Aylık arşivler: Haziran 2020

İki Sade Bir Ortaca Festivali Gidiş

18 – 19 Ekim 2017 Çarşamba – Perşembe

Gidiş

( Görme engelli arkadaşlarım için betimleme yapılmıştır )

Öne çıkmış olan görsel. Bafa gölünde su durgun,  ipi karaya bağlı bir kayık, su yüzeyinde gökyüzü ve dağların yansıması

IMG-20171023-WA0134

“Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
Sen ülkemin yaz geceleri gibisin
Saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
Beni unutma
Ah! saklı gülüm
Sen hem zor hem güzelsin
Şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
Sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
Sen memleketim kadar güzelsin
Ve güzel kal”

Nazım Hikmet RAN

 

Merhaba Sevgili Okurlar, yeni bir yazı dizisi daha başlıyor.

14 Günlük bir turun yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışırken, Sevgi Kırak aradı telefonla. İlla ki geleceksin Hürpedal Bisiklet festivaline, davetlimsin deyince her ne kadar turdan daha yeni gelsem de Hürpedal festivalini kaçırmamaya niyetim vardı. Gitmeye karar verince nasıl gideceğim diye düşünüp dururken bizim Doktor Mete Güney de festivale katılacağını öğrenince onu aradım telefonla. “Nasıl gideceksin?” sorusuna “Kendi arabamla” cevabını aldım. O zaman beraber gideriz deyip kendimi yamadım. Koca Doktoru yalnız yolculuk yaptırmak ayıp olur değil mi? Festivalden iki gün önce yola çıkacağız. Köyceğiz’de Hakan Sevin’in misafiri olup biraz gezmeyi de düşündük. Gideceğimiz gün hazırlıklarımı yapıp gerekli malzemeleri çantama yerleştirdim. Bisikletim KUZ ve ben hazırız, Doktor Mete’nin gelmesini bekliyorum. Kendimi Kuz ile elçek resim çekiyorum apartmanın koridorunda. Arkada diğer 26 inç bisikletim var merdivenin yanında.

20171018_113522

Mete Aliağa da oturuyor, Mete’ye konum atıyorum ve eve arabası ile geldi. Ben bisiklet taşıyıcı aparatı indiriyorum çatıdan. Mete gelince bakıyorum ki bisiketini içeri yerleştirmiş. Aparatı takmayalım deyip ben de bisikletin ön ve arka tekerleklerini söküp yerleştirdim. Arka koltuğu yatırmış Mete. Kolayca iki bisikleti yatık durumda alıyor. Çantaları da kenar, köşelere koyup yola çıkmaya hazırız. Arabanın arka bagajı açık durumda, bisikletler yan yatırılmış. Turuncu çantam da yanında.

20171019_164658_HDR

Yola çıkıyoruz neşeyle, Doktor Mete sevimli, neşeli, esprili birisi. Çok iyi anlaşıyoruz, yol harika geçeceğe benziyor. Oturduğum sokağın bir alt sokağından doğruca çevre yoluna girdik, oradan paralı otobana bağlanıp Aydın’a doğru hızlıca gidiyoruz. Arabanın içinde elçek resim çekiyorum Mete arabayı kullanırken.

20171018_121040

Aydın otobanına girdikten sonra Selatin tünellerini geçer geçmez bir yağmur indirdi sanki afat yaşıyoruz. Birden bire her şey kapandı, görüş alanı sıfır. Bir şey göremediğimizden kenara, emniyet şeridine yanaşıp yağmurun durmasını bekliyoruz. Ön cama vuran iri yağmur damlalarını çekiyorum. Kilometre hız göstergesi 0. Camdan bir şey görünmüyor, suyun içindeyiz adeta.

20171018_131603_HDR

Yağmur bir süre sonra durdu ve yola devam ettik. Aydın’a varmadan Söke yoluna saptık ve otobandan çıkıp normal yolda gidiyoruz. Akşama daha çok var. Mete’ye hadi Bafa gölüne girelim deyince olur dedi ve Bafa kasabasından sola doğru Kapıkırı köyüne direksiyonu çevirdik. Burada Heraklia antik kenti var ve Bafa gölünü de yakından görürüz. Sonra kahve içeriz, olmaz mı? Olur elbette. Kapıkırı yoluna girdik, az ileride bir kahve var. Daha önce burada hep mola vermiştik. Kahveci ilginç bir tip, kahkaha ile gülmeye başlayınca o da gülmeye başlıyor kahkaha ile. Çayı da odun ateşinde pişiriyor, lezzetli. Birer duble çay ısmarladık. Yanımıza gevrek var, çayla birlikte atıştırıyoruz. Masada oturmuş, duble çaylar ve kahveci bize gazete getiriyor gevrekleri rahat yiyelim diye. Çay ocağının duvarları beyaz badana vurulmuş. Çatısı eternit kaplı. Türk bayrağı çatının ucuna iple bağlı.

20171018_140842

Kahvedeki molayı bitirip yola çıkarak Kapıkırı’na vardık. Daha önce buraya gelip kamp attığımdan az çok biliyorum. Küçük bir ada üzerine yapılmış manastır tamamen adayı kaplamış durumda. Duvarların çoğu hala ayakta. Karaya çok yakın ama kayıkla geçmek gerek. Arkamızda kalan Beşparmak dağının volkanik yapısı buraya kadar yayılmış. Ada sanki yuvarlak taşların üzerinde, yansıması da göle düşmüş.

20171018_145611_HDR

Buraya ilk geldiğimden beri çok beğendiğim yerlerden birisi. Büyüleyici bir doğa harikası beni çok etkiliyor. Altı mavi, üstü beyaz, küpeştesi kahverengi bir kayık ipe bağlı öylece duruyor sakince. Balıkçı teknesi olduğu arkasındaki naylon örtülü yığından anlamak mümkün. Küçük bir sopaya takılmış Türk bayrağı rüzgar olmadığı için dalgalanmıyor. Gökyüzü ile birlikte kayığın yansıması suya vurmuş durumda. Karşıda Dağın yuvarlak tüf kayalıkları göle kadar gelip içine girmiş. Kayığın ipi yosun tutmuş suda dura dura.

IMG-20171023-WA0134

Doktor Mete’yi küçük adadaki manastır ile çekiyorum.

IMG-20171023-WA0140

Kumsala oturup kahve takımlarını çıkarıp kahvemizi pişiriyorum.  Kahve ocakta pişerken elçek resim çekiyorum Mete ile. Mete kayanın üzerine oturmuş durumda.

20171018_150927

Bu kez Mete kendi telefonu ile elçek resim çekiyor benimle birlikte. Kahve ocakta hala pişmeye devam ediyor. Göl kıyısında kayıklar bağlı.

IMG-20171023-WA0145

Kahve pişiyor ve fincanlara döküyorum köpüklerinle birlikte.

IMG-20171023-WA0147

Kahveyi cezveden fincanlara dökerken.

IMG-20171023-WA0146

Bafa gölünden ayrılıp yola devam ettik. Muğla girişinde polis kontrolüne takıldık. Trafiği durdurmuşlar araçları tek tek kontrol ediyorlar. O yüzden konvoy oluşmuş durumda. Dur – kalk gidiyoruz kontrol noktasına doğru. Biraz hareket edip durduktan sonra arkadan bir araba güm diye çarptı. Tam da polis noktasına yaklaşmıştık. Eyvah diyerek hışımla arabadan indim. Bize çarpan bir kadın sürücü. Bizim arabada ve çarpan arabada bir şey yok şükür, küçük çizikler var sadece. “Abla ne yapıyorsun” diye biraz fırça attım o heyecanla. Polisler de elinde makineli tüfekle geldiler ne oldu diye. Durumu izah ettik, durduk yerde çarptı diye. Polisler kontrol ettiler, herhangi bir şey olmadığından geçip gittik polis noktasından. İyi ki bisiklet aparatını takıp gelmedik, yoksa arkadan vuran araba bisiklete zarar verebilirdi. Buna şükrediyorum. Sakar geçidinden inip Gökova dan Köyceğiz’e vardık.

Doğruca Hakan Sevin’in evine geldik, Hakan Sevin bizi karşılıyor. Hoş geldin, beş gittin dedikten sonra yarın ne yapalım, Sultaniye kaplıcalarına gidelim diye karar verdik. Biraz cildimizi tazelememiz gerek.

Ertesi gün arabayla Sultaniye kaplıcasına geldik, kendimizi hemen çamur havuzuna atıp çamura bulandık birden bire. Çamur havuzunun içinde Mete ve ben varız. Sanki çamur azalmış gibi, seviyesi düşük. Geçen hafta daha çok çamur vardı.

IMG-20171019-WA0001

Çamura iyice bulaştıktan sonra dışarı çıkıp kurumaya bıraktık kendimizi Güneşin altında. Şevket Kaplan, ben ve Mete.

IMG-20171019-WA0003

Kameraya poz veriyoruz şekil vererek çamurluyuz. Solda göl, sağda çamur havuzu.

IMG-20171019-WA0004

Çamur kuruduktan sonra kendimizi gölün sularına bırakıyoruz ilk önce. Sonra duş ve kapalı havuzdayız. Bizden başka kimse yok havuzda. Keyfimizi çıkarıyoruz.

IMG-20171019-WA0002

Kurulanıp giyindikten sonra karnımızı doyurmak için pideciye girdik. Pideleri ısmarlayıp masada bekliyoruz. Pide yemenin handikapı bu; beklemek. Mete ile birlikte göl manzaralı elçek resim çekiyorum. Mete her zaman olduğu gibi güleç yüzünü yansıtıyor resme.

20171018_175503

Mete de beni tek olarak çekiyor. Arkamda ağaçlar, sağımda gölün masmavi renkli suyu. Saçlarım omuzlarımda hala ıslak

IMG-20171023-WA0150

Restoranda bir köpek koltukların arasından başını çıkarmış bir lokma pide vermelerini bekliyor müşterilerden.

20171019_155448_HDR

Sultaniye kaplıcalarından ayrılıp Deniz Kızı feribotunun iskelesine geldik. Mete arabayı feribota bindirirken çekiyorum resmini. Daha geçen hafta Merve’nin arabasıyla binmiştik bu feribota. Dalyan kanalı, karşı kıyı 100 metre uzakta.

20171019_162424_HDR

Arabamız feribotun içinde, feribot 2 araba alacak kapasitede. Biz bindikten sonra ikinci arabayı bekliyoruz. Bir motor daha binmiş feribota. Mete Beni araba ile çekiyor bir poz.

IMG-20171023-WA0155

O beni çeker de ben onu çekmez miyim? Çekerim elbette. Mete de feribotun diğer tarafında iki kolunu açarak bana poz veriyor.

IMG-20171023-WA0161

Karşı kıyıya vardık, küçük bir iskelede  bir tekne bağlı. Birisi de iskelede sandalyesine oturmuş balık tutuyor. Kanal denize doğru gidiyor. Karşıda dağlar.

IMG-20171023-WA0162

Kamp yerine gelip arabayı park ediyoruz. Bisikletleri ve eşyalarımızı indirip kendimize yer beğenip çadırları kurduk. Eşyaları da yerleştirdikten sonra şöyle etrafa bir bakayım deyip ortalığı geziyorum. Kamp alanı, çadırla ve plastik sandalyeleri çekiyorum. Mavi boyalı bir varil ve yarım bir varil yerde. Yarım varilde ateş yanacak belli.

IMG-20171023-WA0163

Beni gören tanıdıklar “Hoş geldin Urim Baba” diye karşılıyor. Dostları görmek güzel, bir arada olmanın muhabbetini yapıyoruz. Uzun süredir görmediğim arkadaşlarla karşılaşıyorum, hal hatırla geçiyor zaman. Bu akşam yemeğinde de sürüyor. Sonrası yarım varilde odunlar yanmaya başladı. Etrafında toplaşıyoruz, Sohbet, muhabbet gırla gidiyor. Eğlenceli ve kahkahalı geçiyor alevlerin ışığında. Varilin altında delikler delinmiş alttan hava alsın diye. Delikten ışıklar dışarı vuruyor alevin.

20171019_225005_HDR

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar sohbet ediyoruz. Uyku zamanı gelince kaçırmamak için izin istiyorum arkadaşlardan. Çadırıma girip tatlı düşlere dalıyorum.

Bisiklet Römorku KIYTIRIK

 Kıytırık

Bisiklet ve donanımları hakkında merak edilen ve sıkça karşılaştığım sorulardan birisini yazmaya çalışacağım. Edindiğim tecrübelere dayanarak deneyimlerin sonucu bisiklet römorku hakkında bilgiler vereceğim. Yararlı olacağını düşünüyorum;

Römorkum kıytırık.

İnsanın kısmeti ayağına gelirmiş.

İzmir de az biraz ılıman ve kısa soğuk günlerinde, Ocak ayında, öğleden sonra bisikletimle Bornova yönünden eve dönüş yapıyordum. Araç trafiğinden kurtulmuş, Alsancak’ta bisiklet yoluna atmıştım kendimi. Bisiklet yoluna çıkınca aheste aheste kürek çeker gibi pedala basıyordum. Böyle giderken arkamdan gelen bir bisikletli yanıma gelerek; “Merhaba Urim Baba” diye selam verdi. Ben de karşılık olarak; “Merhaba” dedim. İşin gerçeği bana ismimle selam veren kişiyi tanımıyorum. Bu isimleri aklımda tutamama hastalığım yine bana yapacağını yaptı. İsmi bir türlü aklıma gelmediği gibi nerden tanıdığımı da hatırlamıyorum. Neyse sohbet ederek yan yana bisiklet sürüyoruz. O da gideceğim yöne doğru gidiyor. Nasılsın, ne yapıyorsun gibi sözcüklerle başlayan muhabbet birden turlar hakkında konuşmaya geldi. Sonradan öğrendiğim adının Burak olduğunu, kendisinin gemilerde kaptanlık yaptığını anlatıp yaptığı bisiklet turundan bahsetti. Balkanlarda tur yaparak üç, dört gün önce geldiğinden bahsedince ilgimi çekti birden bire. Ne de olsa Balkanlıyız değil mi? Burak ta Balkanlı, Sırbistan’ın Yenipazar bölgesinden. Kosova’ya yakın sayılır. Burak balkanları römorkla dolaşmış. “Zor olmadı mı?” diye sordum. O da “İlk bir kaç gün römork biraz çekiyor kendisine, biraz zorladı ama sonradan bacakların alışıyor ve normal yoluma devam ettim tur boyunca” dedi. İlginçti anlattıkları. Sonra bana “Römorku satıyorum” deyince kısmet ayağıma geldi diyerek ” Ne kadara satıyorsun?”  2015 Yılına göre;  “400 liraya satıyorum” deyince hiç düşünmeden “Ben alırım, yarın getir bir göreyim” dedim. Tam da aradığım bir şey römork, gereksinimim vardı düşündüğüm bir proje için. Ama o proje hayata geçmedi.

Ertesi gün sözleştiğimiz gibi Üçkuyular da buluştuk. Bizim çay ocağında çayları içerken römorku inceledim. Römork tek tekerlekli, bisikletin arka teker miline kendi özel aparatına kolayca takılıyor. Çantası da kocaman ve fermuarlı. Topeak markası yazıyor çantanın üzerinde. Çaylar içildikten sonra pazarlık yapmadan 400 Lirayı verip römorku alıp eve götürdüm. Burak aparatlarını, yedek lastiğini ve kendi yaptığı mil demirlerini vermişti. İçim rahat olarak aldığım römorku tavan arasına kaldırdım hemen. Çünkü memlekete gidiyordum bir kaç gün sonra. Memleketim Kosova, Prizren şehrinde yaklaşık 2 ay gibi kaldıktan sonra eve geldim. Gelir gelmez de iki gün sonra kendi yaptığımız Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu’nun keşfine gidecektik iki günlük. Römorku tavan arasından indirip bisikletin arka tekerine aparatı bağladım ilk önce. Sonra römorku da taktım ama o da ne bağlantı maşası tekerlek lastiğine değiyordu. Yola da çıkmam gerekti. Bağlantı maşasını yatırıp çekiçle biraz takoz altında yanaştırıp lastikten az uzaklaştırdım. Fazla zaman geçirmeden yola çıktım. Hedef şimdilik Alsancak izban istasyonu. İzbana binip Aliağa’ya trenle gideceğiz. Arkadaşlarla Aliağa’da buluşacağız.

Alsancak iskele önündeki belediyenin koyduğu İzmir yazan yazı önündeyim. Arkada yürüyüş yolu ve çimler. Bir tane ağaç, henüz kış olduğundan yapraklar çıkmamış. İzmir yazısının önünde bisikletim KUZ ve takılı römork.

140320158828

Römork ile yapacağım ilk tur olacaktı. İki gün olarak planladığımız turda daha ilk gün Aliağa’dan Çandarlı’ya kadar sorunsuz geldim. Çandarlı’dan sonra deniz kıyısında yokuşlar başladı. Yokuşta biraz zorlanınca sağ dizime bir ağrı girdi ve artarak devam etti yol boyunca. Benim sol ayağım sağ ayağıma göre daha kuvvetli. Yani top oynarken sol ayağımla vururum her zaman. Kısaca solağım ayakta. Sağ ayağım daha zayıf olunca zorlanmada sağ dizim ağrımaya başladı. Ertesi gün de ağrı devam etti ve eve döndüm. Sağ dizime sıcak su ile masaj yaptım bir süre. Ertesi gün dinlendim. Sonraki gün Çanakkale’ye doğru pedallayacağım. İlk önce kararsızdım, römorkla mı yoksa römorku takmadan mı gideyim diye. Dizimin ağrısı da devam ediyordu. Sonunda kararımı verdim ve römorku takıp yola devam ettim. Ya gideceğim yada ağrı çok kötü duruma gelirse otobüse atlar geri dönerim. İki gün sorna ağrı geçmeye başladı bisiklet sürerken. Üçüncü gün ağrı tamamen bitmek üzere olduğundan dizimde sorun olmadan Çanakkale, Gelibolu’ya vardım. Sağ ayağımdaki diz bağları tamamen güçlenip sol ayağımla eşitlenmişti. Buna sevindim. Elbette ilk günlerde zorluk çektim ama sonra insan alışıyor ve normal olarak yola devam ettim.

Çanakkale yolunda Asoss civarı küçük bir gölet. İki kişi oturmuş gölet kıyısına, bisikletim KUZ ve kıytırık sağda.

20150318_122242

Artık römorkuma alışmıştım ve hayallerimden biri olan Akdeniz  turuna çıkmaya karar verdim. Bu turda iki festival ve Antalya – Mersin olarak planlamıştım. Bu turda bana eşlik eden Ferdimen ile yola çıktığım ilk gün Konak Saat kulesinin önünde bisikletim ve römorkum sığacak şekilde resim çekiyorum anı olarak. Bakalım bu uzun turda römork bana nasıl davranacak.

20150519_091757

Römork tüm eşyamı alıyor, çadır, uyku tulumu, mat, branda, takım taklavat, yedek malzeme, tencere, tava, ocak, yiyecek, içecek ne varsa hepsi sığıyor. Bana fazlasıyla yer kalıyor. Çanta 100 Litrelik bir hacmi var. Her olasılığa karşı bagaj çantalarını da takıyorum ne olur ne olmaz diye. Yedek malzemeler, takımlar bir çantaya. Diğer çantaya kahve takımları ve ocak. Ayrıca yolda pratik olarak kullanacağım eşyalar da çantalara yerleştiriyorum. Böylece kamp kurarken ve toplarken daha kısa zamanda toparlanıp römorka yerleştirerek zamandan kazanıyorum. Uzun tur yaptığım için bir sürü eşya var yanımda. Konserve ve makarna da dahil. Bir de en önemli eşyalardan birisi güneş paneli. Günlerin çoğu açık ve güneşli. Güneş olunca da telefonu, bataryayı gün boyu yolda giderken şarj ediyorum pratik olarak. Gece de telefonu bataryadan şarj ediyorum ve şarj sorunu ortadan kalkmış oldu. Ayrıca ön tekerleğimde dinamo var. Gerektiğinde ya da güneşin olmadığı bulutlu havalarda ve gece dinamodan şarj olayını halledebilirim. Güneş panelim küçük boyutta; 5 Watt gücünde. Bana yetiyor şarj için. Güneş panelini römorkun üzerine lastikli kancalarla sabitledikten sonra güneş sürekli paneli görüyor. Römorkun arkasında araçların kolayca beni farketmeleri için iki yanda bayrak direği var. Soldakinde sarı, sağdakinde turuncu renkte üçgen bayrak takılı.

20150520_094907

Yolda bir at ile karşılaşıyorum, rengi siyaha yakın. At arabası olur ya benim atımın da arabası var. Bisikletimle çekiyorum at arabası gibi.

20150521_105038

Yolumuz sürekli çıkış ve inişlerle dolu. Akdeniz’e paralel uzanan Toros dağlarını üç kez aşmak zorunda kaldım. Bu bel ilk kez aşılan yer. Rakımı da 1560 metre yazıyor tabelasında. Adı ise; Ali Beli. Daha önce bu kadar yüksekliğe çıkmamıştım. Şimdi römorkumla çıktım. Demek ki dağlar römorkla da aşılırmış. Bunu deneyimledim bu turda.

20150601_125000

Ermenek girişinde bir benzin istasyonunda mola verdik. Elbette kendi kas gücümle gittiğimden yakıt almadım. Yakıtımız su ve yiyecek olunca petrol ürünlerine gerek yok. Ayrıca doğaya da zararlı egzoz gazı da salmıyoruz. Saldığımız doğal gaz, o da kendi üretimim. Buraya kadar da römoküm bana eşlik etti ve sorunsuz yola devam ediyorum.

IMG_0054

Bazı yerler çok dik ve toprak olunca fazla zorlamamak için bisikletten inip yürüyerek ittiriyorum. Böyle yerlerde bacaklar çekmiyor.

IMG_0438

Toros dağlarını ikinci kez aşmaya çalışırken uzun tırmanış daha bitmeden, akşam üzeri artık pilim bitiyor ve kendimi asfalta uzanmış olarak sere serpe yatıyorum. Römorkum ve bisikletim masum, sakin beni bekliyor. Ama tükenmişliği yaşadım. Bunun nedeni aynakoldaki dişli ve arka tekerlekteki en büyük dişli satısı. Aynakolda 24 diş, arka kasette 14 dişli, demek ki böyle uzun yokuşlarda yetmiyor ve aşırı zorluyor. Bunu İzmir’e dönünce değerlendirip dişli oranlarını değiştirmem gerek. Açıkçası römork epey zorladı bu dişli oranlarında.

Bu tur yaklaşık olarak 1750 Kilometre tuttu. Bir çok dağ, tepe, çıkış iniş karşıma çıktı. Bazen ittire kaktıra gittim ama hedefime vardım. Römork için edindiğim tecrübelerden birisi de tek tekerlekle çok dengeli yol almam. Savrulma gibi durum yok ve komple ağırlığım artınca Toroslardan Karaman tarafına inerken uzun inişte Kilometre sayacında 71.5 Km/h okudum. Bu benim yaptığım hız rekoru ve ip gibi indim bu hızda. Ama tavsiye etmem, küçük bir hata kötü sonuçlar doğurabilir. İnişte önüm açık, düz ve ilerisini görebiliyordum. Araçlar da yoktu, yoksa bu kadar hızlı gitmenin anlamı yok.

Yol yukarıya doğru eğimli devam ediyor, ben sereserpe kollarımı iki yana açmış duruda yatıyorum. Arkamda kıytırık, sarı, turuncu bayrakları ile. Etrafta çam ağaçları ile kaplı orman.

20150609_193030

Römorkuma bir isim gerekti, hangi adla anacaktım diye ararken sosyal medyada, facebook ta kendiliğinden ortaya çıktı. İlk başlarda arkadaşlarımdan birisi kendi yaptığı römorka isim arıyordu. Ben de yorum olarak “kıytırık” diye yazdım. Bana göre güzel bir isimdi. Neyse isim arayan kişi bana ters olarak bir ifade kullandığı için pek yapmadığım bir şeyi yaptım; arkadaşlıktan sildim. İsmi nedir diye de çoktan unuttum gitti. Sonrasında ben kendi römorkuma neden bu ismi kullanmayayım dedim. Böylece römorkumun ismi “kıytırık” oldu. Kıytırık ismi bence römork tırtıla benziyor. Tırtılın daha değişiği ve görünümü kırık, dökük gibi görünmesi kıytırık ismi çok yakıştı.

Bu arada son turumda Toros dağlarında römorkum kıytırıkla zorlanmıştım. Bunu dişli oranlarını ayarlamakla halletmeye çalıştım. Ön aynakol dişli sayısını düşürdüm; 22 dişli aynakol ile yeniledim. Arka tekerlekteki kaset dişli sayısını 9 olarak değiştirdim. En büyük dişli de 36 dişli. Toplam 4 diş kazanmış oldum. Böylece komponetleri komple değiştirdim. Bu değişiklikleri test etmek için Büyük Taarruz bisiklet turuna çıktım. Evden çıkarken bir poz çekiliyorum, bisikletim KUZ ve kıytırık ile. Arkamda kemerli taş örülü bahçe kapısı, üzerinde kanatlarını açmış kartal heykeli ve iki katlı evimiz. Bahçemde limon ağacı. Kıytırıktaki iki bayrağa ilave olarak başka bir fiber çubuk bağladım. Bu çubuk daha uzun, ucunda Türk bayrağı takılı.

20150905_073535

Böylece yenilenmiş komponetli dişlilerle Bornova çıkışındaki Belkahve yokuşuna sardım. Büyük Taarruz zamanında Yunan ordusunu İzmir’e kadar kovalayan Türk ordusunun başkomutanı Mustafa Kemal 8 Eylül de Belkahvede Mola verip kahvesini içmiştir. 9 Eylül İzmir’in kurtuluş gününde ordusu ile İzmir’i düşman işgalinde kurtararak Türkiye topraklarını kurtarmıştır. Büyük Taarruz zamanında yapılan yolu takip eden güzergahta arkadaşlarım tur yapıyor. Bu tura son 4 gününe katılacağım. Yurt dışında olduğumdan 26 Ağustosta başlayan tura yetişemedim. Yokuşu çıkarken hiç zorlanmadım desem yeridir. Römork ile rahatça Belkahve’ye kadar çıktım. Bisikletim KUZ, kıytırık ve arkada park haline gelmiş büyük Atatürk heykeli Bizi bekliyor. 8 Eylülde buraya geleceğim ve kahvemi içeceğim o günleri yad ederken.

20150905_100932

Artık yeni komponetlerin yardımıyla bisiklet turlarına kıytırık ta yanımda. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu, ardından kendi yaptığımız Suyun Kaynağına Yolculuk Küçük Menderes Nehri Temiz Aksın turunda da kıytırık yanımda. Suyun kaynağına yolculuk başlangıcında Küçük Menderes nehrinin deltasında sembolik olarak bir avuç toprak alırken römorkum kıytırık bu değerli yükü taşımaya hazır.

su1-1-f-004

Römorkla bisiklet hiç sürmemiş olan arkadaşım Gürel de bisikletimi ve kıytırığı sürdü ve hoşuna gitti. Uzun araç sürmenin zevkini yaşadı.

20160428_151712_HDR

Bazen ovanın ortasında çok sert rüzgarlar esiyor ilkbahar da. Ne kadar sert eserse essin yine de yol almakta güçlük çekmiyorum. Bayraklarım sanki kıytırıktan uçacakmış gibi. Fiber çubukları yatırsa da bisiklet sürmeye devam.

su1-2-f-009

Uzun turlar olsa da kıytırıkla seyahat etmek zevkli bir o kadar da pratik benim için. Tur dönüşü kendi kahvemi kendim pişirip beleşe içmek gibisi yok. Bisikletim KUZ, kıytırık ve ben mutluyuz çimenlerin üzerinde Alsancak ta.

su1-5-f-006

Başka bir proje için aldığım kıytırık daha çok Urim Baba’nın kahvesinde işe yaradı. Kahve içmeyi sevdiğimden turlarda çantamda taşıdığım kahve takımlarını canımın istediği yerde, en güzel manzarada, bisiklet festivallerinde sürekli kahve pişirmek bana zevk verdi. Hayallerimden birisi olarak arkadaşlarım bir kahve aç önerilerine karşılık olarak Urim Baba’nın kahvesini açtım. Kahvem için uygun yer arayıp İzmir’in en güzel yerinde buldum İnciraltı Kent ormanı, Çakalburnu  mevkinde kocaman olmuş bir ılgın ağacının altında kahve yapmaya başladım. Kahvenin çatısı yok, duvarları da yok. Yani açık alanda kahve yapıyorum. Bisikletçi dostlarım sayesinde her hafta Cumartesi günleri öğleden sonra kahvemi açıyorum.

Bahçemde kullanmak için kendi yaptığım çivisiz tabure ve sehpamı kıytırığa yüklüyorum. Dört tabure ve bir sehpa kıytırığa rahatlıkla sığıyor. Cumartesi günleri bisikletim ve yüklü taburelerimle kıytırıkla beraber İnciraltı kent ormanına giderken.

13606875_1028912963895824_9112198734016286725_n

Urim Baba’nın kahvesini yaptığım yere gelince kıytırıktaki tabureleri ve sehpayı çıkarıp tezgahımı kuruyorum. Kahve fincanlarım, cezvelerim ve ocağım. Çekirdek kahve dolu kavanoz, su şişem, ocağın rüzgarlık koruyucusu hepsi yerini alıyor. Denizin kıyısında maviliği, iyot kokusu, çoğunlukla esen rüzgarı ile açık havada, duvarı ve çatısı olmayan bir mekanda kahveler beleş. Maksat muhabbet olsun diye zevkle pişiriyorum. Kıytırık tüm malzemelerimi taşıyor.

DSCN6744

İlk yaptığım kahve etkinliği yağmurlu bir günde şemsiyenin altında gerçekleşti. Beş kişinin katıldığı bu ilk Urim Baba’nın kahvesine kıytırık iş görmüştü. Biraz ıslansak ta sorun yoktu ve güzel bir etkilnikle kahve olayına başladım. 6 kişi taburelere oturmuş, sehpa önümde. Yağmur yağıyor ve şemsiyeler açılmış durumda.

82

Bazen rüzgar diniyor ve flütümü çıkarıp üflemeye çalışıyorum. KUZ ve kıytırık ses etmeden beni dinliyor pek çalamasam da.

20180113_124643_HDR

Deniz kıyısı bazen sert rüzgarların esmesine neden oluyor. Böyle durumlarda yanıma getirdiğim büyük şemsiyeyi rüzgar koruyucusu olarak ta kullanıyorum.

20160206_121655_HDR

Taburelerim ve sehpa kıytırığa yükleyince biraz havaleli oluyor. Yani boyutu yüksek. Yeni tasarladığım katlanır tabureleri yaptım. Tam da dokuz tane tabure kıytırığa rahatça sığıyor. Önde dokuz tabure, sehpa, üzerinde kahve takımları, KUZ ve kıytırık. Arkada denizin mavisi ve ılgın ağacı. Urim Baba’nın Kahvesi böyle bir yer.

DSCN7916

Kıytırık ve ben Türk bayrakları rüzgarda dalgalanırken Urim Baba’nın kahvesinde akşam olmak üzere. Güneş ufka bir yumruk kadar yaklaşınca takımları, tabure ve sehpayı kıytırığa sırasıyla yerleştiriyorum.

IMG-20180819-WA0004

Artık katlanın taburelerim ve sehpam kıytırığın çantasına rahatça sığdığından fazla yükseklik olmuyor. Ormanın içinde, ağaçların arasında KUZ ve kıytırık ile eve dönerken çekilen bir poz.

67792334_10220464657387859_2983969584488382464_o

Gelelim kıytırık parçalarına; Ana gövde ve bağlantı maşası alüminyumdan yapılmış. Gövde çantasız olarak çok hafif. Çantanın oturduğu taban sert plastik levha ile kaplı. Altta şase, üstte arka tekerlekten öne doğru boydan boya çevrelenmiş üst kısım. Alt ve üst ikişer destek kaynatılmış. Önde mafsallı maşa bisikletin arkasına bağlantı elemanı. Arkada iki bayrak çubuğu takılı.

IMG_20200509_151021

Ön mafsallı maşa yakından çekilmiş resmi. Arka tekerlekte bulunan makaralara kolayca takılabilen kilitli, yaylı aparat iki yanda sarı renkte. Sarı renkli plastik boruları geriye çekilince altta boruda oyuk var. Bu oyuk bisikletin arka tekerlek milinde duran makaralı parçaya oturtup yaylı plastik boruyu bırakınca oyuğu tamamen kapatarak kilitlemiş oluyor.

IMG_20200509_151034

Tekerlek ise 16 inçlik janttan oluşmuş, göbek mili mandallı. Üstünde çamurluk var. Çamurluğun üstünde kırmızı renkli ışığı olan aydınlatma kondurulmuş.

IMG_20200509_151106

Römorkun çantasının içi çok geniş, bir el arabasından fazlaca yeri var. Sanırım 120 Litre civarında hacmi var.

IMG_20200510_135810

Fermuarı kapatıp kıvırdıktan sonra ön ve arkada kilitli plastik mandallarına takıldıktan sonra su alma olanağı yok gibi. Yağmurlu havalarda eşyalar ıslanmıyor.

IMG_20200510_135918

Bisikletin arka tekerlek miline takılan taşıma ve bağlantı aparatı yakından çekimi. Parmaklarımın ucunda olan parça orijinali. Benim sonradan kendi yaptığım parça biraz daha uzun. 28 inçlik tekerlekte bağlantı maşası tekerleğe sürtmesi engellenmiş oluyor.

IMG_20200510_135357

Bağlantı maşasının ucunda taylı kilitleme mekanizması sarı renkte. Yaylı olan mekanizmayı geri çekince borudaki oyuk meydana çıkıyor. Tekerlekteki mile bağlı olan aparatın ucundaki plastik makaraya oturtuluyor.

IMG_20200510_135617

Sonra sarı mekanizmayı bırakınca alttan borudaki yarığı kapatıp kilitliyor. Çıkması olanaksız ve güvenle römork bisikleti takip ediyor.

IMG_20200510_135635

Böylece hayatıma giren kıytırık bir römork değil. O bisikletim KUZ’un yoldaşı, benim de yardımcım. Akşam güneşinin ufka yaklaştığı anda duvara yansıyan gölgesini ölümsüzleştirmek gerek diye düşünüyorum. Bisikletim KUZ, arkasından kıytırık takip ediyor. KUZ’un  üstünde de ben. Üçümüzün de taş örülü duvara yansıyan gölgemiz.

20150319_173541

Şimdi gelelim römorkun tek tekerlek mi? yoksa çift tekerlek mi? sorusuna. Bence deneyimlerde, turlarda gördüğüm kadarı ile tek tekerlek daha uygun. Çift tekerlekli römork takılı olarak sürdün mü? deseniz henüz  sürmedim. Sürsem de fark etmez. Neden diye sorarsanız çift tekerlekli bisiklet yere daha çok basıyor ve sürtünme tek tekere göre iki kat fazla. Ağırlık ta o kadar artıyor. Sonra bir yerden bir yere aktarırken daha fazla sorun olacağı kanaatindeyim. Tek tekerlekli römorkta kaldırıma çıkarken pek rahat çıkabiliyorum. Ayrıca otobüs bagajına daha rahat sığıyor. Ben sürerken ilk başlarda zorlanmama rağmen bir kaç günde alışıp normal olarak yola devam ettim. Hızlı giderken de dengeli gittiğini test ettim sayılır. Sonra kamp kurarken, toplarken daha pratik oluyor. bazen çadırı öylesine katlayıp çantasına koyuyorum, nasıl olsa yerim çok.

Bir de yolda tanıştığım, dost olduğum, hikayelerini dinlediğim, gezip gördüğüm yerleri hazine torbama atıyorum. Hazine torbam çok geniş, sizlere yeri ve zamanı gelince anlatıyorum hazine torbamdaki hikayeleri. Römorkum kıytırığın çantası büyük dolmak bilmiyor

İki Garip Bir Akdeniz Köyceğiz Maceraları

7 – 8 – 9 – 10 Ekim 2017

Cumartesi – Pazar – Pazartesi – Salı ve Çarşamba

Köyceğiz maceraları 1. Gün

( Görme engelli arkadaşlarım için betimleme yapılmıştır )

Öne çıkmış görsel. Ben su kenarında, yeşillikler içinde kahve yaparken.

20171009_153250_HDR

 

Nasıl iş bu
Her yanına çiçek yağmış
Erik ağacının
Işık içinde yüzüyor
Neresinden baksan
Gözlerin kamaşır

Oysa ben akşam olmuşum
Yapraklarım dökülüyor
Usul usul
Adım sonbahar

Atilla İlhan

Hakan için bir aparat hazırlamıştım. Bu aparat göbekten vitesli bisikletin dişlisini sökmek için. Sabah kahvaltıdan sonra ilk işim hazırlayıp 10 gündür çantamda taşıdığım aparatı nerede kullanacağımı görmek oldu. Bisikletin arka tekerini söktük, yakından bir resmini çekiyorum dişli ile birlikte. 16 tane dişi var. Bizim hakan yokuşlarda biraz rahat etmek için dişliyi sökecek ama aparatı yok. O yüzden ben uygun bir aparat hazırladım. Göbek geniş ve kırmızı parlak bir renkle boyanmış. Dişliyi tutan somun dört tane oyuğu var. Aparatı deniyorum ama göbek deliği ölçüye uymuyor ve dar. O yüzden dişlere yerleştiremiyorum. Yani sığmıyor, deliğin genişletilmesi gerek.

20171007_111850_HDR

Neyse göbek sökme aparat işini bıraktık sonraya. Hakan sürekli internetten bir şeyler alıyor, kargocular öylesine alışmış ki evi ezbere biliyorlar artık. İki ayrı kargo şirketi iki ayrı paket getiriyor aynı anda. Hakan kargo paketinin birini eline almış. İki kargocu da birbirlerine elini atarak poz veriyorlar. Sokakta biri minibüs, biri binek arabası var kargoculara ait. Cem de sağda kargo paketini inceliyor.

20171007_113615_HDR

Gelen paketleri aldıktan sonra bu günün planını yapıveriyoruz bir çırpıda. Köyceğiz gölünün etrafını dolaşacağız. Bir de Sultaniye kaplıcasına gireceğiz. Fazla zaman kaybetmemek için Merve’nin arabası ile gideceğiz. Yanımıza gerekli eşyaları alıp yola çıktık. Köyceğiz gölünün sağ tarafından gidiyoruz. Göl büyük bir alanı kaplıyor. Sultaniye kaplıcaları Köyceğiz’in tam karşı kıyısında. Arabayla olunca kısa sürede Sultaniye kaplıcasına vardık. Bu tesisleri belediye işletiyor. Giriş ücretini veriyoruz, adam başı 4 Lira. Girişte kayalarda bir yarıktan su çıkıyor, yarıktaki suyun şifalı olduğunu belirtiyorlar.

20171007_131304_HDR

Sultaniye kaplıcaları

Köyceğiz Gölü’nün güney batısında Ölemez Dağı’nın eteklerinde yer alan Sultaniye Kaplıcaları’nın tarihi günümüzden binlerce yıl öncesine dayanır.
M.Ö. 100 yıllarında Kaunoslular tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bizans döneminde ise genişletilerek konaklama tesisleri yapılmıştır.
Günümüzde Bizans döneminde yapılan tesisler Köyceğiz Gölü’nün suları altında kalmıştır. Roma döneminde kapsamlı bir hastane haline getirilmiştir. Kaynaklara göre, hastanenin girişine “Tanrılar adına buraya ölüm giremez” diye yazılmıştır. Ölemez Dağı da adını buradan almıştır.
Sultaniye kaplıcaları,  Romatizma, böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları, metabolizma bozuklukları, ruhsal yorgunluk, cilt ve kadın hastalıkları gibi birçok hastalığa direk tedavi olarak şifa gösterilir. Sultaniye Kaplıcaları’nın suyu kalsiyum klorür, kalsiyum sülfat, kalsiyum sülfür, bromür, radon ve radyoaktif maddeler içermektedir. Su sıcaklığı 39 derece olan Sultaniye Kaplıcaları Türkiye’nin en yüksek radyoaktiviteye sahip kaplıcasıdır (98.3). Radon değeri açısından da dünyada Endonezya’daki kaplıcadan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Radyoaktivite yüksekliği nedeniyle rehabilite edici özelliği vardır. Burada güzellik çamuru vardır. Vücuda sürülmesiyle teni yumuşatıp, kırışıkları giderdiği söylenmektedir. Sultaniye Kaplıcası, Köyceğiz Belediyesi tarafından işletilmekte tesis bünyesinde ahşap konaklama ve insanların günlük faydalanabileceği restoranı mevcuttur.

http://www.koycegiz.gov.tr/sultaniye-kaplicalari

Arabayı park ettikten sonra havlu ve su donlarımızı yanımıza alarak soyunma kabinlerine doğru yürümeye başladık. Solda göl, kıyıya bağlı bir tekne. Sağda tesisi çardakları ve kapalı havuzun yeşil örtüsü brandadan. Üçgen demir parçalarının birleştiği yerlerde küçük yuvarlak camlar var.

20171007_131355_HDR

Soyunma kabininde su donları giyip çamur havuzuna giriyoruz ben, Cem ve Hakan. Merve girmiyor, o yüzden cep telefonumu Merve’ye verip bizi çekmesini söylüyorum. Çamur havuzu vıcık vıcık çamurlu ve havuza bir borudan az miktarda sıcak termal su giriyor. Havuza girince çamura bulandık ilk önce. Bulaşmayan yerlerimizi elle çamuru sıvazlıyoruz. Cem kendini, Hakan da benim sırtımı çamurla sıvıyor.

20171007_133104_HDR

Üçümüz de Merve’ye poz veriyoruz çamurlu olarak.

20171007_133123_HDR

Havuzun çoğu yeri sulu, az bir yerinde daha katı bir çamur yığını var. Burada çamur görmüş camışlar gibi yatıyoruz Hakan ile birlikte.

20171007_133240_HDR

Havuzdan çıkmaya çalışıyoruz. Ben çıkıyorum dışarı ama Hakan zorlanıyor çamurdan çıkarken. Çıkmasına yardım etmek için elimi uzatıyorum ama Hakan kendi çabası ile çıkmayı tercih ediyor.

20171007_133451_HDR

Haliyle yoğun olan çamura batıp havuzun içine düşüyor Hakan.

20171007_133506_HDR

Hakan’ı çıkarmak için ben de havuza atlıyorum. Çamurda yürümek, hareket etmek zor gerçekten.

20171007_133527_HDR

Neyse Hakan’ı elinden tutup dışarı çıkarmaya çalışıyorum çekerek.

20171007_133536_HDR

Hakan biraz ağır olunca havuzdan çıkarmak zor, tekrar çamura batıyoruz.

20171007_133600_HDR

Çamura battık resmen, yuvarlanıyoruz adeta.

20171007_133624_HDR

Sonunda ite kaka, çekerek çıkıyoruz havuzdan.

20171007_133712_HDR

Cem de bizi takip edip çıkıyor. Ben karşıdaki duvara oturdum güneşlenmek için.

20171007_133838_HDR

Üçümüz de çamurlu olarak duvarda oturup güneş altında kurutmaya başladık kendimizi. Üçümüz de Merve’ye pozlar veriyoruz elimizi çenemize dayayıp.

20171007_134224_HDR

Kimi pozda elimizi kolumuzu uzatıyoruz yana doğru.

20171007_134234_HDR

Hakan ortada, Cem solda, ben sağda el ele tutuşarak poz veriyoruz çamurdan heykeller gibi.

20171007_134244_HDR

Çamur bir süre sonra üzerimizde kuruyor. Bu vücudumuza iyi gelecek. Üzerimizdeki çamurlardan arınmak için ilk önce göle atladık. Biraz yüzerek çamurları üzerimizden atıyoruz. Sonra tazzikli duş altında tüm çamurları temizledikten sonra açıktaki sıcak havuza girip bir süre duruyoruz. Havuz keyfini de bitirdik. Üzerimi kurulayıp elbiseleri giyiyorum. Göl manzaralı poz veriyorum, omuzuma havlumu atıp koluma dolamış şekilde. Eski Yunanlı soylular gibi. Burada pide yapılıyor ve karnımız da acıktı. Hemen pideleri ısmarlayıp karnımızı doyuruyoruz.

20171007_153308_HDR

Oradan geçen birine bizi çekmesi için rica ediyorum. Dördümüz göl arkada kalacak şekilde poz vererek çekildik resmimizi. Hava kapalı, gökte bulutlar var. Cem, Hakan Ben ve Merve.

20171007_153404_HDR

Sultaniye kaplıcalarından ayrılıp Köyceğiz gölünün denize ulaştığı kanala geldik. Doğal sit alanı ve koruma altında olduğu için kanala köprü yapılmamış. Karşıya geçmek için iki arabalık bota biniyoruz araba ile. Kanalın genişliği yaklaşık 100 metre civarı. Bot kısa sürede karşıya geçecek. Botun içinde dördümüz elçek kamera ile çekiyorum tam kanalın ortasında. Ben, Merve, Hakan ve Cem.

20171007_155117

Daha önce, 2013 yılında bir kez karşıya küçük bir sandalla bisikletimi yükleyip geçmiştim. Bu kez tersine, araba ile geçiyorum. Dalyan içindeyiz, burası deniz kaplumbağaların yani Latincesi caretta carettaların yumurtlama yeri. Ama denizin kumsalı olan yer biraz daha uzak. Ortaca belediyesi turizm tanıtım amaçlı deniz kaplumbağasını  dev heykelini iki kaidenin üstünde yumurtlarken yapmış. Yumurtalar aşağı düşmüş ve kimi kaplumbağa  yumurtadan çıkmış halde yapılmış. Kaplumbağa etrafı kalın urgan ile çerçevelenmiş. Heykel kanala yakın, kanalın karşısında Kaunos antik kentine ait kral mezarları kayalıkların yüksek kesiminde görünüyor.

20171007_161339_HDR

Kaplumbağa yumurtaları ve yumurtadan çıkmış deniz kaplumbağalarının bronzdan heykelleri yerde.

20171007_161355_HDR

Kanalda irili ufaklı bir sürü tekne var. Kimi karaya bağlı, kimisi hareket halinde.

20171007_162911_HDR

Karnımızı pide ile doyurmuştuk ama üstüne kahve içmedik. O yüzden hemen kanalın kıyısında tezgahı bir bankın üzerinde açıyorum. Bizi Hakan çekiyor bir poz. Merve, ben, önümde çantam ve Cem. Bizi de meraklı gözlerle izleyen beyaz bir köpek oturmuş bakıyor. Belki de yiyecek bekliyor bizden ama kahveden başka bir şey yok ki. Hakan biraz sanatsal çekmiş bizi. Solda pembe güller, köpek önde, biz bankta oturmuş halde çekmiş.

IMG-20171010-WA0009

Kahveyi pişirip içiyoruz afiyetle. Merve bu kez çekiyor Hakan ile. Cem arkada ayakta. ve Kral mezarları karşı yamaçta.

 

IMG-20171010-WA0018

Akşam olmadan eve gelip dinleniyoruz biraz. Sonrası yemek hazırlıkları. Cem bize güzel yemekler yapıyor, ne de olsa mutfak işinden anlıyor. Hava karardıktan sonra Hakan bize dondurma ısmarlıyor. Harika dondurmayı yiyoruz yalaya yalaya. Dondurmayı yerken sahile, göl kıyısındaki kordonda yürüyüş yapıyoruz sonbaharın ılık havasında. Kordonda restoranlar, kafeler var. Birisinin ismi ilgimi çekti; UANA yazıyordu. İlgimi neden çekti? Çünkü Kosova’da yeğenimin ismi Uana. Aslında restoranın ismi Tuana, T harfi düşmüş sanırım.

20171007_214120_HDR

Yürümek epey yordu, eve dönüyoruz ve kahve zamanı diyerek mutfakta kahve içiyoruz dördümüz.

22366380_10212953358325412_8834816305842841027_n

Gecenin ilerleyen saatine kadar sohbet ediyoruz. Uyku kapının ardına gelince herkes kendi yatağına yatıyor. Merve üst katta tek başına. Bizler alt katta. Ben Cem ile bir odada. Hakan salonda çekyatta yatıyor.

Köyceğiz maceraları 2. Gün

Sabaha kadar güzelce uyuyorum, Güneş doğmadan uyanıp balkondaki masada yerimi alıyorum. Diğerleri henüz kalkmadı. Kitabımı ve kahve takımımı alıp balkondaki masada kahvemi pişiriyorum ilk önce. Sonra arkadaşlar uyanasıya kadar biraz kitap okudum.

20171008_065655_HDR

Bu gün hava kapalı ve yağmurlu, ne yapalım derken kahve etkinliği yapalım dedik. Hakan hemen etkinliği açtı facebokta. Kahve etkinliği Köyceğiz parkında bir çardağın altında yapacağız. Çardağın altında tezgahı kurdum ve gelecek olanları beklemeye başladık. Masanın üzerinde cezveler, kamp tüpü, şekerlik, kahve kutusu ve ben. Bisikletim KUZ arkada. Turuncu çanta da yanımda. Urim Baba’nın Kahvesi tabelamı da masanın kenarına kondurdum. Hava yağmurlu, usul usul yağıyor. Parkta yağmur kokusu var.

IMG-20171010-WA0013

Kahve etkinliğini duyan iki kişi geliyor. Birisi Murat Sevig, onu Gökova bisiklet festivalinden tanıyorum. Turu düzenleyenlerden birisidir kendisi. İkincisi Ceyhun Kantoğlu. Kahve içerek muhabbet ediyoruz. Maksat muhabbet değil mi? Ben solda elçek yapıyorum telefonumla. Sağda Murat, karşıda Cem, Merve, Ceyhun ve Hakan var. Masanın üstünde kahve takımları duruyor.

20171008_154655

Gün yağmurlu olunca daha çok dinlenerek geçiyor. Kahve etkinliği fazla sürmedi, pek gelen de olmayınca eve dönüyoruz. Az biraz şekerleme yapıyorum. Yemek filan derken yatıyoruz.

Köyceğiz maceraları 3. Gün

Dün bir şey yapmadık, akşama kadar dinlendik sayılır. Sabah erkenden uykum açılınca kalkıyorum. Balkonda her zamanki gibi kahvemi pişirip kitabımı okuyorum. Kitap ta kalın olunca oku oku bitmiyor. Aslında pek te okumaya fırsatım olmuyor şu günlerde. Köyceğiz’de biraz okuma fırsatım oldu. Ben de değerlendiriyorum zamanı. Okumalı insan. Masanın üzerinde kahve fincanı köpüklü, kitabım ve ot bürümüş Hakan’ın bahçesi.

20171009_072350_HDR

Hakanın ot bürümüş bahçesi epey büyük bir alan. Ev bahçenin çerisinde iki katlı olsada küçük kalıyor.

20171009_094058_HDR

Bu gün hava çok güzel, açık ve Güneşli. Ne yapalım ? Hadi Akyaka’ya doğru bisikletlerle gidip gelelim. Hakan rotayı belirledi, ilk önce ana yolda gideceğiz bir süre. Köyceğiz sınırlarından çıkıp Toparlar köyüne giriş yapıyoruz tabelalara göre.

20171009_103231_HDR

Bu bölgede yaban hayvanları yaşıyor. Bunlardan birisi de yaban keçileri. Tabelada uyarı işareti ile birlikte yaban keçisi geçiş alanı yazmışlar.

20171009_111115_HDR

Gökova yolunda bir yokuş var, yokuşu çıkıp iniyoruz. Yokuşu iner inmez ana yoldan ayrılıp köy yollarına saptık. Sapar sapmaz ilk köyde çay molası verdik. Ne de olsa yokuş biraz yordu. Kahvede ağaçların gölgesinde masanın etrafında çay içerken elçek ile bir resim çekiyorum. Ben, Hakan, Merve ve Cem. Masada çaylar.

20171009_122125

Köy yolları sakin ve doğa ile iç içe yolculuk yapmanın keyfini çıkaracağız. Gökova’ya giderken yolumuzun üzerindeki köyleri ve kalan kilometreleri gösterir tabela var. Tabelalarda yazan; Portakallık 3 km, Elmalı 5 km, Yeşilova 9, Gökova 15 km.

20171009_124604_HDR

Köy yolu dar olmasına rağmen pek araba yok. Serbest bir şekilde yol alıyoruz.

20171009_124610_HDR

İşte gördüğünüz gibi yol bomboş, kıyılarda bahçeler, meyve ağaçları ve incir ağaçları var. Köylülerin hayvanları için saman balyaları kıyıda istiflenmiş. Üzeri naylonla örtülmüş durumda

20171009_125622_HDR

Yolda sadece biz varız, Merve önde, Hakan ve Cem arkadan geliyorlar.

20171009_125721_HDR

Ben de yoldayım bu arada, beni Hakan çekiyor.

20171009_125918_HDR

Köyün birinde artık kullanılmayan klasik motorlardan birini görüyorum. Kırmızı renkte, boyaları dökülmüş, neredeyse tozdan görünmeyecek kadar kaplanmış durumda sundurmanın altında öylece duruyor. Motorun arkasında traktör park etmiş, koca tekerlekleri görünüyor sadece.

20171009_131133_HDR

Yolda giderken ilginç bir hayvana rastladık; Bukalemun. Tam da yolun ortasında, asfaltın üzerinde karşıya geçmeye çalışıyor.

20171009_131642_HDR

Bukalemunu daha yakından çekiyorum, deri rengi kırçıllı olarak yeşil renk ağırlıklı. Siyak, beyaz renk tonları da harita gibi dağılmış durumda. Bukalemunların en önemli özelliği renk değiştirebilmesi. Bulunduğu yerin rengini kolayca alabilirler. Ayrıca iki gözü birbirinden bağımsız ayrı yönlere bakabilir. Pençeleri yandan kıskaç gibidir ve dallara kolayca tutunabilme özelliğine sahiptirler. Çok yavaş hareket ederler. Türkiye’de Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşarlar ve ender görünürler.

20171009_131649_HDR

Öyle yavaş hareket ediyorlar ki karşı tarafa geçmesini sabırla bekledik. Hatta yoldan geçen bir arabayı durdurup yandan geçip hayvanı koruduk. Neyse güç bela karşıya geçti. Bizler de merakla hareketlerine, yürüyüşüne bakıyoruz. Benden başka bu hayvanı ne gören, ne de ismini bilen var. Yani böyle bir hayvanın Türkiye’de olduğunu bile bilmiyorlar. Kimisi ejder dedi, Afrika’da tropikal iklimde yaşadığını sanıyorlardı. Neyse ki ben çocukluğumda mahallemizdeki dağda çok görmüştüm bukalemunları. Hayvanı tanıtıyorum bu arada. Bukalemun yavaş hareketlerle bisikletlerin yanına geldi. Hakan’ın bisikletinin ön tekerine geldi. Sanırım tırmanacak bir dal gibi görüyor iki ayrı gözle nasıl algılıyorsa.

20171009_131736_HDR

Ön iki ayağınla jant demirinle yandan pençeleri ile sıkıca tutundu. Arka ayakları asfaltta.

20171009_131758_HDR

Pençesi ile jant demirine nasıl tutunduğunu görebilirsiniz.

20171009_131826_HDR

Bukalemunun bir özelliği de yürümesi. Çok yavaş hareketlerle yürüyor ve her adımını attığında ileri geri bir süre sallanıyor tüm gövdesi ile. Bu çok ilginç ve canlı izliyoruz yavaş adımlarını ve salınımlarını. Tellere, maşaya tutunarak neredeyse üste çıkacak gibi

20171009_131847_HDR

Neyse fazla oyalanmadan hayvanı yere indirip çalılara doğru gitmesini sağladık. Toprak rengi ve sararmış otların arasında rengi ortama uyduğu için pek belirgin görülmüyor. Fark etmek gerçekten çok zor. Çok dikkatli bakınca görünüyor.

20171009_132220_HDR

Bukalemunu doğada bırakıp yola devam ediyoruz. Daha ileride bir tane daha gördüm ama üzerinden araba geçtiği için asfalta yapışmıştı. Bukalemunlar insanların elinden kurtulamıyor kolay kolay. Yolda araba ile eziyorlar yada yakalayıp satıyor kimisi. Fiyatı da pahalı. Evde besliyorlar evcil hayvanlar gibi. Cem, Merve önümde, Daha ileride Hakan bisiklet sürüyor. Etraf çam ağaçları ile örtülü durumda.

20171009_133355_HDR

Burada da sarnıçlar var ve bir tane görüyorum. Kubbesi sararmış otlarla bürünmüş durumda. Önünde elektrik beton direği var.

20171009_134619_HDR

Gökova köyünde öğle yemeği yiyoruz bir lokantada. Ben kuru fasulye, pilav, cacık yiyorum. Karnımız doyduktan sonra yola çıkıyoruz. Karşımıza Sakar yokuşunun dik ve kayalık yamaçları çıktı. Burada taş ocağı var, dağı yavaş yavaş yiyorlar.

20171009_140500_HDR

İşte hayalimdeki ev, tam da tarlanın ortasında, bahçe duvarı yok. Tek katlı, kerpiç evin tek bacası, çatısı kiremitli. Yanında küçük bir depo yada atölyesi. Bakımsız olsa da sürekli yaşanılsa ev şahane olur. Evin köşesi tam doğuya doğru bakıyor. Yani dört duvar da güneşi görecek şekilde. Orman ve dağ az ileride başlıyor. Ne yakın ne uzak. Tarlanın ortasında kalın gövdeli bir dut ağacı var ama dutun dalları kesilmiş, bu yıl yeni dallar kısa olarak çıkmış.

20171009_141412_HDR

Akyaka yoluna girdik. Burada kayalara oyulmuş mezar kalıntısı var. Bisikletler ve mezarın girişi, yanında iki sütun. Mezarın üç tarafı ve çatısı ana kayadan yontularak ayrılmış durumda.

20171009_151245_HDR

Mezarın giriş kapısı kaya oyulup işlenmiş. Mezar dikine boydan çatlamış ve bir tane ince boru ile desteklenmiş. Ne kadar tutacaksa.

20171009_151256_HDR

Yakınlarda bir kaya mezarı daha var. Giriş yeri dikdörtgen oyulmuş, kenarlarında süs yok. Basit bir kaya mezarı.

20171009_151433_HDR

Başka bir kaya mezarı işlenmiş giriş yeri. Yanında bir nar ağacı yetişmiş mezarın.

20171009_151447_HDR

Kaya mezarları ile ilgili bilgilerin yazıldığı plaka mezarların yanında direklere asılmış durumda.

20171009_151547_HDR

Burada kocaman bir su sarnıcı bulunmakta. Duvarları ve kubbesi taşlarla örülmüş.

20171009_152010_HDR

Dünyanın en kısa nehirlerinden birisinin kaynağındayız. Yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda olan bu nehrin adını nedense isim bulamamışlar gibi “Kadın Azmağı” adını vermişler. Daha düzgün bir isimle anılabilirdi. Her yerde azmak var, burası “Kadın nehri” denebilirdi mesela. Su kaynağı ve akan su miktarına bakarak bir nehir gibi bana göre. Neyse Su buradan çıkıyor, koca dağın dibinde. Çıkar çıkmaz da can vermiş doğaya ve etrafı yeşil, içi başka bir yeşil, bitkilerin cümbüşünü izlemek insana dinginlik veriyor.

20171009_152306_HDR

Nehir başladığı gibi gitmiyor, yer yer göremediğimiz kaynaklarla giderek çoğalıyor. Bir nehre dönüşüyor adeta.

20171009_152312_HDR

İşte kaynaklardan birisi, su sodalı içilecek gibi değil ama buz gibi. Ayaklarını içine sokunca fazla duramıyorsun.

20171009_152446_HDR

Bu güzellikte kahve içilmez mi. Zaten kahve güzel yerde içilir, içilmeli. İnsana huzur veren yerlerden birisinde bağdaş kurmuş yerde oturuyorum. Önümde cezvede kahve pişiyor. Geniş bir alana yayılmış nehrin su yüzeyine yansıyan ışıklar yeşil renkle oynaşıyor.

20171009_153250_HDR

Burada nehir olur da su kuşları olmaz mı, ördekler de yüzer neşeyle.

20171009_153331_HDR

Kahveler pişti, dört kişiyiz, şanslı olan 3 kişi Merve, Cem ve Hakan da nasipleniyor. Kahve fincanımda köpüklü kahve elimde nehirle birlikte çekiyorum bir poz. Kahvemi huzurla içiyorum içime doğayı sindire sindire.

20171009_153837_HDR

Yoldan değil de nehrin o muhteşem güzelliği ile birlikte akıyoruz sanki denize doğru toprak üstünde, nehrin kıyısında. Hakan bisikleti ile nehrin kıyısında.

20171009_155443_HDR

Nehir giderek çoğalıyor ve derinleşiyor. Sazlıklar kıyılarını kaplamış. Derinliği, berraklığı ve tarif edilemez turkuaz tonda yeşil ve mavi rengiyle büyülüyor beni.

20171009_161218_HDR

Akyaka’ya geldik ve denize, Gökova körfezinin dibindeyiz. Burada su donlarımızı giyip denize girmeye çalışıyoruz ama deniz çok sığ. Git git anca dizlerimize geliyor. Ayrıca su bulanık dibi görünmüyor. Yani yüzmek için elverişli değil. Hakan ve ben poz veriyoruz Merve’ye denizin içinde kollarımızı açarak. Karşıda Datça yarımadasının başlangıç dağları.

20171009_162240_HDR

Denizde yüzemediğimize göre Azmak nehrinin deniz ile buluştuğu yere gidip orada giriyoruz buz gibi suya. Karşı kıyıda küçük tekneler bağlı. Ben ve Hakan kıyıda, suyun içindeyiz.

20171009_162856_HDR

Kıyıdan koşarak azmak nehrine atlıyoruz balıklama. İlk önce beni çekiyor Merve. Tam zıplamışken suyun üstünde yakalıyor.

20171009_162941_Burst10

Sonra suda zıplayıp havalanıyorum bir kuş gibi ileri doğru atılıyorum.

20171009_162941_Burst12

Ve su yüzeyinde uçuyorum adeta.

20171009_162941_Burst13

Benim yaptığım gibi Hakan da zıplamaya çalışıyor.

20171009_163001_Burst16

O da su yüzeyinde ileri doğru uçuyor ve süzülerek havada bir süre gidiyor. sanki Süpermen.

20171009_163001_Burst19

Nehrin ağzı üç dört adımda derinleşip boyu geçiyor. Yüzüyorum Hakanla birlikte. Nehrin akıntısı kuvvetli, adamı alıp gidiyor denize doğru. Sürekli kulaç atıp tersine yüzmek gerek.

20171009_163140_Burst32

Kollarımızı birbirimize atıp poz veriyoruz Hakanla birlikte. Bel hizasında suyun içindeyiz. Karşıda iki katlı bir bina, çatısında Güneş panelleri var su ısıtmak için. Kenarda tekneler bağlı.

20171009_163200_Burst02

Buz gibi suda bir süre atlayıp dalıyoruz nehre. Yüzüyoruz ve vücudumuz diri bir şekilde çıkıp kurulanıyoruz havlularla. Akan su sodalı olduğu için saçlarım ipek gibi yumuşak oluyor. Buraya uyarı levhası konulmuş. “Dikkat! Burada ani derinleşme ve akıntı sebebiyle yüzmek tehlikeli ve yasaktır.” yazıyor. Bizdeki değişmez durum “Yasakçı zihniyet” her yerde olduğu gibi burada da devam ediyor. Yasak yazılacağı yerde sakıncalı dense ve yüzme bilmeyenler girmese de yüzme bilenler girebilse ne güzel olur ama illa ki “Yasak” olacak. Tabelanın iki yanında Hakan ile omuzlarımızda havlularla poz veriyoruz “Yasaklara” inat. Tabela direğine Merve’nin yeşil bisikleti dayalı.

20171009_163518_HDR

Yasaklara uymayan başkaları daha var, ördekler ve kazlar. Onların umurunda değil yasaklar. İstedikleri biçimde yüzüyorlar. Çünkü okuma yazmaları yok. Ayrıca insanlar gibi yüzme bilmeme gibi durumları yok.  Yüzebildikleri için boğulma tehlikeleri de yok. Nehrin kıyısı tamamen sazlarla kaplı.

20171009_165744_HDR

Üzerimizi kuruladıktan sonra giyinip yola çıkıyoruz. Gökova köyünün olduğu yerden geçip eski Marmaris yoluna girdik. Burası yeni yol yapılınca araç trafiğine kapatılmış.  Yolun kıyısındaki okaliptüs ağaçları yaklaşık 100 yıl önce dikilmiş. 1938 Yılında sıtma hastalığından kurtulmak için bataklık ağacı olan okaliptüs ağaçları dikilmiş düzlükte, ovanın olduğu yerdeki yol kıyısına. Ağaçlar 20 metreyi aşmış durumda ve yolu tamamen örtmüş. Okaliptüslü yol yaklaşık 4 kilometre kadar. Bu ağaçlar hem bataklığı kurutmuş hem de sıtma hastalığını durdurmuş. Yol trafiğe kapatılınca zemin kilitli beton taş ile kaplanmış.

20171009_172420_HDR

Okaliptüslü yolda dördümüzü alacak şekilde elçek resmi çekiyorum.

20171009_172804

Dönüş yolunda akşam olmak üzere, Güneş ufka yaklaştı ve gölgeler uzadı asfalta. Kendi gölgemi çekiyorum bisikleti sürerken. Ana yoldan Köyceğiz’e gidiyoruz.

20171009_173353_HDR

Eve varıyoruz, duş yemek derken Merve’yi yolcu ediyoruz ilk önce. Bu gün günlerden Pazartesi’ydi, okulda görevi yoktu ama yarın okula gitmesi gerek. Merve’nin bisikletini yüklerken yanlışlıkla elini sıkıştırdık farkında olmadan. Neyse ki fazla önemli değildi ve acıya dayanıklı çıktı Merve. Merve’yi uğurladıktan sonra Köyceğiz’in sonbahar akşamlarını kaçırmamak için göl kıyısına şöyle bir dolaştık dondurmaları yiyerek. Gerçekten tadı nefis dondurma yapan bir yer. Dondurmanın tadı ağzımda yatıyorum.

Bu gün yaptığımız yol toplam 84 Kilometre civarı

Yaptığımız yolun haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

Köyceğiz Maceraları 4. Gün

Sabah her gün olduğu gibi erkenden kalkıp güne hazırlandım. Bu günkü rotamızı belirledik; Yuvarlakçay.  Ama ilk önce Hakan’ın bisikleti için getirdiğim aparatın deliğini genişletip uydurmamız gerek. Aparatı kasabanın demircisine götürdük. Orada matkap vardı, aparatın deliğini uygun ölçüde deleceğiz. Demirci matkap tezgahına aparatı delmeye çalıştı ama demiri sertleştirdiğimiz için matkap ucu kıymık bile almadı. Yani delinmiyor aparat.  Demirci dükkanı tek katlı eski bir yapı. Tabelasında Güven Demirhanesi yazıyor. Tahta kapısı ve yanında iki pencere gibi açıklık var. Burada demircinin ocakta ısıtıp hazırladığı tahra kesici aletleri asılmış. Tahra ucu kıvrık, iç tarafı keskinleştirilmiş odun, çalı, dal parçalarını kesmeye yarayan alet. Matkap tezgahında demirci ustası çalışıyor. Cem, Hakan ve ben izliyoruz ustanın yaptığı çalışmayı. Solda çarşının elbise satan dükkanı ve ipe asılmış entariler rengarenk. Bisikletim KUZ önde park halinde.

IMG-20171010-WA0022

Burada halledemeyiz kararına varınca sanayi sitesine gittik. Burada torna tezgahına bağladık ama o da olmadı, delinmiyor. Aklıma bu aparatı yapan Bacanağım geldi. Bacanağı arayıp ne yapabiliriz diye fikir aldım telefon ile. Bacanağım bana değerli bilgisini söylüyor; Aparatı ısıtıp suyunu alın, sonra delin. Deldikten sonra tekrar ısıtıp suyunu verin. Hemen değirmenciye dönüp demirci ustasına aparatı ısıtması için veriyoruz. O da ocağı yakıp kömürleri ısıtıyor ilk önce. Demircinin kullandığı yakıt bildiğimiz odun kömürü. Benim bildiğim kok kömürü kullanıldığı. Odun kömürü kullananı ilk defa görüyorum. Demek ki ustanın bir bildiği var. Ocağın üstü açık yeni yanmaya başlayan odun ve kömür dumanlar saçarak tutuşmaya başladı. Ocağın başında demirci ustası. Ocak masa boyutunda yerden yukarıda yapılmış. Yanında demir maşaları, bir tarafı kırık kocaman örs. Dükkanın duvarları taş örülü. Duvar diplerinde uzun – kısa kazma – kürek sapları, demir çubuklar dizili.

20171010_103847_HDR

Amcamın karoser atölyesi vardı. 1970’li yıllar, o zamanlar çocuktum.

Çocukluğum.

Çocukluk yıllarım aklıma geldi. Amcamın karoser atölyesine giderdim sık sık. Orada makineler, aletler, ağaç ve demir işleri vardı. Kamyon kasalarına kasa üretiliyordu. Orada bir de sıcak demir ocağı vardı. Burada demirler ısıtılıp çekiçle şekiller verilerek kasa için demirler yapılıyordu. Yaz aylarında, okullar tatile girince çırak olarak çalıştım. Kalasları, tahtalar planya ve kalınlıkta işlenirken yardım ediyordum çırak olarak. Yongalar savrulurken ağaç kokusu, çam kokusu gelirdi burnuma. En çok sevdiğim çalışma yerlerinden birisi de demir ocağında çalışmak. Tabi bu her zaman olmazdı ama demir ocağı yanınca hemen amcamın yanına, ocağın başında bitiveriyordum. Ocak yerden 70 santim kadar yüksekte kuruluydu. Sıcağa dayanıklı ateş tuğlaları ile örülmüş ocakta kok kömürü yanardı. Daha iyi yanması için ıslatırdık kok kömürünü. Bir de daha çabuk yanması için hava üfleyen motorlu fan vardı. Daha eskilerde koca körüklerle hava üflenirmiş ocaktaki kömürlere. Ben o günleri görmedim ama demir ocağında çıraklık yaptım o yüzden şanslıyım.

Kömür yanmaya başladığında kısa sürede fan yardımı ile kömür kor haline geliyordu. Ateşin içine demir parçasını yerleştiriyordu amcam. Yüksek derece kok kömüründe ısınan demir tavlanıp kıpkırmızı, hatta sarı renge dönüyordu. Sanırım haddecilikten bildiğim kadarı ile 1200 derece kadar sıcaklığa ulaşıyordu demir. Tam da tavlanmaya hazır. Amcam demir maşa ile parçayı alıp örsün üzerine koyduktan sonra ağır çekiçle döğmeye başlıyordu kızgın demiri. Çekiçle şekil verip sık sık  çevirip döğüyordu. Ben de onu izlemekten zevk alıyordum. Ben de yardımcısı olarak elimde balyozla bekliyordum. Eğer inceltmek yada yassılaştırmak gerekse ben balyozla döğmesine yardım ediyordum. Çalışa çalışa öğreniyordum demirciliği. Amcan örsün üzerine boşa tek çekiç darbesi vuracaksa parçayı çevirecek ve ben vurmayacağım sonraki darbeyi. Bazen de iki kez boşa vurunca ben balyozla vurmayı kesiyordum. Parça soğuyunca rengi soluyordu. Soğuyan parçayı tekrar ocağa sürüp ısıtıyor ve ısınan parça kızgın olunca örsün üzerinde tekrar döğülmeye başlanıyordu. Be çekiç darbeleri ritimli olup dinlemesi bile zevk veriyordu bana. Sanki müzik yapıyorduk. Kalın, ağır demir örsten çekiç darbelerinin tınısı, sıcak demire vurulan darbe daha tok sesler çıkarıyordu, zamanla soğuyan demir parçası kızgınlığı geçince tınısı da serleşiyordu. Bir de buna balyozla eşlik edince sanki orkestrada müzik enstrümanları henüz bestelenmemiş demirci senfonisini çalıyordu.

Aşağıda yanan kömürün alevi yükselmiş ocakta. Demir maşalar ve bir tarafı kırık örs. Nasıl becermişler, nasıl kırılmış bilemiyorum. Örs çok eski olmalı.

20171010_103857_HDR

İlk önce ocakta tavlıyoruz aparatı, suyu kaçıyor ve yumuşuyor demir. Parçanın kendi kendine soğumasını bekliyoruz bir süre. Parça soğuyunca matkap tezgahında deldik sorunsuz olarak. Delme işi başarılı olunca aparatı tekrar tavlıyoruz ocakta. Tavlanınca bu kez yağın içine atıyoruz suyunu alması için. Kızgın parça yağın içine girince bir kısım yağ yanıp dükkanı sarıyor yanık yağ kokusu. Ocakta bu işlemi yapan demirci görülüyor.

20171010_103956_HDR

Aparatı alıp eve gidiyoruz. Denedik ama açamadık, çok sıkışmış ve fazla zarar vermeden bırakıyorum olduğu gibi. Hakan orijinal aparatı ısmarlamış internetten, halledecek kendisi. Bu gün Yuvarlak çaya gideceğiz. Zaman geçirmeden hazırlıkları yapıp gerekli malzemeleri çantaya yükledik. Yola çıkarak kısa sürede doğanın içinde tırmanmaya başladık. Tırmanma başlayınca manzarada harika olmaya başladı. Köyceğiz gölü tüm güzelliği ile kendini dağların korumasında gösteriyor mavilikler içinde.

20171010_132105_HDR

Bisikletim KUZ yol kıyısında, harfiyatı yapılmış kayalık alan düzeltilmiş yerde park ederek yukarı doğru tırmanan Cem ve Hakan yolda bisiklet sürüyor.

20171010_133317_HDR

Çam ormanı içinde genç ve yaşlanmış ağaçları bir arada görmek ne güzel.

20171010_133328_HDR

Dağlar yalçın kayalıklardan dik bir halde yükselmiş ağaçların arasında.

20171010_140456_HDR

Çıktık, çıktık, sonunda toprak yol ayrımına geldik. Ben haliyle buraları bilmiyorum ve ilk defa geldim. Hakan yolu biliyor ve nereye gideceğimizi bilmeden peşinden gidiyoruz. Haliyle neresi olursa olsun Hakan bizi güzel bir yere götüreceğine eminim. Ona güvenim sonsuz. Toprak yola saptık. Hakan beni toprak yola yeni girmişken çekiyor.

IMG-20171010-WA0041

İkinci çekiminde çok yakınım kameraya. Bisikletim KUZ, kelebek gidonunda asılı kaskım. (Yokuş çıkarken çok düşük hızda hareket ettiğimden kaskı çıkarıyorum kafamdan) turuncu çantalarım bagajda takılı.

IMG-20171010-WA0025

Toprak yola girdiğimizde zirveye çıkmış olduk. Ormanın içinden giden toprak yolda inişe başladık.

20171010_140734_HDR

İnişte frenlere asılıyoruz, çünkü dönemeçli yoldayız ve çok dik. Cem önde, ben arkada, Hakan da bizi çekiyor.

IMG-20171010-WA0105

Hakan bizi yuvarlak çayın yukarı kısmına, harika bir yere indirdi. Burada bizden başka kimse yok. Bisikletleri çınar ağaçlarına yaslayıp üzerimizdeki formaları çıkarıyoruz. Hakan çoktan çıkarmış bile, üstü çıplak. Cem sadece fermuarını açmış göbeği görünüyor. Üçümüzü de ön kamera ile elçek yapıyorum.

20171010_141332_HDR

Burada bir çok göze var. Su damarı buradan yeryüzüne çıkıp yuvarlak çaya karışıyor.

20171010_141419_HDR

Kaynak dedikleri bu olsa gerek, çünkü su kaynıyor gibi hava kabarcıkları çıkarıyor kumların içinde.

20171010_141433_HDR

Başka bir yerde, kayanın dibinde gözeden su çıkıyor. Tam cennetlik yer, her taraftan sular fışkırıyor adeta.

20171010_141448_HDR

Yuvarlak çay kaynağındayız, gürül gürül akıyor, saf, berrak ve tertemiz.

20171010_141500_HDR

Buraya birileri çayın içine taşlar koyarak belli bir derinlik elde etmiş. Küçük bir bent gibi konulmuş taşlardan aşan çay köpürerek akıyor kendi yatağında.

20171010_141557_HDR

Yuvarlak çayda çektiğim videoların görüntüsünü aşağıdaki videoda görebilirsiniz. Videoyu Cem çekiyor benim cep telefonumla.

Buz gibi akan suya bırakıyorum kendimi. İlk başta biraz üşüme geliyor ama sonra alışıyorsun.

20171010_142858_HDR

Tamamen suyun içine sırt üstü yatıyorum. Temiz, saf, berrak suda arınıyorum adeta. Çayın ortasında kocaman bir kaya var, iki yanından çay akıp gidiyor.

20171010_142904_HDR

Cem de giriyor çayın içine, onu da ben çekiyorum bir poz.

20171010_143123_HDR

Su çok soğuk olduğu için fazla kalmadan dışarı, güneşin altına çıkıyorum. Kurulanırken Hakan da odunları yakıyor tavukları pişirmek için. Odunlar tutuşmuş, alevler çoğalıyor.

20171010_145055_HDR

Muhteşem bir manzarayı izliyorum, çay çağlıyor kademe kademe. Kıyılarda otlar, çalılar ve çınar ağaçları. İzlemeye doyum olmuyor bu cennet köşesini.

20171010_145201_HDR

Ateş köz haline gelince tavukları pişirip yemeye başladık. Cem et yemediği için ona göre sebze ve ot ağırlıklı salata ile karnını doyuruyor. Kendisi bir vejeteryan. Ateşin başında yarı çıplak Cem ve Hakan. üzerlerine Güneşin hüzmeleri vuruyor.

20171010_145321_HDR

Yemeğimizi yedik, karnımız doydu. Atalarımız ne demiş; “Yemekten sonra ya kırk adım atçan yada uzanıp yatçan” Ben ikincisine uyuyorum. Hamağımı çınarların gövdesine bağlayıp geriyorum. Gölgede biraz şekerleme yapmak çok iyi geliyor. Vücudum gençleşmiş, temiz oksijen hücrelerimi yenilemiş halde nefesimi kontrollü alıp vererek hülyalara dalıyorum.

20171010_145951_HDR

Hayallerimden birini gerçekleştirmenin gölgesinde çınar yapraklarını henüz sonbahar geldiği halde yeşil görüyorum hala. Çınar yaprakları insan eline benzer; beş parmaklı. Yapraklar ele benzeyince hafif rüzgar estiğinde sağa – sola salınmaya başlıyor. Tıpkı el sallar gibi.  Binlerce yaprak bana el sallıyor durmadan. Ayrıca gölge yapıyor dalların ucunda.

20171010_150547_HDR

Ben şekerleme faslını bitirince Cem yerimi alıyor. Sadece benim hamağım var. O yüzden nöbetleşe hamağa uzanıyoruz.

20171010_151902_HDR

Bu kez Hakan uzanıyor hamağa, kadehini bizim şerefimize kaldırıyor yattığı yerden.

20171010_163743_HDR

Şekerleme olayını bitirip toparlanıyoruz, ateşi de söndürdük. Bu arada bir çoban keçi sürüsü ile yanımıza geldi. Selamlaştık, tanıştık. Düz bir betonun üzerinde kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişirmeye başladım. Biz üç kişiydik, şanslı olan çoban dördüncü olarak kahvemin tadına bakacak. Şansa ayağı ile geldi. Betonun üzerinde Cem, ben ve çoban. Çobanın kafasında şapkası var. Sopası da önünde duruyor. Çay kayalara çarpan köpüklerle akıyor aşağı doğru. Üzerinde oturduğumuz beton su kaynağı ve buradan borularla alınıyor.

IMG-20171010-WA0039

Kahveler pişti ve cezveden fincanlara boşaltırken Hakan beni çekiyor. Hava serinlediği için üzerime poları giymiştim.

IMG-20171010-WA0144

Kahveleri içip sohbet ediyoruz çoban ile. Sonra vedalaşıyoruz çobanla ve yola çıkıyoruz. İndiğimiz toprak yol çok dik olduğundan kendimi zorlamadım. Yürüyerek sert olan yeri çıkıyorum. Hakan da beni çekiyor.

IMG-20171010-WA0047

Çaydan epey yukardayız ve karşıma bu kırmızı, sarı karışımı yengeç çıkıyor. Beni fark eden yengeç kendini savunmak için gardını alıyor. Harika bir an, benle kapışmaya hazır bir yengeç kafa tutuyor. Haliyle kapışmaya niyetim yok. Hareketleri sevimli.

20171010_173157_HDR

Asfalt olan yere çıkınca iniş başlıyor ve akşam Güneşinin parlak ışıkları hüzmesi altındayım.

20171010_174802_HDR

Bulutsuz bir gökyüzünde Güneş dağların üzerinde, altında Köyceğiz gölü, dağlar net görünüyor. Önümde uzayıp giden sürülmemiş bir tarla var. Bir süre durup bu manzarayı izliyorum.

20171010_175442_HDR

Hakan da bu anı kaçırmıyor ve yanımda Güneşi izliyor manzara eşliğinde.

20171010_175500_HDR

Kısa sürede Köyceğiz’e geldik, evde üzerimizi değişip akşam yemeğinden sonra gün batımında Köyceğiz gölünün kıyısında dolaşmaya çıktık. Kordonda yürüyoruz sakin göllü izleyerek. Güneş biraz önce dağların ardında kaybolmuş, kızıllığı kalmış sadece gökyüzünde.

20171010_182251_HDR

Gece olasıya kadar dolaşıyoruz kordonda, sonra eve dönüp günü değerlendiriyoruz. Epey zaman oldu evden ayrılalı, o yüzden yarın otobüs ile dönmeye karar verdik Cem ile. Biletleri hemen alıyoruz internetten ve içim rahat olarak yatıyorum.

Bu gün yaptığım yol yaklaşık olarak 27 Kilometre civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

Köyceğiz Maceraları 5. Gün Eve dönüş

Erkenden kalkıp balkonda yerimi alıyorum kahve takımımla. Kendime şöyle güzel bir kahve pişiriyorum. Kahvemi içerken Güneşin doğuşunu izliyorum sabahın seherinde. Elimde kahve fincanı, bahçede otlar, ağaçlar ve Güneşin ilk ışıkları belirmiş. Sağda beton taş döşeli sokak. En fazla 2.5 katlı evler. O yüzden balkondan bakarken Güneşe ufkum açık gökyüzünde.

20171011_072501_HDR

Herkes uyanınca kahvaltıyı yapıyoruz ve zaman geçirmeden dağınık olan eşyaları yükledik bisikletlere, otogara doğru pedalladık. Henüz hareket saati gelmediğinden bisikletlerin ön tekerleklerini söküp bagaj çantalarını indirdik. Otobüse bindirmeye hazırız.

20171011_124304_HDR

Otobüs gelince sorunsuzca bagaja Cem ile el birliği ile yerleştirip koltuklarımıza oturduk. Kamil Koç firması bisikletlilere sorun çıkarmadan bir ilden başka bir ile taşıyor. Firmaya teşekkürlerimi bildiririm. Hareket saatimiz 13:00. Yaklaşık 4.5 saatlik rahat bir yolculuktan sonra İzmir garajına indik. Bisikletleri indirip ön tekerlekleri taktık. Bagaj çantalarını da yükledikten sonra dümdüz bir yoldan Alsancak çimlere geldik. Burada mola veriyoruz çimenlerde, kahve içeceğiz. Bizi burada Uluğ Cem Balkanlı karşılıyor. Cem ile ikimizi bisikletlerimiz yüklü halde bir poz çekiyor cep telefonumla.

20171011_181323_HDR

Kahve faslından sonra bisiklet yolundan aheste aheste Güneş batmadan Göztepe iskelesine vardık. Güneş tüm kızıllığını bulutlara vererek batmaya hazırlanıyor. İskelede yolcu vapuru harekete hazır bekliyor. Bisiklet yolu maviye boyalı, kıyısında çit çalıları dikilmiş.

20171011_183829_HDR

Eve vardım, ev yerinde duruyor ama zaman saatim durmuş, çalışmıyor. Demek ki solucanda zaman yolculuğu yaparken değişik rotalar yapmamızın nedeni buymuş. Saat çalışmayınca gonk sesi evrene yayılmadığı için rotalar saptı. İstenmeyen yollara girip çıktık, yoldan çıktık ama güzeldi yaşadıklarımız. Neyse ki fazla sapıtıp evrende kaybolmadan eve geldik. Hemen saati kurup zamanı ayarlanıyorum. Saati ayarlarken yarımlarda bir kere ve saatlerde ederi kadar gonk vurdu. Tokmağın vuruşu evrene ses dalgaları yayılmaya başlayınca uzay – zaman normale döndü. Yoksa evren kaosa sürüklenebilirdi maazallah. Eski, kurmalı duvar saatim, ahşaptan yapılmış. Camlı kapağı açık. Büyük kadranında saat 11:30 u gösteriyor. Uzun sarkacının ucunda disk ağırlık var. Üstünde süs piyonları ve çıkıntıları var. Sol tarafına nazar topu asılı kuşağınla.

20171012_132733_HDR

Hayallerimdeki turlardan birini daha bitirdim. 13 Günlük bir turda güzel anları doya doya, gezerek, dostlarla bir festival ve Antalya’dan Köyceğiz’e kadar yeni dostlar edinerek hazine torbama yerleştirip yeni hikayeler oluştu. İşte o hikayeyi dilimin döndüğü kadarıyla sizlere yazdım. Biraz geç oldu ama zaman meselesi. Uzay – Zamanda solucanın ne yapacağı belli değil. Bazen hızlı geçiyor zaman, bazen de yavaş. Yani zaman göreceli. Bunu ben deniyorum, ünlü fizikçi Albert Einstein demiş.

Otogar – Üçkuyular arası yol 17 Kilometre civarı

Aşağıda haritası

Powered by Wikiloc