Denizli Salda Gerisi Antalya Mersin 17. 18. Gün

4 – 5 Haziran 2015 Perşembe Cuma

17. Gün

Antalya – Manavgat – Side

 

evet evet

doğrusu bilmiyorum

dalıp dalıp gidiyorum böyle

dalıp gidiyorum ve dalgınlığımda bir kent

bir duvar, bir de sen, duruşunda güz özellikleri

dostlar, bütün dostlar içerde.
Edip Cansever

 

Geç yatmamıza rağmen erkenden kalkıp hazırlanıyoruz. Artık yola çıkma zamanı, yolcu yolunda gerek. Nefis bir kahvaltının ardından hazırlıklarımızı bitirip ev sahiplerinin yeni pişen böğürtlen reçelinden birer kavanoz alamamazlık edemezdik. Her zaman Anadolu geleneklerinden olan evde pişen bir şeyi yolluk olarak vermeleri adettendir ve geri çevrilmez. Dün Devrim’in aldığı fincan takımını yanımda yer olmadığından ve fincanlar kırılmasın diye kabul edemedim. Daha sonra İzmir’e gelecek olan birisi ile yollarsın demiştim. Ev halkı ile her şey için teşekkürlerimizi sunup vedalaşıyoruz. Şehrin kalabalık trafiğinde hızlıca Manavgat yoluna  çıktık. Manavgat yolu da pek tenha değildi doğrusu. Yaz tatiline az bir süre kalması ve havaların ısınması ile Akdeniz kıyıları dolmuş durumda.

IMG_0340

Yolun üç şeritli olması emniyet şeridinin olmaması anlamına geliyor. Henüz ülkemize bisikleti yerleştiremediğimizden sadece arabalar için yol yapmaları, diğer taşıtlar yok sayılarak korkunç trafiği canavara dönüştürmekteler. Bakmayın yolun boş göründüğüne okullar bir kapansın üç şeritli yol bile tıkanır yeri geldiğinde.

IMG_0344

Epey yol gitmemize rağmen anca Antalya şehrinden çıkıyoruz. Antalya epey büyükmüş bunu anladım. Daha da büyüyeceği kesin.

IMG_0362

Düden çayında eski tarihi taş köprü sapasağlam ayakta. Sadece Araçlar geçmesin diye kapatılmış.

20150604_101736

Düden çayı ve taş köprü. Geçtiğimiz gün şelalelerinde idik. Şimdi ise denize kavuşmasına az bir süre kalmasına ramak kalmış akıp gidiyor sevgilisine.

20150604_101826

Antalya hava alanına sürekli, neredeyse dakikada bir uçak inmekte. Sezon başlamak üzere.

20150604_104147

Yol eski yol ve yolda tarihi kervansaray. Eskiden şimdiki gibi hızlı arabalar olmadığı için at mesafesi kadar yerlerde gecelemek için kervansaray yada han yapılmış.

20150604_105522

Akdeniz’in bunaltıcı sıcakları henüz başlamasa yine de hava sıcak. Soğuk birer soda ile biraz serinlemek gerek.

IMG_0365

Yolumuz üzerinde Perge antik kentine uğramadan olmaz deyip ana yola yakın olduğu için sapıyoruz.

20150604_110009

Roma imparatorluğunun son dönemlerdeki ihtişamı yapılarda kullanılan taşlardan belli oluyor.

20150604_110100

Anfi tiyatroda çalışmalar var. İçeri girip bir kaç resim çekmek istiyoruz ama aldığımız olumsuz yanıt aşağıdaki resimdeki arabanın sahibi olabileceğini düşündüm birden bire. Tarihi eserlerin içine kadar arabasını korumak için gölge ve serin yere park eden biri sadece resim çekmek isteyeni anlaması bekleyemeyiz. Yeri gelince tarihi eserler zarar görmesin diye flaş patlatmazlar ama bu aracın sahibi kapalı tarihi dükkanı egzoz dumanına boğmaktan verdiği zararı düşünün. Bunları hazineden geçinen zavallılar olduğunu düşünüyorum.

20150604_110519

Dışarıdan görebildiğimiz kadarı ile resimler çekmeye devam ediyoruz.

20150604_110215

Burası da devasa stadyum, o zamanlarda henüz futbol topu icat edilmediğinden Gladyatör döğüşleri, araba yarışları ve kölelerin yırtıcı hayvanlarla karşı karşıya getirip parçalatmaları. Akan kanın kendisinden olmadığı sürece bundan vahşi bir zevk almaları insanların hala neden birbiriyle savaştıklarının sonucu olsa gerek. İnsanlar gerçekten çok vahşi. Yemek için değil zevk için insan kanı dökmeyi spor olarak görmekteler.

20150604_110548 20150604_110616

Perge

Antalya şehir merkezinin 17 km. doğusundaki, Aksu sınırları içinde yer alan Perge, sadece bölgenin değil, tüm Anadolu’nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biridir. Mimarisi yanında mermer heykeltıraşlığıyla da ünlüdür. 1946 yılından beri İstanbul Üniversitesince yürütülen kazılar sonucu şehir merkezinin önemli anıtsal yapıları gün ışığına çıkarılmış, ele geçen heykel buluntuları sayesinde Antalya Müzesi dünyanın en zengin Roma Dönemi heykel müzelerinden birisi olma özelliğini kazanmıştır.
Perge’nin kuruluş hikayesini tarihçiler Troia savaşlarının sonrası gibi gösterirler (i.Ö.1275). 1986 yılında bulunan bir Hitit tabletinde Perge’nin adının geçmesi buranın Troia savaşından önce kurulduğunu göstermektedir. Filolojik bilgiler de kentin İ.Ö. 3. binden beri iskan edildiğini gösterirken, bulunan bazı keramik, taş alet ve gömüler iskan tarihini şimdiye kadar bilinenden çok önceye, Erken Tunç Çağma kadar indirmektedir. Şehirde ilk yerleşim kuzeyde tepe düzlüğünde gerçekleşmiştir. Zamanla şehir tepenin güneyindeki düzlükte gelişip genişlemiştir. Bergama’da başlayıp Side’de sona eren antik yolun üzerinde yer alan Perge, coğrafi önemi ve gelişimini özellikle Aksu (Kestros) nehrine borçludur. Bugün ulaşıma uygun olmayan nehir, eski çağda toprağı verimli kılmasından başka, şehirde ulaşımı sağlaması bakımından da çok önemli bir rol oynamıştır. Havari Paulos ve arkadaşlarının Kıbrıs’taki Paphos limanından yelken açıp Perge’ye ulaştıkları bilinmektedir. Bunun da ancak Kestros aracılığıyla olabileceğinden şüphe yoktur. Şehrin nehirle olan bu bütünleşmesi sikkeler, kabartmalar ve akropolisin güney eteğinde bulunan anıtsal nymphaeumdaki nehir tanrısı (kestros) heykelinden de anlaşılmaktadır.
Şehrin tarihe geçmiş şahsiyetleri arasında, astronomi, geometri ve matematikte ünlü “Pergeli Apollonius” ön sırayı alır. Diğer ünlü Pergeli İ.S. 2.y.y.da yaşamış filozof Varus’tur. Perge’de birçok tanrı ve tanrıçanın tapım görmesine rağmen bunların içinde Artemis’in özel bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Kökü çok eski devirlere dayanan ve önceleri yerli dilde VVanessa-Preiia (Perge Kraliçesi) olarak geçen Artemis şehrin baş tanrıçasıydı. Şehirde Artemis Pergaia olarak anılan tanrıçanın kültü komşu şehir ve hatta deniz aşırı ülkelere yayılıp tapım görmüştür. Birçok antik yazarın sözünü ettiği büyüklük, güzellik ve inşa bakımından harika olan Artemis tapınağı, şehrin dışında yüksekçe bir tepe üzerinde bulunmaktaydı ki, yeri bugüne değin hala bulunamamıştır. Yapılan kazı ve araştırmalar Perge’nin genel olarak üç parlak dönemden geçtiğini göstermektedir. Birinci dönem İ.Ö. 3. ve 2. y.y. lardaki Helenistik devre ait bulunmakta, bu devir kısmen ayakta kalan muhteşem sur ve kulelerle temsil edilmektedir. İkinci dönem, Roma İmparatorluk devrine (İ.S. 2.-3.y.y.) rastlamakta, bunu da bugün birçoğu ayakta duran anıtsal yapılar (tiyatro, stadyum, hamamlar, anıtsal çeşmeler ve agora) açığa vurmaktadır. Son refah dönemi ise Hıristiyanlık dönemi yani İ.S. 5. ve 6.y.y. lara rastlamaktadır ki, bu dönem şehir kilise teşkilatı içinde bir metropolitlik merkezi olmuş ve birçok kilise inşa edilmiştir.
İ.Ö. 333’de Büyük İskender’in bölgeyi zaptı sırasında Pergelilerin hiç direnme göstermeden İskender kuvvetlerini konuk etmeleri şehri koruyan surların olmamasına bağlanır.
Bugün şehrin en anıtsal yapıları olan ve şehri sembolü haline gelmiş iki yuvarlak planlı kule ve sur duvarları İskender’in zaptından sonra yapılmışlardır. Günümüzde gezilebilen kalıntılar çoğunlukla Roma dönemine aittir. Perge şehir planının ana hatlarını biri kuzey- güney, diğeri doğu-batı doğrultusunda iki ana cadde oluşturur. Şehrin belkemiği olan sütunlu cadde Helenistik kapıdan başlayıp akropolisin eteğindeki anıtsal nymphaeumda (çeşme) son bulur. Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki caddenin ortasında iki metre genişliğinde bölmeli bir su kanalı, her iki yanında ise mozaikli portikolar ve dükkanlar yer alır. Kuzeydeki nymphaeumdan beslenen kanal sıcak yaz günlerinde caddenin ve dükkanların hayat kaynağı olmalıydı. Caddelerin kesiştiği şehir merkezinde ise Apollonius Demetrius takı bulunur. Günümüz yerleşiminde şehre giden yol üzerinde ilk karşılaşılan yapı, Yunan-Roma tipinde inşa edilmiş anıtsal tiyatro binasıdır. Yaklaşık 12 bin kişi kapasitesindeki İ.S. 2.y.y.a tarihlenen yapı sahne binasının zengin mermer dekorasyonu ile ünlüdür. Prof. Dr. Jale İNAN ve ekibi tarafından 1985-1993 yılları arasında kazılmış olan tiyatronun heykel buluntuları Antalya Müzesinin “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergilenmektedir. Tiyatronun kuzeyinde Anadolu’nun en iyi koruna gelmiş stadyumlarından biri yer alır. Agora, değişik planlı mekanlarıyla şehrin diğer bir sosya merkezi hamamlar ve palaestra görülebilecek diğer yapılardır. Gerek mimari, gerekse heykel buluntularının mükemmelliği Perge’nin heykeltıraşlık konusunda kendine özgü çizgilere sahip ekol kent olduğunu vurgular.

http://www.antalyamuzesi.gov.tr/tr/perge-orenyeri

20150604_110931

Antik kenti çabuk bitiriyoruz, yolcu yolunda gerek. Akdeniz’e paralel uzanan Toros dağları tüm bereketini küçük çaylar ile fazla geniş olmayan tarım arazilerine bıraktıktan sonra denize kavuşmaktalar.

20150604_113142 20150604_114111

Zeytin ağacı tarih boyunca insanlara en faydalı ürünü sunmakta. Zeytin ağacı el üstünde tutulmalı bence.

20150604_123851

Serik kasabasına geldik bile, ana yol düz olunca çabuk yol alıyoruz. Karnımız da acıktı, pistonlara güç gerek değil mi?

20150604_130547

Serik te karnımızı doyurduk bir güzel. Görebildiğimiz kadarı ile belediyenin yaptırdığı güzellik çalışmalarından suyun aktığı kademeli bir park. Geri kalanlar sadece binalarla dolmuş durumda.

20150604_132628

Fazla oyalanmadan yola çıktık. Yakında olan Tarihi antik kent olan Aspendos’a saptık. Hep duymuşumdur Aspendos antik kentini. Tiyatrosunda konserler verilmekte ünlü sanatçılar tarafından. Merak içindeyim çünkü henüz görmediğim yer en güzel yerdir benim için. Zaten Nazım öyle dememişmiydi şiirinde.

20150604_153232

Aspendos antik kentin dış mahallelerinden giriş yapıyoruz.

20150604_154448

Aspendos tiyatrosunun ön kısmı geniş bir arazi ve otopark. Geniş olmasının nedeni buraya çok arabanın gelmesi. O kadar arabayı nereye park edeceksin. Turistleri gezdirmek için bir deve ve eşek müşterilerini bekliyor. Tabi ki bedava değil, çaktırmadan resim çektim. Bakarsın resim çekmekten bile para isteyebilirler. Belli mi olur, turistleri her zaman yolunacak kaz olarak gördükleri sürece dikkat etmek gerek. Hafta içi olması ve yanlış politikalar sonucu turistlerin ülkemize gelmemesi sonucu ne araba var ne de gezecek turist. Park yeri bomboş, deve ile eşek işsiz öylece durmaktalar.

20150604_154754

Yakın zamanda yeni onarım geçirmiş olan Tiyatronun girişi, sahne arkası devasa boyutu ile burada önemli tiyatro eserlerinin oynandığını gösteriyor. Müze kartımın süresi Nisan ayında bittiği için yeni müze kart çıkarıyorum gişeden. Kartı yılda ya bir yada iki kez kullanıyorum. Ama kulanmasam da hep alırım müzelere katkım olsun diye.

20150604_155311_HDR

Yeni kartım ile içeriye giriş yapıyorum. Taş tünelin sonu aydınlık olduğu için biraz parlak görünümünde.

20150604_155428_HDR

Tünelin ucundan Tiyatronun sahnesine adım atarak gezintime başladım.

20150604_155450 20150604_155535

Tiyatronun seyirci kısmı kimi yerler yeni mermer ile onarıldığı için açık renk görünümünde. Uzaktan bakınca lekeli görünüyor.

20150604_155551 20150604_155602 20150604_155607 20150604_155638

Burası seyircilerin oturma yeri. Rahat oturulsun diye ayak kısmı oyulmuş. Düz olsa saatlerce rahat oturamazsın, ayaklar hareket etmeli. Ta o zamanlarda düşünmüşler yaptıran ve yapanlar.

20150604_155712

Tiyatronun üst kısımlarına çıkarak her açıdan yapılan eserleri hem hayranlıkla bakıyorum hem de resmini çekerek digital hafızaya kaydediyorum

20150604_155811 20150604_155914

Aspendos Tiyatrosunun öyküsü

Aspendos kralının bir zamanlar herkesin evlenmek istediği çok güzel bir kızı vardır. Kral kızını kime vereceğini bilemediği için halka, “Kim halkımız, kentimiz için en yararlı şeyi yaparsa kızımı ona vereceğim” diye duyurur. Bunun üzerine iki ikiz kardeş iki büyük yapı yaparlar. Biri kente çok uzaklardan, karmaşık yolları birçok zorluğu geçerek, su getiren su kemerleri; öteki ortasında yere metal para atıldığında üst sıralardan bile sesinin duyulduğu dünyanın akustik olarak en iyi tiyatrosudur. Kral su kemerlerini gördükten sonra kızını su kemerlerini yapana vermek ister. Bunun üzerine tiyatronun mimarı Zenon krala bir oyun oynar. Kral tiyatronun üst sıralarında gezerken bir fısıltı duyar: “Kral kızını bana vermeli.” Akustiğe hayran kalan kral kızını büyük bir kılıçla ikiye ayırır ve kardeşlere verir.

20150604_155924 20150604_155933 20150604_155938 20150604_155957

Onarımda kullanılan mermer o kadar açık renkte ki eskisi ile uyuşmazlık içinde. Sanki mutfak mermerinden yapılmış gibi. Onarımı yaptıran sanattan yoksun, yapan zaten sanatkar değil. Makine ile kesilip araya sıkıştırılmış. Bunu yakından bakınca iyice anlıyorum. Hani derler ya zevksiz kokonaların giyimleri gibi alacalı bulacalı. Onarımı yaptıran Müze’nin açıklamalarına göre orijinal mermerler ve taşların analizleri yapılarak aynısını kullandıklarını belirtmişler. Zamanla renkleri uyuşacak.

20150604_160030

Tiyatronun en üst kemerli koridorda da onarım yapılmış. Buradaki mermer değil, krem renginde doğal taş. İyi ki mutfak mermerinden yapılmamış.

20150604_160042

Her ne kadar renk uyumu olmasa da yıkık ve tahrip olanları orijinal biçimde onarılıp güzel bir hale gelmiş tiyatro. Zaten şimdiye kadar çoğu kısmı korunmuş durumda günümüze kadar gelebilmiş.

20150604_160410

Yapılan taş işçiliği hem zenginliği hem gücü hem de usta sanatkarlığın ince işçiliğini bizlere anlatıyor. Şimdilerde yetişen ustalar sadece kalıp çakıp beton dökerek kendilerini çağa uydurup körelmişler. Sanat, ince işçilik yok. Bir de işin gerçeği isteyen de yok. Kapitalizmin yıkıcı gücü burada başarıya ulaşmış oluyor. Resimde, heykeltıraşlıkta, müzikte, bilimde ne kadar az eser ortaya çıkarsa o kadar geri kalmışız demektir. Geri kalmakla yontma taş devri öncesine kadar gerileşmişiz. Her ne kadar bilgi çağında olsak ta toplum olarak ilkel kabile düzeninde yaşıyoruz. Biraz da şimdiki siyasetçilerin din politikaları ülkemizi bu durumlara getirdi. Böyle toplumları yönetmek daha kolaydır. Sanat yok, bilim yok, yenilik yok, müzik yok. Bunlar olmayınca düşünce de yok ve olamaz. Toplumun yerine siyasetçiler düşünür sadece….

20150604_160449

Ayakta kalmış ve onarılmış tiyatro tüm görkemi ile beni büyüledi adeta. Hep görmek istemişimdir adını duydukça. Şimdi ise doyasıya her tarafını içime sindire sindire gördüm, oturup seyrettim, geçmişi yaşadım tüm yaşananlarla.

20150604_160810

Tiyatronun büyüleyici etkisinde kurtulup dışarı çıkarak kentin diğer kalıntılarını şöyle bir kolaçan ediyoruz kısa zamanda.

20150604_160842_HDR 20150604_161219 20150604_161236 20150604_161251 20150604_161438 20150604_161500 20150604_161529 20150604_161606_HDR 20150604_161610

Aspendos veya Belkıs Antalya ili Serik ilçesinde bulunan Belkıs köyünde yer alan antik tiyatrosuyla meşhur bir antik kenttir.

Antalya – Alanya karayolunun 44. km. sinden kuzeye  dönen yolun 2. km. sinde yer alan Aspendos, sadece  Anadolu’nun değil tüm Akdeniz dünyasının en iyi korunan Roma Dönemi tiyatrosuna sahip olmasıyla ünlüdür. Şehir, bölgenin en büyük nehirlerinden Köprüçay (Antik Eurymedon) yakınlarındaki tepe düzlüğünde kurulmuştur. İ.Ö. 5. YY  da basılmış  sikkelerinde adı Estvediys olarak geçer. Anadolu kökenli  bu ad, şehrin çok eskilerden beri yerleşim gördüğünün  kanıtıdır. Akdeniz ile ulaşımını ve gelişmesini  yakınındaki nehre ve dolayısıyla çevresindeki bereketli  topraklara borçlu olan Aspendos’ta bugün çoğunlukla  tiyatro ve su yolları ziyaret edilir. Şehre ait diğer yapıların kalıntıları ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır.
İsa dan Önceki YY da Pers egemenliğini yansıtan sayfalar ilginçtir. Tarihçiler şehrin yakınlarında akan nehrin kenarında İ.Ö. 467 yılında Yunanlılarla Persler arasında geçen, Eurymedon savaşı adıyla anılan savaşta Yunan tarafının kazandığından bahseder. Aspendos, Büyük İskender’e hileli yollarla direnme göstermeye çalışsa da sonuçta teslim olup, şehirde yetiştirilen ünlü atlar ve altın karşılığındaki vergi borcunu kabul etmişlerdir.

 

İskender’in ölümünden sonra Ptolemaios egemenliğine giren şehrin, en parlak dönemi şüphesiz, ünlü tiyatro ve su yollarının inşa edildiği Roma İmparatorluk dönemidir. Aspendos Tiyatrosu, gerek mimari özellikleri gerekse iyi koruna gelmişliği ile Roma Devri tiyatrolarının günümüzdeki en seçkin temsilcilerinden biridir. Tanrılara ve devrin imparatorlarına adanan yapı, Roma tiyatro mimarisinin ve yapım tekniğinin son çizgilerini sergiler. Devrinin görkemli yapılarından biri olan Aspendos tiyatrosu 15-20 bin kişi alabilmekteydi, imparator Marcus Aurelius devrinde (İ S 161-180) Theodoros’un oğlu mimar Zeno tarafından inşa edilmiştir. Girişin iki yanında Grekçe ve Latince yazıtlardan Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus adlı şehrin zengini iki kardeş tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Tiyatronun yanında şehrin ziyaret edilebilir en önemli kalıntıları suyollarıdır. Aspendos suyolu sistemi antik suyollarının günümüze dek koruna gelmiş en iyi örneklerinden biridir. Genel görünümü, yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kuzey-güney konumlu kemerli köprünün her iki ucundaki su basınç kuleleri oluşturur. Şehrin suyu tepede yer yer görülebilen ana kayaya oyulmuş armut şekilli sarnıçlarda toplanırken, İ S 2. ve 3.YY da tüm yapılarla beraber su yolu sistemi geliştirilerek suyun daha düzenli elde edilmesi başarılmıştır. Tiyatronun yaslandığı, yer yer sur duvarları ile çevrili tepenin üzerinde ise şehir merkezinin yapıları olan agora, bazilika, anıtsal çeşme, meclis binası ile anıtsal tak, cadde ve Hellenistik tapınak, görülmesi gerekli kalıntılardır.
Böylesine ufak bir ölçekte bir kentin Akdeniz dünyasının en geçerli parasını basması ve anıtsal yapılarla donanması ekonomisindeki rahatlıkla açıklanabilir. Şehir ekonomisini ayakta tutan en önemli ihraç ürünü bugün kurutulup pamuk tarımında kullanılan, yakınlarındaki Kapria gölünden elde edilen tuzdur. Diğer ihraç ürünleriyle beraber ulaşıma elverişli nehir aracılığıyla diğer Akdeniz pazarlarına gönderilen tuz, şehrin en önemli gelir kaynağıydı. Ayrıca bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, zeytin ve zeytinyağı ile diğer tahıl ürünleri ve yaş meyve şehrin tarıma dayalı diğer ihraç ürünleriydi. Tarihçiler Aspendos’ta yetiştirilen atların tüm Yakındoğu ve Akdeniz dünyasının en aranır atları olduğunu yazarlar. Ayrıca kilim ve benzeri tekstil ürünleri ile limon ağacından yapılmış mobilyaların başta Roma olmak üzere diğer Akdeniz merkezlerinin de en aranılır hediyelik eşyası olduğu kaydedilmektedir.
Aspendos Bizans ve Selçuklu dönemlerinde varlığını sürdüren şehirlerden biridir. Ünlü tiyatroda Selçuklu dönemi onarım izlerini özellikle dış cephe ortasındaki anıtsal kapı eklentisinde ve cephesindeki koyu kırmızı zigzag desenli sıva kaplamada görmek mümkündür. Selçuklu sultanlarının konakladıkları, kervansaray olarak düzenlendiği düşünülen sahne binasının günümüze dek sağlam kalabilmesinin en önemli nedeni de bu Selçuklu onarım ve korumacılığına bağlanır. Ulu Önder Atatürk 1930 yılında burayı ziyaret etmiş, “onarılıp yeniden kullanılması” için direktifler vermiştir.

http://www.antalyamuzesi.gov.tr/tr/aspendos-orenyeri

20150604_161642 20150604_161650

Antik kent gezisini bitirip akan çay ile birlikte aşağı, ana yola kendimizi salıyoruz. İçimizde tarih yükü ile birlikte.

20150604_164727

Köprü çayı köprüsünde beni dengesiz irfan arıyor. Şu anda Manavgat ta Mustafa Sayan’ın yanında. Kendisi turda olduğundan Salda gölünde karşılaşmıştık. Bizden ayrıldıktan sonra dostumuz Mustafa Sayan’ın bulunduğu Manavgat ta turunu bitirdiğini bana söyledi. Şimdi ise otobüste olduğunu İzmir’e doğru gittiğini söylüyor. Bana nerede olduğumuzu sordu ayrıca. Ben de Aspendos tan yeni ayrılıp ana yola çıktığımızı söyledim. Dengesiz İrfan’a iyi yolculuklar dileklerimi iletip telefonu kapattım.

20150604_164730

Ana yola çıkıp bir süre ilerledikten sonra yanımdan geçen arabadan birisi tüm gücüyle bağırarak yanımdan geçti. Tam ne oluyor demeden sesi tanıdım. Bizim sorumsuz, dengesiz İrfandı bağıran. Az ilerde durdular, yanlarına gelince hasretle sarıldık İrfan ve Mustafa ile. Dengesiz irfan benimle oyun oynamış nerede olduğumuzu öğrenmek için. Bu akşam Perşembe akşamı bisikletçileri etkinliği var. Manavgat ta Perşembe akşamı bisikletçiler grubunu kurup başlatan Mustafa Sayan. Etkinliğe geç kalmamak için bizi araba ile almaya gelmişler. Bagajlarda ki çantaları indirip bisikletleri bisiklet taşıyıcısına yüklemeye başladık zaman geçirmeden.

IMG_0403

Yükleme işi bittikten sonra yola çıktık. Bizim dengesiz İrfan da bizim resimlerimizi çektiydi. Resimleri facebook’a yüklemeye başladı bile.

20150604_171451_HDR

Araba olunca kilometreler hızla bitiyor. Kısa sürede Mustafa Sayan’ın evine gelip bisikletleri ve eşyaları indirip bahçeye bıraktık. Evin hanımı Ayşegül bizlere nefis ev yemekleri hazırlamış. Hemen yemeğe oturup afiyetle yedik. Bu gün sanki zaman hızla akıp gidiyor. Perşembe akşamı bisikletçileri turu için zaman hızla gelmekte. Bisikletler bagajsız olunca bir hafifledi ki sormayın gitsin. Bisikletlerle sokağa çıkıp hep birlikte bir resim çekildik. Mustafa’nın tatlı annesi de bizimle kareye giriyor.

20150604_190334

Mustafa Ayşegül ile tandem bisikletle bizlere rehberlik ederek Manavgat çayı kıyısından trafiğe kapalı bisiklet yolundan şehrin merkezine kadar götürdü.

20150604_192026_HDR

Her Perşembe Manavgat ilçesinin Cumhuriyet meydanında toplanan Perşembe akşamı bisikletçileri ile buluştuk. Biraz erken geldik galiba. Oradakilerle tanıştık, yeni gelenlerle birlikte kalabalık oluşmaya başladı. Henüz hava aydınlık, en uzun günlerdeyiz. Havuzdaki fıskiye gürül gürül yükseklere çıkıp köpürerek çağlamakta. Pembe ışık pek belli olmuyor. Karanlık basınca kendini suyun içinde belli edeceği kesin.

20150604_192759

PAB Manavgat etkinliğine yeni formam PAB Kayseri ile atılmam anlamlı oldu bu akşam. PAB ta İzmir de kuruldu, oradan geliyorum. Yaşasın Perşembe Akşamı Bisikletçileri kardeşliği.

20150604_193238

Her şehirde olduğu gibi Manavgat tada saat 20:00 de tura başlanıyor. Katılımcılar ile birlikte bir resim çekiliyoruz.

20150604_200723

Önceden belirli olan şehir içi bisiklet turunu insanların hala alışamamış bisikletçilere garip bakışları devam ediyor burada da. Ne yaparsın yavaş yavaş görerek alışacaklar ve bir gün bize katılacaklar. Bu kaçınılmaz, çağ bunu gerektiriyor. Bir gün herkes bisiklete binecek. Döne dolaşa Manavgat çayının kıyısında hem kitapevi hem de kafe olarak hizmet veren bir yere oturduk. Telefonlar akıllı olunca ilk önce çekilen resimler sosyal medyada paylaşılıyor. Tabi bu arada duvarda neler paylaşılmış diye şöyle bir göz de atılmadan edilmiyor. Çaylar gelesiye kadar muhabbet olmuyor. Bunu gören Ferdimen de bizi sanal dünyaya dalmış olarak resmimizi çekiyor fotoğraf makinasıyla. Çaylar gelince tatlı sohbet başlıyor.

IMG_0421

Manavgat çayından bir parça aldığı su ile yapay bir gölet oluşturulmuş Titreyen göl. Çevre düzenlemesi gayet güzel yapılarak insanların yürüyerek gezebileceği güzel bir gezinti yerine dönüşmüş. Aslında gölet durgun değil, çaydan gelen su ile sürekli su akıntısı oluştuğundan resimde gördüğünüz gibi su titriyor. Böyle olunca titreyen göl adını almış.

20150604_203137

Perşembe Akşamı Bisikletçileri turu Titreyen gölde bitiyor. Burada bir kaç resim çekiyorum.

20150604_203153

Değişik açılardan değişik varyasyonlar ile resim çekmeye çalışan Ferdimen’i çekiyorum göletin kenarında.

20150604_203200

Uzun süredir yollarda olan Ferdi namı diğer Ferdimen memleketini özlemiş sanki. Gözleri uzaklara dalmış titreyen gölün titreyen sularında.

20150604_203327_Pano

Dengesizi de çekmeden olmaz, o da uzun süredir yollarda, evini özlemiş. Salda gölünde karşılaşmıştık. şimdi ise Titreye göl sanki herkese memleket hasreti, ev özlemi duygusunu veriyor.

20150604_203504

Titreyen gölde titreşen suyun yarattığı frekanslar beyin dalgalarını etkileyerek uzaklara dalmaya neden oluyor. Titreyen sulardan gelen frekans nöronları farklı titreterek yarattığı zayıf elektrik akımları ile düşüncelerin boyutunu binlerce kilometre uzaklara kadar gitmemizi sağlıyor. Bu etkileşim insanın yüzünde belirtisini görmemek imkansız gibi. Bir anlık dalma bile düşüncenin boyutunun ne kadar geniş ve büyük olduğunun açıkça göstergesi. Göl titremeseydi tüm bunların olması düşünülemez bile.

20150604_203520

Ben ise yeni yerler görmenin heyecanı içinde daha da uzun yol alabilirim. Çünkü daha önce görmediğim çok yer var ve gördükçe hazineme eklemekten mutluyum. Bakalım ne zaman evi özleyeceğim.

20150604_203603_HDR

Titreyen gölden Mustafa’nın evine doğru çam ormanı içinde karanlıkta gittik. Artık yaza girdik sayılır, hava sıcaklığı gayet uygun bisiklet sürmek için. Evde sıcak bir duşun ardından bize ayrılan odada dinlenmek üzere yattık.

Bu gün Antalya dan Manavgat’a kadar yaptığımız yol 73 Kilometre, Manavgat içinde Perşembe Akşamı turu ise 28 Kilometre

Toplam yaptığım yol 102 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

18. Gün

3 Haziran 2015 Çarşamba

İyi bir uykunun ardından sabah erkenden uyanıyorum. Kahvaltının ardından evini özleyen sorumsuz İrfan’ı otobüs garajına götürüyoruz.

20150605_092916

İzmir’e otobüs biletini aldıktan sonra otobüsün perona gelmesini beklemeye başladık. Hemen hemen her yerde yaşayan serçe kuşları da burada telaşlı ve ürkek tavırları ile yiyecek bulma telaşında.

20150605_100009

İrfan’ın bisikletinin ön tekerini ve bagaj çantalarını söküp hazır hale getirdik

IMG_0424

Otobüs başka yerden geldiği için hala beklemedeyiz.

IMG_0425

Nasıl olsa bileti aldık, otobüs gelir gelmez  bagaj kapağını açan muavin daha bir şey söylemeden bisikleti boş bulduğumuz yere yerleştiriyoruz çabucak. Bisiklet için her zaman sorun çıkardıklarını biliyorum ve yine sorun çıkaracaklar gibi.

IMG_0428

Otobüs şöferi bisikleti almak istemiyor ve indirmemizi söyledi. Haliyle tartışma da başladı. Yazıhanedeki bilet satan vatandaş pek karışmak istemiyor. İrfan 15 Lira vereyim diyor ama şöfer naz yapıyor olmaz diye. Sonunda 20 Lira ile anlaşıyoruz şerefsiz şöfer ile. İnsan 5 – 10 Lira için bu kadar alçalacağını tahmin edemezdim ama şimdi karşımda duruyor. Biletli olmasına rağmen ekstra para istemek hem de fiş fatura kesmeden yolcu almak zorbalık. Bunu yapan da metro turizm de çalışan kiralık şerefsiz şöfer. Böyle ifadeleri pek kullanmak istemem ama bazıları hak ediyor bazen. Bu yüzden adı kötüye çıkmış firma ile hiç bir zaman bir yerlere gitmek istemem.

IMG_0430

Neyse şöfer parayı aldıktan sonra otobüs hareket etti. Böylece İrfan’ı yolcu ettik. Sıra geldi benim bagaj çantamın fermuarına. Fermuar anahtarı arızalı. Kapattığım halde ortadan kilitlenmeyen zincir açılıyor. Mustafa bizi bir brandacı dükkanına götürüyor. Adamdan fermuar anahtarı istiyoruz bir tane. Çekmecelerini karıştırıp bir tane zar zor bularak verdi. Fermuar onarmada usta olduğumdan hemen değiştiriyorum anahtarı bir çırpıda.

IMG_0433

 

Yeni anahtarın rengi beyaz, olsun iş görsün de bana yeter. Artık içim rahat, çantamı kapatıp içindekilerin dökülmeden yol alabileceğim.

IMG_0434

Brandacı ustaya borcumuzu soruyorum, o da bir şey istemez deyip teşekkürlerimi kabul ediyor. Sağ olsun işimi gördü ya ne kadar teşekkür etsem azdır.

IMG_0435

Fermuar işini çözdükten sonra Mustafa’ya çakmak gaz tüpü nerede bulabiliriz diye sorunca bizi bildiği tüpçüye götürdü. Burada benim kullandığım ocak tüpü vardı. Hem de 500 gramlık, fiyatı da 12 Lira olunca Mustafa kendine 2 tane, Ferdi ve bana birer tane, toplam 4 tane tüp aldı. Aldığı bu hediyeler için kendisine teşekkürlerimizi sunduk Ferdi ile. 2 tane de çakmak gazı aldık boşalan tüpüme basmak için.

Tüpleri aldıktan sonra Manavgat’a yakın olan Antik kent ile iç içe geçmiş Side’ye geldik. Burada hediyelik eşya, kuru yemiş, lokum gibi şeyler satan Mustafa ve kardeşi Ali’nin dükkanına geldik. Bisikletleri dükkanın içine bir köşeye yerleştiriyoruz.

IMG_0458 IMG_0465

Mustafa dan izin isteyip buradaki denizin sıcaklığına bir bakalım diye deniz kenarına geldik. Hava açık ve mavi denize rengini vermiş Kumsalın bej rengi ile örtüşüyor. Haliyle tüm kumsallar parsellendiğinden böyle bir görüntü oluşmuş durumda.

IMG_0470

Aşağıya inip bir kıyıda yerleştik. Üzerimdekileri çıkarıp deniz şortumu giymeye başladım.

IMG_0472

Şortu giyer giymez hemen dalış pozisyonuna girip kendimi Akdeniz sularına bırakıyorum usulca.

20150605_150551 20150605_150552

İzmir de alışmışız ufukta kara parçası görmeye ama burada öyle bir şey yok. Uçsuz bucaksız Akdeniz, alabildiğine engin. Buradan Mısır kıyılarını görmemiz imkansız. Eğer o kadar uzağı görebilseydik zaten göremezdik. Dünya yuvarlaktır. Ben bunu biliyorum ama hala dünyanın tepsi gibi düz olduğunu sananlar var. İşte bunlardan birisi hemen de yanımıza gelerek burada oturamazsınız, şezlonglara geçin diye ilk önce garson geldi. Sonra kendini buraların sahibi sanan zat geldi. Biz de her tarafta oturma hakkımız var desek te dünyayı tepsi gibi düz sanan birine laf anlatmanın imkansız olduğunu bildiğimizden keyfimiz kaçmış olarak oradan ayrıldık. İşte böyle insanlar sayesinde turistler ülkemize gelmekten çekiniyorlar ve tatillerini kendilerini rahatsız edilmeyen kıyılarda paralarını harcıyorlar. Buraya gelenler ister yerli ister yabancı olsun sanki para babası sağmal inek zannediyorlar. Sonra da niye turist gelmiyor diye ağlaşıyorlar ya ben de beter olun diyorum böyle bir zihniyete.

Side içinde antik kenti gezelim diye giderken belediye zabıta bürosuna rastlayınca zabıta amirine şikayetlerimizi bildirdik. Onlar da gerekeni yaparız dediler sadece. Ardımızdan ne oldu bilmiyorum ama dünya onların gözünde hala tepsi gibi düz ve hiç yuvarlak olmayacak.

20150605_151758

Hep resimlerde gördüğüm antik Side kentini yakından kendi gözlerimle görmeye, incelemeye başladım. İlk olarak dış kısımlarını görerek giriş kapısına doğru gidiyorum.

20150605_153255

Side

“Side” adı Anadolu dilinde “Nar” anlamına gelmektedir. Bu özellik ve belgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen bilgiler Side tarihinin Hititlere kadar uzandığını göstermektedir. Fakat Anadolu’nun en eski yerleşim birimlerinden biri olan Side’nin MÖ 7. yüzyıldan önce kurulduğu da söylenmektedir. Anadolu tarihleri içerisinde Side, diğer Pamphylia kentleriyle aynı aşamaları geçirmiştir. Yunanlar MÖ 7. yüzyıl göçler sırasında Side’ye gelmişlerdir. Eldeki yazıtlara göre MÖ 3. yüzyıla değin de kente özgü bir dil konuşmuşlardır. Hala tam olarak çözülemeyen bu dil Hint-Avrupa dillerindendir. Side MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında Lidyalıların, MÖ 547-546’da da Perslerin egemenliğine girmiştir. Pers yönetiminde gelişen kent, MÖ 334′ de İskender’e teslim olunmuştur. İskender’in ölümünden sonra Antigonus’un (323-304). Ptolemaioslar’ın (301-215). MÖ 215’ten sonrada Suriye Krallığı’nın denetimi altına girmiştir. MÖ 2. yüzyılda Ptolemaioslar’ın güçlü savaş ve ticaret filoları sayesinde en parlak dönemini yaşayan kent, bu sürede imar edilip bir bilim ve kültür merkezi haline getirilmiştir. MÖ 188’de Apameia Barışı ile Bergama kırallığı’na bırakılan Side, Doğu Pamphylia bölgesiyle birlikte bağımsızlığını korumuş, büyük ticaret donanmasıyla refaha ve zenginliğe kavuşmuştur. MÖ 78’den sonra Roma egemenliğinde bulunan kent, 2. ve 3. yüzyıllarda bölgenin ticaret merkezi oldu. Özellikle köle ticaretinin sağladığı zengin ve parlak bir dönem yaşandı. 2. yüzyıl boyunca bir bilim ve kültür merkeziydi. Suriye krallarından VII. Antiokhos, tahta geçmeden önce burada eğitim gördü. Kral olduğu zaman (MÖ 138) Sidetes adını aldı. Bu devre kadar başta Athena ve Apollon olmak üzere Afrodit, Ares, Asklepios, Hegeia, Kharitler, Demeter, Dionisos, Hermes gibi birçok tanrıya inanıp tapan Sideliler 4. yüzyılda hiristiyanlaşmaya başlamışlardır. Side, 5. yüzyılda Pamfilya Metropolisi (Piskoposluk Merkezi) olunca, 5. ve 6. yüzyılda en parlak devrini yaşamıştır. Bu gelişim 7. 9. yüzyıllar arasında Arap akınları ile son bulmuştur. Kazılar sırasında büyük bir yangın ve çok sayıda deprem izlerine rastlanmıştır. Arap istilası, doğal afetler kentin terk edilmesine yol açmıştır. 12. yüzyılda Arap coğrafyacısı El İdrisi burayı ölü bir kent olarak göstermekte ve Yanmış Antalya olarak tanımlamaktadır. İdrisi’ye göre 1150’ye doğru kent halkı Side’den göç etmiş, 12. yüzyılda Side tümüyle boşaltılmıştır. 13. yüzyılda Selçukluların 14. yüzyılda ise Hamitoğulları Beyliği ve Tekelioğulları’nın egemenliği altına giren Side’de bu devirlerde yerleşim olmamıştır. 15. yüzyılda kesin olarak Türk topraklarına katılmıştır. Ancak ne Osmanlılar ne de Selçuklular Side’de oturmadıklarından, yarımada üzerinde Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait eserlere rastlanmaz.

1895-97 yılında Yunan isyanı sebebiyle kaçan Giritli Müslüman, yarımadanın uç kısmına bir köy kurularak Girit Adası’ndan gelen göçmenler buraya yerleştirilmişlerdir. Bugünkü mahallenin çekirdeğini oluşturan küçük köy zamanla tüm yarımadayı kaplamıştır. Antik yapılarıyla kendine özgü mimarisiyle, köy evlerinin bir arada bulunması sonradan “Selimiye” adını alan Side’nin turizme açılmasında büyük rol oynamıştır. Side tarihin derin izlerini taşıyan bir kenttir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Side

20150605_153327_HDR

Nasıl olsa müze kartımız var, hemen giriş yapıyoruz taze müze kartımızla. Yılda bir iki defa kullandığımız kart işe yarasın bari.

20150605_153456

İçeriye girince dehlizlere rastlıyoruz ilk önce. Demirlerle güçlendirilmiş çökmesin diye.

20150605_153656

Sonrasında tiyatronun acık alanına açılan yerdeyiz.

20150605_153800_HDR

20.000 seyirci alabilecek büyüklükte olan Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından önemi; diğer Roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil, kemerli mekanlar üzerine kurulmuş olması. Cavea, oskestra ve scene olmak üzere üç bölümden oluşan tiyatro, Pamphylia tiyatroları içinde en büyük ve anıtsal olanı. Seyirci bölümü bir diazoma ile iki kata ayrılmış. Orkestra yarım daireyi aşan bir kavis şeklinde. Geç İmparatorluk Devrinde gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak kullanılan tiyatro, Bizans Devrinde açık hava kilisesi olarak kullanılmış.

20150605_153807 20150605_153810

Yamaca yapılmamış bu antik tiyatro bana hayranlıklar uyandırmıştır. Eşi benzeri olmayan düz bir yerde olması hayallerimde yaptıracağım bir tiyatro örneği. Gençliğimdeki hayalim eğer piyangodan büyük ikramiye çıkarsa böyle bir tiyatro yaptıracaktım. Tiyatro kendi kendini idare edecek bir şekilde bir vakıf kuracaktım. Seyirci bölümünün altında dükkanlardan oluşacaktı sıra sıra. Dükkanların kira gelirleri ile tiyatronun masrafları giderilecekti. Ayrıca çeşitli tiyatro grupları tiyatro gösterilerinde sahne alacaklardı. Bir de amatör tiyatro okulu olacak ve tiyatrocular yetişecekti okulda. Hala hayallerimin bir köşesinde duruyor. Şans oyunlarına o kadar para yatırdım ama zaten köşe başlarını tutmuş olan soyguncular hiç bir zaman büyük ikramiyeyi kendilerinden başka kimseye çıkarmadılar. Bunu öğrendikten sonra bir daha şans oyunlarına para kaptırmadım.

Hayal kurmak güzel her zaman…

20150605_153824

Buraların yani Akdeniz’in sıcağı güneş yükseldikçe kendini belli ediyor. Gölde yerlerdeki serinliğe ihtiyaç duyulmaya başladı.

20150605_153903

Oturma yerleri yine altı oyularak yapılmış insanların rahat etmesi için.

20150605_153934 20150605_154037

Kazılar hala devam ediyor antik kentte. Büyük blok halinde, belli ki sütun kirişlerinden bir parça yerinde değil. Dik olarak öylece bir kıyıda duruyor.

20150605_154106

Tiyatro süslemeleri her taşta kendini gösteriyor.

20150605_154122 20150605_154126 20150605_154252 20150605_154508

Tiyatronun her tarafını gezemiyoruz. Bazı yerlerde hala kazı çalışmaları devam ediyor ve ziyaretçilere kapalı. Tiyatro gezimiz bitince dışarıya çıkıyoruz.

20150605_160014

Dükkanların arasından Side sokaklarını geziyoruz bir süre.

20150605_160243_HDR

Side’nin limanına doğru gidiyoruz.

20150605_160414

Kıyıda gezinti tekneleri müşteri bekliyor. Ortada turist yok öyle dolaşan. Kendini baltalayan işletmeler, turizmciler böyle sinek avlamakla zaman geçiriyorlar.

20150605_160534 20150605_160600

Neredeyse tüm sahil parsellenmiş durumda. Kimileri böyle yerlerden denize girmek durumunda kalıyor.

20150605_160729

Apollon mu yoksa Athena tapınağı mi kestiremediğim antik sütunların olduğu alana geldik. Sadece 5 tane sütun 4 tane de süslemeli kiriş ayakta. Diğer bölümler eksik ve ortada yok. Başka yerlerde yapı taşı olarak kullanılmış büyük olasılıkla. Şimdi neden bu kadar az bölüm ayakta ona bakalım. Eğer tam yapı onarılıp orijinal halinde olsa insanların ilgisini bu kadar çekemezdiniz. Yıkık dökük fakirliği, yıkımı temsil ettiğinden bazı insanların içinde kalmış ERDEM ortaya çıkıyor ve geçmişte yaşanmış depremleri, yıkımı içinde hissediyor. Ama çoğu insan bunun farkında değil. Yıkık görmek ilgisini çekiyor bilinç altından. Aynı bazı ülkelerde yardım toplamak için kendilerini daha fakir gösterip yapılarını onarmazlar ya onun gibi. Ya da dilenciler yırtık pırtık elbiseler giyerek sakat taklidi yaparak vicdanları ve onun derinliklerindeki ERDEM’i  kullanması gibi. Kısacası turist çekmek için bu yapıları onarmıyorlar, sadece bir kaç sütun ayakta durması yeter.

20150605_161301

Ferdimen ile tripotu ile kamerası ile çeşitli resim çekme çalışmaları yapmaya başladık.

IMG_0515

Tarihi dokuya zarar vermeden tarihe dokunarak çeşitli prodüksüyonlar tasarlayıp resimler çektik.

IMG_0516

Aşağıdaki resimler telle çevrilmiş kazı alanı. İçeriye girmeden bir kaç resim çekiyorum.

20150605_162031 20150605_162059 20150605_162300

Bazı yerlerde açık ve kemerli örülmüş tarihi yapıların içinde kendimizi buluyoruz.

IMG_0541

Sütunlar, başları kapalı yerde koruma altında. Gerçi önemli eserler çoktan çalınmış. Kalanlar ise müzede sergileniyor.

20150605_162318

Zamanında taş işçiliği epey ilerlemiş durumda. Yapılar kemerlerle kubbe biçiminde yapılarak ustalıklarını ortaya koymuşlar.

20150605_162416 20150605_162429

Artık işe yaramaz, miadını doldurmuş eski bir motor. Her ne kadar eski görünse de kalan boyaların rengi zamanında pek te cafcaflı bir motor olduğunu anlıyorum.

20150605_162622 20150605_162724

Side antik kentinin orijinal kent yapısını gösterir kroki. Zamanında bayağı zengin ve ihtişamlı bir kent olduğunu krokideki planlama ile anlıyoruz.

20150605_162740

Turizmden kazanacağım diye sit alanı olmasına rağmen işletmeler kendilerine ormanda yer açar gibi tarihin içine girmekten çekinmiyorlar. Girip görmek istediğimiz halde bazı yerlere giremedik. Yetkililer de buna ses çıkarmıyorlar. Böylece geçinip gidiyorlar kardeş kardeş.

20150605_162920_HDR

Sokaklar pek kalabalık değil, benim için bulunmaz bir ortam. Resim çekmek için karede insan olmasına gerek yok. Tarihin dokusunu bozuyorlar görüntülerde.

20150605_163408_HDR

İşte böyle bir manzara geliyor karşına ama arkada görünen evin güneş panelleri tarihi görünümü bozuyor.

20150605_163659

Kapalı mekanlara girince biraz tarihin içinde buluyorum kendimi.

20150605_163828 20150605_163859

Bahçesinde kendine ait bir düşünürün taş koltuğuna oturuyorum.

IMG_0544

Tarihi yapılar içinde böyle oturunca ister istemez düşüncelere dalıyor tarih öncesine. Acaba nasıl durumda yaşıyorlardı, hep savaşlar, hep yıkımlar, hastalıklar insanların rahat ve huzur içinde yaşaması zorlaşıyor bir dönem. Üstüne bir de depremler olunca kentin düz yerde olması savunmanı zor olduğu yerde fazla durulacak gibi değil. En son saldırıda yakılan kenti terk etmek zorunda kalmışlar. Sonrasında da uzun bir süre kimseler oturmamış bu yerde. En son kim oturdu acaba ? En son oturanın rahatça oturduğunu sanmıyorum.

IMG_0545

Sonrasında Ferdimen de oturdu ama neler düşündüğünü bilmiyorum.

20150605_164318

Kemer kemer üstüne yapılmış. Tuğlaları pişmiş olduğundan Hiristiyanlık dönemlerde yapıldığı belli.

20150605_164413

Ferdimen ile değişik enstantaneler deniyoruz.

IMG_0541

20150605_164454 20150605_164510

İki uzun saçlı adam, iki değişik hareketle selamları çakıyoruz bir tarih öncesi heykeltıraştan çıkmamış canlı heykel gibi.

IMG_0543

Bu kısımda geniş bir alanda tarihi kalıntılar yıkık dökük kimisi sağlam, kimisi yerlerde. Öyle korunan bir yer de değil, herkes istediği gibi girip çıkmakla serbest. Kısacası açık alan müzesi, giriş beleş. Müzekart burada geçmiyor. Ferdi ile her köşeye, her yapıya dikkatli inceleyip ilginç resimler çekmekle meşgulüz. Tarihi yapılar labirent gibi sanki kaybolduk. Kaybolmak ta bazen iyidir, dış dünya ile ilgimiz kalmayınca sanki geçmişte yaşıyormuş gibi kendimi hissediyorum. Güneşe ve dünyamıza bir şey olmadığı sürece gerisi ne olursa olsun umurumda değil.

20150605_164536 20150605_164637 20150605_164706

20150605_164828 20150605_165203

İkimizden başka kimse yok buraları gezen haliyle ikimiz birlikte resim çekilmek için epey uğraş içindeyiz. bir kaç denemeden sonra alttaki resmi anca çekebiliyoruz. Sanatçı dostum Ferdi Kızıl, nam-ı diğer Ferdimen kahramanım bu işten anlıyor.

IMG_0548 IMG_0549 IMG_0550 IMG_0551 IMG_0553

20150605_165219 20150605_165230 20150605_165235 20150605_165251_HDR 20150605_165320_HDR

Eski bir Roma hamamının su ısıtmak için ateş yakılan yere geldik. O zamanlarda temizliğe önem veren Romalılar en güzel hamamları yaparak halkın yıkanıp paklanmasını sağlıyormuş. İnsanlar yıkandıkça çeşitli hastalıklar da olmayınca, bulaşıcı mikropların yayılma olasılığı ortadan kalkıyor.

20150605_165343 20150605_165356

İçeride kaybolduk bir süre, güneşin durumuna göre bir kaç denemeden sonra yönü bulup çıkış yapabildik. Giriş ve çıkış yeri bir lokantanın masaları arasından yapabildik. Neyse günümüz dünyasına tekrar dönüyoruz. Bir kaç saatliğine tarihin içinde yaşadık sanki.

20150605_170030

Mustafa’nın dükkanına gelip öğle yemeği yiyoruz. Bu arada buradan sonraki rota üzerinde Ferdimen ile fikir alış verişinde bulunduk. Hedefimiz hazır buralara kadar gelmişken Mersin’e kadar gitmek. Mersin yolu da 400 Kilometreyi aşkın. Sahilden giden yolun Gazipaşa dan sonrası dar ve tehlikeli. Araç trafiği de çok olduğunu söylüyorlar. Bu tura çıkarken kafamdaki rota Antalya, Alanya, Akseki den Karaman tarafına Torosları aşmak. Oradan Mersin’e Adana üzerinden gitmekti. Şimdilik uzun süredir yollarda olduğumdan Adana kısmını çıkardım. Mersin de tur biteceği belliydi. Sahil yolu tehlikeli ve römorkum olduğundan o yolu kullanmayacağız. Diğer bir yol da Akseki yolu ama neredeyse 100 Kilometre tırmanış var. Ferdi haritadan Dim çayından giden bir yol Wikiloc ta çizip kaydetti. Sonrasından da çizdiği rotayı telefonuna indirdi. Ferdi bunları yaparken hoşuma gittiğinden benim telefonuma da Wikiloc uygulamasını indirdim. Ama ücret yatırmadığımdan cep telefonuma rotayı indiremiyorum. Sonra hallederiz bu işi. Biraz zorlu ama köy yollarından gideceğimiz için güzel bir rotaya benziyor. Rota işi halloldu böylece. İçim rahat.

20150605_170142

Güneş batmadan Manavgat’a doğru bisikletleri sürmeye başladık. Henüz daha Side’nin içindeyiz ve daha görmediğimiz kalıntılı bölge var. Ayrıca müzeyi de gezemedik. Artık bir defa daha buralara gelip görmediğimiz yerleri gezeceğiz anlaşılan.

20150605_192352 20150605_192355

Side den çıkış yapıyoruz.

20150605_192416

Surların dışında da kalıntıları görebiliyorum. Artık bir dahaki gelişimde iyice gezerim.

20150605_192542 20150605_192549_HDR 20150605_192650

Antik şehrin günümüzde olduğu gibi mezarlıkları yani Nekropol şehrin dışında. Yıkıp kırma işlemleri mezarlıklar da nasibini almış. Sağlam bir mezar bulmak zor. Toprak altında bulunanlar da müzelerde koruma altında.

20150605_192747_HDR

Yollar geniş ve ferah, okullar henüz tatile girmediğinden trafikte pek araba yok. Turistler de olmayınca oteller de sinek avlamakta.

20150605_192924_HDR

IMG_0571

Manavgat çayından geçip Sorgun’a doğru gidiyoruz.

20150605_194723 20150605_201048

Side Manavgat arası az olduğundan çabucak eve geliyoruz. Mustafa devamlı olarak dükkana bisikletinle gidiyor. Böylece benzin harcamayıp çevreyi kirletmeden işine gidip gelmekte. Evin hanımı Ayşegül de bizlere nefis ev yemekleri yapmış. Ellerine sağlık, yemeği balkonda neşe içinde sohbet ederek arada kadehleri tokuşturup bisikletle gelen sağlığa içiyoruz. Bu arada Mustafa’ya çakmak gazı tüpünden ocağımızın tüpüne nasıl gaz basılır öğretiyorum. Kendisi Çin den aldığı bir aparat ile mutfak tüpünden doldurmaya kalkmış. Dolumu ayarlayamadığından fazla basınca gaz tüpünün altı bombe yapmış. İyi ki mutfağı patlatmamış. Artık nasıl gaz basacağını öğrenmiş oldu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde izin isteyip odamıza çekiliyorum Ferdimen ile. Bu gün gördüğüm güzellikleri anımsayıp düşlerime atmak için uykuya daldım.

Bu gün yaptığım yol Manavgat şehir içi – Side git gel 27 Kilometre civarı.

Powered by Wikiloc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Urim Baba © 2013 Frontier Theme