Etiket arşivi: tekirdağ

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 1. Gün

21 Nisan 2018 Cumartesi

1 . Gün (Resimlerin çoğu Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

…Düşüyorum
Karıncanın peşine minik depremler oluyor
Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum…
Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli
Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Efes antik kentindeki Celcus kütüphanesindeki yapının penceresinden parlak güneş ışınları saçılıyor.

20180421_184947_HDR

Evet Yeni bir turun yeni bir yazısına daha başlıyorum. Aslında anlatacaklarım daha önce anlattıklarım, tekrarı olacak ama aynı yerleri tersine ve değişik anlatacağım. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunu her yıl bıkmadan, usanmadan, severek, gönüllü olarak yapmaktayız. Bu böyle devam edecek sağlığımız el verdiğince. Tüm kış, toplantılar, keşif turları, rotalar, neler yapacağız, katılımcılara ne hediyeler vereceğiz, resmi kurumlarla yazışmalar, müzelere giriş izni gibi konuları kış aylarında yaptık. Her şeyi ayarladıktan sonra tur günü geldi çattı. Sevgili dostum, tur arkadaşım Ferdi Kızıl, namı diğer kahramanımız Ferdimen bir gün önce evime gelerek misafirim oldu. Ferdimen hazırlıklıydı, tur için gerekli eşyaları ile birlikte gelmişti. Sadece bir sonraki suyun kaynağına yolculuk turunda kullanacağı kap kaçağı evde bıraktık. Ben de hazırlığımı yapıp çantalara yerleştirdim. Fazla olarak yanıma sağlık malzemeleri ve bisiklet yedek malzemeleri olan çantayı yanıma aldım. Ne de olsa turun süpürücüsü ve artçısıyım. Aynı zamanda teknik eleman ve sağlık elemanı hemşir olacağım. Bu turu her zamanki yaptığımız turların tersinden yapacağız. Daha önceleri son güne kalan Torbalı’daki Metropolis antik kentine girerek başlayacağız. Her seferinde Metropolis antik kentini es geçiyorduk. Sonrası Efes antik kenti, oradan Özdere Kalemlik, Ahmetbeyli Klaros antik kenti. Yeni Orhanlı köyünde 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Seferihisar Teos antik kenti. Urla Necati Cumalı kültür evi, İskeledeki Klaizonamei antik kenti ve İzmir’e dönüş şeklinde olacak

Güzel ve güneşli bir günde uyanıyoruz sabahın köründe. Kahvaltıyı yapıp bisikletlere atladığımız gibi yola koyulduk. Sabah 8 den evvel Konak’ta olmalıydık kimseler gelmeden. Tura hazırlık yapacağız. Sahil yolunda tamamlanmış olan bisiklet yolunda gidiyoruz Konak yönüne doğru. Ferdimen beni bisiklet üzerinde bisiklet yolunda çekiyor. Yol hariç diğer yerler yeşil çimenlerle kaplı. Sağ tarafta deniz masmavi görünüyor gökyüzü gibi. Üzerimde kahverengi deri ceketim var. Sabah serin oluyor hala Nisan ayında olsak ta.

IMG_2133

Henüz kimseler uyanmadığı için bisiklet yolunda kimseler yok bizden başka.

IMG_2135

Bir süre bisiklet yolundan gittik, Karantina tarafında alt geçit yapıldı. Üstünde ise çalışmalar bitmediğinden bisiklet ve yayaya kapalı olduğundan araç yoluna çıkıp yeni açılan alt geçitten geçiyoruz. Yolda araç bile yok, tek tük araçlar geçiyor. Alt geçitte belediye otobüsü var sadece.

IMG_2137

Karataş’a gelince lambalardan tekrar sahildeki bisiklet yoluna girip Konağa geldik. Konak meydanı, saat kulesi, belediye binasında 23 Nisan bayramı için iki dev Türk bayrağı ve ortasına Atatürk posteri asılmış şimdiden. Kaymakamlık binasında da Bayrak ve Atatürk posteri var. Meydanda güvercinler toplaşmış.

IMG_2138

Saat kulesi, yanında iki palmiye ağacı ile sakin halinde. Henüz insan kalabalığı yok, bir kaç kişi ve güvercinlere kalmış meydan.

IMG_2139

İlk olarak biz geldik, bisikletleri park ederek gelenleri karşılayacağız. Ferdimen beni çekiyor ellerimi açmış olarak.

IMG_2140

ABAK gönüllülerinden Fırat geliyor meydana bisikletiyle.

IMG_2141

Katılımcılar yavaş yavaş gelmeye başlıyor. Katılımcılar geldikçe kaydı yapılıp torbaları veriliyor ellerine. İzmir büyükşehir belediye binası, bayraklar ve Atatürk posteri asılmış.

IMG_2144

Gelen geldi, belirlediğimiz hareket saati gelince turu başlatıyoruz. Bir kısım katılımcı direk Tepeköy istasyonunda gidecek. O yüzden fazla kalabalık değiliz. İlk olarak saat kulesinin etrafını üç kez dolanıp geleneksel ABAK hacısı yapıyoruz herkesi.

IMG_2145

ABAK hacısı olduktan sonra trafiğe kapalı belediye önünden ileriye doğru yol almaya başladık. Ben en arkada süpürücü olarak son kalanları da yola sokup arkalarında gitmeye başladım.

IMG_2146

Aşağıda sabah yaptığımız yolun haritası, yaklaşık 11 Kilometre civarı yol yapmışız

Powered by Wikiloc

 

Bisiklet yolundan devam ederek Alsancak garına geldik. Burada parti parti izban metrosuna binerek Tepeköy istasyonuna vardık. Tepeköy’de istasyondan çıkıp toplanılacak kahvede bekliyorlar sonraki trenle gelenleri. Ben en son biniyorum trene. Tepeköy izban istasyonu, tren durmuş yolcularını indiriyor. Köşe kahvesinde bekleyen bisikletçiler.

IMG_2147

Herkes geldikten sonra harekete geçtik, yakın olan Yeniköy’de bulunan Metropolis antik kentine geldik. Antik kentin girişindeyiz.

IMG_2148

Bisikletleri girişe park edip gişelerden içeri giriş yapıyoruz. Önceden turizm müdürlüğünden ücretsiz giriş izni alınmıştı. İlk bulunduğumuz yer amfi tiyatronun olduğu yerdeyiz. Katılımcılar oturma yerlerinde otururken kazı ekibinden bir kişi ve arkeoloğumuz olan Selen Kanat bizlere Metropolisi anlatacak.

IMG_2150

Kazısı hala devam eden yer mozaiklerinin olduğu bölüm kapalı ve girilmeyecek şekilde çevrelenmiş. Uzaktan yerdeki figürleri çekiyor Ferdimen.

IMG_2151

Kazı ekibinden arkeolog spor ayakkabıları ile mozaiklerin üzerine basarak burayı anlatıyor.

IMG_2152

Tiyatronun üstten görünüşü.

IMG_2153

Sırası ile başka yerlere doğru gidiyoruz taş duvarlı binaların arasından.

IMG_2154

Arkeolog burayı da anlatıyor, çatısı olmayan binanı duvarında tahta destekli kemerin yanında.

IMG_2155

Arkeoloğun götürdüğü terasta dinleyiciler ve Torbalı ovasında tarlalar.

IMG_2156

Burası ile ilgili yazılan yazıt mermer bloğa kazılmış. Harfler çok küçük.

20180421_122646_HDR

Daire şeklinde tuğlalardan üst üste yapılmış bir çok sütün üzeri kapatılmış Roma hamamı. Alttan ateş yakılıp zemin ısıtılıyormuş.

IMG_2159

Sıcak sular künk borularla taşınıyormuş bir yerlerden. Toprak üzerinde küçük küçük arı delikleri künklerin üzerinde.

20180421_123300_HDR

Metropolis antik kenti gezimizi tamamlayıp bisikletlerin yanına geldik. Herkesin gelmesini bekliyoruz.

IMG_2161

Herkes toplanınca yola çıkarak Yeni köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında tabelada Yeniköy Güle Güle yazılmış gidenler için.

IMG_2162

Hava güneşli, sıcaklık iyice arttı. Geride kalanları bekleyip topluca hareket etmek için viyadüğün altında bekliyorlar arkadaşlar. Resmi Ferdimen çekiyor. O ara ben aralarında yokum. Çünkü en arkadan süpüre süpüre geliyorum geride kalanları. Viyadüğün altı gölgelik, bisikletlilerin bir kısmı gölgelik yerde.

IMG_2164

Küçük Menderes nehrinin üzerinden geçiyoruz. Nehirde fazla su yok ve rengi her zaman olduğu gibi simsiyah. Küçük Menderes nehri hala böyle kirli akmaya devam ediyor.

IMG_2166

Topluca Belevi köyüne girdik. Burada halk pazarına uğradıktan sonra yan yollardan Selçuk kasabasına vardık. Zaman geçirmeden ilk önce Artemis tapınağına girdik. Tapınakta ayakta duran utanç abidesi gibi tek sütun duruyor. İnsanlar bu muhteşem eseri zamanla yok etmiş. Geriye kalan sadece tek sütundan ibaret. Artemis tapınağı, yukarıdaki tepede Selçuk kalesinin surları duruyor. Altında İsa Bey camisi görünmekte.

IMG_2168

Artemis tapınağından geriye sadece devasa bir çukur kalmış. Kış aylarında burası sular altında kalıyor.

20180421_163151_HDR

Artemis tapınağında fazla kalmıyoruz, kısaca şöyle bir görüp Efes harabelerine doğru yola çıktık. Gittiğimiz yol eski Kuşadası yolu olan Dutlu Yol. Dut ağaçları yolu tamamen kaplamış, yeni yapraklar çıkmış ve yolu gölgelik yapmaya başlamış. Zamanında burayı genişletmek istemişler ama Selçuklu doğa severler protesto gösterileri düzenleyip yolu yan tarafa, tarlaların olduğu yere yaptırmışlar. Bu güzelim Dutlu Yol yürüme, koşu, ve bisiklet yolu olarak kalmış bizlere. Belediye de elinden geldiği kadar yolda kaldırım taşları ile parkur yapmış koşu ve bisiklet yolu için.

IMG_2170

Efes harabelerinin olduğu yere geldik. Arkada kimse kalmadı, antik kentin girişinde otoparkta bisikletleri bırakacağız.

IMG_2171

İçeri misafir olarak giriş yapıyoruz. Devasa amfi tiyatronun uzaktan çekilmiş resmi.

IMG_2172

Amfi tiyatronun oturma yerlerine oturup Efes antik kent hakkında taze rehber olan Fırat Okutucu bilgiler veriyor.

IMG_2176

Devasa Celcus kütüphane önü sütunları ile iki katlı bir yapı olarak muhteşem görünüyor.

IMG_2178

Efes antik kentinin hafif rampalı mermer döşeli caddesinde gidiyoruz.

IMG_2179

Ferdimen hemşerilerini bulmuş, Lise çağındaki bu gençlerle resmimizi çekiyor Ferdimen. Gençler sporcu eşofmanı giymişler, rengi de sarı.

IMG_2181

Eşofmanların arkasında Tekirdağ yazılmış, sırtları dönük çekiyor bir poz.

IMG_2182

Sevgili taze rehberimiz Fırat anlatmaya devam ediyor. Etrafında dinleyiciler toplanmış Fırat’ın anlattıklarını can kulağı ile dinliyorlar.

IMG_2183

O zamanın umumi tuvaletleri meşhurmuş. Buradaki tuvaletler mermerden yapılmış. Tuvalet delikleri yan yana sıralı dokuz tane var ve L biçiminde karşıda devam ediyor. Tiyatrolarda ön kısma oturan önemli kişilere Protokol denilmiş ta Yunanlılar zamanından beri. Protokol’un anlamı önde oturan kalın göt demek. Şimdi bu protokoldeki insanlar için de oturma yerleri ona göre yapılmış. Siyasi ve ekonomi tartışmalarını, fikirlerini burada belirtiyorlarmış. Hani bir atasözü vardır “İnsanların aklı ya kaçarken, ya sıçarken başına gelirmiş”. İşte burası da aklını başına getirilen yerlerden biri.  Protokol sahibi birisi oturma yerine oturmadan önce köleler buraya oturup vücut ısısı ile ısıtıyorlar sonra protokol oturuyormuş sıcak yere.

20180421_182157_HDR

Önemli yapıların ortasında geçen yolda daha yukarılara gidiyoruz. Sağda, solda sütunlu yapılar, kemerle süslenmiş.

IMG_2185

Sütunlu ve kemerli süslenmiş bir tapınak.

IMG_2186

Hıristiyanlık döneminde Bizanslılar tarafından yapılan yapıların duvarlarında kullandığı pişmiş tuğlalardan anlıyoruz. Eski ve yeni yapı tekniği bir arada.

IMG_2187

Bir tapınağı süsleyen nehir tanrısının çakma versiyonu kabartma olarak bir kayaya oyulmuş kanatlı melek figürü.

20180421_183351_HDR

Bazı yapılar orijinal haline getirmek için iskele kurulup kemerli yapıyı sağlamlaştırmaya çalışılıyor.

20180421_183407_HDR

Başka bir tapınak, kirişler sütunların üzerine konulmuş.

IMG_2189

Güneş alçalmaya başlayınca aşağıya doğru döndük, kütüphanenin önünden geçerken pencerede olan Güneş ışıkları tamamen pencereden fışkırıyormuş gibi. Diğer taraflar karanlıkta kalmış ışık hüzmesi ardında. Bu resim öne çıkan görsel olarak seçtim.

20180421_184950_HDR

Pamucak’taki kamp alanına Güneş batmadan vardık. Burası belediyenin halk kumsalı ve tesisleri. Okaliptüs ağaçlarının altına çadırları kurduk dağınık bir biçimde.

IMG_2190

Çadırı hızlıca kurup Güneşin batışını izlemek için kumsala koştum. Tam Güneş deniz üzerindeyken turuncu renge bürünmüş ufku çekiyorum. Küçük dalgalar kıyıya usulca vuruyor.

20180421_194920_HDR

Güneş denizin üzerinde yarıya kadar batmışken dijital zom ile dalgalarla beraber çekiyorum. Yakınlaştırınca dalga boyutu da büyüyor haliyle.

20180421_195039_HDR

Turuncuya boyanmış ufukta Güneş son ışıklarını vururken bir poz daha çekiyorum.

20180421_195157_HDR

Ve Güneş yarın doğmak üzere denizde batıyor.

20180421_195243_HDR

Kumsal geniş bir alana yayılmış, kumlar rüzgarın etkisi ile dalga izleri oluşturmuş. Henüz denize giren olmadığı için kumların üzerinde insan izi yok.

20180421_195251_HDR

Akşam yemeğini her zamanki yemekçimiz Hatice getiriyor ta Aliağa’dan buraya. Nefis yemeklerini yiyoruz. Hava serin olduğu için kapalı yerde toplandık. Ateş yakmak yasak dediler biz de yakmadık. İşletmenin masalarına oturup müzik ziyafeti dinlemeye başladık. Müzisyenlerimiz flütçü Öğretmenimiz Burak Çardak, kabak kemane cimiz Özgür Tekeli ve gitarist İsa Bezirci bizlere çalmaya başladı şarkılar, türküler.

20180421_215413_HDR

Kabak kemaneci Özgür çaldıkça coşuyor, tek olarak onu çekiyorum.

20180421_220504_HDR

Flütçü ve gitarist bizleri mest ediyorlar. Onlar çaldıkça eşlik ediyoruz türkülere.

20180421_220551_HDR

Akşamın ilerleyen saatlerine kadar çalıp söylendi şarkılar, türküler. Güzel bir günün daha sonuna geldik, artık uyku bedene yaklaşınca çadırıma girip bir güzel uyuyorum.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak 62 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

İki Ada Bir Yarımada 5. Gün

27 Ağustos 2017 Pazar

Saraylar – Erdek

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamettir kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin, şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mı?
Heeeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekliyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.

Orhan Veli KANIK

 

Öne çıkan görsel, bisikletim KUZ park etmiş durumda, Marmara deniz kıyısı. Karşıda ada, gidondaki tüyün yanında Güneş denize kavuşmak üzere. Turuncu çanta üzerinde güneş paneli bağlı.

Gece Cem’in hamağını alıp uyumuştum. Hamakta uyumanın zevki bir başka oluyor. Ben de bunu yapıyorum ve kuş cıvıltıları başlar başlamaz uyandım. Hava tam sabah havası, çınarların altı cıvıl cıvıl kuş sesleri. Yattığım yerden cep telefonum ile ayak ucumu çekiyorum.

Hakan da erkenden uyanmış kendine filtre kahve pişirmeye hazırlanıyor. Piknik masasının kenarına arkası dönük oturmuş. Ben de olduğu gibi çekiyorum. Solda çınar ağacının içi çürümüş gövdesi ve kaya parçası.

Hakan’a günaydın deyip masaya oturuyorum. Kahve kutumda kahve kalmamış, Kahve değirmenini çıkarıp kahve öğütmeye başladım. Aynı şekilde Hakan da ona hediye olarak aldığım kahve değirmenini çıkarıp kahve öğütüyor. Onun değirmeni kalın çekmeye ayarlı. Çünkü filtre kahve için kalın çekmek gerekli. Yoksa buharlaşan su süzgeçteki kahveyi alıp yukarısındaki hazneye taşır ve fitre kahve olmaz. İkimizin elinde kahve değirmeni, Hakan’ın önünde filtre kahve cezvesi, bende bakır Türk kahve cezvesi. İki ocak ta yanıyor ve kahveler pişiyor. Masanın üstü kahveler, cezve, çaydanlık, içinde çay dolu bardak. Arkada bisikletler ve çadırlar.

Sabah kahvelerimizi içiyoruz, ilk önce Türk kahvesi. Ardından filtre kahve ve çay. Hepsi bir arada. Sabah kahvaltısının dağıtımını beklerken acıkmış olarak camlı kapının arkasında aç, sefil, camları tırmalarken bizi çekiyorlar. Camlı kapının arkasında Hakan, Cem ve ben cama yapışmış tırmalarken.

Sonunda kahvaltı dağıtılmaya başlandı ve kahvaltılıklarımızı alıp uzakta olan piknik masamıza geldik. Kendi çayımızı kendimiz demledik çaydanlıkta. Gidip uzaklardan çay getirmenin alemi yok. Bu gün yol arkadaşlığı yapacak olan beş kişi masada kahvaltı yapıyoruz. Ben, Hakan, Yıldız, Demet ve Cem. Hakan elindeki yumurtayı Demet’e uzatırken elçek resim çekiyorum.

Bu gün Demet’in doğum günü ve hakan pasta yerine kaynamış yumurtanın üzerine acı biber salçası sürülmüş olarak eli ile uzatırken resmini çekiyorum. Hakanın sadece eli, Demetin yüzü ve elde salça sürülmüş yumurta.

Kahvaltıyı güle oynaya yaptıktan sonra eşyaları ve çadırları toparlayıp bisikletlere yükledik. Yola çıkmaya hazırız. Yola çıktık ve festivaldeki bisikletler de yola çıkıyorlar. Önden resimlerini çekiyorum. Sol tarafta çınar ağaçları, sağda ise çam ormanı.

Bisikletlileri uğurluyoruz, biz de arkalarından yola çıkmaya hazırız.

Onları uğurlarken beş bisiklet yüklü ve dört kişi gidenlere el sallıyor. Resmi ben çektiğim için aralarında yokum.

Ve biz de beş kişi yola çıktık. Deniz kıyısında nefis koyları izleyerek pedal çeviriyoruz. Deniz alabildiğine mavi ve hafif çalkantılı. Rüzgar yok gibi. Küçük bir kumsal ve denize doğru girintili kayalık.

Biraz yükselince koy daha belirgin olarak güzelliğini gösteriyor. Koyun iki ucu da kayalık denize doğru. Kumsalda çam ağaçları iki sıra dikilmiş.

Marmara adasına ve Marmara denizine adını veren mermer ocakları görülmeye başladı. Sol tarafta kesilen mermerler blok halinde çıkarılıp molozları deniz kıyısına dökülerek denizi dolduruyorlar.

Sağda aşağıda terk edilmiş bir ev görüyorum. Önünde de antik iskele kalıntıları var.

Yol yapılırken kazılan yerler mermer olarak ortaya çıkmış. İleri tarihlerde buraları da kesilip düzleşecek.

Mermer kayalıklarını daha yakından çekiyorum. Tabaka tabaka yana doğru yarıklar var kayalarda. Dış etkenlerden daha çok oksit rengine bürünmüş mermer kayası kırık yerleri beyaz rengi ile kendini belirtiyor.

Mermer Cenneti Saraylar’a Hoşgeldiniz tabelası bizleri karşılıyor. Altından geçenlerle birlikte resim çekiyorum.

Mermerler kesilmiş blok halinde kenarda duruyor. Kırık dökük, işe yaramaz molozlar da bayağı var.

Yönümü deniz tarafına çeviriyorum. Marmara adasının yanında minik adacıklar da görmek olası.

Saraylar’a gelmeden tepeden yarımadayı çekiyorum. Rüzgar çıktı ve şiddetini artırmaya başladı. Yarımadanın rüzgar alan yerinde kumsal var. Burası dalgalı. Diğer tarafı sakin ve dalga yok. Dün biz sakin yerde denize girmiştik.

Saraylar Marmara adasının kuzeyinde kalıyor. Mermer ocakları da bu tarafta. Dağ, tepe mermer çıkarılıyor binlerce yıldır ve hala çıkarılmakta. Tepenin başında resim çekmek için durunca Hakan da durmuş bana bakarken çekiyorum. Festivaldekilere de yetişmişiz bu arada. Arkadakilerin bir kaçı ile beraberiz. Arka fon tamamen mermer ocakları ile kaplı.

Saraylar köyü ve sahili. Sahili mermer plakalarla kaplamış deniz kıyısını.

Bisikletim KUZ ön ve arka çantaları ile birlikte çekiyorum. Ön tekerlek mazgalın içine girmiş durumda. Mazgalları yerleştiren belediye ve çalışanları bisikletin buralara geleceğini hiç düşünmemişler. Her şey araba için düşüncesindeler. Çünkü ulaşımı araba ile yapıyor tüm adadakiler, ister sivil olsun ister resmi hiç fark etmez. Belki de ilk defa bu kadar çok bisikletli gördü Saraylar. Bisikletlerle geleceğimizi bilseler mazgalların yönünü dik değil de enine koyarlardı. Mazgalda yazdığına göre Saraylar belediyesi döktürmüş döküm mazgalı. Gerçi şimdi belediye kalmamıştır köy olunca.

Mermer yurdunda olunca bir kaç blok mermer heykeltıraşların eline bırakmışlar. Heykeltıraşlar da sanatını göstermiş mermerleri oyup. Bu heykelde sadece insan yüzü yapılmış, diğer tarafları çıkıntılarla bezeli.

Saraylar küçük bir kasaba ve tamamı mermer ocaklarında çalışanlar oturuyor. En yüksek bina 4 katlı, sahil yürünme yolu ve küçük tekneler kıyıya bağlı durumda. Karşı tarafta festivaldeki bisikletçiler toplanmış. Sarı formaları ile kendilerini uzaktan belli ediyorlar.

Sahil yürüme yolunda ilginç tarzda yontuşmuş mermer heykeller var. İnsan yüzü şekilsiz, yamuk. Biraz gövde ve kollar düzgün, ayaklar yok. Sadece etek olarak tasarlanmış.

Gözleri kapalı güzel bir kadın heykeli, yüzü temiz ve düzgün yontulmuş. Belinden aşağı sarkmış saçları ve sol kolunu önden beline koymuş. Elin parmakları belirgin biçimde. Sadece sol kolu yok. Mermerdeki doğal siyah renkleri elbise giymiş gibi kalçasını gösterilmiş kadın vücut hatlarında. Sol bacağı aşağıya kadar yontulmuş. Ayaklar yok. Sanki heykel bir şeyler anlatmak için yapılmış. Bunu bir gün öğrenmek gerek. Açıkhava mermer heykel müzesi 2015 yılında Prokennesos heykel sempozyumunda bir kaç heykeltıraşın yaptığı heykeller sahil yürüme yolunda sergilenmiş.

Kuş kafası heykeli.

Limanın iç kesimlerinde küçük sandallar, tekneler kıyıya bağlı.

İzmir’den festivale katılan bir kaç kişi ile birlikte resim çekiliyoruz.

İskeleye geldik, Erdek tarafına gidecek gemi öğlen zamanı saat 12:30 civarı hareket edeceğini öğrenince fazla zaman kalmadı. Hemen biletleri alıp gemilerin olduğu yere geldik. Buradaki liman daha büyük ve ağır tonajlı gemiler tırlara yüklenen mermer blokları geminin içine sıra ile dengeli biçimde alıyorlar. Bir ara bineceğimiz gemi iskeleden açıldı. Yerine başka gemi yanaştı. Mermer yüklü tırlar gemiye alındı ve iskeleden ayrıldı. Bizim gemi açıkta bir süre bekledikten sonra tekrar yanaştı ve en son bizleri aldı gemiye. Gemi iskeleye yanaşırken pervanenin çıkardığı beyaz köpükleri çekiyorum.

Artık gemideyiz ve biraz gecikmeli olarak denize açıldık. Geminin yanlarında yürüme yolu var ve yüksekte. Orada korkuluklara tutunarak arka kısma doğru yürüdüm. Saraylar limanı ve denize açılışımızın resmini çekiyorum. Marmara adası geride kalıyor.

Geminin içi tamamen tırlar mermer yüklü olarak doldu. Kimisi branda ile kapatmış yükünü. Kimisi de açık durumda. Yolcular köprü güvertesinde kapalı alanda duruyor. Güvertenin anlında Güzel Saraylar Köroğlu Kardeşler yazısı yazılmış kırmızı renkte.

Bazı tırlarda bloklar kesilmiş dilimli halde yüklenmiş. İki üç tane de binek arabası en önde. İlk onlar inecek gemiden.

Yolculuk uzun olunca kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişiriyorum. Keyfini sürmek gerek yolculuğun. Elçek ile Ben, Demet ve Hakan’ı kahve fincanları ile birlikte çekiyorum.

Bisikletler en önde merdivenlere dayalı durumda sakince duruyorlar.

Aslında gemiye arka kısımdan inilip biniyorlar. Bisikletler en arkada ve yandan pervanenin çıkardığı beyaz köpükler bir kaynamayı gösteriyor.

Beyaz köpükler geminin ardından beyaz bir yol olarak arkada iz bırakıyor denizin lacivert renginde.

Hava güzel, dışarıda gidiyoruz. Yanlardaki oturaklarda sıralanmış olarak oturuyoruz. Yine elçek ile ben, Hakan, Demet ve Cem, ardımızda denizi çekiyorum. Güneşin parlak ışıkları arkada yansıyor.

Marmara adası giderek bizden uzaklaşıyor. Yoksa biz mi uzaklaşıyoruz. Adadaki dağlar denizin rengini alıyor. Tıpkı gök yüzü gibi MAVİ

Yol uzun olunca ve hava da iyice ısınınca mayıştı bizimkiler. Haliyle şekerleme olayları başladı. Yıldız, Cem, Demet ve Hakan gözleri kapalı uyuyorlar resmen. Ben de onların bu halini çaktırmadan çekiyorum. Hiç te çakmadılar.

Erdek’e yaklaşırken Hakan ile son bir resim çekiliyorum erkek erkeğe. İkimizin kolları birbirimize atık durumda gülümseyerek poz verdik kameraya.

Bizi kıskanan kadınlar da bizi niye çekmiyorsun deyince Demet ve Yıldız’ı aynı bizim gibi poz verirken çekiyorum.

Öğleyi geçince Erdek’e vardık. Bir süre Erdek’te dolanıp Hakan’a kahve değirmeni aldık antikacının birinden. Değirmen eski ve üzerinde resimler çizilmiş. Sonradan hakan bana hediye etti kullanamadığı için ve değirmeni saklıyorum. Fazla para da vermedik, 40 TL anlaştık satıcıyla. Öğle yemeğini yine nohutçuda ucuza hallettik. Artık veda zamanı deyip Hakan ve Demet ile vedalaşıyoruz. Onlar arabalarına bisikletleri yükleyip Denizli’ye doğru yola çıkacaklar. Kapıdağı yarımadası turunu yapacak üç kişi yola çıkmadan önce alış verişimizi yapıyoruz. Fazla zaman geçirmeden yola çıktık. Erdek bir hayli kalabalık bir yer. Çoğunluğu yazlıkçı ve tüm yazlıklar dolmuş durumda. Kısa sürede kasabadan çıkıp tabiatın kucağında bisiklet sürmeye başladık. Erdek’ten çıktığımızı tabela bize belirtiyor. Etraf zeytin ağaçları ile dolu. Tabelanın altında 50 Km hız sınırının sonuna geldiğini belirtir trafik işareti var. Tabi biz o kadar süratli gitmeyeceğiz.

Yol deniz ile beraber gidiyor. Sol taraf deniz, sağ taraf tepeler başlıyor.

Deniz kıyısından biraz ileride su üstünde sıralanmış şamandıra grubu görüyorum. Yüzlerce şamandıra deniz içinde yetiştirilen midye tarlası.

Bu deniz hayvancılığı tarımı oluyor. Kontrollü yetiştirilen midyeler büyük şehirlerde mutfakları ve midye dolma satan tepsileri dolduracak.

Güneş sabah uyandığımız Marmara adasının tepelerinin üstüne geldi. Neredeyse bir süre sonra batacak. Üç bisikletçi yol kıyısında durmuş batan güneşin meydana getirdiği muhteşem manzarayı izliyor.

Kapıdağı yarımadasının belirli yerlerine deniz fenerleri konulmuş. Onlardan birinin yakınından geçerken durup fener kulesinin arkasında kalan güneş ile beraber çekiyorum. Fenerin etrafı tel örgü ile çevrelenmiş. Dışardan kimse giremiyor.

Bulunduğum yer rüzgarı çokça alan yer. Rüzgar türbinleri yerleştirilmiş yamaca. Rüzgarın döndürdüğü kanatlar sürekli elektrik üretiyor.

Yamacın ta ucuna kadar türbinler sokulmuş. Burası yarımadanın burnu sayılır.

Biraz dik bir yamaçtan aşağısı küçük bir koya iniyor. Küt bir tepe burun olarak denize doğru girinti yapmış.

Rüzgar türbininin en yakınında bisikletim KUZ ile resmini çekiyorum. Türbin kanatlarının uçlarına doğru iki şerit kırmızı renk çekilmiş. Güneşin son ışıkları bisikletimin turuncu çantalarına vuruyor.

Marmara adasında Saraylar tarafında batmakta olan güneşi bisikletim KUZ ile deniz manzaralı çekiyorum.

Küçük bir limanı olan İlhanköy’e geldik. Yol koyların girinti ve çıkıntılarından dolayı sürekli deniz seviyesine inip tekrar tepelere çıkıyoruz. Yine tepeden aşağı inerken İlhanköy manzarasını izlemek yetiyor.

Köyün içinden geçerken bahçelerin yeşilliği, meyve ağaçları. kabak ve çam ağacı tünelinden geçiyoruz.

Köy olur da eşek olmaz mı? Olur tabi ki. Boş bir tarlada bağlı olan eşek ben resim çekerken bana bakıyor acaba ne yapıyorum diye.

Kısa adı İlhan olan İlhanköy’den çıkış yapıyoruz tabelasını görünce. Gidonumdaki kartal tüyü de tabelalarla birlikte çekiliyor.

Bisikletin arka çantalarının üzerinde güneş panelini açmışım. Güneş paneli bataryamı dolduruyor yavaş yavaş. Gece de bataryadan cep telefonumu şarj edeceğim. Bisikletim KUZ park halinde ve güneşin batışını izliyorum. Tam gidonumun üstünde, tüylerin yanında güneş Marmara adasının Saraylar tarafındaki burunda batıyor. Marmara adasından daha da ilerde silik olarak Tekirdağ, Şarköy tarafları görünüyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Güneşin batışını izledikten sonra hava kararmadan bir süre daha gidelim ve kendimize uygun kamp alanı bulalım diye gidiyoruz. Sol tarafta beton duvar, üzerinde bir o kadar yeşil plastik çit takılmış. Ne olduğu görülmüyor. Bu kadar kapalı bir alan yaptıklarına göre gizli saklı bir şeyler yaptıkları kesin. Yoksan neyi saklayacaklar. Duvarın yanında elektrik direkleri, lambaları yanmaya başlamış bile hava kararmadan. Sağda yamaçta yüksek voltaj elektrik hatları demir direkler üzerinde yolu takip ediyor.

Deniz kıyısı dik kayalık, inmesi olanaksız. Küçük bir ada ise tamamen kayalıktan oluşmuş. Üzerinde ağaç gibi bir bitki görünmüyor.

Yol bazen daralıyor. Bunu tabelada belirtmişler. Yuvarlak kırmızı daire içinde siyah ok geliş yönünü, Kırmızı ok gidiş yönünü belirtmiş. Yani, inişte olan kırmızı ok yönü, çıkışta olan gelişteki araçlara yol vermek zorunda.

Yol girintilere göre içeriye alabildiğine  düz yol olarak gidiyor. Girintinin sonunda deniz seviyesine yakın iniş olduktan sonra çıkış başlıyor denize doğru olan çıkıntıda. Yolda pek araç ta geçmiyor. Nadir olarak bir, iki araç geçiyor bir saatte. o da bize yetiyor rahatça gidebilmemiz için.

Güzel bir kumsal ve koy gördük biraz yüksekçe bir yerden. Hava kararmadan kamp yapmalıyız. Deniz kıyısındaki kumsaldan sonra düzlük içerilere kadar devam ediyor.

Toprak yoldan aşağı inip kumların üstünde bisikletleri yürüterek deniz kıyısındaki kayalığın dibine geldik. Buradaki kayalık rüzgarı da kesiyor. Kayalığın üstünden kamp yapacağımız yerin resmini çekiyorum. Bisikletim ve Yıldız kayaların dibinde. Cem ise kumlarla cebelleşiyor yanımıza varmak için.

Rüzgardan korunaklı yerimizde çadırları kurup içine yerleşiyoruz. Hava kararırken yemeğimizi ortaklaşa pişirip yiyoruz. Ardından kahve ve birer bardaklık çay. Fazla suyumuz yok. O yüzden idareli kullanıyoruz. Buralarda çeşme gibi bir şey de yok. Hava iyice kararmaya başladı. Güneşin battığı batı tarafında kızıllık ve biraz aydınlık kalmış. Geri kalan yerler karanlık.

Artık hava iyice karardı ve ay yarım da olsa biraz aydınlatıyor ortalığı.

Fazla geç olmadan çadırlara girip yatıyoruz dinlenmek için. Bu gün hareketli bir gün oldu ve kendimize uygun bir kamp yeri bulmanın verdiği rahatlıkla uyuyoruz.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak yaklaşık 29 Kilometre civarı.

Piknik alanı – Saraylar yol haritası

Powered by Wikiloc

Erdek – Doğanlar köyü yol hartiası

Powered by Wikiloc

Keşan Trakya Bisiklet Turu 15. Gün

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ahmetbey – Tekirdağ Barbaros – Erdek

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

O akşam

Ceviz kırıyorlar, bakıyorum ;

Kabuğunu kırıyorlar cevizin.

Ceviz çıkıyor..

Sonra oyunlarına dalıyor çocuklar.

 

Ben de bir ceviz alıyorum

Cevizlerin içinden.

Deniz çıkıyor benim cevizimden.

Açılıyorum.

Özdemir Asaf

Öne çıkmış olan görsel, arabalı vapurun yanındaki platformun ucunda, demir korkuluklara tutunmuş durumdayım. Arkamda limanın mendireği ve kırmızı boyalı bir gemi bağlı.

160920133796

İnsan güne uyanmadan başlayamıyor. Cep telefonumun alarmı çalmadan uyanıyorum. Demek ki biyolojik saatim iyi çalışıyor. Uyanır uyanmaz kalkıp benzinlik görevlisine günaydın diyerek lavaboya giriyorum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra hazır sıcak su ile bir neskafe içerek Güzel bir güne başlangıç yapıyorum. Can da uyanıyor, onun hazırlanması biraz uzun sürdüğü için acele etmeden toplanmaya başlıyorum. Çadır kurmadığımızdan daha kısa sürede toplanıp bisiklete yükleniyoruz bu sabah. Kahvaltıyı köyün kahvesinde yapacağız. Benzinlikte çalışanlara teşekkür edip köye doğru yola çıkıp bir kahveye oturup kahvaltımızı yapıyoruz. Kahvaltıdan sonra yola düzüldük dümdüz bir yolda, hedefimiz Tekirdağ. Can önümde gidiyor, yolda hiç araç yok, bomboş.

160920133759

Yol düz ve tenha olunca rahatça pedal basıyorum. Henüz erken saatlerdeyiz, fazla araç yok yolda. Bir de burası ana yol değil, uzun bir süre yol düz olarak devam ediyor. Can ile kendimi elçek ile .ekiyorum bisiklet sürerken.

160920133760

Köylerden geçiyoruz, herkes işinde gücünde. Hal böyle olunca köylerde durmadan yolumuza devam ederek çarçabuk geçiyoruz. Orman olmayınca tarlalarda pek zevkli olmuyor bisiklet sürmek. Bir de yol düz olunca, insana sıkıcı geliyor. İki minareli cami yolun solunda.

160920133761

Buralarda piknik alanı olmadığı için insanlar piknik yapmıyor. Piknik yapmasa da yol kıyısına arabalardan atılan bu plastik şişeler hem yolu hem de tarlaları kirletiyor. İnsanların arabadan elinde olan her şeyi dışarı atmak zorunda mı? Çok kötü bir alışkanlık, bakalım nasıl düzelecek bu kötü alışkanlık. Sararmış otların arasında bir çok pet şişe.

160920133762

Sonbaharda tarlaların rengi sapsarı. Ekinler biçilmiş, ürünler toplanmış köylüler yağmurların yağmasını bekliyorlar. Daha sonra tarlaları sürecekler ve yeni yıla yeni ürünlerini ekecekler.

160920133763

Küçükkarıştıran köyüne geliyoruz, köyün ismi değişik geldi bana. Burası küçük, bir de büyüğü var karıştıranın; Büyükkarıştıran oradan da geçeceğiz

160920133764

Tarlalar sarı ve alabildiğine uçsuz bucaksız. Trakya’nın buğday ambarı. Kimi tarla yağmurları beklemeden sürülmüş. Dünyanın en pahalı akaryakıtı bizde. Akaryakıt pahalılığı daha çok hükümetin aşırı vergi almasından kaynaklanıyor. Çiftçimiz de bu pahalı akaryakıttan şikayetçi. Çünkü tarlasını sürmek için mazota ihtiyaç duyuyor. Eskiden olsa iki tane beygir bir saban tarlayı rahatça sürüyordu. Şimdi traktörlerle sürülüyor. Traktörde yüzlerce beygir var. Bu beygirler de arpa yemiyor. Mazot ta almış başını gitmiş.  Diğer masraflarla beraber toplanınca elde ettiği ürünün kazancı anca yetiyor. Hal böyle olunca mazot parasını bile ödeyemez hale gelince borçlanıyor çiftçi. Bankalar da hazırda bekleyip kredi ile iyice borçlandırıyor. Bir süre sonra borçlarını ödeyemez hale gelince tarlasını satmak zorunda kalıyor. Zaten tüccarlar da fiyatı belirlediğinden ürünü ucuza kaptırıyorlar. Durumlar pek iç açıcı değil anlayacağınız. Bir de köylüyü sömürenlerde bar pavyon türü işletmelerin kırsalı peydah oluyor köylünün başına. İçki, kadın, eğlence derken biraz kazandığı paraları bunlara kaptırıyor.

0 – 0 =  -1  Bu nasıl matematik işlemi anlaşılır gibi değil?

160920133765

Yüksek gerilim enerji iletişim hatları tüm Türkiye’yi dolaşıyor. Her ne kadar manzarayı bozsa da enerjiye ihtiyacımız var. Ufukta iki yüksek gerilim hat direkleri görünüyor. Tarlalar uçsuz bucaksız.

160920133766

Yol cetvelle çizilmiş, sağdaki tarlanın bir bölümü yola paralel sürülmüş. Siyaha yakın rengi var.

160920133767

Ova uçsuz bucaksız, kimi yerde fabrikalar kurulmuş. Türkiye’nin en büyük şişe cam fabrikası burada. Ufukta yüksek bacaları ile bir fabrika görünüyor.

160920133768

Ne yazık ki akan dereler dere değil kanalizasyon. Öylede pis kokuyor ki resim çekmek için durunca nefes almakla zorlanıyorum. Arıtma tesisi kurulmayınca dereler bu hale geliyor. İnsan bu manzarayı görünce üzülüyor doğrusu. Ergene nehri içler acısı ve ileride intikamı korkunç olacağa benziyor böyle giderse.

160920133769

Yolda bazen durmak gerek diyerek köyün birinde mola veriyoruz. Cami tuvaletini kullanıyoruz bu arada. Cami avlusunda çok güzel renkli kızıl bir horoz var. Nazlı da, resim çektirmek istemiyor. Zar zor kovalamacanın ardından anca bir poz yakalayabiliyorum.

160920133770

Tarihi taş köprüleri buralarda görmek olağan, dereler çok olunca Osmanlı yapmış zamanında. Hala kullanılıyor.

160920133771

Kavşaklarda yol tabelaları yolumuzun nereye gideceğini gösteriyor. Bundan sonra yol biraz daha kalabalıklaşıyor. Muratlı büyük bir ilçe ve ardında Tekirdağ ili. Tabelada düz olarak Çorlu – İstanbul, sağa doğru ise; Muratlı – Tekirdağ yönünü işaret etmiş.

160920133773

Biz Muratlı – Tekirdağ yönüne saptık. Tabelada; Muratlı 14, Tekirdağ 35 Kilometre kaldığını belirtiyor.

160920133774

Ülkemizin en büyük ve tek olan şişe cam fabrikası, çok geniş bir alana yayılmış. Cam ile ilgili eşya ne varsa burada üretiliyor. İki büyük, bir küçük bacası var.

160920133775

Muratlı’ya yaklaşırken araç trafiği artmaya başlıyor, daha çok kamyonlar. Şişe cam fabrikası olunca haliyle cam eşyalar kamyonlarla Türkiye’nin dört bir tarafına taşınıyor.

160920133776

Muratlı ilçesine varıyoruz, burası küçük bir kasaba. Sultan I. Murat buranın ismini Murat eli olarak anılmasını istemiş, zamanla Muratlı olarak değişmiş. Düz ovada kurulu olduğu için tarım ve hayvancılık ile en önemli uğraşları. Bir de Türkiye’nin tek şişe cam fabrikası kurulunca önemi artmış. Kasabanın girişinde tabelasını çekiyorum. Tabelada; Muratlı, Nüfus: 20100 yazılmış.

160920133777

Kasabanın ana caddesinden geçiyoruz, geniş caddenin etrafı apartmanlar, altlarında iş yerleri.

160920133778

Askerde komutan eğitim verirken askerlerine memleketlerini soruyormuş. Sinop, Kastamonu, Erzurum, İzmir diye askerler geldikleri ilin saymaya başlamış. Bir askere sıra gelince asker de Hayrabolu’yu Tekirdağ’a bağlı olduğunu bilmediğinden doğup büyüdüğü kasabayı biliyormuş sadece. Birden de aklına gelmemiş kasabasının ismi.

” Komutanım A ile başlıyor ”

“Ankara mı”

“Değil komutanım”

“Artvin mi ”

“Değil komutanım” demiş. Komutan A ile başlayan bütün illeri saymış tek tek. Değil cevabını alınca biraz sinirli;

” Asker hemen memleketini söyle!” diyerek askere kızmış. Askerde

“Tamam şimdi hatırladım komutanım Ayrabolu beeaaa” diyerek cevabı verince tüm askerler gülmekten yerlere yatmışlar.

İşte o Ayrabolu ilçesini gösteren yol tabelası. Ama yolumuz oradan geçmiyor, başka bir tura diyerek geleceğe bırakıp Tekirdağ’a doğru pedal çevirmeye devam ediyoruz.

160920133779

Bayrağımız nazlı, göklerde dalgalanıyor. Direkte dalgalanan Türk bayrağı.

160920133780

Ayçiçeği tohumu traktörden düşmüş yol kenarına, ne dibini çapalayan var, nede sulayan. Kendiliğinden, yaşama sıkıca sarılmış yol kenarında gelen geçene bakarak var olmaya çalışıyor. Ben varım, tek başıma, özgürce. Boyu kısa olmasına rağmen sapsarı taç yaprakları parıldıyor Güneşe bakarak.

160920133781

Bu da beş kardeş, nasıl bu kadar başlı olabilmiş, hayret verici. Güneşe her yönden aynı zamanda bakıyor Ayçiçeği. İnadına yaşamak derim ben buna ve inadına, kardeşcesine. Gece olunca da Ay doğduğunda ilk gören o gecenin güzeli oluyor. Bunun gibi yol kıyısında düşen Ayçiçeği tohumlarından bir çok görmek mümkün. Yalnız yol kıyısındaki Ayçiçekleri sadece yağmur suyu ve havadaki nem ile sulandıklarından doğal olarak geç çıkıp geç olgunlaşıyorlar. Boyları da kısa oluyor. Tarladakiler gibi bol toprak ve su olmadığı için biraz cılız oluyorlar. Yol kıyısındaki Ayçiçekleri ilaçlanmadıkları için doğal olarak zararlı böceklerle kendileri mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Hepsi ayrı güzeller, sadece resimlerini çekiyorum, hiç birini ellemeden doğal yaşamlarına, yaşam mücadelesine hayranlıkla yoluma devam ediyorum.

160920133782

Yol kıyısında bir çok Ayçiçeği gelen, geçen arabalara bakıyor.

160920133783

Biraz dinlenmek amacıyla duruyorum, durunca da yolun kıvrımı beni cezbedince resmini çekiyorum. Yol hiç te nazlanmadan pozunu veriyor. Yol insana yaşamı öğretiyor, iyi ki yoldayım. Yolda olmak çok güzel ve insan yolda olmalı… Yol güzel insanlarla karşılaşmana neden oluyor. Kayalar köyünde Recep dayı bize kahvesini verdi, Uzunköprü de Güray İşbaşaran benzinlik sizin dedi, Edirne de Emrah Tokdemir, Selim Karagözler, Emre Ata bize evlerini açıp misafir ettiler, Kofçaz da emekli öğretmen Fevzi Ali, köylerdeki köylüler, İğneada da çapulcu Mehmet. Böyle güzel insanlarla karşılaşıyoruz, daha ne olsun ve daha kimlerle karşılaşacağız, kim bilir.

160920133784

Arada kendimi elçek ile çekiyorum. Başımda sarı kaskım, gözümde siyah Güneş gözlüğü.

160920133787

Marmara denizi güzel yüzünü bize gösterdi. Marmara denizini daha çok uçaktan kuş bakışı seyrettim. İlk defa bu kadar yakınına geldim. Mutlaka Marmara denizine gireceğim. Bu turda Ege denizine, Karadeniz’e girip yüzdüm. Marmara denizinin neyi eksik? Girmezsek alınabilir! Can benim bir resmimi çekiyor ufukta Marmara denizi ile birlikte. Elbette resimde Tekirdağ da var, Tekirdağ’a da ilk defa geliyorum. Bakalım nasıl bir yermiş, heyecanlanıyorum, içim kıpır kıpır. Bisikletim KUZ ve Marmara denizi manzaralı. Gerçi çok az bir kısmı görünse de bana yetiyor uzaktan görmek.

160920133788

Tekirdağ’a gelmeden önce yol kıyısında üzüm bağları görünce dayanamayıp biraz üzüm yiyorum. Üzümlerde tam şaraplık üzümler hani. İyice olgunlaşmış, şerbet gibi tadı vardı. Üzüm suyu koyu kırmızı renkte ve insanın ellerini boyuyordu. Bu cins üzümü ilk defa gördüm. Üzüm şekerimin yükselmesine neden oldu, artık beni kimse tutamaz. Acayip enerji doldum. Siyah üzüm salkımlarını dalında, yakından çekiyorum.

160920133790

Bir salkım koparıp yemeğe başladım, Can beni üzüm yerken çekiyor bisikletim KUZ ile.

160920133789

Ve Tekirdağ, nüfusu biraz azmış, tabelada bir resim çektikten sonra şehir merkezine doğru hızla yol alıyoruz. Biraz yüksekten deniz seviyesine iniş olunca hızlı gitmek kaçınılmaz oluyor. Tabelada; Tekirdağ, Nüfus: 150000, Rakım: 10 yazıyor.

160920133791

Şehir merkezinde Can bankasını arıyor, sora sora buluyoruz bankayı. Bankada halletmesi gereken işleri var. Biraz yol yorgunluğu var üzerimde. Can önde ben arkada bankaya gidiyoruz. Ana caddede araçlar park etmiş, bir de motor vardı araçlarına arasında. Can önden araya girip bankaya yöneldi. Ben de arkasından araya gireyim diye motora sadece ufak bir dokunmam yetti. Motor lap diye yana devrildi, kendi ağırlığıyla aynası ve arkada oturanın ayaklığı kırıldı. Hayda olacak iş mi tam duracakken! Motor sahibi de motorun düştüğünü görünce hemen geldi. Motoru kaldırdı, kırılan parçalara baktı. Daha sonra bana dönünce kabahat benim deyip zararını ödeyeceğimi söyledim. Üç aşağı beş yukarı anlaşıp parasını verdim. Adamla helalleştim. Artık yolun sadakası, başka bela olmasın diye içimi ferahlatmaya çalıştım. Adama parayı verince bende nakit azaldı. Can da yanımıza gelip ne olduğunu anlamaya çalışamadan ben de bankaya gidip para çekmem gerek diyerek yanından ayrılıyorum. Bankamatik görmüştüm ama epey uzakta imiş. Neyse bir miktar para çekip Can’ın yanına gelerek feribot iskelesine doğru gitmeye başladık. Can’ın anlattığına göre adam motoru çalıştıramamış iterek götürmüş. Debriyaj elciği de kırılmış. Artık yapacak bir şeyim olmadığını düşündüm. Nasıl olsa helalleşmiştik. Neyse hem akşam yemeğini yemek için hem de feribotların kaçta kalktığını öğrenmek için sahile iniyoruz. Erdek tarafına gidecek feribotu sorup öğreniyoruz. Tekirdağ’dan Erdek’e feribot yokmuş. 7 km ilerde Barbaros tarafından kalkıyormuş feribot. Yemek yemekten vaz geçip Barbaros iskelesine pedal çevirmeye başladık. Belki Barbaros’ta yeriz bir şeyler. Bisikletlerimiz park etmiş, arkada Tekirdağ limanı ve bağlı olan balıkçı trol tekneleri.

160920133792

Feribotun akşam 19:00 da kalktığını bildiğimizden normal yol alıyoruz. Barbaros’a vardık, iskelede bir feribot duruyor. Gişeye ne zaman kalkacağını sormak için yanaşınca kimsenin olmadığını görüyorum. Soracak bir eleman aranırken feribotun önünde birisi bize acele edin, binin gemiye diye bizi çağırıyor. Apar topar gemiye biniyoruz. Gemi tırlar ve kamyonlarla dolmuş kalkmaya hazırlanıyordu. Biner binmez de kalktık, zaten, gemide yer de kalmamıştı. Kamyonların arasından güç bela  güvenli olan kenar tarafına bisikletleri yerleştiriyoruz. Yanımızda yiyecek olarak sadece bisküvi vardı. Suyumu ve bisküvileri alıp yukarıya kapalı oturma yerlerine çıkıyoruz. Üst güverteye çıkınca iskeleden ayrılmış halini çekiyorum.

160920133793

Feribot iskeleden yavaş yavaş ayrılıyor, yaklaşık 4 saat sürüyormuş Erdek’e varmamız. İskeleye bağlı gemileri çekiyorum. Liman önünde mendirek olunca yavaşça manevra yapıyor gemimiz.

160920133794

Liman önündeki mendirek taşlardan yapılmış. Marmara denizinin hırçın dalgalarından koruyor tekneleri ve gemileri.

160920133795

Biz daha yeni yukarı çıkarken gemi acelesi varmış gibi yol almaya başlıyor. Zaten saatinden önce kalktı. Kılı kılına yetiştik, ne olduğunu anlamadan iskeleden açıldık. Yukarı çıkarken birer resmimizi sırasıyla çekiyoruz Can ile birlikte. Geminin yan duvarının üzerindeki platformdayım. Ucunda durarak resim çekiliyorum parmaklıklara tutunarak. Çünkü gemi hareket halinde limandan çıkmaya çalışıyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

160920133796

Can yerime geçip onun resmini çekiyorum aynı yerde. Bu anda limandan da çıkmış olduk böylece.

160920133797

Yukarıda oturma yerleri uzun divanlar  ve masaları olan kapalı bir yer. Kapalı bölmenin içinde mutfak şeklinde bankolu yer yapmışlar. Burada elemanın biri sandviç yapıyor, hemen 2 tane ısmarlıyorum. Bir şey yemeden gemiye son dakikada binice. Sandviçler olasıya kadar dışarıya çıkıp hava kararmadan Marmara denizinin bir resmini çekiyorum. Hava bulutlu, deniz sakin.

160920133798

Sandviçler olunca bisküvi ile birlikte yiyip karnımızı biraz doyuruyoruz. Hava karardı, içerisi pek kalabalık değil. Görevli yanımıza gelip bilet ücretlerini istiyor bizden, Adam başı 25 Lira. Ücreti verip fişi kesiyor görevli. Can bataryasını prize takıp şarj ediyor. Karnım doyunca üzerime bir ağırlık çöküveriyor birden bire. Oturaklarda uzanmak için uygun olunca şöyle bir uzanıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum, 3 saat kadar uyumuşum. Uyanınca susamışım hemen su içiyorum. Çayı bitirmişler, sadece sıcak su var yedekte. Neyse ki yanımızda poşet çay var. İkişer bardak çay içip anca uyku sersemliğinden kurtuluyorum. Bu uyku iyi geliyor doğrusu. Erdek’e yaklaşmışız, bir süre sonra iskeleye yanaşıyor feribot. Ama biz en son iniyoruz, kamyon ve tırları öyle bir yerleştirmişler ki bisikletle dahi aralarından geçemedik. Feribot boşalınca anca yer bulup iniyoruz. İskeleden ayrılıp karnımızı doyuracağımız bir lokanta arıyorum Can ile. İnsanlar dışarıda akşam gezintisine çıkmış, ortalık kalabalık. Burası sayfiyelik, yazlıkların bol olduğu bir yer. Neyse çarşıda bir tur attıktan sonra lokantanın birine oturuyoruz. kendime şöyle etli kuru fasulye, pilav ve cacık ısmarlıyorum.

“Turlarda her türlü yiyeceği yiyorum. Bisikletçiye daha çok karbonhidrat türü yiyecekler gerekli. En pratik yemek olarak makarna oluyor, içine de bir tane yon balığı atınca hem doyurucu hem de enerji veren karbonhidrat alıyoruz. Aynı zamanda protein ihtiyacını da karşılıyoruz. Bir de içinde balık olunca bir insana yetiyor. En önemlisi kahvaltı, kahvaltıyı sıkı yapacaksın, öyle iki poğaça, bir gevrekle olmaz. Zeytin, peynir, bal, acı biber salçası, yumurta, icabında sucuk ilave olabilir. Bunlar mutlaka olmalı sabah kahvaltısında. Güne başlarken mutlu olmalısın. Zaten Cemal Süreya ne demiş ;

” Yemek yeme üstüne bir şey diyemem ama kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı “

Daha sonra yaklaşık 20 km de bir mola vermeli. Yanımızda kuru yemiş, badem, fındık, kuru üzüm, fıstık, ceviz ve kuru incir olmalı. Ara sıra atıştıracaksın kuru yemişlerden. Çay, soda, ayran gibi içecek, yanında bisküvi atıştırmalık olarak alınabilir. Yolda giderken mutlaka sık sık su içmeliyiz ve her çeşmenin başında hem su içip hem de sulukların suyunu tazelemeliyiz. Öğle yemeğinde hazır çorba, makarna ton balıklı yiyebiliriz. Akşama da hazır çorba, melemen türü yemek pişirip yenebilir. Duruma göre pide yada sulu yemek te yiyebiliriz. Beslenmemize çok dikkat etmeliyiz, yoksa bir yerde enerjiniz bitebilir. Öyle enerji verici içeceklerden kaçınmalıyız. Sadece iyice tükendiğinizi hissederseniz bir kola yada gazoz yeter vücudun toplanmasına. Tabi ki her zaman değil. Köylerden geçerken bakkaldan mutlaka gazoz için derim. Günde bir tane soda içerek kaybettiğimiz mineralleri almamıza yeter. Sodayı akşama doğru içerseniz daha iyi olur. Soda midenizdeki yiyecekleri çabuk parçalar ve hemen acıkırsınız. Meyve olarak daha çok elma, mevsime göre diğer meyveler yenmeli. Arada  potasyum içeren besleyici olarak muz yemek gerek. Yolda giderken meyve ağaçlarından taze meyve yenmeli, aşırıya kaçmadan. Günde bir yada iki tane çikolata yemeliyiz. Bir de yanınızda mutlaka olması gereken iki şeyden bahsedeceğim; birincisi şeker, ikincisi tuz. Yolda giderken birden bire kandaki şeker oranı hızla düşünce bacaklarda derman kalmıyor ve titremeye başlıyoruz, hemen ağzımıza biraz şeker atarak şeker komasına girmeden durumu atlatabiliriz. Diğeri de tansiyon düşüp gözlerimiz kararınca bir miktar tuz almalıyız. Bu ikisi çok önemli ve bisiklet turlarında insanın başına daha çok bu durumlar meydana geliyor. Şeker ve tansiyon düşmesi. Kısaca her türlü, her çeşit besin tüketmeliyiz. Merak etmeyin kilo almazsınız, nasıl olsa bisikletle harcadığınız enerjiyi anca yiyerek geri alabiliriz.”

Yemeğimizi yerken yağmur atıştırmaya başladı, hadi hayırlısı. Daha çadır kuracak yer bulamadık. Karnımızı doyurduktan sonra yağmurluğumu giyip çadır kurabileceğimiz yer bakmaya başladık. 4 km ilerde bir kamp yeri olduğunu söylemişti lokanta sahibi. Oraya doğru gidiyoruz. Az da olsa yağmur yağmaya devam ediyor. Sahilden bakınarak gidiyoruz, kumsalda çardaklar var. Burada kalabiliriz diye kafama not alıyorum. Daha ilerde bir kurumun tesisinde sundurma görünce Can’a burada kalalım diyorum. Can beğenmiyor burayı, aramaya devam. Kamp alanına geliyoruz, sahibi ile pazarlık yapıp adam başı 10 liraya anlaşıyoruz. Sıcak su var, artık daha fazla gitmenin anlamı yok. Çadırları üstü kapalı bir sundurmanın altına kuruyoruz. Yağmur yağmaya devam ediyor. Can ile kamp yerinin restoranında birer bira içerek günün yorgunluğunu aldıktan sonra çadırıma girip yatıyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık karada 71 + denizde 80 toplam 151 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc