Etiket arşivi: dalyan

İki Sade Bir Ortaca Festivali 3. Gün

22 Ekim 2017 Pazar

Dalyan – İztuzu Tekne Turu

Öne çıkmış olan görsel, İztuzu kumsalında denize girinti yapmış ortası delik kayalık

20171022_114859_HDR

 

“Gözlerine bakarken,

güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma.

bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde,

kayboluyorum…

Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,

Durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:

 

sırrını her gün bir parça veren.

fakat hiç bir zaman;

büsbütün teslim olmayacak olan…”

Nazım Hikmet RAN

 

Sabah erkenden kalkıp dün su pınarında, kaynağından aldığım su ile kahvemi içiyorum. Yanımda şanslı olanlar da kahvesini içiyor. Kahvenin tadı bir başka oluyor kaynaktan alıp pişirdiğim su ile. Sürekli kahve pişiriyorum ve sürekli kahve değirmeni ile kahve çekiyoruz. Kahveyi de sevgili Doktorumuz Mete çekiyor. Kahveyi çekerken de ayakta dolaşırken bu işi yapıyor. Bir ara Doktor Mete’ye baktım ve sordum; “Ne yapıyorsun?” diye. O da farkında değil cevap verdi; “Kahve çekiyorum ya.” “Peki eline bak bakalım nereye çekiyorsun” dedim. Mete kahvenin öğütülen alt kısmını yere düşürmüş, diğer yarısı elinde toprağa kahve ekiyor. Neyse ki dik düşmüş hazneden fazla kahve yere dökülmemiş. Bu duruma hep beraber kahkahaları bastık. Güne böylece başlamış oluk neşe ve kahkaha ile. Bu gün kahvaltıyı kamp alanında yapıyoruz. Bisiklet sürmeyeceğiz, tekne turu var. Yanımıza su donları ve havluları alıp teknelerin kalktığı yere doğru yürümeye başladık. Eşpedal üyeleri tren misali birbirlerine tutunarak yürüyor kayıklara doğru.

24302165_10156073008158578_6505010626063666389_o

Güneşin ilk ışıkları kayalık Kaunos dağının tepesine vuruyor. Dağ kanalın karşı kıyısında.

IMG-20171023-WA0165

Belli sayıda teknelere biniyoruz. Eşpedal üyeleri bir tekneye biniyor sadece. Bir arada olmalıyız ve birbirimizi tanıyoruz, birlikte hareket ediyoruz. Tekneye biner binmez gözüme tavla ilişti. Hemen alıp yere oturdum ve Hakan Sevin’i oyuna davet ettim. Kaçacak yeri yok ki, haliyle karşıma oturdu. Başladık oynamaya, zarlar atıldı, pullar oynadı yerinden. Kapılar alındı, pullar kırıldı. Kıyasıya, çekişmeli bir oyun oynanıyor. Şanslı olan kazanacak. Hakan Sevin ile tavlayı yerde oynarken bizi Seferi Keskin çekiyor. Bizi bir tek Baattin izliyor, o da meraklı tavlaya. Teknenin yanlarında oturma yerinde Eşpedal üyeleri oturuyor.

22770575_1962494970741748_6664578954361450002_o

Durum benim için vahim, çok açık oynadığımdan Hakan beni sürekli kırıyor. İnsan hiç arkadaşını kırar mı ? Vicdansız Hakanda acıma yok ki ! Kırdı geçirdi sürekli. Üç pulum onun sahasında ve pullarımın çoğu da dışarıda. Hakan da kendi pullarını üst üste dört ve yanında dokuz pulu dizmiş minare boyu. Bu büyük bir beceri ve ustalık isteyen bir durum. Açık vermeden, kaçak oynayıp bir de şanslı olarak istediği zarı gelince mars oluyorum haliyle.  Ama biraz şans olsaydı çok fena dağıtmıştım Hakan’ı ama zarlar ondan yanaydı. Böylece yenildim ve tavlayı koltuğumun altına almak zorunda kaldım. Kader, ne yaparsın, elbet bunun rövanşı olacak.

20171022_104427_HDR

Teknede Eşpedaldan  olmayan bir kaç kişi daha var. Onlar da tekneyi süren kaptan gibi sessizler. Kaptan pek yüksek olmayan köşkünde sürekli etrafına bakıyor ve gideceği rotadan çıkmamaya çalışıyor. Dalyan kanalından sonra geniş bir alana çıktık. Burası sazlıklardan oluşmuş kocaman adacıklardan oluşmuş. Sadece kanaldan gelen sular denize doğru kendine genişçe bir akış kanalı oluşturmuş. Tekneler de bu geniş kanallardan gidiyor.

20171022_104741_HDR

Tekne bir sağa, bir sola devamlı dönerek sazlık alandan çıkıyor ve İztuzu kumsalına gelmeden geniş bir alana çıktık.

20171022_104746_HDR

Geniş alanda kumsalın olduğu yerdeki iskeleye gidiyoruz. Önümüzdeki tekneyi çekiyorum bir poz. Teknenin arkasında Türk bayrağı dalgalanıyor.

20171022_104758_HDR

Tekne iskeleye yanaştı, bizler indik karaya. İztuzu geniş ve uzun bir kumsal. Sağ tarafımı çekiyorum Solda deniz, kayalıklı bir ada, daha uzaklarda yüksek bir dağ görünüyor. Kumsalda bezden çardaklar yapılmış.

20171022_114707_HDR

Burası da sol taraf. Kumsal burada daha uzun ve dağlar epey uzakta. İlk gün bu dağların ardına gitmiştik.

20171022_114727_HDR

Rüzgar pek esmiyor, deniz sakin. Sadece dip dalgaları kumsalı yalıyor köpürerek.

20171022_114834_HDR

Digital zoom yaparak adayı yakınlaştırıyorum. Tepesinde bir deniz feneri yapılmış. Tepenin alt solunda kayalıkta kocaman bir delik var. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçtim.

20171022_114859_HDR

Hepimiz su donlarımızı giyip denize girmeye hazırlanıyoruz. Kumlar çok güzel ve incecik, en ufak taş bile yok.

20171022_114936_HDR

İztuzu kumsalı deniz kaplumbağalarının ( Caretta Caretta ) yumurtlama alanı. Her yıl Mayıs aylarında deniz kaplumbağaları buraya gelip çiftleşiyorlar. Sonrasında kumu kazıyıp yumurtalarını bırakarak gidiyorlar. Burada çevrecilerin bireysel çabaları ile yumurta bırakılan yerler işaretlenip bir direk dikiyorlar başlarına. İnsanların buralara yaklaşmasına izin vermiyorlar. Yumurtadan çıkan binlerce yavru gece boyu büyük bir mücadele ile denize ulaşmaya çalışıyorlar. Başaranlar soylarını devam ettirmek için tekrar buralara gelip yumurtalarını bırakacaklar. Geçmiş yıllarda buraya otel yapmayı planlamışlar ve çevrecilerin büyük protestoları sayesinde geri adım atılarak bu doğal güzelliği kurtarmışlar. Aslında bizler buraya gelmekle büyük hata yapıyoruz. Dalyan kanalından itibaren sazlık alan ve bu kumsala insanların girmesi önlenmelidir. Her şeyi ile doğal olarak bırakılmalı. Kimse denize girmemeli, denizden gelen tekneleri de yanaştırmamalı. Turizm ayağına giderek kirlenecek doğal üreme yerleri. Sazlıklarda kuşlar, kumsalda deniz kaplumbağaları insan yüzü görmemeli.

20171022_114945_HDR

Denizin tadını çıkarıyoruz birlikte. Herkes suyun içinde yüzüyor.

22712255_10214371744428324_6343854367408418289_o

Deniz sefamızı bitirip karaya çıkıyoruz carettalar gibi. Ben, Hakan ve Mete.

IMG-20171022-WA0000

Sadece bir farkımız var; yumurta bırakmak için değil. Koluma görme engelli Özgür’ü alıp teknelerin olduğu iskeleye giderken Sevgi bizi çekiyor bir poz.

24837336_10156073008258578_8613647499671303924_o

Teknelere binip geri dönüşe geçtik. Sazlıkların arasından dolanarak giden önümdeki iki tekneyi çekiyorum. Karşıda yüksek bir dağ tüm heybetiyle görünüyor.

20171022_120451_HDR

Tekne fazla süratli gitmeden suları yara yara gidiyor. Teknenin burnu suları yararken karıştırıp duruyor girdap örneği.

20171022_120507_HDR

Arkamızdan gelenler de var, tekne konvoyu oluşturduk. İki tekne sazlıkların arasından bizi takip ediyor.

20171022_120644_HDR

Teknelerde can simitleri asılmış, rengi de turuncu. Can simidinin orta deliğinden arkadan gelen teknenin bir kısmı görüntüye giriyor.

20171022_121321_HDR

Teknenin yanlarında oturma yerlerinde oturuyoruz. Ben, Suat, Baattin ve Doktor Mete yan yanayız.

IMG-20171023-WA0262

Karşımızda da çoğu görme engelli arkadaşlar oturmakta. Pınar, Berktuğ ve Gündüz.

IMG-20171023-WA0268

Böyle tembel tembel otururken aklıma birlikte türkü söyleyelim fikri  geldi. Karşılıklı koro halinde atışmalı olsun. Buna en uygun türkü de “Bilmem şu feleğin bende nesi var” Her satırını bir taraf söyleyecek, tekrarını karşı taraf söyleyecek. Hakan Sevin ile beraber cep telefonumda kayıtlı şarkı sözlerini açıp söylemeye başladık avazımız çıktığı kadar. Sağ olsun sevgili Sevgi de bizi cep telefonu ile videoya kayıt etmiş.

Teknede koro halinde “Bilmem Şu Feleğin Bende Nesi Var” türküsünü karşılıklı iki grup koro halinde söylediğimiz video aşağıda. İyi seyirler

Biz türküyü söyledikçe diğer tekneler bize gıpta ile bakıyorlardı. Teknenin ismi ilginç; “Negündü” Teknedekiler bize el sallıyor.

22792142_1962488877409024_9190735766349809034_o

Doktorumuz Mete Güney’in elinden çekilen elçek resim. Mete teknenin içindekiler, kaptanı ve bizi takip eden diğer tekneleri çekiyor.

IMG-20171023-WA0250

Dalyan kanalına geldik ve teknenin kaptanı kıyıya yaklaşırken sadece onu çekiyorum çaktırmadan. Kaptan bana bakmıyor yapacağı manevrayı yaparak tekneyi iskeleye yanaştırmakla meşgul.

20171022_123308_HDR

Karaya çıkıp çadırların olduğu yere geldik. Öğle yemeği yendi ve bu günkü programa göre Sultanbeyli kaplıcalarına gidilecek. Gitmek isteyenler bisikletine bindiler ve kamptan ayrılırken festivalin pankartlarını gördüm. Bunları belgelemek gerek diyerek ilkinin resmini çekiyorum. Pankartta bisiklete binen bisikletçilerin resminin yanında “Hürpedal Ortaca bisiklet festivali 11 – 14 Mayıs 2017” yazılmış yeşil zemin üzerine.

20171022_123854_HDR

Başka bir pankartta “3. Hürpedal Ortaca bisiklet Festivali’ne hoş geldiniz” yazısı yazılmış Pankart beyaz renkte.

20171022_130704_HDR

Başka bir pankartta “Dalyan Hürpedal camping. Soran olursa kamp yapıyor dersiniz” yazısı var. Pankart siyah renkte. Pankartın solunda pembe çiçeklerle süslenmiş iki bisiklet var. Biri tamamen mavi, diğeri beyaz renge boyanmış.

20171022_130805_HDR

Başka bir bisiklet girişte tel çite asılmış. Rengi beyaz, pembe çiçeklerle süslenmiş. Küçük bir tabelada “#DalyanHürpedalCamping” yazılmış. Beni ve Eşpedal grubunu davet eden sevgili Sevgi Kırak ile bizleri davet ettiği için teşekkür edip vedalaştık.

20171022_130816_HDR

Eşpedal grubu da festivali sonlandırdı. Çadırları söküp eşyaları toparladık. Bu gün bisikletim KUZ sakin durdu hiç hareket etmeden. Ben ve Mete bisikletlerin tekerleklerini söküp arabanın arka koltuğu yatırılmış şekilde yan olarak yükledik. Arabalara binip Köyceğiz’e geldik. Vedalaşıp ayrılmadan önce birer dondurma yiyelim dedik. Köyceğiz de nefis dondurma yapan dondurmacıdan meyveli dondurmaları külaha dizdirdik. Renkli çiçeklerle süslenmiş küçük havuzla birlikte resmini çekiyor Mete dondurma külahı ile. Külahta; krem, beyaz ,sarı ve mor renkte meyveli dondurma var üst üste. Sardunya çiçekleri kırmızı ve pembe açmış. Yeşil yapraklar arasından maviye boyalı havuz ağzına kadar su dolu. Ortasından su akıyor havuzun içinde kendiliğinden. Bu su artezyen suyu, Köyceğiz de her yerden sular fışkırıyor kendiliğinden.

IMG-20171023-WA0270

Havuzun başında Baattin elinde dondurma külahı ile poz veriyor Mete’ye.

IMG-20171023-WA0272

Dondurmaları yalayıp bitirdik. Havuzdaki artezyen suyundan da birer bardak su içerek tadına vardık dondurmaların. Yakında olan Köyceğiz gölünün kıyısına gelip bir hatıra resmi çektik kordonda göl manzaralı. Soldan sağa; Berktuğ, Pınar, Hakan, Ben, Özgür, Mete, Baattin ve Suat. Gündüz önde, yere çömelmiş durumda.

20171022_164141_HDR

Eşpedaldaki arkadaşlarla vedalaşıyoruz. En son olarak Hakan Sevin ile vedalaştık. Bizleri ağırladığı için teşekkürlerimizin en yükseğini bildirdik Mete ile. Arabamıza binip yola koyulduk. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra İzmir’e vardık. Mete sağ olsun eve kadar bıraktı beni.

Böylece güzel bir festivalin sonuna geldik. Yeni dostlar edindim, yeni hikayeleri hazine torbalarıma doldurdum. Bazen ilham perileri geldi, kaybolmadan tutup dolmak bilmeyen hazine çantama özenle yerleştirdim ki ilerde gerektiğinde kullanayım diye.

Bu gün tekne ile yaptığımız yol yaklaşık 16.82 Deniz Mili civarı.

Aşağıda tekne ile yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

 

 

 

 

 

 

99. Çanakkale Şehitlere Saygı Turu 4. Gün

4 Nisan 2014 Cuma

Tavaklı – Geyikli – Kumkale – Truva – Dardanos

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

 

Nedir ben bilemem ki

Belki bir raslantıdır da ondan mı sevdanın yeri

En yakın yeri

En uzak yeri

Bitmeyen yeri

Bitecek yeri

Farkedilmez zaten anlaşılmış sevdanın

Anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri.

Gözlerim sevdim seni

Köklerim gözlerimin

Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi

Edip Cansever

 

Öne çıkmış olan görsel, yoldaki çam ağacı geçidinden geçen bisikletçi.

040420146011

Sabah güzel bir uykunun ardından dinlenmiş olarak uyanıyorum. Diğer arkadaşlar da uyanıp çadırları toparlama telaşına giriyorlar. Sabah kahvaltısının ardından herkes hazır olunca yola çıkıyoruz. Yolumuz uzun olsa da gezerek, görerek yeni yerler göreceğiz. Nasıl olsa Çanakkale’ye gelmeden Dardanos 18 Mart Üniversite yerleşkesi kamp alanına gideceğiz. Güneş tepelerin ardında ve gölgeler henüz uzun.

040420145959

Gideceğimiz yol hemen hemen düz bir arazi, Çanakkale boğazı Ege girişine kadar kumsal ve tarlalar arasında. Yüksek bir tepe de yok, rüzgara yakalanırsan açıkta engel olmadığından Marmara dan esip boğazdan geçerek Ege denizine doğru esen Karayel ta Çeşme’ye kadar bir rüzgar koridoru meydana getiriyor. İşte bu rüzgar koridorundan tüm Ege kıyısı tepeleri rüzgar türbinleri ile dolu ve hala yapımı süren türbinler var. Tavaklı iskelesi yazan tabelayı ve yolun virajlı olduğunu belirtir üçgen trafik levhası.

040420145960

Gördüğünüz gibi yol düz, etrafta tarlalar.

040420145961

Ezine Dalyan kavşağındayız, aynı zamanda burada kaplıcalar var. Kaplıca işletme müdürü bizleri görünce çay ısmarlıyor. Çayları içerken kaplıcaya girebilir miyiz? diye sohbet ediyoruz ama yanaşmıyor müdür. Ücretliymiş, bedava reklamınızı yaparız dememize rağmen kabul etmiyor. Bu arada bir kaç arkadaş girmiş bile kaplıcaya. Onlara haber salıp hemen çıkmalarını söylüyorum. Bir süre gelmelerini bekledikten sonra Dalyan antik kentine yöneliyoruz. Tabelada kahverengi olarak Kestanbol kaplıcaları yazılmış, sola işaret edilmiş. Herhalde tarihi olmalı, yoksa niye kahverengi tabelaya yazılsın ki? Altta ise Ezine yönüne gidileceğini belirtir tabela. Ezine sağ tarafta.

040420145962

Bu kavşak üç yöne gidiyor, Birincisi, Ezine tarafı, ikincisi geldiğimiz yol. Tabelada belirtilmiş sol tarafa doğru. Gülpınar, Ayvacık, kahverengi tarihi tabelalarda Apollon Smintheion 30 ve Behramkale (Assos) 56 Km mesafede olduğunu yazmışlar.

040420145963

Üçüncü yön ise gideceğimiz yön Dalyan antik kentinin olduğu yer. Sol tarafa doğru gideceğiz, sağ taraf Kestanbol kaplıcaları. Sol taraf tabelasında Dalyan 3 Km, Alexandria – Troas yazılmış. Tabelaların yanında Can Çıtak durmuş poz veriyor.

040420145965

Dalyan antik kentinin dış mahallesinin yıkıntıları tek tük görünmeye başladı bile.

040420145969

Zeytin ağaçları arasında mezar kapağı iç kısmı dışarda kalacak şekilde konmuş yere koltuk gibi. Zeytin toplayanlar burada oturup dinleniyorlar sanki.

040420145972

Antik kentin dışında kayalardan yapılmış taş mezarlar ve ağır taştan yapılmış mezar taşları karşımıza çıkıyor. Kapak ter duruyor, iç kısmı üçgen şekilde oyulmuş, içinde yağmur suyu var azıcık.

040420145973

Tabelaya göre Dalyan köyüne geldik sayılır. Önümde iki kişi gidiyor bisikleti ile.

040420145974

Ağaçlar arasından dar bir duvar minare boyunda görünüyor.

040420145975

Alexandria – Troa

Antik kent olan Dalyan köyü sınırları içindeki Alexandria – Troa harabelerine geliyoruz. Halen kazısı devam eden antik kentin tarihçesi kısaca şöyle ; Helenistik Dönem Burası , M.Ö. 400 yıllarında Sgia adıyla anılan küçük bir yerleşimdir. Kuzeyinde Troya ve batısında Tenedos (Bozcaada) vardır. Büyük İskender’in  en önemli komutanı Monopthalmos (Tek Gözlü) lakaplı  Antigonus buraya kendi adıyla anılan bir kent kurar : Antigonia . Ve kentin çevresi  8 km. uzunluğundaki bir surla  çevrilir. Kentin en önemli karakteri Anadolu ve Makedonya arasında en hızlı ulaşımı ve haberleşmeyi sağlayacak bir liman kenti olmasıdır. Kent hızla gelişir. Helenizmi yaymak için zorunlu göç politikasıyla çevredeki diğer bir çok kent boşaltılarak, sakinleri Antigonia Troas’ta iskana zorlanır. Büyük İskender’in henüz doğmuş  bir varis  bırakmadan  M.Ö.323’te ölümünün ardından komutanları arasında paylaşılan imparatorluğunun toprakları arasında Phrygria, Lykia ve Pamphylia  Antigonus’a düşer. Bu paylaşımın ardından Antigonus ve diğer generaller  arasında taht kavgası başlar. Antigonus 310 yılında yine İskender’in komutanlarından olan Lysimachus ve Seleucus’la Ipsos’ta yaptığı savaşta ölür. Kurduğu kent Lysimachus’un egemenliği altına girer. Bu tarihten sonra İskender’in anısına kentin adı Alexandria  ( İskenderiye) ‘dır artık. Ancak bu adla anılan bir çok kent olduğundan içinde bulunduğu bölgenin adı olan  “ Troas” da eklenir. Nüfusu 60 binlere ulaşan kent bölgesinin en önemli limanıdır. Ve hızla zenginleşmektedir. Ünlü Romalı tarihçi Gaius Suetonius Tranquillus, De Vita Caesarum (İngilizce bilinen adıyla On İki Caesar’ın Yaşamı) adlı biyografik  eserinin,  “ Tanrısal Iulius Caesar ”  adlı Birinci kitabının bölümünün 79. Paragrafında  Julius Caesar’ın burayı kendine imparatorluk için yönetim merkezi olarak planladığını yazmaktadır. Makedonya Krallığı da bu arada Roma tarafından yıkılır (M.Ö. 167) Roma Dönemi Cumhuriyet’ten imparatorluğa dönüşen Roma’nın  ( Imperium Romanum ) ilk monarkı  olan Augustus (M.Ö. 27-M.S. 14) tıpkı Sezar gibi bu Troas bölgesine ve  bu kente özel bir önem verir.Çünkü Romalılar kökenlerini Troya’ya ve buradan kaçan Aeneas’a dayandırıyorlardı.Augustus , emekli Roma askerleri için Colonia Augusta Troadensium adıyla bir koloni kurar. Asya bölgesinde Ius Italicum sahibi tek kent Alexandria Troas’tır. Bu, kent halkının Roma vatandaşları ile aynı haklara sahip olduğunu gösterir.Aynı zamanda Tenedos da Alexandria’ya bağlanır. M.S. 52’de, Aziz Paulus, Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu’dan Avrupa’ya,Makedonya’ya bu kentin limanından geçer.İkinci ve üçüncü misyonerlik yolculukları sırasında kenti iki kez ziyaret eder. Hatta bir rivayete göre kentin aşağısında bulunan bugünkü Kestanbolu kaplıcalarında bir ölüyü bu şifalı sulara sokarak diriltmiştir. Alexandria Troas, en büyük gelişmesini İmparator Hadrian (117-138) zamanında yaşar. Pek çok büyük mimari proje gerçekleştirilir. Kaz Dağları’ndan kemerlerle su getirilir. Atinalı zengin Herodes Atticus’un finansal desteğiyle 135 yılında dev bir hamam inşa edilir. Bu taş ocakları bugün bile gezilebilmekte ve işlenirken kimisi yarım bırakılmış ortalama 12 m. uzunluğundaki granit sütunlar görülebilmektedir. Ezine ilçesine bağlı Koçali ve Akçakeçili köyleri arasında yer alan bu antik ocaklarda . Koçali Köyü’nde 7 adet, Akçakeçili Köyü’nde bazıları parçalanmış yaklaşık 15 adet sütun yer almaktadır. Bölgeye bu yüzden Yedi Taşlar da denmektedir. Neredeyse Başkent… Hadrian’dan sonra kent ivmesini kaybeder. I. Constantinus imparatorluğunu çürümüş Roma’dan yönetemeyeceğini anlayarak kendine yeni bir başkent aramaya başlar. Eskiden beri önemli bir liman olması, Asya-Avrupa arasındaki konumu  ve doğal zenginlikleriyle gerçekten de başkent olmayı hak eden Alexandria Troas ilk adaydır. Bir diğer aday da Nicomedia’dır. (İzmit) Ne var ki bu iki kentin karşısında çok güçlü bir rakip daha vardır : Megaralılar tarafından M.Ö. 667’de kurulan Byzantion. Ve yarışı Byzantion ya da latinleşmiş adıyla Byzantium kazanır. M.S. 330 yılında Roma İmparatorluğu‘nun başkenti ilan edilince, kente Latince “Yeni Roma” anlamına gelen Nova Roma adı verilir. Constantinus öldükten sonra da Constantinopolis… Ve unutuluş Kent başkent olma şansını kaybettikten sonra yavaş yavaş önemini yitirmeye ve unutulmaya başlar.Osmanlı zamanında önemli bir iskana sahip olmayan yörenin  barındırdığı eserler tahrip edilerek İstanbul’da yapı malzemesi olarak kullanılırlar. Padişah IV.Mehmet  Valide Sultan Camii’nin yapımında kullanılmak üzere çok sayıda sütunu İstanbul’a naklettirir. Eminönü’ndeki Yeni Camii’nin yapımında Alexandria Troas’tan gelen parçalar kullanılır. Bu yağmaya rağmen kent yine de muhteşemdir.Öyle ki yöreyi ziyaret eden pek çok seyyah gördükleri kalıntıları Homeros’un Troya’sı  zanneder. Bir yandan da kent çevre ahalisi tarafından Eski İstanbul adıyla anılmaya başlar.

Bu tabelada ise antik kent olduğunu belirtir Dalyan, Alexandria – Troas yazılmış.

040420145976

Yoldan göründüğü kadarı ile bir kaç resim çekiyorum antik kentin. Bir binanın duvar kalıntıları, içinde meşe ağacı çıkmış.

040420145978

Yaklaşık 1.5 metrelik bir duvar, üstünde meşe ağaçları ve eflatun renkte çiçek açmış ağaç.

040420145979

Büyük kemerli bir duvar kalıntısı ağaçlar içinde.

040420145980

Harabeleri gezmeye zamanımız olmadığından bir kaç resim çektikten sonra yola devam ediyorum. Etrafta meşe ağaçları var.

040420145982

Dalyan köyünde geçen yıl burada sundurmanın altında çadır kurmuştuk. O gece de müthiş bir fırtına ve yağmur vardı. Tüm gece doğru dürüst uyumadan sabahlamıştım ama ıslanmadan atlatmıştık fırtınayı. Eyvah Eyvah filminin bir kısım sahneleri buralarda çekildiğini köylüler bize anlatıyor. Dalyan köyünün içinde şöyle bir tur atarak dolaştıktan sonra yola devam ediyoruz. Yol kenarında bahçe duvarı, demir kapı ve sundurma, kalın ağaç gövdesi bahçenin içinde.

040420145983

Yemek yenilen işletmenin birisi burada çekilen Eyvah eyvah filminden sonra at arabasını açık mavi renge boyadıktan sonra yan kısmındaki kapağa Eyvah eyvah yazmış koyu mavi renk ile.

040420145984

Liman içinde kahvede akşam yemeğini yemiştik gecen yıl, bir kaç arkadaş bu kahvenin sundurmasının altına çadır kurup kalmıştı. Ön taraf köyün meydanı.

040420145985

Dalyan köyünde fazla oyalanmadan yola devam ediyoruz. Yol kıyısına çam ağaçları dikilmiş.

040420145986

Dalyan – Geyikli iskele arası beyaz boyalı, kaldırımlı, kenarları fıstık çamları dikilmiş gölgeli bir yolda gidiyoruz. Elçek resim çekiyorum kendimi ve arkamdan gelen Davut Şaşal’ı.

040420145987

Aslında buraya gelmeden Geyikli’ye giden kestirme yolu kaçırınca Geyikli iskelesine gelmiş bulunmaktayız. Taştan yapılmış büyük bir han karşıma çıkıyor. Liman olunca gemiyi beklemek için yapılmış olmalı. Şimdi kullanılmamasına rağmen hala sağlam ve heybetli görünüyor yapı.

040420145988

Hafif bir rampada Geyikliye doğru gidiyoruz. Arkadaşların bir kısmı kestirmeden gitmiş. Telefonla haberleşerek Geyiklide buluşmaya karar verdik. Hem öğle yemeğini Geyiklide yiyeceğiz.

040420145989

Geyikli’ye vardık, tabela öyle gösteriyor. Üstte de döner kavlağı belirtir trafik levhası ve 150 metre mesafede olduğunu belirtmişler.

040420146009

Caminin duvarında güvercin yuvaları yapılmış tahtadan üç bölüm halinde. Sağdaki 6 katlı, soldaki ise 5 katlı iki bölmeli.

040420145991

Ata Demirer burada Eyvah Eyvah filmini çekince parkı yaptırmış. Film çekilirken kasabalılar figüran olarak rol almışlar. Hem para kazanmışlar hem de kasabanın tanıtımını yapmış film. Ziyaretçiler de eksik olmuyor burada. Küçük ve şirin bir kasaba olan Geyikli böylece tanınmış bir yer olmuş Ata Demirer sayesinde. Parkın girişinde kırmızı kemerde; Eyvah eyvah Ata Demirer parkı olarak yazılmış. Kemerin altına Türk bayrağı asılmış.

040420145990

Davut abimiz yemek yediğimiz lokantanın sahibesi ile hatıra resmi çeker misin diye rica etti. Ben de resmi çekiyorum.

040420145993

Yemekten sonra parkın çay bahçesinde çayları içiyoruz. Ardından tura katılan arkadaşlarla tek tek resim çekiliyorum Toplam benimle beraber 15 kişiyiz. İlk önce Davut Şaşal ile resim çekiliyorum. Kendisi sağlam bir bisikletçidir. Bir çok turda beraber pedalladık birlikte. Aynı zamanda maraton koşar ve çeşitli yarışmalarda madalyalar kazanmıştır. Sessiz, sakin, mütevazi, aynı zamanda uyumlu bir arkadaştır. Ortama uyar her zaman.

040420145994

Baattin Şimşek, Şafak Omaç’ın çırağıdır. Her zaman turculuğu öğrenmeye çalışan dikkatli bir çıraktır. Judo sporu ile uğraşan Baattin disiplinli bir şekilde uyum sağladı turda. Kendisini de tatlı esprileri ile sevdirmeye çalışır.

040420145995

Kenan Cancan, Selçuk’tan aramıza katıldı. Adnan Barım’ın müritlerinden. Kendi halinde sessiz, sakin ve uyumlu biridir.

040420145996

Onur Pınar, Selçuk’tan Adnan Barım’ın müritlerinden. Onur da siki bir bisikletçidir, sessiz sakin ve uyumlu olarak aramızda yer aldı.

040420145997

Ege Ertaş, Kuşadası’ndan aramıza katıldı. İyi bir turcu olma gayretinde mücadele ediyor. Yeni aldığı dış lastikleri değiştirmeden Çanakkale’ye kadar bagajında taşıdı. İyi, uyumlu birisi olarak grupta beraber pedalladık.

040420145998

Aycan Çolpan, Ege Üniversitesinde öğrenci. Çanakkale’ye gideceğimi öğrendikten sonra gelmeye karar vermiş. Böylece tanıştık. Aramızda tek kadın olmasına rağmen uyum sağlayıp bizimle güzel bir tur yaptı.

040420145999

Kadir Yıldırım, Selçuk’tan Adnan Barım’ın müritlerinden birisi. Turda uyum sağlayıp aramızda pedalladı. Biraz rahatına düşkündür o kadar.

040420146000

Manavgat’tan Mustafa Sayan. Çanakkale turunun etkinliğini açınca facebook ta arkadaş olduk. Normalde Çanakkale’den katılacaktı ama İzmir’e kadar otobüsle gelip Aliağa dan aramıza katıldı. Bu onun ilk uzun turu olacak o yüzden ön ve arka bagajlarında yok yok. Her şey almış bir de fazlası var. Akşam keyfini çıkarmaya çalışır. Çilingir sofrasını kurmadan edemez.

040420146001

Dostum Can Küçükler, beraber nice turlar yaptık ve daha da yapacağız. Geçen yıl Trakya turunu beraber yapmıştık. Disiplinli ve programlı olduğundan hazırlanması biraz uzun sürse de beklemeye değer bir arkadaştır. O da kamp kurarken çantaları cepsiz oluşundan dolayı tüm çantayı boşaltır, sabah ta tekrar tek tek çantaya yerleştirir. Bazı fazla kullanmadığı eşyaları taşır sürekli yanında.

040420146002

Sorumsuz ve dengesiz dostum İrfan Özden. Uzun yıllar boyunca dolaşmadığı dağ, tepe, bayır, patika ne varsa hepsini dolaşarak dengesini kaybetmiştir. Bisiklete yeni başlamasına rağmen dengesiz turlar yaparak sorumsuzca dolaşmaktadır. Yıllarca yürümekten alışkanlık olmuş her zaman önden önden gitmeye bayılır. Bisikletle daha çok yer gördüğünden yürüyüşleri azaltmıştır. Yön bulma becerisi üst düzeyde olduğu için rotayı her zaman İrfan yapar ben de ona uyarım. Bazı zorlu ve toprak yoldan götürmesine rağmen turlarımız hep iyi olmuştur.

040420146003

Metin Sadıç, aynı lisede beraber okumuşuz ama o zaman tanışmıyorduk. Yıllar sonra bisiklete başladıktan sonra tanıştık. Lisede fırtınalı bir anarşi döneminde 12 eylülün işkenceleri altında yılmamış bu günlere gelmiştir. Işığa duyarlı olan gözleri nedeni ile kapalı siyah gözlük kullanmakta. Sakin ve nazik oluşu uyumu beraberinde getiriyor. Beraber pedallama şansına sahip olduğum değerli bir arkadaşım.

040420146004

Ali Kantarcı, Selçuk’tan Adnan Barım’ın 4. müridi. ESHOT ta çalışırken Balçova da oturmuş ama tanışmadık daha önce. Adnan’ın sayesinde tanıştık. Kendisi atlet olduğundan koşularda başarıları var. Bu yüzden bisikletin hakkını vermeye her zaman çalışır. Önde olmayı sever her zaman. Önde gitmesine rağmen gruba uyumu sağlamıştır.

040420146005

En gencimiz, henüz lisede okuyan Can Çıtak. Beraber turlarda pedalladık, genç oluşu hoş ve atik davranışlara neden olsa da uyum sağlamıştır her zaman.

040420146006

Sevgili dostum Selahattin Tavkaya. Uzun süredir beraber bisiklet turlarında pedalladık. Oğlu ve kızı bisikletçidir, ailecek bisiklete binerler. Sessiz ,sakin ve mütevazi davranışları ile herkes sever usta Selahattin’i.

040420146007

İyice dinlendikten sonra yola çıkıyoruz, yolcu yolunda gerek değil mi! Hedef Çanakkale ama normal yoldan değil biraz sapa yollardan gideceğiz. Tabelada Bozcaada tarafına düz, sağa Çanakkale’ye gidileceğini gösteriyor.

040420146008

Çam kapısından geçmek ne güzel, yeşil kapı. Sanki cennet kapısı gibi, sadece bisikletçilerin geçmesine izin veriyorlar. Sağdaki çam ağacı soldaki çam ağacı ile üstten birleşmiş ve bir kapı oluşmuş yolda. Geçitten bir bisikletçi geçiyor. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

040420146011

Köyler birbirine yakın, hemencecik bir köye varıp geçiyorsun, hemen diğer köy geliyor. Çamoba köyü tabelası ve dikkat inek çıkabilir uyarı trafik levhası ekin tarlasının kenarında.

040420146012

Burası da Kumburun köyü.

040420146013

Etraf tarlalarla çevrili, ekili tarlalar hayvanlar için yem olarak yetiştiriyorlar. Henüz yeşil olan tarlalar 2 yada 3 ay sonra biçilip ürünü topluyorlar. Gelibolu yarım adası ve şehitlik abidesi göründü.

040420146014

Sağımız ekin tarlası, tarlada iki tane ağaç var.

040420146015

Solumuzda da ekin tarlası uçsuz bucaksız.

040420146016

Üvecik köyü girişindeyiz. Girişte tabelaya; Köyümüz sokaklarında hurdacı ve seyyar satıcıların gezmesi yasaktı. Satış yeri köy meydanıdır diye uyarı olarak yazılmış.

040420146017

Don Kişotlar rüzgar değirmelerine pedal çeviriyorlar. Yolda bisikletçiler ve rüzgar türbinleri sıralı.

040420146019

Güneş ve rüzgar türbini, yaşam kaynağı olan güneş dolaylı olarak enerji üretimine katkı sağlıyor.  Dünya yüzeyine vuran güneş ışıkları atmosferi ısıtarak ısınmayan yerlerdeki soğuk hava sıcak yerlere hücum ederek rüzgarı oluşturuyor. Bu rüzgar da türbinlerin çarklarına çarparak dönmeyi sağlayınca elektrik üretimi gerçekleştiriyor. Çanakkale boğazından sürekli esen rüzgar açık olan arazide kurulu rüzgar türbinlerini sürekli döndürmekte. Ve bu anı yakalamak için bir çok kez resim çekmeme neden oldu. Üç pervanenin birisi gövdesinde, diğer iki kanat çatal biçiminde yukarıda. Tam göbeğin arkasında Güneş saklanmış, ışıkları yandan fışkırıyor. Güneş ile özdeşleşmiş rüzgar türbini.

040420146020

Bir kahve molası vermek gerek diyerek ağaç gölgesi altında kahve takımını çıkararak kahveleri pişiriyorum. Yanında da kuru meyve ve çerez takviyesi iyi geliyor doğrusu. Yol kıyısında bisikletler park etmiş, ağacın altında oturmuşuz yoldan biraz aşağı seviyede.

040420146021

Dengesiz İrfan yön tayini yapmaya devam ediyor devamlı. Önümde İrfan gidiyor.

040420146022

Sanki ormanın içindeymişiz gibi. Otlar o kadar büyümüş ki! Bahar ayında yağan yağmurlar otları bir adam boyundan fazla büyütmüş. Otlar arap saçına benziyor ama arap saçı değil, yani yenmez.

040420146023

Yurdumuzun her yerinde olduğu gibi erkekler pek çalışmıyor, ortalıkta aylak aylak dolaşmakta. Bir tane kadın yok meydanda. Hatta köyün horozu bile meydanda turlamaya çıkmış bile..

040420146024

Köy yolları bitti Çanakkale boğazının tam ucuna, buruna doğru gitmeye başladık. Karşısında da Şehitler Abidesi. Toprak yolda ilerlemeye başladık. Solda zeytin ağaçları, sağda buğday tarlası.

040420146025

Biraz öndeydim ve durup gelenlerin resimlerini çekmeye başladım. Üç kişi kadraja girdi.

040420146026

Selahattin usta, bagajındaki çubukta Türk bayrağı ile geçiyor önümden.

040420146027

Önde Baattin, Arkada Mustafa ve bir kişi daha geliyor.

040420146028

Mustafa Sayan tam önümden geçiyor.

040420146029

Kenan Cancan, gülerek yanımdan geçiyor.

040420146030

Ve karşınızda sorumsuz biri dengesiz olarak geçiyor. Geçerken de bir bakış atmadan geçmiyor.

040420146031

Tam burunda kumsalda, deniz kıyısındayım, KUZ gururla poz veriyor Abide’nin karşısında.

040420146033

Kuz’un yanında durup kameraya poz veriyorum aynı yerde.

040420146034

Çanakkale savaşında kullanılan toplar ve top bataryaları. Anadolu yakasında, boğazın girişinde Düşman gemilerini top ateşine tutarak geçmelerini engellemiş. 99 yılda zamana karşı direnmeye çalışıyor ölüm makinaları.

040420146035

Truva antik kentine doğru yöneliyoruz. Her zaman buralardan geçmediğimizden antik kenti gezelim diyoruz. Tabelada sola doğru Tuva tabelası ve Cumhuriyet caddesi yazılıp parkın köşesindeki parmaklıklara konulmuş.

040420146036

Truva antik kentine doğru yola çıktık buğday tarlaları arasından.

040420146038

Antik kent biraz yüksekte olduğundan kıvrılarak çıkan yolda tırmanan arkadaşları çekiyorum. Solda ağaçlar tepeyi kaplamış.

040420146039

Tepeye çıkınca etraf iyice açıldı. Uçsuz bucaksız ekin tarlaları alabildiğine ekilmiş.

040420146040

Troya antik kentine vardık, biletler pahalı olduğu için müze kart çıkarıyorum.  Nasıl olsa Az bilinen antik kentler turu var önümüzde orada kullanırım gerekirse. Müze kartını çıkarıp içeri giriş yapıyoruz. Karşımıza ilk olarak Truva savaşının simgesi olmuş Truva atı çıkıyor.  Savaşı bu tahta at sayesinde  kaybediyor Truva şehri. Yoksa öyle kolay ele geçirilecek bir yer değil. Görünen tahta at günümüzde yapılmış, içerisine girebiliyoruz. Bu at normal bir tahta at. Çanakkale de sergilenen at ise çevrilen filimde kullanılan fantastik yapılmış polyester at. Yarın da o atı göreceğiz kayıt olurken. Meydan karo plaka döşenmiş, etrafta ağaçlar var. Bir tane de servi ağacı boy atmış. Tam ortada ünlü Tuva atı duruyor. At 15 X 18 metre boyutlarında devasa bir at. Ayaklar bir insan boyunun üç katı. Gövdede pencereler var, sırtında da ev yapılmış pencereli. Başın üstünde yeleyi kale burcu gibi çıkıntılı yapılmış. Kuyruğu da kalın ve küt biçimde aşağı sarkıtılmış. Bu at tamamen tahtadan yapılmış.

040420146041

Müze kartını çıkarıp içeri giriyoruz. Truva savaşında kullanılan tek kişilik at arabası kırmızı renge boyalı.

040420146042

İlk ziyaretimiz Truva atı, yakından çekiyorum atı. Arka ayaklarında atın içine girmek için merdivenler yapılmış.

040420146043

Merdivenlerden yukarı çıktım, Gövdenin içinde kocaman oda var. Buraya onlarca kişi sığar, kıyılarda oturma yeri yapılmış. Pencerelerden giren ışık içerisini aydınlatmaya yetiyor.

040420146045

İkinci kata çıkıp pencereden bakarken Bizim Aycan da pencereden sarkmış bana bakarken çekiyorum.

040420146046

Aycan’ı taş kaidenin yanında dururken çekiyorum bir poz. Arkada büyük meşe ağacı var.

040420146048

Aynı yerde bu kez Aycan beni çekiyor.

040420146049

Antik kentte bulunan küpler ve künk boru parçaları sergilenmiş yerde.

040420146050

Burada da sütun parçaları ve kiriş blok mermerler düzgünce dizelenmiş.

040420146051

İlk olarak Efes ve Milet antik kentleri gibi denize yakın olan kent, Çanakkale Boğazının güneyinde bir liman kenti olarak kurulmuştur. Zamanla Karamenderes nehrinin kent kıyılarına taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşmış ve önemini yitirmişitir. Bu yüzden yaşanan doğal felaketler ve saldırılar sonrasında yeniden iskan edilmeyip, terk edilmiştir. Troyalılar, Sardis kökenli Herakleid hanedanının yerine geçmiş ve Anadolu’yu 505 yıl boyunca Lidya krallığı Candaules (MÖ 735-718) dönemine dek yönetmişlerdir. İyonlar, Kimmerler, Frigyalılar, Miletliler onlardan sonra Anadolu’da yayılmış, ardından MÖ 546 yılında Pers istilası gelmiştir. Troya antik kenti, Athena tapınağı ile özdeşleşmiştir. Pers egemenliği sırasında imparator I. Serhas çıktığı Yunanistan seferinde, Çanakkale Boğazını geçmeden önce kentte gelerek bu tapınağa kurban sunduğu, aynı şekilde Büyük İskender’inde Perslere karşı giriştiği mücadele sırasında kenti ziyaret ettiği ve zırhını Athena tapınağına bağışladığı tarhihsel kaynaklarda belirtilir. 1871’de amatör arkeolog Heinrich Schliemann tarafından keşfedilen antik şehrin kalıntılarında, ilerleyen zamanlarda gerçekleştirilen kazılar sonucu, aynı yerde yedi kez -farklı dönemlerde- kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmıştır. Şehrin bu karmaşık tarihsel ve arkeolojik yapısı, daha kolay inceleyebilmek için kent tarihsel dönemlere göre sırayla roma rakamlarıyla ifade edilen 9 ana bölüme ayrılmıştır. Bu ana dönemler ve bazı alt dönemler şu şekildedir;

Troya-Hisarlık planı ve dönemlerine göre eserler

  • Troya I 3000-2600 (Batı Anadolu EB 1)
  • Troya II 2600-2250 (Batı Anadolu EB 2)
  • Troya III 2250-2100 (Batı Anadolu EB 3)
  • Troya IV 2100-1950 (Batı Anadolu EB 3)
  • Troya V (Batı Anadolu EB 3)
  • Troya VI: MÖ 17. yüzyıl – MÖ 15. yüzyıl
  • Troya VIh: Geç Tunç Çağı MÖ 14. yüzyıl
  • Troya VIIa: ca. MÖ 1300 – MÖ 1190 Homerik Troya dönemi
  • Troya VIIb1: MÖ 12. yüzyıl
  • Troya VIIb2: MÖ 11. yüzyıl
  • Troya VIIb3: yaklaşık MÖ 950
  • Troya VIII: MÖ 700 Helenistik Troya
  • Troya IX: Ilium, M.S. 1. yüzyıl Roma Troyası

Kale duvar kalıntıları görülüyor.

040420146052

Yamaçta blok taşlarla örülmüş duvar.

040420146053

Solda kale duvarı, az ileride kaleye giriş için geçit olarak yapılmış, solda bir duvar daha var. İki duvar arası 3 metre kadar var. Bu dar geçitten kaleye insanlar, arabalar giriyormuş.

040420146054

Geçitten içeri giren Aycan ve Can Çıtak.

040420146055

Bir yapının temelleri, bir kısım duvar blok taşları. Bu taşlar kare olarak yapılmış. İç kısımda sütun parçası 1 metreden biraz fazla, çapı da 50 santim kadar var.

040420146058

Mermer blok iki taraf içe doğru çapraz olarak oyulmuş Oyuklar kare biçiminde içe doğru basamak basamak oyularak kare küçülüyor. Karelerin ortadaki birleşim yerinin dışı da aynı şekilde basamak olarak oyulmuş. Oyuk olan yerlerden birisinin içi yağmur suları ile dolmuş.

040420146059

Aynı şekilde içe doğru oyulmuş mermer blok. Kareler bu kez yan yana. İki oyuk sağlam kalmış.

040420146060

Yamaç biçiminde örülmüş duvar. Orijinal duvar kerpiçten yapılmış, aynı duvarın devamı taş ile örülmüş. Kerpiç duvarın üstünde tente var, yağmurdan zarar görmesin diye.

040420146061

Yunan mitolojisinde, Truva’lı Paris’in Sparta Kralı Menelaus (Menelaos)’un karısı Helen’i kaçırması sonucunda Yunanların (Akaların) Anadolu’daki Truva kentine saldırmasını konu alan savaştır. Savaş, Yunan mitolojisi ve edebiyatında çok önemli bir yere sahiptir ve detayları Anadolu’lu ozan Homeros’un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır. İlyada, on yıl süren savaşın son bir aylık dönemini en ince ayrıntılarına kadar anlatırken Odysseia, Yunan komutanlardan Odysseus’un Truva’nın düşüşünden sonra vatanı İthaka’ya yaptığı yolculuğunu dile getirir. Zeus, düzenlediği Peleus ile Thetis’in düğüne tanrıçalardan Eris’i davet etmez. Bunun üzerine Eris, düğüne altın bir elma göndererek, bunun “en güzel tanrıçaya” verilmesini ister. Athena, Hera ve Afrodit altın elmanın kime verilmesi gerektiği konusunda anlaşmazlığa düşünce Zeus, tanrıçaları Paris’e gönderir ve en güzel tanrıçayı Paris’in seçmesini ister. Paris altın elmayı Afrodit’e verir. Karşılığında Afrodit, “tüm kadınların en güzeli’ olan Helen’i, Paris’e aşık eder. Paris, Sparta’yı ziyaretinde Helen’e aşık olur ve iki aşık birlikte Truva’ya dönerler. Kendilerine hakaret edildiğine inanan Yunanlar, Menelaus ve kardeşi Miken Kralı Agamemnon önderliğinde Aka ordusunu toplar ve Truva’ya bir sefer düzenler. Helen’in iade edilmesi ve kendilerine tazminat ödenmesi tekliflerine olumlu yanıt vermeyen Truvalılar ile uzun ve zorlu bir savaşa girerler. Truva’nın mitolojik bir kent olduğu düşünülürken, 1870 yılında Alman arkeolog Heinrich Schliemann tarafından başlatılan ve ikinci dünya savaşından önce Amerikan arkeolog Blegen tarafından gerçekleştirilen kazıların sonucu olarak, Çanakkale Boğazı’nın güney sahillerinde, Küçük Asya’nın kuzey batısındaki Troas bölgesinde bir sırtın üstünde bugünkü Çanakkale’nin birkaç kilometre güney batısındaki Hisarlık tepesinde dokuz kere yıkılıp yeniden kurulmuş çok eski bir şehir bulundu. Truva, deniz baskınlarından korunacak kadar içeride olmasına karşın Helespontos (Çanakkale)ile Karadeniz’i bağlayan ticaret yoluna hakim olacak kadar denize yakın bulunuyordu. Her yıkılışında yeniden yapılmış bu önemli ticaret şehrinde dokuz tabaka meydana çıkarıldı. Bunlardan MÖ 15-12. yüzyıla ait olan 6. tabaka, Homeros’un anlattığı Truva’dır. Homeros’un Truva Savaşı’nda bahsettiği kentin Yunanlar tarafından tahrip ediliş tarihi olarak ilk çağda MÖ 1184 yılı kabul edilir.

Behçet Necatigil, Mitologya Sözlüğü, Sel Yayıncılık, İstanbul, 5.baskı, 2006.

Kerpiç duvarı yakından çekiyorum. Toprak içine delik açarak yuva kuran arıların kerpiçleri delik deşik ettiğini görüyorum.

040420146062

Diğer yerlerde de kerpiç duvarlar var. Buranın üstü tente ile örtülmüş, kazı çalışmaları devam ediyor.

040420146063

İki kerpiç duvarın ortasında Aycan poz veriyor.

040420146064

Kazı ekibi epey derinlere inmiş, ve hala kazılar devam ediyor. Tarihi eserlere zarar vermemek için iğneyle kuyu kazıyorlar. ama bu kuyu epey derin, yaklaşık 10 metre kadar var. Kazılmış alan geniş bir yer.

040420146066

Yarım yuvarlak duvar kalıntısı.

040420146067

Cadde taş blok ile döşeli, kenarında temel taşları kalmış binalar var.

040420146068

Yamaç duvar ve otlarla kaplanmış yıkıntılar.

040420146069

Biri büyük kare kaide, biri daha küçük kare planlı temel  taşı, yakınında yuvarlak kuyu, taş ile örülü. Şehrin evlerinin temellerinin bir kısmı görünüyor.

040420146070

Aynı yerin diğer taraftan görünümü. Daha önce bulunduğum yerin kenarı duvar örülü ve yüksekte. Önümde kare olarak taşlardan örülmüş blok. Ortasında yuvarlak olarak boşluk bırakılmış.

040420146071

Üst kısma üç kademeli merdivenlerden çıkılıyor. Antik kentin kalıntıları kademe kademe kazılıp ortaya çıkmış. Hala da kazılar devam ediyor.

040420146072

Kentin kalıntıları, ortası meydan, yapıların sadece temelleri var. Buranın arkası ağaçlarla çevrili.

040420146073

Küçük amfi meclis binasının yeri. oturma yerleri 9 basamaklı.

040420146074

Kocaman meşe ağacı, yanında bank var. Antik kenti dolaşanlar burada oturup dinleniyorlar. Kent geniş bir alana yayılmış.

040420146075

Amfi meclis binasının basamaklarından Can Çıtak’ı çekiyorum.

040420146076

Tabelada Troia yazılmış kocaman harflerle. Yazının üstünde iki yuvarlak şekil var. Dairenin içine bir daire daha çizilmiş. Dairenin arasında 20 tane üçgen ve benzeri şekiller çizilmiş. İç kısma da pencere, çanak, balık insan gibi şekiller çizili. Ne anlama geldiğini üstte yazmışlar ama harfler çok küçük okunmuyor.

040420146077

Kale duvarı, kent burada bitiyor. Blok taşlar ve iki sütun parçası duvarın dışında.

040420146078

Tarihte tanıdığımız batı dünyası ile Asya arasındaki ilk büyük çarpışma başlamış olur. Fakat Akalar hemen Truvalılarla savaşa girmemiş ancak şehri kuşatmışlardır. Akalar dokuz yıl süren kuşatma sırasında Truva çevresindeki zengin bölge ve şehirlerin değerli silahlarını yağmalamak ile kalmamışlar güzel genç kız ve kadınlarını kaçırarak komutanlar aralarında paylaşmışlardır. Daha sonra iki ordu karşı karşıya gelmişlerdir. Paris, Menelaos ile teke tek savaşmayı ve savaşı kazananın Helen’i almasını teklif eder ve teklif kabul edilir. Savaş sırasında Menelaos Parisi yenmek üzereyken Tanrıça Afrodit araya girer ve Paris’i kurtarır. Başka bir savaşçı olan Pandoros’un Menelaos’a bir ok atmasıyla iki ordu birbirine girer. Akalı savaşçılar birçok Truvalıyı öldürürler. Bu korkunç savaşa tanrılardan Athena, Aphrodite ve Ares de katılır. Korkunç savaşın ünlü kahramanlarından Hektor savaşamayacak kadar yaşlı Truva kralı Priamos’un büyük oğludur. Bir yandan savaşmak ve diğer bir taraftan askerleri muhafaza etmek onun göreviydi. Hektor Akaların Akhilleus’tan sonra en büyük kahraman olan Aias ile savaşır. Bu arada Akalar ordugahın çevresini bir sur ve hendek ile çevirirler. Bu durum savaşın Truvalılar lehine gerçekleşmesini sağlamıştır. Akalı Patroklos ile Hektor mücadelesi sonucunda Hektor batı kapılarına kadar kovulur. Patroklos’un Truvalılar tarafından öldürülmesi Akhilleus’u çıldırtır ve Hektor üzerine yürür. Akhilleus tarafından Hektor öldürülür. Akhilleus Hektor’un ölüsünü toz toprak içerisinde sürükleyerek Truva surlarının içerisinde yedi kere dolaştırır. Bu işkence dokuz gün sürer. Hektor’un ölümünden sonra Amazonlar ve Etiopia kralı Memnon Truvalıların yardımına gelirler. Hektor’un Patroklos ile savaşında, birçok kaynakta yukarıdakinden farklı bir durum anlatılır. Esas duello Akhilleus ile Hektor arasında olacaktır, ancak savaşta gerçek bir savaş nedeni bulamayan ve esasında truva savaşına gönülsüz katıldığı ve savaşta bir türlü nihayetlenmediği için keyifsiz olan Akhilleus düelloya girmek istemez. Akhilleus’un kuzeni olan Patroklos ısrar eder ama ama Akhilleus’u ikna edemez. bunun üzerine Patroklos askerlerin moralinin düşmemesi için Akhilleus’un zırhını gizlice giyip Akhilleus’ muş gibi düelloya gider. Düelloda Hektor zırhın içindekinin Akhilleus olmadığını anlar, zira hem zırh Patroklos’a oturmamıştır (zira yapı olarak Akhilleus’tan zayıftır) hem de Patroklos Akhilleus kadar yetenekli değildir. Düelloda Hektor Patroklos’u öldürür. Menelaus ölenin Akhilleus olduğunu sanarak keder içinde cesedin başına gidince ölenin Patroklos olduğunu anlar. Bu durumu Akhilleus’u çadırından çıkarmak için fırsat bilerek Patroklos’un cesedini Akhilleus’un çadırına götürür. Akhilleus en iyi dostu olan Patroklos’un öldürülmesi ile çılgına döner. Truva kapılarına dayanarak tekrar bir düello talebinde bulunur. Hektor istemese de kabul etmek zorunda kalır. İkisi Truva kapılarının önünde düelloya tutuşur ve sonuçta Akhilleus Hector’u öldürür. Hırsı geçmeyen Akhilleus hektorun cesedini Hector’un Ajax ile olan düellosundan hediye aldığı olan kemerle (Ajax’ı sağ bıraktı) atlı arabasının arkasına bağlar ve güvenli bir mesafeden 9 gün boyunca truva surları etrafında Hector’un cesedini sürükleyerek paramparça eder. Bu dönüm noktası savaşın seyrini değiştirmeye başlar. Zira başkomutan olan Hektor’un düşüşü truva tarafında derin bir moralsizliğe neden olur. Hektor’un teyzesi olan Penthesileia kafkaslarda kurulu Amazon krallığının kraliçesidir. Penthesileia Hektor’un düşünün ardından Truva’ya destek için gelir ve savaşa katılır. Savaşta Akhilleus tarafından öldürülür. Ölümünün ardından (kimi kaynaklarca) Akhilleus’un tecavüzüne uğrar, kimi kaynaklara göre ise Akhilleus onu öldürdükten sonra ona aşık olur. Yapılan diğer savaşlarda genel olarak karşılıklı kayıplarla ve truva’lıların hafif aleyhine sonuçlarla devam eder taa ki Paris bir ok ile Akhilleus’un ölümünü getirene dek. Akhilleus’un ölümünün ardından truva atı olayı gerçekleşir ve truva yerle bir edilir.

Uzun bir mermer blokta Yunan harfleri ile bir şeyler yazılmış.

040420146079

Truva antik kenti ziyaretini bitirip yola çıkıyoruz. Çanakkale ana yola yakınız. Daha yola çıkmadan önce bir evin yanından geçerken biri küçük diğeri biraz irice iki köpek havlamaya başladılar. O kadar bağırmama rağmen iri olan dibime kadar gelince bisikleti durdurup şok cihazını bir kaç kez çalıştırınca köpek susarak başını öne eğip arkasını dönerek benden uzaklaştı. Artık mecbur kalmıştım çünkü dibime kadar gelmişti. Şimdiye kadar şok cihazını hiç kullanmamıştım köpeklere karşı. Kullanmak ta istemem. Köpeğin saldırgan halinden susup oradan uzaklaşmasını görünce ne kadar hayvana rahatsız edici bir etki yaptığını gördüm. Bu duruma üzüldüm ama ısırsa idi benim için daha kötü sonuçları olabilirdi. Bu olaydan sonra şok aletini bir daha kullanmadım. Tevfikiye köyünün tabelasını çekiyorum.

040420146080

Ana yola az kaldı, neredeyse vardık sayılır. Selahattin ve Can Küçükler’i çekiyorum bisiklet sürerken.

040420146081

Çanakkale ana yola çıkınca tüm arkadaşların gelmesini bekliyoruz. Ekip tamamlanınca öne ben geçiyorum ve beni geçmemelerini, tek sıra halinde hareket edeceğimizi belirterek yolculuğumuza devam ediyoruz.

040420146082

Çanakkale ana yolu araç trafiği çok yoğun. İzmir den Trakya ve Avrupa yönüne arabalar vızır vızır gidip geliyorlar. Yol düz kaymak gibi asfalt. Haliyle hızımız biraz artıyor, akşam olmak üzere. Emniyet şeridinde rahatça gidiyoruz. Arkadaşların kimisi rüzgarlıklarını giymiş. Baattin turuncu yağmurlukla önümden geçerken çekiyorum. Diğer arkadaşlar arkasında.

040420146083

Metin Sadıç biraz fazla kiloları olsa gerek terliyor. Kısa molada atletini değiştirmek zorunda kalıyor. Onu üstü çıplak çekiyorum.

040420146084

Bu gün hareketli tarihi ve doğal güzelliklerin seyrine doyduk desek yeridir. Hava kararmasına rağmen hep birlikte sağlıcakla üniversitenin Dardanos yerleşkesine varıyoruz. Bizden önce gelenlere selam vererek çadırları kuracağımız yeri beğendikten sonra hemen çadırları kuruyoruz.

040420146085

Çadırları kurduktan sonra akşam yemeğini yiyerek karnımızı bir güzel doyurduktan sonra gelmiş olan arkadaşlarla hasret gideriyorum. Yılın ilk festivali oluşu ve en önemlisi herkesin gelmeye çalıştığı Çanakkale şehitleri için pedallamak ayrı bir  görev sanki. Böylece sık görüşemediğimiz bisikletçi dostları burada görüp sohbet etme imkanı doğuyor. Dostlar ve tanıyan çok olunca her yerden selamlaşmalar, sohbetler bitmek bilmiyor. Sohbetler genellikle bu yıl ki festivaller nerede var ve hangisine katılacağız oluyor. Dostlarla olmak ne güzel. Otel odasında kalan arkadaşım Burçin Bakaçhan bize odada duş alabilirsiniz deyince hemen duş almak için hazırlanıp duşu alıyorum. 4 gündür duş alamamıştım.

Bu gün yaptığımız toplam yol yaklaşık 90 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

Gökova Bisiklet Turu 11. gün

26 Haziran 2013 Çarşamba

Köyceğiz gölü etrafı – Dalyan – Toparlar şelalesi

(Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır)

Üç Dengesizin Bisiklet Maceraları.

Öne çıkmış olan görsel Dalyan kanalında katıkta Yıldız ve İrfan karşı kıyıya kayık ile giderken. Yamaçta Kaunos kral mezarları.

260620132826

Aborjin Duası

“her şey yeterli olsun! seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum. aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. isteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. son “elveda”yı atlatmana yetecek kadar “merhaba” diliyorum.”

Göl kıyısında uyanmanın huzuruyla kalkıp gölün serin sularına bırakıyorum kendimi. Su beni kendime getiriyor, duşumu aldıktan sonra toplanıyoruz. Sabah kahvaltısını yaptıktan sonra Tarkan bisiklete gidip Yıldızın kilometresini taktırıyoruz. Ardından yola çıkıyoruz. Bir süre Muğla  –  Fethiye karayolunda ilerledikten sonra tabelaların gösterdiği Dalyan – İztuzu yoluna saptık.

260620132819

Ortalık yeşil, hava sıcak, tarlaların bahçelerin arasında İrfan erik ağacından erik topluyor. Ben de kahve içecek uygun ağaç altı ararken yolun sağında sığla ağaçlarının dibinde piknik alanı gibi yer, kanalında su akıp giden harika bir yeri fark ediyorum. Hemen durup arkadaşlara sesleniyor ve kanalın aktığı yere iniyorum. Burası müthiş bir yermiş, koca sığla ağaçlarının altında su kanalda gürül gürül akıyor ve su buz gibi. Ben de pistonlarla beraber tüm motoru suyun içinde soğutma çalışmasını yapıyorum. İrfan da bana göz kulak oluyor herhangi bir şey olmasın diye. Kanala sırt üstü yatmış, İrfan yanımda oturuyor üzeri çıplak. Kenarda kahve takımları sığla ağaçları gölgesinde.

1053506_10151670761049443_1058483370_o

Kahve takımını çıkarıp kahve keyfini böyle bir yerde yapmamız bir tesadüf. Elçek ile cep telefonumla üçümüzü çekiyorum kahve içerken. Her taraf sığla ağaçları, bir orman gibi. Ayaklarımız kanalın içinde, kanalın kıyısında oturuyoruz.

260620132822

Bulunduğumuz yere kanaldan su başka yerden geliyor fakat aynı yerde sığla ağacının dibinden de su kaynıyor. Berrak ve soğuk sularda kanalın içine yatıyorum, su vücuduma masaj yapıyor. Hazır suyu bulmuşken çamaşırlarımızı da yıkıyoruz bu ara. Böyle bir yerde kamp atılabilir, aklımızın bir kenarına kaydediyoruz Tepearası denen yeri. Cennet gibi bir yerden ayrılmak zor olsa da yolcu yolunda gerek deyip yola devam ediyoruz.

Dalyana giriyoruz, kalabalık bir yer. Dalyan boğazı denen nehir kıyısında karşıya geçecek bir araç aramaya başladık. Dalyan da karşıya kayıkla geçebiliyorsun, köprü denen bir geçiş yok ve yapılmamış, arabayla gelirseniz geri dönmeniz gerek. Önümde tekne, sundurmasının üzerinde Türk bayrağı, Dalyan kanalı geniş, bir gezinti teknesi sola  doğru gidiyor dalga yaparak. Karşıdaki kayalık tepede Kaunos kaya mezarları var.

260620132825

Karşı kıyıda Kaunos antik  kaya mezarlarını görüyoruz. Kıyıda gölgelik bir yerde oturup soda içerek karşıya nasıl ve neyle geçeceğimizi soruyoruz. Karşıya sandalla geçilebiliyormuş, adam başı 4 TL  iyi para ! Sandalların yerini bulup sıraya giriyoruz. İlk önce İrfan ve yıldız bir sandala biniyorlar bisikletleriyle ardından ben bisikletim ağır ve büyük olduğu için ayrı sandala biniyorum.

Kaunos kaya mezarları yamaçta, İrfan ve Yıldız kayıkta gidiyor karşı tarafa. Karşıda tekneler kıyıda bağlı.

260620132826

Ben de başka bir kayığa biniyorum dikkatli biçimde. Benden önce bir kişi daha kayığa bindi. Elçek ile telefonum ile kendimi ve bisikletim KUZ ile birlikte resim çekiyorum.

260620132828

Benimle beraber bir Alman da sandala biniyor, kürekleri çeken eleman da üniversitede okuyor sözde tatile gelmiş ama sandalda iyi kazanç var deyip kürek mahkumu olmuş. Karşıya çabucak geçip karaya çıkmama İrfan yardım ediyor çünkü sandal suda olduğu için dengeyi sağlamada zorluk çekiyorum ve bisiklet ağır. Kürekçi ve Alman’ı çekiyorum bir poz.

260620132829

Karaya çıkınca rahat bir nefes alıp yola devam. Burası Kaunos antik kenti, gezintiyi düşünmediğimiz ve yolumuz uzun olduğu için durmayıp sadece uzaktan resim çekerek yola devam ediyoruz. Kaunos antik kenti tel örgü çit ile kapatılmış. Tel örgülerin arkasında mağara ağzı görünüyor.

260620132832

Antik kentin yüksek duvarları yer yer oyulmuş.

260620132833

Kaunos antik kenti kayalık bir tepeye kurulmuş. Antik kente giden yola girmedik, uzaktan resmini çekiyorum.

260620132834

Biraz geniş vadide yeşillikler içinde bir köy görünüyor.

260620132835

Yolumuzun üstündeki Çandır köyünden geçerken burada kültür evi yazan tabelayı görünce hadi bir bakalım deyip uğruyoruz.

260620132862

Kültür evinin girişindeyim, çardak gibi derme çatma çatısı olan, tahta çitler ve İngilizce “Turkis cultural house” ve “Open” yazısı bizi karşılıyor. Burası Çandır kültür evi.

260620132864

Evin içine girince sandalda benimle karşıya geçen Alman elinde Avustralya yerlileri Aborjinlerin ilkel üflemeli Didjeridu çalgısını çalarken buluyoruz.

260620132837

Alman bayağı öğrenmiş çalmasını. Avustralya da dolaşırken Didjeridu çalgısını çalmasını öğrenip bu çalgıdan bir tane alıp buraya getirmiş ve kültür evine bağışlamış. Ben de çalmasını deniyorum ama çalması kolay değil.

260620132854

Daha önce yıllarca eşiyle birlikte gelip kültür evinin sahibiyle dost olmuşlar. Yakın zamanda Almanın eşi vefat etmiş ve her yıl buralara gelip kültür evini ziyaret ediyor.

260620132838

Kültür evini dolaşmaya başladım, ilk olarak şark odasını çekiyorum. Duvarlarda kilimler, yerde halı, kıyılarda oturma minderleri ve dayanma yastıkları.

260620132839

Kültür evinin sahibi çevre köylerden topladığı, kullanılmayan eski eşyalar, alet edevatı toplamış bahçesinde yaptığı kapalı alanda sergiliyor. Duvarda Avrupa, Afrika ve Asya’yı gösterir harita asılı. Çeşitli desenlerde dokunmuş halılar duvarda. Yerde bakır eşyalar, masa, testiler konulmuş.

260620132840

Yün eğirmek için çıkrık aleti tahtadan.

260620132841

Çiçek desenli basma entariler.

260620132842

Cam eşyalar, gaz lambaları ve fenerler. Eskiden çekilmiş kadın fotoğrafları.

260620132843

Benimle birlikte gezen Yıldız ve İrfan odanın birinde resimlerini çekiyorum.

260620132846

Nişanlık, gelinlik elbiseler.

260620132848

Dikiş makinası, kutusu yanında. Arkada büyük bir sandık.

260620132849

Atatürk portresi, asker kıyafetli, çerçevelenmiş. Kitaplar üst üste duruyor.

260620132850

El işi yapılmış elbiseler.

260620132851

Keçeden yapılmış yelek.

260620132852

Arkada kıyafetler asılı, büyükçe koyun çanı ve nazarlık önde.

260620132853

Alman, İrfan, kültür evi sahibi Mehmet Varol ve Yıldız’ı birlikte resim çekiyorum.

260620132855

Kültür evi sahibi Mehmet Varol yere oturup bize bu kadar eski ve değerli eşyaları nasıl topladığını anlatıyor. Uzun yıllardır köyleri dolaşarak toplamaya başlamış. Bu tutkuya dönüşmüş ve Aşkla yapıyor görevini. Önünde sofra, üstünde bakır kaplar.

260620132856

Ben de Mehmet Varol’un yanına, yer sofrasına oturuyorum, üzerim çıplak. Bizi İrfan çekiyor.

260620132857

Alman ve irfan yanımıza katılınca Yıldız çekiyor bu kez.

260620132858

Bu arada karnımız acıktığından birer gözleme ısmarlayıp bal, yoğurt ve çayla karnımızı doyuruyoruz.

260620132867

Gözlemeyi yedikten sonra bir ağırlık çöküyor ve İrfan biraz şekerleme yapıyor çaktırmadan. Şark odasına yatmış İrfan uyuyor.

260620132860

İrfan bir süre şekerleme yaptıktan sonra şark odasının ortasına oturup resmimi İrfan çekiyor. Üzerim çıplak, başımda buff, beyaz tüy adım  “Dengesiz Beyaz Tüy”

260620132866

Bu kadar ikramdan sonra Mehmet abi en son olarak Altın Çilek ikram ediyor. İlk başta alışmadığım meyve yenince tadının güzel olduğunu anlıyorsun. Sarı renkli meyve ceviz büyüklüğünde, üzerinde beyaz zar var, meyveyi koruyor. Zar çabuk soyuluyor. İki metal tabakta altın çilekler.

260620132865

Palazlanmaya başlamış civcivler masanın etrafında sürekli dolaşıyorlar.

260620132868

Yediğimiz gözlemelerin ücretini ödeyip yola devam ediyoruz. Bir süre engebeli yolda inip çıkarak güzel manzara eşliğinde ilerliyoruz. Köyceğiz gölü ile deniz arasında bağlantıyı sağlayan nehrin menderes kıvrımları uzaktan bize harika görüntüler sunuyor.

260620132869

Dalyan kanalı ve bitiminde İztuzu kumsalı yüksekten manzarayı oluşturuyor. Karşıda dağ silsilesi.

260620132871

Köyceğiz gölü göründü, gölün suları denize ulaşmak için dar bir kanala giriyor. Kanalın başlangıç yerini çamların arasından izliyorum.

260620132873

Yol dağların eteklerinden, az yüksekte gidiyor, o yüzden sürekli yukarıdan manzara izliyorum. Aşağıda portakal bahçeleri ve çiftlik evleri.

260620132874

Geldiğimiz taraftaki Kaunos antik kentinin bulunduğu kayalık tepe ve dalyan kanalı mavi olarak akıyor.

260620132875

İrfan resim çekerken ben de onu arkasından Ölemez dağı ve göl manzaralı olarak çekiyorum. Karşı kıyıda Sultaniye kaplıcaları.

260620132878

Bu gece kamp atacağımız yer Toparlar şelalesi, bu yüzden Köyceğiz’e uğramadan geçiyoruz. Bakkaldan akşam yemeği için alışveriş yapıp D400 karayolundan ilerleyip şelale sapağına varıyoruz. Toprak yoldan ilerleyip yolun bittiği yere gelince şelaleye çıkalım mı çıkmayalı mı diye tartışmaya başlıyoruz. Şelale 500 metre yukarıda ve yol yok, sadece patikadan gidilebiliyor. Böyle güzel yeri kaçırmayacağımızdan patikadan çıkmaya karar veriyoruz. Bisikletleri elimizde çaydan karşıya iki yerde taşıp patikaya ulaşıyoruz. Sonra itekleye itekleye kan ter içinde şelalenin bulunduğu yere varıyoruz. Geldiğimize değdi yani, böyle bir yerde kalacağımız için şanslıyız. Tırmanırken o kadar enerji harcamışım ki alev alev yanıyorum, motor ve pistonlar yatak saracak. Bisikletimi bırakıp kendimi soğuk şelalenin havuzuna bırakıyorum. 5 Metreden geniş bir gölete dökülen şelaleye ağaca bağlanmış ip ile salınarak kendimi soğuk sulara bırakıyorum.

1040741_10151684526169861_528957080_o-300x225

Bir süre yüzdükten sonra vücudum normale dönüyor, şelaleden dökülen yere varmak için çaba sarf etmek gerekiyor, acayip akıntı yaratıyor. Sonra dökülen suyun altında durman imkansız dibi derin boyu geçiyor. Yan tarafta kayalara tutunup vücudun bir yanını suyun altına girebiliyor. 5 metreden dökülen suyun basıncı çok güzel masaj yapıyor. Sudan çıkıp çadırımı kuruyorum. Akşam yemeğini hazırlayıp yiyoruz bir güzel, kurt gibi acıkmışım yani. Patates de kaynatıyoruz ama karnımız iyice doyduğundan ertesi güne bırakıyoruz. Ardından çayımızı demleyip çiğdem çıtlatarak ormanın içinde sohbetimizi yapıyoruz. İrfan buraya daha önce gelmiş ama bizim geldiğimiz yoldan değil yukarıdan dağdan gelmiş, adam dağcı. Yarınki rotamızı da kararlaştırıyoruz. Uykumuz gelince herkes kendi çadırına çekilerek tatlı bir uykuya varıyor.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık olarak 76 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc