Etiket arşivi: teos

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 3. Gün

23 Nisan 2018 Pazartesi

3 . Gün (Resimlerin bir kısmı Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Bir dünya bırakın biz çocuklara

Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın göz yaşlarıyla

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir barış bırakın biz çocuklara
Uzansın şarkımız güneşe ve aya

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne “SEVGİLİ DÜNYA”

Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele el ele verin çocuklar

 

Öne çıkmış olan görsel, Minik öğrenciler, tabureler etrafında dönüyorlar. Karşıda okul binası. Solda Türk bayrağı.

20180423_140723_HDR

Bu gece çadırı kurmadım, hazır çam ormanı içindeyken hamakta uyumanın keyfini yaşadım. Ağaç gövdesine iplerle bağlı hamak, bisikletim KUZ ve diğer çadırlar. Çadırı kurmayınca fazla eşyalar çıkmıyor çantalardan. O yüzden sabah toparlanmam kısa sürüyor.

20180423_072145_HDR

Millet uyandı mecburen, çünkü erkenden hareket edeceğiz. Sevimli canavar Enes elinde megafon ile dolaşarak biran önce uyanıp toplanmalarını sağlıyor. Çam ağaçları altında çadırlar, herkeste toplanma telaşı. Ağaç gövdelerine iplerle bağlı ABAK hatıra pankartı.

20180423_071706_HDR

Sabah kahvaltısını deniz manzaralı yerde yapıyorum. Bulunduğumuz yer denizden biraz yüksek. Piknik masasında oturmuş çelik tasım ile çay keyfi yapıyorum manzarada.

20180423_082244_HDR

Çadırlar kademe kademe teraslarda rengarenk bir görüntü oluşturmuş çamların altında.

IMG_2217

Ferdimen denizin sabah sakinliğini çekiyor. Denize doğru girinti yapmış kara parçası. Ucunda küçük kaya parçaları denizin içinde adacıklar zinciri oluşturmuş.

IMG_2219

Herkes hazır olunca yola koyulduk, yüksekte olduğumuzdan inişe geçtik ve deniz kıyısında ilerliyoruz. Gümüldür’ü geçip Ürkmez’e geldik. Burada deniz kıyısında mola veriyoruz. Bu gün 23 Nisan egemenlik ve çocuk bayramı. Yeni Orhanlı köyünde çocuklarla birlikte 23 Nisan çocuk bayramını kutlayacağız. Bundan dolayı daha önce hazırladığımız bayrakları ve balonları dağıtacağız. Dağıtımı yapan arkadaşlar kolilerin başında, katılımcılar da kuyruğa girmiş sıra bekliyor. Deniz kıyısında palmiye ağaçları dikilmiş.

IMG_2222

Sırası gelen torbasını alıyor, içinde öğlen kumanyası da var. Kuyrukta torbasını alanlar bisikletinin yanına gidiyor.

IMG_2223

Torbaların dağıtımı bittikten sonra yola koyulduk. Yakındaki kavşaktan Karakoç kaplıcalarının olduğu yola girdik. Bundan sonra rampalar başlıyor hafiften. Bir süre gidiyoruz, yol ayrımında Yeni Orhanlı köyüne doğru saptık. En son ben geldiğimden arkamda kimse yok. Kavşakta sağa doğru işaret oku boyanmış. Ayrıca ABAK olarak ta yazılmış kırmızı sprey boya ile. Önümde bir kişi var o da Doktorumuz Mete sağa doğru sapan yola giriyor.

20180423_123622_HDR

Buraya kadar mıcırlı asfaltta geldik, Yeni Orhanlı yoluna saptıktan sonra yol sıcak asfalt ile kaplanmış. Yani yol kaymak gibi.

20180423_130552_HDR

Biraz daha çıkarak Yeni Orhanlı köyüne geldik. Köydeki Yeni Orhanlı ortaokulunda 23 Nisan çocuk bayramını kutlayacağız. Bu okulda tanıdığımız bisikletçi Öğretmen  Hilmiye İklim Tren görev yapıyor. Hilmiye Fen bilgisi Öğretmeni. Daha önce kendisi ile ve Okul müdürü ile görüşüp 23 Nisan çocuk bayramını bu köyde kutlayacağımızı bildirip anlaşmıştık. Onlar da hazırlığını yapıp bizleri bekliyorlardı köylülerle birlikte. Bu köyde hem ilkokul hem de ortaokul var. İlkokul bahçesi küçük olduğundan ortaokulun geniş bahçesinde törenleri yapacağız. Okulun bahçesinde köyün kadınları duvarın dibine oturmuş. Öğrenciler meydanda gruplar halinde duruyor.

20180423_132444_HDR

Dev Türk bayrağı okul binasına asılmış. Bina iki katlıı, bayrak iki katı da kaplamış durumda. Bir grup öğrenci solda sıralanmış, siyah pantolon giymişler. Üzerinde beyaz tişört, kırmızı renkli ay yıldız baskılı.

20180423_132457_HDR

23 Nisan çocuk bayramı törenleri başladı. İlk önce ana sınıfı öğrencileri alana çıkıyor. Kız öğrenciler siyah giyinmiş, etekleri pembe renkli tülden, erkekler ise siyah renkli pantolon, üzerine turkuaz yeşil renkli gömlek var. Genç öğretmen karşılarında hangi hareketleri yapacağını söz ve el hareketleri ile yönlendiriyor öğrencileri. Öğretmen pembe renkli etek giymiş, üzerinde siyah elbise var.

20180423_132619_HDR

Kırmızı renkli ay – yıldız tişörtlü öğrenciler çuval oyunu oynuyorlar birinci gelmek için.

20180423_133859_HDR

Birinci sınıf öğrencileri yere çömelerek gösterilerini sunuyor. Başlarında öğretmenleri.

20180423_134036_HDR

Minik gelin ve damat meydana çıkıp gösterilerini en iyi şekilde oynamaya çalışıyor bizlerin karşısında.

20180423_134132_HDR

10 Öğrenci büyük bir Türk bayrağını yukarıda elleri ile tutarak gelin ve damadı takip ediyor.

20180423_134752_HDR

Geleneksel, renkli baş örtülü kadınlar sıralara oturmuş öğrencileri dikkatle izliyorlar. Kimisi oğlunu, kimisi kızını ya da torununu gururla izlemeye çalışıyor.

20180423_134959_HDR

Tabureye oturma oyunu oynayan çocuklar. 13 tabure, 14 çocukla oyun başladı. Şarkı eşliğinde taburelerin etrafında dönerek oynuyorlar. Müzik sesi kesilince hemen bir tabureye oturmaları gerek. Tabureye oturamayan eleniyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20180423_140723_HDR

En sonunda elene elene iki çocuk, bir tabure kaldı. Biri kız biri erkek, bakalım kim kazanacak. Kız daha uyanık ve oyunu kız öğrenci kazandı.

20180423_141618_HDR

Okulda müzik derslerinde müzik aleti çalanlar sahneye çıktı. Saz, flüt ve piyano ile bizlere türküler söylediler. Başlarında kadın müzik öğretmeni şeflik yapıp yönlendiriyor.

20180423_141809_HDR

En son olarak orta son öğrencileri U düzeninde sıralanıp gösterisini tamamlıyorlar. Altı öğrenci yerde sırt üstü uzanmış, solunda iki öğrenci eğilip üzerlerine elinde Türk bayraklı bir öğrenci ayakta.

20180423_142421_HDR

Gösteriler, oyunlar bitti, sıra geldi hediyelerini vermeye. En öne yaşları en küçüklere hediyelerini vermeye başladık. Öğrenciler renkli elbiseleri ile sıraya girmiş durumda. Çok kalabalıklar.

20180423_143633_HDR

Biz de kalabalığız ve sıraya girdik öğrencilere hediyelerini vermek için.

20180423_143655_HDR

Hediyesini alan bir erkek öğrenci yüzünde tatlı bir tebessümle yanımdan geçerken resmini çekiyorum.

20180423_143704_HDR

Pembe renkli etek giymiş minik bir kız öğrenci de aynı mutluluğu yaşıyor. Yüzlerindeki mutluluk tarif edilemez güzellikte.

20180423_143813_HDR

Selahattin Tavkaya ustaların ustası kız öğrenciye hediye torbasını verirken poz veriyor.

20180423_143921_HDR

ABAK gönüllülerinden sevgili Uluğ Cem Balkanlı desteği ile okulun bahçesinde öğrencilerin oyun oynamaları için renkli çizgilerle boyandı. Alanın kenarına da hatıra olsun diye. “# abak her renkte” yazısı pembe, yeşil, turuncu, mavi, beyaz, kırmızı renkte her harf ayrı renk kullanıp betona yazılmış.

IMG_2230

Her çocuğa hediyelerini verdik ve yola çıkma zamanı geldi çattı. Her yıl 23 Nisan da çocuklarla birlikte biz de çocuk olarak bayramı kutladık. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde işgal edilmiş yurdumuzu kurtarmak için Türkiye Büyük Millet Meclisini 23 Nisan günü Dünyaya tam bağımsızlık sözleri ile ilan etmişler. Atatürk te bu günü çocuklara armağan etmiş, yani geleceğimize. Bizler de sevinçle kutluyoruz çocuklarla çocuk olarak.

Bisikletlerin başına gidip yola çıkmaya hazırlanıyoruz.

20180423_145101_HDR

Yeni Orhanlı köyünden ayrılıp yola çıktık Seferihisar’a doğru. Önümüzde biraz rampa var, haliyle zorlananlar oldu. Zorlananlar da yokuşları yürüyerek çıkarken resimlerini çekiyor Ferdimen. Etraf Nisan ayının bahar rengi olan yeşil renge bürünmüş durumda.

IMG_2233

Az gittik, uz gittik. Dere tepe düz gittik. Bir çıktık bir indik. Baktık ki Seferihisar’ın deniz kıyısında olan Sığacık mahallesine gelmişiz. Burada biraz mola verdik. Palmiye ağaçları ve yeşil alanı ile şirin bir yerde seyyar satıcıların tekerlekli arabaları kenarda duruyor. Birisi bardakta süt mısır satıyor.

IMG_2234

Yeşil alanda dinleniyoruz, yokuşlar yordu biraz. Çimenlerin üzerinde bisikletler park edilmiş, bagajlarında Türk bayrakları bağlı durumda. Herkes masalarda oturmuş dinleniyor.

IMG_2235

Dinlenme bitiminden sonra Teos antik kentine doğru yola çıktık. Teos antik kentin arka kısmından, bahçeler arasından toprak yoldan gittik. Kısa sürede Teos antik kentine gişelerden değil de alt kısmından girdik. Yani kaçak olarak, zaten beleşti bize giriş. Bisikletleri bir kenara bırakıp antik kent hakkında katılımcılara bilgileri Selen Kanat anlatıyor. Selen’in etrafında dinleyiciler pür dikkat dinliyorlar anlatılanları.

IMG_2236

En arkadan ben geldim antik kente ve ilk olarak anıt zeytin ağacının dibine bisikletimi park edip resmini çektim.

20180423_175450_HDR

Yaklaşık 1000 yılı aşmış bu ağaç hala zeytin vermeye devam ediyor. Daha önce olmayan bir şeyi fark ettim. Birisi tabela asmış ağaca, kahverengi boyalı tabelada “Umay nine ağacı” yazılı. Kim, neden, nasıl asmış bilemiyorum. Gerçek mi değil mi? Yoksa birisinin ninesinin ismini yazıp ağaca asarak ağacı isimlendirmek mi istemiş belli değil. Daha önceleri yoktu bu tabela.

20180423_175527_HDR

Teos antik kenti kalıntıları çimenlerle kaplanmış.

IMG_2237

Antik kenti geziyoruz, ayakta kalan yapılardan birisi amfi tiyatro. Çoğu blok taşlar alınıp Sığacık kalesinde ve evlerin yapımında kullanılmış.

20180423_182347_HDR

ABAK gönüllüsü olan Arkeoloji öğrencisi Selen Kanat amfi tiyatroda oturmuş olanlara Teos antik kentinin tarihini anlatıyor.

20180423_182546_HDR

Antik taşlara oturanlar hem dinleniyor hem de anlatılanları dinliyorlar. Güneş ufka yaklaştığı için göldeler tiyatroyu kaplamış bile.

IMG_2239

Yavaş yavaş kentin yukarılarına doğru gidiyoruz tek sıra halinde.

20180423_183641_HDR

Antik kentin tapınaklarından geriye kalmış bir kaç taş blok var sadece. Bir sütun yarım olarak ayakta.

20180423_184537_HDR

Antik kentten çıkıp yola koyulduk yokuş yukarı. Küçük bir tepeyi aşacağız. Sevgili Olcay Ormankıran yere şu yazıyı kırmızı sprey boya ile yazmış “ABAK Gidebilmeli her yere bisikletiyle ve İnsan sevdiğiyle” En üste de ileriyi gösteren ok işareti.

20180423_190322_HDR

Tepeyi aşınca akşam Güneşi henüz ufukta parlarken denize vuran ışıkları ile güzel bir manzara resmi çekiyorum. Karşıda dağlar, deniz ve kamp yapacağımız büyük akkum.

20180423_191034_HDR

Büyük akkum kumsalı ağaçların arasında görüntülüyorum. Büyük akkum koyunda tatil oteli var karşıda ve yarımadayı işgal etmiş.

20180423_191611_HDR

Tatilcilerin henüz doldurmadığı kumsalın otoparkında belediyenin bize getirdiği plastik masa ve sandalyeleri sıralıyoruz. Burada akşam yemeği yiyeceğiz

20180423_195717_HDR

İğdelerin altına çadırları kurup kampımızı atıyoruz. Çadırların her biri ayrı renkte ve yapıda renk cümbüşü sanki. Bir de batan Güneşin sarı rengi sağ tarafı bürümüş.

IMG_2240

Kumsalda futbol oynamaya başladı gençler kızlı erkekli. Kimisi denize girdi, kimi kıyıda oturmuş sohbet ediyor.

20180423_195721_HDR

Ben de su donumu giyip denize dalıyorum terimi atmak için. Duşumu alıp tuzdan arındıktan sonra giyinip akşam yemeğini yiyoruz hep birlikte. Geceniz serinliğinde kalın bir şeyleri üzerimize giyip ateşi yaktık kumsalda. Şarkılar, türkülerle neşelendik günün yorgunluğunu atarken. Güzel bir gün oldu, Çocuklarla çocuk olduk, oyunlar oynadık. Çocuklar gibi şendik. Çocuk ruhumuzu kaybetmemeye karar verdik. Hep çocuk kalacağız. Büyüyüp te ne olacağız ki? Dünyayı mı kurtaracağız?

Uyku ağır basınca çadırıma çekilip tatlı, çocuksu rüyalara dalıyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 63 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

7. Az Bilinen Antik Kentler Turu 1. Gün

21 Nisan 2018 Cumartesi

1 . Gün (Resimlerin çoğu Ferdimen’e aittir)

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

…Düşüyorum
Karıncanın peşine minik depremler oluyor
Yabanıl ot kokuları, sonra düşler, düşüyorum…
Puslu bir görüntü tarih dediğimiz ve kirli
Sular buharlaşıyor buluşalım dediğin denizde

Ahmet Telli

 

Öne çıkmış olan görsel, Efes antik kentindeki Celcus kütüphanesindeki yapının penceresinden parlak güneş ışınları saçılıyor.

20180421_184947_HDR

Evet Yeni bir turun yeni bir yazısına daha başlıyorum. Aslında anlatacaklarım daha önce anlattıklarım, tekrarı olacak ama aynı yerleri tersine ve değişik anlatacağım. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turunu her yıl bıkmadan, usanmadan, severek, gönüllü olarak yapmaktayız. Bu böyle devam edecek sağlığımız el verdiğince. Tüm kış, toplantılar, keşif turları, rotalar, neler yapacağız, katılımcılara ne hediyeler vereceğiz, resmi kurumlarla yazışmalar, müzelere giriş izni gibi konuları kış aylarında yaptık. Her şeyi ayarladıktan sonra tur günü geldi çattı. Sevgili dostum, tur arkadaşım Ferdi Kızıl, namı diğer kahramanımız Ferdimen bir gün önce evime gelerek misafirim oldu. Ferdimen hazırlıklıydı, tur için gerekli eşyaları ile birlikte gelmişti. Sadece bir sonraki suyun kaynağına yolculuk turunda kullanacağı kap kaçağı evde bıraktık. Ben de hazırlığımı yapıp çantalara yerleştirdim. Fazla olarak yanıma sağlık malzemeleri ve bisiklet yedek malzemeleri olan çantayı yanıma aldım. Ne de olsa turun süpürücüsü ve artçısıyım. Aynı zamanda teknik eleman ve sağlık elemanı hemşir olacağım. Bu turu her zamanki yaptığımız turların tersinden yapacağız. Daha önceleri son güne kalan Torbalı’daki Metropolis antik kentine girerek başlayacağız. Her seferinde Metropolis antik kentini es geçiyorduk. Sonrası Efes antik kenti, oradan Özdere Kalemlik, Ahmetbeyli Klaros antik kenti. Yeni Orhanlı köyünde 23 Nisan Çocuk bayramı kutlamaları. Seferihisar Teos antik kenti. Urla Necati Cumalı kültür evi, İskeledeki Klaizonamei antik kenti ve İzmir’e dönüş şeklinde olacak

Güzel ve güneşli bir günde uyanıyoruz sabahın köründe. Kahvaltıyı yapıp bisikletlere atladığımız gibi yola koyulduk. Sabah 8 den evvel Konak’ta olmalıydık kimseler gelmeden. Tura hazırlık yapacağız. Sahil yolunda tamamlanmış olan bisiklet yolunda gidiyoruz Konak yönüne doğru. Ferdimen beni bisiklet üzerinde bisiklet yolunda çekiyor. Yol hariç diğer yerler yeşil çimenlerle kaplı. Sağ tarafta deniz masmavi görünüyor gökyüzü gibi. Üzerimde kahverengi deri ceketim var. Sabah serin oluyor hala Nisan ayında olsak ta.

IMG_2133

Henüz kimseler uyanmadığı için bisiklet yolunda kimseler yok bizden başka.

IMG_2135

Bir süre bisiklet yolundan gittik, Karantina tarafında alt geçit yapıldı. Üstünde ise çalışmalar bitmediğinden bisiklet ve yayaya kapalı olduğundan araç yoluna çıkıp yeni açılan alt geçitten geçiyoruz. Yolda araç bile yok, tek tük araçlar geçiyor. Alt geçitte belediye otobüsü var sadece.

IMG_2137

Karataş’a gelince lambalardan tekrar sahildeki bisiklet yoluna girip Konağa geldik. Konak meydanı, saat kulesi, belediye binasında 23 Nisan bayramı için iki dev Türk bayrağı ve ortasına Atatürk posteri asılmış şimdiden. Kaymakamlık binasında da Bayrak ve Atatürk posteri var. Meydanda güvercinler toplaşmış.

IMG_2138

Saat kulesi, yanında iki palmiye ağacı ile sakin halinde. Henüz insan kalabalığı yok, bir kaç kişi ve güvercinlere kalmış meydan.

IMG_2139

İlk olarak biz geldik, bisikletleri park ederek gelenleri karşılayacağız. Ferdimen beni çekiyor ellerimi açmış olarak.

IMG_2140

ABAK gönüllülerinden Fırat geliyor meydana bisikletiyle.

IMG_2141

Katılımcılar yavaş yavaş gelmeye başlıyor. Katılımcılar geldikçe kaydı yapılıp torbaları veriliyor ellerine. İzmir büyükşehir belediye binası, bayraklar ve Atatürk posteri asılmış.

IMG_2144

Gelen geldi, belirlediğimiz hareket saati gelince turu başlatıyoruz. Bir kısım katılımcı direk Tepeköy istasyonunda gidecek. O yüzden fazla kalabalık değiliz. İlk olarak saat kulesinin etrafını üç kez dolanıp geleneksel ABAK hacısı yapıyoruz herkesi.

IMG_2145

ABAK hacısı olduktan sonra trafiğe kapalı belediye önünden ileriye doğru yol almaya başladık. Ben en arkada süpürücü olarak son kalanları da yola sokup arkalarında gitmeye başladım.

IMG_2146

Aşağıda sabah yaptığımız yolun haritası, yaklaşık 11 Kilometre civarı yol yapmışız

Powered by Wikiloc

 

Bisiklet yolundan devam ederek Alsancak garına geldik. Burada parti parti izban metrosuna binerek Tepeköy istasyonuna vardık. Tepeköy’de istasyondan çıkıp toplanılacak kahvede bekliyorlar sonraki trenle gelenleri. Ben en son biniyorum trene. Tepeköy izban istasyonu, tren durmuş yolcularını indiriyor. Köşe kahvesinde bekleyen bisikletçiler.

IMG_2147

Herkes geldikten sonra harekete geçtik, yakın olan Yeniköy’de bulunan Metropolis antik kentine geldik. Antik kentin girişindeyiz.

IMG_2148

Bisikletleri girişe park edip gişelerden içeri giriş yapıyoruz. Önceden turizm müdürlüğünden ücretsiz giriş izni alınmıştı. İlk bulunduğumuz yer amfi tiyatronun olduğu yerdeyiz. Katılımcılar oturma yerlerinde otururken kazı ekibinden bir kişi ve arkeoloğumuz olan Selen Kanat bizlere Metropolisi anlatacak.

IMG_2150

Kazısı hala devam eden yer mozaiklerinin olduğu bölüm kapalı ve girilmeyecek şekilde çevrelenmiş. Uzaktan yerdeki figürleri çekiyor Ferdimen.

IMG_2151

Kazı ekibinden arkeolog spor ayakkabıları ile mozaiklerin üzerine basarak burayı anlatıyor.

IMG_2152

Tiyatronun üstten görünüşü.

IMG_2153

Sırası ile başka yerlere doğru gidiyoruz taş duvarlı binaların arasından.

IMG_2154

Arkeolog burayı da anlatıyor, çatısı olmayan binanı duvarında tahta destekli kemerin yanında.

IMG_2155

Arkeoloğun götürdüğü terasta dinleyiciler ve Torbalı ovasında tarlalar.

IMG_2156

Burası ile ilgili yazılan yazıt mermer bloğa kazılmış. Harfler çok küçük.

20180421_122646_HDR

Daire şeklinde tuğlalardan üst üste yapılmış bir çok sütün üzeri kapatılmış Roma hamamı. Alttan ateş yakılıp zemin ısıtılıyormuş.

IMG_2159

Sıcak sular künk borularla taşınıyormuş bir yerlerden. Toprak üzerinde küçük küçük arı delikleri künklerin üzerinde.

20180421_123300_HDR

Metropolis antik kenti gezimizi tamamlayıp bisikletlerin yanına geldik. Herkesin gelmesini bekliyoruz.

IMG_2161

Herkes toplanınca yola çıkarak Yeni köyden ayrılıyoruz. Köyün çıkışında tabelada Yeniköy Güle Güle yazılmış gidenler için.

IMG_2162

Hava güneşli, sıcaklık iyice arttı. Geride kalanları bekleyip topluca hareket etmek için viyadüğün altında bekliyorlar arkadaşlar. Resmi Ferdimen çekiyor. O ara ben aralarında yokum. Çünkü en arkadan süpüre süpüre geliyorum geride kalanları. Viyadüğün altı gölgelik, bisikletlilerin bir kısmı gölgelik yerde.

IMG_2164

Küçük Menderes nehrinin üzerinden geçiyoruz. Nehirde fazla su yok ve rengi her zaman olduğu gibi simsiyah. Küçük Menderes nehri hala böyle kirli akmaya devam ediyor.

IMG_2166

Topluca Belevi köyüne girdik. Burada halk pazarına uğradıktan sonra yan yollardan Selçuk kasabasına vardık. Zaman geçirmeden ilk önce Artemis tapınağına girdik. Tapınakta ayakta duran utanç abidesi gibi tek sütun duruyor. İnsanlar bu muhteşem eseri zamanla yok etmiş. Geriye kalan sadece tek sütundan ibaret. Artemis tapınağı, yukarıdaki tepede Selçuk kalesinin surları duruyor. Altında İsa Bey camisi görünmekte.

IMG_2168

Artemis tapınağından geriye sadece devasa bir çukur kalmış. Kış aylarında burası sular altında kalıyor.

20180421_163151_HDR

Artemis tapınağında fazla kalmıyoruz, kısaca şöyle bir görüp Efes harabelerine doğru yola çıktık. Gittiğimiz yol eski Kuşadası yolu olan Dutlu Yol. Dut ağaçları yolu tamamen kaplamış, yeni yapraklar çıkmış ve yolu gölgelik yapmaya başlamış. Zamanında burayı genişletmek istemişler ama Selçuklu doğa severler protesto gösterileri düzenleyip yolu yan tarafa, tarlaların olduğu yere yaptırmışlar. Bu güzelim Dutlu Yol yürüme, koşu, ve bisiklet yolu olarak kalmış bizlere. Belediye de elinden geldiği kadar yolda kaldırım taşları ile parkur yapmış koşu ve bisiklet yolu için.

IMG_2170

Efes harabelerinin olduğu yere geldik. Arkada kimse kalmadı, antik kentin girişinde otoparkta bisikletleri bırakacağız.

IMG_2171

İçeri misafir olarak giriş yapıyoruz. Devasa amfi tiyatronun uzaktan çekilmiş resmi.

IMG_2172

Amfi tiyatronun oturma yerlerine oturup Efes antik kent hakkında taze rehber olan Fırat Okutucu bilgiler veriyor.

IMG_2176

Devasa Celcus kütüphane önü sütunları ile iki katlı bir yapı olarak muhteşem görünüyor.

IMG_2178

Efes antik kentinin hafif rampalı mermer döşeli caddesinde gidiyoruz.

IMG_2179

Ferdimen hemşerilerini bulmuş, Lise çağındaki bu gençlerle resmimizi çekiyor Ferdimen. Gençler sporcu eşofmanı giymişler, rengi de sarı.

IMG_2181

Eşofmanların arkasında Tekirdağ yazılmış, sırtları dönük çekiyor bir poz.

IMG_2182

Sevgili taze rehberimiz Fırat anlatmaya devam ediyor. Etrafında dinleyiciler toplanmış Fırat’ın anlattıklarını can kulağı ile dinliyorlar.

IMG_2183

O zamanın umumi tuvaletleri meşhurmuş. Buradaki tuvaletler mermerden yapılmış. Tuvalet delikleri yan yana sıralı dokuz tane var ve L biçiminde karşıda devam ediyor. Tiyatrolarda ön kısma oturan önemli kişilere Protokol denilmiş ta Yunanlılar zamanından beri. Protokol’un anlamı önde oturan kalın göt demek. Şimdi bu protokoldeki insanlar için de oturma yerleri ona göre yapılmış. Siyasi ve ekonomi tartışmalarını, fikirlerini burada belirtiyorlarmış. Hani bir atasözü vardır “İnsanların aklı ya kaçarken, ya sıçarken başına gelirmiş”. İşte burası da aklını başına getirilen yerlerden biri.  Protokol sahibi birisi oturma yerine oturmadan önce köleler buraya oturup vücut ısısı ile ısıtıyorlar sonra protokol oturuyormuş sıcak yere.

20180421_182157_HDR

Önemli yapıların ortasında geçen yolda daha yukarılara gidiyoruz. Sağda, solda sütunlu yapılar, kemerle süslenmiş.

IMG_2185

Sütunlu ve kemerli süslenmiş bir tapınak.

IMG_2186

Hıristiyanlık döneminde Bizanslılar tarafından yapılan yapıların duvarlarında kullandığı pişmiş tuğlalardan anlıyoruz. Eski ve yeni yapı tekniği bir arada.

IMG_2187

Bir tapınağı süsleyen nehir tanrısının çakma versiyonu kabartma olarak bir kayaya oyulmuş kanatlı melek figürü.

20180421_183351_HDR

Bazı yapılar orijinal haline getirmek için iskele kurulup kemerli yapıyı sağlamlaştırmaya çalışılıyor.

20180421_183407_HDR

Başka bir tapınak, kirişler sütunların üzerine konulmuş.

IMG_2189

Güneş alçalmaya başlayınca aşağıya doğru döndük, kütüphanenin önünden geçerken pencerede olan Güneş ışıkları tamamen pencereden fışkırıyormuş gibi. Diğer taraflar karanlıkta kalmış ışık hüzmesi ardında. Bu resim öne çıkan görsel olarak seçtim.

20180421_184950_HDR

Pamucak’taki kamp alanına Güneş batmadan vardık. Burası belediyenin halk kumsalı ve tesisleri. Okaliptüs ağaçlarının altına çadırları kurduk dağınık bir biçimde.

IMG_2190

Çadırı hızlıca kurup Güneşin batışını izlemek için kumsala koştum. Tam Güneş deniz üzerindeyken turuncu renge bürünmüş ufku çekiyorum. Küçük dalgalar kıyıya usulca vuruyor.

20180421_194920_HDR

Güneş denizin üzerinde yarıya kadar batmışken dijital zom ile dalgalarla beraber çekiyorum. Yakınlaştırınca dalga boyutu da büyüyor haliyle.

20180421_195039_HDR

Turuncuya boyanmış ufukta Güneş son ışıklarını vururken bir poz daha çekiyorum.

20180421_195157_HDR

Ve Güneş yarın doğmak üzere denizde batıyor.

20180421_195243_HDR

Kumsal geniş bir alana yayılmış, kumlar rüzgarın etkisi ile dalga izleri oluşturmuş. Henüz denize giren olmadığı için kumların üzerinde insan izi yok.

20180421_195251_HDR

Akşam yemeğini her zamanki yemekçimiz Hatice getiriyor ta Aliağa’dan buraya. Nefis yemeklerini yiyoruz. Hava serin olduğu için kapalı yerde toplandık. Ateş yakmak yasak dediler biz de yakmadık. İşletmenin masalarına oturup müzik ziyafeti dinlemeye başladık. Müzisyenlerimiz flütçü Öğretmenimiz Burak Çardak, kabak kemane cimiz Özgür Tekeli ve gitarist İsa Bezirci bizlere çalmaya başladı şarkılar, türküler.

20180421_215413_HDR

Kabak kemaneci Özgür çaldıkça coşuyor, tek olarak onu çekiyorum.

20180421_220504_HDR

Flütçü ve gitarist bizleri mest ediyorlar. Onlar çaldıkça eşlik ediyoruz türkülere.

20180421_220551_HDR

Akşamın ilerleyen saatlerine kadar çalıp söylendi şarkılar, türküler. Güzel bir günün daha sonuna geldik, artık uyku bedene yaklaşınca çadırıma girip bir güzel uyuyorum.

Bu gün yaptığımız yol toplam olarak 62 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

V. Az Bilinen Antik Kentler Turu 2. Gün

5. Az Bilinen Antik Kentler Turu 2. Gün

22 Nisan 2016 Cumartesi

Urla içmeler – Urla İskele – Sığacık.

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

(Bazı resimler Gürel Gürselp ve Ferdi Kızıl’a aittir)

 

Dövüşmek ancak ona yakışırdı

Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar

Yoktu bağlandığı herhangi bir şey

Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

Ne bilir ömrün değerini bir çılgın

Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir

Ve başarısız eylemler çağında o

Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, bin yıllık zeytin ağacının gözdesi etrafında el ele tutuşmuş bisikletçiler.

Güzel bir uykunun ardı güne iyi başlamaktır. Güneşin ilk ışıkları kamp alanına vurunca gece esen rüzgarın dindiğini anlıyorum. Kalkar kalkmaz eşyaları toplayıp kıytırığa yükledim. Sabah kahvaltısı da hazırlanıyor bu arada. Rüzgar var diye gece binaların arasına çadırları kurduk. Yemek masaları da burada. Kahvaltıyı afiyetle yiyoruz ve hemen eşyalar bisikletlere yüklenmeye başladı bile. Turda destek aracı yok o yüzden herkes kendi eşyasını kendi taşıyor.

Okaliptüs ağaçları etrafta, ortada masalar. Kimisi masada oturmuş kimi ayakta sohbet ediyor. Güneş bahçeye vurmuş iyice aydınlık ortalık.

Ben de bu arada fincanlarımı çıkarıp kahve pişirmeye koyuldum.

Dört kahve fincanı ve dört kahve tabağı.

Beni mutlu eden Mustafa Güven’e tekrar teşekkürler. Bunu kahve içerek kutlamalıydık. Şanslı olan iki kişi daha aramıza katıldı, Fırat Okutucu ve Doktorlarımızdan Burcu Koçay. Böylece yeni fincanlarımızla ilk kahvemizi kuytu bir köşede içmiş olduk. İlk defa fincan tabaklı kahve içtik ama fala bakmadık, Urim Baba’nın kahvesinde fal bakılmaz.

Tesisin odalarının arka tarafında dört kişi oturmuşuz elimizde fincanlar kahve içerken. Kıytırığın üçgen turuncu ve sarı bayrakları da resmin sol tarafında.

Herkes hazır olunca gönüllü ekip ile masa ve sandalyeleri işletmenin deposuna kaldırdık el birliği ile.

Üstü kapalı yarım yuvarlak bir baraka, iki yanı da açık. Masaları söküp yerleştiriyoruz. Okaliptüs ağaçları burada da var.

Artık tura başlanmalı diyerek yola çıktı grubumuz. İlk durak eskiden karayolu olan deniz kıyısındaki tarihi İskender köprüsü. Burada resim çekilmeden olmaz deyip pankartımızla resim çekiliyoruz hep birlikte.

Köprü taştan yapılmış, iki tarafı da yıkıldığından biraz yüksekte. Köprünün yüksekliği bir adam boyu, uzunluğu da 15 metre civarı. Üç tane gözü var, ortadaki büyük, yanlardaki küçük kemerli göz. 70 kusur kişi kimi köprünün üstünde ayakta, kimisi kıyılara oturmuş. Kimisi de köprünün önünde. Az bilinen antik kentler turunun pankartı önde.

Biz artçılar olarak Doktor Mete ile ayrıca kendi resmimizi çekiliyoruz. İkimizde birer kolumuzu kaldırmış selam veriyoruz. Solda bisiklet canavarı Enes bisikleti ile uğraşırken. Köprünün ardı deniz, önü ise kumsal. Köprü üç gözlü yapılmış.

Ana yoldan Urla kavşağına kadar gelip biraz geri gittikten sonra ara bir yoldan Urla İskele mahallesine geliyoruz. Burada grubu ikiye ayırdık. Bir grup Klazomenai antik kenti gezecek, diğer grup ta tarihi gemi yapım atölyesini gezecek. Ben antik kenti gezen gruba katıldım. Antik kentte kazılar devam ediyor bir yandan. Sadece burası değil başka yerlerde de kazılar yapılıyor bölüm bölüm.

Yerde çakıl taşları dökülmüş yürümek için, karşıda saz çatılı bir yapı görünüyor. Bu yapı zeytin yağı işliği. Solda tarla, tarlada otlar biçilmiş, balya halinde duruyor bir kaç tane.

Çatısı sazlardan yapılmış iki yapı var alanda. Birisi yağ işliği, diğeri kuyunun üstünü örtüyor. Ahşap iskeletin üzerine demetler halinde kalın bir tabaka bağlanmış. Yağmur, sıcak, soğuk geçirmeme özelliği var. Yalnız işçilik önemli, işi ve işçiliği iyi yapmak gerek.

Saz çatının yakından çekimi, ahşap iskelet ve yandan saz demetleri çatıyı örtmüş.

Saz çatının anlı böyle kesilmiş, sazların kalınlığı 8 mm olacak. Sıkı demetler halinde bağlanacak ki üstten yağan yağmur alttaki sazdan aşağı kayıp gitmeli. Saz tabakasının kalınlığı 40 – 50 cm civarı.

Klazomenai (Antik Yunanca: Κλαζομεναί), İzmir körfezi’nin güney sahil şeridi üzerinde, İzmir’in 38 km batısında, Urla belediyesi sınırları içinde bulunan tarihi İyonya kenti. Oniki İyonya kenti arasında anılır. Urla’nın doğusunda uzanan sahil şeridi için kullanılan Kilizman ismi, bu antik kentten kaynaklanmaktadır.

Klazomenai kentinin kalıntıları bugün Urla ilçesinin İskele Mahallesi’nde, denize komşu tarlalarda ve kıyıya yakın Karantina Adası üzerinde bulunmaktadır. İskele Mahallesi’nin antik çağda bir Yarımada oluşturduğuna dair bulgular mevcuttur. Kazıları Ege Üniversitesi adına 1981’den günümüze yürütülmekte olup, tarihi MÖ 4000 yıllarına kadar uzanan ve günümüzde kazıları ayrı bir organizasyon içinde sürdürülmekte olan Limantepe Höyüğü’nün komşusudur.

Nüfus olarak nispeten küçük bir yerleşim merkezi olmakla birlikte, Klazomenai, çoğu kuruluşunun ilk dönemi olan MÖ 7. yüzyıldan kalma ve günümüzde kentin adıyla anılan terrakotta lahitleri ve yine kentin adı ile anılan siyah figürlü yerli seramikleri (Kuzey İyonia kentlerinin kendilerine özgü yaban keçisi stilindeki seramik dahil) ile ün kazanmış olup, önemli bir seramik üretim merkezi olduğu kabul edilmektedir.

Klazomenai ayrıca zeytinyağı ticaretinde isim yapmıştır. Kalıntıları arasında yer alan ve MÖ 6. yüzyıla tarihlenen zeytinyağı işliği tanımlanabilen en eski zeytinyağı üretim tesisidir ve bu tesiste 2004-2005 yılında Ege Üniversitesi koordinasyonunda restorasyon ve yeniden inşa çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sitte aynı tarihlerden kalma ve zeytinyağı işliği ile bağlantılı bir demirci işliği de bulunmaktadır. Mayıs 2007 de deniz yatağının altında MS 7. yüzyıl sonuna tarihlenen çıpa ve diğer buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu çıpayı da keşfedilen en eski gemi çıpası olarak anan kaynaklar mevcuttur.

Pausanais’a göre Klazomenai ve Phokaia’da birer eski Yunan kolonisinin kuruluşu Ege Denizi kıyılarındaki diğer İyon kolonilerine göre daha geç tarihlidir. Klazomenai’de İyon göçmenlerine ait olan arkeolojik izler şimdilik en erken MÖ 10. yüzyılın ortalarına, bir başka deyiş ile geç protogeometrik döneme aittir. Akropol yer alması muhtemel kutsal alanın da MÖ 8. yüzyıl sonlarından itibaren etkin olduğu söylenebilmektedir. Bu durum Pausanias’ın, Klazomenai’nin diğer İon kentlerine göre daha geç bir yerleşim olduğu hakkında vermekte olduğu bilgilerle uyumlu görünmektedir. Pausanias ayrıca, Klazomenai ve Phokaia’nın İyonlar Asya’ya gelmeden önce yerleşime sahne olmadıkları bilgisini vermektedir ki, bu bilginin yanlışlığı Limantepe ve Panaztepe höyüklerinin keşfedilmesiyle anlaşılmıştır.

Klazomenai kuruluşunun ilk evrelerinde Kimmerlerin Frigya Krallığı yıkan saldırılarından payını almış, daha sonra da Lidya devlerinin kuşatmasına maruz kalmıştır. Trakya’da Nestos nehrinin (Türkçe’de Karasu) bereketli alüvyon ovasında ilk kuruluşu MÖ 650 civarında Klazomenai tarafından gerçekleştirilen Abdera kolonisi, buna yakın bir tarihte Miletos’la birlikte yine Trakya’nın Karadeniz sahilinde kurulan Kardia kolonisi, Klazomenai kaynaklı kolonizasyon hareketinin bilinen ilk örnekleridir. Miletos önderliğinde Marmara Denizi ve Karadeniz kıyılarında kurulan ve sayıları 70’e ulaşan kolonilerin birçoğunun kuruluşuna, diğer İyonia kentlerinin yanı sıra Klazomenai’nin de katıldığı anlaşılmaktadır. Herodot’un aktardığı, MÖ 7. yüzyılda İyonya kentlerinin Firavun Psammetikhos döneminden itibaren Mısır’la paralı askerlikle başlayan ilişkilerine Klazomenai de katılmıştır. Arkaik dönem yerleşimi Pers imparatorluğu işgaliyle birlikte MÖ 546 civarında kesintiye uğramış, ve kent alanı 20-25 yıl terkedilmiştir.

MÖ 6. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ise, Klazomenai’de özellikle zeytinyağı ihracatına dayanan canlı sanayi ve ticaret faaliyetleri belirmektedir. MÖ 499-494 arasında İyonya kentlerinin Perslere karşı ilk isyanının başarısızlıkla sonuçlanması sonrasında Perslerin ılımlı politikalarının sona ermesinden Klazomenai de etkilenmiştir. Şehir sakinleri anakaradaki topraklarını terketmişler, Pausanias’ın aktardığı şekilde “Pers korkusu yüzünden adaya geçmişlerdir”. Kent MÖ 487’den itibaren Atina tarafından kurulan Attik Delos Birliği’ne düzenli olarak vergi ödemiştir. Peloponez Savaşı esnasında Klazomenai önce Atina’nın yanında yer almış, ancak Atina’nın MÖ 413’de Sicilya’da Sparta’ya karşı bozguna uğraması sonrasında Sparta saflarına geçerek, anakarada yer alan Polikhne’yi (Balıklıova) tahkim etme denemesinde bulunmuşlardır. Atina hakimiyetini kısa sürede yeniden kurmuş, ayaklanmanın önderleri Daphnus isimli yerleşmeye kaçmışlardır. MÖ 405’de Spartalı komutan Lysandros’un kısa ömürlü Anadolu’da egemenlik kurma girişimi esnasında da, Klazomenai’den bir kesimin isyan teşebbüslerini tekrarlayarak anakarada adaya yakın Khytron adlı bölgede bir kent kurdukları anlaşılmaktadır. Adadaki Klazomenai ile anakaradaki Khytron arasındaki savaş hali uzun süre devam etmiş, Klazomenai bu dönemde İzmir Körfezi kuzeyindeki, Gediz nehri’nin eski deltası yakınındaki arazilerde küçük bir kolonizasyon hareketine girişerek, günümüzde Üçtepeler, eski kayıtlarda Kilazmanı olarak anılan bölgede Leukai kolonisini kurmuştur. Büyük İskender, Anadolu’da Pers egemenliğine son vermesi sonrasında Klazomenai’nin üzerinde yer aldığı adayı (Karantina adası) bir yol ile karaya bağlamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde MÖ 188 tarihli Apameia barışı sonrasında Klazomenai Romalılar tarafından özgür bırakılan kentler arasında yer almaktadır ve Drymoussa (Uzunada) adasının da kent topraklarına katılmasına izin verilmiştir. 5. yüzyılda adadaki kentin terkedildiği anlaşılmaktadır.

Kazı çalışmasının yapıldığı alan. Yuvarlak taş örülü bir kuyu, üzerinde demir ızgara ile kapatılmış girilmesin diye. Kazılarda ortaya çıkmış üç tane kocaman yağ saklama küpü. Üzerleri tahta kapak ile kapatılmış. Daha ileride demir profil ile yapılmış üstü kapalı kazı alanı. Eski evlerin dikdörtgen duvar kalıntıları kazıda ortaya çıkmış durumda.

Yağ işliği içine giriyoruz, içerisi loş bir aydınlık ama görebiliyoruz neler var. Bazı yerlerde hala kullanılan kocaman bir taş çanak ve iki değirmen taşı. Taşlar ortadan delinip bir metrelik bir dingil ile dikdörtgen dik kalın bir direğe tutturulmuş. Dik duran direk döndürülünce iki değirmen taşı direğin ekseni etrafında çanakta zeytinleri ezme işini yapıyor.

Değirmen taşlarının yanında geniş ağızlı bir kulplu küp duruyor.

Bir başka zeytin yağı çıkarma yöntemi. Presle sızma zeytin yağ üretim aracı. Altta keçe bir örtü, 10 metre uzunluğunda kalın iki direk. Ucunda yine keçe, arada zeytin taneleri konuyor çuvalların içinde. Direklerin diğer uzunda iplerle ağırlık taş bağlanmış. Ezilecek yere yakın olarak destek konulmuş, destek en uçta. Kaldıraç örneğinde olduğu gibi.

Ağırlık taşı ve buna ek olarak iplerle çark sistemi kurulup daha da sıkıştırmak için mekanizma kurulmuş. Kalın yuvarlak bir mile ip dolanmış yukarıda direğe bağlı. Milin ucunda delikler, bu deliklere levye sokularak mili döndürmeye çalışılıyor. Mil geriye kaçmasın diye destekler var.

Taştan oyulmuş lahitler, çevrede kazılarda bulunup buraya koruma amaçlı getirilip sergileniyor. Kimi kapaksız, kiminde kapak var.

Bizim grup yağ işliği gezisini bitirip dışarı çıkmaya başladık. Diğer grup çıkmamızı bekliyor kapı girişinde.

Girişte büyük bir havuz var, havuzun içinde de kırmızı balıklar yüzüp duruyor usulca. Aralarında tek tük beyaz renkli siyah lekeli balıklar da var.

Havuzun en güzel yanı nilüfer çiçekleri, tam da yeni açmış, kimisi tomurcuk halinde açmaya hazır. Kökleri havuzun dibinde, gövdesi su yüzeyine yükselerek çıkmış. Kocaman tabak gibi yayvan yaprakları su yüzeyini kaplamış durumda. Çok az bir alan kalmış su yüzeyi, neredeyse tamamen örtülü yapraklarla. Yaprakların üstünde kolayca küçük böcekler suya değmeden gezinebilirler. Bahar ayının getirdiği güzellikler kendini belli ediyor. Nilüfer çiçekleri havuzun tabanından uzanan sapları ucunda dört çanak yaprak, yaprakların arasından fışkırarak bize güzelliğini sergiliyor. Beyaz renkli, iç içe üç sıra taç yaprakları bir gelinlik gibi. Ortasında üreme organları davetkar kokusu ve parlak sarı renkleri ile döllenmeyi yapacak böcekleri kendine çekiyor. Ödül olarak ta çiçek özü ve polenler oluyor böceklerin.

Havuzun bir kıyısında sazlar ince yeşil gövdeleri ile sudan yarım metre yukarı çıkmış.

Saz demeti havuzun kenarında ayrı bir görsellik katmış. Kamışların ucunda püsküllü çiçekleri açmış durumda ama çiçekler yeşil renkte, salkım saçak. Havuzun ötesinde kazı evi, önünde teras. Terasın üzeri kargılardan yapılmış örtü ile gölgelik yapıyor.

Bahçenin küçük serin evinde,

Amberlerin ve okaliptüslerin altında

İçinde tek bir kırmızı balığın bulunduğu

Sarı havuza yakın

Sepetçi söğüdü kokan serin evde

Bir deniz pusulası buldum

Zamanın ne göstereceğini ondan öğrendim.

Giorgos Sepheris

Nilüfer çiçekleri altında bir tane kırmızı balık yüzüyor usulca.

Deniz kıyısındaki geçmişte kullanılan gemi yapım atölye ve müzesine geldik. Bisikletleri park edip içeriye giriyoruz. Girişte ilk olarak Uluburun batığı olan gemi karşılıyor. Batık geminin kopyası yapılıp burada sergileniyor.

Müzenin etrafı tel çitlerle çevrilmiş, giriş için ücret ödenmiyor. Girişte pankart asılmış, pankartta Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeoloji Müzesi yazılmış. Burası deniz kıyısında.

Ahşaptan yapılmış teknenin ön kısmında bulunan 1.5 metre uzunluğunda kare biçiminde teknenin altından gelip önden çıkan direk. Su içinde kalan bu direk teknenin sağa sola sapmadan doğru gitmesini sağlıyor.

Resmi tam direğin önünden çekiyorum, gövdenin aynası burnu oluşturuyor. Yanlardan hafif genişlemesi tam simetrik görünümünde. Tekne takozların üzerine oturtulmuş. Yerde yeşil otlar bitişerek çakıl taşlarını örtmüş durumda.

Aynı teknenin iç kısmı kürek çekenlerin oturma yerleri arkaya doğru sıralanmış. 12 Sıra görünüyor, yelkeni ve direği yok. Kürek çekerek hareket ediyor denizlerde. Gövde tahtaları birbirine kalın iplerle çapraz bağ ile birleştirilmiş.  Gövde yanları ve taban dahil bütün birleşim yerleri aynı iplerle örülmüş. Kürekler de küçük tek kişinin yandan denizde çekecek biçimde. Bir kaç kürek sıraların üzerinde duruyor.

Rehberimiz bize geçmişte kullanılan tekneleri ve yapım tekniklerini anlatıyor. Bizlerde dinliyoruz can kulağıyla. Başımızda bu senenin buffları var yeşil renkte.

Başka büyük ahşap bir tekne. Bu tekne yelkenli ve rüzgarın olmadığı havalarda kürek ile de gidebiliyor. Teknenin çoğu yer boyasız, sadece ön kısmı kahverengiye boyanmış. Balığa benzer bir göz beyaz renkte boyanarak teknenin daha güzel görünmesine neden olmuş.

Bir zamanlar denizin dibini gözlemlemek için kullanılan altı geniş üstü dar tahta bir fıçı. Bir tane yuvarlak cam üst kısımlara doğru sekiz civata ile tutturulmuş. Üstte, altta ve cam bölmenin altında demir çember ile sağlamlaştırılmış. Üstte ve altta artı biçiminde tahtalar konulup dört tane ip ile bağlanmış.

Sazdan yapılmış büyük bir tekne. Tam ortada alt kısmı açık, üstte birleşen iki direk. Yedi tahta yatay konularak merdiven gibi olmuş. Yukarıdan aşağı iki taraftan halatlar bağlamış. Teknenin gövdesi sazlardan yapılarak birbirine bağlanmış.

Yarım yuvarlak yapılmış branda kaplı bir atölyenin dışarıdan içerisi, branda aralığından görüntüsü. İçeride marangoz makineleri, planya, bıçkı makinesi, tekneler, tezgahlar ve keresteler görünüyor. Burada arkeologlar ve marangoz ustaları tarihte yapılmış gemileri araştırılıp bire bir kopyasını yaparak günümüzde de kullanılabileceğini gösteriyor. Ayrıca yapılan gemileri bire bir görmemizi de sağlamış oluyorlar.

İki tane sıpa üzerinde küçük bir teknenin yapımı sürüyor. Tekne henüz bitmemiş.

Tekne ve gemi yapımında kullanılan ağaç malzemeler çeşit çeşit atölyenin kenarında duruyor. Bunların arasında bir tane gemilerde bulunan ağaçtan top dikkatimi çekti. Eskiden ticaret gemilerine deniz korsanları sık sık saldırıp talan ederlermiş. Bunlara önlem olarak gemilerde topa benzer ağaçtan yapılarak konulurmuş. Korsanlar bunu gerçek sanıp saldırmaktan vaz geçerlermiş. Bu atölyede bir çok top örneği var irili ufaklı.

Uzun yelken direği İki sehpa üzerinde boylu boyunca uzatmışlar denize doğru. Önde de kalın bir halat dolanmış.

İp örgülü benze başka bir teknenin içi. Bunda da 12 sıra oturma yerleri var. Tekne kürekle gidiyor. Deniz masmavi laciverte kayan bir rengi ile arkada fonu oluşturmuş. Bir kaç küçük ada da serpiştirilmiş denizin ortasına.

Masallarımı gemilerde öğrendim ben

Yolculardan değil, denizcilerden de değil

Ceplerinde sigara arayıp duran

İskelede bekleyen daimi işsizlerde de değil.

Gemi simaları dünyama yerleştirmiştir benim,

Kimisi Kyklops gibi tek gözle bakar

Hareketsizce deniz aynasına

Kimisi karınca gibi davranır, kimisi kelebek,

Kimisi uykuda gezer gibi ilerler tehlike saçarak

Ve kimisi uyuyakalmıştır denizin derinliklerinde.

Tahtalar, halatlar zincirler.

Giorgos Sepheris

Tekneni halat dolama iki kalın çubuğu, ip örgülü teknenin oturma sıraları ve yandaki teknenin üçgen merdiven yelken direği.

Sadece ön tarafı boyanmış teknenin yandan görünüşü, tekne takozların ve varillerin üzerine oturtulmuş. Yanlardan destek direkleri ile düzgün duruyor. 10 Tane kürek deliği yanda delinmiş. Yelken direği ve seren direği aşağıda yana doğru çevrilmiş durumda.

Ulu burun batığı ve deniz altı gözleme şamandırası önünde toplanıyoruz.

İp örgülü teknenin yanlarında yuvarlak delikten içerisinin resmini çekiyorum. Teknenin diğer yanında aynı delikten bir tane daha var. İçeride üç sıra çapraz bağlı iplerle tutturulmuş yan gövde tahtaları. Oturma sıraları üzerine konulmuş kürekler görünüyor.

Az Bilinen Antik Kentler Turu pankartını elimize geçirip bir resim çekiliyoruz artçı grubu olarak. Soldan sağa doğru; Zeynep Nuray oymak, artçı değil ama aramıza aldık öylesine, kafasında kaskını çıkarmamış. Doktorlarımızdan Burcu Koçay, gerçi pek arkada durmuyor ama elinde okul zilini alınca aramıza alıyoruz mecburen. Kamp ateşinden sorumlu Şafak Omaç, ara sıra yardımcı da oluyor artçı olarak. Kafasında çöl şapkası. Ortada ben ve yanımda Doktorlarımızdan Mete Güney, Mete de kasklı. Kaskını çok seviyor anlaşılan. Artçılardan Ferdi Kızıl, namı diğer Ferdimen oturmuş sadece burnundan yukarısı görünüyor. Bir elinle sol gözünü kapatmış. Güneşe bakamıyor anladığım kadarıyla. Solda da Bodrumdan gelen Ebru Uçurum. Ebru daha önceki turda fren pabucu sürte sürte gelmişti ilk günde. Gidemediğinden neredeyse ağlayacaktı. Ertesi gün neden gidemediğini anlamıştık ve fren pabuçlarını ayarladıktan sonra kızı tutamamıştık. Hepimiz pankartın bir ucundan tutup poz verdik kameraya doğru.

Gemi yapım müze ve atölyesini bitirip dışarıya çıkarak Ünlü şarkıcılarımızdan Tanju Okan’ın heykelinin bulunduğu parka geliyorum. Heykel dikdörtgen bir kaidenin üzerine konulmuş. Tanju Okan sol elini pantolonunun cebine sokmuş, sağ eli ise dirsekten 90 derece kırarak avucu yukarı bakacak şekilde ileri uzatmış durumda heykeli yapılmış.

Tanju Okan

Parkta Yatıyorum

Yıldızlardan yapılmış bir yorgan örttüm üstüme

Yaslamışım başımı o güleç yüzlü mehtaba

Tıkamışım kulaklarımı şehrin keşmekeşine

Sarılmışım geceye bir sevgili niyetine

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne ev sahibi ne pul ne senet

Ne suyun derdi ne de elektrik

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne çatı katının merdiveni

Ne de bodrum katının hücresi

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Yıldızlardan yapılmış bir yorgan örttüm üstüme

Uzanmışım yeşil çimenlere boylu boyunca

Derin derin çekmişim sıcak geceyi içime 

Yaşamanın tadını çıkarıyorum böylece

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne mutfak derdi ne de kapıcı

Ne konu komşu ne çoluk çocuk

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne kasap ne de bakkal hesabı

Ne borcum var ne de alacaklım

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Ben mekanımı çoktan seçmişim

Ne ev sahibi ne pul ne senet

Ne suyun derdi ne de elektrik

Ben artık parkta yatıyorum

Ben artık parkta yaşıyorum

Söz: Mehmet Teoman

Tanju Okan parkında heykelinin önünde topluca resim çekiliyoruz.

Tanju Okan parkından Yunanlı şair Yorgo Seferis’in evine geliyoruz. 1900 yılında doğduğu bu evde çocukluğunu yaşamış ama burada yaşayamayacağını anlayan babası 1914 yılında Yunanistan’a göç eder ailesi ile birlikte. Belki de doğduğu yeri görememenin hasreti ile şair olmuştur. Hasret şairliği Yorgo Seferis’e 1963 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazandırmıştır.

Yorgo Seferis’in evinin olduğu yer yıkılıp yeniden yapılmıştır. Burası butik otel ve cafe Yorgo Seferis olarak işletilmektedir. Ahşap döşeli tavanda karpuz lamba aydınlatması iki tane konulmuş. Tahta çıtalardan yapılmış Yorgo Seferis yazısı. Dışarıda küçük iki Yunan bayrağı ortada bir Türk bayrağı asılmış.

Nasıl ki
kalkar, doğup büyüdüğün şehre
gidersin bir gece
ve bakarsın temelinden yıkılıp yeniden
kurulmuş o şehir
ve yakalamaya çalışırsın geçen yılları
onları yeniden bulmanın umudu içinde.

Yorgo Seferis

Masa avizesi, lambası yanıyor. Altında işletmeni kitapçıkları dikine sıralanmış. Üzerinde Boutique Hotel Residence Yorgo Seferis yazısı var.

“Ben büyümeye başladığımda ağaçlar hiç

bırakmadı yakamı,

neden gülümsüyorsunuz? Yoksa çocuklara hiç acımayan

ilkyazı mı düşündünüz?

Yeşil yapraklara bayılırdım

sanırım sırf sıramdaki kurutma kağıdı yeşildi diye

birşeyler öğrendim okulda.

Ağaçların kökleriydi yakamı bırakmayan; kışın ılıklığında

gelip sararlardı gövdeme.

Başka düşlerim yoktu çocukluğumda.

Kendi gövdemi işte böyle tanıdım.”

Giorgios Sepheris

Öğretmenlerimizden sevgili Ayşe Kuş bizlere Yorgo Seferis hakkında kısa bir bilgi veriyor. Elinde notları, dinleyiciler pür dikkat dinliyor konuşmacıyı. Kahverengiye boyanmış ahşap tavanın kalın kalasları taş duvarlara tutturulmuş. İçerisi loş karanlık olduğundan bir kaç avize lambaları yanar durumda ortalığı aydınlatıyor.

Nazım Seferis için bir dize yazmayı ihmal etmemiştir.

Biz de sevgili Seferis biz de
güdük bir yaşam benimsedik sonunda
güdük ve tekdüze.

Nazım Hikmet RAN

Çerçevelenmiş gazete küpürü, Yorgo Seferis başlığı altında yazı ve resimlerle anlatılmış.

Öğle yemeğimizi yedikten sonra belirlenen saatte grup toplanınca harekete geçiyoruz. Ana yoldan Urla merkezine sorunsuzca gittik. Urla belediyesi kendi tesislerinde bizlere çay ikram ederek yorgunluğumuzu aldı bir nebze.

Fazla kalabalık olmasın diye yine iki gruba ayrıldık. Yarımız ilk önce yazarlarımızdan Necati Cumalı’nın müze evini ziyarete gitti. Diğer yarımız da çarşıda oyalandık. Urla’nın sanat sokağında bir süre zaman geçirip Necati Cumalı müzesine doğru yürümeye başladık.

Urla’nın Sanat Sokağını belirtir ahşap tabela beyaz renkte büyük harflerle yazılmış. Sokakta tek yada iki katlı evler, evlerin altı dükkanlar sıralanmış. Sanatçılar ürünlerini, sanatlarını burada sergiliyor.

Necati Cumalı’nın iki katlı taş binasına geldik. Bahçe duvarları taş ile örülmüş geniş bir bahçe. Ortasında bina, bahçe yeşil çim ekili. Bir buçuk kat yüksekliğinde beyaz bir bayrak direği ve rüzgardan dalgalanan Türk bayrağı Gökyüzü mavi, ince bulut tabakası az beyaza boyamış mavi gökyüzünü. Taş binasına giriş küçük bir avlu, avluya giriş kapısı. Çatısı kiremit ile kaplanmış. Bacaları tuğladan örülmüş iki tane. Evin yanında bitişik, avlu tarafından tek katlı daha küçük bir bina var. Üst ve alt katlarda pencereler dar ve uzun, pencere kapakları demir sac tan yapılmış pembe boyalı açık durumda.

Müze içine giriş yapıyoruz.

Necati Cumalı ( 1921 – 2001 )

Necati Cumalı 1921 yılında, bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Florina’da doğmuştur. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 1941 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiştir. Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalışan sanatçı, daha sonra 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yapmıştır. İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yapmış olan yazar, Paris Basın Ataşeliğinde de bir süre memur olarak çalışmıştır. Eşinin Dışişlerindeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te de bulunan Necati Cumalı, geri dönüşünde İstanbul’a yerleşmiş ve 10 Ocak 2001’de İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Edebi Kişiliği:

  • Edebiyata şiirle başladığını söyleyen sanatçının şiirleri aşk şiirleri, savaş karşıtı şiirler, yaşama sevincinin yüklü olduğu şiirler; haksızlıklara başkaldıran, memleketin dertlerinin, Anadolu insanının çaresizliklerinin anlatıldığı şiirler gibi gruplara ayrılabilir. Sanatçı şiir türüne “sevdiği insana sevdiğini söylemek ihtiyacı ile” gönül verdiğini söylemektedir.
  • Şiirlerinin yanı sıra roman, hikâye, oyun türlerinde de eserler vermiş olan Cumalı’nın bazı hikâyeleri filme de aktarılmıştır. Cinsellikle ilgili davranışların bol olduğu hikâyelerinde suça eğilimli insanları fazlaca anlatması da yazarın avukatlık mesleğinin bir getirişidir. Şiirlerinde anlattığı Ege Bölgesi’nin kasaba ve kırsal kesim insanlarına hikâyelerinde de yer vermiştir.
  • Hikâye türünden tiyatroya geçen Necati Cumalı, tiyatrolarda da yaşama sevinciyle yüklü günlük izlenimlerin güzelliklerini, Anadolu insanının çaresizliklerini, aşk ve sevgi konularını işlemiştir.
  • “Dil benim çalgımdır.” diyen Cumalı duru, güzel bir Türkçe kullanmış; süssüz, mecazsız, iç ve dış gözlemleri ustalıkla yansıttığı bir üslup oluşturmuştur.
  • Şiirlerinde belirli bir dönem Garipçilerin etkisinde kalmıştır

İlk önce Necati Cumalı’nın vesikalık resmi karşılıyor bizleri. Altında da ziyaretçilerin yazacağı anı defteri açık durumda.

Anı defterine bizlerin adına Doktor Serhat yazıyor el yazısı ile.

“Değerli Necati Cumalı Müzesi

Yetkilileri

Az Bilinen Antik Kentler Turu bağlamında

120 bisikletçiyle müzeyi gezme fırsatı

buldu. Necati Cumalı’yı Hülya

Hanım’ın güzel sunumuyla rehberliği-

nde gezdik. Bu güzel ziyaret

fırsatını sunan konuya emeği

geçmiş herkese teşekkür ederiz.

Saygılarımla

Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet

Turu Adına

Dr. Serhat Değimli

22.04.2016″

Eserleri:

  • Şiir: Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin Şarkısı, Mayıs Ayı Notları, Yağmurlu Deniz, Denizin İlk Yükselişi, İmbatla Gelen, Güneş Çizgisi, Ceylan Ağıtı, Tufandan Önce, Güzel Aydınlık, Bozkırda Bir Atlı, Yarasın Beyler, Aşklar Yalnızlıklar, Kısmeti Kapalı Gençlik
  • Öykü: Susuz Yaz, Yalnız Kadın, Ay Büyürken Uyumam, Değişik Gözle, Makedonya 1900, Dila Hanım, Yakup’un Koyunları, Uzun Bir Gece, Aylı Bıçak, Revizyonist, Kente İnen Kaplanlar
  • Roman: Tütün Zamanı, Acı Tütün, Aşk da Gezer, Viran Dağlar, Yağmurlar ve Topraklar, Uç Minik Serçem
  • Oyun: Oyunlar 1 (Boş Beşik, Vur Emri, Ezik Otlar); Oyunlar 2 (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar); Oyunlar 3 (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri); Oyunlar 4 (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol); Oyunlar 5 (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası ); Oyunlar 6 (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte).

Müze rehberinin anlatımıyla müzeyi gezmeye başladık. Devlet Tiyatroları’nın afişi;

Necati Cumalı

BOŞ BEŞİK

Oyun 2 Bölüm

Ucu kıvrık dal deseni pençeleriyle kartal Türkmen kilim motifli beşiği kapmış durumda. Yanında da ayakta baştan sona örtülü kadın siuleti.

En altta açılış nedeniyle oyun 7 Ekim 1987

Boş Beşik Necati Cumalı’nın yazdığı tiyatro oyunu.

Tiyatro Afişi;

Devlet Tiyatroları

Necati Cumalı

Deve Tabanı

Komedi 2 Bölüm

Yöneten : Ekmel Hürol

Dekor : Orhan Alparslan

Kostüm : Yıldız İpekoğlu

Işık : Işık Tunççekiç

Afişte resim, desen yok. Kıyıları çerçeve gri çizilmiş.

Tiyatro Afişi;

Devlet Tiyatroları

Necati Cumalı

NALINLAR

Oyun 2 Bölüm

Yöneten Mahir Canova

Dekor : Hüseyin Mumcu

Kostüm : Sevinç Gürlük

Işık : Nuri Özakyol

Necati Cumalı’nın yazı masası, masanın üzerinde kavun içi renkli muşamba örtü. Daktilo tam ortada kenarlarda porselen iki tabak dikine ayaklar üzerinde duruyor. Karpuz gibi yuvarlak cam kavanoz, içinde ıhlamur çiçekleri. Camdan yapılmış ödül kaidesi, yanıda kapaklı dikdörtgen küçük bir kutu. Kalemlik, Necati Cumalı yazan isimlik ve bir fotoğraf makinesi eskilerden. Masanın arkasında deri bir oturma koltuğu. Pencerenin altında küçük bir sehpa üzerinde kapaklı bir pikap duruyor.

Tiyatro Afişi;

Yugoslavya’nın Makedonya cumhuriyeti Üsküp şehri

Türk ve Şiptar Halklar Tiyatrosu Üsküp

Necati Cumalı

NALINLAR

(Fars 2 perde, 4 tablo)

Sahneye koyan : Kemal Lila

Sahneyi çizen : Doğan Aksel

Lektör : Necati Zekeriya

ŞAHISLAR

Osman Yavaş – – – – – – – – – – – Selaettin Bilal

Muhtar – – – – – – – – – – – – – – – Lütfü Seyfullah

Döndü Karalıkuş – – – – – – – – – Müşerref Prekiç

Ömer Akkuzulu – – – – – – – – – -Cemail Maksut

Esma Akkuzulu – – – – – – – – – -Nezaket Ali

Seher Akkuzulu – – – – – – – – –  Süzan Maksut

Ali Kınalı – – – – – – – – – – – – – – Mehdi Bayraktar

Klarinetçi – – – – – – – – – – – – –  Fehmi Grubi

İspirient:

Enver Behçet

Süflör :

Emine Yaşar

Temsil Tam Saat————————Başlar

Tiyatro Afişi;

Bakırköy imar eğitim kültür ve sosyal hizmetler vakfı

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Necati Cumalı

MİNE

Yöneten: Zeliha Berksoy

Çevre düzeni: Gürel Yontan

Kostüm: Gönül Sipahioğlu

Oyuncular: Münir Akça, Erdoğan Akduman, Orhan Aydın, Cihan Bıkmaz, Mihriban Çelikel, Ayşe Demirel, Burak Karaman, Bora Kaya,

Şefik Kıran, Aytekin Özen, Sait Seçkin, Alptekin Serdengeçti, Aydoğan Temel, Nefrin Tokyay, Doğan Turan, Ali Yaylı, Levend Yılmaz

Adile Naşit kültür merkezi – İncirli Bakırköy

Tiyatro Afişi

Antalya büyükşehir belediye tiyatrosu

DeRya ( R harfi ters yazılmış )

Gülü

Necati Cumalı’nın anısına saygıyla…

Yazının solunda Necati Cumalı’nın portresi

Yazan: Necati Cumalı Yöneten: Cenap Aydınoğlu Özgün müzik: İhsan Kılavuz Işık tasarım: Seyfi Ezilmez

Oyuncular: Hanife Özgür, Cenap Aydınoğlu, Mehmet Özgür

Altta denizin üstünde yelken direkli küçük bir tekne yelkeni yok, kıç tarafında teknenin içinde ayakta durmuş bir adam. Beyaz siluet olarak görünüyor.

Tiyatro Afişi İngilizce

The Oldvic International Season 928 – 7616

May 29 – June 3

The International Turkish Players in

THE TURKİSH

CLOGS

Necati Cumalı Çeviri: Nüvit Özdoğru

Direktor by: Haldun Dormen

with: Yıldız Kenter, Nüvit Özdoğru, Göksel Kortay, Nevra Serezli, Yüksel Gözen, Kerem Yılmazer, Erol Ertan

Altta Türkmen Yörük kadını, yazması önünde boncuklar sarkıyor. yazmanın aşağıya sarkan iki yanında sarmaşık dalı motifleri yapılmış.

Tiyatro Afişi yabancı dilde hazırlanmış

Sadece afişteki resmi çekiyorum, yazılar yok resimde. Mavi boyalı bir teknenin ön kısmı. Teknenin ucuna bağlı bir ip teknenin içine bırakılmış. Teknenin küpeştesine konulmuş kırmızı bir gül fidanı. Resmin alt köşesinde oyunun adı;

LA ROSE DEL MERS

Necati Cumalı müze gezimiz bitince toplanma yerinde buluşuyoruz. Herkesin hazır olduğunu gördükten sonra Urla’nın dar sokaklarında gitmeye başladık. Bir süre sonra kasabanın dış mahallesine geldik. Yol burada genişliyor, ikili sıra halinde gidiyoruz yaya geçidi tabelası yanından.

Ara yollardan Seferihisar’ın Sığacık mahallesine geldik. Zaman geçirmeden Teos antik kentine vararak Az bilinen antik kentler gezimizin bu günkü 2. antik kenti gezmeye başladık.

Duvar kalıntıları üç sıra taş örülü. Üst kademeye çıkmak için tahta bir rampa yapılarak üst tarafa çıkıyoruz. Ağaçlar ve çimenler yemyeşil antik kentin kalıntıları arasından kendini gösteriyor. Çitlembik ağaçları kocaman olmuş.

Amfi tiyatro, götürebildiklerini götürmüşler oturma yerlerinden. Üst kısımlarda oturma yerleri hiç yok. Alt kısımlarda kalanlar ise toprak altında kalmış olan sağlam oturma taşları. Kazı yapıldıktan sonra ortaya yarım bir tiyatro yeri meydana çıkmış. Buradan alınan taşlar Sığacık kalesinde kullanılmış, ayrıca camiler ve evlerin yapımında da kullanılmış. Tiyatronun üst kısmında ise yarım kemer şeklinde odalar görünüyor.

Teos
İzmir İli, Seferihisar İlçesi, Sığacık Mahallesi’nde yer alan antik liman kenti Teos, İzmir’in yaklaşık 50 km güneybatısında yer almaktadır.
Geleneğe göre, yerli halkını Karlar’ın oluşturduğu kente önce Boiotia, sonra da Atina’dan gelen göçmenler yerleşmiştir (Pausanias VII 3,6). Pherekydes kentin kurucusu olarak Boiotia kralı Athamas’ı göstermektedir.
Yaklaşık M.Ö. 600 yıllarında Thales, on iki İon kentinin merkezi olarak Teos’un seçilmesini önermiştir. Ancak Thales’in önerisi kabul görmemiştir. Teos, deniz ticaretinden dolayı hızlı bir şekilde gelişmiş ve çok geçmeden halkının büyük bir bölümünü Phokaia’ya ve Ephesos’a gönderecek duruma gelmiştir.
Teos antik kenti çok erken bir dönemde coğrafik konumundan dolayı büyük bir ticari önem kazanmıştır. M.Ö. 6. yüzyılda bu önemli ticari ilişkilerin izleri, Eski Mısır’a kadar takip edilebilmektedir. Kent, ticari amaçla Nil Deltası’nda yer alan Naukratis kentinin kurulmasında rol oynamıştır. M.Ö. 545 yılından sonra kent, Pers komutanı Harpagos’un eline geçmiştir. Teos, İon birliğinin bir üyesidir. Ancak bu dini ve politik birliğin Pers Kralı II. Kyros’un Batı Anadolu’daki Eski Yunan şehirleri üzerindeki baskısını kıramaması sonucu, birçok Teos’lu M.Ö. 543 yılında kenti terk etmiş ve Trakya Bölgesi’ndeki Nestos deltasında yer alan ve daha sonra önemli bir koloni şehri olan Abdera kentini (günümüzde İskeçe yakınında) kurmuşlardır. Abdera M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış ünlü filozof Protagoras ile Demokritos’un vatanıdır. Bazı yazıtlar aracılığı ile iki kentin arasındaki ilişkinin çok yakın olduğunu ve Teos’ta alınan yasal kararların Abdera’da da geçerli olduğunu bilmekteyiz. Teoslular, Abdera’nın dışında M.Ö. 544 civarında Kuzey Karadeniz kıyısında Phanagoria kentini de kurmuşlardır.
Söz konusu göçe rağmen Perslere karşı sürdürülen M.Ö. 494 yılındaki Lade Deniz Savaşı’nda Teos, İon donanmasına 17 gemiyle sayı bakımından en büyük desteği veren kentlerden birisidir. İon Ayaklanması’nın Persler tarafından bastırılmasından sonra Teos, tekrar Pers yönetimi altına girmiştir. Ancak Teos, M.Ö. 479 yılında Mykale Deniz Savaşı’nda Eski Yunan Donanması’nın galip gelmesiyle Pers yönetiminden kurtulabilmiştir. O zamandan itibaren Teos, Attika-Delos Deniz Birliği’nin bir üyesidir ve bu birliğe 6 talent gibi yüksek bir vergi ödeyecek kadar varlıklıdır.
Peloponnesos Savaşları’nın son 8 yılı süresince Atina ve Sparta söz konusu bu zengin şehri oldukça zarara uğratmışlardır. Spartalıların Pers desteğiyle zafere ulaşmasından sonra, Anadolu’daki diğer Eski Yunan şehirleri ve Teos gibi, Spartalılar da Pers Büyük Kralı’nın iktidar isteğine karşı gelmişlerdir. Fakat M.Ö. 387/6 yılındaki Antaldikas Barışı ile Teos tekrar Pers yönetimi altına girmiş, ancak kent Büyük İskender (M.Ö. 334) ile birlikte tekrar özgürlüğüne kavuşmuştur. Büyük İskender Teos’u bir kanalla İzmir Körfezi’ne bağlamayı tasarlamıştı.
M.Ö. 304 yılında tüm İonia Bölgesi’nde etkin olan deprem sonucu olasılıkla Antigonos Monophthalmos Lebedos ile Teos kentlerini synoikismos ile birleştirmeyi planlamış ancak söz konusu bu plan uygulanamamıştır. I. Attalos yönetimi altında Teos, Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 3. yüzyıldan 2. yüzyıla geçişte Teos kenti, artık Pergamon Krallığı’na bağlı değil, ancak görünüşte III. Antiokhos’un yönetimi altındadır. Çünkü Teoslular’ın tapınakları için sığınma hakkı ayrıcalığına ilişkin ricaları bir Seleukos elçisi tarafından Roma Senatosu’na iletilmiştir. Ancak M.Ö. 192-188 yıllarındaki Suriye Savaşı’nda Teos, Roma ve Pergamon Krallığı’na karşı yer almıştır ve bu yüzden de Apam sonra tekrar Pergamon Krallığı’na bağlanmıştır. M.Ö. 133’de III. Attalos’un vasiyet yoluyla topraklarını Roma’ya bırakmasıyla birlikte Teos, Roma topraklarına dâhil edilmiş ve M.Ö. 129 yılında Roma’nın Asia Eyaleti düzenlemesi ile bu eyalet içerisinde yer almıştır. Teos antik kentinin Roma Dönemi’nde de önemini sürdürdüğü antik kentteki mimari faaliyetlerden anlaşılmaktadır. Hıristiyanlık Dönemi’nde Ephesos metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezidir.
Sadece yazıtlar aracılığı ile bildiğimiz Dionysos Sanatçılar Birliği, Teos’da çok önemli bir rol oynamıştır. Devamlı bir huzursuzluk kaynağı olarak görülen bu sanatçılar topluluğu M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında Teos’dan Ephesos’a sürülmüşlerdir. Ünlü ozanlar Anakreon (M.Ö. 572), Antimachos ve Epikürcü Nausiphanes Teoslu’dur.
Teos Arkeoloji Kazısı 2010 yılından itibaren Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü, Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa KADIOĞLU başkanlığında yürütülmektedir.
Tiyatronun seyirci bölümünde oturup pankartımızla birlikte resim çekiliyoruz.
Teos antik kenti hakkında bilgileri Arkeolog Selen Kanat ve bir kısmını da Olcay Ormankıran anlatıyor, biz de dinliyoruz. Bizleri binlerce yıl ötesine götürüyor, şarap tanrısı Dionysos ve ona adanan kurbanlar. Dinlerken aklımıza neler gelmiyor ki !

Binlerce yıl öncesinden günümüze dönüyoruz. Ve düşünüyoruz ki bu yıl Tanrılara, özellikle şarap Tanrısı Dionysos’a kimi kurban edelim. Her yıl zavallı Fırat Okutucu’yu kurban etmekten bıkmıştık. Adam ufak tefek, pek Tanrıların dikkate aldığı da yok zaten. Kış aylarında tur için toplantılar yaparken benim aklıma hep Fırat Okutucu kurban ediliyor, bu yıl da bizim canavar-ül velosipet Enes’i kurban etsek ne olur dedim. Senaryo da kafamda hazırdı. Enes ve Fırat hep turlarda birbirleri ile didişirdi. Her zaman yaptığımız gibi Fırat’ı kurban etmeye hazırlanırken birden bire habersiz olan Enes’e hücum ederek yere yatırıp kurban ritüelini gerçekleştirelim. Arkadaşlar da bu önerimi kabul ettiler ve keşif turunda simülasyonunu yaptık. Nerede, nasıl, ne şekilde Enes’e nasıl çullanacağımızı yerinde test ettik.

Artık sıra geldi bu yıl ki kurban merasimine. Tiyatrodan çıkarken Enes’ kamerayı hazırlamasını söyledik. Fırat’ı kurban edeceğiz diyerek yavaşça Fırat’ın etrafını sardık. Enes kamera ile çekim yaparken birden bire üzerine çullandık. Yere yatırdığımız gibi karga tulumba sunağa doğru taşımaya başladık. Enes’in elinde kamera hala çekim yapmakta. Nedense çektiği görüntüleri hala seyredemedik.

Kollarından ve bacaklarından yakalamışız, kıpırdamasına olanak yok. Allahuekber nidaları ile kurban merasimini gerçekleştirdik.

Fazla çırpınmasın diye hala tutuyoruz kollarından, bacaklarından. Bu olaya en çok sevinen de Fırat oluyor. Yıllardır didişerek geçen ömründe bir gün intikamı alırım diye sabırla bekledi. Sonunda Tanrılar dualarını kabul etti ve canavar Enes ten intikamını almış oldu. Kurban ayaklarımızın altında zafer kazanmış askerler gibi poz veriyoruz. Tanrılara sunduğumuz bu canavar-ül velosipet Enes kabul edilir de bundan sonra bisiklet turlarında yolumuz hep açık olsun.

Kurban merasimi bitti, bisikletleri alarak antik kentin diğer yerlerine doğru elde bisikletler yürümeye başladık.

Burada tarihi bir zeytin ağacı var. Teos antik kentini görmese de yaşı 1000 yıllık olduğu söyleniyor ve bu ağaçtan çıkan zeytin yağının 1 kilosu 1000 Lira dan açık artırmayla satılıyor. 2016 yılında Litresi 1.250 Liradan satılmış. Zeytin ağacı etrafında el ele tutuşarak çember oluşturup dönüyoruz. Ağaca sevgimizi aktarıp enerjimiz ile binlerce yıl daha yaşasın. İnsanlara ve kuşlara zeytin versin diye. 8 Kişi anca ağacın etrafını sarabiliyoruz. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

1000 Yıllık zeytin ağacı önünde pankartımız ile resim çekiliyoruz hep birlikte.

Herkes çekildikten sonra bisikletim KUZ ve kıytırık Zeytin ağacının önüne getirip resim çekiyorum. Ne de olsa bunu hak ediyorlar beni ve yükümü taşımakla.

Sevgili artçı Doktorum Mete Güney bisikletimin yanına gelerek onu da kareye alıyorum bir poz.

Antik kent içinde yürümek için iki metre yürüme yolu yapılmış. Yola Arnavut kaldırımı döşenip kenarlarına beton kaldırım dökülmüş. Yağmurlu havalarda çamurlara batmayalım diye böyle bir yol yapmışlar iyi de olmuş. Yokuş olduğu için bisikletler elde yürüyerek yukarı doğru yavaşça çıkıyorlar. Kimisi bisiklete binmiş düşük vitese çıkmaya çalışıyor. Bisikletlerin bagajlarında yükler olunca sürmek hele arazide zor biraz.

Yukarılarda Tapınak var oraya gelince bisikletleri düz araziye park ediyoruz. Etrafta bir çok zeytin ağacı var.

Çoğu yıkıntı taş yığını haline gelmiş şarap Tanrısı Dionysos tapınağına doğru gidiyoruz.

İyonya da şarap Tanrısı Dionysos’a yapılmış en büyük tapınak burada. Sütunların hepsi yıkık, kırık dökük olsa da etrafa saçılmış durumda. Tabi ki çoğu işe yarayan taşlar çoktan götürülmüş başka yere. Artık olanların olduğu yerde toplanıp Arkeolog Selen Kanat ve Olcay bizlere şarap Tanrısı Dionysos ve Teos hakkında bilgileri sırayla anlatıyor. Herkes oturmuş pür dikkat anlatılanları dinliyoruz. Doktor Mete’nin başının yanından oturanların resmini çekiyorum.

Antik kent turumuz bitiyor ve yola çıkıyoruz. Arkada süpürücü olarak kimsenin kalmadığına emin olduktan sonra artçı ekibi ile peşlerinden yola çıktık. Önümüzde biraz yokuş var, yavaş yavaş çıkıp tepeyi aştıktan sonra deniz manzarası önümüze seriliyor. Mavi bayraklı kumsalı olan Akkum ve çıkıntısı olan küçük bir burun, yazlık evler, oteller kıyıda manzarayı oluşturmuş. Çalılar, ağaçlar beton çirkinliği bir derece olsun örtmüş. Karşı tarafta dağlar, tepeler Çeşme yarımadasını oluşturuyor. Arada deniz sakin görünüyor bu gün. Burada rüzgar sörfü yapılıyor devamlı. İnce bir bulut tabakası gökyüzünü kaplamış durumda.

Bu gece konaklayacağımız Akkum’a vardık. İlk önce belediyenin bizim için getirttiği masaları gönüllü arkadaşlarla kurup düzenlemeye başladık. Turumuzun amaçlarından birisi de tüm katılımcıların gönüllülük esasına dayanarak yapılacak işlerde el birliği ile katılmak, katkı sağlamak. Herkes yorgun argın olabilir ama işin elinden tutmak gerek. Böylece daha iyi kaynaşma olur katılımcıların arasında. Biz buna inanıyoruz.

Yerde kilitli taş döşeli, plastik masaları sıralıyor bir kişi.

Yemeğimizi yedikten sonra çadırımı kurup eşyaları içine yerleştirdim. Kahve takımlarımı çıkarıp az olan çekilmiş kahve kutumu doldurmak için değirmene çekirdek kahve koydum. Değirmeni de kahveyi hak eden bazı gerekli eşyaları ve ateş yakacağımız varili kamp yerlerine ulaştıran şöferin eline veriyorum. Ben bu arada deniz şortumu giyip denize bu yılın siftahını yapıp geliyorum. Kurulanıp giyindikten sonra kahve pişirdim.

Çadırlar kurulu, benim çadırım mavi renkte. Deni şortum ve peştemalim ipe serilmiş durumda, kuruması lazım. Çadırımın yanında bisikletim KUZ ve kıytırık. Kıytırığın bayrak çubuklarına Urim Baba’nın kahvesi tabelamı da asıyorum. Çadırın önünde de küçük tabureme şöfer arkadaş oturmuş değirmendi çekip duruyor. Önünde fincan kutusu ve kahve çekirdeği olan kese kağıdı var. Diğer çadırlar arkada. Yanlarında bisikletler.

Akşam karanlığı çökünce sıra geldi kamp ateşini yakmaya. Yani ABAK ateşi her yerde yanmalı. Kamp ateşinden sorumlu Şafak o işi hemen hallediyor ve ABAK ateşi içimizi ısıtmaya başladı bile.

İnce bulutların arasından ay kendini gösteriyor ve etrafı aydınlatmaya başladı. Ayın beyaz yüzü, ateşin kızıl rengi yüzümüze vuruyor. Şarkılar, türküler, muhabbet, kahkahalar kumsaldan denize doğru yayılıyor.

Gökyüzünde ay puslu bulutların arasından beyaz ışıklarını yansıtmış. Varilde yanan odunlar kızıl alevler içinde etrafında toplanan bizleri aydınlatmış. İğde ağaçlarının silueti karanlıkta gölge gibi.

Gecenin ilerleyen saatine kadar muhabbet devam etti. Artık yatma zamanı diyerek birer ikişer çadırlara çekilmeye başlayınca ben de izin isteyerek çadırıma çekiliyorum. En son kalana ateşi söndürüp öyle yatmasını söyledim. Güzel bir günün ardından yorgunluktan ve denize girmenin verdiği hazla uykuya daldım.

Canavar-ül velosipet Enes Şensoy’un çektiği video görüntüsü.

Bu gün yaptığımız yol 52 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası.

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 4. Gün

22 Nisan 2014 Salı

Akkum – Sığacık – Seferihisar – Gümüldür – Kalemlik

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi

Bir renk değildir mavi huydur bende

 Ve benim yetinmezliğimdir

 Ve herkesin yetinmezliğidir belki

 Denecektir ki bir süre

 Ve denecektir

 Bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten

 Başka nedir ki

Edip Cansever

 

Öne çıkmış olan görsel, küçük bir iskele ve barınakta bağlı kayıklar. Tavşan asası karşıda, deniz çarşaf gibi.

220420146853

Geç yatmama rağmen saat 07:00 de uyanıyorum. Gece iyi uyumuşum, dinlenmiş durumda kalkıyorum. Temiz havanın etkisi olsa gerek. Eşyalarımı ve çadırı toplayıp bisikletime yükleyerek hazır duruma getiriyorum. Daha sonra sabah kahvaltısını hep beraber neşe içinde yapıyoruz.

Kahvaltının mutlulukla bir ilişkisi olmalı değil mi ? Şairin dediği gibi. 6 kişi masada oturmuş kahvaltı yaparken. Olcay, Serhat, Şafak Omaç, Ben ve iki kişi yanımızda.

220420146848

Kahvaltıyı yaptıktan sonra çöplerimizi hep beraber toplayıp bulduğumuz gibi bırakıyoruz kumsalı. El arabasının içinde hala köz var, duşun altında söndürerek arabayı boşaltıp aldığımız yere bırakıyoruz. Bir süre sonra arabanın sahibi gelerek serzenişte bulunuyor ama yapacak bir şey olmadığını söyleyip özür diliyoruz kendisinden. Hava açık, bulut yok. Turun 4. günü iyi başlıyor. Herkes toplandıktan sonra  yola çıkıyoruz. Dün arıza çıkaran iki kişi bizimle gelmiyor. Onları kamp alanında bırakarak yola çıkıyoruz. İlk metreler yokuş biraz zorluyor bizi, henüz ısınmadık. Ağır ağır çıkıyoruz yokuşu. Arkada körfez manzarası ve dağlar.

1-1

Sığacık köyüne tabelası yanında tepeden bir bakış.

220420146849

En arkada kalanı bekledikten sonra çıktığımız yokuşun inişine başlayabiliriz. Figen Gülgör en arkadan geldi, inişe başlarken.

220420146850

Normal yoldan gitmiyoruz, ara yoldan Akarca üzerinden Haritacılar sitesine kadar deniz kıyısından gideceğiz. Denize sıfır yol, hava sakin, küçük bir balıkçı barınağı. Tekneler bağlanmış sakince bekliyorlar. Denize uzanmış demir iskele, karşıda ada. Karşıda görünen adaya yürüyerek geçebiliriz. Karaya yakın olan yerinde daha önceden yol yapılmış. Zamanla kullanılmadığından dalgalar yolu bozmuş. Fakat derinliği bele kadar olduğundan yürüyerek geçebiliriz. Yalnız deniz kestaneleri batma olasılığı yüksek. Adada sadece tavşan yaşıyor ve çok sayıdalar. Kıyı tarafında siteler, bir de Açıkhava düğün yeri var. Geçen yıl yaz ayında otların kuru olduğu zamanda akşam yapılan bir düğünde hiç sevmediğim havai fişekleri atılmaya başlanmış. Rengarenk ışıklar saçarak görsel şölen yaratıyorlar ama hayvanlara verdiği zararı hiç düşünmüyorlar düğün sahipleri. Gerçi ülkemizde düğünlerde silahla pisi pisine vurularak ölen yüzlerce kişi var ama havai fişekleri hayvanları gece uykusundan kaldırıp rahatsız etmekle beraber ölümüne de neden oluyorlar. Kuşlar seslerden ürküp havalanıyorlar. Havada uçarken bir de havai fişek saldırısına yakalanarak ölümlerine neden oluyorlar. Buna üzülüyorum her seferinde. İşte düğünün yapıldığı o gece havanın sert poyraz rüzgarı olmasından dolayı atılan havai fişeği adaya kadar ulaşarak adadaki otların tutuşmasına neden oluyor. Ada tamamen yanarak tavşanların çoğunun canlı yanmasına neden olarak çevre felaketine neden oldu. Havanın sert rüzgarlı oluşu, kara ile araç bağlantısının olmaması ada yanarken sadece seyirci kalmış orada yaşayanlar. Kimse yangını söndürmek için bir şey yapamamış. Yiyecek hiç bir ot kalmadığından sağ kalan tavşanlara orada bulunan bir kaç doğa severin götürüp bıraktığı sebze artıkları ile yaşamlarını sürdürmüş bir süre. Bunu duyunca çok üzülmüştüm doğrusu. Ülkemizde insan hayatı da dahil doğa ve doğada yaşayan canlıların hayatı çok ucuz.

Denize uzanmış küçük bir iskele, İskeleye bağlı kayık. Arkasında küçük bir balıkçı barınağı var. Burada bir çok kayık bağlı duruyor. Deniz çarşaf gibi, Tavşan adası görünüyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

220420146853

Ara yoldan, sitelerin arasından gitmeye devam ediyoruz. Önümde bir kaç bisikletçi gidiyor, ortalık yemyeşil.

220420146854

Nisan ayı baharın en coşkulu ayı. Doğa tamamen uyanmış, ağaçlar ve otlar yemyeşil. Kuşlar, böcekler ve diğer hayvanlar neslini devam ettirmek için yeni yavrularını doğurmuş, bereketli ortamda yavrularını besleme telaşındalar. Bu hareketlilik Mayıs sonuna kadar devam ediyor. O zamana kadar yeni doğanlar yetişip kendi başlarının çaresine bakacak duruma geliyor. Ondan sonra normal düzene giriyor ortalık. Yaz aylarının sıcak ortamında otlar kuruyup sararıyor, yiyecekler tükenince değişik yerlere göç ediyor çoğu canlı. Herhalde bizde de bu genlerden var ki bisikletlerimizle ordan oraya habire gidiyoruz, durmaksızın. Yeşil otların ardı deniz.

220420146855

Bir süre sonra ara yollar bitiyor. Canavar yere işaret bırakmış, sağa döneceksiniz diye Naş yazmış. Bundan sonra ana yolda gideceğiz, az da olsa araç trafiği var. Biraz da yokuş ve iniş başlamış oluyor.

220420146856

İlk yokuştan çıkarak yokuşun başında duruyorum. geride kalanların resmini çekmeye başlıyorum teker teker. Artçı olduğum için arkada kalan az olunca anca bu kadar kişiyi çekebildim. İlk kişi geçiyor önümden, Figen Gülgör.

220420146857

İkinci kişi.

220420146858

Üçüncü kişi.

220420146859

Dördüncü kişi Ahmet Mumcu.

220420146860

Beşinci kişi doktorumuz Burcu Koçak

220420146861

Altıncı kişi.

220420146862

Yedinci kişi.

220420146863

Arkadaşımızın lastiği patlıyor, beraber yama yaparak hallediyoruz. Römorku bisiklet yere yatırılmış, ön tekerlek sökük. Burada da market varmış, yokuşta zorlananlar burada soğuk soda içerek biraz serinlemeye çalışıyorlar.

220420146864

Doğanbey köyüne varıyoruz, köy yoldan yukarıda olduğu için köye çıkmıyoruz. Doğan bey kıyılarında her yıl Deniz kurdu askeri tatbikatı yapılıyor. Tatbikat yapılırken yol araç trafiğine tamamen kapatılıyor, çünkü gerçek mermiler kullanılıyor. İç taraftan giden bir yoldan araçlar gidip geliyorlar tatbikat boyunca.

220420146865

Solda Karakoç kaplıcaları var, ama öyle turistlik bir tesis yok. Kaplıcalarda yeni kuyular açılıyor, çıkan suyun sıcaklığı 160 °C Burada açılan kuyulardan buhar santralinden elektrik elde etmeyi, konut ısıtma ve seracılıkta kullanılmayı düşünüyorlar. Tabelada kahverengi zemine Karakoç kaplıcaları 10 yazılmış sola ok işareti ile. Düz olarak ok işareti ile Selçuk, Kuşadası yazılı.

220420146866

Bu da Karakoç deresi, kaplıcalardan ve yağmur sularından dere oluşmuş. Haliyle köprü yapılmış dere üzerine, yoksa nasıl geçeceğiz dereden karşıya.

220420146867

Artçı grubumuz bir süre toplanamadı. Serhat hoca çok oyalanıyorsunuz geride, sizleri önlerde görmek istiyorum diyerek fırça atınca bir süre arkada şarkı türkü söylenmiyor. Zaman geçtikçe grup yine toplanıyor. Turda en neşeli artçı grubu oluyor, sohbet, şarkı, türkü, bol resim çekme artçılarda oluyor. Zaten buralara ilk defa gelmiş birisi doğal güzellikleri görünce durup resim çekiyor ve manzarayı bir süre seyrediyor. Her zaman görebilecekleri manzara değil. Haliyle durunca grubun arkasında kalıyorlar. Ben de süpürücü olduğum için onları bekliyorum. Hem bana destek oluyorlar hem de şarkılarla neşemize neşe katıyorlar. Benim yükümü hafifletmiş oluyor bir nebze olsun geride kalmaları. Artçı grubu birlikte poz veriyoruz kameraya. 8 Kişi varız.

1-2

Grup yolun kıyısından kendi hızında gidiyor. Burası askeri tatbikatın yapıldığı yer. Sağda deniz kıyısı, yol indikten sonra sağa kıvrılıp tepeye çıkıyor. Yolda onlarca bisikletçi bisiklet sürüyor.

1-3

Burada sınırlar birbirine girmiş durumda, Doğanbey bitiyor Ürkmez başlıyor aynı yerde. Ürkmez de yemek ve deniz molası vereceğiz. Yemekte kumanya, içinde salamlı peynirli soğuk sandviç, meyve suyu, yarım litre su ve bir tane çikolatalı gofret. Daha ne olsun öğünü böyle nefis yiyeceklerle geçiştireceğiz.

220420146868

Minik bir bisikletçi bizleri karşılıyor, kendisine korna çalarak selam veriyorum. Geleceğin bisikletçisi şimdiden yetişiyor. Umarım ona iyi bir gelecek bırakabiliriz, bisiklet yolları, bisikletle ulaşım ve trafikte bisiklete saygı. Çabalarımız bisiklet üzerine.

220420146869

Ürkmez sahili, sahilde yürüme ve bisiklet yolu, yanı başında kumsal ve deniz. Burada  öğlen yemeği yiyoruz. Yemekten sonra karşıda görünen yarım adada bulunan Lebedos antik kentini gezeceğiz. Bazı tekneler ters çevrili kumsalın üzerinde.

220420146870

Mola zamanımız bol, burada denize gireceğiz. Yemekten sonra su donumu giyip deniz kıyısına gelerek dalmaya hazırım. Devrim’e resmimi çekmesini söylüyorum. O da denize atlarken resmimi çekiyor. Denize coz diye dalarak kendimi serin sulara bırakıyorum. Yüzmek gibisi yok doğrusu, insanın yüzerken yaptığı hareketler en iyi spor hareketleri. Yüzerken bütün kasları hareket ediyor. Havaya zıplamış durumdayım.

1-5

Yerden zıplayıp ileriye doğru kollarımı uzatıp uçmaya başladım. Uçmak gibisi yok, tıpkı kuşlar gibiyim. Özgürlük uçmakla başlıyor. Havada süzüldüğümden henüz ıslanmadım.

1-6

Yemekten ve dinlenmeden sonra toparlanıp az ilerideki yarım adada bulunan Lebedos antik kentine doğru yola çıkıyoruz. Bisikletlerimizi park edip Lebedos antik kentini geziyoruz. Burada sadece deniz kıyısında kayalık üzerinde bir duvar var, başka da antik bir yapı görünmüyor Herkes kıyıda durmuş sahilde burayı anlatan Olcay’ı dinliyorlar.

220420146871

LEBEDOS

1. Antik çağda İon birliğini oluşturan on iki Yunan şehir devletinden biri olan Lebedos’un kuruluş tarihi MÖ 7. yüzyıl olarak tahmin edilmektedir. Ancak 2004 yılında sur duvarlarının bulunduğu yarım ada üzerinde yapılan bazı yüzey araştırmalarında, işlenmiş küçük bir obsidyen yonganın bulunmuş olması buranın Koloniler Öncesi döneme ait ve muhtemelen Neolitik Çağda yerleşilmiş bir yer olduğunu akla getirmektedir. Önümüzdeki yıllarda bu şehirde yapılacak kapsamlı bir araştırma ile bütün bu soruların cevaplanacağı aşikardır..

2. İonia bölgesi antik kentlerinden Lebedos, bugün Seferihisar ile Selçuk arasındaki kıyıda Ürkmez Köyü’nün (Kısık Köyü) yanı başındaki küçük bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Kolophon’un kuzeyinde, Kral Kodros’un oğullarından Andropompos tarafından kurulan Lebedos, İon göçü sırasında Helenlerin eline geçen ilk Anadolu kentlerindendir. İonia Birliği’nin on iki üyesinden biri olmasına karşılık komşusu Myus ile birlikte diğerlerinden sönük kalmıştır.

Lebedos antik kenti 175 m uzunluğunda, alçak ve kayalık bir yarımada üzerinde kurulmuştur. Burası 201 m genişliğindeki bir kara parçası ile ana karaya bağlanmıştır. Akropol 61 m yüksekliğindeki bir tepededir. Kentin coğrafi konumu, iyi bir limanı olmayışı, çevresinde Kolophon ve Teos gibi gelişmiş kentlerin oluşu Lebedos’u engellemiştir. Bu yüzden deniz ticaretinden pay alamamış, diğer İon kentlerinin yaptığı gibi dış topraklarda koloni kuramamış, sanatçı ve bilim adamı yetiştirememiştir. MÖ 5. yüzyılda Atina delos Deniz Birliği’ne önceleri üç talent vergi ödemiş, sonra da bu vergi bir talente düşürülmüştür.

Horatius’un “Tekedilmiş Köy” olarak tanımladığı Lebedos, Klasik dönemde sikke basmayan tek İon kenti olmuştur. Helenistik dönemde isminden hiç söz edilmemiş, Kral Antigonos bu kenti Teos topraklarına katmayı düşünmüştür. Lysimakhos’un buradaki halkı Ephesos’a yerleştirdiği ve lebedos’u tamamen ortadan kaldırdığından söz etmiştir. Buna rağmen kent varlığını sürdürmüş, MÖ 226’da Mısır kralı II. Ptolomaios’un egemenliğini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı da 60 yıllık bir süre “Ptolemais” ismi ile anılmıştır. MÖ 2. yüzyılda Teos, Ephesos ve Myonnesos’dan kovulan dionysos sanatçıları buraya yerleşmiş ve kentin kalkınmasında biraz da olsa katkıları olmuştur.

Lebedos’ta arkeolojik araştırma yapılmadığından geçmiş tarihi ile ilgili bilgi oldukça yetersizdir. Günümüze ulaşabilen kalıntıları yok denecek kadar azdır. Yalnızca yarımadayı çepeçevre kuşatan surların kalıntıları günümüze gelebilmiştir.

Lebedos’un karşısındaki ana karanın yamaçlarında, yüzeyde çok sayıda çanak çömlek parçaları ve duvar izlerine rastlanmıştır. Ayrıca buradaki düz bir tepenin üzerinde de oldukça büyük bir yapının temellerine rastlanmıştır.

Olcay anlatıyor, antik duvarda dinleyiciler pankart açmış dinliyorlar.

220420146873

İşte burada yeterli kazı yapılmadığından ve tarihte pek önemli bir İon kenti olmadığından Az bilinen antik kent sınıfına tamamen giriyor. İşin bir de şu yönü var, burası özel arazi. Özel bir şirkete satılmış nedense. Biz izin alarak giriyoruz, yoksa elini kolunu sallayarak giremiyorsun buraya. Ne garip değil mi ? Henüz kazılmamış antik kenti komple yarımadayı sat. Umarım Lebedos kentinin kaderi gibi olur burayı alan şirketin, hiç bir şey yapamasın buraya. İki sıra blok taş örülü duvar kalıntısını yandan çekiyorum.

220420146877

Enes Çalışkan tarafından çekilen resim, Devrim bir insanın oturacağı kadar boşluk olan yere oturmuş duvarda poz vermiş.

1959394_10152425329157369_8220481750008462286_n

Enes elçek ile pankartı ve duvarda oturanları çekiyor.

10175036_637627122998617_1299278508057459329_n

Lebedos antik kent ziyaretimiz bitince bisikletlerimize doğru gidiyoruz. Yarımadadan Ürkmez kumsalı.

220420146879

Sokak aralarında gençler bisiklete binerken selam veriyorum. Bizleri görünce hayretle baktıklarını görüyorum. Hiç bu kadar çok bisikletçi görmediklerinden öyle baka kalıyorlar. Bu turlar onlar için iyi bir anı ve gelecek olacak.

220420146880

Hava iyice ısınmaya başladı, güneş tepemizde. Dinlenmenin ardından bisiklet sürmek biraz zor geliyor. Ağır aksak yola devam ediyoruz. Gümüldür kavşağına geliyoruz, soldan Menderes’e yol gidiyor ama dağlık ve yokuşu bol olan bir yol. Biz Kuşadası yönüne gideceğiz.

220420146881

Özdere’ye varıyoruz, burada kamp yerimiz. Arkada kalanları toplaya toplaya gidiyorum.

220420146882

Sevimli canavarımız sevimli işaretler bırakmaya devam ederek ilerliyor. Kırmızı renkli ok işareti yerde.

220420146884

Nihayet kamp yapacağımız Kalemlik mesire yerine varıyoruz. İşaretler buraya kadar güzel, bundan sonra işaret bırakmamış bizim canavar. Tabelaya Kalemlik mesire yeri, market, piknik, duş, wc, manav, mangal, müzik, kafeterya, plaj, eğlence olarak yazılmış.

220420146885

Buraya ilk defa geliyorum, kamp alanı nerede bilemiyorum. Devrim önümdeydi, en arkada ben varım. Telefonla Olcay’ı arayıp ne tarafa geleceğimi soruyorum. Çam ormanında ağaçlardan hiç bir yer görünmüyor. Yerde de işaret yok, yol ayrımında yol sağa aşağıya gidiyor. Kamp yeri düz olan yerde imiş. Ben yolu öğreniyorum ama önümde giden bir kaç kişi aşağıya inmişler, Devrim de aralarında, o da yolu kaybetmiş. Benden sonra kamp alanına gelince yanlış yola saptığını öğreniyorum. Orman çok güzelmiş, beğendim burayı. Çam ağaçları ile kaplı.

220420146886

Kamp alanı çamların altında gölgelik bir yer. İşletmecisi ile daha önceden anlaşmıştık, Özgen ve Ahmet.  Burası için ücret almayacak sadece büfesinden alış veriş yapacaktık. Büfede Süleyman abi  var. Kamp alanına gelir gelmez ilk önce elektrik işini halletmemiz gerekiyor. Büfede elektrik yok, yan taraftaki kampingten elektrik çekeceğiz. 100 metre arası var elektrik panosuna. Takımlarımı, kabloları alıp panonun başına geliyoruz Ahmet Yıldırım, Olcay ve ben. Panoyu iple çam ağacına bağlamışlar. Kablo iki parça, ilk önce onları ekleyip bantlıyorum. Ucuna prizli kablo bağlayıp bantlayıp kabloyu çekiyoruz. Daha sonra sigortalardan bağlayıp enerji vererek kontrol ediyorum. Normal olması üzerine bir kaç çoklu priz grubunu ana prize takıp hazırlıyorum. Ardından tuvaletlere de aydınlatma için kablo çekip ampulleri takıp test ederek işimi bitiriyorum. Akıllı telefonu olanlar hazır bekliyorlar bu işleri yaparken. Çoğunun telefonu şarjı bitmiş, elektrik bekliyorlardı. Elektriği verince hücum ettiler prizlere. Aşağıda resimde bir servet şarj oluyor, hani satsan zengin olursun. İşim bittikten sonra elektronikçi Utku Balkan telefonları şarjda görünce bana ” elektriği nasıl buldun ” diye soruyor. Ben de ” valla ben bulmadım, hazır vardı ” diye cevap veriyorum espri olsun diye. Hep beraber gülüyoruz buna.

1-7

Daha sonra çadırımı kurup uyku tulumu, matımı ve eşyalarımı çadırın içine yerleştiriyorum. Bulunduğumuz yer denizden 10 metre civarında yüksek. Çadırın kapısını denize bakacak şekilde kuruyorum. Sabah uyandığımda ilk önce denizi göreyim. Su donumu giyip denize girmeye hazırlanıyorum. Gözde Emine yanıma gelerek beraber girelim diyor. Aşağı deniz kıyısına inip kumsal olan yere kadar yürüyoruz. Kumsal olan yer yandaki kampinge ait ama kimseler yok. Kumsalda havluları, terlikleri bırakıp denize giriyoruz. Doktor Serhat o arada denizden çıkıyordu. Deniz gözlüğünü bize bırakmasını söylüyor Gözde. Serhat denizden çıkardığı iki deniz kabuğunu bize bırakıyor. Denizin içi mükemmel, gözlükle bakarak yüzüyoruz. Yüzerek kıyıya çok yakın küçük adacığa çıktık. Ada safi kayalık, sadece denizden biraz yüksek. Henüz Nisan ayındayız, deniz mevsimi açılmadı daha. Ada üzerinde kayaların üzerine oturup güneşleniyoruz güzel sohbet ederek. Epey sohbetten sonra dikkatlice suya giriyoruz, çünkü kayalar hem sivri hem de deniz kestaneleri dolu. Yüzerek kumsala çıkıp havlu ile kurulanarak tekrar güneşleniyoruz. Deniz soğuk olduğundan biraz üşüdüm. Bir süre güneşlendikten sonra çadırların yanına geliyoruz. Islak olan şortumu çıkarıp elbiseleri giyerek yemek  zamanını beklemeye başlıyoruz. Ketring Osman eşi ile birlikte ta Bergama’nın İsmailler köyünden çıkıp geliyor kamp alanına. Sıcak yemeğimizi yiyoruz. Yemekten sonra çaylarımızı yudumlarken ödül töreni yapıyoruz. İlk önce Ketring Osman Duman ve eşine bisikletçi dostu olduğunu belirten el yapını tahta bisikletleri veriyoruz. Bu gün 180 km civarında yoldan yemek getirip, çok az bir para karşılığında, hiç bir şey istemeden bir dost gibi turumuzdaki 95 kişiyi akşam yemeği ve sabah kahvaltısı ile 5 gün boyunca doyurdu. Emeğine, yüreğine, dostluğuna sağlık Osman DUMAN. Serhat, Osman Duman, Eşi Ayşe ve Olcay.

220420146887

Bu turda her ne kadar araç desteği olmadığını söylesek te aracını bize veren Bekir Kocamaz’a ve aracı 5 gün sürerek turda kullandığımız eşyaları taşıyıp her gün kumanyaları İzmir Büyük Şehir Belediyesinden getirerek bizlere ara öğün olarak dağıtan CİNATI mekanını bizlere açan Ahmet YILDIRIM ve biricik aşkı Berna KÜLAHÇI’ya tahta bisikleti sunuyoruz. Berna ve Ahmet çiftine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

220420146888

Turda yol kesen, yancılık yaparak grubun güvenli gitmesini sağlamak için elinden geleni sağlayan Eskişehir bisiklet derneği başkanı Serdar Acar ve Esra Alkan, Balıkkesir spor müdürü Erdun Mutlu, Ebit başkanı Oktay Balaban, İlkay Özvardar ve Mert Ardar, sağ olun var olun güçlü arkadaşlar.

220420146891

Az Bilinen Antik Kentler Turcuları Doktor Serhat ben ve Olcay elçek resim çekiliyoruz.

220420146892

Ve artçı grubu, teknik eleman gezgin Ahmet Mumcu, Doktor civanım Burcu Koçay ve süpürücü olarak ben. Birkaç patlak lastik dışında önemli bir arıza olmadı. Doktora gerek duyulmadı, buna çok sevindim. Ama yanımızda olması bize güven verdi. Burcu ve Ahmet iyi ki varsınız.

220420146893

Kahramanımız Olcay, Simpleman Thelasthero, elinde mikrofon konuşuyor.

220420146895

Motorize ekibimiz, önden giderek yolda sevimli işaretler bırakarak kaybolmamızı önleyen, gerekli yerlerde yolu keserek geçmemizi sağladılar. Sevimli canavar-ül velosipet Enes Çalışkan ve foto muhabirimiz Emin Mengüaslan. İyi ki varsınız.

220420146897

Yemek dağıtımında üstün başarı göstererek her gün sabırla bizlere bol kepçe yemek veren, yemek düzeni ve sorumlusu Selahattin Tavkaya. Ketring Osman’ın baş yardımcısı. Her halde bu gidişle turdan sonra bir lokanta açar Selahattin usta. Gönüllü olarak yemek dağıtımında yardımcı olan Antalya dan Meral Kurşungeçmez hanım. Bir ananın çocuklarını besler gibi hepimizi doyurdu, ellerine sağlık. En önemli görevi de genç arkadaşımız Anıl Baş üstlendi. Sabah akşam sıradakilerin önce fiş sonra yemek kuralını hiç bozmadan yerine getirdi. Öyle ben Serhat’ın dayısının oğlu, yok Olcay’ın teyzesi, yok Urim Baba’nın yakini diye yalvaranların gözünün yaşına bile bakmadı. Çünkü biliyordu ki Ketring Osman ta nerelerden yemekleri getirip bize bolca ve nefis yemeklerin karşılığı anca fiş sayısı ile belirleniyordu. Bir eksik fiş Osman’ın emeğini çalmak demekti. O da çaldırmadı, gerçi biz fazlasını verdik Osman’a

220420146898

Serdar Aydıngüler, Buufların yapımında ve çalıştığı ilaç şirketinden sağladığı diş macunu ve diş fırçalarını alarak çocukları sevindirmemizi sağladı. Ayrıca çok güzel kıro şarkıları söyleyerek her gece ateş başında ayrı bir renk kattı. Biraz da Arapça şarkı söyledi ama biz anlamadık!

220420146899

ABAK çalışma grubu. Yani Az Bilinen Antik Kentler Turunun beyin takımı. Bu turu düzenleyip organize ederek tura katılanları en üst derecede hoşnut kalacak biçimde yapmayı sağlayan ekip. Her birey kendi yeteneğine göre turun hazırlanmasında, turda görev alarak canla başla üstüne düşen görevi yerine getirerek başarı sağlamıştır. Serdar Aydıngüler sponsorumuz, öğrencilere vereceğimiz hediyelere katkı sağladı. Emin Mengüaslan, gazeteci, foto muhabir olduğu için güzel resimler çekti. En önemli görevi de motoru ile önden giderek yolda işaretlemeler yapıp grup gelince yolu keserek güvenli geçmemizi sağladı. Grubun öncüsü ile artçısı arasında gidip gelerek iletişimi de sağladı aynı zamanda. Ahmet Yıldırım, çalışma grubunun toplantılarını Cinatında yapmamızı sağladı. Hiç karşılık beklemeden. Araç ile gizli destek sağladı tur boyunca. Doktor Serhat Ferahi Değimli, çalışma grubumuzun en çalışkan elemanı. Bürokrası ve bağlantı işlerini yoğun telefon ve görüşme trafiği içinde, ikna kabiliyetini de kullanarak turda geçeceğimiz yerler ve konaklayacağımız yerleri ayarlayıp katkısının büyük olmasına neden oldu. En büyük katkısı da yarın olacak. İlk okulda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerine katılacağız. 23 Nisan gününde denk gelen ilkokul yönetici ve öğretmenleri ile yüz yüze görüşerek tören ve kutlamalarda programlar yaparak Çocuk bayramında katkısı inanılmazdı. Ege Üniversitesinde okuyan Mert Ardar, EBİT eski başkanı. Turun çalışmalarında ve keşif grubunda çok yardımcı oldu. Tur boyunca yol kesme ve yancı olarak güvenli bir şekilde turu yapmamızda büyük katkısı oldu. Ben de süpürücü görevini üstlendim. Sevimli canavarımız Enes Şensoy. Afrikanın tozuyla gelip turda motoruyla Emin ile beraber yoldaki sevimli işaretleri yapan şahıs. Aynı zamanda haritacı olması gideceğimiz yolları en iyi şekilde analiz edip önden giderek işaretlerle bizlere yön verdi. Olcay Ormankıran, baş kahramanımız. ABAK turunu düşünen, yapan ve beraberce en güzel bir şekilde yapmamızı sağlayan başkanımız. Güzel fikir ve düşünceleri sayesinde bu tur oluşup bu güne kadar geldi. Hep beraber neşe içinde çalışarak sorunsuzca bu turu birlikte yapmayı başardık. Ayrıca resimde olmayan arkadaşlarımız da var. Muhlis Dilmaç, Yılmaz Murat Bilican, her turda aracını bize vererek destek olan Bekir Kocamaz ve onun bu yıl anısına  düzenlediğiniz, aramızdan istemediğimiz bir şekilde ayrılan rahmetli Alper Güngör…

1-8

Ankara dan turumuza katılan Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi edebiyatçı Gözde Emine bizlere turda ünlü edebiyatçılarımız hakkında bilgi vererek katkı sağladı, yüreğine sağlık.

220420146902

Bisiklette biraz acemi olduğundan bisiklete fazla binemedi, ama arabasıyla bizleri yalnız bırakmadı. Bu gece için müzik grubunu İzmir den  alıp buraya getirdi. Hem de tek başına, teşekkürler Ezgi Saydam.

220420146903

Afyon Başmakçı dan katılan ünlü masalcımız Esma Eser Açıkgöz. Yazdığı masallarla gönlümüzde taht kuran masalcı Esma aynı zamanda kadife sesiyle bizlere şarkılar, türküler söyledi. Ayrıca yüklü olduğu için yavaş giderek en arkada, yanımda artçı pedal sesi korosunda eleman olarak görev yapmaya başladı.

220420146908

Ebit başkanı Oktay Balaban ve Ege üniversitesi öğrenci arkadaşları ile her yıl bizlere destek oldu Ebit’e ve ekibine teşekkürler.

220420146909

Antalya dan katılan Işıl Dirlik Tutucu, her bisiklet turuna katılan biri olarak aramızda bulundu. Yalnız bu sefer araca bindirmedik, biraz mırın kırın etmesine rağmen yüküyle turu tamamlamayı başardı.

220420146911

Eskişehir den Eskişehir Bisiklet Derneği başkanı Serdar Acar. Alçak gönüllü ve dost olarak turumuzda güçlü performansıyla öne geçerek yol kesiciliği yaptı. İlk defa Eskişehir de bisiklet festivali düzenleyeceklerdi. Benim o tarihlerde başka bir turda olmam nedeniyle tura katılamadım.

220420146913

İşletmenin sahibi Özgen, bizlere kamp alanının kapılarını açarak burada kalmamızı sağladı. Kalemlik kamp alanını bisikletçi dostu olarak plaket vererek ilan ediyoruz.

220420146914

Soner ve Welat  ile bizim için ta İzmir den gelerek hep beraber çalıp söyleme işini bu gece doyasıya bizlere sunacaklar.

220420146915

Tören merasiminin ardından kamp alanının meydanında ateşi yakıyoruz. Etrafta kesilmiş kuru çam dalları var onları toplayıp ateşin yanına yığıyoruz. İzmir den gelen sanatçı arkadaşlarımız Welat vurmalı çalgı, Soner de gitarı ile başlıyorlar çalmaya. Ateşin etrafında çember yaparak oturuyoruz.

1-9

Ateş azaldıkça kuru çam dallarıyla besliyoruz. Bu gece ateş çok aç, habire odun yiyor. Sanki binlerce yıldır aç kalmış gibi, odunların yaş mı kuru mu olduğuna bakmadan kırmızıya çalan yalımlarıyla önce yalayıp kısa sürede yutuyor. Hani bıraksan koca ormanı yiyecekmiş gibi. Ateş kontrolümüz altında. Dışarı çıkmasına izin vermiyoruz. Devamlı besliyoruz aç kalmış ateşi. Bizimle beraber kalmasını sağlıyoruz sıcaklığı ile beraber. Herhalde şarkıların gece karanlığına karışan gitarın notaları iştahını kabartıyor ateşin. Her daldan şarkılar söylüyoruz gitarın tıngırtısıyla, her şarkıda alkış ile tempo tutuyoruz vurmalı çalgının ritmine. Ateşi odunla besliyorum.

1-10

Yanan odunların ısısı şarap ve biraların yardımıyla müzik eşliğinde ortam iyice ısınıyor. Hep beraber müzisyenlerin şarkılarına eşlik ediyoruz. Bu gece eğleneceğiz hep beraber, hakkettik doğrusu. Ruhumuzun gıdasını şarabın besleyici özelliği ile yudum yudum  birlikte alıyoruz. Yanan ateşi yakından çekiyorum.

220420146916

Kafalar iyice dumanlandıkça şarkılar da o kadar coşkulu oluyor. Müziğin ahengine kendimizi kaptırdık bir kere. Soner ve Welat kaptırmışlar kendini ateş başında

220420146918

Etrafta yerleşim yeri olmadığından müziğimizden kimse rahatsız olmuyor. Böylece gecenin ilerleyen saatlerine kadar eğlencemiz devam ediyor Kamp alanı geniş olduğundan çadırlar da geniş alana yayıldı. Kimisi çadırına erkenden girip yatıyor.

Bu gecenin diğer bir süprizi de Esma Eser Açıkgöz’ün doğum günü olmasıydı. Küçük bir pasta, bir kaç mum yetti doğum gününü kutlamaya. İyi ki doğdun Esma, masalcı, seni çok seviyoruz. Nice güzel yaşlara dedik hep beraber. Serhat, Serdar, Emine ayakta. Esma ile ben sandalyeye oturmuşuz. Elimde küçük bir pastada mumlar yanıyor.

1

Gecenin finalini Alkım Arı yapıyor. Zincirlerin ucunda alkollü bez yakarak gecenin karanlığında alev topları ile hareketler yaparak harika bir gösteri sunuyor bizlere. Gecenin karanlığında sadece alevler görünüyor dönerken. Zincir ucunda birer alev topu karanlıkta ışık izi yapmış.

230420146919

Saat 01:00 olunca uyku ağırlığı basmaya başlıyor.  Ateşin başında oturanlara iyi geceler deyip çadırıma yatmaya gidiyorum. Dinlenmek gerek, günün yorgunluğunu anca uyku paklar.

Resimlerin bir kısmı Devrim Dağ’a aittir.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 46 Kilometre civarı.

Bu gün yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc

III. AzBilinenAntikKentlerBisikletTuru 3. Gün

21 Nisan 2014 Pazartesi

Malkoç – Azmak – Seferihisar – Teos

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

GİTME ZAMANI

Üç kez çalmıyor artık postacı kapıyı

Bir toz duman da varoşlardan yükselen

Son çiçekçi de terk etti bu kenti

Sen durmadan bir hıçkırığa tutunuyorsun

Gözyaşınla suluyorsun içindeki kaktüsü

İçi patlamış bu kentin

Hançerlenmiş bağırsak gibi kokuyor

 

Duyuyorum,  ağır ağır atıyor adımını

Evet gelen o sevgilim, gelen, gitme zamanı

 

Ya deniz kokuyor damlalar, ya dağlar 

Artık yağmur düşmüyor bu kente

Çeviren yok umut sokağında kum saatini

İnanmıyorum mevsimlerin tükendiğine

Hepsi dönüp dönüp  geliyor geri de

Tükenen biziz oysa zamanın kollarında

 

Sarıyor bizi hüzne açılan kucağı

Sarıyor bizi sevgilim, gitme zamanı

 

Ali Rıza Kars

Öne çıkmış olan görsel, Devrim havada zıplamış, iki kolu yanlara açık durumda. Arkada Teos antik kent harabeleri.

5-1

Gece yine yağmur yağdı bir süre. Sabah erkenden uyanıyorum, yağmur yağmış, kumsal ıslak. Çadırdaki ıslak eşyaları çıkarıp kurumaya bırakıyorum hareket edesiye kadar. Çadırlar ve gri renkli deniz sakin görünüyor, çarşaf gibi.

210420146821

Az bilinen antik kentler turunun Kahramanı Olcay OMANKIRAN. Hayallerindeki bisiklet turunu yapmanın heyecanı içinde. Bu turu düşünen, ortaya çıkaran ve bizlerin yardımı ile bu yıl üçüncüsünü yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler Turunun yaratıcısı. En büyük emek Olcay’ın, alçakgönüllülüğü ile herkesin sorularına bıkmadan cevap veren sabırlı ve herkesin bisiklete binmesini isteyen. İnsanlar bisiklete binerken de kültürü gelişsin diye Antik kentleri yılmadan anlatan ve bundan büyük mutluluk duyan Kahramanımız, Yoldaşımız, Arkadaşımız Halil Olcay ORMANKIRAN. Olcay’ın başında kırmızı renkli buff var, sakalları uzamış.

1-1

Az Bilinen Antik Kentler Turunun süprizlerle gelişmesini sağlayan mütevazi, bisikletle birlikte paylaşmayı seven Doktor Serhat Ferahi Değimli. Liderlik özelliği ve bu turda bürokratlarla olan iyi diyaloğu sayesinde, ikna kabiliyetini de kullanarak, kamp yerlerimizi ayarlayan, Belediyelerden turumuza destek alarak katkılar sağlamıştır. Grubun öncülüğünü yaparak trafikte güvenli bir şekilde yol almamızı her zaman düşünmüştür. Öncümüz, Liderimiz, Doktorumuz Serhat Ferahi DEĞİMLİ.

1-2

Bu da ben, Artçı, Süpürücü, İlkyardımcı, Elektrikçi, Kahveci, yalnız cezvem 4 kişiliktir. Şanslı olan 3 kişi yanımda kahve içebilir. Başımda mavi renkli buff var.

1-3

Bisikletçi dostumuz Ahmet Yıldırım. Bisiklete olan aşkıyla bisikletçilere özel Cinatı cafe bar mekanını açtı. Her zaman bisikletçilerin uğrak yeri olarak gittiğimiz Cinatın da bizlere her zaman kapısını açarak bisiklete olan sevgisini ortaya mangal gibi yüreği ile koymuştur. Az bilinen antik kentler turu için çalışma toplantılarını Cinatın da severek bize yer göstermiştir. Ahmet biricik sevdiceği Berna ile bize gizli araç desteği ile destek verdi. 5 Gün boyunca Belediyenin verdiği kumanyaları almak için her gün İzmir’e gidip kumanyaları alıp ara öğün olarak bizleri aç bırakmadı. Mangal yürekli, dost kısaca Cinatı Ahmet YILDIRIM. Başında kurukafalar beyaz, diğer yerleri siyah olan buff giymiş. Gözünde Güneş gözlüğü var.

257735_10150213441195886_1403937_o

Hem bisikletçi hem de fotoğrafçı, bir de gazeteci. Sessiz sakin ve elinden gelen her türlü olanakla tura desteğini ortaya koyan Emin MENGÜASLAN. Turda motoru ile destek vererek Öncü ile Artçı arasında sağlıklı haberleşmeyi sağladı. Aynı zamanda sessizce çektiği güzel fotoğraflar da birbirinden değerli. Bir kahveyi hakketti doğrusu. Aslan yürekli, motorize dost Emin MENGÜASLAN.

1-4

Sevimli canavarımız, mesleği haritacılık olan arkadaşımız Enes ŞENSOY Afrika dan henüz gelmesine rağmen dinlenmeden tura motoruyla katılarak önden yol tespit çalışmalarını yapıp işaretleri ile yollarda kaybolmayalım diye doğru yolu bulmamızı sağladı. Gerçi yediği Un Kurabiyeleri çizgilerini yamuk çizmesine neden olsa da o bir kurabiye canavarı olduğunu bize gösterdi. Canavar-ül-velosipet, kurabiye canavarı harika insan.

1-5

Ketring Osman’ın nefis besleyici kahvaltısının ardından toplanıp yola çıkmaya hazırlanıyoruz. Çadır ve eşyalar kurumuş bu arada. Eşyalarımı bisiklete yükleyip hazır hale geliyorum. Tam çıkacakken bir arkadaşımızın lastiği patlamış. Lastiği yamayıp yola çıkarıyorum Ahmet Mumcu ile. Henüz çadırını toplamamış bir kaç kişi görüyorum. Ne olduğunu sordum, bizimle gelmeyeceğini bildirince diğerlerinin çadırlarını toplamasına yardım ederek onları da yola çıkarıyorum. Bisikletim KUZ park halinde, çantaları bağlıyorum bagaja.

1-6

Ana yola çıkmadan ara yollardan Seferihisar Sığacığa gideceğiz. Bu gün yolumuz az, fazla zorlanmadan aheste gideceğiz. Önümde iki kişi yeşil tarlalar arasında gidiyoruz.

210420146822

Artçı ekibimi gayet sağlam, dünyayı bir kaç kez dolaşmış Ahmet Mumcu ve Doktor civanım Burcu Koçay. Grubun en arkasından süpürerek grubu götürüyoruz emin bir şekilde.

210420146823

Yolun bu bölümü toprak yol. Her zaman asfaltta gidecek değiliz ya, biraz da toprak yol olsun. Zaten tarlaların arasından baharda yeşil elbisesini giymiş doğanın içinde bisiklet sürüyoruz. Tüm ağaçlar yeşillenmiş, tarlalar bereketini sunmaya hazır, rengarenk çiçeklerle kuşların cıvıltıları arasında yolun toprak olmasından daha doğal ne olabilir. Toprakta tekerleğin izi olmadan gitmenin anlamı olmuyor böyle yerde. Önümde giden bisikletçiler.

210420146824

Yolda yavaş yazısını görünce yavaşlıyoruz. Zaten yavaş gidiyoruz ama olsun işaretlere uymak gerek. Az ileride inek çiftliği var ve inekler kendi kafalarına göre otluyorlar. İneklere çarpmamak için yavaş yazısı yazılmış.

210420146825

İneği ağıla sokmaya çalışan nineyi bekliyoruz dar yolda. İnek bizden ürkmesin diye. Neneye selam veriyoruz, gülerek o da selam veriyor bize.

210420146826

Böyle bir tur ilk defa oluyor. Herkes kendi eşyasını kendi taşıyor. Kimse de şikayetçi değil. Zaten turun duyurusunu yaparken belirtmiştik herkes kendi eşyasını taşıyacak diye. Daha önceki turlarda eşyaları taşıyan bir araç mutlaka olurdu. Katılımcılar eşyalarını araca verip boş bisikletlerle tur yapıyorlardı. Bisiklet hafif olunca hızlı gittiklerinden etrafı doğru dürüst görmeden kamp alanına varıyorlardı. Kamp alanında bir karmaşa yaşanıyordu her zaman. Kendi eşyalarını her zaman bulamıyorlardı, beklemek zorunda kalıyorlardı. Ben hiç bir zaman eşyamı araca vermezdim. Kendim taşırım diyerek yüklü bisikletimle dağ taş, dere tepe yol almıştım. Diğerlerine göre biraz daha yavaş gidiyordum ama gün içinde pek fark etmiyordu benim için. Herkes hayret ediyordu bu kadar yükle nasıl tur yapıyorsun diye. Aslında kendileri farkında değillerdi, kendi yüklerini taşıyabilirlerdi ama denememişlerdi. Nasıl olsa araç vardı, ne gerek var taşımaya diye düşünüyorlardı. Bu turda herkes anladı ki kendi eşyasını taşıyabiliyormuş. Öyle fazla zorlana da olmadı yol boyunca. Önde giden bir grup bisikletçi.

2-1

Azmak koyuna varıyoruz, burada kumanyaları alıp deniz kıyısında afiyetle yiyoruz. Kimileri denize giriyor, benim girmeye niyetim yok henüz.

210420146827

Papatyalar güzellere ne de güzel yakışıyor. Önde papatyalar ve iki güzel kız beyaz tişört ve şapka giymiş.

3-1

Beyaz t-şort ve beyaz şapka ile çok ilginç pozlar vererek değişik resimler çekiliyor kumsalda.

3-2

Arka arkaya seri pozlarla değişik bir çalışma yapılıyor.

3-3

Bunlar da soğuk sandviç canavarları, bunlara da dikkat etmek gerek, ıssız yerlerde bir arada olmamalı. Bir sandviçe üç kişi ağzını açmış. Ortadaki Olcay’ın başında kese kağıdı var.

3-4

Kumsalda bir süre dinlendik uzanarak. Daha sonra yeni kurulan artçı grubuna yeni üyeler alıyorum. Bunlar benimle beraber şarkı, türkü söyleyerek en arkayı süpüreceğiz. Pedal sesi korosu. Abdurrahman Yurduseven, Gözde Emine, Esma Eser Açıkgöz ve Devrim Dağ . Koromuz beş kişiden oluştu.

3-5

Azmak koyunda kumanyalar yendi, denize girildi, kimimiz kumsalda uzanarak dinlendi. Mola sonunda kalanları yola çıkmalarını söylüyorum. En son kalan da çıktıktan sonra ortalığı şöyle bir kolaçan ediyorum bir şeyler unutulmuş mu diye. Çalıların üzerinde mavi renkli bir çadır kurusun diye serilmiş ama öylece toplanmadan duruyor. Çadırı toplayıp römorku olan arkadaşa veriyorum, nasıl olsa kamp alanında çadırını unutan arayacak. Kimse kalmadıktan sonra ben de yola çıkıyorum, bir süre gidiyoruz. Yolun kıyısında iki kişi oturmuşlar  dinleniyorlar sanırım. Bunlar kamp alanında en son kalanlardan. Yanlarından geçiyoruz, geçtikten bir süre sonra Devrim yanıma gelerek yolda oturan birisi yılan diye pantolon kemerini Devrim’in önüne atarak korkuttuğunu söyledi. İstanbul dan katılan bu kişilere gerekli uyarıları yapıyoruz. Böyle pis şakalar olmaz, hele bayanlara yapılınca. Neyse yolumuza devam ediyoruz hep birlikte. Yolda canavarın işaretlerini görüyoruz; Bisiklete Özgürlük… Yerde bir bisilket ve şablonla boyalı bisiklet ve Bisiklete Özgürlük yazısı.

3-6

Pedal Sesi Bisiklet Korosu. Esma başlıyor Selanik türküsüne ; aşağıda videosu.

Devrim kamerası ile elçek resim çekiyor. Gözde, Devrim, Abdullah ve ben çıkmışız, diğerlerinin yüzü görünmüyor.

3-7

Artçı grubu artık iyice şarkılarla, türkülerle şen şakrak pekişti. Doğanın en canlı mevsiminde güzel insanların bir araya gelerek şarkılarla yaşama daha çok sarılmamıza neden oluyor. Sık sık durarak çiçeklerle resim çekiyoruz kollarımızı açarak.

3-8

Esma başlıyor bir Rumeli türküsüne ;

Manastır’ın ortasında var bir havuz

Aman havuz canım havuz

Dimetoka kızları hepsi de yavuz

Biz çalar oynarız

Aşağıda videosu.

DEM BU DEM KORO-Manastır’ın Ortasında Var Bir… paylaşan: NafiTuncer

Video açmıyorsa tam ekran izleyin.

Gelincikler kırmızı renkleriyle yolun kıyısını bezemişler çam ağaçlarınla beraber.

210420146828

Yolun kıyısında bir restoran, çay bahçesine geliyoruz. Burada mola vermişler kalan bir kaç kişi çay içiyordu. Biz de tuvalet molası veriyoruz burada, kalanlara da hemen yola çıkmalarını söylüyorum. Tuvaletlerin yanında büyük bir kayada pembe çiçekler bulduğu bir parça toprakta yaşama çiçekler açarak doğaya güzellik  katmaya çalışıyor.

210420146829

 

Tatlı bir inişin ardından Seferihisar’ın Sığacık mahallesine geliyoruz. Küçük bir derenin üstüne taş köprü zamanında yapılmış hala ayakta duruyor. Köprü tek kemerli, köprüyü bozmamışlar. Yanına yol yaparak ulaşımı oradan sağlıyorlar. Köprü sadece bir at arabasının geçeceği kadar genişlikte.

 

210420146831

Taş köprüde hatıra resmi çekiliyoruz. 7 Kişi bisikletlerle taş köprü üstündeyiz.

4-1

İşte Sığacık denizi, buralar çok sığ. Derinlik 1.5 metreden fazla değil. Sadece limanın ağzı biraz derin. Her türlü rüzgara karşı korunaklı doğal bir liman. Tekneler, balıkçı kayıkları burada bağlanmış.

4-2

Sığacık kalesi, şimdiye kadar fazla bozulmadan günümüze gelmiş. Osmanlı zamanında önemli bir donanma yeri olarak kullanılmış Doğal liman olarak ve açık saldırılara karşı uygun olduğundan yakın zamana kadar kale ve liman kullanılmış.  Deniz seferlerine buradan çıkılırmış. En son Kore savaşına gönderdiğimiz askerler burada toplanıp gemilerle Kore’ye sefere buradan hareket edilmiş. Kale Selçuklular zamanında yapılmış zamanla depremlerden hasar görerek Teos antik kentten getirilen taşlara onarılarak günümüze kadar bu şekilde gelmiş. Bu arada telsizden Olcay beni arıyor ;

“Urim baba neredesin” diye anons ediyor;

“Kalenin dibinde bir taş olaydım” diyerek cevap veriyorum. Olcay da ;

“Gelene geçene, geçene yoldaş olaydım” diye cevap veriyor. Türkü biter mi, bitmez ;

” Bacısı güzele kardaş olaydım” diyor,

“Kalk gidek çayhanaya da meyhanaya da baba gönlüm eğlensin” diye söylüyorum.

“Yarin hakkın divanında doğru da söylesin” diye karşılık veriyor Olcay

Aşağıda bu türkünün videosunu izleyebilirsiniz.

Seferihisar, Sığacık kalesi önünde beni Devrim çekiyor. Arkamda surlar ve kemerli giriş kapısı, yanımda iki bisiklet. Devrim’in bisikletinin ayaklığı yok, benim bisiklete dayalı duruyor.

4-4

Burası iç kale, askerlerin kışlası olarak kullanılmış. Şimdi ise Pazar günleri Seferihisar da köylülerin ürettiği doğal sebze meyve pazarı olarak kullanılıyor. Kalenin dışında ise sokak aralarında halkın yaptığı çeşitli yemek, börek, yaprak sarması, baklava ve tatlıların satıldığı pazar yeri olarak kuruluyor. Yiyeceklerin yanında el işi örme eşyalar da görmek olası. Kale içinde bisikletlerle beni çekiyor Devrim.

4-5

Antalya Manavgat’lı dostumuz Mustafa Evini sırtlamış, bisikleti ile gidiyor. Arkada kale surları, etrafta dükkanlar var.

4-3

Burası da liman dışı, balıkçıların limanı. Arka tarafta özelleştirilmiş marina bulunmakta. Yelkenli tekneler burada barınıyor, içeriye girmek biraz zor oluyor, herkesi almıyorlar.

210420146833

Burada kıyıya bağlı uzun direkli yelkenliler.

210420146834

Sığacık’ta bir süre dinleniyoruz, bu arada birer dondurma yiyoruz, Devrim ısmarlıyor. Biraz dinlendikten sonra Sığacık sokaklarını dolaşıyoruz. Evler iki katlı, bahçeli, beyaz badanalı şirin mi şirin. Balkonlarda, pencerelerde rengarenk çiçeklerle süslemişler evleri. Daracık sokakları ayrı bir hava katıyor, sanki zaman duruyor sokaklarda dolaşırken.

210420146835

Karşıda görünen mavi kapılı evde Kavak Yelleri dizisi çekilmişti. Dizi çekilirken ve çekildikten sonra insanların bu evi görmek istemeleri Sığacık’ı ünlü yaptı ve tanınmasını sağladı. Seferihisar’ın Sığacık köyü Türkiye de ilk Yavaş Şehir ( Cittaslow) ünvanını almasıyla iç turizm patlaması yaşadı. Hafta sonları arabayı park edecek yer bulamazsınız. Bu sokaklarda kurulan satış tezgahları kalabalık ziyaretçilerle dolup taşıyor. Ayrıca balık lokantalarında lezzetli balıklarla pişirilmesi damak tadı olanların akınına uğruyor her hafta. Dış kalenin surları burada bitiyor. Kapının adı Kuşadası kapısı. Kalenin dışında bir sürü site ve ile ev dolmuş durumda ve devamlı yeni binalar yapılmakta. Fazla sürmez Yavaş Şehirlikten eser kalmayacak, müteahit ve emlakçıların rant kapısı olmaktan kurtulamayacak. Buna üzülürüm…

210420146836

Kalenin dış surları ve Kuşadası kapısı. Kapının üstü tuğladan kemer yapılmış. Evlerin duvarlarını anladım beyaz badana yapılması ama kapının duvar taşları niye boyanmış anlayamadım. Tarihi eserlerin değerini hiç bir zaman anlayamayan  düşüncede olan işgüzarlar tarafından boyanmış kapı taşları.

210420146837

Bizim canavar yolda doğru gidelim diye işaret bırakmaya devam ediyor. Kamp yerimiz Akkum sahili, yol düz gidiyor ama ilk önce Teos antik kentini göreceğiz, o nedenle sola kıvrılıyor yolumuz. Solu gösterir ok işareti ve bisiklet figürü yerde boyalı kırmızı renkte.

210420146838

Toprak yollardan, mandolin bahçelerinin aralarından Teos antik kentine varıyoruz. TEOS İzmir’in Seferihisar İlçesi’ne 5 kilometre uzaklıktaki Sığacık Köyü’nün bir kilometre güneyinde deniz kenarında. Teos’un M.Ö. 1000 yıllarında İon kolonisi olarak kurulmuştur. Kurucusu Dionysos’un oğlu Athames olarak bilinir.  Teos önce Pers yönetiminde kalmış, sonra Lidyalıların, ardından yine Pers yönetimine geçmiştir. İonlarla birlikte Teos bağımsızlığını kazanmış ve mimari alan ile ticarette önemli bir yer haline gelmiştir. Kentinin en önemlileri olan Teos’ta Hellenistik ve Roma dönemi kalıntıları bulunmaktadır. Ziyarete açık olan Teos’ta en önemli antik eser olarak bilinen, antik dünyanın en büyük Dionysos Tapınağıdır. Diğer önemli kalıntılar ise Agora, tiyatro, odeon, surlar ve liman kalıntılarıdır. Tarihi ve doğal çevre zenginliği Teos’un değerini artırmaktadır. Tarihi yıkıntılarda bir grup toplanmış anlatılanları dinliyorlar.

210420146839

Bir kaç denemeden sonra Devrim’i harabelerin üstünde havada yakalayabiliyorum. Kollarını iki yana açmış sanki yoga yapar gibi trans halinde geçmişte burada yaşanmışları görmeye çalışır gibi. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

5-1

Hep beraber anı resmi çekiliyoruz. Teos antik kenti daha geniş bir alana yayılmış. Buranın arkasında antik tiyatro, devamında deniz kıyısında Antik liman var. İşte buradan taşlar alınarak Sığacık kalesinde ve evlerde kullanılmış. Hiç bir kimse, kurum yada devlet niye alıyorsun dememiş. Tarih şimdiye kadar korunmadan anca bu kadar kalabilmiş.

5-2

 

II

Gitmek mi zordur kalmak mı?” dedi işaret parmağını havaya dikerek, titrek sesini yükselten yaşlı adam.

 

“Beklemek mi kutsal, bekleyene adım adım yaklaşmak mı?”

 

“Kavuşmak mı yoksa kavuşma yolunda iki hayat harcamak mı ?”

 

Bu kadar antik şehri gezdiniz, Claros’ta bilicilerin şehrine gittiniz görür mü diye, Lebedos’ta şansınızı denediniz, Teos’ta hayatın sahnesinde seyretmek istediniz.

 

Anında döndü peşindeki kalabalığa “Yola çıktınız bunca baş, bunca fikir, bunca yürek !.. Eliniz boş dönmek de var bu yolda, aradığını bulamamak”

 

“Önemli olan yolda olmak” dedi Serkan.

 

Sana göre öyle evlat benim vuslatım yol değil yolunda ömrüm…

 

-Evlerin bir ırkı olduğunu bilirim- der Yorgo Seferis diye söz aldı Gözde Emine,

 

“Yanlış bilmiş evine duygu kattıysan duygunun ırkı yoktur. İş te o katıksız duygu feda edeceğin her şeye değer.”

 

“Gidecek yerin var mı, o zaman durmayacaksın. Umut en değerli hazinemizdir.”

 

Anlatmıyorsun hikayeni.” dedi Enes “Çok merak ediyorum, zaten merak beni yollara düşüren. Her gördüğümün fotoğrafını çekiyorum, çektiğimi paylaşıyorum. Sen de paylaş senin anlamın nedir?”

 

“Acelecisin çocuk, hem acele hem bisiklet. Henüz havadasın, oturmamış sende, toysun çocuk. Bu yollar pişirecek seni.”

 

“Rahat ol dayı, ne zaman istersen o zaman anlat bakma bunlara sen, ben sabrın eşiğini geçtim ama bilmezler rahat adam derler bana. Ben beklerim valla, her sözünden damıtırım seni. “ dedi Abdurrahman.

 

***

 

Yaşlı adam asma dalını budayan akranının yanında bir kütüğe oturdu. “Artık bitti Zelos, borcun bitti, git.”

 

Zelos elindeki makası düşürdü, döndü koca kara gözlerine yaş hücum etti kekeledi. “ Ne dersin. İşitir misin sen dediklerini Algos?”

 

“Bitti dedim, bitti ızdırabın. Artık hürsün hakkım helal, vebal yok.”

 

Sağına soluna baktı Zelos prangaları hiç ummadığı bir anda birden çözülmüş, düşmemek için sendelemişti. Saçını karıştırdı, az ötede duvar dibinde çeşmeye gitti yüzünü yıkadı. Yetmedi, kafasını çeşmeye soktu, Saçlarını savurdu etrafa damlalar saçıldı. Ceketini bile almadan yola düştü, yürümeyi öğrenen çocuklar gibi çözüldü dizleri. Durdu ardına bakmadan “ Neden şimdi Algos, ne oldu, nerden geldin? Ne oldu da taş yüreğin hamur oldu?”

 

“Öğrendim ki hastayım Zelos, sayılı günlerim dedi doktor. Öğrendim ki değmedi bunca öfkem. Hesaplı nefes Zelos çelik anlıma idi. Bildim ki öfkem kendime idi. Ama seni senden iyi bilirdim, bırakmayacağını bilirdim. Ondan zincirledim vijdanından. Sevmen insanlığından, sevmem insanlığımdan. İkinizden birinden vaz geçmem gerekti. Seni, kankardeşimi daha çok sevmişim, vazgeçtim Karya’dan. Yıllarca ızdırabımı çektin hiç konuşmadın benle, umudunu kaybetmedin. Sen böyle çırpındıkça ben tükendim, lakin vazgeçemedim senden. Ben hükmettikçe sen yükseldin. Sen itaat ettikçe ben ezildim. Ben ezildikçe öfkem hudut bilmedi Zelos. Şimdi sayılı zamanda göçeceğim bu dünyadan, göçmeden terk et beni. Bilesin ki Karya’nın elinden tutup giderken daha acizdim şimdiki marazlı hallerimden.”

 

Zelos günlerce yürüdü, ayakları patladı, dudakları kavruldu varmak için sevdiğine. Az uyudu çok yürüdü.

 

Biliyordu, bekliyordu Barbaros Köyü’nün tek göz taş evinde Karya’sı. Biliyordu vazgeçmezdi beklemekten, güveniyordu çünkü güven ekmişti.

 

***

 

devam edecek…

 

Esma Eser Açıkgöz

Devrim beni çekiyor harabedeki taşların önünde. Arkada taşlara oturmuşlar dinleniyor bisikletçiler.

5-3

Teos harabelerinde kısa bilgilendirmeden sonra antik kentin diğer yerlerini gezmiyoruz. Hava durumu yağmur gösterdiğinden bir an önce kamp alanına gidip çadırları kurmak üzere yola çıkıyoruz. Biraz yokuş çıkacağız gibi görünüyor. Herkesi yola çıkarıp ben de peşlerine düşüyorum. Yeşillikler arasında yokuş çıkan bisikletçiler.

210420146840

Biraz yokuş çıktıktan sonra çam ağaçlarının arasında yol alıyoruz. Fazla sürmeden kamp yapacağımız Akkum kumsalına tepeden bakan bir yere geliyoruz. Burada durup resim çekiyoruz, manzara harika. Deniz önümüzde, daha ileride Çeşme yarımadası. Devrim manzarayı seyrederken çekiyorum bir poz.

6-5

Akkum koyu doğal güzellikte bir koy. Kumsalı mavi bayraklı, temiz. Kumsala belediye bakıyor, yazın girişte insanlardan ve arabalardan ücret kesiyorlar. Tam burunda rüzgar sörfünün iskelesi bulunuyor. Her yönden esen rüzgarlara açık olması, burada sörf yapılmasını sağlıyor. Daha çok poyraz rüzgarı sert esiyor. Diğer tarafta Fransız tatil köyü oteli bulunmakta. Devamlı rüzgar olması sörf yapmak için yurt dışından turist akınına uğruyor devamlı. Burnun dışında dalga devamlı var, koyun içinde ise sakin ve dalga olmaması ayrı bir özellik katıyor. Buralara yeni otellerin yapılması, plajları özel şirketlere kiralanması insanların denize serbestçe girmesine neredeyse imkansız hale getiriyorlar. Sadece belediye plajına girebiliyoruz denize o da yazın ücretli. ileride buraya da giremeyebiliriz, kim bilir rantçılar halkın elinden en güzel yerleri kapıyor yavaş yavaş. Politikacıların soygunları devam ediyor. İstediği yasayı çıkarıp birilerine peşkeş çekiyor. Halk umurlarında değil, sadece kasası dolsun da boğulsun çaldıkları paralarla.

6-3

Akkuma inerken durduk, Devrim beni ve bisikletleri çekiyor koy manzaralı.

6-4

Henüz deniz mevsimi açılmadığından plajı işgal ediyoruz. Pankartımızı asarak buranın bize ait olduğunu ilan ediyoruz. Plaja giriş kapısına da şerit bant çekerek başka  girmesini engelliyoruz böylece. Plajda iğde ağaçlarının altına çadırlarımızı kuruyoruz. Devrim pankartın önünde poz veriyor bana.

7-1

Küçük sarışın bir kız topu ile meraklı bakışlarla bu kadar bisikletçiyi süzüyor. İlk defa da çadır kampını görmüş oluyor. Devrim de fotoğraf makinası elinde gezerken küçük sarışın kızın resmini çekiyor.

7-2

Bu gün az km yol yaptık, enerjimiz hala bitmediğinden kimi arkadaş güreş tutuyor. Kıspetleri olmasa da taytları yetiyor güreş tutmalarına, yerler de çimen olunca. Hayda bre pehlivan, iki yiğit çıktı meydane, İkisi de birbirinden merdane, hayda bre..

7-3

Çadırlar kuruldu, Ketring Osman henüz gelmedi akşam yemeği ile. Yolu da bir hayli uzun, ta Bergama’nın İsmailler köyünden gelecek. Devrim de boş durmuyor, habire resim çekiyor etrafta. Bir ara yanıma gelerek Urim baba bak çektiğim resme diyerek fotoğraf makinasındaki resmi gösteriyor. Çok güzel bir resim çekmiş. Çadırın dışından sineklik kapalı diğer yerleri açık olan kısımdan denizi ve palmiye ağacına dayanmış bisikleti. Sanatçılık bu olsa gerek, güzel anlar yakalamak gerek. Yerde papatyalar çiçek açmış

7-4

Denize girmem gerek, şortumu giyerek deniz kıyısına geliyorum. Go pro kamerası olan Enes Çalışkan’a benim videomu çeker misin diyorum, o da olur çekerim diyerek isteğimi kırmıyor. Enes’e nereden çekim yapacağını gösterdikten sonra bir kaç kez denize atlayıp çekimleri tamamlıyoruz. Ellerine sağlık Enes. Aşağıda denize atlarken dışarıda ve deniz içinde çekilmiş görüntülerin videosu

uydenuzedalayummi paylaşan: urimbaba

Video açmıyorsa tam ekran izleyin.

Nihayet Ketring Osman gelerek tezgahını kuruyor. Aç olanlar hemen kuyruğa giriyor fişleri elinde. Yemekler için her katılımcıya bizler dahil fiş dağıttık. Yemek alırken fişi verip öyle alıyoruz. Fiş sayısına göre Osman’a yemek ücretini veriyor Olcay. Yemeği piknik masaları olan park yerinde dağıtıp yiyoruz.

210420146844

Kuyrukta bekleyenleri çekiyorum.210420146845

Yemeği Osman, eşi, yemekten sorumlu Selahattin Tavkaya ve yardımcı Emin dağıtıyor. Herkes sırayla fişini verip yemeğini alıyor.

210420146846

Bu akşam kutlamamız motorize ekip olarak Emin Mengüaslan ve canavar-ül velosipetçi Enes Şensoy. Grubun önünde motorları ile bizlere nereye gideceğimizi gösteren işaretleri yaparak bu kutlamayı hak ettiler. Motorize ekip çok yaşa! Rakı kadehlerini tokuşturuyoruz. Olcay, Ahmet, Emin, Enes, ben, Serhat ve Balıkesir’den bir arkadaş.

10250217_10152409536792369_4383405777287360882_n

Yemeğin ardından kahve gider, benimle beraber 3 kişi daha kahve içiyor. Kahve cezvesinin içinde kahve köpürmeye başlamış.

210420146847

Hava karardıktan sonra gençleri odun toplamaya gönderiyoruz. Çevrede öyle odun olmadığı için topladıkları odun miktarı az olunca odun almak için bir araç gönderip bir çuval meşe odunu getiriyorlar. Ateşi de kumda yakmak istemedik, bir çöp varili aradık ama bulamadık. Onun yerine bir el arabası buluyor bir arkadaşımız. El arabasının içinde ateşimizi yakıyoruz kumsalda. Ateşin etrafında toplanıp şarkılar türküler söylemeye başladık yine. Herkes kendi içkisini alarak neşeli türküler eşiğinde kumsalda, gecenin karanlığında güzel zaman geçiriyoruz. Bu gece de karşılıklı iki grup atışmalı türküler söyleyerek gecenin ortasına kadar sürdü. Saat 02:00 civarında artık  yeter deyip iyi geceler diyerek yatmaya gidiyorum.

Resimlerin bir kısmı Devrim Dağ’a aittir.

Bu günkü yaptığımız yol yaklaşık 33 Kilometre civarında.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda

Powered by Wikiloc