Etiket arşivi: üzüm

Bahar Turu 1 Gün

23 Mart 2022 Çarşamba

İzmir – Selçuk – Gökçealan köyü

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

El Salla

Bak görüyor musun denizi

Deniz çalkalanıyor kımıl kımıl,

Şu an kano ile geçiyorum

Bana el salla

Yelken açık

İmbat rüzgarı esiyor efil efil

Elim yekeyi tutmuş

Gidiyorum

Bana el salla

El salladığını görürüm

El sallayalım kendimize

Bak önde sen oturuyorsun

El salla kendine

Bana da el salla, ikimize de

Kano ile buradan geçerken

Kendimizi göreceğiz

Bize el salladığımızı

Biz bize el sallıyoruz…

Hadi biz de el sallayalım

Kendimize

Urim Baba’CAN 29 Eylül 2021 Çarşamba

 

Öne çıkmış olan görsel, iki katlı taş bina, alt katta, solda bir pencere ve giriş kapısı, Önünde sundurma yapılmış. Beyaz badana vurulmuş duvara, Üst kat badanasız ve üç tane pencere var.  Bahçede meyve ağaçları. Yarısı toprak yarısı beton ve fayans döşeli. Sağda iki sandalye ve sehpa, Bisikletim KUZ yüklü park etmiş durumda. Evin çatısı kiremit kaplı.

IMG_20220323_153124

Geçen ay yaş günümdü, o gün özel bir gün olmalı. Rakamlar bunu gösteriyor. 22.02.2022 ve 61 doğum tarihim. 61 yaşımı doldurdum. Her şeyin bir anlamı vardır. Nasıl yorumlarsan yorumla.

Evet sevgili dostlar, uzun bir aradan sonra tek başıma yaptığım yolculuk yazısı ile birlikteyiz. Dünyayı etkileyen, yaşamı, ekonomiyi alt üst eden, insanların seyahat planlarını bozan büyük salgın haliyle beni ve bir çok kişiyi etkiledi. Bisiklet festivallerini, uzun turları durdurdu neredeyse. Bir çok bisiklet festivali iptal oldu. Sokağa çıkma kısıtlaması yüzünden kimi sınırlı, kimi valiliklerden izin alınıp öyle yapıldı. Örnek olarak geçtiğimiz yıl katıldığım Afyon – Frig vadisi bisiklet festivaliydi. O günlerde hafta sonları sokağa çıkma yasakları devam ediyordu. Validen özel izinle, katılımcıların kimlik numaraları verilerek yapılan bir festivalde hafta sonu turlarımızda boş sokaklarda bisiklet sürdük. Gerçi kırsal alanlarda hayvanlarını otlatanlar ve çiftçiler serbest dolaşabiliyordu.

Kısıtlamalar, benim marangozda çalışmam nedeni ile pek bisiklete binememiştim. Bir de Aralık 2021 başlarında birden bire gelen bir baş dönmesi nedeni ile kulak salyangozundaki kristallerinin yerinden oynaması beni yatağa yatırdı bir süre. Denge kaybı nedeni ile sokakta bastonsuz yürüyemedim bile. Bu biraz uzun sürdü ve geçmek bilmedi. Yürürken sanki su dolu bir kova içindeki karpuz gibi başım sallanıyordu. Bu yazıyı yazdığım zamanda bile hala düzelmedi bu sallantı. Uzun süredir bisiklete bile binmedim. Bisiklete binince başımı hafif sağa yada sola çevirsem dümen kontrolü kaybolup ön tekerlek sağa sola dönüyordu anında. Böyle durumlarda düşmemek için zor anlar yaşadım desem yeridir.

Uzun süredir evde yatmam, bisiklete binememem Urim Baba’nın kahvesini bile etkiledi. Her Cumartesi günü düzenlediğim Urim Baba’nın kahve etkinliğine 1 aydan fazla bir zaman yapamadım Kahveye gelen arkadaşlar özlemiş kahve etkinliklerini. Bana baskı yapmaya başladılar yap diye. Arkadaşım Gürdal Tur evime gelerek bisikletim KUZ’u ve arkasına taktığım römorkum kıytırık’ı alarak İnciraltı kent ormanına götürdü. Ben de Gürdal’ın bisikletini kullandım ama çok yavaş ve sağa sola fazla bakmadan dikkatlice kent ormanına kadar gittim bir kaç hafta.

Artık canım sıkılmaya başlamıştı, bu kadar uzun süre bisiklete binememek, dilediğimce başımı alıp yola çıkamamak, özgürce doğada bisiklet sürememekten sıkıldım. Ormanda çam kokularını, kuşları, kelebekleri, çiçeklere konan arıları özledim. İzmir’de bir kaç kez bisiklet sürdüm ama pek uzun soluklu değildi. Denge sorunu hala devam ediyordu. Can sıkıntısını gidermek için özlediğim yollarda olma hayali günden güne artmaya başlayınca artık evde durmanın anlamı yok diyerek tur planları yapmaya başladım. Kalabalık içinde yalnız kalamıyordum. Şehrin kalabalığı, evin kalabalığı sıkmıştı.

Uzun zamandır planladığım, tasarladığım kano yapım işiyle uğraşıyorum. Kano yapımı hakkında gerekli bilgiyi ve donanımı hazırlamaya çalıştım. Yaptığım turlar ve bisiklet festivallerin yazıları da bitmişti. Yazmak için yaşamak gerek, yeni turlar, yollar ve maceralar gerek. Zaten kalabalıktan sıkılmıştım. Yalnız kalmalıydım. Kendi kendimle, yoğunlaşmış düşüncelerimi doğaya salmalıydım. Çadırda uyumayı, sabah Güneşin doğuşunu izlemeliydim düşüncelerimden arınıp. Huzuru akşam Güneş tüm kızıllığı ile batarken an be an bulmam gerekti. Hem son zamanlarda işler ve projeler  o kadar yoğunlaştı ki başımı kaşıyacak zaman kalmadı. Nasıl bitireceğimi de bilmiyorum. Kafam kalabalıklaştı iyice. Bu yoğunluğu ancak sakin bir ortamda, yalnız kalınca boşaltmam gerek. Doğada olmak düşüncelerimi dinginleştirecek.

Neyse bir süre haritalar ve yollar kafamda oluşmaya başladı. Aslında kano yapımında yardım alacağım mahalleden komşum Muğla Göcek’te oturuyor. Tekne yapım atölyesi de Göcek’te. Arkadaşımdan yapım ile ilgili fikir alış verişinde bulunmalıyım. Yapacağım turun esas amacı kano yapımı ile ilgili. Böylece Göcek’ kadar yol haritası çizdim. Nereden nasıl, kimlere uğrayacaktım hepsini planladım. Bisiklet sayesinde her yerde bir çok arkadaşım, dostum oldu. Onları da özledim. Hem dostları ziyaret hem de kendimi dinlemek için yola çıkmaya karar verdim. Ramazan ayı 2 Nisan’da başlayacak. Her yıl oruç tutmaya çalışırım. Yaptığım programa göre 9 günlük bir tur olacak. Kendimi ona göre hazırladım, Emekli aylığım ayın 23’ünde yatıyor. Aylığımı alır almaz eve gerekli harçlığı bırakarak yola çıkmayı tasarladım. Uğrayacağım dostları telefon ile arayıp geleceğim günü bildirdim. Onlar da dört gözle beni bekleyeceklerini söylediler. İnsanın dostları, kapısı olması ne güzel.

Tura çıkmadan önce bisikletim KUZ’un bakımını yapmam gerek. Öncesinde İzmir içinde bisikletimle bir kaç yere giderek trafikte durumum nasıl diye kontrol ettim. Eskisine göre daha yavaş ve dikkatli gidersem yola çıkabileceğimi düşündüm. Böylece bisikletimin ön ve arka tekerleğini söktüm. Göbekleri söküp bilyelerini yenileyip gres yağı ile yağladım bir güzel. Fren papuçlarını düzelttim, zinciri, ön aynakol dişlisini ve arka dişlisini mazot ile bir güzel temizledim. Mazot dişliyi de yağladı. Uzun süredir böyle bakım ve temizlik görmedi KUZ. Arka lastik aşınmıştı ön lastiğe göre. Çünkü bütün yük arka lastikte olunca yıpranması da ona göre çok oluyor. Ön ve arka dış lastiklerini yer değiştirdim. Uzun süredir lastiklerim de patlamadı şimdiye kadar. Sadece ayda, yılda bir havasını tamamlıyordum.

Bahçemde ön ve arka tekerlekler, lastikler dışarıda sehpaya dayalı. Solda taburem var. Sehpada lastik tamir takımları duruyor. Yerler karo plaka taş döşeli. Küçük bir su kanalı var, bahçe kapısı açık.

IMG_20220321_143203

Tur için gerekli hazırlıklarımı yaptım. 1 Paket makarna, 1 paket bulgur, 2 barbunya konserve, yeteri kadar dana eti kavurma, hazır makarna ve hazır çorba önceden vardı. Yiyecek olarak şimdilik bunlar yeter. Kap kacak ve yedek gaz tüpünü yanıma alıyorum. Uyku tulumu, çadır, mat ve birer tane yedek iç çamaşır, forma ve deri ceketimi çantalara yerleştirdim. Güneş panelini ve takım taklavatı da unutmadım. Gideceğim yolu daha önceden Wikiloc haritada çizmiştim. Telefonuma haritaları yükledim, Maps me programında internet ve hat olmasa bile navigasyon ile yolumu bulacağım. Her olasılığa karşı yanıma pusula, nem ölçer ve derece ölçer aletimi de aldım. En azından pusulamı şaşırmam.

Haritada çizdiğim kadarı ile kabataslak şöyle:  Evden Alsancak gar, metro izbana binerek Selçuk. Buradan Çamlık köyü, Gökçealan köyüne kadar gideceğim. Gökçealan köyünde arkadaşım Burcu var. Bir gece onun misafiri olacağım. Ertesi gün Dağların sırtından Söke yoluna Kuşadası’na uğramadan Söke. Söke’den sağ yapıp Tuzburgazı, Miletos , kıyıdan Didim. Didim’de kamp. 3. Gün Didim’den hareket, Akbük, Kazıklı, Gürçamlar, Kızılağaç köylerinden Güllük düzlüğünde Avşar köyü. Duruma göre kıyıdan Güvercinlik, Torba, Gölköy. Burada arkadaşım Ayhan Akın’ın evinde bir gece misafir kalacağım. Ertesi gün Bodrum’a kadar gidip feribot ile Datça’ya geçeceğim. Burada dostum Feyyaz Alaçam ile bir süre zaman geçirmek. Sonrasında Bodrum’dan Marmaris, Akyaka, Köyceğiz. Zamana göre arkadaşım Mehmet Ertekin ile buluşup bir süre onun yanında kalmak. Mehmet ile kano yapımı hakkında bilgiler almak ve nasıl yapacağım hakkında ustasından fikir edinmek için yardım alacağım. Ondan sonra da belki Fethiye, oradan da otobüs ile İzmir’e dönmek. Ramazan başlamadan 1 Nisanda dönmeliyim. Yola çıkacağım tarih 23 Mart Çarşamba günü. Maaşım o gün yatıyor. Eve harçlık bırakmam gerek. 9 Gün sürecek yolculuğum.

23 Martta sabah erkenden uyandım, hemen maaşımın bir kısmını çekip eve harçlığı bıraktım. Bisikletim KUZ ve çantalarımı bahçeye indirip yükledim. Ön bagaj çantalarımı da alacağımdan demirini önceden takmıştım. Bisikletim yüklü durumda bahçe kapısında hazır bekliyor yola çıkmayı. Çantalarımın rengi; Turuncu – Siyah.

IMG_20220323_094017

İlk pedalı çevirmeye başlayınca ortam değişti birden bire. Her şey geride kaldı. Zaman durdu sanki, bir anda beynimdeki düşünceler silindi, sakin, sessiz bir huzur kapladı içimi. İçimdeki kalabalık yalnızlığa dönüştü. Dışarıdan gelen sesler kesildi birden bire. Sabahın dinginliği ile deniz kıyısındaki iyot kokusu Alsancak garına kadar peşimi bırakmadı. Sanki başka bir evrende bisiklet sürüyorum. Yol psikolojisi boyut değiştirmemi sağladı. Yolda olmak güzel anasını satayım. Sahildeki bisiklet yolundan Alsancak gara vardım, metro izban istasyonunda içeri girip Cumaova’sı – Selçuk yönünde trenin gelmesini bekliyorum. Bisikletim KUZ tam rayların başladığı yerde park etmiş durumda. Soldaki peronda yolcular var.

IMG_20220323_110126

Tren perona girdi, ilk vagona biniyorum. Bisikletimi yan tarafa park ettim, oturacak yer yok şimdilik. Trene biner binmez Burcu’yu aradım telefon ile. Daha önce Alsancak’tan binince beni ara demişti. Selçuk dolmuşuna binip beni istasyonda karşılayacak. Bir süre ayakta gidiyorum. Üç kişilik oturma yerinde biri benden biraz yaşlı, diğer ikisi genç oturuyor. Bir süre sonra iki genç durakta inince ben oturdum. Yanımdaki arkadaş bisikletimi görünce sorular sormaya başladı; nereye gidiyorsun gibi. Böylece muhabbet başladı aramızda. Arkadaşla tanıştık, ismi Murat, Murat usta diyorlar kendisine. Kuşadası’nda teknesi varmış, balık tutuyor olta ile. Ben de kendimi tanıttım, turun amacını, gideceğim yoldan bahsettim. Bana;

“Korkmuyor musun yalnız kamp yapmaktan?”

“Neden korkayım ki! Hem kimden korkacağım?”

“Köpeği var, serserisi var”

Ben de sakince yolda korkacak bir şey yok. En fazla canım var, onu da alabilirler sadece diyerek cevap verdim. Muhabbet iyice koyulaştı.

Murat usta bana dönerek;

“Sana kolay bir yemek tarifi vereyim. Üç tane iri sardalya, yani tirsi balığı alacaksın. Balıkların kafasını ve kuyruklarını kesip atacaksın. Sonra fileto olarak yandan kesip kılçığını çıkaracaksın. Bir tane kapağı olan kap içine ilk önce soğanı ince ince doğrayacaksın, üzerine biraz sirke, bir tutam tuz ekeceksin. Fileto balıkları iyice tuzlayıp yatır üstüne soğanların. Balıkların üstüne yine soğan doğra ince ince. Biraz sirke, bir tutam tuz. Tuz kaya tuzu olursa daha iyi olur. Kabın kapağını kapat, koy çantaya yoluna devam et. Üç saat sonra afiyetle yiyebilirsin.”

diye basit yemek tarifi anlattı.

“Bir de balık yerine yağsız dana etini iki kez kıyma makinesinden geçir. Balık yerine kıyma da kullanabilirsin.” diyerek sözlerini tamamladı. Murat usta bir zamanlar yemek ve meze işi ile uğraşmış. Bu tarifi hemen not ediyorum telefonuma. Verdiği yemek tarifi tam da yolda seyahat edenler için pratik bir yemek. Bakalım bir gün yapacağım. Muhabbet o kadar sardı ki bir baktık Tepeköy’e gelmişiz. Murat usta burada iniyor. Tepeköy’de evi var. Ben de trenden iniyorum ama Selçuk trenini bekleyeceğim. İstasyonda epey bekledim. Saat başından önce tren geldi, trene binip yerleştim. Selçuk’a vardı öğle zamanı. Selçuk son durak olmasına karşı Alsancak istasyonu gibi düz değil de merdiven inip tekrar merdiven çıkmak zorundasın. Neyse bisikletimi taşıyorum merdivenden aşağı. Çıkarken yürüyen merdiven ile çıkarttım. Yoksa yüklü bisikleti merdiven çıkarmak yorucu. İstasyon dışında Burcu beni bekliyordu, epeydir görüşmemiştik. Hasretle kucaklaştık, hal hatırdan sonra “Karnın aç mı, bir şeyler yemek ister misin?” diye sorunca “Aç değilim, evinde yerim” diye cevap verdim. Selçuk’a alış veriş için dolmuşla gelmiş. İşini de bitirmiş. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Burcu da dolmuş durağına gitti. Selçuk küçük, şirin bir kasaba. Kısa sürede kasaba bitip önümdeki yokuş göründü bile. Bu yokuş Çamlık yokuşu.

IMG_20220323_135740

Yokuşu ağır ağır çıkmaya başladım, sağa giden toprak yolda “Eyice Sultan türbesi” tarafına gidileceğini işaret edilmiş tabelada. Bir gün ziyaret etmeli Eyice sultan türbesini. Burada kısa bir mola veriyorum dinlenmek için. Çam ağaçları üstünden Güneş ışıkları vuruyor yola. Bir kısmı gölge olmuş durumda.

IMG_20220323_144426

Hava açık, masmavi bir gökyüzü var, ağaçlar çiçeğe durmuş, papatyalar çayır çimeni beyaz yorgan gibi kaplamış durumda. Hava ne soğuk ne de sıcak. Tam da bisiklete binilecek zaman. Ben de bu zamanı iyi değerlendiriyorum. Sağ tarafım çam ormanı, yol tenha, pek araç ta geçmiyor. Bu sakinlikte çam dalına konmuş bir kuş sanki bana sesleniyor gibi şakımaya başladı;

“cak cak cak cakcakcak

urim urim urimbaba

iyi ki geldin!

seninle bahar geldi

ne güzel

urim urim urimbaba

cak cak cakcakcak”

Kuşun ötüşü aynen böyle, sanki bana sesleniyormuş gibi. Bu kez yolun sol tarafındaki bayırda beni fark eden iri baş bir köpek havlamaya başladı kalın sesi ile;

“hov hov hov hovhovhov

hoş hoş hoşgeldin urimbaba

yolun açık olsun”

Der gibi havladığını hissettim. Ben de durup selam verdim köpeğe. Köpek bir süre havladı arkamdan. Yola devam ediyorum, yokuş dik olmasa da yoruyor. Hamlamışım, uzun süredir bisiklete binmemenin ağırlığı var üzerimde. Ama biliyorum ki bir kaç günde bu hamlığı atlatırım. Bir minibüs beni geçip önümde giderken açık olan kapıdan Burcu göründü. Bana el sallıyordu, bir eli le kapı demirine tutunup diğer elini sallayıp selam verdi. Ben de ona selam verdim elimi sallamadan. Bir süre birlikte gittik, Burcu “Köyde görüşürüz Urim Baba” diye el salladıktan sonra minibüs yoluna devam etti. Solumdaki bayırda zeytin ağaçları dikilmiş.

IMG_20220323_144525

Çamlık köyünün olduğu yere gelince yokuş bitti ve sağa doğru döndüm. Köy adını çamlardan aldığı gibi burası çam ağaçları ile kaplı. Düzlükte uzayıp giden yolda çam ağaçlarının gölgesi vurmuş. Önümde küçük bir çam tüneli var. Birazdan oradan geçeceğim.

IMG_20220323_150155

Yolun sol tarafı tarlalar, bağlar, bahçeler. Sağ tarafı ise çam ağaçları. Gözüme yolun dibinde akan küçük bir dere ilişti. Dere değil de kanal gibi bir yerden sular akıyor benimle birlikte. Akan suyu görmek bana anlatılmaz duygular yaşatıyor. Durup resmini çekiyorum ve aklıma suyun akışı gibi akıp giden zaman geliyor. Su yolunu bulmuş akıp gidiyor. Nerden geldiği belli değil. Nereye gittiği de. Ama durmadan akıyor, tıpkı zaman gibi. Bu anı yaşarken saniyeler uçuyor üzerimde.

IMG_20220323_150900

Yol düz olunca biraz daha hızlı gitmeye başladım. Her ne kadar kafamdaki sallantı devam etse de yine de kontrollü gidiyorum. Kısa sürede Gökçealan köyüne geldim. Girişindeki tabelada öyle yazıyor.

IMG_20220323_151345

Burcu’nun tarif ettiği sokaktan gidiyorum. Birisi köyün merkezinden, diğeri köyün çevresinden dolaşarak gidiyor. Burcu bu yola “Çevre yolu” diyor. Ben de Çevre yoluna girdim ve iki katlı, pembe boyalı bir evin önünde durdum. Evin üst katında iki pencere var. Alt katta ise sadece kapı var, o da açık. Alt kat tamamen yeşil ve kırmızı – beyaz çiçeklerle boyanmış. Bir de asma dalı üstte, üzümleri ile birlikte çizilmiş. Buranın üzüm bağları ve şarabı meşhur. Evin önünde bir traktör park etmiş. Burada Burcu’yu telefonla arıyorum. Bana sokağını tarif ediyor.

IMG_20220323_152055

Çevre yolundan bir süre devam edip sokağına yaklaşırken Burcu sokağın başında el sallarken görünce yanına gelip durdum. Bana “Hoş geldin Urim Baba” dedikten sonra yokuş olan sokağı yürüyerek çıkmaya başladık. Yokuşun ortasında durduk, evin kapısını açıp içeriye girdik. İçeri girince karşıma bahçeli ve iki katlı taş bir bina çıktı. Eve kadar fayans döşeli bahçe, solda ağaçlar. Taş binanın üst katında üç pencere, alt katında giriş kapısı ve en solda pencere var. Bisikletim KUZ evin girişinde park halinde. Bahçede iki sandalye ve bir sehpa duruyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

IMG_20220323_153124

Hazır Güneş varken bahçenin keyfini çıkaralım deyip oturuyoruz. Burcu ben gelmeden önce çayı demlemiş bile. Uzun süredir görüşmeyince anlatacak çok hikayemiz birikmiş. Uzun uzun sohbet ediyoruz çayları içerken. Burcu burayı nasıl aldığını anlatmaya başladı. İzmir’deki evini satmış, kendine köylerden ev bakarken bu evin ilanını görünce kısa sürede anlaşıp evi almış. Ev iki katlı taş bina. Duvarların kalınlığı 80 santim kadar var. Bahçesi ve bir kaç dam gibi odalar da bahçenin içinde. Bir tanesini atölye olarak kullanacakmış. Evini buraya taşıyıp yerleşmiş. Köy hayatına alışmaya başlamış bile. Bana teşekkür ediyor, daha önce yaptığımız turlarda doğada yaşamayı öğrendiği için. Sayemde banyo yapmadan uzun bir süre kendi terinle yaşamayı öğrenmiş. Banyosu yıkıldığı için haftada bir Selçuk’a gidip hamamda yıkanıyormuş. Sohbet ederken elçek resim çekiyor ikimizi.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 14.26.43

Bir süre sohbet edip dinlendikten sonra çantalarımdan gerekli eşyaları aldım. Burcu’ya özel hediyesini de  veriyorum, bir tane de buff. Hediyelere seviniyor. Bu arada Daha önceki yıllarda bu köyden geçerken kahvede bize çay, çilek ve şarap ikram eden Kutay’ı tanıyıp tanımadığını soruyorum Burcu’ya. Kahveyi biliyor ama mevsimi olmadığı için açık değil, tadilat yapılıyormuş. Kahvenin sahibinden bu evi almış. Kutay’ı da tanımadığını söyledi. Kahvenin sahibi kadından Kutay’ın telefonunu aldı. Kutay’ı ararken bende kaydının olduğunu öğrendim. Kutay’la telefonda konuşmaya başladım. Bu akşam köyünüzde arkadaşımda misafir olduğumu, kahvenin sahibi kadından evi aldığını söyleyince Kutay bana evin anne annesinin evi olduğunu söyleyince akşama gel de görüşelim dedim. O da olur deyip konuşmamızı bitirdim. Kutay daha önce geçtiğimizde bizi düğününe davet etmişti. Düğünü de tam seçim öncesi gündü. Seçim olduğu için gelememiştik ama yol haritamı çizerken buradan geçeceğim için Kutay’a düğün hediyesini hazırlamıştım. Akşam gelince hediyesini vereceğim.

Bisikletim KUZ bahçede park etmiş duruyor. Çantalar yüklü durumda.

WhatsApp Image 2022-04-02 at 14.26.45

Henüz ilkbaharın ilk günlerindeyiz. Havalar ısınmadı daha. Akşam olunca serinlik başladı, Gökçealan köyü biraz yüksek rakımda olduğu için geceleri soğuk oluyor. Alt kattaki odada kömür sobası var. Sobaya kömür atıp yakıyoruz. Kısa sürede oda ısınıyor. Akşam yemeğini yiyoruz sıcak odada. Yemekten sonda Kutay geldi. Kutay Kuşadası’nda oturuyor, bir çocuğu olmuş büyütmeye çalışıyor. Kahve pişirip içiyoruz sohbet ederek. Kutay tanıştıktan sonra beni sosyal medyadan takip ediyormuş. Hediyesini takdim ediyorum, hemen açıp bakıyor hediyesine. Logolu iki fincanı görünce teşekkür ediyor. Ben de yolcunun hediyesi “Çam sakızı çoban armağanı” diyorum. “Düğün hediyesi”

Epey sohbet ediyoruz, Kutay yarın bakkaldan iki şişe şarabın var onu alıp gidersin diye tembih ediyor evine giderken. Ben de teşekkür ediyorum hediyesi için. Kutay gittikten sonra bir süre daha oturduk. Uyku ağır basmaya başlayınca yatağımı soba yanan yerde hazırlıyoruz. Bu gün az olarak yol yapsam da yokuş biraz yordu sanki.

Yolda olmanın, dostları görmenin huzuru içimde uykuya dalıyorum.

Bu gün yaptığım yol toplam 26 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığım yolun haritaları

Powered by Wikiloc

Powered by Wikiloc

İki Ada Bir Yarımada 7. Gün

29 Ağustos 2017 Salı

Kapıdağı Yarımada Turu – İzmir

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

 

Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda o dağılmayan sükûn.
Ölmedim lâkin, yaşamaktayım
Dinle bak: vurmada nabzı ruhun.

Yarasalar duyurmada bana
Kanatlarının ihtizazını.
Şimdi hep korkular benden yana
Bekliyor sular, açmış ağzını.

Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda dağılmayan sükûn.
Ölmedim lâkin, yaşamaktayım
Dinle bak vurmada nabzı ruhun.

Siyah ufukların arkasında
Seslerle çiçeklenmede bahar
Ve muhayyilemin havasında
En güzel zamanın renkleri var.

Ölmedim hâlâ.. yaşamaktayım.
Dinle bak: vurmada nabzı ruhun!
Ah aydınlıklardan uzaktayım
Kafamda o dağılmayan sükûn.

Ruhum ölüm rüzgarlarına eş,
Işık yok gecemde, gündüzümde.
Gözlerim görmüyor… lâkin güneş
O her zaman, her zaman yüzümde.

Orhan Veli KANIK

 

Dalgaların sahile vuran sesi ile uyandım. Gece sıcaktı, çadırımdan yine deniz manzaralı uyanmak güzel. Kumlar her tarafta, çadırlar sitenin çardağının dibinde kurmuştuk. Önümde Cem’in bisikleti ve çadırı, kumsal ve dalgalı deniz.

20170829_065900_HDR

Kalkar kalkmaz deniz donumu giyip denizin tadını çıkarıyorum. Deniz suyu da sıcaktı. Sabahın erken saatlerinde kimseler yok sahilde. Kumsalın bittiği yerde kayalık burun var denize uzantılı.

20170829_080548_HDR

Kumsalda kahvaltı yapmıyoruz. Toparlanıp yakında olan Çayağzı köyüne doğru gitmeye başladık, kısa sürede köye vardık. Aslında çok yakın olan köye nedense varamamıştık ve arkadaşları ikna edememiştim. Köyün evleri ve küçük limanı görünüyor.

20170829_082324_HDR

Kahvaltıyı burada yapacağız, köyün kahvesinde konuşlanıp kahvaltıyı hazırlamaya başladık. Kahvenin bahçesinde incir ve dut ağaçları var. Ağaçların gövdeleri böceklerden korumak için kireç vurulmuş. Olmuş incirlerden bir kaç tane koparıp kahvaltı öncesi yiyorum.

20170829_093812_HDR

Kahvaltıyı yapıp toplanarak yola çıktık. Bu günkü hedef Erdek, Cem ve Yıldız Bandırma yol ayrımında düz devam edecekler. Ben Erdek tarafına giderek arabayı park ettiğim yerden alıp İzmir’e doğru gideceğim. Arkadaşlarla öyle anlaştık. Bulunduğumuz köyün adı Çayağzı. Burada devamlı akan bir çay denize kavuşuyor. O yüzden Çayağzı ismi konulmuş. Çay küçük te olsa bu ayda akması iyi. Su hayattır ve etrafa yaşam katıyor.

20170829_101130_HDR

Çay akınca çeşmeler de akıyor. Yolcular için çeşme yapılmış ve yolcu olarak suyun tadına bakıp mataramı dolduruyorum çeşmeden. Çeşme bej renginde fayanslarla yapılmış. Arkasında çınar ağaçları.

20170829_101557_HDR

Çayağzı’ndan itibaren deniz kıyısından ayrılıp karadan gitmeye başladık. Yol öyle yapılmış. Deniz kıyısından bir yere kadar yol var ve bitiyor. Haliyle karaya vurunca hafiften tırmanışlar da başladı. Havada bu gün de bulutlar parçalı olarak üzerimizden geçiyor.

20170829_101604_HDR

Ağustos ayı olmasına rağmen şeftali ağacındaki şeftaliler henüz olgunlaşmamış yeşil renkte. Herhalde kış şeftalisi, bu mevsimde çoktan olgunlaşması gerek. Şeftaliler yeşil olunca yiyemiyorum. Ağacın dalları şeftali dolu durumda.

20170829_102020_HDR

Tırmanış devam ediyor, durup hem soluklanıyorum hem de yolun resmini çekiyorum kartal tüyümle.

20170829_102610_HDR

Çayağzı çayını besleyen küçük bir gölet görünce durup resmini çekiyorum. Gölet çayın ağzına bent yapılıp su toplanıyor havzada. Gölet uzunlamasına dar bir alanda. Buradan göletin başlangıcını görebiliyorum. Etraf çam ağaçları ile çevrelenmiş.

20170829_103055_HDR

Su olunca su kuşları da kendine mesken ediniyor. İki tane turna kuşu görüyorum uzaktan. Umarım resimlerini çekebilirim.

20170829_103406_HDR

Turna kuşları beni fark edince havalanıp uçmaya başladılar. Cep telefonumla hazır beklediğimden havada uçarken ikisini de yakalıyorum bir poz. Çektiğim resimde pek belirgin olmasa da cep telefonuyla iyi yakaladım. İkisi tam ortada üst üste uçuyorlar.

20170829_103556_HDR

Çayın gölete kavuştu yerdeyim, yatağında su gelmeye devam ediyor. Dibinde yeşil çimenler çıkmış. Az yukarıda da tarla olarak sürülmüş bir yer görüyorum.

20170829_103614_HDR

Sağdaki ağaç yığınları yola gölgelik yapıyor. Ben de en sağdan, gölgeden gidiyorum.

20170829_104707_HDR

Yolcunun tatlı meyvesi burada da var. Böğürtlen, tam da mevsimi. Olgunlaşmış böğürtlenlerden bir avuç toplayıp yiyorum. Dünkü topladığımız böğürtlenler kabın içinde iyice dağıldıklarından reçel yapamamıştık. O kadar böğürtlen boşa gitti. Avucunda bir kaç böğürtlen resmini çekiyorum dikenli çalısı ile.

20170829_104909_HDR

Yolda bir çeşme daha görünce duruyoruz, hava da iyice sıcakladı. Serinlemek gerek. Çeşmeyi büyük yapmışlar ve iki tane yalak var altında. Çeşme tarafı fayans döşeli, yalak ve üstü duvar örülü ve kireç badana yapılmış. Biz çeşmenin başındayken amcanın birisi eşek ile geliyor. İki tane plastik bidonla çeşmeden su alacak. Eşek ve çeşmenin yalağı ile birlikte çekiyorum. Yerde bir tane bidon yatık durumda. Arkada incir ağacı ve zeytin bahçesi.

20170829_105255_HDR

Ağaçlar sık ve büyük. Aralarında iki tane ağaç kurumuş.

20170829_105312_HDR

Amca sularını doldurup eşeğe yüklerken bisikletlerimiz ve çeşmeyi olduğu gibi uzaktan karenin içine alıyorum. Çeşmenin üzerini asma sardırılmış. Bakalım üzüm var mı?

20170829_105320_HDR

Çeşmenin üzerine çıkıp yakından bakıyorum asmaya. Kimi salkımlar siyahlaşıp olgunlaşmış. Kimi salkımlar da yeşil koruk olarak yeni büyüyorlar. Asma yediveren galiba.

20170829_105453_HDR

İri bir salkımı elimle tutup resmini çekiyorum. Üst taraftaki üzüm taneleri mor renkte, altta ise bir kaç yeşil tane var.

20170829_105605_HDR

Üzüm salkımını koparıp çeşmede tozlarından arındırarak hep beraber yiyoruz tane tane üzümü. Tadı da nefisti. Başka bir köylü tarlasından topladığı otları atın semerine bağlamış. İki yanında da kocaman sepetler var. İçinde meyveler olmalı bahçesinden topladığı. Köylü geçerken meraklı gözlerle bize bakıyor. Üç tane bisikletçi, üçü de yüklü kendi atı gibi. O bize bakarken atı üzerinde bir poz çekiyorum.

20170829_110622_HDR

Bu tarafları daha düz ve eğimi az olan yerler. Ayrıca sık sık çeşme de görüyorum. Dağdan gelen iyi bir su kaynağı var demek ki. Ayrıca buralarda bir çok tavuk çiftliği de var. Sık sık yem tankerleri gelip gidiyor yolda. Sonunda denizi uzaktan görüyorum yolun ucunda.

20170829_112955_HDR

Bir evin bahçesinde gördüğüm beyaz renkte çiçek açmış bitkinin arasından bir kaç kırmızı gül kendini göstermiş.

20170829_113600_HDR

Sonunda sahilde deniz ile kavuştuk. Sahil olunca yazlıkçıların evleri birleşip köy gibi olmuş. Bir çok tekne de kıyıya yakın yerde bağlı duruyor.

20170829_114022_HDR

Bir çeşme daha, bu kayrak taşlarından yapılmış. Su akıyor ve biraz su içiyorum çeşmeden. Çeşme bakımından bereketli yerler buraları. Çeşme tamamen çınar ağacının gölgesi altında kalmış.

20170829_114352_HDR

Yarımadanın bu kesimi  daha sakin ve düz, o yüzden kıyıda boş yer yok gibi.

20170829_114634_HDR

Marmara denizinin Bandırma tarafını görüyorum uzaklardan. Hava açık, sadece ince bir sıra bulut parçaları var ufuk çizgisinin üzerinde.

20170829_114818_HDR

Yarımadanı Tatlısu köyüne geldik. Su bereketi hala devam ediyor. Adından da belli Tatlısu. Tabelanın resmin çekiyorum Tatlısu ve altında 50 Km hız sınırını belirtir trafik levhası.

20170829_115332_HDR

Tatlısu köyünde de bir çok yazlık ve yazlıkçıların tekneleri denizde bağlı.

20170829_115805_HDR

Aşağı yapıcı yerleşim yerinde mola veriyoruz. Burada çay içiyoruz deniz kıyısında üzerinde örtüsü olan masada. Tam karşıda da kimya fabrikası var manzara olarak. Cem kimya mühendisi ve bu fabrikada bir zamanlar çalışmış. Kimya fabrikası olur da çevreye zararı olmaz mı. Elbette olur ve insanlar pek farkında değil.

20170829_130103_HDR

Sonunda yol kavşağına geldik, az sonra Cem ve Yıldız Edincik tarafına dönecekler. Edincik sol tarafta, ben düz Erdek tarafına gideceğim. Kavşağa gelmeden Cem ve Yıldız’ı arkalarından çekiyorum kavşak tabelası ile birlikte. Cem bana arabanın anahtarlarını veriyor ayrılmadan önce. Cem ve Yıldız ile vedalaşıp iyi turlar dileklerimi iletiyorum. İzmir’e kadar bisiklet sürerek gelecekler. Tabelada solda Edincik, düz olarak Erdek yazısı var.

20170829_133348_HDR

Kapıdağı yarımadasını ana karaya bağlayan dar bir yerden geçiyorum. İki tarafın denizi aynı anda görünebiliyor. Burası deniz  seviyesinden 7 metre yükseklikte bir yer. İki denizin bu kadar dar bir yerde birleşmesi kış aylarında arabalara kar lastiği taktıracak kadar soğuk ve karlı geçtiğini belirtiyor. Karayolu tabelasında lastiklere zincir takmak için uyarı levhası takılmış.

20170829_134836_HDR

Zeytin bahçesinin dibinde Marmara mermerinden bir çeşme yapılmış. Çeşmenin resmini çekiyorum.

20170829_135314_HDR

Arkadaşlardan ayrıldıktan sonra Erdek tarafına tek başıma bisiklet sürmeye başladım. Önümdeki son yokuşu da tırmandıktan sonra Erdek ilçesine giriş yapıyorum. Tabelası da orta refüjde olunca bisikletim KUZ sol şeridin kaldırımına yakın park ediyorum. Erdek tabelası, nüfus : 34700 yazılmış. Bisikletim KUZ, turuncu çantalar. Çantanın üzerinde güneş paneli bataryayı doldurmaya devam ediyor. Orta refüj çim ekili.

20170829_141727_HDR

Erdek merkeze geliyorum, Cumhuriyet meydanında bisikletim KUZ ve Atatürk heykeli ile meydanı çekiyorum bir poz. Direklerde 5 tane türk bayrağı asılı.

20170829_144400_HDR

Hiç zaman kaybetmeden arabayı park ettiğimiz yere geldim. Araba yerinde duruyordu, bu iyi. Otoparkın hemen yanındaki gölgelik çimenli yere oturup kahve takımlarımı çıkarıyorum. Tek kişilik cezvede kahvemi pişiriyorum. Kahvemi içerken hayallerimden birini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Kapıdağı yarımadası kıyılarını bisikletle dolaştım ve turun sonundayım. Bu turda telefonumla sürekli resimler çektim yol boyunca. Güneş panelinde bataryamı Güneş altında şarj ederek, geceleri de telefonumu bataryadan şarj ettim. Kahve cezvesi ocakta pişerken turu bitirmenin rahatlığı ile kendimi elçek ile çekiyorum yeşil çimenlerin üzerinde.

20170829_152057

Kahvemi içtikten sonra arabanın yanına geldim. Bisikletimdeki çantaları arabanı içine attım. Gidondaki tüyleri de aldım yolda rüzgardan uçmasın diye. Bisiklet taşıyıcısını arabanın arkasına takıp bisikletimi bağladım sıkıca. Ardından yola çıktım ve bir kez kahvenin birinde mola verdim sadece. 5 Saat civarında bir yolculuktan sonra eve geldim. Bisikletimi ve çantaları arabadan eve taşıdım. Bisiklet taşıyıcısını arabanın içine yerleştirip eve girdim. Evdekilerle hoş geldin beş gittin muhabbetinden sonra sıcak bir duşun ardından akşam yemeğini yiyip yatıyorum balkonda.

Artık erken kalkmaya iyice alıştığımdan erkenden uyanıp balkondaki masamın başına oturdum. Bilgisayarı açıp cep telefonumdan çektiğim resimleri yükledim. Ayrıca harici hard diske de yedeğini kopyaladım. Bunu yaparken de kahvemi pişiriyorum bu arada. Kahve ocağım, cezve, içi kahve dolu fincan içilmeye hazır. Kuru dut taneleri ve bilgisayarım masada. Solda balkon dışında demir çubuğa bağlı Türk bayrakı aşağı sarkmış.

20170830_070614_HDR

Sabahın erken saatleri olmasına karşın beyaz güvercinim de bana günaydın demeye gelmiş. Beyaz güvercin beni unutmamış demek ki bir haftalık yokluğumda. Sabah yemini yemek için tele kondu, yem atmamı bekliyor. Alttaki telde de çarşı güvercinleri ayrı duruyor. Hemen yemlerini atıyorum ve tur boyunca çektiğim resimleri tek tek bilgisayerdan bakmaya başladım kahvemi içerken.

20170830_075636_HDR

Bir tur yazısı daha bitiyor. Hayallerimden birisini yaptım. Kapıdağı yarımada turu. Bunu yaparken de iki adayı da dolaştım; Avşa adası ve Marmara adasını. Çok güzel anlarım oldu, hepsini an be an yaşadım, resim çektim ve hazine torbama bir çok hikaye koydum. Yaşadığım hikayelerin hepsini anlattım sizlere, umarım sıkılmamışsınızdır. Gezip göremeyenler için ve görmeyen kör arkadaşlarım için resimlerde elimden geldiği kadar betimleme yapmaya çalıştım. Dilim sürçtüyse affola der ya anlatıcılar ben de öyle diyorum. Yazmak gerçekten zor bir zanaat. İki yıl oldu ama zaman anca bulup yazabildim affola.

Başka turlardaki yazılarımda görüşme dileği ile yeni maceralara pedal çevirelim

Bu gün yaptığımız yol 33 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

İki Ada Bir Yarımada 3. Gün

25 Ağustos 2017 Cuma

Avşa Adası – Marmara Adası – Çınarlı

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

20170825_131023_HDR

Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.

Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.

Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!…

Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi…

Orhan Veli KANIK

 

Güzel bir uykunun sonunda erkenden uyanıyorum her zaman olduğu gibi. Evin duvarsız bahçesinde, kocaman çam ağacının altına oturuyorum. Sabah kahvemi pişiriyorum ilk önce. Güne kahve ile başlamalı. Önce bir bardak soğuk su, kahveyi içtikten sonra yine bir bardak soğuk su. Ve kitabımı okumaya başladım. Avşa adasının sakinliği, havası ve insanları bana çok iyi geldi. İnsanlar bağırıp çağırmadan sakince konuşuyorlar birbirleriyle. Sıcak kanlı ve dostane tutumları adadaki sokak köpeklerine de yansımış durumda. Gece o kadar sokak köpeği gördük, biri bile bize dönüp havlamadı. Gece boyu da havlayan köpek sesi duymadım. Demek ki köpekler de yaşadıkları yerdeki insanlar gibi, sakin yerlerde sakin davranıyorlar yabancılara. Kavgacı, sert insanların yaşadığı yerlerde ise köpekler saldırgan ve sert davranıyor yabancılara. Bunu yaşayıp öğrenmiş oldum.

Bu gece kaldığımız evi çok sevdim. Ev tek katlı, üzeri kiremitli, bahçesi olan ama bahçe duvarı olmayan bir yer. Tam hayalimdeki ev, bahçe duvarı olmayan içi ağaç dolu bahçe. Sonradan Hakan’ın söylediğine göre Hakan küçükken babası dikmiş çam ağacını. Ağaç 50 yaşını geçmiş bile.

Okuduğum Dinler Tarihi kitabında Yahudilik bölümünde şöyle bir pasaj yazılmıştı; “Doğrular öldüğünde kaybeden dünyadır. Kayıp mücevher her zaman bir mücevherdir; fakat onu kaybetmiş olan sahibi pekala onun için ağlayabilir.” Bu pasaj bana ilginç geldiydi.

Evin bahçesi, solda çam ağacını kalın gövdesi. Kahverengi muşamba kaplı masa, oturma yerleri. Kahve ocağında kahvem pişerken ben kitabımı açmış okuyorum masada. Solda iki küçük ağaç, birinde havlu asılı. Soldaki beton duvar komşu evine ait. Arkada park etmiş arabalar.

20170825_084943_HDR

Cem ve Yıldız bir süre sonra uyanıyorlar. İlk önce bisikletime aldığım kaset dişlisini değiştiriyorum. Bisikletleri hazırlarken Cem çakısını kaybettiğini, bir türlü bulamadığını bana şakacıktan ağlayarak söylüyor. Ben de az önce okuduğum pasajı sakince ona söylüyorum; “Kayıp çakı her zaman bir çakıdır; fakat onu kaybetmiş olan sahibi pekala onun için ağlayabilir.”  Nedense tam yerine oturdu. Pasajda kaybedilen mücevher yerine çakıyı yerleştirdim sadece. Cem’e Üzülme çakı her zaman çakıdır, bunun için pekala ağlayabilirsin tesellisini yapıyorum. Neyse ki çakısını bir süre sonra buldu, içi rahatladı. Ama pasaj dilimize dolandı bir kere.

Hakan erkenden gelip evde hazırladıkları kahvaltıya davet etti. Bizler eşyaları çantalara yerleştirip hazır olunca Hakan ile birlikte evlerine gittik. Çantaları evde bırakıyoruz, sadece gerekli olan eşyaları bir çantaya koyup yanımıza alıyoruz. Geniş balkonunda kocaman masa kahvaltılık malzemeleri ile doluydu. Eşi bizlere mükemmel bir sofra hazırlamıştı, sadece kuş sütü eksikti desem yeridir. Teşekkürler Hakan, kesene, gönlüne bereket. Kahvaltıyı hep birlikte muhabbet eşliğinde yiyoruz. Kahvaltıdan sonra kahve pişirip afiyetle içtik.

Masada Yıldız, Hakan ve ben oturmuşuz, elimizde fincanlar. Cem balkon duvarına oturmuş durumda elçek resim çekiyorum.

20170825_114152

Kahvaltı için Hakan’a ve eşine teşekkürlerimizi iletiyoruz. Hakan ile birlikte cep telefonumun kamerasına poz veriyoruz. Cem bizi çekiyor, Hakan da beyaz tişört, üzerinde avcı yeleği, boynunda güneş gözlüğü sarkıyor. Benim üzerimde beyaz tişört. Urim Baba’nın Kahvesi logolu baskı var. Logoda önde bisiklet tekerleği, yukarı doğru siyah bir tüy, ucu beyaz. Ve kahve cezvesi.

20170825_121050_HDR

Hakan ve eşi ile vedalaşıp bisikletlere binerek yola çıktık. Avşa adası turu yapacağız. Asfalt yolda Cem ve Yıldız gidiyor. Etrafta tek tük evler var. Sağda beton elektrik direği ve bir çöp tenekesi.

20170825_122123_HDR

Avşa adasının sahilinden giden yolda deniz manzarası ile pedal çeviriyoruz. Masmavi Marmara denizi, küçük tekneler ve karşıda küçük Ekinlik adası.

20170825_122239_HDR

Adada teknelerin bağlı olabileceği marina yapılmış. Denizin ilerisine kadar mendirek yapılmış. Azgın dalgalardan tekneleri koruması için. Kumsal, sazlık, küçük bir tekne denizde demirlemiş ve marinanın mendireği.

20170825_122455_HDR

Yol hafif çıkışlı ve inişli. Sürekli denizi görmekteyiz ve rüzgar şimdilik karşıdan karayel olarak esiyor. Yol boyu takip eden elektrik direkleri ve irili ufaklı siteler.

20170825_123006_HDR

Dedim ya buranın köpekleri insanları gibi sakin. Bizle ilgilenmiyorlar bile, çünkü adada hırsızlık olayı neredeyse hiç yok. İnsanlar evlerini kapısını hiç bir zaman kilitlemezlermiş. Hırsızlık olsa nereye kaçacak, yakalanıp ayağına bir taş bağla at Marmara denizine. Bir mikrop kurtulur dünyadan. İşte sakin bir kurt kırması köpeği bana havlamadan yürüp geçiyor.

20170825_123317_HDR

Bazı yerlerde tek tük evler de var. Oraya kadar toprak yol yapılmış ve elektrik te verilmiş direklerle.

20170825_123322_HDR

Bazı küçük siteler karşımıza çıkıyor. Küçük bir koy ve turkuaz renkli kumsalı.

20170825_123416_HDR

Adanı fazla yüksek tepesi yok ve etrafta nerdeyse hiç ağaç yok. Tepeler çalı bitkileri ile kaplı, kıyılar sazlık.

20170825_123524_HDR

Kimi yerlerde üzüm bağları görüyorum.

20170825_123726_HDR

Kıyılar sakin, kimse denize girmiyor. Deniz dalgalı. beyaz köpüklerle kumsala vuruyor. Kumsalda Zodyak bot duruyor. Sert rüzgarlara dayanıklı dikenli çalılar kumsalda top olmuş bir kirpi gibi duruyor.

20170825_123856_HDR

Top olmuş dikenli çalılara bakınca içlerinde plastik şişeler gözüme ilişiyor. Marmara denizinden gelen plastik şişeler rüzgarın etkisi ile karada çalılara kadar gelmiş.

20170825_123904_HDR

Yıldız ve Cem bisikletleri sürerken resimlerini çekiyorum.

20170825_124018_HDR

Marmara denizinin harika adasında harika bir kumsaldayım. Denizden gelen sürekli dalgalar pırıl pırıl kumlara vuruyor ve geri çekiliyor sürekli olarak.

20170825_124106_HDR

Dört ev, bir yere yapılmış, kumsalın dibinde. İyi hoş ta sadece evi yapanlara mı deniz ve kumsal. Buna izin veren zihniyet maalesef parası olana gücü yetmiyor. En az 100 metre denizden uzakta olmalı yapılar. Deniz ve doğa çirkin binalarla kirletiliyor.

20170825_124240_HDR

Yol kıyısında sarı çiçek açmış kaynana dili bitkisinin bir resmini çekiyorum. Uzaktan bakmak bana yetiyor, dikenleri çok ince. Battımı çıkarması zor.

20170825_124504_HDR

Yol bir yerden sonra toprak olarak devam ediyor.

20170825_124521_HDR

Açık denizden gelen sert rüzgara rağmen iyi gidiyoruz. Dalgalı deniz, yakındaki adalar ve tur yapan Cem, Yıldız ve ben olarak elçek resim çekiyorum.

20170825_125020

Toprak yol devam ediyor sahil boyu. Araba da geçmiyor. Sadece üç bisikletçi yolda.

20170825_125044_HDR

Bir bağın yanından geçerken durup daha yakından üzümlerin resmini çekiyorum. Avşa adasının şarabı ünlü. Bu bağlardaki siyah üzümler şaraba dönüşecek günü bekliyor. Hazır yakınında iken bir kaç salkım üzüm koparıp tadına bakıyoruz.

20170825_125409_HDR

Üzümlerin tadına baktık ve yola çıkıyoruz. Önde Cem ve Yıldız bisikletlerine binmiş bile. Benim bisikletim KUZ beni öylece bekliyor.

20170825_125712_HDR

Bazı yerde taş evler var ama terkedilmiş harabe durumda.

20170825_125831_HDR

Kayalık ve deniz muhteşem görünüyor. Denizin temizliği berraklığından belli oluyor.

20170825_130116_HDR

Bazı yerde sahil kısa ve düz bir hat oluşturmuş. Beyaz köpükler saçarak kıyıya vuruyor dalga şerit gibi.

20170825_130121_HDR

Yol denizden tepelere doğru çıkmaya başladı.

20170825_130449_HDR

Tepeyi aştık ve denize tekrar kavuştuk. Cem ve Yıldız durup mataralarından su içerken çekiyorum bir poz.

20170825_131023_HDR

Yüksekçe bir tepe ve çalılardan başka bitki yok gibi. Ağaç ta yetişmiyor, hem rüzgardan hem de susuzluktan. Su kaynakları kıt, anca yağmur suları ne kadar yağarsa. Birileri çöpleri poşete koyup bırakmış ortalığa. Nedense taşımak güç geldi. Belki de kendi meydana getirdiği çöpün arabada kokmaması için öylece doğaya bırakmış.

20170825_131112_HDR

Yine üzüm bağlarını görüyorum. Denizle bütünleşmiş sanki; yeşil ve mavi.

20170825_131355_HDR

Deniz masmavi, karşıda solda Koyun adası, üzerinde ağaç ve yerleşim yeri yok. Daha ileride Paşalimanı adası.

20170825_131400_HDR

Altınkum sahiline geldik. Burası yazlıkçıların oluşturduğu küçük köy gibi. Önde Cem ve Yıldız, parke döşeli yolda gidiyor.20170825_132940_HDR

Küçük bir limanı olan balıkçı köyü burası. Bisikletim KUZ bana poz veriyor limandaki tekne ile.

20170825_133224_HDR

Uzun bir sahili ve kumsalı olan Altınkum paralel gelen köpüklü dalgalar son noktada kumsala vuruyor.

20170825_133624_HDR

Balıkçı köyünde kahvede oturup birer çay içiyoruz. Elimizde çay bardakları ile elçek resim çekiyorum.

20170825_134342

Kısa bir çay molası bize yetti. Buradan tepelere doğru çıkmaya başladık. Adanın diğer tarafına doğru gidiyoruz. Bir tümsek üzerine derme çatma bir evin duvarındaki yazı çok ilginç. Yazıyı yazan ilkokulu zorla bitirmiş olmalı. Yazı öyle gösteriyor. Belki de müşteri çekmek için böyle yazılmış olabilir. Solda DOeALVE OReANİK YIMIRTA yazısı yazılmış. Sağda ise TOZAN DOeALVE OReANİK YIMIRTA. En altada telefon numarasını sığdıramamış, son iki rakam altta yazmış. Yazıda G harfini küçük e harfi gibi yazınca okunması zor oluyor.

20170825_140455_HDR

Tepeyi hızlıca çıkıp adanın diğer tarafına pedal çevirmeden iniyoruz. Diğer taraftaki deniz göründü bile.

20170825_140508_HDR

Dün gece karanlıkta görmemiştik. Avşa’nın meydanında kocaman üzüm salkımı heykeli var. Demek buranın ünlüsü siyah üzüm ve devamı şarap. Üzüm salkımı gerçekmiş gibi duruyor. İri taneleri ve sapın üstünde yaprakları yenilecek gibi gözüme göründü. Salkımın altındaki kaidede altın renginde harflerle AVŞA ADASI yazış. Kaide siyah füme dikine desenli ünlü Marmara mermeri ile kaplı.

20170825_141159_HDR

Bir evin duvarına yaslanmış iki bisiklet duruyor. Bisikletlerden birisi çocuk bisikleti 12 inçlik ve tamamen kırmızı renge boyanmış. Diğeri büyük 26 iç bisiklet sarı, turuncu karışık renge boyalı. İki bisikletin önünde ve arkasında çiçek saksıları konulmuş.

20170825_141958_HDR

Merkezde durmayıp direk dün gece kaldığımız eve geldik. Bahçe duvarı olmayan tek katlı evi çam ağacı bir bölümünü tamamen örtmüş durumda. Diğer meyve ağaçları da az çok evin diğer kısımlarını kapatmış. Bahçe duvarı olmayan ev çok hoşuma gitti. İleride böyle bir ev yapmayı tasarlıyorum. Evin bahçesinde duvar olmayacak. Etraf meyve ağaçları ile çevrili olacak. Sadece bir kısmı güneşi görecek şekilde yapacağım evimi. Güneşten yararlanmak gerek.

20170825_142230_HDR

Evin yanına gelince kaplumbağaların tok tok seslerini duyunca kulak kabartıp nerden geldiğini buldum. Adada yaşayan kaplumbağaların çiftleşme zamanına denk gelmişiz. Sarı otların arasında üç tane kaplumbağa cilveleşiyor. Sanırım biri dişi diğer ikisi erkek.

20170825_142433_HDR

Evde bıraktığımız eşyaları alıp Hakan’ın evine gittik. Burada bisikleti bırakıp deniz kıyısına biraz yüzmeye gittim tek başına. Sıcak iyice bastırdı öğle saatlerinde. Biraz serinlemek iyi oldu. Deniz kıyısı, karşıda Ekinlik adası

20170825_143342_HDR

Hakan’ın eve dönüyorum, eşi bize nefis yemekler tattırdı. Ellerine sağlık, ardından yine dondurma ve bir dilim kavun. Bizleri iyice şımarttılar, böyle ağırlanmak ne güzel. Evden ayrılmadan önce toplu olarak elçek resim çekiyorum. Hakan’ın eşi, kızı ve oğlu da aramızda masanın etrafında oturmuş olarak.

20170825_154040

Bisikletleri yükleyip hazırlandık. Hakan ve eşi ile vedalaşıp bizleri ağırladıkları için kendilerine teşekkürlerimizi sunduk. Hakan bizi iskeleye kadar götürdü. Biletleri alıp gemiye bindik. Gişedeki sefer tarifesinin resmini çekiyorum ne olur ne olmaz. Başka zaman lazım olabilir.

20170825_160442_HDR

Gemi hareket etti ve deniz yolculuğumuz başladı. Avşa adasından uzaklaşıyoruz. Çok sevdim Avşa adasını. Umarım bir daha gelip daha uzun kalırım doyasıya yaşayarak. Son defa Avşa adasına ve Avşa’ya bakıp resmini çekiyorum.

20170825_165811_HDR

Gemide elçek ile kendi resmimizi çekiyorum. Üç kişi mutlu bir gülümseme ile poz veriyor. Ben, Cem ve Yıldız.

20170825_165903

Dışarıdaki koltuklara oturup elçek ile bir resim daha çektim. Cem’in baş ve işaret parmağı arasında minik bir elma duruyor.

20170825_170052

Adaların arasından geçiyoruz sakince. İzlemesi bile zevk veriyor, harika bir gün, harika bir deniz ve yolculuğumuz.

20170825_171022_HDR

Geride Kapıdağı yarımadası çok uzaklarda kaldı. Daha yakında Avşa adası, o da uzaklara kayıyor.

20170825_171027_HDR

Artık önümüze bakalım. Marmara adası göründü ve iyice yaklaştık. Marmara denizinde en büyük ada Marmara adası. Tepeleri çıplak ve kayalık. Eteklerinde bazı yerlere ağaç dikilmiş küçük bir alana. Kıyı taraflarında daha çok ağaçlar var. Marmara kasabası toplu evlerin bir arada kıyıda yamaca doğru tırmanmış.

20170825_172347_HDR

Limanın ucuna yaklaştık. Birazdan feneri geçip iskeleye yanaşacak gemi.

20170825_172747_HDR

İskele göründü, artık 200 metre bir ara kaldı.

20170825_172759_HDR

Marmara adası iskelesine çıkıyoruz. İskele 2016 yılında yani geçen sene yenilenip onarılmış. Marmara adasından çıkan mermerlerle kaplanmış iskele binası komple.

20170825_173324_HDR

İskelede gemiden karaya ayak basıyoruz. Kasabanın içinde karşımıza Hakan Sevin çıkıyor. İlginç bir durum her adaya çıkışta Hakan’lar bizi karşılıyor nedense. Her yerde Hakan. Sarmaş dolaş, merhaba diyerek hasret gideriyoruz birbirimizle. Eşpedal Ege turunda tanışıp kaynaşmıştık Hakan ile. Hakan’ın buraya geleceğini biliyordum. O yüzden hediyesi olan yağlı boya resmini taktim ediyorum. Resim rulo halinde verince dürbünden bakar gibi bana bakıyor. Ben de resmini çekiyorum öyle bakarken. Hakan Denizli’den Demet ile gelmiş Marmara adasına.

20170825_174059_HDR

Çay bahçesinde birer çay içip sohbet ediyoruz. Sonra toplanma yeri olan Çınarlı köyüne doğru yola koyulduk. Yol dediğim toprak yol, henüz asfalt atılmamış bazı yerler. Kanalizasyon döşemişler, o yüzden toprak yoldayız.

20170825_184259_HDR

Yolda bize birisi daha katılıyor. Nedense bagajında küçük çantalar takmış. Çadır, uyku tulumu, mat ve diğer eşyaları sırt çantasına tıkıştırmış. Çantayı da sırtına vurmuş bayağı havaleli görünüyor. İlk defa bisikletle kampa katıldığı belli. Yol düz ve az aşağı gitse de karşıda zorlu bir yokuş bizi bekliyor.

20170825_184839_HDR

Artık yapacak bir şey yok, tırmanmaya başladık. Yokuşun yarısına geldik bile. Ha gayret az kaldı, son yokuş.

20170825_185036_HDR

Ada büyük olunca dağları da ona göre yüksek, o yüzden dağ yağmur sularını tutuyor. Çeşmeden su yavaş akıyor, su kaynağı kuvvetli demek ki. Dere taşlarından çeşme yapılmış. Gri taşlar ve beyaz taşlar desen olarak yapılmış. Çeşme başında Bisikletim KUZ ile bir poz resim çekiyorum. Önde ve arkada bagaj çantaları ve arkada sosis çanta. Tur için gerekli bütün malzemeler çantaların içinde.

20170825_185222_HDR

Akşam güneşi ufka iyice yaklaştı. Son ışıklarını Demet ve Hakan’ın üzerine vuruyor. Gölgeleri uzamış. Hakan soluna doğru denize bakıyor ne gördüyse.

20170825_190851_HDR

Yıldız ve Cem de arkalarından geldi güneşin son ışıkları üzerlerine vurmuş.

20170825_190915_HDR

İnişte kıyıda küçük bir liman, liman yeni yapılmış sanki. Bir kaç balıkçı teknesi ve büyükçe bir gemi var. Limanda pek hareket yok. Dalgakıran iki tane, biri içte sağda diğeri dışta solda.

20170825_190918_HDR

Güneş Trakya tarafında parıldayıp son ışıklarını vuruyor üzerimize. Karşıda Şarköy civarı siulet olarak görünmekte.

20170825_191206_HDR

Marmara adasının şirin köylerinden birisi olan balıkçı kasabası Çınarlı göründü. Yolu döndük mü Çınarlı tamamen görünecek. Yeni yerleri görmenin heyecanı var üzerimde.

20170825_191234_HDR

Eski  demir bir elektrik direğinde duran tabela “Çınarlı Hoşgeldiniz” diyerek bizi karşılıyor. Küçük, tek katlı bir ev ve tamamen ağaç örtüsü altında olan Çınarlı’ya giriyorum. Karşıda dik yamaçlı dağlar yüksek görünüyor.

20170825_191444_HDR

Çınarlı’ya adını veren dev asırlık çınar ağaçlarının altına çadırları kuruyoruz. Çadırlar yanımızda oturup güzel bir tarhana çorbası pişiriyoruz bir tencere. Akşam yemeğini böylece halletmiş olduk. Bankta Hakan ve Demet oturuyor, ben, Yıldız ve Cem yerde matların üzerinde bağdaş kurarak oturmuş durumda resim çekiliyoruz. Muhabbet gırla gidiyor.

20170825_201211_HDR

Çınarlıya adını veren çınar ağaçlarından birisinin yanında duran bisikletim KUZ ile resmini çekiyorum. Çınar ağaçlarının yaşı yaklaşık 1.000 yıllık var. Dev gövdeleri bozulmadan günümüze gelmiş. Kalın ve güçlü dalları 1.000 yıldır fırtınalara dayanmış ve geniş bir alanı kaplamış durumda. Böyle bir kaç ağaç geniş bir alanda yer bulmuş kendine ve dokusu bozulmadan günümüze gelmiş. Sakin bir balıkçı kasabası tam kafa dinlenecek yer. Hem Dünyanın 2. en az nem olan yerlerinden birisi. Adada çıkarılan mermer nemi barındırmıyor ve nemsiz bir ortam sağlıyor. Sadece bol oksijen ve iyot kokusu var.

Marmara adası tarih boyunca sürgün yeri olarak yaşamıştır. Sürgün yeri olması ve ana karaya bağlı olmadan zorunlu olarak burada kalınması hasretliği ve yorgunluğu dile getirir. Nazım Hikmet’in sürgünde iken yazdığı İstanbul hasretini yazdığı Mavi Liman şiirindeki Çınarlı burayı andırıyor sanki. Nazım Fransa da hastalık döneminde bu şiiri yazmıştır.

Çok yorgunum
Beni bekleme kaptan

Seyir defterini başkası yazsın

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
Beni o limana
Çıkaramazsın

Nazım Hikmet RAN

İri gövdeli 1.000 yıllık çınar, kalın dalları gecenin karanlığını örterken sokak lambalarının parlak ışıkları etrafı ve ağacın altını aydınlatıyor.

20170825_222536_HDR

Gecenin bir yerine kadar sohbet, kahve ile zaman geçirdik. Kayıt masasında kaydımızı da yaptırıyoruz festival komitesine. Festivale Ferdimen de gelmiş, buluşuyorum Ferdimen ile. Yatma zamanı gelince Hakan’ın çadırı yok, kalacak yeri de yok. Ona hamağımı veriyorum, artık uyku tulumuna sarılıp yatsın. Yapacak bir şey yok. Herkes birbirine iyi geceler dilekleri ile çadırlarına girip yatıyor.

Avşa adası turumuz toplam 14 Kilometre civarı

Haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

Marmara adasında Çınarlıya kadar olan bölüm 6.5 Kilometre. Bu gün yaptığım toplam yol 21 Kilometre civarı.

Aşağıda Marmara – Çınarlı arası yol haritası

Powered by Wikiloc

Uluslararası Kosova Bisiklet Turu, Hazırlık

Kosova Bisiklet Turuna Hazırlık

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

 YOL GÖRÜNDÜ

Gidiyorum dedim

 Zor olmayacak mı dedi

 Kolay var mı dedim

 Sen ki Gölü’nü beslemek için Taşı delip akıyorsun

 Haklısın dedi Zora alışıp yol ediyorum

 Yolu bulup akmak Lazım dedim

 Kendi yolunu açıp Akman Lazım dedi

 Yollara akmak lazım dedim

 Yolunda akasın, dedi

 Gözüme bir damla verdi akıttı

Al dedi yolluk olsun….

Esmaeseraçıkgöz

 

Öne çıkmış olan görsel, avucumda böğürtlen, bisikletim KUZ ile birlikte.

20150811_122347

Türkiye’nin bir çok yerinde bisiklet festivali düzenleniyor. Bisiklet festivalleri o kadar çoğaldı ki aynı tarihlerde 3 ayrı yerde görmek olası. Her yıl tekrarlanan bisiklet festivallerinin bazılarına gittim. Festivallere giderken araç kullanmayı sevmediğimden festivalin yapıldığı yere kadar bisikletimle gitmeyi tercih ettim.

Festivalde en önemli unsur ; yemek, çadır kurma yeri, duş ve tuvalet. Bu üçünü haletin mi gerisi kolay. Bunlar önemli festivalde. Diğer bir konu da turu götürecek ekibin iyi olması. Ekipteki arkadaşlar tur güzergahlarını iyi bilecek, olabilecek sorunların üstesinden anında başa çıkıp güvenli bir biçimde tura katılanları varacağımız noktaya götürmek. Turda bir öncü ve bir artçı olmalı ve turdakileri kimseyi yolda bırakmadan hep birlikte yol almalı. Lastik patlağı ya da herhangi bir arızada teknik konuları çözebilmeli. Diğer bir konu da mutlaka ufak tefek yaralanmalarda kullanılmak üzere sağlık çantası olmalı. Bunların dışında festival harcamaları için sponsor bulunursa katılımcılardan alınacak ücret düşer. Tabi ki sponsorun ne kadar katkı sağlayacağı önemli.

Ben Kosova Prizren doğumluyum, 9 yaşımda ailem ile birlikte Türkiye’ye göç ederek İzmir’e yerleşip evimizi yaptık. Diğer akrabalarım hala Kosova da yaşamakta ve sık sık Kosova’ya gidip geliyorum. Bisikletçi arkadaşlarım Kosova da bisiklet turu yapalım diye bana istekte bulunuyorlardı sık sık. Ben de ne zaman vizesiz gideriz o zaman Kosova da ve Balkanlar da bisiklet turu yaparız diyordum. Gerçekten de şu vize işlemleri, konsoloslukta bin bir çeşit eziyet. Yetmedi sınırda bekleme, gümrük memurunun insafına kalmışsın. Bunları hiç sevmiyorum ve daha çok gidip gelirken uçakla yolculuk yapıyorum. Kosova’ya gitmek için 3 sınırdan geçmek gerek. Her sınırda bir çıkış işlemi yaptırıyorsun bir de diğer ülkeye girerken giriş işlemi. Benim için büyük eziyet. Her gün gümrük memurlarının yüzlerce insanla uğraşmasının getirdiği psikolojik bozukluk ister istemez kapıdan geçen insanlara yansıtıyor.

Böyle gidip gelmelerde geçen yıl Prizren de Perşembe akşamı bisikletçileri grubu kurdum. Bisikletçi Yaşar Curci ile tanışıp birlikte her perşembe saat 20:00 de Prizren’in merkezinde Şadırvan çeşmesindeki meydanda buluşup şehir turu atmaya başladık. Bir kaç perşembe turundan sonra ben görevi Yaşar Curci’ye bırakarak Türkiye’ye döndüm. Yaşar elinden geldiği kadarı ile her perşembe turu yaptı. Bu yıl Kosova’ya gidince Perşembe akşamı bisikletçilerinin 1. yıl dönümü oldu. Yıl dönümü için güzel bir pasta yaptırdık hep birlikte.

220120158569

Kafamda olan Kosova bisiklet festivali için çalışmalara başladım. Kosova da yada başka bir yerde bisiklet festivali yapmak için kurumlar ve sponsorlar için resmi bir kimlik, yani dernek olmak gerek. Bunun için Prizren Bisikletçileri Derneği kurma çalışmalarına başladık. Dernek kurucuları oluşturup resmi makama başvuruyu yaptık. Haritadan tur rotasını planlayıp kamp yerlerini, mola yerlerini belirledik. Tur programını hazırlayıp nerede mola vereceğimiz, nerede kamp yapacağız, hangi yoldan gideceğiz, bunların hepsini tek tek belirledik. Festival tarihi Prizren de her yıl yapılan Dokufest kısa film festivalinin son gününde biz de orda olacak şekilde ayarladık. 16 Ağustos pazar günü film festivalinin son günü. Ertesi gün biz turumuza başlayacaktık. 5 gün boyunca Prizren’den başlayıp Gjakova – Peja – Mitrovica – Priştine – Ferizay – Prizren dolaşacaktık. En önemli sorun yemek işi oldu ama tanıdık birisini yemek işi için görüştüm. Yemek listesini vererek bana günlük fiyat çıkarmasını söyledim. Her gün sabah kahvaltısı, öğle yemeği, akşam yemeği ve günde 2 kez çay. 5 gün boyunca bize bulunduğumuz yere getirerek yemekleri saatinde verecekti. Yemek listesine göre günlük kişi başı fiyatı bildirince anlaştık. Yemek işi hallolmuştu, benim için en büyük iş buydu tur için. Henüz dernek kurulmadığı için belediyelerle resmi görüşme yapamadık. Hava kış ve soğuk olduğundan tur keşfi de olmadı. Keşif işlerini bahar aylarına bıraktık. Dernek kurulduktan sonra da resmi başvuruları yaparsınız diyerek Yaşar Curci’ye görevi bırakıp Türkiye’ye döndüm.

Daha sonra hazırlıklara başladım. Tur için düşündüğüm katılımcı sayısı 30 kişi. Ne olacak? nasıl olacak? bilemediğimden daha kalabalık yapmak istemedim. Tur 16 Ağustos 2015 – 22 Ağustos 2015 tarihleri arasında yapılacağından son 1 ay kala duyurusunu facebook ta etkinlik açarak bildirdik. Muhlis Dilmaç ile birlikte tur programı, tur rotası ve gidiş dönüş otobüs işlerini ayarlayıp katılımcıları belirledik. Yemek işini yapacak tanıdık işten vaz geçince ne yaparız diye düşünürken zaten her yerde köfteci, lokanta var. Fiyatlar da ucuz diyerek bir şekilde hallederiz dedik. Benim Kosova pasaportum olduğundan Bulgaristan dan vize almam gerekti. Son bir hafta kala vize için firmalara gidince vizenin bir hafta süreceğini öğrendim. Vize yetişmediği için uçakla gitmeye karar verdim. Bu bana biraz tuzluya patladı ama turu ben düzenlediğim için gitmem gerekti. Katılımcıların çoğu yeşil pasaportlu idi. Sadece biri şengen vizesi aldı, o da bin bir güçlükle.

Nasıl olsa uçakla gideceğimden biraz erken gidip henüz belirlenmemiş kamp yerlerini ayarlamam gerekti. Bisikletim için bir kutu aldım bisikletçiden. Tekerleklerini söküp havalarını indirdim. Bisikleti ve bagaj çantamı kutunun içine yerleştirip kutunun kapağını güzelce bantlıyorum. Bisiklet kolisini tartı aletinde tartınca 32 kg geldiğini gördüm. Uçakta bagaj hakkı 20 kg, ne yapacağız, 15 kg fazla var. Yanıma da öyle fazla bir şey almadım. Neyse 20 kg ilave bagaj aldım. Gideceğim gün daha önce bisikleti ile uçağa binmiş arkadaşım Mehmet Değirmenci’yi aradım telefonla bisikleti nasıl verdin diye. O da ” Bileti chek-in yaptırırken bisiklet olduğunu bildiriyorsun. Bisiklet ücreti 80 TL ödeyip tartıya girmeden koliyi alıyorlar” dedi. Ee ben ilave bagaj ücreti ödedim. Dur bakalım ne olacak. Yeğenim Beni arabasıyla hava alanına bıraktı. Bagaj el arabasına koliyi koyarak içeri girdim. Şansıma girişteki kontrol yerlerini kaldırmışlar İzmir de. Biletlerin alındığı yere gelip bileti almak için kimliğimi verdim. Görevli kolide ne var diye sormadan bisikletim var deyince “git ücretini yatır” dedi. Ücretini yatırdım gişesinden, sonra gelip biletimi aldım. Bisiklet kolisini tartmadan alıp götürdü bir görevli. Koli İstanbul da almadan direk Priştine de alacağım artık.

Uçak biletini alırken sabah uçağı 06:20 de İzmir İstanbul bilet fiyatı Akşam 23:15 uçağından 100 TL fazla olduğu için akşam uçağına almıştım. Nedense uçaklar rötarlı olduğu için benim uçağım 00:15 te anca kalkabildi. Bence sakıncası yoktu, nasıl olsa İstanbul Sabiha Gökçen hava alanında sabaha kadar bekleyecektim Priştine uçağının kalkış saatini. İstanbul’a vardım, saat 02:00 oldu bile. Hemen iç hatlardan dış hatlara gelerek pasaport kontrolünden geçerek sakin, yatabileceğim bir yer arayıp buldum. Yanımda el bagajı olarak bagaj çantamın üst kısmı var. İçinde de çamaşırlarım, pantolon ve tişörtler var. Polar ceketi ve kot pantolonu giyerek oturma yerine uzandım. Yastık olarak el çantası işe yaradı. Sabaha kadar öylece fazla derin uykuya dalmadan uyudum. Sabah olunca kalkıp tuvalette elimi yüzümü yıkayıp yanımda olan bisküvi ile sabah kahvaltısı yaptım. Eskiden 100 ml den fazla sıvı alamazdın dışarıdan hava alanının içine. Şimdi 1 Litreye kadar alabiliyorsun. Hava alanında nedense dükkan kiraları aşırı pahalı olduğu için yarım litrelik bir şişe su 4 TL civarında. Yiyecekler de ona göre ateş pahası, sanki aylık gelirimiz 10.000 Euro anasını satayım da dükkan kirasını ödesin. Suyumu da İzmir de evde çeşmeden doldurmuştum. Tonu 4 TL, burada tonu 16.000 TL. Bileti akşamdan aldığımdan uçağın binileceği kapı sabah saatlerinde monitörden öğrenerek kapıya doğru giderek açılmasını beklemeye başladım. Uçaklarım biri iniyor biri kalkıyor. Hava yağışlı diyordu ama parçalı bulutlu görünüyor dışarısı.

20150811_075256

Fazla rötar yapmadan uçak havalandı. Telefonum uçak modunda sadece resim çekmek için açtım. İstanbul – Priştine uçuşu 1 saat 15 dakika sürdü. Tam kanat üstündeyim, hem de pencere kenarında. Uçağın kanadını çekiyorum.

20150811_100837

Priştine hava alanına indi uçağımız. Pasaport kontrolünden geçerek bisiklet kolisinin gelmesini bekledim bir süre. Bagaj alım yerinden kolinin gelmesini beklerken el arabası ile bisikletim gelmiş haberim yok. Akamı dönünce kolimi gördüm, el arabasına üstünde öylece ortada duruyordu. Kolimi alıp tam çıkacakken gümrük polisleri beni durdurarak kolinin içinde ne var diye sordu Arnavutça olarak. Bende bisiklet var dedim tarzanca. Gümrük memuru maket bıçağı getirerek koli banlı olan kapağı keserek açtı. İçine şöyle bir baktıktan sonra geçebilirsin dedi. Diğer memur elimde koli bandı getirerek kapağı tekrar bantlamak istedi. Ben de gerek yok diyerek bantlatmadım. Araba ile koliyi dışarı çıkardım. İlk defa hava alanında beni karşılamaya kimse gelmedi. Bisiklet ile geldiğimden Prizren’e kadar bisiklet sürecektim nasıl olsa. KUZ’u kolisinden dikkatlice çıkararak tekerlekleri taktım. Ardından inik olan lastikleri pompa ile şişirdim, yola çıkmaya hazırım artık. Ben bisikleti toplarken meraklılar etrafımda toplanmaya başladı. Herkes bir şey soruyor Arnavutça, ben de Tarzanca cevap veriyorum. Koli içinde bisikletim.

20150811_104142

KUZ yola çıkmaya hazırdı, ilk defa yurt dışında bilinmeyen yerlerde gidecekti. Koliyi taşımaya gerek olmadığından katlayıp duvar kenarına bıraktım. KUZ ters olarak yerde nalları dikmiş olarak duruyor. Arkasında karton koli.

20150811_104823

Priştine Adem Jashari Havaalanı, KUZ ile bir resmini çekiyorum.

20150811_111149

Bagajın arkasına sarı yeleği takıyorum ki arkadan gelen arabalar beni fark etsin diye.. Sarı yelekte fosforlu iki şerit var.

20150811_111207

Hazır olunca yola çıktım, daha önce gideceğim yolu Wikioc adlı harita programında çizip telefonuma yüklemiştim. Program tam çalışmayınca bu kez navigasyon programını açtım. Hava alanı içinden geçen bir yol var, gideceğim yere doğru diğer yolla birleşiyor. Yol çok sakin, bir süre sonra Nato’nun askeri kamyonları görünmeye başlayınca herhalde askeri bölgeye girdim ilerde geri döndürecekler endişesi ile geri dönerek arabaların gittiği yoldan gitmeye başladım. Havaalanından çıkan yolu görünce sadece beton bariyerle araç girmesin diye kapatıldığını görünce boşuna geri döndüğümü anladım. Artık yapacak bir şey yok diyerek yola devam ettim. Önüme küçük köyler çıkıyor ama hiç birinde durmadan geçiyorum. Zaten köylerde bir şey yok, herkes işinde gücünde.

20150811_121115

Dağın bu tarafı ağaçsız, çıplak tepeler görünümünde. Biraz yükseklerde solda ağaçlar görünüyor. Yanımda evde yaptırdığım börek ve limonata var. Henüz kahvaltı yapmadım. Etrafta gölgelik bir alan olmadığı için güneşin altında durulmaz deyip dağa doğru çıkmaya devam ediyorum.

20150811_121343

Yol kıyısında böğürtlenler olmuş, hem de bayağı iriler. Durup atıştırıyorum taze olgunlaşmış siyah böğürtlenleri. Tatları nefis, yemeğe doyamıyor insan. Böğürtlenleri dalında çekiyorum.

20150811_122205

gi

git dedin

giderim dedim

gitme dedin

gitmem dedim

artık sen bilirsin dedin

artık ben bilrim dedim

agim rıfat yeşeren

Avucumda böğürtlenler ve bisikletim KUZ. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

20150811_122347

Ağaçlık alana geldim ama öyle yol kenarında düzlük yer olmadığından  dağın tepesine çıkıp inişe geçtikten sonra şöyle oturup karnımı doyuracak gölgelik bir alan görünce hemen duruyorum. Böreğimi limonata ile afiyetle yiyerek karnımı bir güzel doyuruyorum. Bayağı acıkmışım.

20150811_124747

Yoldan geçen arabalar beni fark etmiyor. Sadece traktörle geçenler beni fark ederek meraklı gözlerle bakıyorlar. Karnım doydu, ee bunun üstüne bir kahve gitmez mi ? Kahve takımımı çıkarıp kendime şöyle güzel bir kahve pişiriyorum. Keyfimin kahyasına diyecek yok çünkü yerine geliyor keyfimin kahyası. Kahve pişmekte bir güzel. Kamp tüpü üzerinde içi kahve dolu cezve pişerken yanında fincan.

20150811_130107

hiç önem vermediğim

çok önemli bir şey var

nedir o

ah !  bir bilsem nedir o

agim rıfat yeşeren

20150811_125806

Daha önce haritada çizdiğim yolu göremediğimden artık sorarak gidiyorum Prizren’e doğru. Marketteki çocuğa Prizren’e hangi yoldan gideceğimi sorunca o da bana sağdaki yola gideceğimi gösterdi. Güneşe bakarak az çok ters tarafa gittiğimi anlayıp motorlu birine daha sordum. Motorlu gittiğim taraf otobana doğru gidiyor dedi. Diğer taraftan gitmemi söyledi. Otobana bisikletle girmek yasak olduğunu biliyorum. Motorcu da bunu bildiğinden bana doğru yolu göstermişti. Üzüm bağı ve dağlar.

20150811_132931

Daha sonra bir köyde yol ikiye ayrıldığını görünce duraksadım. Sağdan dağa doğru gitmem gerektiğini tahmin ediyordum ama emin olmak için arabalı birine soruyorum yolu. O da ileride giden otobüsü takip etmemi söyledi. Neyse adamın dediği yerden gitmeye başladım. Ama yolun biraz uzattığını fark ettim ana yola çıkınca. Nedense Türkiye de olduğu gibi burada da yolu tarif edemiyor insanlar. Kendi bildiği yolu gösteriyorlar. Kestirme yada alternatif yolları bilemiyorlar maalesef. Beni her zaman yanlış yola sokuyorlar. Şu navigasyonu artık öğrenmem şart.

20150811_145306

Ana yola çıkınca hafif rampada zorlanmadan bisiklet sürmeye başladım. Kosova da araçların nasıl hareket edeceğini bilmiyordum. Gittiğim bu yolda araç trafiği yoğun. Ama dikkatimi çeken bir şey oldu; araçlar beni sıkıştırmadan, karşı yönden gelen araba olmadığı zamanda geçtiklerini fark ettim. Bu iyi bir durumdu, demek rahat gidecektim. Dhula diye bir yere doğru çıkıyorum. Çıkışı fazla sert olmayan bir yol da ilerliyorum. Bu ikinci dağ tırmanışım olacak. Zirveden sonra sadece iniş olacak ta Prizren’e kadar. Yol kıyısında meyve satan bir seyyar satıcıdan muz, şeftali ve üzüm alarak biraz vitamin takviyesi yapıyorum. Fazla yorulmasam da biraz dinlenmek iyi geldi.

20150811_151849

Bizde olduğu gibi burada da yol kenarları pet şişelerle dolu. Arabasında suyunu içen camdan dışarı atıyorlar sorumsuzca.

20150811_162059

Nihayet dağın zirvesine vardım. Bundan sonra iniş, zirvede durup bir resim çekiyorum KUZ’u. Prizren karşıda görünen dağların dibinde. Daha önce arabayla bir çok kez yolda gidip gelmiştim. Bana bu yokuşlar sert görünmüştü. Oysa bisikletle fark etmedim bile. Tıngır mıngır rahatça çıktım zirveye kadar. KUZ kavşağın ortasında.

20150811_162115

Zirveden aşağı kendimi bırakıyorum. Hızım zaman zaman 60 km’yi geçiyor. Yokuşu çıkarken beni sollayan arabalar artık beni sollayamıyorlar. Arabalarla aynı hızda iniyorum düzlüğe kadar. İniş elbette hızlı olunca çabuk oluyor. Ama rüzgar etkilemesin diye yağmurluğumu giyiyorum inmeye başlamadan önce, terliyim çünkü.

20150811_164132

Yol kıyısında restorant’ın yanında  tahta fıçı görüyorum. Fıçı ilgimi çekiyor, hem kocaman hem de elips biçiminde. Daha önce gördüğüm tahta fıçıların hepsi yuvarlaktı. Tahtalar dik, enine dört tane demir çemberle fıçı sabitlenmiş.

20150811_165252

İniş bitince düzlükte bisiklet sürmeye başladım. Düzlük dedimse hafif bir inişle gidiyorum. Gördüğünüz gibi yol kıyısında emniyet şeridi yok ve düşük banket. Araçlar saygı gösteriyor bana. Trafikte beraber gidiyoruz sorunsuz.

20150811_170740

Yaşar Curci ve yeğenim Denis benim geleceğimi biliyorlardı. Sadece ikisine haber vermiştim geleceğimi. Beni yolda karşılayacaklardı. Yaşar’ın işi çıkmış gelemiyor, Denis geliyor karşılamaya. Prizren’e yakın bir yerlerde buluşuyoruz Denis ile. Beraber tek sıra gidiyoruz, yol dar, yan yana bisiklet sürmek imkansız. Prizren şehrine giriş tabelası önünde durup resim çekiliyorum. Tabelada dört dilde yazılmış, Arnavutça, Sırpça, Türkçe ve İngilizce. Arnavutça; mirë se vini. Sırpça; Dobro došli. Türkçe Hoşgeldiniz. İngilizce; Welcome. Altında Prizren ve hız sınırı uyarısı kırmızı daire içinde 40 Km hızla gidileceği belirtilmiş. Denis beni tabela önünde çekiyor.

20150811_175945

Prizren de bir çok akraba var, ilk defa bisikletle böyle giriş yapıyorum. Benim için alışılmadık bir olay. Garibime gidiyor, şu sınırlar, vize olayları olmasaydı İzmir’den gelmek isterdim buralara kadar. Bir çok akraba olunca Denis nereye gideceğimi soruyor. Ben de ilk önce Şadırvana gidelim, bir makiato içelim çeşmeye karşı. Akşam üzeri saat 19:00 civarı. Kimseyi görmeden Şadırvana gelerek bir resim çektiriyorum KUZ ile. Arkada Şadırvan çeşmesinde su içen insanlar. Yer Arnavut kaldırım taşı ile döşeli.

20150811_182543

Dokufest film festivali olduğu için Şadırvan meydanı kalabalık. Çeşmenin üstüne de bizim havaalanı işletmesi Tav şirketi maket uçaklarla kapatmış. Tekrar gelmek için ilk önce Şadırvan çeşmesinden su içtim. Su dağlardan geliyor, buz gibi soğuk, sürekli akıyor durmadan. Denis ile kafeye oturup makiatoları ısmarladık. Denis’e babasını telefonla aratıp “Türkiye den bir arkadaşın gelmiş, seninle buluşmak istiyor Şadırvanda” demesini söyledim. Amcaoğlu Muharrem bir süre sonra Şadırvana geldi, meraklı gözerle bizleri arıyor neredeyiz diye. Ben onu gördüm ama o beni fark etmedi ilk önce. Ayağa kalkıp kendimi gösterince çok şaşırdı, sevindi, ne yapacağını bilemedi. Hasretle kucaklaştık çarşının ortasında. Benim geleceğimi hiç beklemiyordu. Beraber oturup hal hatır sormaya başladık. Geleceğimi biliyordu ama erkenden gelmemi beklemiyordu doğrusu. Makiatoları içtikten sonra izin istedim. “Nereye gidiyorsun bize gel” ısrarlarına karşılık; “Halama gideceğim ilk önce onunla buluşayım” diyerek halama doğru yola çıktım. Ne de olsa Kosova da ailenin en büyüğü. Alttan uçaklarla çekiyor beni Denis.

20150811_182554

Halamların da geleceğimden haberi yoktu. Bahçe kapısına bisikletin ön tekeri ile vurarak açıp içeri girince halamın oğlu, yengem şaşırdılar ne oluyor diye. Beni görünce sevinçle karşıladılar, hasretle kucaklaştık. Halam içerideydi, içeri girip beni görünce o da şaşırdı, sevinçten başladı ağlamaya beni görünce. 88 yaşında Tonton bir ihtiyar halam var. Hal hatır sormalardan sonra halamın oğlu bahçede kendisinin yetiştirdiği patlıcanları ( domates ) övünerek gösterdi. Domates te neredeyse bir kilo gelecek, maşallah. Kızarmış bir domatesi kopararak akşam yemeği için mutfağa götürdü.

20150812_082439

Ertesi gün akrabaları dolaşarak buluştum. Kosova turu için hemen araştırmalara başladım. Amca oğlunun arabası ile tüm Kosova’yı dolaşıp kamp yerlerini, mola yerlerini belirlememiz gerek. Buradaki arkadaşlar hiç bir ön hazırlık yapmamışlar. Artık benim halletmem gerek. İlk önce Prizren de dere kenarındaki kamp yerine giderek işletmeye bakan görevli ile görüştüm. Yanımda Denis var, tercümanlık yapıyor. Ben çok az Arnavutça biliyorum, kimisi hiç Türkçe bilmiyor yada az biliyor benim gibi. Kamp görevlisi ile anlaşarak ilk sorunu hallettik böylece. Kampta Dokufest film festivaline gelen çadırcılar kalıyor. Bize de yer var kamp alanında.

20150812_163825

Kamp yerini hallettikten sonra ertesi gün araba ile Turda gideceğimiz yerleri dolaşmaya başladık Denis ile. İlk önce Kosovanın Drin nehrinin aktığı, Şivan köprüsüne geldik. Burada çay ve dinlenme molası vereceğiz. Burayı işleten elemanla görüşerek neler var, ne içebiliriz, ne yiyebiliriz diye oturup konuştuk. Öğle yemeği burada olacak, nehir balığı pişirebilirim deyince fiyatta da anlaştık. Restoranın bahçesi, üstü çardak, masalar altına konmuş. saksılarda bitkiler var. Denis’i çekiyorum bahçede.

20150813_092448

Şivan köprüsü, her yıl buradan nehre atayışlar düzenleniyor. Aslında burada kamp yapılabilir, yer uygun ama Prizren’e yakın bir yer. Köprü tek kemerli ve büyük

20150813_092504

Gideceğimiz yolda çeşmeler var, demek ki susuz kalmayacağız. Kalın gövdeli bir ağacın gövdesine çeşme yapılmış. Su içerken Denis beni çekiyor ağaç ve çeşme ile.

20150813_120450_HDR

Gjakova da kamp yeri için Spor müdürü ile görüşerek nerede kamp yapılır diye danışınca bize kamp için. Spor müdürlüğü bahçesinde yer gösterdi. Tuvaletler de var, bakımsız ama idare eder. İlk gün için kamp yeri ayarlandı. Kampı çimenlerin üzerine kuracağız. Çimenlerin üstünde şimdilik kargalar dolaşıyor.

20150817_173432

Gjakova kamp yeri ayarlandıktan sonra Peja’ya doğru gittik. Peja da Spor biriminden sonuç alamadık. Öğlen tatiline denk geldiğimiz için biz de öğlen yemeğini yedik bu arada. Turizm infarmasyon bürosunda ki görevliden nerede kamp yapabiliriz diye sorunca Peja dan 1.5 – 2 km uzakıkta, dağların arasında Rugova denilen yerde uygun kamp atabilirsiniz deyince hemen o yere gittik. Dağlardan gelen dere kenarında muhteşem bir yer keşfettik. Dere önüne set çekip yüzmek için havuz yapmışlar. Su soğuk çünkü devamlı akıyor dere. Yanımıza şortları almamıştık, yoksa şöyle bir serinlemek iyi olurdu. Dere üstüne bir de köprü yapmışlar, gençler köprü korkuluklarına binip havuza balıklama atlıyorlar. Cesaret işi, gençler bunu başarıyor daha küçük yaşlarda. Köprü üstünden havuzu ve yüzenleri çekiyorum.

20150813_142921

Derenin geldiği dağlar ve vadi.

20150813_143006

Restoran sahibi ile anlaşıyoruz akşam yemeği ve sabah kahvaltısı için. Düzlükte de kampı kurabileceğimizi söyleyince Peja kamp yeri de hallolmuş oldu.

20150813_143056

Peja dan sonra dağların kıyısında bulunan İstok adlı kasabada öğlen molası için durduk. Burası alabalık üretim yeri, büyük havuzlarda binlerce alabalık dağlardan gelen soğuk sularda yetişiyor. Ayrıca Trofta adlı restoranda alabalıkları çeşitli biçimde pişiriyorlar. Fiyatlar da uygun. Restoran sivri servilerin arasında kaybolmuş gibi.

20150819_120050_HDR

Daha sonra yolumuza devam ettik. İstok yolu dağların kıyısından gidiyor. Anayoldan bir süre uzaklaştık. Anayola çıktıktan sonra iniş ve çıkışlar başladı, ta Mitrovica’ya kadar. Ben de Denis de ilk defa geliyoruz Mitrovica’ya. Açıkçası biraz çekincelerim var, devamlı Sırplarla Arnavutlar arasında çatışmalar olduğunu televizyonlarda duydum. Bakalım ne olacak. İki şerefeli minareli cami. Adı İsa Beg camisi.

20150813_171800

İşte Mitroviça’nın ortasında akan nehir, adı İbre nehri. Şehri ikiye bölmüş. Hem öyle bir ikiye bölünmüş ki. Kuzeyde Sırplar oturuyor, güneyde ise Arnavutlar. Aralarındaki düşmanlığı dere biraz soğutmuş durumda. Pek diğer tarafa geçmiyorlar karşılıklı olarak. Geçerlerse kavgalar başlıyor. Mitroviça da sorunların başlıca kaynağı değerli altın madenlerinin burada Sırpların oturduğu bölgede olması. Altın madenini kaptırmak istemiyorlar Arnavutlara. Aslında eşit paylaşsalar hem Sırplar hem de Arnavutlar ihya olur. Gerçi bu durumda olmasının nedeni altın madenini işleten şirketler. Bu şirketler böyle anlaşmazlıkların ortasında istediği gibi altını çıkarıp halka zırnık koklatmadan kendilerine alıyorlar. Sırplar da madenler elimizde diye avuna dursun. Sırplar devamlı Arnavutlarla uğraşmaktan kendileri de fakir. Aşırı milliyetçiler sayesinde adil paylaşılmayan altın çatışmalara neden oluyor.

Dere kenarında nerede kamp kurabiliriz diye Denis ile araştırırken restorana girip birer makiato içtik. Denise restoranda çalışanlara sor bakalım nerede kamp kurabiliriz diye. Denis sorunca kasadaki arkadaş telefonla birini aradı. Saat 17:00’yi geçti bile. Arkadaş Mitrovica’nın Spor müdürü ile görüşmüş. Spor müdürü bir süre sonra geldi yanımıza. Ardian Kavaja, Mitroviça da Türkçe bilen çok, çat pat Spor müdürü ile anlaşıyoruz. Makiatoları içerken nerede kamp kurabiliriz deyince dere kenarı sakıncalı ve tehlikeli olduğunu söyledi. Spor müdürü Ardian bize hesabı ödetmedi, kendisine teşekkür ettik. Kamp yapacağımız yere yürüyerek gittik. Pazar yeri gibi, bir tarafında okul olan geniş bir yerde kamp yapabileceğimizi söyledi. Zemin beton, olsun önemli değil. Tuvalet yakında, çeşmede var, daha ne olsun diyerek anlaştık müdürle. Mitroviça da bayağı çay satan çayhaneler var. Burada çay için sorun yok, diğer yerlerde kafeler daha çoğunlukta. İbre nehir kenarı, yürüme yolu kademeli.

20150813_173021

İbre nehri üzerinde İbri köprüsü.

20150813_173034

Mitroviça kamp yerini ayarladıktan sonra Priştine’ye doğru yola çıktık. Bisikletle gideceğimiz yol Vıçıtırın’a kadar ara yol ve tenha. Akşam olmak üzere, gündüz gözüyle yetişebilirsek son kamp alanını da ayarlamamız gerek. Şimdiye kadar işlerimiz iyi gittik, kamp yerleri ayarlandı. Ferizaj nasıl bir yer, kamp için bir yer bulabilecek miyim, bunun endişesindeyim. Priştine de öğle yemeği yiyecektik ve şehri şöyle bir turlayacaktık. Denis Priştine de Üniversitede okuduğundan Priştine’yi avucunun içi gibi biliyor. Onun için şehre girip zaman kaybetmeden doğruca Ferizaj’a devam ettik. Priştine yakınlarında Kosova savaşında şehit düşen Sultan Murat’ın türbesi var. Ana yola çok yakın, tabelası da gösteriyor. Yol çok kalabalık, akşam saati. Başkent Priştine’de işi olan gelip işini hallettikten sonra geldiği yere doğru gidiyor. Ayrıca Makedonya’ya giden yol burası. Fazla derecede araç trafiği var. Bakalım bisikletlerle buradan nasıl geçeceğiz. Priştine – Üsküp otoban yol yapımına başlanmış, ne zaman biter bilinmez. Akşam hava kararmadan Ferizaj’a vardık. Araba içinden kiliseyi çekiyorum.

20150813_200614

Arabayı uygun bir yere park ettikten sonra şehirde yayan olarak dolaşmaya başladık. Karnımız da acıktı, bir şeyler atıştırıyoruz. Karnımızı doyururken karşımızda bir berber dükkanı gördüm. Denis’e ” Sor bakalım çadır kurabileceğimiz bir kamp yeri var mı?” diye. Berberlerin kulağı delik olur. Denis te berbere sordu ama berberin kulağı delik değilmiş bunu öğrendik. Şehirde araç trafiğine kapatılmış yürüme yolunda şöyle bir turladıktan sonra hadi gidelim artık diyerek arabanın olduğu yere gitmeye başladık. Giderken cep telefon aksesuarları satan bir dükkanın önünde bir bisiklet var. Markalı ve kaliteli görünüyor. Denis’e sor bakalım bisikletin sahibi kim diye. Dükkana girip soruyor Denis. Bisikletin sahibi vücudunda dövmeleri olan kel kafalı biri. Bunu öğrendikten sonra “Biz de bisikletçiyiz, Kosova da bisiklet turu yapacağız, Ferizaj da çadır kurabileceğimiz bir yer var mı? ” diye muhabbete başladık. Muhabbete dükkan sahibi de karışınca bize piknik yapılan bir yerde kalabilirsiniz deyince tamam dedim kamp yeri bulduk. Denis kamp yerinin olduğu yerin tarifini aldıktan sonra kamp yerine doğru hareket ettik.

Şehrin merkezinde aynı alanda birbirine duvar komşusu Cami ve Kilise. Aralarında da saat kulesi. Hepsini bir yere yapmışlar. Kilise solda, dört kubbesi yüksek duvarların üstünde. Ortasında daha geniş bir kubbe ile çatısı örtülmüş. Saat kulesi kiliseden biraz küçük, altı katlı. Cami iki minareli ve geniş bir kubbesi var.

20150813_202011

Hava iyice karardı, etraf ışıkların gösterdiği kadarını görebiliyoruz. Sora sora kamp yapacağımız yerin giriş yolunu bulduk. Yol bayağı dik ve toprak. 500 Metre kadar çıktıktan sonra restoran çıkıyor karşımıza. Birer makiato içip kamp yerini soracağız. Restoranın sahibi ile muhabbete başladık. Tabi ki Denis Arnavutça konuşuyor, ben de anladığım kadarı ile çat pat bazı kelimelerle muhabbete karışıyorum. Biraz yukarıda ormanlık alanda kamp kurabiliriz. Yemek ve tuvalet restoranda olacak. Fiyatta da anlaştık. Artık gecenin bu saatinde göz gözü görmüyor başka neresini bulacağız.

Böylece son kamp yerini de ayarladıktan sonra derin bir nefes aldım. İçim birden ferahladı. Sanki büyük bir yük üzerimden kalktı, tüy gibi hafifledim. Gideceğimiz yol dağların zirvesinden Brezovica – Prevalac yolu. Artık o gün gideriz deyip ana yoldan Prizren’e  Saat 23:30 gibi geldik. O gece rahat, misler gibi bir uyku çektim.

Ertesi gün Matbaacı olan amcaoğlunun dükkanında tur programını hazırladık. Hareket saatleri, gideceğimiz yol, mola yerleri ve akşama varacağımız kamp yerlerini yazan broşürler hazırladık 20 tane. Otobüsle gelecekler 11 kişi. Yaşar, Denis ve ben 14 kişi olacağız toplam. Eşyalarımızı taşıyacak arabayı da Yaşar ile beraber ta Keşan’a kadar gelen Ergin verecekti. Arabası minibüs, tam bize uygun.  Gerçi yeğenimde opel binek araba var, alabilirsin demişti ama arabayı bulunca gerek yok dedim. Ergin son gün telefonla arayarak araba lazım deyip vermekten vaz geçti, ne yapalım sağlık olsun dedim. Yeğenime arabayı alıyorum dedim, ona göre hareket et boşta kalma. Araba işi böylece halloldu. Arabayı amcaoğlu Muharrem kullanacaktı. Şimdilik her şey yolunda, tura katılacakları beklemeye başladım. Gezi programı kağıda basılı durumda. Üç günlük program, Programda tahmini saatte neler yapılacağı yazılmış. Altta da benim, Yaşar Curci ve Denis’in Kosova telefon numaraları yazılı.

20150918_083148

Diğer sayfadaki üç günlük hareket programı.

20150918_083200

Gelecekler Cuma akşamı saat 17:00 de İstanbul dan otobüsle yola çıkacaklardı. İnternetten mesajla Saat 19:00 da ikinci bir otobüs ile yola çıkacaklarını bildirdi Muhlis Dilmaç. Gelirken obüste çekilen bir resim, otobüs sadece bisikletçilere çıkarılmış, Yunanistan üzerinden gelecekler.

IMG-20150831-WA0009

15 Ağustos Cumartesi öğlen vakitlerinde otobüs geldi. Garajda bisikletlerini ve yüklerini indirmiş bisikletlerin tekerleklerini takmaya çalışırken buldum. Hepsi ile buluşup kucaklaştım. Muharremin arabasına eşyaları doldurduk. Bisikletlere binip Kamp alanına gittik hep birlikte.

Bu tura katılanlar sırası ile;

1- Urim Babacan          Prizren – İzmir

2- İrfan Özden                  İzmir

3- Tamam Taşdemir        İzmir

4- Ahmet Kamil Selçuk   Antalya

5- Mehtap Dilmaç            İzmir

6- Muhlis Dilmaç              İzmir

7- Murat Yılmaz               Fethiye

8- İdris Bal                         İzmir

9- Uğur Tanılkan              Alanya

10- Şahin Güngör            İzmir

11- Zafer Tanılkan           Ankara

12- Kemal Lale                İzmir

13- Yaşar Curci               Prizren

14- Denis Gjafiqi            Prizren

Çadırları kurup eşyaları yerleştirdikten sonra şehir merkezi Şadırvana gelerek bir resim çekildik.

20150815_170413

Burada şehir merkezinde Şadırvanda bulunan gezinti yerine Korzo diyorlar. Ben bildim bileli her akşam insanlar akşam yemeğinden sonra Korzo da yürüyüş yapıyorlar. Büyüklerimiz “Yemekten sonra ya 40 adım at, ya da uzanıp yat” der. İnsanlar yürürken burada kimi muhabbetlerini yaparken kimi kendine bir kız arkadaşı bulup bir süre sonra evleniyor. Bütün kasaba her akşam Korzoda yürürken herkes birbirini artık iyice tanıyorlar. Çok güzel dostluklar ve arkadaşlıklar kuruluyor. Bu yürüyüşler sadece 1999 yılında savaş zamanında kesintiye uğradı. Biz de Korzo da yürümeye başladık birlikte. Korzoda gezinirken bir bisikletçi ile karşılaştık, bisikletin önü arkası doluydu. İrfan’ın İngilizcesi iyi, muhabbete başladık. Adı Alfonzo, İspanyol, Avrupa’yı bisikleti ile tavaf ediyor. Hıristiyan olduğu için Avrupa da belirli Kiliseleri dolaşarak elinde bulunan bir belgeye mühür bastırarak bin çeşit hacı oluyor kendi dinindeki inanışa göre. Listesindeki çoğu mühürlenmiş durumda, az bir yer kalmış gezmediği. Ona çadırını kamp alanına götürüp kurmasını söyledik. Bir iki gece kalacakmış, o da bizden olsun deyip Alfonzo’yu kamp yerine yolladık. Alfonzo ile birlikte resim çekiliyoruz.

20150815_172252

Bu akşam herkes serbest dedik, istedikleri yerde yemek yiyebilirler deyip serbest bıraktım. Çarşıda kafenin birinde oturup makiyato içerek bir süre dinlendik. Dokufest film festivali olduğu için çarşı kalabalık. Festivale dışarıdan gelenler çok, tüm oteller neredeyse dolu, yer bulmak zor. Korzoda sürekli insan kalabalığı var, bitmek bilmiyor. Kafelerin hepsi dolu, yer bulamıyorsun oturacak. Bazen birilerinin kalkmasını beklemek zorunda kalıyorlar. İrfan, Tamam, Muhlis’i elçek resim çekiyorum kendimle birlikte.

20150815_175916_HDR

Oturduğum yerden diğer masadaki arkadaşları çekiyorum. Arkada Sinan Paşa camisinin giriş kısmı görünüyor.

IMG-20150831-WA0007

Prizren den akşam manzaraları. Gece karanlığında lamba ışıkları altında Akdere ve taş köprü.

IMG-20150817-WA0002

Bu da Sinan Paşa camisi ve minaresi. Şerefesinde lambalar var.

IMG-20150817-WA0001

Akşam yemeği için Teyzemin Kızı Arife, Halamın torunu Lumri bize köfte aldılar. Mangalda köfteleri pişirerek hep beraber yedik. Diğer halamın oğlu Sedat ta sucuk aldı ama o kadar yedik ki sucukları pişiremedik bile. Yemeğimizi yer sofrasında yiyoruz.

IMG-20150818-WA0000

Akşam yemeğini yedikten sonra çadırlara girip dinlenmeye çekiliyoruz. İki gecedir uykusuzluk ve otobüs yolculuğu yormuş arkadaşları.

Priştine hava alanı – Prizren arası yaptığım yol aşağıda haritada. 74 km civarında.

Aşağıda yaptığım yolun haritası

Powered by Wikiloc