Etiket arşivi: burak çardak

8. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 2. Gün

21 Nisan 2019 Pazar

( Kör arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Foça – Karaburun – Balıklıova – Ildırı

 

Ağaç demiş ki baltaya
Sen beni kesemezdin ama
Ne yapayım ki sapın benden
Bak şu ağacın bilincine sen
Ölen ben, öldüren benden

Ruhi Su

 

Öne çıkmış olan görsel. Üç kişi bisikleti sürerken birbirine kolları omuzlarda tutuşmuş halde.

DSCN7077

Gece biraz serin olsa da rahat bir uyku uyudum sayılır. Her zamanki gibi erkenden kalkıp eşyaları ve çadırı toplayıp kıytırığa yükledim.  İlk işim fotoğraf makinemi boynuma asmak oldu. Bazen umulmadık manzaralar çıkıyor karşıma. Havada pek rüzgar yok, ortalık sakin. Yelkenli tekne denizde yelkeni açık olarak demirlemiş.

DSCN7005

Sabah kahvaltısını birlikte yaptık, Herkesin çadırlarını toplayıp hazır hale gelmesi için uyarıları yaptıktan sonra vapur hareket saatine kadar Foça kalesini gezmek için yola çıktık. Foça’da mendirekli liman yok, gerek te duyulmamış, çünkü doğal bir liman durumunda. Bu yüzden denizden gelecek dalgalar olmayınca yelkenli yatlar kıyıda bağlanıp demirlemiş.

DSCN7006

Foça belediyesi kordondaki gezinti yerine bir tekne koymuş. Hem yelkenli hem de birer düzineli kürekle gidebilen eski bir tekne. Tekne siyah boyalı tamamen ve yerde sabit duruyor. Kıyıya bağlı bir çok tekne de var. Sahiplerinin gelip binmesini bekliyorlar.

DSCN7007

Tarihi Foça kalesine geldik. Onarılmış kale surları yeni gibi duruyor. Sur kare biçiminde, burçları dört yanda. Kale duvarları yüksek, içerisi görünmüyor.

DSCN7009

Kale kapıları kemerli taşlarla yapılmış deniz tarafına.

DSCN7010

Yukarıda gördüğümüz kapılar toplam beş tane. Buraya Beşkapılar olarak isim verilmiş. Denizdeki kayıklar burada karaya çekilip tamir edilirmiş. Aynı zamanda kayıkhane olarak ta kullanılmış. Kapılardan içeri girip malzeme, erzak alımı yapılıyormuş zamanında. Beşkapıların olduğu yere tabela konulmuş, üzerinde;

Beşkapılar

Foça’nın bekçisi Beşkapılar

Önünden zümrüt bir derya akıyor

Gözünü dört açmak yetmemiş ona

Denize beş gözle bakıyor

Ataol Behramoğlu

Foça, Ağustos 2016

DSCN7011

Hakan elinde fotoğraf makinesi ile otu, boku, böceği çekerken ben de onu çekiyorum.

DSCN7013

Kalenin deniz tarafındaki burçları.

DSCN7014

Merve önünde kucaklıkta oğlu ile birlikte Mustafa Güven ile sohbet ederken deniz manzaralı çekiyorum.

DSCN7015

Arkeolog etrafında toplanıp Foça tarihini, kaleyi ve antik dönemi anlatıyor kale dışında, deniz kıyısında.

DSCN7016

Beşkapılardan birindin içinden resim çeken bir kadını resmediyorum. Kafasında kırmızı kaskı var, nedense çıkarmamış, çok seviyor olmalı kaskını.

DSCN7017

İçeri girip yüksek kale duvarını, burçları ve dibindeki Beşkapıları çekiyorum. Ortadaki kapı diğerlerinden daha geniş.

DSCN7018

Kapıların birisinin içinde eski bir top kaya blok üzerinde öylece duruyor.

DSCN7019

Görme engelli İso (İsmail) Kıyıda birisi ile konuşurken çekiyorum çaktırmadan.

DSCN7020

Deniz tarafındaki surların dibinde hendek kazılmış, Eskiden hendeği atlamak zordu, içerisi su ile doldurulup düşmanı bir derece tutuyor. İçinde çok az miktarda su birikintisi var.

DSCN7021

Kale dibinde beton dökülerek yürüme yolu yapılmış. Demir korkuluk sadece hendek tarafında. Deniz tarafında dolgu kayalıkları var.

DSCN7022

Foça’nın dağında, yamaçtaki orman içinde doğal kayalıklar fışkırmış. Sanki kale gibi yüksek kayalıkların bir tarafı düz. Buraya büyük bir direk konulmuş ve Türk bayrağı dalgalanıyor.

DSCN7023

Foça tipik bir balıkçı kasabası, şimdilerde balıkçılardan çok dışarıdan gelmiş ve yerleşmiş olanların ikişer, üçer katlı evleri sahil boyunca gidiyor. Bakalım nereye kadar talan edecekler güzelim kıyıyı.

DSCN7024

Kale sağlam kayaların üzerine kurulmuş. Denizin dibinde kocaman kaya kütlesi bunu belirtiyor.

DSCN7025

Uzaktan gördüğüm cami minaresini yakınlaştırıp çekiyorum. Çekmemin nedeni minarenin tarihi ve tamamen kesme taştan yapılması. Minarenin şerefesi demir korkulukla çevrelenmiş. Üstünde 6 penceresi, kubbesi ve üzerinde alem kondurulmuş. Alemin yanına da yıldırımı çeken paratoner takılmış.

DSCN7027

Kale içini geziyoruz, kazı çalışmaları hala devam ediyor. Kazıya İzmir büyükşehir belediyesi bünyesinde yapılmakta. Kazı alanı kafes çit teli ile çevrelenmiş.

DSCN7029

Kazı yapılan yer derin bir çukur.

DSCN7030

Kalenin içinde tek olarak kalmış çam ağacı zamana ve denize karşı direniyor.

DSCN7031

Çam ağacına doğru tek sıra yürüyen arkadaşları uzaktan çekiyorum.

DSCN7032

Çukurdaki kazı alanının ötesinde toplanan grup ve çukurda iri papatyalar açmış durumda.

DSCN7033

Kazı başkanı bizlere bilgilerini anlatıyor.

DSCN7035

Çakıl, kum, kaya da olsa bitkiler kendilerine yaşam alanları buluyor. Onlardan birisi iri papatya çiçeği. Bunun gibi bir çok bitki ve papatya seyrek olsa da alanı kaplamış.

DSCN7036

İki Selahattin, bir Mesut, üçünü bir çekiyorum.

DSCN7038

Saat 11:30 civarında Foça kalesini bitirip vapurun olduğu iskeleye geldik. Katılımcılar bisikletlerini vapura yerleştiriyorlar. Belediyenin Foça iskelesine yaz aylarında seferler düzenleniyor İzmir’den ve Karaburun’dan.

DSCN7039

ABAK gönüllülerinden İlknur bisikletinin üzerinde iken zafer işareti yapıyor eli ile.

DSCN7040

Herkes binip bisikletini vapura yerleştirdi.

DSCN7041

En son olarak ben vapura binmeden önce aşağıdan iskelede duranları çekiyorum bir poz.

DSCN7048

Bisikletimi içeri yerleştirdikten sonra  vapurun üst güvertesinden iskelede toplanmış ABAK turcularını topluca çekiyorum.

DSCN7046

İskelenin karşısındaki binanın terasından bizleri çeken kameraman ve fotoğrafçıları ben bir poz çekiyorum karşılık olarak.

DSCN7051

İskeledekiler vapura binmeye başladılar. Saat 12:00 de vapur hareket etti.

DSCN7052

Bisikletim KUZ elimi uzatabileceğim bir yere park ettim. Vapur hareket etti, kahve takımlarımı çıkarıp kahve pişirmeye başladım ikili koltuğa oturup. Bacanağım beni çekiyor kahve pişirirken. Ocak, cezve ve fincanlar yerde.

DSCN7053

Bacanağım yanımdan ayrılmıyor, kahve içecek illaki. Bizi çekenler var ne de olsa. Üst kata çıkan merdivenler yanımızda, bisikletler kenarda park etmiş, güvertede gezinenler var.

DSCN7056

Yaklaşık 27 Kilometrelik deniz yolculuğu 1 saat sürdü. Deniz bize izin verdi ve fazla dalgalı olmadan Mordoğan iskelesine vardık. Vapurdan indik, Çocuklar arkada bağlı olarak koltuklarına oturmuş hareket saatini beklerken bana bakıyorlar. Öndeki çocuğun ağzında kocaman su matarası var.

DSCN7057

İskelede toplanıp harekete geçince tüm katılımcıların videosunu çektim, videoyu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. İyi seyirler.

https://youtu.be/Rz-znVkAtZ0

Yeşil bir ormanın içinde bisiklet sürmesi gibi yoktur Dünyada. Önümde kaybolan bir yol var ve ben kaybolmuşum sanki. Bazen öyle anlar olur ki kaybolduğunuzu hissedersiniz. Önümde, arkamda kimseler yok. Yeşil bir sessizlik içindeyim. Sadece kuş cıvıltılarına izin veriyor doğa. Ben de huzur içinde bisiklet sürüyorum gelecek kaygısı olmadan.

DSCN7060

Neyse yolu bildiğimden kaybolmadım. Yolda giderken bir de baktım haylaz çetesi yol kıyısında bir ağacın gölgesinde piknik masasına oturmuş kahve pişiriyorlar. Hep ben yapacak değilim ya, başkaları da kahve yapıyor. Ama benim gibi Türk kahvesi değil de filtre kahve pişiriyorlar. Beni davet ediyorlar ve davetlerine katılıp kendi tasım ile biraz filtre kahve içiyorum.

DSCN7063

Kahve molasını bitirip arkadaşları yola çıkardım. Derin bir deniz mavilikte pedal çeviriyoruz. Yol biraz yüksekte, deniz manzarası bisiklet sürmeye değer. Önümde iki kişi gidiyor, Mustafa ve evleneceği kadın Pınar ile dönemeci dönerken çekiyorum.

DSCN7065

Karaburun yarımadası bakir, el değmemiş hali yavaş yavaş bozulmaya başlamış bile. Deniz kıyısını takip eden yol hem dar hem de çokça dönemeçli olduğundan doğa bozguncuları bu yola pek girmek istemiyorlar. Yakın zamanda yapılan Çeşme yolu ile Mordoğan arasındaki yeni yol hem düz hem de geniş olması buralara daha çok arabanın girmesi demek. Araba girdi mi bakir olan yerler giderek yok olacak. Karşıdaki koyun yamacına yapılan yüzlerce ev gibi. Şimdiden kıyı şeridi yok olmaya başlamış bile.

DSCN7068

Yeni yoldan eski yola girerek daha sakin bir trafikte gitmeye başladık. Öğle zamanı da geldi de geçti bile, daha önce deniz kıyısındaki bir sitenin kafesi ile anlaşmıştık. Buraya girip öğle kumanyalarımızı yiyeceğiz. Ben en son geldiğimden arkadaşla çoktan çimenlere oturup kumanyalarını yemeğe başlamışlar bile. 6 Kişi oturmuş kumanyalarını yerken bana bakıyorlar.

DSCN7069

Kimisin yanında pratik koltuklarını taşıyor benim gibi. Hemen kurup oturmuşlar bile. Kimi yere uzanmış sosyal medya ile uğraşıyor.

DSCN7070

Bacanağım ve Mesut koltuklarına oturmuş dinleniyorlar.

DSCN7072

Grup grup küme halinde kumanyalarını yiyenleri çekiyorum.

DSCN7073

Kumanyaları yiyip dinlendikten sonra yola çıktık, Deniz tarafında bitik bir taş bina var. Yüksek duvarlı, çokça penceresi olan taş binanın çatısı yok. Ne olduğunu, ne amaçla kullanıldığını bilmiyorum, kaderine terkedilmiş olarak öylece duruyor.

DSCN7074

Dönemeçli sakin yollardan bisiklet sürerek geçiyoruz. Balıklıova’ya vardık. Burada çay ve un kurabiyesi molası verdik bir süre. İnsanları yola çıkarmak ne de zormuş. Dağınık oturanları yola çıkarıp peşlerinden ben de yola çıktım. Karaburun yarımadasının ortalarında en alçak yeri aşıp Ildırı yoluna saptık. Burada çam ormanları var ve en arkada kalmış olanları hafif yokuşa tırmanırken çekiyorum.

DSCN7075

Tam yokuşun başında resim çekerken bir da baktım arkadan gelen delifişek tayfası çıka geldi. Hem de birer elini omuzlarına atmış olarak gelirken bir poz yakalıyorum. Üç kişiler, kıyıdakiler birer eli, ortadaki iki eli yanlarındakinde değmiş. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

DSCN7077

Bana pozlarını verdikten sonra sertleşen yokuşta normal olarak çıkmaya başladılar.

DSCN7080

Ildırı yol ayrımı denize gelmeden sola sapıyor. Biraz yokuş çıkınca denizi ara sıra görüyorum çalıların arasından.

DSCN7081

Şimdiki adı Akdağ, antik dönemdeki adı Mimas dağını çekiyorum. Karaburun yarımadasının en yüksek dağı. Denizde karaya yakın küçük bir adayı görüyorum.

DSCN7083

Adayı yakınlaştırıp çekiyorum, karşı kıyılara Gerence adı veriliyor. Bir zamanlarda çok çipura tutmuştuk kıyıdan.

DSCN7084

Bu da Mimas dağı, yani Ak dağ 1212 metre yüksekliğe sahiptir.

DSCN7085

Ildırı koyunda bir çok adacık var. Bunlar ıssız olarak koyda demirlemiş gemi gibi.

DSCN7086

Ekilmemiş tarla nadasa bırakılmış. Haliyle yabani otlar da tarlayı işgal etmiş. Bu tarlayı ise sarı çiçekli bir bitki tamamen kaplamış durumda. Sarı bir halı gibi.

DSCN7087

Havada martılar uçuyor, denizden içerideler. Havada uçarken yakalıyorum.

DSCN7089

Denizden yiyeceği balıktan umudu kesmiş martılar tarladaki böcekleri, solucanları yemek için gelmişler. İki martı tarlaya konmuş, sanki benim varlığımı hissetmişler, tedirgin bakıyorlar başını havaya kaldırıp.

DSCN7090

Ildırı da günü birlik olta balıkçı tekneleri var. Bir kaç arkadaş toplanıp tekneyi kiralıyorsun. Oltalarını, yemlerini alıp tekneye binerek balıkların olduğu yere götürüyor kaptan. Burada akşama kadar balık tutup stres atabiliyorsun. İşte o teknelerden birisi akşam üzeri balıktan dönüyor limana. Tekne adanın yanından geçerken.

DSCN7091

Yassı bir ada, tamamen rüzgarlara açık ve korumasız.

DSCN7092

Koyun rüzgarı eksik olmaz, rüzgar olunca da yel değirmenleri de olmalı. Eski bir yel değirmeni, değirmenin rüzgar kanatları ve çatısı yok.

DSCN7093

Ildırı köyü göründü, köy evleri, camisi tipik balıkçı kasabası. Daha uzakta düzgün, sıralı yapılmış çirkin sitelere hiç benzemiyor. Deniz kıyısında demirli tekneler var. Solda yüksek bir tepe görünüyor. Orası antik kentin bulunduğu Eritrai. Yarın antik kenti gezeceğiz.

DSCN7094

Uzakta olsam da fotoğraf makinem yakınlaştırıyor gördüğüm yerleri. Onlardan birisi Eritrai deki en yüksek yapı olan kilise kalıntıları. Sadece kilise görünüyor, diğer yapıları çalılar, ağaçlar kapatmış durumda.

DSCN7095

Eritrai tepesini tamamen görünecek şekilde çekiyorum. Kilise görünüyor tam tepede. Köy evleri tepenin yamacında.

DSCN7096

Köyün içine okul bahçesine geldik. Daha önce muhtar ile konuşup kamp için izin almıştık. Okulda eğitim yok maalesef diğer köylerdeki gibi. Benden önce geldikleri için kimisi çadırını çoktan kurmuş bahçedeki taş döşeli yolda çocuklarını gezdiriyor.

DSCN7097

Okul bahçesi denize yakın, rengarenk çadırlar da düz alana kurulmuş bir oba gibi.

DSCN7099

Henüz daha yeni yürümeye başlamış bir çocuğu yürüme antrenmanı yapan bir baba. Aferin babaya, kollarından tutmuş yürütüyor bir güzel.

DSCN7101

Selahattin Tavkaya beni görünce elini kaldırıp hoş geldin diye selamlıyor. Ben de karşılık veriyorum. Başındaki kaskı çıkarmayı unutmuş nedense.

DSCN7102

Eline megafonu alan Olcay kamptakilere anons geçiyor. Yemek saatinin yaklaştığını, yemeği köyün kahvesinde yiyeceğimizi belirtiyor. Ketring Ayşe Aliağa dan ta buralara bizi doyurmak için yemek getiriyor üşenmeden. Hem de sabah kahvaltısı dahil.

DSCN7103

Duygu da boş durmuyor, şimdiden çocuk yürütmesini öğreniyor. Güneş’i iki elinden tutmuş yürütürken çekiyorum. Güneş henüz yaşını doldurmamış, 1 hafta sonra 1 yaşına basacak 1 Mayıs’ta.

DSCN7104

Çadırı kurup eşyaları içine yerleştirdim. Sonrasında yemek için kahveye gittim. Tabldot usulü yemekleri gönüllüler dağıtıyor. Leziz yemekleri yiyoruz masalarda. Yemek olayı bittikten sonra havanın serin olması nedeni ile kahvedeki yerimizi bırakmıyoruz. Burada oturup şarkılar türküler çalıp söyleyeceğiz. Benim sazım, kabak kemane ve flüt Olcay’ın arabasında, kabak kemane ustası Özgür Tekeli ve Öğretmen olan usta flüt sanatçısı Burak Çardak. Saz ustasını da yanımda getirdim; Hakan Sevin. Bizlere saz çalacak. Akşam boyu türküler, şarkılar çaldılar biz söyledik hep birlikte.

ABAK Şarkıları videosu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://youtu.be/Az_Cf9_X2XU

Belli bir saate kadar şarkılar, türküler çalıp söyledikten sonra hep birlikte çadırlara gidip yattık.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 72 Kilometre civarı. 21 Kilometresi denizde, 51 Kilometresi karada.

Yaptığımız yolun haritası aşağıda.

Powered by Wikiloc

Eskişehir Bisiklet Festivali 3. Gün

30 Haziran 2018 Cumartesi

Velesbid bisiklet evi – Yeşilyurt

( Görme engelli arkadaşlar için betimleme yapılmıştır )

Hayatın hızıyla yaşadık o aşkı
Her şey bir anda başladı
Yaşandı
Ve bitti…

Ataol Behramoğlu

 

Öne çıkmış olan görsel, ekili ve ekili olmayan tarlalar arasından kıvrılarak giden toprak yol inişli çıkışlı. Yolda tek sıra giden bisikletlilerin uzaktan çektiğim resim.

DSCN4022

Sabahın erken saatinde ovanın dinginliği ile uyanıyorum. Erkenden ayakyoluna gidip elimi, yüzümü yıkayıp bisikletimi alarak tahtadan yapılmış çardağa geldim. Çardak Urim Baba’nın kahvesi olarak kullandığımızdan kimse gelip oturmuyor. Tabelamı da astım çardağa. Çardakta kahve takımlarımı çıkarıp oturuyorum bir köşede. Benimle birlikte erken uyanan Hakan kahve içmeden önce çardak sakin iken beni çardakta çekiyor. Bisikletim KUZ önde park etmiş durumda.

DSCN4009

Bahçede bulunan at kestanesi ağacı altından geçerken üst dala konmuş baykuş olduğunu fark ettik. Kameram ile alttan çekiyorum tünemiş baykuşu. Başı görünmüyor, başka yönden çekmenin olanağı yok. Yapraklar buna engel. Baykuş iyice gizlenmiş.

DSCN4011

Binanın üst katına çıkıp yandan çekmeyi denedim ama kafasını bir türlü bana doğru çevirmedi. O yüzden şansızım.

DSCN4014

Herkes uyanınca sabah kahvaltısını yapıyoruz birlikte. Festivallerde topluca hareket etmek gerekiyor. O yüzden kahvaltı ve yemek saatleri belirli zamanda yapılıp bitirilmesi gerek. Belirli saatte yola çıktık topluca. Bu gün de yanıma kahve takımları ve tamir takımları olan tek çantayı takıyorum bagaja. Ben Eşpedal ile birlikte bisiklet süreceğim. Teknik bir arıza olursa hemen icabına bakacağım. Birlikte yola çıktık, önümde hafif yokuşu çıkan bisikletliler yolu kaplamış durumda.

DSCN4020

Yola çıktığımızda çektiğim video linki aşağıda.
https://youtu.be/dVjpRvO621Q

Uzayıp giden uçsuz bucaksız tarlalara daldık. Sadece traktörlerin kullandığı toprak yol inişli çıkışlı ve dalgalı yolda uzaklara giden bisikletçileri görüyorum. Biraz yüksekten çektiğim bu resim ovanın ilerisinde bir köy görünmekte dağın dibinde.

DSCN4021

Tarlalar tam düz değil, benden epey uzakta olan öncü grubu dibime kadar getirerek geniş bir alanı kareye sığdırıyorum. Önümde üç bisikletçi var, toprak yol inişe geçiyor ve orası görünmüyor. Daha ileride yol ortaya çıkarak kıvrıla kıvrıla gidiyor. Bu resmi öne çıkmış olan görsel olarak seçiyorum.

DSCN4022

Buğday tarlaları neredeyse tamamen sararmak üzere. Olgun başaklar dolgun gösteriyor. Fazla sürmez, buğdaylar biçilir.

DSCN4027

Sarı renge bürünmüş buğday tarlalarının yanında tamamen yeşil ve çiçeğini açmış ay çiçeği sarı rengi ile tarlayı süslemiş.

DSCN4028

Toprak yolun sağı ay çiçeği tarlası, solu sararmış buğday tarlası. Toprak yolda iki bisikletli.

DSCN4029

Uzaklardan resmini çektiğim köye geldik. Beton direğe mavi boya ile VE MOLA sola ok işareti yapılarak bu köyde mola vereceğimizi belirtmişler. Yolun sağı solu bisikletler park etmiş, duvarın dibinde oturmuş dinlenen bisikletçiler. Kahveden çay – soda – gazoz – su alarak bir nebze olsun serinleyip dinleniyorlar.

DSCN4030

Mola kısa sürede bitti, yola koyulduk. Biraz yüksekçe bayırın dibinden giden yolda gidiyor bisikletliler.

DSCN4032

Eskişehir Anadolu platosunda, kırsal bir alanda, 800 metre civarında bir yükseklikte yer alıyor. Haliyle buralarda havalar biraz geç ısınmakta. Durum böyle olunca erikler de geç oluyor. Yol kıyısında yeşil erikleri görünce durup biraz yiyoruz mayhoş tadı ile. Daha önceden toplanmış erikler. Bize düşen bir kaç eriğin resmini çekiyorum.

DSCN4033

Hava iyice sıcaklayınca ağaçların gölgeliği imdada yetişiyor. Burada durup gölgede dinlenen bisikletçiler var.

DSCN4037

Gölgesinde dinlendiğimiz yerin tam karşısında çeşme var. Borudan akan su betondan yapılmış yalağa akıyor. Görme engelli arkadaşımız Berktuğ ayakkabılarını çıkarıp yalağın içine girdi. Sanırım pistonları ısınmış, o yüzden soğutacak. Çeşmenin anlına mermere Deveci Pınarı yazılmış.

DSCN4038

Ben de ısınan pistonları soğutmak için yalağın içine girip çeşmeden akan su ile iyice soğutma çalışmaları yapıyorum.

DSCN4040

Gölgelik yerde kavak ağaçlarının altı serin olunca mola süresi uzadı sanki. Herkes yere oturmuş, bir kaç kişi ayakta duruyor.

DSCN4044

Yola tekrar devam ediyoruz. Tandem bisiklet önümden geçerken resmini çekiyorum. Önlerinde Bahadır Özer var.

DSCN4045

Bazen önlerdeyim, az yüksekte durup gelen bisikletçilerin resmini çekiyorum. Solda Türk bayrağı dalgalanıyor.

DSCN4052

Bazı yerde görevli durmuş, düz gitmeyip toprak yola sapmamızı gösteriyor. Bisikletçiler de toprak yola girerek rotadan çıkmamış oluyorlar.

DSCN4054

Buğday tarlasını çekiyorum, ileride bisikletçileri görüyorum ama çok uzaktalar. Kırsal alanda küçük bir ağaç demeti yeşil görünüyor sadece.

DSCN4056

Uzakta görünen bisikletçileri optik zoom ile yakınlaştırıp çekiyorum bir poz. Eşpedal derneğinden Didem Turan tandemi sürerken sarı saçlarını örgüsünden tanıdım. Makine çok iyi çekiyor, tam da istediğim gibi.

DSCN4058

Eşpedal tandemleri ile gidersen onları çekmek durumunda kalıyorum. Ben de çekiyorum üşenmeden. Pilot beyaz, copilot kırmızı tişört giymiş.

DSCN4060

Fazla yüksek olmasa da önümüzde bir yokuş var kıvrılarak çıkan. Ama çok uzaklarda.

DSCN4061

Yokuşa gelen bisikletçileri uzaklardan çekiyorum. Sadece yol bisikleti kullanan birisi bisikletten inerek yürüyor. O da vitesleri yokuş için uygun olmaması nedeni ile çıkması zor.

DSCN4064

Eskişehir’in bozkırında, kıvrıla, döne, ine – çıka tepeye çıkan yol. Birazdan o yolu aşacağız sabırla.

DSCN4066

Sevimli bir bisikletçi yanımdan geçerken zafer işareti yapıyor bana dönüp.

DSCN4067

Ve o yokuşa geldik, herkes kendi temposunda ağır ağır çıkarken çekiyorum bir poz.

DSCN4070

Ben de yokuşa sarıp çıkıyorum. Tepede durup geriden çıkan tandem bisikleti çekiyorum. Pilot bana metalcilerin işaretini yapıyor parmakları ile.

DSCN4071

Başka bir tandem bisikleti daha zafere ulaştı tepeye çıkarak.

DSCN4073

En arkadan gelen iki tandem bisikletten birini Hakan kullanıyor pilot olarak. Copilotu ise Sadriye. Onları yalnız bırakmayan Serpil yanlarında. Arkalarından üstünde iki bisiklet bağlı araba takip ediyor.

DSCN4075

Yokuş çıktık, şimdi iniş zamanı. Dikkatli inmek gerek, yol toprak, kayma olasılığı yüksek. Didem ve pilotu yokuştan aşağı kendilerini bırakmak üzere.

DSCN4077

Bisikletçilerin her zaman başına gelen lastik patlağı kimilerine denk geliyor. Yama yapanları çekiyorum yanlarında durup. Her hangi bir şeye ihtiyaçları var mı diye sordum. Onlar da teşekkür edip hallederiz deyince yoluma devam ettim.

DSCN4078

Uzaklarda rüzgar türbinleri görüyorum. Kamera ile yakınlaştırıp devasa türbinleri, pervaneleri çekiyorum. Henüz bitmemiş olacak ki dönmüyor pervaneler.

DSCN4081

Buğday tarlaları arasından inen üç bisikletçiyi çekiyorum

DSCN4085

Yeni bir köy daha çıkıyor karşımıza. Köy evleri dere yatağına kurulmuş sanki.

DSCN4086

Eski, kerpiç bir köy evi. Tek katlı, üzeri kiremitle kaplanmış. İki küçük penceresinden duvarlarının kalın olduğunu görüyorum. Yarım metre var duvar kalınlığı. Ev yamacın başlangıcında.

DSCN4087

Eskişehir’in kırsalında kurulmuş olan köyde ağaçlar dikilerek yeşillendirilmiş. Bozkır soğuğunda pek ağaç yetişmiyor anlaşılan.

DSCN4088

Yeşillikler arasında kalmış kerpiçten bir dam.

DSCN4089

Köyün evlerinin çoğu kerpiçten ve eski. Kimi duvar dikine yarılmış. İki yapı arasında traktör tekerleği konulmuş

DSCN4090

Bu köyde mola veriyoruz. Köyün küçük kahvesi, solda. Bisikletçiler kahveye hücum ediyor. Cami, küçük minaresi ile yolun sonunda.

DSCN4091

Kahvenin içi dolmuş taşmış durumda. Kendine yer bulanlar oturmuş çay içmeyi bekliyor. Tavan tahta lambri ile kaplanmış.

DSCN4092

Hakan iyice sıcaklamış olacak ki buffunu çıkarıp başının üzerine örtmüş. Uzun saçlarını salmış bakışları sabit. Kim bilir neler düşünüyordur. İyice dalıp gitmiş halini optik zoom ile çekiyorum yakınlaştırıp.

DSCN4095

Çaktırmadan ihtiyar bir köylüyü de çekiyorum. Küçük gözlerini ileriye doğru dikmiş bu kadar bisikletçiyi bir arada kahvenin içinde gördüğüne şaşırmış gibi bir hali var. Başında köylü kasketi. İnce bıyıkları ve kirli sakalı ile kim bilir neler yaşamıştır bu köyde.

DSCN4099

Sıcaktan bunalmış Eşpedal üyelerinin konuşacak takatları kalmamış sanki. Hepsi sessizce oturuyor, Hakan da gözlerini kapatmış dinlendiriyor. Yanında Hüseyin garip oturmuş düşüncelerle baş başa. Rabia teneke gazoz kutusundaki son damlaları içiyor.

DSCN4101

Pencereden dışarda duran Gündüz mavi kapının önünde güneş gözlüğünü takmış halde çekiyorum bir poz.

DSCN4103

Rabia tenekede gazozunu içip serinlemiş, yüzünde tatlı bir gülümseme ile bana bakarken yanındaki copilotu Didem kaskı kafasında çekiyorum.

DSCN4104

Duvarın dibinde tahta sıraya oturmuş Meliha’yı da bir arkadaş yanında.

DSCN4105

Yaşı pek genç olmayan kahveci bu kadar kalabalığa çay demlemekle meşgul. Demliği küçük tüpte demliyor. Bu gün bir ayda kazanacağı parayı bir günde kazanmanın sevinci var sanki. Çünkü kahvede içecek ne varsa hepsi tükendi.

DSCN4107

Elindeki kamera iyi olunca ister istemez etrafa daha değişik bakıyorsun, Eski köy kahvesinde o kadar çekilecek resim var ki hemen gözüme elektrik sayacı ve buşonlu sigortaları çekiyorum oturduğum yerden. Öyle kalkıp dibinden çekmeye gerek yok. Optik zoom yetiyor buna, biraz da mesleki olduğundan mekanik elektrik sayacı duvara monte edilmiş, dışarıdan gelen kablo alttan sayaca giriyor. Ana sigorta görünürde yok. Sağda, ayrı yerde iki eski tip buşonlu sigorta var. Porselenden yapılmış sigorta buşonu ampul gibi sökülüp takılıyor. Sigorta attı mı buşonu söküp içindeki porselen sigortaya ince teli bağlayıp takıyorsun ve elektrik geliyor tesisata. Sigorta buşonları sigara dumanı, nem, toz ile kaplanmış. Kirli sarı bir renge bürünmüş.

DSCN4109

Kahveden dışarı çıkıp kesilmiş meşe odunlarını yakından çekiyorum. Yaz mevsimine girdiğimizden odunlar kış soğukları bastırınca sobada yanacak çıtır çıtır.

DSCN4110

İki katlı kerpiç bir ev, çatısı oluklu kiremit kaplı. Üst kattaki pencere camlarının kırık olmasından evde kimsenin oturmadığı anlaşılıyor. Evin üst tarafı çamurla sıvalı ve beyaza boyanmış evvel zamanda. Şimdi ise alt kattaki duvarda çamur sıvalar dökülmüş kerpiçler görünüyor. Sağda bir metrelik kesilmiş odunlar dizelenmiş düzgünce.

DSCN4112

Köyde bir süre yemek arabasının gelmesini bekledik. Bir binanın kaldırımında, gölgede otururken çatıdaki oluğa kuşlar gelip gidiyor cıvıldaşarak. Sabırla bekledim, bir kaç kez yakalamaya çalıştım ama resmini çekmek zor. En sonunda bir poz yakalıyorum serçe kuşunu. Çatı oluğunda durmuş, başını ileri uzatarak bakıyor. Gagası yarı açık durumda, pırr diye uçmadan önce alttan çekiyorum yere yatarak. Serçenin boynu ve alt gagasına kadar siyah tüyler var. Diğer tarafları açık renkte.

DSCN4114

Ben yerde kuşu çekmeye çalışırken Hakan da sırıtarak beni çekiyor makinası ile. Madem o beni çekiyor ben de Hakan’ı çekiyorum aşağıdan beni çekerken.

DSCN4115

Yemeği yedik, karnımız doydu. Bir kaç çocuk görünce onları çağırıp bakkala götürdüm. Bakkalda kadın vardı, çocuklara dondurma ısmarlıyorum BayKuş kesemdeki paralardan. Bakkalda iki kadın daha vardı. Onlar da imrenmiş olacaklar ki dondurma ısmarlamamı istediler. Ben de onları kırmadım ve ısmarladım. Köydeki mola epey sürdü, sonunda harekete geçebildik. Hava sıcak olunca gölge yerler aranıyor ve gölgelik bir yerde durarak arkada kalanların gelmesini bekliyoruz. Bisikletler park etmiş yol kıyısında, İsmail ve Ferdimen yere oturmuş dinleniyorlarken çekiyorum. Yorulmalarının nedenine gelince pilot olan Ferdimen’in pedalındaki göbek dağılmış. Ferdimen pedala basmıyor sadece direksiyonu idare ediyor. Güçlü ve kuvvetli olan İsmail copilot olduğundan arkada pedala basıp bisikletin gitmesini sağlıyor. Böyle idare ediyorlar. Ne de olsa eski ve tecrübeli bisikletçiler ikisi de. Hem sonra çok akıllılar, kafaları çalışıyor. Turu bırakmadan devam ediyorlar sonuna kadar. Ön aynakol ile orta aynakol arasındaki zinciri sökmüşler. Böylece İsmail rahatça pedal basıp Ferdimen pedalları boşta duruyor.

DSCN4116

Mola yerine başarılı biçimde geliyor Ferdimen ve İsmail çifti. Biz de alkışlıyoruz ikisini de.

DSCN4118

Hızlı tren yolunun yanındaki yerde arkada kalanların gelmesini bekliyoruz. Oturacak yer olmayınca kaldırıma dizeleniyor kimisi.

DSCN4119

Yolun bu tarafındakiler yere oturmuş.

DSCN4120

Ve diğer tarafındakiler. Diğer tarafta tostçu kıraathanesinde masa sandalye var. Buradakiler şanslı, çünkü oturuyorlar.

DSCN4121

Tren boyunca giden yolda bisikletçiler gidiyorlar ardı sıra.

DSCN4122

Hava kararmadan bisiklet evine geldik. Herkes soyundu dökündü, kimi soğuk su ile duşunu aldı. Akşam yemeğini beklemeye başlarken bahçede oturuyoruz.  Meliha Tekin Ömer Kemal ile poz veriyor. Ömer Kemal çok sevimli ve cana yakın bir çocuk.

DSCN4127

Yemek geliyor ve terasta güzel aşçılarımız yine bizlere bol kepçe yemek veriyorlar. Güneş ufka yaklaşmış parıldarken Gündüz tepsisine yemek alıyor.

DSCN4129

Yemeklerimizi yedik, karnımız doydu. Sıra geldi kahve yapmaya. Çardakta oturulacak yer yok. Misafirlerimi çardağın dışında ağırlıyorum. ABAK turuna katılan müzik öğretmeni Burak Çardak ve Çiğdem Suzan için kahve pişirip ikram ediyorum. Burak iyi derecede yan flüt çalıyor. Bu akşam bizler için çalacak. Ben de onu zevkle dinleyeceğim.

DSCN4131

Bu gecenin süprizi müzik öğretmeni olan Eser Büyükcan İlhan ve henüz 13 yaşında olan kızı ile birlikte konser verecekler. Ada Canata bize ARP çalacak. 6 ay önce geldiğimde böyle bir yeteneği yoktu ortalarda. 6 Ayda Arp merakı başlayınca öğrenip başarılı olmuş. Bakalım dinleyeceğiz. Sahnede Ada ve annesi hazırlıklarını yapıyor. Ada Arp önünde.

DSCN4139

Ada Canata bize arp çalarken çektiğim video linki aşağıda

https://youtu.be/LXSZZ03ZYCo

Bu da Eskişehir şarkıları video linki.

https://youtu.be/PA02TWknYmw
Erhan Can sevgilisine evlenme teklifini çiçek vererek yapıyor sahne önünde.

DSCN4150

Kız da kabul ediyor evlenme teklifini ve başlıyorlar dans etmeye. İkisi de şimdiden mutlu. Bizleri de düğüne davet ettiler.

DSCN4151

VelESBİD bisiklet evi olarak yemek fişi basmışlar. Tüm katılımcılara fişler verildi. Festival boyunca her öğün için bir tane fiş vereceğiz yemeği alırken. Haliyle bu kuralı kimse dikkate almıyor. Ben de fişlerin resmini çekiyorum hatıra olarak burada yerini alsın diye.

IMG_20181101_213617

Akşamın geç saatlerine kadar müzik devam etti. Katılımcılar doyasıya eğlendi. Ben de Eser, Burak ve genç sanatçı Ada’yı dinlemekten zevk aldım. Onları dinlerken kendimi şanslı hissettim. Hele Ada ileride büyük bir sanatçı olacağını şimdiden belli etti Arp çalarken. Kısa sürede çok iyi Arp çalan Ada’yı ileride konser salonlarına girmek için bilet bulamayabiliriz.

Müzik ve eğlence bittikten sonra herkes çadırına çekildi. Artık dinlenme vakti. Gündüz uyuyan baykuş gece ötüşü ile avlanmaya çıkmış, sesini duyabiliyorum.

Bu gün yaptığımız yol yaklaşık 62 Km civarı

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc

VI. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 4. Gün

25 Nisan 2017 Salı

Dikili – Çandarlı – Aliağa -Alsancak

( Kör arkadaşlarım için resimlerde betimleme yapılmıştır )

 

Gün biter gülüşün kalır bende 
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, Çandarlı kale içindeki meydan. Yükseltide oturmuş bisikletçiler, rehberin anlattıklarını dinliyorlar. Etraf yüksek sur duvarları ile çevrelenmiş.

Güne aydınlık içinde uyanmak bir turcunun her zaman arzuladığı şeydir. Güneş bize dün batarken harika şeyler göstermişti. Sabah ta bizleri esirgemedi ışığını. Tüm parlaklığı ile yüzünü gösterdi bize. Güneş doğmadan önce uyandığımdan batarken izlediğim gibi doğarken de izliyorum. Sabahın serinliği güneşin ilk ışıkları ile gidiyor, yerine yaza merhaba diyen baharın sıcaklığı başlıyor. Güneşin doğuşunu üstte kalan yolun yanından, küçük bir tepe üzerinde palmiye ağacı silueti ile birlikte izliyorum.

Benimle birlikte herkes uyandı, çadırını, eşyalarını toplayıp bisikletin bagajlarına yükledi bile. Son hazırlıklar yapılırken Ferdimen beni diğer arkadaşlarla beraber çekiyor bir poz. Kahvaltı faslı çoktan bitti, yola çıkmaya hazırız. Bu gün son gün, dönüş yolundayız, hedefimiz Çandarlı, Aliağa, izban metro ile Alsancak ve ev.

Dikili – Çandarlı arasındaki yola ilk yokuşlarla başladık. İlk yokuş biraz sert olsa da sonrası pek hatırı sayılır değil. İlk yokuşla beraber ilk lastik patlağı oldu. Artçı olarak yanımda pedallayan Ferdimen’in arka lastiği patlıyor. Gerçi kendi lastiğini kendi tamir ediyor ama artçı grup olarak el birliği ile kısa sürede hallediyoruz. İki Cem, bir doktor, Ferdimen, bir kadın bisikletçi ve resmi çeken ben. Bagaj çantaları yerde, üzerinde patlak iç lastik. Doktor Mete bisikleti arkadan kaldırmış Ferdimen de lastiği yerine takıyor, diğerleri seyrediyor ne yapıyorlar diye.

Küçük yokuşları çıkıp iniyoruz, yolda fazla trafik yok. Tek tük arabalar gelip geçiyor ara sıra. Lastik patlağı yüzünden gruptan epey geri kaldık gruptan. İki tarafı yamaç olan küçük bir geçitten yolun ilerisinin düz olduğunu görebiliyorum.

İlk olarak pek bilinmeyen antik bir ter olan Deliktaş köyüne doğru saptık. Yaklaşık 3 Kilometre içeride olan Deliktaş köyü yakınındaki kayalarda tanrılara kurban olarak sunulan adakları burada kesiyorlar. Burayı ziyaret edeceğiz. Düz olan köy yolu, yolun yanında köyün elektrik gereksinimi için elektrik hattı var. Sağda gideceğimiz kayalıklar görünmekte.

Köyün kahvesine geldik. Bizden önce gelen grup öğlen kumanyalarını alıp yemiş çoktan. Ve Deliktaşın olduğu yere gitmişler. Son gelen bizler de kumanyaları alıp gölge bir yerde karnımızı doyurduk. Bisikletin bagaj çantaları ve üzerinde sarı yağmurluk takılmış. Bisiklet temalı Aydan Çelik tarafından yazılan bisiklet manifestosundan bir cümle “Bisiklet Devrimdir, Gerçekçi olur imkansızı ister.” Kare plastik küçük levhada basılı olan yazı bagaja iple bağlanmış. Kahvenin tahta sandalyelerinde oturan Gürel, Ferdimen ve İlknur bir şeyler atıştırıyor.

Kumanyaları yedikten sonra Deliktaşın olduğu kayalıkların dibine geldik. Deliktaş yukarıda olduğu için bisikletleri son düzlükte park ediyoruz.

Yukarıya doğru yürümeye başladık. Kayaların üzerinde bir grup insan oturmuş. Bir kişi bana yakın yerde ayakta duruyor. Öndeki kaya kütlesi altı oyulup yana doğru yatık durumda. Kayanın üstü düz olarak yontulmuş ve 1 x 1 metrelik kaya parçası da kütle ile bir yontularak olasılıkla kurban sunağı olarak yapılmış.

Deliktaşın olduğu yer biraz yüksekte, Köyün evleri dağınık, tek katlı ve kırmızı kiremitleri ile biraz ilerideki küçük göletle güzel bir manzara ortaya sermiş. İlerde üç tane küçük tepe var.

Deliktaş köy evleri ve diğer kayalık yer.

Taylan hoca elinde notları, Deliktaş kurban sunakları hakkında bilgiler veriyor dinleyicilerine. Anlattıklarını kendi blogspot yazılarından okuyabilirsiniz. http://arkeodenemeler.blogspot.com/2012/11/deliktas-kutsal-alanlar-i-izmir-aiolis.html Taylan hoca kayanın üstüne çıkmış, bir kişi karşısında oturmuş, bir kişi de arkada ayakta dinliyor. Çalılar kayalardan önce sağda ve solda, patika ortada.

Dinleyiciler pür dikkat Taylan hocayı kayaların üzerinde oturarak dinliyorlar. Kayaların bazı yerleri oyularak basamaklar yapılmış. Önde bir ağaç fidanı yeni yeşermiş.

Sunak tek parça kaya üzeri oyulup derinleştirilmiş. Dikdörtgen bir oda gibi. Tabanda da delik açılarak daha da derinlere inilmiş. Bu delikten içeri kurban etleri, parçaları atılıyormuş.

Kayalar oyulup düzgün yüzeyler meydana getirmişler.

Her tarafta başka şekilde oyulmuş kayalar.

Kaya kütlesi iki yandan düz bir duvar gibi yapılmış. Üstte ise merdiven basamakları şeklinde oyularak bir binanın çatı aynası yapılmış üç basamaklı olarak.

Üstte çıktığımızda çatı olan yer kayalık zemin oluşmuş.

Üst kısımda kanallar yapılmış. Belki de kapalı bir yerin duvar oyukları da olabilir. Buradan manzara güzel görünüyor. Bağlar, bahçeler ve Çandarlı körfezindeki denizin bir kısmı görünmekte.

Kare şeklinde kaya oyularak derinleştirilmiş. Deliğin içinden de küçük incir ağacı çıkmış.

Köyün yakınlarında ikinci kült yeri karşı tepelerin yamacında. Burası zindan adı ile anılıyor. Aynı şekilde doğal oyuklar ve yontulmuş sunaklar da var burada. Bize uzak olduğu için o tarafa gidemiyoruz.

Deliktaş ziyareti bitince hep birlikte yola çıkıyoruz Çandarlı’ya doğru. Cep telefonumun kamerasıyla dijital zom yaparak önümde tek sıra giden bisikletçilerin resmini çekiyorum.

Yolun sağında ilginç geometrik şekilde yapılmış iki yapı var Kırmızı renge boyalı yapılar tel çitlerle ayrılmış. Bahçede zeytin ağaçları ve telefon direkleri ve telefon hattı üzerinde.

Çandarlı’ya yakın yerde iki tane rüzgar türbini var. İkisini birlikte çekiyorum.

Buralarda zeytincilik yapıyor köylüler. Her tarafta zeytin ağaçları görmek olası.

Dikili belediyesi kültür evine geldik. İki katlı taş bina karşımda duruyor. Yan tarafı yeşil çimen kaplı park alanı. Yol kıyısında park etmiş bisikletler duruyor.

Taş bina güzelce yenilenip onarılmış Binanın köşesinden çektiğim resim duvardaki renkli taş bloklar irili ufaklı. Bir tabela da direğe asılmış. “Dikili belediyesi kültür evi” yazısı yazılmış tabelada. Duvar dibinde bisikletler ve giriş kapısında içeri giren insanlar.

Binanın içi pencerelerden gelen gün ışığı yetmediğinden lambalarla aydınlatmaya çalışılmış. İçeride masalarda oturanlar ikram edilen çayları içiyorlar loş ışık altında. Ben de ayakta Eskişehir den yan flütçü Burak Çardak ile sohbet ediyorum.  Konumuz yan flüt. Ben yanımda taşıdığım yan flütü getirip notalar hakkında bilgi alıyorum Burak’tan.

Çandarlı’nın kuzey tarafındaki sahil sakin görünümünde. Deniz masmavi turkuaz renginde. Bir kişi denize girmiş, biri de denize taş atarken poz vermiş resimde. Çandarlı yarımadasının bir özelliği rüzgar yönüne göre her zaman sakin denize girilebilir olması. Rüzgar kuzeyden eserse burası dalgalı olur. Güney tarafında sakin denize giriliyor. Rüzgar güneyden eserse burada dalgasız denize giriyor. Deniz, kumsal ve iyice çoğalmış yazlık evler görünmekte.

Havada süzülen bir martıyı çekiyorum masmavi gök yüzünde.

Çandarlı kalesi ve burçları.

Kültür evinden ayrılıp yürüyerek Çandarlı kalesine geldik. Kale bizler için kapılarını açıyorlar. Kalenin dıştan görünümü, dört tane burç kenarlarda, yüksek duvarlarla sağlam taş duvarla yapılmış. Duvarın üstünde Türk bayrağı dalgalanıyor. Önde dut ağaçları budanmış, yeni yaprak açmış ve bir çeşme görünüyor.

Taş bloklardan örülü çeşmenin üç tane yalağı kademe kademe yana doğru yapılmış. Her kademe olukla birbirine bağlı. Çeşme güzel görünse de maalesef su akmıyor. Zaten çeşme de sökülüp alınmış. Anlayacağınız kupkuru bir çeşme, işe yaramaz öylece duruyor. Bir tası bile yok su içmeye, su da yok.

Tek kanadı açılmış kocaman demir kapıdan içerisine gireceğiz. Dışarıdan resmini çekiyorum kapının. Kapının üzerinde taş kemer var.

Kapıdan avluya giriyorum, başka bir kapıdan iç avluya geçit var.

Dinleyiciler duvara oturmuş Taylan hocanın anlattıklarını dinliyorlar. Zemin tahta kaplı Taylan hoca ayakta anlatıyor.

Kalenin köşesindeki burç tarafına çıkan merdivenler 8 basamaktan sonra düzlük ve 15 basamakla yukarı çıkılıyor. Kıyılarda demir korkuluklar var. Korkuluklar siyah renge boyanmış. Kalenin burcu 8 köşeli ve burç içine girmek için kapı yapılmış.

Yandan Taylan hocayı ve duvara oturmuş dinleyicilerin resmini çekiyorum. Taylan hocanın eşi de ayakta video çekiyor kocasını. Bu resmi öne çıkan görsel olarak seçiyorum.

Avlunun ortasında kocaman bir kuyu var, içi boş kuyunun. Kalenin içme su deposu olarak kullanılmış zamanında.

Ferdimen üşenmedi kalenin duvarlarının üzerine çıkıp avluyu ve üç burcu çekiyor.

Havada, masmavi gök yüzünde bizi izleyen martının da resmini çekiyor Ferdimen burçlarla beraber.

İki kişi duvarın üzerinde burçların yanında, 18 kişi de yan yana avluda dizelenip resim çekiliyoruz.

Kale ziyareti de bittikten sonra artık Aliağa’ya doğru yola çıktık. Herkesin hareket edip yola çıktığını gördükten sonra artçı grup ile biz de yola çıktık. Havada rüzgar yok o yüzden güney tarafındaki deniz de sakin görünüyor. Neredeyse çarşaf gibi deniz. Kıyıda küçük bir kayık bağlı duruyor.

Henüz hareket etmiştik ki 300 metre ya gittik ya gitmedik benim arka bagajım çantalarla birlikte arkaya doğru devrildi. Devrilir devrilmez hemen durdum düşmeden. Çantaları bagaj demirinden alıp yerinden çıkan bagaj borularını takmaya başladık. Arkada  4 kişiyiz, Gürel Gürselp, Cem Tabanlı ve ben. Resmimizi de Ferdimen çekiyor.

Boruları tutan cıvatalar gevşemiş, çantaların ağırlığına dayanamayıp yerinden çıkmış. Yerine yerleştirmek kolay olmuyor. Çantalarım yerde, üç kişi bagajı yerine takmaya çalışırken sokağın ortasında.

Olduğu gibi girmeyince sele borusunun altında bağlı olan yerden söküp takıyorum boruları. Sonra cıvataları iyice sıkıyorum. Daha önce on bagajım kırılıp tekerleğin üzerine düşmüştü. O durumdan fazla etkilenmeden atlatmıştım bisikletin üzerinden atlayıp. Bu kez yavaş giderken olunca fazla etkilenmedim. Aslında bisikletin her tarafını iyice kontrol etmek gerekiyor en ufak cıvatası dahil. Önemle bagaj demirleri iyice sağlamlaştırmak gerek.

Bagaj sorununu hallettikten sonra yola çıktık. Yolda tarlalarda açan sarı çiçekler yeşilliğe ayrı bir renk katmış.

Bizi merak eden öndeki grupta olan Olcay’a arızadan dolayı geç geleceğimizi bildiriyorum telefonla. Üçümüz de yol kıyısında durduk, sağda sarı çiçekli tarla ile birlikte Ferdimen bizi çekiyor.

Tarlasını yeni süren çiftçi traktörü ile toprağı iyice yumuşatıyor. Tarlayı sürerken de toz kaldırıyor arkasından.

Bakırçay üzerinden ikinci defa geçiyoruz. Köprü kenarında durup tabelası ile birlikte korkuluk demirini çekiyorum. Yaklaşık 1 hafta sonra tekrar buradan bisikletlerimizle geçeceğiz Suyun Kaynağına Yolculuk turunda. Tarlalarda yeşil otlar kendiliğinden çıkmış. Toprak henüz işlenmemiş.

Tam Çanakkale -İzmir yol çatağına geldik arka tekerleğimin lastiği patlıyor. Şansızlık yakamı bırakmıyor bu gün. Tekerleği söküp yedek lastik ile değiştiriyoruz Cem ile birlikte. Gürel eli belinde bize bakıyor. Her zaman olduğu gibi Ferdimen de bizim resmimizi çekmekle meşgul.

Lastiği şişirdikten sonra yerine takıyorum. İki kişi arka tarafı kaldırırken ben yerine takıyorum Cem de bizi izliyor. Lastiğimin patladığı yer de rüzgar türbinlerini gövde ve kanatlarının olduğu fabrika alanı. Arkada devasa borular yerde. Fabrikanın sınırlarını belirten tel çit.

Tekerleği yerleştirip mandalını sıkarken alttan Ferdimen resmimi çekiyor. Arka tekerlek, dişli, aktarıcı ve zincir. Yanlarda altı görünen turuncu renkli çantaları. Ben çömelmiş durumda mandalı sıkarken. Üzerimde kendi bastırdığım ABAK forması ve yeşil renkli buff boynumda. Çantadan dolayı yüzüm görünmüyor.

Kavşakta olduğumuzdan yön işareti yola yazılmış. Abak yazısında a ve b harfinin kenarı sarı boyalı, diğer harfler beyaz ve sola ok işareti beyaza boyalı.

Dönüşte resim çekmedim pek. Çaltıdere de mola vermiş olan gruba yetişiyoruz. Biz de biraz dinlenip bir şeyler içtikten sonra hep birlikte yola çıkıp Aliağa’ya ulaştık. Aliağa girişinde sağdaki bisiklet yoluna girerek balıkçı barınağının olduğu yerdeki çay bahçesine geldik. Bisikletçiler masalara oturmuş, üzerinde koca şemsiyeler gölgelik ediyor.

Arkası dönük oturan Keşan bisiklet grubu yazısı yazılmış sarı formaları ile Keşan tayfasının resmini çekiyor Ferdimen. Ne de olsa hemşeri sayılırlar Ferdimen’in.

Çay bahçesinde biraz dinlendikten sonra sahilden, bisiklet yolunu takip ederek Aliağa izban metro istasyonuna geldik. Binanın duvarında hem TCDD levhası hem de izban levhası var. Levhalarda Aliağa yazısı yazılmış.

Sayımız fazla olunca iki gruba ayrılarak vagonlara biniyoruz. Yaklaşık 1 saat 5 dakikada Alsancak istasyonuna vardık. İstasyonda indiğimiz zaman hava kararmıştı. Artçı grup olarak Gürel, İlknur, Cem Tabanlı, Cem Balkanlı, ben ve resmi çeken Ferdimen kaldık istasyonda. Gürel’in çantalarındaki fosforlar ışığı iyice parlatarak yansıtıyor gecenin karanlığında.

Akşam serinliğinde sahil yolundan eve doğru pedalladım. Böylece bir tur sonuna gelmiş oldum. Tur istediğimiz şekilde başarı ile stres yapmadan çok güzel yaptık. Yine hazine torbama yeni dostlar kattım. Akşamları bol kahve yaparak sohbet eşliğinde içtik.

Bir sonraki turda görüşme dileği ile sağlıcakla kalın.

Bu gün yaptığım yol toplam olarak yaklaşık 72 Kilometre civarı.

Aşağıda Dikili – Deliktaş – Çandarlı – Aliağa tur haritası

Powered by Wikiloc

Aşağıda Alsancak – Üçkuyular tur haritası

Powered by Wikiloc

VI. Az Bilinen Antik Kentler Bisiklet Turu 3. Gün

24 Nisan Pazartesi 2017

Bergama – Dikili

( Kör arkadaşlarım için resimlerde betimleme yapılmıştır )

 

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim

Ahmet Telli

 

Öne çıkan görsel, Güneş, mermer kaidenin içindeki siluet kısmından parıldıyor. Sağ alt köşede benim başım görünüyor. Deniz ve dağ, diğer yerler turuncu renge bürünmüş.

Köseler köyündeki soğuk havadan eser yok, Deniz seviyesine yakın olan yerler daha sıcak. O yüzden bu gece üşümedik desem yeridir. Güzel bir güne başlamanın sevinci ile uyanıyorum güneş doğmadan. Çadırımın yönü doğuya doğru kurulu. Fermuar açık olarak dışarısının resmini çekiyorum. Karşımda dört çadır ve parkın yüksek çam ağaçları. Gün yeni ağarmış, havanın pusu görünümü biraz bulandırmış fon olarak.

Herkes uyandıktan sonra kahvaltı faslına geçiyoruz. Bahçedeki masalar kahvaltı düzeninde. Kahvaltı almak için sırada bekleyenler ayakta duruyor.

Çadırlar toplandı, hep birlikte bize ait olan ve bizden önce bırakılan tüm çöpleri toplayıp bulduğumuzdan daha temiz bıraktık kamp alanını. Grup hareket ettikten sonra en son olarak etrafı dolaşıp unutulan, kalanları yola çıkarıp son kontrolleri yapıyoruz. Yeşil çimenlerin üzerinde artçı grup  bisikletleri park halinde son hazırlıkları yapıp birazdan biz de yola çıkacağız. Solda kafeterya binası, masa ve sandalyeler. Yeşil alanın bitimi tahta çitlerle diğer bölümlerden ayrılmış. Ortasında tahta geçit açık. Parktaki çam ve servi ağaçları.

Son kalanlarla beraber yola çıktık, Hedefimiz önceden belli olduğu için acele etmeden arkalarından gidiyoruz. Bergama biraz yüksekte, o yüzden hafif bir inişle hızlıca Çanakkale – İzmir ana yoluna çıktık. Kavşağa gelmeden yön tabelalarının resmini çekiyorum. Sola ok işareti ile Aliağa İzmir yönünü belirtmiş. Sağa ok işareti ise Ayvalık Çanakkale yönünü. Altlarında da karayolu numaraları yazılı.

Şansımıza lodos rüzgarı esiyor ve gruba Ovacık köyünde mola yerine yetişiyoruz. Burada çay, ayran, gazoz, soda, kahve içerek dinlenip biraz enerji topluyoruz. Solda üç tarafı kapalı otobüs durağı. Tabelada Ovacık yazısı durağın neresi olduğunu belirtmiş. Karşıda köyün iç yolu ve mola verdiğimiz köy kahvesi. Bisikletler yolun kıyısında park etmiş.

Mola bitimi grup  olarak yola çıkıyoruz hep birlikte. O kadar çay, ayran, soda içersen kaçınılmaz son başa gelir. Tuvalete gidenleri beklerken benzinlikte henüz ayını doldurmamış yavru bir köpek tüm sevimliliği ile yanıma geliyor kuyruğunu sallayarak. Üstü tamamen siyah, altı ise beyaz rengi ile kendini bana sevdiriyor. Ben de sevilmesine yardım ederek isteğine karşılık veriyorum. Sevimli yaratık erkek. Sol kolumun altında sessizce poz veriyoruz Ferdimen’in kamerasına. Mavi kot pantolon, beyaz tişört kısa kollu, lacivert yelek ve sarı kaskım güneş altında köpekle beraberim. Solda bisikletlerimiz park halinde tuvalettekilerin işini bitirmesini bekliyoruz kaldırıma oturmuş olarak.

Bu gün ilk olarak Atarneus antik kentini dolaşacağız. Yoldan sağa doğru saparak iç kısımdaki tepenin kıyısına geldik. Bisikletim KUZ önde park edilmiş olarak duruyor. Arkasında Antik kentin olduğu zeytin ağaçları ile kaplı tepe görünüyor.

Bulunduğumuz yerde koyun – keçi ağılı var. Aynı yerde su deposu ve çeşme de var. Hayvanlar içsin diye uzun bir yalak ta yapılmış çeşmenin altına. Çeşmenin arkasında çalılar ve büyük bir dut ağacı taze yaprakları ile yeşile bürünmüş. Ferdimen’in bisikleti park etmiş durumda sol tarafta. Resmi Ferdimen çekiyor kamerası ile.

Ferdimen mataralarını çeşmeden doldururken ben de olduğu gibi çeşme ile birlikte çekiyorum.

Daha önce planladığımız bir olay yapılacaktı. Gönüllülerimizden Mert ARDAR evlenmeye kesin karar vermişti. Bunu bildiğimizden Son akşam dikili kampında kına gecesi yapacağımızı karar vermiştik. Ama beklenmedik bir durumdan gelin adayı Eskişehir’e dönmesi gerektiğinden kına gecesi seremonisini Atarneus antik kentine çıkmadan yapmışlar. Ben gündüz zamanı yapılan kına gecesini kaçırdım. Zaten daha sonra evlenmekten vaz geçince kına gecesinin önemi de kalmadı. Kınayı gelin yerine damada yapıldı. Kırmızı tülbent damadın üzerinde, eli kınalı, ağzında da bir emzik, elinde kına tepsisi ve tepside mumlar. Gelinle beraber resim çekilmişler.

Dağın dibinde bisikletleri bırakıyoruz. Antik kente yürüyerek çıkacağız. Bisikletler park halinde, insanlar yukarıya çıkmak için son hazırlıklarını yapıyor.

Bazen beklenmedik sürprizler de başa geliyor. Katılımcılardan birisinin lastiği patlamış. Arka tekerleği yerinden söküp patlağı tamir etmeye çalışıyor. Bisiklet yerde yatık olarak durmakta.

Atarneus antik kenti savunma açısından yüksek bir tepenin üzerine kurulmuş. Doğal savunma sistemi olsa da tarih boyunca bir çok saldırı ile karşılaşmış. Yukarıya çıkan yol henüz keşfedilmediğinden yamaçta oluşan patikadan tek sıra çıkıyoruz. Önümde gidenleri tepe ile beraber Ferdimen çekiyor.

Keçiler diyarında olduğumuzdan keçi sürüsü ile karşılaştık. Keçiler genellikle ağaçların filizlerini yemeye bayılırlar. O yüzden bıraksalar ormanı yer bitirirler. Keçilerin olduğu yerde  orman pek yetişmez çünkü yeni yetişen bitkileri, fidanların filizlerini yiyerek büyümelerine olanak sağlamaz. Hatırlarım, eski Yugoslavya Tito döneminde Josef Broz Tito keçilerin ormanı yok ettiğini bildiğinden keçi beslenmesini yasaklamıştı. Haliyle Tito öldü mertlik bozuldu. Keçiler başında çoban ile otluyorlar, bir tane beyaz keçi de arka ayakları üzerine kalkmış küçük bir ağacın bahar ayında taze sürgün vermiş filizini yiyor.

Laleler açmış kırmızı gelinliği ile, böceğin biri de lale çiçeğinden nektarını almaya çalışıyor. Etraf çiğdem çiçekleri açmış bitkilerle dolu.

Keçiier her ağacı yemiyor, sevmedikleri ağaçlar da büyüyüp gelişerek koca bir ağaç olmuş. Bunlardan birisi çitlembik ağacı. Zaten buralarda çitlembik ağaçlarından başka bir ağaç ta göremezsin. Yamaçta kocaman gövdeli asırlık çitlembik ağacı ve keçi sürüsü.

Tepeye yaklaştık, şehrin surlarının duvarları göründü. Yamaçta çitlembik ağacı ve taş bloklarla örülü yer yer yıkılmış duvar.

Yukarıya bizden önce varmış olanlar oturulacak bir alanda yere oturarak rehberimizi dinlemeye hazırlar. Resmin üst kısmında incir ağacının bir dalı boydan boya geçmiş. Yaprakları tam olarak büyümemiş henüz.

Ferdimen hem sağ tarafta oturanları.

Hem sol tarafta oturanların resmini çekmiş. Kimi çimenlere uzanmış boylu boyunca.

Koca çitlembik ağacı da sessizce rehberi dinlemeye hazır.

Amatör tarih meraklısı Taylan Köken elinde notları Atarneus hakkında bizleri bilgilendiriyor. Etrafındakiler de onu pür dikkat dinliyorlar.

Anlattıklarının detayı: http://arkeodenemeler.blogspot.com/2012/01/atarneus-antik-kenti-i-izmir-aiolis.html

Taylan hoca anlatırken onu dinlemeye gelen sinekler de hem güneşleniyor hem de atalarının ataları neler yapmış burada onu öğreniyorlar. Bir zamanlar sinekler o kadar çoğalmışlar ki artık kentte yaşayamaz olmuş insanlar ve şehri terk ederek sineklerin olmadığı bir yere göç etmişler. Zambakgillerden bir bitkinin uzun yapraklarına konmuş bir kaç sinek hiç kımıldamadan güneşleniyorlar.

Yerde dağınık bulunan, belki de kaçak kazı yapanların etrafa saçtığı tarihi eser parçaları iki döneme ait. Kaçakçı mezar hırsızların değer vermediği bu parçalarından birisi altta kırmızı renkte pişmiş tuğla. Bunlar yakın döneme ait. Üstte ise geniş bir çömleğe ait ağız kısmının beşte biri kadar bir parçası gri renkte. Bu gri renkli çömlek daha eski dönemlere ait olmalı.

Bundan iki yıl önce yazdığım yazıda Atarneus hakkında daha detaylı okuyabilirsiniz. http://www.urimbaba.net/?p=7621

Atarneus antik kente ait anlatılanlar bitince aşağıya doğru iniş başladı. İniş geldiğimiz yoldan değil de Güney tarafından olacak.  İlk başlarda dağınık olarak düzensiz yürüyüş kollarında gruplar halinde yürüyoruz.

Yamaçtan aşağıya patikadan tek sıra olarak taşlı arazide dikkatlice inişe başladık. Buradan manzara süper. Tarlalar, bir kaç kapalı sera ve tepeler görünmekte.

Patika derken öyle patika yolu yok, taşların üzerinde sekerek iniyoruz.

Tarlalar, kimi yeşile bürünmüş, kimi yeni sürülüp ekim yapılmış. Bazı yerde seralar var. İzmir – Çanakkale yolu, yol boydan boya gidiyor. Sağ tarafta birisi bir şeyler yakmış, dumanı havaya doğru çıkıyor. Buradan rahatlıkla görebiliyorum.

Dikili buradan görünüyor bir parçası olsa da. İnişte antik kentin kalıntılarının üzerinde yürüyoruz.

Artık Dikili’nin tamamı görünüyor bulunduğum yerden deniz ile beraber.

Kaçak yapılan kazılardan birisi karşıma çıkıyor. Bir odaya benziyor, dört tarafı duvar örülü, yaklaşık 1.5 metre derinliğinde. Toprağın tazeliğine bakarak geceleri sürekli kaçak kazılar yapıldığı belli. Atarneus öyle zengin kentlerden biri değil. Burada sadece Aristoteles’in kurduğu felsefe okulu var ve mezar soyguncularının aradığı değerli şeyleri bulamayacakları kesin. Sadece düşünce, fikir ve teoriler bulabilirler toprak altında. Taşların oyuklarında sözcükler kalmıştır belki geçmişten.

İnişimiz devam ederken düz duvarlar karşımıza çıkıyor. Üstte bir yerden 20 cm civarı çıkıntı olarak yapılmış iki taş. Taş blokların hepsi aynı ölçüde ve düzgünce örülü 9 sıra olarak. Taş duvarı yandan çekiyorum.

Duvarı bir de karşıdan çekiyorum. Duvardaki taşların üzerinde liken denilen yosunlar yer yer yapışık olarak kendilerine yer bulmuş.

Bisikletlerin olduğu yere geldik, güneş havayı ısıtınca ve yürüyüşün etkisi ile iyice ısındık. O yüzden ağaçların gölgesine toplanmış bisikletçiler.

Tüm bisikletçiler bisikletlerini alıp yola çıkasıya kadar bekledim. En son olarak ben de yola çıkarak yakın olan Dikili kasabasına vardım. Kasabanın meydanında Atatürk ata binmiş halindeki heykelin önünde toplandık. At şaha kalkmış durumda, Atatürk subay elbisesi giymiş, sağ elini ileriye uzatarak “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” emrini verdiği anı betimlemiş.

Herkes hazır olduktan sonra sahilden kamp yapacağımız yere geldik. Çadırlar kuruldu, yerleştik ve Güneşin henüz batmasına epey var. Solda çadırın bir kısmı, kıyıda kayaların üzerine çıkmış birisi denize bakıyor. Bir bisiklet kıyıda park halinde ve güneş sol tarafta parlak ışıklarını saçmaya devam ediyor.

Kamp alanı, çadırım ve diğer çadırla üç sıra halinde kurulmuş. Zemin çimen ekili yemyeşil. Üç kişi arkası bana dönük sohbet ediyorlar. Birisi yere çömelmiş durumda.

Henüz yemek zamanına epey var, hemen su donumu giyerek beni çağıran denize koşarak atlıyorum balıklama. Beni denize atlarken Ferdimen çekiyor yandan. Tam da havada uçarken ve henüz ıslanmadan. Biliyorsunuz deniz yaş, insanı ıslatır sırılsıklam yapar. Mavinin tutkusu aşık eder kendisine. Ben de dayanamam bu aşka ve kendimi henüz ısınmamış denize bırakırım. Sırılsıklam mavi bir aşk bu. Böylece deniz sezonunu açmış oluyorum.

Denizde bir süre yüzüp tuzlu su duşumu alıyorum. Su şahane ve serin su hücrelerimi uyandırıp kılcal damarlarımı harekete geçirip kan dolaşımı hızlanıyor. Hani aşık olduğun birisini görünce kalbin küt küt atar da hücrelerin atağa kalkar ya işte öyle maviye olan aşkım da beni bu duruma getiriyor. Denizden çıkıp üzerimi kuruladıktan sonra giyinerek yemek zamanını beklerken kıyıda dolaşmaya başladım. Geri dönüşte denize hafif burun yapmış olan yerde kocaman mermer bir blok var. Mermer blok içi oyulup kesilerek anlamadığım bir şekil yapılmış. İşte şu an güneşin mermer blokun arkasında kalması gerçeği görmeme neden oldu. Daha dikkatli bakınca kızıl renk arkada, oyuk olan yerde bir siluet görünmeye başladı. Kıyıda buluşmuş iki sevgili hasretle birbirine yaslanmış duruyor. Kadın erkeğe göre kısa boylu, erkeğin başı kadına doğru hafifçe eğilmiş durumda.  Bu durumun farkına vardığımda güneş daha da yukarıdaydı. Bir gözüm Güneşi takip ederek elektrik işlerini hallettikten sonra mermer blok hizasına gelerek resim çekmeye başladım.

Güneşin ışıkları parlak olunca cep telefonumdaki kamera siluetin içinde sanki alev topu varmış gibi çekiyor.

Güneş tepelerin üzerine gelince batmadan son ışıltıları ile daha belirgin bir resim çekiyorum.

Gürel Gürselp’in makinası profesyonel olduğundan daha kaliteli çekimler yaptı. Çekim yaparken ben de heykelin diğer tarafında oturarak iki sevgili silueti içinde altta benim siluetim de görünüyor.

Keşanlı üç kafadar kendi yeşil formaları ile elleri göğsüne kavuşturarak poz veriyor. Üçünde de güneş gözlükleri var. Ferdimen yandan çekmiş.

Yemek geliyor ve gönüllü dağıtıcılar kazanların başına geçip kepçelerle yemek dağıtmaya başladılar. Acıkan sıraya girip yemeğini aldı. Masaların üzerinde yemek kazanları, dağıtıcılar solda, sıradakiler sağda.

Gürel ile Olcay da Ferdimen’e poz vermişler. İkisi de kafalarını birbirlerine doğru hafifçe eğmişler.

Yemek masası olmayınca kimi duvarda, kimi yerde oturup karnını doyurmaya çalışıyor.

Zeynep Nuray Oymak dizinde yemek tepsisi, çalakaşık yemeğini yerken poz veriyor Ferdimen’e.

İlknur ile Gürel de çalakaşık bardakta çorbalarını bitirmeye çalışıyor.

Bu gün 24 Nisan, Olcay’ın doğum günü bu gün. O yüzden küçük bir çikolatalı pasta, üç mum ile yaş gününü kutluyoruz.

Yaş günü çocuğu mumları üfledikten sonra sevinçle ellerini çırparak resmi çeken Ferdimen’e dönerek poz veriyor.

ABAK Ateşini yaktık kazanda. İlk dansı da yaş günü çocuğu Olcay ve eşi Şeyma ile yaparak kutlamalar başladı. Ben de kahve takımlarımı çıkarıp bol bol kahve yaparak içenlere ikram ediyorum.

Henüz Nisan ayında olduğumuzdan akşam havalar serin oluyor. Ateş başında toplaşıp ısınmaya başladık. Delikli kazanda yanan odunların alevi hem etrafı aydınlatıyor hem de sohbetimizi ısıtıyor karanlıkta.

Eskişehir den katılan müzik Öğretmeni Burak Çardak yan flütü ile bizlere şarkılar türküler üflüyor dudaklarından. Ateşin etrafında toplananlar da türkülere eşlik ederek katılıyor.

Gitar ve yan flüt ateşe hükmederek daha çok ısı yaymasını sağlıyor. Çember giderek genişlemeye başladı.

Ferdimen beni ve ateşi bir karede resmediyor. Alevin kızıllığı yüzüme vurmuş. Ayağımın dibinde Urim Baba’nın kahvesi tabelası duruyor.

Bir tarafta gitar ve ateş,

Bir tarafta yan flüt bazen bizleri alıp uzaklara götürüyor dinlerken.

Gecenin ilerleyen saatlerine kadar  şarkılar, türküler eşliğinde güzel zaman geçirdik. Uyku kapının ardına gelmeye niyeti yok. Zaten kapı da yok ortalarda. Olan çadır kapısı ama bezden olunca sesi duyulmuyor uyku geldiğinde.

Bu gün yaptığımız yol 49 Kilometre civarı.

Aşağıda yaptığımız yolun haritası

Powered by Wikiloc