Keşan Turu 5. Gün

Keşan Turu 5. Gün

6 Ekim 2013 Cuma

 

TEKER İZİ

Bisiklet. Yeniden doğmaktır

Rüzgarın tarağı

Güneşe gülmek

Her bastığında pedala

Doğanın kalbinde var olmak

 

Bisiklet… aşk tır

Çiçek demeti sepetinde

Kelebekle yoldaşlığın,

Pedalındaki çamur

Bacağındaki zincirin dövmesi

 

Bisiklet candır…

Tanışamadığın dostun

açık mavi renginde

yaşlarla gözlerine gömdüğün

 

tolgadır belireveren karşında…

içini ısıtan nayıf yürek

heyecanını paylaştığın

boğazına takılan yutkunun

 

çağataydır yola dökülen…

Işıklı asfaltta,

Kaçıp meçhule gark olan

zorbaya kaptırdığın

 

merildir ağaca sevdalı…

gelin gibi beyaza boyanıp

bağlanır sevdalısına mektebinde

gözyaşlarından ip ile

 

onurdur karanfillere bezenen…

gönüllere zincirlenen

mumlarla yanan

hayaletidir  vicdanlara haykıran

 

bisiklet yaşatmaktır inadına

tanışamadığın  akrabalarınla

yeniden doğmaktır

bıraktığın teker izinde…

…………………esmaeseraçıkgöz…

Son zamanlarda bisikletçi arkadaşlarımızı trafik terörüne kurban verdik ve bu bizleri üzdü. Bu yıl Keşan Dağ Bisiklet Festivali formaları DOÇEK ekibini aldığı kararla siyah beyaz olarak tasarlanmıştır. Formaları da sanatçı dostumuz desinatör Rahman Ketenciler’in güzel çizimleri ile hazırlamıştır. Eline emeğine sağlık Rahman. Yukarıda Afyon Başmakçı’dan Esma Eser Açıkgöz’ün kaybettiğimiz bisikletçi arkadaşlarımıza yazdığı şiirle başlıyorum.

Tolga, Meril, Çağatay ve diğerleri rahat uyuyun.

Güzel bir günde, parkta kuş sesleri ile Keşan’da uyanmak harika oluyor. Yine telefonumun alarmından önce uyanıyorum. Uyandırma sesi olarak kuş sesiyle her sabah uyanıyorum. Burada doğal olan kuş sesleriyle uyanmak bir başka oluyor haliyle. Parkın ağaçları ve çimenlerin yeşilliği sabaha ayrı bir huzur veriyor. Erkenden uyanan pek kimse olmadığından ortalık sessiz. Tuvaletlerde henüz görevli gelmemiş, elimi yüzümü rahatça yıkayıp para vermeden dışarı çıkıyorum. Nedense tuvaletlere para verme taraftarı değilim. Öyle zoruma gidiyor ki 0,5 litre su 50 kuruş, tuvalet 1 Lira ne bu ya, böyle ticaret mi olur.

5-1

Tuvaletlerden çıkıp parkın sınırında su kanalını görünce hemen pistonlara masaj yapmak için bacaklarımı kanalın içine buz gibi suya daldırıyorum. Sabah masajı iyi geliyor pistonlara. Ne de olsa yüküm ağırdı yol boyunca.

5-2

Sabah kahvaltısı için parkın dışında çorbacıda karnımızı doyuruyoruz. Can Küçükler bizimle beraber buraya kadar pedalladı. Keşan bisiklet festivaline katılmıyor, o yüzden Can Kırklareli’ne devam edecek. Keşan festivalinden sonra Pazartesi günü Edirne’ye  yakın bir yerde Havsa’da buluşmak üzere vedalaşıyoruz. Can’ı uğurladıktan sonra parka çadırlarımızın yanına dönüyoruz. Çadırları ve eşyaları toplayıp bisikletime yüklüyorum. Nasıl olsa yükümü kamyona vermeyeceğimden kendi eşyalarımı kendim taşıyacağım. Bisikletimi hazırladıktan sonra sıra kahveye geldi, malzemelerimi çıkarıp kahve pişiriyorum. Sabah kahvesi de pek güzel olur.

5-2-1

Kahveyi içtikten sonra malzemeleri bisiklete yüklüyorum. Kayıt masasına giderken karşıdan Trakya güneşi beliriveriyor Ergun Oskay. Günaydın diyerek sarılıyoruz birbirimize, sanki kırk yıldır görüşemiyoruz gibi. Harika adamsın Ergun Oskay.

“Günaydın urimbaba”

“Günaydın Ergun”

“iyi uyudun mu be yav”

“uyudum be yav, sen uyudun mu be yav”

“uyumaz mıyım be yav”

diye muhabbet le birbirimizi sarılıp kucaklıyoruz.

5-2-2

Kayıt için sıraya girip kaydımı yaptırıyorum ve her katılımcıya birer karton çanta veriyorlar. İçinde 1 adet Keşan dağ bisiklet festival forması siyah beyaz, 1 adet beyaz t-şort, baf, başörtüsü bafı, isim soy isim ve kan grubu çıkarması, birkaç çıkarma. Torbamı alıp formayı ve bafı giyip isim soy isim çıkarmasını bisikletin kadrosuna yapıştırıyorum. Geri kalanları bagaj çantasına yerleştiriyorum.  Ardından parkın dışında toplanmaya başlıyoruz. Siyah Beyaz formalar ne güzel yakışıyor festivale.

5-4

Gideceğimiz yolun haritasını inceliyorum. Gideceğim yeri önceden görmem gerek, ne de olsa gezginiz değil mi? Katılımcılar parkın önünde yolda toplaşıyoruz topluca. İzmir’den Timukan Karaca yanıma gelip benim bagajlarımı vermediğimi görünce;

” Urim ne yapıyorsun böyle”

“Ne oldu ki”

Bagajlarını vermemişin”

“Neden vereyim ki”

“Nasıl taşıyacaksın bunca yükü”

“Taşırım merak etme”

“İyi de öyle bir yerlerden geçeceğiz ki gidemezsin, toprak yollardan, dere yatağından geçeceğiz, bazen bisikletlerimizi elimizde taşımak zorunda kalacağız”

“Sen üzülme ben her yerde kendi yükümü taşıyabilirim”

diyerek onu hayretler içinde bırakıyorum. Timukan hanım geçen yıl katılmış, yolları daha önce geçtiğinden kendisine zorlu gelmiş. Beni böyle yüklü parkuru tamamlamayacağımı düşünüyor. Eh ne yapalım o öyle düşünebilir. Elbette Timukan hanımı severim, yıllarca beraber bisiklet turlarında pedallamışlığımız var.

5-4-1

kesan festivali by urimbaba
Ve beklenen an geldi Keşan Dağ Bisiklet Festivali başladı, bisikletliler Keşan sokaklarına ayrı bir renk katıyor. Böyle festivaller çoğalarak insanların bisikletin bir ulaşım aracı olduğuna elbet  bir gün inanacak.

5-5

Sabah katılımcıların gelmesi, kayıt, hoş beşten sonra anca 11:00 de festival başlayınca bisiklete binmemiz kısa oluyor. Duracağımız yere yaklaştıkça burnumuza nefis kokular gelmeye başlıyor. Keşan şehir içinde belediyenin tesislerinde  hazırlanan masalara oturuyoruz. Keşan’ın meşhur kasap köftesi bizler için ızgaralarda pişiyor. Ortalık duman dumana.

5-6

Kasap köftenin tadı nefis, eğer yolunuz buralara düşerse mutlaka yemenizi tavsiye ederim. Buranın havasından mıdır suyundan mıdır bilinmez tadı damağımızda kalıyor.

5-7

5-7-1 5-7-2 5-7-3

Yemek faslından sonra yola çıkıyoruz, yine geldiğimiz yoldan parkın önünden geçip Keşan halkını selamlayarak çarşıdan geçiş yapıyoruz.

5-8

Aramızda biri var ki ona Koşan Adam diyorlar. Müthiş biri kendisi, maratoncu. Festival parkuru boyunca aramızda koşarak  gelecek, kutlarım.

5-8-1

Nihayet şehirden çıkıp asfalt yoldan çıkıyoruz. Koru dağına doğru tırmanmaya başlıyor bisikletler. Tur güzel olacağa benziyor. Yol toprak ve bu beni hiç etkilemiyor. Kendi tempomla ilerliyorum.

5-9 Tarlaların bitiminde çam ormanları başlıyor. Doğa harikası bir tur olacak, çam ormanlarından atmosfere devamlı temiz oksijen bizlere bisikletlerde harcadığımız güç olarak gitmemizi sağlıyor. Aynı zamanda hücrelerimizin oksijeni yaktıktan sonra karbondioksit olarak dışarıya verdiğimizde ağaçların karbondioksit soluyup, karbonu kendisine oksijeni bizlere vererek doğadaki devir daimi devamlı olarak yaşıyoruz.

5-10 5-11

Meşe palamut ağaçları arasında, halimden memnun olarak gruptan geride kalmadan Koru dağını dinleyerek tırmanıyorum. Dağın değişik bir sesi var, sesi duyabilmeniz için kulaklarınızı iyice açarak etrafı dinlemeniz gerekiyor. Aynı türküde olduğu gibi;

“Ormanların gümbürtüsü başıma vurur”

5-12

5-14

Arada açıklık olan yerlere geliyoruz, burada küçük göletler var. Sulama amaçlı kullanılıyor.

5-15

Ormancılar kesilen tomrukları yol kıyısına dizmişler. Sanayide değerlendirilmek üzere bekliyorlar. İnsanların ihtiyaçları bitmediğinden devamlı olarak tüketiyor. Buradaki çam tomrukları da tüketim çarkının içine girecekler.

5-16

5-17

Ormanın içinde bazen kayboluyoruz, Doçek ne yapmak istiyor, bizleri ormanın derinliklerinde bisiklete binmemiz, bitmek tükenmek bilmeyen tırmanışlar. Ama herkes hayatından memnun güle oynaya  festivalin tadını çıkarıyoruz.

5-18

5-19 5-20 5-21

Doçek ekibinde görevli arkadaşlar kritik yerlerde su takviyesi yapıyor bizlere. Su da soğuk olunca serinletiyor.  Hava gayet güzel her zaman olduğu gibi. Biraz nefesimi normale döndürmek iyi oluyor. Ufukta bulutları gösteriyorum gördüğünüz gibi.

“Bulut mu olsam” diyorum !

5-23

Derken Başak Bulut beliriveriyor yanı başımda, o da bisiklet gezgini.http://www.bisikletgezgini.com/   Tayvan da geçen yıl güzel bir tur yapmıştı, şimdi de Rahman Karataş ile Fas ta tur yapacaklar.

5-24

İşte Rahman Karataş, Türkiye’nin en büyük gezgini. Aynı zamanda Laz uşağudur. Kemençeyi ağlatur, dinlemeye doyamazsınız.

5-26

Kafamda gördüğünüz tüy Haziran ayında Gökova Bisiklet Turundan kalma Akyaka da Azmakta almıştım, benimle beraber binlerce kilometre yaptı.

 

5-22

Gittiğimiz yol yol değil, kimi yer orman yangın yolu, yani güzergah mükemmel, sağ olasın DOÇEK ekibi, Festival yolunu iyi seçmişler.

                        KEŞAN’DA GÖÇMEN KIZI MAVİE’NIN ÇEYİZİ 

                                                               – I –

Mavie bir güçmen kızı,

Mavie bir garip aşık tohumu, günlü zengin ekmegi fukara kızı.

Mavie’nin parıldar gük güzleri, uzar saçları,  çukurlaşır yanakları,

Mutludur Mavie fakir sofrasında doyar sevgiyle üregi

Dirençlidir Mavie, adını aldığı üzyıllar ünce yaşadıgı topraklarda yaşayan Kelt Kavminin kadınları gibi.

Te o kadınlar gibi mücadelesinde güçlü olsun diye koyar babiçkosu Mavie adını…

Şafakla kovkar başlar çalışmaya Üsref, üç evladına ekmek derdine

Ele ele vermiştir, sevdiceği, biricik karısı Binnaz ile kurduğu yuvanın ocagı tütsün diye

Mavie bir garip güçmen kızı. Güze gürünür, seçilir güzelliği Urumeli’nin Cennet Köyünde.

Mavie kaptırır günlünü, seyrek kumral sakallı oduncu bir yigide.

 

Sencer, Bir yigit delikanlı, çökgün anasının kestiği odunlarla ısıtır ucagını.

Sencer bir orman aşıgı. Sevdalandıgi ağaçlarının koluna kanadına vururken baltayı, kanar içi.

Rametli babasından ügrenmiştır odunculuğu, ormana aşıklıgı.

Kurban vermiştir yaşlı babasını, yaşlı bir ağaç gövdesinde.

Sencer bir yigit ormancı, agaca sevdalı

En kuytusunu bilir avucu gibi ormanın, bilir dalı nasıl çesılır üzmeden ulu güvdeyi.

 

Gürür Mavie ‘i Kasap Raci Aga. Pek begenir tazeyi.

Tazelesin ister gocamış renksiz aayatını

Çok zengindir Raci Aga, çiftliğinde bıçak vurduğu ayvanların kani gibi akar cebinden para.

Evi-barkı, inegi-danası, eti-ekmegi, odunu- ocagi boldur. Lakin yer gök renksizdir. Mutsuzluguna ilaç degildir.

 

Cürür Mavie’i Kasap Raci, cürür de renk celır dünyasına.

cünderir kuşagına çese çese altın koydugu aracı kadınları .

İster Yoksul Üsref’den bir’inci kızıni.

“Ayatınız degışecek, karnınız yumuşak ekmek cürecek!” diye muştular aracı kadınlar.

“Kasap Raci Aga damadınız olacak bundan daha cüzel ne olur?”

“ Kızçeniz anım olacak, çalışanları pervane etrafında, elmaslar düşenecek cerdanına, ciydiğini daha ciymeyecek. Müjdeler olsun Yoksul Üsrev ile Binnaz!”

 

“ İstemem yagli ekmek, parlayan kumaştan giyecek, istemem olsun gerdanımda elmas! İsteyim sevdigimle yuva kurmak, mutli olmak” der Mavie.

Cüzlerinden yanağında ki çukura dolan yaşlarla.

Derin derin nefes alır Üsref kapı ününe çıkar,

kızının tuzlu göz yaşı yakar içindeki yarayı daglar.

Ama ister ki bunca yıl veremedigıni cürsün koca evinde.

İster ki babasından kalan miras, yoksullugu daha fazla taşımasın çelimsiz umuzlarında. Dogduğu gün bu cün cibidir; pırıl pırıl bulutsuz gökyüzünün altında dogmuştur ilk kızçesi tıpkı cüzleri gibi.

Ocaga iki odun atar Binnaz akşama kızçelerine kızancıklarına pişirecegi yagsız çorbayı koyar.  Ateş ocakta degil üreğinde yanar, dalar cüzleri alevde yıllar önce elinden tutup

Yoksul Üsref’e kaçtığı cünlere.

Üsref’in yoksulluguna el verirçen bir an bile tereddüt etmemiştir.

Lakin, yoksulluğa doğurdugu çocukları canını yakmaktadır evinin kör ocagı cibi.

O yüklenir de dünyanın yükünü kıyamaz evlatçıklarına.

Kızının konmuştur başına padişah kuşi. Uçurmamak kaçırmamak lazim gelır.

Mavie koşar sevdıgına. Agacın dibine oturmuş bulur Oduncu Sencer’i,

sankim üregi sökülmüştür elindeki baltaylan.

Mavie’den önce gelmiştir haberi, çeyizi gidecektir.

Bu yüce dagların yolunu bilen tek çişi Oduncu Sencer’e verilir kılavuz görevi.

200 demir atli gelir kızanli – kızçeli Güçmen Mavie’nın çeyizini taşımak için.

Başlarından Aakan kumandan, Bilgesi Kosovali Urim Baba.

Daglar aşılacak dereler geçilecek dikenli yollarda yürüyecektir demir atlılar.

Yolda eşkiyadan korunacaktır Cennet Köyünün güzel kumrisi Mavie.

Sonbaharın müjdecisi Eylül ayıdır.

Sonbahar hüzün demişler fekat, belki yeni umutlara cebedir

….

Esma Eser Açıkgöz…

 

…..devamı var……….

Bu turda kaybolmak diye bir şeyden söz edemezsiniz, lastiğin patlasa geride kalsan da toprak yolda geçmiş olan 200 kusur tekerlek izi sana yol gösterir.

5-28

Nihayet Koru dağının zirvesine ulaştık. Dağın öbür yüzü Saroz körfezine bakıyor, buradan artık inişe geçiyoruz ta Gökçetepe sahiline kadar.

5-29

Yol kıyısında karpuz – kavun tarlasına denk geliyoruz. Tarlada kalan son toplanmamış küçük karpuzları kesip afiyetle yiyoruz.

 

5-30 5-30-1

Karpuz o kadar tatlı ki tadına doyamıyorum, belki de bisiklet sürmemizin bir etkisi de olabilir. Ne de olsa epey efor sarf ettik, enerjimiz tükendi.

5-30-2

Kavunlar da öyle tatlı ki. Biraz olgunlaşmamış tam olarak ama kütür kütür.

5-31

Karpuz – kavun faslından sonra öyle bir inişe geçiyoruz ki anlatması zor bir andı. Toprak yoldan asfalt yola çıkıyoruz.  Gökçetepe köyüne kadar Rahman Karataş’la beraber kendimizi çılgınlar gibi bağıra çağıra, çığlık çığlığa tüm gücümüzle yokuş aşağı pedal çevirerek iniyoruz. Kilometrem 60’ı geçtiğini görüyorum ama öyle bir oluyorum ki daha da pedala basıyorum. Kendimi acaip kaptırdım, bir de yüküm de ağır. Anca köyde yavaşlıyoruz, zaten inişimiz hızlı olunca kısa zaman da köye varmış oluyoruz. Gökçetepe sahiline kamp alanına girerek kendime uygun çadır kurabileceğim bir yer bakıyorum. Çoğu gelip düz yerleri kapmış bize de daha yukarıları kalmış. ben de düz olan bir yer seçip oraya çadırımı kuruyorum. Eşyalarımı çadırın içine atıp mayomu giyerek doğruca denize bırakıyorum. Akşam serinliğinde yorgunluğum birden gidiyor, vücudum sanki masaj yapılmış gibi gevşiyor. Burası güzel bir koy, belediye işletmeyi özel bir şirkete vermiş. Ama işletmeci kendi kafasına göre yapmaya kalkışınca bazı yerleri belediye yıkmış. Böylece tuvaletler yetersiz olmuş. Kampın iki köşesine birer kabin konulmuş, 200 kusur kişi ve günübirlikçiler de olunca yetmedi haliyle. Hemen kuyruklar oluşmaya başlıyor.

5-32

Akşam karanlığı çökmeye başlıyor yavaş yavaş, epey de acıktık.

 

“Adalar’a bakarım ağaçların arasından. İnci gibi, incecik, sıra sıra dizilmiş Saros’un kucağında. Orhan Veli’nin gördüğünü göremem elbet. Hem askerlik hem şairlik. Onun ki zor zanaat. Ama bilirim, soluğu bir zamanlar dolaşmış buralarda.

 

Adalar ki adı sanı yok. “Tavşan” derler, üzerinde yıllar önce yaşamış tavşanlardan ötürü ya da “Kaşık” uzaktan bakıldığında kaşığa benzediğinden. İşte bu Saros’un yalnız çocuklarına doğru döner pedallarım ve içimde tatlı bir heyecan. Çok uzun zamandır göremediğin yarine kavuşmak ister gibi çevirir dururum aynakolu. Yolum Adalar’a doğrudur. Yolcu hızla yol almaktadır Saros’un masmavi suları içinde kalan yalnız kara parçalarına. Zihninde, ışıklar saçan ozanın dizeleri…”

 

Hakan EŞME / Korudağlar / Saros Adaları

5-33

Akşam yemeğini alıp masalarda yiyoruz afiyetle. Yemekler de nefis olmuş. Doçek yemekleri bisikletçilere özel proteinli ve karbonlu yemekler seçmiş. Aşçılar da özenerek pişirip emeklerinin hakkını vermişler doğrusu, hepsine teşekkürlerimi sunarım.

5-34

Yemekten sonra oturup sohbetlere başlıyoruz, Yeni arkadaşlarla tanışıyorum, herkes kendi hikayesini anlatıyor kısaca. Birbirimize kaynaşıyoruz gecenin karanlığında, tatlı ,huzurlu konuşup duruyoruz.

Derken Hakan Eşmenin sesi duyuluyor. İlk önce bizlere Keşan dağ bisiklet turuna katıldığımız için teşekkür ederek konuşmasına başlıyor. Ardından sıra çekilişe geliyor, bir kişiye bir bisiklet ve 16 kişiye de dalış var. Ortalığı heyecan kaplıyor, ben de bana zaten çıkmaz diyerek önemsemiyorum. İlk önce Burcu’ya dalış çıkıyor, Burcu sevinçle çekiliş kağıdını Hakan Eşmeden alıp yanımıza geliyor. Biz de onu kutluyoruz hep birlikte. Çekilişin sonunda benim adımı da duyuyorum, hadi len bana da mı diyerek şaşkınlıkla Hakan Eşme’nin yanına varıp çekiliş numaramı alarak masama geliyorum. Bu sefer beni tebrik ediyorlar, ben de tebrikleri kabul ediyorum. Çekilişi kazanan 16 kişi ile kısa bir toplantı yapıyorlar. Ertesi sabah kahvaltı yapmadan saat 08:00 de toplanıp dalış merkezi İbrice limanına gideceğimizi ve dalıştan sonra kahvaltı yapacağımızı bizlere söylüyorlar. Ayrıca önemli bir rahatsızlığımızın olup olmadığını soruyorlar. Dalışta problem olmaması için. Hadi hayırlısı diyerek güle oynaya muhabbetimize devam ediyoruz.

Gecenin ilerleyen saatlerinde çadırıma girip yatıyorum.

Bu gün yaptığımız yol normal olmadığı için DOÇEK’in hazırladığı rotanın resmini paylaşıyorum. Yaptığım yol Keşan’dan  kamp alanına kadar 50 km gelmişiz.

1506925_735809976448890_713991927_n[1]

2 Comments

Add a Comment
  1. Muhteşem anlatmışsınız.Orada olmak güzeldi.Sizi yakından tanımak, hatta o güzel kahvenizi, yorgunluktan nefesimizin kesildiği anlarda keyifle içip kendimize geldiğimizde bir de sizin çok özel bir yanınızı keşfetmek çok etkileyici geldi bana.Sizin yollarda bulduğunuz doğaya geri dönmeyen çöpleri onca yükünüze rağmen toplayıp taşımanız beni olağanüstü etkiledi.Teşekkürler dost insan..

  2. Merhaba Urim Baba seninle turlamak harikaydı ama bendeki hız ve pedal tukusu çok güzel şeyleri kaçırdım inşallah bundan sonra turlarsak daha iyi olur .Nasip 2015 Allah sağlık verirse turlarına katılırm. Sağlıklı Mutlu pedaller dilerim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme