuş. O yüzden odunlar bitince ateş sönmüş. Babam Güral Kralım kızmıştır herhalde.”

“Hayır, kızgın değildi ama endişeliydi. Neyse bir daha uyuma da gök yüzü karışmasın.” dedi Poyrazali.

Poyrazali;

“Hadi gidelim Urim Baba, biraz salıncakta sallanalım. Büyük ayı takım yıldızının sap kısmındaki iki yıldız yan yana duruyor. Alioth ve Mizar, burada lunapark kuruluyor her bahar ayı başlangıcında. Gidip biraz sallanalım. Hoşuna gidecek.”

Poyrazali bisiklete binince bir pedal boyu uzaklıktaki Alioth ve Mizar çift yıldızına vardık. Mizar yıldızınca büyük bir lunapark kurulmuş. Ortalık rengarenk lambaların ışıkları ile parıldıyor panayır alanı gibi. Bisikleti bir kenara park ediyorum. Doğru salıncaklara, birine Poyrazali, diğerine ben biniyorum. Başlıyoruz sallanmaya, salıncağın ipi o kadar uzun ki sallandıkça diğer yıldız olan Alioth yıldızına kadar ulaşıyoruz. Alioth yıldızında da lunapark kurulmuş buradaki gibi. Ortalık renkli ışıklarla parıldıyor. Burada da salıncaklarda sallananlar Mizar yıldızına kadar ulaşıyor. İki taraftan da sallanalar birbirine çarpmadan gidip geliyorlar. Sallandıkça çığlıklar atılıyor. Biz de çığlıklar atarak sallanıyoruz çocuklar gibi. Hiç büyümeyen Poyrazali zaten çocuk. Ben de ona ayak uydurup çocuklar gibi eğleniyorum. Salıncaktan inip kaydıraklara gittik. Kaydırakların ucu bucağı görünmüyor. Kaydırağın en tepesine çıkıp kendimizi bırakıyoruz çığlık çığlığa. Sanki kayan yıldızlara benziyoruz. Kayarken arkamızdan beyaz bir ışık çıkıyor. Herhalde Dünyadakiler bizi kayan yıldız olarak görüyorlardır.

“Şimdi de dans edelim Urim Baba” diyen Poyrazali beni elimden tutup dans salonuna götürdü. Dans salonunda çocuklar çılgınca dans ediyorlardı müziğin ritmine göre. Poyrazali müziğin ritmine bıraktı dans ederek. Müzikte öyle bir ritim vardı ki insanı büyülüyor adeta. Ben de ritme ayak uydurup dans etmeye başladım. Herkes çocuk olunca aralarında en uzun boylusu benim. Böyle olunca çocuklar etrafımı sarıp birlikte dans ediyoruz. İçimizdeki bütün kurtları döktük dans ederek. Diğer yıldızlardakiler bizim dansımızı izliyorlar. İnsan arada sırada, hatta sık sık dans etmeli. Etmeli ki hem hareket oluyor tüm vücutta hem de biriken kurtlar dökülüyor.

“Dans etmesini bilmeyenler yaşamı anlayamamışlardır”

Alioth ve Mizar çift yıldızının Kraliçesi Alkım yanımıza gelerek;

“İyi eğleniyor musunuz Poyrazali? Senin de eğlendiğini fark ediyorum Urim Baba. Masalcı Esmavi’yi aradığınızı duydum. O şu anda Çoban takım yıldızında ki Arcturus yıldızında. Orada çoban Dumrul var. Onlara selamımı iletirsiniz.”

“Masalcı Esmavi oradan ayrılmadan gidelim Urim Baba” diyerek bisiklete atladı Poyrazali. Pedala bastım, hemen solumuzda fazla uzak olmayan Çoban takım yıldızına vardık. Uzak olsa da fark etmez, aynı zamanda varmamız olası. Dumrul koyunlarını otlatıyordu çayırda. Yanına vardık. Dumrul;

“Hoş geldin Poyrazali, hoş geldin Urim Baba. Masalcı Esmavi içerde süt kaynatıyor. Hadi gidin biraz süt için. İçeri girdik, Masalcı Esmavi süt dolu kazanı büyük tahta kaşıkla sürekli karıştırıyordu dibi tutup taşmasın diye. Bir yandan da türkü mırıldanıyordu.

“Manastırın ortasında

Var bir çeşme,

Aman çeşme

Canım çeşme

Dimetoka kızları

Hepsi de seçme

Biz çalar oynarız”

Sesi de süt gibi tatlıydı. İçeriye girdiğimizi fark eden Masalcı Esmavi Poyrazali ve beni görünce tencereyi karıştırdığı tahta kaşığı bıraktı. Yanımıza gelerek ilk önce Poyrazali’yi kucağına alıp yanaklarından öptü. Sonra bana sarılarak;

“Hoş geldiniz, Urim Baba sen de hoş geldin, seni hangi rüzgar buralara attı?”

“Hoş bulduk Esmavi, rüzgar değil de hayal ediyorum sadece. Senin de buralarda olduğunu öğrenince yanına gelelim dedik. Hem seni de arıyordu Poyrazali.”

“Ne oldu? Poyrazali beni neden arasın ki?” Poyrazali cevap verdi;

“Mergez yıldızındaki Boyga uyuyup kalmış ve ocak sönmüş. Ocak sönünce yıldızın ışığı kaybolmuş. Böyle olunca insanlar Dünyada yönünü bulamaz olmuşlar. Senin Boyga’ya masal anlattığını söyledi. Masal sonunda uyuyup kalmış. Bu yüzden ocak sönmüş. Seni uyarmaya geldik. Bir daha masalı anlattıktan sonra bir süre orda kal ki masalı anlattığın kişi uyuyup kalmasın.”

“Öyle mi!, üzüldüm buna. Söz bir daha olmaz, masalı anlattıktan sonra kalırım bir süre daha. merak etmeyin. Bu gece Dumrul’a da masal anlatacağım. Kalın bu gece, masalı da dinlersiniz.” Poyrazali;

“Olur kalalım Urim Baba, masal dinleyelim bu akşam. Zamanın var mı?”

“Hayal ettiğinde zamanın önemi kalmaz. Bende zaman çok. Hem Masalcı Esmavi’yi de dinlemeyeli epey olmuş. Yıllar önce kahve yaptığım yer olan İnciraltı kent ormanında, Çakalburnunda bize masal anlatmıştı. Anlattığı masal da benim için yazdığı Kahve Tanrıçası Elena masalıydı.”

Biz Masalcı Esmavi ile konuşurken Dumrul elinde bir tabak dolusu üzüm ile girdi. üzümlerin üzerindeki su damlaları hala duruyordu. Tabağı masanın üzerine bırakıp;

“Hadi gelin taze üzümleri yiyelim.” diye davet etti. Hep birlikte masadaki taburelere oturduk. Kütür kütür olan üzümleri tane tane yemeye başladık. Bir tabak üzüm bir çırpıda bitti. Tadı o kadar lezzetliydi ki!

Akşam olunca Dumrul yedi kucak dolusu odunu getirip ocağın başına istifledi.

“Bu bize sabaha kadar yeter.”

Ben yerdeki mindere oturdum, Poyrazali yanıma uzanıp başını dizime koydu. Dumrul taburesini alıp duvar dibinde oturdu. Masalcı Esmavi masal örtüsünü yere serip üstüne de çeşitli eşyaları yerleştirip baş ucuna bağdaş kurup oturdu.

Başladı masal anlatmaya, sesi o kadar tatlıydı ki anlatırken masalın içinde yaşıyormuş gibi hissediyorum. Masalın sonlarına doğru dizimdeki sarı saçlı Poyrazali’nin başını okşarken uyuyup kaldığını gördüm. Kucaklayıp hemen yanıma yatırdım. Üzerine de çarşaf ile örtünce masal da bitti. Yediğimiz üzümlerin etkisi olacak hiç uykumuz yok. Zaten hayalde uyumak diye bir şey olmadığını biliyorum. Sabaha kadar sohbet ettik. Poyrazali henüz çocuk ve büyümeye hiç niyeti yok. Onun uyumaya ihtiyacı var.

Sabah olunca uykusunu alan Poyrazali uyandı.

“Günaydın Urim Baba, günaydın Masalcı Esmavi, günaydın Dumrul” Biz de hep birlikte;

“Günaydın Poyrazali, kendin uyandığın için uykunu almış olmalısın!”

“Evet Urim Baba, bu gece de büyümedim, ne güzel. Büyümek te istemiyorum, büyürsem hayallerimi yitiririm. Bak sen büyüdüğün halde hayal görüyorsun. Demek ki hala çocuksun benim gibi. Çocuk olmazsan hayallerinin peşine gitmeye cesaret edemezsin. Bu gün seni gezdireyim. Pegasus’a binip tüm takım yıldızlarını gezelim olur mu?”

Neden olmasın ki! hayalimde Pegasus kanatlı ata binmek vardı. Sayende onu da gerçekleştireceğim için sevinçliyim. Hadi Dumrul ile vedalaşıp yola çıkalım. Sen bana yolu gösterirsin.”

Tam Dumrul ile vedalaşacakken Dumrul elinde iki bardak dolusu sütü uzatıp;

“İlk önce şu bardakları bitirin bakalım. Ondan sonra yola çıkabilirsiniz.” Bize uzatılan bu ikramı geri çevirmek olmazdı. Bardakları alıp içiyoruz. Tadı nefis, ayrıca biraz soğuktu. Zaten sütü soğuk içmek daha faydalı bence. Sütü içip bitirdikten sonra Poyrazali’nin dudaklarında süt izi kaldığını görünce;

“Haahhha haa Poyrazali beyaz bıyıkların olmuş” diyerek güldüm.

“Sanki sende beyaz bıyık olmamış gibi ne gülüyorsun ki, aynaya baksana.” diye cevap verince bisikletimdeki aynaya bakıyorum, benim de sütten beyaz bıyıklarım olduğunu gördüm. Süt bıyıklarımızı silmiyoruz, öyle kalsın deyip Dumrul ve Masalcı Esmavi ile vedalaşıyoruz;

“Hoşça kal Dumrul, süt için teşekkürler, hoşça kal Masalcı Esmavi, anlattığın masal için teşekkürler” diyerek el salladık. Bisiklete binince onlar da;

“Güle güle, yolunuz ve hayalleriniz açık olsun” diye uğurladılar. Böylece yola çıktık. Poyrazali bana yolu gösterdi, Pegasus takım yıldızına bir anda ulaştık. Bisikleti kenara park edip Pegasus’a bindik. Poyrazali Pegasus’a;

“Hadi bizi gezdir bakalım. Bütün takım yıldızları görmek istiyoruz”

Pegasus hiç bir şey demeden dev gibi kanatlarını açıp uçmaya başladı. Hemen yakın olan Balık burcu olan Pisces takım yıldızına vardık.

“Urim Baba bak Pisces takım yıldızı”

“Hadi ya ben de Balık burcunda doğmuşum. İlk olarak Balık burcunu görmem şansıma” diye cevap verdim. Sonra gelen burçları tek tek önünden geçiyoruz. Balık burcun olan Pisces’ten sonra Kova burcu; Aquarius, ardından Oğlak; Capricorn, Yay; Sagittarius, Akrep; Scorpio, Terazi; Libra, Başak; Virgo, Aslan; Leo, Yengeç; Cancer, İkizler; Gemin, Boğa; Taurus, Ve son burç Koç; Aries. Hepsi de birbirinden güzel, tam 12 tane Burcu bir çırpıda dolaştık.

Burçlar sınıfına girmeyen diğer takım yıldızların yanından da geçiyoruz. Kahraman takım yıldızı; Perseus, Herakles, Çalgı, Kartal takım yıldızlarını yanından geçerken izledik.

“Urim Baba bak yanımızda Kuğu takım yıldızı; Cygnus geçiyor kanatlarını açmış. Önünde de Kartal takım yıldızı; Aquila avını arıyor. Şu köpeklere baksana koşuyorlar ama bir türlü avını yakalamıyorlar nedense. Olduğu yerde sayıyorlar. Bu köpeklerin sahibi Avcı takım yıldızını görüyor musun Hani belinde yıldızlardan oluşmuş kemeri olan”

“Evet görüyorum” diye cevap verdim.

“İşte bu avcı ve iki köpeği bir türlü av yakalayamıyorlar. Baksana önlerinde tavşan korkmadan gezebiliyor. Tanrılar bu avcıya böyle bir ceza vermişler. Hiç bir av vurup yakalamasın diye”

Bu arada Samanyolunu da gördük. Sanki birisi elinde süpürge Samanyolunu süpürüyor sanki. Poyrazali’ye;

“Poyrazali sanki birisi süpürgesi ile samanyolunu süpürüyor.”

“Ha o mu, o her gece, sabaha kadar Samanyolunu süpüren Seren. Sabah olunca da kulübesine çekilir. Gündüz yine ortalık samanla dolar ve geceleri Seren eline süpürgeyi alır başlar süpürmeye. Çok temiz ve titiz bir adamdır. Ortalığı dağınık ve pis olarak görmek istemez.”

Tüm takım yıldızlarını gezdikten sonra Pegasus bisikletin olduğu yere geldi. Poyrazali ve ben inip teşekkür ediyoruz Pegasus’a bizi gezdirdiği için. Bisiklete binip doğru Kral takım yıldızına vardık. Demir Kral bizi karşıladı;

“Hoş geldiniz Urim Baba, sorunları hallettiğiniz için teşekkür ederim. Hoş geldin oğlum” diyerek Poyrazali’yi kucağına alıp öptü yanaklarından. Baba, oğul kucaklaşmasını izliyorum. Demir Kral;

“Nasıl Poyrazali büyümeye karar verdi mi?” diye sorunca, ben cevap veriyorum Demir Krala.

“Hayır, bence büyümesin Poyrazali. Eğer büyürse hayalleri gerçekleşemez. Bırak hayallerinde çocuk olarak kalsın. Baksana ben bile hayallerim sayesinde buralara kadar gelip dolaştım. Demek ki ben de hala bir çocuğum. Eğer çocuk olmasaydım cesaret edip yola çıkamazdım. Hem Poyrazali bana bütün Takım yıldızları öğretti, bana rehberlik etti. Ne tesadüftür ki Masalcı Esmavi ile karşılaştık. Bize güzel bir masal da anlattı.”

Dedikten sonra sanki hava soğudu gibi, beyaz kar taneleri yağmaya başladı. Kral takım yıldızı biraz kuzeyde kalıyor. Bahar ayında olsak ta henüz kış etkisini gösteriyor kuzey bölgelerde. Birden bire üşümeye başladım. Hava ne kadar da soğudu. Kar yağışı iyice arttı ve lapa lapa yağmaya başladı. Ne kadar soğuk bir yıldızmış burası diye düşünüyorum.

Birden uyanıyorum, üzerimi örtmeden öylece yıldızlara bakarken uyuya kalmışım. Gecenin serinliği iyice artınca üşümüşüm, böylece gördüğüm güzel düşten uyanmış oldum. Soğuktan kaskatı olmuş olan vücudumu kımıldatamıyorum bile. Uyanınca kan akışı damarlarımda hızlanmaya başladı. İlk önce ellerimle vücudumun her yerini iyice ovalayıp biraz ısınınca yavaşça doğruldum yattığım yerden. Hava karanlık olmasına rağmen etrafımı görebiliyorum. Tüm gök yüzü yıldızlarla kaplıydı. Gözlerim karanlığa iyice alıştı. Az ileri giderek ufak su döktüm. Çadırıma gelip yere serdiğim matı alıp çadırın içine seriyorum. Uyku tulumunu da açıp içine girerek uyumaya başladım tatlı düşlere ve gördüğüm rüyayı düşünerek.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 75 Kilometre civarı

Yaptığım yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 2. Gün

26 Nisan 2018 Perşembe

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Tuzburgazı – Büyük Menderes Deltası – Serçin – Akçakaya

( resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir )

“Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”

Can Yücel

Öne çıkmış olan görsel Büyük Menderes nehrinin kıyısında toprak alırken. Bisikletlerimiz park halinde. İki bisiklet arasına pankartımızı gerdik. Ferdimen ve Cem ayakta. Mehmet ve ben çömelmiş durumda, önümde kahve takımı. Kahve pişirirken

IMG_2304

Gün ışığı pencereme vurunca gözlerim otomatikman açılıyor. Arkadaşlar hala rüyalarını görmekte. Henüz telefonumdaki kurulu alarm ötmedi daha. Yere serili mat üzerinde uyku tulumları açılmış. Ferdimen üzerini örtmeden uyuyor. Bisikletler kıyıda park edilmiş durumda.

20180426_063229_HDR

Sonra arkadaşlar da uyanınca toparladık mat ve uyku tulumlarını. Böyle çadır kurmadan yatıp fazla eşya çantalardan çıkmayınca toparlanma da ona göre hızlı oluyor. Kahvaltılıkları kahvenin bir köşesindeki masanın üzerine serdik. Çay kahvede hazır olunca duble çaylarla bir güzel kahvaltı ediyoruz. Kahvedeki bir arkadaşa rica edip bizi kamera ile çekmesini istedik. Dört kişi, Cem Tabanlı, Mehmet Aydın, ben ve Ferdi Kızıl, nam-ı diğer kahramanımız Ferdimen masada oturmuş kahvaltı yaparken.

IMG_2303

Kahvaltımızı bitirip kalan eşyaları da bisikletlere yükledik. Tur başlangıcı olarak pankartımızı açıp resim çekiliyoruz dört kişi. Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Bisiklet Turu dört kişi ile başlıyor.

20180426_084856_HDR

Tur başlangıç yeri olan Tuzburgaz köyünden yola çıkarken beni ve eşyalarımı taşıyan bisikletim KUZ resim çekilmeyi hak ediyor. Yol dümdüz, uzayıp gidiyor ufka kadar. Kenarda evlerin bahçe duvarları ve çit beton direkler. Bisikletimin arka bagajında turuncu bisiklet çantaları.

20180426_085552_HDR

Büyük Menderes deltası geniş bir arazi ve burada tarım yapılıyor sürekli. Ekilen bitkileri yuvarlak biçimde, varil gibi yuvarlayıp sıkıştırılmış. Kış aylarında hayvanlara yemeleri için verilecek. Üst üste 6 kat dizilmiş yüzlerce yuvarlak ot demetleri.

20180426_091610_HDR

Arkadaşlar önde bisikletleri ile düz olarak uzayıp giden yolda ilerliyorlar. Çok uzaklarda tepeler görünmekte.

20180426_091613_HDR

Büyük Menderes nehrine geldik, köprü üzerinden nehrin denize akan yerinden çekiyorum bir poz. Nehrin rengi koyu ve durgun, sanki akmıyormuş gibi. Kıyıları tamamen sazlıklarla kaplı.

20180426_092527_HDR

Nehrin sağ yanında toprak yola gireceğiz. Gidebildiğimiz kadar gidip toprak alacağız. Büyük Menderes nehri köprüsü, tabelası ile elçek resim çekiyorum dördümüzü de.

20180426_093306

Toprak yola girip gidebildiğimiz yere kadar gidip uygun bir yerde duruyoruz. Bisikletleri park edip arasına pankartımızı gerdik. Pankartta yazan “Suyun Kaynağına Yolculuk”. Mehmet Aydın, ben ve Cem Tabanlı yere çömelmiş durumda pet şişelere toprağı elimizle doldururken Ferdimen bizi çekiyor.

20180426_101529_HDR

Toprağı taşımanın en pratik yolu pet şişede taşımak. Yarım litrelik pet su şişesi buna uygun. Hem çantada dökülmüyor hem de az yer kaplıyor. Aldığımız toprağı çantalarımıza yerleştirdik. Sonrası da geleneksel kahve pişirme seramonisi. Kahve takımlarını çıkarıp pişirmeye başladım. Benim yanımda Mehmet çömelmiş durumda. Ferdimen arkamda ayakta. Cem bisikletinin yanında, sağda ayakta duruyor. Arkamızda pankartımız ve sazlarla dolu Büyük Menderes nehri. Ferdimen’in bisikleti solda park edilmiş durumda. Arka bagaja bağladığı çubukta Türk bayrağı bağlı. Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Nehri Turumu resmen başlatıyoruz böylece.

Bu resmi Ferdimen otomatik çekti. Öne çıkmış olan resim olarak seçiyorum

IMG_2304

Büyük Menderes nehri durgun olarak hissettirmeden akıyor sazlıkların arasından. Kıyıya çekilmiş Ahşap tekne duruyor.

IMG_2305

Toparlanıp toprak yoldan ana yola çıktık. Köprü başındaki korkuluk demirinin önündeki tabela direğine tabelamızı bağlıyorum cırt ile. Köprü üzerinde arkadaşlar bisiklet sürüyorlar.

20180426_103925_HDR

Yola ben de çıkıyorum, Büyük Menderes deltasındaki uçsuz bucaksız tarım alanlarında yaz ekimine hazırlanıyor. Traktörle tarla sürerken arkasından küçük bir toz kalkıyor rüzgara kapılarak. Tarla yolun altında kalıyor. Kıyıdaki çalılıklar tamamen yakılmış simsiyah kalmış dallar burada bir çok canlının telef olduğunu gösteriyor.

20180426_104936_HDR

Yola çıkar çıkmaz yakınlarda olan Miletos antik kentinin tabelası çıktı. Antik kent yola yakın olduğu için giriyoruz.

20180426_105616_HDR

Miletos antik kentinin görkemli yapısı olan amfi tiyatronun resmini bisikletim KUZ ile birlikte çekiyorum. Bir çok yeri tahrip edilse bile çoğunlukta ayakta duruyor tiyatro. İşte burada felsefenin ilk tohumları Thales tarafından atılmıştır. Anlatılanlara göre baş tanrı Zeus ile tartışırlarken Thales haklı çıkmış. Buna kızan Zeus “Ben Tanrıyım, istersen yıldırımla seni şuracıkta küle çeviririm” deyince Thales te buna “Öfke haksızlığın belirtisidir” diye cevap vererek tanrılara ilk baş kaldıran felsefeci olarak yazılmış bu tiyatroda. Böylece insanlık tarihinde felsefe başlamış oldu.

20180426_110216_HDR

Miletos antik kentinde kısa bir mola vererek yolumuza devam ettik, Akköy girişinde hafif bir yokuş var, zorlanmadan çıkıyoruz yokuşu. Elektrik ve telefon direkleri birbirinden bağımsız köyün semalarını kaplamış durumda.  Akköy tabelası ve az ilerde ana yol kavşağına geldiğimizi belirtir büyük karayolları tabelası.

IMG_2308

Buğday tarlasında ekinler boy atmış, başaklar büyümüş, yavaş yavaş sararmaya gidiyor ama yeni başlamış gibi. Çiftçi tarlanın ortasında ekinleri kontrol ediyor. Ekinler beline kadar uzamış.

20180426_110956_HDR

1977 yılında Süleyman Pir çeşme yaptırmış hayrına ama su akmadığından çeşme etrafını otlar bürümüş.

20180426_111757_HDR

Leylekler çoktan gelmiş yuvalarına, yumurtadan yavruları da çıkmış. Elektrik direğinin tepesine yuvasını kurmuş. Yuvada leylek yok, Büyük Menderes nehrinin bereketli topraklarında yiyecek bulmaya gitmiş olmalı.

IMG_2309

Akyeniköy kavşağında öğle yemeği için mola veriyoruz. Burada yemek ucuz, nedeni ise kamyoncuların uğrak yeri olması. Burada kuru fasulye, pilav, cacık üçlemesi ile karnımızı bi güzel doyuruyoruz. Çardak altında dinleniyoruz çaylarımızı içerken.

20180426_123305_HDR

Yediğimiz kuru fasulyenin yakinen resmini çekiyor Ferdimen. Masada tabaklar içinde fasulye, pilav, üstünde az fasulye taneleri, küçük bir tabakta salata, ekmek sepetinde taze ekmekler ve kuru fasulyenin olmazsa olmazı kuru soğan.

IMG_2311

Öğle molası bitiminde turumuza devam ediyoruz. Söke – Didim – Milas kavşağından düz, Bafa gölünün yanındaki yola girdik. Girişte tahtadan yapılmış tabelada “Bafa gölü tabiat parkı” yazılmış sarı renkli. Tabela üç tahta, yanlarda iki direğe çakılmış. Solda Bafa gölüne bağlantılı su kanalı var.

20180426_143407_HDR

Kavşaktan girer girmez yol toprak olarak devam ediyor. Aynı zamanda taşkınlar için yapılmış set yolda kenarlarına okaliptus ağaçları dikilmiş. Ağaçlar seyrek ve kimisi kurumuş.

20180426_143819_HDR

Bir süre gidiyoruz dümdüz yolda. Birden bire yolu kapatan bir çalışma görünce durduk. Kurumuş olan okaliptus ağacını kesmeye uğraşıyor ekip. Herhalde acemi olacaklar bir türlü ağacı deviremediler. Alt kısmından yeterli kesemediklerinden traktör kepçesi ile yüklendikleri halde ağaç direniyor devrilmemek için. Set üstünde bisikletlerden inmeden duruyorlar arkadaşlar. Yol açılsın diye beklerken arkadan çekiyorum bir poz üçünü. Ferdimen’in küçük üçgen Türk bayrağı ve uzun saçlarını bir kaç boğum lastikle bağlamış arkasında.

20180426_144039_HDR

Geniş düzlük ovada parsel parsel tarlalar yeni sürülmüş ekilmeyi bekliyor.

20180426_144128_HDR

Set yanında seyrek olarak dikilmiş okaliptus ağaçları arasında giderken Ferdimen beni çekiyor.

IMG_2318

Bir süre okaliptus ağaçları arasından gittik. Sonrasında hiç ağaç yoktu ve önümüzde uzayıp giden set üstü yol var. Bir – iki araç haricinde rahat gidiyoruz toprak yolda.

IMG_2320

Bir zamanlar deniz olan ova şimdi toprak olmuş. Ovada bir çok tarla ekilip biçiliyor. Ova düzlüğü sonunda bitti ve karşımızda bir köy göründü. Köyün arkasında küçük tepeler başlıyor.

20180426_151320_HDR

Köy ovanın bitiminde, yamaca doğru kurulmuş. Burası Serçin köyü.

IMG_2322

Hemen solumuzda Büyük Menderes nehri usul usul akıyor sakince.

IMG_2323

Toprak yolda yavaş gittiğimizden epey zaman geçmiş. Köyde bir mola vermek gerek. Hem hava da iyice ısındı. Güneş tepemizde terlememize neden oldu bisiklet sürerken. Bakkalın yanına vardık, çocuklar meraklı gözlerle yanımıza gelip bakmaya başlayınca “Çocuklar bakkaldan canınız ne istiyorsa alın” diyerek bakkala davet ettim. Herkes kendine göre bir şeyler aldı. Daha çok gazoz aldılar. Ben de onlara uyup gazoz alıyorum kendime. Nasıl olsa çantamda duran BayKuş kesemde epeyce para var birikmiş. Yolda bulup topladığım paralar Bay Kuş kesede biriktiriyorum. Çocukların aldığı şeylerin parasını BayKuş kesesinden ödüyorum. Zaten fazla tutmadı aldıkları. Kendimize cebimizden ödedim aldıklarımızı. Sonra okaliptus ağacının gölgesindeki beton merdivene oturarak gazozlarımızı içmeye başladık.

Çocuklar meraklı sorular sormaya başladı bizlere. Bisiklet turcusunu sık sık görmedikleri belli. Belki de ilk defa görüyorlar bisikletçileri. Her zamanki klasik sorular; “Nerden nereye gidiyorsunuz? Bisikletin kaç para? Bu bisiklet kaç yapıyor? Lastiğin hiç patlamıyor mu? Patlayınca ne yapıyorsun?” gibi sorular. Hepsine cevap veriyoruz tek tek. Öğle sıcağında soğuk gazoz ve sodalar çocuklarla muhabbet eşliğinde bizleri serinletiyor. Bakkal da demlediği çaydan ikram ediyor birer bardak. Gölgede oturmuşuz Cem, ben ve Mehmet, yanımızda beş çocuk. Ferdimen bizi çekiyor telefonumla.

20180426_154033_HDR

Büyük menderes kıyısında büyük bir vinç. Halatın sonunda varil büyüklüğünde silindir. Herhalde toprağı düzeltmek için kullanılıyor. Belki de nehir yatağını düzeltmek için. Anlayamadım ne için kullanıldığını. Yeşile boyanmış rengine bakılırsa devlet su işlerinin vincine benziyor.

20180426_155106_HDR

Düz ova bitince yol tepelerin yanından gidiyor. Önümüzdeki köy girişi az yokuş var. Ferdimen durmuş solda gördüğü eşeğe bir şeyler anlatıyor;

“Ah eşek ah, senin yüzünden dayak yiyordum bir zamanlar. Çayıra yayılmış bir kaç aile piknik yapıyorlardı. Yanlarından geçerken Kazak Abdal’ın bir türküsünü söylemeye başladım;

Eşeği saldım çayıra

Varıp ta karnı doyura

Gördüğü düşü hayıra

Yoranın da avradını

Türküyü söylerken piknik yapanlar sen ne diyorsun herif, ağzından çıkanları kulakların duymuyor mu? Bize hakaret mi ediyorsun? diye üzerime yürüdüler. Yok ben size bir şey söylemedim, ahan da otlayan şu eşeğe söyledim, diyerek oradan uzaklaştım. Az daha dayak yiyordum senin yüzünden eşek herif.”

Ben de eşekle Ferdimen’i çekiyorum bir poz bu duruma karşılık.

20180426_162121_HDR

Mayıs ayı dut ayı, bülbüller bu ayda dutları yedikten sonra artık ötmezlermiş. Sizin anlayacağınız Dut yemiş bülbül olurlar. Zaten çoktan eşlerini bulup yumurtadan yavruları bile çıkmıştır. Karnı doymak bilmeyen aç yavruları doyurmak için bütün gün yiyecek peşinde koşmaktan helak olmuşlardır. Ötecek gücü kalmamıştır. Geçim derdi olunca ötmeye fırsat kalmıyor.

Yol kıyısında hayrına dikilen siyah duttan nasibimizi yiyoruz gerektiği kadar. Dutları yakından çekiyorum bir poz. İçlerinde olgunlaşmamış açık pembeden kırmızıya, olgunlaşmış haliyle siyah dutlar görüntüde.

20180426_163117_HDR

Sürülmüş tarlaların kıyısında karşıdaki dağların resmini çeken Ferdimen’in resmini çekiyorum. Dağların tepesindeki göğe yükselmiş kimilimbus bulutunu çekiyordu. Şimdi o bulutun altında ne fırtınalar esiyordur.

20180426_165552_HDR

Yolumuz dağların dibinden Büyük Menderes nehrini takip ediyor. Kimi yerde nehirden uzaklaşırken kimi yerde yolun dibinden akıyor. Nehrin kenarları sazlık ve söğüt ağaçlarını görüyorum. Tarlaları sulamak için nehre boru sarkıtılmış.

20180426_170715_HDR

Bu yol pek işlek olmadığı için kimi yer asfalt değil. Toprak yolda ilerliyoruz. Dağ yamaçlarının dibinde çeşitli ağaçlar fışkırmış. Yeşil ağaçların arasından, toprak yolda bisiklet sürmek gibisi yok. Önde Cem ve Mehmet bisiklet sürüyor.

20180426_171904_HDR

Hava iyice sıcakladı. Cem yanmak için üzerini çıkarıp çıplak olarak bisiklet sürüyor. Bazen ağaçların gölgesinde hem dinlenmek için hem de bizi beklemek için kısa molalar veriyorlar bisikletten inmeden.

IMG_2332

Ferdimen de arkadan yetişiyor bize. Toprak yolda gelen Ferdimen.

20180426_171915_HDR

Dağın dibindeki yol bazen yükseliyor ovadan ama fazla değil. Akan nehir ve sürülmüş tarlanın düzgün çizgileri bir tablo gibi karşımda.

20180426_172227_HDR

Karşımıza bir köprü çıkınca durup tabelamızı takıyoruz köprü başına. Tabelada yazan “Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Temiz Aksın”

20180426_173854_HDR

Köprüde tabelayı takarken diğer arkadaşlar da beni bekliyor köprünün üzerinde.

IMG_2336

Köyün birinde terk edilmiş bir ev görünce resmini çekiyorum. Ev viraneye dönmüş durumda. İki katlı, çatısı olmayan, geniş bacası uzun. Giriş kapısı, yanında üst üste iki pencere. Üst katta iki pencere. Evin yanında tek katlı bir ev daha var. Bu evin damındaki otlara bakılırsa topraktan bir damı var

20180426_181155_HDR

Çeşmenin üzerine dikdörtgen bir mermere şu sözler yazılmış;

Bak şu suyun

Rengine çeşmesi var

Tası yok kırma insan

Kalbini yapacak

Ustası yok

Mehmet Mülkiye Fillik

Hayratı

Yazan kelimeleri ayrık yazsa da insanlar ne yazdığına bakmıyorlar maalesef. Adam boşuna yazmamış çeşmenin tası yok diye. O yüzden tası zincirle bağlamışlar çalmasınlar diye.

20180426_181452_HDR

Kilometrelerce tarlalar, karşıda dağin dibinden ayrılmış küçük bir tepe. Arasında da bir köy görüyorum. Hani bir çocuk şarkısı vardır ya;

Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesek te, varmasak ta

O köy bizim köyümüzdür

diye. İşte o köyü mutlaka göreceğiz ve gideceğiz. Varacağız yani. Rotamızda bir çok köy var ve köyleri yakından görerek ilerliyoruz durmadan.

20180426_184303_HDR

Yavaş yavaş gölgeler uzamaya başladı. Alçalan Güneş gölgemi tarlaya düşürürken resmini çekiyorum bisiklet sürerken.

20180426_185836_HDR

Güneş Dilek yarımadasının üzerine, Samson dağının az yukarısına doğru alçalmış. Hava bulutsuz, pırıl pırıl. Güneş tüm parlaklığını ovaya salmış. Ovanın sonunda bulunan Söke kasabasının hava kirliliği olan duman sis halinde yayılmış Dilek yarımadasının dibinde.

20180426_185901_HDR

Kimi tarla sürülmüş, kimisi de ot bürümüş durumda, sürülmemiş.

20180426_185904_HDR

Sürülmemiş bir tarla, dikine doğru traktör geçip iz bırakmış üç yerde.

IMG_2341

Elektrik dağıtım şirketi kimi beton direğin tepesine yukarı doğru kaide yaparak leyleklerin yuva yapmasını sağlamış. Zaten leylek direğin tepesine, tellerin üzerine yuvasını yapıyor. Böyle yapmakla hem teller arasında kısa devreyi önlemiş oluyor hem de kuşlar elektrik akımına kapılmamış oluyorlar. Direğin tepesinde bir leylek uzun bacakları üzerinde durmuş durumda. Gün boyu yiyecek aramakla yorulmuş, Güneş batmadan yuvasına çekilmiş dinlenmeye başlamış.

IMG_2343

Akşam üzeri Ferdimen haritaya bakıyor ve hava kararmadan kamp yapacağımız yeri belirledi.  Diğer köyler uzakta olduğundan Akçakaya köyünde kamp atacağız. Köyün kahvesinde oturup akşam yemeğini hazırlamaya başladık. Karşıdaki bakkaldan yoğurt, ekmek alarak kahvaltılık malzemelerle çay ile karnımızı doyuruyoruz. Bu arada köy muhtarı ile görüşüp kalacağımız yeri de ayarladık. Köyün düğün salonunda kalabilirsiniz deyince rahatladık. Cem turdan yarın ayrılacağını bildirdi. Bateri dersi alıyor ve onlardan geri kalmak istemediğini mazeret olarak sundu. Eh ne yapalım artık üç kişi tura devam edeceğiz. Masanın üzerinde kahvaltılıklar ve Cem elinde çatalı ile yerken Ferdimen bir poz çekiyor akşam karanlığında.

IMG_2344

Kahvede köylülerle sohbet ederek zaman geçiriyoruz çay içerken. Köylülere yaptığımız turu, amacını kısaca anlattık. Nehirlerimiz temiz aksın, tarlalarında kullandıkları Menderes nehrinin suları ürünlere zehir saçmasın, temiz besinleri yiyerek gelecek nesiller sağlıklı yetişsinler diye anlatıyoruz. Uyku basında çadırları üstü kapalı düğün salonunun girişine kurup yerleştik. İyi geceler dileklerle yatıyoruz mışıl mışıl.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 65 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes 1. Gün

25 Nisan 2018 Çarşamba

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

( resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir )

1 Gün İzmir – Selçuk – Söke – Tuzburgazı

Öne çıkmış olan görsel, Konak vapur iskelesinin önündeki mavi boncuklu İzmir yazısının önünde Ferdimen, ben ve Cem.

20180425_120158_HDR

“Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşi evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni”

Can Yücel

Merhaba sevgili okurlar, yeni bir yazı dizisi başlıyor. 7 Günlük bir tur yaptık, devamı da var ama onu anlatmayacağım. Sadece Suyun kaynağına yolculuk Büyük Menderes nehrini anlatacağım.

Bu yıl Suyun Kaynağına Yolculuk bisiklet turunu Ege bölgesinin nehirlerinden olan Büyük Menderes nehrini denize döküldüğü yerden kirli toprağı alıp doğduğu yer olan Afyon Dinar kasabasına kadar giderek suyun kaynağına dökeceğiz. Kirli su arına arına denize ulaşırken belki insanların aklı başına gelir de çevreyi ve nehirleri kirletmezler. Geleceğimize, çocuklarımıza temiz bir gelecek bırakmak için gönüllü olarak çalışıyoruz.

Büyük Menderes suyun kaynağına yolculuk bisiklet turunu Ferdi Kızıl, namı diğer kahramanımız Ferdimen ile birlikte organize edip yapacağız. Gerekli ön çalışma ve rotayı birlikte tasarladık. Pek zamanım olmadığı için keşif turu yapmadım. Sadece Antalya’da bir arkadaşın düğününe arabayla gidip dönüşte rotayı tersinden yaptım. Araba ile Antalya’dan Afyon Dinar kasabasına geldim. Suyun kaynağı olan yere Suçıkan diye adlandırılmış. Burada bir tesis kurmuş belediye. Güzel bir park, ağaçlandırıp yeşertilmiş. Yolları parke taş döşeli ve temiz. Belediye çalışanı ile görüşüp turumuzu, amacımızı anlatıp burada kamp yapabilirmiyiz diye. Görevli de pek istekli olmamakla birlikte olur dedi. Zaten amacımızı anlamamıştı.

Böylece tur rotasını takip ederek kamp yapacağımız yerleri belirledim aşağı yukarı. Akşam hava kararasıya kadar keşif yaptım. Aydın Koçarlı kasabasında keşif turunu sonlandırdım. Görmeden karar vermek zor. Yalnız büyük bir bölümünü görmem yeterliydi benim için. Geri kalan yerleri az çok biliyorum. Tur için gerekli hazırlıkları yaptım, gazetelere tur hakkında birer yazı elektronik posta yolladım. Duyarsız medya bu konuda yine duyarsızlığını gösterdi. Ne de olsa karı -kız, siyasetçi, yalan, dolan yoktu. Ön plaka baskısını Kosova da yaptırdım 30 tane.

Bu turda aramızdan ayrılan her zaman sevdiğim ve bir arkadaşım olarak kalacak olan Şafak Omaç yok. Etkinlik olarak grup sayfasında açtım. Katılacakların kesin olarak bana bildirmelerini yazmama rağmen pek katılan olmayacak galiba. İsmini yazdıran olmadı, sadece ben, Ferdi Kızıl, Cem Tabanlı ve son gün mesaj gönderen Mehmet Aydın tura katılacak. Ferdimen bir gün önce evime geldi. Tur hakkında son kararları alıp gerekli hazırlıkları yapıp bisikletleri hazırladık. Yanıma daha önce hazırlattığım et kavurmayı alıyorum. Yaklaşık bir kilo kadar var, tur boyunca azar azar yiyeceğiz. Et kavurma tuzlu piştiği için sıcaktan bozulma olmayacak. Sabah erkenden kalkıp kahvaltılarımızı yaptıktan sonra pek acele etmeden hazırlandık. Biraz geç bir saatte ; 11:24 gibi evin önünde Ferdimen ile elçek resim çekiliyorum.

Evin bahçesindeki ağaçlar sokağa yeşil rengini salıyor. İkimizin kafasında kask var. Ferdimen’in güneş gözlüğü takılı. Omuzumun üstünde “Dikkat köpek var yazısı görünüyor. Resim çekildikten sonra turumuza başlıyoruz.

20180425_112414

Üçkuyular meydanına geldik, burada yakınlarda oturan Cem Tabanlı’yı telefonla aradım. Henüz gelmemişti buluşma yerine. Resmi Ferdimen çekiyor, ben telefon ile konuşuyorum. Bisikletim KUZ ve Ferdimen’in bisikleti. Arkada metro istasyon giriş merdivenleri. Park haline getirilmiş alan ağaç dikili yeşil alan. Arkada yüksek apartmanlar görünmekte.

IMG_2277

Cem kısa bir  bekleme süresinden sonra geliyor yanımıza. Oradan geçen birine rica edip bizi çekmesini söyledim. O da üçümüzü çekiyor Üçkuyular meydanı bisikletlerimiz ile birlikte. Meydana belediye sarı çiçekler dikmiş. Metro inşaatından sonra geriye kalan dört tane palmiye ağacı.

20180425_113518_HDR

Üçkuyular meydanından turu başlatıyoruz. Kısa sürede sahil yoluna çıktık. Trafik lambalarında bekliyoruz yayalara yeşil lambanın yanmasını. Önümüzde tramvay ray hattı var, hat kırmızı renge boyanmış yayaların dikkatini çekmek için.

IMG_2278

Sonra aklımıza Karantina meydanında yapım çalışmaları devam ettiği geliyor. Ana yoldan gitmeye başladık, nasıl olsa ana yola çıkacaktık. Böylece Karataş durağına kadar gideceğiz. Ferdimen Cem ve beni çekiyor arkamızdan yolda giderken.

IMG_2279

Karataş’tan sahildeki bisiklet yoluna geçtik ve Konak vapur iskelesinin önündeki mavi boncuklu, mavi yazılı İzmir yazısı önünde hatıra resmi çekiliyoruz. Bu resmi öne çıkmış görsel olarak seçiyorum.

20180425_120202_HDR

Cumhuriyet meydanından ana yola çıkıp Talatpaşa bulvarında bisiklet sürüyoruz.

IMG_2280

Alsancak izban istasyonuna giriş yaptık, istasyonda trenin gelmesini beklerken görevli bizim resmimizi çekiyor. Bisikletlerimiz yüklü durumda. Solda tren park halinde, sağda derinde olan tren rayları.

20180425_122208_HDR

Tren geliyor, Cumaovası yönüne gideceğiz. Alsancak istasyonunda merdiven in  – çık – in yok, düz ayak trene biniliyor. Trenin içinde Ferdimen bisikletim KUZ ve benim sol kolumu çekiyor. Bisiklet sehpasında park halinde olduğu için oturduğum yerden bir elimle tutuyorum. KUZ’un gidonunda takılı tüy resimde yerini almış.

IMG_2281

Bindiğimiz tren Tepeköy aktarma istasyonuna getirdi. Burada Selçuk trenine biniyoruz. Henüz trenler tek seferde son istasyon olan Selçuk’a kadar gitmiyor. Selçuk’ta indiğimiz zaman öğle zamanını geçmişti ve karnımızın acıktığının farkına vardık. Önümüzde bir yokuş var ve yola çıkmadan karnımızı doyurmamız gerek. Selçuk’ta tüm bisikletçileri ağırlayan bisiklet dostu Adnan Barım’ı aradım ama kasabada olmadığını öğrendim. Bildiğim balık pişiricisinde hamsi balığı ısmarladık birer porsiyon. Cem vejeteryan olduğu için et yemiyor ama balık yiyebiliyor.

Ferdimen Cem ve beni masada oturmuş siparişleri beklerken resmediyor. Masanın içinde deniz kumu ve deniz kabukluları ile süslenmiş. Üzerinde de cam kapatılıp masa yapılmış. Balıkları yerken sanki denizin dibini izliyormuş gibi hissetmenizi sağlıyor.

IMG_2283

Üçümüzü masa ile birlikte elçek resim çekiyorum. Ferdimen ve Cem masaya doğru eğilmiş durumda.

20180425_141947

Tura başlamadan önce bankamatikten para çekiyorum. Kasa Ferdimen olacak. Tüm harcamaları Ferdimen yapacak ve hesabı o tutacak tur boyunca. Bisikletlerimiz, Cem, ben bankamatikten para çekerken.

IMG_2284

Yola çıktık, ilk benzin istasyonu kasabanın çıkışında. Burada lastiklerimiz havasını tamamlıyorum.

IMG_2285

Artık her şeyimiz tamam sayılır. Yola çıktık, tabelada Selçuk’tan çıktığımızı belirtiyor. Bir çınar ağacının gölgesinden geçerken Ferdimen bizi çekiyor. Bu tabeladan sonra çıkış başlıyor, yani rampa var önümüzde.

IMG_2286

Yokuşu çıkarken düşük viteste, bazen 1. viteste ağır ağır çıkıyorum. Hızım saatte 5 kilometre kadar, daha hızlı gitmenin olanağı yok. Sonra acelem de yok, tıpkı yol kenarında gördüğüm kaplumbağa gibi. Yavaş olunca yol kıyısındaki her şeyi görüyorum. Henüz yavru sayılabilecek küçücük kaplumbağa acele etmeden, tıpkı benim gibi yol alıyor. Düşüncelerimde bisikletim KUZ’un gidonuna bir kaplumbağa takmak ama canlı değil. Doğal olarak ölmüş, içi boş bir kabuk olmalı. Bakalım karşıma çıkacak mı?

20180425_154017_HDR

Kaplumbağayı doğada bırakıp yokuşu tırmanmaya devam ediyorum. Önümde yukarı doğru eğimli bir vadi var.

IMG_2287

Ferdimen uzun bacakları sayesinde bizden önce çıkıyor yokuşu. Çıktıktan sonra da bisikletini park edip hem kendi bisikletini hem de bizi çıkarken resmimizi çekiyor. Solda dik bir yamaç var.

IMG_2288

Yokuşu çıkıp ana yoldan sağa sapınca hemen karşımıza bir çeşme çıkıyor. Yoldan saptığımız yer Çamlık köyü. Çeşmeyi yaptıran zengin biri olmalı. Çünkü tamamen mermerden yapılmış. Krem ağırlıklı, taç kısımlarında koyu kahverengi şeritler ile düzgün yapılmış. Aynasının çatı kısmında Allah CC temiz olanı sever yazısı kırmızı renkte yazılmış. Altında da Bismillahirrahmanirrahim yazılı. Aynada üç çeşme var. Biri ortada üstte plastik boru. Buradan su devamlı akıyor. Altta, yanlarda iki çeşme. Daha aşağıda bir delikten su sızıntısı var ve burada mermer yosun tutmuş. Çeşmeyi yaptıran hayırsever kişi insanların ne mal olduğunu bildiğinden bir nebze olsun belki anlarlar diye “Allah C.C. temiz olanı sever” yazısını yazdırmasına rağmen bir sürü yazı yazılmış mermerin üzerine. Bisikletim KUZ’un önündeki gidon çantamın önünde bastırdığım tabela takılı. Tabelada Ferdimen’in tasarladığı logomuz olan yaprak görünümlü ağaç, gövdesi ve dalları damarlı olarak yukarıya gidiyor. Ağacın etrafı kesik çizgilerle su damlacığını betimliyor. Ağaç yeşil, dallar mavi renkte. Altında da Suyun Kaynağına Yolculuk Mavi, Büyük Menderes Temiz Aksın, kırmızı renkte yazılı. Boyutu A 5 standardında.

20180425_155916_HDR

Ana yoldan gitmeyip Çamlık tepesinden, dağların üzerinden ve köy yollarından Kuşadası – Söke yoluna çıkacağız. Ferdimen rotayı çizdi ve yolu o takip ediyor. Çamlık denen yer gerçekten çam ağaçları ile kaplı, yol da bu çam ormanının içinden tamamen Güneş ışıklarından mahrum.

20180425_163723_HDR

Çam ormanı bir süre sonra bitti, yani tepeye ulaştık sanki. Sağda çam ağaçları, solda incir bahçesi.

IMG_2293

Gökçealan köyüne geldik, tabelada yazan o. Köyün evleri bahçelerindeki ağaçlar kaplamış, pek görünmüyor.

IMG_2294

Köyün girişinde bir çeşme görünce duruyorum. Çeşme bulunca sularımı tazeliyorum. Etrafında söğüt ağaçları dikilmiş, çeşmenin aynası tek duvar ve merdiven basamağı gibi örülmüş. Bu çeşmenin ismi Topal Ali çeşmesi.

IMG_2296

Köyün  geniş bahçeli kahvesini görünce burada biraz dinlenelim diye karar verdik. Kahvenin bahçesi beton çit ile çevrelenmiş. Beton blok beyaz, birleşim direkleri ise maviye boyanmış. Bahçede bir kaç çınar göğe yükselmiş. Aynı zamanda genişleyerek gölgede bırakmış bahçeyi. Altı tane varil yarım olarak kesilip saksı yapılarak duvar önüne dizelemişler. Variller de maviye boyanmış, içinde zeytin ağaçları dikişmiş ama o kadar büyük değil, budanmış durumda

IMG_2297

Çınar ağacının gölgesinde kalmış köy kahvesinin bahçesine oturduk. Yokuşlar biraz yordu, yorgunluğu atmak gerek. Bahçenin kıyısına bisikletleri park ediyoruz. Kendimize oturacak boş bir masa bakınırken Ferdimen içerideki çaycıya çayları ısmarlamaya gidiyor.

20180425_164504_HDR

Her masada bir yada iki kişi var, o yüzden boş masa olmayınca birilerinin yanına oturup selam verdik. Onlar da selamımızı aldı. Çayların gelmesini bekliyoruz masadaki adamlarla sohbet ederken. Çınar ağacının gövdesi beyaz kireç vurulmuş. Küçük Türk bayrakları da gövdeye tutturulmuş yukarıya kadar.

IMG_2295

Çaylar gelince yanımızda oturanlar başka masaya kalktı. Çaycı Ferdimen’i tanıyormuş facebooktan. Ferdimen demek o kadar uzun süre kaldı içeride. Muhabbet etmişler iyice. Bizler de tanıştık böylece. Çaylar içildikten sonra bir tabak çilek getirip masaya koydu. Tam da çilek mevsimindeyiz; Mayıs ayı. Bahçeden yeni toplanmış, taze ve sulu. Afiyetle yiyoruz çilekleri. Ben de dördümüzü çilek tabağı ile birlikte elçek resim çekiyorum bir poz. Arkadaşın ismi Kutay Demirbaş. Önümüzdeki haziran ayının 23. günü evlenecekmiş. Düğünü var ve bizi de davet etti. Tam da seçim gününe denk geliyor. Gerçi düğün kararını çok önceden kararlaştırmışlar ama bizim siyasetçiler sonradan seçim gününü belirleyince düğün günü ile çakışmış.

20180425_170435

Burada üzüm bağlarını görünce mutlaka şarap olur dedik ve Kutay’a şarap var mı? nereden alabiliriz? deyince Kutay da tabi ki deyip evine gitti. Bize ev yapımı şaraptan bir Litre getirip verdi. Haliyle para da almadı tüm ısrarlarımıza rağmen. Çok teşekkür ettik Kutay’a, bizleri mahçup etti. Böyle misafirperverlik olmaz ki! Ben bisikletime şarabı yerleştirirken  Ferdimen masaya koyduğu su şişesi ile beni de çekiyor. Şişe çuval içinde, iki tane ile boğazını cırt ile sıkmış. Ağzında da şişe mantarı ile tıkamış. Ferdimen’e cam şişe yolculukta dayanmaz dedim ve fazla sürmedi, çat diye çatlayıp kırıldı.

IMG_2298

Kutay’dan aldığımız şarabı çantaya yerleştirdim ve bize izin, yolcu yolunda gerek, düğüne mutlaka gelmeye çalışacağız diyerek vedalaştık. Güzel bir anıyla köyden ayrılıyoruz. Hemen yakınlardaki Kirazlı köyüne geldik bile. Yeni mola verdiğimiz için bu köyde durmayıp yolumuza devam edeceğiz. İleride iki çam ağacının dalları yukarıda birleşmiş. İki ağacın ortasından bir tünele dönüşmüş durumda.

IMG_2299

Çamlık köyüne çıktığımız için yükseklerdeyiz. Yol dağların tepelerinden kısa iniş ve çıkışlarla devam ediyor. Solda üzüm bağları sıralı ve düzgün dikimleri ile kendini belli ediyor. Önde Cem bisikletini sürmekte. İleride tepeler ve masmavi gökyüzü.

IMG_2300

Tepeleri bitirdik ve iniş başladı, buralarda yeni yol yapıldığından henüz sertleşmemiş asfalt mıcır taşları ile dolu. Yani tehlikeli yol, dikkat etmek gerek. Bu resmi Ferdimen biz önde iken çekiyordu ve  çekerken olanlar oldu birdenbire.

IMG_2301

Dikiz aynamdan Ferdimen’in bisikletinden düştüğünü görünce durup bisikletimi yere bırakarak hemen yanına koştum. Bisiklet bir tarafta, Ferdimen yerde. “Herhangi bir şeyin var mı?” diye sordum. Yerde iken henüz kalkmadan sol ayakkabısını ve çorabını çıkarıp kendini kontrol ediyor. Sol bacağı üzerine düşmüş. Diz tarafında hafif çizikler var. Ve Ferdimen cevap veriyor; “Herhangi bir şeyim yok bir kaç çizikten başka.” Öyle kendi dizine bakarken bir poz çekiyorum arkadaşımı. Herhangi bir şeyinin olmamasına da seviniyorum. Daha turun başındayız.

20180425_182228_HDR

Ferdimen bizi çekerken bir elinde kamera, bir eli direksiyonda inişte olduğundan mıcırlı yolda tekerleği kayınca pat yerde. Bizi çektiği yerden de manzara güzel. Benim bisikletim aşağılarda yerde yatıyor. Cem’in bisikleti de dik olarak park edilmiş durumda. Yol dönemeçli, sol taraf yüksek yamaç.

20180425_182713_HDR

Ferdimen’in bir şey  olmaması bizi sevindirdi. Bisikletlere binip daha dikkatli bir şekilde mıcırlı olan tehlikeli yerden inip ana yola, Kuşadası – Söke yoluna girdik. Tepelerden geçen yoldan geldiğimiz için fazla yokuş çıkmadan Kuşadası – Söke yolunun ortasında, tam da sırttayız. Bundan sonra Söke’ye kadar güzel bir iniş olacak. Bu yoldan geçerken hep burada mola veririz inmeden önce. Burada bir çeşme var ve ceviz bahçesinin yanı.  Hatta bir turda ceviz bahçesinde çadır kurmuştuk. Çeşmedeki borudan sürekli su akıyor. Sularımı tazeliyorum çeşmeden. Çitlere asılmış kahverengi bir tabelada yazanlar; “Beypınarı şişeli bağ evine hoşgeldiniz Pınar suyu içmeden geçme, dua etmeden gitme”

20180425_184945_HDR

Yeni yapılmış yolda bir çukur açılmış. Bisikletliler için tehlikeli, karanlıkta geçseydik çukuru göremezdik bile.

20180425_185616_HDR

Söke’ye inişimiz çabuk oldu ve Söke’de bulunan Sarızeybekler bisiklet dükkanına uğradık geçerken. Hakan Sarızeybek bizi karşıladı. Tam da dükkanı kapatırlarken. Bisiklet gezginleri Söke’den geçerken mutlaka bu dükkana uğrarlar. Bisikletlerin bakımını, ihtiyaçlarını giderip yollarına devam ederler. Hakan da her bisikletçiyi memnun etmeden yollamaz. Bizlere de birer iç lastik hediye etti sağ olsun. Hava da karardı, lambaların ışığı altında hatıra resmi çekiliyoruz dükkanın önünde. Solda ben, Hakan Sarızeybek, Cem Tabanlı, Ferdi Kızıl ve dükkanda çalışan bir eleman. Diğer eleman de bizim resmimizi çekiyor.

20180425_202049_HDR

Gecenin karanlığında, hafif serin bir havada ısınmak için pedallara sıkı basarak Tuzburgazı köyüne geldik. Suyun Kaynağına Yolculuk Büyük Menderes Bisiklet Turu burada başlayacak. Kimler gelecek bilmiyorum, sadece bir kişi yolda iken telefonla aradı. Mehmet Aydın önceden Tuzburgazı’na gelmiş bizi bekliyor. Tuzburgazı girişindeki tabelayı gecenin karanlığında sokak lambalarının ışığında çekiyorum.

20180425_224324_HDR

Mehmet Aydın önceden kahveyi işleten kişi ile görüşüp kalacağımız yeri ayarlamış. Kahvenin arkasında kapalı, boş bir yerde kalacağız. Karnımız da acıktı, yanımızda bulunan yiyeceklerden bir şeyler atıştırarak bolca çay içtik. Köyde çay ucuz şehirlerdeki kahvelere göre. Mehmet Aydın ile daha öncelerde bisiklet festivallerinde birlikte pedallamıştık. Yemekti, sohbetti derken fazla geç olmadan boş dükkana yerleşiyoruz. Bisikletleri de içeri aldık ve kapısını kapatarak güvenli bir yerde uyumanın keyfini çıkaracağız bu gece. Beton zemine matlarımızı serip uyku tulumlarına girerek tatlı rüyalara dalıyoruz.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 74 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritaları

Üçkuyular – Alsancak

Powered by Wikiloc

Selçuk – Söke – Tuzburgazı

Powered by Wikiloc

Menderes Deltası Bisiklet Turu 2. Gün

23 Mart 2014 Pazar

Kuşadası – Söke- Priene – Miletos – Doğanbey

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,

yedi yıllık yoldan kuşkanadıyla gelirsin.

 Gözümüzün dilinden anlar,

 elimizin sırrını bilirsin.

 Namuslu bir kitap gibi güler,

 alnımızın terini silersin.

 O gider, bu gider, şu gider,

 dostluk, sen yanı başımızda kalırsın

Nazım Hikmet RAN

 

Öne çıkmış olan görsel, Miletos antik kentinin devasa tiyatrosu. En üst yandan tamamen sahne ile birlikte çekilmiş resmi.

230320145455

Uzun zamandır Horoz sesi ile uyanmamıştım. Bahçede kümesin hakimi çilli horoz sabahı müjdeliyor bizlere. Gecenin ardından bütün günü eşeleyip bir şeyler yemek olan tavuklar da her horozun ötüşünden sonra gıdaklayıp horoza cilve yapıyorlar ardı sıra. Önünde kümes teli, küçük bir kümes. İçinde horoz ve tavuklar biran önce dışarı çıkmak için bekliyorlar. Kümesin önü toprak zemin, solda suluk var tavukların su içmesi için.

230320145384

Güzel bir güne dinlenmiş olarak uyanmak harika. Selahattin usta ve eşi bizden önce uyanmış sabah kahvaltısını hazırlamışlar. Fazla oyalanmadan kahvaltıyı yapıp yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Toplanma yerine saatinde ulaşmamız gerek. Akşam hiç resim çekilmemiştik. Hemen bir kaç resim çekiliyoruz birlikte. Üç kafadar sorumsuz, İrfan, ben ve Selahattin. Bir kaç gün birlikte bisiklet süreceğiz. Bakalım neler göreceğiz? Bisikletler önde.

230320145385

Selahattin usta ve güzel eşi, bizleri elinden ne geliyorsa yaparak ağırladı. Ellerine yüreğine sağlık. İyi ki varsınız can dostlar. Üçümüz birlikte resim çekiliyoruz.

230320145387

Ev sahibesine teşekkürlerimizi iletip yola çıkıyoruz üç kişi. Evin bulunduğu yer Söke kavşağına biraz uzak olduğundan Davutlar’a doğru gideceğiz. Davutlar’dan  sola Söke yoluna döneceğiz. Hem ana yol trafiğinden kurtulmuş olacağız bir süre. Bu bizim için daha iyi oldu. Selahattin buraları iyi bildiğinden kılavuzumuz oluyor. İkisi de önümde gidiyorlar.

230320145388

Buralar hep yazlık, hep site. Bina, betonarme dolu. Karşıda Dilek yarımadası, Samson dağı görünüyor.

230320145389

Mart ayındayız, şeftali çiçekleri pembe açmaya başlamış bile.

230320145390

Kısa sürede Davutlar’a vardık, zaman kaybetmek istemediğimizden mola vermeden Söke yoluna  doğru, biraz da yokuşlu yola saparak tırmanmaya başladık. Yol sabahın erken olmasından dolayı biraz daha sakin. Tabelada Davutlar’a vardığımızı belirtiyor.

230320145391

Dengesiz İrfan hep önden gittiğinden bizi beklemek durumunda. Dağları ve rehberliği sevdiğinden ilk defa geçtiği yolları keşfetmek onun için bir zevk. Hep önden giderek yolu tanımaya çalışır. Yol durumu nasıl? Nerede çeşme var? Kamp yapmak için en uygun yeri araştırır ve bunları hafızasına yazar. Geçtiği yolları hiç bir zaman unutmaz, şıp diye hemen hatırlar. Bir de iyi bir yürüyüşçü olduğu için bisikletle gitse dahi patikaları görünce nereye gidebilir diye ön araştırma bile yapar. İnsan sevdiği, hoşlandığı işleri yapmalı değil mi? İrfan bizi tepede beklerken çekiyorum ardındaki tepelerle birlikte.

230320145395

Yüksek yerden manzara, Bahçelerde meyve ağaçları uzanıp gidiyor karşı tepelere.

230320145396

Ruhi bey kendine çiftlik yapmış, yetiştirdiği zeytinlere kendi adını vererek marka yapmış resmen. Para kazanmasını da biliyor doğrusu. Kahvaltı yeri bile yapmış, ilahi Ruhi bey !

230320145397

Dilek yarımadasının başladığı yerin sırtına vardık. Güzelçamlı ve milli park buradan görünüyor. Samos adası ufukta hava puslu olduğu için görünmüyor buradan.

230320145398

Ağaçlı köyüne varıyoruz, burası denizden epey yüksek küçük şirin bir köy.

230320145399

Her ne kadar kendi bahçesinde, tel örgülerinin arkasında olsa da kendisine abi diyerek yolumuza devam ediyoruz iri çoban köpeğine. O da bize havlayarak selam veriyor.

230320145400

Geldiğimiz yol gerçekten bisiklet sürmek için harika bir yol. Baharı karşılayan doğa bize her türlü görselliğini cömertçe önümüze sergiliyor. Çiçek açmaya başlayan ağaçlar, çam ormanları, yeşil çimenler seyredilmeye değer. Söke’ye yakın bir yerden ana yola çıkıyoruz.

230320145401

Söke’ye bir çırpıda varıp şehir merkezine uğramadan sağa doğru toplanma yeri olan Söke’nin dış mahallesi Yenidoğan köyüne vardık.

230320145402

Önümde İrfan ve Selahattin gidiyor, yolda araçlar seyir halinde.

230320145403

Toplanma yerine vardık. Bizden önce gelenler var. Önce gelenler hoş geldiniz diyerek karşılıyorlar bizleri. Epey tanıdık var, yılın ilk turunda diğer şehirlerden katılan dostlarla buluşunca haliyle sıcak kucaklaşmalar ve samimi sohbetler bir başka oluyor. Bisikletim KUZ park halinde.

230320145405

Sabah kahvesi içmemiştik, henüz herkes gelmediğinden kahve takımımı ve ocağı çıkarıp kahve pişiriyorum. Biz üç kişiyiz şanslı olan biri de Kenan Cancan oluyor dördüncü. Herkes imrenerek bakıyor ama kapasitemiz belli. Cezvemiz de fincanlarımız da 4 kişilik. Tura katılanlar günübirlik geldiklerinden kimsenin kamp malzemeleri yok. Biz 4 günlük kamplı olarak devam edeceğimizden yüklüyüz. Dört kişi yere oturmuş kahve içiyoruz keyifle.

230320145406

İzmir’den gelecek olan otobüsü beklerken yeni arkadaşlarla tanışıp sohbet ediyoruz. Hazır yakalamışken yol arkadaşlarımın bir resmini çekeyim dedim. İrfan ve Selahattin bisikletlerin arkasında, tel örgülerin önünde poz veriyorlar.

230320145407

Herkes geldikten sonra hep birlikte yola çıkıyoruz. İlk hedefimiz Priene antik kenti. Elçek resim çekiyorum kendimi ve arkadan gelen bisikletçileri.

230320145408

Bisikletçiler önde gidiyor, bisikletleri boş olunca hızlılar ama biz de yüklü olmamıza rağmen tempoyu yakalıyoruz.

230320145410

Kısa sürede Priene antik kentine geliyoruz. Yolun hemen sağında Dilek yarımadasının tam güney yamaçlarına kurulmuş antik kent. Poseidon’un öfkesinden kaçmak için güvenli olan dağın denize bakmayan tarafına yamaca kurulmuş. Kuzey rüzgarlarını hiç almıyor. Antik kentin tepesinde kayalık var.

230320145411

PRİENE (Güllübahçe – Söke)

Priene: Aydın ili Güllübahçe beldesi yakınındadır. Priene’de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından kazı ve araştırma çalışmaları yürütülmektedir. Varlığı M.Ö. 2. bin yılına kadar uzanan şehrin ilk kuruluşu hakkındaki bilgilerimiz hâlen varsayımlara dayanmaktadır. Helenistik dönem boyunca şehir Ptolemaic ve Seleucid Krallıklarının ve Pergamum Krallığı’nın yönetimi altına girdi. M.Ö. 133’de Pergamum Kralı II. Attalus’un ölümünden sonra toprakları kendi isteğiyle Roma’ya eklendi ve böylelikle Priene Roma egemenliğine altına girdi. Bizans döneminde şehir piskoposluktu. Bulgular İmparatorluğun çöküşüne kadar yerleşimin devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu dönemin sonunda ise, Priene tamamen terk edilmiştir.

Priene eski şehir plânlamacılığının en güzel örneğidir. Şehir, Miletli mimar Hippodamus tarafından geliştirilen “grid sistemi” ile inşa edilmiştir. Genellikle 3,5 metre genişlikte olan şehrin yan sokakları arazinin eğimli olması sebebiyle merdivenlidir. Resmi ve halka açık diğer binalar çoğunlukla bir bloğun tamamını kapsamaktadır ve şehir merkezinde yer alır. Bunlar arasında oldukça korunmuş olarak günümüze kadar gelen Athena Tapınağı (M.Ö. 4. yüzyıl), Tiyatro, Agora, Zeus Olympos Tapınağı, Bouleuterion (M.Ö. 150), 2 Gymnasion ve Demeter kutsal alanı bulunmaktadır. Şehrin, biri batıda diğer ikisi doğuda olmak üzere üç kapısı vardır. Priene’nin ana giriş kapısı olan “Doğu Kapısı”, taşlı kaldırımdan yapılmış uzun bir yokuş yoldan sonra ulaşılabilen Tiyatro sokağının kuzey doğusunda yer alır.

Bisikletlerimizi girişte araç park yerine park ediyoruz hep birlikte. Ardından antik kenti girişinden itibaren basamaklardan çıkmaya başladık. At arabası yolu yok kentin. Sadece merdivenlerden girebiliyorsun.

230320145412

Kentin girişindeki yolda istinat duvarı düzgün yontulmuş kesme taş bloklarla örülmüş. Tolda yürüyen bisikletçiler.

230320145413

Yolun iki yanı da taşlarla duvar örülmüş, duvarlar 2 metre kadar yüksek.

230320145414

Daha çok temel taşları kalmış antik kentin kalıntılarını çekiyorum.

230320145415

Herkes kendine göre kentin kalıntılarından ayakta kalan yapıları resim çekerek dolaşıyoruz. Bizim gelmemizle birden bire kent canlanıyor. Sanki kent eski hareketli günlerine döndü. Sadece kıyafetler biraz değişik. Taytlı, rengarenk, İngilizce baskılı yazılı mayolar. Biraz da pazar yeri gibi ortalık, kalabalık.

230320145416

Kent ovadan biraz yüksekte, dağın yamacında kurulmuş. Büyük menderes nehri binlerce yılda toprakları taşıyıp bereketli Söke ovasını oluşturmuş. Tarlaların bir kısmı buğday ekilmiş yemyeşil. Bir kısmı da sürülmüş ekilmeyi bekliyor. Buradan tüm Söke ovasını görmek mümkün. Bafa gölü bile görünüyor ufukta.

230320145418

Kentin hemen üstünde kocaman bir kayalık tüm azametiyle kentin üstüne düşecekmiş gibi duruyor. Kayalık tüm azameti ile çıplak, altında çam ormanı var.

230320145420

Priene antik kenti bayağı büyükmüş. Kent geniş bir alana yayılmış, epey dolaşmamız gerekiyor. Sütun blok parçaları üst üste yan olarak konuşup duvar gibi örmüşler. Sütunlar normal yerine gitmeyi bekliyorlar sanki!

230320145421

Duvarda delik açılmış, ötesinde çalılar görünüyor. Güneş ışığı kuvvetli vuruyor duvarın ötesine.

230320145422

Yüksek duvar kalıntıları, iç kısımda incir ağacı çıkmış.

230320145423

tapınak olduğu yerdeki sütun parçalarından belli. Sütunlar gelişi güzel, yıkıldığı gibi kalmış öylece duruyor.

230320145424

Sütun parçaları arasından çam ağaçları çıkmış.

230320145425

Yamaçta kademe kademe şehir kalıntıları yüksek istinat duvarları örülerek binalar, tapınaklar yapılmış. İstinat duvarındaki taşların düzgünlüğü ve örülmesine bakarsak tapınak yeri olmalı.

230320145426

O zamanın taş ustaları işinde epey ustalaşmışlar. Ustalıkların yanında bir de sanatı da ekleyerek ilginç taş oymalarını sütun ve yapılar yapmışlar. Üç taş üzerinde sütunun alt kısmı yuvarlak kabartma olarak oyulmuş. Alttan çekiyorum sütun altını.

230320145427

Ayakta kalan, talan edilmemiş yapılar kentin zenginliğini ortaya koyuyor. İki metre civarında düzgün taş bloklardan örülü tüksek duvar parçası tek olarak ortada ayakta kalmış. Duvarda sekiz kat taş blok var. Daha ilerde beş sütun görülüyor.

230320145428

Tapınaktaki düz yivli sütun blokları yerde dağınık duruyor parça parça.

230320145429

Büyük bir tapınakta sadece beş sütun dik olarak sıralı duruyor. Tapınağın diğer sütun ve kirişleri yerlerde dağınık. Burası Apollon tapınağı.

230320145430

Apollon tapınağında toplanıp hatıra resmi çekiliyoruz. Kimi basamağa oturmuş, kimi ayakta. Sütunlar arkada.

230320145431

Kentin tüm yapılarını gezmek zaman alıyor. Yorgunluğumuzu tiyatronun seyirci oturma yerlerinde oturarak dinleniyoruz. Dinlendikten sonra etrafta gördüklerimi çekiyorum.  Taş basamaklar yukarı gidiyor.

230320145432

Aşağıda binanın temel taşları ve duvarı çam ağaçlarının altında.

230320145433

Tiyatronun en üst ucunda yarım daire oturma yerlerini ve sahneyi çekiyorum. Sahne yeri biraz yüksekte.

230320145434

Tiyatronun en üst yerinde, ağaçların gölgesinde bir süre dinlenmek iyi geliyor. Henüz bahar ayına yeni girmemize rağmen hava iyice ısındı. Gök yüzünde hiç bulut yok, hava tamamen açık. İrfan yanımda, ikimizi elçek ile bir poz çekiyorum.

230320145435

Duvarlarda yapının üstüne yeniden yapı yapıldığı belli oluyor. Alt kısımda düzgün taş duvar, üstünde bira daha özensiz yapılmış taş duvar kendini gösteriyor.

230320145436

Atilla Özakdağ ile burada tanışıyorum. İkimiz de İzmir de oturmamıza rağmen bir türlü karşılaşamamıştık. Facebooktan arkadaşız ama yüz yüze gelmemiştik. Kısmet buradaymış. Benzer yanımız ikimiz de keçi sakallıyız. Elçek resim çekiyorum ikimizi.

230320145438

Priene antik kentini doyasıya gezdik, gördük. İlk kenti böylece bitirmiş olduk. Bisikletlerimizi park ettiğimiz yere gelerek yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Herkes geldikten sonra bisikletlere binip yola çıktık. Yola çıkarken ilk gördüğüm tarihi bir su kemeri. Kemer yola yakın bitiyor, bitimde sular çağlayan gibi aşağıya akıyor şarıl şarıl. Su kemeri Miletos kenti için yapıldığını sanıyorum. Kemerler burada kesilmiş, ovada hiç bir kemer görünmüyor.

230320145439

Hedefimiz Tuzburgazı, daha önce Gökova bisiklet turundan dönerken ters taraftan gelmiştim. Şimdi, de tersine doğru gidiyorum. Bisikletçiler önümde gidiyor.

230320145440

Tuzburgazı yoluna sapıyoruz, program da Doğanbey de öğle yemeği görünüyor. Tuzburgazı yola yakın, 500 metre civarı. Tabelada Tuzburgazı, Doğanbey, altta da kahverengi tabelada Doğanbey 5 olarak yazılmış.

230320145441

Tuzburgazı köy meydanına gelip kahvede oturduk. Iİrfan Selahattin ve ben kahvede konuşup karar aldık. Daha doğrusu programı İrfan bize açıkladı. Öğle yemeğini Tuzburgazı’nda yiyip Milet antik kentini gruptan ayrı olarak gezecek, ardından buraya gelip Doğanbey’e gelip kamp atacağımızı söyleyince biz de kabul ettik. Nasıl olsa akşam tur bitince herkes dağılacaktı. Güzel bir tur yapacaktık bundan sonra. Doğanbey’den Samson dağlarından Güzelçamlı milli parka inmekti niyetimiz. Tuzburgazı’nda bir güzel karnımızı doyurup Milet antik kentine doğru yola çıktık, İrfan ve Selahattin önümde gidiyorlar.

230320145442

Söke ovası düz, yol da dümdüz bir çizgi çizilip ona göre yapılmış. Büyük Menderes nehrine geliyoruz. Binlerce yıldır toprak taşıya taşıya bereketli bir ova meydana getirmiş şimdiye kadar. Bereketli topraklarda tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış. İşte biz de bu yaşanmış medeniyetleri gezerek görülmesi gereken, yaşanmış yerleri yerinde öğreniyoruz. Yol düz olunca bir tempo tutturup gidiyoruz. Büyük Menderes nehrindeki köprü başında tabelayı ve korkuluk demirini çekiyorum.

230320145444

Bahar aylarında yağan yağmur nedeni ile nehir toprak renginde akıyor, ayrıca su yüksekliği normalden fazla. Kıyılarda sazlıklar nehir boyunca.

230320145443

Düz yoldan sola Miletos antik kentine sapıyoruz. Antik kent biraz içeride kalıyor. Kahverengi tabelada Miletos ve Müze (Museum) yazıyor.

230320145446

Dar olan yola saptık, kenarlarda tarlalar var, ufukta antik kentin tiyatrosu görünüyor beyaz mermerleri ile.

230320145447

Filozoflar kenti Milet

Milet kalıntıları arasında dolaşırken, bir zamanlar bu kentte yaşayıp, evrenin gizlerini çözmeye çalışmış filozofları hayal etmeyi deneyebilirsiniz. Filozofların sözleri rüzgârla uçup gitmiş; evleri, içindeki eşyaları ve beraberindeki yaşamlar çoktan dağılıp yok olmuş… Ve şehir, mermerden iskeletiyle çırılçıplak kalmış olsa da…

Efsaneye göre, bir gün baş tanrı Zeus ile fakir bir Miletli Thales, Milet agorasında bir konu üzerinde tartışırlar. İkisi de bir türlü geri adım atmayınca, tartışma uzayıp gider.

Sonunda canı sıkılan Zeus, tanrı olmanın ayrıcalığını kullanarak tartışmayı sonlandırır: “Bana bak, beni daha fazla kızdırma, şimdi bir şimşek çakar, seni cayır cayır yakarım!” Miletli köylü Thales, korkmak bir yana, gayet sakin bir şekilde, “Koca Zeus, bu öfkenle haksız olduğunu nasıl da kanıtladın…” der. Hikâyenin sonunda Miletli Thales’in akıbetini bilen yok; fakat kesin olan şu, Miletlilerin tanrıyla özdeş bir düşünce yapısına sahip olduğu… Bundan tam 2 bin 600 yıl önce, akılcı düşüncenin ve felsefenin temellerinin bu şehirde atılmış oluşu da tesadüf değil…

Milet ismi mitolojik açıdan Apollon ile ilgilidir. Apollon ile Girit Krali Minos’un kızı Akakallis; Akakallis’in üç çocuğundan biri olan “Miletos”a, Minos’un kötülük yapmaması için onu dağa bırakır. Çocuğa kurtlar bakar.

Daha sonra çobanların büyüttüğü Miletos, Anadolu’ya gelerek Menderes nehrinin kızı “Kyane” ile evlenerek “Miletos” şehrini kurar.

Milet M.Ö. 7. ve 6. Y.Y. da en parlak dönemini yaşamıştır. Milet’liler özellikle M.Ö. 6. Y.Y. da deniz ticaretini ele geçirmelerinden sonra Akdeniz ve Karadeniz’de kurdukları koloniler sayesinde etkinliklerini çoğaltmış ve zenginleşmişlerdir. Giderek Milet, İyon dünyasının başkenti haline gelmiştir.

Aristoteles’e göre, felsefenin gelişmesi için iki ön koşulu var: Öncelikle, felsefe yapacak kişinin “Tuzu kuru” olmalı. Yani o kişi, maddiyat kaygısına düşmeden kendini sadece düşünmeye verebilmeli. İkincisi; kişi gerçek bir merak duygusuna sahip olmalı ve en doğal görünen gerçekleri bile sorgulayabilmeli. İşte, Milet’te bu iki koşulun bir araya gelmesiyle, Tarihin gerçek anlamdaki ilk filozofu kabul edilen Thales ve onun devamında, Anaksimenes ve Anaksimandros ortaya çıkmış. Babillilerden aldığı astronomi bilgisi ve Mısır’dan getirdiği söylenen geometri bilgisi dışında Thales’in asıl önemi, aklına takılan sorularda; “Neyin var olduğu” ve “Neyin gerçek olduğu” gibi sorular sayesinde Thales, o güne dek doğadaki her olayı ayrı bir tanrının varlığına bağlayan mitolojinin ötesine geçerek; her şeyin nedenini, doganin kendisinde aramaya başliyor. Thales ve öğrencilerinin “Fizikçiler Okulu” diye anılması ve pozitif bilimin temellerini attıklarının söylenmesi de bu yüzden.

Thales’e göre, evrenin asıl maddesi sudur; her şey sudan gelir ve suya döner. Dünya, “Okeanos” denilen dev bir su kütlesi içinde yüzen, düz bir tepsidir onun zihninde. Anaksimandros ise, Dünyanın sıcak ile soğuğun birleşmesinden doğduğunu savunur.

Ona göre, yaşam “Islak” bir ortamda başlamıştır, ilk canlılar ise balığa benzer yaratıklardır. Bu düşünceleriyle, binlerce yıl önce ilk evrim düşüncesini ortaya atan Anaksimandros; Dünyayı, boşlukta asılı duran bir silindir olarak tasvir eder. Anaksimenes’e göre ise, ruhumuzun bizi ayakta tuttuğu gibi, hava da dünyayı ayakta tutmaktadır. Görüldüğü gibi, ilk felsefi denemelere daha çok hayal gücü hâkim. Ancak gözlem yeteneğinin çok sınırlı olduğu bir çağda, bu olağan bir durum. İlkçağda denizciliğiyle parlayan ve zamanla önemli bir ticaret kenti haline gelen Milet; Büyük Menderesin kıyıyı doldurması sonucu, Ege sahillerindeki pek çok şehir gibi, bugün tarlaların içinden seyrediyor sizi. Büyük Tarihçi Herodotun “Çalışan nehir” olarak tanımladığı nehirlerden olan Büyük Menderes; taşıdığı malzemeyle, sahil şeridinin yılda ortalama 6 metre kadar denize doğru ilerlemesine neden olmuş. Böylece, klasik dönemde Latmos Körfezi’nin ağzında bir sahil kenti olan Milet, zamanla denizden 10 km içeride kalmış. Bir zamanlar kentin karşısında bulunan Lade Adası, bugün ovanın ortasında bir tepeye; Latmos Körfezi ise, Bafa Gölü’ne dönüşmüş.
Kazılar süresince bulunan Girit seramiklerine bakılarak, ilk yerleşimin İ.Ö. 1600’lerde, Giritler tarafından, doğuya giden ticaret yolu üzerinde bir ara-liman olarak kurulduğu söyleniyor. Ancak Ionların gelişinden sonra, kent büyük bir denizcilik ve ticaret merkezi haline gelerek; Karadeniz, Marmara ve Çanakkale Boğazı kıyılarında 90’a yakın koloni kuruyor.
Milet’in ticari ve kültürel yönden yaşadığı altın çağ; İ.Ö. 494 yılındaki Lade Savaşı’nın ardından kentin Perslerin eline geçmesi ile son buluyor. Miletlilerin bozgunu, Yunan dünyasında öyle büyük bir trajedi olarak algılanıyor ki; Atinalı bir oyun yazarının Milet’in Düşüşü adlı dramı, sahnelendiği zaman bütün Atina ahalisini derin bir yasa boğuyor. Hatta, halkın ağlamaktan perişan olduğunu gören yönetim, yazarı yüklü bir para cezasına çarptırıyor.

http://www.didimguide.com/tr/milet_miletos_balat_thales.html

İlk olarak 19.000 kişilik devasa tiyatro gözümüze çarpıyor tüm muhteşemliğinle. Yarım daire olan tiyatronun uç kısımlarında kemerli tünel ağzı görünüyor. Her iki tünel seyircilerin oturma yerinin altında kalıyor ve çepeçevre dolaşıyor. Tünelin üstünde daha küçük bir tünel daha var. Tam ortada, arka kısımda kale duvarı gibi yüksek bir duvar görünüyor.

230320145448

İlk önce devasa taşlardan yapılmış tiyatronun üst kısımlarına doğru çıkmaya başlıyorum. Antik kentte epey zaman geçireceğiz belli oldu.

230320145449

Oturma yerlerindeki mermer bloklar ayakların alt kısmı içeriye doğru oyulmuş. Başlardaki yerlerde aslan ayağı şeklinde oyulmuş.

230320145450

Oturma yerinin bir kısmı çökmüş, tünel ortaya çıkmış. Bu tünel üstteki küçük tünel.

230320145451

Bu da büyük tünel, oturma yerlerinin altında boydan boya dolaşıyor. Tünel bir insan boyundan epey yüksek, blok taşlardan kemer biçiminde yavanı tapılmış. Bazı yerlerde iç kısma, sahne tarafına çıkışlar yapılmış. Tünelin ucundayım, dış kısım aydınlık.

230320145452

Üst kısmı yıkılmış bir yapının kapısı, kapının üstünde tek sıra taş blok kemer var. Sağda kanepe gibi taş blokta İrfan oturmuş poz veriyor bana. Önümde basamaklar var.

230320145453

Tiyatronun seyirci bölümünün en üst kısmına çıkınca bayağı yüksekte olduğumu gördüğüm manzara karşısında anlıyorum. Aşağıda blok yaşlar sıralı dizilmiş çimenlerin arasında.

230320145454

Tiyatro o kadar büyük ki kadraja sığdırmak olanaksız. En uçta ve tepeden çekiyorum yarım daire olan tiyatroyu. Karşıda tünele giriş yeri görülüyor. Seyirci oturma yerinin en aşağısında dört sütun görünüyor. Bu sütunların alttaki ikisi uzun, beş basamak yukardakiler kısa. Bu dört sütun üzerine teras biçiminde kullanıldığını sanıyorum. Tabanda yarım daire bir alan ve sağda sahne bölümü. Yerden biraz yüksek yapılmış.

230320145455

Daha önce tünel olan yerin üst kısmındaki kemer taşları yok, gökyüzü görünüyor.

230320145456

Osmanlılardan kalma burçlar etrafı gözlemlemek için tiyatronun en üst kısmına yapılmış. Burç üstünde direkte Türk bayrağı dalgalanıyor. Direğin yanında İrfan bana bakarken çekiyorum. Duvar ve burç yaklaşık 10 metre kadar yükseklikte.

230320145458

Burçların üstüne çıkarak etrafı gözlemliyoruz. Tüm ova ayaklarımızın altında. İrfan ile elçek resim çekiyorum kendimizi, arkamızda dalgalanan Türk bayrağı ile.

230320145459

Sol tarafımızda kazı alanı var, üzeri örtülmüş.

230320145460

Burası da sağ taraf, tiyatronun ucu ve aşağıda dizili taş bloklar yerde.

230320145461

Tiyatrodan aşağı iniyoruz, yeşillikler içinde baharı mavi gelinliği ile karşılayan laleler Güneşe yüzünü dönmüş tüm güzelliğini arıları kendine çekebilmek için sergilemekten çekinmiyor.

230320145462

Yüksek bir duvarın dibinde kemerli bir oda yapılmış.

230320145463

Kent araziye yayılmış, diğer yapılara doğru gidiyoruz.

230320145464

Kış uykusundan yeni uyanmış yeşil kertenkele memeliler gibi sıcakkanlı olmadığından soğukkanlı sınıfına girerler. Vücut ısısını kayaların üstünde güneşlenerek ısıyı depoluyorlar. Kertenkeleyi ürkütmeden anca yakalayabiliyorum, yoksa beni tehlike olarak algıladıklarından hemen bir deliğe kaçıyorlar. Yeşil kertenkele taş blok dibinde, ön ayakları taş blokta, arka ayakları ve kuyruğu çimenlerde.

230320145467

Biraz zoom yaparak kaçmadan yakından çekiyorum bir pozunu sevimli kertenkelenin.

230320145468

Zamanında kentin zengin yaşamın o hareketli günlerinin geçtiği yerleri görmek ne güzel. Düşünce ve sanatta öğrendiklerini hayata yansıtmak onlar için kolay olmuş. Gördüğümüz eserler bunun göstergesi. Her bir kalıntı kendine has bir sanat eseri Görüp incelemek benim içi ayrı bir duygu. Hepsinin resmini çekmek istiyorum. Ve çekmeye doyamıyorum bir türlü. Hamamın giriş yeri, iki kemer. Öndeki daha küçük, arkadaki daha büyük. Girişte Selahattin bana poz veriyor.

230320145465

Yaklaşık 30 X 50 cm boyutlarında taş bloklar dik olarak konulmuş. Üstüne da yatık olarak konmuş taş bloklar dik olan blokların üstüne uçları gelecek şekilde konulmuş. Bunların üstüne de büyük boyutlu taş bloklar duvar gibi konulmuş üst üste. Alt kısımda beş boşluk var. Burası kemerli olarak üstü kapalı.

230320145466

Arazide başka yapılar da göze çarpıyor.

230320145469

Kimi yerler alçak, buralarda su birikintileri var. Sütunları olan tapınak, bir sütun üstünde İrfan duruyor. Sütunların ilk blokları var sadece, diğer kısımları yok.

230320145470

Bu kez sütun üstüne Selahattin duruyor.

230320145471

Papatya benzeri bir çiçek su birikintisi içinde yoğun olarak açmış. Beyaz taç yaprakları, ortasında sarı rengi ile doğaya canlılık vermiş.

230320145472

Su birikintisinde kimi yerlerde yosunlar çıkmış, su yüzeyinin bir kısmını kaplamış. Az ötede taş binalar var.

230320145473

Kemerli kapısı olan bir yapı, çatısı yok. Bir kısım duvarlar da yok. Kemerin üstünde çalılar çıkmış kendine yaşam alanı oluşturmaya başlamış.

230320145474

Bir binanın giriş yeri ama bina ortada yok, sadece iki basamak yerde görünüyor. Basamaklar yarım daire biçiminde mermer bloklardan yapılmış. Üsteki küçük, alttaki büyük olarak üçer parça blok ile yapılmış basamak gibi

230320145475

Bir binanın ön kısmında iki kapı var. Soldaki kapı üstünde tek parça blok taş yatık olarak konmuş. Sağdaki kapı ise kemerli olarak yapılmış. Burada iki farklı yapı tekniği görünüyor. Soldaki kapının duvarı daha büyük taş bloklardan yapılmış. Sağdaki duvar ise aynı boyutta ve küçük taşlarla örülmüş. İki kapı arasında zaman farkı gözle görünüyor.

230320145476

Sütun ayağının dibinde yumurta gibi oyulmuş sırayla. Sanki yumurtanın yarılarını dizelemişler.

230320145477

Yüksek duvar sağda, solda altı sütun. Ortadaki dört sütun duvar boyunda. Sütunların üstünde kiriş süslü oyulmuş. Duvar ile sütun arasında çatı yapılmış. Öndeki sütun yarım ve kimisi yok. Selahattin sütunların dibinde.

230320145479

Zamanında kent deniz kıyısına kurulduğundan öyle yükselti pek yok etrafta. Menderes nehri kentin deniz ile bağlantısını kestikten sonra büyük bir olasılıkla nehrin taşkınlarına önlem alamadıklarından burayı tamamen terk etmişler. Zaten deniz ticareti bitmiş vaziyetteydi. Limanına gemi yanaşmayan yerde ticaret olmadığından tüccarlar çoktan terk etmişti. Günümüzde kış aylarında kentin bazı yerleri su altında kalması bunun göstergesi. Su birikintisinde yatık olan sütun üstüne İrfan çıkıp poz veriyor.

230320145480

Su kemerleri yüksek, iki tane su kemeri ayakta kalmış, diğerleri yıkık durumda.

230320145481

Üzeri kemer olarak taş ile örülmüş dükkan yada depo gibi bir yer. Epey genişliği var, girişi ve çıkışında birer kapı kadar boşluk yıkıntı halinde bulunuyor.

230320145482

Yerde köşe taşı olduğunu tahmin ettiğim mermer blok duruyor. Binanın temelinde kullanıldığı belli. Blok L biçiminde ve kalın tabanı var. İç kısmı daha çok oyulmuş dibe doğru. 15 santim kadar dışında, kıyısı tamamen üçgen çıkıntı olarak oyulmuş. Her üçgen çıkıntı arasında 1 santim kadar boşluk bırakılmış. Bu çıkıntılar L biçiminde oyulmuş. Diğer taraflar düz, sütun buraya konulunca, iç taraftaki oyuklara gelen kısım sayesinde yerinden oynatması olanaksız hale geliyor.

230320145483

Su içinde kalmış yıkıntı blok taşlar arasında küçük boyutta yivli bir sütun yan olarak duruyor.

230320145484

Binanın kiriş blokları yaprak desenli, ince işçilikle oyulup süslenmiş. Bloklar yerde duruyor yan yana. Arkeologlar her parçanın yerini bulmaya çalışıyorlarmış gibi yan yana konulmuş.

230320145485

Düzgün kesilmiş blok taş 1 X 1 X 2.5 metre boyutlarında, üzerine sütun başı süslemesi mermer blok var. Buna da daha çok süs yapılmış. Yaprak ve değişik desenler en ince işçilikle oyulmuş.

230320145486

Daha önce Priene kentinde gördüğüm su kemerlerinin benzeri burada da var ama aralarında bağlantı yok. İki tane kemer sağlam duruyor.

230320145490

Kazı ve yıkıntılarda bulunan blok taşlar henüz yerini bulmamış. Çalışmalar devam ediyor hala. Bunlardan biri uzun, neredeyse 5 metre boyunda kiriş. Kirişin altını üç yerden taş bloklarla beslemişler.

230320145491

Mermer bloklara yapılan süslemeler göz kamaştırıcı. Daldan gelen kabartma içe doğru sarmal biçimde kıvrık. Dal sarmalı hem sağa, hem de sola yapılmış.

230320145492

Burası yarım daire oturma yerleri olan halk meclis yeri. Sekiz basamaklı oturma yeri var. Tiyatro benzeri olan yapı küçük boyutta. İnsanlar birbirine yakın olarak oturuyor ve her konuşulanı rahatça duyabilecek kadar yakın. Ortada küçük bir alan, bu alanda konuşmacı meclise bilgi yada sunum veriyor. İşte tarihte ilk felsefe düşünceleri bu mecliste alınmış. Baş tanrı Zeus ve ilk felsefecilerden Thales burada meşhur tartışmayı yaptıkları yer. Ve ilk felsefi cümle ortaya burada çıkmış “Öfke haksızlığın belirtisidir”

230320145493

Meclis yeri şehrin en hareketli olan yerin tam ortasında. Çevresinde çeşitli yapı temelleri bunun kanıtı.

230320145494

Atı ile harabelerin arasında dolaşan köylü sanki binlerce yıldır buralarda yaşamış gibi. Bizlere aldırış etmeden yanımızdan geçip gidiyor.

230320145495

Kaplumbağa kış uykusundan uyanmış açlığını gidermeye çalışıyor. Ataları gibi bu kentte doğup büyümüş, her bir köşesini karış karış biliyor. Nasıl olsa zamanı çok, daha bahar yeni başlamış eş aramasına gerek yok şimdilik, kafamı dinleyeyim azıcık diye güneşleniyor.

230320145497

Gezintimize devam ediyoruz. Buradaki duvardaki taşlar biraz özensiz yontulmuş, küçük boyutta. Yine de iç kısma geçiş için kemer kapılar, içinde birbirine kemerli geçitler yapılmış.

230320145496

İki basamaklı mermer üstüne bir metre küp boyutlarında tek parça blok konulmuş. Herhalde imparatorun heykelini buraya koymuşlar

230320145498

Bir yapının temel blok taşları, köşede sütun altı beyaz mermerden, sütunun üstü yok Sütunun tabanı kare, 40 santim kadar yukarıda daire şeklinde oyulmuş. Tam da buradan kırılmış.

230320145499

Roma hamamının görkemli yapısı, her ne kadar yıkılıp dökülse de çoğu sağlam olarak ayakta kalmış.

230320145500

Hamamın içi oda oda duvarlarla örülmüş, su kemerleri buraya kadar gelmiş.

230320145501

İç kısımda geniş bir salon, yüksek tavan kemerle yapılmış.

230320145502

Hamamın girişi geniş ve yüksek kemer yapılmış, sonradan ilave edildiği anlaşılan daha küçük boyutta kemer yapılmış. Herhalde içerideki ısı geniş kapıdan dışarıya kaçıyor olmalı ve geniş olan yere küçük bir kapı yapılmış. Açık olan yerler kapatılmış. İki kemeri birden çekiyorum.

230320145504

Devasa roma hamamına geliyoruz. Hamam epey büyük, insan kaybolur içerisinde. Bizler de ufacık kaldık baksanıza. Havuz kenarında Selahattin oturmuş, İrfan da yere çömelip onu çekiyor.

230320145507

Nehir tanrısı Maiandrios havuzun  kenarında kolunun üzerine yaslanıp uzanmış havuza girenlere taze suyundan ikram ediyor. Heykelin aslı müzede sergileniyor. Taklidi burada hamamın havuzunda. Şimdiye kadar heykeli yeterince kırmışlar. Kalanının kopyası da böyle görünümlü. Zamanında büyük uygarlıklar kurmuş, ilk filozofların yetiştiği, sanatçıların mükemmel eserler meydana getirdiği kent uygarlık buradan gidince yerine gelenler acaba niye sanattan, güzelliklerden, medeniyetten anlamıyorlar. İşte ben bunu anlamakta zorlanıyorum

230320145509

Hamamın ateş yanan ocakları, suyu burada ısıtıp hamamın içine veriyorlar. Kemerli tünel gibi ocak yapılmış.

230320145510

Roma döneminden kalma duvar yazısı. Kalan parçaları birleştirip ayağa kaldırmış arkeologlar. Kim bilir daha neleri yurt dışında müzelerde sergiliyorlar. Kendileri çalmışlar, başkaları çalmasın diye bin bir alarmlı koruma altında gözü gibi bakıyorlar. İyimi kötümü bilemiyorum, kalsalardı belki yok olacaklardı şimdiye kadar. Tartışılır bir konu….

230320145512

Sıralı dükkanlar olunca burasının agora çarşısı olduğu anlaşılıyor. İki yanda dükkanlar, ortada geniş bir cadde, cadde düz plaka taşlarla kaplı.

230320145511

Tarih ve kültür turumuz bitiyor. Gelip görülmesi gereken bir kent diye düşünüyorum. Bundan sonra doğa ve bisiklete dönmek gerek. Kışın soğuk ve yağmurlu havalarının ardından güneşli bahar günlerinde bisiklet turu yapmak bir başka oluyor. Geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz Dilek yarımadasının dağlarına. Grup bir süre sonra öğle yemeğini yemiş Miletos antik kentine doğru geliyorlar. Hepsine el sallayıp selam vererek geçip gidiyoruz kendi yolumuza. Selahattin ve İrfan bisikletleri yüklü olarak önümde gidiyorlar. Göleleri uzamış sanki.

230320145514

Düz olan yolun ucunda Tuzburgaz köyü göründü. Köy dağların dibine kurulmuş.

230320145515

Güneş ufuk çizgisine iyice yaklaşmış, gölgelerimiz uzuyor yol boyunca. Bir bahar akşamını yaşıyoruz, bisikletleri güneşe doğru, sanki güneşe varacakmış gibi sürüyoruz. Selahattin ve İrfan, gölgeleri asfalta vurmuş.

230320145517

Doğanbey’e doğru dönüyoruz. Az kalmış, şunun şurasında 2 kilometre. Gerçi yol biraz eğimli, hafif bir rampa görünüyor. Kahverengi tabelada Milli park tanıtım merk. 2 ve Doğanbey 2 yazılmış sağa doğru.

230320145518

Yolun sonunda, dağın başladığı yerde köy görünüyor.

230320145519

Doğanbey’e iyice yaklaşıyoruz. Sürüsünü otlatan çobanla sohbet ederek gerçeği öğrendik böylece. Karşımızda duran köyde in cin top oynuyor, kimseler yok köyde. Terkedilip başka yere taşınmış köy. Milet antik kentinin başına gelen buranın da başına gelmiş. Yılda 6 metre dolan deniz önceden deniz kıyısında olan köy karada kalınca deniz kıyısına taşınmışlar. Güneş battığından hava kararmadan kamp yeri için köye gitmeliyiz. Akşam için ekmeğimiz yok ve terkedilmiş köyde su bulamayabiliriz. Onun için diğer Doğanbey köyüne gitmeye karar verdik. Köy evleri yakında, sessizlik hakim. Başka bir zaman gelip terkedilmiş köyü gezerim.

230320145520

Eski köy denizden biraz yüksekte olduğundan toprakla dolup uzaklaşan deniz kıyısı buradan görünüyor hala. Kim bilir ileride belki deniz görünmeyebilir.

230320145522

Nihayet insanların şimdilik yaşadığı Doğanbey köyüne varıyoruz. Köyün girişinde tabelası bizi karşılıyor.

230320145522

Köyün içinde kamp yapacağımız bir alan, uygun bir yer aramaya başladık. Köy içinde yer arayan Selahattin ve İrfan etrafa bakarak bisikletle gidiyorlar.

230320145524

Köyün meydanında ilkokul, yanında çocuk parkı, kıyısında da bir bakkal. Bakkaldan ekmek almak için girerek gerekli yiyecek malzemelerini alırken çadır kurabileceğimiz bir yer var mı? diye soruyoruz. Bakkal da bize köy odasında kalabileceğimizi ama muhtara sormamız gerektiğini söyleyince muhtarın cep telefon numarasını alarak arıyorum. Muhtara durumumuzu anlatıyorum; 3 kişi olduğumuzu, köyde gecelemek istediğimizi, mümkünse köy odasında kalmak istediğimizi anlatıyorum. Sağ olsun muhtar isteğimize olumlu cevap vererek kalabileceğimizi, anahtarı bakkaldan almamızı söyleyince rahatlıyorum. Bu gece de çadır kurmayacağız. Bakkaldan anahtarı alarak kapıyı açıyorum, içeride biraz dağınıklık vardı. Etrafı toparlayıp ilk önce akşam yemeğini hazırlayıp bir güzel karnımızı doyuruyoruz. Menüde hazır domates çorbası, makarneks ve içine ton balığı. Hava çoktan kararmıştı, yemeği yedikten sonra kahveyi pişirip keyfimizi sürdükten sonra köyün kahvesine giderek akşam çaylarımızı duble duble içiyoruz sıcacık. Gazeteleri göz gezdiriyoruz. Uykumuz gelince köy odasına gelerek matları yere serip uyku tulumuna girerek güzel bir uyku çekiyoruz.

Bu gün 2 önemli olay oldu benim için: 1. Olay uzun süre görmediğim arkadaşları gördüm, hasret giderdim, 2. Olay aynı gün içinde 2 medeniyetler yaşamış tarihi kenti doyasıya gezip gördüm. Gördüklerimi sizlerle paylaşmak için bolca resimler çektim. Sizlerin de gidip görmenizi öneririm.

Ayrıca bütün bunları kendi gücümle ve demir atım KUZ ile yapmam benim için müthiş bir duygu. Bu duygu anlatılamaz sadece yaşamalı insan.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 72 Kilometre civarı.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

 

Gökova Bisiklet Turu 15. Gün

30 Haziran 2013 Pazar

Kapıkırı – Milet – Söke – Kuşadası

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Üç Dengesizin Bisiklet Maceraları.

 

“çok beton

yok insan

 

çok şehir

çok beton

hiç insan

 

Yitmiş günlerin bulanık sularında

Sadece elbiseler sürüklüyor ardında

 

Çoşkusuz , aşksız kaldık !

Kısacık temmuz akşamlarında “

Yılmaz Odabaşı

Öne çıkmış olan görsel, Bafa gölü kıyısındaki adada tarihi bina.

300620133018

Sabah kalktığımızda güneşin ilk ışıklarını karşımızdaki adanın yıkıntılarına vururken buluyoruz. Harika bir güne güzel manzarada başlamak herhalde bizim şansımıza denk geliyor. Eşyalarımızı toparlayıp kahvaltıyı yolumuz üzerindeki kahvemizde yapacağız. Gölyaka köyünden kahvaltılık alışverişi yapıp kahveye geldik. Burada bir güzel kahvaltımızı yaparak karnımızı doyuruyoruz. Demir atımın ardında at olunca resim çekeyim dedim. Bisikletim KUZ, arkasında çınar ağaçlarının gölgesinde at bağlı.

300620133019

Yola çıktığımızda karşımıza bir merkep çıkıyor. Geçtiğimiz ayda Antik kentler keşif turunu Olcay Ormankıran ve Enes Şensoy (www.canavarkesifte.com ) ile İzmir’in en yüksek dağı olan Nif dağına çıkarken zirveye yakın bir yerde merkep nalı bulmuştum. Bu nalı alıp bisikletimin alt suluğun altına takmıştım. Yokuş çıkarken pedala hızlı basınca nal demire vurmaya başlayıp ses çıkarıyor. Çevremdekiler de bu ses nerden geliyor diye sorunca ben de bisikletimin 25. vitesi, merkep vitesi taktırdım, yokuşlarda otomatik merkep vitesine  geçerek yokuşta bana yardım ediyor diyorum. Resimde alt demire kırmızı kablo ile bağlı olarak görünüyor. Arkada eşek semer takılı olarak otluyor.

300620133020

Daha önce tarihi kalıntıları yol kenarında görmemiştik gelirken. Şimdi gözüme ilişince resmini çekiyorum. Büyük bir ihtimalle burası han olabilir. Uzun taş bina, üzeri taş kemerle kapatılmış. Yol yapan işçilerin su tankeri ve masası gölgede duruyor.

300620133021

Han binasının devamında su sarnıcı var ayrı bölüm olarak. Üzeri kubbeli, sadece giriş kapısı var, yapının üzeri ot bürümüş durumda.

300620133022

Daha önce dinlendiğimiz göl manzaralı terasta oturup gölle vedalaşıyoruz. Terasta bir süre dinlenip yola devam ederek Ak Yeniköy kavşağında çay molası verip bir şeyler atıştırıp enerji depoluyoruz. Söke’ye ana yoldan gitmeyip Akköy’den Milet antik kentin yolundan gideceğiz. Hafif bir rampadan sonra Akköy’e varıp durmadan yola devam ederek tarihi Milet antik kentine varıyoruz. Yol tabelasında tarihi yerleri gösterir kahverengi zeminde; Sola Didim, Didyma 15, Altınkum 21. Sağa giden yolda; Miletos 5, Doğanbey 22, Priene 27 yazıyor.

300620133023

Miletos antik kentin olduğu yere geldik. Antik kent yoldan biraz içeride. Girişine kahverengi tabelada; Müze (Museum), Milet (Miletus) yazıyor. Gel gelelim antik kentleri belirtir kahverengi tabelaları yazan bir yer, o da karayolları. Akköy deki tabelada Miletos yazıyor, buradaki tabelada Miletus yazıyor. Acaba hangisi doğru! Akıl alır gibi değil bu tabelayı yazıp koyanlar.

300620133025

Her yerde olduğu gibi Milet antik kentin dışında kaya mezarları görüyoruz. Mezar taşlarındaki işaretlerden mezarda yatanın kadın mı erkek mi olduğunu anlıyoruz. Erkeklerin yuvarlak, kadınların altı köşe kabartmaları taşa işleniyor. Tabi ki şu an içinde hiç bir şey kalmamış, boş. Mezar kapağı  da ortalarda görünmüyor. solda pembe çiçekler açmış zakkum var.

300620133026

Yer yer antik kentin kalıntılarından kalan taş bloklar ve sütun parçaları görmek mümkün.

300620133027

Tıpkı Efes gibi, Milet de kuruluşunda bir liman kenti olmakla beraber, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla
liman dolduğu için bugün denizden içeride bulunur. Kent çok iyi düzenlenmiş ızgara planıyla tanınır. Kentte bulunan yapılar arasında en ilgi çekenler, 15.000 kişilik kapasiteli, onarımı sürmekte olan Roma Çağı yapısı Tiyatro, M.S 1. yüzyılda inşa edilen Roma Hamamları, dini merkez olan Delphinion, Kuzey Agora, M.S 2. Yüzyıla ait İonik Stoa, Capito hamamları, Gymnasium, M.S 2. yüzyılda inşa edilen Bouleterion, 164-196 m. Boyutlarındaki Güney Agora yapısı ve M.S. 2. yüzyılda yapılan Faustina Hamamı’dır. Miletos antik kentinin en görkemli yapısı amfi tiyatro olduğunu söyleyebilirim. Bir çok amfi tiyatroda olduğu gibi bu tiyatro yamaçta değil. Zaten yamaç ta tok etrafta. Tiyatroyu kareye sığdırmak için uzaktan çekiyorum tamamıyla.

300620133028

Tiyatro o kadar büyük ki yakınında parça parça çekmek durumunda kaldım. Tiyatronun sol tarafı, bitimindeki düz duvarda kemerli tünel görünüyor. Tiyatronun oturma yerleri tahrip edilmiş zamanla. Ön kısımdaki düzlükte mermer blok parçaları serilmiş.

300620133029

Sağ taraf ta aynı durumda, tünel tiyatronun içinde yarım daire oluşturmuş.

300620133030

Miletos antik şehir görkemli bir kent, amfi tiyatrosu muazzam yapıda. Bir kaç resim çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Yol Büyük Menderes nehrinin oluşturduğu düz bir ova. Bafa gölünün önünü alüvyonla doldurup kapattığı yerden geçiyoruz. İp gibi yolda uzun bir süre pedal çevirdik. Etrafta pamuk tarlaları var, arada bataklık ve sazlık yerler de var.

300620133031

Düz yolda giderken kendimi ve arkada gelen arkadaşları elçek resim çekiyorum. Başımda mavi buff, gözümde sarı güneş gözlüğü.

300620133033

Büyük Menderes nehrindeki köprü başında resim çekiyorum. Nehir bulanık akıyor.

300620133034

Büyük menderes nehrinin köprüsünden geçerek karşımızda gördüğümüz dilek yarımadasının dağlarına ulaşmaya  çabalıyoruz. Bana uzun bir zaman geçmiş gibi geliyor, yol düz ve ip gibi olunca devamlı aynı tempoda gitmek psikolojik etki meydana getiriyor. Dağın dibine bir türlü varamıyoruz ama hemen hemen hiç araç geçmediğinden rahat bir şekilde gidiyoruz, bir baktık dağın dibine gelmişiz. Tabelada yazan; Sola doğru Doğanbey, düz olarak Priene, Söke. Yolda giden arkadaşlarla beraber tabelayı çekiyorum.

300620133035

Tuzburgazı  köyüne girip yiyecek bir şeyler bakıyoruz. Karışık birer tost ısmarlayıp kahvede gazozla yedim. Ardından  bir karpuz alıp kesiyorum, karpuzun hepsini yiyemiyoruz, kalanı kahveciye bırakıp yola devam ettik. Priene antik kentine vardık. Yamaçta antik kentin kalıntılarını çekiyorum göründüğü kadarı ile.

300620133036

Priene antik kentine girişi gösteren tabela solu işaret ediyor.

300620133038

Priene antik kentinin yanından geçerken bir kaç sur kalıntısının resmini çekiyorum sadece, kenti gezmiyoruz. Dağların dibinden gidiyoruz, rüzgara karşı biraz zorluyor ama yapacak bir şey yok. Yolun tenha oluşu işimize geldiğinden rüzgar da olsa katlanıyor insan bu bisiklet sevdasına.  Resimde görünen rüzgar türbinleri boşuna kurulmamış ovaya. Önümde İrfan ve Yıldız gidiyor, sağda, düz arazide rüzgar türbinleri.

300620133039

Dilek yarımadasının başlangıç yeri olan Söke – Kuşadası yolu fazla yüksek bir rakım değil. Rüzgar burayı kolayca aşıp geçiyor. O yüzden ovaya rüzgar türbinleri kurulmuş.

300620133040

Köylerden geçerek Söke’ye vardık. Burada biraz dinleneceğiz, uygun bir yer ararken şehrin parkına gelince çimenlerin üzerinde birer kahve iyi gidiyor. Bu dinlenme iyi geldi zira rüzgar yordu açıkçası. Söke tabelası, nüfus: 69.400

300620133041

Söke’den çıkarken ilginç bir yazıyı görünce resmini çekiyorum, yazıyı yazan vatandaş bizi görünce yolun karşısından yanımıza gelerek elindeki nar sularını satmaya çalışıyor. Haliyle bu mevsimde nar yok, nar olmadığından  nar konsantresinden yapılma çeşme suyunu almıyoruz, bir de pahalı geliyor bize. Yoldan geçenleri kaz zannediyor yol kenarındaki satıcılar. Kartona; Karşıdayım sizi gördüm geliyorum yazılmış.

300620133042

Bir de taze yazmaz mı? Buz gibi nar suyu %100 doğal taze sıkılmış. Şark kurnazlığı!

300620133043

Yola devam ediyoruz, hemen de yokuş başladı. Yokuş zorlamaya başladı beni, menderes ovasında açık alan da rüzgar yormuştu, bir de bu yokuş pilimi bitirdi. Yokuşun bir yerinde pistonlar durdu resmen, pedala basacak gücüm kalmadı. Hemen durup bisikleti sehpaya alıp yere oturdum, biraz su içtim fakat şekerim iyice düşmüş olacak ki üzerimde bir halsizlik olmaya başladı. Bacaklarım titriyor resmen. 15 gündür böyle olmamıştım. İrfan ile Yıldız önde olduklarından onları gözden de kaybettim. Neyse çantaları kurcalamaya başladım, yiyecek herhangi bir şey yok derken Akyaka dan Örene giderken ağaçlardan topladığım bir kaç tane keçi boynuzu aklıma geldi. Arayıp bir tane bulunca yemeğe başlıyorum ardından biraz daha su içiyorum. Böylece beş dakika yol kenarında oturup dinlendim. Yediğim keçi boynuzu şekerimi normale getirdikten sonra kalkıp bisiklete binerek yola devam ediyorum. İrfan gelmediğimi görünce telefonla arıyor, ben de yoldayım geliyorum diyerek onlara yetişiyorum. Beni yol kenarında bekliyorlardı. Durumu anlatıp yola devam ediyoruz. İlerde bir marketten cokonat gibi şeyler alıp onları yiyerek iyice kendime geldim. Yokuşu bitirip düzlüğe gelince daha önce gördüğümüz ceviz reçeli satan kişiden ertesi sabah kahvaltı için küçük bir kavanoz ceviz reçeli alıyoruz. Ceviz reçelini cevizler daha taze iken kabuklarıyla reçel yapıyorlar ilginç geldiğinden alıyoruz.

Artık iniş başlıyor, kendimizi yokuş aşağıya bıraktık. Pedal çevirmediğimizden bir süre dinlenmiş oluyoruz. Soğucak kavşağına gelince trafik çilesi başlıyor bundan sonra, ne de olsa Kuşadası, kalabalık, yol kıyısından gitmemize rağmen bazı araçların tacizine uğruyoruz. Adamlar tepemizden geçmeye çalışıyorlar, haliyle sinirler geriliyor biraz. Daha fazla dayanamayıp önümüzdeki ilk kavşaktan sola dönerek ara sokaklardan şehir merkezine ulaşmaya çabalıyoruz.

Kıyıdan, denizi görerek gidiyoruz. Karşımda Kuşadası ismini verdiği ada. Kale surları ile çevrelenmiş adanın diğer bir ismi de güvercin adası. Halk dilinde Kuşadası diye anıla anıla resmi olarak Kuşadası olmuş. Adanın karaya yakın olması nedeni ile taş doldurularak yol yapılarak kara ile bağlantısı sağlanmış..

300620133044

Kuşadası’nda marinanın karşısında kamping alanında kalmayı düşünüyoruz. Yıldız daha önce burada kalmış çadır için 10 lira ödüyorsun, duş tuvalet var. İçeriye girip çadırlarımızı kurduktan sonra İrfan makarna ve yiyecek bir şeyler almaya gidiyor. Biz de bu arada sıcak duşumuzu aldık. Yıldızın tanıdığı Londra da yaşayan tatilini bu kamping te çadırda yaz boyunca kalan Hayati abinin çadırının yanındayız ama kendisi henüz yok çarşıya inmiş. Makarnamızı pişirirken Hayati abi de geliyor, tanışıyoruz. Cana yakın bir insan, bizleri hoş karşılıyor, kampta görevli olarak her işi yapan Hasan da bir şişe şarapla yanımıza geliyor. İrfan da bir şişe şarap almış oldu iki şişe şarap, ortam güzel olunca  eh insanlar da güzel şarapla muhabbet ile dostluğumuzu yoğuruyoruz bir güzel. Böyle ortamlar her zaman olmuyor. Hasan kampingteki görevini bırakacağını söylüyor bize, biraz üzülüyoruz ama daha güzel bir işte çalışmasını temenni ederek şerefine kadehleri kaldırıyoruz. Gecenin ilerleyen saatlerinde yatıyoruz.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 104 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc